Giriş
Bu rapor, “Sözleşme hazırlanırken nelere dikkat edilmeli; haksız şartlar nasıl iptal edilir?” sorusuna yanıt olarak sunulan çeşitli yargı kararları ve Rekabet Kurumu kararının analiziyle hazırlanmıştır. Rapor, sözleşme hazırlama sürecindeki temel ilkeleri, özellikle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) kapsamında “Genel İşlem Koşulları” ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) kapsamında “Haksız Şart” kavramlarını ele almaktadır. İncelenen kararlar, sözleşme taraflarının tüketici veya tacir olmasına göre değişen koruma düzeylerini ve haksız şartların tespiti ile hukuki sonuçlarını ortaya koymaktadır.
Ana Bulgular
- Sözleşme Hazırlama İlkeleri: Sözleşmelerin, özellikle standart metinlerin, açık, anlaşılır, okunabilir bir dilde ve makul punto büyüklüğünde hazırlanması gerektiği vurgulanmaktadır. Tarafların hak ve yükümlülükleri arasında dürüstlük kuralına uygun bir denge gözetilmeli, tek taraflı olarak bir tarafın durumunu ağırlaştıran hükümlerden kaçınılmalıdır.
- Haksız Şartların Tanımı ve Tespiti: Kararlarda sıklıkla atıf yapılan tanıma göre haksız şart, tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilen ve tarafların hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı olarak tüketici aleyhine dengesizliğe yol açan hükümlerdir. Bir şartın önceden hazırlanmış olması ve tüketicinin içeriğine etki edememiş olması, o şartın müzakere edilmediğinin karinesidir. İspat yükü, şartın müzakere edildiğini iddia eden sözleşme düzenleyicisine aittir.
- Hukuki Sonuç ve İptal Yolları: Haksız şartlar, kanun gereği “kesin olarak hükümsüzdür”. Bu durum, sözleşmenin geri kalanının geçerliliğini etkilemez. Haksız şartların iptali veya hükümsüzlüğünün tespiti için, uyuşmazlığın niteliğine göre Tüketici Mahkemeleri veya genel yetkili mahkemelere (Asliye Ticaret/Hukuk) başvurulması gerekmektedir.
- Tacir ve Tüketici Ayrımı: Yargı kararları, tacirler ve tüketiciler arasında haksız şart denetimi açısından önemli bir ayrım yapmaktadır. Tüketiciler kanunla daha güçlü bir korumaya sahipken, tacirlerin “basiretli bir iş insanı gibi hareket etme” yükümlülüğü nedeniyle genel işlem koşullarına karşı ileri sürebilecekleri iddialar daha sınırlıdır. Ancak, tacirler arası sözleşmelerde dahi edimler arasında aşırı bir oransızlık veya dürüstlük kuralına açıkça aykırılık bulunması durumunda ilgili hükümlerin geçersizliği gündeme gelebilmektedir.
İnceleme
1. Genel İşlem Koşulları ve Sözleşmeye Etkisi (TBK m. 20-25)
İncelenen kararların birçoğu, standart sözleşmelerin TBK’nın 20 ila 25. maddeleri arasında düzenlenen “Genel İşlem Koşulları” denetimine tabi olduğunu belirtmektedir. Bu denetimin temel amacı, sözleşme hazırlanırken pazarlık gücü zayıf olan tarafı korumaktır.
- Bilgilendirme ve Kabul: Bir genel işlem koşulunun geçerli sayılabilmesi için, sözleşmeyi düzenleyenin karşı tarafa bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi vermesi, içeriğini öğrenme imkanı sağlaması ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesi zorunludur. Aksi takdirde, bu koşullar “yazılmamış sayılır” (Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2019/368). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2014/15666 sayılı kararında da bu durum, ağır hükümler içeren maddelerin “yok hükmünde” sayılmasıyla somutlaşmıştır.
- İçerik Denetimi ve Dürüstlük Kuralı: Genel işlem koşullarının sözleşmeye dahil olduğu kabul edilse dahi, içerik denetimine tabidirler. İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/926 sayılı kararında belirtildiği gibi, TBK m. 25 uyarınca, “Genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz.” Bu tür hükümler kesin olarak hükümsüzdür. Benzer şekilde, sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan koşullar da yazılmamış sayılır (TBK m. 21/2).
2. Haksız Şart Kavramı ve Tüketicinin Korunması (TKHK m. 5)
Tüketici sözleşmeleri, haksız şartlara karşı özel ve daha güçlü bir koruma mekanizmasına sahiptir. Yargıtay kararları bu noktada istikrarlı bir içtihat oluşturmuştur.
- Tanım ve Unsurlar: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2020/12062 E., 2021/8388 K. sayılı kararında haksız şartın tanımı net bir şekilde yapılmıştır:”Haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır.”
- Müzakere Edilmeme Karinesi: Bir şartın standart bir sözleşmede yer alması ve tüketicinin içeriğine etki edememiş olması, o şartın müzakere edilmediğine karine teşkil eder. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2024/545 E., 2024/4360 K. sayılı kararında, sözleşmeyi düzenleyenin, şartın münferiden müzakere edildiğini ispatla yükümlü olduğu açıkça belirtilmiştir.
- Hukuki Sonuç: TKHK m. 5/2 uyarınca, tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlar “kesin olarak hükümsüzdür”. Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/86 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, sözleşmeyi düzenleyen taraf, haksız şartlar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez.
3. Uygulamadan Örnekler ve Farklı Perspektifler
- Tacirler Arası Sözleşmeler: İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/468 sayılı kararında, banka ile yapılan sözleşmedeki şartların haksız olduğu iddiası, davalının tacir olması ve “basiretli davranma yükümlülüğü” nedeniyle reddedilmiştir. Bu, tacirlerin haksız şart iddiasında bulunurken daha yüksek bir ispat külfetiyle karşılaştığını göstermektedir. Ancak Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2014/10994 sayılı kararı, tacirler arası sözleşmelerde dahi davalı aleyhine “çok ağır yükümlülükler” getiren ve “aşırı yarar” sağlayan hükümlerin genel işlem koşulu denetimiyle geçersiz sayılabileceğini ortaya koyarak bir denge unsuru getirmiştir.
- Okunabilirlik ve Şekil: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 2021/2270 sayılı kararındaki davalı savunması, sözleşmelerin “açık ve okunabilir olmaktan uzak olacak kadar küçük puntolarla kaleme” alınmasının haksız şart iddiasına temel oluşturabileceğini göstermektedir. Özellikle tüketici sözleşmelerinin “en az on iki punto büyüklüğünde” olması gerektiği savunulmuştur.
- Pazarlık Gücü: Rekabet Kurulu’nun 24-53/1166-502 sayılı kararı, hukuki bir tespitten ziyade fiili bir duruma işaret etmektedir. Teşebbüslerin, büyük sağlayıcılar karşısında pazarlık gücünün zayıf olması ve standart sözleşmeleri kabul etmek zorunda kalmaları, genel işlem koşulları ve haksız şart düzenlemelerinin pratikteki önemini ortaya koymaktadır.
Sonuç
İncelenen yargı kararları, sözleşme hazırlama sürecinde sözleşme serbestisi ilkesinin mutlak olmadığını, dürüstlük kuralı ve zayıf tarafın korunması ilkeleriyle sınırlandığını göstermektedir.
Sözleşme hazırlayanlar için temel tavsiyeler şunlardır:
- Hükümlerin açık, anlaşılır ve okunabilir olduğundan emin olunmalıdır.
- Tarafların hak ve yükümlülükleri arasında makul bir denge kurulmalı, tek taraflı ve ağırlaştırıcı koşullardan kaçınılmalıdır.
- Özellikle tüketici sözleşmelerinde, standart hükümlerin haksız şart olarak değerlendirilme riskine karşı dikkatli olunmalıdır. Mümkün olan hallerde, önemli şartların müzakere edildiği yazılı olarak kayıt altına alınmalıdır.
Haksız şartların iptalini talep edenler için ise yol haritası şöyledir:
- Söz konusu şartın, özellikle standart bir sözleşmede yer alması nedeniyle, müzakere edilmeden sözleşmeye eklendiği ispatlanmalıdır.
- Şartın, dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde aleyhe bir dengesizlik yarattığı somut olarak ortaya konulmalıdır.
- Tarafların hukuki statüsüne (tüketici/tacir) göre ilgili kanun maddelerine (TKHK m. 5 veya TBK m. 20-25) dayanılarak mahkemeye başvurulmalıdır.
Sonuç olarak, yargı kararları, sözleşme adaletini sağlamak amacıyla kanunun getirdiği denetim mekanizmalarını etkin bir şekilde kullandığını, özellikle tüketici ve pazarlık gücü zayıf olan tarafları korumaya yönelik bir eğilim içinde olduğunu göstermektedir.

