1. Anlaşmalı Boşanmada Mal Paylaşımının Hukuki Niteliği 

Yargıtay kararlarına göre, anlaşmalı boşanmada mal rejiminin tasfiyesi (mal paylaşımı), boşanmanın fer’î (eki) niteliğinde bir sonuç değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca, tarafların boşanmanın mali sonuçları (tazminat ve nafaka) ile çocukların durumu hususunda anlaşmaları zorunlu iken, mal rejiminin tasfiyesi konusunda anlaşma yapmaları zorunlu bir unsur değildir. Eşler, mal rejimine ilişkin haklarını boşanma davası ile birlikte tasfiye edebilecekleri gibi, bu haklarını zamanaşımı süresi içerisinde ayrı bir dava konusu da yapabilirler. Ancak taraflar isterlerse mal rejiminin tasfiyesini de protokol kapsamına alabilirler; bu durumda ayrı bir geçerlilik şartı aranmaz.

2. Protokolde Açıklık ve Belirlilik İlkesi

 Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, bir boşanma protokolünün mal rejiminin tasfiyesini de kapsadığının kabul edilebilmesi için metnin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta olması gerekir.

Genel İfadelerin Yetersizliği: “Tarafların birbirlerinden mal talebi yoktur”,başkaca maddi-manevi talebi yoktur” veya “taraflar eşyaları paylaştı” gibi soyut ve muğlak ifadeler, kural olarak mal rejiminden kaynaklanan “katılma alacağı”, “değer artış payı” veya “katkı payı” alacaklarını kapsamaz. Bu tür genel ifadeler, boşanmanın fer’îsi olan eşya talepleriyle sınırlı yorumlanabilir.

Spesifik Belirleme Gerekliliği: Tasfiyenin gerçekleşmiş sayılması için protokolde; taşınır ve taşınmaz malların tek tek, bentler halinde sayılması veya “katılma alacağı, değer artış payı ve katkı payı alacağı haklarımdan feragat ediyorum” şeklinde teknik terimlerle açıkça beyanda bulunulması gerekmektedir.

3. Mahkeme İçi İkrar ve Bağlayıcılık 

Anlaşmalı boşanma davası sırasında tarafların duruşma tutanağına geçen ve imzalarıyla onayladıkları beyanlar “mahkeme içi ikrar” niteliğindedir.

Eğer taraflar duruşmada “mal rejiminden kaynaklanan alacak talebimiz yoktur” veya “malları protokoldeki gibi paylaştık” şeklinde açık ve somut beyanda bulunmuşlarsa, bu beyanlar kendilerini bağlar.

Mahkemece onaylanan ve kesinleşen protokol hükümlerine rağmen sonradan mal rejimi davası açılması, Yargıtay tarafından “dürüstlük kuralına aykırılık” ve “hakkın kötüye kullanılması” olarak değerlendirilmekte ve davalar reddedilmektedir.

Ancak duruşmadaki beyanlar sadece “eşya paylaşımına” yönelikse, bu durum mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak haklarından feragat edildiği anlamına gelmez.

4. Feragat Kavramı ve Şartları 

Mal rejiminden kaynaklanan haklardan feragat edilebilmesi için feragatin; somutlaştırılmış bir hakla ilgili, kayıtsız, şartsız ve herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek biçimde açık olması gerekir. “Doğmayan haktan feragat olmaz” ilkesi uyarınca, henüz tasfiye edilmemiş veya protokolde açıkça belirtilmemiş alacaklar için genel feragat ifadeleri her zaman bağlayıcı kabul edilmeyebilir. Özellikle “katkı payı”ndan feragat edilmiş olması, “artık değere katılma alacağı”ndan da feragat edildiği anlamına gelmemektedir.

5. Protokolün Onaylanması ve Hüküm Kurulması 

Anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan mal rejimine ilişkin maddelerin geçerli ve icra edilebilir olması için mahkemece uygun bulunması ve hüküm fıkrasına geçirilmesi veya protokolün kararın eki sayılması gerekir. Hakim, tarafların protokolde veya sözlü beyanlarında yer almayan bir hususta (örneğin mal rejiminin tasfiye edildiğine dair) kendiliğinden tespit hükmü kuramaz; bu durum “taleple bağlılık ilkesine” aykırılık teşkil eder.

6. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

 İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda şu hususlar vurgulanmıştır:

Anlaşmalı boşanma kararı kesinleşinceye kadar eşlerin protokoldeki irade beyanlarından dönmelerini engelleyen yasal bir hüküm bulunmamaktadır. Eğer bir taraf duruşmada protokolü kabul etmediğini ve mal paylaşımı istediğini beyan ederse, anlaşma bozulur ve dava çekişmeli boşanmaya dönüşür.

Boşanma sonrası yurt dışında yapılan “Mal Paylaşımı Uzlaşma Sözleşmesi” gibi belgeler, içeriği net ve ihtilafsız ise mal rejimini tasfiye edebilir ve sonradan açılan alacak davalarının reddine gerekçe oluşturabilir.

Protokolde yer alan belirsiz ifadelerin (örneğin “genel maddeler”) ziynet veya kişisel eşya feragatini kapsayıp kapsamadığı hususunda mahkemelerin detaylı araştırma yapması zorunludur. Bir yazı önerisi.

Anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı yapmak zorunlu mu?

Hayır. Yargıtay’a göre mal rejiminin tasfiyesi, anlaşmalı boşanmanın zorunlu unsuru değildir. Taraflar isterlerse mal paylaşımını protokole koyabilir, isterlerse boşanma kesinleştikten sonra ayrı bir mal rejimi davası açabilirler. Türk Medeni Kanunu m.166/3 yalnızca nafaka, tazminat ve çocukların durumunda anlaşmayı zorunlu kılar.

Protokolde “birbirimizden mal talebimiz yoktur” yazıyorsa sonradan dava açılamaz mı?

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre bu tür genel ve soyut ifadeler, kural olarak mal rejiminden doğan katılma alacağı, değer artış payı ve katkı payı alacaklarını kapsamaz. Mal paylaşımının geçerli sayılabilmesi için protokolde malların tek tek sayılması veya bu teknik alacaklardan açıkça feragat edildiğinin belirtilmesi gerekir.

Anlaşmalı boşanma duruşmasında söylenen beyanlar sonradan bağlayıcı olur mu?

Evet, belirli şartlarla. Duruşma tutanağına geçen ve taraflarca imzalanan açık beyanlar mahkeme içi ikrar niteliğindedir ve bağlayıcıdır. Eğer taraflar duruşmada açıkça “mal rejiminden kaynaklanan alacak talebimiz yoktur” demişse, sonradan açılan davalar hakkın kötüye kullanılması gerekçesiyle reddedilebilir. Ancak beyan yalnızca eşya paylaşımına ilişkinse, bu durum mal rejimi alacaklarından feragat anlamına gelmez.

Anlaşmalı Boşanmada Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Anlaşmalı boşanma, uygulamada en sık hak kaybı yaşanan boşanma türlerinden biridir. Özellikle anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanırken yapılan küçük bir hata, yıllar sonra telafisi mümkün olmayan mal paylaşımı kayıplarına yol açabilmektedir. Yargıtay kararları incelendiğinde, tarafların “anlaştıklarını” düşündükleri birçok dosyada, protokolün yetersiz, belirsiz veya teknik olarak hatalı olduğu gerekçesiyle ciddi uyuşmazlıkların doğduğu görülmektedir.

Protokolde Yapılan Hatalar Geri Dönülmez Sonuçlar Doğurabilir

Anlaşmalı boşanma protokolü, sıradan bir belge değildir. Mahkemece onaylandığı anda bağlayıcı ve icra edilebilir hale gelir. Protokolde yer alan;

“Birbirimizden mal talebimiz yoktur”

“Tüm maddi haklardan feragat edilmiştir”

“Taraflar malları kendi aralarında paylaşmıştır” gibi genel ifadeler, çoğu zaman tarafların zannettiği gibi koruyucu olmaz. Yanlış veya eksik düzenlenmiş bir protokol, sonradan açılacak mal rejimi davalarının reddedilmesine neden olabilir.

Mal Paylaşımı Teknik ve Uzmanlık Gerektiren Bir Alandır

Mal paylaşımı, sadece “kim neyi aldı” meselesi değildir. Katılma alacağı, değer artış payı, katkı payı alacağı gibi teknik kavramların protokolde açıkça düzenlenmesi gerekir. Uzman bir İstanbul boşanma avukatı desteği olmadan hazırlanan protokollerde bu haklar çoğu zaman fark edilmeden kaybedilmektedir.

Yerel Uygulama ve Mahkeme Pratiği Çok Önemlidir

Her Aile Mahkemesinin protokol değerlendirme hassasiyeti farklıdır.bÖzellikle Tuzla, Kartal, Pendik, Tepeören, Gebze ve Çayırova bölgelerinde görülen anlaşmalı boşanma dosyalarında;

Hakimin protokole müdahale sınırları

Duruşmada alınan beyanların bağlayıcılığı

Mal paylaşımı beyanlarının kapsamı yerel uygulamaya göre değişkenlik gösterebilmektedir. Bu nedenle Tuzla İstanbul bölgesine hâkim bir Tuzla boşanma avukatı ile sürecin yürütülmesi büyük avantaj sağlar.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Protokol

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, anlaşmalı boşanma ve mal paylaşımı alanında;

Yargıtay içtihatlarına uygun

Belirsizlik içermeyen

Sonradan dava riskini minimize eden sağlam anlaşmalı boşanma protokolleri hazırlayarak müvekkillerinin hak kaybı yaşamasının önüne geçmektedir. Unutulmamalıdır ki anlaşmalı boşanma hızlı olabilir;
ancak yanlış hazırlanmış bir protokol, yıllarca sürecek yeni davaların başlangıcı olabilir.