2026 Yılında Kaçak Kalan Yabancılara Af Var mı? Ev Hizmetlerinde Çalışanlar İçin Tüm Şartlar ve Süreç Hakkında Sık Sorulan Sorular

2026 yılında kaçak kalan yabancılara “af” tam olarak ne sağlıyor? Bu bir genel af mı?

2026 yılı itibarıyla Türkiye’de kaçak durumda bulunan tüm yabancıları kapsayan genel ve koşulsuz bir af bulunmamaktadır. Kamuoyunda “af” olarak anılan uygulama, gerçekte yalnızca ev hizmetlerinde (çocuk, yaşlı veya hasta bakımı) çalışan yabancılar için getirilen sınırlı ve istisnai bir yasal geçiş imkânıdır. Bu düzenleme, kaçak statüde bulunan yabancının belirli şartları sağlaması hâlinde ikamet izni alabilmesine, ardından da çalışma iznine başvurabilmesine olanak tanır.

2026 Yılında Kaçak Kalan Yabancılar İçin Başvuruyu Bitiren Engeller Nelerdir?

2026 yılı düzenlemesinde bazı durumlar, başvurunun daha en baştan ciddi risk altına girmesine neden olur. Özellikle yabancının daha önce Geri Gönderme Merkezine alınmış olması, şartlı giriş kaydının bulunması, tahdit kodu veya adli sicil engelinin olması dosyanın reddedilme ihtimalini çok yükseltir. Bu durumlar başvurunun her zaman kesin olarak reddedileceği anlamına gelmez; ancak uygulamada bu tür dosyalar çok daha sık elenir ve detaylı incelemeye takılır. Bu nedenle bu engellerden biri varsa başvuru yapılmadan önce mutlaka ön değerlendirme yapılmalıdır.

Kaçak Kalan Yabancılar İçin Pasaportun En Az 8 Ay Geçerli Olması Neden Zorunlu?

Başvuru sürecinde pasaport süresi, yalnızca başvuru günü için değil; değerlendirme, ikamet kartı basımı ve çalışma iznine geçiş sürecinin tamamı için dikkate alınır. Pasaportun 8 aydan kısa süreli olması halinde dosya çoğu zaman teknik gerekçeyle işleme alınmadan reddedilir. Bu nedenle pasaport süresi, başvurunun en temel ve tartışmasız şartlarından biridir. Süresi yetersiz pasaportla yapılan başvurular genellikle ilk kontrolde elenir.

Kaçak Yabancılara Af Düzenlemesi Hangi İşleri Kapsar, Hangi İşleri Kapsamaz?

Bu düzenleme yalnızca ev hizmetleri kapsamında uygulanır. 12 yaş altı çocuk bakımı, 65 yaş üstü yaşlı bakımı ve hasta bakımı bu kapsama girer. Ev hizmeti dışında kalan işler – dükkânda çalışma, ofiste görev alma veya fiilen başka bir işte çalışmak – kesin olarak kapsam dışındadır. İşveren tarafından imzalanan taahhütnamede de yabancının ev hizmetleri dışında çalıştırılmayacağı açık şekilde belirtilir. Uygulamada, ev hizmeti gibi gösterilip başka işlerde çalıştırılan yabancılar tespit edildiğinde dosyalar reddedilir ve yaptırım uygulanabilir.

Kaçak Kalan Yabancı Erkek Çalışanlar İçin Özel Kurallar Var mı?

Erkek yabancılar için başvurularda özellikle yaşlı bakımı dosyalarında ek hassasiyet vardır. 65 yaş üstü yaşlı bakımı başvurularında erkek çalışan için çoğu zaman sağlık raporu talep edilir. 85 yaş ve üzeri bakımlarda ise bazı dosyalarda rapor istenmeyebilmektedir. Bu durum kesin bir kuraldan ziyade uygulamadaki pratikten kaynaklanır. Bu nedenle erkek çalışanla yapılan başvurularda sağlık raporu mutlaka hazırlık listesine eklenmelidir.

Kaçak Yabancılara Af Düzenlemesinde İşverenin Gelir Şartı Nedir?

Temel kural, işverenin aylık gelirinin asgari ücretin en az 4 katı olmasıdır. Ancak uygulamada yalnızca tek ay yüksek gelir göstermek çoğu zaman yeterli görülmez. Bazı birimler, son 6 ayda yaklaşık 122.000 TL seviyesinde düzenli gelir hareketi talep edebilmektedir. Bu nedenle başvurularda 6 ila 12 aylık banka dökümlerinin düzenli, kaşeli ve imzalı şekilde sunulması büyük önem taşır.

Kaçak Kalan Yabancılardan Hangi Belgeler İstenir?

Başvurunun temelini pasaport ve yasal giriş kaydı oluşturur. Pasaportun en az 8 ay geçerli olması, son giriş kaşesinin net şekilde fotokopilenmesi gerekir. Biyometrik fotoğraf, ikamet başvuru formu, bir yıllık özel sağlık sigortası, yerleşim yeri belgesi ve bazı dosyalarda adli sicil kaydı talep edilir. Avukat aracılığıyla işlem yapılacaksa noter onaylı vekaletname de dosyada yer alır. Bu belgelerin eksiksiz sunulması, sürecin hızlanması açısından kritiktir.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde İşverenden İstenen En Kritik Belge Hangisidir?

Noter onaylı ev hizmetlerine özel taahhütname, dosyanın en önemli belgesidir. İşveren bu belgeyle yabancının ev hizmetleri kapsamında çalışacağını, SGK işlemlerini yapacağını, bildirim yükümlülüklerini yerine getireceğini ve mevzuata aykırı çalıştırma olmayacağını taahhüt eder. Taahhütnamenin içeriği ve imza düzeni hatalıysa başvuru reddedilebilir.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde Gelir Belgeleri Nasıl Sunulmalıdır?

Banka dökümleri mutlaka banka şubesinden alınmalı, kaşeli ve imzalı olmalıdır. Ayrıca imza sirküleri eklenmelidir. Sadece internet bankacılığı çıktıları çoğu zaman yeterli görülmez. Gelir belgelerinin resmi ve doğrulanabilir olması gerekir.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde Manuel Randevu Nedir, Ne Zaman Gerekir?

E-ikamet sistemi üzerinden randevu alınamayan durumlarda manuel randevu talep edilir. Sistemden alınamayan randevuya ait hata ekran görüntüsü hazırlanır ve dilekçeyle Fatih İl Göç İdaresi’ne başvurulur. Bu yöntem, sistemde randevu bulunmadığında sürecin tamamen durmasını engeller.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde Göç İdaresine Randevu Gününde Kimler Gitmelidir?

İlk müracaat aşamasında yabancının bizzat başvuruda hazır bulunması gerekmektedir. 2025 yılı Haziran ayına kadar, noter onaylı vekâletname bulunan avukat ilk başvuruyu tek başına yapabilmekteydi. Ancak Haziran 2025 itibarıyla uygulama değişmiş; ilk müracaat sırasında, vekil (avukat) bulunsa dahi yabancının şahsen başvuruda bulunması zorunlu hale gelmiştir. Randevu aşamasında ise yabancı çalışan adayı ile işverenin birlikte katılması gerekmektedir. Eksik evrak bulunması hâlinde bazı durumlarda süre tanınabilse de, sürecin uzamaması ve ek işlem talebiyle karşılaşılmaması adına her iki tarafın da birlikte hazır bulunması önerilmektedir.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde Başvuru Sonrası Süreç Nasıl İlerler?

Önce kısa dönem ikamet izni değerlendirilir. İkamet izni onaylandıktan sonra işveren çalışma izni başvurusunu yapar. İkamet izni olmadan çalışma iznine geçiş mümkün değildir. İkamet kartı PTT aracılığıyla adrese gönderilir; bu nedenle adres bilgilerinin doğru olması çok önemlidir.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde En Sık Ret Nedenleri Nelerdir?

Pasaport süresinin yetersiz olması, yasal giriş kaşesinin bulunmaması veya okunmaması, Geri Gönderme Merkezi kaydı ya da şartlı giriş kaydı en sık karşılaşılan ret nedenleridir. Gelir belgelerinin eksik sunulması ve taahhütnamenin hatalı düzenlenmesi de dosyayı riske sokar.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesi Başvurularında Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Bu süreç yalnızca evrak toplamakla sınırlı değildir. Ön uygunluk değerlendirmesi, taahhütname ve dilekçelerin doğru kurgulanması, gelir ispatının doğru formatta sunulması ve eksik evrak sürelerinin kaçırılmaması başvurunun kaderini belirler. Deneyimli bir avukatla yürütülen dosyalar, uygulamadaki detaylara hâkimiyet sayesinde çok daha yüksek başarı oranına sahiptir.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar bu düzenleme ile ne kazanır?

2026 yılında kaçak kalan yabancılar bu düzenleme ile ne kazanır?Kaçak statünün sona erdirilmesini,
Kısa dönem ikamet izni alınmasını,
İkamet izni sonrasında çalışma iznine başvurulmasını,
SGK’lı ve kayıtlı şekilde çalışmayı,
İdari para cezası ve sınır dışı risklerinin azaltılmasını
sağlayan bir hukuki geçiş mekanizmasıdır.

2026 yılında kaçak kalan yabancılardan hangi belgeler istenir?

Başlıca belgeler şunlardır:
En az 8 ay geçerli pasaport ve giriş kaşesi fotokopisi
Biyometrik fotoğraf (dijital + 8 adet baskı)
İkamet başvuru formu ve dilekçe
1 yıllık özel sağlık sigortası
Yerleşim yeri belgesi
Anne ve baba bilgileri
Gerekirse adli sicil kaydı
Avukat aracılığıyla yürütülecekse vekâletname
Belgelerin eksiksiz ve güncel olması sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından kritiktir.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar için işverenden hangi belgeler talep edilir?

İşverenden istenen başlıca belgeler şunlardır:
Noter onaylı ev hizmetleri taahhütnamesi
Çalışma görev tanımını içeren dilekçe
Yerleşim yeri belgesi ve adres teyidi faturası
Vukuatlı nüfus kayıt örneği
Son 6–12 aya ait gelir belgeleri
SGK hizmet dökümü
Kimlik fotokopisi
Taahhütname, işverenin tüm yükümlülükleri kabul ettiğini gösteren en önemli belgedir.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar için randevu günü hangi işlemler yapılır?

Randevu günü:
Belgeler kontrol edilir,
Gerekirse parmak izi ve biyometrik işlem yapılır,
İkamet harcı, vize harcı ve kart bedelleri bildirilir,
Başvuru sisteme kaydedilir ve başvuru numarası verilir.
Eksik belge varsa tamamlanması için süre tanınabilir.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde Neden Uzman Avukat Desteği Gerekir?

2025 yılında yürürlüğe giren kaçak kalan yabancılara af düzenlemesi, yüzeyden bakıldığında “belge teslimi” gibi algılansa da uygulamada son derece teknik, hata kaldırmayan ve idarenin takdir yetkisinin yoğun olduğu bir süreçtir. Özellikle İstanbul, başta Fatih Göç İdaresi olmak üzere, dosyaların en sıkı denetlendiği illerin başında gelir. Bu nedenle af düzenlemesi başvurusu, sıradan bir ikamet işlemi gibi ele alındığında ciddi hak kayıplarıyla sonuçlanabilir.

Af Düzenlemesi Herkes İçin Otomatik Bir Hak Değildir

Kaçak kalan yabancıların tamamı bu düzenlemeden otomatik olarak yararlanamaz. Geri Gönderme Merkezi (GGM) kaydı, şartlı giriş, tahdit kodu veya adli sicil gibi unsurlar dosyanın daha ilk aşamada elenmesine yol açabilir. Bu noktada uzman bir yabancı avukatı, dosyanın baştan ön uygunluk analizini yaparak başvurunun gerçekten mümkün olup olmadığını değerlendirir. Aksi halde yapılan hatalı başvurular, yabancı açısından daha ağır yaptırımların önünü açabilir

Fatih Göç İdaresi Uygulamaları Teoriden Farklıdır

Uygulamada Fatih İl Göç İdaresi, mevzuatın lafzından çok dosyanın bütününe bakar. Pasaport süresi, giriş kaşesinin okunabilirliği, gelir belgelerinin düzeni, taahhütnamenin içeriği ve hatta dosyanın sunum şekli bile sonucu etkileyebilir. Deneyimli bir İstanbul avukat veya Tuzla avukat desteği olmadan yapılan başvurularda, eksik evrak yazıları ve teknik retler son derece yaygındır.

Ev Hizmetleri (Çocuk ve Yaşlı Bakımı) Başvuruları Ayrı Bir Uzmanlık Alanıdır

Af düzenlemesi yalnızca çocuk ve yaşlı bakım ile hasta bakımını kapsar. Ev hizmeti dışında fiilen başka işlerde çalışıldığına dair en ufak bir şüphe, dosyanın reddine neden olabilir. İşverenin imzaladığı noter onaylı taahhütname, SGK yükümlülükleri ve adres uyumu bu dosyaların bel kemiğidir. Uzman bir yabancı avukatı, taahhütname ve dilekçeleri uygulamaya birebir uygun şekilde hazırlar; bu da dosyanın kaderini doğrudan etkiler.

Gelir İspatı ve Banka Belgeleri En Sık Yapılan Hataların Başında Gelir

Af düzenlemesi başvurularında işverenin gelir durumu yalnızca rakamsal olarak değil, şekil ve süreklilik açısından da incelenir. Kaşesiz, imzasız banka dökümleri veya tek aylık yüksek gelir beyanları çoğu zaman yeterli kabul edilmez. Uzman avukat desteği, gelir belgelerinin nasıl sunulması gerektiğini doğru biçimde kurgular ve ret riskini minimize eder.

Manuel Randevu ve E-İkamet Sorunları Profesyonel Takip Gerektirir

E-ikamet sisteminden randevu alınamadığı durumlarda manuel randevu süreci devreye girer. Bu süreçte hata ekran görüntüsü, dilekçe içeriği ve teslim paketi eksiksiz hazırlanmazsa başvuru hiç işleme alınmayabilir. Özellikle İstanbul’da bu aşama, süreci bilen bir İstanbul yabancı avukatı tarafından yürütülmediğinde ciddi zaman kaybına neden olur.

Ret Sonrası Hak Kaybı ve Zaman Kaybı Riski Çok Yüksektir

Af düzenlemesi başvurusunun reddedilmesi yalnızca bir “olumsuz cevap” değildir. Ret sonrası yabancının Türkiye’deki hukuki durumu daha da zayıflayabilir. Bu nedenle başvurunun en baştan doğru kurgulanması, eksiksiz sunulması ve sürecin profesyonel şekilde yönetilmesi hayati önemdedir.

İstanbul ve Tuzla Bölgesinde Uzman Avukat Desteğinin Önemi

Özellikle Tuzla, Pendik ve Anadolu Yakası’nda yaşayan yabancılar için, hem İstanbul uygulamalarını bilen hem de Fatih Göç İdaresi pratiğine hâkim bir Tuzla avukat ile çalışmak büyük avantaj sağlar. Dosyanın hazırlanmasından randevu gününe, ikamet izninden çalışma iznine geçiş sürecine kadar her aşama tek elden yönetilir.

Read More

2026 Yılı Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesi Hakkında Sık Sorulan Sorular (Ev Hizmetlerinde Çalışanlar İçin Rehber)

2026 yılında kaçak kalan yabancılar için Türkiye’de genel bir af var mı?

Hayır. 2026 yılı itibarıyla Türkiye’de kaçak durumda bulunan tüm yabancıları kapsayan genel ve koşulsuz bir af düzenlemesi bulunmamaktadır. Ancak uygulamada “af” olarak adlandırılan bazı sınırlı ve istisnai yasal kolaylıklar mevcuttur. Bu kolaylıklar, özellikle ev hizmetlerinde fiilen çalışan ve belirli şartları taşıyan yabancılar için getirilmiş özel nitelikli düzenlemelerdir. Bu nedenle kamuoyunda “af” olarak anılan uygulama, hukuki anlamda bir genel af değil; kayıt dışı çalışmanın önüne geçmek amacıyla belirli bir gruba tanınan yasal statü kazanma imkânıdır.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar açısından söz konusu af benzeri düzenleme kimleri kapsar?

2026 yılında kaçak kalan yabancılar bakımından bu düzenleme yalnızca ev hizmetlerinde çalışan kişiler için öngörülmüştür. Ev hizmetlerinden kastedilen; çocuk bakımı, yaşlı bakımı, hasta bakımı gibi özel hane içinde yürütülen kişisel hizmetlerdir. Ev hizmetleri dışında (restoran, fabrika, inşaat, mağaza vb.) çalışan kaçak yabancılar bu kapsama girmez. Dolayısıyla düzenleme geniş değil, dar kapsamlıdır.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar Türkiye’de yasal statü kazanarak çalışma izni alabilir mi?

Normal şartlarda kaçak durumda bulunan bir yabancının doğrudan Türkiye içinden çalışma izni veya ikamet izni alması mümkün değildir. Ancak 2025-2026 yılında kaçak kalan yabancılar için öngörülen bu özel düzenleme kapsamında, ev hizmetlerinde çalıştığı ispatlanan kişiler, belirli şartları sağlamaları halinde çalışma izni başvurusunda bulunma imkânı elde edebilmektedir. Bu süreç otomatik değildir; her başvuru idarenin takdirine tabidir ve belgelerin eksiksiz sunulması büyük önem taşır.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar açısından bu düzenlemeden kimler yararlanamaz?

Aşağıdaki kişiler bu imkândan yararlanamaz:
Türkiye’ye kaçak yollarla giriş yapmış olanlar,
Pasaportu olmayan veya geçerliliği yeterli olmayanlar,
Ev hizmetleri dışında bir sektörde çalışanlar,
Hakkında aktif sınır dışı (deport) kararı veya giriş yasağı bulunanlar.
Dolayısıyla düzenleme, yalnızca hukuken belirli asgari şartları sağlayabilen kişiler için geçerlidir.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar için bu düzenleme hangi hakları sağlar?

Şartları karşılayan kişiler açısından bu düzenleme; Yasal çalışma izni alınmasını, Çalışma izniyle bağlantılı olarak ikamet izni kazanılmasını,
SGK kaydı yapılmasını ve sosyal güvenlik kapsamına girilmesini,
Kayıt dışı çalışma nedeniyle oluşabilecek idari ve cezai risklerin azaltılmasını sağlar. Bu durum, uzun vadede yabancının Türkiye’deki hukuki statüsünü güçlendiren önemli bir avantajdır.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar için başvuru süreci nereye ve nasıl yapılır?

Başvurular, çalışmanın yapılacağı yerin bulunduğu ildeki İl Göç İdaresi Müdürlüğü ve ilgili çalışma izni birimleri üzerinden yürütülür. Süreçte genellikle; geçerli pasaport, işveren konumundaki ev sahibine ait belgeler, çalışma ilişkisinin niteliğini gösteren bilgiler
talep edilir. Başvurunun usule uygun yapılmaması halinde ret riski oldukça yüksektir.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar için bu düzenleme sürekli midir?

Hayır. Bu düzenleme süresiz ve kalıcı bir af değildir. İdari uygulamaya dayalıdır ve kapsamı her zaman değiştirilebilir veya sona erdirilebilir. Bu nedenle şartları taşıyan kişilerin beklemeden başvuru yapmaları önerilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

2026 yılı kaçak kalan yabancılara af düzenlemesi, uygulamada son derece teknik, istisnalara açık ve idarenin takdir yetkisinin geniş olduğu bir alandır. Her ne kadar kamuoyunda “af” olarak anılsa da, bu düzenleme otomatik hak doğuran genel bir af değildir. Yanlış yapılan veya eksik yürütülen bir başvuru, telafisi güç sonuçlara yol açabilir.

Bu kapsamda uzman bir yabancılar hukuku avukatından destek alınması özellikle şu nedenlerle önem taşır: Kaçak statüde bulunan bir yabancı adına yapılan hatalı başvuru;

mevcut durumun resmen tespit edilmesine,

idari para cezası uygulanmasına,

hatta sınır dışı (deport) kararı verilmesine neden olabilir. Uzman avukat, başvurunun zamanlamasını ve yöntemini doğru belirler.

Her Dosya Aynı Şartlara Sahip Değildir

2026 yılı kaçak kalan yabancılar için öngörülen düzenleme;

ülkeye giriş şekline,

kaçak kalınan süreye,

çalışılan işin niteliğine,

pasaport ve geçmiş kayıtlarına göre farklı değerlendirilir. Standart dilekçeler ve kulaktan dolma bilgilerle hareket edilmesi ciddi risk taşır.

Ev Hizmetleri Kapsamı Dar ve Yoruma Açıktır

Ev hizmetlerinde çalışma kavramı, uygulamada dar yorumlanmakta ve idare tarafından titizlikle incelenmektedir. Uzman avukat desteği olmadan yapılan başvurularda, çalışmanın bu kapsamda kabul edilmemesi sıkça karşılaşılan bir durumdur.

Belgelerin Hukuka Uygun Sunulması Şarttır

Başvuru dosyasında sunulan belgelerin; zamanlama, bakımından hukuka uygun hazırlanması gerekir. Eksik veya hatalı belgeler, başvurunun reddine veya daha ağır idari sonuçlara yol açabilir. Bir yazı önerisi.

Read More

Kaçak Kalan Yabancılar Evlenebilir mi? 2025 Güncel Mevzuat ve Kritik Detaylar

Türkiye’de oturma izni olmayan yabancılarla evlilik konusu, 2024 Haziran ayı itibarıyla köklü bir değişikliğe uğramıştır. Uzun yıllar boyunca mümkün olan bazı evlilik işlemleri, artık idari kararla tamamen engellenmiştir. Bu yazıda, kaçak kalan yabancılar evlenebilir mi?, oturma izni olmadan nikâh kıyılır mı? ve yeni uygulama ne anlama geliyor? sorularına net ve güncel cevaplar bulacaksınız.

Oturma İzni Olmayan Yabancı Nedir?

Oturma izni olmayan (kaçak kalan) yabancı;

Vize süresi dolmuş olmasına rağmen Türkiye’de kalmaya devam eden,

İkamet izni başvurusu reddedilen veya süresi biten,

Türkiye’de yasal kalış hakkı bulunmayan kişidir. Bu statüdeki yabancılar, göç mevzuatı açısından hukuka aykırı ikamet durumundadır.

2024 Haziran Öncesi Durum: Kaçak Yabancıyla Evlilik Mümkün müydü?

Evet. 2024 Haziran ayı öncesine kadar, Türkiye’de oturma izni olmayan bir yabancı ile resmi evlilik yapılması mümkündü. Evlendirme daireleri, yalnızca pasaport ve medeni hal belgeleriyle nikâh işlemlerini kabul ediyordu.Bu uygulama özellikle:

Evlilik yoluyla oturma izni almak isteyenler,

Türk vatandaşlığına giden süreci hızlandırmak isteyenler tarafından yoğun şekilde kullanılıyordu.

2024 Haziran Sonrası Yeni Düzenleme

İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 2024 Haziran ayında evlendirme memurluklarına gönderilen resmi talimatla birlikte: Türkiye’de resmi nikâh işlemleri için yabancı eşin geçerli oturma iznine sahip olması zorunlu hale getirilmiştir. Sonuç: Oturma izni olmayan (kaçak kalan) yabancılar artık Türkiye’de resmi evlilik yapamaz. Bu kararın temel amacı: Evlilik yoluyla vatandaşlık ve ikamet suistimallerini önlemek, Gerçek evlilik – formalite evlilik ayrımını güçlendirmektir.

Kaçak Kalan Yabancı ile Evlilik Yapılabilir mi?

Hayır. Mevcut uygulamaya göre:

Yabancı kişinin Türkiye’de yasal kalış hakkı yoksa, Oturma izni bulunmuyorsa, Evlendirme dairesi nikâh başvurusunu kabul etmez.

Kaçak Kalan Yabancı Nasıl Evlenebilir?

Kaçak kalan bir yabancının evlenebilmesi için önce yasal statü kazanması gerekir:

Türkiye’den çıkış yapması

Gerekirse idari para cezası ve giriş yasağı sürecinin tamamlanması

Tekrar Türkiye’ye yasal vize veya oturma izni ile giriş yapılması

Sonrasında resmi evlilik başvurusunda bulunulması

Yani evlilikten önce mutlaka yasal ikamet şartı sağlanmalıdır.

Türkiye’de Yabancılar İçin Evlilik Şartları

Yabancı uyruklu kişilerle evlilikte genel şartlar:

Tarafların evlenme ehliyetine sahip olması

Yabancı eş için geçerli oturma izni

Bekârlık belgesi (apostilli)

Pasaport ve noter onaylı Türkçe çeviriler

Sağlık raporu

Evlendirme dairesine birlikte başvuru

Evlilik Sonrası Oturma İzni ve Vatandaşlık

Aile İkamet İzni

Türk vatandaşı ile evlenen yabancı, evlilikten sonra aile ikamet izni için başvurabilir.

Türk Vatandaşlığı

Evlilik doğrudan vatandaşlık kazandırmaz.
Ancak:

En az 3 yıl süren gerçek bir evlilik,

Aile birliğinin fiilen devam etmesi,

Güvenlik ve kamu düzeni şartlarının sağlanması halinde vatandaşlığa başvuru mümkündür.

Sonuç: 2025 İtibarıyla Net Kural

Türkiye’de resmi evlilik yapabilmek için yabancı eşin geçerli oturma izni olması zorunludur.
Kaçak kalan yabancılarla evlilik artık mümkün değildir.

Bu nedenle evlilik planı olan yabancıların önce göç hukuku açısından yasal statülerini düzenlemeleri, sonrasında nikâh sürecine geçmeleri gerekir. Bir yazı önerisi.

Oturma izni olmayan yabancı Türkiye’de evlenebilir mi?

Hayır. 2024 Haziran ayından itibaren yürürlüğe giren uygulama gereği, Türkiye’de resmi evlilik yapabilmek için yabancı eşin geçerli bir oturma iznine sahip olması zorunludur. Oturma izni bulunmayan (kaçak kalan) yabancıların evlilik başvuruları evlendirme daireleri tarafından kabul edilmemektedir.

Kaçak kalan yabancı ile yapılan evlilik geçerli olur mu?

Resmi nikâh kıyılamaz. Sadece imam nikâhı gibi dini törenler yapılabilir; ancak bu tür birliktelikler hukuken evlilik sayılmaz, oturma izni veya vatandaşlık hakkı doğurmaz ve yabancının sınır dışı edilme riskini ortadan kaldırmaz.

Evlilik yapabilmek için kaçak kalan yabancı ne yapmalıdır?

Kaçak kalan yabancının evlenebilmesi için öncelikle Türkiye’de yasal kalış hakkı kazanması gerekir. Bunun için:
Türkiye’den çıkış yapılmalı, Gerekli idari para cezası ve giriş yasağı süreci tamamlanmalı, Türkiye’ye yeniden vize veya oturma izni ile yasal giriş yapılmalıdır. Bu aşamalardan sonra resmi evlilik işlemleri mümkündür.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Kaçak kalan yabancılarla evlilik, yalnızca bir nikâh işlemi değil; göç hukuku, nüfus mevzuatı ve idare uygulamalarının kesiştiği son derece teknik bir alandır. 2024 Haziran sonrası getirilen yeni uygulamalar nedeniyle, yanlış atılan tek bir adım dahi sınır dışı, uzun süreli giriş yasağı ve geri dönülemez hak kayıplarına yol açabilmektedir. Bu süreçte uzman bir yabancılar hukuku avukatı ile çalışılmasının başlıca nedenleri şunlardır:

Yanlış Evlilik Girişimleri Ağır Sonuçlar Doğurabilir

Oturma izni olmadan yapılan evlilik girişimleri

Nikâh başvurusunun reddedilmesine,

Yabancının durumunun resen göç idaresine bildirilmesine, İdari para cezası ve sınır dışı sürecinin hızlanmasına neden olabilir. Bu riskler çoğu zaman evlilikten sonra değil, başvuru aşamasında ortaya çıkar.

Göç Hukuku ve Evlilik Mevzuatı Birlikte Yönetilmelidir

Kaçak kalan yabancı ile evlilik planı olan dosyalarda;

Yabancının mevcut hukuki statüsünün analizi,

Türkiye’den çıkış ve yeniden giriş stratejisinin belirlenmesi,

Giriş yasağı riskinin önceden öngörülmesi,

Evlilik sonrası aile ikamet izni sürecinin doğru kurgulanması
uzmanlık gerektirir. Bu aşamalar teknik bilgi olmadan yönetildiğinde, evlilik mümkün olsa bile ikamet ve vatandaşlık süreci tamamen tıkanabilir.

İstanbul’da Yerel Uygulama Bilgisi Çok Önemlidir

Uygulamada;

İstanbul, özellikle Tuzla, Kartal, Tepeören ve Mercan bölgelerinde evlendirme daireleri ve göç idaresi uygulamaları çok sıkı denetlenmektedir. Her ilçe aynı uygulamayı yapmaz. Bu nedenle yerel pratiği bilen, dosya yönetimine hâkim bir İstanbul yabancılar hukuku avukatı ile çalışmak kritik önemdedir.

Yabancılar Hukukunda Uzman Avukatla Çalışmanın Avantajı

Uzman bir yabancı avukatı;

Kaçak kalan yabancının evlenebilir hale nasıl getirileceğini,

En az riskli yolun hangisi olduğunu,

Evlilikten sonra ikamet ve vatandaşlık sürecinin nasıl ilerleyeceğini
önceden planlar. Bu sayede telafisi mümkün olmayan hataların önüne geçilir.

İstanbul’da Güvenilir Hukuki Destek

Kaçak kalan yabancılarla evlilik, yabancılar hukuku ve aile hukuku kesişiminde yer alan dosyalarda, İstanbul Anadolu Yakası’nda özellikle Tuzla – Kartal – Tepeören – Mercan hattında uygulama tecrübesi bulunan 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, sürecin başından sonuna kadar önleyici ve stratejik hukuki danışmanlık sunmaktadır. Yanlış bir başvurunun geri dönüşü olmadığı bu alanda, dosya açılmadan önce alınacak uzman avukat desteği çoğu zaman davadan çok daha değerlidir.

Read More

Yurtdışında yaşıyorum, Türkiye’deki icra veya dava dosyalarımı nasıl öğrenebilirim?

1. UYAP Vatandaş Portal ve e-Devlet Üzerinden Erişim 

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, yurtdışında bulunsalar dahi Türkiye’deki adli ve idari yargı birimleri ile icra dairelerinde tarafı oldukları dosyalara erişebilmeleri için temel yöntem UYAP Vatandaş Portal Bilgi Sistemi’dir. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, T.C. vatandaşlık numarası bulunan kişiler; e-devlet şifresi, mobil imza veya elektronik imza kullanarak bu sisteme internet üzerinden erişebilmektedir. Bu sistem aracılığıyla ülke genelindeki tüm dava dosyaları ve evrak içerikleri görüntülenebilmektedir (AYM, 17/11/2021). İlk derece mahkemesi kararlarında da yurtdışında yaşayan kişilerin veya yabancı uyrukluların, edindikleri e-devlet şifresi ile sisteme giriş yaparak haklarındaki icra takiplerinden haberdar oldukları tespit edilmiştir (İstanbul 1. ATM, 2022/299K; İstanbul 6. ATM, 2019/518).

2. Konsolosluklar ve Dış Temsilcilikler Aracılığıyla Bilgi Edinme 

Yurtdışında yaşayan vatandaşlar için tebligat ve adres araştırması süreçlerinde konsolosluklar kritik rol oynamaktadır. Yargı kararlarında, borçluların güncel adreslerinin tespiti için T.C. Hannover Başkonsolosluğu gibi yerel makamlar nezdinde araştırma yapıldığı veya tebligatların New York Konsolosluğu gibi temsilcilikler aracılığıyla ulaştırılmaya çalışıldığı görülmektedir (Kayseri 2. ATM, 2022/853; AYM, 21/6/2023). Ayrıca, yurtdışındaki vatandaşların Berlin Başkonsolosluğu gibi birimlerce düzenlenen vekaletnameler aracılığıyla Türkiye’deki hukuki süreçlerini takip ettikleri ve adres beyanında bulundukları kaydedilmiştir (Yargıtay 12. HD, 2013/19849).

3. Türkiye’ye Giriş Yapıldığında veya Haricen Öğrenme 

Bazı durumlarda yurtdışında yaşayan kişiler, haklarındaki takipleri ancak Türkiye’ye giriş yaptıklarında veya tesadüfen öğrenebilmektedir. Yargıtay kararlarında, bir borçlunun taşınmaz satış işlemleri için Türkiye’ye geldiği sırada hakkındaki takipten haberdar olduğu veya tebligattan Türkiye’ye giriş yaptığı tarihte haberdar olduğu örnekler mevcuttur (Yargıtay 12. HD, 2022/9664; Yargıtay 12. HD, 2012/17193). Ayrıca, yurtdışında bulunan kişilerin Türkiye’deki bir avukata vekaletname vererek dosyalarını “haricen” (dışarıdan/dolaylı yoldan) takip ettirdikleri de görülmektedir (İzmir 7. ATM, 2020/536Kaynak).

4. Resmi Kayıtlar ve Adres Sorgulamaları (MERNİS ve Emniyet) 

Mahkemeler, yurtdışında yaşayan kişilerin durumunu tespit etmek için UYAP üzerinden MERNİS (Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi) adres araştırması yapmakta ve ilgili Emniyet Müdürlüklerinden yurda giriş-çıkış kayıtlarını celp etmektedir (Yargıtay 5. HD, 2022/9816; Antalya 3. ATM, 2022/639). Yurtdışında yaşayan vatandaşların 5490 sayılı Kanun uyarınca adres değişikliklerini 20 iş günü içinde bildirme yükümlülüğü bulunmaktadır; bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi durumunda tebligatların MERNİS adresine veya ilanen yapılması söz konusu olabilmektedir (AYM, 21/6/2023).

5. İkincil Kaynak Değerlendirmeleri 

İkincil kaynak olarak sunulan bilgiler ışığında;

İsveç’te yaşayan bir borçlunun, e-devlet üzerinden dosyalarını kontrol ederken tesadüfen icra takibini öğrendiği ve bu öğrenme tarihinin “gecikmiş itiraz” için esas alındığı belirtilmiştir. Ancak yargı, vatandaşlara sürekli e-devlet sistemini kontrol etme gibi genel bir hukuki yükümlülük yüklememektedir (Yargıtay HGK, 2021/412).

UYAP sistemi üzerinden yapılan işlemlerin (dosya açma, okuma gibi) tarih ve saat bazlı “evrak işlem kütüğü” kayıtlarının tutulduğu, bu kayıtların hak düşürücü sürelerin başlangıcında kesin delil olarak kullanılabildiği vurgulanmıştır (AYM, 20/10/2020).

Adli sicil kayıtlarının da UYAP üzerinden elektronik ortamda tutulduğu ve adli makamlarca bu sistem üzerinden sorgulanabildiği teyit edilmiştir (Yargıtay CGK, 2012/1277).

6. Sonuç ve Özet 

Yurtdışından Türkiye’deki dava veya icra takiplerini öğrenmek için en etkili ve resmi yol, e-devlet şifresi veya elektronik imza ile UYAP Vatandaş Portal sistemine giriş yapmaktır. Bunun dışında, konsolosluklar aracılığıyla adres sorgulaması yapılması, Türkiye’den bir avukat görevlendirilerek dosyaların incelenmesi veya MERNİS kayıtlarının güncelliğinin kontrol edilmesi önerilen yöntemler arasındadır. Tebligatların usulüne uygun yapılmadığı durumlarda, Türkiye’ye giriş tarihi veya e-devlet üzerinden yapılan ilk sorgulama tarihi “öğrenme tarihi” olarak hukuki süreçlerde önem arz etmektedir.

Yurtdışında yaşıyorum, Türkiye’deki icra veya dava dosyalarımı nasıl öğrenebilirim?

En etkili ve resmi yol, e-Devlet şifresi veya elektronik imza ile UYAP Vatandaş Portal sistemine giriş yapmaktır. Bu sistem üzerinden Türkiye genelindeki adli ve idari yargı dosyaları ile icra takipleri görüntülenebilir. Yurtdışında bulunmak bu erişime engel değildir.

Konsolosluklar dava ve icra dosyaları hakkında bilgi verir mi?

Konsolosluklar doğrudan dosya içeriği paylaşmaz; ancak adres araştırması, tebligat işlemleri ve vekâletname düzenlenmesi konularında önemli rol oynar. Ayrıca yurtdışındaki adreslerin tespiti için mahkemeler ve icra daireleri konsolosluklar aracılığıyla araştırma yapabilmektedir.

Dosyadan geç haberdar olursam itiraz veya hak kaybı yaşar mıyım?

Her durumda değil. Tebligat usulsüz yapılmışsa, Türkiye’ye giriş tarihi veya UYAP üzerinden dosyanın ilk kez öğrenildiği tarih, hukuken “öğrenme tarihi” olarak kabul edilebilir. Bu tarih, gecikmiş itiraz ve sürelerin yeniden başlaması açısından büyük önem taşır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Yurtdışında yaşayan kişilerin Türkiye’deki dava ve icra dosyalarını öğrenme süreci; tebligat hukuku, adres kayıt sistemi (MERNİS), UYAP kayıtları ve hak düşürücü süreler nedeniyle son derece teknik bir alandır. Yanlış tespit edilen öğrenme tarihi veya süresinde yapılmayan itirazlar, telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Özellikle İstanbul, Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde yurtdışında yaşayan vatandaşlar adına açılan icra ve dava dosyalarında; usulsüz tebligatların tespiti, süre hesapları ve doğru hukuki yolun belirlenmesi uzmanlık gerektirir.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Dosyanın ilk öğrenme tarihinin hukuken doğru tespiti,

Usulsüz tebligat iddialarının etkin şekilde ileri sürülmesi,

Gecikmiş itiraz ve sürelerin kaçırılmasının önlenmesi,

UYAP kayıtlarının delil olarak doğru kullanılması,

Yurtdışından yürütülen işlemlerde vekâlet ve temsil sürecinin eksiksiz yürütülmesi

ancak alanında uzman bir avukatın takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Hukuki Takip

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; yurtdışında yaşayan vatandaşların Türkiye’deki dava ve icra dosyalarının takibi, usulsüz tebligat itirazları ve icra hukuku süreçlerinde etkin ve profesyonel hukuki destek sunmaktadır. 📌 Yurtdışından Türkiye’deki hukuki süreçleri doğru ve zamanında yönetmek için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

Türkiye’de boşanma davası açılırsa yurtdışındaki eş mahkemeye gelmek zorunda mı?

Türkiye’de açılan boşanma davalarında yurtdışında ikamet eden eşin mahkemeye fiziken gelme zorunluluğu ve bu süreçteki usul kurallarına ilişkin yargı kararları analizi aşağıdadır:

1. Boşanma Davası : Fiziki Katılım Zorunluluğu ve Temsil İmkanı

İncelenen yargı kararları, yurtdışında yaşayan eşin Türkiye’deki boşanma davası duruşmalarına bizzat katılmasının mutlak bir zorunluluk olduğuna dair bir hüküm içermemektedir. Aksine, kararlar tarafların savunma haklarını vekil (avukat) aracılığıyla kullanabileceğini veya usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen duruşmaya katılmamaları durumunda davanın yokluklarında (gıyaben) yürütülebileceğini göstermektedir.

Vekaletle Temsil: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin bir kararında (2023/4309 E.), yurtdışında bulunan davalı kadının duruşmalara katılmadığı ancak vekili aracılığıyla istinaf ve temyiz yollarına başvurduğu görülmektedir. Benzer şekilde, Rusya’da görülen bir davaya ilişkin tanıma kararında (2023/4533 E.), tarafın mahkemeye bizzat gelmeksizin vekaleten temsilcisi olan avukatı aracılığıyla savunma yaptığı ve bunun savunma hakkının kullanımı için yeterli görüldüğü belirtilmiştir.

İstinabe Yoluyla Delil Toplanması: Yurtdışındaki tarafın veya tanıkların beyanlarının alınması gerektiğinde, fiziki katılım yerine uluslararası adli yardımlaşma (istinabe) usulü kullanılabilmektedir. Hukuk Genel Kurulu kararında (2013/2225 E.), ABD’de bulunan tanıkların beyanlarının ABD adli makamları aracılığıyla (istinabe yoluyla) alınması gerektiği vurgulanmıştır.

2. Tebligat Usulü ve Savunma Hakkının Önceliği

Yargı kararlarının büyük çoğunluğu, yurtdışındaki eşin mahkemeye gelmesinden ziyade, davanın kendisine usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine odaklanmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 27 uyarınca “hukuki dinlenilme hakkı” kapsamında, yurtdışındaki eşe tebligat yapılmadan yargılama yapılması bozma nedenidir.

Yurtdışı Tebligat Kanalları: Tebligat Kanunu m. 25 ve 25/a uyarınca, yurtdışındaki Türk vatandaşlarına konsolosluk veya büyükelçilik aracılığıyla, yabancı uyruklulara ise o ülkenin yetkili makamları vasıtasıyla tebligat yapılması zorunludur (2009/827 E., 2012/17326 E.).

Usulsüz Tebligatın Sonuçları: Yurtdışında yaşayan eşe, Türkiye’deki eski adresi üzerinden veya birlikte yaşamadığı akrabalarına yapılan tebligatlar geçersiz sayılmaktadır (2014/15109 E., 2011/12270 E.). Usulüne uygun tebligat yapılmadan kurulan hükümler, savunma hakkının kısıtlanması gerekçesiyle Yargıtay tarafından bozulmaktadır.

3. Duruşmaya Katılmamanın Sonuçları

Eğer yurtdışındaki eşe usulüne uygun tebligat yapılmış ve savunma yapması için yeterli süre tanınmışsa, eşin duruşmaya gelmemesi davanın görülmesine engel teşkil etmez.

Gıyabi Yargılama: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2013/935 E.), usulüne uygun çağrı yapılmasına rağmen duruşmaya gelmeyen tarafın yokluğunda karar verilebileceğini, bu durumun tek başına savunma hakkının ihlali sayılmayacağını belirtmiştir. Ancak bu durum, tebligatın “hükmü veren mahkemenin usulüne” (Lex fori) uygun yapılmış olması şartına bağlıdır.

İkincil Kaynak Verileri

Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi olması nedeniyle ikincil kaynaklardan elde edilen ek bağlamları içermektedir:

Tanıma ve Tenfiz Davaları: Sunulan kararların bir kısmı doğrudan Türkiye’de açılan boşanma davalarına değil, yurtdışında verilmiş kararların Türkiye’de tanınmasına ilişkindir. Bu kararlarda, yabancı mahkemenin davalıyı usulüne uygun çağırıp çağırmadığı (MÖHUK m. 54) denetlenmektedir. Bu durum, Türkiye’de açılacak davalarda da yurtdışındaki eşe yapılacak çağrının (tebligatın) davanın geçerliliği için en kritik aşama olduğunu teyit etmektedir.

Adres Bildirimi: Yurtdışındaki eşin Türkiye’de bir adres beyan etmesi durumunda tebligatın bu adrese yapılabileceği, ancak eşin fiilen yurtdışında olduğunun tespiti halinde yurtdışı tebligat usullerinin işletilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (2022/10551 E.).

Sonuç olarak; Türkiye’de açılan bir boşanma davasında yurtdışındaki eşin mahkemeye fiziken gelme zorunluluğu bulunmamaktadır. Eş, davanın kendisine usulüne uygun tebliğ edilmesi şartıyla, bir avukat aracılığıyla temsil edilebilir veya tebligata rağmen katılım sağlamazsa dava gıyabında sonuçlandırılabilir. Ancak, usulüne uygun tebligatın yapılması ve savunma hakkının tanınması davanın hukuki geçerliliği için zorunludur. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir? (Yurtdışında Eş – Boşanma Davaları)

Yurtdışında ikamet eden eşe karşı Türkiye’de açılan boşanma davaları, uygulamada en fazla usul hatasının yapıldığı dava türleri arasında yer almaktadır. Bu davalar; yurtdışı tebligat usulleri, vekâletle temsil, gıyabi yargılama, istinabe yoluyla delil toplanması ve savunma hakkının korunması gibi teknik alanları içermesi nedeniyle, mutlaka uzmanlık gerektirir. Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy ve Kurtköy gibi yoğun nüfuslu ve uluslararası hareketliliğin fazla olduğu bölgelerde bu tür davalar sıklıkla açılmakta; yapılan küçük bir usul hatası dahi davanın yıllar sonra bozulmasına yol açabilmektedir.

Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar; yurtdışında yaşayan eşe Türkiye’deki eski adresi üzerinden tebligat yapılması, konsolosluk veya adli yardımlaşma (istinabe) yolları işletilmeden yargılamaya devam edilmesi ya da eşin duruşmaya gelmemesinin otomatik olarak savunma hakkından feragat sayılmasıdır. Oysa Yargıtay içtihatları açıkça göstermektedir ki, usulüne uygun tebligat yapılmadan, yurtdışında bulunan eş hakkında verilen kararlar kesin bozma nedeni teşkil etmektedir. Bu riskler, ilk derece mahkemesinde fark edilmese dahi istinaf ve temyiz aşamasında ciddi sonuçlar doğurmaktadır.

Bu nedenle, Tuzla merkezli olarak İstanbul genelinde (Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy ve Kurtköy dâhil) yurtdışında yaşayan eşe karşı açılacak boşanma davalarında, sürecin en başından itibaren milletlerarası özel hukuk ve aile hukuku alanında deneyimli bir avukat ile yürütülmesi hayati önemdedir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yurtdışında ikamet eden eşe karşı açılan boşanma davalarında; doğru tebligat stratejisinin belirlenmesi, vekâletle temsilin usule uygun şekilde sağlanması, gerekirse istinabe yoluyla delil toplanması ve yargılamanın hak kaybı doğurmadan sonuçlandırılması konusunda Tuzla ve Anadolu Yakası genelinde etkin hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Sonuç olarak; yurtdışında ikamet eden eşin bulunduğu ülkeden bağımsız olarak, Türkiye’de açılan boşanma davasının hukuken geçerli ve sürdürülebilir olabilmesi, ancak sürecin başından itibaren uzman avukat desteğiyle ve doğru usul stratejisiyle yürütülmesiyle mümkündür. Aksi hâlde, dava kazanılmış olsa dahi, usul hataları nedeniyle kararın iptali veya bozulması riski her zaman gündemdedir.

Read More

Yabancı Mahkeme Velayet Kararı Türkiye’de Nasıl İcra Edilir?

Tenfiz Şartları, Kamu Düzeni Denetimi ve Yargıtay Uygulaması

1. Genel Esaslar ve Hukuki Dayanak 

Yargıtay kararları uyarınca, yabancı bir mahkeme tarafından verilen velayet kararının Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Bu husus, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50/1. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Tenfiz kararı alınmadıkça, yabancı ilamın Türkiye’de hukuki sonuç doğurması veya icra edilmesi mümkün değildir. Velayet kararlarının tenfizinde MÖHUK’un genel hükümlerinin yanı sıra, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler (özellikle 1980 tarihli Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi/Lüksemburg Sözleşmesi) öncelikle dikkate alınmaktadır.

2. Tenfiz Şartlarının Analizi 

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, bir velayet ilamının tenfizi için MÖHUK’un 54. maddesinde yer alan şu şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekir:

Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma, kanun hükmü veya fiili uygulamanın bulunması şarttır (MÖHUK m. 54/1-a). Yargıtay, özellikle ABD’nin farklı eyaletlerinden (New Jersey, North Carolina, Arkansas, Texas) verilen kararlarda, o eyalet özelinde Türk mahkemesi kararlarının tenfiz edilip edilmediğinin Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla ayrıntılı araştırılmasını aramaktadır.

Münhasır Yetki ve İlişki: İlamın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması gerekir. Ayrıca davalının itirazı halinde, ilamın taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmayan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması şarttır.

Kamu Düzenine Aykırı Olmama: Hükmün Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gerekir. Yargıtay, kamu düzeni denetiminin “yerindelik denetimi” (révision au fond) olmadığını, yabancı kararın maddi doğruluğunun incelenemeyeceğini vurgulamaktadır.

Savunma Hakkına Riayet: Davalının, hükmü veren mahkemeye usulüne uygun çağrılmış olması, temsil edilmiş olması ve gıyabında kanuna aykırı bir hüküm verilmemiş olması gerekir (MÖHUK m. 54/1-ç).

3. Velayet Kararlarına Özgü Özel Durumlar

Ortak Velayet ve Kamu Düzeni: Yargıtay’ın eski tarihli kararlarında (örn. 2006 ve 2014 tarihli kararlar), Türk Medeni Kanunu m. 336 uyarınca boşanma halinde velayetin eşlerden birine verilmesi gerektiği, “ortak velayet” düzenlemesinin Türk kamu düzenine aykırı olduğu kabul edilmekteydi. Ancak güncel içtihatlarda (AYM ve Yargıtay 2. HD’nin 2017 ve sonrası kararları), AİHS Ek 7 Nolu Protokol ve Anayasa m. 90/son uyarınca, çocuğun üstün yararına aykırı olmadıkça ortak velayetin Türk kamu düzenine aykırı sayılmayacağı kabul edilmektedir.

Kısmi Tenfiz: Yabancı ilamın velayete ilişkin kısmı Türk hukukuna veya kamu düzenine aykırı bulunsa dahi, ilamın diğer kısımlarının (örneğin boşanma) tenfizi mümkündür (MÖHUK m. 56).

Yaş Sınırı: Avrupa Konseyi Sözleşmesi uyarınca, 16 yaşını dolduran çocuklar hakkında sözleşme hükümlerinin uygulanması mümkün değildir; bu durumda mahkemenin yeniden değerlendirme yapması gerekir.

Derdestlik Engeli: Tenfiz talebinden önce Türkiye’de açılmış ve devam eden bir velayet davası varsa, Avrupa Sözleşmesi m. 10/b uyarınca tenfiz işlemleri talik edilebilir veya reddedilebilir.

4. Usul ve Gerekli Belgeler 

Tenfiz davası basit yargılama usulüne tabidir ve duruşma yapılması zorunludur. MÖHUK m. 53 uyarınca dilekçeye şu belgeler eklenmelidir:

Yabancı mahkeme ilamının usulen onanmış aslı veya örneği.

İlamın kesinleştiğini gösteren ve usulen onanmış yazı veya belge (Kesinleşme şerhi).

Apostil şerhi.

Tüm belgelerin usulen onanmış Türkçe tercümeleri.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

İkincil kaynak niteliğindeki ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararları ile bazı Yargıtay daire kararları, velayet tenfizi sürecine dair şu ek bağlamları sunmaktadır:

Nafaka ile İlişki: Nafaka ve velayet kararları genellikle aynı ilamda yer alsa da, nafaka kararlarının icrası için de MÖHUK m. 50 uyarınca tenfiz kararı alınması zorunludur; uluslararası sözleşmeler (1956 New York, 1958/1973 Lahey) doğrudan icraya izin vermez, tenfiz usulünü şart koşar.

Tebligat Usulü: Ticari nitelikli tenfiz kararlarında da vurgulandığı üzere, yabancı mahkemedeki yargılamanın tebligatlarının usulüne uygun yapılması (özellikle 1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi çerçevesinde) savunma hakkının korunması açısından kritiktir. Posta yoluyla yapılan tebligatlar, Türkiye’nin çekincesi nedeniyle bazı durumlarda geçersiz sayılabilmektedir.

Taraf Teşkili: Tenfiz davasında, yabancı ilamda yer alan tüm tarafların Türkiye’deki davada da taraf olarak gösterilmesi, taraf teşkilinin sağlanması açısından zorunludur; aksi halde dava usulden reddedilebilmektedir.

Sonuç: Yargıtay içtihatları, velayet tenfizini sıkı şekli şartlara ve kamu düzeni denetimine tabi tutmaktadır. Özellikle karşılıklılık araştırması ve çocuğun üstün yararı çerçevesinde kamu düzeni analizi, yargılamanın merkezinde yer almaktadır. Karşılıklılığın bulunmadığı veya savunma hakkının ihlal edildiği durumlarda tenfiz talebi reddedilmektedir. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yabancı mahkemelerce verilen velayet kararlarının tenfizi, uygulamada en sık hata yapılan ve en çok usulden ret ile karşılaşılan dava türlerinden biridir. Tenfiz süreci yalnızca bir mahkeme kararının tanıtılması değil; karşılıklılık araştırması, kamu düzeni denetimi, savunma hakkının korunup korunmadığı, uluslararası sözleşmelerin önceliği ve çocuğun üstün yararı gibi çok katmanlı hukuki değerlendirmeleri içermektedir.

Özellikle;

Kararın verildiği ülke veya eyalet bazında mütekabiliyetin doğru araştırılmaması,

Ortak velayet, nafaka veya tedbir hükümlerinin kısmi mi tam tenfize mi elverişli olduğunun yanlış değerlendirilmesi,

Tebligat usulündeki eksikliklerin kamu düzeni ihlali olarak ele alınamaması,

Türkiye’de devam eden bir dava nedeniyle derdestlik itirazının gözden kaçırılması,

tenfiz talebinin reddine ve telafisi güç hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Bu nedenle velayet tenfizi davalarının, güncel Yargıtay içtihatlarına ve uluslararası sözleşmelere hâkim, uygulama tecrübesi bulunan bir avukat tarafından yürütülmesi büyük önem taşır. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi, uluslararası aile hukuku ve velayet uyuşmazlıkları alanında müvekkillerine stratejik, güncel ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; velayet tenfizi dosyalarında yapılacak tek bir usul hatası, çocuğun hukuki statüsünü ve ebeveyn–çocuk ilişkisini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sürecin, uzman avukat desteğiyle ve Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde yürütülmesi, hem hukuki güvenlik hem de çocuğun üstün yararı açısından vazgeçilmezdir.

Read More

Yabancı Velayet Kararları Türkiye’de Nasıl Tanınır?

Uluslararası Sözleşmeler, Tenfiz Engelleri ve Yargıtay Uygulaması

1. Velayet Kararlarının Tanınması ve Tenfizinde Temel Uluslararası Sözleşmeler

Yargıtay kararları uyarınca, yabancı mahkemelerden alınan velayet kararlarının Türkiye’de hüküm doğurabilmesi için tanıma ve tenfiz süreçlerinde öncelikle Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin dikkate alınması zorunludur. Bu kapsamda öne çıkan temel metinler şunlardır:

1980 Lüksemburg Sözleşmesi: “Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi” (20.05.1980), velayet kararlarının tenfizinde en sık uygulanan uluslararası belgedir. Yargıtay, bu sözleşmeye taraf olan devletlerden (örneğin Fransa, Almanya, Avusturya) alınan kararlarda sözleşme hükümlerinin doğrudan uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır (2. HD., 2012/15213; 2015/787).

1996 Lahey Sözleşmesi: “Velayet Sorumluluğu ve Çocukların Korunması Hakkında Tedbirler Yönünden Yetki, Uygulanacak Hukuk, Tanıma, Tenfiz ve İşbirliğine Dair Sözleşme” (19.10.1996), özellikle ihtiyati tedbir niteliğindeki velayet düzenlemelerinde uygulama alanı bulmaktadır (2. HD., 2023/8407).

AİHS’e Ek 7 Nolu Protokol: Eşlerin evliliğin bitmesi halinde çocuklarıyla olan ilişkilerinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olduğunu düzenleyen bu protokol, “ortak velayet” kararlarının Türk kamu düzenine aykırı sayılmamasında temel dayanak teşkil etmektedir (2. HD., 2016/18674; AYM, 06/10/2021).

İkili Adli Yardım Sözleşmeleri: Türkiye ile Kazakistan arasındaki 13.06.1995 tarihli “Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımı Kapsayan Sözleşme” gibi ikili anlaşmalar, MÖHUK m. 54/1-a çerçevesinde karşılıklılık ve tenfiz şartlarının değerlendirilmesinde esas alınmaktadır (2. HD., 2023/7233).

2. Sözleşmelerin Uygulanma İlkeleri ve Esastan İnceleme Yasağı

Uluslararası sözleşmelerin uygulanmasında “esastan inceleme yasağı” (révision au fond) temel ilkedir. Lüksemburg Sözleşmesi’nin 7. ve 9/3. maddeleri uyarınca, yabancı mahkeme kararı hiçbir şekilde esastan inceleme konusu yapılamaz; mahkeme delilleri yeniden değerlendiremez veya kararın doğruluğunu denetleyemez (2. HD., 2004/10683).

3. Tanıma ve Tenfiz Engelleri ile Kısıtlamalar

Sözleşmeler ve yargı içtihatları çerçevesinde tenfiz talebinin reddine yol açabilecek temel hususlar şunlardır:

Tebligat ve Savunma Hakkı: Lüksemburg Sözleşmesi m. 9/1-a uyarınca, davalının gıyabında verilen kararlarda, savunma yapmasına imkan verecek sürede tebligat yapılmamış olması tenfiz talebinin reddi sebebidir (2. HD., 2014/19749K).

Kamu Düzeni İstisnası: Sözleşmenin 10/1-a maddesi, kararın etkilerinin talep edilen devletin aile ve çocuk hukukuna ilişkin temel ilkeleriyle açıkça bağdaşmaması durumunda tenfizin reddedilebileceğini öngörür. Ancak Yargıtay, “ortak velayet” gibi düzenlemelerin artık Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığını kabul etmektedir (2. HD., 2016/18674).

Derdestlik (Lis Pendens): Lüksemburg Sözleşmesi m. 10/2-b uyarınca, tenfiz isteminden önce Türkiye’de açılmış ve devam eden bir velayet davası varsa, tenfiz işlemleri talik edilebilir veya reddedilebilir (2. HD., 2022/10198).

Yaş Sınırı: Lüksemburg Sözleşmesi hükümleri, 16 yaşını dolduran çocuklar hakkında uygulanamaz. Temyiz incelemesi sırasında çocuğun 16 yaşını doldurması halinde mahkemenin bu durumu yeniden değerlendirmesi gerekir (18. HD., 2015/7759).

4. Görevli Mahkeme ve Usul

Velayet kararlarının tanınması ve tenfizinde görevli mahkeme kural olarak Aile Mahkemeleridir. Ancak yabancı ilamın velayet dışında “vasi atanması” gibi hükümleri de içermesi durumunda, vasiye ilişkin kısmın tanınması ve tenfizinde Asliye Hukuk Mahkemeleri görevli olabilmektedir (2. HD., 2009/9739; 2010/1513). Ayrıca, çocukların Türkiye’de nüfusa kayıtlı olmaması, velayete ilişkin yabancı ilamın tanınmasına engel teşkil etmez; zira nüfus kayıtları kurucu değil bildirici etkiye sahiptir (2. HD., 2015/787).

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, uluslararası sözleşmelerin bulunmadığı veya doğrudan atıf yapılmadığı durumlarda 5718 sayılı MÖHUK hükümlerinin (m. 50, 54, 58) nasıl uygulandığına dair ek bağlam sunmaktadır:

Sözleşme Olmayan Durumlar (Örn. ABD): Türkiye ile arasında velayet konusuna ilişkin ikili veya çok taraflı sözleşme bulunmayan devletlerden (örneğin ABD’nin bazı eyaletleri) alınan kararlarda, MÖHUK m. 54/1-a uyarınca “kanuni veya fiili karşılıklılık” (mütekabiliyet) araştırması yapılmaktadır (2. HD., 2015/17869; 2024/1712).

Kamu Düzeni Değerlendirmesi: Hollanda ve Belçika gibi ülkelerden alınan kararlarda, yabancı ilamda velayet konusunda hüküm bulunmamasının veya anlaşmalı boşanmada tarafların aynı avukatla temsil edilmesinin Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olmadığı ve tanımaya engel teşkil etmediği belirtilmiştir (2. HD., 2023/6109; 2022/9092).

Kısmi Tenfiz: Yabancı ilamın velayet kısmının Türk hukukuna (örneğin o dönemki ortak velayet yasağına) aykırı bulunması durumunda, ilamın boşanmaya ilişkin kısmının kısmen tenfiz edilmesinin mümkün olduğu vurgulanmıştır (2. HD., 2014/7356).

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Uluslararası sözleşmeler çerçevesinde yabancı velayet kararlarının tanınması ve tenfizi, yalnızca dilekçe verilmesiyle sonuçlanan basit bir yargılama süreci değildir. Lüksemburg Sözleşmesi, 1996 Lahey Sözleşmesi, AİHS Ek 7 No’lu Protokol ve MÖHUK hükümleri birlikte değerlendirilmekte; her dosya bakımından tenfiz engelleri, kamu düzeni denetimi, derdestlik, savunma hakkı ve karşılıklılık gibi son derece teknik kriterler ayrı ayrı incelenmektedir.

Özellikle;

Hangi uluslararası sözleşmenin öncelikle uygulanacağının tespiti,

Esastan inceleme yasağına rağmen kamu düzeni itirazının doğru sınırda kurulması,

Ortak velayet, tedbir veya geçici koruma kararlarının güncel Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde sunulması,

Yanlış başvuru nedeniyle tenfizin reddi ya da velayetin askıda kalması riskinin önlenmesi,

ancak bu alanda deneyimli bir avukat tarafından sağlıklı biçimde yönetilebilir.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli çalışmalarıyla Tuzla, Pendik, Kartal, Kadıköy ve Gebze başta olmak üzere;
yabancı velayet kararlarının tanınması, tenfiz davaları, uluslararası aile hukuku ve çocuk hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar alanlarında müvekkillerine güncel içtihatlara dayalı, stratejik ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; uluslararası velayet dosyalarında yapılacak tek bir usul hatası, çocuğun hukuki statüsünü ve ebeveyn–çocuk ilişkisini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sürecin, uzman avukat desteğiyle ve Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde yürütülmesi hem hukuki güvenlik hem de çocuğun üstün yararı açısından zorunludur.

Read More

Yabancı Mahkemelerin Ortak Velayet Kararları Türkiye’de Geçerli mi?

Kamu Düzeni Tartışması, Yargıtay–AYM İçtihatları ve Güncel Uygulama

Yabancı Mahkemelerce Verilen Ortak Velayet Kararlarının Türk Kamu Düzeni Açısından Geçerliliği ve Uygulanabilirliği. Bu çalışma, yabancı mahkemeler tarafından hükmedilen “ortak velayet” kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi süreçlerinde Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) geliştirdiği içtihatlar çerçevesinde hazırlanmıştır. İnceleme, yargı kararlarındaki kronolojik ve doktrinel değişimi esas almaktadır.

1. Geleneksel Yaklaşım: Ortak Velayetin Kamu Düzenine Aykırılığı

Yargıtay’ın geçmiş tarihli kararlarında, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 336. maddesi uyarınca boşanma halinde hakimin velayeti eşlerden birine verme zorunluluğu olduğu, bu düzenlemenin kamu düzeni ile ilgili olduğu vurgulanmıştır.

TMK m. 336 ve MÖHUK m. 38/c İlişkisi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2003, 2006 ve 2014 tarihli kararlarında (2003/3889 K.2006/13638 K., 2014/13375 K.K), yabancı mahkemelerin ortak velayet düzenlemelerinin Türk Medeni Kanunu’na aykırı olduğu ve bu durumun kamu düzenini ihlal ettiği gerekçesiyle tenfiz taleplerinin reddedildiği görülmektedir.

Velayetin “Boşta” Kalması: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2012/11131 K.) ve 20. Hukuk Dairesi (2016/9660 K.K, 2017/3841 K.K) kararlarında, ortak velayet hükmünün tenfiz edilmemesi nedeniyle küçüğün velayet hakkının “boş bırakıldığı” tespit edilmiştir. Bu durumda velayetin Türk aile mahkemelerince yeniden düzenlenmesi veya küçüğün vesayet altına alınması gerektiği hükme bağlanmıştır.

Kısmen Tenfiz İmkanı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2016/11377 K.), velayet hükmü kamu düzenine aykırı bulunsa dahi, yabancı ilamın boşanma ve mal paylaşımı gibi diğer kısımlarının MÖHUK m. 56 uyarınca kısmen tenfiz edilebileceğini belirtmiştir.

2. Modern Yaklaşım: Uluslararası Sözleşmeler ve “Açıkça Aykırılık” Kriteri

2017 yılından itibaren Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında, ortak velayetin Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olmadığı yönünde bir içtihat değişikliği yaşanmıştır.

Anayasa m. 90 ve AİHS Ek 7. Protokol: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2017/1737 K., 2017/13800 K.), AİHS Ek 7 No’lu Protokol’ün 5. maddesindeki “eşlerin hak ve sorumluluklarda eşitliği” ilkesini ve Anayasa’nın 90. maddesini esas almıştır. Bu çerçevede, ortak velayetin Türk toplumunun temel yapısını veya temel çıkarlarını ihlal etmediği, dolayısıyla kamu düzenine “açıkça” aykırı sayılamayacağı sonucuna varılmıştır.

AYM Değerlendirmesi: Anayasa Mahkemesi (06/10/2021 tarihli karar), Yargıtay’ın bu yeni yaklaşımını referans göstererek, taraflar arasında çekişme bulunmaması durumunda ortak velayetin tanınmasının iç hukuka uygun olduğunu teyit etmiştir.

Güncel Uygulama: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023 tarihli kararlarında (2023/4605 K., 2023/978 K.), yabancı mahkemelerce verilen ortak velayet kararlarının tanınması ve tenfizi onaylanmıştır. Özellikle tarafların aynı vekille temsil edilmesinin dahi tek başına kamu düzenine aykırılık teşkil etmeyeceği vurgulanmıştır.

3. Tenfiz ve Tanıma Şartları

Yabancı ortak velayet kararlarının Türkiye’de geçerlilik kazanması için MÖHUK m. 50-58 arasındaki şartların varlığı aranmaktadır:

Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Almanya gibi ülkelerle yapılan sözleşmeler (Lüksemburg Sözleşmesi vb.) çerçevesinde karşılıklılık esası gözetilmektedir (2015/11581 K.).

Kesinleşme ve Apostil: İlamın o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya örneğinin sunulması zorunludur (2015/24938 K.).

Savunma Hakkı: Kararın gıyapta verilmiş olması durumunda, usulüne uygun tebligat yapılıp yapılmadığı kamu düzeni denetiminin bir parçasıdır.

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar sunulan kararlarda sınırlı bilgi içermesi nedeniyle ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

Velayet Eksikliği: Yabancı boşanma ilamında velayete dair hiçbir hüküm bulunmamasının, ilamın boşanma yönünden tanınmasına engel teşkil etmediği belirtilmiştir (Yargıtay 2. HD, 2023/6305 K.).

Derdestlik İtirazı: Türkiye’de devam eden bir boşanma veya velayet davasının varlığı, yabancı velayet kararının tenfizinde engelleyici bir unsur olarak değerlendirilebilmektedir (Yargıtay 2. HD, 2023/980 K.).

Usul Hukuku ve Kamu Düzeni: Kamu düzeni denetiminin sadece maddi hukukla sınırlı olmadığı, savunma hakkının ihlali gibi usulî hataların da bu kapsamda incelendiği; ancak her usul hatasının “açıkça aykırılık” teşkil etmediği vurgulanmıştır (Yargıtay 11. HD, 2013/4530 K.; Yargıtay 2. HD, 2024/1916 K.).

Sonuç: Güncel yargı pratiğinde, yabancı mahkemelerce verilen ortak velayet kararları, çocuğun üstün yararına aykırı bir durum veya taraflar arasında şiddetli bir çekişme bulunmadığı sürece, uluslararası sözleşmeler ve eşlerin eşitliği ilkesi gereği Türk kamu düzenine aykırı kabul edilmemekte; tanıma ve tenfize konu edilebilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yabancı mahkemelerce verilen ortak velayet kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi, yalnızca şekli bir tanıma süreci olmayıp; kamu düzeni denetimi, uluslararası sözleşmelerin iç hukuka etkisi, AYM–Yargıtay içtihat uyumu, çocuğun üstün yararı ve açıkça aykırılık kriteri gibi son derece teknik değerlendirmeleri içermektedir. Bu nedenle sürecin hatasız yürütülmesi, alanında uzman bir avukat desteğini zorunlu kılar.

Özellikle;

Yabancı ortak velayet kararının eski mi, yeni içtihatlara mı tabi olduğunun doğru analiz edilmesi,

Kararın kısmi mi yoksa tam tenfize mi elverişli olduğunun tespiti,

Kamu düzenine aykırılık iddiasının soyut değil, “açıkça aykırılık” kriteri üzerinden değerlendirilmesi,

Taraflar arasındaki fiilî durumun (çekişme, şiddet iddiası, çocukla kişisel ilişki) dosyaya doğru yansıtılması,

Tenfiz sonrası doğabilecek velayetin askıda kalması, yeni velayet davası açılması veya tedbir talepleri gibi sonuçların öngörülmesi, ancak güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi uygulamalarına hâkim bir hukukçu tarafından sağlıklı biçimde yönetilebilir.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli çalışmalarıyla özellikle Tuzla, Pendik, Kartal ve Tepeören bölgelerinde;

Yurtdışı boşanma kararlarının tanınması,

Ortak velayet kararlarının tenfizi,

Velayetin askıda kalması sonrası açılan aile mahkemesi davaları,

Uluslararası aile hukuku ve yabancılar hukuku uyuşmazlıkları

alanlarında müvekkillerine stratejik, güncel ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; ortak velayet gibi hassas konularda yapılacak tek bir usul hatası, çocuğun hukuki statüsünü, ebeveyn–çocuk ilişkisini ve tarafların uzun vadeli haklarını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sürecin, uzman avukat eşliğinde ve güncel içtihatlara uygun şekilde yürütülmesi, hem hukuki güvenlik hem de çocuğun üstün yararı açısından vazgeçilmezdir.

Read More

Yabancı Boşanma Kararında Velayet Yoksa Ne Olur? Velayet Askıda Kalır Mı?

1. Yabancı Boşanma Kararı : Velayetin “Askıda” Kalması Kavramı ve Oluşma Koşulları

Yargıtay içtihatları doğrultusunda, yabancı bir mahkeme tarafından verilen boşanma kararının Türkiye’de tanınmış veya tenfiz edilmiş olmasına rağmen, müşterek çocuğun velayetine ilişkin bir hüküm kurulmamış olması veya mevcut hükmün Türk kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemesi durumunda velayet hakkı Türkiye’de “askıda” veya “boşta” kalmış sayılmaktadır.

Hüküm Bulunmaması Durumu: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2009/10927 E., 2010/593 K.) ve 5. Hukuk Dairesi (2024/369 E., 2024/3972 K.) kararlarında, yabancı mahkeme ilamında velayete dair bir düzenleme yer almadığında, boşanma kısmı tanınsa dahi velayet konusunun askıda kaldığı açıkça ifade edilmiştir.

Kamu Düzenine Aykırılık ve Kısmi Tenfiz: Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2016/10693 E., 2016/9660 K.) Kve 17. Hukuk Dairesi (2012/11007 E., 2012/11131 K.) kararlarına göre, yabancı mahkemenin velayeti “anne ve babaya birlikte” (ortak velayet) vermesi, ilgili dönemdeki Türk hukuk tatbikatına aykırı görülerek tenfiz edilmemiştir. Bu durumda boşanma kararı tenfiz edilse de velayet hükmü tenfiz dışı kaldığı için velayet hakkı Türkiye’de “boş bırakılmış” kabul edilmektedir.

2. Velayetin Düzenlenmesinde Kamu Düzeni ve Mahkemenin Re’sen Görevi

Velayete ilişkin kurallar Türk hukukunda kamu düzeniyle doğrudan ilişkilidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2009/11390 E., 2010/1604 K.) Kkararına göre, yabancı ilamda velayet düzenlemesinin bulunmaması boşanmanın tanınmasına engel teşkil etmez; ancak bu eksikliğin Türkiye’de bağımsız bir dava ile giderilmesi zorunludur.

Hakimin Müdahalesi: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2009/10926 E., 2010/592 K.), velayetin askıda olduğu durumlarda mahkemenin ihbar üzerine veya re’sen velayet düzenlemesi yapması gerektiğini vurgulamıştır.

Ön Sorun Niteliği: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2013/20889 E., 2014/5228 K.), velayet askıda iken kişisel ilişki tesisi talep edilmişse, mahkemenin öncelikle velayeti düzenlemesi gerektiğini, velayet karara bağlanmadan kişisel ilişki hükmü kurulamayacağını belirtmiştir. Benzer şekilde, velayet düzenlenmeden iştirak nafakasına hükmedilmesi de usule aykırı bulunmuştur (2. HD, 2014/23797 E., 2015/5663 K.)

3. Görevli ve Yetkili Mahkeme

Velayetin askıda kalması durumunda açılacak bağımsız velayet davasında görev ve yetki kuralları Yargıtay kararlarıyla netleştirilmiştir:

Görevli Mahkeme: 4787 sayılı Kanun’un 6/2-c maddesi uyarınca, velayetin düzenlenmesi davalarında Aile Mahkemeleri görevlidir (20. HD, 2017/5947 E., 2017/3841 K.)K.

Yetkili Mahkeme: Velayetin düzenlenmesi davasında kesin bir yetki kuralı bulunmamaktadır. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (2020/7579 E., 2020/9110 K.), davanın açıldığı mahkemeye süresinde yetki itirazı yapılmadığı takdirde o mahkemenin yetkili hale geleceğini belirtmiştir. Genel olarak çocuğun Türkiye’deki yerleşim yeri veya tarafların sakin olduğu yer mahkemesi yetkili kabul edilmektedir (17. HD, 2013/1224 E., 2013/8167 K.)

4. Yargılama Usulü ve Çocuğun Üstün Yararı

Velayet düzenlenmesi davası, yabancı boşanma ilamının tanınmasından sonra açılan bağımsız bir dava niteliğindedir.

Hukuki Dinlenilme Hakkı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2018/6976 E., 2018/13405 K.), bu davaların kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle dosya üzerinden karar verilemeyeceğini, duruşma açılarak taraflara delillerini sunma imkanı tanınması gerektiğini hükme bağlamıştır.

Sınırlandırma Yasağı: Mahkemece verilen velayet kararı, çocuğun üstün yararı gereği ülke sınırları ile kısıtlanamaz (2. HD, 2017/3675 E., 2017/10641 K.).

Tanınmanın Kesinleşmesi Şartı: Velayet davasının esasına girilebilmesi için yabancı boşanma ilamının Türkiye’deki tanınma kararının kesinleşmiş olması bir ön koşuldur (2. HD, 2015/15599 E., 2015/24938 K.)Ka.

Sonuç olarak; yabancı mahkeme ilamında velayete dair hüküm bulunmaması veya bu hükmün tenfiz edilmemesi, velayeti Türkiye’de askıda bırakır. Bu durumda yetkili Aile Mahkemesi, çocuğun üstün yararını gözeterek bağımsız bir dava veya ihbar üzerine velayeti yeniden düzenlemekle yükümlüdür.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yurtdışında verilen boşanma kararları sonrasında velayet konusunun Türkiye’de askıda kalması, uygulamada ciddi hak kayıplarına ve telafisi güç sonuçlara yol açabilen teknik bir hukuki durumdur. Bu süreç, yalnızca tanıma ve tenfiz kurallarının bilinmesini değil; kamu düzeni, çocuğun üstün yararı, re’sen araştırma ilkesi, ön sorun–asıl dava ayrımı ve usul hukuku bakımından Yargıtay içtihatlarının doğru yorumlanmasını zorunlu kılar.

Özellikle;

Yabancı ilamda velayet hükmü bulunup bulunmadığının doğru tespiti,

Mevcut velayet düzenlemesinin kısmi tenfize elverişli olup olmadığının değerlendirilmesi,

Velayet askıda iken kişisel ilişki, iştirak nafakası veya geçici tedbir taleplerinin nasıl ileri sürüleceğinin belirlenmesi,

Görevli ve yetkili mahkemenin yanlış seçilmesi halinde doğabilecek usulden ret risklerinin bertaraf edilmesi,

Çocuğun üstün yararı ilkesine uygun delil stratejisinin kurulması

ancak bu alanda deneyimli bir aile hukuku ve yabancılar hukuku uzmanı tarafından sağlıklı şekilde yürütülebilir.

Bu nedenle, yurtdışı boşanma kararları sonrası velayet sorunu yaşayan tarafların, süreci baştan sona profesyonel hukuki destekle yönetmeleri büyük önem taşır. İstanbul’da özellikle Tuzla, Pendik, Kartal ve Tepeören bölgelerinde bu alanda yoğun uygulama tecrübesine sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, velayetin askıda kalması, bağımsız velayet davaları, tanıma–tenfiz süreçleri ve çocuğun üstün yararına dayalı tüm aile hukuku uyuşmazlıklarında müvekkillerine kapsamlı hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; velayet davalarında yapılacak en küçük usul hatası, çocuğun geleceğini doğrudan etkileyen sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sürecin, alanında uzman bir avukat eşliğinde yürütülmesi hukuki bir zorunluluk olduğu kadar, çocuğun menfaatleri açısından da hayati önemdedir.

Read More

Yabancı Mahkeme Boşanma Kararında Velayet Hükmü yoksa veya Tenfiz Edilmemesi Durumunda Velayet Nasıl belirlenir?

Yabancı Mahkeme Boşanma Kararlarının Tanınması/Tenfizi Sürecinde Velayet Hükmünün Bulunmaması veya Tenfiz Edilmemesi Durumunda Velayetin Hukuki Statüsü ve Bağımsız Dava Zorunluluğu

1. Velayetin “Askıda” Kalması veya “Boş Bırakılması” Kavramı

Yargıtay içtihatları, yabancı bir mahkeme tarafından verilen boşanma kararının Türkiye’de tanınmış olmasına rağmen, velayet konusunda bir hüküm içermemesi veya mevcut velayet hükmünün Türk kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemesi durumunda, velayetin Türkiye hukuku bakımından “askıda” veya “boş bırakılmış” sayılacağını istikrarlı bir şekilde kabul etmektedir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2009/10927 E., 2010/593 K.)K: Alman Mahkemesi’nin boşanma kararının tanındığı ancak velayet hakkında bir hüküm bulunmadığı durumda, “çocukla velayet konusunun askıda olduğu” açıkça ifade edilmiştir.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2016/10693 E., 2016/9660 K.): Yabancı mahkeme kararında velayetin düzenlenmemesi veya düzenlenen hükmün tenfiz edilmemesi durumunda “velayetin boş bırakıldığı” tespitini yapmıştır.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (2024/369 E., 2024/3972 K.): Strasbourg Mahkemesi’nin boşanma kararının tanınmasına rağmen velayet hükmü içermemesi nedeniyle “küçüğün velayetinin askıda bulunduğu” sonucuna varmıştır.

2. Kamu Düzeni ve Kısmi Tanıma/Tenfiz İlişkisi

Türk hukukunda velayetin düzenlenmesi kamu düzenine ilişkin bir konudur. Yabancı mahkeme kararında velayete dair bir hüküm bulunmaması, boşanma hükmünün tanınmasına engel teşkil etmez; ancak bu durum “kısmi tanıma ve tenfiz” sonucunu doğurur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2011/21713 E., 2012/22140 K.): Velayet konusunda hüküm kurulmamış olmasının Türk kamu düzenine “açıkça aykırılık” oluşturmadığını, bu eksikliğin her zaman ayrı bir dava ile giderilebileceğini belirterek, boşanma yönünden tenfiz kararının verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2009/10926 E., 2010/592 K.): Velayet düzenlemesinin Türk kamu düzenine aykırı görülmesi (örneğin o dönemki uygulamada ortak velayetin reddi) halinde, kararın sadece boşanma kısmının tenfiz edilebileceğini, velayet kısmının ise tenfiz dışı kalacağını belirtmiştir.

3. Bağımsız Velayet Davası Açılması Zorunluluğu

Yabancı mahkeme kararının tanınması ile o kararda yer almayan veya tenfiz edilmeyen velayet konusunun düzenlenmesi hukuken “ayrı davalar” olarak nitelendirilmektedir. Velayet askıda kaldığında, Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 336 uyarınca hakimin velayeti eşlerden birine verme zorunluluğu doğmaktadır.

Davanın Niteliği: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2016/18398 E., 2016/15709 K.), bu tür durumlarda açılacak davanın “velayetin değiştirilmesi” değil, “velayetin düzenlenmesi” davası olduğunu ve mahkemenin bu nitelemeye göre delil toplaması gerektiğini belirtmiştir.

Re’sen Düzenleme ve İhbar: Velayetin kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle, tanıma/tenfiz kararını veren mahkemenin velayet konusunda düzenleme yapılması için ilgili makamlara (Aile Mahkemesi veya Cumhuriyet Savcılığı) ihbarda bulunması gerekmektedir (Yargıtay 17. HD, 2009/10925 E.).

Nafaka ve Kişisel İlişki ile Bağlantı: Velayet düzenlenmeden iştirak nafakasına hükmedilemeyeceği (Yargıtay 2. HD, 2014/23797 E.) ve velayet askıdayken kurulan kişisel ilişkinin usule aykırı olacağı, öncelikle velayetin re’sen düzenlenmesi gerektiği (Yargıtay 2. HD, 2012/15408 E.) karara bağlanmıştır.

4. Görevli ve Yetkili Mahkeme

Velayetin düzenlenmesi davalarında 4787 sayılı Kanun uyarınca Aile Mahkemeleri görevlidir. Yetki konusunda ise çocuğun yerleşim yeri ve MÖHUK hükümleri esas alınmaktadır.

Yetki Kuralları: 5718 sayılı MÖHUK m. 41 uyarınca; Türk vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin davalarda Türkiye’de yer itibariyle yetkili mahkeme, yoksa ilgilinin sakin olduğu yer, o da yoksa son yerleşim yeri, o da bulunmadığı takdirde Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemeleri yetkilidir (Yargıtay 17. HD, 2013/1224 E.K).

Kesin Yetki Bulunmaması: Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (2022/6325 E.), velayetin düzenlenmesi davasında kesin yetki kuralı bulunmadığını, davalı tarafından ilk itiraz olarak ileri sürülmedikçe davanın açıldığı yer mahkemesinin yetkili kalacağını belirtmiştir.

5. İkincil Kaynaklar ve Özel Durumlar

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya değişen görüşler içermesi nedeniyle ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

Ortak Velayet ve Kamu Düzeni Değişimi: Geçmiş tarihli kararlarda (Yargıtay 2. HD, 2003/2818 E.) ortak velayet Türk kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmezken; daha güncel kararlarda (Yargıtay 2. HD, 2016/18674 E. ve AYM Hilal Erdaş Kararı) AİHS Ek 7. Protokol ve Anayasa m. 90 uyarınca ortak velayetin artık kamu düzenine “açıkça aykırı” görülmediği ve tanınabileceği yönünde bir eğilim oluştuğu gözlemlenmektedir.

Lahey Sözleşmesi ve Uluslararası Bildirim: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2014/24600 E.), yabancı mahkemece boşanmaya karar verilmişse, 1961 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca ilgili yabancı makamlara haber verilmeden ve gerekli araştırmalar yapılmadan velayet düzenlemesi yapılmasının sözleşmeye aykırı olabileceğine dikkat çekmiştir.

Sonuç: Yabancı mahkeme kararında velayet hükmünün yokluğu veya tenfiz edilmemesi, velayeti Türkiye’de hukuki bir boşluğa (askıya) düşürmektedir. Bu boşluğun giderilmesi için çocuğun üstün yararı ve kamu düzeni gözetilerek, yetkili Aile Mahkemesinde bağımsız bir “velayetin düzenlenmesi” davası açılması yasal bir zorunluluktur.

Yabancı Boşanma ve Velayet Dosyalarında Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Yabancı mahkeme boşanma kararlarının tanınması veya tenfizi sürecinde velayet hükmünün bulunmaması ya da velayete ilişkin hükmün tenfiz edilmemesi, uygulamada en sık hak kaybına yol açan alanlardan biridir. Yargıtay içtihatlarında açıkça kabul edildiği üzere, bu durumda velayet Türkiye hukukunda “askıda” kalmakta ve kendiliğinden herhangi bir ebeveyne geçmemektedir. Ancak bu hukuki sonuç, uygulamada çoğu zaman gözden kaçırılmaktadır.

Tanıma–tenfiz davası ile velayetin düzenlenmesi davasının hukuki nitelikleri birbirinden tamamen farklıdır. Yanlış dava türüyle başvurulması, “velayetin değiştirilmesi” davası açılması, görevli–yetkili mahkemenin hatalı belirlenmesi veya kamu düzeni boyutunun eksik ele alınması; davanın reddi, sürecin uzaması ve çocuğun hukuki statüsünün belirsiz kalması sonucunu doğurabilmektedir.

Özellikle;

kısmi tanıma/tenfiz ayrımının doğru yapılmaması,

velayet askıdayken nafaka veya kişisel ilişki taleplerinde bulunulması,

MÖHUK m. 41 kapsamındaki yetki kurallarının yanlış uygulanması,

Lahey Sözleşmesi ve uluslararası bildirim yükümlülüklerinin göz ardı edilmesi

gibi hususlar, yalnızca usul hatası değil, doğrudan çocuğun üstün yararını zedeleyen sonuçlar doğurabilmektedir.

Bu nedenle yabancı unsurlu boşanma ve velayet dosyalarında; Yargıtay’ın güncel içtihatlarına hâkim, uluslararası sözleşmeleri uygulamada bilen ve velayetin kamu düzeni boyutunu doğru yöneten bir uzman avukat desteği alınması, hukuki bir tercih değil zorunluluktur. Ancak bu şekilde, velayetin askıda kaldığı durumlarda doğru mahkemede, doğru dava türüyle ve doğru hukuki gerekçelerle kalıcı bir çözüm sağlanabilir.

Read More