Yurtdışında alınan çocuk velayeti kararı Türkiye’de geçerli olur mu?

1. Genel Prensip: Tanıma ve Tenfiz Zorunluluğu

Yurtdışında alınan çocuk velayeti kararı Türkiye’de geçerli olur mu? Yurtdışında alınan çocuk velayeti kararları, Türkiye’de doğrudan geçerli ve icra edilebilir nitelikte değildir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50. maddesi uyarınca, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilen ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından “tenfiz” kararı verilmesine bağlıdır. Tanıma ise, MÖHUK’un 58. maddesi uyarınca yabancı mahkeme kararına kesin delil veya kesin hüküm vasfı kazandırır. Tenfiz kararı alınmadıkça, yabancı bir velayet ilamının Türkiye’de icra edilmesi hukuken mümkün değildir.

2. Tenfiz ve Tanıma Şartları

Yargıtay kararları uyarınca, bir velayet kararının Türkiye’de tenfiz edilebilmesi için MÖHUK’un 54. maddesinde yer alan şu şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekir:

Kesinleşme ve Apostil: Kararın verildiği ülke kanunlarına göre kesinleşmiş olması, kesinleşme şerhini içermesi ve usulüne uygun apostil şerhi ile tercümesinin sunulması zorunludur.

Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma, kanun hükmü veya fiili uygulama bulunmalıdır. Örneğin, Bulgaristan ve Kazakistan ile yapılan adli yardım anlaşmaları bu şartı sağlamaktadır. Ancak ABD (North Carolina) gibi bazı eyaletlerle karşılıklılığın bulunup bulunmadığı mahkemece titizlikle araştırılmalıdır.

Kamu Düzenine Aykırılık Bulunmaması: Kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gerekir. Velayetin düzenlenmesi Türkiye’de kamu düzenine ilişkin bir konu olarak kabul edilmektedir.

Savunma Hakkına Riayet: Kendisine karşı tenfiz istenen tarafın, yabancı mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrılmış olması ve savunma hakkının ihlal edilmemiş olması şarttır. Lüksemburg Sözleşmesi uyarınca, davalıya savunma imkanı tanınmadan gıyabında verilen kararların tenfizi reddedilmektedir.

3. Uluslararası Sözleşmelerin Uygulanması

Velayet kararlarının tanınması ve tenfizinde Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler öncelikli olarak dikkate alınır:

1980 Lüksemburg Sözleşmesi: Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi uyarınca, akit devletlerden birinde verilen velayet kararı, diğer devlette esastan inceleme yapılmaksızın tanınmalı ve tenfiz edilmelidir.

1980 Lahey Sözleşmesi: Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine Dair Sözleşme kapsamında, çocuğun mutat meskenine iadesi davalarında yabancı velayet kararları önemli bir dayanak teşkil eder. Anayasa Mahkemesi, iade prosedüründe yabancı velayet kararının varlığının her zaman şart olmadığını ancak mevcut kararların çocuğun yararı çerçevesinde değerlendirildiğini belirtmiştir.

4. Ortak Velayet ve Kamu Düzeni Denetimi

Yargıtay’ın geçmişteki bazı kararlarında, yabancı mahkemelerce verilen “ortak velayet” kararları Türk hukukundaki “velayetin eşlerden birine verilmesi zorunluluğu” (TMK md. 336) nedeniyle kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemiştir. Ancak güncel içtihatlar ve Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda; 6684 sayılı Kanun ile onaylanan 7 No.lu Protokol uyarınca, ortak velayet düzenlemesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığı ve Türk toplumunun temel yapısını ihlal etmediği kabul edilmektedir. Bu nedenle, tarafların çekişmesi yoksa yabancı mahkemenin ortak velayet kararları Türkiye’de tanınabilmektedir.

5. Velayetin “Askıda” Kalması Durumu

Yabancı mahkemenin boşanma kararı Türkiye’de tanınmış olsa bile, eğer velayet konusunda bir hüküm kurulmamışsa veya velayet hükmü Türk kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemişse, velayet hakkı Türkiye’de “askıda” kalmış sayılır. Bu durumda, çocuğun Türkiye’deki yerleşim yeri dikkate alınarak yetkili Türk Aile Mahkemelerinde velayetin düzenlenmesi için bağımsız bir dava açılması gerekmektedir.

6. Yargılama Usulü

Tanıma ve tenfiz istemleri basit yargılama usulüne tabidir. Dava dilekçesinin ve duruşma gününün karşı tarafa tebliği zorunludur. Davalıya itiraz hakkı tanınmadan dosya üzerinden karar verilmesi, Yargıtay tarafından bozma sebebi sayılmaktadır.

7. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, velayet kararlarının farklı hukuki süreçlerdeki etkisine dair şu ek bağlamları sunmaktadır:

Çocuk İadesi Davaları: Lahey Sözleşmesi kapsamındaki iade davalarında, yabancı mahkemenin velayet veya ikametgah belirleme hakkına dair kararları, “hukuka aykırı alıkoyma” olgusunun ispatında bağlayıcı delil olarak kullanılmaktadır. Bu süreçte kararın ayrıca tenfiz edilmesi zorunluluğu aranmayabilmektedir.

Nafaka Kararları: Velayetle birlikte hükmedilen iştirak nafakası kararları da MÖHUK 50 vd. maddeleri uyarınca tenfiz edilebilir. Reşit olan çocuklar yönünden nafaka tenfizi taleplerinde hukuki yarar şartı gözetilmektedir.

Ticari Kararlarla Kıyas: Genel tanıma-tenfiz rejimi (MÖHUK 50-58), ticari alacaklardan aile hukukuna kadar geniş bir yelpazede benzer usuli şartlara (kesinleşme, karşılıklılık, kamu düzeni) tabidir; ancak velayet kararlarında “çocuğun üstün yararı” ve “kamu düzeni” denetimi çok daha sıkı uygulanmaktadır. Bir yazı önerisi.

Yurtdışı Velayet Kararlarında Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Yurtdışında verilen çocuk velayeti kararlarının Türkiye’de geçerli hale gelebilmesi, tanıma ve tenfiz gibi teknik ve çok katmanlı hukuki süreçlere bağlıdır. Bu süreçler, yalnızca usuli bir başvurudan ibaret olmayıp; MÖHUK hükümleri, uluslararası sözleşmeler, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ile birlikte Türk kamu düzeni ve çocuğun üstün yararı kriterlerinin birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılar.

Uygulamada en sık karşılaşılan hatalar; kesinleşme ve apostil eksiklikleri, yanlış yetkili mahkemede dava açılması, savunma hakkının ihlal edildiği iddialarının yeterince karşılanamaması ve özellikle ortak velayet kararlarında kamu düzeni denetiminin doğru yönetilememesidir. Bu tür usul ve strateji hataları, davanın reddine veya sürecin aylarca uzamasına neden olabilmektedir.

Özellikle İstanbul gibi yabancılık unsuru içeren aile hukuku uyuşmazlıklarının yoğun olduğu büyük şehirlerde; yurtdışı velayet, çocuk iadesi ve nafaka bağlantılı dosyaların, bu alanda uzmanlaşmış bir avukat tarafından yürütülmesi kritik öneme sahiptir. Her ülke kararının ve her somut olayın farklı hukuki sonuçlar doğurduğu dikkate alındığında, standart dilekçelerle ilerlemek ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Bu nedenle, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi sürecinde; hem uluslararası sözleşmelere hâkim, hem de güncel içtihatları yakından takip eden bir hukuk bürosundan destek alınması, sürecin hızlı, doğru ve çocuğun yararına uygun şekilde sonuçlanmasını sağlar.
2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli olarak, yurtdışı velayet kararlarının tanıma ve tenfizi başta olmak üzere uluslararası aile hukuku alanında profesyonel hukuki destek sunmaktadır.

Read More

Geçici Koruma Hakkında En Çok Merak Edilen Sorular (2025 Güncel – Net, Doğru ve Resmî Bilgilerle)

Geçici koruma sahibi kişiler çalışma iznine başvurabilir mi?

Evet. Geçici koruma sağlanan yabancılar, Geçici Koruma Kimlik Belgesinin düzenlendiği tarihten itibaren 6 ay geçtikten sonra çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti için başvuruda bulunabilirler.

Geçici koruma kapsamındayım, uzun dönem ikamet iznine başvurabilir miyim?

Hayır. Geçici Koruma Kimlik Belgesi, uzun dönem ikamet iznine geçiş hakkı sağlamaz.

Geçici koruma kapsamındayım, sağlık hizmetlerinden yararlanabilir miyim?

Evet. Kayıt altına alınarak Geçici Koruma Kimlik Belgesi düzenlenmiş olan Suriyeliler, ikamet ettikleri il sınırları içinde sağlık hizmetlerinden yararlanabilmektedir.

Geçici koruma kapsamındayım, eğitim hizmetlerinden yararlanabilir miyim?

Evet. Geçici koruma kimlik belgesi bulunan Suriyeliler, Milli Eğitim Bakanlığı düzenlemeleri kapsamında ilk ve ortaöğretim kurumlarına kayıt yaptırabilirler. Ayrıca bu belge ile üniversitelerde öğrenim görebilirler.

Geçici koruma kapsamındayım, barınma merkezlerinde kalabilir miyim?

Evet. Geçici Barınma Merkezlerine yerleştirilmek isteyenler, kayıtlı oldukları ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğü ile görüşerek taleplerini iletebilirler.

Geçici koruma kapsamında çalışma iznim var, Türkiye dışına çıkış–giriş yapabilir miyim?

Hayır. Geçici koruma kapsamında bulunan kişiler, Göç İdaresinden alınan resmî izinler dışında yurt dışına çıkış yaptıkları takdirde Geçici Koruma Kartları iptal edilir.
Ayrıca iller arası seyahat için de kayıtlı olunan ilin İl Göç İdaresinden izin alınması zorunludur.

Üçüncü bir ülkeye çıkış yapılması halinde geçici koruma sona erer mi?

Evet. Geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin üçüncü bir ülkeye çıkış yapmaları veya insani nedenlerle başka bir ülkeye kabul edilmeleri halinde geçici korumaları bireysel olarak sona erer.

Kimler geçici koruma kapsamına alınmaktadır?

28/04/2011 tarihinden itibaren, Suriye Arap Cumhuriyeti’nde meydana gelen olaylar nedeniyle Türkiye’ye kitlesel veya bireysel olarak gelen veya sınırlarımızı geçen Suriye vatandaşları, vatansızlar ve mülteciler geçici koruma altına alınmaktadır.

Geçici koruma kayıt işlemleri nasıl ve nerede yapılır?

Kayıt işlemleri, Başkanlıkça belirlenen Geçici Barınma Merkezleri bünyesindeki sevk merkezlerinde yürütülür. Geçici korumaya ilişkin tüm işlemler bu merkezlerde takip edilir.

Geçici koruma kapsamına alınma kararı nasıl verilir?

Ülkemize kitlesel göç yaşanması halinde, Cumhurbaşkanlığı kararı ile geçici koruma uygulanıp uygulanmayacağına karar verilir.

Irak uyruklu yabancılar geçici koruma kapsamına alınır mı?

Hayır. Geçici koruma uygulaması, Suriye Arap Cumhuriyeti’nden gelen kişiler için uygulanmaktadır.

Geçici koruma uygulaması ne zaman başladı, ne zaman bitecek?

Geçici koruma uygulaması, 22/10/2014 tarihli Geçici Koruma Yönetmeliği’nin yürürlüğe girmesiyle başlamıştır. Bitiş tarihi belirli değildir ve Cumhurbaşkanlığı kararıyla sona erdirilebilir.

Geçici koruma kapsamındaki yabancılar hangi illerde kalabilir?

Kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığı açısından sakınca bulunmaması halinde, Başkanlıkça belirlenen illerde kalmalarına izin verilebilir.

Geçici koruma kapsamında il değiştirmek isteyenler ne yapmalıdır?

Kayıtlı olunan ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğünden izin alınması gerekir. İş, eğitim, sağlık veya akrabalık gibi makul bir gerekçe varsa Yol İzin Belgesi düzenlenebilir.

Gönüllü geri dönüş yapan Suriyeliler için prosedür nasıldır?

Gönüllü geri dönüş yapmak isteyenler, randevu.goc.gov.tr üzerinden randevu alır. İl Göç İdaresindeki işlemler tamamlandıktan sonra 15 gün süreli yol izin belgesi düzenlenir ve sınır kapısından çıkış yapılır.

Gönüllü geri dönüş yaptıktan sonra tekrar Türkiye’ye gelenler ne yapmalıdır?

Tekrar giriş yapan kişi, bulunduğu ilin İl Göç İdaresine başvurur. Mülakat yapılır ve geçici koruma hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilir.

Geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler ikamet izni alabilir mi?

Gerekli şartları sağlamaları halinde, bulundukları ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğüne başvurarak ikamet izni talebinde bulunabilirler.

Türk vatandaşı ile evlenen geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler vatandaşlık alabilir mi?

Geçici koruma kapsamında geçirilen süreler, evlenme yoluyla vatandaşlık kazanımında hesaplamaya dahil edilmez. Ancak 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu uyarınca başvuru yapılabilir. Yetkili kurum Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüdür.

Evlenme ehliyet belgesi nereden alınır?

Geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler, İl Göç İdaresi Müdürlüklerine başvurarak ve E-Devlet üzerinden evlenme ehliyet belgesi alabilirler.

Üniversitede okuyan geçici koruma sahipleri öğrenci ikamet izni alabilir mi?

Mevcut statüleriyle eğitim alma hakları vardır. Öğrenci ikamet izni almak isteyenler, şartları taşıyıp taşımadıkları konusunda İl Göç İdaresinden bilgi almalıdır.

Geçici koruma kimlik belgesini kaybedenler ne yapmalı?

Emniyetten kayıp/çalıntı tutanağı alınmalı ve İl Göç İdaresine başvurulmalıdır. Tutanak yoksa gazete ilanı verilmesi gerekir.

Geçici koruma kapsamındaki bir Suriyeli bebeğin doğum kaydı nasıl yapılır?

Hastaneden veya muhtarlıktan alınan doğum belgesiyle birlikte Nüfus ve Kayıt Merkezine başvurulur. Ebeveynlerin geçici koruma kimlikleri gereklidir.

Geçici koruma kimlik belgesi Türk vatandaşlığına başvuru hakkı sağlar mı?

Hayır. Geçici koruma kimlik belgesi, Türkiye’de kalış hakkı sağlar, ancak doğrudan vatandaşlık başvuru hakkı tanımaz.

Geçici koruma için nereye kayıt yaptırılır?

Bulunduğunuz ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğüne başvurabilirsiniz. İstanbul’da Kumkapı ve Sultanbeyli Koordinasyon Merkezleri yetkilidir. Resmi bilgileri teyit için bakınız.

Read More

Süresi Bitmiş Pasaportla İkamet İzni Başvurusu Yapılabilir mi?

Türkiye’de ikamet izni başvurusu yapmayı planlayan yabancıların en sık sorduğu sorulardan biri şudur:
“Pasaportumun süresi dolduysa ikamet iznine başvurabilir miyim?” Bu sorunun cevabı, uygulamada sıkça yanlış anlaşılan ancak mevzuatta açıkça düzenlenmiş bir kurala dayanmaktadır. Bu yazıda, süresi dolmuş pasaportla ikamet izni başvurusu yapılıp yapılamayacağını ve e-İkamet sistemindeki uygulamanın ne anlama geldiğini açık ve net şekilde ele alıyoruz.

İkamet İzni İçin Pasaport Süresi Şartı Nedir?

İkamet izni başvurularında temel kural şudur: Yabancının pasaportunun (veya pasaport yerine geçen belgesinin), talep edilen ikamet izni süresinden en az 60 gün daha uzun süreli olması gerekir.

Bu şart, ikamet izninin değerlendirme aşamasında zorunlu olarak aranır. Dolayısıyla geçerlilik süresi sona ermiş bir pasaport, ikamet izni verilmesine hukuken engeldir.

Süresi Dolmuş Pasaportla Başvuru Yapılamaz mı?

Burada önemli bir ayrım bulunmaktadır:

Hukuken: Süresi dolmuş pasaportla ikamet izni verilemez.

Teknik olarak (e-İkamet sistemi açısından): e-İkamet sistemi üzerinden, süresi geçmiş bir pasaport bilgisiyle başvuru ekranı doldurulabilir.

Ancak bu durum, başvurunun kabul edileceği anlamına gelmez.

Uygulamada e-İkamet sisteminde, pasaport süresi alanına yeni almayı planladığınız pasaportun geçerlilik süresi girilebilmektedir. Fakat ikamet izni değerlendirme aşamasında, yabancının gerçekten geçerli ve yeterli süreli bir pasaporta sahip olup olmadığı kontrol edilir.

Pasaport Süresi Yetersizse Ne Olur?

İkamet izni talep edilen süreden 60 gün daha uzun geçerliliği olan pasaport sunulamazsa:

Başvuru olumsuz sonuçlanır,

Dosya eksik belge nedeniyle işleme alınmaz veya reddedilir,

Süre kaybı yaşanır ve bazı durumlarda ikamet ihlali riski doğabilir.

Bu nedenle yalnızca sistemden başvuru yapılmış olması, yabancının hukuken güvende olduğu anlamına gelmez.

Doğru Uygulama Nasıl Olmalıdır?

İkamet izni başvurusu yapacak yabancıların:

Öncelikle geçerli bir pasaport temin etmesi,

Pasaport süresinin, talep edilen ikamet izni süresinden en az 60 gün uzun olduğundan emin olması,

Ardından e-İkamet sistemi üzerinden başvuru yapması

    en sağlıklı ve risksiz yöntemdir.

    Sonuç: Sistem Açık Olabilir, Hukuki Şartlar Değişmez

    Özetle; e-İkamet sistemi, süresi dolmuş pasaportla başvuru yapılmasına teknik olarak izin verebilir. Ancak geçerlilik süresi sona ermiş pasaportla ikamet izni hukuken mümkün değildir. Değerlendirme aşamasında esas alınan kriter, fiilen geçerli ve yeterli süreli pasaporttur. Bu nedenle ikamet izni başvurusu öncesinde pasaport süresinin mutlaka kontrol edilmesi, ileride yaşanabilecek ciddi hak kayıplarının önüne geçecektir. Bir yazı önerisi.

    Read More

    Üniversite Değiştiren Yabancı Öğrenciler İçin İkamet İzni Rehberi: Yatay Geçişte Ne Yapılmalı?

    Türkiye’de öğrenim gören yabancı öğrenciler için en sık karşılaşılan durumlardan biri, üniversite değiştirme veya yatay geçiş sürecidir. Özellikle farklı fakülteye geçiş, başka bir üniversiteyi kazanma ya da farklı bir şehirde eğitime devam etme hâllerinde, ikamet izni bakımından izlenmesi gereken prosedürler büyük önem taşır.

    Bu yazıda, X Üniversitesinde eğitim görürken Y Üniversitesini kazanan veya yatay geçiş yapan yabancı öğrencilerin, ikamet izni açısından hangi adımları atması gerektiğini sade ve anlaşılır şekilde ele alıyoruz.

    Aynı İl İçinde Üniversite veya Bölüm Değişikliği

    Yabancı öğrenci;

    Aynı üniversite içinde fakülte veya bölüm değiştiriyorsa

    Ya da aynı il sınırları içerisinde başka bir üniversiteye geçiş yapıyorsa

    ve öğrenciliğe ara vermeden eğitimine devam ediyorsa, mevcut öğrenci ikamet izni geçerliliğini korur.

    Ancak bu durumda dikkat edilmesi gereken en önemli husus şudur: Yabancı öğrenci, değişiklik tarihinden itibaren 20 iş günü içinde, bulunduğu ildeki İl Göç İdaresi Müdürlüğüne fakülte, bölüm veya okul değişikliğini bildirmek zorundadır. Mevcut ikamet izni süresi, yeni öğrenim süresinden daha kısa ise; ikamet izni, öğrenim süresi kadar uzatılır.

    Farklı Bir İlde Üniversiteye Geçiş Durumu

    Eğer yabancı öğrenci, öğrenimine başka bir şehirde devam edecekse prosedür farklıdır.

    Bu durumda: Mevcut ikamet izni, önceki ilde sonlandırılır, Öğrenime devam edilecek yeni ilin valiliği tarafından, yeni üniversitenin öğrenim süresi esas alınarak yeni bir öğrenci ikamet izni düzenlenir. Yani il değişikliği söz konusuysa, sadece bildirim yeterli olmaz; yeni ikamet izni başvurusu yapılması zorunludur.

    En Sık Yapılan Hatalar

    Uygulamada yabancı öğrenciler tarafından en sık yapılan hatalar şunlardır:

    20 iş günlük bildirim süresinin kaçırılması

    İl değişikliği olmasına rağmen eski ikamet izniyle kalmaya devam edilmesi

    Öğrenim süresi ile ikamet izni süresinin uyumsuz olması. Bu tür hatalar, ikamet ihlali, idari para cezası ve ilerleyen süreçte ikamet izni reddi gibi sonuçlara yol açabilir.

    Sonuç: Zamanında Bildirim Hayati Önem Taşır

    Özetle; üniversite, fakülte veya bölüm değişikliği yapan yabancı öğrencilerin, il değişikliği olup olmadığına göre farklı prosedürleri takip etmesi gerekir. Mevzuata uygun ve süresinde yapılan bildirimler sayesinde, öğrenci ikamet izni sorunsuz şekilde devam eder.

    Üniversite değişikliği sürecinde tereddüt yaşanması hâlinde, sürecin hatasız yürütülmesi için yabancılar hukuku alanında uzman hukuki destek alınması, ileride doğabilecek ciddi hak kayıplarının önüne geçecektir. Bir yazı önerisi.

    Read More

    Yabancıların Çalışma İzni ile İlgili En Çok Sorulan Sorular

    Yabancılar İçin Güncel ve Kapsamlı Rehber

    Türkiye’de çalışan veya çalışmayı planlayan yabancıların en sık karşılaştığı konuların başında çalışma izni ile ikamet izni arasındaki ilişki gelmektedir. Özellikle izin sürelerinin bitimine yaklaşılması, izinlerin iptali veya statü değişiklikleri, ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.

    Bu yazıda; çalışma izni süresi dolmadan yapılabilecek başvurulardan, öğrenci ve mülteci statüsündeki yabancıların çalışma haklarına kadar 2025–2026 dönemi için güncel uygulamaları sade ve anlaşılır şekilde ele alıyoruz.

    Çalışma İznim Bitmek Üzereyken İkamet İzni Başvurusu Yapabilir miyim?

    Evet. Yabancılar, çalışma izni süresinin sona ermesine 60 gün kala ve her hâlükârda çalışma izni geçerliliği devam ederken, durumlarına uygun bir ikamet izni türü için başvuru yapabilirler. Bu süre kaçırıldığında, yabancı ikamet ihlali durumuna düşebilir.

    Çalışma İzni Aldıktan Sonra Ayrıca İkamet İzni Gerekir mi?

    Hayır. Türkiye’de geçerli bir çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti, süresi boyunca ikamet izni yerine geçer. Çalışma izninin bitiş tarihi aynı zamanda ikamet hakkının da sona erdiği tarihtir. Ancak önemli bir istisna vardır: Uluslararası koruma başvuru sahipleri, şartlı mülteciler ve geçici koruma kapsamındaki yabancılara verilen çalışma izinleri, ikamet izni yerine geçmez.

    Çalışma İznim İptal Edilirse İkamet Hakkım da Biter mi?

    Çalışma iznine bağlı olarak Türkiye’de bulunan yabancılar açısından, çalışma izninin geçerliliğini yitirmesi hâlinde ikamet hakkı da sona erer. Buna karşılık, yabancının çalışma izninden bağımsız başka bir ikamet izni (örneğin aile ikameti) varsa, çalışma izninin iptali bu ikamet iznini otomatik olarak geçersiz kılmaz.

    Çalışma İznim Varken Türkiye’de Eğitim Alabilir miyim?

    Evet. Çalışma iznine sahip bir yabancı, öğrenci ikamet izni alma şartlarını da taşıyorsa; çalışma izninin ve öğrenci ikamet izninin sağladığı haklardan birlikte yararlanabilir.

    Türkiye İçinden Çalışma İzni Başvurusu İçin Kaç Ay İkamet Gerekir?

    Türkiye’den yapılacak yurt içi çalışma izni başvurularında, yabancının en az 6 ay süreyle geçerli bir ikamet iznine sahip olması gerekir. Başvurular, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın e-İzin sistemi üzerinden yapılmaktadır.

    Çalışma İzni Alınca Göç İdaresine Bildirim Yapmak Gerekir mi?

    Evet. Çalışma izni ile Türkiye’ye giriş yapan yabancılar, ülkeye giriş tarihinden itibaren 20 iş günü içinde, İl Göç İdaresi Müdürlüğüne başvurarak adres kayıt sistemine kayıt yaptırmak zorundadır.

    Geçici Koruma Kapsamındaysam Çalışma İzni Alabilir miyim?

    Geçici koruma altında bulunan yabancılar (örneğin Suriyeliler), geçici koruma kimlik belgesinin düzenlenmesinden 6 ay sonra çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti için başvuruda bulunabilir.

    Mülteci veya İkincil Koruma Statüsündeysem Çalışabilir miyim?

    Evet. Mülteci veya ikincil koruma statüsü sahibi yabancılar, yasaklı meslekler dışında bağımlı veya bağımsız olarak çalışabilir. Bu kişilere verilen kimlik belgeleri, aynı zamanda çalışma izni yerine geçer.

    Öğrenci Olarak Türkiye’deyim, Çalışma İzni Alabilir miyim?

    Türkiye’de örgün öğretime kayıtlı yabancı öğrenciler, çalışma izni almak şartıyla çalışabilir.

    Ön lisans ve lisans öğrencileri: İlk yıl tamamlandıktan sonra, kısmi süreli çalışma

    Lisansüstü öğrenciler: Süre kısıtlaması olmaksızın çalışma hakkı

    Öğrenciler için verilen çalışma izinleri, öğrenci ikamet iznini sona erdirmez.

    Yabancı Futbolcular İçin Çalışma İzni Gerekir mi?

    Profesyonel sporcular ve spor elemanları, Gençlik ve Spor Bakanlığı onayıyla çalışma izni muafiyeti kapsamında değerlendirilir. Bu muafiyet, yabancıya Türkiye’de çalışma ve ikamet hakkı tanır. Bir yazı önerisi.

    Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

    Çalışma izni ve ikamet izni süreçleri; süreler, istisnalar ve statülere göre son derece teknik bir yapıdadır. Yapılan küçük bir hata; ikamet ihlali, tahdit kodu, sınır dışı edilme, Türkiye’ye giriş yasağı
    gibi ağır sonuçlar doğurabilir. Özellikle İstanbul’da Fatih, Esenyurt, Küçükçekmece, Başakşehir, Zeytinburnu, Bağcılar, Avcılar, Pendik ve Tuzla gibi yabancı nüfusun yoğun olduğu ilçelerde bu tür sorunlar çok daha sık yaşanmaktadır. Bu noktada İstanbul Tuzla merkezli olarak faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yabancılar hukuku, çalışma izni, ikamet izni, deport ve tahdit kodları alanlarında müvekkillerine güncel mevzuata uygun ve kişiye özel hukuki danışmanlık sunmaktadır.

    Read More

    Türkiye’de Kaçak Yabancılara Af Var mı? 2025–2026’da Af Devam Edecek Mi? Güncel Durum ve Detaylı Açıklama

    Türkiye’de ikamet izni süresi dolan, vizesi sona eren ya da herhangi bir nedenle yasal statüsünü kaybeden yabancıların en çok merak ettiği sorulardan biri şudur: “Kaçak yabancılara af var mı, devam ediyor mu? 2026 da devam edecek mi?” Bu yazıda, kamuoyunda “kaçak yabancılara af” olarak bilinen uygulamanın gerçekte ne anlama geldiğini, kimleri kapsadığını ve 2025–2026 döneminde durumun ne olduğunu sade ve anlaşılır bir dille ele alıyoruz

    Kaçak Yabancılara Af Ne Demektir?

    Öncelikle önemli bir noktayı netleştirmek gerekir: Türkiye’de yürürlükte olan genel bir kaçak yabancılar affı yasası bulunmamaktadır. Ancak buna rağmen, özellikle son yıllarda uygulanan bazı idari düzenlemeler, belirli şartları taşıyan yabancıların ülkeden çıkmadan yeniden yasal statü kazanmasına imkân tanımaktadır. Bu nedenle halk arasında bu uygulamalar “af” olarak adlandırılmaktadır. Yani burada söz konusu olan şey, klasik anlamda bir af değil; yasal statüye dönüş imkânı sağlayan istisnai bir uygulamadır.

    2025 Yılında Bu Uygulama Devam Ediyor mu?

    Evet. 2025 yılı itibarıyla, özellikle ev hizmetlerinde çalışan yabancılar açısından bu uygulama fiilen devam etmektedir. İkamet izni süresi dolmuş, vize ihlali yapmış ya da daha önce ikamet başvurusu reddedilmiş yabancılar için; doğru koşullar sağlandığında, çalışma izni üzerinden yeniden yasal statü elde etmek mümkündür. Bu uygulama sayesinde: Yabancı kişinin ülkeden çıkması gerekmez, Deport (sınır dışı) riski büyük ölçüde ortadan kalkar, Çalışma izni alındığında ikamet hakkı da kazanılır.

    Kimler Bu “Af” Kapsamından Yararlanabilir?

    Uygulamanın kapsamı sanıldığı kadar geniş değildir. En kritik nokta, çalışma alanıdır. Bu imkândan genellikle şu kişiler yararlanabilir: Çocuk bakıcısı olarak çalışan yabancılar, Yaşlı veya hasta bakımı yapan yabancılar. Restoran, kafe, fabrika, mağaza, ofis gibi ticari işletmelerde çalışan yabancılar bu kapsamda değerlendirilmez.

    Başvuru İçin Ülkeden Çıkmak Gerekir mi?

    Hayır. Aksine, çoğu durumda ülkeden çıkış yapmak süreci daha da zorlaştırabilir. Doğru strateji, Türkiye’den ayrılmadan önce başvurunun yapılması ve sürecin hukuka uygun şekilde yürütülmesidir.

    Hangi Durumlarda Başvuru Reddedilir?

    Her başvuru otomatik olarak kabul edilmez. Özellikle şu durumlar risklidir: Güvenlik veya tahdit kodu bulunması, Gerçekte ev hizmeti olmadığı hâlde bu şekilde başvuru yapılması, İşverenin ekonomik yeterliliğinin olmaması, Yanlış veya eksik beyan. Bu nedenle başvuruların hukuki zemini doğru kurulmadan yapılması ciddi sonuçlara yol açabilir.

    2026 Yılında Kaçak Yabancılara Af Devam Eder mi?

    Mevcut uygulamalar dikkate alındığında, 2026 yılında da benzer bir sistemin devam etmesi kuvvetle muhtemeldir. Ancak unutulmamalıdır ki bu tür düzenlemeler: Kanundan çok idari uygulamalara dayanır. Şartlar ve kapsam zamanla değişebilir. Bu nedenle her somut olayın güncel mevzuat çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

    Sonuç olarak Gerçekten Af Var mı?

    Özetle: ✔ Genel bir af yasası yok, ✔ Ancak ev hizmetlerinde çalışan yabancılar için fiilî bir yasal statüye dönüş imkânı var, ✔ 2025’te uygulama devam ediyor, ✔ 2026 için beklenti olumlu, ancak dikkatli olunmalı. Bir yazı önerisi.

    Kaçak Yabancılara Af Sürecinde Uzman Avukat Desteği Neden Hayati Öneme Sahiptir?

    Kamuoyunda “kaçak yabancılara af” olarak bilinen uygulama, her başvuru için otomatik olarak sonuç doğuran bir hak değildir. Aksine bu süreç; idarenin takdir yetkisine, başvurunun içeriğine ve somut olayın özelliklerine göre farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle sürecin hukuki açıdan doğru kurgulanması son derece önemlidir.

    Özellikle İstanbul gibi yabancı nüfusun yoğun olduğu şehirlerde; ikamet ihlali, vize aşımı, kaçak çalışma ve deport riski iç içe geçmiş durumdadır. Uygulamada en sık karşılaşılan dosyalar; Fatih, Esenyurt, Küçükçekmece, Başakşehir, Zeytinburnu, Bağcılar, Avcılar, Sultanbeyli, Pendik ve Tuzla gibi ilçelerde yaşayan yabancılara ilişkindir. Bu bölgelerde yapılan hatalı başvurular, çoğu zaman doğrudan tahdit kodu tanımlanması ve sınır dışı işlemleriyle sonuçlanabilmektedir.

    Bu kapsamda;

    Yabancı hakkında G, Ç, N gibi tahdit kodlarının bulunup bulunmadığının önceden tespiti,

    Başvurunun gerçekten ev hizmetleri kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin hukuken analiz edilmesi,

    İşverenin maddi ve hukuki yeterliliğinin mevzuata uygun şekilde ortaya konulması,

    Eksik, çelişkili veya gerçeğe aykırı beyanların deport ve giriş yasağına yol açmaması,

    Ret hâlinde itiraz, yeni başvuru veya dava yolunun doğru belirlenmesi

    ancak yabancılar hukuku alanında uzman bir avukat tarafından sürecin baştan sona yönetilmesiyle mümkündür.

    Bu noktada, İstanbul Tuzla merkezli olarak faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yabancılar hukuku, ikamet ve çalışma izni başvuruları, deport işlemleri ve tahdit kodlarının kaldırılması alanlarında; özellikle İstanbul’un yabancı nüfusunun yoğun olduğu ilçelerde yaşayan müvekkillere etkin ve güncel hukuki danışmanlık sunmaktadır.

    Unutulmamalıdır ki; bu süreçte yapılan hatalar yalnızca başvurunun reddiyle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda sınır dışı edilme, uzun süreli Türkiye’ye giriş yasağı ve ileride yapılacak tüm ikamet ve çalışma izni başvurularının olumsuz etkilenmesi sonucunu doğurabilmektedir.

    Bu nedenle 2025–2026 döneminde “kaçak yabancılara af” kapsamında değerlendirilen her somut olayın, kişiye özel olarak ve güncel mevzuat ışığında, uzman avukat desteğiyle ele alınması hayati önem taşımaktadır.

    Read More

    İdari Gözetim Kararı Nedir, Hangi Şartlarda Verilir, Yasal Süreler ve Usuli Güvenceler Nelerdir?

    Giriş

    İdari Gözetim Kararı Nedir, Hangi Şartlarda Verilir, Yasal Süreler ve Usuli Güvenceler Nelerdir? Bu çalışma idari gözetim kararının ne olduğu, hangi koşullarda verildiği, karar ve geri gönderme merkezine sevk süreçlerindeki yasal süreler, merkezde kalış süresinin azami sınırları ve bu sürece ilişkin usuli güvenceler hakkında kapsamlı bir inceleme sunmaktadır. Analiz, ağırlıklı olarak Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına dayanmaktadır.

    1. İdari Gözetim Kararının Tanımı ve Gerekçeleri

    Yargı kararlarında idari gözetim, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) uyarınca, haklarında sınır dışı etme kararı alınan yabancıların, bu kararın uygulanabilmesi amacıyla valilikler tarafından geri gönderme merkezlerinde (GGM) tutulması olarak tanımlanmaktadır. Bu karar, kişinin özgürlüğünü kısıtlayan idari bir tedbirdir.

    Kararların verilebilmesi için kanunda sayılan belirli koşulların varlığı aranmaktadır. İncelenen kararlarda en sık tekrar eden gerekçeler şunlardır:

    “Kaçma ve kaybolma riski bulunan,”

    “Türkiye’ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal eden,”

    “Sahte ya da asılsız belge kullanan,”

    “Kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar.”

    Bu koşullardan bir veya birkaçının varlığı halinde, valilik tarafından sınır dışı etme kararına ek olarak veya bu karardan sonra idari gözetim kararı alınabilmektedir.

    2. Karar ve Merkeze Götürme Süreçleri

    Yargı kararları, idari gözetim kararının alınması ve kişinin geri gönderme merkezine sevk edilmesi süreçlerine ilişkin net yasal süreler olduğunu ortaya koymaktadır.

    Karar Verme Süresi: Kolluk birimleri tarafından yakalanan ve sınır dışı edilmesi gerektiği değerlendirilen yabancılar hakkında valiliğe derhal bildirim yapılır. Birçok kararda vurgulandığı üzere, “Değerlendirme ve karar süresi kırk sekiz saati geçemez.” Bu süre, valiliğin yabancının durumunu değerlendirip idari gözetim kararı alıp almayacağına karar vermesi için tanınan azami süredir.

    Merkeze Götürme Süresi: İdari gözetim kararı verildikten sonra kişinin geri gönderme merkezine sevki için de yasal bir süre öngörülmüştür. Kararlarda bu durum, “Hakkında idari gözetim kararı alınan yabancılar, yakalamayı yapan kolluk birimince geri gönderme merkezlerine kırk sekiz saat içinde götürülür.” ifadesiyle netleştirilmiştir. İncelenen somut olaylarda bu sürece riayet edildiği, kararın verildiği gün, ertesi gün veya en geç 48 saat içinde kişinin merkeze teslim edildiği görülmektedir.

    3. İdari Gözetim Süresi ve Uzatılması

    Geri gönderme merkezlerinde kalış süresi belirsiz değildir ve kanunla sıkı sürelere bağlanmıştır.

    Azami Süre: Yargı kararlarında istikrarlı bir şekilde belirtildiği üzere, “Geri gönderme merkezlerindeki idari gözetim süresi altı ayı geçemez.” Bu, idari gözetimin ilk aşamadaki yasal üst sınırıdır.

    Sürenin Uzatılması: Belirli istisnai durumlarda bu altı aylık sürenin uzatılması mümkündür. Kararlarda bu durum şu şekilde ifade edilmektedir: “…bu sürenin, sınır dışı etme işlemlerinin yabancının iş birliği yapmaması veya ülkesiyle ilgili doğru bilgi ya da belgeleri vermemesi nedeniyle tamamlanamaması hâlinde en fazla altı ay daha uzatılabileceği…” belirtilmiştir.

    Bu iki düzenleme bir arada değerlendirildiğinde, idari gözetim altında kalış süresinin toplamda on iki ayı (6+6 ay) geçemeyeceği anlaşılmaktadır. Nitekim bir Anayasa Mahkemesi kararında, “Başvurucu 12 aylık azami idari gözetim süresinin dolması üzerine 31/7/2020 tarihinde salıverilmiştir” ifadesiyle bu azami sürenin sonunda kişinin serbest bırakılması gerektiği teyit edilmiştir.

    Yargı kararlarının incelenmesi, idari gözetim sürecine ilişkin önemli usuli güvenceleri ve farklı uygulamaları ortaya koymaktadır:

    Aylık Değerlendirme Zorunluluğu: İdari gözetim süresinin keyfi bir şekilde uzatılmasını önlemek amacıyla kanun koyucu önemli bir denetim mekanizması öngörmüştür. Birçok kararda atıf yapılan bu kurala göre, “İdari gözetimin devamında zaruret olup olmadığı, valilik tarafından her ay düzenli olarak değerlendirilir.” Bu değerlendirme sonucunda gözetimin devamında bir zorunluluk görülmezse, altı aylık sürenin dolması beklenmeksizin karar derhal sonlandırılır. Bu aylık değerlendirmelerin yapılmaması veya sonuçlarının gerekçesiyle birlikte yabancıya tebliğ edilmemesi, kararın hukuka aykırı bulunarak kaldırılmasına neden olabilmektedir.

    Yargısal Denetim: İdari gözetim kararı, idari bir işlem olmasına rağmen doğrudan yargı denetimine tabidir. İdari gözetim altına alınan kişi veya avukatı, bu karara karşı sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Yargı kararlarında, hâkimin bu başvuruyu beş gün içinde sonuçlandırması gerektiği belirtilmektedir. Bu, keyfi tutulmalara karşı hızlı ve etkili bir başvuru yolu sağlamaktadır.

    Farklı Tutulma Yerleri: Kararlar, idari gözetimin her zaman geri gönderme merkezlerinde başlamadığını göstermektedir. Bir vakada, karar verildikten sonra kişinin yaklaşık 24 gün boyunca bir spor salonunda tutulduğu, daha sonra GGM’ye sevk edildiği görülmüştür. Başka bir kararda ise, resmi bir idari gözetim kararı olmaksızın yabancının havalimanının “kabul edilemez yolcu salonu”nda aylarca tutulması, fiili bir özgürlükten yoksun bırakma olarak değerlendirilmiştir. Bu durumlar, uygulamanın yasal çerçeve dışına çıkabildiğini göstermektedir. Bir makale önerisi.

    Sonuç

    Yargı kararları ışığında, idari gözetim; hakkında sınır dışı etme kararı bulunan yabancılar için YUKK’ta belirtilen katı gerekçelere, sürelere ve usullere bağlı olarak uygulanan istisnai bir tedbirdir. Süreç, valiliğin 48 saat içinde karar vermesi ve kararı takiben 48 saat içinde kişinin geri gönderme merkezine sevk edilmesiyle başlar. Geri gönderme merkezindeki kalış süresi kural olarak altı ayı geçemez ancak yabancının iş birliği yapmaması gibi nedenlerle en fazla altı ay daha uzatılarak toplamda on iki aya ulaşabilir. Bu süreç, valiliklerin aylık zorunlu değerlendirmeleri ve sulh ceza hâkimliklerinin hızlı yargısal denetimi gibi önemli güvencelerle çevrelenmiştir. Bu yasal çerçeveye uyulmaması, idari gözetim kararının kaldırılmasına ve hak ihlali iddialarına zemin hazırlamaktadır.

    Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? (Tuzla Geri Gönderme Merkezi – İstanbul Göç İdaresi)

    İdari gözetim kararları, kişilerin özgürlüğünü doğrudan kısıtlayan son derece ağır idari tedbirlerdir ve hem süre hem usul yönünden çok sıkı kurallara tabidir. Yargı kararlarında, sürecin tek bir usule aykırılık nedeniyle bile hukuka aykırı sayılabildiği görülmektedir. Bu nedenle idari gözetim altında bulunan yabancılar için uzman bir avukatla süreci yürütmek hayati önem taşımaktadır.

    Özellikle Tuzla Geri Gönderme Merkezi, İstanbul Göç İdaresi ve diğer geri gönderme merkezlerinde uygulanan idari gözetim süreçlerinde; karar verme süreleri, 48 saatlik sevk süresi, aylık değerlendirme yükümlülükleri, 6+6 aylık azami süre, tebligat zorunlulukları ve sulh ceza hâkimliğine yapılacak başvurular gibi çok sayıda kritik aşama bulunmaktadır.

    Bir avukatın uzman desteği şu nedenlerle gereklidir:

    48 saatlik karar ve sevk süresinin ihlali, kararı hukuka aykırı hâle getirebilir.

    Aylık değerlendirmelerin yapılmaması veya gerekçesiz yapılması, gözetimin kaldırılması sonucunu doğurabilir.

    Sulh ceza hâkimliğine yapılacak başvuruların süresi 5 gün gibi çok kısadır; bu nedenle usul hatası hakkı tamamen ortadan kaldırabilir.

    Kamu düzeni – kaçma riski – sahte belge gibi gerekçelerin hukuki denetimi ancak uzman bir avukat tarafından başarıyla yapılabilir.

    Fiili gözaltı niteliğindeki durumlar (havaalanı salonu, spor salonu vb.) ancak hukuki uzmanlıkla tespit edilip hak ihlali iddiasına dönüştürülebilir.

    Hazırlanacak itiraz dilekçeleri, başvuru formatları ve delillerin sunumu teknik hukuk bilgisi gerektirir.

    İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Gebze ve çevresinde geri gönderme merkezlerinde yürütülen işlemlerde, idari gözetim kararının kaldırılması, sürenin kısaltılması veya kişinin serbest bırakılması ancak profesyonel hukuki destek ile mümkün olabilmektedir.

    Read More

    Yabancılar İçin İdari Gözetim Kararına İtiraz Süreci ve Başvuru Usulleri Nelerdir?

    Giriş

    6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) öncesi dönemde, yabancıların idari gözetim altına alınmasına ilişkin yasal bir çerçeve bulunmaması, özellikle bu tedbire karşı etkili bir itiraz yolunun öngörülmemiş olması önemli bir hukuki boşluk yaratmaktaydı. Bu eksiklik, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da birçok kararda Türkiye aleyhine ihlal kararı verilmesine neden olmuştur. YUKK’un yürürlüğe girmesiyle birlikte idari gözetim kararına karşı bir itiraz mekanizması kurulmuş ve bu hak yasal güvence altına alınmıştır. Bu çalışmada, mevcut literatürdeki paragraflar ışığında idari gözetime karşı itiraz hakkının nasıl kullanılacağını, başvuru mercii, süreleri ve sürecin işleyişini detaylı olarak incelemektedir.

    1.İdari Gözetim Kararına İtiraz Hakkı ve Başvuru Mercii

    Literatür, idari gözetim kararının niteliği itibarıyla bir idari işlem olduğunu kabul etmekle birlikte, bu karara karşı itiraz merciinin genel idari yargıdan farklı olarak özel olarak belirlendiğini vurgulamaktadır. İdari gözetim kararı, “kamu kurumu olan valiliklerce verilmesi, idarenin bu işlem neticesinde gözetim altına alınacak kişiden bağımsız olarak tek taraflı olarak vermesi, bu işlemin re’sen uygulanması” gibi unsurları taşıması nedeniyle bir idari işlemdir. Ancak bu idari işleme karşı başvuru yolu, idare mahkemeleri değil, sulh ceza hâkimlikleridir.

    YUKK m.57/6 ve m.68/7 uyarınca, “idari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimine başvurabilir”. Bu düzenlemenin gerekçesi olarak, “denetimin etkili olabilmesi için Türkiye’de sulh ceza mahkemelerinin idare mahkemelerine göre daha yaygın olması gösterilmiştir”. Bu durum, doktrinde eleştirilmekle birlikte, kanun koyucunun etkin bir denetim sağlama amacını yansıtmaktadır.

    2. İdari Gözetim Kararına Başvuru Süresi

    İdari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimliğine yapılacak itiraz için kanunda belirli bir süre öngörülmemiştir. Bu durum, literatürde net bir şekilde ifade edilmektedir: “İdarî gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimliğine yapılacak itirazlar, YUKK’ta bir süreye bağlanmamıştır. Dolayısıyla, YUKK’ta belirtilen süreler dâhilinde idarî gözetim altında tutulan her an, idarî gözetim kararına itiraz edebilecektir” . Bu esneklik, kişi özgürlüğünü kısıtlayan bu tedbirin devam ettiği her aşamada yargısal denetime tabi tutulabilmesini sağlamaktadır.

    3. İdari Gözetim Kararına İtiraz Sürecinin İşleyişi

    İtiraz süreci, yabancının adalete erişimini kolaylaştıracak şekilde düzenlenmiştir:

    Başvuru Yapanlar: İtiraz, idari gözetim altına alınan kişi, yasal temsilcisi veya avukatı tarafından yapılabilir

    Başvuru Usulü: Dilekçe doğrudan yetkili sulh ceza hâkimliğine verilebileceği gibi, idareye de sunulabilir. “Dilekçenin idareye verilmesi hâlinde, dilekçe yetkili sulh ceza hâkimine derhâl ulaştırılır”

    İnceleme Süresi: Sulh ceza hâkimi, başvuruyu “beş gün içinde” sonuçlandırmakla yükümlüdür. Ancak bir kaynak, “ilgili valilikten evrakların gönderilmesi gibi işlemler için süre göz önüne alındığında sulh ceza hakiminin 5 gün içerisinde karar vermesi fiilen mümkün olamamaktadır”

    İtirazın Etkisi: Yapılan başvuru, idari gözetim tedbirinin uygulanmasını durdurmaz. “Başvurunun yapılmış olması idari gözetim işlemini durdurmaz”

    Bilgilendirme Yükümlülüğü: Yabancının avukat tarafından temsil edilmemesi durumunda, “kararın sonucu, itiraz usûlleri ve süreleri hakkında bilgilendirilecektir”. Bu bilgilendirmenin kişinin anladığı dilde yapılması esastır.

    4. Sulh Ceza Hâkimliğinin İnceleme Kapsamı

    Sulh ceza hâkimliği, itirazı incelerken yalnızca şekli bir denetim yapmaz, kararın esasını da denetler. Hâkimlik, “kararın alınma usulü, idari gözetimin kanunda öngörülen süreyi aşıp aşmadığı, idari gözetimin ölçülü olup olmadığı, idari gözetimin devamında zaruret bulunup bulunmadığı gibi birçok hususu dikkate almaktadır”. İnceleme, idari işlemin unsurları olan yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden de yapılabilir. Örneğin, “idari gözetim kararının gerekçesinin somut sebeplerle ortaya koyulmadığını, idari gözetimin gerektiğine ilişkin herhangi bir delil ve emare bulunmadığı gerekçesiyle idari gözetim kararının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir” şeklindeki bir mahkeme kararı, bu kapsamlı denetimi göstermektedir.

    5. Kararın Niteliği ve Sonraki Hukuki Yollar

    Sulh ceza hâkiminin itiraz üzerine verdiği karar YUKK uyarınca kesindir. “Sulh ceza hâkiminin kararı kesindir”. Bu karara karşı başka bir olağan kanun yoluna başvurulamaz.

    Ancak bu kesinlik, tüm hukuki yolların tükendiği anlamına gelmez:

    Yeniden Başvuru: İtiraz reddedilse dahi, “idari gözetim şartlarının ortadan kalktığı veya değiştiği iddiasıyla yeniden sulh ceza hâkimine başvuru yapılabilir”

    Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru: Sulh ceza hâkimliğinin kararının kesin olması, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yolunu açar. “Sulh ceza hâkimliklerinin idarî gözetim kararına yapılan itirazlara karşı verdiği kararların AYM’ye bireysel başvuru konusu olarak götürülmesi söz konusu olabilecektir”

    Tam Yargı Davası: AYM, bireysel başvuruyu incelemeden önce diğer başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğini değerlendirmektedir. Hukuka aykırı idari gözetim nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idare mahkemesinde tam yargı davası açılması bir ön koşul olarak görülebilmektedir. “AYM kişi özgürlüğü ve güvenliği ihlali iddialarına ilişkin güncel kararlarında; … idari gözetim kararı kaldırıldıktan sonra tam yargı davası açılmadan AYM’ye bireysel başvuru yapılması hâlinde başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermektedir”

    Sonuç

    Literatürdeki kaynaklar, YUKK ile birlikte idari gözetime karşı etkili bir itiraz mekanizmasının kurulduğu konusunda hemfikirdir. Bu hak, idari gözetim altında tutulan yabancı, yasal temsilcisi veya avukatı tarafından, herhangi bir süreye tabi olmaksızın, gözetim devam ettiği sürece kullanılabilir. Başvuru mercii, idari işlemin niteliğine aykırı gibi görünse de kanun koyucunun etkin denetim amacıyla belirlediği sulh ceza hâkimliğidir. Sulh ceza hâkimi, başvuruyu 5 gün içinde esastan inceleyerek karara bağlar ve bu karar kesindir. Başvurunun idari gözetimi durdurmaması önemli bir usuli özelliktir. Sulh ceza hâkimliğinin kesin kararı sonrası, şartların değişmesi halinde yeniden başvuru veya Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolları açıktır. Ancak AYM’ye başvurudan önce, hukuka aykırılık iddiasına dayalı bir zararın tazmini için idare mahkemesinde tam yargı davası açma yolunun tüketilmesi gerekebileceği unutulmamalıdır. Bir yazı önerisi.

    Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

    İdari gözetim kararına karşı başvuru süreci, şekli olarak sade görünse de, özgürlük ve güvenlik hakkı gibi temel insan haklarını doğrudan ilgilendirdiği için son derece karmaşık bir hukuki süreçtir. Özellikle İstanbul, Tuzla Geri Gönderme Merkezi, Kartal, Pendik, Tepeören, Gebze, Çayırova ve Darıca gibi bölgelerde fiilen idari gözetim altında bulunan yabancıların, sürecin teknik detaylarını bilmemesi, dil engeli ve hukuki terminolojiye hâkim olmaması, hak kayıplarına yol açabilmektedir.

    Bu nedenle, uzman bir avukatın sürece dâhil olması hem başvurunun şekli ve içeriği açısından hem de Sulh Ceza Hâkimliği nezdinde etkili bir savunma yapılabilmesi açısından büyük önem taşır.

    Birçok durumda, avukatlar itiraz dilekçesini yalnızca “gözetime itiraz” şeklinde sunmakla kalmayıp, aynı zamanda şu hususlarda da savunma stratejisi geliştirir:

    İdari gözetim kararının dayandığı somut sebeplerin bulunup bulunmadığı,

    Gözetim süresinin kanuni sınırları aşıp aşmadığı,

    Alternatif tedbirlerin (idari para cezası, yükümlülük kararı, belirli adreste ikamet gibi) uygulanabilir olup olmadığı,

    Gözetim altında tutulan kişinin sağlık, aile birliği veya insani durumlarının dikkate alınıp alınmadığı.

    Tuzla Geri Gönderme Merkezi başta olmak üzere, Pendik, Kartal, Tepeören, Gebze, Çayırova ve Darıca çevresinde faaliyet gösteren avukatlar, uygulamada idari gözetim kararlarının gerekçelendirilmesindeki eksiklikleri, iletişim sorunlarını ve sulh ceza hâkimlikleri arasındaki uygulama farklılıklarını yakından bilmektedir. Bu bölgesel bilgi birikimi, hem dilekçenin içeriğinin doğru hazırlanmasını hem de sürecin hızla sonuçlanmasını sağlar.

    Ayrıca, itirazın reddedilmesi hâlinde yeniden başvuru, tam yargı davası açılması veya Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru gibi aşamalarda yapılacak hukuki değerlendirmeler, yalnızca konuya hâkim bir hukukçu tarafından sağlıklı biçimde yürütülebilir.

    Kısacası, idari gözetim kararına itiraz süreci, yalnızca bir dilekçe vermekten ibaret olmayıp, çok katmanlı bir yargısal denetim mekanizmasını içerir. Bu nedenle, özellikle Tuzla Geri Gönderme Merkezi’nde tutulan yabancılar açısından, deneyimli bir idare hukuku veya yabancılar hukuku avukatının desteği, özgürlüğün geri kazanılması için kritik öneme sahiptir.

    Read More

    Sınır Dışı Kararlarına Karşı Yargı Yoluna Başvurmak Mümkün Mü ve Süreç Nasıl İşler?

    Giriş

    Bu çalışma, sınır dışı (geri gönderme) kararlarına karşı yargı yoluna başvurulup başvurulamayacağı, bu davalarda görevli ve yetkili mahkemenin hangisi olduğu, dava açma süreleri ve davanın işleme etkisi gibi usuli konuları, sunulan yargı kararları analizleri ışığında incelemektedir. Analiz edilen kararlar, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri ve İlk Derece İdare Mahkemeleri tarafından verilmiş olup, konuya ilişkin bütüncül bir hukuki çerçeve sunmaktadır.

    1. Sınır dışı kararında Dava Hakkı ve Görevli Mahkeme

    İncelenen tüm mahkeme kararları, sınır dışı etme kararının idari bir işlem olduğu ve Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca yargı denetimine tabi olduğu konusunda hemfikirdir. Anayasa Mahkemesi’nin 30.12.2015 tarihli kararında bu durum, “Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca bu karara ilişkin idari işlem de diğer tüm idari işlemler gibi yargı denetimine tabi olduğundan bu işleme karşı idari yargı yoluna başvurulması mümkün bulunmaktadır.” şeklinde açıkça ifade edilmiştir.

    Görevli mahkemenin idare mahkemesi olduğu hususu da tüm kararlarda istikrarlı bir şekilde vurgulanmaktadır. Danıştay, Bölge İdare Mahkemesi ve ilk derece mahkemesi kararlarında davaların “İdare Mahkemesi”nde açıldığı ve karara bağlandığı görülmektedir.

    2. Sınır Dışı Kararında Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi

    Danıştay 10. Dairesi’nin 17.09.2024 tarihli ve 2024/3653 E. sayılı kararı, yetkili mahkemenin belirlenmesine ilişkin kuralı net bir şekilde ortaya koymaktadır:

    “…yetkili idare mahkemesinin, dava konusu idari işlemi… yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi olduğu kurala bağlanmıştır.”

    Bu doğrultuda, örneğin İstanbul Valiliği tarafından verilen bir sınır dışı kararına karşı açılacak davada yetkili mahkeme İstanbul İdare Mahkemeleri olacaktır. Nitekim Danıştay, aynı kararda, işlemi tesis eden idarenin İstanbul Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü olması nedeniyle davanın görüm ve çözümünde İstanbul İdare Mahkemesi’nin yetkili olduğuna hükmetmiştir.

    3. Dava Açma Süresindeki Değişiklik

    Karar analizlerinde dava açma süresinin bazı metinlerde 15 gün, bazılarında ise 7 gün olarak belirtilmesi dikkat çekmektedir. Bu farklılık, 6458 sayılı Kanun’un 53. maddesinde yapılan değişiklikten kaynaklanmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin 15.05.2020 tarihli kararında bu değişikliğe işaret edilerek, dava açma süresinin yedi (7) güne indirildiği belirtilmiştir: “6458 sayılı Kanun’un 7196 sayılı Kanun ile değiştirilen 53. maddesine göre, bu dava kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde açılmalıdır.” Bu nedenle, güncel hukuki duruma göre sınır dışı etme kararının tebliğinden itibaren dava açma süresi yedi gündür.

    4. Yürütmenin Otomatik Olarak Durması Güvencesi

    Sınır dışı kararına karşı dava açılmasının en önemli sonuçlarından biri, işlemin yürütmesini kendiliğinden durdurmasıdır. Bu, yargısal denetim tamamlanmadan kişinin sınır dışı edilmesini önleyen temel bir güvencedir. Neredeyse tüm karar özetlerinde bu kurala atıf yapılmıştır: “Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilmez.” Anayasa Mahkemesi’nin 31.12.2020 tarihli kararında bu durumun etkinliği, “…söz konusu karara karşı iptal davası açıldığı için sınır dışı etme işlemi kendiliğinden duracak, dava sonuçlanıncaya kadar icra edilemeyecektir.” ifadesiyle vurgulanmıştır.

    5. Yargılamanın Hızı ve Kararın Kesinliği

    Kanun koyucu, yabancılarla ilgili bu tür uyuşmazlıkların süratle çözülmesini amaçlamıştır. Bu nedenle, mahkemelerin davayı on beş (15) gün içinde karara bağlaması öngörülmüştür. Verilen kararın kesin olması ise bir diğer önemli özelliktir. Danıştay 10. Dairesi’nin 06.10.2021 tarihli ve 2016/2078 E. sayılı kararında bu durum somutlaşmıştır. Danıştay, idare mahkemesinin sınır dışı işlemine ilişkin verdiği kararın “kesin olması nedeniyle kararın bu kısmının temyizen incelenmesine hukuken olanak bulunmadığını” belirterek temyiz istemini reddetmiştir. Bu, idare mahkemesi kararının nihai olduğunu ve üst yargı mercilerine taşınamayacağını göstermektedir.

    Sonuç

    Yargı kararları analizleri neticesinde, Türkiye’de sınır dışı etme kararlarına karşı etkin bir yargı yolu bulunduğu anlaşılmaktadır. Hakkında sınır dışı kararı alınan yabancılar, kararın kendilerine tebliğinden itibaren yedi (7) gün içinde, kararı veren idarenin bulunduğu yerdeki İdare Mahkemesi‘ne iptal davası açabilirler. Dava açılması, yargılama sonuçlanana kadar sınır dışı işlemini otomatik olarak durdurur. Mahkeme, davayı on beş (15) gün içinde karara bağlar ve bu karar kesindir. Bu usuli güvenceler, sınır dışı gibi ağır sonuçları olan bir idari işleme karşı hak arama özgürlüğünün etkili bir şekilde kullanılmasını temin etmektedir. Bir yazı önerisi.

    Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

    Sınır dışı (geri gönderme) kararı, yabancının Türkiye’deki özgürlüğü, ailesi, işi ve tüm yaşam düzeni üzerinde doğrudan etki doğuran en ağır idari işlemlerden biridir. Bu nedenle, kararın iptali için açılacak davanın uzman bir yabancılar hukuku avukatı tarafından yürütülmesi hayati önem taşır.

    Öncelikle, bu tür davalarda süre son derece kısadır: kararın tebliğinden itibaren sadece 7 gün içinde dava açılması gerekir. Bu sürenin kaçırılması, kişinin geri gönderme merkezinde (örneğin Tuzla Geri Gönderme Merkezi) tutulduğu halde, sınır dışı edilmesine yol açabilir. Bu noktada, süreci iyi bilen bir Tuzla avukatı veya İstanbul’da göç hukuku alanında uzman bir hukuk bürosu, zamanında ve eksiksiz başvuru yaparak kişinin sınır dışı edilmesini fiilen önleyebilir.

    Ayrıca, dava açıldığında yürütme kendiliğinden durduğu için, avukatın hazırladığı dilekçe ve sunacağı belgeler, bu korumanın etkin şekilde sürmesini sağlar. Kartal, Pendik, Gebze ve Beykoz bölgelerinde bulunan idare mahkemelerine yapılacak başvurularda, her bir belgenin hukuka uygun hazırlanması, müvekkilin lehine önemli fark yaratır.

    Uzman bir avukat, yalnızca dilekçeyi hazırlamakla kalmaz; aynı zamanda Göç İdaresi’nin kararının dayandığı gerekçeleri, uluslararası koruma statüsünü, aile birliği hakkını ve Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarını dikkate alarak savunma stratejisi oluşturur.
    Böylece hem sınır dışı kararının iptali sağlanabilir hem de kişi, Türkiye’deki yaşamına yasal olarak devam etme imkânını korur.

    Sonuç olarak, sınır dışı kararıyla karşılaşan bir yabancı için İstanbul, Tuzla veya çevresinde faaliyet gösteren deneyimli bir avukatın hukuki desteği, yalnızca bir tercih değil, hak kaybını önlemenin zorunlu bir yoludur.

    Read More

    Evlilik Yoluyla Türk Vatandaşlığına Başvuruda En Sık Karşılaşılan Red Sebepleri Nelerdir ve Yargı Bu Kararlara Nasıl Yaklaşıyor?

    Giriş

    Bu çalışma, evlilik yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin usul ve esasları, idari başvuruların reddine yol açan temel nedenleri ve bu red işlemlerine karşı açılan davalarda yargı mercilerince en sık iptal konusu yapılan hususları, sunulan Danıştay ve Bölge İdare Mahkemesi kararları ışığında analiz etmektedir. Analiz, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun (TVK) 16. maddesinde düzenlenen şartlar, bu şartların idare tarafından yorumlanma biçimi ve idarenin takdir yetkisinin yargısal denetimi ekseninde şekillenmektedir. Çalışma, başvuru sahipleri ve vekilleri için ret kararlarının hukuki dayanaklarını ve yargısal denetimde öne çıkan kritik noktaları ortaya koymayı amaçlamaktadır.

    1. Vatandaşlık Kazanımının Usul ve Esas Yönünden Şartları

    İncelenen kararlara göre, evlilik yoluyla vatandaşlık kazanımının şartları TVK Madde 16’da açıkça belirtilmiştir. Bunlar:

    Süre ve Devamlılık: Bir Türk vatandaşı ile en az üç yıldan beri evli olmak ve başvuruda evliliğin devam ediyor olması.

    Esasa İlişkin Şartlar:

    a) Aile birliği içinde yaşama: Evliliğin fiilen ve manen bir birliktelik olarak sürdürülmesi, formalite veya menfaat amaçlı olmaması.

    b) Evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama: Özellikle fuhuş gibi eylemlerden uzak durulması.

    c) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmama: Başvuranın adli sicil durumu ve genel güvenlik açısından sakıncalı bir halinin olmaması.

    Bu esasa ilişkin şartların yanı sıra, Danıştay 10. Dairesi’nin 2019/10218 E. sayılı kararında vurgulandığı üzere, başvuru sırasında Türkiye’de yasal olarak bulunulduğunu teyit eden geçerli bir “ikamet tezkeresi (ikamet izni)” sunulması gibi usuli şartların eksikliği de başvurunun reddine neden olabilmektedir.

    2. Yargı Kararlarında En Çok İptale Konu Olan Hususlar ve Hukuka Aykırılık Nedenleri

    Yargı kararları, idarenin ret işlemlerindeki belirli hukuka aykırılıkları sistematik olarak ortaya koymaktadır.

    a. Suçun Niteliğinin Değerlendirilmemesi ve “Milli Güvenlik” Şartının Geniş Yorumlanması İdarenin en sık başvurduğu ret gerekçesi olan “milli güvenlik ve kamu düzenine engel hal”, mahkemeler tarafından en çok denetlenen alandır. Danıştay, kanun koyucunun bu şartla her türlü suçu değil, devletin varlığına ve işleyişine yönelik ciddi tehdit oluşturan suçları (isyan, casusluk, terör, uyuşturucu kaçakçılığı vb.) kastettiğini vurgulamaktadır. Bu doğrultuda, niteliği itibarıyla kamu düzenini ciddi şekilde tehdit etmeyen suçlara dayalı ret kararları iptal edilmektedir.

    Danıştay 10. Daire, 2020/6745 E., 2023/7962 K. sayılı kararında “resmi belgede sahtecilik” suçunun, 2021/3093 E., 2022/289 K. sayılı kararında “imar kirliliğine neden olmak” suçunun, İdare Dava Daireleri Kurulu’nun 2023/1055 E., 2023/2179 K. sayılı kararında ise “basit yaralama” suçunun vatandaşlığa engel teşkil etmeyeceğine hükmedilmiştir. Bu kararlarda ortak olan vurgu şudur:”…davacı hakkında yapılan yargılama sonucu işlediği sabit görülen suçun niteliği… birlikte değerlendirildiğinde, anılan suçun davacının Türk vatandaşı olmasına engel teşkil edecek mahiyette olmadığı…”

    b. Eylemin Zamanlaması: Evlilik Öncesi Fiillerin Gerekçe Gösterilmesi Mahkemeler, TVK Madde 16/1-b’de yer alan “evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama” şartının, adından da anlaşılacağı üzere, evlilik birliği kurulduktan sonraki dönemi kapsadığına hükmetmektedir. Başvuranın evlilik tarihinden yıllar önce işlediği fiillerin (genellikle fuhuş) bu madde kapsamında ret gerekçesi yapılması hukuka aykırı bulunmaktadır.

    Danıştay 10. Dairesi’nin 2016/1358 E., 2020/5616 K. sayılı kararında bu durum net bir şekilde ifade edilmiştir:”5901 sayılı Kanun’un 16. maddesinde yer alan hüküm uyarınca davacının ancak evlilik tarihinden sonra evlilik birliği ile bağdaşmayan bir faaliyetinin bulunduğunun tespit edilmesi halinde vatandaşlık başvurusu bu sebebe dayanılarak reddedilebilecektir.” (Aynı yönde bkz: 2015/2781 E., 2020/3212 K.; 2016/2766 E., 2020/4436 K.; Ankara BİM 10. İDD, 2017/320 E., 2017/353 K.)

    c. “Aile Birliği İçinde Yaşama” Şartının Dar ve Şekilci Yorumlanması İdare, eşlerden birinin (genellikle Türk vatandaşı eşin) cezaevinde olması durumunu, “aile birliği içinde yaşama” şartının ortadan kalktığı şeklinde yorumlayarak başvuruları reddetmektedir. Ancak Danıştay, bu yorumu hukuka aykırı bulmaktadır. Mahkemeye göre, eşlerden birinin iradesi dışında zorunlu bir sebeple (tutukluluk/hükümlülük gibi) ayrı kalması, tek başına aile birliğinin sona erdiği anlamına gelmez. Önemli olan, evliliğin manevi bağlarla devam edip etmediğidir.

    Danıştay 10. Dairesi’nin 2016/1913 E., 2020/6958 K. sayılı kararında belirtildiği üzere:”…iyi niyetli olan yabancının sırf eşi suç işleyerek hapse girdiği için mağdur edilmesinin, işlemediği bir suçtan ötürü cezalandırılması neticesini doğuracağı…”

    Benzer şekilde, 2016/13579 E., 2021/1030 K. sayılı kararda, davacının cezaevindeki eşine maddi destek olması ve ailesiyle ilişkisini sürdürmesi, evlilik birliğinin manevi olarak devam ettiğinin kanıtı olarak kabul edilmiş ve ret işlemi iptal edilmiştir.

    d. Yetersiz, Taraflı veya Çelişkili İdari Araştırma Vatandaşlık başvurusunun reddi gibi önemli bir işlemin, somut, objektif ve yeterli bir araştırmaya dayanması zorunludur. Mahkemeler, eksik veya çelişkili delillere dayalı ret işlemlerini iptal etmektedir.

    Danıştay 10. Dairesi’nin 2016/13970 E., 2020/4563 K. sayılı kararında, sadece davacının eşiyle husumetli olan tek bir kişinin beyanına dayanılarak yapılan araştırmanın yetersiz olduğuna hükmedilmiştir.

    2016/16078 E., 2020/4353 K. sayılı kararda ise, idarenin ret kararına dayanak aldığı mülakat formu ile sosyal inceleme raporu arasında çelişkiler bulunması, işlemin iptal sebebi sayılmıştır.

    e. Eşin Durumunun Başvurana Atfedilmesi ve Cezaların Şahsiliği İlkesi İdare, başvuranın kendisi kanuni şartları taşısa dahi, Türk vatandaşı eşinin adli sicil kaydını veya hakkındaki istihbari bilgileri gerekçe göstererek başvuruları reddedebilmektedir. Ancak yargı kararları, bu yaklaşımın “cezaların şahsiliği” ilkesine aykırı olduğunu sıklıkla vurgulamaktadır. Başvuranın, eşinin eylemlerine iştirak ettiğine dair somut bir delil bulunmadıkça, sırf eşin durumu nedeniyle başvurunun reddedilmesi hukuka aykırı bulunmaktadır. (Bkz: Danıştay 10. Daire, 2016/12540 E., 2020/5618 K.; İDDK, 2021/3757 E., 2022/439 K.)

    f. Muvazaalı Evlilik İddiasının Yargı Kararı Olmaksızın Tespiti İdarenin, kendi yaptığı soruşturma neticesinde evliliğin formalite olduğu kanaatine vararak “aile birliği içinde yaşama” şartının ihlal edildiği gerekçesiyle başvuruyu reddetmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Ancak Danıştay, bu konuda önemli bir hukuki sınırlama getirmiştir. Danıştay 10. Dairesi’nin 2012/8144 E., 2015/4051 K. sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere:”Evlilik ilişkisinin geçersizliğine hükmedilmesi ancak adli yargı yerince bu konuda verilecek bir karar ile mümkün olduğundan, yargı yerlerince verilmiş bir karar olmadıkça idarece, evliliğin formalite (muvazaalı) olduğu konusunda bir değerlendirme yapılarak idari işlem tesisine hukuken olanak bulunmamaktadır.”

    g. Yürürlükten Kaldırılmış Yönetmeliklere Dayanılması İdare Dava Daireleri Kurulu’nun 2020/3097 E., 2021/403 K. sayılı kararında değinildiği üzere, davacının iptalini istediği yönetmelik hükmünün dava açıldığı tarihte yürürlükte olmaması, davanın konusuz kalmasına neden olmaktadır. Bu durum, idari işlemin dayanağı olan mevzuatın güncelliğinin ve dava açılırken doğru hukuki metne dayanılmasının önemini göstermektedir.

    Sonuç

    Evlilik yoluyla Türk vatandaşlığı kazanımı, kanunda belirtilen objektif şartların yanı sıra, idarenin özellikle “milli güvenlik ve kamu düzeni” ile “aile birliği” konularında sahip olduğu geniş takdir yetkisine tabidir. İncelenen yargı kararları, bu takdir yetkisinin sınırsız olmadığını ve hukukun genel ilkeleriyle (cezaların şahsiliği, orantılılık, somut delile dayanma) sınırlandığını göstermektedir. Yargı mercileri, idarenin varsayımlara, evlilik öncesi olaylara, yetersiz araştırmalara veya kanunun amacını aşan geniş yorumlara dayalı ret işlemlerini istikrarlı bir şekilde iptal etmektedir. Özellikle suçun niteliğinin kamu düzeni açısından yarattığı tehdit, aile birliğinin manevi boyutu ve idari araştırmanın objektifliği, yargısal denetimde belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle, ret kararlarına karşı açılacak davalarda, idarenin gerekçesinin bu hukuki denetim kriterleri çerçevesinde analiz edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bir yazı önerisi.

    Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

    Evlilik yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması, yalnızca bir evlilik akdine değil, detaylı hukuki analiz ve idari süreç yönetimine dayanan karmaşık bir prosedürdür. Bu nedenle başvuru sahiplerinin ve yabancı eşlerin süreci vatandaşlık ve yabancılar hukuku alanında uzman bir avukat eşliğinde yürütmeleri büyük önem taşır.

    Özellikle İstanbul, Kadıköy, Tuzla, Pendik, Maltepe, Kartal, Gebze ve Tepeören gibi bölgelerde yaşayan yabancı uyruklu bireyler için vatandaşlık başvurularında, idare tarafından yapılan güvenlik araştırmaları, aile birliği tespitleri ve mülakat süreçleri oldukça titiz yürütülmektedir. Bu aşamalarda yapılan küçük hatalar, eksik belgeler veya tutarsız beyanlar, başvurunun reddedilmesine ya da uzun süren dava süreçlerine neden olabilir.

    Deneyimli bir vatandaşlık avukatı, sürecin her aşamasında profesyonel rehberlik sunarak:

    Başvuru dosyasının eksiksiz ve mevzuata uygun hazırlanmasını sağlar,

    “Aile birliği içinde yaşama” ve “milli güvenlik” şartlarına ilişkin olası idari yorumlara karşı etkili savunma geliştirir,

    Ret halinde açılacak iptal davalarında, Danıştay ve Bölge İdare Mahkemesi içtihatlarına uygun şekilde hukuki argüman oluşturur,

    Mülakat öncesi hazırlık, ifade tutarlılığı ve belge kontrolü konularında kişiye özel danışmanlık verir.

    Bu nedenle, evlilik yoluyla Türk vatandaşlığı sürecinde uzman bir avukatın desteği, hem başvurunun olumlu sonuçlanması hem de olası yargı aşamalarında hak kaybı yaşanmaması açısından belirleyici rol oynar.

    Read More