
Giriş
Bu çalışma, bir ikamette ele geçirilen uyuşturucu maddelerden dolayı aynı evde yaşayan aile fertlerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin yargı kararlarının analizini içermektedir. Yargı mercileri, uyuşturucu maddelerin evde bulunması durumunda “tüm ailenin” otomatik olarak sorumlu tutulup tutulmayacağını, ceza hukukunun şahsiliği ve somut delil ilkeleri çerçevesinde değerlendirmektedir.
1. Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği ve Somut Delil Şartı
Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri kararlarında ortak vurgu, uyuşturucu maddenin bir evde ele geçirilmiş olmasının, o evde yaşayan herkesin suçtan sorumlu tutulması için yeterli olmadığıdır. Ceza sorumluluğu için sanığın uyuşturucu maddeyle ilgisini gösteren, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil aranmaktadır.
Bireysel Sorumluluk: Yargıtay 20. Ceza Dairesi (2015/16295 E.K), evde uyuşturucuyla yakalanan bir sanık hakkında, uyuşturucuyla ilgisini gösteren kesin delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Benzer şekilde, Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2014/9507 E.), sanığın evinde ele geçen maddeyle ilgili diğer aile üyelerinin soyut beyanları dışında delil yoksa beraat kararı verilmesini onamıştır.
Mekânsal Yakınlık Yetersizliği: Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2023/12514 E.), sanığın sırf uyuşturucu bulunan evde olmasının tek başına mahkûmiyete yeterli delil kabul edilemeyeceğine hükmetmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi (2015/1198 E.) de aynı evde ikamet etmenin, diğer sanıkların eylemlerine iştirak edildiğini kanıtlamayacağını vurgulamıştır.
2. “Hayatın Olağan Akışı” Argümanı ve Mahkemelerin Yaklaşımı
Bazı ilk derece mahkemeleri, evde bulunan yüklü miktardaki uyuşturucudan aile fertlerinin haberdar olmamasının “hayatın olağan akışına aykırı” olduğu gerekçesiyle mahkûmiyet kararı verse de, üst mahkemeler bu yaklaşımı genellikle “tahmin ve yoruma dayalı” bularak bozmaktadır.
Bozma Gerekçeleri: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi (2017/1160 E.), babasıyla aynı evde yaşayan oğulun, evdeki uyuşturucudan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu yönündeki yerel mahkeme gerekçesini reddederek, somut delil yokluğunda beraat kararı vermiştir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2023/2699 E.) de benzer bir olayda, aynı evde kalmanın uyuşturucuyla ilgi kurmak için yeterli olmadığını belirtmiştir.
İstisnai Durumlar: Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2022/848 E.) bir kararında; eş ve çocukların uyuşturucuyu birlikte temin ettikleri, evde hassas terazi bulunduğu ve geçimlerini bu işten sağladıkları anlaşıldığında, ailenin iştirak halinde suç işlediğini kabul ederek mahkûmiyet hükmünü onamıştır.
3. Aile Fertlerinin Konumu ve Delil Değerlendirmesi
Mahkemeler; parmak izi, iletişim kayıtları (HTS), tanık beyanları ve uyuşturucunun saklandığı yer gibi unsurları her aile ferdi için ayrı ayrı değerlendirmektedir.
Parmak İzi ve Aidiyet: Yargıtay 8. Ceza Dairesi (2024/2906 E.), uyuşturucu bulunan kavanozda parmak izi çıkan aile üyesini sorumlu tutarken, irtibatı tespit edilemeyen suça sürüklenen çocuk hakkında beraat kararı vermiştir. Ancak başka bir kararda (2024/18095 E.), evdeki kaplar üzerinde parmak izi çıkmasının, birlikte yaşayan üvey kızın suça iştirak ettiğini kanıtlamaya tek başına yetmeyeceği belirtilmiştir.
Eşlerin Durumu: Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2021/17131 E.), evde yüklü miktarda uyuşturucu bulunmasına rağmen, eşin bu maddelerle ilgisi olduğuna dair yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle uyuşturucu ticareti suçundan beraat etmesi gerektiğini savunmuştur. Ankara BAM 18. Ceza Dairesi (2019/2325 E.) ise evde bulunan uyuşturucudan dolayı eşi değil, sadece uyuşturucuyu kullandığını kabul eden sanığı sorumlu tutmuştur.
4. Suç Delillerini Yok Etme veya Gizleme (TCK 281) Ayrımı
Evde uyuşturucu bulunması durumunda, aile fertlerinin uyuşturucuyu yok etmeye veya saklamaya çalışması her zaman “uyuşturucu ticareti” suçuna iştirak olarak kabul edilmemektedir.
Nitelik Değişimi: Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2017/511 E.), evdeki uyuşturucuyu sobaya atarak veya banyoya dökerek yok etmeye çalışan kayınpeder ve gelinin eyleminin “uyuşturucu ticareti” değil, TCK 281 kapsamında “suç delillerini yok etme” suçunu oluşturabileceğine hükmetmiştir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2021/17131 E.) de polisin gelmesi üzerine kendisine verilen uyuşturucuyu saklayan eşin eylemini aynı kapsamda değerlendirmiştir.
5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam
İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, evde uyuşturucu bulunması durumunda sorumluluğun sınırlarına dair ek bağlam sunmaktadır:
Mekânsal Birliktelik: Yargıtay 20. Ceza Dairesi (2015/221 E.), sanıkların sadece aynı yerde bulunduklarını gösteren HTS kayıtlarının mahkûmiyet için yeterli olmadığını, uyuşturucuyla somut bir bağ kurulması gerektiğini vurgulamıştır.
Ev Sorumluluğu: Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2019/6001 E.), sorumluluğunda bulunan evde uyuşturucu ele geçirilen sanığın, maddelerden haberdar olduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Misafir ve Diğer Kişiler: Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2019/4084 E.), sanığa ait olmayan ve içinde dört kişinin daha bulunduğu bir evde ele geçen uyuşturucuyu sanığın üstlenmesi durumunda, diğer kişilerin sorumluluğunun ayrıca incelenmesi gerektiğine işaret etmiştir.
Menfaat Çatışması: Yargıtay 8. Ceza Dairesi (2024/2209 E.), aynı evde yaşayan baba ve oğulun birbirini suçlayan savunmalar yapması durumunda aralarında menfaat çatışması oluşacağını ve ayrı müdafilerle temsil edilmeleri gerektiğini belirtmiştir.
Sonuç Yargı kararları uyarınca, evde uyuşturucu bulunması durumunda tüm aile fertlerinin otomatik olarak sorumlu tutulması söz konusu değildir. Her bir aile ferdi için; uyuşturucu maddeyle doğrudan bağını gösteren somut deliller (parmak izi, ikrar, iştirak iradesi vb.) aranmaktadır. Sadece aynı evde ikamet etmek veya uyuşturucunun varlığından haberdar olmak, uyuşturucu ticareti suçundan mahkûmiyet için yeterli görülmemekte; delil yetersizliği durumunda “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği beraat kararları verilmektedir. Ancak aile fertlerinin uyuşturucuyu saklama veya yok etme yönündeki aktif çabaları, uyuşturucu ticareti yerine “suç delillerini gizleme” suçundan sorumluluk doğurabilmektedir. Bir yazı önerisi.

Evde uyuşturucu bulunursa aynı evde yaşayan herkes tutuklanır mı?
Hayır. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına göre, aynı evde yaşamak tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz. Uyuşturucu maddeyle her bir kişi arasında somut, kesin ve kişisel delil bulunması gerekir. Parmak izi, ikrar, iletişim kayıtları (HTS), fiili hâkimiyet veya iştirak iradesi ortaya konulmadıkça, yalnızca evde bulunmak veya akraba olmak nedeniyle mahkûmiyet kararı verilemez. Delil yoksa “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uygulanır.
Eşim ya da çocuğum uyuşturucu ticareti yapıyorsa ben de sorumlu olur muyum?
Hayır, otomatik olarak sorumlu olunmaz. Ceza hukukunda sorumluluk şahsidir. Eşin veya çocuğun uyuşturucu ticareti yaptığı iddiası, diğer aile fertleri açısından ayrı ayrı ve somut delillerle ispatlanmalıdır. Yargıtay uygulamasında; eş veya çocuk hakkında, uyuşturucu maddeyle bilinçli bağlantı kurulamadığı durumlarda beraat kararları verilmektedir. Sadece aynı evde yaşamak veya akrabalık bağı, iştirak için yeterli kabul edilmemektedir.
Evde bulunan uyuşturucuyu saklamak veya yok etmek hangi suçu oluşturur?
Bu durum her zaman uyuşturucu ticareti suçuna iştirak anlamına gelmez. Yargıtay içtihatlarına göre; aile fertlerinin uyuşturucuyu sobaya atması, banyoya dökmesi veya geçici olarak saklaması, olayın koşullarına göre TCK 281 – suç delillerini yok etme veya gizleme suçunu oluşturabilir. Bu ayrım son derece önemlidir; çünkü TCK 281 kapsamındaki suçun cezası, uyuşturucu ticareti suçuna göre çok daha hafiftir. Yanlış nitelendirme yapılması, ağır ve orantısız cezalarla karşılaşılmasına neden olabilir.
Neden Uzman Ceza Avukatı Desteği Gerekir?
Evde uyuşturucu bulunmasına ilişkin dosyalar, ilk bakışta “basit” gibi görünse de uygulamada en fazla hatalı mahkûmiyet riskinin bulunduğu ceza dosyaları arasındadır. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında görüldüğü üzere, aynı evde yaşamak, akrabalık bağı veya mekânsal yakınlık, tek başına ceza sorumluluğu doğurmamakta; ancak bu ayrımların doğru şekilde ortaya konulmaması halinde ağır sonuçlar doğabilmektedir.
Bu nedenle, sürecin başından itibaren uzman bir ceza avukatı tarafından yürütülmesi hayati önemdedir.
Neden Avukat Desteği Olmadan Risklidir?
Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi, uygulamada çoğu zaman göz ardı edilmekte; kolluk ve ilk derece mahkemeleri “hayatın olağan akışı” gibi soyut gerekçelerle tüm aile fertlerini sanık haline getirebilmektedir.
Parmak izi, HTS, ikrar, tanık beyanı gibi delillerin hukuka uygunluğu ve kişiye aidiyeti, teknik ve hukuki bilgi olmaksızın etkili şekilde tartışılamamaktadır.
Uyuşturucu ticareti (TCK 188) ile suç delillerini gizleme/yok etme (TCK 281) arasındaki ayrım doğru kurulmadığında, çok daha ağır cezalarla karşılaşılması söz konusu olabilmektedir.
Aynı evde yaşayan aile fertleri arasında menfaat çatışması doğması halinde, ayrı savunma stratejileri geliştirilmediği takdirde savunma hakkı zedelenmektedir.
Uzman Ceza Avukatı Ne Sağlar?
Her aile ferdi bakımından ayrı ayrı delil analizi yapılmasını sağlar
“Hayatın olağan akışı” gerekçesine dayalı varsayımsal mahkûmiyetlerin önüne geçer
Yargıtay ve BAM içtihatlarına dayalı beraat odaklı savunma stratejisi kurar
Gerektiğinde suç vasfının TCK 281’e dönüştürülmesini sağlar
Hukuka aykırı delillerin dosyadan çıkarılmasını talep eder
İstanbul – Tuzla – Kartal – Pendik, Gebze, Çayırova Bölgesinde Uzman Destek
Uyuşturucu suçları, teknik delil değerlendirmesi ve güçlü içtihat bilgisi gerektiren özel uzmanlık alanıdır. Bu tür dosyalarda, ceza hukuku alanında yoğun tecrübeye sahip bir avukatla çalışmak, çoğu zaman özgürlük ile mahkûmiyet arasındaki farkı belirler.
2M Hukuk Avukatlık Bürosu, uyuşturucu suçları ve aile fertlerinin ceza sorumluluğu konusunda;
İstanbul, Tuzla, Kartal ve Çayırova bölgelerinde etkin savunma hizmeti sunmaktadır. Erken hukuki müdahale, telafisi mümkün olmayan sonuçların önüne geçer. Uyuşturucu dosyalarında “herkes sorumlu” anlayışına karşı, hukuka ve somut delile dayalı savunma için mutlaka uzman avukat desteği alınmalıdır.



