Katkı Payı, Değer Artış Payı ve Katılma Alacağı Nedir? Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Hesaplanır? (Yargıtay Kararlarıyla)

Katkı payı alacağı ile katılma alacağı arasındaki fark nedir?

Katkı payı alacağı, 01.01.2002 öncesi mal ayrılığı rejiminde somut katkıya dayanır.
Katılma alacağı ise 01.01.2002 sonrası edinilmiş mallara katılma rejiminde, katkı şartı aranmaksızın kanundan doğar.

Ziynet eşyaları hangi alacak türüne girer?

Ziynet eşyaları kişisel maldır. Taşınmaz veya araç alımında kullanılmışsa değer artış payı alacağı doğurur.

Hiç çalışmayan veya ev hanımı olan eş katılma alacağı talep edebilir mi?

Evet. Katılma alacağı için çalışmak, gelir elde etmek veya mala katkı sağlamak şart değildir. Bu hak, 4721 sayılı TMK’dan doğan yasal bir haktır. Evlilik süresince ev işleri, çocuk bakımı ve aile düzeninin sağlanması da dolaylı katkı kabul edilir. Yargıtay’a göre, ev hanımı olan eşin katılma alacağı talebi tam ve eksiksiz olarak korunur.

Eşimin tüm malları kendi maaşıyla alınmışsa yine de katılma alacağı isteyebilir miyim?

Evet. Malların kimin maaşıyla alındığı önemli değildir. 01.01.2002 sonrası edinilen mallar, aksi ispat edilmedikçe edinilmiş mal sayılır ve diğer eş bu malların artık değerinin yarısını talep edebilir. “Ben aldım, ben ödedim” savunması, katılma alacağını ortadan kaldırmaz.

1. Katkı Payı Alacağı

Katkı payı alacağı, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden önceki dönemde edinilen mallar için söz konusudur. 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) 170. maddesi uyarınca, bu dönemde bir eşin diğerinin edindiği malvarlığına para veya para ile ölçülebilen maddi bir değerle (veya hizmetle) katkıda bulunması durumunda doğan haktır.

Hesaplama Yöntemi: Eşlerin çalışma süreleri ve gelirlerine ilişkin belgeler getirtilerek her birinin tasarruf oranı belirlenir. Bu oran, tasfiyeye konu malın dava tarihindeki sürüm (rayiç) değeri ile çarpılarak alacak miktarı hesaplanır.

Somut Örnekler:

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2016/21531 E. : Kooperatif ödemelerinin 01.01.2002 öncesinde tamamlanması durumunda eş lehine katkı payı alacağı doğacağı belirtilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2014/10728 E. K): 12.12.2001 tarihinde (mal ayrılığı döneminde) alınan bir araç için, davacının gelir belgeleri üzerinden yapılacak hesaplama ile katkı payı alacağına hükmedilebileceği vurgulanmıştır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2016/6747 E. K): Kafe işletmesi kazancıyla edinilen taşınmazlarda, kadının ev işleri dışındaki sürekli çalışması sabit görülerek katkı payı alacağına hükmedilmiştir.

2. Değer Artış Payı Alacağı

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 227. maddesinde düzenlenen bu alacak türü; bir eşin, diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına, hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunması halinde doğar.

Hesaplama Yöntemi: Katkının yapıldığı tarihteki değerin, malın o tarihteki toplam değerine oranı belirlenir. Bu oran, malın tasfiye (karar) tarihindeki sürüm değeri ile çarpılır. Değer kaybı varsa, katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.

Somut Örnekler:

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2014/5161 E. K): Davacının annesinden aldığı ve kendi biriktirdiği ziynet eşyalarını (toplam 78.000 TL değerinde) vererek bir taşınmazın edinilmesine katkı sağlaması, değer artış payı alacağı olarak kabul edilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2017/11393 E. ): Kadının kişisel malı olan taşınmaza erkeğin yaptırdığı esaslı tadilatlar (mutfak/banyo yenileme, kombi, PVC, parke döşeme) değer artış payı alacağına konu edilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2012/4285 E. K): Taşınmazın alımında ziynet eşyalarının bozdurulması ve iyileştirme giderleri yapılması durumunda, bu kişisel katkıların değer artış payı olarak hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.

3. Katılma Alacağı (Artık Değere Katılma)

TMK’nın 231. ve 236/1. maddeleri uyarınca, 01.01.2002 tarihinden sonra geçerli olan “edinilmiş mallara katılma rejimi” kapsamında doğan bir haktır. Eşin, diğer eşe ait edinilmiş malların tasfiye tarihindeki toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan “artık değerin” yarısı üzerindeki alacak hakkıdır.

Temel Özellik: Katılma alacağı yasadan kaynaklanır. Bu hakkı talep eden eşin bir gelirinin olmasına veya malın edinilmesine somut bir katkıda bulunmasına gerek yoktur.

Hesaplama Yöntemi: (Edinilmiş Mallar + Eklenecek Değerler + Denkleştirme Miktarları) – Borçlar = Artık Değer. Katılma alacağı bu miktarın yarısıdır.

Somut Örnekler:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2022/7816 E.): 2012 yılında davalı adına tescil edilen ve edinilmiş mal olduğu tespit edilen taşınmazın keşif tarihindeki değerinin (340.000 TL) yarısı olan 170.000 TL’nin katılma alacağı olarak ödenmesine karar verilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2012/10180 E. K): Evlilik içinde alınan bir aracın, mal rejimi sona erdikten sonra pert olması durumunda dahi, sigorta bedeli üzerinden hesaplanan artık değerin yarısının katılma alacağı olarak verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2013/18697 E. K): 2002 sonrası ödenen banka kredileri ve kooperatif taksitleri üzerinden hesaplanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağına hükmedilmiştir.

İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bilgiler

Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi olduğu durumlarda ek bağlam sağlaması amacıyla ikincil kaynaklardan derlenmiştir:

Kredili Malvarlıkları: Taşınmazın krediyle alınması durumunda, mal rejiminin sona erdiği tarihte henüz vadesi gelmemiş borçların toplam krediye oranı bulunur; bu oran taşınmazın tasfiye tarihindeki değeriyle çarpılarak borç miktarı düşülür ve kalan üzerinden alacak hesaplanır (Yargıtay 8. HD 2015/3720 K).

Eklenecek Değerler (TMK 229): Mal rejimi sona ermeden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan karşılıksız kazandırmalar veya katılma alacağını azaltma kastıyla yapılan devirler, mal hala mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir (Yargıtay 8. HD 2015/22114).

Usul Kuralları: Mal paylaşımı davalarında her bir malvarlığı unsuru (taşınmaz, araç vb.) için talep edilen miktarın dava dilekçesinde veya yargılama aşamasında net bir şekilde açıklatılması zorunludur; aksi halde hakim talebe bağlılık ilkesi gereği karar veremez (Yargıtay 8. HD 2015/7852 K).

Faiz Başlangıcı: Aksine bir anlaşma yoksa, katılma alacağı ve değer artış payına tasfiyenin sona erdiği (karar) tarihinden itibaren faiz yürütülür (Yargıtay 8. HD 2020/2692 ).

NEDEN UZMAN AVUKAT DESTEĞİ GEREKLİ?

Mal paylaşımı davaları, en teknik ve en fazla hak kaybı yaşanan boşanma davalarıdır.
Özellikle katkı payı, değer artış payı ve katılma alacağı taleplerinde:

Yanlış alacak türüne dayanılması

01.01.2002 ayrımının hatalı yapılması

Talep kalemlerinin netleştirilmemesi

Yanlış hesaplama yöntemi kullanılması

Faiz başlangıç tarihinin hatalı belirlenmesi telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilir. İstanbul Anadolu Yakası başta olmak üzere Tuzla, Kartal, Pendik, Tepeören, Gebze ve Çayırova bölgelerinde
boşanma ve mal paylaşımı davalarında uzman aile hukuku avukatı ile yürütülen dosyalar, Yargıtay içtihatlarına uygun ve sürdürülebilir sonuçlar doğurur. 2M Hukuk Avukatlık Ofisi,
boşanma sonrası mal rejimi tasfiyesi, katkı payı ve katılma alacağı davalarında stratejik ve teknik dava yönetimi sunmaktadır.

Read More

Hakim Anlaşmalı Boşanma Protokolünü Neden Onaylamaz? TMK 166/3 Kapsamında Ret Sebepleri ve Yargıtay Kararları

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3. maddesi kapsamında düzenlenen anlaşmalı boşanma davalarında, tarafların hazırladığı protokolün hakim tarafından onaylanması boşanma kararının tesisi için zorunlu bir unsurdur. Yargıtay kararları ışığında, hakimin protokolü onaylamadığı veya onaylamaktan kaçındığı durumlar aşağıda kategorize edilmiştir:

Hakim anlaşmalı boşanma protokolünü hangi durumlarda onaylamaz?

Hakim; protokolün kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine, genel ahlaka veya kişilik haklarına aykırı olması halinde protokolü onaylamaz. Ayrıca imkânsız edimler içeren, medeni haklardan peşinen vazgeçmeyi öngören veya infazda tereddüt yaratacak belirsiz hükümler barındıran protokoller de TMK 166/3 kapsamında geçerli kabul edilmez.

Taraflar protokolü imzalasa bile hakim reddedebilir mi?

Evet. Anlaşmalı boşanmanın temel şartı, eşlerin hür ve serbest iradeleriyle boşanmayı kabul etmeleridir. Hakim; baskı, tehdit, hata, hile veya çelişkili beyan şüphesi oluşması halinde protokolü onaylamaz. Tarafların duruşmada bizzat dinlenmemesi veya beyanların tutarsız olması da ret sebebidir.

Çocuklarla ilgili düzenlemeler protokolü geçersiz kılar mı?

Evet, kılabilir. Hakim, çocukların velayeti, kişisel ilişki ve iştirak nafakası düzenlemelerini çocuğun üstün yararı açısından denetler. Bu düzenlemelerin çocuğun menfaatine aykırı bulunması halinde, taraflar anlaşmış olsa bile protokol onaylanmaz ve anlaşmalı boşanma kararı verilemez.

1. Kanuni ve Ahlaki Aykırılıklar

Hakim, protokol içeriğinde yer alan hükümlerin aşağıdaki nitelikleri taşıması durumunda protokolü tasdik edemez:

Emredici Hükümlere Aykırılık: Protokol şartlarının kanunun emredici hükümlerine aykırı olması (Yargıtay 2. HD., 2015/5687 ; 2020/3774 

Kamu Düzeni ve Ahlaka Aykırılık: Protokolün kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı hükümler içermesi (Yargıtay 2. HD., 2013/11644 K; 2014/17142 

Kişilik Haklarının İhlali: Protokolün taraflardan birinin kişilik haklarını zedeleyici nitelikte olması (Yargıtay 2. HD., 2014/13363 K).

Konusu İmkansız Hükümler: Protokolde yerine getirilmesi imkansız olan edimlerin kararlaştırılmış olması (Yargıtay 2. HD., 2020/3774 K).

Haklardan Feragat: “Velayetin kaldırılması veya kişisel ilişkinin genişletilmesi davası açılamayacağına” dair taahhütler gibi, medeni hakları kullanma ehliyetinden önceden vazgeçme niteliğindeki hükümler Medeni Kanun’un 23. maddesine aykırı kabul edilerek protokolün tamamını hükümsüz kılar (Yargıtay 2. HD., 2013/11644 K).

2. İrade Beyanına İlişkin Eksiklikler ve Sakatlıklar

Anlaşmalı boşanmanın temel şartı, tarafların hür iradeleriyle boşanmaya karar vermiş olmalarıdır. Hakim şu hallerde protokolü onaylamaz:

Bizzat Dinleme Şartının Gerçekleşmemesi: Eşlerin bizzat duruşmaya katılarak iradelerini hakim önünde açıklamamaları durumunda protokol onaylanmaz. Sadece protokolün sunulması yeterli değildir (Yargıtay 2. HD., 2012/22825 K; 2018/5548).

İrade Sakatlığı (Hata, Hile, İkrah): Karara esas alınan irade beyanında hata, hile veya korkutma (ikrah) gibi sakatlık hallerinin varlığına dair ciddi delillerin bulunması (Yargıtay 2. HD., 2014/17142 ; 2014/19608 K).

Serbest İrade Kanaatinin Oluşmaması: Hakimin, tarafların beyanlarını baskı veya tehdit altında verdiklerine dair bir kuşku duyması veya iradelerin serbestçe açıklandığına dair kanaate ulaşamaması (Yargıtay HGK, 2017/1941 K).

Çelişkili Beyanlar: Tarafların duruşmadaki beyanlarının kendi içinde veya birbirleriyle çelişkili olması, anlaşma koşulunun oluşmadığını gösterir (Yargıtay 2. HD., 2009/2794 

3. Çocukların ve Tarafların Menfaatine Aykırılık

Hakim, özellikle çocukların durumu ve boşanmanın mali sonuçları üzerinde denetim yetkisine sahiptir:

Çocukların Yüksek Yararı: Velayet, kişisel ilişki ve iştirak nafakası gibi konularda yapılan düzenlemelerin çocukların menfaatine uygun bulunmaması (Yargıtay 2. HD., 2020/3774  HGK, 2017/2650 K).

Mali Sonuçların Uygunsuzluğu: Maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası gibi mali konularda yapılan düzenlemelerin tarafların durumuna uygun bulunmaması (Yargıtay 2. HD., 2010/6315,2014/20003 K).

Belirsiz Hükümler: Protokolde yer alan yükümlülüklerin (örneğin taşınmaz devri) yerine getirilmesi için belirsiz bir zaman verilmesi veya infazda tereddüt yaratacak muğlak ifadeler kullanılması (Yargıtay 2. HD., 2020/3774 

4. Usuli ve Şekli Engeller

Evlilik Süresi: Evliliğin en az bir yıl sürmemiş olması durumunda hakim protokolü incelemeden reddetmelidir (Yargıtay HGK, 2017/1941

Protokolün Dosyada Bulunmaması: Protokolün fiziki olarak dosyaya sunulmadığı, içeriğinin saptanmadığı veya kimlik tespiti yapılmamış dilekçelere dayandığı hallerde onay verilmez (Yargıtay HGK, 2005/367 K; 2. HD., 2023/3111

Hakim Değişikliklerinin Kabul Edilmemesi: Hakim, gerekli gördüğü değişiklikleri taraflara önerir; taraflar bu değişiklikleri kabul etmezse protokol onaylanmaz ve boşanmaya hükmedilmez (Yargıtay 2. HD., 2011/11577 K; HGK, 2017/2650

5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler

İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda, protokolün onaylanma sürecine ilişkin şu ek bağlamlar sunulmuştur:

Hüküm Fıkrasına Geçirilmeme: Hakimin protokolü uygun bulmasına rağmen, protokol hükümlerini infazda tereddüt yaratmayacak şekilde ayrı ayrı hüküm fıkrasına geçirmemesi bir usul hatasıdır ve protokolün etkinliğini zedeler (Yargıtay 2. HD., 2010/18413k; 2014/15186 

Onaylanmayan İrade Değişiklikleri: Protokol sunulduktan sonra tarafların mahkemeye açıkça bildirmediği veya hakimin onayından geçmeyen irade değişiklikleri boşanma hükmüne esas alınamaz (Yargıtay 2. HD., 2024/6876 .

Beyanların Tasdik Edilmemesi: Aile mahkemesindeki yargılama sırasında tarafların protokol içeriğini tekrar ederek imzalarıyla tasdik etmemeleri durumunda, protokolün boşanma davasında hükme esas alınmayabileceği belirtilmiştir (Yargıtay 14. HD., 2015/12039

Genel İfadelerin Belirsizliği: “Herhangi bir mal talebim yoktur” gibi genel ifadelerin mal rejimi tasfiyesini kapsayıp kapsamadığı hususundaki belirsizliklerin, hak kaybına yol açabileceği durumlarda protokolün dar yoruma tabi tutulabileceği veya onay sürecinde tartışma yaratabileceği ima edilmiştir (Yargıtay 8. HD., 2012/5107 

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Anlaşmalı boşanma davalarında en sık yapılan hata, protokolün sadece taraf iradesiyle yeterli olacağı düşüncesidir. Oysa uygulamada, protokolün geçerliliği hakimin denetiminden geçmesine bağlıdır.

İmzalanmış Protokol, Onaylanmazsa Hükümsüzdür

Yargıtay uygulamasında;

Belirsiz nafaka düzenlemeleri

Çocuklar için yetersiz kişisel ilişki planları

“Bir daha dava açılamaz” gibi hukuka aykırı feragat hükümleri

Taşınmaz veya para ödemesi için süresi belli olmayan taahhütler nedeniyle çok sayıda protokol hakim tarafından reddedilmekte ve dava çekişmeli boşanmaya dönüşmektedir.

Hakim Müdahalesi Öngörülebilir Olmalıdır

Hakim, protokolde gerekli gördüğü değişiklikleri önerebilir. Bu değişikliklerin hukuka uygun şekilde yönetilmemesi, tarafların kabul etmemesi halinde boşanma kararı hiç verilmeyebilir. Uzman olmayan hazırlıklar, davanın uzamasına ve ciddi hak kayıplarına yol açar.

Yerel Mahkeme Pratiği Büyük Fark Yaratır

Özellikle İstanbul, Tuzla, Kartal, Pendik, Tepeören, Gebze ve Çayırova Aile Mahkemelerinde;

Protokol denetimi

Çocuk düzenlemelerine yaklaşım

Mali hükümlerin yeterliliği konularında yerleşik uygulama farkları bulunmaktadır. Bu nedenle Tuzla boşanma avukatı veya İstanbul boşanma avukatı tecrübesi sürecin kaderini belirler.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, anlaşmalı boşanma protokollerini;

Hakim denetimini öngören

Yargıtay içtihatlarına birebir uyumlu

Reddedilme riskini minimize eden şekilde hazırlayarak müvekkillerinin süreci tek duruşmada ve güvenle tamamlamasını hedefler. Anlaşmalı boşanma, taraflar arasında değil; hakim huzurunda geçerli olur.
Bu nedenle uzman avukat desteği bir tercih değil, zorunluluktur.

Read More

Anlaşmalı Boşanma Protokolü Nasıl Hazırlanır? Zorunlu Maddeler, Geçerlilik Şartları ve Yargıtay Uygulaması

Anlaşmalı boşanma protokolünde hangi hususlar zorunlu olarak yer almalıdır?

Türk Medeni Kanunu m.166/3 ve Yargıtay kararlarına göre; protokolde boşanmanın mali sonuçları (nafaka, tazminat) ile çocukların durumu (velayet, kişisel ilişki, iştirak nafakası) mutlaka açık ve net şekilde düzenlenmelidir. Bu unsurlardan biri eksikse veya “saklı tutulmuşsa”, anlaşmalı boşanma kararı verilemez.

Mal paylaşımı anlaşmalı boşanma protokolünde yazılmak zorunda mı?

Hayır. Mal rejiminin tasfiyesi, boşanmanın zorunlu fer’î sonucu değildir. Taraflar isterse mal paylaşımını protokole koyabilir, isterse boşanmadan sonra ayrı bir dava açabilir. Ancak mal paylaşımı protokole yazılacaksa; taşınır ve taşınmazların tek tek, ismen ve açık şekilde belirtilmesi zorunludur. “Tüm malları paylaştık” gibi genel ifadeler geçerli sayılmaz.

Anlaşmalı boşanma protokolü icra edilebilir mi?

Evet, ancak şartları vardır. Protokol hükümlerinin hakim tarafından uygun bulunması, mahkeme kararının hüküm fıkrasına açıkça geçirilmesi ve taraflarca imzalanması gerekir. Sadece “not edilmesine” karar verilen protokoller, tek başına ilamlı icra kabiliyeti kazanmaz.

1. Anlaşmalı Boşanma Protokolünün Yasal Dayanağı ve Temel Şartları 

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3. maddesi uyarınca, anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için protokolün belirli asgari unsurları taşıması ve davanın belirli usulü şartlara uygun olması zorunludur. Yargıtay kararları ışığında bu temel şartlar şunlardır:

Evlilik Süresi: Evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması gerekir.

İrade Beyanı: Eşlerin boşanma iradelerini hakim önünde bizzat açıklamaları ve hakimin bu iradenin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi şarttır.

Kapsam: Protokolün, boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilmiş tam bir mutabakatı içermesi ve bu düzenlemenin hakim tarafından uygun bulunması zorunludur.

2. Protokolde Yer Alması Zorunlu Olan “Boşanmanın Fer’i Sonuçları” 

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre, bir protokolün “anlaşmalı boşanmaya elverişli” kabul edilebilmesi için şu hususlarda açık düzenleme içermesi gerekir:

Mali Sonuçlar:

Maddi ve Manevi Tazminat: TMK 174/1-2 maddeleri kapsamında tazminat miktarları veya tazminat talebi olmadığına dair açık beyan.

Yoksulluk Nafakası: TMK 175. maddesi uyarınca eş için ödenecek nafaka düzenlemesi.

Çocukların Durumu:

Velayet: Ortak çocukların velayetinin kime verileceği.

Kişisel İlişki: Velayet kendisine verilmeyen eş ile çocuk arasında kurulacak kişisel ilişkinin zaman ve süresine dair düzenleme.

İştirak Nafakası: TMK 182. maddesi uyarınca çocukların bakım ve eğitim giderlerine katılım (iştirak nafakası) miktarı.

Yargıtay, bu unsurlardan herhangi biri (örneğin iştirak nafakası veya tazminat hakları) hakkında düzenleme içermeyen veya bu hakları “saklı tutan” protokollerin, TMK 166/3 anlamında geçerli bir anlaşma teşkil etmediğini ve bu durumda anlaşmalı boşanma kararı verilemeyeceğini vurgulamaktadır.

3. Protokolde Yer Alabilecek İhtiyari Unsurlar (Mal Rejimi ve Diğerleri) 

Mal rejiminin tasfiyesi, boşanmanın doğrudan bir fer’i (eki) niteliğinde değildir. Bu nedenle, protokolde mal rejimine dair bir düzenleme bulunması zorunlu değildir; taraflar bu konudaki haklarını boşanmadan sonra zamanaşımı süresi içinde ayrıca dava edebilirler. Ancak taraflar isterlerse şu hususları da protokole ekleyebilirler:

Mal Rejimi Tasfiyesi: Katkı payı, değer artış payı veya artık değere ilişkin alacaklar.

Eşya Paylaşımı: Ziynet eşyaları ve ev eşyalarının paylaşımı.

Ayni Hak Devirleri: Gayrimenkul tapu tescili, araç mülkiyeti devri, hisse devri veya belirli bir miktar paranın ödenmesi taahhüdü.

Önemli Uyarı: Mal rejimine ilişkin hükümlerin protokolde yer alması durumunda, bu hükümlerin “hiçbir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta” olması gerekir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, “tüm malları paylaştık, alacağımız yoktur” şeklindeki genel ve muğlak ifadelerin mal rejimini tasfiye etmeyeceğini; taşınır ve taşınmazların tek tek, ismen ve bentler halinde belirtilmesi gerektiğini karara bağlamıştır.

4. Protokolün Geçerlilik ve İnfaz Koşulları

Hakimin Onayı ve Müdahalesi: Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini gözeterek protokolde gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca kabul edilmesi halinde boşanmaya hükmolunur.

Hüküm Fıkrasına Geçirme: Protokolün ilam niteliği kazanabilmesi ve infaz edilebilmesi için sadece “protokolün tasdikine” denilmesi yeterli değildir; protokol hükümlerinin ayrı ayrı mahkeme kararının hüküm fıkrasına geçirilmesi gerekir.

İmza Şartı: Sözlü beyanların zapta geçirilip taraflarca imzalanması veya yazılı protokolün bizzat mahkemede doğrulanması zorunludur.

5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler 

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararları, protokol içeriğine dair şu ek bağlamları sunmaktadır:

Protokolde yer alan “ileride hak talep edilmeyeceğine” dair geniş kapsamlı ibra beyanlarının, tarafları bağlayıcı olduğu ve sonradan açılacak mal rejimi davalarının dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edebileceği belirtilmiştir.

Taşınmaz devri öngörülen protokollerde, tapu harç ve masraflarının kime ait olacağının açıkça yazılması, infaz aşamasındaki uyuşmazlıkları önlemektedir.

Çocukların eğitim giderlerinin (servis, yemek, özel ders vb.) kapsamının detaylandırılması, velayet değişikliği olsa dahi sözleşmeye bağlılık ilkesi gereği ödeme yükümlülüğünü devam ettirebilmektedir.

Anlaşmalı boşanma kararının verilmesinden sonra hükmün çok uzun süre (örneğin 9-10 yıl) tebliğe çıkarılmamasının, boşanma iradesinin samimiyetini sakatladığı ve hakkın kötüye kullanımı olarak değerlendirilebileceği vurgulanmıştır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Anlaşmalı boşanma, en hızlı boşanma yolu olmakla birlikte en çok hata yapılan boşanma türüdür.
Özellikle anlaşmalı boşanma protokolü, sıradan bir belge değil; mahkeme kararıyla kesin ve bağlayıcı hale gelen hukuki bir metindir.

Eksik veya Hatalı Protokol = Geçersiz Anlaşmalı Boşanma

Yargıtay uygulamasında;

İştirak nafakası düzenlenmeyen

Tazminat hakkı “saklı tutulan”

Çocuklarla kişisel ilişki saatleri net yazılmayan

Mal paylaşımı belirsiz bırakılan protokoller anlaşmalı boşanmaya elverişli sayılmamakta ve davalar çekişmeliye dönmektedir.

Protokol Hukuku Teknik Bir Alandır

Katılma alacağı, iştirak nafakası, kişisel ilişki, tapu devri, araç devri, hisse payı gibi konular birbirinden bağımsız teknik düzenleme gerektirir. Yanlış yazılmış tek bir cümle, yıllar sonra yeni davalara ve ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Yerel Uygulama Bilgisi Kritik Önemdedir

Özellikle İstanbul, Tuzla, Kartal, Pendik, Tepeören, Gebze ve Çayırova bölgelerinde Aile Mahkemelerinin;

Protokol denetimi

Hakim müdahalesi

Duruşma beyanlarının bağlayıcılığı konusunda farklı uygulamaları bulunmaktadır. Bu nedenle sürecin Tuzla boşanma avukatı / İstanbul boşanma avukatı tecrübesi olan bir hukukçu ile yürütülmesi büyük avantaj sağlar.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Protokol

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, anlaşmalı boşanma protokollerini;

Yargıtay içtihatlarına uygun

İnfaz edilebilir

Sonradan dava riskini minimize eden şekilde hazırlayarak müvekkillerinin haklarını güvence altına alır. Anlaşmalı boşanma hız ister, ama protokol uzmanlık ister.

Read More

Anlaşmalı Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır? Protokolde Yazılanlar Bağlar mı, Mali Haklardan Vazgeçme Geçerli midir? (Yargıtay Kararlarıyla)

Anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı yapmak zorunlu mu?

Hayır. Yargıtay’a göre mal rejiminin tasfiyesi, anlaşmalı boşanmanın zorunlu unsuru değildir. Türk Medeni Kanunu m.166/3 uyarınca tarafların sadece nafaka, tazminat ve çocukların durumu konusunda anlaşmaları yeterlidir. Mal paylaşımı, boşanma sırasında protokolle yapılabileceği gibi, boşanma kesinleştikten sonra ayrı bir dava konusu da yapılabilir.

Protokolde “başkaca maddi talebim yoktur” yazıyorsa mal paylaşımı davası açılamaz mı?

Her zaman hayır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre bu tür genel ve soyut ifadeler, kural olarak katılma alacağı, katkı payı ve değer artış payı alacaklarını kapsamaz. Mal paylaşımının geçerli sayılabilmesi için protokolde malvarlıklarının tek tek sayılması veya bu alacaklardan açıkça ve teknik ifadelerle feragat edilmesi gerekir.

Anlaşmalı boşanma duruşmasında mali taleplerden vazgeçmek bağlayıcı olur mu?

Evet, ancak belirli şartlarla. Duruşma tutanağına geçen ve imzayla doğrulanan açık beyanlar mahkeme içi ikrar niteliğindedir ve bağlayıcıdır. Eğer taraf “katılma alacağı, katkı payı ve mal rejiminden doğan taleplerim yoktur” şeklinde açık beyanda bulunmuşsa, sonradan açılacak davalar dürüstlük kuralına aykırı kabul edilerek reddedilebilir.

1. Anlaşmalı Boşanmada Mal Paylaşımının Hukuki Niteliği ve Usulü

Yargıtay kararlarına göre, anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı (mal rejiminin tasfiyesi), boşanmanın fer’î (eki) niteliğinde bir konu değildir. Bu nedenle, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için tarafların mal rejimi konusunda anlaşmış olmaları zorunlu bir unsur değildir. Eşler, mal rejiminin tasfiyesini boşanma süreciyle birlikte yapabilecekleri gibi, bu haklarını zamanaşımı süresi içinde ayrı bir dava konusu da yapabilirler (Yargıtay HGK-2019/335, 8. HD-2016/16216 ).

Ancak taraflar mal paylaşımı konusunda bir mutabakata varmışlarsa, bu anlaşmanın geçerli olabilmesi için şu usuli şartlar aranmaktadır:

Protokol ve Onay: Mal paylaşımına ilişkin hükümlerin boşanma protokolünde yer alması veya duruşma tutanağına imzalı beyan olarak geçirilmesi gerekir. Bu anlaşmanın hakim tarafından uygun bulunarak onaylanması ve hüküm fıkrasına geçirilmesi bağlayıcılık için esastır (Yargıtay 2. HD-2023/1061 K, 8. HD-2014/9610 K).

Hakim Müdahalesi: Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini gözeterek protokolde gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir; bu değişikliklerin taraflarca kabulü halinde boşanmaya ve tasfiyeye hükmedilir (Yargıtay 2. HD-2013/26214 K).

2. Mal Paylaşımında Dikkat Edilmesi Gereken Kritik Hususlar

Yargıtay, mal paylaşımı anlaşmalarının geçerliliği ve sonradan dava açılmasını engellemesi için belirli kriterler aramaktadır:

Açıklık ve Belirlilik İlkesi: Anlaşma metni “hiçbir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta” olmalıdır. Soyut, muğlak, her anlama gelebilen veya müphem ifadeler (örneğin; “başkaca maddi talebim yoktur”) mal rejiminin tasfiyesini kapsamaz. Tasfiyeye konu olan taşınmaz, araç, şirket hissesi veya ziynet eşyası gibi unsurların “tek tek ve ismen” sayılması gerekmektedir (Yargıtay HGK-2019/335 K, 8. HD-2012/3587, 8. HD-2013/827 ).

Şarta Bağlı Olmama: Mal paylaşımına ilişkin feragat veya kabuller koşula bağlı yapılamaz. Örneğin, bir taşınmazın bedelinin ödenmesinin emeklilik gibi bir şarta bağlanması, uyuşmazlığı nihai olarak sona erdirmediği için geçersiz kabul edilmektedir (Yargıtay 2. HD-2013/26214 ).

İrade Sakatlığı ve Hile: Protokolün serbest iradeyle imzalanmış olması gerekir. Aldatma (hile), korkutma veya yanılma gibi irade fesadı hallerinin ispatlanması durumunda protokol geçersiz sayılabilir. Ancak ağır depresyon tedavisi gibi durumlar tek başına irade fesadı için yeterli görülmemiştir (Yargıtay 2. HD-2023/1061 , 2. HD-2022/10165 K).

Dürüstlük Kuralı: Protokolde mal rejimini tasfiye ettiğini beyan eden ve bu beyanı mahkemece onaylanan tarafın, sonradan aynı konuda dava açması “dürüstlük kuralına aykırılık” ve “hakkın kötüye kullanılması” olarak değerlendirilmektedir (Yargıtay 2. HD-2023/2541, 2. HD-2022/10165.

3. Mali Taleplerden Vazgeçmenin (Feragat) Geçerliliği

Mali taleplerden vazgeçme, belirli şartlar altında kesin hüküm teşkil eder ve bağlayıcıdır:

Mahkeme İçi İkrar: Tarafların duruşmada “katkı payı, katılma alacağı ve mal paylaşımı talebimiz yoktur” şeklindeki imzalı beyanları mahkeme içi ikrar niteliğindedir ve tarafları bağlar (Yargıtay 2. HD-2022/10165, 2. HD-2023/4621).

Kapsam Sınırlaması: “Maddi ve manevi tazminat talebim yoktur” şeklindeki genel ifadeler kural olarak sadece boşanmanın fer’îlerini kapsar; mal rejiminden kaynaklanan (katılma alacağı, değer artış payı) hakları kapsamaz. Mal rejiminden feragat için “katkı payı, katılma alacağı veya mal rejiminden kaynaklı haklar” ibarelerinin açıkça geçmesi şarttır (Yargıtay 8. HD-2013/827, 2. HD-2023/1441).

Doğmayan Haktan Feragat: Bazı kararlarda “doğmayan haktan feragat olmaz” ilkesi uyarınca, boşanma kesinleşmeden önce henüz doğmamış olan katılma alacağından peşinen vazgeçilemeyeceği belirtilse de; protokolün mahkemece onaylanması ve kesinleşmesi durumunda bu feragatlerin geçerli olduğu ve dava hakkını sona erdirdiği baskın görüş olarak uygulanmaktadır (Yargıtay 8. HD-2013/9389 K, 2. HD-2022/9474 K).

Ziynet Eşyaları: Protokolde ziynet eşyalarına ilişkin açık bir düzenleme bulunmaması veya “ziynet konusunda karar verilmesine yer olmadığına” dair muğlak hükümler kurulması, sonradan ziynet alacağı davası açılmasına engel teşkil etmeyebilir (Yargıtay 2. HD-2024/8560

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya özel durumlar olarak yer almakta olup ikincil kaynak niteliğindedir:

Boşanma Sonrası Mutabakatlar: Boşanma kesinleştikten sonra noter huzurunda yapılan “Boşanma Sonrası Mutabakatı” gibi sözleşmeler, mal rejimi tasfiyesi açısından bağlayıcı kabul edilmektedir. Ancak bu tür belgelerde yer alan genel feragatlerin, çeyiz senedi gibi özel alacakları kapsayıp kapsamadığı mahkemece detaylıca incelenmelidir (Yargıtay 2. HD-2021/5390).

Ticari Varlıklar ve Şirket Hisseleri: Boşanma protokolündeki genel mal rejimi feragatleri, şirket hisselerinin devri veya ticari kâr payı alacaklarını her zaman otomatik olarak kapsamayabilir. Özellikle hisse devirlerinin noter onaylı yazılı sözleşme (TTK m.520) gibi şekil şartlarına uygun yapılması gerektiği, aksi halde protokolün bu kısımlarının geçersiz sayılabileceği vurgulanmaktadır (İstanbul 10. ATM-2022/47, İstanbul Anadolu 4. ATM-2023/219).

Sonuç olarak; anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı yapılacaksa, tüm taşınır ve taşınmaz varlıkların protokolde tek tek belirtilmesi, “mal rejimi tasfiyesi, katkı payı ve katılma alacağı” kavramlarının açıkça kullanılarak feragat edilmesi ve bu protokolün mahkeme hükmüne esas alınması, tarafların hukuki güvenliği açısından elzemdir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Anlaşmalı boşanma, uygulamada en çok hak kaybı yaşanan boşanma türlerinden biridir. Özellikle anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanırken yapılan küçük bir hata, yıllar sonra geri dönülmesi mümkün olmayan mal paylaşımı kayıplarına yol açabilmektedir.

Bir Cümlelik Hata, Yıllarca Sürecek Davalara Yol Açabilir

Yargıtay kararları incelendiğinde, tarafların “anlaştıklarını” düşündükleri birçok dosyada, protokolün belirsiz, eksik veya teknik olarak hatalı olması nedeniyle mal rejimi davalarının ya reddedildiği ya da yıllar sonra yeniden açıldığı görülmektedir. “Birbirimizden mal talebimiz yoktur”, “Maddi haklardan feragat edilmiştir” gibi ifadeler, sanıldığı gibi her zaman koruyucu değildir.

Mal Paylaşımı Teknik Bir Hukuk Alanıdır

Mal paylaşımı;

katılma alacağı,

katkı payı,

değer artış payı,

şirket hisseleri,

ziynet eşyaları gibi teknik ve ayrı ayrı düzenlenmesi gereken hakları içerir. Bu kavramlar protokolde açıkça yer almadığında, ciddi hak kayıpları ortaya çıkabilir.

Yerel Mahkeme Uygulaması Büyük Önem Taşır

Özellikle İstanbul, Tuzla, Kartal, Pendik, Tepeören, Gebze ve Çayırova bölgelerinde görülen anlaşmalı boşanma dosyalarında;

Hakimlerin protokol denetim hassasiyeti,

Duruşma beyanlarının bağlayıcılığı,

Mal paylaşımı feragatlerinin yorumu uygulamada farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle Tuzla boşanma avukatı ve İstanbul boşanma avukatı olarak bölge pratiğine hâkim bir hukukçuyla sürecin yürütülmesi kritik önem taşır.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Süreç

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, anlaşmalı boşanma ve mal paylaşımı alanında;

Yargıtay içtihatlarına uygun

Belirsizlik içermeyen,

Sonradan dava riskini en aza indiren hukuken sağlam anlaşmalı boşanma protokolleri hazırlayarak müvekkillerinin hak kaybı yaşamasının önüne geçmektedir. Anlaşmalı boşanma hızlı olabilir;
ancak yanlış hazırlanmış bir protokol, yıllar sürecek yeni davaların başlangıcı olabilir.

Read More

SGK Çıkış Kodu 49 Nedir? Kıdem–İhbar Tazminatı, İşe İade ve Açılabilecek Davalar

1. SGK Çıkış Kodu 49’un Mahiyeti ve Hukuki Dayanağı

SGK çıkış kodu 49, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-(h) bendi uyarınca “işçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı hâlde yapmamakta ısrar etmesi” durumunu ifade eder. Bu kod, işverene iş sözleşmesini haklı nedenle ve tazminatsız olarak derhal feshetme yetkisi veren “Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Aykırılık” halleri kapsamında değerlendirilmektedir. Yargıtay kararlarında bu kod, işçinin performans düşüklüğü veya verimsizliğinden ziyade, kendisine hatırlatılan görevleri yerine getirmeme konusundaki “ısrarı” üzerine temellenmektedir.

2. SGK Çıkış Kodu 49 Açılabilecek Davalar

SGK çıkış kodu 49 ile işten çıkarılan bir işçinin başvurabileceği hukuki yollar şunlardır:

Kıdem ve İhbar Tazminatı Davaları: İşçi, feshin haksız olduğunu ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer işçilik alacaklarının (yıllık izin, fazla mesai vb.) tahsilini talep edebilir.

İşe İade Davası: İş güvencesi kapsamında olan işçiler, feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade talebiyle dava açabilirler. Feshin şekli şartlara (yazılı bildirim, savunma alma) veya içerik şartlarına (haklı/geçerli neden) aykırı olması durumunda bu dava kabul edilmektedir.

Çıkış Kodunun Düzeltilmesi (Tespit) Davası: (İkincil Kaynak) İşçi, SGK kayıtlarındaki hatalı veya gerçeğe aykırı çıkış kodunun (örneğin 49 yerine 04 veya 25 olarak) düzeltilmesi için tespit davası açabilir. Bu dava, özellikle işsizlik ödeneğinden yararlanma ve yeni iş başvurularında engel teşkil etmemesi açısından önem arz eder.

İşsizlik Ödeneğine İlişkin Davalar: (İkincil Kaynak) Kod 49 bildirimi nedeniyle işsizlik ödeneği başvurusu reddedilen işçi, feshin aslında işçi tarafından haklı nedenle yapıldığını veya işverenin feshinin haksız olduğunu ispatlayarak bu işlemin iptalini ve ödeneğe hak kazandığının tespitini isteyebilir.

3. SGK Çıkış Kodu 49’da İspat Yükü Dağılımı

Yargı kararlarında ispat yükü konusunda yerleşik ilkeler şunlardır:

İşverenin İspat Yükü: İş akdinin haklı nedenle feshedildiğine ilişkin ispat yükü tamamen işveren üzerindedir. İşveren, işçinin görevlerini yapmadığını ve bu konuda kendisine hatırlatma yapılmasına rağmen ısrarını sürdürdüğünü somut delillerle kanıtlamalıdır.

Kodla Bağlılık İlkesi: İşveren, SGK’ya bildirdiği çıkış kodu ile bağlıdır ve fesih nedenini sonradan değiştiremez. Eğer bildirim “haklı neden bildirilmeden fesih” (Kod 04) olarak yapılmışsa, işverenin mahkemede haklı fesih savunması yapması zorlaşmaktadır.

İşçinin İspat Yükü: Feshin sendikal bir nedene dayandığı iddia ediliyorsa, bu iddianın ispat yükü işçiye aittir. Ayrıca, ücret alacaklarının ödendiğini ispat yükü işverende iken; fazla çalışma, hafta tatili gibi alacakların varlığını ispat yükü işçidedir.

4. İşverenin Fesih Öncesi Yapması Gerekenler ve Uyarı Prosedürü

Kod 49 kapsamında yapılacak bir feshin hukuka uygun sayılabilmesi için işverenin şu prosedürleri izlemesi gerekmektedir:

Görevlerin Hatırlatılması ve Israrın Tespiti: İşçiye yapması gereken görevler açıkça hatırlatılmalı ve işçinin bu görevleri yapmamakta “ısrar ettiği” tutanaklarla belgelenmelidir.

Savunma Alma Zorunluluğu: İş Kanunu md. 19 uyarınca, işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle fesih yapılmadan önce mutlaka işçinin savunması alınmalıdır. Savunma alınmadan yapılan fesihler, Yargıtay tarafından “şeklen geçersiz” kabul edilmektedir.

Yazılı Bildirim ve Açıklık: Fesih bildirimi yazılı yapılmalı ve fesih sebebi “açık ve kesin” bir şekilde belirtilmelidir. “Vb. nedenler” gibi muğlak ifadeler feshin geçersizliğine yol açabilir.

Ölçülülük İlkesi ve Son Çare Olması: (İkincil Kaynak) Fesih, başvurulacak son çare olmalıdır. İşçiye davranışını düzeltmesi için makul bir süre tanınmalı, ihtar ve uyarı mekanizmaları işletilmelidir. İlk eylemde doğrudan fesih yoluna gidilmesi ölçülülük ilkesine aykırı bulunabilir.

5. Somut Örnek Analizleri

Örnek 1 (Savunma Eksikliği): Bir işçinin “verilen işi yapmak istememesi ve verimsiz çalışması” gerekçesiyle işten çıkarıldığı olayda, işverenin fesih öncesi savunma almadığı tespit edilmiştir. Yargıtay, savunma alınmamasını doğrudan feshin geçersizliği ve işe iade nedeni saymıştır.

Örnek 2 (Görev Alanı Dışı İşler): Forklift operatörü olarak çalışan bir işçinin, görev alanı olmayan yerlerde çalışması ve işyeri düzenini bozması nedeniyle uyarılmasına rağmen bu davranışlarını sürdürmesi üzerine yapılan fesih, somut tutanaklar ve savunma kayıtları ile desteklendiğinde haklı bulunabilmektedir.

Örnek 3 (Performans ve İhtar): (İkincil Kaynak) Sentetik elyaf üretim işçisinin düşük performans göstermesi üzerine işverenin savunma aldığı, ihtar verdiği ve ertesi gün verimsizliğin devam ettiğini tespit ettiği durumda, usulüne uygun ihtar ve savunma süreci işletildiği için Kod 49 bildirimi hukuka uygun değerlendirilmiştir.

Örnek 4 (İşverenin İspat Yetersizliği): İşverenin, işçinin makineler zarar verdiği iddiasıyla yaptığı fesihte, zarara ilişkin somut belge veya tutanak sunamaması durumunda, mahkeme “ispat yükünün yerine getirilmediği” gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatına hükmetmektedir.

6. İkincil Kaynaklardan Ek Notlar

Tespit Davasında Hukuki Yarar: İşten çıkış kodunun düzeltilmesi için açılan tespit davalarında, işçinin bu davayı açmakta “güncel bir hukuki yararının” (örneğin işsizlik maaşı alamama veya yeni iş bulamama) bulunması şarttır.

Arabuluculuk Etkisi: Arabuluculuk anlaşma belgesi ile işçiye kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi kararlaştırılmışsa, SGK genelgeleri uyarınca bu belgeye dayanarak çıkış kodunun değiştirilmesi mümkündür.

Disiplin Kurulu Süreci: Toplu iş sözleşmesi olan işyerlerinde, disiplin kurulu kararı ve savunma süreci işletilmeden yapılan fesihler, hak düşürücü süreler içinde olsa dahi usulden iptal edilebilmektedir.Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | SGK Çıkış Kodu 49’da Hak Kaybı Yaşamamak İçin

SGK çıkış kodu 49, uygulamada en sık haksız veya hatalı fesih iddialarına konu olan çıkış kodlarından biridir. Bu kodla yapılan fesihlerde; kıdem ve ihbar tazminatının tamamen kaybedilmesi, işsizlik ödeneğinden yararlanamama ve işe iade davasının reddi gibi son derece ağır sonuçlar doğabilmektedir. Bu nedenle sürecin başından itibaren uzman avukat desteği alınması hayati önem taşır.

Özellikle;

İşverenin, işçinin görevini yapmadığını ve hatırlatmaya rağmen ısrar ettiğini somut ve yazılı delillerle ispatlayamaması,

Savunma alınmadan veya usule aykırı şekilde yapılan fesihler,

SGK’ya bildirilen çıkış kodu ile mahkemede ileri sürülen fesih nedeninin birbiriyle örtüşmemesi,

Kod 49’un gerçekte performans düşüklüğü, kişisel uyuşmazlık veya sendikal neden gibi sebeplerin örtülmesi amacıyla kullanılması,

Çıkış kodunun düzeltilmesi davalarında hukuki yararın doğru kurulmamış olması,

gibi hususlar, davanın kaderini doğrudan etkilemektedir.

Uygulamada sıkça görüldüğü üzere; işverenin ispat yükünü yerine getirememesi halinde Kod 49’a rağmen kıdem ve ihbar tazminatına hükmedilmekte, hatta şartları varsa işe iade kararı verilebilmektedir. Ancak bu sonuca ulaşılabilmesi, Yargıtay içtihatlarına hâkim, delil stratejisini doğru kuran ve süreci usule uygun yöneten bir avukatla mümkündür.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul Tuzla merkezli ofisiyle; SGK çıkış kodları, haksız fesih, işe iade ve işçilik alacakları davalarında işçi ve işveren müvekkillerine profesyonel hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır. SGK Çıkış Kodu 49 ile işten çıkarıldıysanız veya bu kodla fesih yapmayı planlıyorsanız, telafisi güç hak kayıpları yaşamamak için süreci mutlaka uzman bir avukatla yürütün. Tuzla / İstanbul – 2M Hukuk Avukatlık Bürosu

Read More

İşçinin Fazla Mesai Alacağında %30 Hakkaniyet İndirimi Yapılır mı? Yargıtay Uygulaması

1. Genel İlkeler ve Hakkaniyet İndiriminin Dayanağı

İşçinin Fazla Mesai Alacağında %30 Hakkaniyet İndirimi Yapılır mı? Yargıtay Uygulaması Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulamalarına göre, fazla çalışma alacağının uzun bir süre için hesaplanması ve ispatının tanık beyanları gibi takdiri delillere dayanması durumunda, işçinin hastalık, izin, mazeret gibi nedenlerle çalışmadığı günlerin olabileceği kabul edilerek hakkaniyet indirimi yapılması gerekmektedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına (puantaj, giriş-çıkış kayıtları vb.) dayanması durumunda bu indirime gidilmemektedir. Yapılacak indirim, işçinin çalışma şekli, işin düzenlenmesi ve hesaplanan fazla çalışma miktarına göre takdir edilmeli ve hakkın özünü ortadan kaldıracak oranda olmamalıdır (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2014/12587 E., 2014/22867 K.K; Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2012/23673 E., 2013/13020 K.)K.

2. %30 Oranındaki Hakkaniyet İndiriminin Yargı Kararlarındaki Değerlendirilmesi

a) %30 Oranını Uygun Bulan Kararlar

Yargı kararlarında, fazla mesai alacağından %30 oranında hakkaniyet indirimi yapılması genel olarak makul ve yerleşik bir uygulama olarak kabul edilmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bir kararında, tanık beyanlarına dayalı olarak hesaplanan fazla çalışma alacağından mahkemece uygulanan ve yaklaşık 1/3 oranına denk gelen %30 oranındaki indirimin makul olduğunu, Özel Daire’nin bu indirimi az bularak verdiği bozma kararının yerinde olmadığını belirterek direnme kararını onamıştır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2015/3411 E., 2019/590 K.)K.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin %30 oranında yaptığı hakkaniyet indiriminin, işçinin çalışma şekline, işin düzenlenmesine ve ortaya çıkan fazla çalışma alacağının miktarına uygun olduğuna karar vermiştir. Bu kararda davacı vekili de ıslah dilekçesinde %30 indirimi kendisi talep etmiştir (BAM İzmir 9. Hukuk Dairesi, 2017/436 E., 2017/815 K.).

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, bir başka kararında, mahkemenin %30 oranında hakkaniyet indirimi yapmasını onayan direnme kararını, delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle onamıştır (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2014/6709 E., 2014/9930 K.)K.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, Bölge Adliye Mahkemesi’nin %30 hakkaniyet indiriminin Yargıtay içtihatlarına ve dosyadaki delil durumuna uygun olduğu yönündeki kanaatini, temyiz itirazlarını bu yönden reddederek zımnen onamıştır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2022/10795 E., 2022/12289 K.).

İstanbul 26. İş Mahkemesi, tanık anlatımlarına dayanarak hesaplanan fazla mesai alacağından takdiren %30 hakkaniyet indirimi yaparak hüküm kurmuştur (İstanbul 26. İş Mahkemesi, 2019/65 E., 2021/111 K.)

b) Daha Düşük Oranları Yetersiz Bularak %30 Oranını İşaret Eden Kararlar

Yargıtay, daha düşük oranlarda yapılan indirimleri yetersiz bularak, %30 oranının uygulanması gerektiğine hükmettiği kararlar vermiştir.

Bir kararda, mahkemenin uyguladığı %5 indirim oranı yeterli bulunmamış ve “%30 oranında indirim yapılması dosya içeriğine ve hakkaniyete uygun olacaktır” denilerek karar bozulmuştur (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2013/18120 E., 2013/17201 K.)

Benzer şekilde, 1/4 oranındaki indirim yetersiz görülerek, “%30 oranında indirim yapılması dosya içeriğine ve hakkaniyete uygun olacaktır” şeklinde hüküm kurulmuştur (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2012/8032 E., 2012/13729 K.; Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2012/8032 E., 2012/13729 K.)K

Yargıtay, bazı kararlarında %30 oranını asgari bir sınır olarak belirlemiştir. Örneğin, bir kararda “%30’undan aşağı olmamak üzere hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken” indirim yapılmaması (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2013/17137 E., 2014/35416 K.) ve bir diğerinde “% 20 oranda hakkaniyet indirimi” yapılmasının yetersiz olduğu belirtilerek “1/3 ten az olmamak üzere hakkaniyet indirimi” yapılması gerektiği (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2013/9994 E., 2014/10261 K.) ifade edilmiştir.

c) Daha Yüksek Oranları Fazla Bularak %30 Oranını İşaret Eden Kararlar

Yargıtay, %30’dan daha yüksek oranlarda yapılan indirimleri “hakkın özünü zedeleyici” bularak bozmuş ve daha makul oranlar önermiştir.

Bir uyuşmazlıkta, mahkemenin uyguladığı %45 oranındaki hakkaniyet indirimi yüksek bulunmuş ve “alacak miktarı ve belirlenen çalışma düzenine göre %30 oranında hakkaniyet indirimi uygulanması dosya kapsamına ve hakkın özüne daha uygun olacaktır” denilerek karar bozulmuştur (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2013/19372 E., 2014/4795 K.)

Başka bir kararda, mahkemenin uyguladığı %50 oranındaki takdiri indirim fazla bulunmuş ve “%30 takdiri indirim yapılması dosya kapsamına daha uygun olacağından” bu oranın uygulanması gerektiği belirtilmiştir (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2014/1374 E., 2015/12303 K.).

d) %30 Oranından Daha Yüksek İndirim Gerektiğine Hükmedilen İstisnai Durumlar

%30 oranı genel kabul görmekle birlikte, dosyanın özel koşulları (tanık beyanlarındaki çelişkiler, işin niteliği vb.) daha yüksek bir indirimi gerektirebilir.

Bir kararda, tanık beyanları arasındaki farklılıklar ve işin niteliği dikkate alındığında, hesaplanan fazla mesai alacağından “% 50 den az olmamak üzere hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken, daha düşük oranda indirim yapılması hatalı olmuştur” denilerek %30 indirimli karar bozulmuştur (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2013/25037 E., 2013/21337 K.)

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bir başka kararında, tanık beyanları arasındaki çelişkiler ve işin niteliği nedeniyle %50’den az olmamak üzere indirim yapılması gerektiği yönündeki Özel Daire bozma kararını, %30 indirimde direnen yerel mahkeme kararını bozarak benimsemiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2015/1616 E., 2016/128 K.)

Benzer şekilde, tanık anlatımları ve dosya içeriği dikkate alındığında mahkemece yapılan indirimin yetersiz olduğu belirtilerek, “% 50 oranından aşağı olmamak üzere hakkaniyet indirimi” yapılması gerektiği ifade edilmiştir (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2012/23673 E., 2013/13020 K.).

3. Hakkaniyet İndiriminde Sık Yapılan Usuli Hatalar

Mükerrer (Çifte) İndirim: Bilirkişi raporunda hakkaniyet indirimi yapılmış bir tutar üzerinden mahkemenin yeniden indirim uygulaması, hakkın özünü zedeleyen bir uygulama olarak kabul edilmekte ve bozma nedeni sayılmaktadır (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2014/12587 E., 2014/22867 K.

Bilirkişinin Takdir Yetkisini Kullanması: Takdiri indirim yapma yetkisi ve görevi hakime aittir. Bilirkişinin bu yetkiyi kullanarak raporunda indirim oranı belirlemesi hatalı bir uygulamadır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2017/14326 E., 2019/22728 K.)

Gerekçe ve Hüküm Çelişkisi: Mahkeme kararının gerekçesinde %30 indirim yapılacağı belirtilip hüküm fıkrasında farklı bir oranda (%25 veya %50 gibi) indirim uygulanması, HMK 298/2. maddesine aykırılık teşkil eden bir bozma nedenidir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2017/14326 E., 2019/22728 K.; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2014/8979 E., 2015/22118 K.)

Usuli Kazanılmış Hakkın İhlali: Bozma kararına uyulmasıyla davalı lehine hakkaniyet indirimi yönünden oluşan usuli kazanılmış hakka rağmen, bozma sonrası alınan yeni rapordaki alacağa indirim uygulanmaması da bir bozma nedenidir (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2018/16450 E., 2019/1380 K.).

SONUÇ:

Mevcut yargı kararları incelendiğinde, fazla mesai alacağının tanık beyanlarına dayalı olarak hesaplandığı durumlarda, bilirkişi raporu üzerinden %30 oranında hakkaniyet indirimi yapılması Yargıtay tarafından genel olarak makul, hakkaniyete uygun ve yerleşik bir uygulama olarak kabul edilmektedir. Bu oran, birçok kararda alt ve üst sınırları belirleyen bir referans noktası olarak kullanılmaktadır. %30’dan önemli ölçüde düşük (%5, %20 gibi) veya yüksek (%45, %50, %60 gibi) oranlar, dosyanın özel koşulları tarafından haklı gösterilmedikçe, genellikle bozma nedeni yapılmaktadır. Ancak, tanık beyanlarındaki çelişkiler veya işin niteliği gibi istisnai durumlarda %30’dan daha yüksek bir indirim oranının da uygulanabileceği görülmektedir.

Fazla Mesai Alacağı Davalarında Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Fazla mesai alacağı davaları, yüzeyde basit bir alacak davası gibi görünmekle birlikte, hakkaniyet indirimi, delillerin değerlendirilmesi, tanık beyanlarının ispat gücü ve Yargıtay içtihatlarının doğru uygulanması bakımından yüksek düzeyde uzmanlık gerektiren dava türlerindendir. Özellikle fazla mesai alacağından yapılacak %30 hakkaniyet indirimi, davanın sonucunu doğrudan etkileyen kritik bir aşamadır.

Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Yargıtay uygulamasında %30 oranı genel kabul görmekle birlikte, dosyanın özelliklerine göre daha düşük veya daha yüksek oranlar bozma sebebi yapılabilmekte, hatta bazı durumlarda %50’den az olmamak üzere indirim yapılması gerektiği kabul edilmektedir. Bu noktada;

Tanık beyanlarının çelişkili olup olmadığı,

Fazla çalışmanın yazılı delillerle mi yoksa takdiri delillerle mi ispatlandığı,

Bilirkişi raporunun usule uygun düzenlenip düzenlenmediği,

Mükerrer (çifte) indirim yapılıp yapılmadığı,

Gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki bulunup bulunmadığı

gibi hususlar, uzman bir iş hukuku avukatı tarafından titizlikle değerlendirilmelidir.

Uygulamada sıkça karşılaşılan hatalardan biri; bilirkişi raporunda zaten indirim yapılmışken mahkemece yeniden indirim uygulanması veya bilirkişinin hâkime ait olan takdir yetkisini kullanmasıdır. Bu tür usuli hatalar, davanın Yargıtay’dan bozulmasına, dolayısıyla sürecin uzamasına ve hak kaybına yol açabilmektedir.

Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Çevresinde Uzman Hukuki Destek

İstanbul Anadolu Yakası ve Kocaeli bölgesinde, özellikle Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Çayırova gibi sanayi ve işçi yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelerde fazla mesai alacağı davaları uygulamada oldukça yaygındır. Bu bölgelerde görülen davalarda, yerleşik Yargıtay içtihatlarına hâkim, iş hukuku alanında uzmanlaşmış bir avukatla çalışmak büyük önem taşır.

Bu kapsamda, 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, fazla mesai alacağı, işçilik alacakları ve iş hukuku uyuşmazlıklarında;

Güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarını esas alan,

Hakkaniyet indirimi uygulamalarını dosya bazında analiz eden,

Usuli kazanılmış hakları titizlikle takip eden

yaklaşımıyla müvekkillerine etkin ve güvenilir hukuki destek sunmaktadır.

Sonuç olarak; fazla mesai alacağında %30 hakkaniyet indirimi gibi teknik ve yoruma açık konular, ancak alanında uzman bir avukatın hukuki stratejisiyle doğru şekilde yönetilebilir. Aksi hâlde, hatalı indirim oranları veya usuli eksiklikler nedeniyle ciddi hak kayıpları yaşanması kaçınılmazdır.

Read More

Kiracı Evi Erken Boşaltırsa Ne Kadar Tazminat Öder? (TBK 325)

Kiracı Erken Tahliye Ederse Kalan Kira Bedelini Ödemek Zorunda mı? Örneğin 1 yıllık kira sözleşmesini kiracı erken evi tahliye ederse kiraya veren tazminat isteyebilir mi?

Yargı kararları, kiracının belirli süreli (örneğin 1 yıllık) bir kira sözleşmesini süresi dolmadan ve haklı bir neden olmaksızın tek taraflı olarak feshederek kiralananı tahliye etmesi durumunda, kiraya verenin tazminat talep etme hakkı bulunduğunu istikrarlı bir şekilde kabul etmektedir. Bu hak, “sözleşmeye bağlılık (ahde vefa)” ilkesine dayanmaktadır. Yargıtay’a göre, “Haklı neden olmadıkça ve usulüne uygun feshedilmedikçe kiracı, sözleşme süresi ile bağlı olup sözleşmenin süresinden önce ve haksız olarak feshi kiracı yönünden tazminat sorumluluğunu gerektirir” (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2013/14113 E., 2013/16209 K., 03.12.2013 T.; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/5409 E., 2019/1651 K., 27.02.2019 T.). Kiracının bu eylemi, sözleşmeye aykırı bir davranış (haksız fesih) olarak nitelendirilmekte ve kiraya verenin bu yüzden uğradığı zararı tazmin etme yükümlülüğü doğurmaktadır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/7258 E., 2019/3203 K.K, 10.04.2019 T.; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2012/2359 E., 2012/5896 K., 12.04.2012 T.)

Erken Tahliye Tazminatın Kapsamı ve Sınırları

Kiracının tazminat sorumluluğu, kural olarak sözleşmenin kalan süresinin tamamını kapsamaz. Yargıtay, bu sorumluluğu Türk Borçlar Kanunu’nun 325. maddesi çerçevesinde sınırlandırmaktadır. Anılan maddeye göre, “Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre için devam eder” (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/8877 E., 2019/5230 K., 10.06.2019 T.). Bu durumda kiraya verenin zararı, “tahliye tarihinden kiralananın aynı koşullarla yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreye ilişkin kira parasından ibarettir” (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2010/12759 E., 2011/4683 K., 13.04.2011 T.).

Bu “makul süre”nin belirlenmesi, somut olayın koşullarına bağlıdır ve genellikle mahkeme tarafından bilirkişi incelemesi ve mahallinde keşif yapılarak tespit edilir (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2016/5372 E., 2016/4145 K.K, 26.05.2016 T.; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/4429 E., 2019/3552 K., 18.04.2019 T.). Örneğin, bir kararda bu süre 3 ay (İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2025/250 E., 2025/457 K., 29.05.2025 T.), başka bir kararda ise 2 ay olarak belirlenmiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/8877 E., 2019/5230 K., 10.06.2019 T.).

Ayrıca, kiraya verenin de TBK m. 114 ve m. 52 (eski BK m. 98 ve m. 44) uyarınca zararın artmasını önleme yükümlülüğü bulunmaktadır. Kiraya veren, “kiralananı aynı koşullarla yeniden kiraya vermek konusunda gereken çabayı göstermeli ve böylece zararın artmasına sebebiyet vermemelidir” (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2019/3039 E., 2019/5566 K.Kaynak, 19.06.2019 T.).

Sözleşmesel Düzenlemelerin Etkisi

Taraflar arasındaki kira sözleşmesinde yer alan özel hükümler, tazminatın kapsamını doğrudan etkileyebilir:

Erken Fesih Hakkı ve İhbar Süresi: Sözleşme, kiracıya belirli bir ihbar süresine uymak kaydıyla erken fesih hakkı tanıyorsa ve kiracı bu şarta uygun hareket etmişse, kiracının tazminat yükümlülüğü ortadan kalkar (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2013/14113 E., 2013/16209 K., 03.12.2013 T.; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2012/6219 E., 2012/12827 K., 04.10.2012 T.). Eğer sözleşmede bir ihbar süresi (örneğin 1 ay veya 30 gün) kararlaştırılmışsa, mahkemeler genellikle bu süreyi “makul süre” olarak kabul etmekte ve kiracının sorumluluğunu bu süreyle sınırlamaktadır (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2015/8453 E., 2016/2625 K., 31.03.2016 T.; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/15931 E., 2019/6901 K., 19.09.2019 T.).

Cezai Şart ve Tazminat Miktarı: Sözleşmede, erken tahliye durumunda belirli bir miktarda “cezai şart” veya “erken tahliye tazminatı” ödeneceği kararlaştırılmışsa, bu hüküm geçerlidir ve tarafları bağlar. Bu durumda kiraya veren, genellikle makul süre tazminatı yerine sözleşmede belirtilen bu bedeli talep edebilir (İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2019/539 E., 2020/129 K., 20.02.2020 T.; Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2013/4786 E., 2013/15765 K., 21.11.2013 T.). Yargıtay, tacirler arasında kararlaştırılan bu tür cezai şartların geçerli olduğunu ve kiracının tazminat sorumluluğunun bu miktar kadar olduğunu kabul etmektedir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/12073 E., 2018/2698 K., 20.03.2018 T.). Ancak, sözleşmede kalan tüm kira bedellerinin muaccel olacağına dair hükümler, cezai şart olarak değil, TBK m. 325 kapsamında makul süre tazminatı olarak değerlendirilmektedir (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2016/9799 E., 2016/6337 K., 02.11.2016 T.). Hakim, aşırı gördüğü cezai şartı TBK m. 182/3 uyarınca indirebilir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2018/4453 E., 2018/9630 K., 08.10.2018 T.).

Sonuç: Kiracının 1 yıllık kira sözleşmesini süresinden önce haklı bir nedeni olmaksızın sonlandırması halinde, kiraya veren tazminat talep edebilir. Bu tazminat, genel kural olarak kiralananın benzer koşullarla yeniden kiraya verilebileceği “makul süre” kadar kira bedelinden ibarettir. Ancak, kira sözleşmesinde erken tahliyeye ilişkin bir ihbar süresi, cezai şart veya özel bir tazminat hükmü varsa, kiracının sorumluluğu bu sözleşmesel düzenlemelere göre belirlenir. Her durumda kiraya verenin, zararı azaltmak için taşınmazı yeniden kiraya verme yönünde çaba göstermesi beklenir. Bir yazı önerisi.

Kiracı Erken Tahliye ve Kira Tazminatı Davalarında Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Kiracının erken tahliyesi halinde tazminat talep edilip edilemeyeceği, edilecekse hangi süre ve hangi tutar üzerinden talep edileceği; Türk Borçlar Kanunu, Yargıtay içtihatları ve kira sözleşmesindeki özel düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesini gerektiren teknik ve uzmanlık isteyen bir alandır.

Uygulamada en sık yapılan hatalar şunlardır:

Kalan tüm kira bedelinin otomatik olarak talep edilebileceğinin sanılması

TBK m. 325 kapsamında “makul süre”nin yanlış belirlenmesi

Kiraya verenin zararı azaltma yükümlülüğünün göz ardı edilmesi

Sözleşmedeki cezai şart hükümlerinin geçerliliğinin ve indirime tabi olup olmadığının değerlendirilmemesi

Yanlış hukuki nitelendirme nedeniyle davanın eksik veya hatalı talep ile açılması

Bu tür hatalar, davanın reddine, tazminatın önemli ölçüde düşmesine veya uzun yargılama süreçlerine yol açabilmektedir.

Özellikle Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Çayırova gibi kira sirkülasyonunun yüksek olduğu bölgelerde, mahkemeler “makul süre” tespitini taşınmazın konumu, kira piyasası, benzer taşınmazların kiraya verilebilirlik süresi gibi unsurları dikkate alarak yapmaktadır. Bu nedenle bölgesel piyasa bilgisine sahip, Yargıtay uygulamasını yakından takip eden bir avukatla çalışmak büyük önem taşır.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu ile Profesyonel Hukuki Destek

İstanbul Anadolu Yakası başta olmak üzere Tuzla ve çevre ilçelerde kira hukuku alanında yoğun uygulama tecrübesine sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, kiracının erken tahliyesinden kaynaklanan:

Erken tahliye tazminatı davaları

Makul süreye ilişkin kira alacağı talepleri

Cezai şart ve sözleşmesel tazminat uyuşmazlıkları

Kiraya verenin zararı azaltma yükümlülüğüne ilişkin savunmalar

konularında Yargıtay içtihatlarına uygun, stratejik ve sonuç odaklı hukuki hizmet sunmaktadır.

Kiracı veya kiraya veren konumunda olunmasına göre doğru hukuki yolun belirlenmesi, hak kaybı yaşanmaması ve sürecin etkin şekilde yürütülmesi açısından uzman avukat desteği hayati öneme sahiptir.

Read More

Mobbing (Psikolojik Taciz) İddialarının İspatında Tutanak, E-Posta (Mail) ve Mesajların Delil Niteliği

Mobbing (Psikolojik Taciz) İddialarının İspatında Tutanak, E-Posta (Mail) ve Mesajların Delil Niteliği. İncelenen yargı kararları ışığında; mobbing iddialarının ispatında kesin ve şüpheden uzak deliller aranmamakta, “yaklaşık ispat” ilkesi geçerli kabul edilmektedir. Bu kapsamda tutanak, e-posta ve mesajlar, sistematik bir baskı ve yıldırma politikasını ortaya koydukları ölçüde delil olarak kabul edilmektedir. Ancak bu belgelerin tek başına varlığı yeterli olmayıp, içerikleri ve süreklilikleri belirleyicidir.

1. Mobbing (Psikolojik taciz) E-Posta (Mail) Yazışmalarının Delil Niteliği

Yargı kararlarında e-postalar, içeriğine ve gönderilme biçimine göre mobbingin en güçlü delilleri arasında sayılabilmektedir.

Delil Olarak Kabul Edildiği Durumlar:

Hakaret ve Nezaketsizlik: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun (HGK) 2015/2274 sayılı kararında, çalışana hitaben “densiz” denilmesi ve emir içeren ifadeler kullanılması mobbing göstergesi sayılmıştır. Benzer şekilde Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (2013/693), şube içi yazışmalarda nezaket sınırlarının aşılmasını delil kabul etmiştir

Sistematik Baskı ve Dışlanma: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2021/12218), davacının başarısız gösterilmesi ve dışlanmasına ilişkin yöneticilere gönderdiği detaylı “bilgilendirme” e-postalarını, tanık beyanlarıyla birlikte mobbingin ispatında geçerli delil saymıştır.

Olumsuz İstihbarat: Yargıtay HGK (2017/3017), yöneticiler arasında geçen ve davacı hakkında olumsuz istihbarat içeren e-postaları sistematik baskının kanıtı olarak değerlendirmiştir.

Delil Olarak Yetersiz Görüldüğü Durumlar:

Toplu Gönderimler: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi (2014/1345), şahsa özel olmayan, tüm çalışanlara gönderilen toplu e-maillerin mobbing delili teşkil etmeyeceğine hükmetmiştir.

İşin Gereği Olan Talimatlar: Yargıtay HGK (2016/1427) ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2010/38293), nezaketli bir dille yazılan, işin işleyişi ve görevlendirme kapsamındaki talimatları içeren e-postaların mobbing ispatı için yeterli olmadığına karar vermiştir.

2. Mobbing Mesajların (SMS, WhatsApp) Delil Niteliği

Elektronik iletişim araçları üzerinden gönderilen mesajlar, özellikle sistematik taciz ve çalışma koşullarının ispatında yargı tarafından dikkate alınmaktadır.

Delil Olarak Kabul Edildiği Durumlar:

Grup Yazışmaları: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2016/14206), çalışanların WhatsApp grubunda yöneticilerin tutumları ve olumsuz çalışma koşulları hakkında yaptıkları yazışmaları, mobbing niteliğindeki tutumların tespiti açısından delil olarak değerlendirmiştir.

Süreklilik ve Taciz: Yargıtay HGK (2019/683), işverenin bir kadın işçiye ısrarlı şekilde, gece saatlerinde gönderdiği ve cinsel temele dayalı mesajları, kişilik haklarına saldırı ve psikolojik taciz kapsamında delil kabul etmiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (2012/6291) de SMS yoluyla yapılan aşağılama ve hakaretleri feshin haklılığı noktasında somut delil saymıştır.

İkrar: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2022/4922), davalı tarafça içeriği kabul edilen (ikrar edilen) WhatsApp ve e-posta yazışmalarının mobbingin varlığını kanıtladığına hükmetmiştir.

Delil Olarak Yetersiz Görüldüğü Durumlar:

İşveren Dahli Olmayan Kişisel Yazışmalar: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi (2016/23374), işçinin başka bir çalışanla yaptığı özel mesajlaşmaların, işverenin emri veya dahli ispatlanamadığı sürece mobbing bağlamında işveren aleyhine delil oluşturmayacağını belirtmiştir.

3. Tutanakların Delil Niteliği

Tutanaklar, mobbing davalarında iki farklı şekilde ele alınmaktadır: Ya mobbingin bir aracı (haksız tutanak tutulması) ya da olayların belgelenmesi aracı olarak.

Mobbing Aracı Olarak Tutanaklar (Lehe Delil):

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi (2016/31457), işçiye kısa süre içinde kılık kıyafet gibi nedenlerle üst üste tutulan asılsız ve haksız tutanakları, “planlı ve sistemli mobbing”in bir parçası ve delili olarak kabul etmiştir.

Yargıtay HGK (2017/3017), işçinin masasının aranması sonucu tutulan tutanağı, sistematik tacizin bir göstergesi olarak değerlendirmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2022/14587), hakaret olayına ilişkin tutulan tutanakları, tanık beyanlarıyla doğrulandığı takdirde psikolojik tacizin ispatı için yeterli görmüştür.

İspat İçin Yetersiz Görülen Tutanaklar:

Denizli Bölge İdare Mahkemesi (2013/158), idarenin devamsızlık nedeniyle tuttuğu tutanakların mobbing iddiasını ispatlamadığını, aksine idarenin savunmasını desteklediğini belirtmiştir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi (2016/23374), işin işleyişindeki aksaklıklar (kargo almama vb.) nedeniyle tutulan tutanakların ve alınan savunmaların, tek başına mobbing uygulandığını kabule yeterli olmadığını vurgulamıştır.

4. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Bulgular

Aşağıdaki kararlar, doğrudan iş hukuku kapsamındaki mobbing davaları olmamakla birlikte veya ikincil bağlamda, delil niteliğine dair ek perspektif sunmaktadır:

Hukuka Aykırı Delil Sorunu: Anayasa Mahkemesi (25/2/2021), işverenin çalışanın özel mesajlarını (WhatsApp vb.) izinsiz ele geçirerek fesih gerekçesi yapmasını özel hayatın gizliliğinin ihlali saymıştır. Bu durum, mobbing ispatında kullanılacak mesajların elde ediliş yönteminin hukuka uygun olması gerektiğini göstermektedir.

Ceza Yargılamasında Mesajlar: Yargıtay 4. Ceza Dairesi (2021/30760) ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi (2021/12444), hakaret ve taciz suçlarında WhatsApp mesaj dökümlerini ve HTS kayıtlarını hükme esas alınacak geçerli deliller olarak kabul etmiştir. Bu, mobbingin ceza hukuku boyutunda (hakaret, tehdit) mesajların güçlü delil olduğunu destekler.

Ticari Davalarda Yazışmalar: İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi (2020/609), sözleşme feshi bağlamındaki mobbing iddialarında e-posta ve bilgisayar kayıtlarının HMK 193. madde kapsamında delil teşkil ettiğini belirtmiştir.

Sonuç: Yargı kararlarına göre; tutanak, e-posta ve mesajlar mobbing için delil sayılmaktadır. Ancak bu belgelerin delil değeri; sistematiklikiçeriğin niteliği (hakaret, aşağılama, haksız isnat), hukuka uygun elde edilme ve diğer delillerle (tanık, sağlık raporu) desteklenme durumuna göre mahkemelerce takdir edilmektedir. Soyut iddialar veya işin gereği olan yazışmalar mobbing delili olarak kabul edilmemektedir. Bir yazı önerisi.

Mobbing Davalarında Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir? – 2M Hukuk Avukatlık Bürosu

Mobbing iddialarında e-postalar, WhatsApp mesajları ve tutanaklar gibi elektronik veya yazılı deliller “yaklaşık ispat” ilkesi kapsamında mahkemeler tarafından dikkate alınsa da, bu belgelerin tek başına sunulması yeterli değildir; içerikleri, süreklilikleri, sistematik baskıyı ortaya koyma güçleri ve hukuka uygun elde edilip edilmedikleri son derece kritiktir. Yargıtay’ın hakaret içerikli mesajları delil saydığı, ancak işin gereği olan talimatları mobbing kabul etmediği kararlar; delil değerlendirmesinin ne kadar teknik olduğunu göstermektedir.

Bu nedenle mobbing davalarında, delillerin doğru ayrıştırılması, hukuka aykırı elde edilmiş verilerin ayıklanması, tutanakların işveren lehine mi aleyhine mi sonuç doğuracağını belirleme, tanık anlatılarının delillerle güçlendirilmesi ve psikolojik taciz kriterlerinin Yargıtay içtihatlarıyla uyumlu şekilde sunulması için uzman bir avukatla çalışmak zorunlu hale gelir. Özellikle İstanbul Anadolu Yakası’nın yoğun iş merkezlerinde (Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye) ve Gebze bölgesinde görülen mobbing davalarında, yerel mahkeme uygulamalarına hâkimiyet sürecin başarılı yönetilmesi açısından belirleyicidir.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, mobbing delillerinin teknik analizi, işveren–çalışan yazışmalarının hukuki nitelendirilmesi, psikolojik taciz unsurlarının ispatı ve iş sözleşmesinin feshinin sonuçlarının doğru değerlendirilmesi konularında profesyonel destek sunmaktadır. Uzman avukat desteği, hem hak kaybını önler hem de davanın stratejik olarak güçlendirilmesini sağlar.

Read More

Mobbing İddiasında Tanık Zorunlu Mudur?

Mobbing İddiasında Tanık Zorunlu Mudur? İncelenen yargı kararları ışığında, mobbing (psikolojik taciz) iddialarında tanık delilinin zorunluluğu, ispat standardı ve mahkemelerin bu delili değerlendirme kriterleri aşağıda sunulmuştur.

1. Tanığın Zorunluluğu ve Hukuki Dinlenilme Hakkı Yargı kararlarında, mobbing iddiasının ispatı için tanık göstermenin kanuni bir geçerlilik şartı (mutlak zorunluluk) olduğuna dair açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak, yargılama usulü ve ispat hakkı bağlamında tanığın dinlenilmesi konusunda şu tespitler yapılmıştır:

Mahkemenin Tanığı Dinleme Yükümlülüğü: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2019/571 E. sayılı kararında, mobbing iddiasında bulunan tarafın tanık deliline dayanması halinde, mahkemenin bu tanıkları dinlemesinin zorunlu olduğu belirtilmiştir. Kararda, “Psikolojik tacizin sonuçlarından biri de mağdur işçinin psikolojisi ve kişiliği üzerindeki olumsuz etkileri olduğundan davacı tanıklarının dinlenmesi gerekmektedir” ifadesiyle, tanıkların dinlenmemesi hukuki dinlenilme hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir.

İdari Soruşturmalarda Zorunluluk: Danıştay 12. Daire’nin 2020/75 E. sayılı kararında, mobbing iddiasıyla ilgili yapılan idari soruşturmalarda, davacının gösterdiği tanıkların ifadesine başvurulmamasının soruşturmayı eksik ve işlemi hukuka aykırı hale getirdiği hükme bağlanmıştır.

2. İspat Standardı: Yaklaşık İspat ve Emare Yüksek mahkemeler, mobbingin doğası gereği ispatının zorluğunu kabul ederek “kesin ispat” yerine “yaklaşık ispat” ilkesini benimsemiştir. Bu bağlamda tanık beyanlarının rolü şöyledir:

Yaklaşık İspat İlkesi: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi (2022/5692) ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2022/8257) kararlarında, mobbingin genellikle tacizci ve mağdur arasında geçtiği, bu nedenle “şüpheden uzak kesin delillerin aranmayacağı” vurgulanmıştır. Olayların tipik akışı ve tecrübe kuralları çerçevesinde, işçinin iddiasını destekleyen “kuvvetli bir emarenin” bulunması yeterli görülmektedir.

Tanığın Rolü: Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (2013/14296), iş hukuku uyuşmazlıklarında tanık beyanlarının yerinin büyük olduğunu belirtmiştir. Karardaki muhalefet şerhinde, mobbingin belgelendirilmesinin zorluğu nedeniyle hükmün büyük ölçüde tanık beyanlarına dayandırılmasının bir zorunluluk arz ettiği ifade edilmiştir.

3. Tanığın Yeterliliği ve Diğer Delillerle İlişkisi Tanık beyanlarının varlığı tek başına mobbingin ispatı için her zaman yeterli kabul edilmemekte, beyanların niteliği ve diğer delillerle uyumu aranmaktadır:

Görgüye Dayalı Bilgi Şartı: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2016/16456) ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesi (2013/11829) kararlarında, tanıkların doğrudan görgüye dayalı bilgisinin olmaması ve duyuma dayalı beyanlarda bulunmaları halinde mobbing iddiasının ispatlanamadığına hükmedilmiştir.

Tutarlılık ve Somutlaştırma: Anayasa Mahkemesi (15/11/2023) ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (2015/461), tanık beyanlarının tarih, zaman ve yer belirterek somutlaştırılmaması durumunda iddianın kanıtlanmış sayılamayacağını belirtmiştir. HGK, yerel mahkemenin sadece tanık beyanlarına dayanarak verdiği direnme kararını, “somut delillerle ispat edilemediği” gerekçesiyle bozmuştur.

Bütüncül Değerlendirme: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2022/6782) ve (2022/8257) kararlarında, tanık beyanlarının sağlık raporları ve tıbbi belgelerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Davacının tanık dinletmekten vazgeçmesi durumunda ispat yükünü yerine getiremediği kabul edilmiştir.

4. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bulgular Aşağıdaki bilgiler, kararların ikincil detaylarından ve farklı hukuk dairelerinin yaklaşımlarından derlenmiştir:

Tanıkların Niteliği (Husumet Durumu): Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (2017/25198) kararında, işverenle davası olan (husumetli) tanıkların beyanlarının tek başına yeterli görülmediği, bu beyanların yan delillerle desteklenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Sistematiklik Unsuru: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (2019/1136) ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2023/4113) kararlarında, tanık beyanlarının mobbingin “sistematik” ve “sürekli” yapıldığını ortaya koyması gerektiği, münferit olayları aktaran tanıkların mobbing ispatı için yeterli olmadığı ifade edilmiştir.

İspat Kolaylığı: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2016/36185) ve Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (2014/2157) kararlarında, mobbing davalarında işçi lehine “ispat kolaylığı” ilkesinin uygulanması gerektiği, birbirini doğrulayan tanık anlatımlarının (davalı tanıkları dahil) ispat için yeterli olabileceği belirtilmiştir.

Usul Hukuku Ayrımı: Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi (2019/194) kararı, ticari davalarda senede karşı tanıkla ispat yasağını hatırlatmakla birlikte, bu durumun iş hukukundaki mobbing iddialarından farklı bir usul içerdiği, mobbingde tanık dinlenmesinin önünün daha açık olduğu dolaylı olarak anlaşılmaktadır.

Sonuç: Yargı kararlarına göre, mobbing iddiasında tanık göstermek kanuni bir “geçerlilik şartı” olmamakla birlikte;

İspatın zorluğu nedeniyle pratikte en önemli ispat aracıdır.

Taraflarca talep edilmesi halinde mahkemenin tanıkları dinlemesi usuli bir zorunluluktur.

Tanık beyanlarının hükme esas alınabilmesi için doğrudan görgüye dayalı, tutarlı ve sistematik baskıyı doğrulayan nitelikte olması gerekmektedir. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Mobbing davaları, hem delil yapısı hem de ispat hukuku bakımından en teknik ve hassas dava türlerinden biridir. Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Gebze, Dilovası ve Çayırova gibi yoğun çalışma hayatına sahip bölgelerde, mobbing iddialarında tanıkların belirlenmesi, ifadelerin somutlaştırılması ve delillerin bütüncül şekilde sunulması hayati öneme sahiptir.

Bu nedenle:

1. Tanık Stratejisinin Profesyonel Kurulması Gereklidir

Tanığın doğrudan görgüye dayalı bilgiye sahip olup olmadığı, beyanların hangi tarihlere ve olaylara işaret edeceği ve çelişki yaşanmadan ifade alınması uzmanlık gerektirir. Hatalı tanık seçimi davayı zayıflatır.

2. Mobbing İspat Standardı Teknik Bir Alandır

Yaklaşık ispat, emare, sistematiklik, psikolojik etkiler ve delil ilişkilendirmesi konuları özel hukuki bilgi gerektirir. Bu noktada uzman bir avukatın yönlendirmesi davanın kaderini belirler.

3. Belgelerin ve Tıbbi Raporların Doğru Sunulması Şarttır

Tanık beyanlarının sağlık raporları, performans kayıtları ve kurum içi yazışmalarla uyumlu şekilde dosyaya sunulması profesyonel hazırlık gerektirir.

4. Hak ihlali iddialarında Anayasa Mahkemesi başvurusu ayrı uzmanlık ister

Mobbing, çoğu zaman Anayasa’nın 17., 36. ve 40. maddeleri bağlamında bireysel başvuru konusuna dönüşebilmektedir. AYM başvurularında süreler, usul ve içtihat bilgisi çok kritiktir.

Bu kapsamda 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, mobbing davaları ve bireysel başvuru süreçlerinde teknik uzmanlığı, içtihat hâkimiyeti ve bölgesel deneyimi ile profesyonel destek sunmaktadır.

Read More

Temerrüt Nedeniyle Tahliye Nasıl Yapılır? Adım Adım İcra Takibi ve Yargıtay Kriterleri

1. Temerrüt Nedeniyle Tahliye Takibinin Başlatılması ve Başvuru Mercii

Temerrüt nedeniyle tahliye süreci, alacaklı (kiraya veren) tarafından yetkili İcra Müdürlüğü’ne (İcra Dairesine) başvurularak başlatılır. Bu süreç, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 269. maddesi ve devamı hükümleri ile Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 315. maddesi çerçevesinde yürütülür. Takibin başlatılabilmesi için alacaklının, icra dairesine yazılı bir “Takip Talebi” sunması gerekmektedir.

2. Takip Talebinin İçeriği ve Yazılması Gereken Hususlar

İcra dairesine sunulan takip talebinde (Örnek 1), alacaklı tarafından doldurulması gereken alanlar ve özellikle “nereye ne yazılacağı” hususu yargı kararlarında şu şekilde detaylandırılmıştır:

Takip Yolu ve Talebi (9. Sütun): Takip talebinde, alacaklının isteği açıkça belirtilmelidir. Yargıtay kararlarına göre, takip talebinin ilgili bölümünde (genellikle takip yollarının bulunduğu 9. sütunda) sadece “Haciz” değil, “Haciz ve Tahliye” ibaresinin açıkça yazılması zorunludur. Takip talebinde açıkça “tahliye” isteği bulunmuyorsa, sonradan icra mahkemesinden tahliye talep edilemez ve dava reddedilir.

Alacak Kalemleri: Takip talebinde, talep edilen kira alacağının miktarı, hangi aylara ait olduğu (örneğin; “2015 yılı Mayıs, Haziran, Temmuz ayları kira bedeli”) ve işleyen faizler net bir şekilde belirtilmelidir.

Dayanak Belge: Kira sözleşmesinin tarihi (başlangıç tarihi) ve varsa yazılı sözleşme bilgileri takip talebine eklenmeli ve belirtilmelidir.

3. Ödeme Emrinin Düzenlenmesi (Örnek 13) ve Tebliği

Takip talebi üzerine icra dairesi tarafından borçluya (kiracıya) gönderilecek belgenin türü ve içeriği, tahliye sürecinin geçerliliği için hayati önem taşır:

Örnek 13 Zorunluluğu: Borçluya gönderilecek ödeme emri, adi kiraya ve hasılat kiralarına ait “Örnek 13” nolu ödeme emri olmalıdır. Yargıtay kararlarında, tahliye talepli takiplerde genel haciz yolu olan “Örnek 7” ödeme emrinin gönderilmesinin tahliye açısından hukuki sonuç doğurmayacağı ve davanın reddine sebep olacağı vurgulanmıştır.

Ödeme Emrine Yazılacak İhtarlar: Ödeme emrinde şu hususların açıkça yazılması zorunludur:

Ödeme Süresi: Konut ve çatılı işyeri kiralarında borçluya 30 gün (ürün kiralarında 60 gün, diğerlerinde 10 gün) ödeme süresi verildiği belirtilmelidir.

Fesih ve Tahliye İhtarı: Verilen süre içinde borç ödenmezse kira sözleşmesinin feshedileceği ve icra mahkemesinden tahliyenin isteneceği ihtar edilmelidir.

İtiraz Süresi: Borçlunun tebliğden itibaren 7 gün içinde itiraz edebileceği belirtilmelidir.

Tebligat: Ödeme emri borçluya usulüne uygun olarak tebliğ edilmelidir. Tebliğ edilmeden veya usulsüz tebliğ ile süreler başlamaz ve temerrüt oluşmaz.

4. Temerrüt Olgusunun Oluşması ve Bekleme Süreleri

Temerrüt nedeniyle tahliye davası açılabilmesi için yasal sürelerin dolması beklenmelidir:

30 Günlük Sürenin Beklenmesi: Borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği tarihten itibaren işleyen 30 günlük yasal ödeme süresi dolmadan tahliye davası açılamaz. Yargıtay kararları, bu süre dolmadan açılan davaların “temerrüt şartları oluşmadığı” gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini belirtmektedir.

İtiraz Durumu: Borçlu 7 gün içinde itiraz etmez ve 30 gün içinde ödeme yapmazsa takip kesinleşir ve temerrüt gerçekleşir. Eğer borçlu süresi içinde itiraz ederse takip durur; bu durumda alacaklının İcra Mahkemesi’ne başvurarak itirazın kaldırılması ve tahliye talep etmesi gerekir.

5. İcra Mahkemesinde Dava Açılması

Temerrüt koşulları (takip talebinde tahliye istemi, Örnek 13 tebliği, 30 günlük sürenin dolması ve ödemenin yapılmaması) oluştuktan sonra izlenecek yol şöyledir:

Görevli Mahkeme: Alacaklı, İcra Hukuk Mahkemesi’ne başvurmalıdır.

Dava Açma Süresi: İİK’nın 269/a maddesi uyarınca, ihtar müddetinin (30 gün) bitim tarihini takip eden altı ay içinde tahliye talep edilmelidir.

Talep: Dava dilekçesinde, borçlunun temerrüde düştüğü belirtilerek kiralananın tahliyesi (ve varsa itirazın kaldırılması) istenmelidir. Mahkeme, ön şartların (kira alacağı, takipte tahliye istemi, usulüne uygun tebligat, süresinde ödenmeme) varlığını denetleyerek tahliye kararı verir.

Özetle; süreç, İcra Müdürlüğü’ne içinde açıkça “tahliye” talebi geçen ve “Haciz ve Tahliye” yazan bir takip talebi verilmesiyle başlar, borçluya 30 gün ödeme süreli Örnek 13 ödeme emri gönderilmesiyle devam eder ve ödeme yapılmaması halinde sürenin bitiminden sonraki 6 ay içinde İcra Mahkemesi’nde dava açılmasıyla sonuçlandırılır. Bir yazı önerisi.

Sürecin Uzman Bir Avukat Tarafından Takip Edilmesinin Önemi

Temerrüt nedeniyle tahliye süreci; İcra ve İflas Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve ilgili tebligat mevzuatının birlikte uygulanmasını gerektiren, son derece teknik ve şekil şartlarına sıkı sıkıya bağlı bir prosedürdür. Yargıtay kararlarında da açıkça belirtildiği üzere;

Takip talebinde “Haciz ve Tahliye” ibaresinin yazılmaması,

Borçluya yanlış ödeme emri gönderilmesi (Örnek 7 yerine zorunlu olan Örnek 13 gönderilmesi gerektiği halde gönderilmemesi),

Tebligatın usulsüz yapılması,

30 günlük ödeme süresinin beklenmemesi,

6 aylık dava açma süresinin geçirilmesi,

Kira dönemlerinin hatalı veya eksik yazılması

gibi küçük görünen hatalar dahi tahliye talebinin reddine yol açmakta ve sürecin tamamen baştan başlamasına sebep olabilmektedir.

Özellikle İstanbul’un yoğun ve karmaşık tebligat trafiğine sahip bölgeleri olan Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Sultanbeyli, ayrıca Gebze ve Dilovası gibi yerlerde tebligat süreleri, kiracı muvazaası iddiaları ve itiraz süreçleri çok daha hassas ilerlemektedir. Bu nedenle sürecin hatasız yürütülmesi kritik bir önem taşır.

Bu çerçevede, temerrüt nedeniyle tahliye sürecinin;

doğru takip yolunun seçilmesi,

tebligatların usule uygun yapılması,

sürelerin kaçırılmaması,

borçlunun itirazına karşı icra mahkemesi başvurusunun doğru zamanda yapılması,

dilekçe ve taleplerin Yargıtay içtihatlarına uygun hazırlanması

için uzman bir avukat tarafından yürütülmesi gerekmektedir.

Bu alanda özellikle Tuzla merkezli 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, temerrüt nedeniyle tahliye, kira alacakları, icra takibi, itirazın kaldırılması ve tahliye davalarında güçlü uygulama tecrübesine sahip olup; hem konut hem de çatılı işyeri kiralarında süreç boyunca müvekkillerine profesyonel ve hızlı çözüm odaklı hizmet sunmaktadır.

Read More