Uyuşturucu Kullandığını Kabul Etmek Cezayı Azaltır mı? İkrarın Hukuki Sonuçları ve Etkin Pişmanlık

Uyuşturucu madde kullandığını kabul etmenin (ikrar) hukuki sonuçları, yargı kararlarında suçun ortaya çıkış biçimi, mevcut delil durumu ve ikrarın zamanlamasına göre farklılık göstermektedir. Bu durum, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) etkin pişmanlık hükümlerini düzenleyen 192. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir.

1. Etkin Pişmanlık Kapsamında Cezada İndirim Sağlayan Haller (TCK 192/3)

Yargı kararlarının büyük çoğunluğunda, sanığın uyuşturucu kullandığını veya maddeyi kullanmak amacıyla bulundurduğunu kabul etmesi, suçun ortaya çıkmasına hizmet ve yardım olarak değerlendirilmiş ve cezada indirim nedeni sayılmıştır.

Suçun Ortaya Çıkmasına Katkı: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi (2017/1564 E., 2018/550 K.), sanığın “içmek için aldım” şeklindeki ikrarının suçun ortaya çıkmasına katkı sağladığını belirterek TCK 192/3 uyarınca 1/4 oranında indirim yapılması gerektiğine hükmetmiştir. Benzer şekilde, Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2020/6083 E., 2020/4849 K.), kullanım sınırındaki uyuşturucu madde ile yakalanan sanığın ikrarının etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilmemesini bozma nedeni saymıştır.

Delil Yetersizliği Aşamasındaki İkrar: Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2021/6968 E., 2025/5059 K.) Kve (2021/2190 E., 2025/4774 K.) kararlarında, sanığın aleyhine kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı aşamada uyuşturucu madde ile ilgisini açıklayarak suçun ortaya çıkmasını sağlaması durumunda, TCK 192/3 uyarınca indirim yapılmasının zorunlu olduğu vurgulanmıştır.

Somut İndirim Örnekleri: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi (2018/1783 E., 2018/2506 K.), sanığın uyuşturucuyu sahiplenmesi üzerine cezasında TCK 192/3 uyarınca 1/2 oranında, ayrıca TCK 62 uyarınca 1/6 oranında indirim uygulayarak cezayı 10 aya düşürmüştür. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi (2023/988 E., 2023/659 K.) ise toksikoloji raporu alınmadan önceki ikrarı nedeniyle sanığa 1/3 oranında indirim uygulamıştır.

2. Ceza Verilmesine Yer Olmadığına Dair Haller (TCK 192/2)

Bazı durumlarda uyuşturucu kullandığını kabul etmek, cezada indirimden öte, doğrudan ceza verilmemesi sonucunu doğurmaktadır.

Resmi Makamlar Haber Almadan Önceki İkrar: Yargıtay 20. Ceza Dairesi (2015/9872 E., 2018/5144 K.) Kve 8. Ceza Dairesi (2024/12991 E., 2024/8223 K.) kararlarında, başka bir suç soruşturması sırasında (örneğin hırsızlık), resmi makamlar henüz haber almadan uyuşturucu kullandığını ikrar eden sanıklar hakkında TCK 192/2 uyarınca “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi de (2023/22156 E., 2025/5769 K.) benzer bir durumda verilen hapis cezasını kanun yararına bozarak ceza verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir.

3. İkrarın İndirim Sağlamadığı veya Aleyhe Değerlendirildiği Haller

Uyuşturucu kullandığını kabul etmek her zaman lehe sonuç doğurmamaktadır.

Suçun Zaten Sabit Olması: Yargıtay 9. Ceza Dairesi (2015/7489 E., 2015/4657 K.) ve 8. Ceza Dairesi (2024/1328 E., 2024/6262 K.), suçun fiziki takip, tanık beyanı veya diğer delillerle zaten kesin olarak tespit edildiği durumlarda, sanığın ikrarının sonuca etkili olmadığını ve etkin pişmanlık indiriminin uygulanamayacağını belirtmiştir.

Ticaret Suçundan Kurtulma Çabası: Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2016/142 E., 2016/325 K., sanığın uyuşturucu maddeyi “kullanmak için bulundurduğu” yönündeki savunmasını, ticaret suçundan daha az ceza almak için geliştirilmiş bir strateji olarak değerlendirmiş ve bu durumu etkin pişmanlık kapsamında görmeyerek sanık aleyhine yorumlamıştır.

Miktar ve Koşullar: Yargıtay 8. Ceza Dairesi (2024/12653 E., 2024/3046 K.), ele geçirilen madde miktarının kişisel kullanım sınırının çok üzerinde olması durumunda, sanığın “kullanıcıyım” beyanının ticareti engellemediğini ve indirim sağlamadığını onamıştır.

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi olduğunda ek bağlam sağlayan ikincil kaynaklardan derlenmiştir:

Ticaret Suçunda İkrarın Etkisi: İkincil kaynaklara göre, uyuşturucu ticareti suçunda sanığın maddelerin kendisine ait olduğunu veya evinde uyuşturucu bulunduğunu ikrar etmesi, suçun ortaya çıkmasına yardım olarak kabul edilerek TCK 192/3 uyarınca 1/2 ile 1/4 arasında değişen oranlarda indirimlere yol açabilmektedir (Yargıtay 10. CD 2022/14876, 2023/20127, 2023/3009).

Savunma Stratejisi Olarak Kullanım Beyanı: Bazı durumlarda sanıkların “kullanıcıyım” beyanı, ticaret suçlamasından kurtulmaya yönelik “tevil yollu ikrar” olarak görülmekte; eğer bu beyan suçun aydınlatılmasına katkı sağlıyorsa indirim uygulanmakta, ancak delillerle çelişiyorsa sadece suçun sübutuna delil teşkil edebilmektedir (Ankara BAM 18. CD 2019/2299, Yargıtay 10. CD 2023/9145).

Takdir Yetkisi: Mahkemeler, etkin pişmanlık indirimini uygularken sanığın verdiği bilginin önemi ve zamanlamasını dikkate alarak takdir yetkisini kullanmaktadır (Yargıtay 10. CD 2023/5290).

Sonuç: Uyuşturucu kullandığını kabul etmek; suçun henüz resmi makamlarca bilinmediği veya aleyhe yeterli delil bulunmadığı aşamalarda yapıldığında cezada önemli indirimler (TCK 192/3) veya ceza verilmemesi (TCK 192/2) sonucunu doğurmaktadır. Ancak suçun zaten sabit olduğu veya ikrarın ticaret suçundan kurtulma amacı taşıdığı kanaatine varılan hallerde bu kabul indirim sağlamamakta, hatta suçun sübutuna yönelik aleyhe bir delil olarak kullanılabilmektedir.

Uyuşturucu Kullandığını Kabul Etmek Cezayı Azaltır mı?

Uyuşturucu madde kullandığını kabul etmek (ikrar), her dosyada aynı sonucu doğurmaz. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları uyarınca; ikrarın ne zaman, hangi delil aşamasında ve suçun nasıl ortaya çıktığı belirleyici rol oynamaktadır. Bu değerlendirme, Türk Ceza Kanunu’nun 192. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümleri çerçevesinde yapılmaktadır.

“Kullanıcıyım” demek ticaret suçundan kurtarır mı?

Her zaman hayır. Ele geçirilen uyuşturucu miktarı kişisel kullanım sınırının üzerindeyse veya dosyadaki deliller ticareti işaret ediyorsa, “kullanıcıyım” savunması ticaretten kurtarma amacı taşıyan bir beyan olarak değerlendirilebilir. Bu durumda ikrar, sanık aleyhine delil olarak kullanılabilir ve indirim uygulanmayabilir

Uyuşturucuda Hangi durumda ceza hiç verilmez?

Resmi makamlar suçtan henüz haberdar değilken yapılan ikrar hâlinde, TCK 192/2 uyarınca “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilebilir. Örneğin, başka bir suç soruşturması sırasında uyuşturucu kullandığını kendiliğinden açıklayan kişiler bakımından bu hüküm uygulanabilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Uyuşturucu suçlarında ikrarın lehe mi yoksa aleyhe mi sonuç doğuracağı, dosyanın delil durumu ve ikrarın zamanlamasına bağlıdır. Yanlış zamanda veya yanlış içerikle yapılan bir kabul, etkin pişmanlık avantajını tamamen ortadan kaldırabileceği gibi, sanığın mahkûmiyetini güçlendiren bir delile dönüşebilir.

Özellikle İstanbul, Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde görülen uyuşturucu dosyalarında; savunma stratejisinin ilk ifadeden itibaren doğru kurulması hayati önemdedir.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

İkrarın hangi aşamada ve nasıl yapılması gerektiğinin belirlenmesi,

TCK 192/2 ve 192/3 hükümlerinin dosyaya uygulanabilirliğinin doğru tespiti,

“Kullanım–ticaret” ayrımının bilimsel ve yargısal kriterlerle yapılması,

Aleyhe delil yaratabilecek beyanlardan kaçınılması,

Lehe içtihatların dosyaya etkin şekilde sunulması

ancak ceza hukuku alanında uzman bir avukatın müdahalesiyle mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Etkin Ceza Savunması

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; uyuşturucu kullanma ve ticareti suçlarında etkin pişmanlık, ikrar stratejisi ve ceza indirimi konularında profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Uyuşturucu dosyalarında tek bir ifade, davanın kaderini belirleyebilir. Hak kaybı yaşamamak için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

Yurtdışında Yapılan Evlilikler Türkiye’de Geçerli mi? Bildirim ve Tescil Şartları

1. Yurtdışında Yapılan Evliliklerin Hukuki Geçerliliği ve Otomatik Tanınma

Yargıtay kararları ve ilgili mevzuat hükümleri uyarınca, yurtdışında yetkili yabancı makamlar önünde yapılan evlenmeler Türk hukukunda otomatik olarak tanınmaktadır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 13/2 maddesi gereğince, “evliliğin şekline yapıldığı ülke hukuku uygulanır.” Bu ilke uyarınca, evlenmenin şekli şartları evliliğin gerçekleştiği ülke hukukuna uygunsa, bu evlilik Türkiye’de de geçerli kabul edilir (Yargıtay HGK-2023/470).

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ve 18. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, yurtdışında yapılan bir evliliğin Türkiye’de geçerli sayılabilmesi için şu şartlar aranmaktadır:

Evlenmenin yapıldığı ülke mevzuatına (şekil yönünden) uygun olması,

4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine aykırı olmaması,

Butlanla batıl olmayı gerektiren bir sebebin bulunmaması (Yargıtay 2. HD-2007/6488, 2022/1299K, 2023/5764).

2. Bildirim ve Nüfus Siciline Tescil Şartı

Yargı kararlarında açıkça vurgulandığı üzere, yurtdışında gerçekleşen evliliklerin Türk nüfus siciline tescil edilmemiş olması veya resmi makamlara bildirilmemesi, evliliğin geçerliliğine etki etmez.

Geçerlilik Bakımından: Evlenme iradesinin yetkili yabancı makam önünde açıklanmasıyla evlilik akdi hukuken oluşur. Nüfus kaydının yapılmaması bu akdi geçersiz kılmaz veya “yok” sayılmasını gerektirmez (Yargıtay 2. HD-2008/3494, 2012/1614.

İspat ve Usul Bakımından: Bildirim yapılmaması durumunda evlilik nüfus kayıtlarında görünmese dahi, mahkemeler istinabe yoluyla veya resmi belgelerle evliliğin varlığını tespit ettiğinde bu evliliği hukuken geçerli kabul ederek işlem yapmaktadır (Yargıtay 2. HD-2023/141, 2021/8121).

İdari Yükümlülük: 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. ve 24. maddeleri ile ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca, dış temsilciliklerce yapılan evlenmelerin 30 gün içinde bildirilmesi bir idari yükümlülüktür. Ancak bu bildirim, evliliğin kurucu bir unsuru değil, mevcut durumun idari yoldan tescili niteliğindedir (Uyuşmazlık Mahkemesi-2024/113).

3. Yabancılar ve Mülteciler İçin Özel Durum

Yabancı uyruklu kişilerin veya Türkiye’de geçici koruma/sığınmacı statüsünde bulunanların yurtdışındaki evlilikleri söz konusu olduğunda, 5490 sayılı Kanun’un 8/1 maddesi uyarınca yabancılar kütüğüne tescil zorunluluğu bulunmaktadır. Bu kişilerin evlilik gibi nüfus olaylarını nüfus müdürlüğüne beyan etmeleri ve evliliğin ilgili ülke büyükelçiliklerinden alınacak resmi belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir (Yargıtay 2. HD-2010/2037).

4. Evlilik ve Boşanma Arasındaki Fark

Yurtdışında yapılan evlilikler MÖHUK 13/2 uyarınca otomatik tanınırken, yurtdışında verilen boşanma kararları için durum farklıdır. Yabancı bir mahkemeden alınan boşanma kararının Türkiye’de sonuç doğurabilmesi için Türk mahkemelerinde “tanıma ve tenfiz” davası açılması veya yetkili idari makamlarca tescil edilmesi şarttır (Yargıtay 2. HD-2012/3521).

5. İkincil Kaynak Değerlendirmeleri

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, konuya ilişkin şu ek bağlamları sağlamaktadır:

İdari Tescil Süreci: Danıştay, yurtdışındaki evliliğin nüfus kaydına işlenmesinin “yanlış bir kaydın düzeltilmesi” değil, “var olan durumun idari yoldan tescili” olduğunu ve bunun için mutlaka bir mahkeme kararına gerek olmadığını, idari başvuruyla yapılabileceğini belirtmiştir (Danıştay 10. Daire-2020/6376).

Belge İbrazı Zorunluluğu: Otomatik tanınma ilkesine rağmen, bir dava sürecinde evliliğin varlığına dayanılıyorsa, ilgili yabancı makamlardan alınmış resmi evlilik belgesinin (apostilli ve tercümeli) mahkemeye sunulması ispat açısından zorunludur. Sadece beyan veya Göç İdaresi kayıtları evliliğin ispatı için yeterli görülmeyebilir (Yargıtay 2. HD-2025/1941, 2024/4284).

Tanıma-Tenfiz Usulü: Yabancı aile hukuku kararlarının (özellikle boşanma ve buna bağlı nüfus düzeltmeleri) tescili için MÖHUK 50-59 maddeleri uyarınca kesinleşmiş şerhi, apostil ve noter onaylı tercüme gibi katı usul şartlarının yerine getirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (Yargıtay 2. HD-2024/5813, 2023/2152).

Sonuç: Yurtdışında yetkili makamlar önünde yapılan evlilikler, Türk kamu düzenine aykırı olmamak kaydıyla yapıldığı andan itibaren Türkiye’de geçerlidir ve otomatik olarak tanınır. Nüfus siciline bildirim yapılması evliliğin geçerlilik şartı değil, idari bir tescil işlemidir; ancak hak kayıplarının önlenmesi ve resmi işlemlerin yürütülebilmesi için bildirim yapılması ve resmi belgelerin muhafazası önem arz etmektedir.

Yurtdışında yapılan evlilik Türkiye’de otomatik olarak geçerli midir?

Evet. Yetkili yabancı makam önünde ve yapıldığı ülke hukukuna uygun şekilde yapılan evlilikler, Türk Medeni Kanunu’na ve kamu düzenine aykırı bir durum bulunmadığı sürece Türkiye’de otomatik olarak tanınır. Bu tür evlilikler için ayrıca mahkeme kararı alınması gerekmez.

Yurtdışındaki evliliğin nüfusa bildirilmemesi evliliği geçersiz kılar mı?

Hayır. Evliliğin nüfus siciline tescil edilmemesi, evliliğin hukuki geçerliliğini etkilemez. Bildirim yükümlülüğü idari niteliktedir. Ancak bildirim yapılmaması; miras, vatandaşlık, ikamet, sosyal güvenlik ve boşanma gibi işlemlerde ciddi sorunlara neden olabilir.

Yurtdışında evlilik ile yurtdışında boşanma arasında fark var mı?

Evet, önemli bir fark vardır. Yurtdışında yapılan evlilikler otomatik olarak tanınırken, yurtdışında verilen boşanma kararlarının Türkiye’de hüküm ve sonuç doğurabilmesi için tanıma ve/veya tenfiz işlemi yapılması zorunludur. Aksi hâlde nüfus kayıtları değiştirilemez.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Yurtdışında yapılan evliliklerin Türkiye’de tanınması ve nüfus siciline tescili, her ne kadar “otomatik tanınma” ilkesine tabi olsa da uygulamada apostil, tercüme, konsolosluk işlemleri, yabancılar kütüğü ve nüfus kayıtları bakımından ciddi teknik sorunlar içermektedir. Özellikle bildirim yapılmayan evliliklerde, hak sahipliği ve ispat sorunları sıkça yaşanmaktadır.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde;

Yurtdışında yapılan evliliklerin nüfusa tescili,

Yabancılar ve geçici koruma statüsündekilerin evlilik işlemleri,

Tanıma–tenfiz davaları ve idari başvurular,

Apostil ve belge ispatına ilişkin uyuşmazlıklar

konularında uzman ve etkin hukuki destek sunmaktadır. Yurtdışı evliliklerde ileride telafisi güç hak kayıpları yaşamamak için uzman avukat desteği büyük önem taşımaktadır.

Read More

Arama Kararı Olmadan Yapılan Uyuşturucu Aramaları Geçerli mi? Hukuka Aykırı Delil ve Beraat Halleri

Uyuşturucu suçlarında arama kararı olmadan yapılan aramaların hukuki geçerliliği ve delil niteliği.

1. Genel Hukuki Çerçeve ve Temel Kural

Yargıtay kararları uyarınca, uyuşturucu suçlarında arama yapılabilmesi için temel kural, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 116, 117 ve 119. maddelerine uygun olarak alınmış bir “adli arama kararı” veya “yazılı adli arama emri” bulunmasıdır. Anayasa’nın 20. ve 21. maddeleri ile CMK hükümleri gereğince, hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri olmaksızın yapılan aramalar genel olarak hukuka aykırı kabul edilmektedir.

2. Arama Kararı Olmaksızın Yapılan Aramaların Hukuki Sonuçları

Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve ilgili ceza dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, adli arama kararı alınması gereken bir durumda bu karar alınmadan yapılan aramalar sonucunda elde edilen uyuşturucu maddeler “hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delil” niteliğindedir. Bu kapsamda:

Hukuka aykırı arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddeler hem “suçun maddi konusu” hem de “suçun delili” olup hükme esas alınamaz.

Anayasa’nın 38/6. maddesi ile CMK’nın 206/2-a, 217/2 ve 230/1-b maddeleri uyarınca, hukuka aykırı delillere dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz.

Sanığın ikrarı (suçu kabul etmesi) dahi, arama işlemi hukuka aykırı ise bu durumu düzeltmez ve delili geçerli hale getirmez.

3. İstisnai Durumlar: Suçüstü Hali ve PVSK 4/A Yetkisi

Yargıtay, bazı özel durumlarda arama kararı olmaksızın yapılan işlemleri hukuka uygun kabul etmektedir:

Suçüstü Hali: CMK’nın 90. maddesi ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 8. maddesi uyarınca, suçüstü halinde (suç işlenirken veya işlendikten hemen sonra takip sırasında) ayrıca bir arama emri veya kararı alınmasına gerek bulunmamaktadır. Bu durumda ele geçirilen deliller hukuka uygun kabul edilir.

PVSK 4/A Kapsamında Yoklama: Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK) 4/A maddesi uyarınca, kolluğun durdurduğu kişiler üzerinde “yoklama” veya “kaba üst araması” yapma yetkisi vardır. Kişinin üzerinde el ile yapılan dıştan kontrol (yoklama) sırasında suç unsuruna rastlanması durumunda bu işlem arama kararı gerektirmez. Ancak bu yetki, kişinin iç çamaşırı veya kapalı eşyalarının (çanta, valiz vb.) detaylı aranmasını kapsamaz.

4. Önleme Araması Kararının Sınırları

Yargıtay kararlarında en sık vurgulanan hususlardan biri, “önleme araması kararı” ile “adli arama kararı” arasındaki ayrımdır:

Somut Suç Şüphesi: Eğer kolluk, belirli bir kişinin uyuşturucu madde taşıdığına veya sattığına dair somut bir ihbar veya istihbarat almışsa (faili ve niteliği belli bir suç şüphesi), artık önleme araması kararına dayanılarak arama yapılamaz. Bu durumda mutlaka “adli arama kararı” alınmalıdır.

Hukuka Aykırılık: Somut suç şüphesinin bulunduğu durumlarda, genel bir önleme araması kararına dayanılarak yapılan araç, konut veya üst aramaları hukuka aykırı kabul edilmekte ve elde edilen uyuşturucu maddeler delil olarak değerlendirilmemektedir.

5. Somut Uygulama Örnekleri ve Yargı Değerlendirmeleri

Araç Aramaları: Aracın dışarıdan bakıldığında görünmeyen kısımlarında (torpido, bagaj, koltuk altı vb.) yapılan aramalar için adli arama kararı şarttır. Ancak aracın dışarıdan bakıldığında görülebilen yerlerinde (paspas üzeri, kapı cebi gibi açık alanlar) bulunan maddelerin ele geçirilmesi bazı kararlarda “arama” değil “el koyma” olarak değerlendirilerek hukuka uygun bulunabilmektedir.

Kapalı Eşya ve Çanta Aramaları: Kişinin yanındaki valiz, çanta veya cüzdan gibi kapalı eşyaların aranması için kural olarak hakim kararı veya savcı emri gereklidir. Suçüstü hali yoksa, bu eşyaların kararsız aranması hukuka aykırıdır.

Detaylı Üst Araması: Kişinin iç çamaşırı veya vücut boşluklarında yapılan aramalar “yoklama” sınırlarını aştığı için adli arama kararı olmaksızın yapılamaz. Karakola götürülen şüphelinin burada yapılan detaylı üst aramasında ele geçen maddeler, yazılı bir karar yoksa geçersiz sayılmaktadır.

Konut Aramaları: Konut aramalarında yazılı adli arama kararı veya emri bulunması zorunludur. Savcının sözlü talimatı ile yapılan konut aramaları hukuka aykırı kabul edilmektedir.

Sonuç olarak; uyuşturucu suçlarında arama kararı olmadan yapılan aramalar, yalnızca “suçüstü hali” veya “PVSK 4/A kapsamındaki kaba yoklama” sınırları içerisinde kaldığında geçerlidir. Bunun dışındaki tüm durumlarda (özellikle somut bir suç şüphesi varsa) adli arama kararı veya yazılı emir alınması zorunludur; aksi takdirde elde edilen uyuşturucu maddeler mahkemelerce delil olarak kabul edilmemekte ve beraat kararlarına gerekçe teşkil etmektedir. Bir yazı önerisi.

Arama kararı olmadan yapılan uyuşturucu araması geçerli midir?

Kural olarak hayır. CMK’nın 116 ve devamı maddeleri uyarınca, uyuşturucu araması için hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde savcının yazılı emri gerekir. Bu karar veya emir olmadan yapılan aramalar hukuka aykırıdır ve elde edilen deliller hükme esas alınamaz.

Suçüstü hâlinde arama kararı şart mı?

Hayır. Suçüstü hâlinde (suç işlenirken veya hemen sonrasında takip sırasında) ayrıca arama kararı alınmasına gerek yoktur. Bu durumda ele geçirilen uyuşturucu maddeler hukuka uygun delil sayılabilir. Ancak suçüstü halinin gerçekten mevcut olması gerekir; sonradan gerekçelendirme kabul edilmez.

Polis kaba üst aramasında uyuşturucu bulursa delil geçerli olur mu?

Sınırlı olarak evet. PVSK 4/A kapsamında yapılan kaba üst yoklaması sırasında ele temasla fark edilen suç unsurları hukuka uygun kabul edilebilir. Ancak bu yetki; çanta, valiz, cep içi, iç çamaşırı veya detaylı aramaları kapsamaz. Bu sınırların aşılması hâlinde delil hukuka aykırı sayılır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Uyuşturucu dosyalarında arama işleminin hukuka uygun olup olmadığı, çoğu zaman mahkûmiyet ile beraat arasındaki tek belirleyici unsurdur. Kolluk tarafından yapılan küçük bir usul hatası dahi, davanın tamamen düşmesine yol açabilir. Ancak bu hukuka aykırılığın doğru şekilde tespit edilmesi ve ileri sürülmesi uzmanlık gerektirir.

Özellikle İstanbul, Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde görülen uyuşturucu soruşturmalarında; önleme araması–adli arama ayrımı, suçüstü iddiasının sınırları ve PVSK 4/A yetkisinin aşılması sıkça tartışma konusu olmaktadır.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Aramanın adli mi önleme mi olduğunun doğru tespiti,

Suçüstü iddiasının gerçekten mevcut olup olmadığının denetlenmesi,

Hukuka aykırı delillerin CMK 206 ve 217 kapsamında dosyadan dışlanması,

İkrarın hukuka aykırı aramayı meşrulaştırıp meşrulaştırmadığının değerlendirilmesi,

Beraatle sonuçlanabilecek usul hatalarının etkin şekilde ileri sürülmesi

ancak ceza hukuku alanında uzman bir avukatın takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Etkin Ceza Savunması

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; uyuşturucu suçlarında hukuka aykırı arama, delil yasakları ve beraat savunmaları konusunda etkin ve profesyonel hukuki destek sunmaktadır. 📌 Uyuşturucu dosyalarında hukuka aykırı bir arama, davanın tamamen düşmesini sağlayabilir. Bu fırsatın kaçırılmaması için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

Boşanma Davası Nasıl Açılır? Gerekli Belgeler, Usul ve Sık Yapılan Hatalar

1. Boşanma Davasının Açılma Usulü ve Genel Prosedür

 Yargı kararları uyarınca boşanma davaları, Aile Mahkemelerinde (bulunmayan yerlerde Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemelerinde) bir dava dilekçesi ile açılmaktadır. Dava süreci, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 184. maddesinde düzenlenen özel yargılama usullerine tabidir.

Dava Dilekçesinin Verilmesi: Dava, dilekçenin mahkemeye sunulması ve kaydedilmesiyle açılmış sayılır (HMK m. 118/1). Dilekçede davacının ve davalının T.C. kimlik numaraları ile adres bilgilerinin bulunması zorunludur. Eksiklik durumunda mahkemece bir haftalık kesin süre verilir.

Harç ve Gider Avansı: Boşanma davası açılırken gerekli harçların yatırılması zorunludur. Harç yatırılmaması durumunda mahkemece eksikliğin giderilmesi için süre verilir; aksi halde dava usulden reddedilebilir.

Tebligat ve Dilekçeler Aşaması: Dava dilekçesi ve tensip zaptı davalıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmelidir. Tebligatın usulsüz olması (örneğin tebliğ memurunun adının bulunmaması) savunma hakkını kısıtladığı için bozma nedenidir. Dilekçeler aşaması tamamlanmadan ön inceleme ve tahkikat aşamasına geçilemez.

Vakıaların Somutlaştırılması: Davacı, davanın dayanağı olan tüm vakıaları ve bu vakıaların hangi delillerle ispat edileceğini dilekçesinde açıkça belirtmelidir (HMK m. 119/1-e, f). Usulüne uygun bildirilmeyen vakıalar mahkemece kendiliğinden dikkate alınamaz.

2. Gerekli Belgeler ve Deliller 

Boşanma davası açılırken veya yargılama sürecinde sunulması gereken temel belgeler şunlardır:

Dava Dilekçesi: HMK 119. maddesindeki unsurları taşıyan, iddia ve vakıaları içeren temel belge.

Vekaletname: Davanın avukat aracılığıyla açılması durumunda, boşanma davası açma yetkisini içeren özel vekaletname.

Nüfus Kayıt Örneği: Aile nüfus kayıt tablosu, tarafların evlilik birliğini ve çocukların durumunu tevsik etmek için kullanılır.

Boşanma Protokolü: Anlaşmalı boşanma davalarında (TMK m. 166/3), tarafların mali sonuçlar (nafaka, tazminat) ve çocukların durumu (velayet) üzerinde uzlaştıklarını gösteren imzalı belge.

Delil Listesi ve Belgeler: Tanık isim ve adresleri, tarafların elindeki belgelerin asılları veya örnekleri (tapu kayıtları, araç ruhsatları, fotoğraflar vb.) dilekçeye eklenmelidir. Başka yerlerden getirtilecek belgeler için gerekli açıklamalar dilekçede yer almalıdır.

3. Anlaşmalı Boşanma Davalarına İlişkin Özel Şartlar

 TMK m. 166/3 uyarınca açılan anlaşmalı boşanma davalarında şu hususlar kritik önemdedir:

Süre Şartı: Evliliğin dava tarihi itibarıyla en az bir yıl sürmüş olması gerekir. Bir yıl dolmadan açılan davalarda taraflar anlaşsa dahi anlaşmalı boşanma kararı verilemez; davanın çekişmeli usulde görülmesi gerekir.

İrade Beyanı ve Protokol: Eşlerin mahkemeye birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi gerekir. Hakim, tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmelidir.

Kapsam: Protokolün boşanmanın tüm fer’ilerini (maddi-manevi tazminat, nafaka, velayet) eksiksiz içermesi şarttır. Taraflardan birinin duruşmada protokolden rücu etmesi durumunda dava çekişmeli hale gelir.

4. Yabancı Unsurlu Boşanma Davaları ve Tenfiz

Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması/Tenfizi: Yabancı bir ülkede verilen boşanma kararının Türkiye’de geçerli olması için açılan davalarda; yabancı mahkeme kararının aslı, tasdikli tercümesi ve nüfus kayıt örneği gereklidir.

Yabancı Uyruklu Taraflar: Tarafların yabancı olması durumunda, mahkemece vatandaşlık belgeleri ve uygulanacak yabancı hukukun ilgili maddelerinin tasdikli tercümeleri talep edilebilir.

5. İkincil Kaynaklara Dayalı Bilgiler 

Aşağıdaki hususlar sunulan karar metinlerinde sınırlı bilgi veya dolaylı atıf içermesi nedeniyle ikincil kaynak bilgisi olarak değerlendirilmiştir:

İkincil Kaynak Notu: Boşanma davası açılırken mal varlığına ilişkin talepler varsa, avukatlar tarafından taşınmazlara ait tapu kayıtları ve araç ruhsat örneklerinin ön hazırlık aşamasında talep edildiği görülmektedir.

İkincil Kaynak Notu: Çekişmeli boşanma davalarında, velayet düzenlemesi yapılabilmesi için mahkemece uzman raporlarının (pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı) alınması zorunlu bir prosedürel adım olarak vurgulanmaktadır.

İkincil Kaynak Notu: Anlaşmalı boşanma talebiyle açılan davalarda, başlangıçta HMK m. 119 anlamında detaylı vakıa ve delil bildirme zorunluluğu aranmasa da, davanın çekişmeliye dönmesi halinde mahkemece bu eksikliklerin giderilmesi için ek süre verilmesi gerektiği belirtilmektedir.

Sonuç: Boşanma davası, HMK standartlarına uygun bir dilekçe, gerekli harçların yatırılması ve nüfus kayıtları, varsa protokol ve delil listesi gibi belgelerin mahkemeye sunulmasıyla Aile Mahkemesi’nde açılır. Anlaşmalı boşanma için bir yıllık evlilik süresi ve tam mutabakat içeren bir protokol şarttır. Eksik belgeler veya usulsüz tebligatlar yargılamanın bozulmasına neden olmaktadır. Bir yazı önerisi.

Boşanma davası açmak için hangi belgeler gereklidir?

Boşanma davası açılırken usule uygun bir dava dilekçesi, nüfus kayıt örneği, varsa anlaşmalı boşanma protokolü, delil listesi ve avukatla açılıyorsa özel yetkili vekaletname sunulmalıdır. Harç ve gider avansının yatırılması da zorunludur.

Anlaşmalı boşanma için evlilik süresi şartı var mı?

Evet. Türk Medeni Kanunu’na göre anlaşmalı boşanma için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerekir. Bir yıl dolmadan açılan davalarda taraflar anlaşmış olsa bile mahkeme anlaşmalı boşanmaya karar veremez.

Boşanma davasında yapılan usul hataları neye yol açar?

Eksik dilekçe, yanlış tebligat, delillerin süresinde bildirilmemesi veya protokoldeki eksiklikler; davanın reddine, uzamasına, çekişmeliye dönüşmesine ya da kararın üst mahkemede bozulmasına neden olabilir. Bu durum ciddi hak kayıpları doğurabilir.

Boşanma Davasında Neden Uzman Avukat Desteği Hayati Önem Taşır?

Boşanma davaları yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesiyle sınırlı olmayıp; nafaka, tazminat, velayet, kişisel ilişki, mal rejimi ve yabancı unsurlar gibi çok sayıda hukuki sonucu beraberinde getirmektedir. Uygulamada yapılan usul hataları, eksik dilekçeler veya yanlış stratejiler, telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Özellikle dilekçede vakıaların somutlaştırılmaması, delillerin süresinde bildirilmemesi, tebligat hataları veya anlaşmalı boşanma protokolünün eksik düzenlenmesi; davanın reddine, çekişmeliye dönüşmesine ya da Yargıtay’dan bozulmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle boşanma davasının daha ilk aşamada hukuka uygun ve stratejik biçimde hazırlanması kritik önemdedir.

Uzman Avukat Desteği Neden Fark Yaratır?

Boşanma dilekçesinin HMK ve TMK’ya uygun şekilde hazırlanması,

Anlaşmalı boşanma protokolünün ileride sorun doğurmayacak şekilde eksiksiz düzenlenmesi,

Nafaka, tazminat ve velayet taleplerinin doğru hukuki zemine oturtulması,

Usulsüz tebligat ve süre kayıplarının önlenmesi,

Yabancı unsurlu boşanmalarda tanıma–tenfiz risklerinin doğru yönetilmesi,

ancak alanında uzman bir avukatın hukuki takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Boşanma Süreci

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davaları, velayet ve nafaka uyuşmazlıkları ile yabancı unsurlu boşanmalarda etkin ve profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Boşanma davasında atılacak tek bir yanlış adım, yıllar sürecek yeni uyuşmazlıklara yol açabilir. Haklarınızı korumak ve süreci doğru yönetmek için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

SGK iş kazası tazminatı nasıl alınır?

1. İş Kazasının Bildirimi ve İdari Tahkikat Süreci

 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca, bir olayın iş kazası olarak kabul edilebilmesi ve SGK’dan tazminat/gelir talep edilebilmesi için öncelikle bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmesi gerekmektedir. İşveren, iş kazasını kolluk kuvvetlerine derhal, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) ise en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirmekle yükümlüdür. Kazanın işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana gelmesi halinde, bu süre kazanın öğrenildiği tarihten itibaren başlar.

Bildirim üzerine SGK, olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağına dair bir inceleme başlatır. Kurum, gerektiğinde denetim memurları veya Bakanlık iş müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yaparak varılan sonucu en geç üç ay içinde ilgililere bildirir. Kurumun bu kararına karşı yetkili mahkemede itiraz edilmesi mümkündür.

2. İş Kazasının Tespiti ve Yargısal Süreç 

Olayın SGK’ya bildirilmediği veya Kurum tarafından iş kazası olarak kabul edilmediği durumlarda, hak sahiplerinin tazminat alabilmesi için “iş kazasının tespiti” davası açması bir ön sorundur. Yargıtay kararlarına göre, tazminat davası devam ederken olayın iş kazası olduğu henüz netleşmemişse, mahkeme davacıya SGK’ya başvurması ve sonuç alamazsa işveren ile SGK’yı hasım göstererek tespit davası açması için “önel” (süre) vermelidir. Bu tespit davası, tazminat davası için bekletici mesele yapılır.

3. SGK Tarafından Sağlanan Ödemeler ve Gelir Bağlanması

 İş kazası neticesinde sigortalıya veya hak sahiplerine sağlanan temel haklar şunlardır:

Geçici İş Göremezlik Ödeneği: Tedavi süresince çalışılamayan günler için ödenir.

Sürekli İş Göremezlik Geliri: Kurum Sağlık Kurulu tarafından meslekte kazanma gücünün en az %10 oranında azaldığı tespit edilen sigortalıya bağlanır. Maluliyet oranı, Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümlerine göre belirlenir.

Ölüm Geliri: İş kazası sonucu vefat eden sigortalının eşine, çocuklarına ve belirli şartlar altında (gelir şartı, yaş şartı vb.) anne ve babasına bağlanır. 5510 sayılı Kanun’un 20. ve 34. maddeleri uyarınca, anne ve babaya gelir bağlanabilmesi için eş ve çocuklardan artan hisse bulunması veya anne-babanın 65 yaş üstü olması gibi kriterler aranır.

Diğer Yardımlar: Cenaze yardımı ve tedavi giderleri de Kurum tarafından karşılanan kalemler arasındadır.

4. Tazminat Davalarında Mahsup İşlemi (Mükerrer Ödemenin Önlenmesi) 

İş kazası nedeniyle açılan maddi tazminat davaları, nitelikçe SGK tarafından karşılanmayan zararların giderilmesine ilişkindir. Haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek amacıyla, SGK tarafından bağlanan gelirin “ilk peşin sermaye değeri” (PSD), hesaplanan toplam tazminat miktarından tenzil edilir (düşülür). Bu hesaplamada, rücu edilebilir miktar dikkate alınır ve hüküm tarihine en yakın veriler esas alınır. Eğer Kurum henüz bir gelir bağlamamışsa, bu durum tazminat hakkını doğrudan etkileyeceğinden, gelirin bağlanması süreci beklenmelidir.

5. SGK’nın İşverene Rücu Hakkı 

SGK, sigortalıya veya hak sahiplerine yaptığı ödemeleri ve bağladığı gelirlerin peşin sermaye değerini, işverenin veya kusurlu üçüncü kişilerin kusuru oranında rücuen tahsil eder. 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca; iş kazası işverenin kastı, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi veya sigortalı bildiriminin süresinde yapılmaması (23. madde) nedeniyle meydana gelmişse, Kurum zararı işverenden tahsil edilir. Üçüncü kişilerin kusuru halinde ise gelirin peşin sermaye değerinin yarısı oranında rücu işlemi uygulanır.

6. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler 

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararlarında şu ek hususlar vurgulanmıştır:

Zamanaşımı: SGK’ya yapılacak müracaatlarda 5 yıllık zamanaşımı süresinin bulunduğu, ancak mahkemece iş kazası tespiti yapılması halinde ilgili işlemlerin başlatılabileceği belirtilmiştir.

Trafik Kazası-İş Kazası İlişkisi: Trafik kazası şeklinde gerçekleşen olaylarda da işveren bildiriminin ve sigortalı müracaatının kritik olduğu, SGK’nın tahkikat yapabilmesi için sigortalının bizzat müracaatının gerekebileceği ifade edilmiştir.

İşçi Lehine Yorum: İş kazası tespitinde çelişkili raporlar bulunması halinde “işçi lehine yorum” ilkesinin gözetilmesi ve tüm hastane kayıtlarının incelenmesi gerektiği hatırlatılmıştır.

Sigorta Şirketlerinin Sorumluluğu: İşverenin yaptırdığı işyeri veya sorumluluk sigortası poliçeleri kapsamında, SGK’nın rücu ettiği tutarların poliçe limitleri dahilinde sigorta şirketlerinden talep edilebileceği görülmektedir. Bir yazı önerisi.

İş kazası SGK’ya bildirilmezse haklar kaybolur mu?

Hayır, tamamen kaybolmaz; ancak süreç zorlaşır. İşverenin bildirim yapmaması veya SGK’nın olayı iş kazası olarak kabul etmemesi hâlinde, işçi veya hak sahipleri iş kazasının tespiti davası açarak bu eksikliği giderebilir. Ancak tespit yapılmadan tazminat davasında sağlıklı bir ilerleme mümkün değildir.

İş kazası tespit davası ne zaman açılır ve neden gereklidir?

SGK’nın olayı iş kazası olarak kabul etmediği veya başvuru yapılmadığı durumlarda, tazminat davasından önce veya tazminat davası sırasında iş kazasının tespiti davası açılması zorunludur. Yargıtay uygulamasına göre bu dava, tazminat davası için bekletici mesele yapılır ve sonucu bağlayıcıdır.

SGK’dan gelir bağlanırsa işverenden tazminat alınamaz mı?

Hayır, alınabilir. SGK tarafından bağlanan sürekli iş göremezlik veya ölüm geliri, işverene karşı açılacak maddi tazminat davasını engellemez. Ancak mükerrer ödeme olmaması için, SGK gelirinin ilk peşin sermaye değeri, hesaplanan tazminattan mahsup edilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

İş kazası dosyaları; SGK bildirimi, idari tahkikat, iş kazası tespiti, kusur ve maluliyet raporları, zamanaşımı süreleri ve tazminat hesaplamaları gibi birçok teknik aşamadan oluşur. Bu süreçlerden herhangi birinin eksik veya hatalı yürütülmesi, işçinin ya da hak sahiplerinin ciddi maddi kayıplar yaşamasına neden olabilir.

Özellikle İstanbul, Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde görülen iş kazalarında; SGK işlemleri ile işverene karşı açılacak davaların eş zamanlı ve koordineli yürütülmesi hayati önem taşır.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

İş kazasının SGK nezdinde doğru şekilde tescilinin sağlanması,

Gerekli hâllerde iş kazasının tespiti davasının açılması,

Maluliyet oranı ve kusur raporlarına etkin itiraz edilmesi,

SGK gelirleri ile tazminat arasındaki mahsup hesabının doğru yapılması,

İşveren ve üçüncü kişilere karşı tam ve eksiksiz tazminat talep edilmesi,

ancak iş ve sosyal güvenlik hukuku alanında uzman bir avukatın takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli İş Kazası Süreci

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; iş kazası tespiti, SGK işlemleri, maddi–manevi tazminat davaları ve rücu süreçlerinde etkin ve profesyonel hukuki destek sunmaktadır. İş kazası sonrası haklarınızın eksiksiz korunması için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

Nafaka Nasıl Belirlenir, Ödenmezse Ne Olur? Yargıtay Kararları Işığında Hukuki Rehber

1. Nafakanın Belirlenme Kriterleri

Yargıtay kararları ve Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümleri uyarınca nafaka miktarı belirlenirken temel alınan kriterler şunlardır:

Genel İlkeler ve Kanuni Dayanak: TMK m. 330 uyarınca nafaka miktarı; çocuğun ihtiyaçları, ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının tayininde çocuğun varsa gelirleri de göz önünde bulundurulur. Ayrıca TMK m. 4’te vurgulanan “hakkaniyet” ilkesi, nafaka miktarının belirlenmesinde temel rehberdir.

İştirak Nafakası: Velayeti kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlüdür (TMK m. 182/2). Mahkemece; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşullarındaki paranın alım gücü, barınma, sağlık, dinlenme ve ulaşım gibi giderleri ile anne ve babanın ekonomik-sosyal durumları arasında bir denge kurulur. Velayet hakkı kendisine verilen tarafın bu görev nedeniyle üstlendiği sorumluluk ve emeğin karşılığı olan harcamalar da dikkate alınır.

Yoksulluk Nafakası: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir (TMK m. 175). Asgari ücret seviyesinde gelire sahip olmak, yoksulluk nafakası bağlanmasına engel teşkil etmez; ancak nafaka miktarının tayininde bir etken olarak değerlendirilir.

Yardım Nafakası: Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan altsoyu, üstsoyu ve kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür (TMK m. 364). Eğitimine devam eden ergin çocuklar için de ana ve babanın bakım borcu, eğitim sona erinceye kadar devam eder (TMK m. 328/2).

Ödeme Biçimi ve Artış Oranları: Nafaka kural olarak her ay peşin ve irat (düzenli ödeme) biçiminde ödenir. Mahkemeler, istem halinde nafakanın gelecek yıllarda ÜFE, TÜFE veya hakkaniyete uygun belirli bir oranda artırılmasına karar verebilir. Boşanma sırasında yapılan toptan ödemeler de hükmedilecek nafaka miktarının tayininde dikkate alınır.

Durumun Değişmesi: Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde, hakim istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirleyebilir, artırabilir, azaltabilir veya nafakayı tamamen kaldırabilir (TMK m. 331, m. 176/4).

2. Nafakanın Ödenmemesi Durumunda Uygulanan Yaptırımlar

Nafaka borcunun yerine getirilmemesi halinde hukuki ve cezai süreçler işletilmektedir:

İcra Takibi ve Haciz İşlemleri: Nafaka borcu ödenmediğinde alacaklı tarafça ilamlı icra takibi başlatılabilir. Birikmiş nafaka alacakları ve işleyen faizler için borçlunun taşınır/taşınmaz mallarına, banka hesaplarına ve araçlarına haciz konulabilir.

Maaş Haczi: Borçlunun emekli maaşı veya ücreti üzerine haciz konulması mümkündür. İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 83 ve 5510 sayılı Kanun m. 93 uyarınca, cari aylık nafaka borçlunun maaşından tam olarak kesildikten sonra, birikmiş nafaka alacakları için de maaşın kalan kısmının en az dörtte biri oranında kesinti yapılır.

Tazyik Hapsi (Disiplin Hapsi): İİK m. 344 uyarınca, nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlu, alacaklının şikayeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılabilir. Borçlu, hapsin tatbiki sırasında borcunu öderse tahliye edilir. Yargıtay kararlarında, nafaka borcunu ödeyemediği için tazyik hapsi alan ve bu nedenle sabıka kaydı oluşmasa da iş bulmakta zorlanan veya cezaevine giren borçlu örnekleri mevcuttur.

İcra İnkar Tazminatı: Nafaka borcuna yapılan itirazın iptali davası sonucunda, borçlu aleyhine hükmolunan meblağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilebilir.

Zamanaşımı: Nafaka alacaklarında zamanaşımı süresi, takip tarihinden geriye doğru 10 yıl olarak dikkate alınmaktadır.

3. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler

Raporun bu bölümünde yer alan bilgiler, sunulan kararlardaki sınırlı veriler ışığında ek bağlam sağlamaktadır:

Ödemelerin Mahsubu: İkincil kaynak niteliğindeki Yargıtay kararlarına göre, banka kanalıyla yapılan ödemelerde “nafaka” açıklaması bulunmasa dahi, ödemelerin düzenli olması ve nafaka miktarıyla örtüşmesi durumunda bu ödemelerin nafaka borcuna mahsup edilmesi hakkaniyet gereği kabul edilmektedir. Ancak “okul ücreti” gibi spesifik açıklamalarla yapılan ödemeler kural olarak nafaka borcundan mahsup edilemez.

Protokollerin Bağlayıcılığı: Anlaşmalı boşanma protokolü ile belirlenen nafaka yükümlülükleri, taraflar arasında haricen düzenlenen adi belgeler veya ibranameler ile kolayca değiştirilemez; nafakanın indirilmesi için kural olarak mahkemede nafaka tenkisi davası açılması gerekmektedir.

İcra Takibinde Usul: Nafaka alacaklarının tahsili için başlatılan icra takiplerinde, borçlunun ödeme iddialarının İİK m. 33 uyarınca noter tasdikli veya ikrarlı belgelerle ispatlanması zorunludur. Aksi takdirde icra işlemlerine devam edilir.

Zamanaşımı Riski: İlamlı icra takiplerinde, ilamın kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde infaz edilmesi gerektiği, aksi halde zamanaşımı def’i ile karşılaşılabileceği vurgulanmaktadır. Bir yazı önerisi.

Nafaka miktarı hangi kriterlere göre belirlenir?

Nafaka belirlenirken; çocuğun veya nafaka alacaklısının ihtiyaçları, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, ödeme gücü ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınır. Asgari ücretle çalışmak, yoksulluk nafakasına engel değildir; ancak nafaka miktarının belirlenmesinde önemli bir ölçüttür. Mahkeme, taraflar arasında denge kurarak karar verir.

Nafaka ödenmezse ne gibi yaptırımlar uygulanır?

Nafaka borcunun ödenmemesi hâlinde ilamlı icra takibi başlatılabilir. Borçlunun maaşına, banka hesaplarına ve mallarına haciz konulabilir. Ayrıca İcra ve İflas Kanunu m. 344 uyarınca, nafaka borcunu ödemeyen borçlu hakkında 3 aya kadar tazyik hapsi uygulanabilir. Borç ödenirse hapis derhal sona erer.

Nafaka artırılabilir, azaltılabilir veya kaldırılabilir mi?

Evet. Tarafların mali durumlarında değişiklik olması veya hakkaniyetin gerektirmesi hâlinde nafaka; artırılabilir, azaltılabilir ya da tamamen kaldırılabilir. Bu durumlarda mutlaka mahkemeye başvurularak nafaka uyarlama (artırım/tenkis) davası açılması gerekir; harici anlaşmalar tek başına yeterli değildir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Nafaka uyuşmazlıkları yalnızca aylık bir ödeme meselesi olmayıp; uzun vadeli mali sonuçlar, icra ve hapis riski, zamanaşımı ve mahsuba ilişkin teknik kurallar içermektedir. Yanlış başlatılan bir icra takibi veya hatalı savunma, borçlu ya da alacaklı açısından ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Özellikle İstanbul, Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde görülen nafaka uyuşmazlıklarında; Yargıtay içtihatlarına uygun strateji belirlenmesi büyük önem taşır.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Nafaka miktarının hukuka ve hakkaniyete uygun belirlenmesi,

Nafaka artırımı, azaltımı veya kaldırılması davalarının doğru zamanda açılması,

Ödenen bedellerin nafakaya mahsup edilip edilmeyeceğinin tespiti,

Hatalı icra ve tazyik hapsi risklerinin önlenmesi,

Zamanaşımı ve icra usulüne ilişkin hak kayıplarının engellenmesi,

ancak aile hukuku alanında uzman bir avukatın takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Nafaka Süreci

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; nafakanın belirlenmesi, icra takibi, tazyik hapsi süreçleri ve nafaka uyarlama davalarında etkin ve profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Nafaka uyuşmazlıklarında atılacak yanlış bir adım, yıllarca sürecek mali ve hukuki sorunlara yol açabilir. Hak kaybı yaşamamak için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

Yurtdışında yaşıyorum, Türkiye’deki icra veya dava dosyalarımı nasıl öğrenebilirim?

1. UYAP Vatandaş Portal ve e-Devlet Üzerinden Erişim 

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, yurtdışında bulunsalar dahi Türkiye’deki adli ve idari yargı birimleri ile icra dairelerinde tarafı oldukları dosyalara erişebilmeleri için temel yöntem UYAP Vatandaş Portal Bilgi Sistemi’dir. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, T.C. vatandaşlık numarası bulunan kişiler; e-devlet şifresi, mobil imza veya elektronik imza kullanarak bu sisteme internet üzerinden erişebilmektedir. Bu sistem aracılığıyla ülke genelindeki tüm dava dosyaları ve evrak içerikleri görüntülenebilmektedir (AYM, 17/11/2021). İlk derece mahkemesi kararlarında da yurtdışında yaşayan kişilerin veya yabancı uyrukluların, edindikleri e-devlet şifresi ile sisteme giriş yaparak haklarındaki icra takiplerinden haberdar oldukları tespit edilmiştir (İstanbul 1. ATM, 2022/299K; İstanbul 6. ATM, 2019/518).

2. Konsolosluklar ve Dış Temsilcilikler Aracılığıyla Bilgi Edinme 

Yurtdışında yaşayan vatandaşlar için tebligat ve adres araştırması süreçlerinde konsolosluklar kritik rol oynamaktadır. Yargı kararlarında, borçluların güncel adreslerinin tespiti için T.C. Hannover Başkonsolosluğu gibi yerel makamlar nezdinde araştırma yapıldığı veya tebligatların New York Konsolosluğu gibi temsilcilikler aracılığıyla ulaştırılmaya çalışıldığı görülmektedir (Kayseri 2. ATM, 2022/853; AYM, 21/6/2023). Ayrıca, yurtdışındaki vatandaşların Berlin Başkonsolosluğu gibi birimlerce düzenlenen vekaletnameler aracılığıyla Türkiye’deki hukuki süreçlerini takip ettikleri ve adres beyanında bulundukları kaydedilmiştir (Yargıtay 12. HD, 2013/19849).

3. Türkiye’ye Giriş Yapıldığında veya Haricen Öğrenme 

Bazı durumlarda yurtdışında yaşayan kişiler, haklarındaki takipleri ancak Türkiye’ye giriş yaptıklarında veya tesadüfen öğrenebilmektedir. Yargıtay kararlarında, bir borçlunun taşınmaz satış işlemleri için Türkiye’ye geldiği sırada hakkındaki takipten haberdar olduğu veya tebligattan Türkiye’ye giriş yaptığı tarihte haberdar olduğu örnekler mevcuttur (Yargıtay 12. HD, 2022/9664; Yargıtay 12. HD, 2012/17193). Ayrıca, yurtdışında bulunan kişilerin Türkiye’deki bir avukata vekaletname vererek dosyalarını “haricen” (dışarıdan/dolaylı yoldan) takip ettirdikleri de görülmektedir (İzmir 7. ATM, 2020/536Kaynak).

4. Resmi Kayıtlar ve Adres Sorgulamaları (MERNİS ve Emniyet) 

Mahkemeler, yurtdışında yaşayan kişilerin durumunu tespit etmek için UYAP üzerinden MERNİS (Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi) adres araştırması yapmakta ve ilgili Emniyet Müdürlüklerinden yurda giriş-çıkış kayıtlarını celp etmektedir (Yargıtay 5. HD, 2022/9816; Antalya 3. ATM, 2022/639). Yurtdışında yaşayan vatandaşların 5490 sayılı Kanun uyarınca adres değişikliklerini 20 iş günü içinde bildirme yükümlülüğü bulunmaktadır; bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi durumunda tebligatların MERNİS adresine veya ilanen yapılması söz konusu olabilmektedir (AYM, 21/6/2023).

5. İkincil Kaynak Değerlendirmeleri 

İkincil kaynak olarak sunulan bilgiler ışığında;

İsveç’te yaşayan bir borçlunun, e-devlet üzerinden dosyalarını kontrol ederken tesadüfen icra takibini öğrendiği ve bu öğrenme tarihinin “gecikmiş itiraz” için esas alındığı belirtilmiştir. Ancak yargı, vatandaşlara sürekli e-devlet sistemini kontrol etme gibi genel bir hukuki yükümlülük yüklememektedir (Yargıtay HGK, 2021/412).

UYAP sistemi üzerinden yapılan işlemlerin (dosya açma, okuma gibi) tarih ve saat bazlı “evrak işlem kütüğü” kayıtlarının tutulduğu, bu kayıtların hak düşürücü sürelerin başlangıcında kesin delil olarak kullanılabildiği vurgulanmıştır (AYM, 20/10/2020).

Adli sicil kayıtlarının da UYAP üzerinden elektronik ortamda tutulduğu ve adli makamlarca bu sistem üzerinden sorgulanabildiği teyit edilmiştir (Yargıtay CGK, 2012/1277).

6. Sonuç ve Özet 

Yurtdışından Türkiye’deki dava veya icra takiplerini öğrenmek için en etkili ve resmi yol, e-devlet şifresi veya elektronik imza ile UYAP Vatandaş Portal sistemine giriş yapmaktır. Bunun dışında, konsolosluklar aracılığıyla adres sorgulaması yapılması, Türkiye’den bir avukat görevlendirilerek dosyaların incelenmesi veya MERNİS kayıtlarının güncelliğinin kontrol edilmesi önerilen yöntemler arasındadır. Tebligatların usulüne uygun yapılmadığı durumlarda, Türkiye’ye giriş tarihi veya e-devlet üzerinden yapılan ilk sorgulama tarihi “öğrenme tarihi” olarak hukuki süreçlerde önem arz etmektedir.

Yurtdışında yaşıyorum, Türkiye’deki icra veya dava dosyalarımı nasıl öğrenebilirim?

En etkili ve resmi yol, e-Devlet şifresi veya elektronik imza ile UYAP Vatandaş Portal sistemine giriş yapmaktır. Bu sistem üzerinden Türkiye genelindeki adli ve idari yargı dosyaları ile icra takipleri görüntülenebilir. Yurtdışında bulunmak bu erişime engel değildir.

Konsolosluklar dava ve icra dosyaları hakkında bilgi verir mi?

Konsolosluklar doğrudan dosya içeriği paylaşmaz; ancak adres araştırması, tebligat işlemleri ve vekâletname düzenlenmesi konularında önemli rol oynar. Ayrıca yurtdışındaki adreslerin tespiti için mahkemeler ve icra daireleri konsolosluklar aracılığıyla araştırma yapabilmektedir.

Dosyadan geç haberdar olursam itiraz veya hak kaybı yaşar mıyım?

Her durumda değil. Tebligat usulsüz yapılmışsa, Türkiye’ye giriş tarihi veya UYAP üzerinden dosyanın ilk kez öğrenildiği tarih, hukuken “öğrenme tarihi” olarak kabul edilebilir. Bu tarih, gecikmiş itiraz ve sürelerin yeniden başlaması açısından büyük önem taşır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Yurtdışında yaşayan kişilerin Türkiye’deki dava ve icra dosyalarını öğrenme süreci; tebligat hukuku, adres kayıt sistemi (MERNİS), UYAP kayıtları ve hak düşürücü süreler nedeniyle son derece teknik bir alandır. Yanlış tespit edilen öğrenme tarihi veya süresinde yapılmayan itirazlar, telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Özellikle İstanbul, Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde yurtdışında yaşayan vatandaşlar adına açılan icra ve dava dosyalarında; usulsüz tebligatların tespiti, süre hesapları ve doğru hukuki yolun belirlenmesi uzmanlık gerektirir.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Dosyanın ilk öğrenme tarihinin hukuken doğru tespiti,

Usulsüz tebligat iddialarının etkin şekilde ileri sürülmesi,

Gecikmiş itiraz ve sürelerin kaçırılmasının önlenmesi,

UYAP kayıtlarının delil olarak doğru kullanılması,

Yurtdışından yürütülen işlemlerde vekâlet ve temsil sürecinin eksiksiz yürütülmesi

ancak alanında uzman bir avukatın takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Hukuki Takip

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; yurtdışında yaşayan vatandaşların Türkiye’deki dava ve icra dosyalarının takibi, usulsüz tebligat itirazları ve icra hukuku süreçlerinde etkin ve profesyonel hukuki destek sunmaktadır. 📌 Yurtdışından Türkiye’deki hukuki süreçleri doğru ve zamanında yönetmek için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

Zemin katta bulunan dükkan veya işyeri ortak gider ödemek zorunda mı?

1. Genel Kural ve Yasal Dayanak

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 20. maddesi, kat maliklerinin ortak giderlere katılım borcunu düzenleyen temel hükümdür. Yargıtay kararlarında (20. HD-2019/3963, 18. HD-2012/8590) vurgulandığı üzere; kat malikleri, aralarında başka türlü bir anlaşma (yönetim planı hükmü vb.) bulunmadıkça, anataşınmazın tüm ortak giderlerine ve bu giderler için toplanacak avansa arsa payları oranında katılmakla yükümlüdürler.

KMK’nın 20/c maddesi uyarınca, kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle gider ve avans payını ödemekten kaçınamazlar. Bu hüküm, zemin katta bulunan dükkan ve iş yeri maliklerinin, binanın iç kısmını kullanmadıkları veya asansöre ihtiyaç duymadıkları gerekçesiyle aidat ve ortak gider borcundan muafiyet iddialarının yasal engelini oluşturmaktadır (20. HD-2017/4437, 18. HD-2014/2542K).

2. Yönetim Planının Bağlayıcılığı ve Muafiyet Durumu

Yargıtay uygulamasına göre, ortak giderlere katılımda asıl belirleyici belge tapuda kayıtlı olan yönetim planıdır.

Muafiyet Hükmü Yoksa: Yönetim planında dükkanların ortak giderlerden ayrık tutulmasına dair bir hüküm bulunmadığı sürece, dükkan malikleri tüm genel giderlerden sorumludur. Kat malikleri kurulunun, yönetim planında hüküm olmaksızın dükkanları giderlerden muaf tutan kararları hukuka aykırıdır ve iptali gerekir (18. HD-2011/10563.

Muafiyet Hükmü Varsa: Yönetim planında zemin kat veya dükkan maliklerinin belirli giderlerden (örneğin asansör bakım ve işletme giderleri) muaf tutulacağına dair açık bir hüküm varsa, bu hüküm geçerlidir ve malik bu giderlerden sorumlu tutulamaz (18. HD-2013/2726, 18. HD-2015/3119).

Muafiyetin Sınırı: Yönetim planında dükkan maliklerinin bir kısım ortak giderlerden (merdiven temizliği, otomat elektriği vb.) sorumlu tutulmaması, yasanın emredici hükümlerine aykırılık teşkil etmez (18. HD-2003/320). Ancak yönetim planındaki muafiyetler genellikle “bakım ve işletme” giderlerine yöneliktir; asansörün “yenilenmesi” veya “yapımı” gibi demirbaş niteliğindeki giderler, yönetim planında aksine açık hüküm yoksa KMK m.19 ve 20 uyarınca tüm kat maliklerinin sorumluluğundadır (18. HD-2013/1165, 18. HD-2009/13255).

3. Uygulama Örnekleri ve Teknik Detaylar

Asansör ve Elektrik Giderleri: Zemin kattaki iş yerlerinin asansör ve kapıcı hizmetinden yararlanmadığı, ortak elektrik ve sudan faydalanmadığı yönündeki itirazlar, KMK 20/c maddesi gereği davanın reddi nedenidir (20. HD-2017/4437).

Isınma Giderleri: Bağımsız bölümün depo mahiyetinde olması veya kalorifer tesisatının/peteklerinin bulunmaması, maliki ortak giderlerden ve yönetim planında aksine hüküm yoksa yakıt bedelinden muaf kılmaz (18. HD-2013/18663). Onaylı projede ısınma tesisatı varsa, malik kendi iradesiyle petek taktırmasa dahi giderlere katılmak zorundadır (18. HD-2010/12689).

Yakıt Sistemi Ayrımı: Eğer anataşınmazda dükkan ve meskenlerin yakıt sistemleri onaylı mimari projeye göre tamamen ayrılmışsa, dükkan malikleri yakıt giderinden sorumlu olmayabilir; ancak bu durum aydınlatma, temizlik, kapıcı ve yönetim gideri gibi diğer ortak giderlere katılma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz (18. HD-2011/6693Kaynak).

4. İkincil Kaynak Değerlendirmeleri

İkincil kaynak olarak sunulan kararlar, genel kuralın farklı uyuşmazlık türlerindeki yansımalarını teyit etmektedir:

Mantolama ve Onarım: Dış cephe yalıtımı (mantolama) gibi ortak yerlerin korunmasına yönelik giderler, bağımsız bölümün konumu gözetilmeksizin tüm maliklere arsa payı oranında paylaştırılmalıdır (18. HD-2013/10975, 20. HD-2018/4598).

Ticari Yapılar (AVM): KMK 20. maddesi hükümleri, alışveriş merkezi (AVM) gibi ticari nitelikteki yapılarda bulunan bağımsız bölümler için de geçerli olup, yönetim planında aksi kararlaştırılmadıkça genel giderlere katılım zorunludur (17. HD-2011/11943).

Kapıcı Giderleri: Kapıcı ve kaloriferci giderlerine katılımda, maliklerin bu hizmetlerden faydalanmaya ihtiyaç duymadıklarını ileri sürmeleri geçersizdir; KMK 20/c uyarınca bu giderlerden kaçınılamaz (22. HD-2020/971, 20. HD-2019/465).

Yönetim Planı İncelemesi: Mahkemelerin, dükkan maliklerinin muafiyet iddialarını değerlendirirken mutlaka güncel yönetim planını getirtip, bu maliklerin borçtan bağışık tutulduğuna dair özel bir hüküm olup olmadığını denetlemesi gerekmektedir (18. HD-2014/10598, 20. HD-2017/4236).

Sonuç: Yargı kararları ışığında; zemin kat dükkan ve iş yeri malikleri, yönetim planında açık bir muafiyet hükmü bulunmadığı sürece, binanın iç kısmını veya asansörü kullanmadıkları gerekçesiyle ortak giderlerden kaçınamazlar. Yönetim planındaki muafiyetler ise genellikle işletme giderleriyle sınırlı olup, esaslı onarım ve yapım giderlerini kapsamamaktadır.

Zemin katta bulunan dükkan veya iş yeri ortak gider ödemek zorunda mı?

Evet, kural olarak zorundadır. Yönetim planında açık bir muafiyet hükmü bulunmadıkça, zemin kat dükkan ve iş yeri maliklerinin; temizlik, aydınlatma, kapıcı, yönetim ve benzeri ortak giderlere arsa payı oranında katılması gerekir. Ortak yerlerden fiilen faydalanılmaması, KMK m.20/c gereği muafiyet sağlamaz.

Yönetim planında muafiyet varsa hangi giderler ödenmez?

Yönetim planında açıkça düzenlenmişse, dükkan maliklerinin asansörün bakım ve işletme giderleri gibi bazı giderlerden muaf tutulması mümkündür. Ancak bu muafiyetler çoğunlukla rutin işletme giderleriyle sınırlıdır. Asansörün yenilenmesi, yapımı veya binanın esaslı onarımına ilişkin giderler, yönetim planında açıkça aksi yazılı olmadıkça tüm kat maliklerinden talep edilebilir.

Dükkanım depo olarak kullanılıyor veya kalorifer/petek yok, yine de gider öder miyim?

Evet. Bağımsız bölümün fiili kullanım şekli (depo olması, petek takılmaması, iş yerinin kapalı olması) ortak gider sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Onaylı projede ortak tesis yer alıyorsa, malik kendi iradesiyle bu tesislerden yararlanmasa dahi giderlere katılmak zorundadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Zemin kat dükkan ve iş yerlerine yönelik aidat ve ortak gider uyuşmazlıkları; yönetim planının yorumu, gider türlerinin ayrıştırılması (işletme–yenileme) ve Yargıtay içtihatlarının doğru uygulanması bakımından teknik bilgi gerektirir. Yanlış aidat tahakkukları veya hukuka aykırı muafiyet kararları, ciddi maddi kayıplara yol açabilmektedir.

Özellikle İstanbul, Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde bulunan apartman, site ve ticari yapılarda; dükkan maliklerine yöneltilen aidat talepleri sıkça dava ve icra konusu olmaktadır.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Yönetim planındaki muafiyet hükümlerinin hukuka uygun yorumlanması,

Rutin giderler ile esaslı onarım ve yenileme giderlerinin ayrıştırılması,

Hatalı aidat tahakkuklarına karşı itiraz ve iptal süreçlerinin yürütülmesi,

Ortak gider alacakları için başlatılan icra takiplerinin denetlenmesi,

Geriye dönük haksız tahsilatların iadesinin sağlanması ancak alanında uzman bir avukatın hukuki takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Hukuki Süreç

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; zemin kat dükkan ve iş yeri maliklerine ilişkin aidat, ortak gider ve icra uyuşmazlıklarında etkin ve uzman hukuki destek sunmaktadır. Ortak giderler konusunda hak kaybı yaşamamak ve süreci doğru yönetmek için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

Yurtdışında Askerlik Ertelemesi Nasıl Yapılır? Öğrenci, Çalışan ve Çifte Vatandaşlar İçin Hukuki Rehber

Aşağıdaki rapor, yurtdışında askerlik erteleme prosedürleri ile öğrenci ve çalışan statüsündeki yükümlülerin uyması gereken kurallara ilişkin yargı kararlarından elde edilen veriler ışığında hazırlanmıştır.

1. Genel Başvuru Prosedürü ve Tebligat Esasları

Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarının askerlik erteleme işlemleri temel olarak yurtdışı temsilcilikleri (Başkonsolosluklar) aracılığıyla yürütülmektedir. İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararlarına göre, askerlik celp dönemlerine ilişkin duyurular Milli Savunma Bakanlığı tarafından TRT aracılığıyla ilan edilmekte ve yurtdışı temsilciliklerine bildirilmektedir. Bu ilanlar yükümlülere tebliğ mahiyetindedir.

Başvuru Merci: Erteleme başvuruları, yükümlünün bulunduğu ülkedeki Türk Başkonsolosluklarına yapılmaktadır. Başkonsolosluklar, alınan belgeleri onaylayarak ilgili Askerlik Şubesi’ne iletmekle yükümlüdür.

Belge Onayı: Başvuruda sunulan pasaport ve nüfus cüzdanı fotokopisi gibi belgelerin Başkonsolosluk tarafından onaylanmış olması şarttır; onaylanmamış belgeler nedeniyle işlemlerin gecikmesi veya reddedilmesi söz konusu olabilmektedir.

İdari Sorumluluk: Danıştay kararları, konsoloslukların yurtdışındaki vatandaşların askerlik işlemlerini kolaylaştırmakla yükümlü olduğunu, belge akışındaki makul olmayan gecikmelerin (örneğin 8 aylık bir gecikme) idari hizmet kusuru teşkil edebileceğini vurgulamaktadır.

2. Öğrenci Statüsünde Erteleme Şartları ve Belgeler

Öğrenci statüsündeki yükümlülerin erteleme hakları, eğitim seviyelerine ve yaş sınırlarına göre değişiklik göstermektedir.

Yaş Sınırları ve Süreler:

Lise veya dengi okul mezunlarının askerlikleri 3 yıl süreyle ertelenebilmektedir.

Fakülte veya yüksekokul mezunları ile ilişiği kesilenlerin askerlikleri, 29 yaşını tamamladıkları yılın sonu esas alınarak 2 yıl süreyle ertelenmektedir.

Yüksek lisans (master) eğitimi için yurtiçinde 3 yıllık bir erteleme süresi öngörülmekle birlikte, yurtdışındaki yüksek lisans ve doktora öğrencileri için de benzer statülerin belgelenmesi gerekmektedir.

Gerekli Belgeler: Statünün kanıtlanması için öğrenci belgesi, transkript (not dökümü), pasaport ve emniyetten alınan giriş-çıkış kayıtları gibi belgelerin ibrazı zorunludur.

Özel Durumlar (Burslu Öğrenciler): 1416 sayılı Kanun kapsamında resmi bursla yurtdışına gönderilen öğrencilerin öğrenim süreleri idare tarafından uzatılabilmektedir. Ancak başarısızlık veya eğitimin tamamlanmaması durumunda tazminat yükümlülüğü ve yurda dönüş zorunluluğu doğmaktadır.

3. Çalışan ve İkamet Statüsünde Erteleme

Çalışan statüsündeki yükümlüler ve yurtdışında ikamet edenler için erteleme prosedürleri vatandaşlık durumuna göre farklılık arz etmektedir.

Çifte Vatandaşlık Durumu: Eski 1111 sayılı Kanun ve mevcut 7179 sayılı Askeralma Kanunu çerçevesinde, yurtdışında doğan veya rüşt yaşına kadar yurtdışına giden ve bulunduğu ülke vatandaşlığını da kazanan (çifte vatandaş) Türk vatandaşları, talepleri halinde 38 yaş sonuna kadar askerliklerini erteletebilirler.

Vatandaşlık Şartı: Yalnızca Türk vatandaşlığı bulunan ve yabancı bir ülke vatandaşlığına sahip olmayan kişiler için “otomatik” bir tecil söz konusu değildir; bu kişilerin ikamet veya çalışma durumlarını belgelendirerek başvuru yapmaları gerekmektedir.

İkili Anlaşmalar: Diğer bir ülkede askerlik hizmetini yapmış olan çifte vatandaşların muafiyet veya erteleme işlemleri, Türkiye ile ilgili ülke arasındaki ikili anlaşmalar hükümlerine göre yürütülmektedir.

Emniyet Personeli: Yurtdışı misyon koruma veya eğitim görevinde bulunan emniyet teşkilatı mensuplarının bu süreleri, askerlik muafiyeti için gereken hizmet süresi hesabında dikkate alınmaktadır.

4. Kritik Uyarılar ve Hak Kayıpları

Yargı kararları, erteleme sürecinde ihmal edilen usul işlemlerinin ağır sonuçları olabileceğine dikkat çekmektedir:

Yoklama Kaçağı Riski: Erteleme hakkı bulunmasına rağmen süresi içinde mazeret belgesini askerlik şubesine veya temsilciliğe ibraz etmeyenler “yoklama kaçağı” durumuna düşmektedir. Bu durum, bedelli askerlik başvurularında “ek bedel” ödenmesine veya idari para cezalarına yol açmaktadır.

Vatandaşlık Kaybı: İkincil kaynaklarda belirtilen eski mevzuat hükümlerine göre, yurtdışında bulunup da muvazzaf askerlik görevini yapmak üzere yapılan çağrıya mazeretsiz olarak 3 ay içinde icabet etmeyenlerin vatandaşlıktan çıkarılma riski bulunmaktadır.

Sahte Belge Kullanımı: Erteleme sağlamak amacıyla sahte öğrenci durum belgesi düzenlenmesi veya sunulması, resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturmakta ve hapis cezası ile öğrencilikten çıkarma gibi disiplin cezalarına neden olmaktadır.

Sonuç olarak; yurtdışında askerlik ertelemesi için yükümlülerin statülerini (öğrenci/çalışan/çifte vatandaş) kanıtlayan onaylı belgelerle birlikte bizzat veya resmi kanallar aracılığıyla Başkonsolosluklara başvurmaları, yaş sınırlarını takip etmeleri ve yoklama dönemlerini kaçırmamaları yasal bir zorunluluktur. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Yurtdışında askerlik erteleme işlemleri; yaş sınırları, statü farklılıkları (öğrenci, çalışan, çifte vatandaş), konsolosluk işlemleri ve idari süreler nedeniyle uygulamada en sık hata yapılan hukuki süreçlerden biridir. Eksik veya hatalı yapılan başvurular, yükümlülerin yoklama kaçağı durumuna düşmesine, bedelli askerlikte ek bedel ödemesine veya idari yaptırımlarla karşılaşmasına neden olabilmektedir.

Özellikle İstanbul Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı ve Bayramoğlu bölgelerinde yaşayan; yurtdışında eğitim gören veya çalışan yükümlüler açısından, başvuruların doğru mercie, doğru belgelerle ve süresi içinde yapılması hayati önem taşımaktadır. Gebze ve çevresinde ikamet eden yükümlüler bakımından ise çifte vatandaşlık ve ikili anlaşmalara ilişkin hükümler süreci daha da teknik hâle getirmektedir.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Yurtdışında askerlik erteleme hakkının doğru statüye göre belirlenmesi,

Konsolosluk başvurularında sunulacak belgelerin hukuka ve içtihatlara uygun hazırlanması,

Yoklama kaçağı riskinin ve buna bağlı idari para cezalarının önlenmesi,

Bedelli askerlik ve muafiyet haklarının kayba uğramasının engellenmesi,

İdarenin gecikmesi veya hatalı işlemleri nedeniyle doğabilecek hak ihlallerine karşı hukuki başvuru yollarının işletilmesi,

ancak bu alanda uzman bir avukatın hukuki takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Hukuki Süreç

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; yurtdışında askerlik ertelemesi, bedelli askerlik ve askerlikten doğan idari uyuşmazlıklarda etkin ve uzman hukuki danışmanlık sunmaktadır. Yurtdışında askerlik erteleme sürecinde hak kaybı yaşamamak ve ileride telafisi güç sonuçlarla karşılaşmamak için uzman avukat desteği büyük önem taşımaktadır.

Yurtdışında yaşayanlar askerlik ertelemesini nasıl yapar?

Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları askerlik erteleme başvurularını bulundukları ülkedeki Türk Başkonsoloslukları aracılığıyla yapar. Öğrenci veya çalışan statüsünü gösteren belgelerin (öğrenci belgesi, çalışma izni, pasaport vb.) konsolosluk tarafından onaylanması ve ilgili askerlik şubesine iletilmesi gerekir. Süresi içinde başvuru yapılmaması yoklama kaçağı riskine yol açabilir.

Yurtdışında öğrenci olanların askerlik erteleme süresi ne kadardır?

Erteleme süresi eğitim seviyesine göre değişir. Lise mezunları için genellikle 3 yıl, fakülte veya yüksekokul mezunları için 29 yaş sonuna kadar erteleme mümkündür. Yurtdışında yüksek lisans veya doktora yapanların da öğrenci statülerini resmi belgelerle kanıtlamaları hâlinde askerlikleri ertelenebilir. Yaş sınırlarının aşılması hâlinde erteleme hakkı sona erer.

Askerlik ertelemesini zamanında yapmazsam ne olur?

Erteleme hakkı olduğu hâlde süresi içinde başvuru yapmayanlar yoklama kaçağı sayılır. Bu durum idari para cezasına, bedelli askerlikte ek bedel ödenmesine ve bazı kamu işlemlerinde kısıtlamalara yol açabilir. Ayrıca sahte belge kullanılması hâlinde ceza soruşturması ve hapis cezası riski de doğabilir.

Read More

Mobbing Davalarında İspat Yükü Kime Aittir? Yaklaşık İspat ve Yükün Yer Değiştirmesi

İncelenen yargı kararları ve yüksek mahkeme içtihatları doğrultusunda, mobbing (psikolojik taciz) iddiasında ispat yükünün dağılımı, genel ispat kuralları, “yaklaşık ispat” ilkesi ve yükün yer değiştirmesi prensipleri çerçevesinde aşağıda detaylandırılmıştır.

1. Genel Kural: İspat Yükü İddia Eden Taraftadır

Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarının büyük çoğunluğunda, mobbing iddiasında ispat yükünün kural olarak iddia sahibine (genellikle işçiye/mağdura) ait olduğu belirtilmiştir.

Temel Prensip: Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi ve genel hukuk prensipleri gereği, iddia sahibi iddiasını ispatla yükümlüdür. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin (2010/38293K, 2016/16456, 2019/7243) ve Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin (2014/2157) kararlarında, mobbinge maruz kaldığını iddia eden işçinin bu durumu kanıtlaması gerektiği açıkça vurgulanmıştır.

İspatın Niteliği: İspat yükünü taşıyan tarafın; eylemlerin sistematik olduğunu, süreklilik arz ettiğini, kişiliğini ve sağlığını hedef aldığını somut delillerle (tanık, sağlık raporu, e-posta vb.) ortaya koyması gerekmektedir. Soyut iddialar, genel duyumlar veya tutarsız beyanlar ispat yükünün yerine getirilmesi için yeterli görülmemiştir (Yargıtay 9. HD 2016/4860, Yargıtay 7. HD 2015/37812).

İdari Yargı ve AYM Yaklaşımı: Danıştay 12. Daire (2024/98) ve Anayasa Mahkemesi (15/11/2023), mobbing iddiasında bulunan başvurucunun, iddiasını somut ve hukuki kanıtlarla desteklemesi gerektiğini, aksi halde iddianın soyut kalacağını belirtmiştir.

2. İspat Kolaylığı ve “Yaklaşık İspat” İlkesi

Mobbingin doğası gereği ispatının zor olması nedeniyle, yargı kararlarında “kesin ispat” yerine “yaklaşık ispat” ve “vicdani kanaat” ilkeleri benimsenmiştir.

Yüzde Yüz İspat Aranmaz: Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (2014/2157) ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2016/36185), mobbing gibi ispatı güç konularda kesin ve mutlak bir ispatın (yüzde yüzlük ispat) aranmayacağını belirtmiştir. Şüpheden uzak kesin delil arama kuralı ceza yargılamasına ait olup, özel hukuk ve iş hukukunda vicdani kanaat yeterlidir.

Emare ve Tutarlılık: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi (2015/37812) ve Yargıtay 10. Hukuk Dairesi (2022/5692), işçinin anlattığı olayların tutarlılık teşkil etmesi ve kuvvetli bir emarenin bulunmasının ispat için yeterli olabileceğini vurgulamıştır. Olayların tipik akışı ve tecrübe kuralları göz önüne alınarak sonuca gidilmesi, “yaklaşık ispat” olarak adlandırılmaktadır.

İşçi Lehine Yorum: Delillerin sıhhat ve kuvvetinde tereddüt edilmesi halinde, işçi lehine yorum ilkesinin uygulanması gerektiği ve işçi lehine ispat kolaylığı sağlanmasının hakkaniyete uygun olduğu ifade edilmiştir (Yargıtay 22. HD 2014/2157).

3. İspat Yükünün Yer Değiştirmesi

Belirli koşullar altında, ispat yükü iddia eden taraftan (işçiden) karşı tarafa (işverene) geçmektedir. Bu durum, yargı kararlarında mobbing ispatının en kritik aşaması olarak değerlendirilmektedir.

Kuşku Uyandıran Olgular: Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (2013/293ve Anayasa Mahkemesi (10/3/2016) kararlarına göre; davacı işçinin, kendisine mobbing uygulandığına dair “kuşku uyandıracak olguları” ileri sürmesi yeterlidir.

İşverenin Yükümlülüğü: İşçi, mobbingin varlığına dair güçlü emareler veya kuşku uyandırıcı olgular sunduğunda (örneğin sağlık raporları, e-postalar), işyerinde mobbingin gerçekleşmediğini veya yapılan muamelenin haklı sebeplere dayandığını ispat külfeti davalı işverene (veya kamu makamına) geçer (Yargıtay 9. HD 2021/12218, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/3017

Sonuç: Eğer işveren, işçinin sunduğu güçlü olgular karşısında mobbing uygulanmadığını kanıtlayamazsa, mobbing iddiası ispatlanmış sayılır.

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki kararlar, ana metinlerdeki bilgileri destekleyen veya dolaylı yoldan ispat yüküne değinen ikincil kaynaklardır:

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (2019/1136): Mobbing davalarında kesin ispat koşulu aranmadığını, yaklaşık ispatın yeterli olduğunu teyit etmiş, ancak somut olayda davacının bu standardı bile karşılayamadığını belirtmiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (2015/12093): Üniversite ortamındaki mobbing iddiasında, olayların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamış, ispat yüküne doğrudan değinmese de eylemlerin “bütüncül” ağırlığının ispatta önemli olduğunu ima etmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2015/27868): İşe iade davalarında feshin geçerli nedene dayandığını ispat yükünün işverende olduğunu (İş Kanunu m.20/2), ancak mobbing iddiasının soyut kalması durumunda bu iddianın ispatlanmamış sayılacağını dolaylı olarak göstermiştir.

Sonuç Değerlendirmesi: Yargı kararları bütünüyle incelendiğinde; mobbing iddiasında ilk ispat yükü iddia eden taraftadır (işçi/mağdur). Ancak bu yük, “yüzde yüz kesinlik” gerektirmez. Mağdurun, mobbingin varlığına dair tutarlı, inandırıcı ve kuşku uyandıracak “güçlü emareler” (yaklaşık ispat) sunması halinde, ispat yükü yer değiştirerek mobbingin yapılmadığını kanıtlama sorumluluğu işverene geçmektedir.

Mobbing davasında ispat yükü kime aittir?

Kural olarak mobbing iddiasında ispat yükü iddia eden tarafa, yani işçiye aittir. Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi gereği, mobbinge maruz kaldığını ileri süren işçi bu iddiasını somut olgularla ortaya koymalıdır. Ancak bu ispat, kesin ve yüzde yüz bir kanıt anlamına gelmez; yaklaşık ispat yeterli kabul edilmektedir.

Mobbing davalarında kesin delil şart mı, nasıl ispatlanır?

Hayır, kesin delil şart değildir. Yargıtay içtihatlarına göre mobbingin doğası gereği gizli ve sistematik olması nedeniyle, yüzde yüz kesin ispat aranmaz. Tanık beyanları, sağlık raporları, e-postalar, mesaj kayıtları ve olayların tutarlılığı gibi güçlü emareler, hâkimin vicdani kanaatini oluşturmaya yeterlidir. Bu yaklaşım “yaklaşık ispat” olarak adlandırılmaktadır.

İspat yükü ne zaman işverene geçer?

İşçi, mobbinge ilişkin kuşku uyandıran olguları ortaya koyduğunda ispat yükü işverene geçer. İşçi tarafından sunulan güçlü emareler karşısında, işverenin mobbing uygulanmadığını veya yapılan işlemlerin haklı ve objektif nedenlere dayandığını ispat etmesi gerekir. İşveren bu yükümlülüğü yerine getiremezse, mobbing iddiası ispatlanmış sayılır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul, Tuzla, Gebze, Pendik, Aydınlı, Kartal, Çayırova, Bayramoğlu

Mobbing (psikolojik taciz) davaları, ispat yükünün dağılımı, yaklaşık ispat standardı ve ispat yükünün yer değiştirmesi gibi teknik hukuki kriterler nedeniyle en karmaşık iş hukuku uyuşmazlıkları arasında yer almaktadır. Uygulamada, doğru delillerin zamanında toplanmaması veya yanlış dava stratejisi izlenmesi hâlinde, haklı olan taraflar dahi telafisi güç hak kayıpları yaşayabilmektedir.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Gebze, Pendik ve Aydınlı bölgelerinde açılan mobbing davalarında; Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına uygun şekilde delillendirme yapılmaması, davaların reddiyle sonuçlanabilmektedir. Tanık anlatımlarının çerçevesi, sağlık raporlarının hukuki niteliği, yazışmaların dosyaya sunulma şekli ve olayların sistematikliğinin doğru kurgulanması büyük önem taşımaktadır.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Mobbing iddiasında yaklaşık ispat eşiğinin doğru kurulması,

İspat yükünün işverene geçmesini sağlayacak kuşku uyandıran olguların tespiti,

Delillerin hukuka uygun şekilde toplanması ve sunulması,

İşveren savunmalarının Yargıtay içtihatları doğrultusunda bertaraf edilmesi,

Davanın reddi riskinin en aza indirilmesi, ancak bu alanda uzman bir avukatın hukuki rehberliği ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Etkin Hukuki Destek

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Tuzla, Gebze, Pendik ve Aydınlı başta olmak üzere mobbing ve iş hukuku uyuşmazlıklarında; dava ve arabuluculuk süreçleri, delil stratejisi oluşturulması ve yüksek yargı içtihatlarına uygun dosya yönetimi konularında etkin ve uzman hukuki destek sunmaktadır. Mobbing iddialarında hak kaybı yaşamamak ve süreci doğru yönetmek için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More