Kardeş Gemi Haczı Nedir? Başka Bir Gemiye El Koyarak Alacağınızı Tahsil Edebilir misiniz?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1369/2 uyarınca düzenlenen “Kardeş Gemi Haczı” (Sister Ship Arrest), bir deniz alacağından sorumlu olan kişiye ait olan diğer gemilerin de ihtiyati haczine imkan tanıyan istisnai bir düzenlemedir. Aşağıda, bu hükmün uygulanmasına ilişkin somut yargı kararları ve hukuki analizler yer almaktadır.

1. Kardeş Gemi Haczinin Yasal Dayanağı ve Koşulları

TTK m. 1369/2 uyarınca, hakkında deniz alacağı ileri sürülen gemi dışındaki gemilerin (kardeş gemiler) haczine iki temel koşulun varlığı halinde izin verilmektedir:

Mülkiyet ve Sorumluluk İlişkisi: İhtiyati haczin uygulandığı sırada geminin, deniz alacağından sorumlu olan kişiye ait olması.

Alacağın Doğumu Anındaki Statü: Deniz alacağı doğduğunda, borçlu kişinin alacağın doğduğu geminin maliki, kiracısı, tahsis olunanı veya taşıtanı olması.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 09.05.2024 tarihli 2024/689 Esas – 2024/801  Karar sayılı ilamında, bu iki koşulun gerçekleşmesi durumunda kardeş gemi haczinin hukuka uygun olduğu teyit edilmiştir.

2. Yakıt Alacakları Bakımından Kardeş Gemi Haczı Uygulamaları

Yakıt alacakları, TTK m. 1352/1-(l) bendi uyarınca deniz alacağı niteliğindedir. Yargı kararlarında, özellikle Rusya bayraklı gemilere sağlanan yakıtlar nedeniyle kardeş gemi haczine sıkça başvurulduğu görülmektedir:

Equasis ve Sicil Kayıtlarıyla İspat: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 13.11.2025 tarihli 2025/2019 Esas – 2025/1875  Karar sayılı kararında; Rusya bayraklı bir gemiye sağlanan yakıt alacağı nedeniyle, aynı donatana (Gidrotrans Ltd.) ait olduğu Equasis kayıtları ve bayrak devleti sicil sertifikalarıyla ispatlanan diğer gemiler üzerine ihtiyati haciz konulması hukuka uygun bulunmuştur.

Yaklaşık İspat Koşulu: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 19.09.2024 tarihli 2024/1257 Esas – 2024/1283  Karar sayılı kararında, Rus bayraklı “M/V …” gemisine sağlanan yakıt alacağı için aynı donatana ait “…” isimli geminin haczinde, Equasis kayıtlarının donatan ilişkisini ispatta yeterli olduğu ve TTK m. 1362 uyarınca yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiği vurgulanmıştır.

Benzer Kararlar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 10.07.2019 tarihli 2019/1297 Esas – 2019/975  Karar sayılı kararında da Rusya bayraklı gemiye verilen yakıt nedeniyle aynı malik donatana ait kardeş gemi üzerine haciz konulması onanmıştır.

3. Gemi Adamı Alacakları Bakımından Kardeş Gemi Haczı Uygulamaları

Gemi personeli işçilik alacakları, TTK m. 1352/1-(o) uyarınca deniz alacağıdır. Özellikle Gine bayraklı gemilerde çalışan personelin alacakları için Türkiye’de kardeş gemi haczine ilişkin çok sayıda emsal bulunmaktadır:

Donatan ve İşleten İlişkisinin Tespiti: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin 17.02.2022 tarihli 2022/267 Esas – 2022/177  Karar sayılı kararında; Gine bayraklı gemilerde çalışan personelin alacağı için aynı donatana (SONIT) ait kardeş gemi üzerine ihtiyati haciz uygulanabileceği hükme bağlanmıştır. Mahkeme, Gine Cumhuriyeti Balıkçılık Bakanlığı belgeleri ve Register belgeleriyle donatan birliğini tespit etmiştir.

Mühür ve Kaptan İmzası: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 25.04.2022 tarihli 2022/267 Esas – 2022/621  Karar sayılı kararında, deniz iş sözleşmelerinin gemi mührüyle mühürlenmiş olması ve kaptan tarafından imzalanması, donatan ile işleten arasındaki iş birliği sözleşmesiyle birlikte yaklaşık ispat için yeterli görülmüştür.

Diğer Personel Alacakları: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin 16.03.2022 tarihli 2022/265 Esas – 2022/281  Karar sayılı kararında, bir trol ustabaşısının ücret alacağı için aynı donatana ait kardeş gemi üzerine haciz konulması TTK m. 1369/2 uyarınca mümkün bulunmuştur. Benzer şekilde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 16.12.2021 tarihli 2021/2135 Esas – 2021/1607  Karar sayılı kararında gemi kaptanının alacağı için kardeş gemi haczine karar verilmiştir.

4. Diğer Deniz Alacakları ve Kardeş Gemi Haczı

Kardeş gemi haczı sadece yakıt ve işçilik alacaklarıyla sınırlı olmayıp, diğer deniz alacakları için de uygulanmaktadır:

Filo Sigorta Primleri: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 20.09.2023 tarihli 2023/1512 Esas – 2023/1397  Karar sayılı kararında, filo sorumluluk sigortası kapsamında ödenmeyen prim alacakları (TTK m. 1352/1-r) nedeniyle, filo kapsamındaki bir gemi üzerine tüm filo alacağını kapsayacak şekilde kardeş gemi haczı konulması hukuka uygun bulunmuştur.

Yük Zayiatı ve Eksik Teslim: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 23.12.2021 tarihli 2021/2175 Esas – 2021/1668  Karar sayılı kararında, petrol yükünün eksik tesliminden kaynaklanan alacaklar için, alacağın doğduğu gemiden farklı ancak aynı donatana/işletene ait Azerbaycan bayraklı bir gemi üzerine kardeş gemi haczı uygulanmıştır.

Zaman Çarteri Sözleşmeleri: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 21.11.2024 tarihli 2024/1671 Esas – 2024/1661  Karar sayılı kararında, zaman çarteri sözleşmesinden kaynaklanan deniz alacağı için Rusya bayraklı bir geminin kardeş gemi sıfatıyla haczine karar verilmiştir.

5. Usuli Değerlendirmeler ve İtirazlar

Yaklaşık İspat: TTK m. 1362 uyarınca ihtiyati haciz için tam ispat değil, yaklaşık ispat yeterlidir. Equasis kayıtları, bayrak devleti sicil belgeleri, gemi mühürlü sözleşmeler ve faturalar bu kapsamda değerlendirilmektedir (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 04.07.2025, 2025/1477-2025/1359 ).

İtiraz Nedenleri: İİK m. 265 uyarınca ihtiyati hacze itiraz nedenleri sınırlıdır. Yargı kararlarında, “sahtecilik” iddialarının veya “borcun ödenmiş olduğu”na dair karmaşık savunmaların ihtiyati haciz aşamasında değil, esas yargılama sırasında değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 03.03.2022, 2022/266-2022/256 ).

6. İkincil Kaynaklar ve Bağlamsal Bilgiler

Aşağıdaki hususlar, doğrudan kardeş gemi haczı kararı olmamakla birlikte sürece ilişkin ek bağlam sunan ikincil kaynaklar olarak değerlendirilmelidir:

Görev ve Yetki Sorunu: Yabancı bayraklı gemilerde çalışan gemi adamlarının Deniz İş Kanunu kapsamında olmadığı, bu nedenle uyuşmazlıkların İş Mahkemeleri yerine genel mahkemelerde (Asliye Hukuk veya Ticaret) görülmesi gerektiği ve bu durumun haciz taleplerinin usulden reddine yol açabildiği belirtilmiştir (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 04.04.2024, 2024/278-2024/588 ; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 12.10.2022, 2022/1568-2022/1563 ).

İspat Yetersizliği: Donatanın işleten sıfatıyla sorumlu olduğunun veya alacağın varlığının yeterince kanıtlanamadığı durumlarda kardeş gemi haczı taleplerinin reddedilebileceği vurgulanmıştır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 29.04.2015, 2015/4559-2015/6080 ).

Mülkiyet Değişimi: Gemi alacaklısı hakkının (kanuni rehin), gemi mülkiyeti değişse dahi yeni malike karşı ileri sürülebileceği, ancak bu durumun TTK m. 1369/1 çerçevesinde değerlendirildiği görülmektedir (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 12.10.2022, 2022/1568-2022/1563 ).

Sık Sorulan Sorular

Kardeş gemi haczı nedir?

Kardeş gemi haczı, deniz alacağından sorumlu olan kişiye ait başka gemilere de ihtiyati haciz uygulanabilmesini sağlayan özel bir hukuki imkandır.

Her gemiye haciz konulabilir mi?

Hayır. Haciz uygulanabilmesi için haciz anında geminin borçluya ait olması ve alacağın doğduğu anda da borçlunun ilgili gemiyle bağlantılı olması gerekir.

Hangi alacaklar için kardeş gemi haczi uygulanır?

Yakıt alacakları, gemi adamı ücretleri, bakım-onarım alacakları ve yük hasarları gibi deniz alacakları için kardeş gemi haczi mümkündür.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Kardeş gemi haczi, deniz ticaret hukukunun en teknik ve stratejik alanlarından biridir. Yanlış yapılan bir başvuru, geminin kaçmasına veya alacağın tamamen tahsil edilememesine neden olabilir. Özellikle;

Donatan (gemi sahibi) ile diğer gemiler arasındaki mülkiyet bağının doğru tespiti,

Equasis kayıtları, sicil belgeleri ve sözleşmelerle “yaklaşık ispatın” sağlanması,

Doğru limanda (İstanbul, Tuzla gibi kritik bölgelerde) hızlı şekilde başvuru yapılması,

İhtiyati haciz kararının uygulanması ve itiraz süreçlerinin yönetilmesi,

Gemi kaçmadan önce stratejik ve hızlı hareket edilmesi büyük önem taşır.

İstanbul ve Tuzla bölgesi, özellikle tersaneler ve yoğun gemi trafiği nedeniyle deniz alacağı uyuşmazlıklarının en sık yaşandığı yerlerdir. Bu nedenle sürecin, deniz ticaret hukuku uzmanı bir ekip tarafından yürütülmesi gerekir.

Tuzla merkezli 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz alacaklarının tahsili, gemi haczi ve kardeş gemi haczi süreçlerinde uzmanlaşmış olup; gemi tespiti, delil hazırlığı, mahkeme başvurusu ve tahsilat aşamalarını hızlı ve etkin şekilde yönetmektedir.

Bu alanda doğru strateji ile hareket etmek, çoğu zaman alacağın tahsil edilip edilemeyeceğini belirler. Bu yüzden sürecin başından itibaren profesyonel hukuki destek almak kritik önemdedir.

Read More

Deniz Alacaklarında Zamanaşımı Kaç Yıl? 1 Yılı Kaçırırsanız Tüm Haklarınızı Kaybeder misiniz?

1. Deniz Alacaklarında Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler

Deniz hukukundan kaynaklanan alacaklarda süreler, alacağın niteliğine göre Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve ilgili mevzuat çerçevesinde farklılık göstermektedir. Bu sürelere riayet edilmemesi, davanın esasına girilmeden reddedilmesine yol açan en temel risklerden biridir.

Navlun ve Demuraj Alacakları: TTK m. 1246 uyarınca; navlun sözleşmelerinden, konşimentodan veya gemi kira sözleşmelerinden doğan tüm alacaklar 1 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar.

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi, 30.11.2022, 2021/492-2022/688 : Demuraj alacağının 1 yıllık süreye tabi olduğu ve sürenin muacceliyetle başladığı teyit edilmiştir.

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi, 02.09.2021, 2020/122-2021/351 : Konteyner demuraj alacağında muacceliyetin “konteynerin fiili taşıyana boş iade edildiği tarih” olduğu ve bu tarihten itibaren 1 yıl içinde dava açılmamasının hak kaybına yol açtığı hükme bağlanmıştır.

Eşyanın Zıyaı, Hasarı ve Geç Teslimi: TTK m. 1188/1 uyarınca, taşıyana karşı açılacak tazminat davaları 1 yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Bu süre, eşyanın teslim edildiği veya edilmesi gereken tarihten itibaren başlar.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 28.09.2023, 2023/1346-2023/1368 : Emtia hasarı tazminatında 1 yıllık sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ve bu sürenin aşılması durumunda davanın usulden reddedileceği vurgulanmıştır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 17.03.2022, 2019/1987-2022/331 : Noter ihtarı çekilmesinin hak düşürücü süreyi kesmeyeceği, süresinde dava veya takip açılmamasının telafisi imkansız hak kaybı yarattığı belirtilmiştir.

Kurtarma ve Yardım Alacakları: Mülga 6762 sayılı TTK m. 1261/5 uyarınca bu alacaklar 2 yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak, kurtarma işinin bu amaca tahsis edilmiş gemi veya römorkörlerle yapılması durumunda farklı hukuki rejimler (TTK m. 1230/son) devreye girebilmektedir.

Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 04.07.2023, 2023/577-2023/1245 : Kurtarma alacağında zamanaşımı başlangıcının hizmetin bittiği tarih mi yoksa kurtarma tarihi mi olduğu tartışılmış; Yargıtay bozmasıyla römorkörün kurtarma işine tahsisli olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Yolcu Taşıma ve Cismani Zararlar: Deniz kazasında cismani zarara uğrayan yolcuların veya ölenlerin desteğinden yoksun kalanların açacağı tazminat davalarında zamanaşımı süresi 10 yıldır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 20.10.2014, 2014/9100-2014/15966 : Mahkemenin 1 yıllık süreyi esas alarak verdiği ret kararı, TTK m. 767 ve 1270 uyarınca 10 yıllık sürenin uygulanması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

2. Rücu Davalarında Süre Yönetimi ve Halefiyet Riski

Rücu davalarında zamanaşımı başlangıcı genellikle “ödeme tarihi” olarak kabul edilse de, sigorta şirketlerinin halefiyet yoluyla açtığı davalarda süre kısıtlamaları mevcuttur.

Sigorta Halefiyeti: Sigortacı, zarar görenin halefi sıfatıyla dava açtığında, asıl hak sahibinin tabi olduğu sürelere tabidir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 02.10.2025, 2025/1217-2025/1587 : Sigortacının TTK m. 1188/3’teki 90 günlük ek rücu süresinden yararlanamayacağı, çünkü “sorumlu tutulan kişi” değil “zarar görenin halefi” olduğu, dolayısıyla 1 yıllık standart sürenin geçerli olduğu belirtilmiştir.

Rücu Başlangıcı: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 31.10.2012, 2011/6933-2012/17014  sayılı kararında, rücu ilişkisinde zamanaşımının asıl taşıyanın üçüncü kişiye yaptığı ödeme tarihinden itibaren başlayacağını hükme bağlamıştır.

3. Usuli İşlemler ve Görevli Mahkeme Seçimi

Yanlış mahkeme seçimi veya usuli eksiklikler, zamanaşımı sürelerinin dolmasına veya davanın açılmamış sayılmasına neden olabilmektedir.

Denizcilik İhtisas Mahkemeleri: Deniz ticaretinden doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Denizcilik İhtisas Mahkemeleri (veya bu sıfatla bakan Asliye Ticaret Mahkemeleri) olup, görevsizlik kararı sonrası süresinde başvuru yapılmaması hak kaybı riskidir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 01.02.2024, 2023/1652-2024/102 : Tüketici işlemi niteliğindeki uyuşmazlıkta Ticaret Mahkemesi’nin görevsizlik kararı vermesi gerektiği, görevli mahkemeye başvurulmamasının davanın açılmamış sayılmasına yol açacağı ihtar edilmiştir.

Arabuluculuk: Ticari davalarda dava şartı olan arabuluculuk süreci zamanaşımını durdurur. Ancak sürecin bitiminden itibaren kalan sürenin doğru hesaplanması kritiktir (İstanbul BAM 13. HD, 28.09.2023, 2023/1346-2023/1368 ).

4. Delil Tespiti ve İspat Yükü

Deniz alacaklarında davanın kazanılması, teknik delillerin zamanında ve usulüne uygun toplanmasına bağlıdır.

Kritik Belgeler: Konşimentolar, deniz raporları, sörvey/eksper raporları, gemi jurnalleri (seyir defterleri), e-posta yazışmaları ve liman kayıtları temel delillerdir.

İspat Eksikliği: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi, 11.06.2024, 2023/69-2024/269  sayılı kararında, davacının zarar iddialarını somutlaştıramaması ve hangi faturanın hangi taşımaya ait olduğunu ispatlayamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Ağır Kusur İstisnası: İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi, 18.09.2019, 2017/388-2019/625  kararında, taşıyıcının ağır kusurunun bulunduğu durumlarda 1 yıllık sürenin yerine 3 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanabileceği belirtilmiştir.

5. İkincil Kaynaklar ve Analojik Değerlendirmeler

Aşağıdaki bilgiler, doğrudan deniz alacağı olmasa da benzer usuli riskleri içeren ikincil kaynaklardan derlenmiştir:

CMR ve Karayolu Taşımacılığı: Karayolu taşımacılığında (CMR) da 1 yıllık zamanaşımı süresi katı uygulanmakta olup, teslim anında hasar tutanağı tutulmaması veya süresinde bildirim yapılmaması hak kaybına yol açmaktadır (Bakırköy 8. ATM, 11.11.2025, 2025/693-2025/929 ).

Sigorta Rücu Protokolleri: Sigorta şirketleri arasındaki rücu protokollerine dayalı yazışmaların, taşıma sözleşmesinden doğan zamanaşımını her zaman kesmeyeceği, doğrudan taşıyıcıya yönelmeyen taleplerin süreyi durdurmayacağı vurgulanmıştır (İstanbul BAM 43. HD, 21.09.2023, 2020/1468-2023/866 ).

Genel Ticari Alacaklar: Alacak miktarının bilirkişi raporuyla belirlenecek olması zamanaşımı başlangıcını ertelemez; süre, muacceliyet veya fesih tarihinden itibaren işlemeye başlar (İstanbul BAM 13. HD, 07.10.2021, 2021/1559-2021/1340 ).

Sonuç: Deniz alacaklarında 1 yıllık kısa zamanaşımı ve hak düşürücü süreler kuraldır. Muacceliyet tarihinin yanlış tespiti, görevsiz mahkemede zaman kaybedilmesi veya delillerin (sörvey, jurnal vb.) zamanında ikame edilememesi, alacağın esasına girilmeden davanın reddi ile sonuçlanan telafisi güç hak kayıpları yaratmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Deniz alacaklarında zamanaşımı süresi ne kadardır?

Çoğu deniz alacağı (navlun, demuraj, yük hasarı vb.) için zamanaşımı süresi 1 yıldır ve bu süre kaçırılırsa dava reddedilir.

İhtar çekmek zamanaşımını durdurur mu?

Hayır. Noter ihtarı çekilmesi tek başına hak düşürücü süreyi durdurmaz, mutlaka dava veya icra takibi başlatılmalıdır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Deniz alacakları, süreler açısından en riskli hukuk alanlarından biridir. Yanlış süre hesabı, eksik delil veya hatalı mahkemede açılan dava, alacağın hiç incelenmeden reddedilmesine yol açabilir. Özellikle;

1 yıllık kısa zamanaşımı süresinin doğru hesaplanması,

Muacceliyet tarihinin doğru belirlenmesi,

Doğru mahkemede ve zamanında başvuru yapılması,

Gemi jurnalleri, konşimento, sörvey raporları gibi teknik delillerin hızlı toplanması hayati önem taşır.

Bu süreçte yapılacak küçük bir hata bile telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına neden olabilir. Bu nedenle deniz ticareti alanında deneyimli bir avukatla çalışmak kritik önemdedir.

İstanbul, Tuzla, Kocaeli ve Yalova limanlarında faaliyet gösteren ve deniz hukuku alanında uzmanlaşmış 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz alacağı tahsili, ihtiyati haciz ve dava süreçlerini hızlı ve etkin şekilde yöneterek haklarınızı güvence altına alır. İstanbul deniz ticaret hukuku avukatı, tuzla deniz hukuku avukatı, Gebze deniz hukuku avukatı gibi uzmanlaşmış yerel avukatlarla çalışmak her zaman daha avantajlıdır.

Read More

Gemi satıldıktan sonra eski borçlar için haciz uygulanabilir mi? Gemi Malik Değişirse İhtiyati Haciz Yapılabilir mi?

1. Malik Değişikliğinin İhtiyati Haciz Uygulanmasına Etkisi (TTK m. 1369/1-a)

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1369/1-a uyarınca, bir deniz alacağı nedeniyle geminin ihtiyaten haczedilebilmesi için alacağın doğduğu sırada geminin maliki olan kişinin, ihtiyati haczin uygulandığı sırada da borçtan sorumlu ve geminin maliki olması şartı aranmaktadır. Yargı kararları, bu iki an arasındaki malikiyet ve sorumluluk birliğini ihtiyati haczin temel şartı olarak kabul etmektedir.

Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi (26.01.2023, 2022/1530-2023/38 ): Mahkeme, deniz alacağının doğumundan sonra geminin üçüncü bir kişiye devredilmesi ve ihtiyati haciz talep tarihinde mülkiyetin değişmiş olması durumunda, yeni malik aleyhine ihtiyati haciz kararı verilemeyeceğine hükmetmiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (10.10.2024, 2024/1478-2024/1452 ): Kararda, geminin malikinin değiştiği tarihte henüz uygulanmış bir ihtiyati haciz kararı bulunmadığı durumlarda, TTK m. 1369’daki şartın gerçekleşmediği ve yeni malike ait geminin eski malikin borcu için haczinin mümkün olmadığı vurgulanmıştır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi (12.02.2020, 2020/11-2020/143 ): Geminin ihtiyati haciz tarihinde borçlu şirkete ait olmadığının tespiti üzerine, TTK m. 1369/1-a şartları oluşmadığından haciz kararı kaldırılmış ve haksız ihtiyati haciz nedeniyle tazminat sorumluluğu gündeme gelmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (15.06.2015, 2015/5570-2015/8273 ): Alacağın doğumundan sonra gerçekleşen devir ve sicil tescili nedeniyle, haciz tarihinde geminin borçluya ait olmadığı gerekçesiyle ihtiyati haciz kararının kaldırılması onanmıştır.

2. Gemi Alacaklısı Hakkı Veren Alacaklarda Malik Değişikliği (TTK m. 1320 ve 1321)

TTK m. 1320 kapsamında “gemi alacaklısı hakkı” veren alacaklar (gemi adamı ücretleri, kurtarma ücreti, liman resimleri vb.), malik değişikliğinden etkilenmeksizin gemiyi takip eden bir kanuni rehin hakkı bahşeder. Bu durumda TTK m. 1369/1-e bendi uyarınca ihtiyati haciz uygulanması mümkündür.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (02.10.2019, 2018/1255-2019/1246 ): Gemi alacağının verdiği kanuni rehin hakkının, gemiye zilyet olan herkese karşı ileri sürülebileceği, bu hakkın gemiyi sonradan iktisap eden yeni malike karşı da kullanılabileceği belirtilmiştir.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (12.10.2022, 2022/1568-2022/1563 ): Gemi alacaklısı hakkının, geminin el değiştirmesinden etkilenmeksizin her malike ve zilyede karşı ileri sürülebilmesini sağlayan “takip hakkı” verdiği, bu nedenle yeni malikin sorumlu olmadığı yönündeki itirazların reddedilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi (02.12.2021, 2018/1422-2021/1784 ): Kanuni rehin hakkının geminin maliki değişse dahi iyiniyetli malike karşı bile ileri sürülebileceği, ancak alacaklının genel haciz yoluyla takip yapması halinde bu rehin hakkından feragat etmiş sayılacağı not düşülmüştür.

3. Cebri İcra Satışının Malik Değişikliği ve Sorumluluğa Etkisi (TTK m. 1350 ve 1388)

Malik değişikliğinin cebri icra yoluyla gerçekleşmesi, gemi üzerindeki tüm takyidatları sona erdiren özel bir durumdur. Ancak bu satışın geçerliliği TTK m. 1350 uyarınca geminin satış anında bulunduğu ülke hukukuna tabidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (30.05.2018, 2018/1631-2018/4112 ): Litvanya makamlarınca yapılan cebri icra satışı sırasında geminin İzmir Limanı’nda bulunması nedeniyle, satışın Türk hukuku (lex rei sitae) bakımından geçersiz olduğu ve mülkiyetin takyidatsız olarak alıcıya geçmediği kabul edilmiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (21.10.2021, 2021/1564-2021/1285 ): Cebelitarık’ta yapılan geçerli bir cebri ihale sonucunda alıcının gemiyi tüm ayni ve şahsi haklardan ari olarak kazandığı, bu durumda gemi üzerindeki kanuni rehin haklarının sona erdiği ve yeni malikin sorumlu tutulamayacağı hükme bağlanmıştır.

4. Malik Değişikliğinin İspatı ve Sicil Kayıtlarının Önemi

Yargı mercileri, malik değişikliği iddialarında ispat yükünü itiraz eden tarafa yüklemekte ve resmi kayıtları esas almaktadır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (18.11.2021, 2021/1888-2021/1396 ): Alıcının imzasını taşımayan satış senetleri veya devrin gemi siciline işlendiğini göstermeyen muvakkat kayıt belgelerinin mülkiyet değişikliğini ispata yeterli olmadığı belirtilmiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi (17.11.2021, 2021/2073-2021/1650 ): Geminin sahiplik durumunun tespitinde “equasis.org” kayıtlarının geçerli bir delil olduğu, bu kayıtlarda malik değişikliği görünmüyorsa ihtiyati haczin devam edeceği vurgulanmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (21.01.2015, 2014/18925-2015/783 ): TTK m. 1001 uyarınca gemi devri için yazılı anlaşma ve noter onaylı imzaların gerektiği, bu belgeler sunulmadıkça malik değişikliğinin kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar karar metinlerindeki sınırlı bilgiler ışığında ek bağlam sağlamaktadır:

İkincil Kaynak (İzmir BAM 17. HD, 25.05.2023, 2023/471-2023/975 ): TTK m. 1369/1-a’nın katı şartı uyarınca, alacağın doğuşu ile haciz talebi arasında malik devri ispatlanamadığında donatanın sorumluluğunun devam ettiği kabul edilmektedir.

İkincil Kaynak (İstanbul 17. ATM, 08.12.2023, 2023/345-2023/507 ): Çıplak kira (bareboat charter) durumlarında, sicilde kayıtlı malikin gemi adamı ücretlerinden şahsen sorumlu tutulamayacağı savunulsa da, bu durumun ihtiyati haciz aşamasında TTK m. 1369/1-a ve b bentleri çerçevesinde değerlendirildiği görülmektedir.

İkincil Kaynak (Yargıtay 11. HD, 04.03.2020, 2018/3313-2020/2354 ): Yabancı bayraklı gemilerde malik değişikliğinin geçerliliği araştırılırken MÖHUK m. 2/1 uyarınca ilgili yabancı hukukun re’sen araştırılması gerektiği, aksi halde Türk hukukunun uygulanacağı belirtilmiştir.

İkincil Kaynak (Sakarya BAM 7. HD, 27.03.2024, 2024/638-2024/560 ): Yakıt alacağı gibi deniz alacaklarında, ihtiyati haciz anında gemi malikinin borçlu olup olmadığı hususunun yaklaşık ispat kuralları çerçevesinde incelendiği, esasa ilişkin itirazların ise dava aşamasında tartışılması gerektiği vurgulanmıştır.

Sık Sorular Sorular

Gemi satıldıktan sonra eski borçlar için haciz uygulanabilir mi?

Genel kural olarak hayır. TTK m. 1369/1-a gereği, gemi hem alacağın doğduğu anda hem de haciz talep edildiği anda aynı borçluya ait olmalıdır. Malik değişmişse haciz çoğu durumda mümkün değildir.

Gemi alacaklısı hakkı varsa yeni malike rağmen haciz yapılabilir mi?

Evet. Gemi alacaklısı hakkı (örneğin gemi adamı ücretleri gibi) gemiyi takip eden bir haktır. Bu durumda malik değişse bile haciz uygulanabilir.

Malik değişikliği nasıl ispat edilir ve hangi kayıtlar geçerlidir?

Gemi sicil kayıtları ve resmi belgeler esastır. Eksik veya sicile işlenmemiş devirler geçerli sayılmaz. Ayrıca Equasis kayıtları da mahkemelerce delil olarak kabul edilebilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Deniz ticaret hukuku, klasik alacak hukukundan farklı olarak uluslararası sözleşmeler, gemi sicil sistemleri, bayrak devleti hukuku ve teknik ticari uygulamalar ile iç içe geçmiş karmaşık bir alandır. Özellikle:

Malik değişikliğinin doğru zamanda ve doğru şekilde analiz edilmesi,

Hangi alacakların gemi alacaklısı hakkı doğurduğunun tespiti,

İhtiyati haciz talebinin yanlış kişiye yöneltilmemesi,

Haksız haciz nedeniyle doğabilecek tazminat risklerinin önlenmesi,

Yabancı bayraklı gemilerde uygulanacak hukukun doğru belirlenmesi, gibi kritik konular, ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Yanlış bir haciz talebi yalnızca reddedilmekle kalmaz; aynı zamanda karşı tarafın haksız ihtiyati haciz tazminatı talebiyle karşılaşmanıza neden olabilir.

Bu nedenle özellikle İstanbul, Tuzla, Kocaeli ve Yalova limanlarında yürütülen deniz alacakları süreçlerinde, alanında uzman bir deniz ticaret hukuku avukatı ile çalışmak; sürecin doğru kurgulanması, hızlı sonuç alınması ve risklerin minimize edilmesi açısından kritik öneme sahiptir.

Deniz Alacağı (Maritime claims) incele

Read More

Equasis Kayıtları Nedir? Ne İşe Yarar? (Kapsamlı ve Güncel Rehber)

Denizcilik sektöründe doğru bilgiye ulaşmak, ticari güvenlik ve hukuki risk yönetimi açısından hayati öneme sahiptir. Bu noktada Equasis, dünya ticaret filosuna ilişkin güvenlik odaklı verileri bir araya getirerek sektörde şeffaflığı sağlayan en önemli platformlardan biri olarak öne çıkar. Bu makalede Equasis kayıtlarının ne olduğu, nasıl çalıştığı ve neden kritik olduğu detaylı şekilde ele alınmaktadır.

Equasis Nedir ve Amacı Nedir?

Equasis, dünya genelindeki gemiler ve denizcilik şirketlerine ilişkin güvenlik verilerini toplamak, analiz etmek ve kamuya sunmak amacıyla oluşturulmuş uluslararası bir bilgi sistemidir. Avrupa Komisyonu ve Fransız Denizcilik İdaresi öncülüğünde geliştirilen bu platform, denizcilik sektöründe kalite ve güvenlik kültürünü artırmayı hedefler.

Equasis’in temel yaklaşımı, kullanıcılara doğrudan yorum sunmak yerine gerçek ve ham veriyi sağlayarak, gemiler ve şirketler hakkında kendi değerlendirmelerini yapmalarına imkân tanımaktır. Bu yönüyle platform, tarafsız bir veri sağlayıcı olarak konumlanır.

Equasis’in Ortaya Çıkış Süreci

Equasis’in temelleri, 1997 yılında Avrupa Komisyonu ve Birleşik Krallık tarafından başlatılan “Kaliteli Denizcilik Kampanyası”na dayanır. Bu girişim, denizcilik sektöründe güvenliği artırmak ve bilgi eksikliğini gidermek amacıyla tüm paydaşları bir araya getirmiştir.

1998 yılında Lizbon’da düzenlenen konferansta, gemilere ilişkin güvenlik bilgilerinin daha erişilebilir hale getirilmesi gerektiği konusunda mutabakat sağlanmıştır. Bunun üzerine Avrupa Komisyonu ve Fransız Denizcilik İdaresi iş birliği yaparak Equasis sistemini geliştirmiştir. Platform 17 Mayıs 2000 tarihinde aktif olarak yayına alınmıştır.

Equasis Nasıl Çalışır?

Equasis, farklı veri sağlayıcılarından gelen bilgileri tek bir platformda toplar ve kullanıcıya sunar. Bu sağlayıcılar arasında:

Kamu otoriteleri

Liman devleti denetim kuruluşları

Sınıflandırma kuruluşları

Denizcilik organizasyonları yer almaktadır.

Sistem, prensip olarak bu verileri değiştirmeden ve yorum katmadan yayınlar. Her veri parçası, kaynağına kadar izlenebilir niteliktedir. Kullanıcılar, platform üzerindeki “soru işareti” simgeleri aracılığıyla verinin hangi sağlayıcıdan geldiğini görebilir. Nasıl üye olunur.

Veri Güncelliği ve Güvenilirlik

Equasis’te yer alan veriler düzenli olarak güncellenmektedir; ancak sistem “gerçek zamanlı” bir veri akışı sağlamaz. Güncelleme sıklığı veri sağlayıcısına göre değişmekle birlikte, mevcut verilerin yaklaşık %80’i haftalık olarak güncellenmektedir.

Platform, veri doğruluğuna büyük önem verir. Kullanıcılar bir bilginin hatalı olduğunu düşünürse “Sorun Bildir” seçeneği ile bildirimde bulunabilir. Bu bildirim Equasis ekibi tarafından incelenir ve ilgili veri sağlayıcıya iletilerek gerekli düzeltmeler yapılır.

Equasis Kayıtları Neleri İçerir?

Equasis veri tabanı, gemi ve şirket bazlı oldukça kapsamlı bilgiler içerir. Bu bilgiler arasında gemi kimlik verileri, sahiplik yapısı, işletme bilgileri, liman devleti denetimleri, tutulma geçmişi, klas bilgileri, sertifikasyon durumu ve güvenlik performansı yer almaktadır.

Bu veriler, özellikle ticari karar alma süreçlerinde ve hukuki değerlendirmelerde önemli bir referans noktası oluşturur.

Equasis’e Erişim ve Kullanım Süreci

Equasis’e erişim tamamen ücretsizdir; ancak kullanıcıların sisteme giriş yapabilmesi için kayıt olmaları gerekmektedir. Kayıt sürecinde kullanıcıdan benzersiz bir e-posta adresi talep edilir ve bu adres doğrulandıktan sonra hesap aktif hale getirilir.

Her girişte kullanıcı adı ve şifre gereklidir. Şifre unutulması durumunda sistem geçici bir şifre gönderir ve bu şifrenin 24 saat içinde değiştirilmesi gerekir. Kullanıcılar ayrıca “Profilim” bölümünden hesaplarını ve kişisel verilerini silebilirler.

Veri Kullanımı ve Yasal Sınırlamalar

Equasis verileri yalnızca kullanıcıların dahili iş amaçları için kullanılabilir. Bu verilerin üçüncü kişilerle paylaşılması, ticari amaçlarla kullanılması veya toplu şekilde indirilmesi kesinlikle yasaktır.

Özellikle aşağıdaki eylemler yasak kapsamındadır:

Verilerin toplu olarak indirilmesi

Ticari kazanç amacıyla kullanılması

Robot veya otomatik sistemlerle veri çekilmesi Bu kuralların ihlali halinde kullanıcı hesapları önceden bildirim yapılmaksızın askıya alınabilir.

Hukuki Sorumluluk ve Yasal Uyarılar

Equasis ve veri sağlayıcıları, platformda yer alan bilgilerin kullanımından doğabilecek zararlardan sorumlu değildir. Her ne kadar doğru ve güvenilir veri sağlamak için azami çaba gösterilse de, eksiklik veya hata ihtimali tamamen ortadan kaldırılamaz.

Bu nedenle platformda yer alan bilgilere dayanarak alınan kararların sorumluluğu tamamen kullanıcıya aittir. Bu durum özellikle Deniz Ticaret Hukuku kapsamında değerlendirildiğinde büyük önem taşır.

Equasis’in Denizcilik Sektöründeki Rolü

Equasis, deniz taşımacılığında şeffaflığı artırarak güvenliğin gelişmesine katkı sağlar. Gemi sahipleri, sigorta şirketleri, chartererlar ve hukukçular açısından kritik bir bilgi kaynağıdır.

Platformun temel amacı:

Standart altı gemi taşımacılığını azaltmak

Deniz güvenliğini artırmak

Bilgiye dayalı karar alma süreçlerini desteklemekolarak özetlenebilir.

Sonuç

Equasis kayıtları, denizcilik sektöründe şeffaflık, güvenlik ve doğru karar alma açısından vazgeçilmez bir araçtır. Kamu ve özel kaynaklardan gelen verileri tek bir çatı altında toplayarak kullanıcıya sunması, onu küresel ölçekte benzersiz bir sistem haline getirmektedir.

Ancak unutulmamalıdır ki Equasis bir yorum veya karar mekanizması değil, bir veri platformudur. Bu nedenle elde edilen bilgilerin doğru analiz edilmesi ve özellikle hukuki süreçlerde uzman desteği ile değerlendirilmesi büyük önem taşır.

Read More

Yabancı bayraklı gemiler Türkiye’de ihtiyati haczedilebilir mi?

1. Giriş ve Hukuki Çerçeve 

Türk hukukunda yabancı bayraklı gemiler hakkında deniz alacakları nedeniyle ihtiyati haciz tesisi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve ilgili uluslararası sözleşmeler çerçevesinde düzenlenmiştir. TTK m. 1350 uyarınca, bir geminin ihtiyati haczine ilişkin bütün işlem ve tasarruflar, geminin bulunduğu ülkenin hukukuna tabidir. Bu kapsamda, Türkiye limanlarında bulunan yabancı bayraklı gemiler hakkında Türk mahkemeleri yetkili kılınmış ve TTK m. 1352’de sınırlı olarak sayılan “deniz alacakları” için ihtiyati haciz yolu öngörülmüştür.

2. Deniz Alacağı Kavramı ve İhtiyati Haciz Şartları 

TTK m. 1353/1 uyarınca, deniz alacaklarının teminat altına alınması için geminin sadece ihtiyati haczine karar verilebilir; bu alacaklar için ihtiyati tedbir yoluyla seferden men kararı verilmesi mümkün değildir (Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 16.02.2023, 2023/34-2023/257 ). Deniz alacağı niteliğinde olmayan alacaklar için gemi hakkında ihtiyati haciz kararı verilemez (Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 21.09.2023, 2023/1431-2023/1335 ).

Yaklaşık İspat: İhtiyati haciz taleplerinde tam ispat aranmayıp, alacağın varlığı ve deniz alacağı niteliğinde olduğuna dair “yaklaşık ispat” yeterlidir (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 26.05.2022, 2022/814-2022/919 ).

Gemi Adamı Ücretleri: TTK m. 1352/1-o bendi uyarınca gemi adamı ücretleri deniz alacağıdır. Yargıtay, gemi kaptanı tarafından düzenlenen maaş listeleri ve “Imo Crew List” gibi belgelerin yaklaşık ispat için yeterli olduğunu kabul etmektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 24.11.2015, 2015/12940-2015/12449 ).

Yakıt ve Malzeme Tedariki: Geminin işletilmesi için sağlanan yakıt ve malzemeler TTK m. 1352/1-l kapsamında deniz alacağıdır (Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, 27.03.2024, 2024/638-2024/560 ).

Gemi Onarımı ve Bakımı: Tersanede yapılan tamir ve tadilat işleri deniz alacağı niteliğindedir (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 01.04.2022, 2022/134-2022/586 ).

3. Yetkili Mahkeme ve Milletlerarası Yetki

 Yabancı bayraklı gemiler hakkında ihtiyati haciz kararı vermeye yetkili mahkeme, TTK m. 1355 uyarınca geminin demir attığı, yanaştığı veya kızağa alındığı yer mahkemesidir. Bu yetki kesin niteliktedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 15.07.2013, 2013/9834-2013/14699 ).

Transit Geçiş Durumu: İstanbul Liman Başkanlığı kayıtlarına göre İstanbul’da demirli bulunan yabancı bayraklı bir gemi için, transit geçiş yapıyor olsa dahi TTK m. 1355 uyarınca ihtiyati haciz kararı verilebilir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 14.01.2013, 2012/18434-2013/644 ).

Malvarlığı Bağlantısı: Gemi Türkiye’de bulunduğu takdirde, uyuşmazlık konusu malvarlığının Türkiye’de olması nedeniyle Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi kabul edilmektedir (İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, 14.02.2023, 2016/385-2023/109 ).

4. Kardeş Gemi Haczı (Sister Ship Arrest) 

TTK m. 1369/2 uyarınca, deniz alacağından sorumlu olan kişiye ait olan diğer gemilerin (kardeş gemiler) haczine imkan tanınmıştır.

Rusya bayraklı bir gemiye sağlanan yakıt alacağı nedeniyle, aynı donatana ait olduğu sicil kayıtlarıyla (Equasis vb.) ispatlanan bir diğer gemi üzerine ihtiyati haciz konulması hukuka uygun bulunmuştur (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 09.05.2024, 2024/689-2024/801 ).

Gine bayraklı gemilerde çalışan gemi adamının alacağı için aynı donatana ait kardeş gemi üzerine Türkiye’de ihtiyati haciz uygulanabilmektedir (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 17.02.2022, 2022/267-2022/177 ).

5. Malik Değişikliği ve Sorumluluk

 TTK m. 1369/1-a uyarınca, ihtiyati haczin uygulanabilmesi için deniz alacağı doğduğunda geminin maliki olan kişinin, haciz uygulandığı sırada da borçtan sorumlu ve geminin maliki olması gerekir.

Alacağın doğumundan sonra geminin üçüncü bir kişiye devredilmesi ve haciz anında mülkiyetin değişmiş olması durumunda, ihtiyati haciz kararı kaldırılabilecektir (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 26.01.2023, 2022/1530-2023/38 ).

Ancak gemi alacaklısı hakkı veren (TTK m. 1320) alacaklarda, mülkiyet değişikliği ihtiyati hacze engel teşkil etmeyebilir (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 12.10.2022, 2022/1568-2022/1563 ).

6. Teminat ve İnfaz Süreci

Teminat: Deniz alacakları için ihtiyati haciz kararı verilirken genellikle 10.000 SDR tutarında teminat aranmaktadır (TTK m. 1363). Ancak gemi adamı alacakları gibi bazı durumlarda teminatsız haciz kararı verilebildiği veya teminatın alacak miktarına göre ayarlandığı görülmektedir (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 18.03.2021, 2021/289-2021/342 ).

İnfaz: Yabancı bayraklı gemilerde ihtiyati haciz, geminin seferden men edilmesi ve icra müdürlüğünce muhafaza tedbirlerinin uygulanmasıyla infaz edilir. Sahil Güvenlik Komutanlığı’ndan yardım alınabilir (Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, 12.03.2025, 2024/350-2025/110 ).

Haczin Kaldırılması: Borçlu, TTK m. 1371 uyarınca yeterli teminat göstererek gemi üzerindeki haczi kaldırtabilir. Bu durumda haciz, yatırılan teminat üzerine kaydırılır (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 02.11.2023, 2023/1963-2023/1791 ).

7. Görevli Mahkeme Tartışmaları

 Yabancı bayraklı gemilerde çalışan gemi adamlarının hizmet akdinden doğan alacakları, 854 sayılı Deniz İş Kanunu kapsamında kalmadığı için uyuşmazlığın çözümünde Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri (Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla) arasında görev uyuşmazlıkları yaşanabilmektedir. Bazı kararlarda bu uyuşmazlıkların genel mahkemelerin görevine girdiği belirtilerek ihtiyati haciz talepleri usulden reddedilmiştir (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 07.10.2022, 2022/1575-2022/1556 ).

8. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil Kaynak Notu: Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin (25.12.2023, 2023/1216-2023/1011 ) kararında, yakıt tedariki nedeniyle yabancı bir gemiye Ünye limanında uygulanan haciz işleminin deniz ihtisas mahkemelerinin görev alanına girdiği vurgulanmıştır.

İkincil Kaynak Notu: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi (10.04.2023, 2023/604-2023/538 ), gemi satış sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda, geminin karasularından kaçma riski ve bayrak değiştirme ihtimali karşısında ihtiyati haczin yaklaşık ispatla verilebileceğini teyit etmiştir.

İkincil Kaynak Notu: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi (20.05.2025, 2025/833-2025/881 ), yabancı bayraklı gemilerin tersane bakım alacakları için Türk mahkemelerinde ihtiyati haciz prosedürünün işletilebileceğini, ancak itiraz mekanizmalarının ve feragat süreçlerinin takibinin önemini göstermektedir.

Sonuç Türkiye limanlarına gelen yabancı bayraklı gemiler, TTK m. 1352’de tanımlanan deniz alacakları (ücret, yakıt, tamir, yük hasarı vb.) için Türk mahkemelerinden alınacak ihtiyati haciz kararlarıyla seferden men edilebilir. Süreçte geminin bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkisi, yaklaşık ispat kuralı ve TTK m. 1369’daki sorumluluk şartları belirleyici unsurlardır.

Yabancı bayraklı gemiler Türkiye’de haczedilebilir mi?

Evet. Türk Ticaret Kanunu’na göre, Türkiye limanlarında bulunan yabancı bayraklı gemiler hakkında deniz alacakları için ihtiyati haciz kararı alınabilir.

Hangi alacaklar “deniz alacağı” sayılır?

Gemi adamı ücretleri, yakıt tedariki, gemi bakım-onarım alacakları ve yük hasarları gibi alacaklar deniz alacağı kapsamında değerlendirilir.

Gemi haczi için kesin ispat gerekir mi?

Hayır. İhtiyati haciz taleplerinde “yaklaşık ispat” yeterlidir. Bu durum alacaklıya hızlı hareket etme imkanı sağlar.

Gemi başka limana kaçarsa ne olur?

Gemi Türkiye limanındayken hızlı hareket edilmesi gerekir. Aksi halde gemi limanı terk ederse tahsil süreci zorlaşabilir.

Aynı şirkete ait başka gemiler de haczedilebilir mi?

Evet. “Kardeş gemi haczi” kapsamında, aynı donatana ait diğer gemilere de haciz uygulanabilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

İstanbul, Tuzla, Kocaeli ve Yalova Limanlarında Deniz Alacağı Tahsili (Maritime Claims Across Tuzla, Kocaeli and Yalova)

Tuzla Tersaneler Bölgesi, Kocaeli İzmit Körfezi limanları ve Yalova/Altınova tersaneleri, Türkiye’nin en yoğun gemi inşa ve bakım merkezleri arasında yer almakta olup bu bölgelerde deniz alacağı uyuşmazlıkları sıkça görülmektedir. Gemi bakım-onarım alacakları, tersane sözleşmeleri, yakıt tedarik alacakları ve gemi işletmesinden doğan ticari uyuşmazlıklar bu bölgelerde yoğunlaşmaktadır.

Deniz alacağı tahsili süreci, hızlı hareket edilmesi gereken ve teknik bilgi gerektiren bir alandır. Gemi tespiti, doğru limanda başvuru, ihtiyati haciz kararı alınması, teminat süreçleri ve haczin uygulanması gibi aşamalar ciddi uzmanlık gerektirir.

Tuzla merkezli 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul, Tuzla, Kocaeli ve Yalova limanlarında gemi tespiti, delil hazırlığı, mahkeme başvurusu ve tahsilat süreçlerini hızlı ve etkin şekilde yürütmektedir. Bu nedenle sürecin başından itibaren uzman destek almak, alacağın güvence altına alınması açısından kritik öneme sahiptir.

Read More

Gemi İhtiyati Haczi Sürecinde Sigorta Şirketlerinin Rolü Nedir? Borç Ödenir mi, Teminat mı Verilir?

Bu çalışma, gemilerin ihtiyati haczi sürecinde sigorta şirketlerinin sürece nasıl müdahale ettiği ve borcu doğrudan ödeyip ödeyemeyeceği hususlarını, sunulan yargı kararları çerçevesinde incelemektedir.

1. Geminin İhtiyati Haczi Sürecinde Sigorta Şirketlerinin Müdahalesi

Gemilerin ihtiyati haczi sürecinde borçlu donatan lehine devreye giren sigorta şirketlerinin (örneğin kulüp sigortası/P&I) müdahalesi, incelenen temel kararlara göre borcun doğrudan ödenmesi şeklinde değil, Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1371. ve 1372. maddeleri uyarınca teminat mektubu sunulması yoluyla gerçekleşmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 13.06.2016 tarihli, 2016/6225 E. ve 2016/6550  K. sayılı kararında ve bu karara atıf yapan İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 24.12.2019 tarihli, 2015/669 E. ve 2019/516  K. sayılı kararında; geminin ihtiyati haczi sürecinde müvekkil şirketin kulüp sigortası tarafından armatöre 101.010 USD meblağlı bir teminat mektubu ibraz edildiği ve bu mektubun alacaklıya teslim edildiği görülmektedir. Yargıtay, TTK’nın 1371 ve 1372. maddeleri gereğince taraflarca anlaşılarak sunulan bu teminatı yeterli kabul etmiş ve ihtiyati haczin kaldırılmasını onamıştır.

Borcun Ödenmesi Hususu: İlgili kararlarda, sigorta şirketlerinin doğrudan borcu ödeme yetkisine veya borcu nakden ödeyerek haczi kaldırdıklarına dair ayrı bir hüküm, bilgi veya ayrıntılı analiz yer almamaktadır. Süreç, teminat mektubunun dosyaya sunulması ile sonuçlandırılmıştır. Yargıtay gerekçesinde yalnızca, ihtiyati haciz talep eden alacaklı sigorta şirketinin (TTK 1472. maddesi gereğince halefiyetle) sunulan bu teminattan borç ödeme amacıyla yararlanabileceği vurgulanmıştır.

2. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlam ve Değerlendirmeler

Sunulan ikincil bilgi sağlayan kararlar, gemi hacizlerinde sigorta şirketlerinin doğrudan borç ödemesine ilişkin spesifik bir deniz hukuku kuralı sunmamakla birlikte, sigorta şirketlerinin ihtiyati haciz süreçlerindeki farklı müdahale türlerine (alacaklı sıfatıyla müdahale, itiraz hakkı ve genel uyuşmazlıklarda ödeme) ilişkin şu ek bağlamları sağlamaktadır:

A. Sigorta Şirketlerinin Alacaklı (Halef) Sıfatıyla Müdahalesi

 Sigorta şirketleri, ihtiyati haciz sürecine sıklıkla borçlu lehine değil, sigortalısına ödediği tazminat nedeniyle halefiyet hakkı kazanarak doğrudan alacaklı sıfatıyla müdahil olmaktadır.

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 23.11.2015 tarihli, 2015/54 E. ve 2015/449  K. sayılı kararında, yük alıcısının sigortacısının tazminat ödeyerek halefiyet kazandığı ve deniz alacaklısı sıfatıyla Fransa’da gemiyi ihtiyaten haczettirdiği görülmektedir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 06.02.2020 tarihli, 2020/117 E. ve 2020/154  K. sayılı kararında, yük hasarını ödeyen sigorta şirketinin TTK md. 1352/1-h uyarınca rücuen deniz alacağı talebiyle gemiye haciz istediği, mahkemenin halefiyeti kabul ettiği ancak yaklaşık ispat sağlanamadığından haczi reddettiği belirtilmiştir.

Ayrıca sigorta şirketleri, ödenmemiş filo sorumluluk sigortası primleri (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 20.09.2023, 2023/1512 E., 2023/1397  K.) veya mali mesuliyet sigorta prim alacakları (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 16.02.2017, 2016/1747 E., 2017/873  K.) için de doğrudan alacaklı olarak gemilerin haczini talep edebilmektedir.

B. Sigorta Tazminatının Hacze Konu Olması

 İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin 07.11.2024 tarihli, 2024/1636 E. ve 2024/1624  K. sayılı kararında, bir P&I kulüp sigortacısının, enkaz kaldırma masrafları alacağını teminat altına almak için, geminin tekne-makine sigortacısı tarafından donatana ödenecek olan “tam ziya sigorta tazminatı” üzerine ihtiyati haciz talep ettiği görülmektedir. Davalı taraf TTK m.1321/2 uyarınca sigorta tazminatının rehin kapsamında olmadığını savunmuş olsa da, bu durum sigorta şirketlerinin ödeyeceği tazminatların üçüncü kişilerdeki hak/alacak haczi kapsamında dolaylı olarak sürece dahil olabildiğini göstermektedir.

C. Borcun Doğrudan Ödenmesi ve Hacze İtiraz (Gemi Dışı Genel Uyuşmazlıklar) 

Gemi hacizlerine ilişkin kararlarda sigorta şirketinin borcu nakden ödediğine dair bir örnek bulunmamasına karşın, genel ticari ve trafik uyuşmazlıklarına ilişkin ikincil kararlarda sigorta şirketlerinin borcu ödeyerek veya itiraz ederek sürece müdahale ettiği görülmektedir:

Borcu Ödeyerek Haczi Kaldırma: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 04.11.2024 tarihli, 2024/2996 E. ve 2024/2370  K. sayılı kararında, genel bir ihtiyati haciz talebinde ilamın müşterek borçlusu olan sigorta şirketinin icra dosyasına 923.231,20 TL ödeme yaparak kendi yönünden haczin fekkini talep ettiği görülmektedir. Benzer şekilde Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 19.01.2016 tarihli, 2015/17708 E. ve 2016/584  K. sayılı kararında, trafik kazası poliçesi kapsamında borçlu kılınan sigorta şirketinin borcu icra dosyasına yatırması üzerine hacze itirazın konusuz kaldığına hükmedilmiştir. Bu kararlar, sigorta şirketlerinin poliçe sorumluluğu kapsamında borcu doğrudan ödeyerek haczi sonlandırabildiğini göstermektedir.

Devlet Denetimi Savunmasıyla İtiraz: Sigorta şirketleri, kendi malvarlıklarına konulan ihtiyati hacizlere karşı, devlet (SEDDK/Hazine) denetimine tabi, güvenilir anonim şirketler olduklarını ve mal kaçırma ihtimallerinin bulunmadığını savunarak itiraz etmektedir. Mahkemeler sıklıkla bu itirazları kabul ederek sigorta şirketleri yönünden ihtiyati hacizleri kaldırmaktadır (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, 19.12.2023, 2022/526 E., 2023/2439  K.İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, 16.05.2025, 2025/548 E., 2025/808  K.Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, 28.12.2023, 2023/1804 E., 2023/1417  K.).

Sonuç İncelenen yargı kararları ışığında; geminin ihtiyati haczi sürecinde borçlu donatanın sigortacısının sürece müdahalesi, borcun doğrudan nakden ödenmesi şeklinde değil, TTK m. 1371-1372 kapsamında alacaklıya yeterli teminat mektubu sunulması ve haczin bu teminat üzerine kaydırılması şeklinde gerçekleşmektedir. Deniz hukukuna özgü kararlarda sigorta şirketinin borcu doğrudan ödeme yetkisine veya prosedürüne dair açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak ikincil kaynak niteliğindeki genel hukuk kararları, sigorta şirketlerinin poliçe limitleri dahilinde icra dosyasına doğrudan ödeme yaparak haczi fekketme imkanına fiilen sahip olduklarını göstermektedir. Ayrıca sigorta şirketleri, ödedikleri tazminatlar veya prim alacakları için sıklıkla “alacaklı” sıfatıyla ihtiyati haciz talep eden taraf olarak da sürece aktif müdahalede bulunmaktadırlar.

Sigorta şirketi gemi ihtiyati haczinde borcu doğrudan ödeyebilir mi?

Hayır. Yargı kararlarına göre sigorta şirketleri deniz ticaret hukukuna özgü ihtiyati haciz süreçlerinde borcu doğrudan ödeme yoluna gitmez; bunun yerine Türk Ticaret Kanunu m. 1371-1372 kapsamında teminat mektubu sunarak haczin kaldırılmasını sağlar.

P&I (kulüp) sigortası gemi haczini nasıl kaldırır?

P&I sigortası genellikle alacaklıya kabul edilebilir bir teminat mektubu sunar. Bu teminat yeterli görülürse mahkeme ihtiyati haczi kaldırır ve haciz teminat üzerine kaydırılır.

Sigorta şirketi hangi durumlarda alacaklı olarak haciz talep eder?

Sigorta şirketi, sigortalıya ödediği tazminat sonrası halefiyet kazanarak deniz alacaklısı sıfatıyla gemi üzerinde ihtiyati haciz talep edebilir. Ayrıca prim alacakları için de doğrudan haciz yoluna başvurabilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Deniz ticareti hukuku, klasik icra ve ticaret hukukundan farklı olarak teknik ve uluslararası boyutu olan özel bir alandır. Gemi ihtiyati haczi süreçlerinde;

TTK’nın 1350 ve devamı maddelerinin doğru uygulanması,

Teminatın yeterliliğinin hukuken doğru değerlendirilmesi,

Sigorta şirketinin rolünün doğru konumlandırılması (borçlu mu, teminat sağlayıcı mı, alacaklı mı),

Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatlarının doğru yorumlanması,

Uluslararası deniz alacakları ve yetki kurallarının dikkate alınması büyük önem taşır.

Bu süreçte yapılacak en küçük hukuki hata, haczin kaldırılmasına, teminatın yetersiz sayılmasına veya alacağın tahsil edilememesine yol açabilir. Bu nedenle özellikle İstanbul deniz ticaret avukatı veya Tuzla deniz ticaret avukatı desteği almak, hak kayıplarını önlemek açısından kritik önemdedir.

Alanında uzman bir tuzla avukat ile çalışmak; hem alacaklı hem de donatan açısından sürecin stratejik ve hızlı yönetilmesini sağlar. Bu noktada, deniz ticareti ve ihtiyati haciz süreçlerinde tecrübeli 2M Hukuk Avukatlık Bürosu gibi uzman hukuk bürolarından destek alınması, sürecin güvenli şekilde yürütülmesini sağlayacaktır.

Read More

Alım Satımlarda Kapora (Pey Akçesi veya Bağlanma Parası) nedir ve iade edilir mi?

1. Bağlanma Parasının Tanımı ve Hukuki Niteliği 

Yargı kararlarına göre bağlanma parası (pey akçesi), 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 177. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca, sözleşme yapılırken bir kimsenin vermiş olduğu bir miktar para, cayma parası olarak değil, sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır. Uygulamada “kapora” olarak da adlandırılan bu paranın temel fonksiyonları şunlardır:

İspat Fonksiyonu: Sözleşmenin kurulduğuna dair delil teşkil eder.

Kısmi İfa: Aksine bir sözleşme veya yerel adet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür.

Teminat Fonksiyonu: Sözleşmenin ifa edilmemesi durumunda bir nevi teminat işlevi görür.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında, sözleşme kurulurken verilen paranın ne amaçla verildiği açıkça anlaşılamıyorsa, bunun “bağlanma parası” olduğunun karine olarak kabul edileceği vurgulanmıştır. Bu paranın “cayma parası” (TBK m. 178) sayılabilmesi için tarafların bu hususu açıkça kararlaştırmış olmaları veya paranın cayma tazminatı olduğunun ispat edilmesi gerekir. Aksi takdirde yasa gereği bağlanma parası kabul edilir.

2. Kapora/ Bağlanma Parasının Geçerlilik Şartları 

Bağlanma parasının geçerliliği, asıl sözleşmenin geçerliliğine bağlıdır. Kararlarda şu hususlar öne çıkmaktadır:

Fer’i Nitelik: Bağlanma parası, asıl alacağa bağlı fer’i (yan) bir haktır. Bu nedenle asıl sözleşme geçersizse, bağlanma parası anlaşması da geçersiz olur.Şekil Şartı: Bağlanma parasının kararlaştırılması için kanunda özel bir şekil şartı öngörülmemiştir. Ancak, asıl sözleşme resmi şekil şartına tabi ise (örneğin taşınmaz satışı veya noter huzurunda yapılması gereken araç satışı) ve bu şarta uyulmadan harici bir sözleşme yapılmışsa, sözleşme geçersiz sayılacağından bağlanma parası da hukuki dayanaktan yoksun kalır.

Sözleşmenin Kurulması: Bağlanma parası, sözleşme görüşmelerinin bittiği ve sözleşmenin kurulduğu aşamada verilir. Sözleşmenin esaslı unsurlarında (örneğin mal bedeli) anlaşma sağlanamamışsa sözleşme kurulmamış sayılır ve verilen para iadeye tabi olur.

3. Bağlanma Parasının İade Şartları 

Yargı kararları, bağlanma parasının iadesini sözleşmenin geçerliliği ve ifa durumuna göre farklı kategorilerde değerlendirmiştir:

A. Sözleşmenin Geçersizliği veya Kurulmaması Durumunda

Sebepsiz Zenginleşme: Sözleşme, şekil eksikliği (noterde yapılmayan araç veya taşınmaz satışı gibi), butlan veya iptal gibi nedenlerle geçersiz hale gelirse, parayı alan taraf “sebepsiz zenginleşme” hükümleri (TBK m. 77-82) uyarınca aldığı parayı iade etmekle yükümlüdür.

Kusur ve Şartlar: Geçersiz sözleşmelerde, taraflar sadece verdiklerini geri isteme hakkına sahiptir. Sözleşmede “vazgeçme halinde para iade edilmez” gibi hükümler bulunsa dahi, sözleşme geçersiz olduğu için bu hükümler bağlayıcı değildir ve para iade edilmelidir.

B. Sözleşmenin İfa Edilmemesi veya Feshi Durumunda

Satıcının Kusuru: Satıcı edimini yerine getirmezse (örneğin malı teslim etmezse), aldığı bağlanma parasını faiziyle birlikte iade etmek zorundadır.

Alıcının Kusuru ve Satıcının Zararı (TBK m. 236): Alıcı sözleşmeden haksız yere dönerse veya temerrüde düşerse, satıcı TBK’nın 236. maddesi uyarınca uğradığı zararı ispat etmek koşuluyla, bu zararı bağlanma parasından mahsup edebilir.

Eğer satıcının ispatladığı zarar, bağlanma parasından az ise, kalan miktar alıcıya iade edilir.

Satıcı zararını ispatlayamazsa, bağlanma parasının tamamını iade etmek zorundadır.

Sözleşmesel Hükümler: Geçerli bir sözleşmede, alıcının cayması halinde ödemenin iade edilmeyeceğine dair açık bir hüküm varsa (örneğin proforma faturada belirtilmişse), mahkemeler bu hükmün bağlayıcı olduğunu ve iadenin mümkün olmayabileceğini değerlendirmiştir. Ancak bu durum, paranın “cayma parası” olarak nitelendirilip nitelendirilmediğine göre değişebilir.

C. Cayma Parası Ayrımı Eğer verilen para açıkça “cayma parası” (TBK m. 178) olarak kararlaştırılmışsa iade rejimi değişir:

Parayı veren cayarsa, verdiği parayı bırakır (iade alamaz).

Parayı alan cayarsa, aldığının iki katını geri verir. Ancak kararlarda, paranın cayma parası olduğunun ispatlanamadığı durumlarda “bağlanma parası” olarak kabul edildiği ve yukarıdaki genel iade kurallarının (zarar mahsubu veya sebepsiz zenginleşme) uygulandığı görülmektedir.

4. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bulgular 

Bu bölümde yer alan bilgiler, karar metinlerinde sınırlı bağlamda sunulan veya dolaylı bilgi sağlayan ikincil kaynak niteliğindeki yanıtlara dayanmaktadır:

İspat Zorluğu: E-ticaret veya sosyal medya üzerinden yapılan alımlarda gönderilen paranın “kapora” olduğunun ispatı, dekont açıklamalarının netliğine ve tarafların kimlik tespitine bağlıdır. Yeterli delil (açık dekont, yazışma) sunulamazsa ihtiyati haciz gibi talepler reddedilebilir (İstanbul BAM 13. HD).

Denkleştirici Adalet: Geçersiz taşınmaz satışlarında iade yapılırken, paranın ödendiği tarih ile iade tarihi arasındaki alım gücü kaybının “denkleştirici adalet ilkesi” gereği dikkate alınması gerektiği, sadece nominal bedelin iadesinin yeterli olmayabileceği yönünde Yargıtay yaklaşımları mevcuttur (Yargıtay 13. HD).

Ticari Satışlarda Mahsup: Ticari satışlarda sözleşmeden dönülmesi halinde, satıcının navlun, depolama veya numune üretimi gibi masraflarını bağlanma parasından mahsup edebileceği, ancak bu zararların somut delillerle kanıtlanması gerektiği belirtilmiştir (İstanbul Anadolu 7. ATM, İstanbul BAM 13. HD).

Sıkça Sorulan Sorular

Kapora ile cayma parası aynı şey midir?

Hayır. Kapora (bağlanma parası), sözleşmenin kurulduğunu gösteren ve genellikle ana borçtan düşülen bir bedeldir. Cayma parası ise taraflara sözleşmeden dönme hakkı verir. Bu ayrım açıkça kararlaştırılmamışsa verilen para kural olarak bağlanma parası sayılır

Kapora hangi durumlarda iade edilir?

Sözleşme hiç kurulmamışsa, geçersizse veya satıcı yükümlülüğünü yerine getirmezse kapora iade edilir. Ayrıca satıcı zararını ispat edemezse yine kaporanın tamamı geri alınabilir.

Alıcı vazgeçerse kapora yanar mı?

Her durumda yanmaz. Eğer kapora bağlanma parası niteliğindeyse, satıcı ancak uğradığı zararı ispat ederse bu bedeli mahsup edebilir. Zarar ispat edilemezse kapora iade edilir.

Yazılı sözleşme olmadan verilen kapora geri alınabilir mi?

Evet, ancak ispat sorunu yaşanabilir. Banka dekontu, mesajlaşmalar ve diğer delillerle ödemenin kapora olduğu kanıtlanmalıdır. Aksi halde hak talebi zorlaşabilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Kapora (pey akçesi) uygulaması, uygulamada en fazla uyuşmazlık çıkan alanlardan biridir. Özellikle sözleşmenin niteliğinin doğru belirlenmemesi (bağlanma parası mı, cayma parası mı), tarafların hak ve yükümlülüklerinin açık yazılmaması ve ispat sorunları ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Bu noktada İstanbul avukat, Tuzla avukat, Gebze avukat, Pendik avukat ve Çayırova avukat desteği almak; sürecin doğru yönetilmesi açısından büyük önem taşır.

Profesyonel destek sayesinde;

Kaporanın hukuki niteliği doğru belirlenir

Sözleşmeler açık ve Yargıtay içtihatlarına uygun hazırlanır

İade ve zarar hesaplamaları doğru yapılır

İspat yükü güçlü delillerle desteklenir

Olası dava süreçleri önceden engellenir. Özellikle 2M Hukuk Avukatlık Ofisi gibi bu alanda deneyimli bir ekipten destek almak, hem maddi kayıpların önüne geçilmesini hem de sürecin hızlı ve güvenli şekilde sonuçlanmasını sağlar.

Read More

Yükleme ve Boşaltmada Zarar Gören Yükten Kim Sorumlu? Taşıyanın Hukuki Sorumluluğu Nedir?

Gemi Ambarına Su Girdi, Yük Zarar Gördü: Taşıyan mı, Liman mı Sorumlu? Sintine Sızıntısı Nedeniyle Yük Hasarı: Deniz Alacağı Sayılır mı, Kimden Talep Edilir?

1. Hukuki Nitelendirme: Deniz Alacağı Kavramı 

Yükleme ve boşaltma süreçlerinde emtianın ıslanması veya ambar sintine kuyularından su sızması sonucu zarar görmesi, Türk Ticaret Kanunu (TTK) çerçevesinde açıkça bir “deniz alacağı” olarak nitelendirilmektedir. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2024/308 E. K) ve İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/891 E.  kararlarında belirtildiği üzere; TTK m. 1352/1-h bendi uyarınca “gemide taşınan eşyaya gelen veya bu eşyaya ilişkin zıya veya hasar”dan doğan istemler deniz alacağıdır. Bu kapsam, sadece seyir halini değil, yükleme ve boşaltma gibi liman hizmetlerini de içermektedir.

2. Taşıyanın Özen Borcu ve Sorumluluğun Esasları 

Taşıyanın sorumluluğu, TTK m. 1178 (mülga TTK m. 1061) uyarınca eşyanın yükletilmesi, istifi, taşınması, korunması ve boşaltılmasında “tedbirli bir taşıyandan beklenen dikkat ve özeni gösterme” yükümlülüğüne dayanır.

Sorumluluk Süresi: Taşıyan, eşyayı teslim aldığı andan teslim ettiği ana kadar geçen sürede meydana gelen zıya ve hasardan sorumludur.

Gemi ve Yüke Elverişlilik: TTK m. 1141 uyarınca taşıyan, geminin denize, yola ve yüke elverişli olmasını (ambarların, soğutma sistemlerinin ve yük taşınan diğer kısımların yeterliliğini) sağlamakla yükümlüdür. Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi (2019/628 E. K) kararında, ambar balast kapaklarının su sızdırması “yüke elverişsizlik” ve özen borcu ihlali olarak kabul edilmiştir.

3. Somut Olay Analizleri ve Sorumluluk Senaryoları

Sintine ve Balast Operasyonu Hataları: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2020/77 E. K) dosyasında, gemi personelinin hatalı balast operasyonu sonucu suyun yanlışlıkla sintine kuyularından ambar içine alınması neticesinde dökme emtianın ıslanması, taşıyanın adamlarının kusuru olarak değerlendirilmiş ve taşıyan sorumlu tutulmuştur. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/77 E., 2021/421 K. sayılı kararına konu olayda; dökme emtianın tahliyesi sırasında gemi personelinin hatalı balast operasyonu nedeniyle deniz suyunun sintine kuyularından ambar içine basılması sonucu yükün bir kısmının ıslanarak zarar gördüğü, bilirkişi raporuyla hasarın taşıyanın hakimiyet alanında ve adamlarının kusuruyla meydana geldiğinin tespit edildiği, bu nedenle taşıyanın Türk Ticaret Kanunu m. 1178 vd. uyarınca yüke özen borcunu ihlal ettiği kabul edilmiştir. Mahkeme ayrıca, zararı karşılayan sigorta şirketinin TTK m. 1472 gereğince sigortalıya halef olarak taşıyana rücu edebileceğine hükmetmiş ve davayı kısmen kabul ederek taşıyanın tazminat sorumluluğunu teyit etmiştir.Benzer şekilde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2013/5116 E. ), balast tankı borularından su sızmasını taşıyanın sorumluluğunda görmüştür.

Tahliye Sırasındaki Kusurlar: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/376 E. K) kararında, cam emtiasının tahliyesi sırasında liman işçilerinin dikkatsiz elleçlemesi sonucu oluşan hasarda, liman işletmecisi haksız fiil (TBK m. 49) uyarınca sorumlu tutulmuştur. Ancak taşıyanın nezaret yükümlülüğü (TTK m. 1091) saklıdır. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/376 E., 2023/436 K. sayılı kararına konu olayda; cam emtiasının gemiden tahliyesi sırasında liman işçilerinin dikkatsiz ve özensiz elleçlemesi sonucu hasar meydana geldiği, bilirkişi raporuyla hasarın taşıma sırasında değil tahliye aşamasında ve liman operasyonundan kaynaklandığının tespit edildiği anlaşılmıştır. Mahkeme, gemi kaptanının tahliye sürecinde gerekli gözetim ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirdiğini, bu nedenle taşıyanın TTK m. 1178 kapsamında sorumluluğuna gidilemeyeceğini, buna karşılık zararın liman işletmesi çalışanlarının kusurlu fiillerinden kaynaklanması sebebiyle TBK m. 49 uyarınca liman işletmesinin sorumlu olduğunu kabul etmiş ve sigortacının halefiyet yoluyla açtığı davayı bu kapsamda kısmen kabul etmiştir.

Konteyner ve Ambar Kapakları Kusurları: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/366 E. K) kararında, gemi ambarına giren deniz suyunun konteyner kapısındaki hasarlı bölgeden içeri sızması sonucu oluşan hasardan taşıyan sorumlu tutulmuştur. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/366 E., 2023/440 K. sayılı kararına konu olayda; konteyner içinde taşınan emtianın teslim sonrası açıldığında deniz suyuna maruz kalmak suretiyle ıslandığı, yapılan teknik incelemelerde konteynerde yapısal hasar bulunduğu ve gemi operasyonu sırasında ambar içine giren tuzlu suyun bu hasarlı bölgeden konteyner içine sızarak yükte zarara yol açtığı tespit edilmiştir. Mahkeme, hasarın deniz taşıması sırasında ve taşıyanın hakimiyet alanında meydana geldiğini, süresinde hasar ihbarı yapıldığını ve taşıyanların kusursuzluklarını ispat edemediklerini belirterek TTK m. 1178 ve ilgili hükümler uyarınca taşıyanların sorumlu olduğuna hükmetmiş, sigortacının halefiyet yoluyla açtığı davayı kabul ederek icra takibinin devamına karar vermiştir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2015/12971 E. Kaynak) ise ambar kapaklarına gerekli sızdırmazlık bandı (ramneck) uygulanmamasını donatanın sorumluluğu için yeterli görmüştür. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2015/12971 E., 2017/240 K. sayılı kararına konu olayda; deniz yoluyla taşınan çelik emtianın tahliye sırasında deniz suyuna maruz kalarak zarar görmesi üzerine sigortacı tarafından ödenen tazminatın rücuen tahsili talep edilmiş, ilk derece mahkemesince donatanın ambar kapaklarına gerekli sızdırmazlık (ramneck) uygulamasını yapmaması nedeniyle sorumlu olduğu kabul edilmiştir. Ancak Yargıtay, konşimentoda çarter partiye atıf yapılarak tahkim şartının taşıma ilişkisine dahil edildiğini belirterek, uyuşmazlığın mahkemede değil tahkim yoluyla çözülmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuş ve tahkim itirazının reddinin hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir.

4. Sorumlu Taraflar ve Husumet

Taşıyan ve Donatan: Zarardan kural olarak akdi taşıyan, fiili taşıyan ve donatan müteselsilen sorumludur (TTK m. 1191).

Acentenin Durumu: TTK m. 105 uyarınca acenteye karşı asıl taşıyıcıya izafeten dava açılabilir; ancak davanın doğrudan acentenin kendi tüzel kişiliğine yöneltilmesi durumunda pasif husumet yokluğu nedeniyle ret kararları verilebilmektedir (BAM İstanbul 13. HD, 2025/796 E. K; İzmir 5. ATM, 2017/1326 E. Kk).İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 2025/796 E., 2025/813 K. sayılı kararına konu olayda; deniz yoluyla taşınan emtianın ıslanarak zarar gördüğü iddiasıyla sigortacı tarafından başlatılan icra takibine itirazın iptali talep edilmiş, ancak davanın yanlış hasma yöneltildiği tespit edilmiştir. Mahkeme, davalının taşıyan veya taşıyan acentesi sıfatını haiz olmadığını, yalnızca konişmentoda “irtibat kurulacak acente” olarak yer aldığını ve bu nedenle pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını belirterek davanın reddine karar vermiş; istinaf incelemesinde de, acenteye karşı dava açılabilmesi için davanın taşıyana izafeten yöneltilmesi gerektiği, ayrıca itirazın iptali davasının icra takibine sıkı sıkıya bağlı olması nedeniyle sonradan taraf değişikliği yapılamayacağı gerekçeleriyle ilk derece mahkemesi kararı yerinde bulunarak istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.

İstisnalar (FIO/FIOS Şartları): Sözleşmede “FIO” (Free In and Out) şartı varsa, yükleme ve boşaltma sorumluluğu yük ilgilisine geçebilir. Ancak bu durum kaptanın denizcilik kuralları çerçevesindeki genel nezaret yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaz.

5. Dava Türleri, Görev ve Yetki

Dava Türleri: Sigorta şirketleri tarafından halefiyet ilkesine (TTK m. 1472) dayanarak açılan “Rücuen Tazminat” veya icra takibine itiraz durumunda “İtirazın İptali” davaları en yaygın somut örneklerdir.

Görevli Mahkeme: Bu davalar “Denizcilik İhtisas Mahkemesi” sıfatıyla Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülür. İstanbul’da bu görev münhasıran İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi‘ne verilmiştir.

Hak Düşürücü Süre: TTK m. 1188 uyarınca, eşyanın tesliminden itibaren 1 yıl içinde dava açılmalıdır. Rücu davalarında bu süreye ek olarak belirli şartlarla 90 günlük ek süre tanınabilmektedir.

İspat Yükü ve İhbar: TTK m. 1185 uyarınca hasarın teslim anında veya (gizli hasarsa) en geç 3 gün içinde taşıyana bildirilmesi gerekir. Süresinde ihbar yapılmaması, eşyanın hasarsız teslim edildiğine dair karine oluşturur ve ispat yükünü davacıya (yük ilgilisine) yükler (İstanbul 17. ATM, 2023/192 E. K).İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/192 E., 2024/278 K. sayılı kararına konu olayda; konteyner içinde taşınan pirinç emtiasının teslim sonrası alıcı deposunda ıslak ve küflenmiş halde tespit edilmesi üzerine sigortacı tarafından ödenen tazminatın rücuen tahsili talep edilmiş, ancak yapılan yargılama ve bilirkişi incelemesi sonucunda hasarın deniz taşıması sırasında ve taşıyanın hakimiyet alanında meydana geldiğinin ispatlanamadığı anlaşılmıştır. Mahkeme ayrıca, süresinde ve usulüne uygun hasar ihbarı yapılmadığını, konteynerin yükleme ve istif işlemlerinin “shipper’s load and count” kaydı gereği yükleten tarafından gerçekleştirildiğini ve hasarın hangi aşamada oluştuğunun belirlenemediğini dikkate alarak TTK m. 1178 kapsamında taşıyanın sorumluluğuna gidilemeyeceğine hükmetmiş ve davanın reddine karar vermiştir.

6. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, deniz taşımacılığı dışındaki benzer süreçlere ışık tutmaktadır:

Karayolu Taşımacılığı: İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi (2023/307 E. K) ve Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2021/657 E. K) kararlarında, soğuk zincir kırılması veya hatalı yükleme gibi durumlar TTK’nın karayolu hükümleri (m. 875 vd.) ve CMR Konvansiyonu çerçevesinde incelenmiştir. Bu kararlarda “deniz alacağı” nitelemesi yapılmamakta, genel taşıma hukuku ilkeleri uygulanmaktadır.

Liman Sahası Hasarları: Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/807 E. K) kararında, yükleme öncesi liman sahasında devrilen konteyner hasarında, liman işletmecisinin taşıyanın “yardımcı şahsı” sıfatıyla sorumluluğu tartışılmıştır.

Uluslararası Yetki: BAM İstanbul 43. HD (2021/1507 E. K) ve Yargıtay 11. HD (2022/1904 E. ) kararlarında, konşimentoda yer alan yabancı mahkeme yetki klozlarının (örneğin Londra/İngiliz Mahkemeleri) geçerli olduğu durumlarda Türk mahkemelerinin yetkisizlik kararı verebileceği vurgulanmıştır.

Sonuç: Yükleme/boşaltma ve sintine sızıntısı kaynaklı ıslanma hasarları, taşıyanın özen borcu kapsamında bir deniz alacağıdır. Davalar, halefiyet yoluyla sigortacı veya doğrudan yük ilgilisi tarafından, taşıyan/donatan aleyhine Denizcilik İhtisas Mahkemelerinde açılmalıdır. Sorumluluğun tayininde hasarın taşıyanın hakimiyet alanında gerçekleştiğinin ispatı ve süresinde yapılan hasar ihbarı kritik önem arz etmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Gemi yükleme veya boşaltma sırasında yükün ıslanması deniz alacağı mıdır?

Evet. Yükleme, boşaltma ve liman hizmetleri sırasında meydana gelen ıslanma, zıya veya hasarlar; Türk Ticaret Kanunu m.1352/1-h kapsamında deniz alacağı olarak kabul edilmektedir. Bu nitelendirme, gemi üzerinde kanuni rehin ve ihtiyati haciz gibi özel güvencelere başvurulmasına imkân tanır.

Sintine veya balast hatasıyla yük zarar görürse taşıyan sorumlu olur mu?

Taşıyan, eşyayı teslim aldığı andan teslim ettiği ana kadar geçen sürede meydana gelen zararlardan sorumludur. Hatalı sintine veya balast operasyonları, taşıyanın adamlarının kusuru sayılır ve özen borcunun ihlali olarak değerlendirilir. Bu durumda taşıyan ve donatan sorumluluk altına girer.

Liman işçilerinin tahliye sırasında verdiği zarardan kim sorumludur?

Tahliye sırasında liman işçilerinin kusuruyla oluşan hasarlarda, liman işletmesi haksız fiil hükümlerine göre sorumlu tutulabilir. Ancak taşıyanın nezaret yükümlülüğü tamamen ortadan kalkmaz. Olayın niteliğine göre birlikte veya müteselsil sorumluluk gündeme gelebilir.

FIO veya FIOS kaydı varsa taşıyan sorumluluktan kurtulur mu?

FIO/FIOS kayıtları, yükleme ve boşaltma masraflarını yük ilgilisine devredebilir; ancak bu durum taşıyanın gemiyi yüke elverişli halde bulundurma ve denizcilik kurallarına uygun gözetim yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaz. Her somut olay ayrıca değerlendirilir.

Gemi yük hasarında dava açma süresi ve görevli mahkeme hangisidir?

Yük hasarına ilişkin davalar, eşyanın tesliminden itibaren 1 yıl içinde açılmalıdır. Bu tür uyuşmazlıklar, Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla görev yapan Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülür. İstanbul’da bu görev İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne verilmiştir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Yükleme, boşaltma ve sintine sızıntısı kaynaklı ıslanma hasarları; sıradan bir taşıma zararı olmayıp deniz ticareti hukukuna özgü, yüksek teknik bilgi gerektiren uyuşmazlıklardır. Bu tür dosyalarda sorumluluğun doğru şekilde tayini; hasarın hangi aşamada meydana geldiği, taşıyanın hâkimiyet alanında olup olmadığı, geminin yüke elverişliliği, sintine ve balast operasyonlarının usule uygun yapılıp yapılmadığı gibi detaylı denizcilik değerlendirmelerine bağlıdır.

Özellikle TTK m. 1352 kapsamında deniz alacağı nitelendirmesinin doğru yapılmaması, davanın yanlış mahkemede açılmasına, kanuni rehin ve ihtiyati haciz gibi güçlü teminat haklarının kaybedilmesine yol açabilmektedir. Aynı şekilde hasar ihbar süresinin kaçırılması, protesto mektuplarının usulüne uygun tutulmaması veya sörvey raporlarının eksik düzenlenmesi, davacının ispat yükünü ağırlaştırmakta ve davanın kaybedilmesi riskini doğurmaktadır.

İstanbul gibi deniz ticaretinin yoğun olduğu bir merkezde; Ambarlı, Haydarpaşa, Pendik, Tuzla, Kumport ve Marport gibi büyük limanlarda meydana gelen uyuşmazlıklarda, mahkemeler denizcilik teamüllerine ve Yargıtay içtihatlarına son derece sıkı şekilde bağlı kalmaktadır. Bu nedenle taşıyan–donatan–liman işletmesi–sigortacı arasındaki çok taraflı ilişkilerin doğru kurgulanması, husumetin eksiksiz yöneltilmesi ve FIO/FIOS gibi konşimento kayıtlarının etkisinin doğru değerlendirilmesi hayati önem taşır.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul limanlarında meydana gelen yük hasarları, sintine sızıntıları ve tahliye kusurlarına ilişkin uyuşmazlıklarda;

Deniz alacağı tespiti

Gemi üzerinde kanuni rehin ve ihtiyati haciz stratejileri

Sigortacılar tarafından açılan rücuen tazminat davaları

Denizcilik İhtisas Mahkemelerinde usule uygun dava takibi konularında uygulamaya ve içtihatlara hâkim, sonuç odaklı bir yaklaşım benimsemektedir. Deniz ticareti uyuşmazlıklarında uzman avukat desteği olmaksızın yürütülen süreçler, en güçlü görünen dosyalarda dahi telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Read More

Elverişli Bayrak (Flag of Convenience) Nedir? ITF Müdahalesi Hukuken Geçerli mi? Gemi Adamı Hakları Nelerdir? (Yargıtay Kararları Işığında Rehber)

Uluslararası Koruma Mekanizmalarından Faydalanma Hakkı ve Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu’nun (ITF) “Elverişli Bayrak” (Flag of Convenience) taşıyan gemilerdeki müdahalelerinin hukuki niteliği, Yargıtay kararları ışığında aşağıda incelenmiştir.

Elverişli Bayrak (Flag of Convenience) Kavramı ve ITF’nin Rolü 

Yargıtay kararlarına göre “Elverişli Bayrak”, bir armatörün gemisini başka bir devletin bayrağı altında çalıştırmasıdır. Malta devlet bayrağı taşıyan gemiler, yargı kararlarında açıkça elverişli bayrak olarak kabul edilmiştir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 02.06.2014, E. 2012/10899, K. 2014/17601 ; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 25.05.2015, E. 2014/21627, K. 2015/16727 ). Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu (ITF), taşımacılık sektörü ile ilgili istihdam, çalışma koşulları ve çalışma güvenliği hakkında kararlar alan ve taşımacılık işçilerinin çıkarlarını koruyan bir kuruluştur. ITF, “Elverişli Bayrak Kampanyası”nın operasyonel boyutundan sorumlu olup, ITF sözleşmeleri yalnızca elverişli bayrak taşıyan gemilerde uygulanmaktadır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 17.02.2015, E. 2013/10307, K. 2015/6929 ).

ITF’nin Temsil ve Denetim Yetkisi 

Elverişli bayrak taşıyan gemiler, ITF’nin denetimine tabidir. Gemi adamının ülkesinde ITF üyesi bir sendikal örgüt bulunmuyorsa dahi, gemi adamı ITF sözleşmesi kapsamındaki bir gemide çalışıyorsa, işveren ile olan uyuşmazlıklarda ITF’nin gemi adamını temsil etme yetkisi bulunmaktadır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 16.11.2015, E. 2015/9878, K. 2015/12047 ). Yargıtay, ITF yetkililerinin yabancı limanlarda (örneğin Finlandiya Kaskinen limanı) gemilerde yaptığı denetimlerde, ücret ve çalışma koşullarının uluslararası standartlara uygun olmadığını tespit etmesi halinde müdahale hakkı bulunduğunu kabul etmektedir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 02.12.2015, E. 2015/11291, K. 2015/19459 ).

İmzalanan Sözleşmelerin Hukuki Geçerliliği ve Bağlayıcılığı

 ITF denetimi sonrasında, gemide çalışan gemi adamlarının ücret ve çalışma koşullarının uluslararası sözleşmelere uygun olmaması nedeniyle gemiye el konulması ve akabinde ITF ile donatanı temsilen gemi kaptanı arasında imzalanan sözleşmeler (toplu veya bireysel iş sözleşmeleri) hukuken geçerli ve tarafları bağlayıcı niteliktedir. Yargıtay, bu sözleşmelerin akit serbestisi prensibi (TBK m. 26-27) çerçevesinde geçerli olduğunu vurgulamıştır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 02.12.2015, E. 2015/11291, K. 2015/19459 ).

Uluslararası Koruma Mekanizmalarından Faydalanma Hakkı ve Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu’nun (ITF) “Elverişli Bayrak” (Flag of Convenience) taşıyan gemilerdeki müdahalelerinin hukuki niteliği, Yargıtay kararları ışığında aşağıda incelenmiştir.

İşverenlerin, geminin alıkonması veya boykot tehdidi nedeniyle sözleşmeleri baskı (cebir ve tehdit) altında imzaladıklarına yönelik iddiaları Yargıtay tarafından reddedilmektedir. Kararlarda, uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak yapılan işlemlerin irade serbestisini sakatlayan bir hal olarak değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığı açıkça ifade edilmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 08.02.2016, E. 2015/14908, K. 2016/1153 ). Bu nedenle, geçerli sözleşmelere dayanılarak gemi adamlarına yapılan ek ödemeler sebepsiz zenginleşme oluşturmaz ve işverenler ödedikleri ücretlerin iadesini talep edemezler (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 02.06.2014, E. 2012/10899, K. 2014/17601 ).

İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlam ve Değerlendirmeler

Aşağıdaki bilgiler, doğrudan esasa yönelik hüküm kurmayan veya konuya dolaylı bağlam sağlayan ikincil nitelikteki yargı kararlarından derlenmiştir:

Görev ve Yargı Yeri Uyuşmazlıkları: İşverenlerin, ITF’nin gemiyi boykot etme tehdidiyle cebir ve şiddet altında fazladan ücret tahsil ettiği iddiasıyla açtıkları sebepsiz zenginleşme davalarında, bazı Yargıtay kararları esasa girmeden yalnızca görevli mahkemenin belirlenmesine odaklanmıştır. Bu tür uyuşmazlıkların hizmet sözleşmesinden kaynaklandığı belirtilerek İş Mahkemelerinin veya Denizcilik İhtisas Mahkemelerinin görevli olduğu yönünde usul kararları verilmiştir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 30.10.2012, E. 2012/5591, K. 2012/11538 ; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 14.02.2011, E. 2009/8659, K. 2011/1504 ; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 14.11.2011, E. 2011/8398, K. 2011/16532 ).

Ödemelerin İadesinin Reddi: Yabancı bayraklı bir gemide ITF’nin müdahalesi ve boykot uyarısı üzerine yapılan ödemelerin iadesi talebiyle açılan bir davada, yerel mahkemenin davanın reddi yönündeki kararı Yargıtay tarafından onanmıştır. Bu karar, ITF kaynaklı ödemelerin hukuken iade edilmez nitelikte kabul edildiğine dair dolaylı bir emsal sunmakta olup, işverenin cebir iddiasının benimsenmediğini göstermektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 06.12.2012, E. 2011/12951, K. 2012/20086 ).

Baskı Unsuru Olarak ITF: Bir başka uyuşmazlıkta, gemi personelinin maaşlarını alabilmek için işvereni “gemiyi ITF’ye şikayet etmekle” tehdit ettiği ve işverenin uzun bürokratik işlemlerden kaçınmak için ödeme yaptığı iddia edilmiştir. Bu durum, ITF’nin fiili bir müdahalesi olmasa dahi, uluslararası koruma mekanizmalarının işçiler tarafından bir hak arama ve baskı aracı olarak kullanıldığını göstermektedir (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 08.06.2020, E. 2017/8526, K. 2020/4275 ).

Uluslararası Standartlar ve Sendikal Haklar: İncelenen diğer ikincil kararlarda (örneğin; Anayasa Mahkemesi, 23.03.2023, Başvuru No: 2016/5002 ; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 24.02.2020, E. 2020/1, K. 2020/35 ; Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.09.2019, E. 2019/285, K. 2019/554 ), ILO Sözleşmeleri (özellikle 87 ve 98 sayılı sözleşmeler), Avrupa Sosyal Şartı ve AİHM içtihatları çerçevesinde sendikal örgütlenme, toplu pazarlık ve hak arama hürriyetinin genel çerçevesi çizilmiştir. Ayrıca, deniz taşımacılığında uluslararası seyrüsefer hallerinin iş sağlığı ve güvenliği kapsamı dışında bırakılmasının Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmesi (Anayasa Mahkemesi, 14.05.2015, E. 2014/177, K. 2015/49 ), denizcilik sektöründe uluslararası standartlara (ILO normlarına) uyumun gerekliliğini dolaylı olarak desteklemektedir. Ancak bu kararlar, doğrudan “Elverişli Bayrak” gemileri veya ITF’nin spesifik müdahalelerine ilişkin somut bir hüküm içermemektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

ITF’ye şikâyet tehdidiyle gemi personeline yapılan ödeme geri alınabilir mi?

Evet, ancak bu tür ödemelerin geri alınabilmesi için tehdidin (ikrahın) somut ve güçlü delillerle ispatlanması gerekir; aksi halde ödeme geçerli kabul edilir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 08.06.2020 tarihli kararına konu olayda; gemi işvereni, personelin ITF’ye şikâyet edeceklerini söyleyerek baskı kurduğunu ve bu nedenle 12.666 USD ödeme yaptığını ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi bu talebi kabul etmiş, ancak Bölge Adliye Mahkemesi davayı reddetmiş ve Yargıtay da bu kararı onamıştır.
Bu kararın ortaya koyduğu temel ilkeler:
👉 ITF’ye şikâyet tehdidi tek başına hukuka aykırı baskı olarak kabul edilmeyebilir
👉 Ödemenin gerçekten tehdit (ikrah) altında yapıldığının açık ve kesin delillerle ispatlanması gerekir
👉 Tutanak, kaptan raporu gibi belgeler tek başına yeterli görülmeyebilir
👉 İspat edilemeyen durumlarda ödeme “haksız ödeme” sayılmaz ve geri alınamaz
📌 Sonuç olarak, Yargıtay bu kararıyla; denizcilik uygulamasında sıkça karşılaşılan ITF şikâyeti tehdidine dayalı ödeme iddialarında ispat standardının oldukça yüksek olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

ITF denetimi sonrası gemi adamına ödenen maaş farkları geri istenebilir mi?

Kural olarak hayır. ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) denetimi sonrasında yapılan ödemelerin geri istenebilmesi için, bu ödemenin gerçekten hukuka aykırı bir baskı (ikrah) sonucu yapıldığının açık ve güçlü delillerle ispatlanması gerekir. Aksi halde, yapılan ödeme geçerli kabul edilir ve sonradan “sebepsiz zenginleşme” iddiasıyla geri talep edilmesi mümkün olmaz. Özellikle gemide uygulanan sözleşmelerin uluslararası standartlara uygun olmaması halinde yapılan ödemeler, bir eksikliğin giderilmesi olarak değerlendirilmektedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 06.12.2012 tarihli kararına konu olayda; gemi adamlarının ITF yetkililerini gemiye davet etmesi üzerine işveren, bu durumun baskı oluşturduğunu ileri sürerek yaptığı ödemenin iadesini talep etmiştir. Ancak yapılan incelemede, işverenin ITF standartlarına uygun sözleşmeleri ibraz edemediği ve bu nedenle gemi adamlarına maaş farkı ödediği anlaşılmıştır. Bu sebeple Yargıtay, yapılan ödemenin baskı sonucu değil, uluslararası standartlara uyum sağlama amacıyla gerçekleştirildiğini kabul etmiş ve iade talebini reddeden mahkeme kararını onamıştır.
Bu karar, deniz iş hukukunda önemli bir ilkeyi ortaya koymaktadır: ITF müdahalesi sonucunda yapılan ödemeler, gerçekten bir hakka veya eksikliğe dayanıyorsa geri istenemez. Dolayısıyla her ITF süreci baskı olarak değerlendirilmeyip, çoğu durumda işçi haklarının korunmasına yönelik meşru bir denetim mekanizması olarak kabul edilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Uluslararası deniz iş hukuku, klasik iş hukuku kurallarından farklı olarak çok katmanlı ve teknik bir yapıya sahiptir. Özellikle ITF sözleşmeleri, elverişli bayrak uygulamaları ve yabancı unsurlu uyuşmazlıklar, hem ulusal hem de uluslararası mevzuatın birlikte değerlendirilmesini gerektirir.

Bu tür uyuşmazlıklarda:

Hangi hukukun uygulanacağı (Türk hukuku mu, yabancı hukuk mu?) doğru belirlenmelidir

ITF sözleşmesinin bağlayıcılığı doğru analiz edilmelidir

Yargıtay içtihatları ile uluslararası normlar birlikte değerlendirilmelidir

Hak kaybı yaşamamak için sürelere ve başvuru yollarına dikkat edilmelidir. Yanlış bir hukuki strateji, gemi adamının ücret, tazminat ve diğer haklarını tamamen kaybetmesine neden olabilir. Bu nedenle sürecin, alanında uzman bir deniz iş hukuku avukatı tarafından yürütülmesi kritik öneme sahiptir.

İstanbul Gemi Adamı Avukatı – Tuzla Gemi Adamı Avukatı Desteği

Denizcilik sektörünün merkezi olan İstanbul ve özellikle Tuzla bölgesinde, gemi adamlarının karşılaştığı uyuşmazlıklar oldukça yaygındır.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, gemi adamlarının;

ITF kaynaklı alacak davalar

Ücret ve fazla mesai alacakları

Sözleşme uyuşmazlıkları

Uluslararası deniz iş hukuku sorunları gibi konularda profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Özellikle İstanbul gemi adamı avukatı ve Tuzla gemi adamı avukatı arayışında olanlar için, sektörel tecrübe büyük fark yaratmaktadır.

Read More

ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) Kapsamında Gemi Adamı Ücretleri Nasıl Belirlenir? Asgari Ücret, Fazla Mesai, İzin, Ödenmeyen Ücretler ve Başvuru Süreci Rehberi

Gemi adamlarının ücretleri, çalışma koşulları ve hak arama imkanları, görev yaptıkları geminin hangi hukuki ve sözleşmesel rejime tabi olduğuna göre değişmektedir. Özellikle bir geminin ulusal bayraklı olması ile ITF anlaşması kapsamında bulunması arasında ücret seviyesi, hakların uygulanması ve ödenmeyen ücretlerin tahsili bakımından önemli farklar vardır. Bu nedenle bir gemi adamının öncelikle hangi ücret rejimine tabi olduğunu bilmesi gerekir. ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) tarafından yayımlanan rehber bilgiler de açıkça göstermektedir ki, ücretlerin seviyesi yalnızca işverenin takdirine bırakılmış bir konu değildir; aksine bu alan, uluslararası sözleşmeler, toplu iş sözleşmeleri ve asgari koruma standartları ile çevrilidir.

Gemi adamı ücretleri hangi sisteme göre belirlenir?

Bir gemi adamının alacağı ücret, öncelikle ulusal bayraklı bir gemide mi yoksa ITF anlaşması kapsamındaki bir gemide mi görev yaptığına bağlıdır. Eğer gemi ITF onaylı bir anlaşma kapsamındaysa, denizci o anlaşmada belirtilen ücretlere hak kazanır. Bu durum, özellikle ücretin alt sınırının, fazla mesai hesaplamasının ve bazı yan hakların daha somut ve denetlenebilir hale gelmesini sağlar. ITF’e göre, geminin ITF anlaşması kapsamında olup olmadığını kontrol etmek denizcinin kendi haklarını koruması bakımından son derece önemlidir.

Bu kontrol için ITF Denizciler sitesinin “Look Up / Ara” bölümü kullanılabilir. Ayrıca ITF Seafarers uygulaması da Google Play Store ve Apple App Store üzerinden ücretsiz şekilde indirilebilmektedir. İlgili adresler şunlardır:
https://www.itfseafarers.org
https://www.itfseafarers.org/en/look-up

Bir gemi ulusal bayraklı ise, bu durumda ücret seviyesi çoğu zaman ulusal toplu iş sözleşmeleriyle veya gemi sahipleri ile denizcileri temsil eden sosyal taraflar arasında yapılan müzakerelerle belirlenir. Eğer ücret seviyesi bu şekilde açıkça belirlenmemişse, ITF bunun ulusal ücret skalalarına uygun olması gerektiğini savunmaktadır. Bunun yanında ITF’in temel yaklaşımı, hiçbir denizcinin Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından önerilen asgari seviyenin altında ücretlendirilmemesi gerektiği yönündedir.

ILO’nun önerdiği temel asgari ücret nedir?

Uluslararası Çalışma Örgütü, çalışabilir durumdaki bir denizci için temel bir asgari ücret seviyesi önermektedir. Bu tavsiyenin amacı, dünya genelinde denizciler için uluslararası bir güvenlik ağı oluşturmak ve insana yakışır iş koşullarına katkı sağlamaktır. Buradaki mantık, farklı ülke uygulamaları bulunsa dahi denizcinin en azından belirli bir uluslararası taban korumaya sahip olmasıdır.

Bu çerçevede yapılan tanımda “denizci”, ulusal hukuk, düzenleme veya toplu sözleşmelerle bu şekilde kabul edilen ve denizde seyreden bir gemide herhangi bir kapasitede istihdam edilen ya da görevlendirilen kişi olarak ele alınmaktadır. Bununla birlikte bu yorumun özellikle vasıflı bir denizcinin kazançları bakımından dikkate alınması gerektiği, diğer kademelerdeki denizcilerin ücretlerinin aynı şekilde otomatik yorumlanamayacağı belirtilmektedir.

MLC’nin B2.4.4 numaralı kılavuzuna göre, vasıflı bir denizcinin bir takvim ayı hizmeti için temel maaşı veya ücreti, Ortak Denizcilik Komisyonu tarafından dönemsel olarak belirlenen miktarın altında olmamalıdır. Ortak Denizcilik Komisyonu (JMC), gemi sahipleri ile denizcilerin temsilcilerinden oluşmakta ve ILO tarafından kurulmuş bulunmaktadır. 14-15 Nisan 2025 tarihli toplantılarda, mevcut 673 ABD doları seviyesindeki temel ücretin kademeli şekilde artırılması kararlaştırılmıştır. Buna göre 1 Ocak 2026 itibarıyla bu rakam 690 ABD dolarına, 1 Ocak 2027 itibarıyla 704 ABD dolarına ve 1 Ocak 2028 itibarıyla 715 ABD dolarına yükseltilecektir.

Bu rakamlar, özellikle ücretin hangi seviyenin altına düşmemesi gerektiğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Her ne kadar bu veriler doğrudan her olayda bire bir uygulanacak çıplak ücret tablosu gibi değerlendirilmemeli ise de, denizcinin asgari koruma standardı bakımından güçlü bir referans oluşturur.

Çalışma saatleri, dinlenme süresi ve fazla mesai nasıl değerlendirilir?

ITF’in aktardığı uluslararası standartlara göre, ücret meselesi yalnızca çıplak maaştan ibaret değildir. Gemi adamlarının çalışma süresi, dinlenme hakkı, izin hakkı ve fazla mesai alacağı da ücret rejiminin ayrılmaz parçalarıdır. Uluslararası Çalışma Örgütü, vasıflı bir denizci için asgari ücreti belirlemenin yanında çalışma saatleri, izin, dinlenme ve fazla mesai konusunda da esaslar belirlemiştir.

MLC Kılavuzu B2.2.2, normal çalışma saatlerinin haftada 48 saati aşmamasını önermektedir. Bu da aylık bazda yaklaşık 208 saate karşılık gelmektedir. Bunun yanında toplam çalışma süresine ilişkin üst sınırlar da ayrıca gösterilmiştir. Buna göre ya çalışma saatleri günde 14 saati veya haftada 72 saati geçmemelidir ya da buna alternatif koruma olarak dinlenme saatleri günde en az 10 saat ve haftada en az 77 saat olmalıdır. Bu sistem, denizcinin sürekli ve sınırsız biçimde çalıştırılmasının önüne geçmeyi amaçlamaktadır.

Fazla mesai konusunda ise yine MLC Kılavuzu B2.2.2 uyarınca her fazla mesai saati için temel saatlik ücretin en az 1,25 katı oranında ödeme yapılması tavsiye edilmektedir. Bunun en önemli yönlerinden biri de kayıt yükümlülüğüdür. Fazla mesai saatlerine ilişkin kayıtlar tutulmalı ve bu kayıtlar hem denizci hem de kaptan veya yetkili bir görevli tarafından imzalanmalıdır. Uygulamada en büyük sorunlardan biri, fazla çalışmanın fiilen yapılmasına rağmen kayıt altına alınmamasıdır. Bu nedenle çalışma çizelgeleri, vardiya listeleri, gemi içi talimatlar ve tanık beyanları büyük önem taşır.

Gemi adamının izin hakkı nasıl hesaplanır?

İzin hakkı da asgari koruma alanlarından biridir. Buna göre izin hiçbir durumda takvim ayı başına 2,5 günden az olamaz. Bu hakkın parasal karşılığı hesaplanırken bir günlük temel ücret, aylık temel ücretin 30’a bölünmesiyle bulunur. Aylık izin hakkının ücret karşılığı ise bu günlük miktarın 2,5 ile çarpılması suretiyle hesaplanır. Özellikle sözleşme sona erdiğinde kullanılmayan izinlerin paraya dönüşmesi ihtimali olduğundan, izin hakkı yalnızca dinlenme değil aynı zamanda mali bir hak olarak da dikkate alınmalıdır.

Ödenmemiş ücretler neden denizcilikte büyük bir sorun haline gelmiştir?

ITF’in resmi açıklamalarında vurgulandığı üzere, her yıl yüzlerce gemideki mürettebat üyeleri işverenlerinin ücretlerini ödemek istemediği veya ödeyemediği gerekçesiyle ITF’ye şikayette bulunmaktadır. Bu sorun bazen gemideki tüm mürettebatı, bazen de yalnızca bir veya birkaç denizciyi etkileyebilmektedir. ITF müfettişleri her yıl denizcilere ödenmesi gereken çok büyük meblağları geri kazandırmaktadır. Sadece 2022 yılı içinde 35 milyon ABD dolarından fazla ücretin geri alındığı belirtilmektedir.

Bununla birlikte herkes aynı ölçüde şanslı değildir. Birçok mürettebat üyesi sonunda ücretine kavuşsa da bazı denizciler maaşlarını hiç alamamakta, bazıları ise aylarca hatta yıllarca beklemek zorunda kalmaktadır. Uygulamada bazı gemi sahipleri, işletmeyi mümkün olan en düşük maliyetle sürdürebilmek için zorbalık içeren yöntemlere başvurmakta, gelecekte ödeme yapacaklarına dair sözler vermekte veya biriken toplam borcun yalnızca küçük bir kısmını avans olarak ödeyerek denizcileri oyalamaktadır.

Burada sahtekâr işçi bulma acentelerinin de önemli bir problem olduğu görülmektedir. Bu tür aracılar, denizcileri ücretsiz veya eksik ödemeyle çalışmaya devam etmeye zorlayabilmekte ve ödeme sorunu çıktığında neredeyse hiç yardımcı olmamaktadır. Kolaylık bayrağı taşıyan gemiler ise ayrıca risklidir; çünkü bu tür gemilerde işveren ile mürettebat arasında çoğu zaman çok daha zayıf bir hukuki bağ bulunmaktadır.

Ücretlerin ödenmemesi çoğu zaman tek başına ortaya çıkan izole bir sorun değildir. Aksine ITF, bunu standart altı bir denizcilik operasyonunun parçası olarak değerlendirmektedir. Çünkü ücretini ödemeyen bir işletmede çoğu zaman mal ve hizmet tedarikçilerine de ödeme yapılmamakta, ödemeler gecikmekte, bakım ve onarım için yeterli para ayrılmamakta ve gemideki eksiklikler nedeniyle liman devleti kontrolü tarafından alıkoyma riski doğmaktadır. Bu nedenle ücret krizi, çoğu kez daha büyük bir işletme ve emniyet krizinin habercisidir.

Gemiye katılmadan önce ücretinizi alamama riskini azaltmak için neler yapmalısınız?

ITF, bir denizcinin bir gemide görev kabul etmeden önce mutlaka ayrıntılı araştırma yapmasını tavsiye etmektedir. Öncelikle gemiye ve şirkete ilişkin mümkün olduğunca fazla bilgi toplanmalıdır. Özellikle gemide daha önce sorun yaşanıp yaşanmadığı araştırılmalı; denizcilik sosyal medya grupları, eski mürettebat üyeleri ve sektörel bilgi ağları üzerinden inceleme yapılmalıdır. Önceki ekibe ödeme yapılıp yapılmadığı mutlaka kontrol edilmelidir. Eğer önceki mürettebat ücretini alamadıysa, yeni katılan kişinin de benzer risk altında olması kuvvetle muhtemeldir.

Bunun yanında gemi adamı temin eden kuruluşun kayıtlı ve güvenilir olup olmadığı da denetlenmelidir. ITF, bu amaçla özel bir kontrol platformu kullanılmasını tavsiye etmektedir. Adres şudur:
https://www.itfshipbesure.org/

Ayrıca katılınacak geminin ITF anlaşması kapsamında olup olmadığının baştan doğrulanması, ileride çıkabilecek ödenmemiş ücret ihtilaflarının çözümünü büyük ölçüde kolaylaştırır. En kritik konulardan biri ise yazılı iş sözleşmesidir. ITF’in de vurguladığı üzere ücretinizi ve çalışma koşullarınızı açıkça gösteren yazılı bir iş sözleşmesinde ısrar etmek gerekir. Bu, MLC’nin bir gerekliliğidir ve sonradan geriye dönük ücret taleplerinin ispatında çok önemli bir delil oluşturur. Sözleşmenin mutlaka güvenli bir yerde saklanması gerekir.

Gemiye bindikten sonra nelere dikkat etmelisiniz?

Gemiye bindikten sonra ücretinizi düzenli şekilde alıp almadığınızı sistematik olarak takip etmeniz gerekir. Ödeme ister banka hesabına havale yoluyla, ister ödenek sistemiyle, ister gemide nakit olarak yapılsın; aylık ve düzenli bir ödeme yönteminin mevcut olduğundan emin olunmalıdır. Banka hesabına yatan paralar düzenli kontrol edilmeli, nakit ödeme yapılıyorsa gereksiz gecikmeler dikkatle izlenmelidir.

Denizcinin en büyük risklerinden biri, ücretin gemide birikmesi ve sözleşme sonuna kadar sadece küçük avanslar ödenmesi şeklindeki düzenlemelerdir. ITF bu yöntemi açık biçimde riskli bulmaktadır. Çünkü işler ters giderse, denizci birikmiş büyük bir alacağını tahsil edemez hale gelebilir. “Paranın gemi sahibinde daha güvenli olduğu” yönündeki açıklamaların kabul edilmemesi gerektiği özellikle vurgulanmaktadır.

Eğer ücret önemli ölçüde gecikirse, örneğin iki haftadan fazla bir gecikme oluşursa, bunun nedenini ve ödemenin ne zaman yapılacağını öğrenmek için kaptanla görüşülmelidir. Belirli bir ödeme tarihi verildiği halde bu söz tutulmuyorsa, şirket ciddi mali sıkıntı içinde olabilir veya denizciyi oyalıyor olabilir. Bu durumda diğer mürettebat üyelerinin durumu öğrenilmeli, mümkünse aynı filodaki diğer gemilerde neler yaşandığı araştırılmalıdır. Nasıl hareket edilmesi gerektiği konusunda ITF ile bağlantıya geçmek çoğu zaman en doğru adımdır.

Gemiden ayrılmadan önce, mümkün olduğunca tüm ödenmemiş ücretlerin tahsil edilmiş olması gerekir. En azından çok küçük bir bakiye dışında önemli bir alacağın kalmaması hedeflenmelidir. Eğer daha önce ücret sorunu yaşandıysa, mümkünse ayrılmadan önce tüm paranın nakit veya doğrulanmış transfer yoluyla fiilen alınması çok daha güvenlidir.

Ücretiniz ödenmediyse ne yapmalısınız?

ITF’in bu konudaki yaklaşımı nettir: gecikmeyin. MLC, maaşın en az ayda bir kez ödenmesini şart koşmaktadır. Eğer maaş ödenmiyorsa, sorunun erken aşamada çözülmesi çok daha kolaydır. İki ay boyunca maaş almamış bir denizcinin sorunu ile dokuz ay boyunca maaş almamış bir denizcinin sorunu aynı değildir; zaman geçtikçe deliller dağılabilir, şirketler iflasa yaklaşabilir ve tahsil ihtimali düşebilir.

Bu durumda ilk yapılması gereken iş, en yakın ITF müfettişiyle iletişime geçmek veya ITF Denizciler Destek ekibine e-posta göndermektir. Kullanılabilecek e-posta adresi şudur:
seafsupport@itf.org.uk

Ayrıca terk edilme şüphesi gibi daha ağır durumlarda şu adres de kullanılabilir:
abandonment@itf.org.uk

ITF’e başvururken mümkün olduğunca fazla bilgi ve belge sunulması gerekir. Özellikle geminin adı, bayrağı, IMO numarası ve gemi tipi gibi detaylar; iş sözleşmesinin bir kopyası; gemiye katılma tarihi; çalışılan saatlerin dökümü; gemi sahibinin adı, ülkesi ve iletişim bilgileri; son yapılan ödemeleri ve ödeme yapılmayan dönemleri gösteren banka hesap özetleri; şirketle yapılan tüm yazışmalar başvuruda son derece değerli delillerdir. ITF, durumu çözmek için elinden geleni yapacağını belirtmektedir; ancak ücretlerin kesin olarak ödeneceğine dair garanti vermediğini de açıkça ifade etmektedir. Bu nokta önemlidir: ITF güçlü bir destek ve baskı mekanizmasıdır, fakat her olayda mutlak tahsil garantisi veren bir ödeme fonu değildir.

Diğer mürettebat üyeleriyle birlikte hareket etmek neden önemlidir?

Ödeme sorunu yaşayan bir denizcinin yalnız olup olmadığını anlaması gerekir. Bu yüzden ekip arkadaşlarıyla konuşulmalı, onların da maaş alacağı bulunup bulunmadığı öğrenilmelidir. Ne kadar süredir maaş alamadıkları veya eksik ödeme alıp almadıkları araştırılmalıdır. Ayrıca birlikte hak arama veya tazminat talebinde bulunmak isteyip istemedikleri de sorulmalıdır. Uygulamada toplu hareket etmek genellikle daha etkilidir. Mürettebat üyeleri, başkalarının da aynı durumda olduğunu ve bu konuda somut adım attığını gördüğünde korkuları azalır ve haklarını savunmaları kolaylaşır.

Grev veya başka eylemler konusunda nelere dikkat edilmelidir?

ITF, herhangi bir eylem planlamadan önce mutlaka yerel yetkililerden, yerel ITF müfettişlerinden veya sendika temsilcilerinden tavsiye alınmasını önermektedir. Çünkü bazı ülkelerde grev yapılması halinde yerel hukuk denizcinin aleyhine sonuç doğurabilir. Birçok ülkede gemi limandayken ve denizde değilken greve gitme hakkı bulunabilmektedir. Ancak bu husus otomatik kabul edilmemeli; her durumda yerel ITF temsilcisinin görüşü alınmalıdır. Yanlış zamanda veya yanlış yöntemle yapılan bir eylem, denizcinin hak arama imkanını güçlendirmek yerine zayıflatabilir.

Ödenmeyen ücretler “terk edilme” anlamına gelebilir mi?

Evet, belirli durumlarda ödenmeyen ücretler denizcinin “terk edilmiş” sayılması sonucunu doğurabilir. Denizcilik Çalışma Sözleşmesi kapsamında, gemi sahibinin sözleşmede belirtilen ücretleri en az iki ay boyunca ödememesi, terk edilmenin üç kriterinden biri olarak kabul edilmektedir. Böyle bir durumda mesele yalnızca ücret alacağı olmaktan çıkar; daha ağır bir koruma ve müdahale mekanizması gündeme gelebilir.

Eğer bir denizci terk edildiğini düşünüyorsa, acilen yardım istemelidir. Bunun için ITF müfettişiyle veya ITF’ye bağlı bir denizci sendikasıyla iletişime geçilebilir. Ayrıca ITF Seafarers uygulaması veya ITF Seafarers sitesinin “Look Up” bölümü de kullanılabilir. İlgili bağlantı şudur:
https://www.itfseafarers.org/en/look-up

Terk edilme konusunda özel destek için şu e-posta adresi de kullanılabilir:
abandonment@itf.org.uk

Sonuç

Gemi adamlarının ücret rejimi, çalıştıkları geminin ITF anlaşması kapsamında olup olmamasına göre önemli ölçüde değişmektedir. ITF kapsamındaki gemilerde denizci doğrudan sözleşmede belirlenen ücretlere hak kazanırken, ulusal bayraklı gemilerde ücretler çoğu zaman ulusal toplu sözleşmeler veya yerel ücret skalalarına göre belirlenmektedir. Bununla birlikte ITF ve ILO yaklaşımı, hiçbir denizcinin uluslararası asgari koruma seviyesinin altına düşmemesi gerektiği yönündedir.

Ücret konusu yalnızca aylık maaştan ibaret değildir. Çalışma süresi, dinlenme hakkı, izin, fazla mesai ödemesi ve bunların kayıt altına alınması da denizcinin mali haklarının önemli parçalarıdır. Ödenmeyen ücretler ise çoğu zaman daha büyük bir işletme ve emniyet sorununun işaretidir. Bu nedenle gemiye katılmadan önce şirketi ve gemiyi araştırmak, yazılı sözleşmede ısrar etmek, düzenli ödeme sistemini kontrol etmek ve gecikme halinde hızlı davranmak hayati önem taşır.

Ücret ödenmiyorsa ITF ile erken iletişim kurulmalı, belgeler toplanmalı, diğer mürettebat üyeleriyle durum karşılaştırılmalı ve gerekiyorsa toplu hareket edilmelidir. İki ayı aşan ücret ödememe halleri ise terk edilme kapsamında değerlendirilme ihtimali taşıdığından daha da dikkatli hareket edilmesini gerektirir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

ITF başvurusu güçlü bir araçtır ancak tek başına yeterli değildir. Özellikle yüksek meblağlı alacaklarda hukuki sürecin doğru yürütülmesi kritik öneme sahiptir.

Bu noktada:

istanbul gemi adamı avukatı

tuzla gemi adamı avukatı desteği ile süreç profesyonel şekilde yönetilmelidir. Deniz iş hukuku alanında uzman 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, ITF sürecini hukuki yollarla entegre ederek:

Gemi alacağı davası

İhtiyati haciz

İcra takibi yollarıyla alacakların tahsilini garanti altına almaktadır. Alacağınızı kaybetmeden profesyonel destek alın.

Sıkça Sorulan Sorular

1. ITF kapsamında olmayan gemide çalışıyorsam haklarım geçersiz mi?

Hayır, geçersiz değildir. Ancak ITF sözleşmesi olmadığı için hakların uygulanması daha zor olabilir. Bu durumda ILO ve MLC hükümleri devreye girer.

2. Maaşım 1 ay gecikti, hemen ITF’e başvurmalı mıyım?

Evet. ITF’e göre erken başvuru çok önemlidir. Gecikme büyüdükçe tahsil zorlaşır.

3. 2 ay maaş alamazsam ne olur?

Bu durum “terk edilme” kapsamında değerlendirilebilir ve daha güçlü haklar doğurur.

4. ITF ücretimi garanti eder mi?

Hayır. ITF ödeme yapmaz, ancak ödeme yapılmasını sağlar.

5. ITF başvurusu gizli yapılabilir mi?

Evet, çoğu durumda kimlik gizliliği korunur.

6. Fazla mesai kayıtları tutulmazsa ne olur?

Bu durumda delil sorunu yaşanır ancak tanık ve diğer belgelerle ispat mümkündür.

7. Kolaylık bayraklı gemiler neden risklidir?

Çünkü işveren ile hukuki bağ zayıftır ve tahsil riski yüksektir.

8. Tüm mürettebat birlikte başvurmalı mı?

Evet, toplu başvuru çok daha güçlü sonuç verir.

9. ITF ile dava birlikte yürütülebilir mi?

Evet, en etkili yöntem budur.

10. Ücretimi alamazsam ne kadar sürede sonuç alırım?

Gemi limandaysa birkaç gün içinde sonuç alınabilir; aksi durumda süreç uzayabilir.

Read More