Yükünüz hasarlı çıktı, navlununuz iade edilmedi ya da eşyanız günlerce geç teslim edildi. Elinizdeki konişmentonun arka yüzünü çevirdiğinizde ise küçük puntolarla yazılmış bir cümle sizi karşılıyor: uyuşmazlıklar Londra, Hamburg veya Singapur mahkemelerinde görülecek. Taşıyan yabancı, gemi yabancı, konişmento yabancı. Peki dava gerçekten yurt dışında mı açılmak zorunda?

Türk hukukunda bu sorunun cevabı çoğu zaman tek bir olguya bağlanır: yabancı taşıyanın Türkiye’de bir acentesi var mıydı ve dava konusu taşıma o acente eliyle mi yürüdü? Bu iki soruya “evet” cevabı verilebiliyorsa, konişmentodaki yabancı yetki şartı Türk mahkemeleri önünde işlevini büyük ölçüde kaybedebilir. Ancak burada işin zor kısmı hukuki değil, ispat kısmıdır. Bu yazı, tam olarak o ispat işinin nasıl yapılacağını anlatıyor: hangi kurumdan hangi kaydın isteneceğini, hangi belgenin neyi kanıtladığını, hangi delilin tek başına yetmediğini.

Kısa cevap: Acentelik sıfatı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü’nün acente sicili ile liman başkanlığı ve gümrük kayıtlarından; somut taşımaya aracılık edildiği ise konişmentodaki imza-kaşe, booking yazışmaları, navlun ve masraf faturaları ile ordino kayıtlarından ispatlanır. Acentenin kendi hazırladığı tek taraflı bir yazı, tek başına yeterli sayılmamaktadır.

İçindekiler

1. Uyuşmazlığın doğduğu an: konişmentonun arkasındaki yabancı yetki şartı

Konteyner taşımalarında konişmentonun arka yüzünde matbu olarak yer alan hükümlerden biri, hemen her zaman uyuşmazlığın nerede görüleceğine ilişkindir. Bazı hat işletmecileri kendi merkezlerinin bulunduğu ülke mahkemesini, bazıları Londra’yı, bazıları da doğrudan bir tahkim yerini gösterir. Yük sahibi ya da onun halefi konumundaki sigortacı Türkiye’de dava açtığında, taşıyan vekilinin ilk hamlesi neredeyse istisnasız aynıdır: yetki ilk itirazı.

Bu itirazın kabulü hâlinde dosya usulden reddedilir ve yük sahibi, çoğu zaman zamanaşımı ya da hak düşürücü süre baskısı altında, yabancı bir yargı yerinde yeniden dava açmak zorunda kalır. Deniz taşımasında taşıyanın sorumluluğu için öngörülen bir yıllık sürenin kısalığı düşünüldüğünde, yetkisizlik kararı pratikte hakkın kaybı anlamına gelebilir. Bu nedenle yetki itirazına verilecek cevap, dosyanın kaderini belirleyen ilk ve en kritik hamledir.

Türk uygulamasında bu itirazı kırmak için başvurulan başlıca argümanlardan biri, yetki şartının “belirli olma” kriterini taşımadığıdır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 17.02.2016 tarihli E. 2015/7244, K. 2016/1657 sayılı kararında, yalnızca bir devletin mahkemelerini genel olarak yetkili kılan konişmento kaydını belirlilik şartını karşılamadığı gerekçesiyle geçersiz saymıştır; ancak aynı kararda, bir devletin mahkemelerinin bütününü göstermenin de belirlilik şartını sağladığı yönünde bir karşı oy bulunmaktadır. İkinci ve son yıllarda çok daha etkili olan argüman ise, bu yazının konusunu oluşturan acentelik temelli argümandır.

2. Hukuki çerçeve: TTK m. 105/2, TTK m. 103 ve MÖHUK m. 47

TTK m. 105 ne diyor?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 105. maddesi üç fıkradan oluşur ve her üçü de bu tartışmada ayrı ayrı işlev görür:

Birinci fıkra: Acente, aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve kabule yetkilidir.

İkinci fıkra: Bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu hükme aykırı şartlar geçersizdir.

Üçüncü fıkra: Acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz.

Üçüncü fıkra pratikte çok önemlidir: acente, yalnızca bir tebligat ve taraf teşkili adresi işlevi görür; asilin borcunu üstlenmez, ona kefil olmaz ve ilam onun malvarlığına uygulanamaz. Bu, acenteye karşı izafeten dava açılmasının, acenteyi ekonomik bir riske sokmadığını gösterir ve karşı tarafın “bizi neden davaya kattınız” itirazının hukuki karşılığını zayıflatır.

Madde gerekçesi: hükmün amacı ne?

Kanun gerekçesi hükmün amacını açıkça ortaya koyar: yerli tacirlerin yerleşim yeri ve iş yeri Türkiye’de bulunduğundan onlar için yetkili mahkeme bulmak zor değildir; maddenin öngörülme amacı, yabancı tacirlere Türkiye’de dava açılması olanağını yaratmaktır. Gerekçe ayrıca üçüncü fıkranın neden eklendiğini de açıklar: uygulamada acenteler, temsil ettikleri kişilerin borçlarını ödemek zorunda bırakılmış; kanun koyucu bu tereddüdü gidermek için ilamın acentenin malvarlığına uygulanamayacağını açıkça yazmıştır.

TTK m. 103: acentelik sözleşmesi olmasa bile acente sayılanlar

İspat açısından asıl kritik hüküm çoğu zaman gözden kaçar. TTK m. 102/1’de acente, “belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak” aracılık etmeyi veya sözleşme yapmayı meslek edinen kişi olarak tanımlanmıştır. Eğer ispat yükü yalnızca bu tanım üzerinden kurulsaydı, karşı taraf “süreklilik yok, tek seferlik iş yaptık” diyerek kolayca kurtulabilirdi.

TTK m. 103 bu kapıyı kapatır. Hüküm, özel kanun hükümleri saklı kalmak üzere, sözleşmeleri yerli veya yabancı bir tacir hesabına ve kendi adına yapmaya sürekli olarak yetkili bulunanlar ile Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı ticari işletmeler nam ve hesabına ülke içinde işlemde bulunanlar hakkında da acentelik hükümlerinin uygulanacağını öngörür. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin eski TTK’nın karşılık maddeleri döneminde verdiği ve daire içtihadında kökleşmiş sayılan 20.01.1983 tarihli E. 1982/5392, K. 1983/103 sayılı kararında bu husus açıkça vurgulanmıştır: Türkiye’de merkez veya şubesi olmayan yabancı ticari işletmeler nam ve hesabına ülke içinde arızi olarak dahi işlemde bulunanlar hakkında acentelik hükümleri uygulanır; işlemin arızi olması sonuca etkili değildir.

Dilekçe notu: Karşı taraf “biz bu taşıyanın daimi acentesi değiliz, sadece bu sefer için hizmet verdik” savunması yaptığında, cevap TTK m. 103’tür. Süreklilik unsuru, m. 103 kapsamına giren hâllerde aranmaz. Yazılı bir acentelik sözleşmesinin bulunmaması da tek başına belirleyici değildir.

MÖHUK m. 47 ile bağlantı

5718 sayılı MÖHUK’un 47. maddesinin birinci fıkrası, yer itibarıyla yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde tarafların yabancı bir devlet mahkemesini yetkili kılabilmesine izin verir. Aynı maddenin ikinci fıkrası ise iş, tüketici ve sigorta sözleşmelerine ilişkin yetki kurallarının anlaşmayla bertaraf edilemeyeceğini söyler. MÖHUK m. 54/1-b uyarınca, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilen yabancı mahkeme kararının tenfizi de mümkün değildir. Yargıtay’ın acentelik temelli çizgisi, işte bu “münhasır yetki” kavramı üzerinden kurulmaktadır.

Konişmentonuzda yabancı yetki şartı mı var?

Dava açmadan önce acentelik bağının belgelenip belgelenemeyeceğini tespit etmek, dosyanın Türkiye’de görülüp görülmeyeceğini belirler. Konişmentonuzu ve yazışmalarınızı birlikte inceleyelim.

0505 390 25 48 — Hemen Arayın WhatsApp’tan Yazın

3. Yargıtay’ın “münhasır yetki” çizgisi: dört temel karar

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020 yılından itibaren verdiği bir dizi kararda TTK m. 105/2’yi milletlerarası usul hukuku anlamında bir münhasır yetki kuralı olarak nitelendirmeye başlamıştır. Aşağıdaki dört karar, bu çizginin omurgasını oluşturur ve dilekçelerde birlikte kullanıldığında en güçlü etkiyi yaratır.

Yargıtay 11. HD, E. 2019/3298, K. 2020/2018, T. 25.02.2020

Uluslararası deniz taşımasından doğan tazminat istemine ilişkin bu dosyada ilk derece mahkemesi, yabancı taşıyan hakkında yetkisizlik, Türk gemi acenteliği şirketi hakkında ise pasif husumet yokluğu nedeniyle ret kararı vermişti. Daire, davalı Türk acentenin uyuşmazlığı doğuran taşıma işinde yabancı şirketin acentesi sıfatıyla hareket ettiğinin sabit olduğunu tespit ettikten sonra, TTK m. 105/2’nin son cümlesi karşısında bu nitelikteki uyuşmazlıklarda Türk mahkemelerinin münhasır yetkili sayılması gerektiği sonucuna varmış ve konişmentodaki yetki şartını geçersiz kabul ederek kararı bozmuştur.

Bu karar, ispat açısından bir cümlesiyle öne çıkar: Daire, acentelik sıfatının “sabit” olmasını özellikle belirtmiştir. Yani münhasır yetki sonucuna varılabilmesi, önce acentelik bağının dosyada ortaya konmuş olmasına bağlıdır.

Yargıtay 11. HD, E. 2019/293, K. 2020/953, T. 05.02.2020

Nakliyat emtia sigorta poliçesi kapsamındaki hasar bedeli için başlatılan takibe vaki itirazın iptali davasıdır. Davacı sigortacı, hem taşıyanın acentesine asaleten hem de taşıyana izafeten acenteye husumet yöneltmiştir. İlk derece mahkemesi yetkisizlik kararı vermiş, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Daire, TTK m. 105/2 uyarınca yabancı tacirler adına acentelik yapan şirketlere izafeten dava açılabileceğini ve bunun aksine düzenlemelerin geçersiz olduğunu belirterek, acenteye de husumet yöneltilmiş olması karşısında konişmentodaki yetki şartının geçersiz olduğunu kabul etmiş ve hükmü resen bozmuştur.

Kararda dikkat çeken nokta, karşı oydur: karşı oy yazan üye, TTK m. 105/2’nin Türk mahkemelerinin münhasır yetkisini değil, yabancı şirketlerin Türkiye’deki temsilcilerine şirketi temsilen dava açılabilmesini düzenlediğini savunmuştur. Bu karşı oy, karşı tarafın dosyanıza koyacağı en güçlü belgedir; hazırlıklı olunmalıdır.

Yargıtay 11. HD, E. 2019/3799, K. 2020/3051, T. 22.06.2020

Bu karar, önceki iki karardan bir adım daha ileri gider ve uygulamada en çok atıf yapılan karardır. Burada dava, acenteye izafeten değil, doğrudan yabancı taşıyana karşı açılmıştır. Daire, hem kanun metninden hem de gerekçeden hareketle, yabancı tacirlerin Türkiye’deki acenteleri aracılığıyla yapılan sözleşmelerden doğan ihtilaflarda, dava ister izafeten acente aleyhine ister doğrudan sözleşmenin tarafı aleyhine açılsın, Türk mahkemelerine milletlerarası münhasır yetki tanındığı sonucuna varmıştır.

Kararın somut olaya ilişkin kısmı, ispat bakımından tam olarak aradığımız formülü verir: uyuşmazlık, davalı şirketin Türkiye’deki acentesi aracılığıyla yapılan taşıma sözleşmesine ilişkindir ve konişmento da acente tarafından düzenlenmiştir. Daire bu iki olguyu birlikte anarak yetkisizlik kararını bozmuştur. Yani ispat hedefiniz nettir: (i) taşıma sözleşmesinin acente aracılığıyla yapıldığı, (ii) konişmentonun acente tarafından düzenlendiği.

Yargıtay 11. HD, E. 2020/8347, K. 2022/3672, T. 09.05.2022

Bu dosyada taraflar arasındaki anlaşmada tahkim yerinin Londra, uygulanacak hukukun İngiliz hukuku olduğu kararlaştırılmıştı. Dava, yabancı taşıyana izafeten Türkiye’deki acentesi aleyhine açılmış, ilk derece mahkemesi MÖHUK m. 47 uyarınca yetkisizlik kararı vermişti. Daire, önceki kararlardaki tespitleri tekrarladıktan sonra bir adım daha atmış ve kanun koyucunun mutlaka Türk mahkemelerinde görülmesini istediği uyuşmazlıkların tahkime elverişli olduğunun söylenemeyeceğini belirterek, tahkim şartını hem münhasır yetkiyi ortadan kaldırdığı hem de tahkime elverişsiz olduğu gerekçesiyle geçersiz saymıştır.

Kararda ayrıca, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinin geçerli olduğu hâllerin kanunla belirleneceği, MÖHUK m. 47/2 atfıyla iş, tüketici ve sigorta sözleşmelerinin bu kapsamda olduğu, ancak münhasır yetkinin başka kanunlarca da belirlenmiş olabileceği vurgulanmıştır. TTK m. 105/2 işte bu “başka kanun” olarak konumlandırılmıştır.

KararDavanın yöneltildiği tarafŞart türüSonuç
11. HD 2019/3298 E. – 2020/2018 K.Yabancı taşıyan + Türk acente birlikteKonişmentoda yabancı mahkemeYetki şartı geçersiz, bozma
11. HD 2019/293 E. – 2020/953 K.Acenteye asaleten + taşıyana izafetenKonişmentoda yabancı mahkemeYetki şartı geçersiz, resen bozma (karşı oylu)
11. HD 2019/3799 E. – 2020/3051 K.Doğrudan yabancı taşıyanKonişmentoda yabancı mahkemeİzafeten açılmasa da münhasır yetki, bozma
11. HD 2020/8347 E. – 2022/3672 K.Taşıyana izafeten acenteLondra tahkimiTahkim şartı geçersiz + tahkime elverişsizlik, bozma

Uyarı: Yukarıdaki künyeler açık kaynaklardan (Marmara Üniversitesi Hukuk Araştırmaları Dergisi’nde yayımlanan akademik inceleme ve Türk Tahkim Akademisi yayını) alınmıştır. Dilekçeye eklemeden önce her bir kararın tam metnini UYAP üzerinden teyit ediniz; daire içtihadı zaman içinde değişebilmektedir.

4. Doktrinin karşı duruşu ve bunun dosyanıza etkisi

Bu içtihat çizgisi doktrinde yaygın biçimde eleştirilmektedir ve bu eleştiriyi bilmemek, dosyada sürprizle karşılaşmak demektir. Milletlerarası özel hukuk yazınında öne sürülen dört temel itiraz şudur:

  • TTK m. 105/2 bir yetki kuralı değildir. Madde metninde yerleşim yeri, iş yeri gibi coğrafi bir kritere yer verilmemiştir; hüküm bir vekâlet ehliyeti düzenlemesidir. Yetki, acentenin bulunduğu yere göre genel ve özel yetki kurallarından hareketle kurulur.
  • Hükmün amacı seçenek eklemektir, seçenek kaldırmak değil. Gerekçe, Türkiye’de dava açma olanağı yaratmayı hedefler; davacının elindeki diğer seçenekleri ortadan kaldırmayı değil.
  • Münhasır yetki egemenlikle bağlantılı alanlara özgüdür. Taşınmazın aynı, resmî sicil kayıtlarının geçerliliği gibi. Salt sözleşmesel nitelikteki ticari bir uyuşmazlıkta münhasır yetkiden söz edilmesi, kavramın varlık sebebiyle bağdaşmaz.
  • Uygulanacak hukuk yabancı olabilir. Acente aracılığıyla kurulan sözleşmelere MÖHUK m. 24 uyarınca yabancı bir hukuk uygulanabildiğine göre, bu alanda lex fori ısrarı yoktur; bu da münhasır yetki nitelendirmesine terstir.

Doktrindeki hâkim yaklaşım, TTK m. 105/2’yi münhasır yetki kuralı olarak değil, MÖHUK m. 47/1’in bir istisnası olarak okumaktır. Bu okuma pratikte şu sonucu verir: yabancı mahkeme lehine yapılan yetki anlaşması, TTK m. 105/2 kapsamındaki uyuşmazlıklarda Türk mahkemesinin yetkisini bertaraf edemez; ancak hüküm münhasır yetki kuralı olmadığından, yabancı mahkemeden alınacak kararın Türkiye’de tenfizi de engellenmez.

Doktrinde ayrıca, hükmün doğrudan yabancı tacire karşı açılan davalarda uygulanma kabiliyeti bulunmadığı da savunulmaktadır. Bu görüş açısından Yargıtay’ın 2020/3051 sayılı kararı isabetsiz görülmektedir. Karşı taraf bu görüşe dayanacaktır; bu nedenle davanın hem doğrudan yabancı taşıyana hem de ona izafeten Türk acenteye yöneltilmesi, savunmanın bu kanadını baştan etkisizleştirir.

Pratik sonuç: İki hukuki hat da karşılanmalıdır. Dilekçede hem “TTK m. 105/2 münhasır yetki kuralıdır” (Yargıtay çizgisi) hem de “en azından MÖHUK m. 47/1’in istisnasıdır, dolayısıyla yetki şartı Türk mahkemesinin yetkisini kaldıramaz” (doktrin çizgisi) argümanları birlikte kurulmalıdır. İkinci argüman, ilk argümanı reddeden bir hâkim önünde bile sonuca ulaştırabilir.

5. İspatın iki ayağı: acentelik sıfatı ve somut işe aracılık

Bu noktadan sonra tartışma tamamen ispat hukukuna kayar. TTK m. 105/2’nin lafzı iki unsuru birlikte arar: acente, “aracılıkta bulunduğu veya yaptığı” sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda temsil yetkisine sahiptir. Dolayısıyla ispat edilmesi gereken iki ayrı olgu vardır ve bunlar farklı delillerle kanıtlanır.

İspat konusuNe kanıtlanacak?Başlıca delil kaynakları
Birinci ayak: Acentelik sıfatıTürk şirketin, o yabancı taşıyan nam ve hesabına Türkiye’de hareket ettiğiAcente yetki belgesi ve sicili, liman başkanlığı kayıtları, acente tayin yazısı, gümrük beyanları
İkinci ayak: Somut işe aracılıkDava konusu taşıma sözleşmesinin kurulmasına o acentenin aracılık ettiği veya konişmentoyu düzenlediğiKonişmento imza-kaşe bölümü, booking teyidi, navlun faturası, ordino, yazışmalar

Bu ayrım hayati önemdedir. Bir şirketin o hattın Türkiye acentesi olduğunu ispatlamış olmanız tek başına yetmez; aynı zamanda sizin taşımanıza aracılık ettiğini de göstermeniz gerekir. Tersi de doğrudur: tek bir işlemde aracılık ettiğini gösterebiliyorsanız, TTK m. 103 sayesinde süreklilik aramanız gerekmez.

6. Birinci ayak: acentelik sıfatı nasıl belgelenir?

Gemi acenteliği, Türkiye’de serbestçe yapılabilen bir faaliyet değildir; idari izne bağlıdır ve bu izin resmî kayıtlarda tutulur. 14 Mayıs 2026 tarihli ve 33253 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yeni Gemi Acenteleri Yönetmeliği, bu alanı 2012 tarihli önceki yönetmeliğin yerine geçerek yeniden düzenlemiştir. Yönetmeliğin çoğu hükmü yayımından üç ay sonra yürürlüğe girmiştir.

Yetki belgesi ve idari sicil

Yönetmeliğin 6. maddesinin birinci fıkrası açıktır: gemi acentelerinin, iştigal ettikleri sınıfa göre yetki belgesi alması zorunludur ve yetki belgesi olmayan gerçek veya tüzel kişiler donatan, kaptan, işletmeci veya kiracı adına acentelik hizmeti veremez. Aynı maddenin sekizinci fıkrası ise davalarda doğrudan kullanılabilecek bir imkân sunar: yetkilendirilen acentelerle ilgili bilgiler İdarenin internet sitesinde yayımlanır.

Buna ek olarak Yönetmeliğin 23. maddesi, merkez acentenin, şubelerin ve acente personelinin sicillerinin İdare tarafından düzenli olarak tutulmasını öngörür. Bu sicil, Gemi Acenteliği Bilgi Sistemi (GABS) üzerinde tutulur. Merkez acente ve şubelerin sicil numarası yetki belgesinde, personelin sicil numarası ise tanıtım belgesinde gösterilir.

Ne isteyeceksiniz?

  • Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü’nden: davalı şirketin acente yetki belgesinin bulunup bulunmadığı, sınıfı, bölgesi, sicil numarası ve geçerlilik süresi.
  • Aynı yazıda: taşımanın gerçekleştiği tarihte GABS kayıtlarında şirketin ilgili gemi için acente olarak görünüp görünmediği.
  • Tali acentelik iddiası varsa: Yönetmelik m. 13/2 uyarınca yetkilendirmeye ilişkin belgenin İdareye ibrazı zorunlu olduğundan, bu belgenin de istenmesi.

Deniz Ticaret Odası kaydı ve ticaret sicili

Yönetmeliğin 8. maddesi, acentelik başvurusu için tüzel kişilerde şirketin ilan edilen sözleşmesinde faaliyet konuları arasında “gemi acenteliği” ibaresinin bulunmasını ve Deniz Ticaret Odası’na üye olunmasını zorunlu kılar. Bu iki belge, davalının gemi acenteliği yapan bir şirket olduğunu gösterir. Ancak dikkat: bu belgeler, o şirketin sizin taşıyanınızın acentesi olduğunu göstermez. Bu ayrım, 17. bölümde ayrıca ele alınmaktadır.

7. Acentenin kendi beyanı yetmez: bir Yargıtay kararının öğrettikleri

İspat standardını en net ortaya koyan karar, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 07.04.2021 tarihli E. 2020/3474, K. 2021/4361 sayılı kararıdır. Karar, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi’nin 05.02.2020 tarihli 2019/1920 E. – 2020/261 K. sayılı kararının temyiz incelemesidir ve gemi donatanına izafeten acente aleyhine başlatılan bir takibe ilişkindir.

Bölge adliye mahkemesinin koyduğu çıta

Bölge adliye mahkemesi, tebligat yapılan şirketin donatanın acentesi olduğunu göstermek bakımından şu tespitleri yapmıştır:

  • Donatanın imzasını da içeren yazılı bir belge sunulmamıştır.
  • Acente şirketin tek taraflı olarak imzaladığı, kendisinin donatanın acentesi olduğuna dair yazı, acentelik ilişkisinin varlığını kabul için yeterli değildir.
  • Ayrıca acentenin, takip konusu borcun doğmasında bir aracılık işlemi bulunduğu da yazılı belge ile ispatlanamamıştır.
  • Bu nedenle acenteye yapılan tebligat yok hükmündedir.

Bu dört cümle, karşı tarafın da kullanacağı bir savunma şablonudur. Dolayısıyla acentelik iddiasını yalnızca “şirketin internet sitesinde o hattın acentesi olduğu yazıyor” ya da “bize gönderdiği e-postanın altında acente ibaresi var” diyerek kurmak risklidir.

Yargıtay’ın çıtayı aştığı deliller

Daire, bölge adliye mahkemesinin usule ilişkin nitelendirmesini yerinde bulmakla birlikte, dosyadaki belgeleri yeniden inceleyerek acentelik ilişkisinin kurulmuş olduğu sonucuna varmıştır. Bunu sağlayan deliller şunlardır:

  • İskenderun Liman Başkanlığı’nın gönderdiği cevabi yazı,
  • bu yazının ekindeki, noterde resmî yazılı şekilde düzenlenmiş, gemi kaptanı imzalı ve geminin mührünü taşıyan evrak,
  • yine aynı yazı ekindeki, donatan adına imzalanmış ve acentenin geminin donatan acentesi olarak gerekli hizmetleri ayarlamasına izin verildiğini bildiren yazı.

Kararın bu bölümünden çıkan ders çok nettir: acentelik ilişkisini ispatlayan belge, çoğu zaman tarafların elinde değil, liman başkanlığının dosyasındadır. Bu belgeyi taraflardan istemek yerine ilgili liman başkanlığına müzekkere yazılması, dosyanın seyrini değiştirir.

Acentelik bağını belgeleyemediğiniz için dosya reddedilmesin

Doğru kuruma, doğru zamanda yazılan tek bir müzekkere, yetkisizlik kararıyla esasa girilmesi arasındaki farkı yaratabilir. Dosyanızı birlikte değerlendirelim.

0505 390 25 48 — Hemen Arayın WhatsApp’tan Yazın

8. Liman başkanlığı kayıtları: en güçlü resmî delil kaynağı

Bir geminin Türk limanına yanaşması, kıyı tesisinden ayrılması, gemi adamı değişimi yapması, kılavuz ve römorkör alması gibi işlemlerin tamamı acente eliyle yürütülür. Gemi Acenteleri Yönetmeliği m. 4/ı, gemi acentesini “yaptıkları anlaşmalarla gemi/yat sahibi gerçek veya tüzel kişiler ile kaptan, işleten veya gemi/yat kiralayanın nam ve hesabına hareket eden” kişi olarak tanımlar. Aynı maddenin (h) bendi, gemi acenteliği hizmetinin kapsamına, kıyı tesisine yanaşma ve ayrılma amacıyla gerekli bildirimlerin yapılmasını ve bu işlerle ilgili her türlü bilginin zamanında bildirilmesini dâhil eder.

Bunun doğal sonucu şudur: bir gemi, acentesinin kim olduğunu liman başkanlığına bildirmeden Türk limanına giremez. Yönetmelik m. 13/1-b, acentelerin İdare veya liman başkanlığı tarafından istenecek bilgi ve belgeleri vermek zorunda olduğunu ayrıca düzenler.

Liman başkanlığından istenecekler

  • Geminin adı, IMO numarası ve sefer numarası belirtilerek, ilgili sefer için bildirilen gemi acentesinin unvanı.
  • Varsa acente tayin/atama yazısının (“agency appointment letter”) bir örneği ve ekleri.
  • Geminin geliş ve kalkış bildirimlerine ilişkin kayıtlar ile bu bildirimleri yapan şirketin bilgileri.
  • Koruyucu acente atanmışsa buna ilişkin kayıt. (Yönetmelik m. 4/m, koruyucu acenteyi “taşıma mukavelesi hükümleri gereğince tayin edilen acenteye ilaveten” tayin edilen acente olarak tanımlar; bu tanım, taşıma sözleşmesi gereği bir acentenin tayin edilmiş olduğunu da örtük olarak ortaya koyar.)

Yukarıda incelenen 12. Hukuk Dairesi kararında liman başkanlığı yazısı ekinde çıkan belgelerin dosyanın sonucunu değiştirdiği hatırlanacak olursa, bu müzekkerenin ne kadar kritik olduğu daha iyi anlaşılır. Geminin ihtiyati haczi gibi acil işlemlerde de aynı kayıtlara ihtiyaç duyulur; bu konuda ayrıntılı bilgi için gemi ihtiyati haczi sayfamızı ve gemi adı ve IMO numarasının nereden bulunacağına ilişkin yazımızı inceleyebilirsiniz.

9. Gümrük kayıtları: özet beyan, denizyolu genel bildirimi ve manifesto

İkinci resmî kayıt havuzu gümrüktedir ve çoğu zaman liman kayıtlarından daha ayrıntılıdır.

Özet beyan

4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 35/A ve 35/B maddeleri ile Gümrük Yönetmeliği’nin 60 ve devamı maddeleri uyarınca, Türkiye Gümrük Bölgesi’ne getirilen eşya için özet beyan verilir. Özet beyanı, eşyayı gümrük bölgesine getiren veya taşıma sorumluluğunu üstlenen kişi verebileceği gibi, bu kişiler adına hareket eden kişi ya da temsilcisi de verebilir. Uygulamada bu beyanı çoğunlukla acente yapar.

Gümrük Yönetmeliği ekindeki özet beyan formunda ayrı ayrı doldurulan kutular vardır: “taşıyıcı” kutusuna özet beyanı veren kişi ile taşıyıcı farklı ise taşıyıcının adı, “beyan sahibi/temsilcisi” kutusuna beyanı veren veya temsilcisinin adı, ayrıca ayrı bir “acente” kutusuna yetkili konteyner acentesinin adı ve vergi numarası yazılır. Bu üç kutunun karşılaştırılması, kimin taşıyan kimin acente olduğunu resmî belge üzerinden ortaya koyar.

Konuya ilişkin idari uygulamada da önemli bir tespit vardır: Gümrükler Genel Müdürlüğü, acentelerin özet beyan vermesinde mevzuata aykırılık bulunmadığını, ancak herhangi bir taşıma sözleşmesi yapmadıkları ve navlun almadıkları hâllerde acentelerin kendi unvanlarını “taşıyıcı” kutusuna yazmalarının uygun olmadığını belirtmiştir. Bu, formun kutularının ciddiye alınması gereken hukuki anlamlar taşıdığını gösterir.

Denizyolu genel bildirimi (IMO FAL formu)

Geminin limana varışından önce sunulan denizyolu genel bildirimi formunda, geminin adı ve cinsi, IMO numarası, çağrı işareti, sefer numarası, bayrağı, kaptanın adı, sicil sertifikası bilgileri ile birlikte açıkça “Gemi Acentesinin Adı ve İrtibat Bilgileri” alanı bulunur. Bu form, acentelik bağını tek başına gösteren en doğrudan resmî belgelerden biridir ve gümrük idaresinden istenebilir.

Manifesto ve varış bildirimi

Varış bildirimi, özet beyandan farklı olarak taşıyıcı tarafından verilir; deniz yolunda bu bildirim, taşıma aracının işleticisi veya temsilcisi tarafından tescil edilir. Ayrıca orijinal manifesto ve konişmentoların, gümrük kontrolleri kapsamında gerekli görüldüğünde ibraz edilmek üzere Gümrük Kanunu’nun 13. maddesindeki belge saklama süresince muhafaza edileceği düzenlenmiştir. Yani dava tarihinde bile bu belgelerin gümrük nezdinde bulunması ihtimali yüksektir.

10. Konişmento üzerindeki imza ve kaşe

Yargıtay’ın 2020/3051 sayılı kararında “konişmentonun da acente tarafından düzenlendiği” olgusuna özellikle vurgu yaptığı hatırlanacaktır. Bu nedenle konişmentonun ön yüzü, ispatın en ekonomik ve en doğrudan kaynağıdır.

Nereye bakılacak?

  • İmza-kaşe bölümü (genellikle sağ alt): “as agent for the carrier”, “as agent only”, “signed for and on behalf of the Master/Carrier” gibi ibarelerin altındaki şirket unvanı. Bu ibare, imzalayanın taşıyan adına ve hesabına hareket ettiğini beyan ettiği anlamına gelir.
  • “For delivery apply to” hanesi: varış limanı acentesinin unvan ve adresi. Türk limanına yapılan taşımalarda burası neredeyse her zaman Türkiye acentesini gösterir.
  • Düzenleme yeri ve tarihi: “place and date of issue” hanesi Türkiye’deki bir şehri gösteriyorsa, konişmentonun Türkiye’de düzenlendiği yönünde güçlü bir emaredir.
  • Booking/rezervasyon acentesi hanesi: varsa doğrudan aracılığı gösterir.

Dikkat: Konişmentonun sahteliği iddiası da uygulamada karşımıza çıkmaktadır. Yargıtay uygulamasında, konişmentonun taşıyanın yabancı ülkedeki yetkili acentesi tarafından düzenlenip düzenlenmediği ve sahte olup olmadığı bir esas sorunu olarak ele alınmış; sahtelik tespit edilirse davanın pasif husumet yokluğundan değil esastan reddi gerektiği kabul edilmiştir. Bu nedenle imza ve kaşenin gerçekliğine yönelik bir itiraz gelirse, konu usulden değil esastan çözülmelidir.

11. Ticari delil zinciri: booking’den ordinoya

Resmî kayıtlar acentelik sıfatını, ticari belgeler ise somut işe aracılığı gösterir. Bu belgeleri kronolojik sıraya dizmek, mahkemeye “sözleşme bu şirket eliyle kuruldu” mesajını en anlaşılır biçimde verir.

AşamaBelgeNeyi kanıtlar?
Sözleşme öncesiNavlun teklifi, oran teyidi, e-posta yazışmalarıSözleşmenin kurulmasına aracılık — TTK m. 105/2’nin aradığı çekirdek olgu
RezervasyonBooking confirmation / booking noteYerin taşıyan adına Türkiye’den tahsis edildiği
YüklemeKonişmento, mate’s receipt, yükleme talimatıKonişmentonun acente tarafından düzenlendiği
TahsilatNavlun faturası, THC, demuraj ve elleçleme faturalarıAcentenin taşıyan nam ve hesabına tahsilat yaptığı (TTK m. 106 ile bağlantılı)
TeslimOrdino (teslim talimatı), teslim tutanağıTaşıyanın teslim yetkisinin acente tarafından kullanıldığı
UyuşmazlıkHasar protestosu, ekspertiz yazışmaları, P&I mektuplarıAcentenin taşıyan adına beyan alıp verdiği (TTK m. 105/1)

Bu zincirin özellikle ilk iki halkası kritik önemdedir. Aşağıda göreceğimiz gibi, yalnızca tahliye aşamasında görev alan bir acentenin “sözleşmenin kurulmasına aracılık ettiği” tartışmalıdır; oysa navlun teklifi ve booking teyidi doğrudan Türkiye’deki şirketin kurumsal e-postasından geliyorsa, aracılık tartışmasız hâle gelir.

Yük hasarı dosyalarında bu zincirin sigorta halefiyeti ile birleştirilmesi gerekir; konuya ilişkin ayrıntılı analiz için yükleme ve boşaltmada zarar gören yükten kimin sorumlu olduğuna ilişkin yazımıza; navlun sözleşmesinin yapısı için navlun sözleşmeleri yazımıza; geç teslim hâlleri için deniz yoluyla taşınan yükün gecikmesi yazımıza bakabilirsiniz.

12. Gemi Acenteleri Yönetmeliği’nin getirdiği iki kritik koz

Yeni Gemi Acenteleri Yönetmeliği’nin 25. maddesi, bu tür dosyalarda doğrudan kullanılabilecek iki hüküm içerir. Her ikisi de pek çok dilekçede gözden kaçmaktadır.

Birinci koz: beş yıllık belge saklama yükümlülüğü

Yönetmeliğin 25. maddesinin birinci fıkrasına göre acenteler; tutmaya mecbur oldukları ticari ve kanuni defterleri, acentelik sözleşmelerini, acentelik hizmeti verdiği gemi ve yat bilgilerini, acentelik hizmetleri kapsamında yazdıkları ve teslim aldıkları mektup, ordino, faks, teleks, elektronik posta ve benzeri belgelerle düzenledikleri fatura, elektronik fatura, makbuz ve masraflarına ilişkin belgelerin asıllarını veya suretlerini, özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla en az beş yıl süreyle muhafaza etmek ve talep edildiğinde İdareye ibraz etmek üzere hazır bulundurmak zorundadır.

Bu hükmün pratik değeri büyüktür. Acente, “elimizde belge yok” savunması yaptığında, karşısına mevzuattan doğan bir saklama yükümlülüğü çıkar. Mahkemeden, HMK’nın belge ibrazına ilişkin hükümleri çerçevesinde, davalı acenteye bu belgeleri ibraz etmesi için süre verilmesi talep edilebilir; ibrazdan kaçınmanın delil değerlendirmesindeki sonucu da ayrıca ileri sürülebilir.

İkinci koz: tebligat karinesi

Aynı maddenin ikinci fıkrası, acentelerin sorumluluğunun hizmet verdikleri gemi veya yatların liman idari sınırları içinde bulundukları süre boyunca devam ettiğini düzenledikten sonra şu cümleyi ekler: “Acentelerin sorumlu oldukları süre boyunca acenteye yapılan tebligatlar gemi/yat donatanına/işletmecisine/kiracısına yapılmış sayılır.”

Bu, özellikle ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararlarının tebliği, protesto ve ihbarların ulaştırılması bakımından önemlidir. Hükmün zaman bakımından sınırlı olduğuna dikkat edilmelidir: karine, geminin liman idari sınırları içinde bulunduğu süreye bağlanmıştır. Gemi limandan ayrıldıktan sonra yapılacak tebligatlar bakımından ise TTK m. 105/2’ye ve aşağıda ele alınan pasif temsil yetkisinin devamı ilkesine dayanmak gerekir.

13. İkinci ayak: “aracılık” şartı ve tahliye acenteliği tartışması

Uygulamada en çok kaybedilen nokta budur. Bir şirketin o hattın Türkiye acentesi olması, TTK m. 105/2’nin uygulanması için tek başına yeterli değildir. Hükmün lafzı, acentenin aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerden söz eder. Yargıtay uygulamasında da acenteye müvekkili namına husumet yöneltilmesinin ancak aracılık ettiği işlerle ve TTK m. 103’te belirtilen hâllerle sınırlı olduğu vurgulanmaktadır.

Bu çerçevede Yargıtay, davalının dava konusu taşıma işinde acente sıfatıyla aracılık yapmadığına yönelik savunması üzerinde durulmaksızın yetkisizlik kararı verilmesini doğru bulmamış; mahkemece bu konuda taraf delillerinin toplanması, husumet yöneltilen şirketin davalı yabancı şirketin acentesi olmadığının saptanması hâlinde ise yabancı şirkete tebligat yapılarak taraf teşkilinin sağlanması gerektiğini belirtmiştir.

Bu tespitin iki yüzü vardır. Davacı açısından: mahkeme, aracılık konusunda delil toplamadan yetkisizlik kararı veremez; delil toplanmasını talep etmek bir haktır. Davalı açısından: “biz sadece tahliye aşamasında hizmet verdik, sözleşmenin kurulmasına aracılık etmedik” savunması hukuken dinlenebilir bir savunmadır ve karşılanması gerekir.

Zayıf ve güçlü senaryolar

SenaryoAracılık iddiasının gücü
Türkiye’den yurt dışına ihracat taşıması; booking ve konişmento Türkiye’de düzenlenmiş, navlun Türkiye’de tahsil edilmişÇok güçlü. Sözleşme fiilen Türkiye’de acente eliyle kurulmuştur.
İthalat taşıması; ancak konişmento Türkiye acentesinin unvanıyla “as agent for the carrier” imzalanmışGüçlü. Yargıtay’ın 2020/3051 sayılı kararındaki formüle uyar.
İthalat taşıması; konişmento tamamen yurt dışında düzenlenmiş, navlun yurt dışında ödenmiş, Türk şirketi yalnızca tahliye ve ordino aşamasında yer almışTartışmalı. “Sözleşmenin kurulmasına aracılık” unsuru zayıftır; ek delil gerekir.
Türk şirketi yalnızca liman hizmetleri (kılavuz, römorkör, kumanya) için tayin edilmiş, yükle ilgisi yokZayıf. Yük uyuşmazlığında aracılık bağı kurmak güçtür.

Zayıf senaryoda ne yapılabilir?

  • Ordino düzenlenmesi, konişmento ibrazı karşılığında teslim yetkisinin kullanılması ve THC/demuraj faturalarının taşıyan nam ve hesabına kesilmesi, TTK m. 105/1 ve m. 106 ile birlikte değerlendirilerek acentelik ilişkisinin kapsamına dâhil edilmeye çalışılabilir.
  • TTK m. 103/1-b’ye dayanılarak, süreklilik ve klasik aracılık unsurları aranmaksızın, yabancı işletme nam ve hesabına ülke içinde işlemde bulunma olgusu öne çıkarılabilir.
  • Paralel olarak yetki şartının belirlilik ve genel işlem koşulu denetimi bakımından geçersizliği (TBK m. 20-25) ileri sürülerek ikinci bir hat kurulmalıdır.
  • Gemi Türk limanındaysa, ihtiyati haciz yoluyla teminat elde edilmesi ve TTK m. 1356 çerçevesinde yabancı yetki veya tahkim şartının Türk mahkemesinin ihtiyati haciz yetkisini kaldırmadığı hatırlatılmalıdır.

14. Acentelik sona erse de pasif temsil yetkisi devam eder

Karşı tarafın sık başvurduğu savunmalardan biri, acentelik ilişkisinin dava tarihinden önce sona ermiş olduğudur. Yukarıda anılan Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararı bu savunmayı da karşılamaktadır.

Daire, TTK m. 105 hükmünü doktrindeki açıklamalarla birlikte değerlendirerek şu tespiti yapmıştır: acentenin, acentelik sözleşmesi kapsamında fiilen aracılık ettiği veya sözleşme akdettiği işlerle ilgili olarak kanuni aktif ve pasif temsil yetkisi bulunur; müvekkile izafeten acenteye dava açılması veya acentenin davada taraf olması acentelik sözleşmesinin süresi ile sınırlı değildir; işlemin acentelik ilişkisi kapsamında yapılmış olması şartıyla, acentelik sözleşmesinin bitiminden sonra da acenteye dava açılabilir.

Somut olayda donatan, liman başkanlığına e-posta göndererek acentenin artık kendisini temsil etmediğini bildirmiş olmasına rağmen, Daire aracılık edilen işle ilgili pasif temsil yetkisinin sona ermeyip devam ettiğini kabul etmiştir. Dolayısıyla ispat edilmesi gereken, acentelik ilişkisinin dava tarihinde devam ettiği değil, taşıma tarihinde mevcut olduğudur.

“Acenteliğimiz bitti” savunmasıyla mı karşılaştınız?

Aracılık edilen işle ilgili pasif temsil yetkisi, sözleşmenin sona ermesiyle birlikte kendiliğinden ortadan kalkmaz. Dosyanızdaki tarihleri birlikte gözden geçirelim.

0505 390 25 48 — Hemen Arayın WhatsApp’tan Yazın

15. Uygulama: müzekkere listesi ve aşama aşama yol haritası

Dava açmadan önce

  • Konişmentonun ön yüzündeki imza-kaşe bölümü, “for delivery apply to” hanesi ve düzenleme yeri okunur; Türkiye’deki şirketin unvanı geçiyorsa dosya güçlüdür.
  • Booking teyidi, navlun faturası ve ordino toplanır; hangi e-posta alan adından geldiğine bakılır.
  • Denizcilik Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde yayımlanan yetkilendirilmiş acente bilgileri kontrol edilir.
  • Gerekiyorsa, delil tespiti veya ihtiyati haciz talebiyle eş zamanlı olarak resmî kayıtlara ulaşma yolu açılır.

Dava dilekçesinde

  • Husumet, hem doğrudan yabancı taşıyana hem de ona izafeten Türk acenteye yöneltilir. Bu, doktrindeki “hüküm doğrudan yabancı tacire karşı açılan davalarda uygulanmaz” itirazını baştan etkisizleştirir.
  • TTK m. 102, 103, 105 ve MÖHUK m. 47 birlikte kurulur; Yargıtay çizgisi ile doktrinin “MÖHUK m. 47/1 istisnası” okuması alternatifli olarak sunulur.
  • Deliller bölümüne aşağıdaki müzekkere talepleri açıkça yazılır; “her türlü delil” ifadesiyle yetinilmez.

Müzekkere listesi

Kurumİstenecek bilgi ve belgeler
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel MüdürlüğüAcente yetki belgesi, sınıfı, bölgesi, sicil numarası, geçerlilik süresi; GABS kayıtları; tali acente yetkilendirme belgesi
İlgili liman başkanlığıSefer bazında bildirilen acente unvanı, acente tayin yazısı ve ekleri, geliş-kalkış bildirim kayıtları
İlgili gümrük müdürlüğüÖzet beyan (taşıyıcı / beyan sahibi-temsilci / acente kutuları), denizyolu genel bildirimi, manifesto, varış bildirimi, konişmento sureti
Kıyı tesisi / liman işletmesiTahliye ve elleçleme kayıtları, ordino ile teslim edilen konteynerlerin listesi, hizmet faturalarının muhatabı
İlgili Deniz Ticaret OdasıÜyelik kaydı, faaliyet konusu, acentelik hizmet tarifesi uygulamasına ilişkin kayıtlar
Davalı acente (HMK belge ibrazı)Yönetmelik m. 25/1 uyarınca beş yıl saklamakla yükümlü olduğu acentelik sözleşmesi, yazışma, ordino, fatura ve makbuzlar

Yetki itirazına cevap dilekçesinde

  • Delil toplanmadan yetkisizlik kararı verilemeyeceği, aracılık olgusunun taraf delilleri toplanarak saptanması gerektiği açıkça talep edilir.
  • Acentelik ilişkisinin sona erdiği savunmasına karşı, pasif temsil yetkisinin aracılık edilen işle sınırlı olarak devam ettiği ileri sürülür.
  • Acentenin sorumluluk endişesi dile getirilirse, TTK m. 105/3 hatırlatılır: ilam acentenin malvarlığına uygulanamaz.

16. Karşı tarafın savunma hatları ve bunlara verilecek cevaplar

SavunmaCevap
“Aramızda yazılı acentelik sözleşmesi yok.”TTK m. 103, yabancı işletmeler nam ve hesabına ülke içinde işlemde bulunanları da kapsar; yazılı sözleşme şartı aranmaz. Resmî kayıtlar ve fiilî işlemler yeterlidir.
“Süreklilik yok, tek seferlik iş yaptık.”Yargıtay uygulamasında arızi işlemler de acentelik hükümlerine tabidir; süreklilik dava ehliyeti bakımından sonuca etkili değildir.
“Biz sadece tahliye acentesiyiz, sözleşmenin kurulmasına aracılık etmedik.”Ciddi bir savunmadır; konişmento imzası, booking yazışmaları ve navlun faturasıyla karşılanmalıdır. Yoksa TTK m. 103 ve m. 105/1-106 üzerinden ikincil hat kurulmalıdır.
“Acentelik ilişkisi sona erdi.”Aracılık edilen işle ilgili pasif temsil yetkisi sözleşme süresiyle sınırlı değildir; sözleşmenin bitiminden sonra da acenteye dava açılabilir.
“TTK m. 105/2 münhasır yetki kuralı değildir.”Yargıtay çizgisi bu yöndedir; kabul edilmezse dahi hüküm en azından MÖHUK m. 47/1’in istisnasıdır ve yetki şartı Türk mahkemesinin yetkisini bertaraf edemez.
“Dava doğrudan taşıyana açıldı, acenteye izafeten değil.”Yargıtay 11. HD 2019/3799 E. – 2020/3051 K. sayılı kararı bu hâlde de hükmü uygulamıştır. Riski azaltmak için husumet her iki tarafa yöneltilmelidir.
“Acente olarak borçtan sorumlu tutuluyoruz.”TTK m. 105/3 uyarınca ilam acenteye uygulanamaz; acente asilin borcunu üstlenmiş veya ona kefil olmuş sayılmaz.

17. Ticaret Sicil Gazetesi yanılgısı ve diğer sık yapılan hatalar

Bu dosyalarda tekrarlanan birkaç hata, iyi kurulmuş bir iddiayı zayıflatmaktadır.

Hata 1: Acentelik ilişkisinin Ticaret Sicil Gazetesi’nden ispatlanacağını sanmak

Türk Ticaret Kanunu, acentelik sözleşmesinin ticaret siciline tescilini genel bir kural olarak öngörmez. Ticaret Sicil Gazetesi’nden çıkacak olan şey, davalı şirketin faaliyet konuları arasında gemi acenteliğinin yer aldığıdır. Gemi Acenteleri Yönetmeliği m. 8 de yetki belgesi başvurusu için bu ibarenin şirket sözleşmesinde bulunmasını arar. Bu belge, davalının acentelik işi yapan bir şirket olduğunu gösterir; sizin taşıyanınızın acentesi olduğunu göstermez. Bağı kuran belge idari ve liman kayıtlarıdır.

Hata 2: Acentenin kendi antetli yazısına güvenmek

Yukarıda incelenen bölge adliye mahkemesi gerekçesi, acentenin tek taraflı olarak imzaladığı kendi acenteliğine dair yazının acentelik ilişkisinin varlığını kabul için yeterli olmadığını açıkça söylemektedir. Web sitesi ekran görüntüleri ve e-posta imza blokları da aynı kategoridedir: destekleyici delildir, tek başına delil değildir.

Hata 3: Acenteliği ispatlayıp aracılığı ispatlamayı unutmak

Dosyalarda en çok karşılaşılan eksiklik budur. Acente yetki belgesi dosyaya girer, ancak konişmentonun kim tarafından düzenlendiği, navlunun kime ödendiği ve booking’in kimden alındığı hiç sorulmaz. Oysa TTK m. 105/2’nin lafzı somut sözleşmeye bağlıdır.

Hata 4: Süre baskısını hesaba katmamak

Yetki tartışması aylar sürebilir. Deniz taşımasında taşıyanın sorumluluğuna ilişkin bir yıllık süre ve gemi alacağının verdiği kanuni rehin hakkının bir yıllık hak düşürücü süresi bu arada işlemeye devam eder. Yetki itirazının sonucunu beklemek yerine, gerekiyorsa teminat almak üzere geminin ihtiyati haczi yoluna paralel olarak başvurulması değerlendirilmelidir.

Hata 5: Karar künyelerini teyit etmeden kullanmak

İnternette dolaşan pek çok karar özetinin künyesi eksik veya hatalıdır. Bu yazıda anılan kararların tamamı akademik yayınlardan ve hukuk bürolarının yayımladığı tam metinlerden alınmıştır; buna rağmen dilekçeye eklemeden önce UYAP üzerinden teyit edilmeleri gerekir. Ayrıca daire içtihatları değişebilir; özellikle 2020-2022 arasında oluşan bu çizginin sonraki yıllarda korunup korunmadığı her dosyada güncel olarak araştırılmalıdır.

18. Bu dosyalarda sürecin doğru yürütülmesi neden önemlidir?

Deniz taşımasından doğan uyuşmazlıklarda kaybedilen davaların önemli bir kısmı esastan değil, usulden kaybedilir. Yetki itirazının kabulü hâlinde dosya reddedilir; yeniden dava açılana kadar bir yıllık süreler dolabilir, gemi Türk sularından ayrılmış olabilir, teminat imkânı ortadan kalkabilir. Bu nedenle acentelik bağının ispatı, teknik bir ayrıntı değil dosyanın kaderini belirleyen bir aşamadır.

Davacı yük sahibi ve sigortacı için

  • Doğru kurumlara doğru zamanda yazılan müzekkereler, karar aşamasına gelmeden dosyanın seyrini belirler.
  • Husumetin nasıl yöneltileceği, kararların hangi sırayla sunulacağı ve alternatif hukuki hatların birlikte kurulması, istinaf ve temyiz aşamalarında da belirleyicidir.
  • Halefiyete dayanan sigortacı için, sigortalının haklarının kapsamı ile yetki tartışması iç içe geçer; ikisinin birlikte yürütülmesi gerekir.

Davalı acente ve taşıyan için

  • Acentelik sıfatı ile somut işe aracılık ayrımı, savunmanın en güçlü dayanağıdır ve belgeye dayandırılarak kurulmalıdır.
  • TTK m. 105/3, acentenin malvarlığını koruyan bir hükümdür ve savunmada mutlaka ileri sürülmelidir.
  • Yetki itirazının süresinde ve usulüne uygun biçimde ileri sürülmemesi, sonradan telafi edilemeyen bir kayıp yaratır.

Bölgesel yoğunlaşma

Türkiye’nin konteyner ve dökme yük trafiğinin önemli bir kısmı Marmara Bölgesi limanlarından geçer. İstanbul Anadolu Yakası’nda Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Sancaktepe, Sultanbeyli, Ümraniye, Ataşehir ve Üsküdar; Kocaeli’nde ise Gebze, Çayırova, Darıca, Dilovası, İzmit, Körfez ve Başiskele, hem yük sahiplerinin hem de acentelerin yoğun olarak bulunduğu ilçelerdir. Bu bölgedeki taşıma ve tersane faaliyetleri, deniz ticaretinden doğan uyuşmazlıkların da burada yoğunlaşmasına yol açmaktadır.

Görev bakımından bu davalar asliye ticaret mahkemelerinde görülür; TTK m. 5/2 uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nca görevlendirilen daireler denizcilik ihtisas mahkemesi sıfatıyla bakar. İstanbul’da bu görev İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’ndedir. İhtisas mahkemesi ile diğer ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olduğundan, mahkemece resen gözetilir.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu

Deniz ticareti ve taşıma hukuku, gemi ihtiyati haczi, yük hasarı ve navlun uyuşmazlıkları çalışma alanlarımız arasındadır. Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Kocaeli başta olmak üzere Türkiye genelinde hizmet veriyoruz.

Postane Mahallesi, Seher Sokak No: 18/2, Tuzla / İstanbul

0505 390 25 48 — Hemen Arayın WhatsApp’tan Yazın

Sıkça sorulan sorular

Yabancı taşıyanın Türkiye’de acentesi olduğunu ispatlarsam dava kesin olarak Türkiye’de mi görülür?

Kesinlik iddiası doğru olmaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2020-2022 arası kararları bu yöndedir; ancak doktrin bu yaklaşımı eleştirmekte, bazı yargı kararlarında da aksi yönde değerlendirmeler yapılabilmektedir. Bu nedenle acentelik argümanının yanına, yetki şartının belirlilik ve genel işlem koşulu denetimi bakımından geçersizliği gibi alternatif hatlar da eklenmelidir.

Acentelik sözleşmesi yazılı değilse ne olur?

TTK m. 103, Türkiye’de merkez veya şubesi bulunmayan yabancı ticari işletmeler nam ve hesabına ülke içinde işlemde bulunanlar hakkında da acentelik hükümlerinin uygulanmasını öngörür. Yazılı sözleşme bulunmaması tek başına engel değildir; fiilî işlemler ve resmî kayıtlar üzerinden ispat yapılır.

Acentenin kendi yazısı acentelik ilişkisini kanıtlar mı?

Tek başına yeterli görülmemektedir. Bir bölge adliye mahkemesi kararında, acentenin tek taraflı olarak imzaladığı, kendisinin donatanın acentesi olduğuna dair yazının acentelik ilişkisinin varlığını kabul için yeterli olmadığı belirtilmiştir. Karşı imzayı taşıyan belgeler ile resmî kurum kayıtları esas alınmalıdır.

Hangi kurumdan hangi belge istenmeli?

Acente yetki belgesi ve sicil bilgileri için Denizcilik Genel Müdürlüğü’ne; sefer bazında bildirilen acente ve acente tayin yazısı için ilgili liman başkanlığına; özet beyan, denizyolu genel bildirimi ve manifesto için ilgili gümrük müdürlüğüne; tahliye ve teslim kayıtları için kıyı tesisi işletmesine müzekkere yazılmalıdır.

Acente sadece tahliye aşamasında yer aldıysa TTK m. 105/2 uygulanır mı?

Bu, dosyanın en tartışmalı noktasıdır. Hüküm, acentenin aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerden söz eder. Konişmento tamamen yurt dışında düzenlenmiş ve navlun yurt dışında ödenmişse, salt tahliye aşamasındaki rol üzerinden aracılık kurmak güçtür. Bu hâlde TTK m. 103 ve acentenin taşıyan nam ve hesabına yaptığı diğer işlemler üzerinden ikincil bir hat kurulması gerekir.

Acentelik ilişkisi sona ermişse acenteye dava açılabilir mi?

Yargıtay uygulamasına göre, işlemin acentelik ilişkisi kapsamında yapılmış olması şartıyla, acentelik sözleşmesinin bitiminden sonra da müvekkile izafeten acenteye dava açılabilir. Belirleyici olan, taşıma tarihindeki durumdur.

Acente, davayı kaybederse borçtan sorumlu olur mu?

Hayır. TTK m. 105/3 uyarınca, acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz. Kanun gerekçesinde de acentenin asilin borcunu üstlenmediği veya ona kefil olmadığı açıkça belirtilmiştir.

Tahkim şartı varsa da aynı sonuç geçerli mi?

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 09.05.2022 tarihli kararında, Londra tahkimi öngören bir şartı hem münhasır yetkiyi ortadan kaldırdığı hem de tahkime elverişsiz olduğu gerekçesiyle geçersiz saymıştır. Ancak bu yaklaşım doktrinde eleştirilmektedir; tahkime elverişlilik ile münhasır yetki farklı kriterlere dayanır. Tahkim şartı bulunan dosyalarda ek risk hesabı yapılmalıdır.

Acenteye yapılan tebligat taşıyana yapılmış sayılır mı?

Gemi Acenteleri Yönetmeliği m. 25/2, acentelerin sorumlu oldukları süre boyunca acenteye yapılan tebligatların gemi veya yat donatanına, işletmecisine ya da kiracısına yapılmış sayılacağını düzenler. Bu karine, geminin liman idari sınırları içinde bulunduğu süreye bağlıdır. Bu sürenin dışında ise TTK m. 105/2 ve pasif temsil yetkisinin devamı ilkesine dayanılır.

Acentenin elindeki belgeleri mahkemeye sunmasını sağlayabilir miyim?

Gemi Acenteleri Yönetmeliği m. 25/1, acentelere acentelik sözleşmeleri, yazışmalar, ordino, fatura ve makbuzları en az beş yıl saklama yükümlülüğü getirmektedir. Bu hüküm, belge ibrazı talebinin somut mevzuat dayanağı olarak kullanılabilir.

Davayı doğrudan yabancı taşıyana mı, acenteye izafeten mi açmalıyım?

Uygulamada en güvenli yol, husumeti hem doğrudan yabancı taşıyana hem de ona izafeten Türk acenteye yöneltmektir. Yargıtay doğrudan taşıyana açılan davada da hükmü uygulamış olmakla birlikte, doktrinde bu yaklaşım eleştirilmektedir; çift yönlü husumet bu riski ortadan kaldırır.

Bu davalara hangi mahkeme bakar?

Asliye ticaret mahkemeleri görevlidir. TTK m. 5/2 uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nca görevlendirilen daireler denizcilik ihtisas mahkemesi sıfatıyla bakar; İstanbul’da bu görev İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne aittir ve bu ilişki görev ilişkisi olduğundan resen gözetilir.

Kaynakça ve mevzuat

Mevzuat

  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 102, 103, 105, 106 — mevzuat.gov.tr
  • 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m. 47, 54 — mevzuat.gov.tr
  • Gemi Acenteleri Yönetmeliği, RG 14/5/2026 – 33253 (2012 tarihli önceki yönetmeliği yürürlükten kaldırmıştır)
  • 4458 sayılı Gümrük Kanunu m. 35/A, 35/B ve Gümrük Yönetmeliği m. 60 vd. ile Ek-10 özet beyan formu
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (yetki ilk itirazı ve belge ibrazına ilişkin hükümler)

Yargı kararları

  • Yargıtay 11. HD, E. 2019/3298, K. 2020/2018, T. 25.02.2020
  • Yargıtay 11. HD, E. 2019/293, K. 2020/953, T. 05.02.2020 (karşı oylu)
  • Yargıtay 11. HD, E. 2019/3799, K. 2020/3051, T. 22.06.2020
  • Yargıtay 11. HD, E. 2020/8347, K. 2022/3672, T. 09.05.2022
  • Yargıtay 12. HD, E. 2020/3474, K. 2021/4361, T. 07.04.2021 (Adana BAM 10. HD 2019/1920 E. – 2020/261 K.)
  • Yargıtay 11. HD, E. 2015/7244, K. 2016/1657, T. 17.02.2016 (yetki şartında belirlilik, karşı oylu)
  • Yargıtay 11. HD, E. 1982/5392, K. 1983/103, T. 20.01.1983 (arızi işlemlerde acentelik hükümlerinin uygulanması)

Doktrin

  • Sibel Özel – Can Yöney, “Türk Ticaret Kanunu m. 105/2 Hükmünü Milletlerarası Usul Hukuku Bakımından Münhasır Yetki Kuralı Olarak Değerlendiren Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararlarının Düşündürdükleri”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 30, S. 1, Haziran 2024, s. 229-249
  • Musa Aygül, “Yabancı Tacir Adına Acentenin Yaptığı Sözleşmelerdeki Tahkim Şartının Geçerliliği”, Tahkimde Güncel Sorunlar (V-VI), Cumhurbaşkanlığı Yayınları, 2023
  • Cemil Güner, “Türk Ticaret Kanununun ‘Yabancı Tacirlerin Acentelerinin Davada Temsil Yetkisi’ne İlişkin Hükmünün Milletlerarası Özel Hukuk Açısından Değerlendirilmesi”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019, 10(2), s. 521-538
  • Arslan Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi – Acentelik (TTK m. 102-123), Beta, 2013

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Her dosyanın koşulları farklıdır. Anılan yargı kararlarının dilekçe veya yayında kullanılmadan önce UYAP üzerinden teyit edilmesi önerilir.