
Giriş
Gemilerde yaşanan iş kazaları, denizcilik sektörünün kendine özgü çalışma koşulları, farklı hukuki düzenlemelerin kesişim noktasında yer alması ve uluslararası nitelik taşıyabilmesi nedeniyle karmaşık bir hukuki süreç barındırır. Kazaya uğrayan gemi adamı veya hak sahiplerinin haklarını tam ve eksiksiz bir şekilde alabilmesi, doğru hukuki adımların zamanında atılmasına bağlıdır. Bu çalışma, Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemeleri ve İlk Derece Mahkemeleri tarafından verilmiş çeşitli kararları analiz ederek, gemilerdeki iş kazaları sonrasında mağdurların izlemesi gereken hukuki yol haritasını ortaya koymaktadır. Çalışma, olayın tespiti, sorumluların belirlenmesi, dava süreçleri ve tazminat talepleri gibi temel aşamaları, yargı kararlarından önemli alıntılarla destekleyerek kapsamlı bir bakış açısı sunmayı amaçlamaktadır.
İncelenen mahkeme kararları, gemilerde yaşanan bir iş kazası sonrasında izlenmesi gereken hukuki sürecin çok aşamalı ve farklı hukuki disiplinleri içeren bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Süreç, temel olarak aşağıdaki adımları içermektedir:
1. Gemide Yaşanan İş Kazasının Tespiti ve Kurumsal Bildirimler
Hukuki sürecin ilk ve en temel adımı, yaşanan olayın hukuken bir “iş kazası” olarak nitelendirilmesidir. Bu tespit, sonraki tüm hak taleplerinin zeminini oluşturur.
SGK Süreci: 5510 sayılı Kanun uyarınca, işverenin kazayı derhal kolluk kuvvetlerine ve en geç üç iş günü içinde Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bildirme yükümlülüğü vardır. SGK’nın olayı iş kazası olarak kabul etmemesi durumunda, mağdurun İş Mahkemesi’nde “iş kazasının tespiti davası” açması gerekir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin vurguladığı gibi, “Kurumca hak sahiplerine gelir bağlanabilmesi öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası niteliğinde olduğunun yöntemince saptanmış olmasına bağlıdır. Bu yön davada öncelikle açıklığa kavuşturulması gereken ön sorundur” (Yargıtay-21. HD-2012/8768-2012/8739).
Tespit Davası: İş kazası tespiti davası, SGK’nın yanı sıra işverene karşı da açılır ve bu dava, açılacak tazminat davaları için bekletici mesele yapılabilir.
2. Görevli Mahkeme ve Dava Türleri
Kazanın niteliğine ve talep edilen haklara göre başvurulacak mahkeme ve dava türü değişiklik gösterir.
İş Mahkemeleri: Gemi adamının işverenine karşı açacağı maddi ve manevi tazminat davaları, hizmet akdinden kaynaklandığı için kural olarak İş Mahkemelerinde görülür. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, deniz çalışanları için genel İş Kanunu yerine 854 sayılı Deniz İş Kanunu hükümlerinin uygulanmasıdır. Bu kanun, fazla mesai hesaplaması gibi konularda farklı düzenlemeler içerir (Yargıtay-9. HD-2024/13121-2025/344).
Asliye Ticaret Mahkemeleri: Uyuşmazlık, geminin sigorta poliçesinden kaynaklanıyorsa (örneğin, işveren mali mesuliyet sigortası) veya Türk Ticaret Kanunu (TTK) kapsamında bir deniz kazası (çatma vb.) söz konusu ise görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olabilir.
Ceza Mahkemeleri: Kaza, taksirle yaralama veya ölüme sebebiyet verme gibi bir suç teşkil ediyorsa, sorumlular hakkında ceza davası açılır. Ceza davasında verilen karar ve toplanan deliller, özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusundaki tespitler, hukuk mahkemesindeki tazminat davası için güçlü bir delil niteliği taşır (BAM-İstanbul 13. HD-2024/601-2024/1697).
3. Sorumluların Belirlenmesi ve Kusur Oranları
Tazminatın kime yöneltileceği ve miktarının ne olacağı, sorumluların ve kusur oranlarının doğru tespitine bağlıdır.
Sorumlular: Gemi adamının işvereni, gemi donatanı, işleteni ve varsa alt işveren, kazadan dolayı müteselsilen (birlikte) sorumlu olabilirler. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi kararına göre, “Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen Borçlar Kanunu’nun 50. maddesi… uyarınca” davacı, zararın tamamını bu sorumlulardan herhangi birinden veya tamamından talep edebilir (Yargıtay-21. HD-2011/9404-2012/18483).
Kusur Tespiti: Mahkemeler, kazanın oluşumunda işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alıp almadığını, gemi adamının bir kusuru olup olmadığını ve kaçınılmazlık faktörünün etkisini belirlemek için uzman bilirkişi raporlarına başvurur.
4. Talep Edilebilecek Haklar ve Tazminatlar
Maddi Tazminat: Yaralanma halinde tedavi giderleri, geçici ve kalıcı iş göremezlik nedeniyle oluşan kazanç kayıplarını kapsar. Ölüm halinde ise ölenin desteğinden yoksun kalanlar (eş, çocuk, anne-baba) için destekten yoksun kalma tazminatı ve cenaze giderleri talep edilebilir.
Manevi Tazminat: Kazazedenin veya ölüm halinde yakınlarının duyduğu acı, elem ve üzüntüyü hafifletmek amacıyla talep edilir. Hâkim, “ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı” gibi unsurları dikkate alarak hakkaniyete uygun bir miktar belirler (Yargıtay-21. HD-2011/9404-2012/18483).
SGK Tarafından Yapılan Ödemeler: SGK tarafından bağlanan iş göremezlik geliri veya ölüm aylığının ilk peşin sermaye değeri, mükerrer ödemeyi önlemek amacıyla hesaplanan maddi tazminattan düşülür.
Gemi Alacağı ve Kanuni Rehin Hakkı: Deniz İş Kanunu ve TTK uyarınca, iş kazasından kaynaklanan tazminat alacakları “gemi alacağı” niteliğindedir. Bu, alacaklıya gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tanır ve alacağın tahsilini güvence altına alan çok önemli bir haktır. Mahkemeden “gemi üzerine davacı lehine kanuni rehin hakkı tanınmasına” karar verilmesi talep edilebilir (Adana BAM-9. HD-2019/1839-2022/615).
5. Dava Sürecindeki Usuli İşlemler
Arabuluculuk: Ticari davalar ve iş davalarından kaynaklanan bazı alacak ve tazminat talepleri için dava açmadan önce arabulucuya başvurmak bir “dava şartıdır”. Arabuluculuk sürecinin tamamlanmaması, davanın usulden reddine neden olur (İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi-2024/230-2024/264).
İstinaf ve Temyiz: İlk derece mahkemesi kararlarına karşı Bölge Adliye Mahkemesi’ne (istinaf) ve oradan da belirli parasal sınırları aşan uyuşmazlıklar için Yargıtay’a (temyiz) başvurulabilir.
İncelenen kararlar, gemi iş kazalarında hukuki sürecin sadece maddi bir tazminat talebinden ibaret olmadığını, aynı zamanda karmaşık bir usul ve ispat prosedürü içerdiğini ortaya koymaktadır.
Hukuki Çerçevenin Çok Katmanlılığı: Bir gemi kazası, aynı anda hem Deniz İş Kanunu (hizmet sözleşmesi), hem Türk Ticaret Kanunu (gemi donatanının sorumluluğu, gemi alacağı), hem Borçlar Kanunu (haksız fiil, manevi tazminat), hem Sosyal Güvenlik Hukuku (iş kazası tespiti, rücu davaları) hem de Ceza Hukukunu (taksirle yaralama/öldürme) ilgilendirebilmektedir. Bu durum, mağdurların haklarını ararken hangi kanuna dayanacaklarını ve hangi mahkemeye başvuracaklarını doğru belirlemelerini zorunlu kılmaktadır.
İspat Yükü ve Bilirkişinin Rolü: Davaların seyrini büyük ölçüde deliller ve özellikle bilirkişi raporları belirlemektedir. İşverenin iş güvenliği yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında belirtildiği gibi “acil müdahale durumlarında nasıl hareket edileceğinin önceden belirlenmesi, bu kapsamda verilecek eğitimlerin uygun tatbikat senaryoları dahilinde periyodik olarak yaptırılarak… içselleştirilmesinin sağlanması gerektiği” gibi somut kriterlerle denetlenmektedir (ilkDerece-İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi-2015/463-2019/443). Kusur oranlarının, maluliyet derecesinin ve tazminat miktarının hesaplanmasında bilirkişi raporları kilit rol oynamaktadır.
Usul Hukukunun Belirleyiciliği: Davanın esasına girilebilmesi dahi usuli kurallara sıkı sıkıya bağlıdır. Arabuluculuğa başvurulmaması, harçların eksik yatırılması, davanın yanlış mahkemede açılması (görevsizlik) veya davacının talebini aşan bir hüküm kurulması (taleple bağlılık ilkesinin ihlali) gibi usuli hatalar, hak kaybına veya yargılamanın uzamasına neden olabilmektedir.
Sonuç
Gemilerde yaşanan iş kazaları sonrasında izlenmesi gereken hukuki yol, bütüncül bir strateji gerektiren, dikkatli ve bilinçli adımlar atılmasını zorunlu kılan bir süreçtir. Özetle, kazazede veya hak sahipleri şu adımları izlemelidir:
Derhal Tespit ve Bildirim: Kazanın bir “iş kazası” olduğunun SGK nezdinde tespitini sağlamak veya bu mümkün olmazsa mahkemede tespit davası açmak.
Doğru Hukuki Zemin ve Mahkeme Seçimi: Uyuşmazlığın niteliğine göre Deniz İş Kanunu, TTK veya genel hükümlere dayanarak görevli olan İş Mahkemesi veya Ticaret Mahkemesi’nde dava açmak.
Kapsamlı Sorumluluk Tespiti: Sadece işvereni değil, donatan, işleten gibi tüm müteselsil sorumluları davaya dahil etmek.
Tüm Hakların Talep Edilmesi: Maddi ve manevi tazminat, destekten yoksun kalma tazminatı gibi tüm hakları talep ederken, alacağı güvence altına almak için “gemi üzerine kanuni rehin hakkı” tesisini de istemek.
Delillerin Toplanması: Kusur ve maluliyet oranlarını belirleyecek uzman bilirkişi raporları alınmasını sağlamak ve varsa ceza davası dosyasını delil olarak sunmak.
Usuli Yükümlülüklere Riayet: Arabuluculuk, harçlar, dava açma süreleri gibi usuli gerekliliklere titizlikle uymak.
Bu çok aşamalı ve karmaşık süreç, denizcilik hukuku alanında uzman bir hukuki yardım almayı kaçınılmaz kılmaktadır. Yargı kararları, doğru adımlar atıldığında mağdurların haklarını etkin bir şekilde koruyabildiğini, ancak usuli veya esasa ilişkin hataların ciddi hak kayıplarına yol açabildiğini net bir şekilde göstermektedir. Bir makale önerisi.

Neden Tuzla Avukat Desteği Gerekli?
Tuzla, Türkiye’nin en önemli gemi inşa ve bakım-onarım merkezlerinden biri olup, aynı zamanda yoğun deniz trafiğine sahip bölgelerden biridir. Bu nedenle, Tuzla’da görev yapan avukatlar, hem Deniz İş Kanunu hem Türk Ticaret Kanunu hem de uluslararası denizcilik hukuku konularında özel bilgi ve tecrübeye sahiptir. Gemilerde yaşanan iş kazaları, yalnızca iş hukuku perspektifinden değil; deniz ticareti, sigorta, sosyal güvenlik ve ceza hukuku boyutlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Tuzla’da faaliyet gösteren denizcilik hukuku deneyimli avukatlar:
Bölgedeki tersaneler, gemi işletmeleri ve sigorta şirketleri ile ilgili yerel uygulamaları yakından bilir.
SGK, liman başkanlığı, denizcilik idaresi gibi kurumlarla sürecin hızlı yürütülmesi için doğru iletişim kanallarını kullanır.
“Gemi üzerine kanuni rehin hakkı” gibi denizcilik sektörüne özgü hukuki güvenceleri etkin şekilde uygular.
Hem uluslararası denizcilik sözleşmelerinin hem de yerel mevzuatın kesişim noktasında doğabilecek ihtilafları önceden öngörerek stratejik adımlar atar.
Bu nedenle, gemilerde yaşanan iş kazaları sonrasında hak kaybı yaşamamak ve süreci en kısa sürede sonuçlandırmak için, İstanbul, Tuzla avukat, Pendik avukat, Kartal avukat, Maltepe avukat, Gebze avukat, Aydınlı avukat, Orhanlı avukat, Tepeören avukat, Darıca avukat, Bayramoğlu avukat veya Çayırova avukat, Şekerpınar avukat, Güzelyalı avukat gibi bölgelerde Tuzla’da denizcilik hukuku alanında uzman bir avukattan profesyonel destek almak büyük önem taşır.

