Yasa Dışı Bahis Suçu Nedir? 7258 Sayılı Kanun Kapsamında Suçun Unsurları, Deliller ve Yargılama Süreci

1. Yasa dışı bahis suçunun kanuni çerçevesi ve tanımı

Yasa Dışı Bahis Suçu Nedir? 7258 Sayılı Kanun Kapsamında Suçun Unsurları, Deliller ve Yargılama Süreci  7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesi, spor müsabakalarına dayalı yasa dışı bahis ve şans oyunlarıyla ilgili fiilleri suç olarak tanımlamıştır. Kanun metnine göre suç teşkil eden eylemler şunlardır:

Madde 5/1-a: Kanunun verdiği yetkiye dayalı olmaksızın spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli ve müşterek bahis veya şans oyunlarını oynatmak ya da oynanmasına yer veya imkân sağlamak.(üç yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası)

Madde 5/1-b: Yurt dışında oynatılan spor müsabakalarına dayalı bahis veya şans oyunlarının internet yoluyla ve sair suretle erişim sağlayarak Türkiye’den oynanmasına imkân sağlamak.(dört yıldan altı yıla kadar hapis cezası)

Madde 5/1-c: Bu oyunlarla bağlantılı olarak para nakline aracılık etmek.(üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası)

Madde 5/1-ç: Kişileri reklam vermek ve sair surette bu oyunları oynamaya teşvik etmek.(bir yıldan üç yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası)

Madde 5/1-d: Spor müsabakalarına dayalı yasa dışı bahis veya şans oyunlarını oynamak (Bu fiil idari para cezasını gerektiren bir kabahat olarak düzenlenmiştir).

2. Yasa dışı bahis suçunun Maddi ve Manevi Unsurlarına İlişkin Analiz 

Yargı kararları ışığında suçun unsurları şu şekilde somutlaştırılmıştır:

Yetkisizlik Unsuru: Suçun oluşması için temel şart, fiilin “kanunun verdiği yetkiye dayalı olmaksızın” gerçekleştirilmesidir. Türkiye’de bu alandaki yetki münhasıran Spor Toto Teşkilat Başkanlığı‘na aittir.

Ticari Kazanç Şartı: Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, yasa dışı bahis oynatan kişinin bu faaliyetten ticari bir kazanç sağlaması suçun unsurları arasında yer almamaktadır. Önemli olan, yetkisiz şekilde bahis oynatılması veya buna imkân sağlanmasıdır.

Oynatma ve İmkân Sağlama Ayrımı: Suçun oluşması için kişinin başkalarına bahis oynatması veya oynamaları için gerekli teknik/fiziki altyapıyı (yer, internet erişimi, kupon vb.) sağlaması gerekir. Sadece yurt dışı bağlantılı bahis sitelerine bireysel olarak girmek, “oynatma” veya “imkân sağlama” suçunu oluşturmaz.

Yurt İçi ve Yurt Dışı Ayrımı (5/1-a ve 5/1-b): Fiilin hangi bent kapsamına gireceğinin tespitinde ayırt edici unsur, bahis oynanan müsabakanın yeri değil, bahis organizasyonunun veya erişim sağlanan internet sitesinin bulunduğu yerdir. Eğer bahis sitesi yurt dışı kaynaklıysa eylem 5/1-b maddesi kapsamında değerlendirilir.

3. Yargılama Usulü ve Delillerin Değerlendirilmesi 

Yargılama sürecinde maddi gerçeğe ulaşılması için belirli usuli işlemlerin eksiksiz yapılması gerektiği vurgulanmıştır:

Bilirkişi İncelemesi: El konulan bilgisayar, hard disk, cep telefonu ve yazıcılar üzerinde uzman bilirkişi incelemesi yapılması zorunludur. İncelemede; hangi sitelere girildiği, erişim yoğunluğu, kullanıcı adı ve şifrelerin varlığı, kupon oluşturulup oluşturulmadığı, para hareketleri ve bakiye durumu netleştirilmelidir.

İkrarın Niteliği: Sanığın yasa dışı bahis oynattığına dair soyut ikrarı tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir; bu ikrarın teknik delillerle (bilirkişi raporu, kupon suretleri vb.) desteklenmesi gerekir.

Hukuka Aykırı Deliller: Usulüne uygun bir adli arama kararı olmaksızın yapılan aramalar veya gizli soruşturmacı sıfatı taşımayan kolluk görevlilerinin müşteri gibi davranarak elde ettiği deliller hukuka aykırı kabul edilmekte ve hükme esas alınamamaktadır.

Zincirleme Suç: Suç tarihlerinin ve eylem sıklığının tespiti, TCK 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından kritiktir.

4. Görevli Mahkeme ve İdari Yaptırımlar

Adli Yargı: 7258 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde düzenlenen fiiller hapis cezasını gerektiren suçlar olup, yargılama yetkisi Asliye Ceza Mahkemelerine aittir.

İdari Yaptırımlar ve İtiraz: Kanun kapsamında verilen idari para cezaları (oynayanlar için) ve işyeri kapatma cezalarına karşı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca adli yargı bünyesindeki Sulh Ceza Hâkimlikleri görevlidir. Danıştay kararları, bu tür idari yaptırımların iptali istemiyle açılan davalarda idari yargının değil, adli yargının görevli olduğunu istikrarlı bir şekilde belirtmektedir.

İşyeri Kapatma ve Ruhsat İptali: Suçun işlendiği işyerleri mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından üç ay süreyle mühürlenir ve ruhsatları iptal edilir.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

 İkincil kaynaklar (RTÜK ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararları), suçun “teşvik” ve “reklam” boyutuna ilişkin ek bağlam sunmaktadır:

RTÜK Kararları: Medya hizmet sağlayıcılarının spor müsabakası yayınları sırasında sanal reklam teknikleriyle yasa dışı bahis sitelerinin reklamlarına yer vermesi, izleyiciyi kumar oynamaya özendirme ve teşvik etme kapsamında değerlendirilmektedir. Bu durum, 6112 sayılı Kanun uyarınca ağır idari para cezalarını ve program durdurma yaptırımlarını beraberinde getirmektedir.

Uyuşmazlık Mahkemesi: Yasa dışı bahis oynayanlara verilen idari para cezalarına karşı açılacak davalarda görevli merciin Sulh Ceza Hakimlikleri olduğunu teyit etmektedir.

İdari ve Cezai Yargılama İlişkisi: İdari yargı mercileri, bir işyerinin kapatılması veya ruhsatının iptaliyle ilgili davalarda, o işyeri hakkında yürütülen ceza yargılamasının sonucunu beklemeli veya ceza mahkemesi dosyalarındaki somut delilleri (bilirkişi raporları gibi) dikkate almalıdır.

Sonuç: Spor müsabakalarında bahis ve şans oyunları oynatma suçu, teknik inceleme ve uzmanlık gerektiren bir yargılama sürecine tabidir. Suçun vasıflandırılmasında bahis organizasyonunun merkezi (yurt içi/yurt dışı) belirleyici olup, mahkûmiyet hükmü kurulabilmesi için sadece sanık beyanı yeterli görülmemekte; dijital materyaller üzerinde kapsamlı bilirkişi incelemesi yapılması şart koşulmaktadır. Bir yaz önerisi.

Yasa Dışı Bahis Suçlarında Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yasa dışı bahis soruşturması mı geçiriyorsunuz? Hakkınızda 7258 sayılı Kanun kapsamında işlem mi yapıldı? Bu sorulara “evet” diyorsanız, süreci uzman ceza avukatı desteği olmadan yürütmek ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Yasa Dışı Bahis Dosyaları Neden Risklidir? 7258 sayılı Kanun kapsamında yürütülen soruşturma ve davalar, klasik ceza dosyalarından farklı olarak dijital delillere, bilirkişi raporlarına ve teknik incelemelere dayanmaktadır. Yanlış bir savunma stratejisi;

İdari para cezasıyla sonuçlanabilecek bir fiilin hapis cezasına dönüşmesine,

Hukuka aykırı delillerin dosyada kalmasına,

İşyeri kapatma ve ruhsat iptali gibi telafisi güç yaptırımlara neden olabilir.

Suçun Türü Doğru Belirlenmezse Ne Olur?

Uygulamada en sık yapılan hata, fiilin oynama, oynatma, imkân sağlama veya para transferine aracılık ayrımının doğru yapılmamasıdır. Oysa Yargıtay içtihatlarına göre:

Sadece oynama → idari para cezası

Oynatma / imkân sağlama → hapis cezası Bu ayrımı doğru kuramayan savunmalar, sanık aleyhine sonuçlar doğurmaktadır.

Dijital Delillerde Uzmanlık Hayati Önem Taşır

Yasa dışı bahis dosyalarında;

Telefon ve bilgisayar imajları

IP ve log kayıtları

Para transferleri

Site erişim yoğunluğu bilirkişi raporlarıyla değerlendirilir. Bu raporların hukuka uygunluğu, çelişkileri ve sanık lehine teknik detayları ancak alanında uzman bir ceza avukatı tarafından ortaya konulabilir.

Hukuka Aykırı Arama ve Deliller Davayı Bitirebilir

Usulsüz arama, elkoyma veya yetkisiz kolluk işlemleriyle elde edilen deliller, CMK’ya aykırı olup hükme esas alınamaz. Bu itirazların zamanında ve doğru şekilde ileri sürülmemesi, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurur.

İdari Para Cezası, İşyeri Kapatma ve İtiraz Süreleri

İdari para cezalarına Sulh Ceza Hakimliği itirazları

İşyeri mühürleme ve ruhsat iptali işlemleri

Ceza yargılaması ile idari süreçlerin birlikte takibi uzmanlık ve tecrübe gerektirir. Süre kaçırılması halinde hak kaybı kaçınılmazdır.

Read More

Türkiye’de boşanma davası açılırsa yurtdışındaki eş mahkemeye gelmek zorunda mı?

Türkiye’de açılan boşanma davalarında yurtdışında ikamet eden eşin mahkemeye fiziken gelme zorunluluğu ve bu süreçteki usul kurallarına ilişkin yargı kararları analizi aşağıdadır:

1. Boşanma Davası : Fiziki Katılım Zorunluluğu ve Temsil İmkanı

İncelenen yargı kararları, yurtdışında yaşayan eşin Türkiye’deki boşanma davası duruşmalarına bizzat katılmasının mutlak bir zorunluluk olduğuna dair bir hüküm içermemektedir. Aksine, kararlar tarafların savunma haklarını vekil (avukat) aracılığıyla kullanabileceğini veya usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen duruşmaya katılmamaları durumunda davanın yokluklarında (gıyaben) yürütülebileceğini göstermektedir.

Vekaletle Temsil: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin bir kararında (2023/4309 E.), yurtdışında bulunan davalı kadının duruşmalara katılmadığı ancak vekili aracılığıyla istinaf ve temyiz yollarına başvurduğu görülmektedir. Benzer şekilde, Rusya’da görülen bir davaya ilişkin tanıma kararında (2023/4533 E.), tarafın mahkemeye bizzat gelmeksizin vekaleten temsilcisi olan avukatı aracılığıyla savunma yaptığı ve bunun savunma hakkının kullanımı için yeterli görüldüğü belirtilmiştir.

İstinabe Yoluyla Delil Toplanması: Yurtdışındaki tarafın veya tanıkların beyanlarının alınması gerektiğinde, fiziki katılım yerine uluslararası adli yardımlaşma (istinabe) usulü kullanılabilmektedir. Hukuk Genel Kurulu kararında (2013/2225 E.), ABD’de bulunan tanıkların beyanlarının ABD adli makamları aracılığıyla (istinabe yoluyla) alınması gerektiği vurgulanmıştır.

2. Tebligat Usulü ve Savunma Hakkının Önceliği

Yargı kararlarının büyük çoğunluğu, yurtdışındaki eşin mahkemeye gelmesinden ziyade, davanın kendisine usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine odaklanmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 27 uyarınca “hukuki dinlenilme hakkı” kapsamında, yurtdışındaki eşe tebligat yapılmadan yargılama yapılması bozma nedenidir.

Yurtdışı Tebligat Kanalları: Tebligat Kanunu m. 25 ve 25/a uyarınca, yurtdışındaki Türk vatandaşlarına konsolosluk veya büyükelçilik aracılığıyla, yabancı uyruklulara ise o ülkenin yetkili makamları vasıtasıyla tebligat yapılması zorunludur (2009/827 E., 2012/17326 E.).

Usulsüz Tebligatın Sonuçları: Yurtdışında yaşayan eşe, Türkiye’deki eski adresi üzerinden veya birlikte yaşamadığı akrabalarına yapılan tebligatlar geçersiz sayılmaktadır (2014/15109 E., 2011/12270 E.). Usulüne uygun tebligat yapılmadan kurulan hükümler, savunma hakkının kısıtlanması gerekçesiyle Yargıtay tarafından bozulmaktadır.

3. Duruşmaya Katılmamanın Sonuçları

Eğer yurtdışındaki eşe usulüne uygun tebligat yapılmış ve savunma yapması için yeterli süre tanınmışsa, eşin duruşmaya gelmemesi davanın görülmesine engel teşkil etmez.

Gıyabi Yargılama: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2013/935 E.), usulüne uygun çağrı yapılmasına rağmen duruşmaya gelmeyen tarafın yokluğunda karar verilebileceğini, bu durumun tek başına savunma hakkının ihlali sayılmayacağını belirtmiştir. Ancak bu durum, tebligatın “hükmü veren mahkemenin usulüne” (Lex fori) uygun yapılmış olması şartına bağlıdır.

İkincil Kaynak Verileri

Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi olması nedeniyle ikincil kaynaklardan elde edilen ek bağlamları içermektedir:

Tanıma ve Tenfiz Davaları: Sunulan kararların bir kısmı doğrudan Türkiye’de açılan boşanma davalarına değil, yurtdışında verilmiş kararların Türkiye’de tanınmasına ilişkindir. Bu kararlarda, yabancı mahkemenin davalıyı usulüne uygun çağırıp çağırmadığı (MÖHUK m. 54) denetlenmektedir. Bu durum, Türkiye’de açılacak davalarda da yurtdışındaki eşe yapılacak çağrının (tebligatın) davanın geçerliliği için en kritik aşama olduğunu teyit etmektedir.

Adres Bildirimi: Yurtdışındaki eşin Türkiye’de bir adres beyan etmesi durumunda tebligatın bu adrese yapılabileceği, ancak eşin fiilen yurtdışında olduğunun tespiti halinde yurtdışı tebligat usullerinin işletilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (2022/10551 E.).

Sonuç olarak; Türkiye’de açılan bir boşanma davasında yurtdışındaki eşin mahkemeye fiziken gelme zorunluluğu bulunmamaktadır. Eş, davanın kendisine usulüne uygun tebliğ edilmesi şartıyla, bir avukat aracılığıyla temsil edilebilir veya tebligata rağmen katılım sağlamazsa dava gıyabında sonuçlandırılabilir. Ancak, usulüne uygun tebligatın yapılması ve savunma hakkının tanınması davanın hukuki geçerliliği için zorunludur. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir? (Yurtdışında Eş – Boşanma Davaları)

Yurtdışında ikamet eden eşe karşı Türkiye’de açılan boşanma davaları, uygulamada en fazla usul hatasının yapıldığı dava türleri arasında yer almaktadır. Bu davalar; yurtdışı tebligat usulleri, vekâletle temsil, gıyabi yargılama, istinabe yoluyla delil toplanması ve savunma hakkının korunması gibi teknik alanları içermesi nedeniyle, mutlaka uzmanlık gerektirir. Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy ve Kurtköy gibi yoğun nüfuslu ve uluslararası hareketliliğin fazla olduğu bölgelerde bu tür davalar sıklıkla açılmakta; yapılan küçük bir usul hatası dahi davanın yıllar sonra bozulmasına yol açabilmektedir.

Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar; yurtdışında yaşayan eşe Türkiye’deki eski adresi üzerinden tebligat yapılması, konsolosluk veya adli yardımlaşma (istinabe) yolları işletilmeden yargılamaya devam edilmesi ya da eşin duruşmaya gelmemesinin otomatik olarak savunma hakkından feragat sayılmasıdır. Oysa Yargıtay içtihatları açıkça göstermektedir ki, usulüne uygun tebligat yapılmadan, yurtdışında bulunan eş hakkında verilen kararlar kesin bozma nedeni teşkil etmektedir. Bu riskler, ilk derece mahkemesinde fark edilmese dahi istinaf ve temyiz aşamasında ciddi sonuçlar doğurmaktadır.

Bu nedenle, Tuzla merkezli olarak İstanbul genelinde (Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy ve Kurtköy dâhil) yurtdışında yaşayan eşe karşı açılacak boşanma davalarında, sürecin en başından itibaren milletlerarası özel hukuk ve aile hukuku alanında deneyimli bir avukat ile yürütülmesi hayati önemdedir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yurtdışında ikamet eden eşe karşı açılan boşanma davalarında; doğru tebligat stratejisinin belirlenmesi, vekâletle temsilin usule uygun şekilde sağlanması, gerekirse istinabe yoluyla delil toplanması ve yargılamanın hak kaybı doğurmadan sonuçlandırılması konusunda Tuzla ve Anadolu Yakası genelinde etkin hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Sonuç olarak; yurtdışında ikamet eden eşin bulunduğu ülkeden bağımsız olarak, Türkiye’de açılan boşanma davasının hukuken geçerli ve sürdürülebilir olabilmesi, ancak sürecin başından itibaren uzman avukat desteğiyle ve doğru usul stratejisiyle yürütülmesiyle mümkündür. Aksi hâlde, dava kazanılmış olsa dahi, usul hataları nedeniyle kararın iptali veya bozulması riski her zaman gündemdedir.

Read More

AİHM’in meslekten ihraç başvurularına ilişkin 1 Ocak 2026 tarihi itibariyle başlattığı “kapak sayfası” uygulaması hakkında değerlendirme ve hatırlatma:

AİHM, 1 Ocak 2026 tarihinden sonra Türkiye’den yapılan meslekten ihraç kaynaklı bireysel başvurular bakımından zorunlu hâle getirdiği “kapak sayfası” uygulaması, salt usule ilişkin teknik bir yenilik olmaktan ziyade, Mahkeme’nin bu dosyaları hangi metodolojiyle, hangi sınırlar içinde ve hangi önceliklerle inceleyeceğini açık biçimde ortaya koyan yapısal bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Kapak sayfasının resmî başvuru formunun yerine geçmediğinin özellikle vurgulanmasına rağmen, başvurunun en önüne eklenmesinin zorunlu tutulması, AİHM’in ilk aşamada dosyaları bu kapak üzerinden ön incelemeye tabi tutacağını ve şikâyetleri bu çerçevede filtreleyeceğini açıkça göstermektedir.

Kapakta yer verilen “ileri sürülen şikâyetler bölümünün, klasik başvuru formundan farklı olarak önceden tanımlanmış, sınırlı ve standartlaştırılmış şikâyet başlıklarından oluşması dikkat çekicidir. Bu yapı, AİHM’in 15 Temmuz sonrası meslekten ihraç başvurularını artık olay bazlı uzun anlatımlar üzerinden değil, tipik ihlal kalıpları (patterns of complaints) üzerinden ele alacağını ortaya koymaktadır. Mahkeme, kitlesel başvuru gerçeğini açıkça kabul etmekte, “hangi deliller kullanıldı, yargılama nasıl yürütüldü ve hangi usulî güvenceler işletilmedi” sorularını, başvurucular tarafından işaretlenecek bu standart başlıklar üzerinden hızlı, toplulaştırılmış ve karşılaştırmalı biçimde değerlendirmeyi hedeflemektedir. Bu durum, ayrıntılı bireysel vakıa anlatılarından ziyade, şikâyetin hukuki niteliğinin belirleyici olacağına dair güçlü bir yönlendirme içermektedir.

Kapak uygulamasının en kritik yönü ise, “yalnızca hem Anayasa Mahkemesi’ne hem de AİHM’e yöneltilmiş olan şikâyetlerin işaretlenebileceği” yönündeki açık sınırlamadır. Bu düzenleme, AİHM’in ikincillik (subsidiarity) ilkesini son derece katı bir biçimde uygulayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Buna göre, Anayasa Mahkemesi önünde açık, somut ve maddi olarak ileri sürülmemiş bir ihlal iddiası, AİHM aşamasında artık telafi edilebilir nitelikte görülmeyecektir. Aksine, bu durumun Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından “iç hukukta ileri sürülmeyen şikâyet” gerekçesiyle bir ön itiraz ve savunma argümanı olarak sistematik biçimde ileri sürülmesi kuvvetle muhtemeldir.  Bu yönüyle kapak uygulaması, yalnızca AİHM önündeki başvuruların değil, geriye dönük olarak Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak bireysel başvuruların içeriğini de fiilen belirleyen normatif bir etki doğurmaktadır.

Bu çerçevede, kapakta listelenen şikâyet başlıklarının —örneğin ceza mahkûmiyeti sonrasında idari yargının deliller bakımından bağımsız değerlendirme yapmaksızın otomatik onama yoluna gitmesi, delillere erişim ve itiraz imkânlarının kısıtlanması, duruşma yapılmaması, “irtibat/iltisak” gibi muğlak kavramlara dayanılması, kararların gerekçesizliği veya özel hayata saygı hakkına müdahale— Anayasa Mahkemesi önünde de açık, sistematik ve maddelendirilmiş biçimde ileri sürülmesi artık zorunlu hâle gelmiştir. Aksi hâlde, bu şikâyetlerin AİHM başvurusunda kapakta işaretlenememesi, Türk Hükümeti açısından güçlü bir savunma zemini yaratacak ve başvurunun daha ilk aşamada kabul edilemezlik riskiyle karşılaşmasına yol açacaktır.

Sonuç olarak kapak uygulaması, adını açıkça koymasa da, AİHM’in Türkiye kaynaklı meslekten ihraç başvurularında “standart ihlal tipleri üzerinden toplulaştırılmış ve hızlandırılmış bir inceleme rejimine geçtiğini” göstermektedir. Bu nedenle hem Anayasa Mahkemesi’ne hem de AİHM’e yapılacak başvuruların, kapakta öngörülen şikâyet başlıkları esas alınarak, önceden kurgulanmış, paralel, tutarlı ve eksiksiz bir ihlal seti üzerinden hazırlanması artık bir tercih değil, zorunlu bir usul stratejisi hâline gelmiştir. Aksi yaklaşım, ihlalin esası hiç tartışılmadan başvurunun elenmesi riskini beraberinde getirecektir.

Read More

Yabancı Mahkeme Velayet Kararı Türkiye’de Nasıl İcra Edilir?

Tenfiz Şartları, Kamu Düzeni Denetimi ve Yargıtay Uygulaması

1. Genel Esaslar ve Hukuki Dayanak 

Yargıtay kararları uyarınca, yabancı bir mahkeme tarafından verilen velayet kararının Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Bu husus, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50/1. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Tenfiz kararı alınmadıkça, yabancı ilamın Türkiye’de hukuki sonuç doğurması veya icra edilmesi mümkün değildir. Velayet kararlarının tenfizinde MÖHUK’un genel hükümlerinin yanı sıra, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler (özellikle 1980 tarihli Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi/Lüksemburg Sözleşmesi) öncelikle dikkate alınmaktadır.

2. Tenfiz Şartlarının Analizi 

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, bir velayet ilamının tenfizi için MÖHUK’un 54. maddesinde yer alan şu şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekir:

Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma, kanun hükmü veya fiili uygulamanın bulunması şarttır (MÖHUK m. 54/1-a). Yargıtay, özellikle ABD’nin farklı eyaletlerinden (New Jersey, North Carolina, Arkansas, Texas) verilen kararlarda, o eyalet özelinde Türk mahkemesi kararlarının tenfiz edilip edilmediğinin Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla ayrıntılı araştırılmasını aramaktadır.

Münhasır Yetki ve İlişki: İlamın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması gerekir. Ayrıca davalının itirazı halinde, ilamın taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmayan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması şarttır.

Kamu Düzenine Aykırı Olmama: Hükmün Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gerekir. Yargıtay, kamu düzeni denetiminin “yerindelik denetimi” (révision au fond) olmadığını, yabancı kararın maddi doğruluğunun incelenemeyeceğini vurgulamaktadır.

Savunma Hakkına Riayet: Davalının, hükmü veren mahkemeye usulüne uygun çağrılmış olması, temsil edilmiş olması ve gıyabında kanuna aykırı bir hüküm verilmemiş olması gerekir (MÖHUK m. 54/1-ç).

3. Velayet Kararlarına Özgü Özel Durumlar

Ortak Velayet ve Kamu Düzeni: Yargıtay’ın eski tarihli kararlarında (örn. 2006 ve 2014 tarihli kararlar), Türk Medeni Kanunu m. 336 uyarınca boşanma halinde velayetin eşlerden birine verilmesi gerektiği, “ortak velayet” düzenlemesinin Türk kamu düzenine aykırı olduğu kabul edilmekteydi. Ancak güncel içtihatlarda (AYM ve Yargıtay 2. HD’nin 2017 ve sonrası kararları), AİHS Ek 7 Nolu Protokol ve Anayasa m. 90/son uyarınca, çocuğun üstün yararına aykırı olmadıkça ortak velayetin Türk kamu düzenine aykırı sayılmayacağı kabul edilmektedir.

Kısmi Tenfiz: Yabancı ilamın velayete ilişkin kısmı Türk hukukuna veya kamu düzenine aykırı bulunsa dahi, ilamın diğer kısımlarının (örneğin boşanma) tenfizi mümkündür (MÖHUK m. 56).

Yaş Sınırı: Avrupa Konseyi Sözleşmesi uyarınca, 16 yaşını dolduran çocuklar hakkında sözleşme hükümlerinin uygulanması mümkün değildir; bu durumda mahkemenin yeniden değerlendirme yapması gerekir.

Derdestlik Engeli: Tenfiz talebinden önce Türkiye’de açılmış ve devam eden bir velayet davası varsa, Avrupa Sözleşmesi m. 10/b uyarınca tenfiz işlemleri talik edilebilir veya reddedilebilir.

4. Usul ve Gerekli Belgeler 

Tenfiz davası basit yargılama usulüne tabidir ve duruşma yapılması zorunludur. MÖHUK m. 53 uyarınca dilekçeye şu belgeler eklenmelidir:

Yabancı mahkeme ilamının usulen onanmış aslı veya örneği.

İlamın kesinleştiğini gösteren ve usulen onanmış yazı veya belge (Kesinleşme şerhi).

Apostil şerhi.

Tüm belgelerin usulen onanmış Türkçe tercümeleri.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

İkincil kaynak niteliğindeki ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararları ile bazı Yargıtay daire kararları, velayet tenfizi sürecine dair şu ek bağlamları sunmaktadır:

Nafaka ile İlişki: Nafaka ve velayet kararları genellikle aynı ilamda yer alsa da, nafaka kararlarının icrası için de MÖHUK m. 50 uyarınca tenfiz kararı alınması zorunludur; uluslararası sözleşmeler (1956 New York, 1958/1973 Lahey) doğrudan icraya izin vermez, tenfiz usulünü şart koşar.

Tebligat Usulü: Ticari nitelikli tenfiz kararlarında da vurgulandığı üzere, yabancı mahkemedeki yargılamanın tebligatlarının usulüne uygun yapılması (özellikle 1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi çerçevesinde) savunma hakkının korunması açısından kritiktir. Posta yoluyla yapılan tebligatlar, Türkiye’nin çekincesi nedeniyle bazı durumlarda geçersiz sayılabilmektedir.

Taraf Teşkili: Tenfiz davasında, yabancı ilamda yer alan tüm tarafların Türkiye’deki davada da taraf olarak gösterilmesi, taraf teşkilinin sağlanması açısından zorunludur; aksi halde dava usulden reddedilebilmektedir.

Sonuç: Yargıtay içtihatları, velayet tenfizini sıkı şekli şartlara ve kamu düzeni denetimine tabi tutmaktadır. Özellikle karşılıklılık araştırması ve çocuğun üstün yararı çerçevesinde kamu düzeni analizi, yargılamanın merkezinde yer almaktadır. Karşılıklılığın bulunmadığı veya savunma hakkının ihlal edildiği durumlarda tenfiz talebi reddedilmektedir. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yabancı mahkemelerce verilen velayet kararlarının tenfizi, uygulamada en sık hata yapılan ve en çok usulden ret ile karşılaşılan dava türlerinden biridir. Tenfiz süreci yalnızca bir mahkeme kararının tanıtılması değil; karşılıklılık araştırması, kamu düzeni denetimi, savunma hakkının korunup korunmadığı, uluslararası sözleşmelerin önceliği ve çocuğun üstün yararı gibi çok katmanlı hukuki değerlendirmeleri içermektedir.

Özellikle;

Kararın verildiği ülke veya eyalet bazında mütekabiliyetin doğru araştırılmaması,

Ortak velayet, nafaka veya tedbir hükümlerinin kısmi mi tam tenfize mi elverişli olduğunun yanlış değerlendirilmesi,

Tebligat usulündeki eksikliklerin kamu düzeni ihlali olarak ele alınamaması,

Türkiye’de devam eden bir dava nedeniyle derdestlik itirazının gözden kaçırılması,

tenfiz talebinin reddine ve telafisi güç hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Bu nedenle velayet tenfizi davalarının, güncel Yargıtay içtihatlarına ve uluslararası sözleşmelere hâkim, uygulama tecrübesi bulunan bir avukat tarafından yürütülmesi büyük önem taşır. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi, uluslararası aile hukuku ve velayet uyuşmazlıkları alanında müvekkillerine stratejik, güncel ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; velayet tenfizi dosyalarında yapılacak tek bir usul hatası, çocuğun hukuki statüsünü ve ebeveyn–çocuk ilişkisini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sürecin, uzman avukat desteğiyle ve Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde yürütülmesi, hem hukuki güvenlik hem de çocuğun üstün yararı açısından vazgeçilmezdir.

Read More

Yabancı Velayet Kararları Türkiye’de Nasıl Tanınır?

Uluslararası Sözleşmeler, Tenfiz Engelleri ve Yargıtay Uygulaması

1. Velayet Kararlarının Tanınması ve Tenfizinde Temel Uluslararası Sözleşmeler

Yargıtay kararları uyarınca, yabancı mahkemelerden alınan velayet kararlarının Türkiye’de hüküm doğurabilmesi için tanıma ve tenfiz süreçlerinde öncelikle Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin dikkate alınması zorunludur. Bu kapsamda öne çıkan temel metinler şunlardır:

1980 Lüksemburg Sözleşmesi: “Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi” (20.05.1980), velayet kararlarının tenfizinde en sık uygulanan uluslararası belgedir. Yargıtay, bu sözleşmeye taraf olan devletlerden (örneğin Fransa, Almanya, Avusturya) alınan kararlarda sözleşme hükümlerinin doğrudan uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır (2. HD., 2012/15213; 2015/787).

1996 Lahey Sözleşmesi: “Velayet Sorumluluğu ve Çocukların Korunması Hakkında Tedbirler Yönünden Yetki, Uygulanacak Hukuk, Tanıma, Tenfiz ve İşbirliğine Dair Sözleşme” (19.10.1996), özellikle ihtiyati tedbir niteliğindeki velayet düzenlemelerinde uygulama alanı bulmaktadır (2. HD., 2023/8407).

AİHS’e Ek 7 Nolu Protokol: Eşlerin evliliğin bitmesi halinde çocuklarıyla olan ilişkilerinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olduğunu düzenleyen bu protokol, “ortak velayet” kararlarının Türk kamu düzenine aykırı sayılmamasında temel dayanak teşkil etmektedir (2. HD., 2016/18674; AYM, 06/10/2021).

İkili Adli Yardım Sözleşmeleri: Türkiye ile Kazakistan arasındaki 13.06.1995 tarihli “Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımı Kapsayan Sözleşme” gibi ikili anlaşmalar, MÖHUK m. 54/1-a çerçevesinde karşılıklılık ve tenfiz şartlarının değerlendirilmesinde esas alınmaktadır (2. HD., 2023/7233).

2. Sözleşmelerin Uygulanma İlkeleri ve Esastan İnceleme Yasağı

Uluslararası sözleşmelerin uygulanmasında “esastan inceleme yasağı” (révision au fond) temel ilkedir. Lüksemburg Sözleşmesi’nin 7. ve 9/3. maddeleri uyarınca, yabancı mahkeme kararı hiçbir şekilde esastan inceleme konusu yapılamaz; mahkeme delilleri yeniden değerlendiremez veya kararın doğruluğunu denetleyemez (2. HD., 2004/10683).

3. Tanıma ve Tenfiz Engelleri ile Kısıtlamalar

Sözleşmeler ve yargı içtihatları çerçevesinde tenfiz talebinin reddine yol açabilecek temel hususlar şunlardır:

Tebligat ve Savunma Hakkı: Lüksemburg Sözleşmesi m. 9/1-a uyarınca, davalının gıyabında verilen kararlarda, savunma yapmasına imkan verecek sürede tebligat yapılmamış olması tenfiz talebinin reddi sebebidir (2. HD., 2014/19749K).

Kamu Düzeni İstisnası: Sözleşmenin 10/1-a maddesi, kararın etkilerinin talep edilen devletin aile ve çocuk hukukuna ilişkin temel ilkeleriyle açıkça bağdaşmaması durumunda tenfizin reddedilebileceğini öngörür. Ancak Yargıtay, “ortak velayet” gibi düzenlemelerin artık Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığını kabul etmektedir (2. HD., 2016/18674).

Derdestlik (Lis Pendens): Lüksemburg Sözleşmesi m. 10/2-b uyarınca, tenfiz isteminden önce Türkiye’de açılmış ve devam eden bir velayet davası varsa, tenfiz işlemleri talik edilebilir veya reddedilebilir (2. HD., 2022/10198).

Yaş Sınırı: Lüksemburg Sözleşmesi hükümleri, 16 yaşını dolduran çocuklar hakkında uygulanamaz. Temyiz incelemesi sırasında çocuğun 16 yaşını doldurması halinde mahkemenin bu durumu yeniden değerlendirmesi gerekir (18. HD., 2015/7759).

4. Görevli Mahkeme ve Usul

Velayet kararlarının tanınması ve tenfizinde görevli mahkeme kural olarak Aile Mahkemeleridir. Ancak yabancı ilamın velayet dışında “vasi atanması” gibi hükümleri de içermesi durumunda, vasiye ilişkin kısmın tanınması ve tenfizinde Asliye Hukuk Mahkemeleri görevli olabilmektedir (2. HD., 2009/9739; 2010/1513). Ayrıca, çocukların Türkiye’de nüfusa kayıtlı olmaması, velayete ilişkin yabancı ilamın tanınmasına engel teşkil etmez; zira nüfus kayıtları kurucu değil bildirici etkiye sahiptir (2. HD., 2015/787).

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, uluslararası sözleşmelerin bulunmadığı veya doğrudan atıf yapılmadığı durumlarda 5718 sayılı MÖHUK hükümlerinin (m. 50, 54, 58) nasıl uygulandığına dair ek bağlam sunmaktadır:

Sözleşme Olmayan Durumlar (Örn. ABD): Türkiye ile arasında velayet konusuna ilişkin ikili veya çok taraflı sözleşme bulunmayan devletlerden (örneğin ABD’nin bazı eyaletleri) alınan kararlarda, MÖHUK m. 54/1-a uyarınca “kanuni veya fiili karşılıklılık” (mütekabiliyet) araştırması yapılmaktadır (2. HD., 2015/17869; 2024/1712).

Kamu Düzeni Değerlendirmesi: Hollanda ve Belçika gibi ülkelerden alınan kararlarda, yabancı ilamda velayet konusunda hüküm bulunmamasının veya anlaşmalı boşanmada tarafların aynı avukatla temsil edilmesinin Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olmadığı ve tanımaya engel teşkil etmediği belirtilmiştir (2. HD., 2023/6109; 2022/9092).

Kısmi Tenfiz: Yabancı ilamın velayet kısmının Türk hukukuna (örneğin o dönemki ortak velayet yasağına) aykırı bulunması durumunda, ilamın boşanmaya ilişkin kısmının kısmen tenfiz edilmesinin mümkün olduğu vurgulanmıştır (2. HD., 2014/7356).

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Uluslararası sözleşmeler çerçevesinde yabancı velayet kararlarının tanınması ve tenfizi, yalnızca dilekçe verilmesiyle sonuçlanan basit bir yargılama süreci değildir. Lüksemburg Sözleşmesi, 1996 Lahey Sözleşmesi, AİHS Ek 7 No’lu Protokol ve MÖHUK hükümleri birlikte değerlendirilmekte; her dosya bakımından tenfiz engelleri, kamu düzeni denetimi, derdestlik, savunma hakkı ve karşılıklılık gibi son derece teknik kriterler ayrı ayrı incelenmektedir.

Özellikle;

Hangi uluslararası sözleşmenin öncelikle uygulanacağının tespiti,

Esastan inceleme yasağına rağmen kamu düzeni itirazının doğru sınırda kurulması,

Ortak velayet, tedbir veya geçici koruma kararlarının güncel Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde sunulması,

Yanlış başvuru nedeniyle tenfizin reddi ya da velayetin askıda kalması riskinin önlenmesi,

ancak bu alanda deneyimli bir avukat tarafından sağlıklı biçimde yönetilebilir.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli çalışmalarıyla Tuzla, Pendik, Kartal, Kadıköy ve Gebze başta olmak üzere;
yabancı velayet kararlarının tanınması, tenfiz davaları, uluslararası aile hukuku ve çocuk hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar alanlarında müvekkillerine güncel içtihatlara dayalı, stratejik ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; uluslararası velayet dosyalarında yapılacak tek bir usul hatası, çocuğun hukuki statüsünü ve ebeveyn–çocuk ilişkisini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sürecin, uzman avukat desteğiyle ve Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde yürütülmesi hem hukuki güvenlik hem de çocuğun üstün yararı açısından zorunludur.

Read More

Yabancı Mahkemelerin Ortak Velayet Kararları Türkiye’de Geçerli mi?

Kamu Düzeni Tartışması, Yargıtay–AYM İçtihatları ve Güncel Uygulama

Yabancı Mahkemelerce Verilen Ortak Velayet Kararlarının Türk Kamu Düzeni Açısından Geçerliliği ve Uygulanabilirliği. Bu çalışma, yabancı mahkemeler tarafından hükmedilen “ortak velayet” kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi süreçlerinde Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) geliştirdiği içtihatlar çerçevesinde hazırlanmıştır. İnceleme, yargı kararlarındaki kronolojik ve doktrinel değişimi esas almaktadır.

1. Geleneksel Yaklaşım: Ortak Velayetin Kamu Düzenine Aykırılığı

Yargıtay’ın geçmiş tarihli kararlarında, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 336. maddesi uyarınca boşanma halinde hakimin velayeti eşlerden birine verme zorunluluğu olduğu, bu düzenlemenin kamu düzeni ile ilgili olduğu vurgulanmıştır.

TMK m. 336 ve MÖHUK m. 38/c İlişkisi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2003, 2006 ve 2014 tarihli kararlarında (2003/3889 K.2006/13638 K., 2014/13375 K.K), yabancı mahkemelerin ortak velayet düzenlemelerinin Türk Medeni Kanunu’na aykırı olduğu ve bu durumun kamu düzenini ihlal ettiği gerekçesiyle tenfiz taleplerinin reddedildiği görülmektedir.

Velayetin “Boşta” Kalması: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2012/11131 K.) ve 20. Hukuk Dairesi (2016/9660 K.K, 2017/3841 K.K) kararlarında, ortak velayet hükmünün tenfiz edilmemesi nedeniyle küçüğün velayet hakkının “boş bırakıldığı” tespit edilmiştir. Bu durumda velayetin Türk aile mahkemelerince yeniden düzenlenmesi veya küçüğün vesayet altına alınması gerektiği hükme bağlanmıştır.

Kısmen Tenfiz İmkanı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2016/11377 K.), velayet hükmü kamu düzenine aykırı bulunsa dahi, yabancı ilamın boşanma ve mal paylaşımı gibi diğer kısımlarının MÖHUK m. 56 uyarınca kısmen tenfiz edilebileceğini belirtmiştir.

2. Modern Yaklaşım: Uluslararası Sözleşmeler ve “Açıkça Aykırılık” Kriteri

2017 yılından itibaren Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında, ortak velayetin Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olmadığı yönünde bir içtihat değişikliği yaşanmıştır.

Anayasa m. 90 ve AİHS Ek 7. Protokol: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2017/1737 K., 2017/13800 K.), AİHS Ek 7 No’lu Protokol’ün 5. maddesindeki “eşlerin hak ve sorumluluklarda eşitliği” ilkesini ve Anayasa’nın 90. maddesini esas almıştır. Bu çerçevede, ortak velayetin Türk toplumunun temel yapısını veya temel çıkarlarını ihlal etmediği, dolayısıyla kamu düzenine “açıkça” aykırı sayılamayacağı sonucuna varılmıştır.

AYM Değerlendirmesi: Anayasa Mahkemesi (06/10/2021 tarihli karar), Yargıtay’ın bu yeni yaklaşımını referans göstererek, taraflar arasında çekişme bulunmaması durumunda ortak velayetin tanınmasının iç hukuka uygun olduğunu teyit etmiştir.

Güncel Uygulama: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023 tarihli kararlarında (2023/4605 K., 2023/978 K.), yabancı mahkemelerce verilen ortak velayet kararlarının tanınması ve tenfizi onaylanmıştır. Özellikle tarafların aynı vekille temsil edilmesinin dahi tek başına kamu düzenine aykırılık teşkil etmeyeceği vurgulanmıştır.

3. Tenfiz ve Tanıma Şartları

Yabancı ortak velayet kararlarının Türkiye’de geçerlilik kazanması için MÖHUK m. 50-58 arasındaki şartların varlığı aranmaktadır:

Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Almanya gibi ülkelerle yapılan sözleşmeler (Lüksemburg Sözleşmesi vb.) çerçevesinde karşılıklılık esası gözetilmektedir (2015/11581 K.).

Kesinleşme ve Apostil: İlamın o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya örneğinin sunulması zorunludur (2015/24938 K.).

Savunma Hakkı: Kararın gıyapta verilmiş olması durumunda, usulüne uygun tebligat yapılıp yapılmadığı kamu düzeni denetiminin bir parçasıdır.

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar sunulan kararlarda sınırlı bilgi içermesi nedeniyle ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

Velayet Eksikliği: Yabancı boşanma ilamında velayete dair hiçbir hüküm bulunmamasının, ilamın boşanma yönünden tanınmasına engel teşkil etmediği belirtilmiştir (Yargıtay 2. HD, 2023/6305 K.).

Derdestlik İtirazı: Türkiye’de devam eden bir boşanma veya velayet davasının varlığı, yabancı velayet kararının tenfizinde engelleyici bir unsur olarak değerlendirilebilmektedir (Yargıtay 2. HD, 2023/980 K.).

Usul Hukuku ve Kamu Düzeni: Kamu düzeni denetiminin sadece maddi hukukla sınırlı olmadığı, savunma hakkının ihlali gibi usulî hataların da bu kapsamda incelendiği; ancak her usul hatasının “açıkça aykırılık” teşkil etmediği vurgulanmıştır (Yargıtay 11. HD, 2013/4530 K.; Yargıtay 2. HD, 2024/1916 K.).

Sonuç: Güncel yargı pratiğinde, yabancı mahkemelerce verilen ortak velayet kararları, çocuğun üstün yararına aykırı bir durum veya taraflar arasında şiddetli bir çekişme bulunmadığı sürece, uluslararası sözleşmeler ve eşlerin eşitliği ilkesi gereği Türk kamu düzenine aykırı kabul edilmemekte; tanıma ve tenfize konu edilebilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yabancı mahkemelerce verilen ortak velayet kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi, yalnızca şekli bir tanıma süreci olmayıp; kamu düzeni denetimi, uluslararası sözleşmelerin iç hukuka etkisi, AYM–Yargıtay içtihat uyumu, çocuğun üstün yararı ve açıkça aykırılık kriteri gibi son derece teknik değerlendirmeleri içermektedir. Bu nedenle sürecin hatasız yürütülmesi, alanında uzman bir avukat desteğini zorunlu kılar.

Özellikle;

Yabancı ortak velayet kararının eski mi, yeni içtihatlara mı tabi olduğunun doğru analiz edilmesi,

Kararın kısmi mi yoksa tam tenfize mi elverişli olduğunun tespiti,

Kamu düzenine aykırılık iddiasının soyut değil, “açıkça aykırılık” kriteri üzerinden değerlendirilmesi,

Taraflar arasındaki fiilî durumun (çekişme, şiddet iddiası, çocukla kişisel ilişki) dosyaya doğru yansıtılması,

Tenfiz sonrası doğabilecek velayetin askıda kalması, yeni velayet davası açılması veya tedbir talepleri gibi sonuçların öngörülmesi, ancak güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi uygulamalarına hâkim bir hukukçu tarafından sağlıklı biçimde yönetilebilir.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli çalışmalarıyla özellikle Tuzla, Pendik, Kartal ve Tepeören bölgelerinde;

Yurtdışı boşanma kararlarının tanınması,

Ortak velayet kararlarının tenfizi,

Velayetin askıda kalması sonrası açılan aile mahkemesi davaları,

Uluslararası aile hukuku ve yabancılar hukuku uyuşmazlıkları

alanlarında müvekkillerine stratejik, güncel ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; ortak velayet gibi hassas konularda yapılacak tek bir usul hatası, çocuğun hukuki statüsünü, ebeveyn–çocuk ilişkisini ve tarafların uzun vadeli haklarını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sürecin, uzman avukat eşliğinde ve güncel içtihatlara uygun şekilde yürütülmesi, hem hukuki güvenlik hem de çocuğun üstün yararı açısından vazgeçilmezdir.

Read More

Yabancı Boşanma Kararında Velayet Yoksa Ne Olur? Velayet Askıda Kalır Mı?

1. Yabancı Boşanma Kararı : Velayetin “Askıda” Kalması Kavramı ve Oluşma Koşulları

Yargıtay içtihatları doğrultusunda, yabancı bir mahkeme tarafından verilen boşanma kararının Türkiye’de tanınmış veya tenfiz edilmiş olmasına rağmen, müşterek çocuğun velayetine ilişkin bir hüküm kurulmamış olması veya mevcut hükmün Türk kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemesi durumunda velayet hakkı Türkiye’de “askıda” veya “boşta” kalmış sayılmaktadır.

Hüküm Bulunmaması Durumu: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2009/10927 E., 2010/593 K.) ve 5. Hukuk Dairesi (2024/369 E., 2024/3972 K.) kararlarında, yabancı mahkeme ilamında velayete dair bir düzenleme yer almadığında, boşanma kısmı tanınsa dahi velayet konusunun askıda kaldığı açıkça ifade edilmiştir.

Kamu Düzenine Aykırılık ve Kısmi Tenfiz: Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2016/10693 E., 2016/9660 K.) Kve 17. Hukuk Dairesi (2012/11007 E., 2012/11131 K.) kararlarına göre, yabancı mahkemenin velayeti “anne ve babaya birlikte” (ortak velayet) vermesi, ilgili dönemdeki Türk hukuk tatbikatına aykırı görülerek tenfiz edilmemiştir. Bu durumda boşanma kararı tenfiz edilse de velayet hükmü tenfiz dışı kaldığı için velayet hakkı Türkiye’de “boş bırakılmış” kabul edilmektedir.

2. Velayetin Düzenlenmesinde Kamu Düzeni ve Mahkemenin Re’sen Görevi

Velayete ilişkin kurallar Türk hukukunda kamu düzeniyle doğrudan ilişkilidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2009/11390 E., 2010/1604 K.) Kkararına göre, yabancı ilamda velayet düzenlemesinin bulunmaması boşanmanın tanınmasına engel teşkil etmez; ancak bu eksikliğin Türkiye’de bağımsız bir dava ile giderilmesi zorunludur.

Hakimin Müdahalesi: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2009/10926 E., 2010/592 K.), velayetin askıda olduğu durumlarda mahkemenin ihbar üzerine veya re’sen velayet düzenlemesi yapması gerektiğini vurgulamıştır.

Ön Sorun Niteliği: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2013/20889 E., 2014/5228 K.), velayet askıda iken kişisel ilişki tesisi talep edilmişse, mahkemenin öncelikle velayeti düzenlemesi gerektiğini, velayet karara bağlanmadan kişisel ilişki hükmü kurulamayacağını belirtmiştir. Benzer şekilde, velayet düzenlenmeden iştirak nafakasına hükmedilmesi de usule aykırı bulunmuştur (2. HD, 2014/23797 E., 2015/5663 K.)

3. Görevli ve Yetkili Mahkeme

Velayetin askıda kalması durumunda açılacak bağımsız velayet davasında görev ve yetki kuralları Yargıtay kararlarıyla netleştirilmiştir:

Görevli Mahkeme: 4787 sayılı Kanun’un 6/2-c maddesi uyarınca, velayetin düzenlenmesi davalarında Aile Mahkemeleri görevlidir (20. HD, 2017/5947 E., 2017/3841 K.)K.

Yetkili Mahkeme: Velayetin düzenlenmesi davasında kesin bir yetki kuralı bulunmamaktadır. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (2020/7579 E., 2020/9110 K.), davanın açıldığı mahkemeye süresinde yetki itirazı yapılmadığı takdirde o mahkemenin yetkili hale geleceğini belirtmiştir. Genel olarak çocuğun Türkiye’deki yerleşim yeri veya tarafların sakin olduğu yer mahkemesi yetkili kabul edilmektedir (17. HD, 2013/1224 E., 2013/8167 K.)

4. Yargılama Usulü ve Çocuğun Üstün Yararı

Velayet düzenlenmesi davası, yabancı boşanma ilamının tanınmasından sonra açılan bağımsız bir dava niteliğindedir.

Hukuki Dinlenilme Hakkı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2018/6976 E., 2018/13405 K.), bu davaların kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle dosya üzerinden karar verilemeyeceğini, duruşma açılarak taraflara delillerini sunma imkanı tanınması gerektiğini hükme bağlamıştır.

Sınırlandırma Yasağı: Mahkemece verilen velayet kararı, çocuğun üstün yararı gereği ülke sınırları ile kısıtlanamaz (2. HD, 2017/3675 E., 2017/10641 K.).

Tanınmanın Kesinleşmesi Şartı: Velayet davasının esasına girilebilmesi için yabancı boşanma ilamının Türkiye’deki tanınma kararının kesinleşmiş olması bir ön koşuldur (2. HD, 2015/15599 E., 2015/24938 K.)Ka.

Sonuç olarak; yabancı mahkeme ilamında velayete dair hüküm bulunmaması veya bu hükmün tenfiz edilmemesi, velayeti Türkiye’de askıda bırakır. Bu durumda yetkili Aile Mahkemesi, çocuğun üstün yararını gözeterek bağımsız bir dava veya ihbar üzerine velayeti yeniden düzenlemekle yükümlüdür.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yurtdışında verilen boşanma kararları sonrasında velayet konusunun Türkiye’de askıda kalması, uygulamada ciddi hak kayıplarına ve telafisi güç sonuçlara yol açabilen teknik bir hukuki durumdur. Bu süreç, yalnızca tanıma ve tenfiz kurallarının bilinmesini değil; kamu düzeni, çocuğun üstün yararı, re’sen araştırma ilkesi, ön sorun–asıl dava ayrımı ve usul hukuku bakımından Yargıtay içtihatlarının doğru yorumlanmasını zorunlu kılar.

Özellikle;

Yabancı ilamda velayet hükmü bulunup bulunmadığının doğru tespiti,

Mevcut velayet düzenlemesinin kısmi tenfize elverişli olup olmadığının değerlendirilmesi,

Velayet askıda iken kişisel ilişki, iştirak nafakası veya geçici tedbir taleplerinin nasıl ileri sürüleceğinin belirlenmesi,

Görevli ve yetkili mahkemenin yanlış seçilmesi halinde doğabilecek usulden ret risklerinin bertaraf edilmesi,

Çocuğun üstün yararı ilkesine uygun delil stratejisinin kurulması

ancak bu alanda deneyimli bir aile hukuku ve yabancılar hukuku uzmanı tarafından sağlıklı şekilde yürütülebilir.

Bu nedenle, yurtdışı boşanma kararları sonrası velayet sorunu yaşayan tarafların, süreci baştan sona profesyonel hukuki destekle yönetmeleri büyük önem taşır. İstanbul’da özellikle Tuzla, Pendik, Kartal ve Tepeören bölgelerinde bu alanda yoğun uygulama tecrübesine sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, velayetin askıda kalması, bağımsız velayet davaları, tanıma–tenfiz süreçleri ve çocuğun üstün yararına dayalı tüm aile hukuku uyuşmazlıklarında müvekkillerine kapsamlı hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; velayet davalarında yapılacak en küçük usul hatası, çocuğun geleceğini doğrudan etkileyen sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sürecin, alanında uzman bir avukat eşliğinde yürütülmesi hukuki bir zorunluluk olduğu kadar, çocuğun menfaatleri açısından da hayati önemdedir.

Read More

Yurtdışında alınan çocuk velayeti kararı Türkiye’de geçerli olur mu?

1. Genel Prensip: Tanıma ve Tenfiz Zorunluluğu

Yurtdışında alınan çocuk velayeti kararı Türkiye’de geçerli olur mu? Yurtdışında alınan çocuk velayeti kararları, Türkiye’de doğrudan geçerli ve icra edilebilir nitelikte değildir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50. maddesi uyarınca, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilen ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından “tenfiz” kararı verilmesine bağlıdır. Tanıma ise, MÖHUK’un 58. maddesi uyarınca yabancı mahkeme kararına kesin delil veya kesin hüküm vasfı kazandırır. Tenfiz kararı alınmadıkça, yabancı bir velayet ilamının Türkiye’de icra edilmesi hukuken mümkün değildir.

2. Tenfiz ve Tanıma Şartları

Yargıtay kararları uyarınca, bir velayet kararının Türkiye’de tenfiz edilebilmesi için MÖHUK’un 54. maddesinde yer alan şu şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekir:

Kesinleşme ve Apostil: Kararın verildiği ülke kanunlarına göre kesinleşmiş olması, kesinleşme şerhini içermesi ve usulüne uygun apostil şerhi ile tercümesinin sunulması zorunludur.

Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma, kanun hükmü veya fiili uygulama bulunmalıdır. Örneğin, Bulgaristan ve Kazakistan ile yapılan adli yardım anlaşmaları bu şartı sağlamaktadır. Ancak ABD (North Carolina) gibi bazı eyaletlerle karşılıklılığın bulunup bulunmadığı mahkemece titizlikle araştırılmalıdır.

Kamu Düzenine Aykırılık Bulunmaması: Kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gerekir. Velayetin düzenlenmesi Türkiye’de kamu düzenine ilişkin bir konu olarak kabul edilmektedir.

Savunma Hakkına Riayet: Kendisine karşı tenfiz istenen tarafın, yabancı mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrılmış olması ve savunma hakkının ihlal edilmemiş olması şarttır. Lüksemburg Sözleşmesi uyarınca, davalıya savunma imkanı tanınmadan gıyabında verilen kararların tenfizi reddedilmektedir.

3. Uluslararası Sözleşmelerin Uygulanması

Velayet kararlarının tanınması ve tenfizinde Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler öncelikli olarak dikkate alınır:

1980 Lüksemburg Sözleşmesi: Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi uyarınca, akit devletlerden birinde verilen velayet kararı, diğer devlette esastan inceleme yapılmaksızın tanınmalı ve tenfiz edilmelidir.

1980 Lahey Sözleşmesi: Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine Dair Sözleşme kapsamında, çocuğun mutat meskenine iadesi davalarında yabancı velayet kararları önemli bir dayanak teşkil eder. Anayasa Mahkemesi, iade prosedüründe yabancı velayet kararının varlığının her zaman şart olmadığını ancak mevcut kararların çocuğun yararı çerçevesinde değerlendirildiğini belirtmiştir.

4. Ortak Velayet ve Kamu Düzeni Denetimi

Yargıtay’ın geçmişteki bazı kararlarında, yabancı mahkemelerce verilen “ortak velayet” kararları Türk hukukundaki “velayetin eşlerden birine verilmesi zorunluluğu” (TMK md. 336) nedeniyle kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemiştir. Ancak güncel içtihatlar ve Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda; 6684 sayılı Kanun ile onaylanan 7 No.lu Protokol uyarınca, ortak velayet düzenlemesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığı ve Türk toplumunun temel yapısını ihlal etmediği kabul edilmektedir. Bu nedenle, tarafların çekişmesi yoksa yabancı mahkemenin ortak velayet kararları Türkiye’de tanınabilmektedir.

5. Velayetin “Askıda” Kalması Durumu

Yabancı mahkemenin boşanma kararı Türkiye’de tanınmış olsa bile, eğer velayet konusunda bir hüküm kurulmamışsa veya velayet hükmü Türk kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemişse, velayet hakkı Türkiye’de “askıda” kalmış sayılır. Bu durumda, çocuğun Türkiye’deki yerleşim yeri dikkate alınarak yetkili Türk Aile Mahkemelerinde velayetin düzenlenmesi için bağımsız bir dava açılması gerekmektedir.

6. Yargılama Usulü

Tanıma ve tenfiz istemleri basit yargılama usulüne tabidir. Dava dilekçesinin ve duruşma gününün karşı tarafa tebliği zorunludur. Davalıya itiraz hakkı tanınmadan dosya üzerinden karar verilmesi, Yargıtay tarafından bozma sebebi sayılmaktadır.

7. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, velayet kararlarının farklı hukuki süreçlerdeki etkisine dair şu ek bağlamları sunmaktadır:

Çocuk İadesi Davaları: Lahey Sözleşmesi kapsamındaki iade davalarında, yabancı mahkemenin velayet veya ikametgah belirleme hakkına dair kararları, “hukuka aykırı alıkoyma” olgusunun ispatında bağlayıcı delil olarak kullanılmaktadır. Bu süreçte kararın ayrıca tenfiz edilmesi zorunluluğu aranmayabilmektedir.

Nafaka Kararları: Velayetle birlikte hükmedilen iştirak nafakası kararları da MÖHUK 50 vd. maddeleri uyarınca tenfiz edilebilir. Reşit olan çocuklar yönünden nafaka tenfizi taleplerinde hukuki yarar şartı gözetilmektedir.

Ticari Kararlarla Kıyas: Genel tanıma-tenfiz rejimi (MÖHUK 50-58), ticari alacaklardan aile hukukuna kadar geniş bir yelpazede benzer usuli şartlara (kesinleşme, karşılıklılık, kamu düzeni) tabidir; ancak velayet kararlarında “çocuğun üstün yararı” ve “kamu düzeni” denetimi çok daha sıkı uygulanmaktadır. Bir yazı önerisi.

Yurtdışı Velayet Kararlarında Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Yurtdışında verilen çocuk velayeti kararlarının Türkiye’de geçerli hale gelebilmesi, tanıma ve tenfiz gibi teknik ve çok katmanlı hukuki süreçlere bağlıdır. Bu süreçler, yalnızca usuli bir başvurudan ibaret olmayıp; MÖHUK hükümleri, uluslararası sözleşmeler, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ile birlikte Türk kamu düzeni ve çocuğun üstün yararı kriterlerinin birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılar.

Uygulamada en sık karşılaşılan hatalar; kesinleşme ve apostil eksiklikleri, yanlış yetkili mahkemede dava açılması, savunma hakkının ihlal edildiği iddialarının yeterince karşılanamaması ve özellikle ortak velayet kararlarında kamu düzeni denetiminin doğru yönetilememesidir. Bu tür usul ve strateji hataları, davanın reddine veya sürecin aylarca uzamasına neden olabilmektedir.

Özellikle İstanbul gibi yabancılık unsuru içeren aile hukuku uyuşmazlıklarının yoğun olduğu büyük şehirlerde; yurtdışı velayet, çocuk iadesi ve nafaka bağlantılı dosyaların, bu alanda uzmanlaşmış bir avukat tarafından yürütülmesi kritik öneme sahiptir. Her ülke kararının ve her somut olayın farklı hukuki sonuçlar doğurduğu dikkate alındığında, standart dilekçelerle ilerlemek ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Bu nedenle, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi sürecinde; hem uluslararası sözleşmelere hâkim, hem de güncel içtihatları yakından takip eden bir hukuk bürosundan destek alınması, sürecin hızlı, doğru ve çocuğun yararına uygun şekilde sonuçlanmasını sağlar.
2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli olarak, yurtdışı velayet kararlarının tanıma ve tenfizi başta olmak üzere uluslararası aile hukuku alanında profesyonel hukuki destek sunmaktadır.

Read More

Geçici Koruma Hakkında En Çok Merak Edilen Sorular (2025 Güncel – Net, Doğru ve Resmî Bilgilerle)

Geçici koruma sahibi kişiler çalışma iznine başvurabilir mi?

Evet. Geçici koruma sağlanan yabancılar, Geçici Koruma Kimlik Belgesinin düzenlendiği tarihten itibaren 6 ay geçtikten sonra çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti için başvuruda bulunabilirler.

Geçici koruma kapsamındayım, uzun dönem ikamet iznine başvurabilir miyim?

Hayır. Geçici Koruma Kimlik Belgesi, uzun dönem ikamet iznine geçiş hakkı sağlamaz.

Geçici koruma kapsamındayım, sağlık hizmetlerinden yararlanabilir miyim?

Evet. Kayıt altına alınarak Geçici Koruma Kimlik Belgesi düzenlenmiş olan Suriyeliler, ikamet ettikleri il sınırları içinde sağlık hizmetlerinden yararlanabilmektedir.

Geçici koruma kapsamındayım, eğitim hizmetlerinden yararlanabilir miyim?

Evet. Geçici koruma kimlik belgesi bulunan Suriyeliler, Milli Eğitim Bakanlığı düzenlemeleri kapsamında ilk ve ortaöğretim kurumlarına kayıt yaptırabilirler. Ayrıca bu belge ile üniversitelerde öğrenim görebilirler.

Geçici koruma kapsamındayım, barınma merkezlerinde kalabilir miyim?

Evet. Geçici Barınma Merkezlerine yerleştirilmek isteyenler, kayıtlı oldukları ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğü ile görüşerek taleplerini iletebilirler.

Geçici koruma kapsamında çalışma iznim var, Türkiye dışına çıkış–giriş yapabilir miyim?

Hayır. Geçici koruma kapsamında bulunan kişiler, Göç İdaresinden alınan resmî izinler dışında yurt dışına çıkış yaptıkları takdirde Geçici Koruma Kartları iptal edilir.
Ayrıca iller arası seyahat için de kayıtlı olunan ilin İl Göç İdaresinden izin alınması zorunludur.

Üçüncü bir ülkeye çıkış yapılması halinde geçici koruma sona erer mi?

Evet. Geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin üçüncü bir ülkeye çıkış yapmaları veya insani nedenlerle başka bir ülkeye kabul edilmeleri halinde geçici korumaları bireysel olarak sona erer.

Kimler geçici koruma kapsamına alınmaktadır?

28/04/2011 tarihinden itibaren, Suriye Arap Cumhuriyeti’nde meydana gelen olaylar nedeniyle Türkiye’ye kitlesel veya bireysel olarak gelen veya sınırlarımızı geçen Suriye vatandaşları, vatansızlar ve mülteciler geçici koruma altına alınmaktadır.

Geçici koruma kayıt işlemleri nasıl ve nerede yapılır?

Kayıt işlemleri, Başkanlıkça belirlenen Geçici Barınma Merkezleri bünyesindeki sevk merkezlerinde yürütülür. Geçici korumaya ilişkin tüm işlemler bu merkezlerde takip edilir.

Geçici koruma kapsamına alınma kararı nasıl verilir?

Ülkemize kitlesel göç yaşanması halinde, Cumhurbaşkanlığı kararı ile geçici koruma uygulanıp uygulanmayacağına karar verilir.

Irak uyruklu yabancılar geçici koruma kapsamına alınır mı?

Hayır. Geçici koruma uygulaması, Suriye Arap Cumhuriyeti’nden gelen kişiler için uygulanmaktadır.

Geçici koruma uygulaması ne zaman başladı, ne zaman bitecek?

Geçici koruma uygulaması, 22/10/2014 tarihli Geçici Koruma Yönetmeliği’nin yürürlüğe girmesiyle başlamıştır. Bitiş tarihi belirli değildir ve Cumhurbaşkanlığı kararıyla sona erdirilebilir.

Geçici koruma kapsamındaki yabancılar hangi illerde kalabilir?

Kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığı açısından sakınca bulunmaması halinde, Başkanlıkça belirlenen illerde kalmalarına izin verilebilir.

Geçici koruma kapsamında il değiştirmek isteyenler ne yapmalıdır?

Kayıtlı olunan ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğünden izin alınması gerekir. İş, eğitim, sağlık veya akrabalık gibi makul bir gerekçe varsa Yol İzin Belgesi düzenlenebilir.

Gönüllü geri dönüş yapan Suriyeliler için prosedür nasıldır?

Gönüllü geri dönüş yapmak isteyenler, randevu.goc.gov.tr üzerinden randevu alır. İl Göç İdaresindeki işlemler tamamlandıktan sonra 15 gün süreli yol izin belgesi düzenlenir ve sınır kapısından çıkış yapılır.

Gönüllü geri dönüş yaptıktan sonra tekrar Türkiye’ye gelenler ne yapmalıdır?

Tekrar giriş yapan kişi, bulunduğu ilin İl Göç İdaresine başvurur. Mülakat yapılır ve geçici koruma hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilir.

Geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler ikamet izni alabilir mi?

Gerekli şartları sağlamaları halinde, bulundukları ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğüne başvurarak ikamet izni talebinde bulunabilirler.

Türk vatandaşı ile evlenen geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler vatandaşlık alabilir mi?

Geçici koruma kapsamında geçirilen süreler, evlenme yoluyla vatandaşlık kazanımında hesaplamaya dahil edilmez. Ancak 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu uyarınca başvuru yapılabilir. Yetkili kurum Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüdür.

Evlenme ehliyet belgesi nereden alınır?

Geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler, İl Göç İdaresi Müdürlüklerine başvurarak ve E-Devlet üzerinden evlenme ehliyet belgesi alabilirler.

Üniversitede okuyan geçici koruma sahipleri öğrenci ikamet izni alabilir mi?

Mevcut statüleriyle eğitim alma hakları vardır. Öğrenci ikamet izni almak isteyenler, şartları taşıyıp taşımadıkları konusunda İl Göç İdaresinden bilgi almalıdır.

Geçici koruma kimlik belgesini kaybedenler ne yapmalı?

Emniyetten kayıp/çalıntı tutanağı alınmalı ve İl Göç İdaresine başvurulmalıdır. Tutanak yoksa gazete ilanı verilmesi gerekir.

Geçici koruma kapsamındaki bir Suriyeli bebeğin doğum kaydı nasıl yapılır?

Hastaneden veya muhtarlıktan alınan doğum belgesiyle birlikte Nüfus ve Kayıt Merkezine başvurulur. Ebeveynlerin geçici koruma kimlikleri gereklidir.

Geçici koruma kimlik belgesi Türk vatandaşlığına başvuru hakkı sağlar mı?

Hayır. Geçici koruma kimlik belgesi, Türkiye’de kalış hakkı sağlar, ancak doğrudan vatandaşlık başvuru hakkı tanımaz.

Geçici koruma için nereye kayıt yaptırılır?

Bulunduğunuz ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğüne başvurabilirsiniz. İstanbul’da Kumkapı ve Sultanbeyli Koordinasyon Merkezleri yetkilidir. Resmi bilgileri teyit için bakınız.

Read More

Ocak 2026 Kira Artış Oranı Ne Kadar Oldu?

Ocak 2026 Kira Artış Oranı Belli Oldu! Zam Ne Kadar? Kiralık konut veya işyeri olan milyonlarca kişi için merakla beklenen açıklama geldi.
Ocak 2026 kira artış oranı belli oldu! TÜİK’in Aralık ayı enflasyon rakamlarını açıklamasıyla birlikte, bu ay kiralara uygulanabilecek yasal zam oranı da netleşti.

Ocak 2026 Kira Artış Oranı Ne Kadar Oldu?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre:

Aralık 2026 yıllık enflasyon oranı: % 30,89

12 aylık ortalama TÜFE (kira artışında esas alınan oran): 34,88

TÜİK verileriyle Ocak 2026 kira artış oranı açıklandı. Ev ve iş yerlerine yapılacak yasal zam oranı 34,88  oldu. Buna göre, Ocak 2026 ayında yenilenecek kira sözleşmelerinde ev sahipleri en fazla % 34,88  oranında zam yapabilecek. Bu oran hem konut kiraları hem işyeri kiraları için geçerli.

Önemli Not: Ev sahipleri bu oranın altında artış yapabilir, ancak üzerinde zam yasal olarak geçerli değildir.

Kira Zammı Nasıl Belirleniyor?

Kira artış oranı, Türk Borçlar Kanunu ve güncel düzenlemelere göre her ay TÜİK tarafından açıklanan TÜFE’nin 12 aylık ortalaması üzerinden hesaplanır.
2022–2024 döneminde uygulanan %25 üst sınır artık sona erdi; dolayısıyla 2026’da kira zamları yeniden TÜFE ortalamasına bağlanmıştır.

Ev sahipleri, yalnızca TÜFE’nin 12 aylık ortalamasını aşmamak koşuluyla zam yapabilir.
Sözleşmede “TÜFE + X%” gibi hükümler bulunsa bile toplam oran bu sınırı geçemez.

Ocak 2026 Kira Artışında En Çok Merak Edilenler

Ocak 2026 kira artış oranı yüzde kaç?
  % 34,88 (TÜFE 12 aylık ortalaması)

Bu oran sadece konut için mi, işyeri için de geçerli mi?
Evet, her ikisi için de geçerlidir.

Ev sahibi %40 zam isterse ne olur?
Yasal sınır % 34.88’dır; fazlası geçerli olmaz, kiracı itiraz edebilir.

Kira sözleşmemde ‘TÜFE + %5’ yazıyor, ne olacak?
Toplam artış %’34.88 geçemez; bu oran üst sınırdır.

Kira artışı her ay değişiyor mu?
Evet, her ay TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerine göre 12 aylık ortalama güncellenir.

Kira tespit davasında bu oran geçerli midir?
Mahkeme, TÜFE 12 aylık ortalamasını dikkate alır; bu oran üst sınırdır.

Ev sahibi zam yapmazsa sorun olur mu?
Hayır, zam yapmak zorunlu değildir; taraflar anlaşarak sabit kira belirleyebilir.

Kiracı zammı kabul etmezse ne olur?
Ev sahibi yazılı ihtar gönderebilir; ancak yasal sınırı aşan artış dava konusu yapılabilir.

Sonuç: Ocak 2026’da Kira Artışı Üst Sınır % 34,88

TÜİK’in açıkladığı son verilerle, Ocak 2026’da ev ve işyeri kiralarında yapılabilecek en yüksek artış oranı % 34,88  olmuştur. Ev sahip leri bu sınırı aşamaz, kiracılar da bu oran üzerinden artış yapılmasını talep edebilir. Yeni dönemde kira sözleşmenizi yenilemeden önce, sözleşme maddelerinizi ve TÜİK verilerini mutlaka kontrol edin. Kira artış oranı hesaplama.

Read More