
Deniz ticaretinde kurtarma faaliyeti, yalnızca teknik ve operasyonel bir müdahale olmayıp, doğrudan kanundan kaynaklanan güçlü mali ve aynî sonuçlar doğuran özel bir hukuki kurumdur. Kurtarma hizmeti karşılığında talep edilen kurtarma ücreti, Türk Ticaret Kanunu’nda “gemi alacağı” olarak düzenlenmiş ve diğer birçok alacağa nazaran üstün bir hukuki koruma altına alınmıştır. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 18.03.2022 tarihli ve E. 2016/289, K. 2022/132 sayılı kararı, bu sorumluluğun gemi sahibi ve yük sahibi bakımından nasıl doğduğunu ayrıntılı biçimde ortaya koyan kapsamlı bir karardır.
Kurtarma Ücretinin Hukuki Niteliği: Gemi Alacağı ve Kanuni Rehin Hakkı
Mahkeme kararında açıkça vurgulandığı üzere, kurtarma ücreti sıradan bir sözleşme alacağı değildir. Kurtarma ve yardım hizmetlerinden doğan alacaklar, Türk Ticaret Kanunu uyarınca gemi alacağı niteliği taşır ve bu alacaklar için tescile gerek olmaksızın kendiliğinden kanuni rehin hakkı doğar.Bu nitelik, kurtarma ücretini:
Adi alacaklardan,
Akdi rehinlerden,
Çoğu ipotekli alacaktan öncelikli hâle getirir. Dolayısıyla kurtarma ücreti, geminin satılması hâlinde dahi satış bedelinden öncelikle ödenecek alacaklar arasında yer alır.
Gemi Sahibinin Kurtarma Ücretinden Sorumluluğu
Karara konu olayda Mahkeme, gemi sahibi (donatan) bakımından sorumluluğu açık şekilde ortaya koymuştur. Kurtarma faaliyeti, geminin tehlikeye düşmesi üzerine gerçekleştirilmiş ve gemi fiilen emniyet altına alınmıştır. Bu durumda:
Kurtarılan gemi, deniz servetinin asli unsurudur. Gemi sahibinin, kurtarma hizmetinden doğrudan ve objektif bir menfaat elde ettiği kabul edilir. Bu nedenle gemi sahibi, kurtarma ücretinden kusur aranmaksızın sorumludur. Mahkeme, gemi sahibinin sorumluluğunu, kurtarılan gemi değeri üzerinden belirlenen kurtarma ücretiyle sınırlı olmak üzere kabul etmiş ve bu alacağın kanuni rehin hakkı kapsamında gemi satış bedelinden karşılanması gerektiğini hüküm altına almıştır.
Yük Sahibinin Kurtarma Ücretinden Sorumluluğu
Kararın en kritik yönlerinden biri, yük sahibinin sorumluluğuna ilişkindir. Mahkeme, kurtarma faaliyeti sonucunda sadece geminin değil, yükün de fiilen kurtarıldığını tespit etmiştir. Bu noktada Türk Ticaret Kanunu’nun açık düzenlemesine dayanılmıştır. Mahkemeye göre:
Yük, tehlike altındayken kurtarılmışsa,
Yük sahibi kurtarma faaliyetinden doğrudan menfaat sağlamışsa,
Özellikle yük teslim alınırken kurtarma ücretinin varlığı biliniyor veya bilinmesi gerekiyorsa, yük sahibi de kurtarma ücretinden şahsen sorumlu hâle gelir. Somut olayda yük sahibi, kurtarma faaliyeti sonrasında yükü teslim almış; mahkeme de bu teslimin, kurtarma ücretinden haberdar olunmasına rağmen gerçekleştiğini tespit etmiştir. Bu nedenle yük sahibinin, yük payına düşen kurtarma ücretinden sorumlu olduğu kabul edilmiştir.
Gemi Sahibi ile Yük Sahibi Arasında Sorumluluğun Paylaşımı
Kararda dikkat çeken bir diğer husus, kurtarma ücretinin tek bir kalem olarak değil, kurtarılan değerler dikkate alınarak paylaştırılmasıdır. Mahkeme, bilirkişi raporlarına dayanarak: Gemi ve gemide bulunan yakıt (bunker) için belirlenen kurtarma ücretinden gemi sahibinin, Taşınan yük için hesaplanan kurtarma ücretinden ise yük sahibinin sorumlu olduğuna hükmetmiştir. Bu yaklaşım, kurtarma hukukunun temel ilkesi olan “kurtarılan değer oranında sorumluluk” ilkesinin doğrudan bir yansımasıdır.
Sıra Cetvelinde Kurtarma Ücretinin Yeri
İlgili karar, aynı zamanda kurtarma ücretinin sıra cetvelindeki yerini de netleştirmektedir. Kurtarma alacağı:
Gemi adamı alacaklarıyla birlikte,
Birinci derece kanuni rehin alacakları arasında yer almakta,
Akdi gemi ipoteklerinden ve adi alacaklardan önce ödenmektedir. Bu nedenle, gemi satışı sonrasında düzenlenen sıra cetvelinde kurtarma ücreti alacaklısının üst sıralarda yer alması hukuka uygun kabul edilmiştir. Bir yazı önerisi.

Sonuç: Kurtarma Ücreti Kimden, Ne Ölçüde Talep Edilir?
İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 18.03.2022 tarihli kararı ışığında özetlemek gerekirse:
Gemi sahibi, kurtarılan gemi ve gemideki yakıt bakımından kurtarma ücretinden sorumludur.
Yük sahibi, kurtarılan yük bakımından kurtarma ücretinden sorumludur.
Bu sorumluluk, sözleşmeden değil doğrudan kanundan doğar.
Kurtarma ücreti, ilama bağlanmamış olsa dahi gemi alacağı ve kanuni rehin hakkı niteliği taşır.
Gemi satılsa bile kurtarma alacağı gemiyi takip eder ve satış bedelinden öncelikle ödenir. Bu yönüyle kurtarma ücreti, deniz ticaretinde hem gemi sahibi hem de yük sahibi açısından yüksek risk ve dikkat gerektiren, güçlü ve ayrıcalıklı bir alacak türü olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kurtarma ücreti, gemi satıldıktan sonra da gemi sahibinden veya yeni malikten talep edilebilir mi?

Evet. Kurtarma ücreti, Türk Ticaret Kanunu uyarınca gemi alacağı niteliğindedir ve kanuni rehin hakkı sağlar. Bu hak tescile bağlı değildir ve gemiyi takip eder. Dolayısıyla gemi, kurtarma faaliyetinden sonra üçüncü bir kişiye satılmış olsa bile, kurtarma alacağı satış bedeli üzerinden öncelikle tahsil edilir. Yeni malikin gemiyi iyi niyetle iktisap etmiş olması, kurtarma alacağının ileri sürülmesine engel teşkil etmez.
Yük sahibi, kurtarma sözleşmesinin tarafı olmasa bile kurtarma ücretinden sorumlu tutulabilir mi?

Evet. Kurtarma faaliyeti sonucunda yük fiilen kurtarılmışsa ve yük sahibi bu kurtarmadan doğrudan menfaat sağlamışsa, kurtarma sözleşmesinin tarafı olmasa dahi yük sahibi sorumlu tutulabilir. Uygulamada, kurtarma sonrası yükün teslim alınması ve kurtarma ücretinin varlığının bilinmesi veya bilinmesinin beklenmesi hâlinde, yük sahibi yük payına düşen kurtarma ücretinden şahsen sorumlu kabul edilmektedir.
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Kurtarma ücretine ilişkin uyuşmazlıklar, klasik borç–alacak ilişkilerinden tamamen farklı bir hukuki zemine oturur. Bu tür davalarda mesele yalnızca “bir hizmet bedelinin ödenip ödenmeyeceği” değildir; kurtarma mı yoksa refakat mi olduğu, kurtarma alacağının gemi alacağı sayılıp sayılmayacağı, kanuni rehin hakkının doğup doğmadığı, gemi sahibi ile yük sahibi arasındaki sorumluluğun nasıl paylaştırılacağı ve sıra cetvelinde hangi dereceye yazılacağı gibi son derece teknik ve uzmanlık gerektiren sorunlar birlikte değerlendirilir.
Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Gebze ve Dilovası limanları gibi yoğun deniz trafiğinin ve tersane faaliyetlerinin bulunduğu bölgelerde yaşanan kurtarma olaylarında; idare tarafından verilen hizmetin niteliği, bilirkişi raporlarının doğru okunması, gemi–yük–yakıt değerlerinin hukuka uygun şekilde ayrıştırılması ve menfi tespit davaları ile alacak (eda) davalarının birlikte yürütülmesi büyük önem taşır. Bu süreçte yapılacak usul hataları, geminin gereksiz yere haczedilmesine, teminat mektuplarının uzun süre bloke edilmesine veya yüksek tutarlı kurtarma ücretlerinin hatalı şekilde yüklenmesine yol açabilir.
Ayrıca kurtarma ücretinin ilama bağlanmamış olsa dahi gemi alacağı ve kanuni rehin hakkı niteliği taşıması, bu alacağın gemi satılsa bile gemiyi takip etmesi, gemi sahipleri ve yük ilgilileri açısından ciddi mali riskler doğurur. Bu risklerin doğru yönetilebilmesi; yalnızca mevzuata hâkimiyetle değil, Yargıtay ve Asliye Ticaret Mahkemesi uygulamalarını yakından bilen, bilirkişi raporlarını teknik ve hukuki açıdan birlikte okuyabilen bir yaklaşımı zorunlu kılar.
Bu nedenle, kurtarma ücretinden kimlerin, hangi oranlarda sorumlu tutulacağı; gemi sahibi ile yük sahibi arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı ve olası rücu süreçlerinin doğru şekilde planlanabilmesi için deniz ticareti hukuku alanında uzman bir avukat desteği hayati önemdedir. İstanbul ve çevre limanlarında deniz ticareti ve kurtarma uyuşmazlıklarında tecrübeli bir ekip ile çalışmak, hem hak kayıplarını önler hem de sürecin en başından itibaren stratejik ve kontrollü biçimde yürütülmesini sağlar.
Bu kapsamda, deniz ticareti ve gemi kurtarma hukukuna özgü uyuşmazlıklarda 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, gemi sahipleri, yük ilgilileri, sigorta şirketleri ve tersaneler bakımından sürecin tüm aşamalarında etkin ve uzman hukuki destek sunmaktadır.



