Yurt Dışı Boşanma Kararı Türkiye’de Dava Açmadan Tescil Edilebilir mi?

Yurt Dışı Boşanma Kararının İdari Tescili Mümkün mü? Mahkemeye Gitmek Şart mı?

Yabancı ülke adlî veya idarî makamlarınca verilen boşanma/iptal/butlan/evliliğin varlığı-yokluğu kararlarının Türkiye’de nüfus kütüğüne işlenebilmesi için, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda idari tescil yolu öngörülmüştür. (NHK m.27/A). Bu yol, şartları sağlanan kararlar bakımından mahkemeye gitmeden nüfusa tescil imkânı sağlar. (NHK m.27/A/1-2). Bununla birlikte, kararın içinde velayet, iştirak nafakası, kişisel ilişki, mal rejimi, tazminat gibi “tenfize konu” hükümler varsa, idari tescil bu kısımlar yönünden sonuç doğurmaz ve ayrıca MÖHUK’a göre tanıma/tenfiz davası gerekir. (Yön. m.9/5; NHK m.27/A/3).

1) İdari Tescil Nedir, Ne İşe Yarar?

İdari tescil; yabancı ülkede verilen boşanma (ve benzeri) kararının, belirli şartlar sağlanmışsa nüfus kütüğüne doğrudan kaydedilmesidir. (NHK m.27/A/1). Bu tescil, Türkiye’de medeni hâlin “boşanmış” olarak görünmesini ve buna bağlı idari işlemlerin (ör. nüfus kayıt örneği, evlilik işlemleri vb.) güncel duruma uygun yürütülmesini sağlar. (NHK m.27/A/2). Yönetmelik, bu tescilin amacını yabancı kararların aile kütüğüne işlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek olarak belirler. (Yön. m.1). Kapsam olarak yalnızca boşanma, butlan, iptal ve evliliğin mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin kararları içerir. (Yön. m.2).

2) Hangi Kararlar Tescil Edilebilir?

Tescile konu karar; yabancı ülke yetkili adlî/idarî makamlarınca verilmiş, verildiği ülke hukukuna göre usulen kesinleşmiş ve Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmayan karardır. (Yön. m.4/1-g; NHK m.27/A/1).
Bu tescil yolu, kararın mutlaka “mahkeme kararı” olmasını şart koşmaz; bazı ülkelerde idarî makam kararları da olabilir. (NHK m.27/A/1). Ancak kararın “konusunda yetkili” makam tarafından verilmiş olması temel şarttır. (NHK m.27/A/1).

3) Tescilin Şartları: Üç Kritik Eşik

Tescil için başlıca üç eşik vardır: (i) başvuru usulüne uygun yapılmalı, (ii) karar yetkili makamca verilmiş ve kesinleşmiş olmalı, (iii) kamu düzenine açıkça aykırılık bulunmamalıdır. (NHK m.27/A/1). Başvuru bakımından, taraflar bizzat veya vekilleri aracılığıyla başvurabilir. (NHK m.27/A/1; Yön. m.6/1).
Kesinleşme bakımından, kararın verildiği ülke hukukuna göre usulen kesinleşmiş olması aranır. (NHK m.27/A/1; Yön. m.4/1-c). Kamu düzeni bakımından, Türk kamu düzenine açıkça aykırı kararlar tescil edilmez. (NHK m.27/A/1; Yön. m.9/7).

4) Nereye Başvurulur? Yurt Dışı – Yurt İçi Başvuru Mercileri

Yurt dışında başvuru, kararın verildiği ülkedeki dış temsilciliklere yapılabilir. (NHK m.27/A/2; Yön. m.5/1).
Yurt içinde başvuru, Bakanlıkça belirlenen nüfus müdürlüklerine yapılır. (NHK m.27/A/2). Yönetmelik, yurt içinde başvuruyu genel kural olarak “taraflardan birinin yerleşim yeri il müdürlüğü” üzerinden kurar. (Yön. m.5/1). Türkiye’de yerleşim yeri yoksa, Yönetmelik belirli illeri alternatif başvuru merci olarak sayar. (Yön. m.5/1). Bu listede İstanbul da yer aldığından, İstanbul’da ilgili il müdürlüğü üzerinden başvuru pratikte sık kullanılan bir seçenektir. (Yön. m.5/1).

5) Başvuru Nasıl Yapılır? Birlikte Gelmek Zorunlu mu?

Başvurular taraflarca bizzat, kanuni temsilcileri veya vekilleri aracılığıyla yapılır. (Yön. m.6/1). Tarafların yetkili merci huzurunda aynı anda birlikte hazır olması zorunlu değildir. (Yön. m.6/1). Taraflar aynı anda birlikte başvurabileceği gibi farklı zamanlarda da başvurabilir. (Yön. m.6/1). Ancak ayrı müracaat edilmesi halinde, iki müracaat arasındaki süre 90 günü geçemez. (Yön. m.6/1). Tek taraflı irade beyanı ile gerçekleşmiş boşanmalar için özel durumlar ayrıca düzenlenmiştir. (Yön. m.6/2).

6) Hangi Belgeler Gerekir? (Eksik Belge Riski ve Süre)

Başvuruda ibrazı zorunlu belgeler Yönetmelikte tek tek sayılmıştır. (Yön. m.7/1). Bunların başında “başvuru formu” gelir. (Yön. m.7/1-a; Yön. m.4/1-c). Kararın usulüne göre onaylanmış aslı ve Türkçe tercümesinin usulünce onaylanmış olması gerekir. (Yön. m.7/1-b). Kararda kesinleşme şerhi yoksa, verildiği ülke hukukuna göre kesinleştiğini gösteren onaylı belge ve tercümesi de aranır. (Yön. m.7/1-c). Kimlik/pasaport fotokopileri ve yabancı taraf varsa tercümeler de belgeler arasındadır. (Yön. m.7/1-ç). Vekil ile başvuruda fotoğraflı özel vekâletname şartı ayrıca düzenlenmiştir. (Yön. m.7/1-d; Yön. m.4/1-ı). Başvuru alınınca tarih ve sayıyı gösteren bir belge verilir. (Yön. m.7/3). Eksik belge tespit edilirse tamamlanması için 90 günlük süre tanınır. (Yön. m.7/4). Bu sürede eksikler giderilmezse başvuru reddedilir. (Yön. m.7/4).

7) Komisyon Sistemi: Kim Karar Veriyor?

Tescil işlemlerini yapmak üzere dış temsilciliklerde ve belirlenen il müdürlüklerinde komisyonlar oluşturulur. (Yön. m.8/1). İl müdürlüklerindeki komisyonun yapısı Yönetmelikte ayrıntılı gösterilmiştir. (Yön. m.8/2). Dış temsilciliklerde komisyonun oluşumu ve başkanlığı da ayrıca düzenlenmiştir. (Yön. m.8/3). Komisyonun sekretarya hizmetleri dış temsilcilikler ve il müdürlüklerince yürütülür. (Yön. m.9/1). Komisyon kararları oy çokluğu ile alınır ve eşitlik halinde başkanın görüşü esas olur. (Yön. m.9/2). Gündem varsa komisyon en geç 15 gün içinde toplanır. (Yön. m.9/3). Komisyon, tescil yapılıp yapılamayacağını mevzuata göre inceler ve sonucu taraflara bildirir. (Yön. m.9/4).

8) En Önemli Ayrım: “Boşanma Tescili Var, Velayet Tescili Yok”

Yabancı kararda velayet, iştirak nafakası, kişisel ilişki, mal rejimi ve tazminat gibi tenfize konu hükümler bulunması halinde komisyon, kararı yalnızca boşanma/butlan/iptal/tespit yönünden değerlendirir. (Yön. m.9/5). Komisyon kararı, velayet ve benzeri tenfize konu hükümler bakımından hiçbir sonuç doğurmaz. (Yön. m.9/5). Bu tenfize konu hükümler için taraflar, MÖHUK uyarınca görevli ve yetkili mahkemelerde tanıma/tenfiz davası açabilir. (Yön. m.9/5; NHK m.27/A/3). Bu ayrım pratikte “boşanma nüfusa işlendi ama velayet Türkiye’de değişmedi” şikâyetinin temel sebebidir. (Yön. m.9/5).

9) Başvurunun Reddedileceği Haller

Türkiye’de aynı kararla ilgili açılmış ve halen devam eden veya reddedilmiş dava varsa başvuru reddedilir. (Yön. m.9/6). Türk kamu düzenine açıkça aykırı kararlar gerekçesiyle reddedilir. (Yön. m.9/7).
Tescil şartları sağlanmadığı gerekçesiyle tescil talebi reddedilirse, Türkiye’de tanıma/tenfiz yoluna gidilir. (NHK m.27/A/3; Yön. m.11/1).

10) Tescil Ne Zaman Yapılır, Hangi Tarih Esas Alınır?

Komisyon tescile karar verirse, dış temsilcilikler veya il müdürlükleri 7 gün içinde aile kütüklerine tescil işlemini yapar. (Yön. m.10/1). Tescilde, boşanma (ve benzeri) kararının tarihi, kesinleşme tarihi olarak kabul edilir. (Yön. m.10/2).

11) Kayıt, Tasdik ve Tereddütlerin Giderilmesi

İbraz edilen karar, başvuru formu ve ekleri kayıt altına alınır ve teslim fişi verilir. (Yön. m.15/1).
Resmî belgelerin Türkiye’de geçerli sayılması için tasdik/onay ilkesi ve milletlerarası sözleşme hükümleri saklıdır. (Yön. m.14/1-2). Uygulamada ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesinde Genel Müdürlük yetkilidir. (Yön. m.16/1). Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde diğer ilgili yönetmelik hükümlerine gidilir. (Yön. m.17/1). Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir ve İçişleri Bakanı tarafından yürütülür. (Yön. m.18/1; Yön. m.19/1).

Sonuç: Hangi Yola Gideceksiniz?

Sadece “boşanma kararının” nüfusa işlenmesi hedefleniyorsa, şartlar uygunsa 27/A idari tescil çoğu zaman hızlı çözümdür. (NHK m.27/A/1-2; Yön. m.10/1).
Kararda velayet/nafaka/kişisel ilişki varsa, idari tescil yapılsa bile bu hükümler Türkiye’de kendiliğinden güncellenmez ve ayrıca Aile Mahkemesi’nde tanıma/tenfiz davası gerekir. (Yön. m.9/5; NHK m.27/A/3).
İstanbul’da (özellikle Tuzla ve çevresi) uygulamada en sık yapılan hata, “boşanma tescil edildi = velayet de değişti” varsayımıdır. (Yön. m.9/5).

Sık Sorulan Sorular

Yurt dışı boşanma kararımı mahkemeye gitmeden Türkiye’de işletebilir miyim?

Eğer karar boşanma/butlan/iptal/tespit kapsamındaysa ve şartlar sağlanıyorsa, idari tescil ile mahkemeye gitmeden nüfusa işletmeniz mümkündür. (NHK m.27/A/1-2). Ancak kararın verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmiş olması ve kamu düzenine açıkça aykırı olmaması şarttır. (NHK m.27/A/1). Komisyon bu şartları sağlayıp sağlamadığınızı belge üzerinden inceler. (Yön. m.9/4).

Başvuruyu nereye yapacağım; İstanbul’dan başvurabilir miyim?

Yurt dışındaysanız kararın verildiği ülkedeki dış temsilciliğe başvurabilirsiniz. (NHK m.27/A/2; Yön. m.5/1). Türkiye’deyseniz genel kural yerleşim yeriniz il müdürlüğüdür. (Yön. m.5/1). Yerleşim yeri yoksa Yönetmelikte sayılan illerden birine başvurulur ve listede İstanbul da vardır. (Yön. m.5/1).

Tarafların birlikte gitmesi şart mı?

Hayır, birlikte gitmek zorunlu değildir. (Yön. m.6/1). Taraflar aynı anda veya farklı zamanlarda başvurabilir. (Yön. m.6/1). Farklı zamanlarda başvurulacaksa iki başvuru arasındaki süre 90 günü geçmemelidir. (Yön. m.6/1).

Tek başıma başvuru yapabilir miyim?

Kanun, başvuruyu kural olarak tarafların birlikte yapması üzerinden kurar; ancak taraflardan birinin ölmüş olması veya yabancı olması halinde Türk vatandaşı olan diğer tarafın tek başına başvurabileceğini öngörür. (NHK m.27/A/1). Bu istisna dışındaki durumlarda uygulamada dosyanın niteliğine göre komisyon değerlendirmesi belirleyici olur. (Yön. m.9/4). Bu nedenle tek taraflı başvurularda evrak ve koşulların baştan doğru kurulması önemlidir. (Yön. m.7/1).

Hangi belgeleri hazırlamam gerekiyor?

Başvuru formu, kararın onaylı aslı ve Türkçe tercümesi temel belgelerdir. (Yön. m.7/1-a-b). Kararda kesinleşme şerhi yoksa ayrıca kesinleşmeyi gösteren belge ve tercümesi gerekir. (Yön. m.7/1-c). Kimlik/pasaport fotokopileri ve yabancı taraf varsa tercümeleri de eklenir. (Yön. m.7/1-ç).
Vekil ile başvurulacaksa fotoğraflı özel vekâletname gerekir. (Yön. m.7/1-d; Yön. m.4/1-ı).

Eksik belge olursa ne olur, süre var mı?

Eksik belge tespit edilirse size 90 gün süre verilir. (Yön. m.7/4).
Bu süre içinde eksikler tamamlanmazsa başvuru reddedilir. (Yön. m.7/4).
Reddin ardından mahkemede tanıma/tenfiz yoluna gidilmesi gerekebilir ve bu da süreyi uzatabilir. (NHK m.27/A/3; Yön. m.11/1).

Komisyon kimlerden oluşuyor ve neye göre karar veriyor?

İl müdürlüklerinde komisyon; vali yardımcısı başkanlığında nüfus müdürü, ilçe nüfus müdürleri ve hukuk formasyonuna sahip kamu görevlisinden oluşur. (Yön. m.8/2).
Komisyon oy çokluğu ile karar verir ve eşitlik halinde başkanın görüşü kabul edilir. (Yön. m.9/2).
Komisyonun görevi, tescilin mevzuata göre yapılıp yapılamayacağını incelemektir. (Yön. m.9/4).

Kararda velayet ve nafaka da var; bunlar da tescil edilir mi?

Hayır, Yönetmelik açık: Kararda velayet/nafaka/kişisel ilişki/mal rejimi/tazminat varsa komisyon sadece boşanma (vb.) kısmını tescil eder. (Yön. m.9/5).
Komisyon kararı bu tenfize konu hükümler açısından sonuç doğurmaz. (Yön. m.9/5).
Bu hükümler için ayrıca MÖHUK kapsamında mahkemede tanıma/tenfiz davası açılması gerekir. (Yön. m.9/5; NHK m.27/A/3).

Başvurum hangi hallerde reddedilir?

Türkiye’de aynı kararla ilgili açılmış ve devam eden ya da reddedilmiş bir dava varsa başvuru reddedilir. (Yön. m.9/6).
Ayrıca Türk kamu düzenine açıkça aykırı kararlar da reddedilir. (Yön. m.9/7).
Reddedilmesi halinde mahkemede tanıma/tenfiz seçeneği gündeme gelir. (Yön. m.11/1).

Tescil kararı çıkarsa nüfusa ne zaman işlenir ve hangi tarih esas alınır?

Komisyon tescile karar verdiğinde tescil işlemi 7 gün içinde yapılır. (Yön. m.10/1).
Tescilde, yabancı kararın tarihi kesinleşme tarihi olarak kabul edilir. (Yön. m.10/2).
Bu tarih, nüfus kayıtlarında medeni hâlin güncellenmesinde belirleyici olur. (Yön. m.10/2).


Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Bu süreçte en kritik riskler; yanlış yol seçimi, eksik apostil/kesinleşme/tercüme, vekaletname format hatası, 90 günlük eksik tamamlama süresinin kaçırılması ve “velayet gibi tenfize konu hükümlerin” idari tescille çözülebileceğinin sanılmasıdır. (Yön. m.7/4; Yön. m.9/5).
Özellikle velayet konusunda çoğu dosyada mahkeme süreci gerektiğinden, dilekçe ve delil setinin baştan doğru kurulması hak kaybını önler. (NHK m.27/A/3).
İstanbul Tuzla’da bu işlemleri düzenli takip eden bir avukatla ilerlemek, hem süreyi hem masrafı kontrol etmeyi kolaylaştırır. (Yön. m.5/1).

Bu alanda 2M Hukuk Avukatlık Ofisi olarak (İstanbul / Tuzla), yabancı boşanma kararlarının 27/A tescil başvuruları ile yabancı kararların tanıma–tenfiz davaları süreçlerinde profesyonel danışmanlık ve dilekçe hazırlama hizmeti sunuyoruz.

Read More

Yurt Dışı Velayet Kararı Türkiye’de Nasıl Geçerli Olur?

Yurt dışında alınan velayet kararlarının Türkiye’de hüküm ve sonuç doğurabilmesi için 5718 sayılı MÖHUK kapsamında Aile Mahkemesi’nde tanıma ve tenfiz davası açılması zorunludur. Nüfus müdürlüğüne doğrudan başvuru velayet hükümleri açısından yeterli değildir. Kararın Türkiye’de geçerli hale gelmesi ancak mahkeme kararı ile mümkündür.

1. Hukuki Çerçeve ve Başvuru Zorunluluğu

 Yurt dışı mahkemelerinden alınan velayet kararlarının Türkiye’de geçerlilik kazanabilmesi ve nüfus kayıtlarında görünebilmesi için 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) hükümleri uyarınca yetkili Türk mahkemelerinde “tanıma” veya “tenfiz” davası açılması zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/471 E., 2021/1586  K. sayılı ilamında vurgulandığı üzere, yabancı mahkeme kararlarındaki velayet hükümleri “tenfize konu” hükümlerdir. Bu kararların Türkiye’de mahalli mahkeme kararı kuvvet ve niteliğini kazanması, ancak bağımsız bir dava yoluyla verilecek tanıma veya tenfiz kararıyla mümkündür.

2. Görevli ve Yetkili Mahkeme 

Yurt dışı velayet kararının Türkiye’de tanınması ve tenfizi için başvurulacak merci Aile Mahkemeleridir (Yargıtay 2. HD, 2023/1001 E., 2023/2149  K.). Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde bu davalar Asliye Hukuk Mahkemelerinde (Aile Mahkemesi sıfatıyla) görülür.

Yetki: Tarafların Türkiye’de yerleşim yeri varsa o yer mahkemesi; Türkiye’de yerleşim yerleri yoksa sakin oldukları yer mahkemesi yetkilidir. Türkiye’de sakin de değillerse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemeleri yetkili kılınmıştır (Yargıtay 17. HD, 2009/10927 E., 2010/593  K.; Yargıtay 2. HD, 2023/2717 E., 2023/4605  K.).

3. İdari Başvuru ve Nüfus Kütüğüne Tescil Sınırı 

Yabancı ülke adli veya idari makamlarınca verilen boşanma kararlarının nüfus kütüğüne tescili konusunda 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 27/A maddesi uyarınca idari bir yol (Nüfus Müdürlüğü/Komisyon) öngörülmüş olsa da, bu yol velayet hükümlerini kapsamamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2022/1205 E., 2023/1188  K. sayılı kararında açıklandığı üzere; komisyon kararı sadece boşanma, evliliğin butlanı veya iptali yönünden sonuç doğurur. Velayet, iştirak nafakası ve kişisel ilişki gibi tenfize konu hükümler bakımından komisyonun karar verme yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle velayetin nüfus kaydına işlenmesi için mutlaka mahkeme kararı gereklidir.

4. Tanıma ve Tenfiz Şartları ile Gerekli Belgeler 

Velayet kararının tenfizi için MÖHUK’un 50, 53 ve 54. maddelerinde belirtilen şartların varlığı aranır:

Belgeler: Yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı (Apostil şerhli), ilamı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış resmi tercümesi ile kararın kesinleştiğini gösteren şerh/belge dilekçeye eklenmelidir (Yargıtay 2. HD, 2015/15599 E., 2015/24938  K.; 2023/7233 E., 2024/253  K.).

Esas Şartlar: Kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması, davalı tarafa savunma hakkı tanınmış olması (usulüne uygun tebligat yapılması) ve kararın verildiği devlet ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) bulunması gerekir (Yargıtay 2. HD, 2023/7657 E., 2024/1916  K.).

5. Velayet Kararının Nüfus Kaydına İşlenmesi Süreci 

Mahkemece verilen tenfiz kararı kesinleştiğinde, yabancı mahkeme ilamı Türkiye’de kesin hüküm ve icra kabiliyeti kazanır. Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 2015/832 E., 2015/868  K. sayılı kararına göre, tenfiz kararının bir bütün olarak (velayet dahil) nüfus kaydına işlenmesi gerekir. Eğer tenfiz kararına rağmen nüfus müdürlüğü velayet hükmünü kayda geçirmeyi reddederse, yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesinde “nüfus kaydının düzeltilmesi” davası açılması gerekmektedir.

6. Somut Yargı Kararlarından Örnekler

Almanya Kararı: Almanya Amtsgericht Obermburg Mahkemesi’nin velayete ilişkin kararının İskenderun 2. Aile Mahkemesi’nde tenfizine karar verilmiş ve bu karar Yargıtayca onanmıştır (2023/1001 E.).

Fransa Kararı: Fransa Colmar Asliye Hukuk Mahkemesi’nin velayet kararının Türkiye’de tanınması ve tenfizi için açılan dava kabul edilerek velayet babaya verilmiştir (2022/9991 E. ).

Kazakistan Kararı: Kazakistan İhtisas Bölgelerarası Çocuk Mahkemesi’nin velayet hükmü İzmir 13. Aile Mahkemesi’nce tenfiz edilmiştir (2023/7233 E.).

İsviçre Kararı: İsviçre Basel-Landschaft Mahkemesi’nin velayet hükmü İstanbul 5. Aile Mahkemesi’nce tenfiz edilmiştir (2023/7657 E.).

7. İkincil Kaynak Değerlendirmesi 

İkincil kaynaklar, velayet kararlarının “inşai” (yenilik doğurucu) niteliği nedeniyle tanıma davasına da konu olabileceğini, ancak icrai sonuçlar (çocuğun teslimi vb.) için tenfiz davasının tercih edilmesi gerektiğini belirtmektedir (Yargıtay 2. HD, 2008/5375 E. ). Ayrıca, idari tescil yolunun (Nüfus Müdürlüğü) boşanma için seçimlik bir hak olduğu, ancak velayet gibi ek hükümler içeren kararlarda doğrudan mahkemeye başvurulmasının hukuki yarar açısından daha sağlıklı olduğu vurgulanmıştır (Yargıtay 2. HD, 2022/5479 E. ). Yabancı kararın kendi hukukuna göre kesinleşmiş olması yeterli olup, Türk usul hukukundaki kesinleşme şekillerinin aynen aranmayacağı da ikincil bir bağlam olarak sunulmuştur (Yargıtay 2. HD, 2010/22888 E. ).

Sonuç: Çocuğunuzun velayetinin Türkiye’de geçerli olması ve nüfus kayıtlarında görünmesi için, yurt dışı mahkeme kararının aslı, tercümesi ve kesinleşme belgesi ile birlikte yetkili Aile Mahkemesi’nde “Tanıma ve Tenfiz” davası açmanız gerekmektedir. Karar kesinleştiğinde mahkemece nüfus müdürlüğüne bildirim yapılarak kayıtlar güncellenecektir.

Sık Sorulan Sorular

Dava süreci nasıl işler ve ne kadar sürer?

Dava açıldıktan sonra mahkeme, belgelerin usulüne uygun olup olmadığını inceler ve karşı tarafa tebligat yapılır. Eğer davalı yurt dışında ise tebligat süreci uzayabilir. Belgeler eksiksiz ve savunma hakkı yönünden sorun yoksa dosya genellikle birkaç ay içinde karara bağlanabilir. Ancak eksik apostil, kesinleşme şerhi problemi veya kamu düzeni incelemesi gibi teknik konular süreci uzatabilir. Karar kesinleştikten sonra nüfus müdürlüğüne bildirim yapılarak kayıt güncellenir.

Yurt dışı velayet kararım Türkiye’de otomatik geçerli mi?

Hayır. Yabancı mahkeme kararları Türkiye’de doğrudan geçerlilik kazanmaz. Kararın verildiği ülkede kesinleşmiş olması tek başına yeterli değildir. Türkiye’de hukuki sonuç doğurabilmesi için yetkili Aile Mahkemesi tarafından tanıma veya tenfiz kararı verilmesi gerekir. Bu dava açılmadan çocuğun velayeti nüfus kayıtlarına işlenmez ve resmi işlemlerde (okul kaydı, pasaport, sağlık işlemleri gibi) sorun yaşanabilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Tanıma ve tenfiz davaları teknik usul kurallarına tabidir. Apostil eksikliği, kesinleşme şerhi hatası, tebligat sorunu veya kamu düzeni değerlendirmesi davanın reddine yol açabilir. Özellikle yurtdışı tebligat, karşılıklılık incelemesi ve doğru dava türünün seçilmesi önemlidir.

İstanbul ve Tuzla bölgesinde uluslararası aile hukuku alanında deneyimli bir avukatla sürecin yürütülmesi, hem zaman kaybını hem de hak kaybı riskini önler.

İstanbul Tuzla avukat desteği ile yurt dışı velayet kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi konusunda profesyonel hukuki danışmanlık ve dava hizmeti sunmaktayız.

Read More

Müşterek Avarya ve Garame Payı Nedir? Deniz Sigortası, Kira Kaybı ve Dispeç Sürecinde Haklarınızı Biliyor Musunuz?

Deniz ticaretinde büyük hasar olayları, çatmalar, yangınlar, makine arızaları veya karaya oturma gibi durumlarda ortaya çıkan zararların paylaşımı özel bir hukuki rejime tabidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.1272–1285 hükümleri uyarınca müşterek avarya, ortak bir deniz sergüzeştine katılan gemi, yük ve navlunu tehdit eden tehlikeyi bertaraf etmek amacıyla bilinçli ve makul şekilde yapılan olağanüstü fedakârlık ve giderleri ifade eder. Bu giderlerin taraflar arasında değerleri oranında paylaştırılmasına ise garame denir.

Örneğin 100 milyon TL değerinde bir gemi, 200 milyon TL değerinde yük ve 20 milyon TL navlun ile sefere çıkmışken şiddetli fırtınaya yakalansın. Batma tehlikesi doğması üzerine kaptan, gemiyi ve kalan yükü kurtarmak amacıyla 30 milyon TL değerindeki bazı konteynerleri denize attırmış ve ayrıca 10 milyon TL tutarında römorkör-kurtarma gideri yapmış olsun. Bu 40 milyon TL’lik olağanüstü zarar, ortak tehlikeyi önlemek amacıyla yapıldığı için müşterek avarya sayılır.

Bu durumda zarar yalnızca denize atılan yük sahibine yüklenmez. Toplam sergüzeşt değeri 320 milyon TL olduğundan, 40 milyon TL’lik müşterek avarya gideri taraflar arasında değerleri oranında paylaştırılır (garame). Oransal olarak herkes yaklaşık %12,5 katkı yapar: gemi sahibi 12,5 milyon TL, yük sahipleri toplam 25 milyon TL, navlun alacağı ise 2,5 milyon TL katkıda bulunur. Böylece fedakârlık yapan tek bir yük sahibi tüm zararı üstlenmez; zarar kolektif olarak paylaşılır.

Sonuç olarak müşterek avarya sistemi, ortak tehlike altında verilen bilinçli bir kurtarma kararının ekonomik yükünü tüm menfaat sahiplerine dağıtan özel bir deniz hukuku rejimidir. Amaç, sergüzeşti kurtarmak için yapılan fedakârlığın adil biçimde paylaştırılması ve fedakârlık yapan tarafın tek başına mağdur edilmemesidir; bu paylaştırma işlemine de “garame” denir.

Uygulamada müşterek avarya; dispeç raporları, York-Antwerp Kuralları (YAK), sigorta poliçeleri, kira kaybı ve kar mahrumiyeti talepleri ile birlikte çok katmanlı bir hukuki inceleme gerektirir. Özellikle İstanbul ve Tuzla tersaneler bölgesinde görülen davalarda; liman masrafları, geçici tamir giderleri, kurtarma ücretleri, yakıt ve personel giderleri, dispeççi ücretleri gibi kalemlerin hangi kategoriye gireceği ayrıntılı teknik ve hukuki değerlendirmeye tabi tutulmaktadır.

1. Müşterek Avarya ve Garame Payının Hukuki Niteliği

Yargı kararları ışığında müşterek avarya; ortak bir deniz sergüzeştine atılmış olan gemiyi, yükü ve navlunu tehdit eden bir tehlikeden korumak amacıyla, makul bir hareket tarzı oluşturacak şekilde, bilerek ve olağanüstü bir fedakarlık yapılması veya gidere katlanılması durumudur (6102 sayılı TTK m. 1272-1285). Bu kapsamda oluşan zararların ve masrafların gemi, yük ve navlun ilgilileri arasında değerleri oranında paylaştırılmasına “garame” denilmektedir.

Dispeç Raporu ve Onay Süreci: Müşterek avarya paylaştırması dispeççi tarafından hazırlanan dispeç raporu ile belirlenir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2018/4685 E. ), mahkemece denetlenerek onaylanan dispeç raporunun ilam niteliği kazandığını ve doğrudan icraya konulabileceğini vurgulamıştır. Dispeç raporuna itirazların en geç ilk celsede öne sürülmesi gerekmektedir.

Geçersizlik Halleri: Eğer yapılan harcama “müşterek selamet” amacı taşımıyorsa veya York-Antwerp Kuralları’ndaki (YAK) şartları (Kural A ve VI) karşılamıyorsa, müşterek avarya hükümleri uygulanmaz. Örneğin, gemi adamı kusuruna dayalı karaya oturma olaylarında, dispeç raporu usulüne uygun tanzim edilmemişse paylaştırma geçersiz sayılabilir (İstanbul 17. ATM-2014/572 ).

2. Müşterek Avarya (GA) ve Hususi Avarya (PA) Ayrımı

Mahkemeler, dispeç raporlarında yer alan masrafları YAK (özellikle 1994 ve 2004 kuralları) çerçevesinde ayrıştırmaktadır. Temel ilke; gemi kati bir şekilde tamir edilmemiş olsaydı hiç yapılmayacak olan ödemelerin müşterek avaryaya dahil edilmeyip “hususi avarya” (particular average) olarak kabul edilmesidir.

Liman Masrafları: Barınma limanına giriş masrafları kural olarak müşterek avaryaya dahil edilirken, tamir süresince yapılan liman harçları (shifting vb.) hususi avarya olarak değerlendirilmektedir (İstanbul BAM 14. HD-2020/568 ).

Acentelik Ücretleri: Uygulamada acentelik ücretlerinin belirli bir yüzdesi (örneğin %20’si) müşterek avaryaya, kalan kısmı (%80’i) hususi avaryaya dahil edilebilmektedir (İstanbul 17. ATM-2022/130 ).

Tamir Giderleri: Geçici tamirler müşterek avarya kapsamında değerlendirilebilirken, kalıcı tamir faturası genellikle hususi avarya kapsamında bırakılmaktadır.

3. Kira Kaybı ve Kar Mahrumiyeti Talepleri

İncelenen kararların büyük çoğunluğunda kira kaybına ilişkin ayrıntılı bir analiz bulunmamakla birlikte, bu taleplerin ispat yükü ve illiyet bağı noktasında katı kriterlere tabi olduğu görülmektedir.

İspat Yetersizliği: Geminin tamir süresince çalışamamasından doğan kira kaybı taleplerinde, o süre zarfına ilişkin somut bir iş bağlantısını gösterir belge sunulmaması durumunda talepler reddedilmektedir (Yargıtay 11. HD-2016/13815 ).

İhtimale Dayalı Zararlar: İkinci parti siparişlerin iptali nedeniyle talep edilen kar mahrumiyeti davalarında, siparişin verilmesinin kesin olmayıp ihtimale bağlı olması durumunda tazminat talebi reddedilmektedir (Yargıtay 11. HD-2024/1439 ).

Çatma Kaynaklı Kar Kaybı: Çatma kazalarında balıkçı gemileri için sezonluk avcılık verileri üzerinden günlük kazanç hesabı yapılarak kar kaybına hükmedilebildiği görülmektedir (İstanbul 17. ATM-2020/172 ).

4. Sair Masraflar ve Tazminat Kalemleri

Müşterek avarya ve bağlantılı tazminat davalarında kabul edilen diğer masraf kalemleri şunlardır:

Kurtarma ve Yardım Ücretleri: Müşterek avaryanın en temel kalemi olarak kabul edilir.

Yakıt ve Personel Giderleri: Geminin barınma limanında veya tersanede beklediği süre içindeki yakıt (Gaz Oil), personel maaşları ve iaşe bedelleri makul süreler dahilinde tazminata dahil edilebilmektedir (İstanbul 17. ATM-2021/179 ).

Dispeççi ve Ekspertiz Ücretleri: Müşterek avarya sürecinin yönetimi için ödenen ücretler garameye dahil edilir.

5. Sigorta Hukuku ve Garameten Paylaştırma İlkesi

Sigorta poliçeleri kapsamında müşterek avarya garame payı teminat altına alınmışsa, sigortacı bu tutarı ödemekle yükümlüdür. Ancak İngiliz Deniz Sigortaları Kanunu (MIA) m. 66/7 uyarınca sigortacı, sigortalının diğer ilgililerden (örneğin yük sigortacılarından) tahsil ettiği veya sulh yoluyla vazgeçtiği tutarları tazminattan indirebilir (İstanbul 17. ATM-2021/245 ).

Poliçe Limiti ve Garame: Birden fazla zarar görenin olduğu ve toplam zararın poliçe limitini aştığı yangın veya trafik kazası gibi durumlarda, “garameten paylaştırma” (pro-rata) ilkesi uygulanarak her bir alacaklıya limit oranında ödeme yapılır (İstanbul 18. ATM-2019/342 ). Yargıtay, bu hesaplama yapılmadan kurulan hükümleri eksik inceleme nedeniyle bozmaktadır (Yargıtay 11. HD-2015/6553 ).

6. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya savunma olarak yer aldığından ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

Tahkim Şartı: Konişmentoda yer alan müşterek avarya ve tahkim şartlarının, sigortacının halefiyeti durumunda da geçerli olduğu ve mahkemenin görevsizliğine yol açabileceği belirtilmiştir (Yargıtay 11. HD-2016/3454 ).

Sebepsiz Zenginleşme: Sigorta poliçesi kapsamı dışında kalan bir garame payının sigortacı tarafından ödenmesi durumunda, bu tutarın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre donatandan geri talep edilebileceği kabul edilmektedir (Yargıtay 11. HD-2015/14861 ).

https://images.openai.com/static-rsc-3/kvvI7wB1q3DnkujU6B4LnqmB4s0UlVJYfnQ1WlimH6fRIfKq9MAaQ6nqDGzUAh-i6lywf35vPvmnKqMPcBAIBtiO4tcgbPlejKHtBydJdUc?purpose=fullsize&v=1

Kur Farkı Uyuşmazlıkları: Garame payı ödemelerinde poliçedeki sabit kur ile ödeme günü kuru arasındaki farkın, poliçe genel şartları ve teminat süresi çerçevesinde değerlendirildiği, eksik sigorta bulunmadığı sürece sigortacının kur farkı iadesi talep edemeyeceği vurgulanmıştır (İstanbul 17. ATM-2024/94 ).

Çatma ve Sorumluluk Sınırı: Çatma olaylarında müşterek avarya ilanı yapılsa dahi, sorumluluğun 1976 Londra Konvansiyonu (LLMC) uyarınca SDR bazında sınırlandırılabileceği savunulmaktadır (İstanbul 17. ATM-2023/548 ).

Sık Sorulan Sorular

Müşterek avarya ile hususi avarya arasındaki temel fark nedir?

Müşterek avarya (General Average – GA), ortak bir tehlikeyi bertaraf etmek amacıyla bilerek yapılan fedakârlık ve olağanüstü giderleri kapsar. Örneğin; barınma limanına giriş masrafları, kurtarma ücretleri, geçici tamir giderleri genellikle müşterek avarya kapsamına alınabilir.
Buna karşılık hususi avarya (Particular Average – PA), yalnızca belirli bir menfaat sahibinin zararına ilişkin kalemleri ifade eder. Kalıcı tamir faturaları, tamir süresince yapılan bazı liman harçları (örneğin shifting ücretleri), gemiye özgü hasar giderleri çoğu zaman hususi avarya olarak değerlendirilir.
Mahkemeler özellikle York-Antwerp Kuralları çerçevesinde masraf kalemlerini ayrıştırmakta; “gemi tamir edilmemiş olsaydı yapılmayacak giderler” ilkesini esas almaktadır. Yanlış sınıflandırma, ciddi tutarda ödeme yükümlülüklerine yol açabilir.

Dispeç raporu bağlayıcı mıdır ve nasıl icra edilir?

Müşterek avarya paylaştırması dispeççi tarafından hazırlanan dispeç raporu ile belirlenir. Rapor mahkeme denetiminden geçip onaylandığında ilam niteliği kazanabilir ve doğrudan icraya konu edilebilir.
Ancak dispeç raporuna yönelik itirazların süresinde ve usulüne uygun şekilde ileri sürülmesi gerekir. Raporun usulsüz hazırlanması, müşterek selamet şartının bulunmaması veya YAK kurallarına aykırılık gibi hallerde paylaştırma geçersiz sayılabilir.
Özellikle gemi adamı kusuruna dayalı karaya oturma olaylarında veya teknik inceleme eksikliğinde dispeç raporları mahkemece iptal edilebilmektedir. Bu nedenle teknik bilirkişi incelemesi ile hukuki değerlendirme birlikte yürütülmelidir.

Kira kaybı ve kar mahrumiyeti talepleri hangi şartlarda kabul edilir?

Gemi tamir süresince çalışamıyorsa donatan kira kaybı talep edebilir; ancak bu talep soyut değil somut belgelerle ispatlanmalıdır. Mahkemeler; o döneme ait bağlanmış navlun sözleşmesi, charter party, yük kontratı veya sezonluk kazanç verileri gibi belgeler aramaktadır. İhtimale dayalı sipariş iptalleri veya kesinleşmemiş gelir beklentileri genellikle tazminat kapsamına alınmaz. Çatma gibi hallerde ise balıkçı gemileri için sezonluk ortalama kazanç üzerinden günlük hesaplama yapılabildiği görülmektedir.
İlliyet bağı, kusur ve zarar miktarı birlikte ispat edilmedikçe kira kaybı ve kar mahrumiyeti talepleri çoğunlukla reddedilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Müşterek avarya ve garame davaları;

Deniz ticareti hukuku

Sigorta hukuku

Milletlerarası konvansiyonlar (LLMC, MIA vb.)

York-Antwerp Kuralları

Dispeç uygulaması

İcra ve teminat prosedürleri gibi birçok teknik alanı aynı anda ilgilendirir. Özellikle İstanbul ve Tuzla tersaneler bölgesinde yürütülen uyuşmazlıklarda, teknik bilirkişi raporlarının doğru analiz edilmesi, masraf kalemlerinin doğru sınıflandırılması ve sigorta poliçesi hükümlerinin stratejik şekilde yorumlanması hayati önem taşır.

Bu nedenle deniz ticareti ve sigorta hukuku alanında uzmanlaşmış bir hukuk bürosu ile çalışmak ciddi mali riskleri önler. İstanbul merkezli ve Tuzla tersaneler bölgesinde yoğun tecrübeye sahip 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, müşterek avarya, garame payı, sigorta rücu davaları ve çatma kaynaklı sorumluluk sınırlandırma süreçlerinde kapsamlı hukuki destek sağlamaktadır.

Deniz ticaretine ilişkin yüksek meblağlı ve teknik uyuşmazlıklarda erken aşamada uzman desteği almak, hem icra hem de sigorta süreçlerinde hak kaybını önlemenin en güvenli yoludur.

Read More

Riskli Yapı Tahliyesi ve Yıkım Süreci Nasıl İşler? 60+30 Günlük Süre, Elektrik-Su Kesintisi ve Acele Kamulaştırma Ne Zaman Devreye Girer?

6306 sayılı Kanun Kapsamında Tahliye-Yıkım Süreci | Süreler, Hizmet Kesintisi ve Yargı Denetimi

Riskli yapı tespiti kesinleştikten sonra tahliye ve yıkım süreci belirli aşamalara bağlıdır. 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun m.5 ve Uygulama Yönetmeliği m.8 uyarınca temel ilke maliklerle anlaşma önceliğidir. Uzlaşma sağlanırsa geçici konut/işyeri veya kira yardımı gündeme gelir.

1. Genel Esaslar ve Anlaşma Önceliği

6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesi ve Uygulama Yönetmeliği’nin 8. maddesi uyarınca, riskli yapıların tahliyesi ve yıktırılmasında temel ilke, öncelikli olarak malikler ile anlaşma yoluna gidilmesidir. Danıştay 6. Dairesi ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesi kararlarında vurgulandığı üzere, riskli yapıların yıktırılmasında ve bu alanlardaki uygulamalarda malikler ile uzlaşma esastır. Anlaşma ile tahliye edilen yapıların maliklerine, kiracılarına ve sınırlı ayni hak sahiplerine geçici konut/işyeri tahsisi veya kira yardımı yapılması öngörülmüştür.

2. Tahliye ve Yıkım Sürecinin Aşamaları

A. Riskli Yapı Tespitinin Kesinleşmesi: Sürecin başlaması için riskli yapı tespitinin kesinleşmesi şarttır. İstanbul BİM 6. İdari Dava Dairesi kararına göre, riskli yapı tespitine karşı yapılan itirazın reddedilmesi veya itiraz edilmemesi durumunda tespit kesinleşir. İtiraz süreci devam ederken tesis edilen yıkım işlemleri hukuka aykırı kabul edilmektedir.

B. Birinci Aşama: 60 Günden Az Olmamak Üzere Verilen Süre: Riskli yapı tespiti kesinleşen yapılar için Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü veya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, tahliye ve yıkım işlemlerinin gerçekleştirilmesini ilgili İdareden (Belediye veya İl Özel İdaresi) talep eder. İdare, yapı maliklerine riskli yapının yıktırılması için 60 günden az olmamak üzere süre verir.

Bildirim Yükümlülüğü: Maliklere yapılan tebligatta, yapıyı kullanan kiracı veya sınırlı ayni hak sahiplerine tahliye için malik tarafından bildirim yapılması gerektiği ihtar edilir. Malik bildirim yapmazsa, bu bildirim İdarece gerçekleştirilir.

Süre Usulsüzlüğü: Danıştay 6. Dairesi, 60 günlük yasal süre tanınmadan (örneğin 29 gün süre verilerek) tesis edilen yıkım işlemlerini usul yönünden hukuka aykırı bularak iptal etmektedir.

C. İkinci Aşama: Ek Süre ve İdari Tebligat: Verilen ilk süre içinde yapı maliklerince yıkım gerçekleştirilmezse, İdare tarafından yapının idari makamlarca yıktırılacağı belirtilerek 30 günden az olmamak üzere ek süre verilir. Bazı güncel kararlarda (Danıştay 6. Daire, 2023/6447 ) bu sürenin toplamda 90 günü geçmeyecek şekilde düzenlenebileceği ifade edilmiştir.

3. İdari Makamlarca Tahliye ve Yıkımın Gerçekleştirilmesi

Verilen süreler sonunda maliklerce yıktırılmayan yapılar için mülki amire bildirimde bulunulur. Bu aşamadan sonra:

Tahliye ve Yıkım: Yapıların insandan ve eşyadan tahliyesi ve yıktırma işlemleri, mülki amirler tarafından mahallî idarelerin de iştiraki ile yapılır veya yaptırılır.

Kolluk Gücü Kullanımı: Kanun’un 5/4. maddesi uyarınca, tahliyenin engellenmesi durumunda mülki idare amirinin yazılı izniyle kolluk kuvveti marifetiyle kapalı kapılar açtırılarak tahliye gerçekleştirilir.

Masraflar: Yıkım masrafları öncelikle dönüşüm projeleri özel hesabından karşılanır, ancak daha sonra hisseleri oranında maliklerden tahsil edilir.

4. Zorlayıcı Tedbirler ve Hizmetlerin Durdurulması

Riskli yapıların tahliyesini sağlamak amacıyla elektrik, su ve doğal gaz gibi altyapı hizmetlerinin durdurulması öngörülmüştür.

Hukuki Durum ve İptal Kararı: Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (2019/2841 E., 2021/1574  K.), Uygulama Yönetmeliği’nin 8/2-(ç) bendini iptal etmiştir. İptal gerekçesinde, Kanun’un 4. maddesinde yer alan “hak sahiplerinin görüşünün alınması” koşulunun Yönetmelik düzenlemesinde yer almamasının dayanak yasayı daralttığı belirtilmiştir. Dolayısıyla, hizmet kesintisi uygulanabilmesi için hak sahiplerinin görüşünün alınması zorunluluğu vurgulanmıştır.

5. Yargısal Denetim ve Teknik Eksiklikler

Yargı mercileri, tahliye ve yıkım işlemlerinin dayanağı olan “riskli yapı tespit raporlarını” teknik yönden denetlemektedir. İstanbul BİM 6. İdari Dava Dairesi’nin bir kararında, binanın rölövesinin hatalı çıkarılması ve taşıyıcı sistem modellemesinin yetersiz olması nedeniyle riskli yapı tespitine dayalı yıkım ve tahliye işlemi iptal edilmiştir. Ayrıca, Danıştay 4. Dairesi, kolon inceleme sayısının (örneğin 8 yerine 6 kolon) yetersiz olmasını usul hatası olarak değerlendirmiştir.

6. Anayasa Mahkemesi’nin İptal Kararı

Anayasa Mahkemesi (2012/87 E., 2014/41  K.), Kanun’un 5. maddesinin 5. fıkrasında yer alan, yıkım masrafları için tapu kaydı üzerine “müşterek ipotek” konulmasına ilişkin düzenlemeyi mülkiyet hakkına aykırı bularak iptal etmiştir.

7. İkincil Kaynaklar

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya dolaylı bağlam sunan ikincil kaynaklar olarak değerlendirilmiştir:

Harç Muafiyeti: Riskli yapıların yıkılıp yeniden inşası sürecinde, kullanım maksadı değişikliği veya alan artışı olsa dahi, dönüşüm sürecinin tüm aşamalarında harç muafiyetinin (Kanun Md. 7/9-10) “kazanılmış hak” kapsamında korunması gerektiği belirtilmiştir (Danıştay 9. Daire).

Kira Yardımı Usulü: Tahliye sonrası kira yardımı başvurularının tahliye tarihinden itibaren 1 yıl içinde yapılması gerektiği, bu sürenin idarenin planlama yetkisi dahilinde olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, kira yardımı haklarının devrinde Bakanlıkça aranan “noter onaylı muvafakatname” şartı hukuka uygun bulunmuştur (Danıştay 4. Daire).

Acele Kamulaştırma İlişkisi: Uzlaşma sağlanamayan veya afet riskinin ivedilikle bertaraf edilmesi gereken alanlarda (örneğin dere yatağı üzerindeki yapılar), 6306 sayılı Kanun kapsamındaki tahliye sürecinin tıkanması durumunda 2942 sayılı Kanun’un 27. maddesi uyarınca “acele kamulaştırma” yoluna gidilebileceği ve bunun kamu yararı taşıdığı kabul edilmiştir (Danıştay 6. Daire).

Riskli Alan İlanı ve Örneklem Yöntemi: Riskli alan ilanlarında tüm binaların tek tek incelenmesi yerine istatistiksel olarak anlamlı örneklem yönteminin kullanılabileceği, ancak bina sayısının az olduğu küçük alanlarda bu yöntemin yetersiz kalabileceği ve her binanın ayrıntılı analizinin gerekebileceği vurgulanmıştır (Danıştay İDDK)

Sık sorulan sorular

60 günlük süre dolmadan yıkım yapılabilir mi?

Hayır. En az 60 gün verilmesi zorunludur. 29 gün gibi eksik süreler usulden iptal sebebidir. İtiraz süreci devam ederken tesis edilen yıkım işlemleri de hukuka aykırı kabul edilebilir.

Elektrik ve su kesilirse ne yapabilirim?

Hizmet kesintisi için hak sahiplerinin görüşünün alınması gerekir. Bu koşul sağlanmadan yapılan kesintiler iptal davasına konu edilebilir ve yürütmenin durdurulması talep edilebilir.

Uzlaşma olmazsa acele kamulaştırma mümkün mü?

Afet riskinin ivedilikle giderilmesi gereken hallerde, süreç tıkanırsa 2942 sayılı Kanun m.27 kapsamında acele kamulaştırma gündeme gelebilir. Ancak her somut olayda kamu yararı ve ölçülülük denetlenir.

Neden Avukat Desteği Gerekli?

Tahliye-yıkım işlemleri; süreler, tebligat, teknik raporlar ve hizmet kesintileri bakımından çok katmanlıdır. İstanbul Tuzla kentsel dönüşüm danışmanlığı ve avukatlığı kapsamında:

60+30 günlük sürelerin usule uygunluğunun denetimi

Riskli yapı raporlarının teknik itirazı

Elektrik-su kesintisine karşı yürütmenin durdurulması

Kira yardımı ve harç muafiyeti haklarının korunması

Acele kamulaştırmaya karşı strateji geliştirilmesi

uzmanlık gerektirir. Süre kaçırılması veya teknik itirazın eksik yapılması telafisi güç hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle sürecin başından itibaren profesyonel hukuki destek alınması önemlidir.

Read More

Mart 2026 Kira Artış Oranı Ne Kadar Oldu?

Mart 2026 Kira Artış Oranı Belli Oldu! Zam Ne Kadar? Kiralık konut veya işyeri olan milyonlarca kişi için merakla beklenen açıklama geldi.
Mart 2026 kira artış oranı belli oldu! TÜİK’in Ocak ayı enflasyon rakamlarını açıklamasıyla birlikte, bu ay kiralara uygulanabilecek yasal zam oranı da netleşti.

Mart 2026 Kira Artış Oranı Ne Kadar Oldu?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre:

Şubat 2026 yıllık enflasyon oranı: % 31,53 

12 aylık ortalama TÜFE (kira artışında esas alınan oran): %33,39 

TÜİK verileriyle Mart 2026 kira artış oranı açıklandı. Ev ve iş yerlerine yapılacak yasal zam oranı %33,39   oldu. Buna göre, Mart 2026 ayında yenilenecek kira sözleşmelerinde ev sahipleri en fazla % 33,39    oranında zam yapabilecek. Bu oran hem konut kiraları hem işyeri kiraları için geçerli.

Önemli Not: Ev sahipleri bu oranın altında artış yapabilir, ancak üzerinde zam yasal olarak geçerli değildir.

Kira Zammı Nasıl Belirleniyor?

Kira artış oranı, Türk Borçlar Kanunu ve güncel düzenlemelere göre her ay TÜİK tarafından açıklanan TÜFE’nin 12 aylık ortalaması üzerinden hesaplanır.
2022–2024 döneminde uygulanan %25 üst sınır artık sona erdi; dolayısıyla 2026’da kira zamları yeniden TÜFE ortalamasına bağlanmıştır.

Ev sahipleri, yalnızca TÜFE’nin 12 aylık ortalamasını aşmamak koşuluyla zam yapabilir.
Sözleşmede “TÜFE + X%” gibi hükümler bulunsa bile toplam oran bu sınırı geçemez.

Mart 2026 Kira Artışında En Çok Merak Edilenler

Mart 2026 kira artış oranı yüzde kaç?
  %33,39    (TÜFE 12 aylık ortalaması)

Bu oran sadece konut için mi, işyeri için de geçerli mi?
Evet, her ikisi için de geçerlidir.

Ev sahibi %40 zam isterse ne olur?
Yasal sınır %33,39  ’dır; fazlası geçerli olmaz, kiracı itiraz edebilir.

Kira sözleşmemde ‘TÜFE + %5’ yazıyor, ne olacak?
Toplam artış %33,39  geçemez; bu oran üst sınırdır.

Kira artışı her ay değişiyor mu?
Evet, her ay TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerine göre 12 aylık ortalama güncellenir.

Kira tespit davasında bu oran geçerli midir?
Mahkeme, TÜFE 12 aylık ortalamasını dikkate alır; bu oran üst sınırdır.

Ev sahibi zam yapmazsa sorun olur mu?
Hayır, zam yapmak zorunlu değildir; taraflar anlaşarak sabit kira belirleyebilir.

Kiracı zammı kabul etmezse ne olur?
Ev sahibi yazılı ihtar gönderebilir; ancak yasal sınırı aşan artış dava konusu yapılabilir.

Sonuç: Şubat 2026’da Kira Artışı Üst Sınır %33,39 

TÜİK’in açıkladığı son verilerle, Şubat 2026’da ev ve işyeri kiralarında yapılabilecek en yüksek artış oranı %33,39  olmuştur. Ev sahip leri bu sınırı aşamaz, kiracılar da bu oran üzerinden artış yapılmasını talep edebilir. Yeni dönemde kira sözleşmenizi yenilemeden önce, sözleşme maddelerinizi ve TÜİK verilerini mutlaka kontrol edin. Kira artış oranı hesaplama.

Mart 2026 Kira Artış Oranı Ne Kadar Oldu?

TÜİK verileriyle Mart 2026 kira artış oranı açıklandı. Ev ve iş yerlerine yapılacak yasal zam oranı %33,39 oldu. Buna göre, Mart 2026 ayında yenilenecek kira sözleşmelerinde ev sahipleri en fazla %33,39 oranında zam yapabilecek. Bu oran hem konut kiraları hem işyeri kiraları için geçerli.

Read More

Riskli Yapı Tespit Süreci Nasıl İşler? (6306 Madde 7 Rehberi – Elektronik Sistem, Tebligat ve İtiraz Aşamaları)

Riskli yapı tespiti, 6306 sayılı Kanun ve Uygulama Yönetmeliği Madde 7 kapsamında; maliklerin başvurusu, elektronik yazılım süreci, tapuya şerh, 15 günlük itiraz hakkı ve teknik heyet incelemesi gibi kritik aşamalardan oluşur. Sürecin usule aykırı yürütülmesi, mülkiyet hakkı bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir.

1. Riskli Yapı Tespit Usulü ve Elektronik Yazılım Kullanımı

 6306 sayılı Kanun’un Uygulama Yönetmeliği’nin 7. maddesi uyarınca riskli yapıların tespiti, öncelikle yapı malikleri veya kanuni temsilcileri tarafından, masrafları kendilerine ait olmak üzere Bakanlıkça lisanslandırılan kurum ve kuruluşlara yaptırılır. Danıştay İdari Dava Dairesi Kurulu (2019/1187 E. ) ve Danıştay 6. Dairesi (2019/17988 E. ) kararlarında belirtildiği üzere, bu süreç “A.R.A.A.D.” isimli elektronik yazılım sistemi üzerinden yürütülmektedir. Malikler tarafından süre içerisinde tespit yaptırılmaması durumunda, tespitler Bakanlık veya İdarece resen yapılır veya yaptırılır. Danıştay 6. Dairesi (2019/17988 E. ), elektronik yazılım sistemi üzerinden yapı kaydı oluşturulduktan sonra iki ay içerisinde tespitin yapılmaması durumunda kaydın silinmesine dair usullerin mülkiyet hakkı ve idari süreçler açısından önemini vurgulamıştır.

2. Tespit Raporlarının Tapuya Bildirilmesi ve Tebliğ Usulleri 

Hazırlanan riskli yapı tespit raporları, ilgili müdürlükçe incelenir ve herhangi bir eksiklik bulunmaması halinde, riskli yapılar tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenmek üzere ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir. İstanbul BİM 4. İdari Dava Dairesi (2017/1392 E. ) ve Danıştay 6. Dairesi (2019/2536 E. ) kararlarında aktarıldığı üzere, tapu kütüğüne işlenen bu belirtmeler; ayni ve şahsi hak sahiplerine 7201 sayılı Tebligat Kanunu’na göre tebliğ edilir. Tebligatta, riskli yapı tespitine karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde itiraz edilebileceği açıkça belirtilir. İstanbul BİM 4. İdari Dava Dairesi’nin 2017/1059 E.  sayılı kararında, tebligatın muhtara teslim edilmesi usulünün de süreçte uygulandığı görülmektedir.

3. İtiraz Süreci ve Teknik Heyet Değerlendirmesi 

Riskli yapı tespitine karşı malikler veya kanuni temsilcileri, on beş gün içinde yapının bulunduğu yerdeki Müdürlüğe verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilirler. Danıştay 6. Dairesi (2019/16858 E. ) ve İstanbul BİM 4. İdari Dava Dairesi (2017/1392 E. ) kararları, her yapı için kural olarak sadece bir adet riskli yapı tespiti raporu düzenlenebileceğini ve bu sınırlamanın birden fazla raporla sürecin sürüncemede bırakılmasını önleme amacı taşıdığını teyit etmiştir. İtirazlar; üniversitelerden görevlendirilen dört öğretim üyesi ve Bakanlıkta görevli üç kişiden oluşan teknik heyetler tarafından incelenerek karara bağlanır. Danıştay 6. Dairesi (2020/5347 E. ), teknik heyetin raporda eksiklik bulması halinde düzeltme için raporu lisanslı kuruluşa iade edebileceğini, ancak nihai kararın teknik heyetçe verileceğini belirtmiştir.

4. İnşaat Halindeki Yapılar ve Kültürel Varlıklar Hakkında Özel Kurallar 

Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, inşaat halinde olup ikamet edilmeyen yapılar ile metrukluk veya statik bakımdan yapı bütünlüğü bozulmuş olan yapılar riskli yapı tespitine konu edilemez. Danıştay 6. Dairesi (2019/16858 E. ), bu tür yapıların 6306 sayılı Kanun kapsamı dışında tutulmasını hukuka uygun bulmuştur. Ayrıca, İzmir BİM 4. İdari Dava Dairesi (2019/1500 E. ) ve Danıştay 6. Dairesi (2020/2160 E. ) kararlarında, taşınmazın eski eser veya tescilli kültür varlığı niteliğinde olması durumunda, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun görüşü veya izninin alınması gerektiği, bu yapıların özel koruma statülerinin riskli yapı süreçlerinde dikkate alındığı vurgulanmıştır.

5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler 

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararlarında, Madde 7’nin uygulanmasına dair şu ek bağlamlar sunulmuştur:

İtiraz Ehliyeti: Danıştay 13. Dairesi (2022/1577 E. ) ve Danıştay 6. Dairesi (2020/5348 E. ), itiraz hakkının yalnızca yapı maliklerine veya kanuni temsilcilerine tanındığını, kiracıların veya şahsi hak sahiplerinin tespit işlemine itiraz etme ehliyetinin bulunmadığını vurgulamıştır.

Teknik Heyet Yapısı: İzmir BİM 3. İdari Dava Dairesi (2019/1201 E. ), teknik heyetlerin üniversitelerden dört ve Bakanlıktan üç üyenin katılımıyla teşkil edildiğini ve itirazların bu heyetlerce kesin olarak karara bağlandığını belirtmiştir.

Tebligat ve Kesinleşme: Uyuşmazlık Mahkemesi (2023/51 E. ), tapu kütüğüne işlenen belirtmelerin on beş günlük itiraz süresini başlatacak şekilde ilgililere tebliğ edildiğini ve itiraz edilmemesi durumunda tespitin kesinleşerek yıkım aşamasına geçildiğini teyit etmiştir.

Sonuç: Sunulan yargı kararları, 6306 sayılı Kanun Uygulama Yönetmeliği’nin 7. maddesinde düzenlenen riskli yapı tespit, tebliğ ve itiraz usullerinin; mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki denge gözetilerek, teknik heyet denetimi ve belirli süre sınırlamaları (15 gün itiraz, tek rapor ilkesi) çerçevesinde uygulandığını göstermektedir. Yanıtlarda, engelleme durumunda kolluk kuvvetiyle giriş yapılmasına dair spesifik bir uygulama detayı yer almamaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Riskli yapı tespiti yapılırken maliklerden izin alınmadan binaya girilebilir mi?

Kanun ve yönetmelikte kolluk zoruyla girişe dair açık düzenleme bulunmamaktadır. Ancak uygulamada idari işlemlerin yerine getirilmesi için idare gerekli tedbirleri alabilir.

Kiracı riskli yapı raporuna itiraz edebilir mi?

Hayır. İtiraz hakkı yalnızca maliklere veya kanuni temsilcilerine aittir.

15 günlük itiraz süresi kaçırılırsa ne olur?

Tespit kesinleşir ve yıkım sürecine geçilebilir. Süre hak düşürücü niteliktedir.

Neden İstanbul – Tuzla Özelinde Uzman Avukatlık Desteği Gerekli?

2M Hukuk Avukatlık Bürosu özellikle İstanbul Anadolu Yakası ve Tuzla bölgesinde kentsel dönüşüm, riskli yapı, tapu şerhi ve yıkım süreçlerinde yoğun şekilde dava ve idari uyuşmazlık takibi yürütmektedir.

İstanbul’da Süreç Neden Daha Kritik?

Yüksek deprem riski nedeniyle hızlandırılmış işlemler

Yoğun yapılaşma ve arsa payı uyuşmazlıkları

Kat maliklerinin çoğunluk kararına ilişkin ihtilaflar

İtiraz süresinin kaçırılması sonucu telafisi zor hak kayıpları

Tapu işlemleri ve idari yargı sürecinin paralel yürütülmesi gerekliliği

Riskli yapı sürecinde;

✔ Elektronik sistem hataları
✔ Usulsüz tebligat
✔ Eksik teknik inceleme
✔ Yetkisiz rapor düzenlenmesi

gibi hususlar iptal davası konusu olabilir.

Bu nedenle özellikle İstanbul – Tuzla bölgesinde riskli yapı sürecine giren maliklerin, sürecin başından itibaren uzman hukuki destek alması mülkiyet haklarının korunması açısından kritik önem taşır.

Read More

Gemi Yapım ve Onarım Alacağı Ödenmezse Nasıl Tahsil Edilir?

Gemi yapımı, onarımı, modernizasyonu ve donatımına ilişkin alacaklar, Türk Ticaret Kanunu’nda açıkça deniz alacağı olarak tanımlanmasına rağmen, uygulamada en sık tahsil sorunu yaşanan alacak türleri arasında yer almaktadır. Bunun nedeni, bu alacakların sadece maddi değil; teknik, sözleşmesel ve usuli birçok koşula aynı anda bağlı olmasıdır.

1. Giriş ve Hukuki Çerçeve

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1352. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendi uyarınca; geminin yapımı, yeniden yapımı, onarımı, donatılması ya da geminin niteliğinde değişiklik yapılmasına ilişkin her türlü istem “deniz alacağı” olarak tanımlanmıştır. Yargı kararları, bu hükmün kapsamını geniş bir perspektifle ele alarak; geminin inşasından modernizasyonuna, teknik arızaların giderilmesinden periyodik bakımlarına kadar uzanan geniş bir hizmet yelpazesini bu statüde değerlendirmektedir.

2. Deniz Alacağı Kapsamına Giren Hizmet ve Harcamalar

Yargı kararları ışığında, aşağıdaki hizmetlerin TTK m. 1352/1-m kapsamında deniz alacağı teşkil ettiği kabul edilmektedir:

Teknik ve Mekanik Onarımlar: Ana makine ve şanzıman tamiri, motor ve deniz suyu sistemleri bakımı, şaft sistemi onarımı, yakıt pompaları, enjektörler ve türbinlerin bakımı (İstanbul BAM 37. HD-2019/1221 K, İstanbul 16. ATM-2018/525 K

Yapısal ve Donanımsal İşlemler: Geminin kaplama işleri, boya, imalat, dümen sökümü ve montajı, elektronik sistemlerin tedariki ve kurulumu (İstanbul BAM 37. HD-2019/1731 K, Bakırköy 3. ATM-2021/447 K, İstanbul 18. ATM-2018/1073 

Özel Operasyonlar: Bir dubanın su altından çıkarılması işlemi, geminin niteliğinde değişiklik veya onarım kapsamında değerlendirilerek deniz alacağı sayılmıştır (Sakarya BAM 7. HD-2022/1358 K).

Yan Giderler ve Zararlar: Onarım sürecine bağlı olarak doğan sörvey masrafları, kira kaybı, yakıt ve yağ bedelleri, gözetimci ücretleri ve klas kuruluşu ödemeleri de deniz alacağı kalemleri arasında sayılmaktadır (İstanbul Anadolu 7. ATM-2014/8 K, Bakırköy 3. ATM-2021/447 ).

3. Görevli Mahkeme ve Yargı Yolu Analizi

Yargı kararlarının büyük çoğunluğu, uyuşmazlığın temelinde bir deniz alacağı (TTK m. 1352/1-m) bulunması durumunda, davanın Denizcilik İhtisas Mahkemeleri (veya bu sıfatla hareket eden Asliye Ticaret Mahkemeleri) tarafından görülmesi gerektiğini vurgulamaktadır (Yargıtay 20. HD-2015/13591 K, İstanbul BAM 37. HD-2023/436 K).

Ancak bu konuda iki farklı yaklaşım mevcuttur:

Geniş Yorum: Alacağın deniz alacağı niteliğinde olması, davanın doğrudan Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nde görülmesi için yeterlidir (İstanbul 21. ATM-2019/269

Dar Yorum: Bazı kararlarda, alacağın deniz alacağı statüsünde olmasının ihtiyati haciz aşamasında önemli olduğu, ancak esasa ilişkin davalarda uyuşmazlığın “eser sözleşmesi” (TBK m. 470 vd.) hükümlerine tabi olması nedeniyle genel ticaret mahkemelerinin görevli olabileceği belirtilmiştir (İstanbul BAM 14. HD-2024/576 , İstanbul 17. ATM-2021/314 

4. İhtiyati Haciz ve İspat Koşulları

Deniz alacaklısı, alacağını güvence altına almak için gemi üzerinde ihtiyati haciz talep edebilir.

Yaklaşık İspat: TTK m. 1362 uyarınca, alacağın deniz alacağı olduğunun ve miktarının “yaklaşık ispatı” yeterlidir. Ancak soyut iddialar veya içeriği netleşmemiş faturalar yaklaşık ispat için yeterli görülmeyebilir (Adana BAM 9. HD-2025/2133 

Teminat: Karşı tarafın teminat yatırması durumunda, gemi üzerindeki haciz kaldırılarak teminat üzerine kaydırılabilir (İzmir BAM 14. HD-2023/1806 K

5. Sorumluluk ve Gemi Alacaklısı Hakkı Ayrımı

Her deniz alacağı, sahibine otomatik olarak “gemi alacaklısı hakkı” (kanuni rehin hakkı) vermez.

Kaptan ve Donatan İlişkisi: Bakım ve onarım sözleşmesinin gemi kaptanı tarafından yapıldığına dair belge bulunmaması durumunda, alacak sabit olsa dahi TTK m. 1235/6 (eski kanun) veya ilgili güncel hükümler uyarınca gemi alacaklısı hakkı tanınmayabilir (Yargıtay 11. HD-2012/13790 

Sözleşmesel Sorumluluk: Eğer çarter sözleşmesi (Gencon vb.) uyarınca tamir ve bakım giderlerinden kiracı sorumlu tutulmuşsa, bu alacaklar gemi maliki veya donatan açısından deniz alacağı niteliği taşımayabilir ve gemi alacaklısı hakkı doğurmayabilir (Yargıtay 11. HD-2018/5342 

6. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, gemi yapımı ve onarımı süreçlerindeki pratik uyuşmazlıklara dair ek bağlam sunmaktadır:

Tersane Hizmetleri: Tersanede bekleyen gemiler için verilen elektrik, su ve yangın gözcüsü gibi hizmetlerin geminin muhafazası için zorunlu olduğu ve bu giderlerin de onarım süreciyle bağlantılı olarak talep edildiği görülmektedir (İstanbul 17. ATM-2017/344 

Borç İkrarı: Onarım bedeline ilişkin düzenlenen “Ödeme Garanti Mektupları”, sebepten mücerret soyut borç ikrarı olarak kabul edilmekte ve ispat yükünü borçluya yüklemektedir (İstanbul 13. ATM-2022/528 K).

Uluslararası Boyut: Yabancı mahkemelerden alınan kararların tenfizi veya yabancı limanlardaki ihtiyati haciz uygulamaları, gemi onarım alacaklarının uluslararası deniz hukukundaki takibine örnek teşkil etmektedir (İstanbul 17. ATM-2020/189 K, İstanbul 14. ATM-2023/697 K).

Modernizasyon Masrafları: Geminin modernizasyonu için yapılan büyük ölçekli harcamaların (örneğin 351.000 USD) işletme masrafı veya gemi alacağı olup olmadığı tartışılmakta, ancak bu tür taleplerin sıklıkla usuli eksiklikler veya husumet itirazları ile karşılaştığı gözlemlenmektedir (İstanbul BAM 13. HD-2021/2056 

Sonuç: Yargı pratiği, TTK m. 1352/1-m uyarınca gemi yapımı ve onarımından doğan alacakları net bir şekilde “deniz alacağı” olarak nitelendirmekte; bu statünün özellikle ihtiyati haciz ve görevli mahkemenin tayini noktalarında belirleyici olduğunu teyit etmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Gemiye onarım yaptım, fatura kestim ama param ödenmedi: Neden doğrudan tahsil edemiyorum?

Çünkü gemi yapım ve onarım alacaklarında fatura tek başına yeterli delil değildir. Mahkemeler; yapılan işin gerçekten TTK m. 1352/1-m kapsamında olup olmadığını, yani geminin yapımı, yeniden yapımı, onarımı, donatılması veya niteliğinin değiştirilmesi ile doğrudan bağlantılı bulunup bulunmadığını inceler. Yapılan iş bu kapsamda net biçimde ispatlanamazsa, alacak sıradan bir eser sözleşmesi alacağı olarak değerlendirilir ve deniz alacağına özgü güvencelerden yararlanılamaz.

Deniz alacağıysa neden ihtiyati haciz her zaman kabul edilmiyor?

Deniz alacağı varlığı, ihtiyati haciz için tek başına yeterli değildir. TTK m. 1362 uyarınca mahkeme, alacağın hem deniz alacağı niteliğini hem de miktarını yaklaşık ispat seviyesinde görmek ister. Eksik sözleşmeler, muğlak keşif raporları, teknik içeriği açıklanmamış faturalar veya işin kapsamını net göstermeyen belgeler, ihtiyati haczin reddine yol açabilir. Bu durumda gemi limandan ayrılırsa, alacak fiilen takipsiz hâle gelebilir.

Her deniz alacağı gemi üzerinde rehin (gemi alacaklısı hakkı) verir mi?

Hayır. En kritik nokta burasıdır. Her deniz alacağı, otomatik olarak gemi alacaklısı hakkı (kanuni rehin) doğurmaz. Özellikle bakım ve onarım işlerinde; sözleşmenin kaptan tarafından mı yapıldığı, harcamanın zaruret kapsamında mı olduğu, çarter sözleşmesi gereği giderlerden kiracının mı sorumlu tutulduğu detaylı biçimde incelenir. Bu unsurlardan biri eksikse, alacak deniz alacağı sayılsa bile gemi üzerinde rehin hakkı tanınmayabilir.

Gemiye takılan ayıplı parçadan doğan zararlar deniz alacağı sayılır mı ve hangi zarar kalemleri talep edilebilir?

Söz konusu kararda davacı; ayıplı olduğu iddia edilen şaft keçeleri nedeniyle geminin onarım bedeli (yaklaşık 50.000 USD), tersanede kalınan süreye ilişkin ticari faaliyet kaybı, yakıt ve yağ giderleri, kumanya, kılavuzluk ve acentelik ücretleri, onarıma nezaret eden gözetimci ücreti, ABS klas ücreti ile ayıplı keçeler için ödenen bedel dahil olmak üzere toplam 195.680,05 USD talep etmiştir. Mahkeme, uyuşmazlığın temel konusunun gemi ve geminin ticari faaliyetinden kaynaklanan zarar olduğunu, TTK m.931 ve devamı ile özellikle m.1352’de düzenlenen deniz alacakları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Yargıtay 17. HD’nin 26.06.2014 tarihli kararına da atıf yapılarak, görev belirlenirken taraf sıfatından ziyade uyuşmazlığın esas konusunun dikkate alınacağı ifade edilmiştir. Bu nedenle gemiye monte edilen ayıplı ekipmandan doğan ve geminin işletilmesini etkileyen zarar kalemleri, somut olayda deniz ticareti hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken deniz alacağı niteliğinde kabul edilmiştir.

Şaft keçelerinin ayıplı olduğu iddiasıyla açılan tazminat davasında hangi mahkeme görevlidir?

İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin E. 2014/8, K. 2014/523 sayılı ve 12.11.2014 tarihli kararında, EFENDİ BABA isimli geminin maliki ve donatanı olan davacı, gemiye monte edilen şaft keçelerinin gizli ayıplı olduğunu, bu nedenle stern tube yağına su karıştığını ve geminin 21 gün tersanede kalması sonucu toplam 195.680,05 USD zarara uğradığını ileri sürerek tazminat talep etmiştir. Ancak mahkeme, uyuşmazlığın gemi, donatan sıfatı ve deniz ticaretinden kaynaklanan zarar kalemlerine ilişkin olduğunu; taleplerin 6102 sayılı TTK’nın Deniz Ticareti hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. TTK m.5/2 uyarınca deniz ticareti ve deniz sigortalarından doğan davalara bakmakla görevli mahkemeler Denizcilik İhtisas Mahkemeleridir. Bu nedenle mahkeme, görev kamu düzenine ilişkin olduğundan davayı esastan incelememiş, görevsizlik nedeniyle usulden reddine ve talep halinde dosyanın İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne (Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla) gönderilmesine karar vermiştir.

Gemi onarımından kaynaklanan zarar taleplerinde hangi mahkeme görevlidir?

Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin E. 2021/447, K. 2021/781 sayılı ve 23.09.2021 tarihli kararında; davacı donatan, geminin davalı tersanede yapılan kuru havuzlama ve dümen onarımı sonrası arızalandığını, bu nedenle farklı para birimlerinde yüksek tutarlı zararlar doğduğunu ileri sürerek alacak talebinde bulunmuştur. Ancak mahkeme, uyuşmazlığın geminin onarımından kaynaklandığını ve 6102 sayılı TTK m.1352/1-m uyarınca “geminin yapımı, onarımı veya donatılması”na ilişkin istemlerin deniz alacağı sayıldığını vurgulamıştır. Ayrıca terditli talep kapsamında müşterek avarya hükümlerinin de uygulanmasının gündeme geleceği belirtilmiştir. İstanbul’da Denizcilik İhtisas Mahkemeleri bulunduğundan, bu tür davaların genel ticaret mahkemesinde değil, deniz ticaretine özgü ihtisas mahkemesinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmış ve dava, HMK 114/1-c ve 115/2 uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmiştir.

Gemi onarımındaki ayıplı iş nedeniyle doğan zararlar “deniz alacağı” sayılır mı?

Mahkeme kararında açıkça belirtildiği üzere, geminin onarımı sırasında yapılan hatalı işlemlerden doğan zararlar 6102 sayılı TTK m.1352 kapsamında deniz alacağı niteliğindedir. Somut olayda gemi, 2017 yılında davalı tersanede kuru havuza alınmış; dümen sökülüp bakımdan geçirildikten sonra yeniden monte edilmiştir. Teslimden 36 gün sonra gemi seyir halindeyken dümenin komut almaması nedeniyle gemi hareket kabiliyetini kaybetmiştir. Davacı; onarım hatası nedeniyle 27.199,60 USD, 553.816,55 Euro ve 44.361,98 TL doğrudan zarar talep etmiş, ayrıca kabul edilmemesi halinde müşterek avarya garame payı, kira kaybı ve sair masrafları içeren 600.205,71 USD + 6.425,80 Euro tutarında terditli talepte bulunmuştur. Mahkeme, bu taleplerin niteliği itibarıyla deniz alacağı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.İstanbul BAM 37. HD-2023/436

Müşterek avarya talepleri de Denizcilik İhtisas Mahkemesinin görev alanına girer mi?

Evet. Kararda, davacının terditli talebi kapsamında 6102 sayılı TTK m.1272 ve devamında düzenlenen müşterek avarya hükümlerine dayandığı belirtilmiştir. Müşterek avarya; gemi, yük ve navlunu tehdit eden ortak bir tehlikeden kurtulmak için yapılan olağanüstü fedakârlık ve giderleri ifade eder. Somut olayda davacı, dümen arızası nedeniyle yük ilgililerinden tahsil edemediğini ileri sürdüğü müşterek avarya garame payı ile kira kaybı ve diğer masrafları da davalıdan talep etmiştir. Mahkeme, uyuşmazlığın deniz alacağı ve müşterek avarya hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerektiğini belirterek, davanın Denizcilik İhtisas Mahkemesinde görülmesi gerektiğine karar vermiş ve görevsizlik nedeniyle usulden ret hükmü kurmuştur.İstanbul BAM 37. HD-2023/436

“Payment Guarantee Letter” (Ödeme Garanti Mektubu) hukuken ne ifade eder?

Ödeme garanti mektubu, taraflardan birinin belirli bir borcu ödemeyi taahhüt ettiğini gösteren yazılı bir belgedir. Eğer belge, borcun sebebini ayrıntılı açıklamasa bile, Türk Borçlar Kanunu m.18 uyarınca “soyut borç ikrarı” niteliğinde kabul edilebilir. Bu durumda borçlu, borcun geçersiz olduğunu ancak güçlü ve kesin delillerle ispat edebilir. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin anılan kararında, 22.04.2022 tarihli ödeme garanti mektubu, mahkeme tarafından soyut borç ikrarı olarak değerlendirilmiştir. Davalı taraf, hizmetin gereği gibi sunulmadığını savunmuş; ancak bu iddiasını kesin delillerle kanıtlayamadığından mahkeme belgeyi geçerli kabul etmiştir.

Gemi yapım ve onarım alacakları, kâğıt üzerinde güçlü, uygulamada ise en kırılgan alacak türlerindendir. Yanlış mahkemede açılan dava, hatalı muhatap seçimi, eksik ihtiyati haciz talebi veya yanlış hukuki nitelendirme; alacağın tamamen boşa düşmesine neden olabilir.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Tuzla Tersanesi, Pendik, Yalova gibi tersane ve liman yoğunluğu yüksek bölgelerde; geminin limanda kalma süresi çok kısa olduğundan, dakikalarla yarışılan hukuki refleks gerekir. Bu süreçte yapılacak tek bir usul hatası, geminin yurtdışına çıkmasıyla birlikte alacağı ulaşılamaz hâle getirir.

Ayrıca bu dosyalar:

TTK (Deniz Ticareti),

TBK (Eser sözleşmesi),

Çarter sözleşmeleri,

Yargıtay ve BAM içtihatları,

Uluslararası haciz ve tenfiz kuralları

birlikte değerlendirilmeden yönetilemez.

Bu nedenle gemi yapım ve onarım alacaklarında, deniz hukuku pratiği olan, tersane ve liman uygulamalarına hâkim, ihtiyati haciz süreçlerini fiilen yöneten bir ofisle çalışmak zorunludur. Bu noktada, İstanbul merkezli deniz alacakları ve gemi ihtiyati haczi alanında yoğun uygulama tecrübesi bulunan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, özellikle Tuzla tersane bölgesi ve büyük limanlarda bu tür alacakların güvence altına alınmasında öne çıkan hukuk büroları arasında yer almaktadır.

Read More

İdari Gözetim İtiraz Dilekçesi Nasıl Hazırlanır? (YUKK 57 Sulh Ceza Başvurusu Rehberi)

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 57. maddesinin 6. fıkrası uyarınca idari gözetim kararlarına karşı başvuru mercii münhasıran sulh ceza hâkimlikleridir. İdari gözetim altındaki kişi, yasal temsilcisi veya avukatı itirazda bulunabilir. Dilekçe Geri Gönderme Merkezi’ne veya valiliğe verilmiş olsa dahi idare bu dilekçeyi derhâl yetkili sulh ceza hâkimliğine iletmekle yükümlüdür. Hâkim başvuruyu beş gün içinde karara bağlar ve verilen karar kesindir. İdari gözetim şartlarının değiştiği iddiasıyla yeniden başvuru yapılması da mümkündür.

Başarılı bir itiraz için dilekçede hem şekli hem esaslı unsurların eksiksiz şekilde yer alması gerekir. Kararın tarih ve sayısının belirtilmesi, tebliğ tarihinin gösterilmesi, yabancının kimlik bilgilerinin açıkça yazılması ve karar örneğinin eklenmesi yargısal denetimin hızını artırır. Esas bakımından ise idari gözetimin somut delile dayanmadığı, kaçma riskinin bulunmadığı, alternatif yükümlülüklerin yeterli olacağı, aylık zaruret değerlendirmelerinin yapılmadığı ve usul güvencelerinin ihlal edildiği hususları ayrıntılı şekilde ortaya konmalıdır.

1. Başvuru Mercisi ve Usulü 

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (YUKK) 57. maddesinin 6. fıkrası uyarınca, idari gözetim kararına karşı itiraz mercisi münhasıran sulh ceza hâkimlikleridir. İdari gözetim altına alınan kişi, yasal temsilcisi veya avukatı bu karara karşı başvuruda bulunabilir. Dilekçenin idareye (Geri Gönderme Merkezi veya Valilik) verilmesi hâlinde, idare bu dilekçeyi yetkili sulh ceza hâkimine derhâl ulaştırmakla yükümlüdür. Sulh ceza hâkimi incelemeyi beş gün içinde sonuçlandırır ve verdiği karar kesindir. Ayrıca, idari gözetim şartlarının ortadan kalktığı veya değiştiği iddiasıyla yeniden sulh ceza hâkimine başvurulması mümkündür.

2. Dilekçede Bulunması Gereken Şekli Unsurlar 

Yargı kararları ve ilgili mevzuat hükümleri (İYUK m.3 ve Kabahatler Kanunu m.27/4 kıyasen) çerçevesinde, bir itiraz dilekçesinde bulunması gereken temel formel unsurlar şunlardır:

Yetkili Merci Bilgisi: Dilekçe, idari gözetim kararının verildiği yerdeki veya yabancının tutulduğu yerdeki Sulh Ceza Hâkimliği’ne hitaben yazılmalıdır.

Tarafların Kimlik Bilgileri: İtiraz eden yabancının adı, soyadı, uyruğu ve varsa yabancı kimlik numarası ile avukatının bilgileri yer almalıdır.

İdari İşlem Bilgileri: İtiraz edilen idari gözetim kararının tarihi, sayısı ve tebliğ edildiği tarih açıkça belirtilmelidir. Karar örneğinin dilekçeye eklenmesi, yargısal denetimin hızı açısından kritiktir.

İmza: Dilekçe, ilgili kişi veya vekili tarafından imzalanmış olmalıdır.

3. Dilekçede Yer Alması Gereken Esaslı Unsurlar ve Gerekçeler 

Başarılı bir itiraz için dilekçede idari gözetimin hukuka aykırılığını ortaya koyan somut gerekçeler sunulmalıdır:

Somut Delil ve Gerekçe Eksikliği: İdari gözetim kararının sadece kanun maddelerinin (YUKK m.57/2) soyut tekrarından ibaret olduğu, yabancının durumuna özgü somut delil ve emare içermediği vurgulanmalıdır.

Kaçma ve Kaybolma Riskinin Bulunmadığı: Yabancının Türkiye’de sabit bir ikametgahının olması, aile birliğinin bulunması, daha önceki adli/idari süreçlerde kaçma girişiminde bulunmaması gibi hususlar delillendirilmelidir.

Adli ve İdari Sicil Durumu: Hakkında herhangi bir adli soruşturma bulunmadığı veya yapılan aramalarda suç unsuruna rastlanmadığı gibi detaylar eklenmelidir.

Alternatif Yükümlülüklerin Değerlendirilmesi: İdari gözetimin “son çare” olması gerektiği, YUKK m.57/4 uyarınca belirlenen alternatif yükümlülüklerin (bildirim yükümlülüğü, ikamet adresi gösterme vb.) neden yeterli olacağı açıklanmalıdır.

Süre ve Zaruret Değerlendirmesi: İdari gözetimin devamında zaruret bulunmadığı, aylık değerlendirmelerin düzenli yapılmadığı veya uzatma kararlarının gerekçesiz olduğu iddia edilmelidir.

Usul Güvencelerinin İhlali: Kararın yabancıya veya avukatına usulüne uygun tebliğ edilmediği, hakları konusunda bilgilendirme yapılmadığı, avukat veya tercüman yardımından yararlandırılmadığı gibi usul hataları belirtilmelidir.

4. Dilekçeye Eklenebilecek Belgeler ve Kanıtlar 

Dilekçenin etkisini artırmak amacıyla şu belgelerin sunulması önerilmektedir:

İdari gözetim kararı ve tebliğ-tebellüğ tutanağı örneği.

Yabancının Türkiye’deki ikamet durumunu gösteren belgeler (kira kontratı, fatura vb.).

Varsa BMMYK mülteci statüsü veya uluslararası koruma başvurusuna dair belgeler.

Sağlık sorunları varsa buna ilişkin tıbbi raporlar.

Vekaletname örneği.

5. İkincil Kaynak Bilgileri İkincil kaynak niteliğindeki Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararları, dilekçe içeriğine dair şu ek bağlamları sağlamaktadır:

Danıştay 10. Daire (2021/1393 ): İdari gözetim şartlarının değiştiği iddiasıyla her zaman yeniden başvuru yapılabileceğini ve idarenin dilekçeyi derhal mahkemeye iletme yükümlülüğünü vurgular.

Anayasa Mahkemesi (G.E. Başvurusu): İdari kararın “soyut” niteliğinin ve somut delil eksikliğinin sulh ceza hâkimliğince kabul edilebilir bir kaldırma gerekçesi olduğunu teyit eder.

İzmir 2. Sulh Ceza Hakimliği (2022/9071 ): Dilekçede uluslararası insan hakları standartlarına (Anayasa m.19, AİHS m.5) ve kamu ekonomisi ilkelerine atıf yapılmasının, gözetimin orantısızlığını vurgulamak açısından önemli olduğunu göstermektedir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi (2019/33930 ): İdari yaptırım itirazlarında kimlik fotokopisi gibi eksikliklerin itiraz hakkını engellememesi gerektiğini, ancak karar bilgilerinin ve delillerin açıkça gösterilmesinin esas olduğunu belirtmektedir.

Rapor, sunulan yargı kararları ve yasal düzenlemelerdeki verilerle sınırlı olarak hazırlanmıştır. Kararlarda dilekçe için standart bir form sunulmamış olup, unsurlar başarılı itiraz örnekleri ve usul kuralları üzerinden analiz edilmiştir.

Sık Sorulan Sorular

İdari gözetim itiraz dilekçesi nereye ve nasıl verilir?

İtiraz dilekçesi idari gözetim kararının verildiği yerdeki veya yabancının tutulduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine hitaben yazılmalıdır. Dilekçe doğrudan mahkemeye verilebileceği gibi Geri Gönderme Merkezi veya valiliğe teslim edildiğinde idare tarafından derhâl yetkili mahkemeye iletilmelidir. Sulh ceza hâkimi başvuruyu beş gün içinde sonuçlandırır.

İtiraz dilekçesinde hangi zorunlu bilgiler yer almalıdır?

Dilekçede yabancının adı, soyadı, uyruğu, yabancı kimlik numarası, avukat bilgileri, itiraz edilen kararın tarih ve sayısı ile tebliğ tarihi açıkça belirtilmelidir. Karar örneğinin eklenmesi önemlidir. Dilekçe ilgili kişi veya vekili tarafından imzalanmış olmalıdır.

İdari gözetim kararının hangi yönleri hukuka aykırılık oluşturur?

Kararın yalnızca kanun maddelerinin tekrarından ibaret olması, somut delil içermemesi, kaçma riskinin gösterilememesi, aylık değerlendirmelerin yapılmaması, uzatma kararlarının gerekçesiz olması ve alternatif yükümlülüklerin değerlendirilmemesi hukuka aykırılık iddiaları arasında yer alır. Ayrıca tebligat ve bilgilendirme eksiklikleri de usul ihlali sayılabilir.

Alternatif yükümlülük talebi dilekçede nasıl ileri sürülmelidir?

İdari gözetimin son çare olduğu, YUKK m.57/A kapsamında belirli adreste ikamet, imza yükümlülüğü veya teminat gibi daha hafif tedbirlerin aynı amaca ulaşmaya yeterli olacağı somut gerekçelerle açıklanmalıdır. Ölçülülük ilkesi çerçevesinde özgürlüğü kısıtlayıcı en ağır tedbir yerine daha hafif önlemlerin tercih edilmesi gerektiği belirtilmelidir.

İdari gözetim kararına karşı yeniden başvuru yapılabilir mi?

İdari gözetim şartlarının ortadan kalktığı veya değiştiği iddiasıyla sulh ceza hâkimliğine yeniden başvurulabilir. Danıştay kararları idarenin dilekçeyi derhâl mahkemeye iletme yükümlülüğünü vurgulamaktadır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi kararları, somut delil eksikliğinin başlı başına kaldırma gerekçesi olabileceğini ortaya koymaktadır.

İdari gözetim kararına itiraz dilekçesine hangi belgeler eklenmelidir?

İdari gözetim kararı ve tebliğ tutanağı, kira sözleşmesi veya fatura gibi ikamet belgeleri, uluslararası koruma başvuru belgeleri, varsa sağlık raporları ve vekaletname dilekçeye eklenebilir. Bu belgeler, kaçma riskinin bulunmadığını ve gözetimin ölçüsüz olduğunu ortaya koymada etkili olmaktadır.

Neden İdari Gözetim İtiraz Dilekçesi İçin Uzman Avukat Desteği Gerekli?

İdari gözetim kararlarına karşı yapılacak itirazlar kısa süreli, teknik ve özgürlüğü doğrudan etkileyen hukuki süreçlerdir. Sulh ceza hâkimliğine sunulacak dilekçede somut delil analizi, usul güvenceleri, ölçülülük ilkesi, uluslararası insan hakları standartları ve yargı içtihatlarının doğru şekilde kullanılması gerekmektedir. Eksik veya hatalı hazırlanmış başvurular özgürlüğün kısıtlanmasının devamına yol açabilmektedir.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli olarak idari gözetim itirazları, geri gönderme merkezi süreçleri, sınır dışı işlemlerinin iptali ve tahdit kodlarının kaldırılması konularında profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Büro; İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe ve Anadolu Yakası genelinde yabancılar hukuku alanında stratejik dava planlaması ve sulh ceza hâkimliği başvurularında hukuki temsil sağlamaktadır.

İdari gözetim gibi özgürlüğü doğrudan etkileyen işlemlerde sürecin uzman bir avukat tarafından yürütülmesi hak kaybının önlenmesi açısından önem taşımaktadır.

Read More

İdari Gözetim Yerine Alternatif Yükümlülük Talep Edilebilir mi? (YUKK 57/A Rehberi)

YUKK 57/A Kapsamında Alternatif Yükümlülüklerin Hukuki Çerçevesi

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 57/A maddesi, idari gözetim yerine uygulanabilecek alternatif yükümlülükleri tahdidi olarak düzenlemiştir. Bu yükümlülükler; belirli adreste ikamet etme, bildirimde bulunma (imza/parmak izi), aile temelli geri dönüş, geri dönüş danışmanlığı, kamu yararına gönüllü hizmet, teminat ve elektronik izleme tedbirlerinden oluşmaktadır. YUKK m.57/4 uyarınca idari gözetimin devamında zaruret bulunmadığı durumlarda gözetim kaldırılarak bu alternatif yükümlülüklerden bir veya birkaçı uygulanabilir.

Yargı kararları, özellikle ölçülülük ilkesi gereği, gözetimden beklenen kamu yararının daha hafif bir tedbirle sağlanabileceği hallerde idari gözetimin kaldırılabileceğini ortaya koymaktadır.

1. YUKK Madde 57/A Kapsamındaki Alternatif Yükümlülüklerin Yasal Çerçevesi

 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (YUKK) 57/A maddesi, idari gözetime alternatif olarak uygulanabilecek yükümlülükleri tahdidi olarak sıralamıştır. Yargı kararlarına (Uyuşmazlık Mahkemesi 2024/352 , 2022/385 , 2023/625 ) yansıyan bu tedbirler şunlardır:

Belirli adreste ikamet etme,

Bildirimde bulunma (imza/parmak izi),

Aile temelli geri dönüş,

Geri dönüş danışmanlığı,

Kamu yararına hizmetlerde gönüllülük esasıyla görev alma,

Teminat,

Elektronik izleme.

YUKK md. 57/4 uyarınca, idari gözetimin devamında zaruret görülmeyen yabancılar için gözetim derhal sonlandırılarak bu alternatif yükümlülüklerden bir veya birkaçı getirilebilir.

2. Gözetim Kararının Kaldırılması Taleplerinde Dayanak Alınan Somut Gerekçeler 

Yargı kararları analizi, idari gözetimin kaldırılarak alternatif tedbirlere hükmedilmesinde mahkemelerin şu hususları dikkate aldığını göstermektedir:

Sınır Dışı İşleminin Uygulanamaması: İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği, Anayasa Mahkemesi’nin sınır dışı işlemini durdurma kararını gerekçe göstererek, gözetimin işlevsiz hale gelmesi nedeniyle kaldırılmasına ve yabancının 15 günde bir imza yükümlülüğüne tabi tutulmasına karar vermiştir (AYM, 11/11/2015).

Somut Delil Eksikliği ve Soyut Gerekçeler: İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği, gözetim kararının kanundaki nedenlerin soyut tekrarından ibaret olduğu ve somut delil sunulmadığı gerekçesiyle gözetimi kaldırmıştır (AYM, 11/6/2018). Benzer şekilde Edirne Sulh Ceza Hâkimliği, kamu güvenliği tehdidine dair somut delil bulunmaması nedeniyle gözetimi sonlandırmıştır (AYM, 30/9/2015).

Süre Sınırlarının Aşılması: Kırklareli Sulh Ceza Hâkimliği, yabancının iş birliği yapmadığına dair somut veri bulunmadığı halde 6 aylık sürenin uzatılmasını hukuka aykırı bularak gözetimi kaldırmıştır (AYM, 11/7/2023).

Ölçülülük ve Alternatif Tedbirle Fayda Sağlanması: İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği, gözetimin uzatılmasının gerekçelendirilemediği durumlarda “alternatif tedbirle de idari gözetimden beklenen faydanın sağlanabileceği” vurgusuyla gözetimi kaldırmıştır (AYM, 22/11/2022).

3. Uygulanan Somut Alternatif Tedbir Örnekleri

 Kararlarda idari gözetim yerine veya sonrasında uygulanan bildirim yükümlülüklerinin farklı periyotlarda somutlaştığı görülmektedir:

Haftalık Bildirim: Haftanın bir günü parmak izi, dört günü ıslak imza (Uyuşmazlık Mahkemesi, 2024/352 ) veya her hafta Cuma günü imza atma (AYM, 2/5/2019).

Aylık Bildirim: Her ay imza atma (Uyuşmazlık Mahkemesi, 2022/385 ) veya dört haftada bir kez imza/parmak izi verme (Uyuşmazlık Mahkemesi, 2023/625 ).

On Beş Günlük Bildirim: 15 günde bir imzaya gelme yükümlülüğü (AYM, 11/11/2015).

Adli Kontrol ile İkame: Bazı durumlarda idari gözetim sonrası “belirli bir ilçe sınırlarını terk etmemek” (AYM, 2/5/2019) veya “konutu terk etmeme” (AYM, 14/2/2024) gibi adli kontrol tedbirlerinin de alternatif olarak tartışıldığı görülmektedir.

4. Usul ve Görevli Yargı Yeri 

Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarına göre (2024/352 , 2022/385 , 2023/625 ), idari gözetime alternatif yükümlülük kararları “idari gözetim kararının devamı niteliğinde ve aynı amaçla” verildiği için bu kararlara karşı yapılacak itirazların ve kaldırma taleplerinin adli yargı (Sulh Ceza Hâkimliği) yerinde görülmesi gerekmektedir. YUKK md. 57/6 ve 57/A/5 hükümleri bu itiraz yolunu yasal güvenceye bağlamıştır.

5. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlam 

Aşağıdaki hususlar karar metinlerindeki sınırlı bilgileri tamamlayıcı nitelikte ikincil kaynaklar olarak not edilmiştir:

İzmir 2. Sulh Ceza Hâkimliği (2022/9071 ): İtiraz dilekçesinde yabancının Türkiye’de sabit ikametgahı olması, aile birliği ve suç kaydının bulunmaması gibi unsurlar vurgulanarak 57/A alternatiflerinin talep edildiği; mahkemenin ise gözetimi “orantısız” bularak kaldırdığı ve yükümlülük tayinini idarenin takdirine bıraktığı görülmektedir.

Muğla 2. Sulh Ceza Hâkimliği (AYM 30/7/2025): Küçük yaştaki çocukların üstün yararı, eşin Türk vatandaşı olması ve ikametgahın belirli olması durumlarında idari gözetimin amacına ulaştığı belirtilerek alternatif tedbirlerin uygulanabileceği ifade edilmiştir.

Sonuç ve Analiz: Yargı kararları, idari gözetim kararına karşı Sulh Ceza Hâkimliği’ne yapılacak başvurularda; yabancının sabit ikametgahı, ailevi durumu, sınır dışı işleminin önündeki engeller ve idarenin gerekçelerinin soyutluğu üzerinden YUKK md. 57/A’daki bildirim (imza) ve ikamet yükümlülüklerinin talep edilmesinin etkili bir yöntem olduğunu göstermektedir. Mahkemeler, özellikle “ölçülülük” ilkesi gereği, gözetimden beklenen kamu yararının daha hafif bir tedbirle sağlanabileceği durumlarda gözetimi kaldırma eğilimindedir.

Sık Sorulan Sorular

İdari gözetim yerine hangi alternatif tedbirler uygulanabilir?

YUKK 57/A kapsamında belirli adreste ikamet, haftalık veya aylık imza yükümlülüğü, parmak izi verme, teminat, elektronik izleme, geri dönüş danışmanlığı ve aile temelli geri dönüş gibi tedbirler uygulanabilir. Bu yükümlülükler idari gözetim yerine veya gözetimin kaldırılması sonrasında uygulanabilir.

Alternatif yükümlülük talebi hangi gerekçelere dayanmalıdır?

Mahkemeler, sabit ikametgahın bulunması, aile birliği, çocukların üstün yararı, sınır dışı işleminin uygulanamaması, somut delil eksikliği ve gözetim süresinin aşılması gibi unsurları dikkate almaktadır. Bu hususların somut belgelerle desteklenmesi alternatif tedbir talebinin kabulünü kolaylaştırmaktadır.

Ölçülülük ilkesi idari gözetim kararını nasıl etkiler?

İdari gözetim özgürlüğü kısıtlayan ağır bir tedbirdir ve son çare olarak uygulanmalıdır. Eğer bildirim yükümlülüğü veya belirli adreste ikamet gibi daha hafif tedbirlerle aynı kamu yararı sağlanabiliyorsa, gözetimin devamı ölçüsüz kabul edilebilir. Yargı kararları bu ilkeyi açıkça vurgulamaktadır.

Bildirim (imza) yükümlülüğü nasıl uygulanır?

Kararlarda haftalık, 15 günlük veya aylık periyotlarla imza atma veya parmak izi verme yükümlülüğü getirildiği görülmektedir. Bazı uygulamalarda haftanın belirli günlerinde imza, bazı durumlarda ise her ay belirli tarihte bildirim yapılması şeklinde düzenlemeler yapılmaktadır.

Sınır dışı işlemi uygulanamıyorsa idari gözetim kaldırılır mı?

Anayasa Mahkemesi’nin sınır dışı işlemini durdurma kararı gibi durumlarda gözetim amacını yitirebilir. Bu tür hallerde sulh ceza hâkimlikleri gözetimi kaldırarak alternatif yükümlülük uygulanmasına karar verebilmektedir.

Belirli adreste ikamet yükümlülüğü nedir, nasıl uygulanır?

Belirli adreste ikamet, idari gözetim yerine uygulanabilen bir tedbirdir; yabancı, sınır dışı işlemi sonuçlanıncaya kadar bildirdiği adreste kalmak zorundadır. Adres, İl Göç İdaresi’ne bildirilir; İl Müdürlüğü adresi sistemsel doğrulama ile teyit eder. Doğrulama sonrası genellikle kira sözleşmesi ya da kira yoksa yanında kalınacak kişinin yazılı kabul beyanı istenebilir; ancak adres zaten sistemden doğrulanabiliyorsa bu belgeler istenmeden de yükümlülük uygulanabilir. Adres bilgisi kolluğa iletilir ve kişinin adreste bulunup bulunmadığı mahalli tahkikat ile kontrol edilebilir. İl değiştirme istenirse yazılı başvuru gerekir; sağlık, eğitim, aile bağları, güvenlik riski gibi gerekçeler değerlendirilir.

“İmza atma / parmak izi / ses tanıma” ile bildirim yükümlülüğü nasıl işler?

Bildirimde bulunma, yabancının belirlenen aralıklarla İl Göç İdaresi’ne bildirim yapmasıdır. Uygulamada bildirim; ıslak imza, parmak izi doğrulama ve/veya ses tanıma yöntemleriyle yapılabilir (birisi veya birkaçı). Bildirim sıklığını İl Müdürlüğü kişiye özel belirler ve bu aralık bir ayı geçemez. Kişinin yaşı, engeli, uzak mesafe gibi durumlar dikkate alınarak daha makul bir sıklık belirlenmesi gerekir; amaç denetim sağlarken ölçüsüz bir külfet yaratmamaktır. Başka ilde bildirim için yazılı talep gerekir; bazı risk kategorilerinde ayrıca Başkanlık görüşü aranabilir.

Aile temelli geri dönüş yükümlülüğü kimler için mümkündür, şartları neler?

Bu yükümlülük, kişinin talebi üzerine uygulanabilen bir alternatiftir. Yabancı, sınır dışı edilinceye kadar Türkiye’de yasal olarak bulunan 1. veya 2. derece akrabası yanında kalır. Şartlar: (i) yazılı başvuru, (ii) akrabalık bağının resmî belgeyle ispatı (pasaport/kimlik vb.), (iii) yanında kalacak akrabaların yazılı muvafakati. Muvafakat veren aile bireyleri ayrıca yabancının süreçteki bazı masraflarına ilişkin taahhüt de üstlenebilir. Muvafakat yoksa bu tedbir uygulanamaz. Mantık şu: adres belirliliği sağlanırken, kişinin aile bağları kopmadan süreç yönetilir.

Geri dönüş danışmanlığı ne sağlar, yabancı açısından avantajı nedir?

Geri dönüş danışmanlığı, gönüllü dönüşü kolaylaştırmak için yabancıya hak ve yükümlülüklerini anlatan, menşe ülke/üçüncü ülkeye çıkış sürecini hazırlayan destek mekanizmasıdır. Belgelerin tespiti, temsilciliklerle koordinasyon, yol haritası oluşturma gibi işlemler bu kapsamda yürütülebilir. Süreçte yabancıya yazılı bilgilendirme yapılması beklenir. En kritik sınır: geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi—yani kişinin işkence, insanlık dışı muamele veya hayat/hürriyet tehdidi olan yere gönderilememesi. Bu yüzden danışmanlık yalnız “idari işlem” değil, aynı zamanda hak temelli bir güvence katmanı olarak değerlendirilir.

Kamu yararına gönüllü çalışma yükümlülüğü zorunlu mu, “angarya” olur mu?

Bu tedbirin ana şartı gönüllülüktür; kişi gönüllü değilse zaten bu yükümlülük mantıken işlememelidir. “Angarya/zorla çalıştırma” tartışmasının önüne geçen nokta da budur: rıza olmadan uygulanmaması gerekir. Uygulamada en büyük sorun, görevlerin ve usulün detaylı, öngörülebilir biçimde düzenlenmemesi; ayrıca dil/yetenek/uyum gibi sebeplerle yabancının uygun görev bulamaması ihtimalidir. Sağlıklı işlemesi için “kamuya yararlı görevler listesi”, görev yerinin denetimi ve gönüllülüğün açık tespiti gibi standartlar gerekir.

Teminat (güvence bedeli) nedir, yatırılınca idari gözetim kalkar mı, geri alınır mı?

Teminat, kişinin sınır dışı işlemi tamamlanıncaya kadar serbest kalabilmesi için belirlenen güvence bedelinin muhasebe hesabına yatırılmasıdır; dekont İl Göç İdaresi’ne teslim edilir ve kural olarak bu işlemle idari gözetim sonlandırılabilir. Teminat yatıran kişiye çoğunlukla ek bildirim yükümlülüğü de getirilir (denetim sürsün diye). Sınır dışı uygulanırsa veya sınır dışı kararı mahkemece iptal edilirse, teminat yazılı talep ve banka bilgisiyle iade edilir; ancak iade sırasında genellikle faiz işletilmez. Yükümlülüklere uyulmaz ya da ülkeden çıkış gerçekleşmezse teminat Hazineye gelir kaydedilebilir. Bazı risk gruplarında teminat uygulanamaz; ayrıca insan ticareti mağduriyeti ihtimaline karşı teminat sürecinde mülakat zorunluluğu gibi güvenlik adımları öngörülebilir.

Elektronik izleme “mobil uygulama” ve “elektronik kelepçe” farkı nedir, itiraz edilebilir mi?

Mobil uygulama ile takip: Kişinin telefonuna yüklenen uygulama üzerinden belirli aralıklarla konum/bildirim yapılır; daha “hafif” bir denetim modelidir. Bazı kişi grupları için (özellikle belirli güvenlik risk kategorileri) uygulanamayabilir. Kısa süreli il dışı seyahatlerde genellikle izin ve prosedür gerekir (örneğin 15 günü aşmayan seyahat mantığı).
Elektronik kelepçe: Daha ağır ve sürekli izleme sağlar; genellikle güvenlik riski daha yüksek görülen ve hakkında özel değerlendirme yapılan kişilerde gündeme gelir. Karar süreci çoğu kez merkezî değerlendirme/görüş mekanizmalarıyla yürür ve güvenlik-istihbarat görüşleri istenebilir.
İtiraz: Elektronik izleme kararına karşı kişi (veya avukatı/temsilcisi) sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Ancak başvuru çoğu durumda tedbiri otomatik durdurmaz; hâkim kararı çıkana kadar uygulama devam edebilir. Sonradan koşullar değişirse yeniden başvuru yapılabilir; kaldırılırsa yerine başka alternatif yükümlülükler uygulanabilir.

Neden Alternatif Yükümlülük Talebinde Uzman Avukat Desteği Gerekli?

YUKK 57/A kapsamında alternatif yükümlülük talebi, yalnızca idari gözetimin kaldırılmasını değil aynı zamanda özgürlüğün daha hafif tedbirlerle korunmasını hedefleyen teknik bir hukuki başvurudur. Sulh ceza hâkimliğine yapılacak başvurularda somut delillerin sunulması, aile birliği, sabit ikamet, ölçülülük ilkesi ve yargı içtihatlarının doğru şekilde dile getirilmesi önem taşımaktadır. Eksik veya yetersiz hazırlanmış başvurular, gözetimin devamına yol açabilmektedir.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli olarak idari gözetim kararlarının kaldırılması, alternatif yükümlülük talepleri, geri gönderme merkezi süreçleri ve sınır dışı işlemlerinin iptali konularında hukuki destek sunmaktadır. Büro; İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe ve Anadolu Yakası genelinde ve Tuzla Geri Gönderme Merkezi bünyesinde yabancılar hukuku alanında stratejik dava planlaması ve sulh ceza başvurularında temsil sağlamaktadır.

İdari gözetim ve alternatif tedbir süreçlerinde hak kaybı yaşanmaması için hukuki başvurunun uzman bir avukat tarafından hazırlanması önem taşımaktadır.

Read More

İdari Gözetim Kararına Nasıl İtiraz Edilir? (YUKK m.57 Sulh Ceza Başvurusu Rehberi)

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 57. maddesi kapsamında verilen idari gözetim kararlarına karşı sulh ceza hâkimliğine yapılacak başvurularda, kararın somut delile dayanmaması, usul güvencelerine uyulmaması, yabancının Türkiye’de sabit yaşam düzeninin bulunması, gözetim süresinin aşılması, alternatif tedbirlerin uygulanmaması ve yasal statünün göz ardı edilmesi gibi hukuki gerekçeler ileri sürülebilmektedir. Yargı kararları, idari gözetimin özgürlüğü kısıtlayan istisnai bir tedbir olduğunu ve yalnızca zorunlu durumlarda uygulanabileceğini göstermektedir.

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (YUKK) 57. maddesi uyarınca alınan idari gözetim kararlarına karşı sulh ceza hâkimliklerine yapılacak itirazlarda ileri sürülebilecek hukuki gerekçeler, yargı kararları ışığında aşağıda kategorize edilerek analiz edilmiştir:

1. Somut Delil Eksikliği ve Gerekçelerin Soyutluğu

İdari gözetim kararlarının temelini oluşturan “kamu güvenliği veya kamu düzeni açısından tehdit oluşturma” iddiasının somut verilerle desteklenmemesi en temel itiraz gerekçelerinden biridir.

Somut Örnekler: Edirne Sulh Ceza Hâkimliği (9/12/2014) ve İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği (16/3/2015), idari gözetim kararında kanun maddelerinin (YUKK md. 57/2) sadece soyut olarak tekrarlandığını, başvurucunun kamu güvenliğini tehlikeye attığına dair somut delil bulunmadığını belirterek gözetim kararlarını kaldırmıştır. Kırklareli Sulh Ceza Hâkimliği’nin bir kararında (17/8/2017), başvurucu hakkındaki “G-87 genel güvenlik kodu”nun gerekçelendirilmemesi ve terör örgütü üyeliğine dair dosyada delil bulunmaması salıverilme gerekçesi yapılmıştır.

2. Sabit İkametgâh, Aile Birliği ve Çocukların Üstün Yararı

Yabancının Türkiye’de yerleşik bir düzeninin olması, kaçma ve kaybolma riskinin bulunmadığını kanıtlayan güçlü bir hukuki gerekçedir.

Somut Örnekler: İzmir 2. Sulh Ceza Hâkimliği (1/11/2022), muterizin ailesiyle birlikte yaşadığı sabit bir ikametgâhının bulunmasını ve Türkiye’de bulunduğu sürece hakkında hiçbir adli/idari soruşturma açılmamasını tahliye gerekçesi saymıştır. Muğla 2. Sulh Ceza Hâkimliği (20/3/2020) ise başvurucunun eşi ve çocuklarının Türk vatandaşı olması, ikametgâhının belirli olması ve küçük yaştaki çocukların üstün yararı gözetilerek idari gözetimin amacına ulaştığına hükmetmiştir.

3. Usul Güvencelerine Aykırılık ve Periyodik Değerlendirme Eksikliği

YUKK md. 57 kapsamında idarenin uyması gereken usul kurallarının (aylık değerlendirme, bildirim, uzatma kararı) ihlali, gözetimin hukuka aykırılığını doğrudan ortaya koyar.

Somut Örnekler: Adana 4. Sulh Ceza Hâkimliği (8/9/2014) ve Adana 1. Sulh Ceza Hâkimliği (25/7/2014), idari gözetimin her ay düzenli olarak değerlendirilmemesini (zaruret değerlendirmesi) ve uzatma kararlarının yabancıya veya temsilcisine gerekçeli olarak bildirilmemesini iptal gerekçesi yapmıştır. İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği (2/10/2014) de “usulüne uygun idari gözetim kararı alınmadığı” tespitiyle gözetimi sonlandırmıştır.

4. İdari Gözetim Sürelerinin Aşılması

Kanunda öngörülen azami sürelerin (6 ay + 6 ay) aşılması veya uzatma için gerekli olan “yabancının iş birliği yapmaması” gibi şartların oluşmaması itirazlarda vurgulanmalıdır.

Somut Örnekler: İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği (29/7/2019), idari gözetimin 6 ayı geçemeyeceğini, uzatma için yabancının iş birliği yapmadığına dair somut gerekçe sunulamadığını belirterek gözetimi kaldırmıştır. Kırklareli Sulh Ceza Hâkimliği (17/8/2017), yabancının ülkesiyle ilgili doğru bilgi vermediğine dair dosyada veri bulunmadığı gerekçesiyle 6 aylık sürenin uzatılmasını hukuka aykırı bulmuştur.

5. Alternatif Yükümlülüklerin Önceliği (Ölçülülük İlkesi)

İdari gözetimin “son çare” olması gerektiği, aynı amaca daha az kısıtlayıcı tedbirlerle ulaşılabileceği savunulmalıdır.

Somut Örnekler: İzmir 2. Sulh Ceza Hâkimliği (1/11/2022), uluslararası insan hakları hukuku uyarınca idari gözetimin son çare olduğunu, YUKK md. 57/A’daki alternatif yükümlülüklerin (imza yükümlülüğü vb.) bu aşamada ölçülü olacağını belirterek gözetimi kaldırmıştır.

6. Yasal Statü ve Çalışma İzni

Yabancının Türkiye’ye yasal yollarla girmesi veya geçerli bir izninin bulunması gözetim kararını sakatlar.

Somut Örnekler: İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği (25/7/2014), başvurucunun ülkeye kanuna uygun girmesi ve geçerli bir çalışma izninin bulunması nedeniyle idari gözetimi kaldırmıştır. Ayrıca uluslararası koruma başvurusu sahibi olunması veya Suriye’deki iç savaş gibi insani nedenlerle sınır dışı edilemeyecek kişiler arasında bulunulması da (AYM 20/4/2020) dilekçelerde ileri sürülebilecek gerekçelerdir.

İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi olduğunda ek bağlam sağlamak amacıyla ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

İkincil Kaynak (Uyuşmazlık Mahkemesi & Danıştay): İdari gözetim kararının sulh ceza hâkimliğince kaldırılması durumunda, haksız tutulma nedeniyle idari yargıda tam yargı (tazminat) davası açılması mümkündür. Ancak tazminat taleplerinde görevli yargı kolu konusunda uyuşmazlıklar yaşanabilmektedir (Uyuşmazlık Mahkemesi 2022/225 ).

İkincil Kaynak (Yargıtay): İdari gözetim altında bulunmanın, yabancı uyruklu hükümlülerin denetimli serbestlik müdürlüğüne müracaat etmesini fiilen imkânsız kıldığı, bu durumun infaz süreçlerinde “geçerli mazeret” olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır (Yargıtay 1. CD, 2025/293 ).

İkincil Kaynak (AYM Genel İlkeler): Anayasa Mahkemesi, sulh ceza hâkimliklerinin itirazları incelerken “etkili bir yargısal denetim” yapması gerektiğini, idarenin hatalı sorgulamalarına (isim hatası vb.) dayanarak inceleme yapmamasının hak ihlali teşkil ettiğini belirtmiştir (AYM 21.01.2025). Ayrıca, 6458 sayılı Kanun öncesi dönemde idari gözetimin yasal dayanağının bulunmaması nedeniyle verilen ihlal kararları, bugünkü usul güvencelerinin (bildirim, avukata erişim, tercüman) önemini tarihsel bir emsal olarak pekiştirmektedir (AYM 21/1/2015).

Sık Sorulan Sorular

İdari gözetim kararına hangi gerekçelerle itiraz edilebilir?

İdari gözetim kararına karşı en temel itiraz gerekçeleri; kamu düzeni veya güvenliği tehdidine ilişkin somut delil bulunmaması, kaçma riskinin kanıtlanamaması, sabit ikametgâhın varlığı, aile birliği, usul kurallarına uyulmaması, idari gözetim süresinin aşılması, alternatif yükümlülüklerin uygulanmaması ve yabancının yasal statüsünün göz ardı edilmesi gibi hususlardır. Sulh ceza hâkimlikleri kararlarında bu unsurların bulunmaması halinde idari gözetimin kaldırılmasına hükmedilebilmektedi

İdari gözetim kararının somut delile dayanmaması tahliye sebebi midir?

Yargı kararlarında, idari gözetim kararında yalnızca kanun maddelerinin tekrar edilmesi ve yabancının kamu güvenliğine tehdit oluşturduğuna ilişkin somut verilerin bulunmaması hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmektedir. Özellikle G-87 gibi tahdit kodlarının gerekçelendirilmemesi veya dosyada suç isnadını destekleyen delil bulunmaması gözetimin kaldırılmasına yol açabilmektedir.

Türkiye’de aile ve sabit adres bulunması idari gözetimi kaldırır mı?

Yabancının Türkiye’de sabit bir ikametgâhının bulunması, ailesiyle birlikte yaşaması veya eş ve çocuklarının Türk vatandaşı olması kaçma riskinin bulunmadığını gösteren önemli bir hukuki kriterdir. Sulh ceza hâkimlikleri, aile birliği ve çocukların üstün yararı ilkesi gereği idari gözetimin amacına ulaştığını değerlendirerek tahliye kararı verebilmektedir.

İdari gözetim süresi ne kadar olabilir ve süre aşılırsa ne olur?

YUKK kapsamında idari gözetim süresi kural olarak 6 ay ile sınırlıdır ve yalnızca yabancının iş birliği yapmaması gibi durumlarda en fazla 6 ay daha uzatılabilir. Uzatma gerekçesinin somut olarak ortaya konulmaması veya azami sürenin aşılması halinde sulh ceza hâkimliği tarafından idari gözetimin kaldırılması mümkündür.

İdari gözetim yerine alternatif yükümlülükler uygulanabilir mi?

İdari gözetim son çare olarak uygulanması gereken bir tedbirdir. İmza yükümlülüğü, belirli adreste ikamet, teminat veya bildirim yükümlülüğü gibi alternatif tedbirlerle aynı amaca ulaşılabilecek durumlarda gözetimin ölçüsüz olduğu ileri sürülebilir. Yargı kararları, ölçülülük ilkesi gereği alternatif yükümlülüklerin öncelikli değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir.

Yasal giriş, çalışma izni veya uluslararası koruma başvurusu idari gözetimi etkiler mi?

Yabancının Türkiye’ye yasal yollarla giriş yapmış olması, geçerli çalışma izninin bulunması veya uluslararası koruma başvuru sahibi olması idari gözetim kararının hukuka uygunluğunu doğrudan etkileyen unsurlardır. Ayrıca sınır dışı edilmesi mümkün olmayan kişiler bakımından idari gözetim tedbirinin devamı hukuki denetime tabi tutulmaktadır.

Neden İdari Gözetim Sürecinde Uzman Avukat Desteği Gerekli?

İdari gözetim kararlarına karşı yapılacak başvurular kısa süreli ve teknik hukuki değerlendirme gerektiren süreçlerdir. Sulh ceza hâkimliğine yapılacak itirazlarda somut delil eksikliği, usul hataları, ölçülülük ilkesi, uluslararası koruma statüsü ve tahdit kodları gibi birçok hukuki unsurun birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Yanlış veya eksik başvurular özgürlüğün kısıtlanmasına yol açan sürecin uzamasına neden olabilmektedir.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli olarak yabancılar hukuku, idari gözetim kararlarına itiraz, geri gönderme merkezi süreçleri, sınır dışı işlemlerinin iptali ve tahdit kodlarının kaldırılması konularında profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Büro; İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe ve Anadolu Yakası genelinde idari gözetim süreçlerinde stratejik hukuki temsil sağlamaktadır.

İdari gözetim gibi özgürlüğü doğrudan etkileyen süreçlerde hak kaybı yaşanmaması için hukuki sürecin uzman avukat tarafından yürütülmesi önem taşımaktadır.

Read More