Yabancı Velayet Kararları Türkiye’de Nasıl Tanınır?

Uluslararası Sözleşmeler, Tenfiz Engelleri ve Yargıtay Uygulaması

1. Velayet Kararlarının Tanınması ve Tenfizinde Temel Uluslararası Sözleşmeler

Yargıtay kararları uyarınca, yabancı mahkemelerden alınan velayet kararlarının Türkiye’de hüküm doğurabilmesi için tanıma ve tenfiz süreçlerinde öncelikle Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin dikkate alınması zorunludur. Bu kapsamda öne çıkan temel metinler şunlardır:

1980 Lüksemburg Sözleşmesi: “Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi” (20.05.1980), velayet kararlarının tenfizinde en sık uygulanan uluslararası belgedir. Yargıtay, bu sözleşmeye taraf olan devletlerden (örneğin Fransa, Almanya, Avusturya) alınan kararlarda sözleşme hükümlerinin doğrudan uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır (2. HD., 2012/15213; 2015/787).

1996 Lahey Sözleşmesi: “Velayet Sorumluluğu ve Çocukların Korunması Hakkında Tedbirler Yönünden Yetki, Uygulanacak Hukuk, Tanıma, Tenfiz ve İşbirliğine Dair Sözleşme” (19.10.1996), özellikle ihtiyati tedbir niteliğindeki velayet düzenlemelerinde uygulama alanı bulmaktadır (2. HD., 2023/8407).

AİHS’e Ek 7 Nolu Protokol: Eşlerin evliliğin bitmesi halinde çocuklarıyla olan ilişkilerinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olduğunu düzenleyen bu protokol, “ortak velayet” kararlarının Türk kamu düzenine aykırı sayılmamasında temel dayanak teşkil etmektedir (2. HD., 2016/18674; AYM, 06/10/2021).

İkili Adli Yardım Sözleşmeleri: Türkiye ile Kazakistan arasındaki 13.06.1995 tarihli “Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımı Kapsayan Sözleşme” gibi ikili anlaşmalar, MÖHUK m. 54/1-a çerçevesinde karşılıklılık ve tenfiz şartlarının değerlendirilmesinde esas alınmaktadır (2. HD., 2023/7233).

2. Sözleşmelerin Uygulanma İlkeleri ve Esastan İnceleme Yasağı

Uluslararası sözleşmelerin uygulanmasında “esastan inceleme yasağı” (révision au fond) temel ilkedir. Lüksemburg Sözleşmesi’nin 7. ve 9/3. maddeleri uyarınca, yabancı mahkeme kararı hiçbir şekilde esastan inceleme konusu yapılamaz; mahkeme delilleri yeniden değerlendiremez veya kararın doğruluğunu denetleyemez (2. HD., 2004/10683).

3. Tanıma ve Tenfiz Engelleri ile Kısıtlamalar

Sözleşmeler ve yargı içtihatları çerçevesinde tenfiz talebinin reddine yol açabilecek temel hususlar şunlardır:

Tebligat ve Savunma Hakkı: Lüksemburg Sözleşmesi m. 9/1-a uyarınca, davalının gıyabında verilen kararlarda, savunma yapmasına imkan verecek sürede tebligat yapılmamış olması tenfiz talebinin reddi sebebidir (2. HD., 2014/19749K).

Kamu Düzeni İstisnası: Sözleşmenin 10/1-a maddesi, kararın etkilerinin talep edilen devletin aile ve çocuk hukukuna ilişkin temel ilkeleriyle açıkça bağdaşmaması durumunda tenfizin reddedilebileceğini öngörür. Ancak Yargıtay, “ortak velayet” gibi düzenlemelerin artık Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığını kabul etmektedir (2. HD., 2016/18674).

Derdestlik (Lis Pendens): Lüksemburg Sözleşmesi m. 10/2-b uyarınca, tenfiz isteminden önce Türkiye’de açılmış ve devam eden bir velayet davası varsa, tenfiz işlemleri talik edilebilir veya reddedilebilir (2. HD., 2022/10198).

Yaş Sınırı: Lüksemburg Sözleşmesi hükümleri, 16 yaşını dolduran çocuklar hakkında uygulanamaz. Temyiz incelemesi sırasında çocuğun 16 yaşını doldurması halinde mahkemenin bu durumu yeniden değerlendirmesi gerekir (18. HD., 2015/7759).

4. Görevli Mahkeme ve Usul

Velayet kararlarının tanınması ve tenfizinde görevli mahkeme kural olarak Aile Mahkemeleridir. Ancak yabancı ilamın velayet dışında “vasi atanması” gibi hükümleri de içermesi durumunda, vasiye ilişkin kısmın tanınması ve tenfizinde Asliye Hukuk Mahkemeleri görevli olabilmektedir (2. HD., 2009/9739; 2010/1513). Ayrıca, çocukların Türkiye’de nüfusa kayıtlı olmaması, velayete ilişkin yabancı ilamın tanınmasına engel teşkil etmez; zira nüfus kayıtları kurucu değil bildirici etkiye sahiptir (2. HD., 2015/787).

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, uluslararası sözleşmelerin bulunmadığı veya doğrudan atıf yapılmadığı durumlarda 5718 sayılı MÖHUK hükümlerinin (m. 50, 54, 58) nasıl uygulandığına dair ek bağlam sunmaktadır:

Sözleşme Olmayan Durumlar (Örn. ABD): Türkiye ile arasında velayet konusuna ilişkin ikili veya çok taraflı sözleşme bulunmayan devletlerden (örneğin ABD’nin bazı eyaletleri) alınan kararlarda, MÖHUK m. 54/1-a uyarınca “kanuni veya fiili karşılıklılık” (mütekabiliyet) araştırması yapılmaktadır (2. HD., 2015/17869; 2024/1712).

Kamu Düzeni Değerlendirmesi: Hollanda ve Belçika gibi ülkelerden alınan kararlarda, yabancı ilamda velayet konusunda hüküm bulunmamasının veya anlaşmalı boşanmada tarafların aynı avukatla temsil edilmesinin Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olmadığı ve tanımaya engel teşkil etmediği belirtilmiştir (2. HD., 2023/6109; 2022/9092).

Kısmi Tenfiz: Yabancı ilamın velayet kısmının Türk hukukuna (örneğin o dönemki ortak velayet yasağına) aykırı bulunması durumunda, ilamın boşanmaya ilişkin kısmının kısmen tenfiz edilmesinin mümkün olduğu vurgulanmıştır (2. HD., 2014/7356).

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Uluslararası sözleşmeler çerçevesinde yabancı velayet kararlarının tanınması ve tenfizi, yalnızca dilekçe verilmesiyle sonuçlanan basit bir yargılama süreci değildir. Lüksemburg Sözleşmesi, 1996 Lahey Sözleşmesi, AİHS Ek 7 No’lu Protokol ve MÖHUK hükümleri birlikte değerlendirilmekte; her dosya bakımından tenfiz engelleri, kamu düzeni denetimi, derdestlik, savunma hakkı ve karşılıklılık gibi son derece teknik kriterler ayrı ayrı incelenmektedir.

Özellikle;

Hangi uluslararası sözleşmenin öncelikle uygulanacağının tespiti,

Esastan inceleme yasağına rağmen kamu düzeni itirazının doğru sınırda kurulması,

Ortak velayet, tedbir veya geçici koruma kararlarının güncel Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde sunulması,

Yanlış başvuru nedeniyle tenfizin reddi ya da velayetin askıda kalması riskinin önlenmesi,

ancak bu alanda deneyimli bir avukat tarafından sağlıklı biçimde yönetilebilir.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli çalışmalarıyla Tuzla, Pendik, Kartal, Kadıköy ve Gebze başta olmak üzere;
yabancı velayet kararlarının tanınması, tenfiz davaları, uluslararası aile hukuku ve çocuk hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar alanlarında müvekkillerine güncel içtihatlara dayalı, stratejik ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; uluslararası velayet dosyalarında yapılacak tek bir usul hatası, çocuğun hukuki statüsünü ve ebeveyn–çocuk ilişkisini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sürecin, uzman avukat desteğiyle ve Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde yürütülmesi hem hukuki güvenlik hem de çocuğun üstün yararı açısından zorunludur.

Read More

Yabancı Mahkemelerin Ortak Velayet Kararları Türkiye’de Geçerli mi?

Kamu Düzeni Tartışması, Yargıtay–AYM İçtihatları ve Güncel Uygulama

Yabancı Mahkemelerce Verilen Ortak Velayet Kararlarının Türk Kamu Düzeni Açısından Geçerliliği ve Uygulanabilirliği. Bu çalışma, yabancı mahkemeler tarafından hükmedilen “ortak velayet” kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi süreçlerinde Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) geliştirdiği içtihatlar çerçevesinde hazırlanmıştır. İnceleme, yargı kararlarındaki kronolojik ve doktrinel değişimi esas almaktadır.

1. Geleneksel Yaklaşım: Ortak Velayetin Kamu Düzenine Aykırılığı

Yargıtay’ın geçmiş tarihli kararlarında, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 336. maddesi uyarınca boşanma halinde hakimin velayeti eşlerden birine verme zorunluluğu olduğu, bu düzenlemenin kamu düzeni ile ilgili olduğu vurgulanmıştır.

TMK m. 336 ve MÖHUK m. 38/c İlişkisi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2003, 2006 ve 2014 tarihli kararlarında (2003/3889 K.2006/13638 K., 2014/13375 K.K), yabancı mahkemelerin ortak velayet düzenlemelerinin Türk Medeni Kanunu’na aykırı olduğu ve bu durumun kamu düzenini ihlal ettiği gerekçesiyle tenfiz taleplerinin reddedildiği görülmektedir.

Velayetin “Boşta” Kalması: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2012/11131 K.) ve 20. Hukuk Dairesi (2016/9660 K.K, 2017/3841 K.K) kararlarında, ortak velayet hükmünün tenfiz edilmemesi nedeniyle küçüğün velayet hakkının “boş bırakıldığı” tespit edilmiştir. Bu durumda velayetin Türk aile mahkemelerince yeniden düzenlenmesi veya küçüğün vesayet altına alınması gerektiği hükme bağlanmıştır.

Kısmen Tenfiz İmkanı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2016/11377 K.), velayet hükmü kamu düzenine aykırı bulunsa dahi, yabancı ilamın boşanma ve mal paylaşımı gibi diğer kısımlarının MÖHUK m. 56 uyarınca kısmen tenfiz edilebileceğini belirtmiştir.

2. Modern Yaklaşım: Uluslararası Sözleşmeler ve “Açıkça Aykırılık” Kriteri

2017 yılından itibaren Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında, ortak velayetin Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olmadığı yönünde bir içtihat değişikliği yaşanmıştır.

Anayasa m. 90 ve AİHS Ek 7. Protokol: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2017/1737 K., 2017/13800 K.), AİHS Ek 7 No’lu Protokol’ün 5. maddesindeki “eşlerin hak ve sorumluluklarda eşitliği” ilkesini ve Anayasa’nın 90. maddesini esas almıştır. Bu çerçevede, ortak velayetin Türk toplumunun temel yapısını veya temel çıkarlarını ihlal etmediği, dolayısıyla kamu düzenine “açıkça” aykırı sayılamayacağı sonucuna varılmıştır.

AYM Değerlendirmesi: Anayasa Mahkemesi (06/10/2021 tarihli karar), Yargıtay’ın bu yeni yaklaşımını referans göstererek, taraflar arasında çekişme bulunmaması durumunda ortak velayetin tanınmasının iç hukuka uygun olduğunu teyit etmiştir.

Güncel Uygulama: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023 tarihli kararlarında (2023/4605 K., 2023/978 K.), yabancı mahkemelerce verilen ortak velayet kararlarının tanınması ve tenfizi onaylanmıştır. Özellikle tarafların aynı vekille temsil edilmesinin dahi tek başına kamu düzenine aykırılık teşkil etmeyeceği vurgulanmıştır.

3. Tenfiz ve Tanıma Şartları

Yabancı ortak velayet kararlarının Türkiye’de geçerlilik kazanması için MÖHUK m. 50-58 arasındaki şartların varlığı aranmaktadır:

Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Almanya gibi ülkelerle yapılan sözleşmeler (Lüksemburg Sözleşmesi vb.) çerçevesinde karşılıklılık esası gözetilmektedir (2015/11581 K.).

Kesinleşme ve Apostil: İlamın o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya örneğinin sunulması zorunludur (2015/24938 K.).

Savunma Hakkı: Kararın gıyapta verilmiş olması durumunda, usulüne uygun tebligat yapılıp yapılmadığı kamu düzeni denetiminin bir parçasıdır.

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar sunulan kararlarda sınırlı bilgi içermesi nedeniyle ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

Velayet Eksikliği: Yabancı boşanma ilamında velayete dair hiçbir hüküm bulunmamasının, ilamın boşanma yönünden tanınmasına engel teşkil etmediği belirtilmiştir (Yargıtay 2. HD, 2023/6305 K.).

Derdestlik İtirazı: Türkiye’de devam eden bir boşanma veya velayet davasının varlığı, yabancı velayet kararının tenfizinde engelleyici bir unsur olarak değerlendirilebilmektedir (Yargıtay 2. HD, 2023/980 K.).

Usul Hukuku ve Kamu Düzeni: Kamu düzeni denetiminin sadece maddi hukukla sınırlı olmadığı, savunma hakkının ihlali gibi usulî hataların da bu kapsamda incelendiği; ancak her usul hatasının “açıkça aykırılık” teşkil etmediği vurgulanmıştır (Yargıtay 11. HD, 2013/4530 K.; Yargıtay 2. HD, 2024/1916 K.).

Sonuç: Güncel yargı pratiğinde, yabancı mahkemelerce verilen ortak velayet kararları, çocuğun üstün yararına aykırı bir durum veya taraflar arasında şiddetli bir çekişme bulunmadığı sürece, uluslararası sözleşmeler ve eşlerin eşitliği ilkesi gereği Türk kamu düzenine aykırı kabul edilmemekte; tanıma ve tenfize konu edilebilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yabancı mahkemelerce verilen ortak velayet kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi, yalnızca şekli bir tanıma süreci olmayıp; kamu düzeni denetimi, uluslararası sözleşmelerin iç hukuka etkisi, AYM–Yargıtay içtihat uyumu, çocuğun üstün yararı ve açıkça aykırılık kriteri gibi son derece teknik değerlendirmeleri içermektedir. Bu nedenle sürecin hatasız yürütülmesi, alanında uzman bir avukat desteğini zorunlu kılar.

Özellikle;

Yabancı ortak velayet kararının eski mi, yeni içtihatlara mı tabi olduğunun doğru analiz edilmesi,

Kararın kısmi mi yoksa tam tenfize mi elverişli olduğunun tespiti,

Kamu düzenine aykırılık iddiasının soyut değil, “açıkça aykırılık” kriteri üzerinden değerlendirilmesi,

Taraflar arasındaki fiilî durumun (çekişme, şiddet iddiası, çocukla kişisel ilişki) dosyaya doğru yansıtılması,

Tenfiz sonrası doğabilecek velayetin askıda kalması, yeni velayet davası açılması veya tedbir talepleri gibi sonuçların öngörülmesi, ancak güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi uygulamalarına hâkim bir hukukçu tarafından sağlıklı biçimde yönetilebilir.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli çalışmalarıyla özellikle Tuzla, Pendik, Kartal ve Tepeören bölgelerinde;

Yurtdışı boşanma kararlarının tanınması,

Ortak velayet kararlarının tenfizi,

Velayetin askıda kalması sonrası açılan aile mahkemesi davaları,

Uluslararası aile hukuku ve yabancılar hukuku uyuşmazlıkları

alanlarında müvekkillerine stratejik, güncel ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; ortak velayet gibi hassas konularda yapılacak tek bir usul hatası, çocuğun hukuki statüsünü, ebeveyn–çocuk ilişkisini ve tarafların uzun vadeli haklarını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sürecin, uzman avukat eşliğinde ve güncel içtihatlara uygun şekilde yürütülmesi, hem hukuki güvenlik hem de çocuğun üstün yararı açısından vazgeçilmezdir.

Read More

Yabancı Boşanma Kararında Velayet Yoksa Ne Olur? Velayet Askıda Kalır Mı?

1. Yabancı Boşanma Kararı : Velayetin “Askıda” Kalması Kavramı ve Oluşma Koşulları

Yargıtay içtihatları doğrultusunda, yabancı bir mahkeme tarafından verilen boşanma kararının Türkiye’de tanınmış veya tenfiz edilmiş olmasına rağmen, müşterek çocuğun velayetine ilişkin bir hüküm kurulmamış olması veya mevcut hükmün Türk kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemesi durumunda velayet hakkı Türkiye’de “askıda” veya “boşta” kalmış sayılmaktadır.

Hüküm Bulunmaması Durumu: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2009/10927 E., 2010/593 K.) ve 5. Hukuk Dairesi (2024/369 E., 2024/3972 K.) kararlarında, yabancı mahkeme ilamında velayete dair bir düzenleme yer almadığında, boşanma kısmı tanınsa dahi velayet konusunun askıda kaldığı açıkça ifade edilmiştir.

Kamu Düzenine Aykırılık ve Kısmi Tenfiz: Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2016/10693 E., 2016/9660 K.) Kve 17. Hukuk Dairesi (2012/11007 E., 2012/11131 K.) kararlarına göre, yabancı mahkemenin velayeti “anne ve babaya birlikte” (ortak velayet) vermesi, ilgili dönemdeki Türk hukuk tatbikatına aykırı görülerek tenfiz edilmemiştir. Bu durumda boşanma kararı tenfiz edilse de velayet hükmü tenfiz dışı kaldığı için velayet hakkı Türkiye’de “boş bırakılmış” kabul edilmektedir.

2. Velayetin Düzenlenmesinde Kamu Düzeni ve Mahkemenin Re’sen Görevi

Velayete ilişkin kurallar Türk hukukunda kamu düzeniyle doğrudan ilişkilidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2009/11390 E., 2010/1604 K.) Kkararına göre, yabancı ilamda velayet düzenlemesinin bulunmaması boşanmanın tanınmasına engel teşkil etmez; ancak bu eksikliğin Türkiye’de bağımsız bir dava ile giderilmesi zorunludur.

Hakimin Müdahalesi: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2009/10926 E., 2010/592 K.), velayetin askıda olduğu durumlarda mahkemenin ihbar üzerine veya re’sen velayet düzenlemesi yapması gerektiğini vurgulamıştır.

Ön Sorun Niteliği: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2013/20889 E., 2014/5228 K.), velayet askıda iken kişisel ilişki tesisi talep edilmişse, mahkemenin öncelikle velayeti düzenlemesi gerektiğini, velayet karara bağlanmadan kişisel ilişki hükmü kurulamayacağını belirtmiştir. Benzer şekilde, velayet düzenlenmeden iştirak nafakasına hükmedilmesi de usule aykırı bulunmuştur (2. HD, 2014/23797 E., 2015/5663 K.)

3. Görevli ve Yetkili Mahkeme

Velayetin askıda kalması durumunda açılacak bağımsız velayet davasında görev ve yetki kuralları Yargıtay kararlarıyla netleştirilmiştir:

Görevli Mahkeme: 4787 sayılı Kanun’un 6/2-c maddesi uyarınca, velayetin düzenlenmesi davalarında Aile Mahkemeleri görevlidir (20. HD, 2017/5947 E., 2017/3841 K.)K.

Yetkili Mahkeme: Velayetin düzenlenmesi davasında kesin bir yetki kuralı bulunmamaktadır. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (2020/7579 E., 2020/9110 K.), davanın açıldığı mahkemeye süresinde yetki itirazı yapılmadığı takdirde o mahkemenin yetkili hale geleceğini belirtmiştir. Genel olarak çocuğun Türkiye’deki yerleşim yeri veya tarafların sakin olduğu yer mahkemesi yetkili kabul edilmektedir (17. HD, 2013/1224 E., 2013/8167 K.)

4. Yargılama Usulü ve Çocuğun Üstün Yararı

Velayet düzenlenmesi davası, yabancı boşanma ilamının tanınmasından sonra açılan bağımsız bir dava niteliğindedir.

Hukuki Dinlenilme Hakkı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2018/6976 E., 2018/13405 K.), bu davaların kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle dosya üzerinden karar verilemeyeceğini, duruşma açılarak taraflara delillerini sunma imkanı tanınması gerektiğini hükme bağlamıştır.

Sınırlandırma Yasağı: Mahkemece verilen velayet kararı, çocuğun üstün yararı gereği ülke sınırları ile kısıtlanamaz (2. HD, 2017/3675 E., 2017/10641 K.).

Tanınmanın Kesinleşmesi Şartı: Velayet davasının esasına girilebilmesi için yabancı boşanma ilamının Türkiye’deki tanınma kararının kesinleşmiş olması bir ön koşuldur (2. HD, 2015/15599 E., 2015/24938 K.)Ka.

Sonuç olarak; yabancı mahkeme ilamında velayete dair hüküm bulunmaması veya bu hükmün tenfiz edilmemesi, velayeti Türkiye’de askıda bırakır. Bu durumda yetkili Aile Mahkemesi, çocuğun üstün yararını gözeterek bağımsız bir dava veya ihbar üzerine velayeti yeniden düzenlemekle yükümlüdür.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yurtdışında verilen boşanma kararları sonrasında velayet konusunun Türkiye’de askıda kalması, uygulamada ciddi hak kayıplarına ve telafisi güç sonuçlara yol açabilen teknik bir hukuki durumdur. Bu süreç, yalnızca tanıma ve tenfiz kurallarının bilinmesini değil; kamu düzeni, çocuğun üstün yararı, re’sen araştırma ilkesi, ön sorun–asıl dava ayrımı ve usul hukuku bakımından Yargıtay içtihatlarının doğru yorumlanmasını zorunlu kılar.

Özellikle;

Yabancı ilamda velayet hükmü bulunup bulunmadığının doğru tespiti,

Mevcut velayet düzenlemesinin kısmi tenfize elverişli olup olmadığının değerlendirilmesi,

Velayet askıda iken kişisel ilişki, iştirak nafakası veya geçici tedbir taleplerinin nasıl ileri sürüleceğinin belirlenmesi,

Görevli ve yetkili mahkemenin yanlış seçilmesi halinde doğabilecek usulden ret risklerinin bertaraf edilmesi,

Çocuğun üstün yararı ilkesine uygun delil stratejisinin kurulması

ancak bu alanda deneyimli bir aile hukuku ve yabancılar hukuku uzmanı tarafından sağlıklı şekilde yürütülebilir.

Bu nedenle, yurtdışı boşanma kararları sonrası velayet sorunu yaşayan tarafların, süreci baştan sona profesyonel hukuki destekle yönetmeleri büyük önem taşır. İstanbul’da özellikle Tuzla, Pendik, Kartal ve Tepeören bölgelerinde bu alanda yoğun uygulama tecrübesine sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, velayetin askıda kalması, bağımsız velayet davaları, tanıma–tenfiz süreçleri ve çocuğun üstün yararına dayalı tüm aile hukuku uyuşmazlıklarında müvekkillerine kapsamlı hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; velayet davalarında yapılacak en küçük usul hatası, çocuğun geleceğini doğrudan etkileyen sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sürecin, alanında uzman bir avukat eşliğinde yürütülmesi hukuki bir zorunluluk olduğu kadar, çocuğun menfaatleri açısından da hayati önemdedir.

Read More

Yabancı Mahkeme Boşanma Kararında Velayet Hükmü yoksa veya Tenfiz Edilmemesi Durumunda Velayet Nasıl belirlenir?

Yabancı Mahkeme Boşanma Kararlarının Tanınması/Tenfizi Sürecinde Velayet Hükmünün Bulunmaması veya Tenfiz Edilmemesi Durumunda Velayetin Hukuki Statüsü ve Bağımsız Dava Zorunluluğu

1. Velayetin “Askıda” Kalması veya “Boş Bırakılması” Kavramı

Yargıtay içtihatları, yabancı bir mahkeme tarafından verilen boşanma kararının Türkiye’de tanınmış olmasına rağmen, velayet konusunda bir hüküm içermemesi veya mevcut velayet hükmünün Türk kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemesi durumunda, velayetin Türkiye hukuku bakımından “askıda” veya “boş bırakılmış” sayılacağını istikrarlı bir şekilde kabul etmektedir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2009/10927 E., 2010/593 K.)K: Alman Mahkemesi’nin boşanma kararının tanındığı ancak velayet hakkında bir hüküm bulunmadığı durumda, “çocukla velayet konusunun askıda olduğu” açıkça ifade edilmiştir.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2016/10693 E., 2016/9660 K.): Yabancı mahkeme kararında velayetin düzenlenmemesi veya düzenlenen hükmün tenfiz edilmemesi durumunda “velayetin boş bırakıldığı” tespitini yapmıştır.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (2024/369 E., 2024/3972 K.): Strasbourg Mahkemesi’nin boşanma kararının tanınmasına rağmen velayet hükmü içermemesi nedeniyle “küçüğün velayetinin askıda bulunduğu” sonucuna varmıştır.

2. Kamu Düzeni ve Kısmi Tanıma/Tenfiz İlişkisi

Türk hukukunda velayetin düzenlenmesi kamu düzenine ilişkin bir konudur. Yabancı mahkeme kararında velayete dair bir hüküm bulunmaması, boşanma hükmünün tanınmasına engel teşkil etmez; ancak bu durum “kısmi tanıma ve tenfiz” sonucunu doğurur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2011/21713 E., 2012/22140 K.): Velayet konusunda hüküm kurulmamış olmasının Türk kamu düzenine “açıkça aykırılık” oluşturmadığını, bu eksikliğin her zaman ayrı bir dava ile giderilebileceğini belirterek, boşanma yönünden tenfiz kararının verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2009/10926 E., 2010/592 K.): Velayet düzenlemesinin Türk kamu düzenine aykırı görülmesi (örneğin o dönemki uygulamada ortak velayetin reddi) halinde, kararın sadece boşanma kısmının tenfiz edilebileceğini, velayet kısmının ise tenfiz dışı kalacağını belirtmiştir.

3. Bağımsız Velayet Davası Açılması Zorunluluğu

Yabancı mahkeme kararının tanınması ile o kararda yer almayan veya tenfiz edilmeyen velayet konusunun düzenlenmesi hukuken “ayrı davalar” olarak nitelendirilmektedir. Velayet askıda kaldığında, Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 336 uyarınca hakimin velayeti eşlerden birine verme zorunluluğu doğmaktadır.

Davanın Niteliği: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2016/18398 E., 2016/15709 K.), bu tür durumlarda açılacak davanın “velayetin değiştirilmesi” değil, “velayetin düzenlenmesi” davası olduğunu ve mahkemenin bu nitelemeye göre delil toplaması gerektiğini belirtmiştir.

Re’sen Düzenleme ve İhbar: Velayetin kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle, tanıma/tenfiz kararını veren mahkemenin velayet konusunda düzenleme yapılması için ilgili makamlara (Aile Mahkemesi veya Cumhuriyet Savcılığı) ihbarda bulunması gerekmektedir (Yargıtay 17. HD, 2009/10925 E.).

Nafaka ve Kişisel İlişki ile Bağlantı: Velayet düzenlenmeden iştirak nafakasına hükmedilemeyeceği (Yargıtay 2. HD, 2014/23797 E.) ve velayet askıdayken kurulan kişisel ilişkinin usule aykırı olacağı, öncelikle velayetin re’sen düzenlenmesi gerektiği (Yargıtay 2. HD, 2012/15408 E.) karara bağlanmıştır.

4. Görevli ve Yetkili Mahkeme

Velayetin düzenlenmesi davalarında 4787 sayılı Kanun uyarınca Aile Mahkemeleri görevlidir. Yetki konusunda ise çocuğun yerleşim yeri ve MÖHUK hükümleri esas alınmaktadır.

Yetki Kuralları: 5718 sayılı MÖHUK m. 41 uyarınca; Türk vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin davalarda Türkiye’de yer itibariyle yetkili mahkeme, yoksa ilgilinin sakin olduğu yer, o da yoksa son yerleşim yeri, o da bulunmadığı takdirde Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemeleri yetkilidir (Yargıtay 17. HD, 2013/1224 E.K).

Kesin Yetki Bulunmaması: Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (2022/6325 E.), velayetin düzenlenmesi davasında kesin yetki kuralı bulunmadığını, davalı tarafından ilk itiraz olarak ileri sürülmedikçe davanın açıldığı yer mahkemesinin yetkili kalacağını belirtmiştir.

5. İkincil Kaynaklar ve Özel Durumlar

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya değişen görüşler içermesi nedeniyle ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

Ortak Velayet ve Kamu Düzeni Değişimi: Geçmiş tarihli kararlarda (Yargıtay 2. HD, 2003/2818 E.) ortak velayet Türk kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmezken; daha güncel kararlarda (Yargıtay 2. HD, 2016/18674 E. ve AYM Hilal Erdaş Kararı) AİHS Ek 7. Protokol ve Anayasa m. 90 uyarınca ortak velayetin artık kamu düzenine “açıkça aykırı” görülmediği ve tanınabileceği yönünde bir eğilim oluştuğu gözlemlenmektedir.

Lahey Sözleşmesi ve Uluslararası Bildirim: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2014/24600 E.), yabancı mahkemece boşanmaya karar verilmişse, 1961 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca ilgili yabancı makamlara haber verilmeden ve gerekli araştırmalar yapılmadan velayet düzenlemesi yapılmasının sözleşmeye aykırı olabileceğine dikkat çekmiştir.

Sonuç: Yabancı mahkeme kararında velayet hükmünün yokluğu veya tenfiz edilmemesi, velayeti Türkiye’de hukuki bir boşluğa (askıya) düşürmektedir. Bu boşluğun giderilmesi için çocuğun üstün yararı ve kamu düzeni gözetilerek, yetkili Aile Mahkemesinde bağımsız bir “velayetin düzenlenmesi” davası açılması yasal bir zorunluluktur.

Yabancı Boşanma ve Velayet Dosyalarında Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Yabancı mahkeme boşanma kararlarının tanınması veya tenfizi sürecinde velayet hükmünün bulunmaması ya da velayete ilişkin hükmün tenfiz edilmemesi, uygulamada en sık hak kaybına yol açan alanlardan biridir. Yargıtay içtihatlarında açıkça kabul edildiği üzere, bu durumda velayet Türkiye hukukunda “askıda” kalmakta ve kendiliğinden herhangi bir ebeveyne geçmemektedir. Ancak bu hukuki sonuç, uygulamada çoğu zaman gözden kaçırılmaktadır.

Tanıma–tenfiz davası ile velayetin düzenlenmesi davasının hukuki nitelikleri birbirinden tamamen farklıdır. Yanlış dava türüyle başvurulması, “velayetin değiştirilmesi” davası açılması, görevli–yetkili mahkemenin hatalı belirlenmesi veya kamu düzeni boyutunun eksik ele alınması; davanın reddi, sürecin uzaması ve çocuğun hukuki statüsünün belirsiz kalması sonucunu doğurabilmektedir.

Özellikle;

kısmi tanıma/tenfiz ayrımının doğru yapılmaması,

velayet askıdayken nafaka veya kişisel ilişki taleplerinde bulunulması,

MÖHUK m. 41 kapsamındaki yetki kurallarının yanlış uygulanması,

Lahey Sözleşmesi ve uluslararası bildirim yükümlülüklerinin göz ardı edilmesi

gibi hususlar, yalnızca usul hatası değil, doğrudan çocuğun üstün yararını zedeleyen sonuçlar doğurabilmektedir.

Bu nedenle yabancı unsurlu boşanma ve velayet dosyalarında; Yargıtay’ın güncel içtihatlarına hâkim, uluslararası sözleşmeleri uygulamada bilen ve velayetin kamu düzeni boyutunu doğru yöneten bir uzman avukat desteği alınması, hukuki bir tercih değil zorunluluktur. Ancak bu şekilde, velayetin askıda kaldığı durumlarda doğru mahkemede, doğru dava türüyle ve doğru hukuki gerekçelerle kalıcı bir çözüm sağlanabilir.

Read More

Yurtdışında alınan çocuk velayeti kararı Türkiye’de geçerli olur mu?

1. Genel Prensip: Tanıma ve Tenfiz Zorunluluğu

Yurtdışında alınan çocuk velayeti kararı Türkiye’de geçerli olur mu? Yurtdışında alınan çocuk velayeti kararları, Türkiye’de doğrudan geçerli ve icra edilebilir nitelikte değildir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50. maddesi uyarınca, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilen ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından “tenfiz” kararı verilmesine bağlıdır. Tanıma ise, MÖHUK’un 58. maddesi uyarınca yabancı mahkeme kararına kesin delil veya kesin hüküm vasfı kazandırır. Tenfiz kararı alınmadıkça, yabancı bir velayet ilamının Türkiye’de icra edilmesi hukuken mümkün değildir.

2. Tenfiz ve Tanıma Şartları

Yargıtay kararları uyarınca, bir velayet kararının Türkiye’de tenfiz edilebilmesi için MÖHUK’un 54. maddesinde yer alan şu şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekir:

Kesinleşme ve Apostil: Kararın verildiği ülke kanunlarına göre kesinleşmiş olması, kesinleşme şerhini içermesi ve usulüne uygun apostil şerhi ile tercümesinin sunulması zorunludur.

Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma, kanun hükmü veya fiili uygulama bulunmalıdır. Örneğin, Bulgaristan ve Kazakistan ile yapılan adli yardım anlaşmaları bu şartı sağlamaktadır. Ancak ABD (North Carolina) gibi bazı eyaletlerle karşılıklılığın bulunup bulunmadığı mahkemece titizlikle araştırılmalıdır.

Kamu Düzenine Aykırılık Bulunmaması: Kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gerekir. Velayetin düzenlenmesi Türkiye’de kamu düzenine ilişkin bir konu olarak kabul edilmektedir.

Savunma Hakkına Riayet: Kendisine karşı tenfiz istenen tarafın, yabancı mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrılmış olması ve savunma hakkının ihlal edilmemiş olması şarttır. Lüksemburg Sözleşmesi uyarınca, davalıya savunma imkanı tanınmadan gıyabında verilen kararların tenfizi reddedilmektedir.

3. Uluslararası Sözleşmelerin Uygulanması

Velayet kararlarının tanınması ve tenfizinde Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler öncelikli olarak dikkate alınır:

1980 Lüksemburg Sözleşmesi: Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi uyarınca, akit devletlerden birinde verilen velayet kararı, diğer devlette esastan inceleme yapılmaksızın tanınmalı ve tenfiz edilmelidir.

1980 Lahey Sözleşmesi: Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine Dair Sözleşme kapsamında, çocuğun mutat meskenine iadesi davalarında yabancı velayet kararları önemli bir dayanak teşkil eder. Anayasa Mahkemesi, iade prosedüründe yabancı velayet kararının varlığının her zaman şart olmadığını ancak mevcut kararların çocuğun yararı çerçevesinde değerlendirildiğini belirtmiştir.

4. Ortak Velayet ve Kamu Düzeni Denetimi

Yargıtay’ın geçmişteki bazı kararlarında, yabancı mahkemelerce verilen “ortak velayet” kararları Türk hukukundaki “velayetin eşlerden birine verilmesi zorunluluğu” (TMK md. 336) nedeniyle kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemiştir. Ancak güncel içtihatlar ve Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda; 6684 sayılı Kanun ile onaylanan 7 No.lu Protokol uyarınca, ortak velayet düzenlemesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığı ve Türk toplumunun temel yapısını ihlal etmediği kabul edilmektedir. Bu nedenle, tarafların çekişmesi yoksa yabancı mahkemenin ortak velayet kararları Türkiye’de tanınabilmektedir.

5. Velayetin “Askıda” Kalması Durumu

Yabancı mahkemenin boşanma kararı Türkiye’de tanınmış olsa bile, eğer velayet konusunda bir hüküm kurulmamışsa veya velayet hükmü Türk kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemişse, velayet hakkı Türkiye’de “askıda” kalmış sayılır. Bu durumda, çocuğun Türkiye’deki yerleşim yeri dikkate alınarak yetkili Türk Aile Mahkemelerinde velayetin düzenlenmesi için bağımsız bir dava açılması gerekmektedir.

6. Yargılama Usulü

Tanıma ve tenfiz istemleri basit yargılama usulüne tabidir. Dava dilekçesinin ve duruşma gününün karşı tarafa tebliği zorunludur. Davalıya itiraz hakkı tanınmadan dosya üzerinden karar verilmesi, Yargıtay tarafından bozma sebebi sayılmaktadır.

7. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, velayet kararlarının farklı hukuki süreçlerdeki etkisine dair şu ek bağlamları sunmaktadır:

Çocuk İadesi Davaları: Lahey Sözleşmesi kapsamındaki iade davalarında, yabancı mahkemenin velayet veya ikametgah belirleme hakkına dair kararları, “hukuka aykırı alıkoyma” olgusunun ispatında bağlayıcı delil olarak kullanılmaktadır. Bu süreçte kararın ayrıca tenfiz edilmesi zorunluluğu aranmayabilmektedir.

Nafaka Kararları: Velayetle birlikte hükmedilen iştirak nafakası kararları da MÖHUK 50 vd. maddeleri uyarınca tenfiz edilebilir. Reşit olan çocuklar yönünden nafaka tenfizi taleplerinde hukuki yarar şartı gözetilmektedir.

Ticari Kararlarla Kıyas: Genel tanıma-tenfiz rejimi (MÖHUK 50-58), ticari alacaklardan aile hukukuna kadar geniş bir yelpazede benzer usuli şartlara (kesinleşme, karşılıklılık, kamu düzeni) tabidir; ancak velayet kararlarında “çocuğun üstün yararı” ve “kamu düzeni” denetimi çok daha sıkı uygulanmaktadır. Bir yazı önerisi.

Yurtdışı Velayet Kararlarında Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Yurtdışında verilen çocuk velayeti kararlarının Türkiye’de geçerli hale gelebilmesi, tanıma ve tenfiz gibi teknik ve çok katmanlı hukuki süreçlere bağlıdır. Bu süreçler, yalnızca usuli bir başvurudan ibaret olmayıp; MÖHUK hükümleri, uluslararası sözleşmeler, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ile birlikte Türk kamu düzeni ve çocuğun üstün yararı kriterlerinin birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılar.

Uygulamada en sık karşılaşılan hatalar; kesinleşme ve apostil eksiklikleri, yanlış yetkili mahkemede dava açılması, savunma hakkının ihlal edildiği iddialarının yeterince karşılanamaması ve özellikle ortak velayet kararlarında kamu düzeni denetiminin doğru yönetilememesidir. Bu tür usul ve strateji hataları, davanın reddine veya sürecin aylarca uzamasına neden olabilmektedir.

Özellikle İstanbul gibi yabancılık unsuru içeren aile hukuku uyuşmazlıklarının yoğun olduğu büyük şehirlerde; yurtdışı velayet, çocuk iadesi ve nafaka bağlantılı dosyaların, bu alanda uzmanlaşmış bir avukat tarafından yürütülmesi kritik öneme sahiptir. Her ülke kararının ve her somut olayın farklı hukuki sonuçlar doğurduğu dikkate alındığında, standart dilekçelerle ilerlemek ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Bu nedenle, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi sürecinde; hem uluslararası sözleşmelere hâkim, hem de güncel içtihatları yakından takip eden bir hukuk bürosundan destek alınması, sürecin hızlı, doğru ve çocuğun yararına uygun şekilde sonuçlanmasını sağlar.
2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli olarak, yurtdışı velayet kararlarının tanıma ve tenfizi başta olmak üzere uluslararası aile hukuku alanında profesyonel hukuki destek sunmaktadır.

Read More

Geçici Koruma Hakkında En Çok Merak Edilen Sorular (2025 Güncel – Net, Doğru ve Resmî Bilgilerle)

Geçici koruma sahibi kişiler çalışma iznine başvurabilir mi?

Evet. Geçici koruma sağlanan yabancılar, Geçici Koruma Kimlik Belgesinin düzenlendiği tarihten itibaren 6 ay geçtikten sonra çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti için başvuruda bulunabilirler.

Geçici koruma kapsamındayım, uzun dönem ikamet iznine başvurabilir miyim?

Hayır. Geçici Koruma Kimlik Belgesi, uzun dönem ikamet iznine geçiş hakkı sağlamaz.

Geçici koruma kapsamındayım, sağlık hizmetlerinden yararlanabilir miyim?

Evet. Kayıt altına alınarak Geçici Koruma Kimlik Belgesi düzenlenmiş olan Suriyeliler, ikamet ettikleri il sınırları içinde sağlık hizmetlerinden yararlanabilmektedir.

Geçici koruma kapsamındayım, eğitim hizmetlerinden yararlanabilir miyim?

Evet. Geçici koruma kimlik belgesi bulunan Suriyeliler, Milli Eğitim Bakanlığı düzenlemeleri kapsamında ilk ve ortaöğretim kurumlarına kayıt yaptırabilirler. Ayrıca bu belge ile üniversitelerde öğrenim görebilirler.

Geçici koruma kapsamındayım, barınma merkezlerinde kalabilir miyim?

Evet. Geçici Barınma Merkezlerine yerleştirilmek isteyenler, kayıtlı oldukları ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğü ile görüşerek taleplerini iletebilirler.

Geçici koruma kapsamında çalışma iznim var, Türkiye dışına çıkış–giriş yapabilir miyim?

Hayır. Geçici koruma kapsamında bulunan kişiler, Göç İdaresinden alınan resmî izinler dışında yurt dışına çıkış yaptıkları takdirde Geçici Koruma Kartları iptal edilir.
Ayrıca iller arası seyahat için de kayıtlı olunan ilin İl Göç İdaresinden izin alınması zorunludur.

Üçüncü bir ülkeye çıkış yapılması halinde geçici koruma sona erer mi?

Evet. Geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin üçüncü bir ülkeye çıkış yapmaları veya insani nedenlerle başka bir ülkeye kabul edilmeleri halinde geçici korumaları bireysel olarak sona erer.

Kimler geçici koruma kapsamına alınmaktadır?

28/04/2011 tarihinden itibaren, Suriye Arap Cumhuriyeti’nde meydana gelen olaylar nedeniyle Türkiye’ye kitlesel veya bireysel olarak gelen veya sınırlarımızı geçen Suriye vatandaşları, vatansızlar ve mülteciler geçici koruma altına alınmaktadır.

Geçici koruma kayıt işlemleri nasıl ve nerede yapılır?

Kayıt işlemleri, Başkanlıkça belirlenen Geçici Barınma Merkezleri bünyesindeki sevk merkezlerinde yürütülür. Geçici korumaya ilişkin tüm işlemler bu merkezlerde takip edilir.

Geçici koruma kapsamına alınma kararı nasıl verilir?

Ülkemize kitlesel göç yaşanması halinde, Cumhurbaşkanlığı kararı ile geçici koruma uygulanıp uygulanmayacağına karar verilir.

Irak uyruklu yabancılar geçici koruma kapsamına alınır mı?

Hayır. Geçici koruma uygulaması, Suriye Arap Cumhuriyeti’nden gelen kişiler için uygulanmaktadır.

Geçici koruma uygulaması ne zaman başladı, ne zaman bitecek?

Geçici koruma uygulaması, 22/10/2014 tarihli Geçici Koruma Yönetmeliği’nin yürürlüğe girmesiyle başlamıştır. Bitiş tarihi belirli değildir ve Cumhurbaşkanlığı kararıyla sona erdirilebilir.

Geçici koruma kapsamındaki yabancılar hangi illerde kalabilir?

Kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığı açısından sakınca bulunmaması halinde, Başkanlıkça belirlenen illerde kalmalarına izin verilebilir.

Geçici koruma kapsamında il değiştirmek isteyenler ne yapmalıdır?

Kayıtlı olunan ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğünden izin alınması gerekir. İş, eğitim, sağlık veya akrabalık gibi makul bir gerekçe varsa Yol İzin Belgesi düzenlenebilir.

Gönüllü geri dönüş yapan Suriyeliler için prosedür nasıldır?

Gönüllü geri dönüş yapmak isteyenler, randevu.goc.gov.tr üzerinden randevu alır. İl Göç İdaresindeki işlemler tamamlandıktan sonra 15 gün süreli yol izin belgesi düzenlenir ve sınır kapısından çıkış yapılır.

Gönüllü geri dönüş yaptıktan sonra tekrar Türkiye’ye gelenler ne yapmalıdır?

Tekrar giriş yapan kişi, bulunduğu ilin İl Göç İdaresine başvurur. Mülakat yapılır ve geçici koruma hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilir.

Geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler ikamet izni alabilir mi?

Gerekli şartları sağlamaları halinde, bulundukları ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğüne başvurarak ikamet izni talebinde bulunabilirler.

Türk vatandaşı ile evlenen geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler vatandaşlık alabilir mi?

Geçici koruma kapsamında geçirilen süreler, evlenme yoluyla vatandaşlık kazanımında hesaplamaya dahil edilmez. Ancak 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu uyarınca başvuru yapılabilir. Yetkili kurum Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüdür.

Evlenme ehliyet belgesi nereden alınır?

Geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler, İl Göç İdaresi Müdürlüklerine başvurarak ve E-Devlet üzerinden evlenme ehliyet belgesi alabilirler.

Üniversitede okuyan geçici koruma sahipleri öğrenci ikamet izni alabilir mi?

Mevcut statüleriyle eğitim alma hakları vardır. Öğrenci ikamet izni almak isteyenler, şartları taşıyıp taşımadıkları konusunda İl Göç İdaresinden bilgi almalıdır.

Geçici koruma kimlik belgesini kaybedenler ne yapmalı?

Emniyetten kayıp/çalıntı tutanağı alınmalı ve İl Göç İdaresine başvurulmalıdır. Tutanak yoksa gazete ilanı verilmesi gerekir.

Geçici koruma kapsamındaki bir Suriyeli bebeğin doğum kaydı nasıl yapılır?

Hastaneden veya muhtarlıktan alınan doğum belgesiyle birlikte Nüfus ve Kayıt Merkezine başvurulur. Ebeveynlerin geçici koruma kimlikleri gereklidir.

Geçici koruma kimlik belgesi Türk vatandaşlığına başvuru hakkı sağlar mı?

Hayır. Geçici koruma kimlik belgesi, Türkiye’de kalış hakkı sağlar, ancak doğrudan vatandaşlık başvuru hakkı tanımaz.

Geçici koruma için nereye kayıt yaptırılır?

Bulunduğunuz ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğüne başvurabilirsiniz. İstanbul’da Kumkapı ve Sultanbeyli Koordinasyon Merkezleri yetkilidir. Resmi bilgileri teyit için bakınız.

Read More

Süresi Bitmiş Pasaportla İkamet İzni Başvurusu Yapılabilir mi?

Türkiye’de ikamet izni başvurusu yapmayı planlayan yabancıların en sık sorduğu sorulardan biri şudur:
“Pasaportumun süresi dolduysa ikamet iznine başvurabilir miyim?” Bu sorunun cevabı, uygulamada sıkça yanlış anlaşılan ancak mevzuatta açıkça düzenlenmiş bir kurala dayanmaktadır. Bu yazıda, süresi dolmuş pasaportla ikamet izni başvurusu yapılıp yapılamayacağını ve e-İkamet sistemindeki uygulamanın ne anlama geldiğini açık ve net şekilde ele alıyoruz.

İkamet İzni İçin Pasaport Süresi Şartı Nedir?

İkamet izni başvurularında temel kural şudur: Yabancının pasaportunun (veya pasaport yerine geçen belgesinin), talep edilen ikamet izni süresinden en az 60 gün daha uzun süreli olması gerekir.

Bu şart, ikamet izninin değerlendirme aşamasında zorunlu olarak aranır. Dolayısıyla geçerlilik süresi sona ermiş bir pasaport, ikamet izni verilmesine hukuken engeldir.

Süresi Dolmuş Pasaportla Başvuru Yapılamaz mı?

Burada önemli bir ayrım bulunmaktadır:

Hukuken: Süresi dolmuş pasaportla ikamet izni verilemez.

Teknik olarak (e-İkamet sistemi açısından): e-İkamet sistemi üzerinden, süresi geçmiş bir pasaport bilgisiyle başvuru ekranı doldurulabilir.

Ancak bu durum, başvurunun kabul edileceği anlamına gelmez.

Uygulamada e-İkamet sisteminde, pasaport süresi alanına yeni almayı planladığınız pasaportun geçerlilik süresi girilebilmektedir. Fakat ikamet izni değerlendirme aşamasında, yabancının gerçekten geçerli ve yeterli süreli bir pasaporta sahip olup olmadığı kontrol edilir.

Pasaport Süresi Yetersizse Ne Olur?

İkamet izni talep edilen süreden 60 gün daha uzun geçerliliği olan pasaport sunulamazsa:

Başvuru olumsuz sonuçlanır,

Dosya eksik belge nedeniyle işleme alınmaz veya reddedilir,

Süre kaybı yaşanır ve bazı durumlarda ikamet ihlali riski doğabilir.

Bu nedenle yalnızca sistemden başvuru yapılmış olması, yabancının hukuken güvende olduğu anlamına gelmez.

Doğru Uygulama Nasıl Olmalıdır?

İkamet izni başvurusu yapacak yabancıların:

Öncelikle geçerli bir pasaport temin etmesi,

Pasaport süresinin, talep edilen ikamet izni süresinden en az 60 gün uzun olduğundan emin olması,

Ardından e-İkamet sistemi üzerinden başvuru yapması

    en sağlıklı ve risksiz yöntemdir.

    Sonuç: Sistem Açık Olabilir, Hukuki Şartlar Değişmez

    Özetle; e-İkamet sistemi, süresi dolmuş pasaportla başvuru yapılmasına teknik olarak izin verebilir. Ancak geçerlilik süresi sona ermiş pasaportla ikamet izni hukuken mümkün değildir. Değerlendirme aşamasında esas alınan kriter, fiilen geçerli ve yeterli süreli pasaporttur. Bu nedenle ikamet izni başvurusu öncesinde pasaport süresinin mutlaka kontrol edilmesi, ileride yaşanabilecek ciddi hak kayıplarının önüne geçecektir. Bir yazı önerisi.

    Read More

    Üniversite Değiştiren Yabancı Öğrenciler İçin İkamet İzni Rehberi: Yatay Geçişte Ne Yapılmalı?

    Türkiye’de öğrenim gören yabancı öğrenciler için en sık karşılaşılan durumlardan biri, üniversite değiştirme veya yatay geçiş sürecidir. Özellikle farklı fakülteye geçiş, başka bir üniversiteyi kazanma ya da farklı bir şehirde eğitime devam etme hâllerinde, ikamet izni bakımından izlenmesi gereken prosedürler büyük önem taşır.

    Bu yazıda, X Üniversitesinde eğitim görürken Y Üniversitesini kazanan veya yatay geçiş yapan yabancı öğrencilerin, ikamet izni açısından hangi adımları atması gerektiğini sade ve anlaşılır şekilde ele alıyoruz.

    Aynı İl İçinde Üniversite veya Bölüm Değişikliği

    Yabancı öğrenci;

    Aynı üniversite içinde fakülte veya bölüm değiştiriyorsa

    Ya da aynı il sınırları içerisinde başka bir üniversiteye geçiş yapıyorsa

    ve öğrenciliğe ara vermeden eğitimine devam ediyorsa, mevcut öğrenci ikamet izni geçerliliğini korur.

    Ancak bu durumda dikkat edilmesi gereken en önemli husus şudur: Yabancı öğrenci, değişiklik tarihinden itibaren 20 iş günü içinde, bulunduğu ildeki İl Göç İdaresi Müdürlüğüne fakülte, bölüm veya okul değişikliğini bildirmek zorundadır. Mevcut ikamet izni süresi, yeni öğrenim süresinden daha kısa ise; ikamet izni, öğrenim süresi kadar uzatılır.

    Farklı Bir İlde Üniversiteye Geçiş Durumu

    Eğer yabancı öğrenci, öğrenimine başka bir şehirde devam edecekse prosedür farklıdır.

    Bu durumda: Mevcut ikamet izni, önceki ilde sonlandırılır, Öğrenime devam edilecek yeni ilin valiliği tarafından, yeni üniversitenin öğrenim süresi esas alınarak yeni bir öğrenci ikamet izni düzenlenir. Yani il değişikliği söz konusuysa, sadece bildirim yeterli olmaz; yeni ikamet izni başvurusu yapılması zorunludur.

    En Sık Yapılan Hatalar

    Uygulamada yabancı öğrenciler tarafından en sık yapılan hatalar şunlardır:

    20 iş günlük bildirim süresinin kaçırılması

    İl değişikliği olmasına rağmen eski ikamet izniyle kalmaya devam edilmesi

    Öğrenim süresi ile ikamet izni süresinin uyumsuz olması. Bu tür hatalar, ikamet ihlali, idari para cezası ve ilerleyen süreçte ikamet izni reddi gibi sonuçlara yol açabilir.

    Sonuç: Zamanında Bildirim Hayati Önem Taşır

    Özetle; üniversite, fakülte veya bölüm değişikliği yapan yabancı öğrencilerin, il değişikliği olup olmadığına göre farklı prosedürleri takip etmesi gerekir. Mevzuata uygun ve süresinde yapılan bildirimler sayesinde, öğrenci ikamet izni sorunsuz şekilde devam eder.

    Üniversite değişikliği sürecinde tereddüt yaşanması hâlinde, sürecin hatasız yürütülmesi için yabancılar hukuku alanında uzman hukuki destek alınması, ileride doğabilecek ciddi hak kayıplarının önüne geçecektir. Bir yazı önerisi.

    Read More

    Yabancıların Çalışma İzni ile İlgili En Çok Sorulan Sorular

    Yabancılar İçin Güncel ve Kapsamlı Rehber

    Türkiye’de çalışan veya çalışmayı planlayan yabancıların en sık karşılaştığı konuların başında çalışma izni ile ikamet izni arasındaki ilişki gelmektedir. Özellikle izin sürelerinin bitimine yaklaşılması, izinlerin iptali veya statü değişiklikleri, ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.

    Bu yazıda; çalışma izni süresi dolmadan yapılabilecek başvurulardan, öğrenci ve mülteci statüsündeki yabancıların çalışma haklarına kadar 2025–2026 dönemi için güncel uygulamaları sade ve anlaşılır şekilde ele alıyoruz.

    Çalışma İznim Bitmek Üzereyken İkamet İzni Başvurusu Yapabilir miyim?

    Evet. Yabancılar, çalışma izni süresinin sona ermesine 60 gün kala ve her hâlükârda çalışma izni geçerliliği devam ederken, durumlarına uygun bir ikamet izni türü için başvuru yapabilirler. Bu süre kaçırıldığında, yabancı ikamet ihlali durumuna düşebilir.

    Çalışma İzni Aldıktan Sonra Ayrıca İkamet İzni Gerekir mi?

    Hayır. Türkiye’de geçerli bir çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti, süresi boyunca ikamet izni yerine geçer. Çalışma izninin bitiş tarihi aynı zamanda ikamet hakkının da sona erdiği tarihtir. Ancak önemli bir istisna vardır: Uluslararası koruma başvuru sahipleri, şartlı mülteciler ve geçici koruma kapsamındaki yabancılara verilen çalışma izinleri, ikamet izni yerine geçmez.

    Çalışma İznim İptal Edilirse İkamet Hakkım da Biter mi?

    Çalışma iznine bağlı olarak Türkiye’de bulunan yabancılar açısından, çalışma izninin geçerliliğini yitirmesi hâlinde ikamet hakkı da sona erer. Buna karşılık, yabancının çalışma izninden bağımsız başka bir ikamet izni (örneğin aile ikameti) varsa, çalışma izninin iptali bu ikamet iznini otomatik olarak geçersiz kılmaz.

    Çalışma İznim Varken Türkiye’de Eğitim Alabilir miyim?

    Evet. Çalışma iznine sahip bir yabancı, öğrenci ikamet izni alma şartlarını da taşıyorsa; çalışma izninin ve öğrenci ikamet izninin sağladığı haklardan birlikte yararlanabilir.

    Türkiye İçinden Çalışma İzni Başvurusu İçin Kaç Ay İkamet Gerekir?

    Türkiye’den yapılacak yurt içi çalışma izni başvurularında, yabancının en az 6 ay süreyle geçerli bir ikamet iznine sahip olması gerekir. Başvurular, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın e-İzin sistemi üzerinden yapılmaktadır.

    Çalışma İzni Alınca Göç İdaresine Bildirim Yapmak Gerekir mi?

    Evet. Çalışma izni ile Türkiye’ye giriş yapan yabancılar, ülkeye giriş tarihinden itibaren 20 iş günü içinde, İl Göç İdaresi Müdürlüğüne başvurarak adres kayıt sistemine kayıt yaptırmak zorundadır.

    Geçici Koruma Kapsamındaysam Çalışma İzni Alabilir miyim?

    Geçici koruma altında bulunan yabancılar (örneğin Suriyeliler), geçici koruma kimlik belgesinin düzenlenmesinden 6 ay sonra çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti için başvuruda bulunabilir.

    Mülteci veya İkincil Koruma Statüsündeysem Çalışabilir miyim?

    Evet. Mülteci veya ikincil koruma statüsü sahibi yabancılar, yasaklı meslekler dışında bağımlı veya bağımsız olarak çalışabilir. Bu kişilere verilen kimlik belgeleri, aynı zamanda çalışma izni yerine geçer.

    Öğrenci Olarak Türkiye’deyim, Çalışma İzni Alabilir miyim?

    Türkiye’de örgün öğretime kayıtlı yabancı öğrenciler, çalışma izni almak şartıyla çalışabilir.

    Ön lisans ve lisans öğrencileri: İlk yıl tamamlandıktan sonra, kısmi süreli çalışma

    Lisansüstü öğrenciler: Süre kısıtlaması olmaksızın çalışma hakkı

    Öğrenciler için verilen çalışma izinleri, öğrenci ikamet iznini sona erdirmez.

    Yabancı Futbolcular İçin Çalışma İzni Gerekir mi?

    Profesyonel sporcular ve spor elemanları, Gençlik ve Spor Bakanlığı onayıyla çalışma izni muafiyeti kapsamında değerlendirilir. Bu muafiyet, yabancıya Türkiye’de çalışma ve ikamet hakkı tanır. Bir yazı önerisi.

    Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

    Çalışma izni ve ikamet izni süreçleri; süreler, istisnalar ve statülere göre son derece teknik bir yapıdadır. Yapılan küçük bir hata; ikamet ihlali, tahdit kodu, sınır dışı edilme, Türkiye’ye giriş yasağı
    gibi ağır sonuçlar doğurabilir. Özellikle İstanbul’da Fatih, Esenyurt, Küçükçekmece, Başakşehir, Zeytinburnu, Bağcılar, Avcılar, Pendik ve Tuzla gibi yabancı nüfusun yoğun olduğu ilçelerde bu tür sorunlar çok daha sık yaşanmaktadır. Bu noktada İstanbul Tuzla merkezli olarak faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yabancılar hukuku, çalışma izni, ikamet izni, deport ve tahdit kodları alanlarında müvekkillerine güncel mevzuata uygun ve kişiye özel hukuki danışmanlık sunmaktadır.

    Read More

    Türkiye’de Kaçak Yabancılara Af Var mı? 2025–2026’da Af Devam Edecek Mi? Güncel Durum ve Detaylı Açıklama

    Türkiye’de ikamet izni süresi dolan, vizesi sona eren ya da herhangi bir nedenle yasal statüsünü kaybeden yabancıların en çok merak ettiği sorulardan biri şudur: “Kaçak yabancılara af var mı, devam ediyor mu? 2026 da devam edecek mi?” Bu yazıda, kamuoyunda “kaçak yabancılara af” olarak bilinen uygulamanın gerçekte ne anlama geldiğini, kimleri kapsadığını ve 2025–2026 döneminde durumun ne olduğunu sade ve anlaşılır bir dille ele alıyoruz

    Kaçak Yabancılara Af Ne Demektir?

    Öncelikle önemli bir noktayı netleştirmek gerekir: Türkiye’de yürürlükte olan genel bir kaçak yabancılar affı yasası bulunmamaktadır. Ancak buna rağmen, özellikle son yıllarda uygulanan bazı idari düzenlemeler, belirli şartları taşıyan yabancıların ülkeden çıkmadan yeniden yasal statü kazanmasına imkân tanımaktadır. Bu nedenle halk arasında bu uygulamalar “af” olarak adlandırılmaktadır. Yani burada söz konusu olan şey, klasik anlamda bir af değil; yasal statüye dönüş imkânı sağlayan istisnai bir uygulamadır.

    2025 Yılında Bu Uygulama Devam Ediyor mu?

    Evet. 2025 yılı itibarıyla, özellikle ev hizmetlerinde çalışan yabancılar açısından bu uygulama fiilen devam etmektedir. İkamet izni süresi dolmuş, vize ihlali yapmış ya da daha önce ikamet başvurusu reddedilmiş yabancılar için; doğru koşullar sağlandığında, çalışma izni üzerinden yeniden yasal statü elde etmek mümkündür. Bu uygulama sayesinde: Yabancı kişinin ülkeden çıkması gerekmez, Deport (sınır dışı) riski büyük ölçüde ortadan kalkar, Çalışma izni alındığında ikamet hakkı da kazanılır.

    Kimler Bu “Af” Kapsamından Yararlanabilir?

    Uygulamanın kapsamı sanıldığı kadar geniş değildir. En kritik nokta, çalışma alanıdır. Bu imkândan genellikle şu kişiler yararlanabilir: Çocuk bakıcısı olarak çalışan yabancılar, Yaşlı veya hasta bakımı yapan yabancılar. Restoran, kafe, fabrika, mağaza, ofis gibi ticari işletmelerde çalışan yabancılar bu kapsamda değerlendirilmez.

    Başvuru İçin Ülkeden Çıkmak Gerekir mi?

    Hayır. Aksine, çoğu durumda ülkeden çıkış yapmak süreci daha da zorlaştırabilir. Doğru strateji, Türkiye’den ayrılmadan önce başvurunun yapılması ve sürecin hukuka uygun şekilde yürütülmesidir.

    Hangi Durumlarda Başvuru Reddedilir?

    Her başvuru otomatik olarak kabul edilmez. Özellikle şu durumlar risklidir: Güvenlik veya tahdit kodu bulunması, Gerçekte ev hizmeti olmadığı hâlde bu şekilde başvuru yapılması, İşverenin ekonomik yeterliliğinin olmaması, Yanlış veya eksik beyan. Bu nedenle başvuruların hukuki zemini doğru kurulmadan yapılması ciddi sonuçlara yol açabilir.

    2026 Yılında Kaçak Yabancılara Af Devam Eder mi?

    Mevcut uygulamalar dikkate alındığında, 2026 yılında da benzer bir sistemin devam etmesi kuvvetle muhtemeldir. Ancak unutulmamalıdır ki bu tür düzenlemeler: Kanundan çok idari uygulamalara dayanır. Şartlar ve kapsam zamanla değişebilir. Bu nedenle her somut olayın güncel mevzuat çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

    Sonuç olarak Gerçekten Af Var mı?

    Özetle: ✔ Genel bir af yasası yok, ✔ Ancak ev hizmetlerinde çalışan yabancılar için fiilî bir yasal statüye dönüş imkânı var, ✔ 2025’te uygulama devam ediyor, ✔ 2026 için beklenti olumlu, ancak dikkatli olunmalı. Bir yazı önerisi.

    Kaçak Yabancılara Af Sürecinde Uzman Avukat Desteği Neden Hayati Öneme Sahiptir?

    Kamuoyunda “kaçak yabancılara af” olarak bilinen uygulama, her başvuru için otomatik olarak sonuç doğuran bir hak değildir. Aksine bu süreç; idarenin takdir yetkisine, başvurunun içeriğine ve somut olayın özelliklerine göre farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle sürecin hukuki açıdan doğru kurgulanması son derece önemlidir.

    Özellikle İstanbul gibi yabancı nüfusun yoğun olduğu şehirlerde; ikamet ihlali, vize aşımı, kaçak çalışma ve deport riski iç içe geçmiş durumdadır. Uygulamada en sık karşılaşılan dosyalar; Fatih, Esenyurt, Küçükçekmece, Başakşehir, Zeytinburnu, Bağcılar, Avcılar, Sultanbeyli, Pendik ve Tuzla gibi ilçelerde yaşayan yabancılara ilişkindir. Bu bölgelerde yapılan hatalı başvurular, çoğu zaman doğrudan tahdit kodu tanımlanması ve sınır dışı işlemleriyle sonuçlanabilmektedir.

    Bu kapsamda;

    Yabancı hakkında G, Ç, N gibi tahdit kodlarının bulunup bulunmadığının önceden tespiti,

    Başvurunun gerçekten ev hizmetleri kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin hukuken analiz edilmesi,

    İşverenin maddi ve hukuki yeterliliğinin mevzuata uygun şekilde ortaya konulması,

    Eksik, çelişkili veya gerçeğe aykırı beyanların deport ve giriş yasağına yol açmaması,

    Ret hâlinde itiraz, yeni başvuru veya dava yolunun doğru belirlenmesi

    ancak yabancılar hukuku alanında uzman bir avukat tarafından sürecin baştan sona yönetilmesiyle mümkündür.

    Bu noktada, İstanbul Tuzla merkezli olarak faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yabancılar hukuku, ikamet ve çalışma izni başvuruları, deport işlemleri ve tahdit kodlarının kaldırılması alanlarında; özellikle İstanbul’un yabancı nüfusunun yoğun olduğu ilçelerde yaşayan müvekkillere etkin ve güncel hukuki danışmanlık sunmaktadır.

    Unutulmamalıdır ki; bu süreçte yapılan hatalar yalnızca başvurunun reddiyle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda sınır dışı edilme, uzun süreli Türkiye’ye giriş yasağı ve ileride yapılacak tüm ikamet ve çalışma izni başvurularının olumsuz etkilenmesi sonucunu doğurabilmektedir.

    Bu nedenle 2025–2026 döneminde “kaçak yabancılara af” kapsamında değerlendirilen her somut olayın, kişiye özel olarak ve güncel mevzuat ışığında, uzman avukat desteğiyle ele alınması hayati önem taşımaktadır.

    Read More