Uluslararası Sözleşmeler, Tenfiz Engelleri ve Yargıtay Uygulaması

1. Velayet Kararlarının Tanınması ve Tenfizinde Temel Uluslararası Sözleşmeler
Yargıtay kararları uyarınca, yabancı mahkemelerden alınan velayet kararlarının Türkiye’de hüküm doğurabilmesi için tanıma ve tenfiz süreçlerinde öncelikle Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin dikkate alınması zorunludur. Bu kapsamda öne çıkan temel metinler şunlardır:
1980 Lüksemburg Sözleşmesi: “Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi” (20.05.1980), velayet kararlarının tenfizinde en sık uygulanan uluslararası belgedir. Yargıtay, bu sözleşmeye taraf olan devletlerden (örneğin Fransa, Almanya, Avusturya) alınan kararlarda sözleşme hükümlerinin doğrudan uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır (2. HD., 2012/15213; 2015/787).
1996 Lahey Sözleşmesi: “Velayet Sorumluluğu ve Çocukların Korunması Hakkında Tedbirler Yönünden Yetki, Uygulanacak Hukuk, Tanıma, Tenfiz ve İşbirliğine Dair Sözleşme” (19.10.1996), özellikle ihtiyati tedbir niteliğindeki velayet düzenlemelerinde uygulama alanı bulmaktadır (2. HD., 2023/8407).
AİHS’e Ek 7 Nolu Protokol: Eşlerin evliliğin bitmesi halinde çocuklarıyla olan ilişkilerinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olduğunu düzenleyen bu protokol, “ortak velayet” kararlarının Türk kamu düzenine aykırı sayılmamasında temel dayanak teşkil etmektedir (2. HD., 2016/18674; AYM, 06/10/2021).
İkili Adli Yardım Sözleşmeleri: Türkiye ile Kazakistan arasındaki 13.06.1995 tarihli “Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımı Kapsayan Sözleşme” gibi ikili anlaşmalar, MÖHUK m. 54/1-a çerçevesinde karşılıklılık ve tenfiz şartlarının değerlendirilmesinde esas alınmaktadır (2. HD., 2023/7233).
2. Sözleşmelerin Uygulanma İlkeleri ve Esastan İnceleme Yasağı
Uluslararası sözleşmelerin uygulanmasında “esastan inceleme yasağı” (révision au fond) temel ilkedir. Lüksemburg Sözleşmesi’nin 7. ve 9/3. maddeleri uyarınca, yabancı mahkeme kararı hiçbir şekilde esastan inceleme konusu yapılamaz; mahkeme delilleri yeniden değerlendiremez veya kararın doğruluğunu denetleyemez (2. HD., 2004/10683).
3. Tanıma ve Tenfiz Engelleri ile Kısıtlamalar
Sözleşmeler ve yargı içtihatları çerçevesinde tenfiz talebinin reddine yol açabilecek temel hususlar şunlardır:
Tebligat ve Savunma Hakkı: Lüksemburg Sözleşmesi m. 9/1-a uyarınca, davalının gıyabında verilen kararlarda, savunma yapmasına imkan verecek sürede tebligat yapılmamış olması tenfiz talebinin reddi sebebidir (2. HD., 2014/19749K).
Kamu Düzeni İstisnası: Sözleşmenin 10/1-a maddesi, kararın etkilerinin talep edilen devletin aile ve çocuk hukukuna ilişkin temel ilkeleriyle açıkça bağdaşmaması durumunda tenfizin reddedilebileceğini öngörür. Ancak Yargıtay, “ortak velayet” gibi düzenlemelerin artık Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığını kabul etmektedir (2. HD., 2016/18674).
Derdestlik (Lis Pendens): Lüksemburg Sözleşmesi m. 10/2-b uyarınca, tenfiz isteminden önce Türkiye’de açılmış ve devam eden bir velayet davası varsa, tenfiz işlemleri talik edilebilir veya reddedilebilir (2. HD., 2022/10198).
Yaş Sınırı: Lüksemburg Sözleşmesi hükümleri, 16 yaşını dolduran çocuklar hakkında uygulanamaz. Temyiz incelemesi sırasında çocuğun 16 yaşını doldurması halinde mahkemenin bu durumu yeniden değerlendirmesi gerekir (18. HD., 2015/7759).
4. Görevli Mahkeme ve Usul
Velayet kararlarının tanınması ve tenfizinde görevli mahkeme kural olarak Aile Mahkemeleridir. Ancak yabancı ilamın velayet dışında “vasi atanması” gibi hükümleri de içermesi durumunda, vasiye ilişkin kısmın tanınması ve tenfizinde Asliye Hukuk Mahkemeleri görevli olabilmektedir (2. HD., 2009/9739; 2010/1513). Ayrıca, çocukların Türkiye’de nüfusa kayıtlı olmaması, velayete ilişkin yabancı ilamın tanınmasına engel teşkil etmez; zira nüfus kayıtları kurucu değil bildirici etkiye sahiptir (2. HD., 2015/787).
5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam
İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, uluslararası sözleşmelerin bulunmadığı veya doğrudan atıf yapılmadığı durumlarda 5718 sayılı MÖHUK hükümlerinin (m. 50, 54, 58) nasıl uygulandığına dair ek bağlam sunmaktadır:
Sözleşme Olmayan Durumlar (Örn. ABD): Türkiye ile arasında velayet konusuna ilişkin ikili veya çok taraflı sözleşme bulunmayan devletlerden (örneğin ABD’nin bazı eyaletleri) alınan kararlarda, MÖHUK m. 54/1-a uyarınca “kanuni veya fiili karşılıklılık” (mütekabiliyet) araştırması yapılmaktadır (2. HD., 2015/17869; 2024/1712).
Kamu Düzeni Değerlendirmesi: Hollanda ve Belçika gibi ülkelerden alınan kararlarda, yabancı ilamda velayet konusunda hüküm bulunmamasının veya anlaşmalı boşanmada tarafların aynı avukatla temsil edilmesinin Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olmadığı ve tanımaya engel teşkil etmediği belirtilmiştir (2. HD., 2023/6109; 2022/9092).
Kısmi Tenfiz: Yabancı ilamın velayet kısmının Türk hukukuna (örneğin o dönemki ortak velayet yasağına) aykırı bulunması durumunda, ilamın boşanmaya ilişkin kısmının kısmen tenfiz edilmesinin mümkün olduğu vurgulanmıştır (2. HD., 2014/7356).

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?
Uluslararası sözleşmeler çerçevesinde yabancı velayet kararlarının tanınması ve tenfizi, yalnızca dilekçe verilmesiyle sonuçlanan basit bir yargılama süreci değildir. Lüksemburg Sözleşmesi, 1996 Lahey Sözleşmesi, AİHS Ek 7 No’lu Protokol ve MÖHUK hükümleri birlikte değerlendirilmekte; her dosya bakımından tenfiz engelleri, kamu düzeni denetimi, derdestlik, savunma hakkı ve karşılıklılık gibi son derece teknik kriterler ayrı ayrı incelenmektedir.
Özellikle;
Hangi uluslararası sözleşmenin öncelikle uygulanacağının tespiti,
Esastan inceleme yasağına rağmen kamu düzeni itirazının doğru sınırda kurulması,
Ortak velayet, tedbir veya geçici koruma kararlarının güncel Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde sunulması,
Yanlış başvuru nedeniyle tenfizin reddi ya da velayetin askıda kalması riskinin önlenmesi,
ancak bu alanda deneyimli bir avukat tarafından sağlıklı biçimde yönetilebilir.
Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli çalışmalarıyla Tuzla, Pendik, Kartal, Kadıköy ve Gebze başta olmak üzere;
yabancı velayet kararlarının tanınması, tenfiz davaları, uluslararası aile hukuku ve çocuk hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar alanlarında müvekkillerine güncel içtihatlara dayalı, stratejik ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.
Unutulmamalıdır ki; uluslararası velayet dosyalarında yapılacak tek bir usul hatası, çocuğun hukuki statüsünü ve ebeveyn–çocuk ilişkisini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sürecin, uzman avukat desteğiyle ve Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde yürütülmesi hem hukuki güvenlik hem de çocuğun üstün yararı açısından zorunludur.



