
Gemi işletenlerinin yüke, limana veya özel mülklere verdiği zararlarda fırtına ve şiddetli rüzgarın mücbir sebep (sorumluluktan kurtuluş hali) olarak değerlendirilmesi.
1. Hukuki Çerçeve ve Genel İlkeler
Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca gemi işletenleri (taşıyan ve donatan), kural olarak malların teslim alınmasından teslim edilmesine kadar geçen sürede meydana gelen ziya ve hasardan sorumludur (TTK m. 1178, m. 1061). Ancak TTK m. 1182/1-a bendi, “denizin veya geminin işletilmesine elverişli diğer suların tehlike ve kazaları” durumunda taşıyanın ve adamlarının kusursuz sayılacağını hükme bağlamıştır. Bir hava olayının mücbir sebep veya deniz tehlikesi sayılarak sorumluluğu ortadan kaldırabilmesi için; olayın sezilemez, karşı konulamaz, kusurdan uzak ve öngörülemez olması gerekmektedir.
2. Mücbir Sebep Savunmasının Kabul Edildiği Somut Örnekler
Yargı kararları, hava koşullarının “anormal” ve “önlenemez” olduğu durumlarda gemi işletenlerini sorumluluktan kurtarmaktadır:
Ağır Deniz ve Tam Fırtına Koşulları: Atlantik Okyanusu geçişinde 10-11 Beaufort şiddetindeki tam fırtına nedeniyle konteynerlerin denize düşmesi olayında; kaptanın rota tavsiyeleri aldığı, risk analizi yaptığı ve fırtınadan kaçmasının imkansız olduğu tespit edildiğinden, olay “deniz tehlikesi” kapsamında mücbir sebep sayılmış ve dava reddedilmiştir (İstanbul BAM 12. HD-2022/1721 ). Benzer şekilde, 9-10 Beaufort şiddetindeki fırtınada lashingleri kopan asit tesisi emtiası hasarında, kaptanın meteorolojik danışmanlık almasına rağmen zararın önlenemediği gerekçesiyle taşıyan kusursuz bulunmuştur (İstanbul 17. ATM-2019/190 K
Römorkaj ve Halat Kopmaları: İstanbul Boğazı’nda 7-8 Beaufort rüzgar ve 4-4,5 metre dalga yüksekliği altında römorkör çeki halatının kopması, “sezilemeyen ve karşı konulamayan gerçek bir sebep” olarak nitelendirilmiş; hem römorkör hem gemi işleteni kusursuz bulunarak sorumluluktan kurtulmuştur (İstanbul BAM 14. HD-2021/1376 ).
Liman ve Bina Zararları: Şiddetli fırtına nedeniyle demir tarayan bir geminin kıyıdaki bir binaya yaslanması olayında, hava raporlarının 7-9 Beaufort fırtınayı doğrulaması ve kaptanın kazayı engellemek için gerekli tüm tedbirleri aldığının tespiti üzerine donatan sorumlu tutulmamıştır (İstanbul 17. ATM-2018/133 k). Ayrıca, limana yanaşırken halat kopararak usturmaçalara zarar veren gemi olayında, ağır hava şartları mücbir sebep kabul edilerek dava reddedilmiştir (Yargıtay 11. HD-2015/672 K).
3. Mücbir Sebep Savunmasının Reddedildiği Somut Örnekler
Mahkemeler, hava koşullarının öngörülebilir olduğu veya işletenin gerekli özeni göstermediği durumlarda mücbir sebep savunmasını kabul etmemektedir:
Öngörülebilirlik ve Mevsimsel Koşullar: Arap Denizi’nde sert muson rüzgarları nedeniyle oluşan hasarda; bu rüzgarların ilgili mevsimde “bilinebilir ve öngörülebilir” olduğu, dolayısıyla mücbir sebep sayılamayacağı hükme bağlanmıştır. Hasarın asıl nedeninin yükün sarsıntılara dayanıklı sabitlenmemesi (lashing kusuru) olduğu tespit edilmiştir (İstanbul 17. ATM-2021/443).
İstifleme ve Sabitleme (Lashing) Kusurları: Gemi 8 şiddetinde fırtınaya maruz kalsa dahi, yükün ambarlara gereken şekilde bağlanmaması veya yanlış istiflenmesi durumunda fırtına illiyet bağını kesmemektedir. Bir olayda, yükün devrilme nedeninin “yeterli sağlamlıkta bağlama yapılmaması” olduğu belirlenerek taşıyan sorumlu tutulmuştur (İstanbul BAM 14. HD-2017/1038). Başka bir örnekte, 9-10 kuvvetindeki havaya rağmen, yükün teknik limitlerin üzerinde üst üste istiflenmesi nedeniyle oluşan ezilmelerden donatan sorumlu bulunmuştur (İstanbul 17. ATM-2017/262 ).
Tedbir Almama ve Uyarıları Dikkate Almama: Yat limanında fırtına öncesi telsiz anonsları ile uyarı yapılmasına rağmen, kaptanın tekneyi terk ederek halat güçlendirmesi yapmaması durumunda fırtına mücbir sebep sayılmamıştır. Zararın “gerekli tedbirlerle önlenebilir” mahiyette olması nedeniyle işleten %100 kusurlu bulunmuştur (Yargıtay 11. HD-2020/5872 ).
Hava Durumunun “Normal” Sayılması: 6 Beaufort rüzgar ve 5 deniz durumu, geminin büyüklüğü dikkate alındığında “normal bir hava durumu” olarak değerlendirilmiş; kaptanın deniz protestosu yapmaması ve jurnal kayıtlarındaki eksiklikler nedeniyle mücbir sebep savunması reddedilmiştir (İstanbul 17. ATM-2024/37 K).
4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam
Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi olduğunda ek bağlam sağlayan ikincil kaynaklardan derlenmiştir:
Liman İşletmeciliği ve Doğal Afetler: Mersin Limanı’nda 2016 yılında meydana gelen aşırı yağış ve sel felaketi, liman işletmecileri için “öngörülemez ve karşı konulamaz” bir mücbir sebep olarak kabul edilmiştir (Adana BAM 9. HD-2020/751 K; Yargıtay 11. HD-2023/3818 K). Ancak taşıyıcılar açısından, konteynerlerin kapak lastiklerindeki eskime gibi “elverişsizlik” durumları varsa, mücbir sebep savunmasına rağmen kusur incelemesi devam etmektedir.
Hortum ve Tam Fırtına: Liman sahasında 11 Beaufort (tam fırtına üstü) hızındaki rüzgar ve hortum nedeniyle vinçlerin devrilmesi, teknik bir kusur bulunmadığı sürece mücbir sebep olarak nitelendirilmektedir (İstanbul 19. ATM-2018/777 K).
Yapı Sorumluluğu ile Analoji: Karadaki depo çatılarının fırtınada uçarak deniz araçlarına (yat vb.) zarar vermesi olaylarında, fırtınanın şiddeti ve binanın teknik yeterliliği test edilmekte; fırtına “öngörülemez” boyuttaysa yapı maliki sorumluluktan kurtulabilmektedir (Yargıtay 11. HD-2009/15127 k).

5. Analiz ve Sonuç
Gemi işletenlerinin fırtına veya şiddetli rüzgarı mücbir sebep göstererek sorumluluktan kurtulabilmesi şu şartların kümülatif varlığına bağlıdır:
Hava Olayının Şiddeti: Hava durumunun geminin tonajı ve rotası için “anormal” ve “öngörülemez” (genellikle 9 Beaufort ve üzeri) olması.
Özen Yükümlülüğü: Kaptanın meteorolojik verileri takip etmesi, rota revizeleri yapması ve yükün/geminin güvenliği için elindeki tüm imkanları kullanması.
İlliyet Bağının Kesilmesi: Zararın doğrudan hava olayından kaynaklanması; kötü istifleme, yetersiz lashing veya teknik bakımsızlık gibi insani/teknik kusurların hasarın asıl nedeni olmaması.
Yargı kararları, fırtınanın varlığını tek başına bir “kurtuluş bileti” olarak görmemekte; özellikle yük hasarlarında TTK m. 1178 uyarınca istifleme ve sabitleme denetimini (nezaret yükümlülüğü) ön planda tutmaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Fırtına veya şiddetli rüzgâr gemi işletenini her durumda sorumluluktan kurtarır mı?
Hayır. Yargı kararlarına göre fırtına veya şiddetli rüzgârın tek başına varlığı, gemi işletenini otomatik olarak sorumluluktan kurtarmaz. Türk Ticaret Kanunu m. 1182/1-a kapsamında sorumluluktan kurtuluş için hava olayının öngörülemez, karşı konulamaz, sezilemez ve kusurdan bağımsız olması gerekir. Mahkemeler özellikle hava olayının geminin tonajı, rotası ve mevsim koşulları bakımından “anormal” olup olmadığını ve kaptanın tüm önlemleri alıp almadığını denetlemektedir.
Hangi hâllerde fırtına “mücbir sebep” kabul edilmektedir?
Uygulamada fırtınanın mücbir sebep sayılabilmesi için genellikle 9 Beaufort ve üzeri hava koşulları aranmaktadır. Kaptanın meteorolojik danışmanlık alması, rota risk analizi yapması, gerekli manevraları denemesi ve zararın buna rağmen kaçınılmaz şekilde meydana gelmesi hâlinde illiyet bağının kesildiği kabul edilmektedir. Ağır deniz koşullarında konteynerlerin denize düşmesi, römorkaj halatının kopması veya geminin demir taraması gibi olaylarda, teknik ve insani kusur yoksa gemi işletenleri sorumluluktan kurtulabilmektedir.
Hangi durumlarda mücbir sebep savunması reddedilir?
Mahkemeler, hava koşulları öngörülebilir ise veya zararın asıl nedeni insanî ya da teknik kusur ise mücbir sebep savunmasını reddetmektedir. Mevsimsel muson rüzgârları, 6–7 Beaufort seviyesindeki “normal” sayılan hava durumları, yetersiz istifleme ve sabitleme (lashing) kusurları, bakım eksiklikleri veya kaptanın uyarılara rağmen tedbir almaması hâllerinde fırtına, illiyet bağını kesen bir neden olarak kabul edilmemektedir. Bu gibi durumlarda gemi işleteni tam sorumlulukla karşı karşıya kalmaktadır.
Şiddetli fırtına nedeniyle demir tarayan bir geminin iskeleye/binaya çarpması halinde donatan tazminattan sorumlu tutulur mu?
İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 18.05.2021 tarihli kararına konu olayda, şiddetli fırtına koşullarında (7–9 Beaufort rüzgâr ve 2–4 metre dalga) demir tarayan bir geminin kıyıdaki binaya yaslanması sonucu meydana gelen zararda, donatan sorumlu tutulmamıştır. Mahkeme; geminin denize, yola ve yüke elverişli olduğunu, kaptanın sevk ve idaresinde kusur bulunmadığını, kazanın hava şartları nedeniyle meydana geldiğini ve kaptanın kazayı önlemek için gerekli tüm tedbirleri aldığını tespit etmiştir. Bu nedenle donatanın, gerek TTK m. 1062 (gemi adamının kusuruna dayalı sorumluluk) gerekse TBK m. 66 (adam çalıştıranın sorumluluğu) kapsamında sorumluluğunun doğmadığı; fırtınanın somut olayda illiyet bağını kesen mücbir sebep/deniz tehlikesi niteliğinde olduğu kabul edilerek, sigortacının rücu davası reddedilmiştir.
Şiddetli rüzgâr ve ağır deniz koşullarında verilen römorkaj hizmeti sırasında halat koparsa, hizmet verilen gemi (donatan/işleten) tazminattan sorumlu olur mu?
Hayır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 21.11.2024 tarihli kararına konu olayda, İstanbul Boğazı’nda verilen römorkaj (aktif refakat/çeki) hizmeti sırasında römorkörün çeki halatı ve buna bağlı tel halatın, şiddetli rüzgâr (7–8 Beaufort), ağır deniz ve güçlü akıntı koşulları altında kopması nedeniyle meydana gelen zararda, hizmet verilen geminin kusurlu olmadığı tespit edilmiştir. Mahkeme; olayın mücbir sebep niteliğinde hava ve deniz şartlarından kaynaklandığını, gemi kaptanının ve işletenin kusurunun bulunmadığını, halat kopmasının “karaman vurmak” olarak bilinen ve kötü hava koşullarında kaçınılmaz şekilde ortaya çıkabilen bir denizcilik riski olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca, römorkaj tarifeleri ve sözleşmelerinde yer alan, hizmet alan geminin kusuru olmasa dahi sorumluluğunu ağırlaştıran hükümler, TBK m. 115 ve m. 510/2 çerçevesinde geçersiz sayılmıştır. Bu nedenle, römorkaj hizmeti bir vekalet/iş görme ilişkisi olarak nitelendirilmiş; vekalet verenin kusuru ispatlanamadığından, halat hasarından dolayı hizmet alan geminin tazminat sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varılarak dava ve istinaf başvurusu kesin olarak reddedilmiştir.
Sert muson rüzgârları ve kötü hava koşulları sırasında deniz taşımacılığında meydana gelen yük hasarı, mücbir sebep sayılarak taşıyanı ve sigortacıyı sorumluluktan kurtarır mı?
İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 08.09.2021 tarihli kararına göre, öngörülebilir nitelikteki sert hava koşulları (Arap Denizi’nde mevsimsel muson rüzgârları gibi), yükün gemi içinde yetersiz istiflenmesi ve sabitlenmesi (lashing) ile birleştiğinde mücbir sebep olarak kabul edilmez. Somut olayda, havaalanı yer hizmetlerinde kullanılan ve yapıları gereği ambalajlanması mümkün olmayan proje yüklerinin, gemiye alındıktan sonra taşıyan tarafından yeterli ve her türlü sarsıntıya dayanıklı şekilde sabitlenmediği, bağlama kayışlarının sefer sırasında gevşediği ve bunun düzenli kontrol edilmediği tespit edilmiştir. Mahkeme; kötü hava koşullarının bu bölgede bilinebilir ve öngörülebilir olduğunu, bu nedenle taşıyandan daha yüksek düzeyde özen ve sağlam lashing beklenmesi gerektiğini vurgulamış; hasarın temel nedeninin hava muhalefeti değil, taşıyanın yükleme–istif–sabitleme yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemesi olduğuna hükmetmiştir. Bu sebeple, yük hasarının nakliyat sigortası teminatı kapsamında kaldığı kabul edilmiş ve sigortacının poliçe limiti dahilinde tazminat ödemekle sorumlu olduğuna karar verilmiştir.
Gemi 8 Beaufort şiddetinde fırtınaya maruz kalsa bile taşıyanın “mücbir sebep” savunması neden reddedilir?
Çünkü deniz taşımacılığında 8 Beaufort seviyesindeki fırtına, özellikle belirli rota ve mevsimlerde öngörülebilir ve yönetilebilir bir deniz riski olarak kabul edilir. Hukuken mücbir sebebin kabulü için olayın öngörülemez, karşı konulamaz ve taşıyanın kusurundan tamamen bağımsız olması gerekir. Ancak uygulamada mahkemeler, yük hasarının çoğu durumda fırtınanın kendisinden değil; yanlış istif, yetersiz sabitleme (lashing), uygun olmayan bağlama malzemesi kullanımı veya sefer sırasında gerekli kontrollerin yapılmaması gibi taşıyana atfedilebilen kusurlardan kaynaklandığını tespit etmektedir. Bu nedenle, fırtına mevcut olsa dahi eğer yük her türlü sarsıntıya dayanacak şekilde sabitlenmemişse veya taşıyanın özen yükümlülüğü ihlal edilmişse, illiyet bağı kesilmez ve mücbir sebep savunması reddedilir. Özetle, 8 Beaufort fırtına tek başına “kurtuluş bileti” değildir; belirleyici olan, taşıyanın bu hava koşullarına karşı gerekli teknik ve operasyonel tedbirleri alıp almadığıdır.
Şiddetli rüzgâr nedeniyle bir yapının (depo çatısı gibi) uçup tekneye veya gemiye zarar vermesi hâlinde mücbir sebep kabul edilir mi?
Evet, olağanüstü şiddette ve öngörülemez nitelikteki rüzgâr ve fırtına, somut olayın özelliklerine göre mücbir sebep olarak kabul edilebilir ve yapı malikinin sorumluluğunu ortadan kaldırabilir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından verilen 14.07.2011 tarihli kararda; marinada bulunan bir yatın, komşu depoya ait çatının fırtına nedeniyle uçarak üzerine düşmesi sonucu zarar görmesi olayında, çatının uçmasının binanın teknik yetersizliğinden değil, olağanüstü kuvvetteki fırtınadan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Mahkeme; rüzgârın fırtına–kuvvetli fırtına seviyesinde olduğunu, olayın öngörülemezlik kriterini karşıladığını ve zararın doğrudan mücbir sebepten meydana geldiğini kabul ederek, bina maliklerinin sorumlu tutulamayacağına hükmetmiştir.
Özetle; yapı teknik olarak yeterli, bakım ve özen yükümlülüğü yerine getirilmiş ve zarar olağanüstü bir hava olayı nedeniyle meydana gelmişse, rüzgâr ve fırtına sorumluluktan kurtuluş sebebi sayılabilir. Ancak her olayda bu sonuca otomatik olarak varılmaz; rüzgârın şiddeti, öngörülebilirliği ve yapının teknik durumu birlikte değerlendirilir.
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Fırtına ve şiddetli rüzgâr kaynaklı zararlar özellikle İstanbul’daki limanlar, marinalar ve Boğaz hattında sıkça yaşanmakta ve yüksek meblağlı tazminat taleplerine konu olmaktadır. Bu uyuşmazlıklarda kritik olan husus, hava olayının mücbir sebep mi yoksa öngörülebilir bir risk mi olduğunun doğru şekilde ispatlanmasıdır.
Meteorolojik raporların değerlendirilmesi, gemi jurnalleri, deniz protestosu, istifleme ve lashing tekniklerinin incelenmesi gibi unsurlar yüksek teknik uzmanlık gerektirir. Yanlış kurgulanan bir savunma, gemi işleteninin tamamen sorumlu tutulmasına yol açabilir. Bu nedenle, deniz ticareti hukuku ve liman kaynaklı zararlar alanında tecrübeli, yargı içtihatlarını yakından takip eden bir ekip ile çalışılması hayati önemdedir. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, fırtına kaynaklı deniz zararları ve mücbir sebep savunmaları bakımından uzman hukuki destek sunarak sürecin doğru yönetilmesini sağlar.



