Boşanırken Bu Hatayı Yaparsanız Malınızı Kaybedebilirsiniz. Anlaşmalı Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?“ Hak Talebim Yoktur” Demek Sonradan Dava Açmayı Engeller mi?

Anlaşmalı boşanmada “hak talebim yoktur” demek her zaman mal paylaşımından vazgeçildiği anlamına gelmez. Protokolde mal rejimi tasfiyesi açıkça düzenlenmemişse, eşler sonradan katılma alacağı veya katkı payı davası açabilir.

1. Anlaşmalı Boşanmada Mal Paylaşımının Hukuki Niteliği ve Usulü

Yargıtay kararlarına göre, anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı (mal rejiminin tasfiyesi), boşanmanın fer’î (eki) niteliğinde bir konu değildir. Bu nedenle, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için tarafların mal rejimi konusunda anlaşmış olmaları zorunlu bir unsur değildir. Eşler, mal rejiminin tasfiyesini boşanma süreciyle birlikte yapabilecekleri gibi, bu haklarını zamanaşımı süresi içinde ayrı bir dava konusu da yapabilirler (Yargıtay HGK-2019/335 K, 8. HD-2016/16216 K).

Ancak taraflar mal paylaşımı konusunda bir mutabakata varmışlarsa, bu anlaşmanın geçerli olabilmesi için şu usuli şartlar aranmaktadır:

Protokol ve Onay: Mal paylaşımına ilişkin hükümlerin boşanma protokolünde yer alması veya duruşma tutanağına imzalı beyan olarak geçirilmesi gerekir. Bu anlaşmanın hakim tarafından uygun bulunarak onaylanması ve hüküm fıkrasına geçirilmesi bağlayıcılık için esastır (Yargıtay 2. HD-2023/1061, 8. HD-2014/9610 K).

Hakim Müdahalesi: Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini gözeterek protokolde gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir; bu değişikliklerin taraflarca kabulü halinde boşanmaya ve tasfiyeye hükmedilir (Yargıtay 2. HD-2013/26214 ).

2. Mal Paylaşımında Dikkat Edilmesi Gereken Kritik Hususlar

Yargıtay, mal paylaşımı anlaşmalarının geçerliliği ve sonradan dava açılmasını engellemesi için belirli kriterler aramaktadır:

Açıklık ve Belirlilik İlkesi: Anlaşma metni “hiçbir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta” olmalıdır. Soyut, muğlak, her anlama gelebilen veya müphem ifadeler (örneğin; “başkaca maddi talebim yoktur”) mal rejiminin tasfiyesini kapsamaz. Tasfiyeye konu olan taşınmaz, araç, şirket hissesi veya ziynet eşyası gibi unsurların “tek tek ve ismen” sayılması gerekmektedir (Yargıtay HGK-2019/335 K, 8. HD-2012/3587 K, 8. HD-2013/827 K).

Şarta Bağlı Olmama: Mal paylaşımına ilişkin feragat veya kabuller koşula bağlı yapılamaz. Örneğin, bir taşınmazın bedelinin ödenmesinin emeklilik gibi bir şarta bağlanması, uyuşmazlığı nihai olarak sona erdirmediği için geçersiz kabul edilmektedir (Yargıtay 2. HD-2013/26214 

İrade Sakatlığı ve Hile: Protokolün serbest iradeyle imzalanmış olması gerekir. Aldatma (hile), korkutma veya yanılma gibi irade fesadı hallerinin ispatlanması durumunda protokol geçersiz sayılabilir. Ancak ağır depresyon tedavisi gibi durumlar tek başına irade fesadı için yeterli görülmemiştir (Yargıtay 2. HD-2023/1061 , 2. HD-2022/10165 

Dürüstlük Kuralı: Protokolde mal rejimini tasfiye ettiğini beyan eden ve bu beyanı mahkemece onaylanan tarafın, sonradan aynı konuda dava açması “dürüstlük kuralına aykırılık” ve “hakkın kötüye kullanılması” olarak değerlendirilmektedir (Yargıtay 2. HD-2023/2541 , 2. HD-2022/10165 

3. Mali Taleplerden Vazgeçmenin (Feragat) Geçerliliği

Mali taleplerden vazgeçme, belirli şartlar altında kesin hüküm teşkil eder ve bağlayıcıdır:

Mahkeme İçi İkrar: Tarafların duruşmada “katkı payı, katılma alacağı ve mal paylaşımı talebimiz yoktur” şeklindeki imzalı beyanları mahkeme içi ikrar niteliğindedir ve tarafları bağlar (Yargıtay 2. HD-2022/10165 K 2. HD-2023/4621 K).

Kapsam Sınırlaması: “Maddi ve manevi tazminat talebim yoktur” şeklindeki genel ifadeler kural olarak sadece boşanmanın fer’îlerini kapsar; mal rejiminden kaynaklanan (katılma alacağı, değer artış payı) hakları kapsamaz. Mal rejiminden feragat için “katkı payı, katılma alacağı veya mal rejiminden kaynaklı haklar” ibarelerinin açıkça geçmesi şarttır (Yargıtay 8. HD-2013/827, 2. HD-2023/1441.

Doğmayan Haktan Feragat: Bazı kararlarda “doğmayan haktan feragat olmaz” ilkesi uyarınca, boşanma kesinleşmeden önce henüz doğmamış olan katılma alacağından peşinen vazgeçilemeyeceği belirtilse de; protokolün mahkemece onaylanması ve kesinleşmesi durumunda bu feragatlerin geçerli olduğu ve dava hakkını sona erdirdiği baskın görüş olarak uygulanmaktadır (Yargıtay 8. HD-2013/9389 Kaynak, 2. HD-2022/9474 

Ziynet Eşyaları: Protokolde ziynet eşyalarına ilişkin açık bir düzenleme bulunmaması veya “ziynet konusunda karar verilmesine yer olmadığına” dair muğlak hükümler kurulması, sonradan ziynet alacağı davası açılmasına engel teşkil etmeyebilir (Yargıtay 2. HD-2024/8560 ).

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya özel durumlar olarak yer almakta olup ikincil kaynak niteliğindedir:

Boşanma Sonrası Mutabakatlar: Boşanma kesinleştikten sonra noter huzurunda yapılan “Boşanma Sonrası Mutabakatı” gibi sözleşmeler, mal rejimi tasfiyesi açısından bağlayıcı kabul edilmektedir. Ancak bu tür belgelerde yer alan genel feragatlerin, çeyiz senedi gibi özel alacakları kapsayıp kapsamadığı mahkemece detaylıca incelenmelidir (Yargıtay 2. HD-2021/5390 K).

Ticari Varlıklar ve Şirket Hisseleri: Boşanma protokolündeki genel mal rejimi feragatleri, şirket hisselerinin devri veya ticari kâr payı alacaklarını her zaman otomatik olarak kapsamayabilir. Özellikle hisse devirlerinin noter onaylı yazılı sözleşme (TTK m.520) gibi şekil şartlarına uygun yapılması gerektiği, aksi halde protokolün bu kısımlarının geçersiz sayılabileceği vurgulanmaktadır (İstanbul 10. ATM-2022/47 K, İstanbul Anadolu 4. ATM-2023/219 K

Kadastro Öncesi Haklar: Boşanma protokolündeki geniş kapsamlı feragatlerin, miras yoluyla intikal eden ve kadastro öncesi nedenlere dayalı tapu iptal tescil davalarını kapsamadığı kabul edilmiştir (Yargıtay 1. HD-2021/4524 

Sonuç olarak; anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı yapılacaksa, tüm taşınır ve taşınmaz varlıkların protokolde tek tek belirtilmesi, “mal rejimi tasfiyesi, katkı payı ve katılma alacağı” kavramlarının açıkça kullanılarak feragat edilmesi ve bu protokolün mahkeme hükmüne esas alınması, tarafların hukuki güvenliği açısından elzemdir.

Sıkça Sorulan Sorular

Anlaşmalı boşanmada “hak talebim yoktur” demek sonradan mal paylaşımı davası açmayı engeller mi?

Hayır, her zaman engellemez. Bu ifade tek başına mal paylaşımını kapsamaz. Protokolde mal rejimi açıkça düzenlenmemişse sonradan dava açılabilir. Yargıtay’a göre anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan “başkaca maddi ve manevi talebim yoktur” şeklindeki genel ifadeler, mal rejiminin tasfiyesini (mal paylaşımını) otomatik olarak kapsamaz. Çünkü mal paylaşımı, boşanmanın fer’i (ek sonucu) değildir. Eğer protokolde mal paylaşımı açık, net ve tereddütsüz şekilde düzenlenmemişse, taraflar sonradan edinilmiş mallara katılma alacağı davası açabilir. Yani soyut ve genel ifadeler, mal paylaşımı hakkından feragat anlamına gelmez.

Anlaşmalı boşanma protokolünde mal paylaşımı yapılmadıysa sonradan dava açılabilir mi?

Evet, açılabilir. Mal rejiminin tasfiyesi boşanmanın zorunlu bir parçası değildir. Taraflar isterlerse boşanma sırasında mal paylaşımı yapabilir, isterlerse bu konuyu daha sonra ayrı bir dava ile ileri sürebilirler. Ancak önemli bir nokta vardır:
Eğer protokolde mal paylaşımı açık ve kesin şekilde düzenlenmiş veya bu haktan açıkça feragat edilmişse, sonradan dava açılması mümkün olmaz. Buna karşılık, somut olayda olduğu gibi muğlak ve genel ifadeler içeren protokoller, mal paylaşımı davasına engel teşkil etmez.

Eşin malvarlığı hakkında yanlış bilgi verilmesi (hile) mal paylaşımı davasını yeniden açma hakkı verir mi?

Evet, verir. Eğer bir eş, malvarlığına ilişkin gerçek dışı bilgi vererek diğer eşin iradesini sakatlamışsa, bu durum “hile” olarak kabul edilir.
Bu durumda: Yapılan protokol geçersiz sayılır. Feragat hükümleri uygulanmaz.
Taraf, yeniden mal rejimi tasfiyesi (katılma alacağı) davası açabilir
Yargıtay, somut olayda davalının şirket hisselerini daha önce devretmesine rağmen aksi yönde beyanda bulunmasını hile olarak kabul etmiş ve davacının dava açma hakkını korumuştur.

“Mal talebim yoktur” yazan protokol varken sonradan mal paylaşımı davası açılabilir mi?

Evet, açılabilir. Somut olayda taraflar anlaşmalı boşanmış ve protokolde yalnızca “mal talebim yoktur” şeklinde genel bir ifade yer almıştır. Ancak bu ifade, evlilik içinde edinilen taşınmazın paylaşımını açık ve ayrıntılı şekilde düzenlemediği için Yargıtay, bu tür genel ibarelerin mal rejimi tasfiyesini kapsamayacağını kabul etmiştir.
Bu nedenle davacının, taşınmazın edinilmesine katkı sağladığını ileri sürerek sonradan katkı payı alacağı davası açabileceğine hükmedilmiştir.

Boşanırken “mal talebim yoktur” dedim ama eşimin adına alınan ev için sonradan dava açabilir miyim?

Evet, açabilirsiniz. Somut olayda eşler boşanırken protokole sadece “mal talebim yoktur” yazmış, ancak evlilik içinde alınan konutun kime ait olacağı veya nasıl paylaşılacağı açıkça düzenlenmemiştir. Daha sonra kadın eş, bu evin alınmasına kendi kazancı ve ailesinden gelen para ile katkı sağladığını ileri sürerek dava açmıştır.
Yargıtay, protokolde sadece genel bir ifade bulunmasının yeterli olmadığını, mal paylaşımına ilişkin açık ve ayrıntılı düzenleme yapılmadıkça bu haktan vazgeçilmiş sayılmayacağını belirterek davanın incelenmesi gerektiğine karar vermiştir.

Anlaşmalı boşanma protokolünde feragat (haklardan vazgeçme) şarta bağlı olabilir mi?

Hayır, olamaz. Somut olayda taraflar, boşanma sonrası mal rejimine ilişkin bir protokol imzalamış; bu protokolde davalı eş, sahip olduğu şirket hisselerinin ileride satılması halinde belirli bir ödeme yapacağını taahhüt etmiştir. Ancak daha sonra bu hisselerin protokol tarihinden önce devredilmiş olduğu ortaya çıkmış ve davacının bu durumu bilmeden protokolü imzaladığı anlaşılmıştır. Yargıtay, bu durumda feragat beyanının hem şarta bağlı olması hem de hile ile sakatlanmış olması nedeniyle geçerli kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Feragat beyanının geçerli olabilmesi için açık, kesin ve şartsız olması gerekir. Bu nedenle somut olayda, davacının mal rejiminden kaynaklanan haklarını talep etmesinin önünde bir engel bulunmadığı kabul edilmiştir.

Eşin malvarlığı hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunması (hile) boşanma sonrası yapılan protokolü geçersiz kılar mı?

Evet, kılabilir. Somut olayda davalı eş, 04.10.2018 tarihli protokolde şirket hisselerinin ileride satılması halinde davacıya ödeme yapacağını taahhüt etmiş; ancak gerçekte bu hisselerin protokol tarihinden yaklaşık 1 yıl önce devredilmiş olduğu anlaşılmıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2023/1061 E., 2023/2206 K. kararında, davalının bu gerçeği bilmesine rağmen aksi yönde beyanda bulunarak davacıyı sözleşme yapmaya yönlendirdiği, yani kasten aldatma (hile) bulunduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle Yargıtay, davacının iradesinin sakatlandığını ve bu protokolün hile nedeniyle geçersiz olduğunu belirterek, mal rejiminden kaynaklanan hakların yeniden talep edilebileceğine hükmetmiştir.

Anlaşmalı boşanmada açıkça “katkı payı talebim yoktur” diyen eşin, uzun süre sonra mal paylaşımı davası açması dürüstlük kuralına aykırı mıdır?

Evet, somut olaya göre aykırı sayılabilir. Somut olayda taraflar anlaşmalı boşanma sırasında duruşmada açıkça “katkı payı talebimiz yoktur” şeklinde beyan vermiş ve bu beyan mahkeme huzurunda imza altına alınmıştır. Boşanma kararı da bu irade doğrultusunda kesinleşmiştir.
Buna rağmen davacı eş, uzun süre sessiz kaldıktan sonra ve zamanaşımı süresinin dolmasına çok kısa bir süre kala katkı payı alacağı davası açmıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2022/10165 E., 2024/2453 K. kararında, bu davranışın dürüstlük kuralına ve ahde vefa ilkesine aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Yargıtay, tarafların boşanma sırasında mal rejimini tasfiye ettiklerinin kabul edilmesi gerektiğini ve sonradan açılan davanın bu yönüyle hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu belirtmiştir. Sonuç olarak, boşanma sırasında açık irade beyanı ile haklardan vazgeçilmişse ve uzun süre sonra bu beyanla çelişen şekilde dava açılıyorsa, bu durum dürüstlük kuralına aykırı kabul edilebilir.

Anlaşmalı boşanma duruşmasında “mal ve katkı payı talebim yoktur” demek mahkeme içi ikrar sayılır mı ve sonradan dava açmayı engeller mi?

Evet, sayılır ve çoğu durumda dava açmayı engeller. Somut olayda taraflar, boşanma duruşmasında mahkeme huzurunda “nafaka, tazminat ve katkı payı talebimiz yoktur” şeklinde açık beyanda bulunmuş ve bu beyan duruşma tutanağına geçirilerek imza altına alınmıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2022/10165 E., 2024/2453 K. kararında, bu beyanın mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu ve tarafları bağladığı kabul edilmiştir. Bu nedenle, boşanma sonrasında açılan katkı payı alacağı davası reddedilmiştir. Yargıtay’a göre, mahkeme huzurunda verilen bu tür açık ve kesin beyanlar, sonradan aksi yönde talepte bulunulmasını engelleyebilir; ancak bunun istisnası, irade sakatlığı (hile, korkutma vb.) gibi durumların ispat edilmesidir.

Anlaşmalı boşanmada “maddi ve manevi tazminat talebim yoktur” demek mal paylaşımı (katılma alacağı) hakkından da vazgeçmek anlamına gelir mi?

Hayır, gelmez. Somut olayda davacı eş, boşanma sürecinde “herhangi bir maddi ve manevi tazminat talebim yoktur, mal paylaşımıyla ilgili isteğim yoktur” şeklinde genel ifadeler kullanmıştır. Buna dayanılarak dava reddedilmiş; ancak Yargıtay bu değerlendirmeyi hatalı bulmuştur. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2013/827 E., 2013/12674 K. kararında, bu tür genel ifadelerin kural olarak sadece boşanmanın fer’îlerini (tazminat, nafaka vb.) kapsadığı, mal rejiminden doğan hakları (katılma alacağı, değer artış payı gibi) kapsamayacağı açıkça belirtilmiştir. Yargıtay’a göre, mal rejiminden feragatın geçerli olabilmesi için protokolde “katılma alacağı, katkı payı, mal rejiminden kaynaklanan haklar” gibi ibarelerin açık, net ve tereddütsüz şekilde yer alması gerekir. Aksi halde, genel ve muğlak ifadeler mal paylaşımı hakkından vazgeçildiği anlamına gelmez ve eş sonradan dava açabilir.

Anlaşmalı boşanma sırasında “mal talebim yoktur” demek, henüz doğmamış mal paylaşımı (katılma alacağı) hakkından feragat anlamına gelir mi?

Hayır, gelmez. Somut olayda taraflar boşanma sürecinde “evlilikte edinilen malları paylaştık, sonradan talepte bulunmayacağız” ve “mal paylaşımına ilişkin anlaşmazlık yoktur” şeklinde beyanlarda bulunmuşlardır. Ancak bu beyanlar verildiği sırada boşanma henüz kesinleşmemiş, dolayısıyla mal rejimi tasfiyesi yapılmamış ve katılma alacağı hakkı henüz doğmamıştır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2013/9389 E., 2014/4769 K. kararında açıkça vurgulandığı üzere, katılma alacağı ancak mal rejiminin tasfiyesi ile birlikte doğan bir haktır. Bu nedenle henüz doğmamış bir haktan önceden feragat edilmesi hukuken mümkün değildir. Yargıtay, “doğmayan haktan feragat olmaz” ilkesi gereği, boşanma sırasında yapılan bu tür genel ve erken beyanların mal rejiminden doğacak hakları ortadan kaldırmayacağını kabul etmiştir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Anlaşmalı boşanma her ne kadar “kolay” bir süreç gibi görünse de, özellikle mal paylaşımı (mal rejiminin tasfiyesi) açısından ciddi hukuki riskler barındırır. Yargıtay kararları da açıkça göstermektedir ki; protokolde kullanılan tek bir ifade dahi, tarafların yıllar sonra hak kaybı yaşamasına veya yeniden dava açmasına neden olabilmektedir.

Bu noktada uzman bir tuzla boşanma avukatı veya istanbul boşanma avukatı desteği alınması şu nedenlerle kritik öneme sahiptir: 1. Hak Kaybının Önlenmesi
“Mal talebim yoktur” gibi genel ifadeler çoğu zaman mal paylaşımını kapsamaz. Ancak yanlış veya eksik yazılmış bir protokol, ileride telafisi zor sonuçlar doğurabilir. Uzman avukat, protokolü açık, net ve Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde düzenler. 2. Protokolün Geçerliliğinin Sağlanması
Mal paylaşımına ilişkin hükümlerin bağlayıcı olabilmesi için;

Açık ve tereddütsüz olması

Hâkim tarafından onaylanması

Hüküm fıkrasına geçirilmesi gibi teknik şartlar gerekir. Bu detaylar çoğu kişi tarafından bilinmez. 3. Sonradan Dava Riskinin Yönetilmesi
Eksik veya muğlak protokoller, boşanma sonrasında katılma alacağı, katkı payı, ziynet alacağı gibi davaların açılmasına yol açabilir. Uzman bir avukat, bu riskleri en baştan ortadan kaldırır. 4. İrade Sakatlığı ve Hile Riskine Karşı Koruma Taraflardan birinin malvarlığını gizlemesi, yanlış bilgi vermesi veya baskı oluşturması durumunda protokol geçersiz hale gelebilir. Bu tür durumların tespiti ve önlenmesi profesyonel hukuki bilgi gerektirir. 5. Dürüstlük Kuralına Uygunluk ve Strateji
Yargıtay, bazı durumlarda sonradan açılan davaları “dürüstlük kuralına aykırılık” gerekçesiyle reddetmektedir. Sürecin doğru yönetilmesi, ileride bu tür risklerle karşılaşmamak açısından önemlidir.

Bu nedenle anlaşmalı boşanma sürecinde, özellikle mal paylaşımı gibi teknik ve kritik bir konuda, alanında deneyimli bir hukuk bürosundan destek almak en sağlıklı yoldur. Bu kapsamda 2M Hukuk Avukatlık Ofisi gibi uzman ekiplerle çalışmak, sürecin hem güvenli hem de hak kaybı yaşanmadan tamamlanmasını sağlar.

Read More

Deport (Sınır Dışı) Kararı Nedir? 7 Günlük Dava Süresi, Geri Gönderme Merkezi Süreci ve İptal Yolları (İstanbul Deport Avukatı & Tuzla Geri Gönderme Avukatı Rehberi)

Bu çalışma, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) mevzuat bilgi notu ve ilgili yargı kararları çerçevesinde, sınır dışı etme (deport) kararı, iptal usulleri, idari gözetim, giriş yasağı ve yabancıların hukuki haklarına ilişkin kapsamlı bir analiz sunmaktadır.

1. Deport (Sınır Dışı Etme) Kararı Nedir?

Sınır dışı etme kararı, Türkiye’de bulunması mevzuata aykırı görülen veya kamu düzeni/güvenliği açısından sakıncalı bulunan yabancıların; menşe ülkesine, transit gideceği ülkeye veya üçüncü bir ülkeye gönderilmesini sağlayan idari bir işlemdir (YUKK md. 52). Karar, Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün talimatı üzerine veya valiliklerce resen alınır (YUKK md. 53/1). Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarında da vurgulandığı üzere, yabancıların ülkeye girişleri, ikametleri ve ülkeden çıkarılmaları uluslararası hukukta devletin egemenlik yetkisi kapsamında kabul edilmektedir (AYM 7/9/2021).

2. Hangi Durumlarda Deport Kararı Verilir?

YUKK md. 54 uyarınca sınır dışı etme kararı verilecek haller kanunda tahdidi olarak sayılmış olup, yargı kararlarına yansıyan başlıca durumlar şunlardır:

Terör ve Suç Örgütü Bağlantısı ile Kamu Güvenliği: Terör örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar ile kamu düzeni/güvenliği tehdidi oluşturanlar hakkında karar verilir. Yargı kararlarında DEAŞ terör örgütü bağlantısı (AYM 15/2/2023, AYM 27/1/2021), Interpol kırmızı bülteni ve uyuşturucu ticareti suçlamaları (Danıştay 10. Daire 2023/4836 ) ile alkollü araç kullanarak trafik güvenliğini tehlikeye sokma (AYM 4/10/2023) gibi durumlar bu kapsamda değerlendirilmiştir.

Vize, İkamet ve Giriş-Çıkış İhlalleri: Vize veya ikamet süresini 10 günden fazla aşanlar, ikamet izni uzatma başvurusu reddedilip 10 gün içinde çıkmayanlar (Danıştay 10. Daire 2023/6291 ) ve Türkiye’ye yasa dışı yollarla giren veya çıkanlar (İzmir 1. İdare Mahkemesi 2020/535 , AYM 21.01.2025) hakkında sınır dışı kararı tesis edilmektedir.

Sahte Belge Kullanımı: Giriş ve vize işlemlerinde sahte belge kullananlar (Örn: sahte Güney Afrika vizesi şüphesi – İstanbul BİM 10. İDD 2019/496 ).

Uluslararası Koruma Başvurusunun Reddi/Geri Çekilmesi: Başvurusu reddedilenler veya bildirim (imza) yükümlülüğünü üst üste üç kez ihlal ettiği için başvurusu geri çekilmiş sayılanlar (Kırıkkale İdare Mahkemesi 2020/359 , AYM 11/3/2020).

3. Deport Kararına Karşı Dava ve 7 Günlük Süre

Sınır dışı etme kararları yargısal denetime tabidir.

Dava Açma Süresi: YUKK md. 53/3 uyarınca, yabancı veya yasal temsilcisi/avukatı, kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde idare mahkemesine iptal davası açabilir. (Not: Eski düzenlemelerde ve 2019 öncesi yargı kararlarında bu süre 15 gün olarak geçmekte olup, 7196 sayılı Kanun ile 7 güne düşürülmüştür – AYM 15/3/2022, AYM 23/2/2022).

Yargılama Süresi ve Kesinlik: İdare mahkemesi başvuruyu 15 gün içinde sonuçlandırır. Mahkemenin verdiği karar kesindir; istinaf veya temyiz yolu kapalıdır (Danıştay 10. Daire 2016/83 ).

Otomatik Durdurma Etkisi: Dava açılması, yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, yargılama sonuçlanıncaya kadar sınır dışı etme işlemini kendiliğinden durdurur. AYM kararlarında, 7196 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası iptal davasının otomatik durdurma etkisi sağlamasının “etkili bir başvuru yolu” oluşturduğu vurgulanmıştır (AYM 15/3/2022).

4. İdari Gözetim ve Geri Gönderme Merkezleri (GGM)

Hakkında sınır dışı kararı alınanlardan; kaçma riski bulunan, giriş-çıkış kurallarını ihlal eden veya kamu güvenliği tehdidi oluşturanlar valilik kararıyla idari gözetim altına alınarak Geri Gönderme Merkezlerinde (GGM) tutulurlar (YUKK md. 57 ve 58).

Süre: İdari gözetim süresi en fazla 6 aydır. Yabancının iş birliği yapmaması halinde bu süre en fazla 6 ay daha uzatılabilir (Toplam azami 1 yıl) (AYM 27/1/2021).

İtiraz Yolu: İdari gözetim kararına karşı Sulh Ceza Hâkimliğine başvurulabilir. Hâkim incelemeyi 5 gün içinde sonuçlandırır ve karar kesindir. Yargı kararlarında, tahdit kaydı bulunmayan kişilerin itiraz üzerine serbest bırakıldığı örnekler mevcuttur (AYM 21.01.2025).

Tazminat Hakkı: İdari gözetimin hukuka aykırı olduğu durumlarda (örneğin sulh ceza hâkimliğince iptal edilmesi), yabancının idari yargıda tam yargı davası açarak tazminat talep etme hakkı bulunmaktadır (AYM 21.01.2025, AYM 27/1/2021).

Alternatif Yükümlülükler: İdari gözetim yerine belirli adreste ikamet etme veya bildirimde bulunma gibi alternatif yükümlülükler getirilebilir (YUKK md. 57/A).

5. Türkiye’ye Giriş Yasağı

Sınır dışı edilen yabancılar hakkında valilik veya Göç İdaresi Genel Müdürlüğünce giriş yasağı kararı alınır (YUKK md. 9). Kural olarak en fazla 5 yıl olan bu süre, ciddi güvenlik tehditlerinde 15 yıla kadar çıkabilir.

Tahdit Kodları: Uygulamada giriş yasakları tahdit kodları ile işlenmektedir. Örneğin, genel güvenlik tehdidi için “G-87” kodu (AYM 15/2/2023), vize ihlalleri için “Ç-113” veya “Ç-120″ kodları kullanılmaktadır.

Ölçülülük İlkesi: Danıştay 10. Daire (2016/15371 ) kararında, vize ihlalinde bulunup idareyi bilgilendirerek ülkeden çıkmak isteyen bir yabancıya en fazla 1 yıl giriş yasağı uygulanması gerekirken, tebligat yapılmaksızın 5 yıl süreyle giriş yasağı konulması hukuka aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

Hakkında giriş yasağı bulunmasına rağmen Türkiye’ye girenler doğrudan sınır dışı etme sebebidir (YUKK md. 54/1-ı).

6. Yabancıların Hukuki Hakları ve Sınır Dışı Edilemeyecekler

Yabancıların temel hakları Anayasa (md. 16, md. 17) ve uluslararası sözleşmelerle güvence altındadır.

Geri Gönderme Yasağı (Non-refoulement): YUKK md. 4 ve md. 55 uyarınca, yabancı md. 54 kapsamında (terör, kamu güvenliği vb.) olsa dahi; gideceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye veya onur kırıcı muameleye maruz kalacağına dair ciddi emare bulunanlar sınır dışı edilemez. Yargı kararlarında, idarenin menşe ülke koşullarını (örneğin Afganistan veya Suriye’deki çatışma ve zulüm riskini) bireyselleştirilmiş bir şekilde araştırmadan verdiği deport kararları hukuka aykırı bulunarak iptal edilmiştir (Edirne İdare Mahkemesi 2021/1492 , İzmir 1. İdare Mahkemesi 2020/469 , Zonguldak İdare Mahkemesi 2021/880 ).

Refakatsiz Çocuklar: Çocuğun yüksek yararı esastır. Yaş tespiti tereddüdü olan durumlarda kapsamlı fiziksel ve psikolojik değerlendirme yapılmadan reşit kabul edilerek sınır dışı işlemi tesis edilmesi hukuka aykırıdır (Kocaeli 1. İdare Mahkemesi 2022/45 ).

Bilgilendirme ve Adli Yardım: Sınır dışı kararı tebliğ edilirken yabancıya anladığı dilde itiraz usulleri ve süreleri bildirilmelidir (AYM 02.07.2025). Avukat tutma imkânı olmayanlara, karşılıklılık şartı aranmaksızın adli yardım kapsamında avukat sağlanması talep edilebilir (AYM 14.10.2025).

7. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Bulgular

Karar metinlerinde sınırlı bilgi sunan ikincil kaynaklar incelendiğinde şu ek bağlamlar tespit edilmiştir:

Tebligat ve Süre Aşımı Sorunları: AYM’nin Keremu Asimuguli (17.07.2025) ve Majid Yarizadeh (26/5/2021) kararlarında, yabancıların MERNİS adreslerinin bulunmaması veya tebligat sorunları nedeniyle idare mahkemelerinde açılan iptal davalarının süre aşımı veya açılmamış sayılma gerekçeleriyle reddedildiği görülmüştür. Her iki vakada da idare sonradan sınır dışı işlemlerini geri almış ve AYM güncel mağduriyet kalmadığından başvuruları düşürmüştür.

Yetki Uyuşmazlıkları: Danıştay 10. Daire (2024/3653 ) kararında, deport kararlarına karşı açılacak iptal davalarında, işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yer mahkemesinin (örneğin İstanbul Valiliği işlemi için İstanbul İdare Mahkemesi) yetkili olduğu teyit edilmiştir. İkincil kaynaklarda 7 günlük süre, idari gözetim veya giriş yasağına ilişkin detaylı bir esasa girilmemiştir.

Sıkça Sorulan Sorular

Deport kararına karşı dava açma süresi kaç gündür?

Sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren yalnızca 7 gün içinde idare mahkemesinde dava açılmalıdır. Bu süre hak düşürücüdür. Süre geçirilirse dava açma hakkı kaybedilir.

Deport kararına dava açınca sınır dışı işlemi durur mu?

Evet. Deport kararına karşı süresi içinde dava açılması halinde, mahkeme karar verene kadar sınır dışı işlemi otomatik olarak durur. Bu, yabancılar açısından hayati bir hukuki güvencedir.

Geri Gönderme Merkezinde (GGM) ne kadar tutulabilirim?

İdari gözetim süresi kural olarak en fazla 6 ay, zorunlu hallerde ise en fazla 1 yıla kadar uzatılabilir. Ancak hukuka aykırı gözetim kararlarına karşı Sulh Ceza Hakimliğine başvurarak serbest kalmak mümkündür.

NEDEN UZMAN AVUKAT DESTEĞİ GEREKLİ?

Deport süreçleri, çok kısa süreler (özellikle 7 gün) ve ciddi sonuçlar (ülkeye giriş yasağı, özgürlük kısıtlaması) içeren son derece teknik hukuki süreçlerdir. Bu nedenle profesyonel destek kritik önemdedir:

1. Süre Kaçırılırsa Hak Kaybı Kesindir

7 günlük dava süresi kaçırıldığında, deport kararı kesinleşir ve geri dönüş çoğu zaman imkânsız hale gelir.

2. Dosya Stratejisi Hayati Öneme Sahiptir

Her deport dosyası farklıdır.

Kamu güvenliği gerekçesi

Vize ihlali

Sahte belge

Uluslararası koruma reddi Her biri için ayrı savunma stratejisi gerekir.

3. GGM Süreci Profesyonel Takip Gerektirir

Geri gönderme merkezinde bulunan kişiler için:

İdari gözetim kaldırma

Serbest bırakma başvurusu

Alternatif yükümlülük talepleri ancak deneyimli bir avukatla etkili yürütülebilir.

4. Yanlış Ülkeye Gönderme Riskine Karşı Koruma

Non-refoulement (geri gönderme yasağı) kapsamında, kişinin hayatının riskte olduğu ülkeye gönderilmemesi gerekir. Bu savunmanın doğru kurulması uzmanlık ister.

5. Tahdit Kodları ve Giriş Yasağı Kaldırma

G-87, Ç-120 gibi kodların kaldırılması ayrı bir hukuki süreçtir ve teknik bilgi gerektirir.

Read More

Yurt Dışı Borçlanmasının Şartları Nelerdir? Kimler Yararlanabilir, Nasıl Başvurulur, Hangi Süreler Borçlanılır?

Yurt dışı borçlanması, yurt dışında yaşayan veya çalışan Türk vatandaşları ile belirli koşulları sağlayan mavi kartlılar bakımından, Türkiye’de emeklilik ve diğer uzun vadeli sigorta hakları açısından son derece önemli bir sosyal güvenlik kurumudur. Uygulamanın temel amacı, yurt dışında geçen belirli sürelerin Türkiye’de geçmiş sigortalılık süresi gibi değerlendirilmesini sağlamak ve böylece kişilerin emeklilik, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları bakımından hak kazanabilmelerine imkân tanımaktır. Devletin, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının sosyal güvenliklerinin sağlanması için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü Anayasa’nın 62. maddesinde de açıkça yer almaktadır. Uygulamanın yasal omurgasını ise 3201 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun oluşturmaktadır.

Yurt dışı borçlanması, yalnızca sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış ülkelerde çalışanlar için tanınmış bir hak değildir. Ülkemizle sosyal güvenlik anlaşması olsun ya da olmasın, yurt dışında çalışan Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişiler, kanunda öngörülen şartları taşımaları hâlinde yurt dışı sürelerini Türkiye’de geçmiş hizmet gibi saydırmak için borçlanma yapabilmektedir. Bu çerçevede yurt dışında geçen sigortalılık süreleri, bu süreler arasında veya sonunda yer alan belirli işsizlik süreleri ve kadınlar bakımından ev kadını olarak geçen süreler borçlanma kapsamına alınmıştır. SGK’nın 2026 tarihli resmi açıklamasında da bu kapsam aynen korunmuştur.

Yurt dışı borçlanmasının temel şartları nelerdir?

3201 sayılı Kanuna göre yurt dışı borçlanmasından yararlanabilmek için dört temel şartın birlikte bulunması gerekir. Birincisi, kişinin borçlanma hakkı veren vatandaşlık statüsüne sahip olmasıdır. İkincisi, borçlanma kapsamına giren nitelikte yurt dışı sürelerinin bulunması gerekir. Üçüncüsü, bu sürelerin usulüne uygun belgelerle ispat edilmesi zorunludur. Dördüncüsü ise SGK’ya yazılı istekte bulunulması gerekir. SGK’nın yayımladığı resmi bilgi notunda bu şartlar açık biçimde “Türk vatandaşı olmak, belirli nitelikte yurt dışı süreleri bulunmak, bu süreleri belgelendirmek ve yazılı istekte bulunmak” şeklinde sıralanmıştır.

Burada vatandaşlık şartı özellikle önemlidir. Genel kural olarak borçlanılacak sürenin geçtiği dönemde ve borçlanma hakkının kullanılmasında kanunda aranan vatandaşlık niteliğinin mevcut olması gerekir. SGK açıklamasına göre Türk vatandaşları, doğumla Türk vatandaşı olup çıkma izni almak suretiyle vatandaşlıktan çıkanlar yani mavi kartlılar ve Türk vatandaşlığı ile birlikte yabancı ülke vatandaşlığına sahip çifte vatandaşlar bu haktan yararlanabilir. Hatta yabancı ülke vatandaşlığı devam eden kişiler de Türk vatandaşlığı veya kanunun tanıdığı statü sürdüğü müddetçe yurt dışı borçlanması yapabilmektedir.

Kimler yurt dışı borçlanmasından yararlanabilir?

Bu imkândan öncelikle yurt dışında çalışan veya yaşamış Türk vatandaşları yararlanabilir. Ayrıca doğumla Türk vatandaşı olup sonradan çıkma izniyle vatandaşlıktan ayrılan mavi kartlılar da borçlanma hakkına sahiptir. Bunun yanında çifte vatandaşlar için de borçlanma yolu açıktır. Hak sahipleri yönünden de sistem ayrı bir koruma öngörmektedir. Vefat eden sigortalının Türk vatandaşı olan hak sahipleri, belirli şartlar altında vefat eden kişinin yurt dışı sürelerini borçlanabilir. SGK’nın açıklamasında, Türk vatandaşlığı ile birlikte yabancı ülke vatandaşlığına sahip hak sahiplerinin de bu haktan yararlanabileceği belirtilmiştir.

Buna karşılık herkes bu imkândan yararlanamaz. Sosyal güvenlik kanunlarına göre kendisine veya hak sahiplerine aylık bağlanmış olanlar ile aylık bağlanması için müracaat edip de aylığa hak kazanmış durumda bulunanlar yurt dışı sürelerini borçlanamaz. Yani kişi zaten aylık bağlanma aşamasını geçmiş ve hak kazanmışsa, sonradan ayrıca bu mekanizmayı kullanarak yeni bir borçlanma kurması kural olarak mümkün değildir.

Vefat eden sigortalının süreleri borçlanılabilir mi?

Evet, ancak burada hak sahipleri açısından özel bir vatandaşlık şartı vardır. SGK’ya göre, vefat eden sigortalının Türk vatandaşlığında geçen yurt dışı süreleri, Türk vatandaşı olmak şartıyla hak sahipleri tarafından borçlanılabilir. Çifte vatandaş hak sahipleri de bu haktan yararlanabilir. Ancak mavi kartlı hak sahipleri, borçlanma talep tarihinde Türk vatandaşı olmadıkları için bu kapsamda borçlanma yapamaz. Bu ayrım uygulamada sıkça gözden kaçmaktadır ve özellikle ölüm aylığı planlamasında büyük önem taşır.

Öte yandan, SGK açıklamasına göre ölen sigortalının hak sahipleri açısından, hak sahibinin başvuru tarihinde Türk vatandaşı olması yeterli kabul edilmektedir; ayrıca borçlanılmak istenilen sigortalının yurt dışı sürelerinde Türk vatandaşı olma şartı ayrıca aranmaz. Bu yönüyle hak sahiplerinin durumu, sağ başvuru sahibinden bir miktar farklı değerlendirilmektedir. Bu teknik ayrım, başvurunun reddedilmemesi açısından dikkatle incelenmelidir.

Türk vatandaşlığının kazanıldığı ve kaybedildiği tarih nasıl belirlenir?

Vatandaşlık tarihleri, borçlanılabilecek dönemlerin tespiti bakımından çok kritiktir. SGK’nın resmi açıklamasına göre Türk vatandaşlığı, Bakanlar Kurulunun kişiyi Türk vatandaşlığına aldığı tarih itibarıyla kazanılmış sayılır; vatandaşlık ise çıkma belgesinin teslim alındığı tarih itibarıyla kaybedilir. Bu nedenle borçlanma hesabı yapılırken yalnızca yurt dışında bulunma olgusu değil, bu sürelerin tam olarak hangi tarihler arasında ve hangi vatandaşlık statüsü altında geçtiği dikkatle incelenmelidir.

Hangi süreler yurt dışı borçlanmasına konu olabilir?

Yurt dışı borçlanmasının kapsamına giren süreler üç ana başlıkta toplanır. Birincisi, 18 yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleridir. İkincisi, bu sigortalılık süreleri arasında veya sonunda yer alan işsizlik süreleridir; ancak burada her bir işsizlik dönemi için en fazla bir yıl sınırı vardır. Üçüncüsü ise kadınların yurt dışında ev kadını olarak geçirdikleri sürelerdir. SGK, 2026 yılı bilgilendirmesinde bu üçlü ayrımı açık biçimde teyit etmektedir.

“Sigortalılık süresi” kavramı, ilgili ülke mevzuatına göre ikamet süreleri hariç olmak üzere çalışılmış veya çalışılmış süre olarak kabul edilen dönemleri ifade eder. Yani sadece fiilen işe gidilen günler değil, o ülke mevzuatınca çalışmaya eşdeğer sayılan bazı dönemler de bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu nedenle yabancı ülke kurumundan alınan hizmet dökümlerinin niteliği önemlidir; belgenin üzerinde yer alan kayıtların o ülke hukukuna göre neyi ifade ettiği, borçlanma hesabını doğrudan etkiler.

“İşsizlik süresi” ise ilgili ülke mevzuatına göre çalışma süreleri ve bunlara eşdeğer süreler dışındaki zaman dilimini ifade eder. Ancak işsizlik sürelerinin tamamı borçlanılamaz. SGK’ya göre bu süreler, sigortalılık süreleri arasında veya sonunda olmak kaydıyla her birinde en fazla bir yıl olarak borçlandırılabilir. Ayrıca işsizlik döneminde kişinin Türkiye’de bulunduğu tarihler borçlanma kapsamında kabul edilmez. Bu nokta, özellikle pasaport giriş-çıkış kayıtlarının neden önemli olduğunu da göstermektedir.

Ev kadını olarak geçen süreler ise uygulamada ayrı bir öneme sahiptir. Yurt dışında evli veya bekar olup olmadığına bakılmaksızın kadınların, sigortalılık süreleri dışında yurt dışında ikamet ettikleri dönemler ev kadını süresi olarak değerlendirilir. SGK bu sürelerin işsizlik süresi kapsamında olmadığını ayrıca belirtmektedir. Başvurucu, ev kadını olarak geçen bu sürelerin tamamını borçlanmak zorunda değildir; dilediği kadarını borçlanabilir. Bu yönüyle özellikle hiç yurt dışı çalışma kaydı bulunmayan, ancak uzun süre yurt dışında ikamet etmiş kadınlar için yurt dışı borçlanması önemli bir emeklilik aracı haline gelebilmektedir.

Hangi süreler borçlandırılamaz?

Uygulamada en çok hata yapılan alanlardan biri de borçlandırılamayacak sürelerin doğru tespit edilememesidir. SGK’ya göre 18 yaşın doldurulmasından önce geçen yurt dışı süreleri borçlanılamaz. Aynı şekilde Türk vatandaşlığının kazanılmasından önce veya kaybedilmesinden sonra geçen yurt dışı süreleri de kapsam dışındadır. İkili sosyal güvenlik sözleşmelerine göre kendilerine kısmi aylık bağlanmış olanların, yurt dışı sigortalılık süreleri arasında ve bu sürelerin bitiminden sonraki işsizlik ve ev kadınlığı süreleri de ayrıca borçlandırılamaz. Bunun yanında işsizlik ya da ev kadınlığı süresi borçlanmak isteyenlerin, yurda giriş-çıkış kayıtlarına göre Türkiye’de bulundukları tespit edilen dönemleri de borçlanma dışında bırakılır. Türkiye’de malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları kapsamında prim veya kesenek ödenen sürelerle çakışan yurt dışı süreleri de aynı şekilde borçlandırılamaz.

Bunlara ek olarak, Türkiye’de tam aylık bağlanmış olanların aylık bağlanmadan önceki yurt dışı süreleri de borçlandırılamaz. Yine bazı özel durumlar da açıkça kapsam dışı tutulmuştur. Örneğin Libya’da iş üstlenen Türk işverenlerce çalıştırılan Türk işçilerinin 01.09.1985 tarihinden sonraki çalışma süreleri, Almanya’da istisna akdi kapsamında iş üstlenen Türk işverenlerce çalıştırılan işçilerin oradaki çalışma süreleri ve 5510 sayılı Kanun m. 10 kapsamında sosyal güvenlik sözleşmeleri veya Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi uyarınca yurt dışında geçici görevli bulunulan süreler yurt dışı borçlanmasına konu edilemez. Bu teknik istisnalar, özellikle dosya hazırlığı yapılırken tek tek kontrol edilmelidir.

Bütün sürelerin borçlanılması zorunlu mudur?

Hayır. SGK’nın açık açıklamasına göre yurt dışında geçen sürelerin tamamını borçlanma zorunluluğu yoktur. Başvuru sahibi ister tüm süreleri, ister yalnızca bir kısmını, isterse sadece aylık bağlanmasına yetecek kadar gün sayısını borçlanabilir. Üstelik daha önce sürelerin bir bölümünü borçlanmış olan kişi, daha sonra kalan süreler için yeniden başvuru yapabilir; bu konuda sayı sınırlaması bulunmamaktadır. Uygulamada bu esneklik, maliyet hesabı ve emeklilik planlaması bakımından çok önemlidir. Çünkü her zaman bütün süreleri borçlanmak ekonomik olarak en avantajlı tercih olmayabilir.

Başvuru sahibi yalnızca belirli bir kısmı borçlanmak istiyorsa, dilekçede borçlanmak istediği gün sayısını belirtmesi yeterlidir. SGK, bu durumda ibraz edilen belgede kayıtlı son tarihten geriye doğru giderek istenilen süreyi esas almakta ve işlemi buna göre sonuçlandırmaktadır. Yani kısmi borçlanma, sadece “şu yılları seçtim” şeklinde serbest bir dönem belirleme yöntemi değil; SGK’nın uygulama tekniği itibarıyla belgenin sonundan geriye doğru yapılan bir hesaba dayanmaktadır.

Borçlanma için hangi belgeler gerekir?

İstenen belgeler, kişinin hangi süreyi borçlanmak istediğine ve bulunulan ülkenin Türkiye ile sosyal güvenlik sözleşmesi olup olmamasına göre değişir. Sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış ülkelerde geçen sigortalılık veya işsizlik sürelerinin borçlandırılabilmesi için ilgili ülke sigorta kurumu tarafından düzenlenmiş hizmet belgesinin aslı ve uygun tercümesi ya da Türk büyükelçiliği, başkonsolosluğu, çalışma ve sosyal güvenlik müşavirliği veya ataşeliğinden alınacak hizmet belgesinden en az biri SGK’ya sunulmalıdır. Sözleşmesiz ülkelerde ise genel olarak ilgili ülkedeki Türk temsilciliklerinden alınacak hizmet belgesi gerekir.

Gemi adamları bakımından da ayrı bir belge düzeni vardır. Çalışılan geminin bayrağını taşıdığı ülke sözleşmeli ülke ise o ülkenin sigorta kurumundan alınan hizmet belgesi ve uygun tercümesi kullanılabilir. Bunun dışında, sözleşmeli olup olmamasına bakılmaksızın Türk konsoloslukları veya çalışma müşavirlikleri/ataşeliklerinden alınacak çalışma sürelerini gösterir hizmet belgeleri ya da gemi veya işyerinden alınacak bonservisler ile bunlarla örtüşen pasaport giriş-çıkış kayıtları da kabul edilen belgelerdendir.

Ev kadını olarak geçen sürelerin borçlandırılabilmesi için ise sadece ikamet belgesi yeterli değildir; SGK pasaport ya da emniyet kayıtlarıyla yurda giriş-çıkış tarihlerini de görmek istemektedir. Buna ek olarak ikamet edilen ülke mercilerinden alınan ikamet belgesinin aslı ve uygun tercümesi ya da Türk temsilciliklerince düzenlenen ikamet belgesi ibraz edilmelidir. Bu ikili belge yapısı, ev kadınlığı süresinin hem yurt dışında geçip geçmediğinin hem de fiili ikametin ispatı bakımından önem taşır.

Sözleşmesiz ülkelere Türk işverenler tarafından götürülen işçiler bakımından da özel bir düzenleme vardır. SGK’ya göre 5510 sayılı Kanun m. 5/1-g kapsamında sigortalı sayılan bu kişilerden, isteğe bağlı sigortaya prim ödemeyenler, yurt dışında iken veya Türkiye’ye döndükten sonra bu sürelerin istedikleri kadarını borçlanabilirler. Bu hüküm, uygulamada özellikle şantiye ve yurt dışı proje çalışanları açısından önem taşır.

Başvuru nasıl yapılır?

Yurt dışı borçlanması mutlaka yazılı isteme dayanır. Bunun için “Yurt Dışı Süreleri Borçlanma Talep Dilekçesi” veya zorunlu göç kapsamında olanlar için ilgili özel dilekçenin usulüne uygun şekilde doldurulup imzalanarak SGK’nın ilgili birimine verilmesi ya da posta yoluyla gönderilmesi gerekir. SGK form ve dilekçeler sayfasında da bu formlar güncel olarak yer almaktadır. Ayrıca Yurtdışı Borçlanma Belgesi Sistemi’nde belgelerin mevcut olması veya kısmi aylığın tam aylığa çıkarılması gibi bazı hallerde e-Devlet üzerinden de başvuru yapılabilmektedir.

Elektronik posta ile başvuru yapılamaz. SGK, e-posta ile yapılan başvuruları kabul etmemektedir. Ayrıca ıslak imzasız dilekçeler ile faks yoluyla yapılan başvurular da dikkate alınmaz. Vekil aracılığıyla başvuru yapılması ise mümkündür; ancak vekâletnamede açıkça “borçlanma” veya “yurt dışı borçlanma” başvurusunda bulunma yetkisinin yer alması gerekir. Bu ayrıntı uygulamada son derece önemlidir; genel vekâletname her zaman yeterli kabul edilmeyebilir.

Yurt dışından başvuru yapılması da mümkündür. Bunun için imzalı dilekçe aslı ile borçlanmaya esas belgelerin ilgili SGK birimine posta yoluyla gönderilmesi gerekir. Başvuru tarihinin belirlenmesinde gönderi türü önem taşır. Adi posta, özel kargo veya doğrudan teslimde SGK evrak kaydına giriş tarihi esas alınır. Ancak taahhütlü, iadeli taahhütlü ve acele posta servisleri ile yapılan bazı gönderilerde postaya veriliş tarihi başvuru tarihi sayılır. Yurt dışından RA-RZ ve EA-EZ kodlarıyla gönderilen başvurularda da postaya veriliş tarihi esas alınmaktadır. Almanya’dan DHL ile bu kodlarla gelen belirli gönderiler için de aynı istisna uygulanır. e-Devlet başvurusunda ise işlem tarihi başvuru tarihidir.

Başvuru hangi SGK birimine yapılır?

Başvurunun yapılacağı SGK birimi, başvuru sahibinin 5510 sayılı Kanun m. 4/1-b kapsamındaki faaliyetine ve adres bilgilerine göre belirlenir. Faaliyeti bulunmayan veya sona ermiş olanlar, kural olarak MERNİS’te kayıtlı adreslerinin bulunduğu ildeki SGİM veya SGM’ye başvurur. MERNİS’te birden fazla adres varsa tercih edilen il dikkate alınır; adres kaydı yoksa nüfusa kayıtlı olunan ildeki birime başvuru yapılır. Faaliyeti devam eden 4/1-b sigortalıları ise faaliyetin sürdüğü ildeki SGİM/SGM’ye müracaat eder. Hak sahipleri tarafından yapılacak başvurularda ise vefat eden sigortalının bilgileri esas alınır.

Dilekçe doldurulurken ve başvuru yapılırken nelere dikkat edilmelidir?

SGK, dilekçenin eksiksiz ve doğru doldurulmasını özellikle vurgulamaktadır. Açıklamalar bölümü dikkatle okunmalı, ilgili alanlar doğru biçimde işaretlenmeli ve dilekçe mutlaka imzalanmalıdır. Dilekçenin eksik veya hatalı doldurulması başvurunun geçersiz sayılmasına yol açabilir. Özellikle borçlanılacak süre türüne ilişkin kutucukların yanlış veya birden fazla işaretlenmesi, uygulamada en çok yapılan hatalardandır.

Başvuru şu hallerde geçersiz sayılır: dilekçenin ıslak imzasız olması, dilekçenin ilgili bölümlerinde borçlanılmak istenen süreye ilişkin seçeneklerden birden fazla kutucuğun işaretlenmesi, borçlanmaya esas belgeler ile yabancı dildeki belgelerin tercümelerinin eklenmemesi ve tahakkuk ettirilen borçlanma tutarının tebliğden itibaren üç ay içinde SGK hesabına intikal etmemesi. Bununla birlikte, kişi başvuru ekinde belge sunmamış olsa bile, aynı belgeler SGK dosyasında daha önce mevcut ise bu belgeler esas alınarak işlem yapılabilmektedir. Ayrıca kişi prime esas günlük kazanç tercihini işaretlememişse, SGK başvuruyu reddetmeyip “asgari” seçenek işaretlenmiş saymaktadır.

Borçlanma tutarı nasıl hesaplanır?

Borçlanılacak her gün için tahakkuk ettirilecek tutar, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Kanun m. 82’de belirtilen prime esas asgari ve azami günlük kazanç arasında seçilen günlük kazancın %45’i olarak hesaplanır. SGK’nın 2026 yılı resmi açıklamasına göre 01.01.2026-31.12.2026 döneminde günlük alt sınır 1.101,00 TL, üst sınır 9.909,00 TL kabul edilmiş; buna göre borçlanma için günlük ödeme alt sınırı 495,45 TL, üst sınırı ise 4.459,05 TL olarak belirlenmiştir. SGK’nın verdiği örneğe göre 5.000 günün alt sınırdan borçlanılması halinde ödenecek tutar 2.477.250,00 TL olmaktadır. Bu veriler, 2026 yılı bakımından doğrudan resmi SGK kaynağına dayanmaktadır.

Borç nasıl tebliğ edilir ve ne kadar sürede ödenir?

Borç tebliği, başvuru dilekçesinde bildirilen adrese gönderilir. Bu nedenle adresin eksiksiz ve doğru yazılması büyük önem taşır; yanlış veya eksik adres beyanı sebebiyle tebligat yapılamamasından SGK sorumlu tutulmaz. Tahakkuk ettirilen borç, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde SGK hesabına geçecek şekilde ödenmelidir. Bu süre içinde ödeme yapılmazsa borçlanma işlemi geçersiz olur ve tekrar borçlanma yapılmak istenirse yeni bir başvuru yapılması gerekir.

Borçlanma tutarının tamamının tek seferde ödenmesi zorunlu değildir. Üç aylık süre içinde kısmi ödeme yapılabilir; bu durumda ödenen tutara karşılık gelen gün sayısı geçerli sayılır. Aynı üç aylık süre içinde kalan kısmın parça parça ödenmesi de mümkündür. Ancak üç aylık yasal süre geçtikten sonra ödeme yapılmak istenirse yeni başvuru gerekir ve yeni başvuru tarihindeki tutarlar esas alınır. SGK ayrıca yurt dışında ayrı bir banka hesabı bulunmadığını, ancak borcun yurt dışından da tebligatta bildirilen usule uygun olarak ödenebileceğini açıklamaktadır.

Borçlanmadan vazgeçmek veya para iadesi almak mümkün müdür?

Kural olarak evet. Yazılı başvuru ile borçlanmanın iptali istenirse ödenen tutar faizsiz şekilde Türk lirası olarak iade edilir. Kısmi iade ise mümkün değildir; fakat birden fazla borçlanma yapılmışsa bunlardan bir veya birkaçından vazgeçmek mümkündür. Ayrıca borçlanılan hizmetler dikkate alınmasına rağmen malullük veya yaşlılık aylığı bağlanamayan sigortalılara ya da ölüm aylığı bağlanamayan hak sahiplerine, başvurmaları halinde ödedikleri borçlanma tutarı faizsiz olarak iade edilir. Buna karşılık, borçlanılan hizmetler dikkate alınarak aylık bağlanmışsa artık borçlanmadan vazgeçilemez ve ödeme iadesi istenemez.

Vefat eden sigortalının sağlığında ödediği borçlanma tutarının hak sahiplerine iadesi ise ancak ölüm aylığı bağlanmasına yetecek prim gün sayısının borçlanılan hizmetlerle birlikte dahi sağlanamaması halinde mümkündür. Başka bir anlatımla, borçlanılan süreler eklense bile ölüm aylığı bağlanması için gereken gün sayısı oluşmuyorsa, ödenmiş borçlanma tutarının iadesi gündeme gelebilir.

Borçlandırılan süreler Türkiye’de hangi statüde sayılır?

Bu soru uygulamada en kritik sorulardan biridir. Çünkü borçlanmanın sadece gün sayısına değil, hangi sigortalılık statüsünde değerlendirileceğine bağlı olarak emeklilik koşullarına da etkisi vardır. SGK’nın resmi açıklamasına göre 01.08.2019 tarihinden itibaren yurt dışı sürelerini borçlanma talebinde bulunanların borçlanma işlemleri, talep tarihindeki sigortalılık durumuna bakılmaksızın 5510 sayılı Kanun m. 4/1-b kapsamında, yani Bağ-Kur statüsünde geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilir. Bu düzenleme, özellikle son statü ve emeklilik hesabı bakımından dikkatle değerlendirilmelidir.

Sonuç: Yurt dışı borçlanması neden dikkatli planlanmalıdır?

Yurt dışı borçlanması, yalnızca “gün satın alma” işlemi değildir; emeklilik statüsünü, aylık bağlama koşullarını, başvuru maliyetini, ölüm aylığı ihtimallerini ve ileride doğacak sosyal güvenlik haklarını doğrudan etkileyen teknik bir işlemdir. Kimlerin başvurabileceği, hangi sürelerin geçerli sayılacağı, hangi belgelerin kabul edileceği, başvurunun hangi tarihte yapılmış sayılacağı, ödeme süresinin kaçırılması halinde ne olacağı ve borçlanılan sürelerin Bağ-Kur kapsamında değerlendirilmesi gibi konular, dosyanın sonucunu belirleyebilecek kadar önemlidir. SGK’nın 2026 tarihli resmi açıklamaları, uygulamanın halen ayrıntılı ve şekle bağlı olduğunu açıkça göstermektedir.

Bu nedenle yurt dışı borçlanması yapılmadan önce, kişinin vatandaşlık geçmişi, yurt dışı çalışma ve ikamet kayıtları, Türkiye’deki sigortalılık durumu, hedeflenen emeklilik statüsü ve toplam maliyet birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle eksik belge, yanlış başvuru türü, hatalı kutucuk işaretlenmesi veya üç aylık ödeme süresinin kaçırılması, başvurunun geçersiz sayılmasına neden olabilmektedir

Sık Sorulan Sorular

Yurt dışı borçlanması nedir ve Türkiye’den emeklilik için nasıl bir avantaj sağlar?

Yurt dışı borçlanması, yurt dışında geçen belirli sürelerin Türkiye’de geçmiş sigortalılık süresi gibi kabul edilmesini sağlayan bir sosyal güvenlik mekanizmasıdır. 3201 sayılı Yurt Dışı Hizmet Borçlanması Kanunu kapsamında düzenlenen bu sistem sayesinde, yurt dışında çalışan veya yaşayan Türk vatandaşları ile belirli şartları sağlayan mavi kartlılar, yurt dışında geçen sürelerini Türkiye’de prim günü olarak saydırabilirler. Böylece kişi Türkiye’de yeterli sigortalılık süresi bulunmasa bile, borçlanma yoluyla gerekli prim gününü tamamlayarak yaşlılık aylığı (emeklilik), malullük aylığı veya ölüm aylığı gibi sosyal güvenlik haklarından yararlanabilir. Bu sistem özellikle Avrupa ülkelerinde uzun yıllar çalışan ancak Türkiye’de sınırlı sigortalılık geçmişi bulunan kişiler için önemli bir emeklilik imkânı sağlamaktadır.

Yurt dışı borçlanmasından kimler yararlanabilir?

3201 sayılı Kanun uyarınca yurt dışı borçlanmasından yararlanabilecek kişiler belirli bir vatandaşlık statüsüne sahip olmalıdır. Buna göre Türk vatandaşları, doğumla Türk vatandaşı olup izinle vatandaşlıktan çıkan mavi kartlılar ve Türk vatandaşlığı ile birlikte başka bir ülke vatandaşlığına sahip olan çifte vatandaşlar yurt dışı borçlanması yapabilmektedir. Ayrıca belirli şartların sağlanması hâlinde vefat eden sigortalının Türk vatandaşı olan hak sahipleri de, sigortalının yurt dışında geçen sürelerini borçlanabilir. Buna karşılık, sosyal güvenlik mevzuatına göre kendisine veya hak sahiplerine zaten aylık bağlanmış olan kişiler ile aylık bağlanmasına hak kazanmış durumda bulunan kişiler için yurt dışı borçlanması yolu genel olarak kapalıdır.

Yurt dışı borçlanması kapsamında hangi süreler borçlandırılabilir?

Yurt dışı borçlanmasının kapsamına giren süreler üç ana başlık altında toplanmaktadır. İlk olarak yurt dışında geçen sigortalı çalışma süreleri borçlanılabilir. Bunun yanında bu çalışma süreleri arasında veya sonunda yer alan işsizlik süreleri, her bir işsizlik dönemi için en fazla bir yıl olmak üzere borçlanma kapsamına alınabilir. Ayrıca kadınlar bakımından yurt dışında ev kadını olarak geçen süreler de borçlanılabilecek süreler arasında yer almaktadır. Bununla birlikte bazı süreler borçlanma kapsamı dışındadır. Örneğin 18 yaşından önce yurt dışında geçen süreler, Türk vatandaşlığının kazanılmasından önce veya kaybedilmesinden sonra geçen süreler ya da Türkiye’de prim ödenmiş sürelerle çakışan dönemler borçlandırılamaz.

Yurt dışı borçlanması için başvuru nasıl yapılır?

Yurt dışı borçlanması yapılabilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu’na yazılı başvuru yapılması zorunludur. Başvuru genellikle “Yurt Dışı Süreleri Borçlanma Talep Dilekçesi” doldurularak yapılır ve dilekçenin SGK’ya doğrudan verilmesi veya posta yoluyla gönderilmesi mümkündür. Ayrıca bazı durumlarda e-Devlet üzerinden de başvuru yapılabilmektedir. Başvuru sırasında yurt dışındaki çalışma veya ikamet sürelerini gösteren resmi belgelerin de SGK’ya sunulması gerekir. Başvuru sonrasında SGK tarafından borçlanılabilecek gün sayısı ve ödenecek prim tutarı hesaplanarak kişiye tebliğ edilir. Tebligatın ardından borçlanma tutarının 3 ay içinde ödenmesi gerekir; aksi hâlde başvuru geçersiz sayılır ve yeniden başvuru yapılması gerekir.

Yurt dışı borçlanmasında prim tutarı nasıl hesaplanır?

Yurt dışı borçlanması için ödenecek prim tutarı, başvuru tarihindeki prime esas günlük kazanç üzerinden hesaplanır. 5510 sayılı Kanun uyarınca belirlenen asgari ve azami günlük kazanç sınırları arasında kişi tarafından seçilen günlük kazancın belirli bir oranı borçlanma tutarı olarak alınır. Bu nedenle ödenecek toplam prim miktarı, borçlanılacak gün sayısına ve kişinin seçtiği günlük kazanca göre değişmektedir. Başvuru sahibinin yurt dışında geçen sürelerin tamamını borçlanması zorunlu değildir; isterse yalnızca emekliliğe yetecek kadar süre için borçlanma yapabilir. Bu nedenle borçlanma miktarının doğru planlanması, hem maliyet hem de emeklilik şartları bakımından oldukça önemlidir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Yurt dışı borçlanması ve Türkiye’den emeklilik işlemleri, uygulamada sanıldığından çok daha teknik ve karmaşık bir süreçtir. Hangi sürelerin borçlanılabileceği, vatandaşlık tarihleri, pasaport giriş-çıkış kayıtları, yabancı ülke hizmet belgeleri, SGK başvuru prosedürleri ve borçlanmanın hangi sigortalılık statüsünde değerlendirileceği gibi birçok hukuki detay emeklilik sonucunu doğrudan etkileyebilir. Yanlış yapılan bir başvuru, eksik belge sunulması veya ödeme süresinin kaçırılması gibi hatalar, borçlanma işleminin geçersiz sayılmasına ve emeklilik planının ciddi şekilde gecikmesine yol açabilmektedir.

Bu nedenle yurt dışı borçlanması ve emeklilik planlaması yapılırken, sürecin yurt dışı emeklilik danışmanı veya yurt dışı emeklilik avukatı desteğiyle yürütülmesi büyük önem taşır. Özellikle vatandaşlık geçmişi, yurt dışı çalışma kayıtları, SGK statü belirlemesi ve prim maliyeti hesaplaması gibi konular uzmanlık gerektirmektedir.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, yurt dışı borçlanması ve sosyal güvenlik hukuku alanında müvekkillerine profesyonel destek sunan bir İstanbul avukat bürosu olarak, başvuru sürecinin doğru planlanması, gerekli belgelerin hazırlanması ve olası hukuki uyuşmazlıkların çözümü konusunda danışmanlık sağlamaktadır. Yurt dışında yaşayan vatandaşlar için özellikle yurt dışı emeklilik danışmanlığı hizmeti kapsamında, emeklilik şartlarının değerlendirilmesi ve SGK işlemlerinin doğru yürütülmesi konusunda uzman hukuki destek alınması, hak kaybı yaşanmaması açısından son derece önemlidir.

Read More

Elverişli Bayrak (Flag of Convenience) Nedir? ITF Müdahalesi Hukuken Geçerli mi? Gemi Adamı Hakları Nelerdir? (Yargıtay Kararları Işığında Rehber)

Uluslararası Koruma Mekanizmalarından Faydalanma Hakkı ve Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu’nun (ITF) “Elverişli Bayrak” (Flag of Convenience) taşıyan gemilerdeki müdahalelerinin hukuki niteliği, Yargıtay kararları ışığında aşağıda incelenmiştir.

Elverişli Bayrak (Flag of Convenience) Kavramı ve ITF’nin Rolü 

Yargıtay kararlarına göre “Elverişli Bayrak”, bir armatörün gemisini başka bir devletin bayrağı altında çalıştırmasıdır. Malta devlet bayrağı taşıyan gemiler, yargı kararlarında açıkça elverişli bayrak olarak kabul edilmiştir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 02.06.2014, E. 2012/10899, K. 2014/17601 ; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 25.05.2015, E. 2014/21627, K. 2015/16727 ). Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu (ITF), taşımacılık sektörü ile ilgili istihdam, çalışma koşulları ve çalışma güvenliği hakkında kararlar alan ve taşımacılık işçilerinin çıkarlarını koruyan bir kuruluştur. ITF, “Elverişli Bayrak Kampanyası”nın operasyonel boyutundan sorumlu olup, ITF sözleşmeleri yalnızca elverişli bayrak taşıyan gemilerde uygulanmaktadır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 17.02.2015, E. 2013/10307, K. 2015/6929 ).

ITF’nin Temsil ve Denetim Yetkisi 

Elverişli bayrak taşıyan gemiler, ITF’nin denetimine tabidir. Gemi adamının ülkesinde ITF üyesi bir sendikal örgüt bulunmuyorsa dahi, gemi adamı ITF sözleşmesi kapsamındaki bir gemide çalışıyorsa, işveren ile olan uyuşmazlıklarda ITF’nin gemi adamını temsil etme yetkisi bulunmaktadır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 16.11.2015, E. 2015/9878, K. 2015/12047 ). Yargıtay, ITF yetkililerinin yabancı limanlarda (örneğin Finlandiya Kaskinen limanı) gemilerde yaptığı denetimlerde, ücret ve çalışma koşullarının uluslararası standartlara uygun olmadığını tespit etmesi halinde müdahale hakkı bulunduğunu kabul etmektedir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 02.12.2015, E. 2015/11291, K. 2015/19459 ).

İmzalanan Sözleşmelerin Hukuki Geçerliliği ve Bağlayıcılığı

 ITF denetimi sonrasında, gemide çalışan gemi adamlarının ücret ve çalışma koşullarının uluslararası sözleşmelere uygun olmaması nedeniyle gemiye el konulması ve akabinde ITF ile donatanı temsilen gemi kaptanı arasında imzalanan sözleşmeler (toplu veya bireysel iş sözleşmeleri) hukuken geçerli ve tarafları bağlayıcı niteliktedir. Yargıtay, bu sözleşmelerin akit serbestisi prensibi (TBK m. 26-27) çerçevesinde geçerli olduğunu vurgulamıştır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 02.12.2015, E. 2015/11291, K. 2015/19459 ).

Uluslararası Koruma Mekanizmalarından Faydalanma Hakkı ve Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu’nun (ITF) “Elverişli Bayrak” (Flag of Convenience) taşıyan gemilerdeki müdahalelerinin hukuki niteliği, Yargıtay kararları ışığında aşağıda incelenmiştir.

İşverenlerin, geminin alıkonması veya boykot tehdidi nedeniyle sözleşmeleri baskı (cebir ve tehdit) altında imzaladıklarına yönelik iddiaları Yargıtay tarafından reddedilmektedir. Kararlarda, uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak yapılan işlemlerin irade serbestisini sakatlayan bir hal olarak değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığı açıkça ifade edilmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 08.02.2016, E. 2015/14908, K. 2016/1153 ). Bu nedenle, geçerli sözleşmelere dayanılarak gemi adamlarına yapılan ek ödemeler sebepsiz zenginleşme oluşturmaz ve işverenler ödedikleri ücretlerin iadesini talep edemezler (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 02.06.2014, E. 2012/10899, K. 2014/17601 ).

İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlam ve Değerlendirmeler

Aşağıdaki bilgiler, doğrudan esasa yönelik hüküm kurmayan veya konuya dolaylı bağlam sağlayan ikincil nitelikteki yargı kararlarından derlenmiştir:

Görev ve Yargı Yeri Uyuşmazlıkları: İşverenlerin, ITF’nin gemiyi boykot etme tehdidiyle cebir ve şiddet altında fazladan ücret tahsil ettiği iddiasıyla açtıkları sebepsiz zenginleşme davalarında, bazı Yargıtay kararları esasa girmeden yalnızca görevli mahkemenin belirlenmesine odaklanmıştır. Bu tür uyuşmazlıkların hizmet sözleşmesinden kaynaklandığı belirtilerek İş Mahkemelerinin veya Denizcilik İhtisas Mahkemelerinin görevli olduğu yönünde usul kararları verilmiştir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 30.10.2012, E. 2012/5591, K. 2012/11538 ; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 14.02.2011, E. 2009/8659, K. 2011/1504 ; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 14.11.2011, E. 2011/8398, K. 2011/16532 ).

Ödemelerin İadesinin Reddi: Yabancı bayraklı bir gemide ITF’nin müdahalesi ve boykot uyarısı üzerine yapılan ödemelerin iadesi talebiyle açılan bir davada, yerel mahkemenin davanın reddi yönündeki kararı Yargıtay tarafından onanmıştır. Bu karar, ITF kaynaklı ödemelerin hukuken iade edilmez nitelikte kabul edildiğine dair dolaylı bir emsal sunmakta olup, işverenin cebir iddiasının benimsenmediğini göstermektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 06.12.2012, E. 2011/12951, K. 2012/20086 ).

Baskı Unsuru Olarak ITF: Bir başka uyuşmazlıkta, gemi personelinin maaşlarını alabilmek için işvereni “gemiyi ITF’ye şikayet etmekle” tehdit ettiği ve işverenin uzun bürokratik işlemlerden kaçınmak için ödeme yaptığı iddia edilmiştir. Bu durum, ITF’nin fiili bir müdahalesi olmasa dahi, uluslararası koruma mekanizmalarının işçiler tarafından bir hak arama ve baskı aracı olarak kullanıldığını göstermektedir (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 08.06.2020, E. 2017/8526, K. 2020/4275 ).

Uluslararası Standartlar ve Sendikal Haklar: İncelenen diğer ikincil kararlarda (örneğin; Anayasa Mahkemesi, 23.03.2023, Başvuru No: 2016/5002 ; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 24.02.2020, E. 2020/1, K. 2020/35 ; Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.09.2019, E. 2019/285, K. 2019/554 ), ILO Sözleşmeleri (özellikle 87 ve 98 sayılı sözleşmeler), Avrupa Sosyal Şartı ve AİHM içtihatları çerçevesinde sendikal örgütlenme, toplu pazarlık ve hak arama hürriyetinin genel çerçevesi çizilmiştir. Ayrıca, deniz taşımacılığında uluslararası seyrüsefer hallerinin iş sağlığı ve güvenliği kapsamı dışında bırakılmasının Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmesi (Anayasa Mahkemesi, 14.05.2015, E. 2014/177, K. 2015/49 ), denizcilik sektöründe uluslararası standartlara (ILO normlarına) uyumun gerekliliğini dolaylı olarak desteklemektedir. Ancak bu kararlar, doğrudan “Elverişli Bayrak” gemileri veya ITF’nin spesifik müdahalelerine ilişkin somut bir hüküm içermemektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

ITF’ye şikâyet tehdidiyle gemi personeline yapılan ödeme geri alınabilir mi?

Evet, ancak bu tür ödemelerin geri alınabilmesi için tehdidin (ikrahın) somut ve güçlü delillerle ispatlanması gerekir; aksi halde ödeme geçerli kabul edilir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 08.06.2020 tarihli kararına konu olayda; gemi işvereni, personelin ITF’ye şikâyet edeceklerini söyleyerek baskı kurduğunu ve bu nedenle 12.666 USD ödeme yaptığını ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi bu talebi kabul etmiş, ancak Bölge Adliye Mahkemesi davayı reddetmiş ve Yargıtay da bu kararı onamıştır.
Bu kararın ortaya koyduğu temel ilkeler:
👉 ITF’ye şikâyet tehdidi tek başına hukuka aykırı baskı olarak kabul edilmeyebilir
👉 Ödemenin gerçekten tehdit (ikrah) altında yapıldığının açık ve kesin delillerle ispatlanması gerekir
👉 Tutanak, kaptan raporu gibi belgeler tek başına yeterli görülmeyebilir
👉 İspat edilemeyen durumlarda ödeme “haksız ödeme” sayılmaz ve geri alınamaz
📌 Sonuç olarak, Yargıtay bu kararıyla; denizcilik uygulamasında sıkça karşılaşılan ITF şikâyeti tehdidine dayalı ödeme iddialarında ispat standardının oldukça yüksek olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

ITF denetimi sonrası gemi adamına ödenen maaş farkları geri istenebilir mi?

Kural olarak hayır. ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) denetimi sonrasında yapılan ödemelerin geri istenebilmesi için, bu ödemenin gerçekten hukuka aykırı bir baskı (ikrah) sonucu yapıldığının açık ve güçlü delillerle ispatlanması gerekir. Aksi halde, yapılan ödeme geçerli kabul edilir ve sonradan “sebepsiz zenginleşme” iddiasıyla geri talep edilmesi mümkün olmaz. Özellikle gemide uygulanan sözleşmelerin uluslararası standartlara uygun olmaması halinde yapılan ödemeler, bir eksikliğin giderilmesi olarak değerlendirilmektedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 06.12.2012 tarihli kararına konu olayda; gemi adamlarının ITF yetkililerini gemiye davet etmesi üzerine işveren, bu durumun baskı oluşturduğunu ileri sürerek yaptığı ödemenin iadesini talep etmiştir. Ancak yapılan incelemede, işverenin ITF standartlarına uygun sözleşmeleri ibraz edemediği ve bu nedenle gemi adamlarına maaş farkı ödediği anlaşılmıştır. Bu sebeple Yargıtay, yapılan ödemenin baskı sonucu değil, uluslararası standartlara uyum sağlama amacıyla gerçekleştirildiğini kabul etmiş ve iade talebini reddeden mahkeme kararını onamıştır.
Bu karar, deniz iş hukukunda önemli bir ilkeyi ortaya koymaktadır: ITF müdahalesi sonucunda yapılan ödemeler, gerçekten bir hakka veya eksikliğe dayanıyorsa geri istenemez. Dolayısıyla her ITF süreci baskı olarak değerlendirilmeyip, çoğu durumda işçi haklarının korunmasına yönelik meşru bir denetim mekanizması olarak kabul edilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Uluslararası deniz iş hukuku, klasik iş hukuku kurallarından farklı olarak çok katmanlı ve teknik bir yapıya sahiptir. Özellikle ITF sözleşmeleri, elverişli bayrak uygulamaları ve yabancı unsurlu uyuşmazlıklar, hem ulusal hem de uluslararası mevzuatın birlikte değerlendirilmesini gerektirir.

Bu tür uyuşmazlıklarda:

Hangi hukukun uygulanacağı (Türk hukuku mu, yabancı hukuk mu?) doğru belirlenmelidir

ITF sözleşmesinin bağlayıcılığı doğru analiz edilmelidir

Yargıtay içtihatları ile uluslararası normlar birlikte değerlendirilmelidir

Hak kaybı yaşamamak için sürelere ve başvuru yollarına dikkat edilmelidir. Yanlış bir hukuki strateji, gemi adamının ücret, tazminat ve diğer haklarını tamamen kaybetmesine neden olabilir. Bu nedenle sürecin, alanında uzman bir deniz iş hukuku avukatı tarafından yürütülmesi kritik öneme sahiptir.

İstanbul Gemi Adamı Avukatı – Tuzla Gemi Adamı Avukatı Desteği

Denizcilik sektörünün merkezi olan İstanbul ve özellikle Tuzla bölgesinde, gemi adamlarının karşılaştığı uyuşmazlıklar oldukça yaygındır.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, gemi adamlarının;

ITF kaynaklı alacak davalar

Ücret ve fazla mesai alacakları

Sözleşme uyuşmazlıkları

Uluslararası deniz iş hukuku sorunları gibi konularda profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Özellikle İstanbul gemi adamı avukatı ve Tuzla gemi adamı avukatı arayışında olanlar için, sektörel tecrübe büyük fark yaratmaktadır.

Read More

ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) Kapsamında Gemi Adamı Ücretleri Nasıl Belirlenir? Asgari Ücret, Fazla Mesai, İzin, Ödenmeyen Ücretler ve Başvuru Süreci Rehberi

Gemi adamlarının ücretleri, çalışma koşulları ve hak arama imkanları, görev yaptıkları geminin hangi hukuki ve sözleşmesel rejime tabi olduğuna göre değişmektedir. Özellikle bir geminin ulusal bayraklı olması ile ITF anlaşması kapsamında bulunması arasında ücret seviyesi, hakların uygulanması ve ödenmeyen ücretlerin tahsili bakımından önemli farklar vardır. Bu nedenle bir gemi adamının öncelikle hangi ücret rejimine tabi olduğunu bilmesi gerekir. ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) tarafından yayımlanan rehber bilgiler de açıkça göstermektedir ki, ücretlerin seviyesi yalnızca işverenin takdirine bırakılmış bir konu değildir; aksine bu alan, uluslararası sözleşmeler, toplu iş sözleşmeleri ve asgari koruma standartları ile çevrilidir.

Gemi adamı ücretleri hangi sisteme göre belirlenir?

Bir gemi adamının alacağı ücret, öncelikle ulusal bayraklı bir gemide mi yoksa ITF anlaşması kapsamındaki bir gemide mi görev yaptığına bağlıdır. Eğer gemi ITF onaylı bir anlaşma kapsamındaysa, denizci o anlaşmada belirtilen ücretlere hak kazanır. Bu durum, özellikle ücretin alt sınırının, fazla mesai hesaplamasının ve bazı yan hakların daha somut ve denetlenebilir hale gelmesini sağlar. ITF’e göre, geminin ITF anlaşması kapsamında olup olmadığını kontrol etmek denizcinin kendi haklarını koruması bakımından son derece önemlidir.

Bu kontrol için ITF Denizciler sitesinin “Look Up / Ara” bölümü kullanılabilir. Ayrıca ITF Seafarers uygulaması da Google Play Store ve Apple App Store üzerinden ücretsiz şekilde indirilebilmektedir. İlgili adresler şunlardır:
https://www.itfseafarers.org
https://www.itfseafarers.org/en/look-up

Bir gemi ulusal bayraklı ise, bu durumda ücret seviyesi çoğu zaman ulusal toplu iş sözleşmeleriyle veya gemi sahipleri ile denizcileri temsil eden sosyal taraflar arasında yapılan müzakerelerle belirlenir. Eğer ücret seviyesi bu şekilde açıkça belirlenmemişse, ITF bunun ulusal ücret skalalarına uygun olması gerektiğini savunmaktadır. Bunun yanında ITF’in temel yaklaşımı, hiçbir denizcinin Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından önerilen asgari seviyenin altında ücretlendirilmemesi gerektiği yönündedir.

ILO’nun önerdiği temel asgari ücret nedir?

Uluslararası Çalışma Örgütü, çalışabilir durumdaki bir denizci için temel bir asgari ücret seviyesi önermektedir. Bu tavsiyenin amacı, dünya genelinde denizciler için uluslararası bir güvenlik ağı oluşturmak ve insana yakışır iş koşullarına katkı sağlamaktır. Buradaki mantık, farklı ülke uygulamaları bulunsa dahi denizcinin en azından belirli bir uluslararası taban korumaya sahip olmasıdır.

Bu çerçevede yapılan tanımda “denizci”, ulusal hukuk, düzenleme veya toplu sözleşmelerle bu şekilde kabul edilen ve denizde seyreden bir gemide herhangi bir kapasitede istihdam edilen ya da görevlendirilen kişi olarak ele alınmaktadır. Bununla birlikte bu yorumun özellikle vasıflı bir denizcinin kazançları bakımından dikkate alınması gerektiği, diğer kademelerdeki denizcilerin ücretlerinin aynı şekilde otomatik yorumlanamayacağı belirtilmektedir.

MLC’nin B2.4.4 numaralı kılavuzuna göre, vasıflı bir denizcinin bir takvim ayı hizmeti için temel maaşı veya ücreti, Ortak Denizcilik Komisyonu tarafından dönemsel olarak belirlenen miktarın altında olmamalıdır. Ortak Denizcilik Komisyonu (JMC), gemi sahipleri ile denizcilerin temsilcilerinden oluşmakta ve ILO tarafından kurulmuş bulunmaktadır. 14-15 Nisan 2025 tarihli toplantılarda, mevcut 673 ABD doları seviyesindeki temel ücretin kademeli şekilde artırılması kararlaştırılmıştır. Buna göre 1 Ocak 2026 itibarıyla bu rakam 690 ABD dolarına, 1 Ocak 2027 itibarıyla 704 ABD dolarına ve 1 Ocak 2028 itibarıyla 715 ABD dolarına yükseltilecektir.

Bu rakamlar, özellikle ücretin hangi seviyenin altına düşmemesi gerektiğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Her ne kadar bu veriler doğrudan her olayda bire bir uygulanacak çıplak ücret tablosu gibi değerlendirilmemeli ise de, denizcinin asgari koruma standardı bakımından güçlü bir referans oluşturur.

Çalışma saatleri, dinlenme süresi ve fazla mesai nasıl değerlendirilir?

ITF’in aktardığı uluslararası standartlara göre, ücret meselesi yalnızca çıplak maaştan ibaret değildir. Gemi adamlarının çalışma süresi, dinlenme hakkı, izin hakkı ve fazla mesai alacağı da ücret rejiminin ayrılmaz parçalarıdır. Uluslararası Çalışma Örgütü, vasıflı bir denizci için asgari ücreti belirlemenin yanında çalışma saatleri, izin, dinlenme ve fazla mesai konusunda da esaslar belirlemiştir.

MLC Kılavuzu B2.2.2, normal çalışma saatlerinin haftada 48 saati aşmamasını önermektedir. Bu da aylık bazda yaklaşık 208 saate karşılık gelmektedir. Bunun yanında toplam çalışma süresine ilişkin üst sınırlar da ayrıca gösterilmiştir. Buna göre ya çalışma saatleri günde 14 saati veya haftada 72 saati geçmemelidir ya da buna alternatif koruma olarak dinlenme saatleri günde en az 10 saat ve haftada en az 77 saat olmalıdır. Bu sistem, denizcinin sürekli ve sınırsız biçimde çalıştırılmasının önüne geçmeyi amaçlamaktadır.

Fazla mesai konusunda ise yine MLC Kılavuzu B2.2.2 uyarınca her fazla mesai saati için temel saatlik ücretin en az 1,25 katı oranında ödeme yapılması tavsiye edilmektedir. Bunun en önemli yönlerinden biri de kayıt yükümlülüğüdür. Fazla mesai saatlerine ilişkin kayıtlar tutulmalı ve bu kayıtlar hem denizci hem de kaptan veya yetkili bir görevli tarafından imzalanmalıdır. Uygulamada en büyük sorunlardan biri, fazla çalışmanın fiilen yapılmasına rağmen kayıt altına alınmamasıdır. Bu nedenle çalışma çizelgeleri, vardiya listeleri, gemi içi talimatlar ve tanık beyanları büyük önem taşır.

Gemi adamının izin hakkı nasıl hesaplanır?

İzin hakkı da asgari koruma alanlarından biridir. Buna göre izin hiçbir durumda takvim ayı başına 2,5 günden az olamaz. Bu hakkın parasal karşılığı hesaplanırken bir günlük temel ücret, aylık temel ücretin 30’a bölünmesiyle bulunur. Aylık izin hakkının ücret karşılığı ise bu günlük miktarın 2,5 ile çarpılması suretiyle hesaplanır. Özellikle sözleşme sona erdiğinde kullanılmayan izinlerin paraya dönüşmesi ihtimali olduğundan, izin hakkı yalnızca dinlenme değil aynı zamanda mali bir hak olarak da dikkate alınmalıdır.

Ödenmemiş ücretler neden denizcilikte büyük bir sorun haline gelmiştir?

ITF’in resmi açıklamalarında vurgulandığı üzere, her yıl yüzlerce gemideki mürettebat üyeleri işverenlerinin ücretlerini ödemek istemediği veya ödeyemediği gerekçesiyle ITF’ye şikayette bulunmaktadır. Bu sorun bazen gemideki tüm mürettebatı, bazen de yalnızca bir veya birkaç denizciyi etkileyebilmektedir. ITF müfettişleri her yıl denizcilere ödenmesi gereken çok büyük meblağları geri kazandırmaktadır. Sadece 2022 yılı içinde 35 milyon ABD dolarından fazla ücretin geri alındığı belirtilmektedir.

Bununla birlikte herkes aynı ölçüde şanslı değildir. Birçok mürettebat üyesi sonunda ücretine kavuşsa da bazı denizciler maaşlarını hiç alamamakta, bazıları ise aylarca hatta yıllarca beklemek zorunda kalmaktadır. Uygulamada bazı gemi sahipleri, işletmeyi mümkün olan en düşük maliyetle sürdürebilmek için zorbalık içeren yöntemlere başvurmakta, gelecekte ödeme yapacaklarına dair sözler vermekte veya biriken toplam borcun yalnızca küçük bir kısmını avans olarak ödeyerek denizcileri oyalamaktadır.

Burada sahtekâr işçi bulma acentelerinin de önemli bir problem olduğu görülmektedir. Bu tür aracılar, denizcileri ücretsiz veya eksik ödemeyle çalışmaya devam etmeye zorlayabilmekte ve ödeme sorunu çıktığında neredeyse hiç yardımcı olmamaktadır. Kolaylık bayrağı taşıyan gemiler ise ayrıca risklidir; çünkü bu tür gemilerde işveren ile mürettebat arasında çoğu zaman çok daha zayıf bir hukuki bağ bulunmaktadır.

Ücretlerin ödenmemesi çoğu zaman tek başına ortaya çıkan izole bir sorun değildir. Aksine ITF, bunu standart altı bir denizcilik operasyonunun parçası olarak değerlendirmektedir. Çünkü ücretini ödemeyen bir işletmede çoğu zaman mal ve hizmet tedarikçilerine de ödeme yapılmamakta, ödemeler gecikmekte, bakım ve onarım için yeterli para ayrılmamakta ve gemideki eksiklikler nedeniyle liman devleti kontrolü tarafından alıkoyma riski doğmaktadır. Bu nedenle ücret krizi, çoğu kez daha büyük bir işletme ve emniyet krizinin habercisidir.

Gemiye katılmadan önce ücretinizi alamama riskini azaltmak için neler yapmalısınız?

ITF, bir denizcinin bir gemide görev kabul etmeden önce mutlaka ayrıntılı araştırma yapmasını tavsiye etmektedir. Öncelikle gemiye ve şirkete ilişkin mümkün olduğunca fazla bilgi toplanmalıdır. Özellikle gemide daha önce sorun yaşanıp yaşanmadığı araştırılmalı; denizcilik sosyal medya grupları, eski mürettebat üyeleri ve sektörel bilgi ağları üzerinden inceleme yapılmalıdır. Önceki ekibe ödeme yapılıp yapılmadığı mutlaka kontrol edilmelidir. Eğer önceki mürettebat ücretini alamadıysa, yeni katılan kişinin de benzer risk altında olması kuvvetle muhtemeldir.

Bunun yanında gemi adamı temin eden kuruluşun kayıtlı ve güvenilir olup olmadığı da denetlenmelidir. ITF, bu amaçla özel bir kontrol platformu kullanılmasını tavsiye etmektedir. Adres şudur:
https://www.itfshipbesure.org/

Ayrıca katılınacak geminin ITF anlaşması kapsamında olup olmadığının baştan doğrulanması, ileride çıkabilecek ödenmemiş ücret ihtilaflarının çözümünü büyük ölçüde kolaylaştırır. En kritik konulardan biri ise yazılı iş sözleşmesidir. ITF’in de vurguladığı üzere ücretinizi ve çalışma koşullarınızı açıkça gösteren yazılı bir iş sözleşmesinde ısrar etmek gerekir. Bu, MLC’nin bir gerekliliğidir ve sonradan geriye dönük ücret taleplerinin ispatında çok önemli bir delil oluşturur. Sözleşmenin mutlaka güvenli bir yerde saklanması gerekir.

Gemiye bindikten sonra nelere dikkat etmelisiniz?

Gemiye bindikten sonra ücretinizi düzenli şekilde alıp almadığınızı sistematik olarak takip etmeniz gerekir. Ödeme ister banka hesabına havale yoluyla, ister ödenek sistemiyle, ister gemide nakit olarak yapılsın; aylık ve düzenli bir ödeme yönteminin mevcut olduğundan emin olunmalıdır. Banka hesabına yatan paralar düzenli kontrol edilmeli, nakit ödeme yapılıyorsa gereksiz gecikmeler dikkatle izlenmelidir.

Denizcinin en büyük risklerinden biri, ücretin gemide birikmesi ve sözleşme sonuna kadar sadece küçük avanslar ödenmesi şeklindeki düzenlemelerdir. ITF bu yöntemi açık biçimde riskli bulmaktadır. Çünkü işler ters giderse, denizci birikmiş büyük bir alacağını tahsil edemez hale gelebilir. “Paranın gemi sahibinde daha güvenli olduğu” yönündeki açıklamaların kabul edilmemesi gerektiği özellikle vurgulanmaktadır.

Eğer ücret önemli ölçüde gecikirse, örneğin iki haftadan fazla bir gecikme oluşursa, bunun nedenini ve ödemenin ne zaman yapılacağını öğrenmek için kaptanla görüşülmelidir. Belirli bir ödeme tarihi verildiği halde bu söz tutulmuyorsa, şirket ciddi mali sıkıntı içinde olabilir veya denizciyi oyalıyor olabilir. Bu durumda diğer mürettebat üyelerinin durumu öğrenilmeli, mümkünse aynı filodaki diğer gemilerde neler yaşandığı araştırılmalıdır. Nasıl hareket edilmesi gerektiği konusunda ITF ile bağlantıya geçmek çoğu zaman en doğru adımdır.

Gemiden ayrılmadan önce, mümkün olduğunca tüm ödenmemiş ücretlerin tahsil edilmiş olması gerekir. En azından çok küçük bir bakiye dışında önemli bir alacağın kalmaması hedeflenmelidir. Eğer daha önce ücret sorunu yaşandıysa, mümkünse ayrılmadan önce tüm paranın nakit veya doğrulanmış transfer yoluyla fiilen alınması çok daha güvenlidir.

Ücretiniz ödenmediyse ne yapmalısınız?

ITF’in bu konudaki yaklaşımı nettir: gecikmeyin. MLC, maaşın en az ayda bir kez ödenmesini şart koşmaktadır. Eğer maaş ödenmiyorsa, sorunun erken aşamada çözülmesi çok daha kolaydır. İki ay boyunca maaş almamış bir denizcinin sorunu ile dokuz ay boyunca maaş almamış bir denizcinin sorunu aynı değildir; zaman geçtikçe deliller dağılabilir, şirketler iflasa yaklaşabilir ve tahsil ihtimali düşebilir.

Bu durumda ilk yapılması gereken iş, en yakın ITF müfettişiyle iletişime geçmek veya ITF Denizciler Destek ekibine e-posta göndermektir. Kullanılabilecek e-posta adresi şudur:
seafsupport@itf.org.uk

Ayrıca terk edilme şüphesi gibi daha ağır durumlarda şu adres de kullanılabilir:
abandonment@itf.org.uk

ITF’e başvururken mümkün olduğunca fazla bilgi ve belge sunulması gerekir. Özellikle geminin adı, bayrağı, IMO numarası ve gemi tipi gibi detaylar; iş sözleşmesinin bir kopyası; gemiye katılma tarihi; çalışılan saatlerin dökümü; gemi sahibinin adı, ülkesi ve iletişim bilgileri; son yapılan ödemeleri ve ödeme yapılmayan dönemleri gösteren banka hesap özetleri; şirketle yapılan tüm yazışmalar başvuruda son derece değerli delillerdir. ITF, durumu çözmek için elinden geleni yapacağını belirtmektedir; ancak ücretlerin kesin olarak ödeneceğine dair garanti vermediğini de açıkça ifade etmektedir. Bu nokta önemlidir: ITF güçlü bir destek ve baskı mekanizmasıdır, fakat her olayda mutlak tahsil garantisi veren bir ödeme fonu değildir.

Diğer mürettebat üyeleriyle birlikte hareket etmek neden önemlidir?

Ödeme sorunu yaşayan bir denizcinin yalnız olup olmadığını anlaması gerekir. Bu yüzden ekip arkadaşlarıyla konuşulmalı, onların da maaş alacağı bulunup bulunmadığı öğrenilmelidir. Ne kadar süredir maaş alamadıkları veya eksik ödeme alıp almadıkları araştırılmalıdır. Ayrıca birlikte hak arama veya tazminat talebinde bulunmak isteyip istemedikleri de sorulmalıdır. Uygulamada toplu hareket etmek genellikle daha etkilidir. Mürettebat üyeleri, başkalarının da aynı durumda olduğunu ve bu konuda somut adım attığını gördüğünde korkuları azalır ve haklarını savunmaları kolaylaşır.

Grev veya başka eylemler konusunda nelere dikkat edilmelidir?

ITF, herhangi bir eylem planlamadan önce mutlaka yerel yetkililerden, yerel ITF müfettişlerinden veya sendika temsilcilerinden tavsiye alınmasını önermektedir. Çünkü bazı ülkelerde grev yapılması halinde yerel hukuk denizcinin aleyhine sonuç doğurabilir. Birçok ülkede gemi limandayken ve denizde değilken greve gitme hakkı bulunabilmektedir. Ancak bu husus otomatik kabul edilmemeli; her durumda yerel ITF temsilcisinin görüşü alınmalıdır. Yanlış zamanda veya yanlış yöntemle yapılan bir eylem, denizcinin hak arama imkanını güçlendirmek yerine zayıflatabilir.

Ödenmeyen ücretler “terk edilme” anlamına gelebilir mi?

Evet, belirli durumlarda ödenmeyen ücretler denizcinin “terk edilmiş” sayılması sonucunu doğurabilir. Denizcilik Çalışma Sözleşmesi kapsamında, gemi sahibinin sözleşmede belirtilen ücretleri en az iki ay boyunca ödememesi, terk edilmenin üç kriterinden biri olarak kabul edilmektedir. Böyle bir durumda mesele yalnızca ücret alacağı olmaktan çıkar; daha ağır bir koruma ve müdahale mekanizması gündeme gelebilir.

Eğer bir denizci terk edildiğini düşünüyorsa, acilen yardım istemelidir. Bunun için ITF müfettişiyle veya ITF’ye bağlı bir denizci sendikasıyla iletişime geçilebilir. Ayrıca ITF Seafarers uygulaması veya ITF Seafarers sitesinin “Look Up” bölümü de kullanılabilir. İlgili bağlantı şudur:
https://www.itfseafarers.org/en/look-up

Terk edilme konusunda özel destek için şu e-posta adresi de kullanılabilir:
abandonment@itf.org.uk

Sonuç

Gemi adamlarının ücret rejimi, çalıştıkları geminin ITF anlaşması kapsamında olup olmamasına göre önemli ölçüde değişmektedir. ITF kapsamındaki gemilerde denizci doğrudan sözleşmede belirlenen ücretlere hak kazanırken, ulusal bayraklı gemilerde ücretler çoğu zaman ulusal toplu sözleşmeler veya yerel ücret skalalarına göre belirlenmektedir. Bununla birlikte ITF ve ILO yaklaşımı, hiçbir denizcinin uluslararası asgari koruma seviyesinin altına düşmemesi gerektiği yönündedir.

Ücret konusu yalnızca aylık maaştan ibaret değildir. Çalışma süresi, dinlenme hakkı, izin, fazla mesai ödemesi ve bunların kayıt altına alınması da denizcinin mali haklarının önemli parçalarıdır. Ödenmeyen ücretler ise çoğu zaman daha büyük bir işletme ve emniyet sorununun işaretidir. Bu nedenle gemiye katılmadan önce şirketi ve gemiyi araştırmak, yazılı sözleşmede ısrar etmek, düzenli ödeme sistemini kontrol etmek ve gecikme halinde hızlı davranmak hayati önem taşır.

Ücret ödenmiyorsa ITF ile erken iletişim kurulmalı, belgeler toplanmalı, diğer mürettebat üyeleriyle durum karşılaştırılmalı ve gerekiyorsa toplu hareket edilmelidir. İki ayı aşan ücret ödememe halleri ise terk edilme kapsamında değerlendirilme ihtimali taşıdığından daha da dikkatli hareket edilmesini gerektirir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

ITF başvurusu güçlü bir araçtır ancak tek başına yeterli değildir. Özellikle yüksek meblağlı alacaklarda hukuki sürecin doğru yürütülmesi kritik öneme sahiptir.

Bu noktada:

istanbul gemi adamı avukatı

tuzla gemi adamı avukatı desteği ile süreç profesyonel şekilde yönetilmelidir. Deniz iş hukuku alanında uzman 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, ITF sürecini hukuki yollarla entegre ederek:

Gemi alacağı davası

İhtiyati haciz

İcra takibi yollarıyla alacakların tahsilini garanti altına almaktadır. Alacağınızı kaybetmeden profesyonel destek alın.

Sıkça Sorulan Sorular

1. ITF kapsamında olmayan gemide çalışıyorsam haklarım geçersiz mi?

Hayır, geçersiz değildir. Ancak ITF sözleşmesi olmadığı için hakların uygulanması daha zor olabilir. Bu durumda ILO ve MLC hükümleri devreye girer.

2. Maaşım 1 ay gecikti, hemen ITF’e başvurmalı mıyım?

Evet. ITF’e göre erken başvuru çok önemlidir. Gecikme büyüdükçe tahsil zorlaşır.

3. 2 ay maaş alamazsam ne olur?

Bu durum “terk edilme” kapsamında değerlendirilebilir ve daha güçlü haklar doğurur.

4. ITF ücretimi garanti eder mi?

Hayır. ITF ödeme yapmaz, ancak ödeme yapılmasını sağlar.

5. ITF başvurusu gizli yapılabilir mi?

Evet, çoğu durumda kimlik gizliliği korunur.

6. Fazla mesai kayıtları tutulmazsa ne olur?

Bu durumda delil sorunu yaşanır ancak tanık ve diğer belgelerle ispat mümkündür.

7. Kolaylık bayraklı gemiler neden risklidir?

Çünkü işveren ile hukuki bağ zayıftır ve tahsil riski yüksektir.

8. Tüm mürettebat birlikte başvurmalı mı?

Evet, toplu başvuru çok daha güçlü sonuç verir.

9. ITF ile dava birlikte yürütülebilir mi?

Evet, en etkili yöntem budur.

10. Ücretimi alamazsam ne kadar sürede sonuç alırım?

Gemi limandaysa birkaç gün içinde sonuç alınabilir; aksi durumda süreç uzayabilir.

Read More

Gemi Adamı Terk Edilirse Ne Olur? (ITF Rehberiyle Terk Edilme Belirtileri, Haklar ve Acil Yapılması Gerekenler)

Denizcilik sektöründe son yıllarda en ciddi sorunlardan biri, gemi adamlarının çalıştıkları gemilerde terk edilmesi vakalarının hızla artmasıdır. Bu durum, denizcilerin aylarca yakıt, yiyecek, içme suyu ve maaş olmadan, evlerinden binlerce kilometre uzakta limanlarda mahsur kalmasına yol açabilmektedir. ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) verileri ve saha uygulamaları, terk edilme vakalarının yalnızca bireysel değil, sistematik bir problem haline geldiğini göstermektedir. Bu nedenle her gemi adamının terk edilme riskini, belirtilerini ve haklarını çok iyi bilmesi hayati önem taşımaktadır.

Gemi Adamının Terk Edildiği Nasıl Anlaşılır?

Terk edilme durumu çoğu zaman ani değil, belirli işaretlerle kendini gösteren bir süreçtir. ITF’e göre terk edilme genellikle iki ana sebepten kaynaklanmaktadır. Bunlardan ilki, gemi sahibinin ciddi mali zorluklar yaşaması; ikincisi ise bazı kötü niyetli armatörlerin maaşları ve borçları ödemeyerek maliyetleri düşürmeye çalışmasıdır. Özellikle ekonomik ömrünün sonuna yaklaşmış eski gemilerde bu risk çok daha yüksektir. Bazı durumlarda geminin toplam değeri, mürettebata ve diğer alacaklılara olan borçlardan daha düşük olabilmektedir.

Bir gemi sahibinin gemi adamını terk etmiş sayılması için belirli kriterler vardır. Eğer gemi sahibi denizcinin ülkesine geri dönüş (repatriation) masraflarını karşılamıyorsa, gemideki personeli gerekli bakım, yiyecek, su ve destekten mahrum bırakıyorsa veya en önemlisi sözleşmede belirtilen ücretleri en az iki ay boyunca ödemiyorsa, bu durum hukuken “terk edilme” olarak değerlendirilmektedir. Bu noktada maaş ödenmemesi yalnızca bir ücret sorunu değil, aynı zamanda daha ağır bir hukuki ihlal anlamına gelmektedir.

Terk Edilme Riski Nasıl Azaltılır?

ITF, gemi adamlarının bu riski azaltabilmesi için gemiye katılmadan önce kapsamlı bir araştırma yapmasını özellikle tavsiye etmektedir. Öncelikle çalışılacak gemi ve şirket hakkında mümkün olan en fazla bilgi toplanmalıdır. Özellikle geminin geçmişinde sorun olup olmadığı, maaş ödemelerinde aksama yaşanıp yaşanmadığı ve mürettebatın daha önce şikayette bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

Bu araştırmalar için ITF’in resmi sistemleri kullanılabilir. Gemi hakkında bilgi almak ve ITF kapsamında olup olmadığını kontrol etmek için şu adres kullanılmalıdır:
👉 https://www.itfseafarers.org

Ayrıca geminin terk edilme geçmişine ilişkin kayıtlar, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün veri tabanından kontrol edilebilir. Bu noktada geminin adı değişmiş olabileceği için mümkünse IMO numarasıyla arama yapılması daha sağlıklı sonuç verir. Bunun yanında gemilerin anlık konum ve rota bilgilerini gösteren sistemler de incelenerek operasyonel durum hakkında fikir edinilebilir.

Eğer işe bir mürettebat ajansı aracılığıyla giriliyorsa, bu ajansın güvenilirliği ayrıca araştırılmalıdır. Ajansın düzgün şekilde yönetilip yönetilmediği, çalıştığı şirketlerin finansal durumunu kontrol edip etmediği ve sektördeki itibarı büyük önem taşır. ITF, özellikle ITFShipBeSure platformunun kullanılmasını önermektedir. Bu platformda kırmızı listeye alınmış ajanslar yer almaktadır:

👉 https://www.itfshipbesure.org/

Eğer bir ajans bu listede yer alıyorsa, bu durum ciddi bir risk göstergesidir ve o ajans aracılığıyla iş bulunmaması tavsiye edilir.

Terk Edilmeye Karşı Yeni Koruma: MLC Sigorta Sistemi

18 Ocak 2017 itibarıyla yürürlüğe giren düzenlemelerle birlikte, denizcilerin korunması için önemli bir güvence mekanizması getirilmiştir. 2006 tarihli Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (MLC) kapsamında, sözleşmeye taraf ülkelerin bayrağını taşıyan gemilerin, terk edilme durumunda devreye girecek bir sigorta sistemine sahip olması zorunlu hale getirilmiştir.

Bu sigorta, gemide açık şekilde İngilizce olarak sergilenmelidir ve sigorta sağlayıcısının adı ile iletişim bilgilerini içermelidir. Gemi adamının bu bilgilerin güncel ve doğru olup olmadığını kontrol etmesi son derece önemlidir. Çünkü terk edilme durumunda sürecin başlatılabilmesi için bu bilgilere ihtiyaç duyulacaktır.

Söz konusu sigorta sistemi, denizcinin en fazla dört aylık ödenmemiş ücretini ve diğer haklarını kapsar. Bunun yanında yalnızca maaş değil, aynı zamanda geri dönüş masrafları, yiyecek, içme suyu, konaklama, gerekli yakıt, giyim ve tıbbi bakım gibi temel ihtiyaçlar da bu güvence kapsamında yer alır. Bu koruma, geminin terk edildiği andan itibaren denizcinin evine dönüşüne kadar devam eder.

Ancak burada kritik bir nokta vardır: Eğer başvuru süreci geciktirilirse, hak kaybı yaşanabilir. ITF özellikle şu uyarıyı yapmaktadır: Başvurunuzu altı ay geciktirirseniz, yalnızca dört aylık maaşınızı alabilirsiniz. Bu nedenle zamanında harekete geçmek hayati önem taşır.

Terk Edildiyseniz Ne Yapmalısınız?

Eğer gemi sahibinin yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve terk edilme riskinin ortaya çıktığını düşünüyorsanız, beklemek en büyük hatadır. Gemi sahibi iletişime geçmiyor veya sorunu çözmüyorsa, doğrudan sigorta şirketi veya finansal güvence sağlayıcısıyla iletişim kurulmalıdır. Bu iletişimi yalnızca gemi adamı değil, ailesi, bir ITF müfettişi veya bir denizcilik sendikası da kurabilir.

ITF bu noktada çok açık bir çağrı yapmaktadır: “Sesinizi çıkarın.” İşveren korkusu nedeniyle hareketsiz kalmak, sorunun daha da büyümesine neden olur. ITF ile tamamen gizli şekilde iletişim kurulabilir.

ITF müfettişlerine ulaşmak için şu sistem kullanılabilir:
👉 https://www.itfseafarers.org/en/look-up

Ayrıca doğrudan e-posta ile iletişim kurulabilir:
📧 abandonment@itf.org.uk

ITF’in özellikle vurguladığı bir diğer önemli husus ise şudur: Eğer ITF ile iletişime geçmezseniz, size yardımcı olamazlar.

Uluslararası P&I Kulüpleri (Acil Yardım Hatları)

Terk edilme durumunda yalnızca ITF değil, aynı zamanda geminin sigorta kulübü (P&I Club) da önemli bir rol oynar. Aşağıda başlıca P&I kulüplerinin iletişim bilgileri yer almaktadır:

Swedish Club: Swedish.club@swedishclub.com | +46 31 151 328

UK P&I Club: mlc@ukpandi.com | +44 207 283 4646

Skuld: MLC@skuld.com | +47 952 92 200

Britannia: MLC@triley.co.uk | +44 203 280 2473

Steamship Mutual: duty.team@simsl.com | +44 783 178 4051

Gard: mlc@gard.no | +47 905 24 100

London P&I Club: MLC@londonpandi.com | +44 207 772 8000

West of England: MLC@westpandi.com | +44 779 511 6602

NorthStandard: MLCEnquiryTeam@nepia.com | +44 191 232 5221

Shipowners Club: claims@shipownersclub.com | +44 203 829 5858

American Club: mlc@american-club.com | +1 212 847 4590

Japan P&I: claims-dpt@piclub.or.jp | +81 3 3662 7221

Sonuç

Gemi adamlarının terk edilmesi, yalnızca bir ücret sorunu değil; aynı zamanda ciddi bir insan hakları ve çalışma güvenliği ihlalidir. Bu tür durumlar çoğu zaman maaşların ödenmemesiyle başlar ve daha büyük bir kriz haline dönüşür. Bu nedenle erken farkındalık, doğru bilgi ve hızlı müdahale büyük önem taşır.

ITF, MLC ve sigorta mekanizmaları gemi adamlarını korumak için güçlü araçlar sunmaktadır. Ancak bu sistemlerin etkin şekilde çalışabilmesi için denizcinin bilinçli olması, araştırma yapması ve gerektiğinde hızlı şekilde harekete geçmesi gerekir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Gemi adamının terk edilmesi hukuken ne anlama gelir ve hangi şartlarda oluşur?

Gemi adamının terk edilmesi, yalnızca iş ilişkisinin sona ermesi değil; işverenin denizci ile olan bağını fiilen koparması anlamına gelir. Uluslararası Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (MLC) kapsamında bu durum, özellikle üç temel kriterle belirlenir: denizcinin ülkesine geri gönderilmemesi (repatriation yapılmaması), gemide gerekli yaşam koşullarının (yiyecek, su, bakım) sağlanmaması ve en önemlisi ücretlerin en az iki ay boyunca ödenmemesidir. Bu şartlardan bir veya birkaçının gerçekleşmesi, denizcinin terk edilmiş sayılmasına yol açar ve bu durumda uluslararası koruma mekanizmaları devreye girer.

2. Maaşım ödenmiyorsa ne zaman terk edilmiş sayılırım?

Maaş ödenmemesi her zaman doğrudan terk edilme anlamına gelmez; ancak en az iki ay boyunca ücretlerin ödenmemesi, MLC kapsamında terk edilme kriterlerinden biri olarak kabul edilir. Bu nedenle maaşınız birkaç hafta geciktiğinde bile durumu ciddiye almanız gerekir. Erken müdahale edilmezse süreç daha ağır bir hukuki soruna dönüşebilir. ITF bu noktada özellikle gecikmeden başvuru yapılmasını tavsiye etmektedir.

3. Terk edilme durumunda hangi haklara sahip olurum?

Terk edilen bir gemi adamı, yalnızca maaşını değil; aynı zamanda geri dönüş masraflarını, yiyecek, su, konaklama, tıbbi bakım ve temel yaşam giderlerini talep etme hakkına sahiptir. Ayrıca MLC kapsamında zorunlu tutulan sigorta sistemi devreye girerek en fazla dört aylık ücret ve hakları güvence altına alır. Bu haklar, geminin terk edildiği andan denizcinin ülkesine dönüşüne kadar devam eder.

4. ITF terk edilme durumunda bana doğrudan ödeme yapar mı?

Hayır, ITF doğrudan ödeme yapan bir kurum değildir. ITF’in rolü, gemi sahibine ve ilgili taraflara baskı yaparak ödemelerin yapılmasını sağlamaktır. Ödeme genellikle armatör veya sigorta sistemi tarafından gerçekleştirilir. Ancak ITF süreci doğru yönetildiğinde, alacakların tahsil edilmesinde son derece etkili bir araçtır.

5. Terk edilme riskini gemiye katılmadan önce nasıl anlayabilirim?

Bu riski azaltmanın en etkili yolu araştırma yapmaktır. Geminin ITF kapsamında olup olmadığını kontrol etmek, daha önceki mürettebatın ödeme alıp almadığını öğrenmek ve işverenin geçmişini incelemek büyük önem taşır. Ayrıca ITFShipBeSure platformu üzerinden acentenin güvenilir olup olmadığı kontrol edilmelidir:
https://www.itfshipbesure.org/

6. Gemiye bindikten sonra maaşım gecikirse ne yapmalıyım?

Öncelikle gecikmenin nedenini öğrenmek için kaptanla görüşmelisiniz. Eğer maaş iki haftadan fazla gecikmişse, bu ciddi bir risk göstergesidir. Bu durumda diğer mürettebatın durumunu kontrol etmeli ve gerekirse ITF ile iletişime geçmelisiniz. Sürecin erken aşamada yönetilmesi, hak kaybını önler.

7. Terk edildiğimi düşünüyorsam ilk olarak kime başvurmalıyım?

En hızlı ve etkili yol ITF ile iletişime geçmektir. ITF müfettişlerine şu sistem üzerinden ulaşabilirsiniz:
https://www.itfseafarers.org/en/look-up

Ayrıca doğrudan e-posta ile başvuru yapılabilir:
📧 abandonment@itf.org.uk

Bunun yanında geminin sigorta sağlayıcısı (P&I Club) ile de iletişime geçilmelidir.

8. ITF başvurusu gizli yapılabilir mi?

Evet, ITF ile yapılan başvurular çoğu durumda gizli şekilde yürütülebilir. Denizcinin işverenden çekinmesi halinde kimliği korunarak süreç ilerletilebilir. Bu durum özellikle baskı altındaki mürettebat için önemli bir güvence sağlar.

9. Sigorta sistemi tüm alacaklarımı karşılar mı?

MLC kapsamında zorunlu olan sigorta sistemi genellikle en fazla dört aylık ücret ve belirli giderleri kapsar. Daha uzun süreli alacaklar için hukuki süreçlerin devreye alınması gerekebilir. Bu nedenle sigorta bir güvence sağlar ancak tüm zararları her zaman karşılamayabilir.

10. Terk edilme durumunda dava açmak gerekir mi?

Her durumda dava açmak zorunlu değildir; ancak özellikle yüksek meblağlı alacaklarda hukuki süreç başlatılması büyük avantaj sağlar. ITF süreci ile dava sürecinin birlikte yürütülmesi, alacağın tahsil edilme ihtimalini ciddi şekilde artırır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi adamlarının terk edilmesi ve ücret alacaklarının tahsili, uluslararası hukuk, deniz ticareti hukuku ve iş hukuku kurallarının birlikte değerlendirilmesini gerektiren karmaşık bir süreçtir. ITF başvurusu önemli bir araç olsa da, tek başına her zaman yeterli olmayabilir. Özellikle sigorta kapsamı dışında kalan alacaklar, ihtiyati haciz gerektiren durumlar ve gemi alacağı davaları profesyonel hukuki destek gerektirir.

Bu noktada istanbul gemi adamı avukatı ve tuzla gemi adamı avukatı desteği ile sürecin doğru stratejiyle yürütülmesi, hem zaman kaybını önler hem de alacağın tahsil edilme ihtimalini artırır. Delillerin doğru toplanması, başvuruların hukuki zemine oturtulması ve eş zamanlı işlemlerin yürütülmesi, ancak uzmanlık gerektiren bir süreçtir.

Denizcilik hukuku ve gemi adamı alacakları konusunda uzman 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, ITF süreçleri ile hukuki yolları birlikte yürüterek müvekkillerine maksimum koruma sağlar.

ITF başvurularının profesyonel hazırlanması
Gemi alacağı davaları ve ihtiyati haciz işlemleri

Maaş, fazla mesai ve tazminat alacaklarının tahsili

Hak kaybı yaşamadan, alacağınızı en hızlı ve güvenli şekilde tahsil etmek için hemen iletişime geçin.

Read More

Gemi Adamının İş Sözleşmesi İmzalamadan Önce Dikkat Etmesi Gerekenler (ITF Rehberi)

Denizde çalışmak, yüksek gelir potansiyeline rağmen ciddi hukuki ve mesleki riskler barındıran bir alandır. Bu nedenle bir gemi adamı için en kritik adım, iş sözleşmesini imzalamadan önce yapılan incelemedir.

Uluslararası standartlara göre, denizde uygun istihdam koşullarını güvence altına almanın en etkili yolu, International Transport Workers’ Federation (ITF) onaylı bir Toplu İş Sözleşmesine (TİS) uygun hazırlanmış bir iş sözleşmesi imzalamaktır.

Bu mümkün değilse, ITF’in tavsiyelerine birebir uyulmalıdır.

Yazılı Sözleşme Olmadan Çalışmaya Başlamayın

Denizcilik sektöründe en sık karşılaşılan hak ihlallerinin başında, yazılı sözleşme olmadan çalıştırılma gelmektedir. Yazılı bir iş sözleşmesi, gemi adamının ücret, çalışma süresi, izin, sigorta ve diğer haklarını somut olarak ortaya koyan en temel belgedir. Sözlü anlaşmalar veya “sonradan düzenlenecek” denilerek geçiştirilen durumlar, ileride doğacak uyuşmazlıklarda ispat zorluğu yaratır ve çoğu zaman gemi adamının aleyhine sonuçlanır. Bu nedenle, hangi koşul altında olursa olsun, yazılı ve imzalı bir iş sözleşmesi olmadan gemide çalışmaya başlanmamalıdır.

Boş veya Belirsiz Sözleşme İmzalamayın

İşveren tarafından sunulan sözleşmelerde zaman zaman boş bırakılmış alanlar, sonradan doldurulabilecek hükümler veya açıkça anlaşılmayan maddeler bulunabilir. Bu tür sözleşmeler, gemi adamının bilgisi dışında değiştirilme veya farklı şekilde yorumlanma riski taşır. Hukuken imzalanan bir sözleşme, içeriği ne olursa olsun bağlayıcı kabul edilir. Bu nedenle, anlamadığınız, açık olmayan veya sonradan doldurulabilecek hiçbir hüküm içeren sözleşme imzalanmamalıdır. Gerekirse sözleşme detaylı şekilde incelenmeli ve anlaşılmayan noktalar yazılı olarak açıklığa kavuşturulmalıdır.

Toplu İş Sözleşmesi (TİS) Kontrolü

Birçok uluslararası gemide, bireysel iş sözleşmeleri aslında bir Toplu İş Sözleşmesine (TİS) bağlı olarak düzenlenmektedir. Bu nedenle, imzalanacak sözleşmenin bir TİS’e atıf yapıp yapmadığı mutlaka kontrol edilmelidir. Eğer böyle bir atıf mevcutsa, gemi adamının bu TİS’i incelemesi ve haklarını detaylı şekilde öğrenmesi gerekir. Çünkü çoğu zaman ücret, fazla mesai, izin, tazminat ve sosyal haklar esasen TİS içinde düzenlenir. Bu nedenle sadece bireysel sözleşme değil, bağlı olduğu TİS de mutlaka okunmalı ve bir nüshası saklanmalıdır.

Sözleşme Süresi Açık Olmalıdır

İş sözleşmesinin en kritik unsurlarından biri, süresinin açık ve net şekilde belirlenmiş olmasıdır. Belirsiz süreli veya ucu açık sözleşmeler, gemi adamının ne kadar süreyle çalışacağını ve hangi koşullarda ayrılabileceğini belirsiz hale getirir. Ayrıca, işverene sözleşme süresini tek taraflı olarak uzatma veya değiştirme yetkisi veren hükümler ciddi hak ihlallerine yol açabilir. Bu tür maddeler, gemi adamını işveren karşısında zayıf duruma düşürür. Bu nedenle sözleşme süresi net olarak yazılmalı ve değişikliklerin ancak karşılıklı rıza ile yapılabileceği açıkça belirtilmelidir.

Ücret ve Çalışma Saatleri Açıkça Belirtilmelidir

Sözleşmede temel ücret ve çalışma saatlerinin açıkça yazılması, gemi adamının en temel hakkıdır. Ücretin ne kadar olduğu, hangi para birimi üzerinden ödeneceği, ödeme periyodu ve çalışma saatleri açıkça belirtilmelidir. Uluslararası standartlara göre haftalık çalışma süresi genellikle 48 saat ile sınırlandırılmıştır. Bu sınırın aşılması durumunda fazla mesai hükümleri devreye girer. Ücret ve çalışma saatlerinin açıkça belirtilmediği sözleşmeler, ileride eksik ödeme veya fazla çalıştırma gibi sorunlara yol açar.

Fazla Mesai Şartları Net Olmalıdır

Denizcilik sektöründe fazla mesai oldukça yaygındır. Bu nedenle sözleşmede fazla mesainin hangi koşullarda yapılacağı ve nasıl ödeneceği açıkça düzenlenmelidir. Fazla mesai ücretinin normal saatlik ücretin belirli bir katı üzerinden hesaplanması gerekir. Uluslararası standartlara göre bu oran en az 1,25 kat olmalıdır. Fazla mesai hükümleri açıkça belirtilmemiş sözleşmeler, gemi adamının yoğun çalışma karşılığında ücret alamamasına neden olabilir.

Ücretli İzin Hakları Açıkça Yazılmalıdır

Gemi adamlarının en önemli haklarından biri de ücretli izin hakkıdır. Sözleşmede, aylık ve yıllık izin sürelerinin açıkça belirtilmesi gerekir. Uluslararası standartlara göre yıllık ücretli izin süresi en az 30 gün olmalıdır ve bu süre genellikle her ay için 2,5 gün olarak hesaplanır. İzin haklarının sözleşmede yer almaması veya belirsiz bırakılması, gemi adamının dinlenme hakkının ihlal edilmesine yol açabilir.

Ücret Kalemleri Ayrı Ayrı Gösterilmelidir

Sözleşmede ücretin tek bir toplam rakam olarak gösterilmesi yerine, temel ücret, fazla mesai ve diğer ödemelerin ayrı ayrı belirtilmesi gerekir. Bu ayrım yapılmadığında, işveren fazla mesai ödemelerini temel ücretin içinde göstermeye çalışabilir ve bu durum ciddi hak kayıplarına neden olur. Şeffaf ve detaylı bir ücret yapısı, olası uyuşmazlıklarda gemi adamının haklarını korur.

Yol ve Geri Dönüş Masrafları İşverene Aittir

Gemiye katılım ve sözleşme sonunda ülkeye dönüş masrafları, uluslararası denizcilik uygulamalarına göre işverenin sorumluluğundadır. Ancak bazı sözleşmelerde bu masrafların gemi adamına yüklenmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu tür hükümler hukuka ve uluslararası standartlara aykırıdır. Gemi adamını bu tür mali yükümlülük altına sokan sözleşmeler kesinlikle imzalanmamalıdır.

Maaş Kesintisi ve Alıkoyma Yasaktır

Sözleşmede, ücretin bir kısmının tutulmasına veya geciktirilmesine izin veren hükümler bulunmamalıdır. Gemi adamının ücreti, her ay sonunda eksiksiz ve zamanında ödenmelidir. Maaş kesintisi veya gecikmesi, denizcilik sektöründe en sık yaşanan sorunlardan biridir. Bu nedenle bu konuda açık ve koruyucu hükümler içermeyen sözleşmeler ciddi risk taşır.

Tazminat ve Ek Haklar Açıkça Düzenlenmelidir

Hastalık, iş kazası, ölüm, geminin zayi olması veya sözleşmenin erken feshi gibi durumlarda gemi adamının hangi haklara sahip olduğu sözleşmede açıkça belirtilmelidir. Bu tür durumlar, denizcilik mesleğinin doğası gereği her zaman mümkün olduğundan, önceden düzenlenmesi hayati önem taşır. Eğer sözleşmede bu hususlar yer almıyorsa, ayrıca yazılı bir güvence alınmalıdır.

Sendika Hakkı Kısıtlanamaz

Gemi adamlarının sendikaya üye olma, sendika ile iletişim kurma ve temsil edilme hakları uluslararası hukuk tarafından korunmaktadır. Bu hakları sınırlayan veya yasaklayan sözleşme hükümleri geçersizdir. Buna rağmen uygulamada bu tür maddelere rastlanabilmektedir. Bu nedenle, sendikal hakları kısıtlayan hiçbir sözleşme imzalanmamalıdır.

Fesih Şartları ve İhbar Süresi Kontrol Edilmelidir

Sözleşmenin nasıl sona ereceği, hangi durumlarda fesih yapılabileceği ve ihbar süreleri açıkça belirtilmelidir. Belirsiz fesih hükümleri, gemi adamının aniden işsiz kalmasına veya hak kaybına uğramasına neden olabilir. Bu nedenle fesih şartları detaylı şekilde incelenmeli ve açık olmayan hükümler kabul edilmemelidir.

Belgelerin Saklanması Hayati Öneme Sahiptir

Gemi adamlarının en sık yaptığı hatalardan biri, sözleşme ve diğer belgeleri saklamamaktır. Oysa ki iş sözleşmesi, maaş bordroları ve yazışmalar, olası bir hak arama sürecinde en önemli delillerdir. Bu belgelerin saklanması, gemide çalışmanın sona ermesinden sonra dahi büyük önem taşır. Çünkü birçok uyuşmazlık, çalışma bittikten sonra ortaya çıkmaktadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Şart?

Denizcilik sözleşmeleri, klasik iş sözleşmelerinden çok daha karmaşık ve uluslararası boyutludur. Özellikle:

Elverişli bayrak (flag of convenience) gemiler

ITF kapsamı

Uluslararası hukuk uygulamaları

Tahkim ve yabancı mahkemeler gibi konular ciddi uzmanlık gerektirir.

Bu nedenle, hak kaybı yaşamamak adına sürecin başından itibaren uzman bir deniz hukuku avukatıyla çalışmak kritik önemdedir. Özellikle sözleşme inceleme aşamasında alınacak profesyonel destek, ileride doğabilecek büyük zararları engeller.

Read More

Gemi Adamı Sözleşmesi Haksız Feshedilirse Kalan Süre Ücretini Alabilir mi? (Bakiye Süre Ücreti, İndirimler ve Yargıtay Kararları Rehberi)

1. Gemi Adamları ile Yapılan Belirli Süreli İş Sözleşmelerinin Geçerliliği 

Genel iş hukukunda belirli süreli iş sözleşmelerinin kurulabilmesi için objektif nedenlerin varlığı aranırken, gemi adamları açısından bu kurala bir istisna getirilmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 17.02.2015 tarihli, 2013/10445 E. ve 2015/6930  K. sayılı kararına göre, 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca gemi adamlarıyla belirli süreli sözleşme yapılabilmektedir ve “Deniz İş Kanunu’nun düzenlenmesinde belirli süreli iş sözleşmesinin ilk kez yapılmasında objektif veya esaslı neden aranmaz.” Bu nedenle, gemi adamları ile yapılan ilk belirli süreli sözleşmeler geçerli kabul edilmekte ve süresinden önce haksız feshedilmesi halinde gemi adamına bakiye süre ücretini talep etme hakkı doğmaktadır.

2. Haksız Fesih Halinde Bakiye Süre Ücretinin Hesaplanması 

Belirli süreli iş sözleşmesinin işverence haksız olarak süresinden önce feshedilmesi durumunda, işçi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 438/1. maddesi (mülga 818 sayılı BK m.325) uyarınca sözleşmenin kalan süresine ait ücretini tazminat olarak talep edebilir.

Yargı kararlarında bu hesaplamalar somut verilere dayandırılmaktadır:

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 29.09.2021 tarihli, 2019/1901 E. ve 2021/1286  K. sayılı (ve bu kararın onadığı İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 10.12.2018 tarihli, 2015/196 E. ve 2018/482  K. sayılı) kararında; aylık 11.000 USD ücretle 4 aylık sözleşme imzalayan ve 1 ay 23 gün çalıştıktan sonra sözleşmesi haksız feshedilen gemi kaptanının, bakiye 2 ay 7 günlük süresi için istenebilecek ücreti net 24.567,00 Amerikan Doları olarak hesaplanmıştır.

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 15.04.2019 tarihli, 2016/104 E. ve 2019/191  K. sayılı kararında ise; aylık 1.600 USD maaşla 6 aylık sözleşme ile çalışan makine lostromosunun haksız fesih sonrası 117 günlük bakiye süresi için 6.320,99 USD alacağı hesaplanmıştır.

3. Bakiye Süre Ücretinden Yapılacak İndirimler (Tasarruf İndirimi ve Başka İşten Elde Edilen Gelir)

 TBK m. 438/2 uyarınca, bakiye süre ücretinden işçinin iş görme edimini yerine getirmemesi sebebiyle tasarruf ettiği miktarlar (yol, yemek vb.) ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelirler indirilmelidir. Mahkemelerin bu indirimleri uygulama biçimleri şu şekildedir:

Oransal/Takdiri İndirim Uygulaması: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 2019/1901 E., 2021/1286 K. sayılı kararında, gemi adamının çalışmadığı dönemdeki tasarrufları dikkate alınarak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına atıfla “takdiren % 35 oranında indirime gidilebileceği” benimsenmiş ve 24.220 USD talep üzerinden %35 indirim yapılarak 15.743 USD tahsiline hükmedilmiştir.

Somut Araştırma Zorunluluğu: Yargıtay, indirimlerin keyfi veya yalnızca takdiri olmaması gerektiğini, somut araştırmaya dayanması gerektiğini vurgulamaktadır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 23.02.2021 tarihli, 2021/892 E. ve 2021/4707  K. sayılı kararı ile 07.12.2021 tarihli, 2021/8864 E. ve 2021/16270  K. sayılı kararlarında, işçinin fesih sonrası başka işte çalışıp çalışmadığının, elde ettiği gelirlerin ve tasarruf ettiği miktarların araştırılmadan karar verilmesi bozma nedeni sayılmıştır.

Mükerrer ve Hatalı İndirimlerin İptali: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2022 tarihli, 2022/15900 E. ve 2022/16315  K. sayılı kararında, başka işten elde edilen gelir mahsup edildikten sonra ayrıca %65 oranında indirim uygulanması hatalı bulunmuştur. Benzer şekilde, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 02.02.2015 tarihli, 2013/29324 E. ve 2015/2033  K. sayılı kararında, mahkemenin bakiye süre ücretinden doğrudan “%50 oranında takdiri indirim” yapması bozma sebebi yapılmıştır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 21.03.2017 tarihli, 2017/277 E. ve 2017/4600  K. sayılı kararında ise yerel mahkemenin yaptığı 2/3 oranındaki indirim çok yüksek bulunarak daha makul bir indirim yapılması gerektiği belirtilmiştir.

4. Sözleşme Hükümleri, Faiz ve Diğer Alacak Kalemleri

Sözleşmedeki Kısıtlayıcı Hükümlerin Geçersizliği: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 22.11.2022 tarihli, 2022/12798 E. ve 2022/14978  K. sayılı kararına göre, iş sözleşmesinde projenin iptali vb. durumlarda sözleşmenin feshedileceği ve tazminat ödenmeyeceğine dair maddeler, TBK m. 438/1’in emredici düzenlemesine aykırı olup geçerli kabul edilemez.

Yabancı Para Alacaklarında Faiz: Aynı kararda (2022/12798 E., 2022/14978 K.), yabancı para (USD) cinsinden hüküm altına alınan bakiye süre ücretine “Devlet bankalarınca USD üzerinden açılmış bir yıl vadeli mevduata uygulanan en yüksek faizin” işletilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 13.12.2016 tarihli, 2015/7361 E. ve 2016/22080  K. sayılı kararında, Deniz İş Kanunu’nda mevduat faizi düzenlemesi bulunmadığından takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerektiği de ifade edilmiştir.

İhbar Tazminatı: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 17.02.2015 tarihli, 2013/10445 E. ve 2015/6930  K. sayılı kararına göre, ihbar tazminatı yalnızca belirsiz süreli sözleşmelerin feshi halinde söz konusu olduğundan, belirli süreli sözleşmelerde ihbar tazminatına hükmedilemez.

Yıllık İzin Ücreti: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 09.11.2020 tarihli, 2016/31624 E. ve 2020/15354  K. sayılı kararına göre, Deniz İş Kanunu m. 40/1 uyarınca yıllık izne hak kazanabilmek için fiili olarak 6 ay çalışmış olmak şarttır. Sözleşmenin haksız feshedilmesi, fiili olarak çalışılmayan bakiye günler için gemi adamına izin ücreti hakkı sağlamaz.

İşçinin İstifası: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 08.01.2025 tarihli, 2024/14452 E. ve 2025/94  K. sayılı kararına göre, iş sözleşmesinin bizzat işçi (gemi adamı) tarafından feshedilmesi (istifa) halinde TBK m. 438 kapsamındaki bakiye süre ücreti ve haksız fesih tazminatı talepleri reddedilmelidir.

İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlam ve Değerlendirmeler

Aşağıdaki bilgiler, karar metninde sınırlı bilgi bulunan hususlara ek bağlam sağlamak amacıyla ikincil bilgi sağlayan yanıtlardan derlenmiştir:

İşverenin Dürüstlük Kuralına Aykırı Savunmaları: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.01.2022 tarihli (2021/778 E., 2022/65  K.) ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 27.01.2021 tarihli (2019/907 E., 2021/2498  K.) kararlarında, taraflar arasında belirli süreli sözleşme yapıldıktan ve işverence haksız fesih gerçekleştirildikten sonra, işverenin bakiye süre ücreti ödememek amacıyla sözleşmede “objektif neden bulunmadığını ve belirsiz süreli olduğunu” savunması, Türk Medeni Kanunu m. 2 uyarınca dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanımı olarak değerlendirilmiştir.

Varsayımsal İndirimlerin Sınırları: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 04.11.2025 tarihli kararlarında (2025/6832 E., 2025/8430  K. ve 2025/7450 E., 2025/8476  K.) ile 25.03.2021 tarihli (2020/9011 E., 2021/6982  K.) kararında; mahkemelerce yapılan %30, %40 veya %50 gibi varsayımsal indirimler eleştirilmiştir. Yargıtay, bilinmeyen gelecek dönemler için varsayımsal indirim yapılabileceğini kabul etmekle birlikte, karar tarihi itibarıyla çalışılmayan sürenin bilinebilir hale gelmesi durumunda işçinin başka bir işten gelir elde edip etmediğinin ve tasarruf ettiği miktarların somut delillerle araştırılmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır

Deniz İş Kanunu’nda Asgari Süre Koruması: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 08.04.2013 tarihli (2012/21256 E., 2013/11389  K.) kararında, Deniz İş Kanunu m. 16 uyarınca belirsiz süreli sözleşmelerde dahi gemi adamının işe alınmasından itibaren altı ay geçmedikçe sözleşmenin bozulamayacağı, bu asgari süre dolmadan yapılan haksız fesihlerde gemi adamının kalan bakiye süre ücretini talep edebileceği belirtilerek gemi adamlarına yönelik sıkı fesih denetimi teyit edilmiştir.

Uygulanacak Hukukun Tespiti: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.2023 tarihli (2022/549 E., 2023/527  K.) kararında, açık denizlerde veya yurt dışında görev alan işçiler/gemi adamları bakımından, tarafların sözleşmede geçerli bir hukuk seçimi yapması (örneğin Rusya mevzuatı) ve mutad işyerinin yabancı bir ülke olması halinde, bakiye süre ücreti ve sözleşmenin niteliği gibi uyuşmazlıkların MÖHUK m. 27 uyarınca seçilen yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Read More

ITF Nedir, Gemi Adamları Hangi Durumlarda ITF’ye Başvurabilir? (Elverişli Bayrak Gemilerde Hak Arama Rehberi)

ITF Nedir? (International Transport Workers’ Federation Açılımı)

ITF’nin açılımı International Transport Workers’ Federation (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) olup, dünya genelinde taşımacılık sektöründe çalışan işçileri temsil eden en büyük uluslararası sendikal yapılardan biridir. 1896 yılında kurulan bu organizasyon, günümüzde yüzlerce sendikayı bünyesinde barındırmakta ve milyonlarca işçinin haklarını savunmaktadır. ITF özellikle denizcilik sektöründe gemi adamlarının ücret, çalışma koşulları, iş güvenliği ve sözleşme hakları gibi temel alanlarda korunmasını sağlamak amacıyla aktif rol oynamaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordineli şekilde çalışan ITF, deniz iş hukukunda fiilen güçlü bir denetim ve baskı mekanizması olarak kabul edilmektedir.

Elverişli Bayrak (Flag of Convenience) Nedir?

Elverişli bayrak (Flag of Convenience – FOC), bir geminin gerçek sahibi ile doğrudan bağlantısı olmayan bir ülkenin bayrağı altında tescil edilmesi anlamına gelir. Bu sistem genellikle daha düşük vergi yükü, daha esnek iş gücü politikaları ve daha zayıf denetim mekanizmalarından yararlanmak amacıyla tercih edilmektedir. Ancak bu durum çoğu zaman gemi adamları açısından düşük ücret, uzun çalışma saatleri, yetersiz güvenlik önlemleri ve sözleşme ihlalleri gibi ciddi sorunları beraberinde getirmektedir. ITF, özellikle bu tür gemilerde ortaya çıkan hak ihlallerine karşı küresel düzeyde mücadele yürütmekte ve bu gemileri yakından takip etmektedir.

ITF’nin Müdahalesinin Hukuki Niteliği

ITF’nin müdahalesi klasik anlamda bir kamu otoritesi işlemi olmayıp, doğrudan bağlayıcı bir idari yaptırım niteliği taşımaz. Bununla birlikte, uluslararası sendikal güç ve liman operasyonları üzerindeki etkisi sayesinde fiilen son derece güçlü bir baskı mekanizması oluşturur. ITF müfettişleri aracılığıyla gemilere gidilerek denetim yapılması, eksikliklerin tespiti ve işveren üzerinde ticari baskı kurulması bu sürecin temel unsurlarıdır. Ayrıca ITF kapsamında imzalanan toplu iş sözleşmeleri (CBA), taraflar açısından hukuki bağlayıcılık doğurur. Bu nedenle ITF müdahalesi, doktrinde genellikle “fiili yaptırım gücü yüksek, yarı-hukuki bir mekanizma” olarak değerlendirilmektedir.

Kimler ITF’ye Başvurabilir?

ITF’ye başvuru süreci çoğunlukla bireysel bir başvuru şeklinde değil, sendikalar veya ITF müfettişleri aracılığıyla yürütülmektedir. Bununla birlikte gemi adamları, ücretlerinin ödenmemesi, sözleşme şartlarının ihlal edilmesi veya kötü çalışma koşullarına maruz kalmaları durumunda ITF ile iletişime geçerek süreci başlatabilirler. Özellikle mürettebatın toplu şekilde hareket etmesi, ITF müdahalesinin daha hızlı ve etkili olmasını sağlamaktadır. Ayrıca ulusal denizci sendikaları, liman çalışanları ve hatta acenteler de belirli durumlarda bu sürece dahil olabilmektedir. ITF, dünya genelinde oluşturduğu denetim ağı sayesinde gemi adamlarının en yakın müfettişe ulaşmasını mümkün kılmaktadır.

Hangi Gemiler İçin ITF’ye Başvurulabilir?

ITF başvuruları en çok elverişli bayrak taşıyan gemilerde yoğunlaşmakla birlikte, yalnızca bu gemilerle sınırlı değildir. ITF sözleşmesi bulunmayan, uluslararası standartların altında ücret uygulayan veya gemi adamlarının temel haklarını ihlal eden tüm gemiler bu kapsamda değerlendirilebilir. Özellikle Panama, Liberya ve Marshall Adaları gibi bayraklar altında faaliyet gösteren gemilerde bu tür başvurular daha sık görülmektedir. Bununla birlikte ücretlerin ödenmemesi, fazla mesai ihlalleri veya gemi adamının ülkesine dönüş hakkının engellenmesi gibi durumlar söz konusu olduğunda, geminin bayrağına bakılmaksızın ITF süreci işletilebilmektedir.

ITF Başvuru Sebepleri Nelerdir?

Gemi adamlarının ITF’ye başvurduğu durumlar genellikle ücret ve çalışma koşullarına ilişkin ihlallerden kaynaklanmaktadır. Ücretin hiç ödenmemesi veya eksik ödenmesi, aşırı çalışma süreleri, dinlenme haklarının ihlal edilmesi, sözleşme dışında görev yaptırılması ve gemide insan onuruna aykırı yaşam koşullarının bulunması bu başvuruların başlıca sebepleridir. Bunun yanı sıra gemi adamının ülkesine dönüş hakkının engellenmesi veya sigorta ve sosyal haklarının sağlanmaması da ITF müdahalesini gerektiren önemli durumlardandır. ITF bu tür durumlarda gemiye müfettiş göndererek inceleme yapmakta, işverenle müzakere yürütmekte ve gerekli hallerde gemi üzerinde ciddi operasyonel baskı kurabilmektedir.

ITF Süreci Nasıl İşler?

ITF süreci genellikle gemi adamının veya mürettebatın şikâyeti ile başlamakta ve ardından ITF müfettişinin gemiye gelerek inceleme yapmasıyla devam etmektedir. Bu inceleme sırasında gemideki sözleşmeler, maaş kayıtları ve çalışma koşulları detaylı şekilde değerlendirilir. Eksiklik tespit edilmesi halinde işverenle müzakere süreci başlatılır ve çoğu durumda ITF standartlarına uygun yeni sözleşmeler imzalanarak sorun çözülür. Gerekli görülmesi halinde geminin limandan çıkışının engellenmesi veya ticari faaliyetlerinin durdurulması gibi ciddi yaptırımlar da gündeme gelebilir. Bu yönüyle ITF süreci, çoğu zaman dava açılmadan sonuç alınmasını sağlayan etkili bir mekanizma olarak öne çıkmaktadır.

ITF Müdahalesi Hukuken Geçerli midir?

ITF müdahalesi tek başına hukuka aykırı bir işlem olarak değerlendirilmemektedir. Ancak bu müdahale sonucunda yapılan ödemelerin hukuki niteliği somut olayın özelliklerine göre değişmektedir. Eğer yapılan ödeme gerçekten gemi adamının hak ettiği bir alacağa dayanıyorsa, bu ödeme geçerli kabul edilmekte ve sonradan geri istenememektedir. Buna karşılık, ödemenin açık bir tehdit veya baskı altında yapıldığının ispatlanması halinde hukuki tartışma gündeme gelebilir. Bu nedenle ITF süreci, ne tamamen bağlayıcı bir kamu işlemi ne de tamamen etkisiz bir müdahale olarak değerlendirilebilir; daha çok fiili yaptırım gücü yüksek bir uluslararası mekanizma olarak kabul edilmektedir.

Sonuç: ITF Gemi Adamları İçin Neden Kritik?

ITF, özellikle yabancı bayraklı gemilerde çalışan ve devlet korumasından yeterince yararlanamayan gemi adamları için en önemli hak arama araçlarından biridir. Uluslararası sularda faaliyet gösteren gemilerde ortaya çıkan hak ihlallerinin çözümünde hızlı ve etkili sonuçlar sağlayan ITF mekanizması, çoğu zaman dava sürecine gerek kalmadan alacakların tahsil edilmesini mümkün kılmaktadır. Elverişli bayrak sisteminin yaygın olduğu günümüzde ITF, işverenler üzerinde ciddi bir denetim ve baskı unsuru oluşturarak uluslararası çalışma standartlarının uygulanmasını fiilen sağlamaktadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

ITF süreci her ne kadar pratik ve hızlı bir çözüm yolu sunsa da, her somut olayın hukuki değerlendirmesi farklılık göstermektedir. ITF başvurusunun doğru şekilde yapılmaması, yapılan ödemelerin ileride iade talebine konu edilmesi veya yetki ve uygulanacak hukuk sorunlarının ortaya çıkması gibi riskler söz konusu olabilir. Bu nedenle sürecin başından itibaren bir istanbul deniz ticaret hukuku avukatı ile yürütülmesi büyük önem taşır. Özellikle gemi adamı uyuşmazlıklarında deneyimli bir gemi adamı avukatı ve tersane bölgesi uygulamalarına hâkim bir tuzla avukat ile çalışmak, hak kayıplarının önüne geçilmesini sağlar. İstanbul’da faaliyet gösteren istanbul avukat kadrosuna sahip 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, deniz ticaret hukuku ve ITF süreçlerinde uzman yaklaşımıyla müvekkillerine etkin ve güvenilir hukuki destek sunmaktadır.

Read More

Gemi Adamları Nasıl Dolandırılıyor? ITF’ye Göre “Çifte Muhasebe” (Double Accounting) Nedir ve Nasıl Tespit Edilir?

Denizcilik sektöründe gemi adamlarının en ciddi sorunlarından biri, hak ettikleri ücretleri alamamalarıdır. Bu durum bazen açık şekilde maaş ödenmemesi şeklinde ortaya çıkarken, bazen de çok daha gizli ve sistematik bir yöntemle uygulanmaktadır. ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) tarafından özellikle dikkat çekilen bu yöntemlerden biri “çifte muhasebe” (double accounting) sistemidir. Bu sistem, denizcilerin yasal ücret haklarından mahrum bırakılmasına yol açan ciddi bir dolandırıcılık yöntemidir.

Çifte Muhasebe (Double Accounting) Nedir?

Çifte muhasebe, gemi adamlarının aynı anda iki farklı sözleşme veya ücret kaydı imzalamaya zorlandığı yasa dışı bir uygulamadır. Bu sistemde, resmi olarak yetkililere gösterilen belgeler ile gerçekte denizciye ödenen ücretler arasında ciddi farklar bulunmaktadır.

Bir tarafta, ITF onaylı toplu iş sözleşmesine (CBA) uygun şekilde hazırlanmış resmi maaş bordroları ve sözleşmeler yer alır. Bu belgeler gemide yapılan denetimlerde ITF müfettişlerine ve Liman Devleti Kontrolü (PSC) yetkililerine sunulur. Kağıt üzerinde her şey kurallara uygun görünür.

Diğer tarafta ise, denizcinin gerçekte aldığı ücretleri gösteren ikinci bir sistem bulunur. Bu sistemde denizciye daha düşük maaş ödenir, fazla mesai ücretleri eksik hesaplanır ve bazı ödemeler hiç yapılmaz. Ancak bu gerçek kayıtlar yetkililere gösterilmez. Böylece kağıt üzerinde her şey yasal görünürken, fiiliyatta ciddi bir hak ihlali gerçekleşir.

Çifte Muhasebe Neden Yasadışıdır?

Bu uygulama hem ITF toplu iş sözleşmelerini hem de 2006 Denizcilik Çalışma Sözleşmesi’ni (MLC) açıkça ihlal eder. Çünkü denizcinin sözleşmeyle belirlenen ücretleri alma hakkı vardır ve bu haklardan feragat etmesi veya fiilen mahrum bırakılması hukuken geçersizdir.

ITF, çifte muhasebeyi yıllardır mücadele ettiği en ciddi sorunlardan biri olarak tanımlamaktadır. Bu sistem yalnızca bireysel hak kaybına yol açmakla kalmaz, aynı zamanda denizcilik sektöründe haksız rekabet yaratır ve standartların düşmesine neden olur.

Çifte Muhasebe Uygulaması Pratikte Nasıl İşler?

Bu sistemin nasıl işlediğini anlamak için tipik bir örnek üzerinden açıklamak gerekir. Bir gemi adamı, ITF Tek Tip Toplu İş Sözleşmesi kapsamında bir gemide çalışmak üzere aylık 1.836 USD ücretle sözleşme imzalar. Bu sözleşme tamamen yasal ve ITF standartlarına uygundur.

Ancak gemiye katıldıktan sonra denizciye şu şekilde bir dayatma yapılır: İşini koruyabilmesi için ITF ücretlerini gösteren maaş bordrolarını imzalaması gerektiği söylenir. Ancak gerçekte kendisine yalnızca 1.400 USD ödenecektir. Aradaki 436 USD ise kendisine hiç verilmez; buna rağmen gemi kayıtlarında bu tutar “nakit avans ödenmiş” gibi gösterilir.

Bu sahte maaş kayıtları daha sonra ITF müfettişlerine veya PSC denetimlerine sunulur. Eğer denizci bu durumu şikayet etmezse, dolandırıcılık çoğu zaman tespit edilemez. Uygulamada bunun farklı versiyonları da bulunmaktadır ve yöntemler oldukça çeşitlidir.

Bu Dolandırıcılık Neden Kolay Tespit Edilemez?

Çifte muhasebe sisteminin en tehlikeli yönü, tespit edilmesinin ve özellikle kanıtlanmasının zor olmasıdır. Çünkü belgeler genellikle kağıt üzerinde doğru görünür. Ayrıca denizciler çoğu zaman ekonomik baskı altındadır ve işlerini kaybetme korkusuyla bu duruma itiraz edemezler.

Birçok denizci, işini kaybetmemek veya gelecekte tekrar iş bulabilmek için işverenin dayattığı ikinci sözleşmeyi imzalamak zorunda kalmaktadır. Bu nedenle sistem çoğu zaman sessizlik içinde devam eder.

Çifte Muhasebe Nasıl Tespit Edilir?

Bu tür bir dolandırıcılığı tespit etmek için bazı kritik göstergeler vardır. Öncelikle banka hesap hareketleri ile gemide imzalanan maaş bordroları arasında uyumsuzluk olması önemli bir işarettir. Ayrıca “nakit avans” adı altında gerçekte ödenmeyen paraların bordroda gösterilmesi de yaygın bir yöntemdir.

Denizcinin imzaladığı belgelerin bir kopyasını saklaması, banka kayıtlarını düzenli kontrol etmesi ve fazla mesai kayıtlarını takip etmesi bu tür durumların ortaya çıkarılmasında kritik rol oynar. Ayrıca mürettebat arasında konuşularak benzer durumların yaşanıp yaşanmadığının öğrenilmesi de önemlidir.

ITF Bu Konuda Ne Yapıyor ve Denizcilerden Ne Bekliyor?

ITF, çifte muhasebe uygulamasının boyutlarını ortaya çıkarmak ve bu sistemi ortadan kaldırmak için aktif mücadele yürütmektedir. Ancak ITF açıkça şunu belirtmektedir: Bu sistemin ortaya çıkarılabilmesi için denizcilerin desteği şarttır.

Bu nedenle ITF, denizcilerden yaşadıkları veya bildikleri bu tür uygulamaları bildirmelerini istemektedir. Çünkü denizcilerden gelen bilgiler olmadan bu sistemin tam boyutunu tespit etmek mümkün değildir.

ITF’in yaklaşımı nettir: Denizciler sessiz kalırsa bu sistem devam eder. Bildirim yapılırsa sistem çöker.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Çifte muhasebe (double accounting) tam olarak nedir ve nasıl uygulanır?

Çifte muhasebe, gemi adamına iki farklı sözleşme veya maaş kaydı imzalatılarak uygulanan yasa dışı bir sistemdir. Resmi belgelerde ITF toplu iş sözleşmesine uygun yüksek maaş gösterilirken, gerçekte daha düşük ücret ödenir. Aradaki fark genellikle “nakit avans” gibi sahte kayıtlarla kapatılır. Bu yöntemle denizci hem fazla mesai hem de temel ücret açısından ciddi kayba uğrar.

2. Çifte muhasebe ile normal maaş eksik ödemesi arasındaki fark nedir?

Normal eksik ödeme durumunda tek bir sözleşme vardır ve bu sözleşmeye aykırı ödeme yapılır. Çifte muhasebede ise sistematik bir dolandırıcılık söz konusudur; resmi belgeler sahte şekilde düzenlenir ve denetimden kaçırılır. Bu nedenle çifte muhasebe çok daha ağır bir ihlal olarak kabul edilir.

3. ITF bu durumu tespit edebilir mi?

ITF müfettişleri denetim sırasında maaş bordrolarını ve sözleşmeleri inceler; ancak çifte muhasebe genellikle denizcinin şikayeti olmadan tespit edilemez. Çünkü gemide gösterilen belgeler “düzgün” görünür. Bu nedenle ITF özellikle denizcilerin bildirim yapmasını istemektedir.

4. Çifte muhasebe yaptıran şirketlere ne olur?

Bu durum ITF sözleşmesinin ve MLC’nin ihlalidir. Tespit edilmesi halinde şirket:

ITF tarafından raporlanır

Uluslararası itibarı zarar görür

Limanlarda denetime tabi tutulur

Sözleşmeleri iptal edilebilir

Ayrıca bazı durumlarda hukuki ve cezai süreçler de gündeme gelebilir.

5. Böyle bir durumda imza attıysam haklarımı kaybeder miyim?

Hayır. İşveren baskısıyla imzalanan ikinci sözleşmeler çoğu durumda hukuken geçerli kabul edilmez. Özellikle gerçek ödeme ile bordro arasında fark varsa, bu durum delil olarak kullanılabilir ve hak talebi mümkündür.

6. Çifte muhasebeyi nasıl ispat edebilirim?

İspat için şu deliller kritik öneme sahiptir:

Banka hesap hareketleri

Maaş bordroları

İş sözleşmeleri

WhatsApp / e-posta yazışmaları

Tanık beyanları

Özellikle banka kayıtları ile bordro arasındaki fark en güçlü delildir.

7. ITF’ye başvurursam işimi kaybeder miyim?

Bu risk bazı durumlarda olabilir; ancak ITF başvuruları çoğu zaman gizli yürütülür. Ayrıca toplu başvurularda işverenin baskı kurması daha zor hale gelir. Bu nedenle bireysel değil, mümkünse mürettebat olarak hareket etmek daha güvenlidir.

8. Bu durum sadece yabancı bayraklı gemilerde mi olur?

Hayır. Ancak özellikle “kolaylık bayrağı” (flag of convenience) taşıyan gemilerde daha sık görülür. Çünkü bu gemilerde denetim zayıf ve işverenin sorumluluğu daha sınırlıdır.

9. Çifte muhasebe durumunda ne kadar alacak talep edebilirim?

Denizci, gerçek sözleşmeye göre alması gereken tüm ücretleri talep edebilir. Buna:

Eksik maaş farkı

Fazla mesai alacakları

İzin ücretleri

Tazminatlar dahil olabilir. Bu nedenle toplam alacak çoğu zaman oldukça yüksek çıkmaktadır.

10. ITF başvurusu yeterli mi yoksa dava açmak gerekir mi?

ITF süreci çoğu zaman ödeme alınmasını sağlar; ancak yüksek meblağlı alacaklarda dava açılması gerekir. En etkili yöntem, ITF süreci ile hukuki sürecin birlikte yürütülmesidir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Çifte muhasebe gibi durumlar, yalnızca bir ücret uyuşmazlığı değil; aynı zamanda ciddi bir hukuki ihlal ve dolandırıcılık niteliği taşıyan bir süreçtir. Bu tür durumlarda yalnızca ITF başvurusu yapmak yeterli olmayabilir. Özellikle eksik ödenen ücretlerin hesaplanması, gerçeğe aykırı kayıtların ortaya çıkarılması ve hukuki sürecin başlatılması uzmanlık gerektirir.

Bu noktada istanbul gemi adamı avukatı ve tuzla gemi adamı avukatı desteği ile sürecin profesyonel şekilde yürütülmesi büyük avantaj sağlar. Çünkü bu tür dosyalarda delil toplama, bordro analizi, banka kayıtlarının incelenmesi ve gerektiğinde dava açılması kritik öneme sahiptir.

Deniz iş hukuku alanında uzman 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, çifte muhasebe ve gemi adamı alacakları konusunda ITF süreçlerini hukuki yollarla entegre ederek müvekkillerinin haklarını en güçlü şekilde korumaktadır.

Read More