
Yükünüz hasarlı çıktı, navlun iade edilmedi ya da geç teslim yüzünden zarara uğradınız. Konişmentoyu çevirdiğinizde arka yüzde küçük puntolarla yazılmış bir cümle görüyorsunuz: uyuşmazlıklar Londra, Hamburg, Singapur ya da bayrak devleti mahkemelerinde çözülecek. Karşınızdaki taşıyan yurt dışında; Türkiye’de ne merkezi ne şubesi var. Türk mahkemesinde dava açtığınızda ilk cevap dilekçesinde yetki itirazı geleceğini biliyorsunuz.
Bu tabloyu tersine çevirebilecek hüküm, Türk Ticaret Kanunu’nun acentelik bölümündedir. TTK m. 105/2, acentenin müvekkili adına dava açabileceğini ve kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabileceğini söyler; maddenin son cümlesi de yabancı tacirler adına acentelik yapanlar bakımından bu kuralın aksine sözleşme yapılamayacağını belirtir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020’den bu yana verdiği kararlarda bu cümleden Türk mahkemelerinin münhasır yetkisi sonucunu çıkarmakta ve konişmentodaki yabancı yetki klozunu geçersiz saymaktadır.
Ancak bu koruma kendiliğinden işlemez. Hükmün uygulanabilmesi için davacının iki ayrı olguyu ispat etmesi gerekir: Türkiye’deki şirketin yabancı taşıyanın acentesi olduğunu ve tam da uyuşmazlık konusu taşımaya o acentenin aracılık ettiğini. Uygulamada kaybedilen dosyaların çoğu birinci halkada değil, ikinci halkada kopmaktadır. Bu yazı, o iki halkanın hangi resmî kayıt, belge ve ticari deliller üzerinden kurulacağını; hangi kuruma hangi müzekkerenin yazılacağını; karşı tarafın hangi savunmayı yapacağını ve buna nasıl cevap verileceğini anlatıyor.
Yazıda ne bulacaksınız?
İki aşamalı ispat şeması, Yargıtay’ın münhasır yetki içtihat hattı ve doktrinin buna itirazı, ispat standardını belirleyen 12. Hukuk Dairesi kararı, Denizcilik Genel Müdürlüğü–GABS–liman başkanlığı–gümrük kayıtlarından delil çıkarma yöntemleri, 14 Mayıs 2026 tarihli yeni Gemi Acenteleri Yönetmeliği’nin getirdiği ispat imkânları, konişmento üzerindeki ibarelerin hukuki anlamı, delil toplama için kullanılacak HMK araçları ve dilekçe kontrol listesi.
İçindekiler
- Sorunun çerçevesi: yetki klozuna karşı acentelik bağı
- Hukuki temel: TTK m. 102, 103 ve 105 ile MÖHUK m. 47
- İki aşamalı ispat: sıfat ayrı, aracılık ayrı
- Yargıtay’ın münhasır yetki içtihadı: dört temel karar
- Doktrinin itirazı ve dilekçede iki hattın birden kurulması
- İspat standardını belirleyen karar: tek taraflı yazı yetmez
- Acentelik sona erse de pasif temsil yetkisi devam eder
- Birinci delil kaynağı: Denizcilik Genel Müdürlüğü, GABS ve liman başkanlığı kayıtları
- Yeni Gemi Acenteleri Yönetmeliği’nin ispat açısından kritik maddeleri
- İkinci delil kaynağı: gümrük kayıtları, özet beyan ve manifesto
- Üçüncü delil kaynağı: konişmento üzerindeki imza, kaşe ve ibareler
- Dördüncü delil kaynağı: rezervasyon, yazışma, fatura ve ödeme akışı
- Yaygın yanılgı: ticaret sicili kaydı acentelik bağını göstermez
- Delilleri toplamanın usulü: HMK araçları ve müzekkere metinleri
- Karşı tarafın savunma hatları ve bunlara cevaplar
- Dava nasıl açılmalı: izafeten husumet ve “notify agent” tuzağı
- Delil kontrol listesi ve zamanlama
- Bu dosyalarda sürecin doğru yürütülmesi neden önemlidir?
- Sıkça sorulan sorular
- Kaynakça ve mevzuat bağlantıları
1. Sorunun çerçevesi: yetki klozuna karşı acentelik bağı
Deniz yoluyla eşya taşımasında konişmento, taşıyan tarafından tek taraflı hazırlanmış matbu bir belgedir. Yük ilgilisi bu belgeyi müzakere etmez; kendisine teslim edilir. Arka yüzdeki standart şartlar arasında hemen her zaman bir yetki (jurisdiction) ya da tahkim klozu bulunur ve bu kloz taşıyanın merkezine, bayrak devletine veya Londra’ya işaret eder. Amaç bellidir: uyuşmazlığın yük ilgilisinin ülkesinden uzakta, taşıyanın tanıdığı bir forumda görülmesi.
Türk yük ilgilisi açısından bunun pratik sonucu ağırdır. Yurt dışında dava açmak, yabancı vekâlet ücreti, teminat, tercüme ve yabancı hukuk masrafı demektir; çoğu orta ölçekli yük hasarında dava değeri bu masrafı karşılamaz. Alacak fiilen tahsil edilemez hale gelir. Bu yüzden yetki klozunun aşılması, deniz ticareti uyuşmazlıklarında dosyanın kaderini belirleyen ilk ve en kritik eşiktir.
Klozu aşmanın birkaç yolu vardır. Klozun belirlilik şartını taşımaması, genel işlem koşulu denetimine takılması, hamile veya halef sigortacıya teşmil edilememesi bunlardan bazılarıdır. Ancak uygulamada en güçlü ve en doğrudan yol, Türkiye’de bir acentenin varlığına dayanan TTK m. 105/2 argümanıdır. Çünkü diğer yollar klozun geçerliliğini tartışırken, bu yol doğrudan Türk mahkemesinin yetkisinin münhasır olduğunu ve bu nedenle taraf iradesiyle bertaraf edilemeyeceğini ileri sürer.
Bu argümanın tek zayıf noktası ispattır. Yabancı taşıyan ile Türkiye’deki şirket arasındaki ilişki, taraflarca kamuya açıklanan bir ilişki değildir. Acentelik sözleşmesi yük ilgilisinin elinde yoktur, olamaz da. Dolayısıyla ispat, tarafların ikisinin de kontrolünde olmayan üçüncü kaynaklardan; yani idari kayıtlardan, gümrük belgelerinden ve taşımanın kendi evrakından yürütülmek zorundadır. Yazının geri kalanı bu kaynakların envanteridir.
2. Hukuki temel: TTK m. 102, 103 ve 105 ile MÖHUK m. 47
Acentenin tanımı — TTK m. 102
Acente, ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi ona bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık eden veya bunları o işletme adına yapan bağımsız tacir yardımcısıdır. Tanımın üç unsuru vardır: bağımsızlık, süreklilik ve aracılık ya da sözleşme yapma faaliyeti.
Gemi acenteliği bu tanımın deniz ticaretine özgü görünümüdür. Gemi acentesi, temsil ettiği geminin donatanı veya işleteni adına limana yanaşma ve ayrılma bildirimlerini yapar, gemi adamı değişimini sağlar, yükleme ve boşaltma işlemlerini yürütür, kılavuz ve römorkör hizmetlerini ayarlar, gümrük ve liman mercileri nezdinde işlemleri takip eder.
Acente sayılanlar — TTK m. 103
Yazının en çok gözden kaçan hükmü budur ve karşı tarafın “süreklilik yok, dolayısıyla acente değiliz” savunmasını doğrudan etkisiz kılar. TTK m. 103/1-b uyarınca, Türkiye’de merkez veya şubesi bulunmayan yabancı ticari işletmeler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar hakkında da acenteliğe ilişkin hükümler uygulanır. Yani ilişkinin adı acentelik olmasa bile, yabancı işletme nam ve hesabına Türkiye’de işlem yapan kişi acente hükümlerine tabidir.
Bu hükmün kapsamı yargı kararlarında geniş yorumlanmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin eski tarihli ama hâlâ atıf yapılan bir kararında, mülga 6762 sayılı Kanun’un karşılık hükümleri çerçevesinde, Türkiye’de merkez veya şubesi bulunmayan yabancı işletme nam ve hesabına arızi olarak dahi işlem yapanlar hakkında acentelik hükümlerinin uygulanacağı, işlemin arızi nitelikte olmasının sonuca etkili olmadığı belirtilmiştir (Y. 11. HD, E. 1982/5392, K. 1983/103, T. 20.01.1983).
Pratik sonuç: Karşı taraf “biz o taşıyanın daimi acentesi değiliz, sadece o sefer için hizmet verdik” derse, TTK m. 103/1-b bu savunmayı karşılar. Süreklilik unsuru m. 102 tanımının unsurudur; m. 103/1-b ise sürekliliği aramaksızın, yabancı işletme nam ve hesabına Türkiye’de işlem yapılmış olmasını yeterli görür. Dilekçede her iki hükme birlikte dayanılmalıdır.
Acentenin davada temsil yetkisi — TTK m. 105
Maddenin birinci fıkrası acenteye, aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapma ve bunları kabul etme yetkisi verir. İkinci fıkra ise bu yetkiyi davaya taşır: bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Fıkranın son cümlesi, yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkında bu hükmün aksine sözleşme yapılamayacağını belirtir.
Doktrinde bu yetkinin niteliği, kanundan doğan bir temsil ehliyeti olarak nitelenir; acente davada müvekkilinin kanuni temsilcisi sıfatıyla hareket eder. Yetki hem aktif hem pasiftir: acente hem dava açabilir hem de kendisine dava açılabilir.
Üçüncü fıkra çoğu dilekçede atlanır ama kritik bir güvenceyi taşır: acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz. Bu hüküm 6102 sayılı Kanun’la eklenmiştir; gerekçesi, uygulamada acentelerin bir dönem asilin borcunu ödemek zorunda bırakılmasıdır. Yani hüküm acente aleyhine değil, asıl borçlu aleyhine kurulur. Karşı taraf “biz acenteyiz, borçtan sorumlu değiliz” savunması yaptığında, bu fıkra tam olarak o kaygıyı gidermek için vardır ve davanın izafeten yürütülmesine engel değildir.
Yabancı mahkemenin yetkilendirilmesi — MÖHUK m. 47
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 47. maddesi, yer itibariyle yetkinin münhasır olmadığı hallerde, taraflar arasındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşılabileceğini düzenler. Anlaşmanın yazılı delille ispatı gerekir. Dava ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması halinde Türkiye’de görülür.
Buradaki anahtar kelime “münhasır olmayan” ibaresidir. Türk mahkemesinin yetkisi münhasır ise, taraflar yabancı mahkemeyi yetkilendiremez; böyle bir kloz baştan geçersizdir. Yargıtay’ın TTK m. 105/2’ye bağladığı sonuç tam olarak budur.
Konişmentonuzda yabancı yetki klozu mu var?
Taşımanın Türkiye ayağında hangi şirketin hangi sıfatla işlem yaptığı, dava açılmadan önce belirlenmelidir. Belgelerinizi inceleyip yetki stratejisini birlikte kuralım.
0505 390 25 48 — Hemen Arayın WhatsApp’tan Yazın3. İki aşamalı ispat: sıfat ayrı, aracılık ayrı
Yargı kararlarının ortak paydası şudur: bir şirketin yabancı taşıyanın Türkiye acentesi olması tek başına yetmez. Ayrıca dava konusu taşıma sözleşmesinin kurulmasına bizzat o acentenin aracılık ettiğinin veya konişmentoyu onun düzenlediğinin ortaya konması gerekir. TTK m. 105/2’nin lafzı da bunu emreder: hüküm, acentenin “aracılıkta bulunduğu veya yaptığı” sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklardan söz eder.
Bu ayrım pratikte şuna karşılık gelir. Konişmento tamamen yurt dışında yabancı bir acente tarafından düzenlenmiş, navlun yurt dışında ödenmiş, Türkiye’deki şirket ise gemi geldikten sonra yalnızca tahliye aşamasında devreye girip ordino vermişse, mahkemeler sözleşmenin kurulmasına aracılık edilmediği sonucuna varabilmektedir. Buna karşılık Türkiye’den yurt dışına yapılan bir taşımada rezervasyon Türkiye’deki şirket üzerinden alınmış, konişmento onun kaşesiyle düzenlenmiş ve navlun faturası onun tarafından kesilmişse, hem sıfat hem aracılık ispatlanmış sayılır.
| İspat halkası | Ne ispatlanacak? | Hangi delille? | Kaynağı |
|---|---|---|---|
| Birinci halka — sıfat | Türkiye’deki şirketin, o yabancı taşıyan/donatan ad ve hesabına hareket ettiği | Acente tayin yazısı, liman başkanlığına verilen acente bildirimi, GABS kaydı, gemi geliş–gidiş bildirimleri | Liman Başkanlığı, Denizcilik Genel Müdürlüğü, gümrük idaresi |
| İkinci halka — aracılık | Dava konusu o taşımaya aracılık edildiği veya konişmentonun onun tarafından düzenlendiği | Konişmento üzerindeki imza ve kaşe, booking teyidi, navlun faturası, ordino, e-posta yazışması | Müvekkilin kendi dosyası, gümrük müdürlüğü, acentenin ticari defter ve kayıtları |
| Destekleyici | Karşı tarafın kendi beyanıyla ilişkiyi kabul etmesi | İcra takibine “acente sıfatıyla” itiraz, vekâletname sunumu, cevap dilekçesindeki ikrar | İcra ve dava dosyası |
Dilekçe yazarken bu iki halkayı ayrı başlıklar altında kurmak, mahkemenin değerlendirmesini kolaylaştırdığı gibi istinaf aşamasında da gerekçenin denetlenebilirliğini artırır. “Davalı, dava dışı taşıyanın Türkiye acentesidir” cümlesi tek başına iddia düzeyindedir; her iki halkanın delilleriyle birlikte kurulması gerekir.
4. Yargıtay’ın münhasır yetki içtihadı: dört temel karar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2020 yılında verdiği kararlarla TTK m. 105/2 son cümledeki emredici ifadeden Türk mahkemelerinin münhasır yetkisi sonucunu çıkarmış ve bu içtihat hattını sonraki yıllarda sürdürmüştür. Aşağıdaki dört karar, hattın omurgasını oluşturur.
| Karar | Olay | Vardığı sonuç |
|---|---|---|
| 11. HD, E. 2019/3298, K. 2020/2018, T. 25.02.2020 | Konteyner taşımasında yük hasarı; davalılardan biri yabancı taşıyanın Türkiye gemi acenteliği şirketi | Acentenin uyuşmazlığı doğuran taşıma işinde yabancı şirketin acentesi sıfatıyla hareket ettiği sabit görüldü. MÖHUK m. 47 uyarınca münhasır yetkinin bulunduğu hallerde yetki sözleşmesi yapılamayacağı; TTK m. 105/2 son cümle nedeniyle bu tür uyuşmazlıklarda Türk mahkemelerinin münhasır yetkili olduğu; yabancı mahkemeye işaret eden yetki şartının geçersizliği |
| 11. HD, E. 2019/293, K. 2020/953, T. 05.02.2020 | Nakliyat sigortacısının rücuen başlattığı takibe itirazın iptali; acenteye hem asaleten hem izafeten husumet | Yabancı tacirler adına acentelik yapanlara izafeten dava açılabileceği ve aksine düzenlemelerin geçersiz olduğu; sözleşmedeki yabancı yetki şartının geçersizliği. Karşı oy: hüküm bir münhasır yetki kuralı değil, temsil düzenlemesidir |
| 11. HD, E. 2019/3799, K. 2020/3051, T. 22.06.2020 | Dava doğrudan yurt dışında yerleşik taşıyana karşı açılmış; taşıma Türkiye’deki acente aracılığıyla yapılmış ve konişmento da acente tarafından düzenlenmiş | Dava yerleşim yeri yurt dışında olan davalıya karşı açılmış olsa dahi münhasır yetki korumasının uygulanacağı. Bu karar, korumanın yalnızca acenteye izafeten açılan davalara özgü olmadığını göstermesi bakımından hattın en geniş halkasıdır |
| 11. HD, E. 2020/8347, K. 2022/3672, T. 09.05.2022 | Konişmentoda Londra tahkim şartı | Münhasır yetki sonucuna tahkime elverişsizlik bağlandı. Yani argüman yalnızca yabancı mahkeme klozlarını değil, tahkim klozlarını da hedef alabilir |
Künye doğrulama uyarısı
Yukarıdaki künyeler açık kaynaklardan (akademik incelemeler ve içtihat veri tabanları) alınmıştır. Dilekçeye eklenmeden önce her birinin UYAP İçtihat Programı üzerinden teyit edilmesi gerekir. Uygulamada aynı karara ilişkin farklı künyelerin dolaşımda olduğu görülmektedir; bu nedenle karar metninin tamamının görülmeden atıf yapılması önerilmez.
Karşı yönde kararların varlığı
İçtihat hattı tek yönlü değildir ve bunu dilekçede gizlemek yerine karşılamak gerekir. İçtihat veri tabanlarında, TTK m. 105/2’nin münhasır yetki kuralı olmadığı ve konişmentodaki Londra yetki klozunun geçerli sayıldığı yönünde 11. Hukuk Dairesi kararlarının özetleri de yer almaktadır. Ayrıca daha eski tarihli bir kararda, sigortacının halef sıfatıyla konişmento hükümleriyle bağlı olduğu ve yetki şartının ona da uygulanacağı kabul edilmiştir (Y. 11. HD, E. 2015/1422, K. 2015/8645, T. 23.06.2015). Bölge adliye mahkemeleri düzeyinde de tacirler arası işlemlerde genel işlem koşulu denetimi yapılamayacağı ve TTK m. 18/2 uyarınca basiretli tacir ölçütünün uygulanacağı gerekçesiyle yetki klozunu ayakta tutan kararlar bulunmaktadır (İstanbul BAM 14. HD, E. 2017/12, K. 2017/23).
Bu tablo, dosyanın tek bir argümana bağlanmaması gerektiğini gösterir. Yetki itirazına cevapta TTK m. 105/2 argümanı ana hat olarak kurulmalı; ancak klozun belirlilik denetimi, genel işlem koşulu denetimi ve hamile teşmil edilememesi gibi yardımcı hatlar da terditli biçimde ileri sürülmelidir.
5. Doktrinin itirazı ve dilekçede iki hattın birden kurulması
Öğretide Yargıtay’ın bu yorumuna yönelik ciddi bir eleştiri birikimi vardır. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi’nde yayımlanan kapsamlı bir incelemede, TTK m. 105/2’nin milletlerarası usul hukuku bakımından münhasır yetki kuralı sayılamayacağı dört gerekçeyle savunulmaktadır:
- Hüküm bir yetki kuralı değildir. Metinde coğrafi bir ölçüt yoktur; hangi yer mahkemesinin yetkili olacağı söylenmez. Yetki, acenteye husumet yöneltilmesinin bir sonucu olarak HMK’nın genel kurallarından doğar.
- Amaç seçenek eklemektir, seçenek kaldırmak değil. Hüküm yük ilgilisine Türkiye’de dava açma imkânı tanımak için konulmuştur. Münhasır sayılırsa, MÖHUK m. 54/1-b uyarınca aynı konuda alınmış yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tenfizi de engellenir; bu kez korunmak istenen Türk davacı zarar görür.
- Egemenlik bağlantısı yoktur. Münhasır yetki, taşınmaz aynı veya sicil kayıtları gibi devletin egemenlik alanıyla doğrudan ilgili konularda kabul edilir. Buradaki uyuşmazlık ise salt sözleşmesel bir ticari uyuşmazlıktır.
- Hukuk seçimiyle çelişir. MÖHUK m. 24 uyarınca taraflar sözleşmeye uygulanacak yabancı hukuku seçebilir. Münhasır yetkinin arkasındaki lex fori mantığı, uyuşmazlığın esasına yabancı hukukun uygulanabildiği bir alanda tutarlı biçimde savunulamaz.
Yazarların vardığı sonuç, hükmün münhasır yetki kuralı değil, MÖHUK m. 47/1’in özel bir istisnası olduğudur. Yani yabancı yetki anlaşmasının bu tür uyuşmazlıklarda hüküm doğurmayacağı sonucuna, münhasır yetki kavramı üzerinden değil, doğrudan TTK m. 105/2’nin emredici niteliği üzerinden varılmalıdır.
Dilekçe tekniği: Sonuç ikisinde de aynı olduğu için, yetki itirazına cevap dilekçesinde her iki gerekçe birden kurulmalıdır. Önce Yargıtay’ın münhasır yetki hattı, ardından “kabul anlamına gelmemek üzere, hüküm münhasır yetki kuralı sayılmasa dahi TTK m. 105/2 son cümlenin emredici niteliği karşısında yetki şartı bu uyuşmazlıkta uygulanamaz” biçiminde ikinci hat. Böylece mahkeme hangi görüşü benimserse benimsesin, talebiniz karşılanmış olur.
6. İspat standardını belirleyen karar: tek taraflı yazı yetmez
Acentelik ilişkisinin nasıl ispatlanacağı sorusuna en net cevabı veren karar, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin E. 2020/3474, K. 2021/4361 sayılı ve 07.04.2021 tarihli kararıdır (Adana BAM 10. HD, 2019/1920 E. – 2020/261 K. sayılı kararının temyiz incelemesi). Olay bir gemi alacağına dayalı rehnin paraya çevrilmesi takibiyle ilgilidir; ödeme emri donatana izafeten Türkiye’deki denizcilik şirketine tebliğ edilmiş, donatan ise bu şirketin kendi acentesi olmadığını ileri sürmüştür.
Bölge adliye mahkemesinin ölçütü
İstinaf mahkemesi üç tespit yapmıştır: donatanın imzasını da içeren yazılı bir belge sunulmamıştır; şirketin tek taraflı olarak imzaladığı “donatanın acentesiyim” yazısı acentelik ilişkisinin varlığını kabul için yeterli değildir; ayrıca acentenin takip konusu borcun doğmasında bir aracılık işlemi bulunduğu da yazılı belge ile ispatlanamamıştır. Bu üç tespitten hareketle tebligat yok hükmünde sayılmıştır.
Bu ölçüt, ispat çıtasının nerede olduğunu gösterir: acentenin kendi antetli kâğıdına yazdığı beyan delil değildir. İlişkinin, temsil edilen tarafın iradesini de yansıtan bir belgeyle kurulması gerekir.
Yargıtay’ın kabul ettiği deliller
Yargıtay, istinafın hukuki ölçütünü doğru bulmakla birlikte dosyadaki belgeleri yeniden değerlendirmiş ve şu iki belgenin acentelik ilişkisini kurmaya yeterli olduğu sonucuna varmıştır:
- Liman Başkanlığı’nın 17.09.2018 tarihli cevabi yazısına ekli, 03.04.2014 tarihli, noterde resmî yazılı şekilde düzenlenmiş, gemi kaptanı imzalı ve geminin mührünü taşıyan evrak — bu belgeyle taraflar arasında acentelik sözleşmesinin yeniden kurulduğu kabul edilmiştir.
- Aynı cevabi yazıya ekli, 04.04.2014 tarihli, donatan adına imzalı yazı — bu yazıda şirketin geminin donatan acentesi olarak kurtarma için gerekli tüm hizmetleri ayarlamasına izin verildiği belirtilmiştir.
Bu ayrıntı, yazının pratik omurgasıdır. Her iki belge de tarafların dosyaya sunduğu belgeler değil, liman başkanlığına yazılan müzekkereye gelen cevabın ekleridir. Yani ispat, tarafların elinde olmayan ama idarenin arşivinde duran evrakla sağlanmıştır. Yetki itirazıyla karşılaşan bir vekil için izlenecek yol tam olarak budur: dosyayı ilgili liman başkanlığından ve gümrük müdürlüğünden getirtmek.
7. Acentelik sona erse de pasif temsil yetkisi devam eder
Aynı kararın ikinci önemli katkısı zaman boyutuyla ilgilidir. Donatan, 2018 yılında liman başkanlığına e-posta göndererek şirketin artık kendisini temsil etmediğini bildirmiştir. Yargıtay bunu sonuca etkili görmemiştir. Gerekçede Prof. Dr. Arslan Kaya’nın TTK Şerhi’ne atıfla şu ilke benimsenmiştir: müvekkile izafeten acenteye dava açılması veya acentenin davada taraf olması, acentelik sözleşmesinin süresiyle sınırlı değildir; işlemin acentelik ilişkisi kapsamında yapılmış olması şartıyla, sözleşmenin bitiminden sonra da acenteye dava açılabilir.
Bunun dosyalar üzerindeki etkisi büyüktür. Deniz taşımasında hasar ihbarı, ekspertiz, sigorta ödemesi ve rücu süreci aylar alır; dava açıldığında acentelik ilişkisi çoktan sona ermiş olabilir. Karşı taraf da tam olarak bunu savunur: “sözleşme bitti, artık temsil etmiyoruz.” Cevap hazırdır: temsil yetkisinin ölçütü sözleşmenin devam edip etmediği değil, uyuşmazlığın konusu işlemin acentelik ilişkisi kapsamında yapılmış olup olmadığıdır. Taşıma o dönemde aracılık edilerek yapıldıysa, pasif temsil yetkisi o iş bakımından devam eder.
Yetki itirazı geldi, süre işliyor
Liman başkanlığı ve gümrük müzekkerelerinin ilk celseden önce yazdırılması, dosyanın seyrini değiştirir. Deniz ticareti dosyalarınız için bize ulaşın.
0505 390 25 48 — Hemen Arayın WhatsApp’tan Yazın8. Birinci delil kaynağı: Denizcilik Genel Müdürlüğü, GABS ve liman başkanlığı kayıtları
Bir geminin Türk limanına yanaşması, yükleme veya boşaltma yapması ve limandan ayrılması, baştan sona kayıt altına alınan idari bir süreçtir. Bu sürecin her adımında geminin acentesi kimliğini beyan etmek zorundadır; çünkü liman idari sahasındaki işlemleri yapabilmesi yetkilendirilmiş olmasına bağlıdır. Yük ilgilisi bu kayıtlara doğrudan erişemez, ancak mahkeme müzekkeresiyle getirtebilir.
Liman başkanlığı kayıtları
Liman başkanlıkları, idari sahalarına giren gemilerin geliş ve gidiş bildirimlerini, acente tayin yazılarını, yanaşma taleplerini ve bu işlemleri yürüten acentenin bilgilerini tutar. Yukarıda incelenen 12. Hukuk Dairesi kararında ispatı sağlayan iki belgenin de liman başkanlığı arşivinden geldiğini hatırlamak gerekir. Müzekkerede yalnızca “acentesi kimdir” diye sormak yeterli değildir; ilgili sefere ilişkin tüm evrakın ekleriyle birlikte gönderilmesi istenmelidir, çünkü belirleyici belge çoğu zaman ekte çıkar.
Denizcilik Genel Müdürlüğü ve GABS kayıtları
Gemi acenteliği faaliyeti, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü’nün yetkilendirmesine tabidir ve tüm başvuru, belgelendirme, sicil ve idari yaptırım işlemleri Gemi Acenteliği Bilgi Sistemi (GABS) üzerinden yürütülür. Yeni Gemi Acenteleri Yönetmeliği’nin 23. maddesi uyarınca merkez acentenin, şubelerin ve acente personelinin sicilleri İdare tarafından düzenli olarak tutulur.
GABS kayıtları iki şeyi gösterir: bir şirketin gemi acenteliği yetki belgesi bulunup bulunmadığı ve hangi sınıf ile hangi bölge için yetkilendirildiği. Bu, birinci ispat halkasının zeminini oluşturur. Ancak GABS’ın tek başına gösterdiği şey şirketin acentelik yapmaya yetkili olduğudur; belirli bir taşıyanın acentesi olduğu değil. O bağ, sefer bazlı liman ve gümrük kayıtlarından kurulur.
Boğaz geçişleri ve kıyı emniyeti kayıtları
Türk Boğazları’ndan geçiş yapan gemiler bakımından Gemi Trafik Hizmetleri sistemine yapılan bildirimler ve acente tayin yazıları ayrı bir kayıt kümesi oluşturur. Uğraksız geçiş yapan gemilere yalnızca A sınıfı acenteler hizmet verebildiği için, bu kayıtlar acentenin kimliğini daraltıcı biçimde belirler. Yükün Türkiye’ye boşaltılmadığı ancak taşıyanla Türkiye üzerinden temas kurulmuş dosyalarda bu kayıtlar tek somut idari iz olabilir.
9. Yeni Gemi Acenteleri Yönetmeliği’nin ispat açısından kritik maddeleri
14 Mayıs 2026 tarihli ve 33253 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gemi Acenteleri Yönetmeliği, 5 Mart 2012 tarihli ve 28224 sayılı eski Yönetmeliği yürürlükten kaldırmıştır. Yönetmeliğin 1, 2, 3, geçici 1. maddesinin beşinci fıkrası, 31 ve 32. maddeleri yayımı tarihinde; diğer hükümleri ise yayım tarihinden üç ay sonra yürürlüğe girmiştir. Yeni metin, acentelik ilişkisinin ispatı bakımından eskisine göre çok daha elverişli bir kayıt ve arşiv düzeni kurmaktadır.
| Madde | İçerik | İspatta nasıl kullanılır? |
|---|---|---|
| m. 6/1 | Yetki belgesi olmayan gerçek veya tüzel kişiler donatan, kaptan, işletmeci veya kiracı adına acentelik hizmeti veremez | Gemiye Türkiye’de hizmet veren şirketin mutlaka belgeli olması gerekir; belgesiz “hizmet sağlayıcı” savunması mevzuata aykırılık ikrarına dönüşür |
| m. 6/8 | Yetkilendirilen acentelerle ilgili bilgiler İdarenin internet sitesinde yayımlanır | Dava öncesi ön araştırmada, karşı şirketin acentelik yetkisi ve sınıfı doğrudan teyit edilebilir; ekran çıktısı delil başlangıcı olarak dosyaya konur |
| m. 13/1-b | Acenteler, İdare veya liman başkanlığı tarafından istenecek bilgi ve belgeleri vermek zorundadır | İdare üzerinden belge talebi, acentenin doğrudan reddedebileceği bir talep değildir |
| m. 13/2 | Tali acentelikte, İdarece talep edilmesi halinde yetkilendirmeye ilişkin belgenin ibrazı zorunludur; tali acentelik hizmeti alınması yetkilendiren acentenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz | “Biz tali acenteyiz, asıl muhatap başkası” savunmasını karşılar; zincirin tamamı belgeyle ortaya çıkarılabilir |
| m. 15/2–3 | Denetimde acente, uhdesindeki sözleşme, fatura ve talep edilen her türlü belgeyi sağlamakla yükümlüdür; teknik imkânsızlık, gizlilik veya sır saklama gerekçesiyle bilgi ve belge vermekten kaçınamaz | “Acentelik sözleşmesi ticari sırdır, sunamayız” savunmasının idari mevzuat karşısındaki değerini gösterir |
| m. 23 | Merkez acentenin, şubenin ve personelin sicilleri İdare tarafından düzenli olarak tutulur | Müzekkere muhatabı ve talep edilecek kayıt türü netleşir |
| m. 25/1 | Acenteler; ticari ve kanuni defterlerini, acentelik sözleşmelerini, hizmet verdiği gemi bilgilerini, yazdıkları ve teslim aldıkları mektup, ordino, faks, teleks, elektronik posta ve benzeri belgelerle düzenledikleri fatura, e-fatura, makbuz ve masraf belgelerinin asıl veya suretlerini en az beş yıl saklamak ve talep halinde İdareye ibraz etmek üzere hazır bulundurmak zorundadır | İkinci ispat halkasının anahtarı. “Belgeler elimizde yok, arşivimizde bulunamadı” savunması mevzuat karşısında geçersizdir; beş yıllık saklama yükümlülüğü kanıt talebini somutlaştırır |
| m. 25/2 | Acentelerin sorumlu oldukları süre boyunca acenteye yapılan tebligatlar gemi/yat donatanına, işletmecisine veya kiracısına yapılmış sayılır. Sorumluluk, hizmet verilen geminin liman idari sınırları içinde bulunduğu süre boyunca devam eder; uğraksız geçişte boğaz sınırlarıyla sınırlıdır | İhtiyati haciz, ihtarname ve ödeme emri tebliğinde doğrudan dayanak. Ancak karinenin zaman bakımından sınırlı olduğuna dikkat edilmelidir |
Yönetmeliğin karşı taraf lehine kullanılan tanımı
Yönetmeliğin 4. maddesindeki gemi acentesi tanımında, acentelerin “yaptıkları iş ve işlemlerde kendi kusurları dışında sorumlu tutulamayan” kişiler olduğu ifadesi yer alır. Karşı taraf vekilleri bu ibareyi sıklıkla, acenteye hiçbir şekilde husumet yöneltilemeyeceği anlamında kullanır. İki ayrı meselenin karıştırılmaması gerekir:
- Yönetmelik hükmü acentenin maddi sorumluluğuna ilişkindir ve doğrudur: acente kendi kusuru olmadıkça taşıyanın borcundan sorumlu değildir. Zaten TTK m. 105/3 de aynı korumayı sağlar.
- TTK m. 105/2 ise sorumluluğu değil, davada temsili düzenler. Dava acenteye izafeten açıldığında hüküm acente aleyhine değil, temsil edilen taşıyan aleyhine kurulur. Acentenin malvarlığına gidilmez.
Bu ayrımın cevap dilekçesinde açıkça yazılması, mahkemenin “acenteyi sorumlu tutmak” gibi yanlış bir çerçeveye girmesini önler.
Koruyucu acente kavramı
Yönetmeliğin 4. maddesi koruyucu acenteyi, “taşıma mukavelesi hükümleri gereğince tayin edilen acenteye ilaveten” donatanın, kaptanın, işleticinin veya kiracının hak ve menfaatlerini koruyan ve gemi adına yaptırmak istediği hizmetler için tayin edilen acente olarak tanımlar. Bu tanım ispat açısından iki yönlüdür. Bir yandan, koruyucu acente taşıma sözleşmesine aracılık etmemiş olabilir; bu durumda ikinci ispat halkası onun bakımından kurulamaz. Öte yandan tanımın kendisi, taşıma sözleşmesi gereğince tayin edilmiş bir acentenin varlığını varsayar. Dosyada koruyucu acente sıfatını ileri süren bir şirket varsa, asıl taşıma acentesinin de bulunduğu kabulüyle hareket edilip o şirket araştırılmalıdır. Ayrıca m. 13/1-ı uyarınca acenteler, verdikleri hizmetlerle ilgili olarak koruyucu acentenin talep ettiği bilgi ve belgeleri paylaşmakla yükümlüdür.
10. İkinci delil kaynağı: gümrük kayıtları, özet beyan ve manifesto
Gümrük kayıtları, acentelik ilişkisinin ispatında çoğu zaman liman kayıtlarından daha zengin bir kaynaktır; çünkü burada yalnızca gemi değil, yükün kendisi de kayıt altındadır. Yani birinci halka ile ikinci halkanın kesiştiği nokta gümrük evrakıdır.
Özet beyan formundaki ayrı kutular
Gümrük Yönetmeliği ekinde yer alan özet beyan formu ve kullanma talimatı, birbirinden ayrı kutular öngörür ve bu ayrım hukuki nitelendirme için doğrudan kullanılabilir:
- Kutu 1 — Taşıyıcı: Özet beyanı veren kişi ile taşıyıcı farklı ise taşıyıcının adı ve varsa vergi numarası girilir.
- Kutu 2 — Beyan sahibi / temsilcisi: Özet beyanı veren kişi veya temsilcisinin adı ve vergi numarası girilir.
- Kutu 13 — Bildirim tarafı: Taşıma senetlerinde “notify” olarak belirtilen tarafın adı ve vergi numarası girilir.
- Kutu 14 — Acente: Yetkili konteyner acentesinin adı ve vergi numarası girilir.
- Kutu 16 — Taşıma senedi numarası: Özet beyan veren ile taşıyıcının farklı olması halinde taşıyıcının taşıma senedi numarası da eklenir.
Türkiye’deki şirketin adı 14 numaralı kutuda, yabancı şirketin adı 1 numaralı kutuda görünüyorsa, iki taraf arasındaki temsil ilişkisi resmî bir beyanla ortaya konmuş olur. Üstelik bu beyan davalı tarafından, dava ihtimali yokken, cezai yaptırım tehdidi altında yapılmıştır.
Taşıyıcı kutusuna yazılan unvan meselesi
Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 10.02.2023 tarihli ve 82689544 sayılı “Özet Beyanda Acentelerin Taşıyıcı Gözükmesi” konulu yazısı, uygulamada sık karşılaşılan bir sorunu ele alır. Yazıda özetle; acentelerin özet beyan vermesinde mevzuata aykırı bir durum bulunmadığı, ancak herhangi bir taşıma sözleşmesi yapmadıkları ve navlun almadıkları halde taşıyıcı kutusuna kendi unvanlarını yazmalarının mevzuata uygun olmadığı, taşıma sözleşmesi bulunması dolayısıyla taşıyıcı sıfatıyla sorumluluk üstlenilmesi hali dışında bu davranışın Gümrük Yönetmeliği’nin Ek-82/45 hükmü doğrultusunda Gümrük Kanunu’nun 241. maddesine göre usulsüzlük cezası gerektirdiği belirtilmiştir.
Bu görüş yazısı iki yönde kullanılabilir. Eğer Türkiye’deki şirket özet beyanda kendisini taşıyıcı olarak göstermişse, idari düzenlemenin mantığı gereği bunun anlamı taşıma sözleşmesinin bulunması ve navlun alınmasıdır; bu durumda karşı taraf yalnızca acente değil, doğrudan taşıyan konumundadır. Eğer acente kutusunda görünüyorsa, temsil ilişkisi ispatlanmış, ancak taşıyan sıfatı reddedilmiş olur. Her iki ihtimalde de dosyaya yön veren bilgi elde edilir.
Diğer gümrük belgeleri
- Denizyolu genel bildirimi (IMO FAL formu): Formda gemi acentesinin adı ve irtibat bilgileri için ayrı bir kutu bulunur. Bu, geminin o seferindeki acentesini doğrudan gösteren en yalın belgedir.
- Manifesto ve orijinal konişmentolar: Gümrük idaresinde saklanan bu belgeler, konişmentonun kim tarafından ve hangi sıfatla düzenlendiğini gösterir. Yük ilgilisinin elindeki nüsha kayıpsa, orijinali buradan getirtilebilir.
- Varış bildirimi: Deniz yolunda işletici veya temsilcisi tarafından tescil edilir; tescili yapan kişi kaydı, temsil ilişkisini gösteren bir başka izdir.
- Boşaltma listesi ve özet beyan eksiklik/fazlalık takibatı: Yükün noksan veya hasarlı çıkması halinde yürütülen takibat dosyası, hem hasarın tespiti hem de muhatabın kimliği bakımından değerlidir.
Uygulama notu: Gümrük müzekkeresi yazılırken beyanname tescil numarası, gemi adı, IMO numarası, sefer numarası ve konişmento numarası birlikte verilmelidir. Bu bilgiler olmadan gelen cevaplar çoğu zaman “kayıt bulunamamıştır” şeklinde döner. Gemi adı ve IMO numarasının nereden bulunacağı için gemi adı ve IMO numarası nereden bulunur başlıklı yazımıza bakabilirsiniz.
11. Üçüncü delil kaynağı: konişmento üzerindeki imza, kaşe ve ibareler
Konişmentonun ön yüzü, ikinci ispat halkası bakımından en doğrudan delildir. Yargıtay’ın Maersk dosyasına ilişkin kararında “konişmentonun da acente tarafından düzenlendiği” vurgusunun yapılması tesadüf değildir; belgeyi düzenleyen ve imzalayan kim ise, taşıma sözleşmesinin kurulmasına aracılık eden de odur.
| Konişmentodaki ibare | Hukuki anlamı | İspat değeri |
|---|---|---|
| “As agent for the carrier [taşıyan unvanı]” / “as agent only” | İmzalayan şirket, belgeyi kendi adına değil, açıkça adı yazılı taşıyan adına düzenlemiştir | En yüksek. Hem sıfatı hem aracılığı tek belgede kurar |
| “Booking agent” / “Loading port agent” | Rezervasyonun veya yükleme limanı işlemlerinin bu şirket üzerinden yürütüldüğü | Yüksek. Sözleşmenin kurulma aşamasına temas eder |
| “For delivery apply to [varış limanı acentesi]” | Yükün teslimi için başvurulacak varış limanı acentesi | Orta. Sıfatı gösterir; aracılık için tek başına yetmeyebilir, destekleyici delille birlikte kullanılmalıdır |
| “Notify party” / “Notify agent” | Yalnızca varışın bildirileceği irtibat kişisi | Yok denecek kadar az. Bu sıfatla görünen şirkete husumet yöneltilmesi ret sebebidir |
| “As agent for the master” / “for and on behalf of the Master” | Kaptan adına imza; taşıyanın kim olduğu demise ya da identity of carrier klozuyla belirlenir | Orta–yüksek. Kaptan adına imza yetkisinin kaynağı ayrıca araştırılmalıdır |
Konişmentonun elektronik veya matbu nüshalarında kaşe okunmuyorsa, aynı belgenin gümrük idaresindeki nüshası ile karşılaştırılmalıdır. Ayrıca konişmentonun kim tarafından düzenlendiği ile taşıyanın kim olduğu ayrı sorulardır; taşıyanın belirlenmesi için navlun sözleşmesinin yapısına bakmak gerekir. Bu konuda navlun sözleşmeleri ve yükleme ve boşaltmada zarar gören yükten kimin sorumlu olduğu başlıklı yazılarımız yol gösterici olacaktır.
12. Dördüncü delil kaynağı: rezervasyon, yazışma, fatura ve ödeme akışı
Bu grup deliller çoğu zaman müvekkilin kendi dosyasında durur ve gözden kaçar. Vekâlet alındığında ilk yapılacak iş, müvekkilin lojistik ve muhasebe birimlerinden ilgili sevkiyata ait tüm evrakın toplanmasıdır.
Booking teyidi ve e-posta trafiği
Taşıma siparişinin, navlun teklifinin ve rezervasyon teyidinin (booking note / booking confirmation) hangi kurumsal e-posta adresinden geldiği belirleyicidir. Yazışma Türkiye’deki şirketin alan adlı kurumsal adresinden yürütülmüşse, sözleşmenin kurulmasına aracılık edildiği sonucu güçlü biçimde desteklenir. E-posta çıktılarının delil değeri bakımından, gönderen ve alan adresleri, tarih ve saat bilgileri ile başlık (header) bilgilerinin de dosyaya konması yerinde olur.
Navlun ve masraf faturaları
Navlun bedeline, terminal elleçleme (THC), konteyner temizlik, demuraj veya ordino masraflarına ilişkin faturaların Türkiye’deki şirket tarafından, yabancı taşıyan nam ve hesabına düzenlenmiş olması, temsil ilişkisinin ticari görünümüdür. Burada bir ayrım gereklidir: bir şirketin navlun faturası kesmesi tek başına onu taşıyan yapmaz. Yargıtay’ın yük hasarı dosyalarında navlun faturası kesenin taşıyan sayılamayacağı yönünde değerlendirmeleri vardır. Fatura, sıfatın değil, aracılığın delilidir.
Ordino ve teslim belgeleri
Yükün alıcıya teslimi aşamasında konişmento ibrazı karşılığında düzenlenen ordino (delivery order), Türkiye’deki şirketin taşıyan adına tasarrufta bulunduğunu gösterir. Yeni Yönetmeliğin 25/1. maddesi ordinoyu açıkça beş yıl saklanacak belgeler arasında sayar; dolayısıyla bu belgenin varlığı ve içeriği tespit edilebilir bir olgudur.
Ancak ordino, ispat gücü bakımından iki yönlü bir delildir. Konişmento yurt dışında düzenlenmiş, navlun yurt dışında ödenmiş ve Türkiye’deki şirket yalnızca tahliye aşamasında ordino vermişse, karşı taraf bunu “sözleşmenin kurulmasına aracılık etmedik” savunmasının dayanağı yapar. Bu nedenle ordino tek başına değil, booking ve fatura delilleriyle birlikte sunulmalıdır.
Karşı tarafın kendi beyanları
Uygulamada en sağlam delil bazen karşı taraftan gelir. Alacaklının veya sigortacının başlattığı icra takibine ya da açtığı davaya karşı şirketin bizzat “yabancı taşıyanın acentesi sıfatıyla” itirazda bulunması veya bu sıfatla vekâletname sunması, taraf sıfatının ve acentelik ilişkisinin kabulü niteliğindedir. Bu nedenle bazı dosyalarda, dava açmadan önce ihtiyati haciz veya icra takibi yoluyla karşı tarafın sıfat beyanını almak bilinçli bir strateji olarak tercih edilir.
Benzer şekilde, TTK m. 1356 uyarınca yabancı yetki veya tahkim şartı Türk mahkemesinin ihtiyati haciz yetkisini ortadan kaldırmaz. Yük hasarı da TTK m. 1352/1-(h) uyarınca deniz alacağı sayıldığından, esasa ilişkin yetki tartışması sürerken gemi Türkiye’de ihtiyaten haczedilebilir. Bu konudaki ayrıntılar için gemi ihtiyati haczi ve gemi ihtiyati haczi talep dilekçesi sayfalarımıza bakılabilir.
Yük hasarı dosyanızda delil düzeni kurulmalı
Konişmento, booking teyidi, fatura ve ordino birlikte değerlendirildiğinde dosyanın yönü belirlenir. Belgelerinizi inceleyelim.
0505 390 25 48 — Hemen Arayın WhatsApp’tan Yazın13. Yaygın yanılgı: ticaret sicili kaydı acentelik bağını göstermez
Bu konudaki hazır metinlerde ve bazı dilekçe örneklerinde sık rastlanan bir bilgi hatası vardır: “Yabancı taşıyan ile Türkiye’deki acente arasındaki ilişki Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanan tescil ve ilanlarla ispatlanabilir.” Bu ifade doğru değildir ve dilekçeye konulduğunda karşı tarafa kolay bir çürütme imkânı verir.
Türk hukukunda acentelik ilişkisi, kural olarak ticaret siciline tescil edilen bir ilişki değildir. Ticaret sicili, şirketin kendisine ilişkin bilgileri (unvan, adres, sermaye, temsile yetkili kişiler, faaliyet konuları) gösterir. Ticaret Sicili Gazetesi’nde görülebilecek olan tek şey, şirketin ana sözleşmesindeki faaliyet konuları arasında “gemi acenteliği” ibaresinin bulunmasıdır. Nitekim yeni Gemi Acenteleri Yönetmeliği’nin 8. maddesi de tüzel kişilerde şirketin ilan edilen sözleşmesinde bu ibarenin yer almasını yetki belgesi başvurusunun şartı sayar ve 9. maddede Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi örneği istenir.
Yani sicil kaydı yalnızca şu soruya cevap verir: bu şirket gemi acenteliği yapabilir mi? Cevap vermediği soru ise asıl önemli olandır: bu şirket, dava dışı yabancı taşıyanın acentesi midir? O bağı kuran belgeler idari kayıtlar (Denizcilik Genel Müdürlüğü, GABS, liman başkanlığı) ile gümrük ve taşıma evrakıdır.
Dikkat: Ticaret Sicili Gazetesi kaydı dilekçede “davalının faaliyet konuları arasında gemi acenteliği bulunmaktadır” biçiminde, destekleyici bir unsur olarak kullanılabilir. Ancak “acentelik ilişkisi sicil kaydıyla sabittir” cümlesi kurulmamalıdır; bu, ispat yükünü karşılamadığı gibi dilekçenin genel güvenilirliğini de zedeler.
14. Delilleri toplamanın usulü: HMK araçları ve müzekkere içerikleri
Delillerin varlığını bilmek yetmez; usulüne uygun biçimde dosyaya getirtilmeleri gerekir. Kullanılabilecek başlıca araçlar şunlardır.
Kurumlara müzekkere
Dava dilekçesinde ve delil listesinde, ilgili liman başkanlığına, gümrük müdürlüğüne ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü’ne müzekkere yazılması talep edilmelidir. Talebin ilk dilekçede yer alması, karşı taraf yetki itirazında bulunduğunda mahkemenin dosyayı doğrudan yetkisizlikle sonuçlandırmasını önler.
| Muhatap | Müzekkerede istenecekler |
|---|---|
| İlgili Liman Başkanlığı | Belirtilen tarih aralığında [gemi adı / IMO no] için yapılan geliş–gidiş bildirimleri, acente tayin yazıları, yanaşma ve kalkış evrakı ile bunların tüm ekleri; ilgili seferde geminin acentesi olarak işlem yapan şirketin unvanı |
| Gümrük Müdürlüğü | [Tescil no] sayılı özet beyanın onaylı örneği (taşıyıcı, beyan sahibi/temsilcisi, bildirim tarafı ve acente kutuları dâhil), denizyolu genel bildirimi, manifesto, orijinal konişmento sureti, varış bildirimi, boşaltma listesi ve varsa eksiklik/fazlalık takibat evrakı |
| Denizcilik Genel Müdürlüğü | Davalı şirketin gemi acenteliği yetki belgesinin sınıfı, bölgesi ve geçerlilik süresi; GABS sicil kayıtları; ilgili tarihte tali acentelik yetkilendirmesi bulunup bulunmadığı |
| Kıyı Emniyeti / GTH | Boğaz geçişlerinde gemiye ilişkin bildirim kayıtları ve acente bilgileri |
| Liman işletmesi / terminal | Tahliye ve teslim kayıtları, ordino ibraz kayıtları, terminal hizmet faturalarının muhatabı |
Karşı taraftan belge istenmesi
HMK’nın belgelerin ibrazına ilişkin hükümleri uyarınca taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadır; mahkeme belirlenen süre içinde belgenin sunulmasına karar verir. Davalı acentenin elinde bulunan acentelik sözleşmesi, taşıyanla yapılan yazışmalar, booking kayıtları ve navlun hesap ekstreleri bu yolla istenebilir.
Karşı taraf belgeyi sunmaktan kaçınırsa, mahkeme bu tutumu takdir ederken davacının belgeye ilişkin beyanını doğrulanmış sayabilir. Yeni Yönetmeliğin 25/1. maddesindeki beş yıllık saklama zorunluluğu bu noktada güçlü bir dayanaktır: acentenin ilgili belgeleri saklama yükümlülüğü mevzuattan doğduğuna göre, “elimizde yok” savunması kendi başına açıklanmaya muhtaç hale gelir. Aynı şekilde Yönetmelik m. 15/3, denetimde gizlilik ve sır saklama gerekçesiyle belge vermekten kaçınılamayacağını düzenler; bu hüküm doğrudan yargılamaya ilişkin olmamakla birlikte, “ticari sır” savunmasının bu alanda mutlak olmadığını göstermek bakımından değerlidir.
Üçüncü kişilerden belge ve delil tespiti
Taraf olmayan kişi ve kurumlardan da belge istenmesi mümkündür. Ayrıca dava açılmadan önce veya dava sırasında, delilin kaybolma ihtimali varsa delil tespiti yoluna başvurulabilir. Yük hasarı dosyalarında bu yol, yükün durumunun tespiti kadar, teslim ve ordino kayıtlarının donmuş biçimde elde edilmesi için de kullanılabilir.
Ticari defterler
Acentenin ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması, navlun tahsilatının yabancı taşıyan hesabına mı yoksa acentenin kendi hesabına mı yapıldığını ortaya çıkarır. Cari hesap kayıtlarında yabancı taşıyanın adına açılmış bir hesabın bulunması, temsil ilişkisinin muhasebe düzeyindeki karşılığıdır ve inkârı güçtür.
Zamanlama
Deniz taşımasında taşıyanın sorumluluğuna ilişkin bir yıllık hak düşürücü sürenin işlediği unutulmamalıdır. Delil toplama çabası bu süreyi durdurmaz. Bu nedenle doğru sıra şudur: önce süreyi koruyacak işlem (dava, icra takibi veya tahkim) yapılır, delil toplama yargılama içinde sürdürülür. Ayrıca ticari davalarda dava şartı arabuluculuk yükümlülüğü de dikkate alınmalıdır.
15. Karşı tarafın savunma hatları ve bunlara cevaplar
Bu dosyalarda karşı taraf vekillerinin kullandığı savunmalar büyük ölçüde standarttır. Cevap dilekçesi hazırlanırken bunların önceden karşılanması, ikinci celse kaybını önler.
| Savunma | Cevap |
|---|---|
| “Bu taşıyanın daimi acentesi değiliz, süreklilik yok” | TTK m. 103/1-b; Türkiye’de merkez veya şubesi bulunmayan yabancı işletmeler ad ve hesabına ülke içinde işlem yapanlara acentelik hükümleri uygulanır. Arızi işlemler de kapsamdadır (Y. 11. HD, E. 1982/5392, K. 1983/103) |
| “Acentelik sözleşmesi sona erdi” | Pasif temsil yetkisi, aracılık edilen iş bakımından sözleşme sona erse de devam eder (Y. 12. HD, E. 2020/3474, K. 2021/4361) |
| “Bu taşımaya aracılık etmedik, sadece tahliyede yer aldık” | En ciddi savunmadır. Karşılanması için booking teyidi, konişmento imza/kaşe bilgisi, navlun faturası ve yazışma delilleri birlikte sunulmalı; delil toplanmadan yetkisizlik kararı verilemeyeceği vurgulanmalıdır |
| “Acente kusuru dışında sorumlu tutulamaz” (Yönetmelik m. 4) | Hüküm maddi sorumluluğa ilişkindir; TTK m. 105/2 ise davada temsili düzenler. Zaten TTK m. 105/3 uyarınca hüküm acente aleyhine kurulmaz |
| “TTK m. 105/2 münhasır yetki kuralı değildir” | Yargıtay içtihat hattı gösterilir; ayrıca kabul anlamına gelmemek üzere, hükmün MÖHUK m. 47/1’in istisnası sayılması halinde de yetki şartının uygulanamayacağı ileri sürülür |
| “Tacirler arasında genel işlem koşulu denetimi yapılamaz” | Bu savunma ancak yardımcı hat olan GİK argümanını etkiler; TTK m. 105/2’ye dayalı ana hattı etkilemez |
| “Tali acenteyiz, muhatap merkez acentedir” | Yönetmelik m. 13/2 uyarınca yetkilendirmeye ilişkin belgenin ibrazı zorunludur ve tali acentelik, yetkilendiren acentenin sorumluluğunu kaldırmaz. Zincirin tamamı ortaya çıkarılıp husumet ona göre yöneltilir |
| “Sadece notify party olarak görünüyoruz” | Bu savunma haklıysa husumet yönü değiştirilmelidir. Notify sıfatıyla görünen şirkete husumet yöneltilmesi ret sebebidir; gerçek acente idari kayıtlardan tespit edilmelidir |
İçtihat veri tabanlarında künyeleri maskeli olarak yayımlanan 11. Hukuk Dairesi kararlarının özetlerinde, acenteye husumet yöneltilmesinin ancak aracılık ettiği işlerle ve TTK m. 103’te sayılan hallerle sınırlı olduğu; davalının dava konusu taşımada acente sıfatıyla aracılık yapmadığına yönelik savunması üzerinde durulmaksızın yetkisizlik kararı verilemeyeceği; mahkemece taraf delilleri toplanarak aracılık faaliyetinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu, yetkisizlik kararına karşı istinaf dilekçesinin çekirdeğini oluşturabilecek bir gerekçedir: mahkeme delil toplamadan yetki itirazını kabul etmişse, hüküm eksik incelemeye dayanır.
16. Dava nasıl açılmalı: izafeten husumet ve “notify agent” tuzağı
Delil düzeni doğru kurulsa bile, husumetin yanlış yöneltilmesi dosyayı esasa girmeden bitirir. Uygulamada üç hata tekrarlanır.
Birinci hata: acenteye asaleten dava açmak
Acenteye karşı doğrudan, kendi adına dava açılamaz. Böyle bir davada pasif husumet ehliyeti yokluğundan ret kararı verilir. Doğru yöntem, davanın taşıyana izafeten acente aleyhine açılmasıdır. Dilekçenin taraf bölümünde şu kalıp kullanılır: “DAVALI: [Yabancı taşıyan unvanı] — Vekili/İzafeten Acentesi: [Türkiye’deki şirket unvanı ve adresi]”.
Güvenli yol, husumeti hem yabancı taşıyana hem de ona izafeten acenteye yöneltmektir. Böylece Yargıtay’ın doğrudan yabancı taşıyana açılan davalarda da münhasır yetki koruması tanıyan içtihadından yararlanılır; acentenin ise pasif temsil yetkisi işletilir.
İkinci hata: notify party’ye husumet yöneltmek
Konişmentoda yalnızca “irtibat kurulacak taraf” olarak görünen şirket, taşıyanın acentesi değildir. Bu şirkete yöneltilen husumet reddedilir ve karşı vekâlet ücretiyle karşılaşılır. Konişmentoda birden fazla Türk şirketi görünüyorsa, hangisinin hangi sıfatla yer aldığı belirlenmeden dava açılmamalıdır.
Üçüncü hata: haksız fiil çerçevesinde acenteye gitmek
TTK m. 105/2 sözleşmeden doğan uyuşmazlıklara ilişkindir. Yükün elleçleme sırasında zarar görmesi gibi haksız fiil nitelemesine dayanan taleplerde acenteye husumet yöneltilemeyeceği yönünde kararlar bulunmaktadır. Talebin hukuki nitelendirmesi bu yüzden baştan doğru yapılmalıdır.
Görevli mahkeme
Deniz ticaretine ilişkin davalarda görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. TTK m. 5/2 uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nca görevlendirilen daireler denizcilik ihtisas mahkemesi sıfatıyla bu davalara bakar; İstanbul’da bu görev İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’ndedir. İhtisas mahkemesi ile diğer ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olduğundan, mahkemece resen gözetilir.
17. Delil kontrol listesi ve zamanlama
Aşağıdaki liste, vekâlet alındıktan sonra dosyanın ilk iki haftasında tamamlanması gereken işleri özetler.
| Aşama | Yapılacak iş | Amaç |
|---|---|---|
| 1 | Konişmentonun ön ve arka yüzünün okunaklı nüshası; imza ve kaşe bölümünün büyütülerek incelenmesi | Taşıyanın ve düzenleyenin tespiti; yetki/tahkim klozunun metni |
| 2 | Müvekkilden booking teyidi, e-posta trafiği, navlun ve masraf faturaları, ordino, ödeme dekontları | Aracılık halkasının kurulması |
| 3 | Geminin adı, IMO numarası, sefer ve tarih bilgilerinin netleştirilmesi | Müzekkerelerin sonuçsuz dönmesini önlemek |
| 4 | İdarenin internet sitesinden davalı şirketin acentelik yetki belgesinin teyidi (Yönetmelik m. 6/8) | Sıfat halkasının ön kontrolü |
| 5 | Hasar ihbarı ve hak düşürücü süre takviminin çıkarılması | Süre kaybının önlenmesi |
| 6 | Gemi hâlâ Türk limanındaysa ihtiyati haciz seçeneğinin değerlendirilmesi | Teminat sağlanması ve karşı tarafın sıfat beyanının alınması |
| 7 | Dava dilekçesinde müzekkere taleplerinin ve TTK m. 105/2 argümanının baştan yazılması | Yetki itirazının delil toplanmadan kabul edilmesini önlemek |
18. Bu dosyalarda sürecin doğru yürütülmesi neden önemlidir?
Deniz taşımasından doğan uyuşmazlıklarda dosyanın kaderi çoğu zaman esasa girilmeden, yetki ve husumet aşamasında belirlenir. Yetkisizlik kararı verildiğinde yük ilgilisinin önünde iki seçenek kalır: yurt dışında dava açmak ya da alacaktan vazgeçmek. Orta ölçekli hasar dosyalarında ikinci seçenek fiilen tek seçenek haline gelir. Bu nedenle ilk dilekçe, dosyanın en kritik belgesidir.
Sürecin doğru yürütülmesi şu unsurları gerektirir: husumetin doğru kişiye ve doğru sıfatla yöneltilmesi, iki ispat halkasının ayrı ayrı kurulması, müzekkerelerin gemi ve sefer bilgileriyle birlikte ilk dilekçede talep edilmesi, hak düşürücü sürenin ve dava şartı arabuluculuk yükümlülüğünün takvime bağlanması, gemi Türkiye sularındaysa ihtiyati haciz imkânının değerlendirilmesi ve içtihadın iki yönlü olduğu bilinerek terditli savunma hatlarının kurulması.
Bölgesel yoğunlaşma
Türkiye’nin konteyner ve genel kargo trafiğinin önemli bir bölümü Marmara Bölgesi limanlarından geçer. Bu da uyuşmazlıkların coğrafi olarak belirli bir hatta yoğunlaşmasına yol açar. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, Tuzla merkezli çalışma düzeniyle bu hattın tam ortasında yer alır ve deniz ticareti dosyalarını takip eder.
- İstanbul Anadolu Yakası: Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Sancaktepe, Sultanbeyli, Ümraniye, Ataşehir, Üsküdar — Tuzla tersaneler bölgesi ve çevresindeki denizcilik şirketleri nedeniyle acentelik, gemi alacakları ve gemi adamı dosyalarının yoğunlaştığı alan.
- Kocaeli: Gebze, Çayırova, Darıca, Dilovası, İzmit, Körfez, Başiskele — Körfez’deki konteyner ve dökme yük terminalleri nedeniyle yük hasarı, geç teslim ve demuraj uyuşmazlıklarının merkezi.
- İstanbul Avrupa Yakası ve diğer bölgeler: Ambarlı ve çevresi ile Ege ve Akdeniz limanlarından kaynaklanan dosyalarda da yazışma ve duruşma takibi yürütülmektedir.
2M Hukuk Avukatlık Bürosu
Postane Mahallesi, Seher Sokak No: 18/2, Tuzla / İstanbul
Telefon: 0505 390 25 48 | E-posta: info@2mhukuk.com
Çalışma alanları arasında deniz ticareti hukuku, gemi ihtiyati haczi, yük hasarı ve taşıma uyuşmazlıkları yer almaktadır. Büro hakkında ayrıntılı bilgi için kurumsal sayfamıza, diğer yazılarımız için deniz ticaret hukuku kategorisine bakabilirsiniz.
Deniz ticareti dosyanız için görüşelim
Yük hasarı, geç teslim, demuraj, gemi ihtiyati haczi ve acentelik uyuşmazlıklarında belgelerinizi inceleyip yol haritanızı çıkaralım.
0505 390 25 48 — Hemen Arayın WhatsApp’tan YazınSıkça sorulan sorular
Yabancı taşıyanın Türkiye’de acentesi olduğunu nasıl öğrenebilirim?
İlk bakılacak yer konişmentonun ön yüzündeki imza ve kaşe bölümü ile “for delivery apply to” alanıdır. Ardından geminin uğradığı limanın liman başkanlığı ve ilgili gümrük müdürlüğü kayıtlarına bakılır. Yeni Gemi Acenteleri Yönetmeliği’nin 6/8. maddesi uyarınca yetkilendirilen acentelere ilişkin bilgiler İdarenin internet sitesinde yayımlandığından, şirketin acentelik yetkisi ön kontrol olarak buradan da teyit edilebilir.
Acentenin kendi yazdığı “bu geminin acentesiyiz” yazısı delil olur mu?
Tek başına yeterli görülmemektedir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin E. 2020/3474, K. 2021/4361 sayılı kararında, şirketin tek taraflı imzaladığı bu tür bir yazının acentelik ilişkisinin varlığını kabul için yeterli olmadığı benimsenmiştir. İlişkinin, temsil edilen tarafın iradesini de yansıtan belgelerle kurulması gerekir.
Acentelik sözleşmesi bittiyse artık acenteye dava açılamaz mı?
Açılabilir. Aynı kararda, işlemin acentelik ilişkisi kapsamında yapılmış olması şartıyla, acentelik sözleşmesinin bitiminden sonra da acenteye dava açılabileceği; pasif temsil yetkisinin aracılık edilen iş bakımından devam ettiği kabul edilmiştir.
Ticaret Sicili Gazetesi’nden acentelik ilişkisi görülebilir mi?
Hayır. Sicil kaydı yalnızca şirketin faaliyet konuları arasında gemi acenteliğinin bulunduğunu gösterir; belirli bir yabancı taşıyanın acentesi olduğunu göstermez. Bu bağ idari kayıtlar ile gümrük ve taşıma evrakından kurulur.
Acente olduğu ispatlanırsa konişmentodaki yabancı yetki klozu otomatik olarak geçersiz mi olur?
Otomatik değildir. Ayrıca dava konusu taşımaya o acentenin aracılık ettiğinin veya konişmentoyu onun düzenlediğinin ortaya konması gerekir. Bu ikinci halka kurulmazsa mahkeme yetki itirazını kabul edebilir.
Davayı acenteye mi yoksa yabancı taşıyana mı açmalıyım?
Acenteye asaleten dava açılamaz; dava taşıyana izafeten acente aleyhine açılır. Güvenli yol, husumeti hem yabancı taşıyana hem de ona izafeten acenteye yöneltmektir. Yargıtay, doğrudan yabancı taşıyana açılan davalarda da korumanın uygulanabileceğini kabul etmiştir.
Acenteye izafeten dava açarsam acente kendi malvarlığıyla sorumlu olur mu?
Hayır. TTK m. 105/3 uyarınca acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılan davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz. Hüküm asıl borçlu aleyhine kurulur.
Konişmentoda tahkim şartı varsa da aynı argüman kullanılabilir mi?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E. 2020/8347, K. 2022/3672 sayılı kararında, münhasır yetki sonucuna tahkime elverişsizlik bağlanmıştır. Dolayısıyla argüman Londra tahkim klozları bakımından da ileri sürülebilir.
Acente bize belge vermeyi reddederse ne yapabilirim?
Mahkemeden belgelerin ibrazına karar verilmesi istenebilir. Ayrıca Gemi Acenteleri Yönetmeliği’nin 25/1. maddesi, acentelik sözleşmeleri, ordino, yazışma, fatura ve makbuzların en az beş yıl saklanmasını zorunlu kılar; 15/3. maddesi ise denetimde gizlilik veya sır saklama gerekçesiyle belge vermekten kaçınılamayacağını düzenler. Bu hükümler, “belgemiz yok” savunmasının değerini azaltır.
Acenteye yapılan tebligat taşıyana yapılmış sayılır mı?
Gemi Acenteleri Yönetmeliği’nin 25/2. maddesi, acentelerin sorumlu oldukları süre boyunca acenteye yapılan tebligatların donatana, işletmeciye veya kiracıya yapılmış sayılacağını düzenler. Ancak bu karine zaman bakımından sınırlıdır: sorumluluk, hizmet verilen geminin liman idari sınırları içinde bulunduğu süre boyunca devam eder; uğraksız geçişte boğaz sınırlarıyla sınırlıdır. Gemi limandan ayrıldıktan sonra yapılacak tebligatlarda TTK m. 105 çerçevesindeki temsil yetkisine dayanılması gerekir.
Gemi Türkiye’den ayrıldıysa elimde ne kalır?
Liman başkanlığı ve gümrük kayıtları gemi ayrıldıktan sonra da arşivde durur; müzekkereyle getirtilebilir. Ayrıca kardeş gemi kurumu nedeniyle aynı donatana ait başka bir geminin Türk limanına uğraması halinde ihtiyati haciz gündeme gelebilir. Bu konuda gemilerin ihtiyati haczi sayfamızda ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz.
Bu dosyalarda süre ne kadar?
Deniz yoluyla eşya taşımasında taşıyanın sorumluluğuna ilişkin talepler bakımından bir yıllık hak düşürücü süre söz konusudur ve bu süre delil toplama çalışmasıyla durmaz. Geç teslim ve gecikme talepleri ile rücu talepleri bakımından ayrı kurallar bulunur. Sürelerin dosya bazında hesaplanması gerekir; ayrıntı için deniz yoluyla taşınan yükün gecikmesi başlıklı yazımıza bakabilirsiniz.
Kaynakça ve mevzuat bağlantıları
Mevzuat
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu — m. 102, 103, 105, 106, 116, 1178 vd., 1352, 1353, 1356 — mevzuat.gov.tr
- 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun — m. 24, 47, 54 — mevzuat.gov.tr
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu — belgelerin ibrazı ve delil tespitine ilişkin hükümler — mevzuat.gov.tr
- 4458 sayılı Gümrük Kanunu — m. 35/A, 35/B, 241 — mevzuat.gov.tr
- Gemi Acenteleri Yönetmeliği, RG 14/5/2026 – 33253 — resmigazete.gov.tr
- Gümrük Yönetmeliği Ek-10 Özet Beyan Formu ve Kullanma Talimatı — Ticaret Bakanlığı yayını
- Gemi acenteliği işlemleri ve GABS duyuruları — Denizcilik Genel Müdürlüğü
Yargı kararları
- Yargıtay 12. HD, E. 2020/3474, K. 2021/4361, T. 07.04.2021 (Adana BAM 10. HD, 2019/1920 E. – 2020/261 K.) — acentelik ilişkisinin ispat standardı ve pasif temsil yetkisinin devamı
- Yargıtay 11. HD, E. 2019/3298, K. 2020/2018, T. 25.02.2020 — TTK m. 105/2 ve münhasır yetki
- Yargıtay 11. HD, E. 2019/293, K. 2020/953, T. 05.02.2020 — karşı oylu karar
- Yargıtay 11. HD, E. 2019/3799, K. 2020/3051, T. 22.06.2020 — doğrudan yabancı taşıyana açılan dava
- Yargıtay 11. HD, E. 2020/8347, K. 2022/3672, T. 09.05.2022 — tahkim şartı ve tahkime elverişsizlik
- Yargıtay 11. HD, E. 2015/7244, K. 2016/1657, T. 17.02.2016 — yetki şartında belirlilik ölçütü (karşı oylu)
- Yargıtay 11. HD, E. 2015/1422, K. 2015/8645, T. 23.06.2015 — sigortacının halefiyeti ve yetki şartıyla bağlılık
- Yargıtay 11. HD, E. 1982/5392, K. 1983/103, T. 20.01.1983 — arızi işlemlerde acentelik hükümlerinin uygulanması
- İstanbul BAM 14. HD, E. 2017/12, K. 2017/23 — tacirler arası işlemlerde genel işlem koşulu denetimi
Doktrin
- TTK m. 105/2 hükmünün milletlerarası usul hukuku bakımından değerlendirilmesine ilişkin inceleme, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 30, S. 1, Haziran 2024
- Arslan Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi – Acentelik, İstanbul 2013 (12. HD kararında atıf yapılan eser)
- Konişmentoda yer alan yetki kayıtlarına ilişkin inceleme, İstanbul Bilgi Üniversitesi Deniz Hukuku çalışmaları
Bilgilendirme: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki görüş niteliği taşımaz. Her uyuşmazlık kendi belgeleri, sefer bilgileri ve taraf ilişkileri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Yazıda anılan yargı kararlarının künyeleri açık kaynaklardan alınmış olup, dilekçeye eklenmeden önce UYAP üzerinden teyit edilmelidir. Mevzuat metinleri yazının hazırlandığı tarih itibarıyla yürürlükte olan hükümlere dayanmaktadır.


