Mobbing Nedeniyle İşten Ayrılmak Haklı Fesih Sayılır Mı?

Mobbing Nedeniyle İşten Ayrılmak Haklı Fesih Sayılır Mı? İncelenen yargı kararları ışığında; işyerinde uygulanan mobbingin (psikolojik taciz), belirli şartların ve ispat koşullarının gerçekleşmesi halinde işçi açısından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/II. maddesi kapsamında “haklı nedenle fesih” sebebi oluşturduğu tespit edilmiştir. Ancak yargı mercileri, bu hakkın kullanımını mobbingin tanımına uygunluğuna, sürekliliğine ve ispat gücüne bağlamaktadır.

Aşağıda, mobbingin haklı fesih sayılma koşulları, ispat yükümlülüğü ve yargı organlarının konuya yaklaşımı detaylandırılmıştır.

1. Mobbingin Tanımı ve Haklı Fesih İçin Gerekli Unsurlar

Yargıtay kararlarında mobbing; işyerinde bir veya birden fazla kişinin, belirli bir kişiyi hedef alarak, sistematik bir şekilde, uzun bir süreye yayılan, yıldırma, pasifize etme ve işten uzaklaştırma amacı taşıyan kötü niyetli davranışlar bütünü olarak tanımlanmaktadır.

Süreklilik ve Sistematiklik Şartı: Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (2017/42766) ve 9. Hukuk Dairesi (2017/16925) kararlarında, süreklilik göstermeyen, anlık öfke ile yapılan veya münferit kalan kaba davranışların mobbing olarak nitelendirilemeyeceği vurgulanmıştır. Mobbing sayılabilmesi için eylemlerin sistematik bir hal alması gerekmektedir.

Kişilik Haklarına Saldırı: Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (2012/24019), kişilik hakları ve sağlığın ağır saldırıya uğraması durumunda mobbingin varlığının tartışmasız kabul edileceğini ve bunun haklı fesih nedeni olduğunu belirtmiştir.

Hedef Alma: Eylemlerin genel bir işyeri gerginliğinden ziyade, doğrudan davacı işçiyi hedef alması gerekmektedir (Yargıtay 9. HD 2017/17931.)

2. Mobbingin İspatlanması Halinde Hukuki Sonuçlar

Mobbing iddiasının somut delillerle (tanık, e-posta, sağlık raporu vb.) ispatlandığı durumlarda, işçinin istifası “haklı nedenle fesih” olarak kabul edilmekte ve işçi kıdem tazminatına hak kazanmaktadır.

Kıdem Tazminatı Hakkı: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (2017/486) ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2021/12218), mobbingin ispatlandığı durumlarda işçinin iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini ve kıdem tazminatı alması gerektiğini hükme bağlamıştır.

Manevi Tazminat: Mobbingin varlığı halinde, kıdem tazminatının yanı sıra işçinin kişilik haklarının zedelenmesi nedeniyle manevi tazminat talepleri de kabul görmektedir (Yargıtay 22. HD 2017/42766; Ankara BAM 8. HD 2017/1380).

Yaklaşık İspat İlkesi: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2021/12218), mobbing davalarında “yaklaşık ispat” yönteminin benimsenebileceğini, işçinin iddiasını güçlü gösteren olgular (örneğin anksiyete veya depresyon tanılı sağlık raporları) sunması halinde, aksi ispat yükünün işverene geçebileceğini belirtmiştir.

3. Mobbing İddiasının Reddedildiği ve Feshin Haklı Bulunmadığı Durumlar

Yargı kararlarının önemli bir bölümünde, mobbing iddiasının soyut kalması veya ispatlanamaması nedeniyle işçinin feshi haklı bulunmamış ve tazminat talepleri reddedilmiştir.

Delil Yetersizliği: Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (2014/32562 ve 9. Hukuk Dairesi (2025/2247davacının mobbing iddiasını somut olaylarla ortaya koyamaması veya tanıkların bu iddiaları doğrulamaması durumunda feshin haklı nedene dayanmadığına hükmetmiştir.

Genel İşyeri Kabalığı: İşyerindeki genel stres, kaba davranışlar veya yöneticinin sert üslubu, doğrudan ve sistematik olarak kişiyi hedef almıyorsa mobbing olarak kabul edilmemektedir. Bu durumda “işyeri kabalığı” seviyesinde kalan eylemler mobbing sayılmamış ve buna dayalı fesih haklı görülmemiştir (Yargıtay 22. HD 2013/11788; 22. HD 2014/23860

İstifa Dilekçesinin İçeriği: İşçinin istifa dilekçesinde “özel nedenler” veya “ailevi sebepler” belirtip, sonradan mobbing iddiasında bulunması, hayatın olağan akışına aykırı bulunarak reddedilmektedir (Yargıtay 9. HD 2019/7243

4. Mobbing İspatlanamasa Dahi Feshin Haklı Sayıldığı “Alternatif” Durumlar

Bazı kararlarda mobbing unsurları tam olarak oluşmasa veya ispatlanamasa bile, işçinin maruz kaldığı diğer haksızlıklar nedeniyle fesih yine de haklı kabul edilmiştir.

Hakaret ve Küfür: Mobbingin sistematik unsurları oluşmasa dahi, işveren veya vekilinin işçiye hakaret etmesi (tek seferlik olsa bile), İş Kanunu 24/II kapsamında haklı fesih sebebidir (Yargıtay 22. HD 2016/27899 22. HD 2015/29410

Ödenmeyen Alacaklar: İşçi mobbing iddiasını ispatlayamasa bile, eğer fazla mesai veya diğer ücret alacaklarının ödenmediğini kanıtlarsa, fesih bu gerekçeyle haklı kabul edilerek kıdem tazminatına hükmedilmektedir (Yargıtay 9. HD 2023/9686; 9. HD 2016/15761).

Sağlık Sebepleri: Mobbing unsurları oluşmasa bile, çalışma koşullarının işçinin sağlığını bozması (örneğin bel fıtığı raporu) haklı fesih nedeni sayılabilmektedir (Yargıtay 22. HD 2014/23860).

Çalışma Koşullarında Esaslı Değişiklik/Tenzili Rütbe: Mobbing ispatlanamasa da, işçinin rütbesinin düşürülmesi veya görev yerinin sürekli değiştirilmesi tek başına haklı fesih sebebi sayılmıştır (Yargıtay 7. HD 2016/23374Kaynak; 9. HD 2020/9019Kaynak).

5. Kamu Personeli Açısından Durum

Danıştay 12. Daire (2018/5157Kaynak) kararına göre, memuriyetten istifa eden bir kişinin, mobbing nedeniyle istifa ettiğini öne sürerek belirli yasal haklardan (örneğin 5510 sayılı Kanun geçici 44. madde) yararlanabilmesi için, istifanın disiplin cezası sonucu gerçekleşmiş olması gibi özel şartlar aranmaktadır. Salt mobbing iddiası ile yapılan istifa, bu kapsamda “zorunlu ayrılış” olarak değerlendirilmemiştir.

Sonuç: Yargı kararlarına göre, mobbing nedeniyle işten ayrılmak haklı nedenle fesih niteliğindedir. Ancak bu hakkın doğması için mobbingin; sistematiksüreklihedef gözetici olması ve somut delillerle (veya güçlü emarelerle) ispatlanması şarttır. İspat edilemeyen mobbing iddialarında, eğer başka bir haklı neden (hakaret, ödenmeyen ücret, esaslı değişiklik) yoksa, işçinin kıdem tazminatı talebi reddedilmektedir. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Mobbing nedeniyle iş sözleşmesinin feshi, teknik bilgi ve güçlü ispat stratejisi gerektiren son derece karmaşık bir süreçtir. Yargıtay’ın mobbing davalarında aradığı sistematiklik, hedef alma, kasıt, süreklilik, güçlü delil yapısı ve illiyet bağı kriterleri, profesyonel hukuki destek olmadan çoğu zaman tam anlamıyla ortaya konulamaz. Bu nedenle, özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Gebze, Dilovası ve Çayırova gibi yoğun iş yaşamının bulunduğu bölgelerde mobbing davalarının mutlaka uzman bir avukat tarafından yürütülmesi gerekmektedir.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, mobbing iddiasının ispatı, delillerin stratejik olarak toplanması, tanıkların doğru yönlendirilmesi, işyeri kayıtlarının analizi, doktor raporlarının hukuki geçerliliğinin değerlendirilmesi ve sürecin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/II maddesi kapsamında “haklı fesih” şartlarına uygun hale getirilmesi konusunda profesyonel destek sunar.

Uzman avukat desteği şu nedenlerle hayati önem taşır:

Mobbingin sistematik olup olmadığının hukuken doğru analiz edilmesi

Tanık ve delillerin Yargıtay kriterlerine uygun şekilde dosyaya eklenmesi

İşverenin savunmalarına karşı doğru argümanların hazırlanması

Manevi tazminat, kıdem tazminatı, kötü niyet tazminatı gibi taleplerin tam ve eksiksiz ileri sürülmesi

Ceza davası, iş müfettişi raporu, etik kurul başvurusu gibi yan süreçlerin doğru yönetilmesi

Haklı fesih halinde işçinin tüm haklarını kaybetmeden sürecin sonlandırılması

Mobbing; çalışanın hem ruh sağlığını hem mesleki itibarını hem de maddi geleceğini doğrudan etkileyen ciddi bir hak ihlalidir. Bu nedenle süreç, Tuzla’da faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu’nun tecrübesiyle yönetildiğinde başarı ihtimali önemli ölçüde artmakta ve işçinin hak kaybı yaşaması önlenmektedir.

Read More

Tutuklu öğrencinin üniversiteden kaydı silinebilir mi?

Giriş

Tutuklu öğrencinin üniversiteden kaydı silinebilir mi? Bu çalışma, tutuklu bir üniversite öğrencisinin, tutukluluk hali nedeniyle üniversite tarafından kaydının silinip silinemeyeceği, bu işlemin hukuki şartları, öğrencinin dava açma hakkı ve davanın başarı koşullarını analiz etmek amacıyla hazırlanmıştır. Analiz, sunulan Danıştay ve Bölge İdare Mahkemesi kararlarının incelenmesiyle oluşturulmuştur. İnceleme, öğrencinin Anayasal eğitim hakkı ile üniversite yönetmeliklerinden doğan idari ve akademik yükümlülükleri arasındaki dengeyi ortaya koymaktadır. Çalışma, kayıt silme işlemlerini iki ana kategori altında incelemektedir: disiplin cezası olarak kayıt silme ve akademik/idari yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle kayıt silme.

Tek Başına Tutukluluk Kayıt Silme Nedeni Değildir: Yargı kararları, bir öğrencinin sadece tutuklu olmasının üniversiteden kaydının silinmesi için yeterli bir gerekçe olmadığı konusunda tutarlıdır. Kayıt silme işlemi için ek koşulların varlığı aranmaktadır.

Kayıt Silme Nedenleri İkiye Ayrılmaktadır:

Disiplin Cezası Olarak Kayıt Silme: Bu tür bir kayıt silme (yükseköğretim kurumundan çıkarma) için öğrencinin, Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nde sayılan belirli suçlardan (örneğin, terör örgütü üyeliği) dolayı hakkında verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkumiyet kararının bulunması zorunludur. Devam eden bir soruşturma veya kovuşturma bu işlem için yeterli değildir.

Akademik/İdari Nedenlerle Kayıt Silme: Öğrencinin tutukluluk hali nedeniyle ders kaydını yenilememesi, azami öğrenim süresi içinde derslerini veya tezini tamamlayamaması gibi akademik yükümlülüklerini yerine getirememesi durumunda kaydı silinebilir.

Öğrencinin Aktif Rolü Kritik Önem Taşır: Tutuklu öğrencinin, durumunu üniversiteye bildirerek kayıt dondurma talebinde bulunması hayati önemdedir. Bu talebi yapmayan öğrenci, akademik yükümlülüklerinden sorumlu tutulmakta ve bu nedenle kaydının silinmesi hukuka uygun bulunmaktadır.

Tutukluluk Haklı ve Geçerli Bir Mazerettir: Birçok yargı kararı, tutukluluk halini kayıt dondurma, kayıt yenileyememe veya sınavlara katılamama için haklı ve geçerli bir mazeret olarak kabul etmektedir. Üniversitenin bu mazereti keyfi olarak reddetmesi hukuka aykırıdır.

Dava Açma Hakkı ve Usuli Şartlar: Kaydı silinen öğrencinin idare mahkemesinde iptal davası açma hakkı vardır. Ancak davanın başarısı, kayıt silme nedenine ve öğrencinin izlediği hukuki yollara bağlıdır. Özellikle, öncelikle kayıt dondurma talebinin reddi gibi ara işlemlere karşı zamanında dava açılmamış olması, nihai kayıt silme işlemine karşı açılan davayı olumsuz etkileyebilmektedir.

1. Disiplin Cezası Olarak Kayıt Silme ve “Kesinleşmiş Mahkumiyet Kararı” Şartı

Yargı kararları, disiplin cezası olarak okuldan çıkarma işleminin en temel şartının, öğrenci hakkında verilmiş kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olduğu konusunda nettir. Sadece tutuklu olmak, hakkında soruşturma yürütülmesi veya KHK ile kamu görevinden ihraç edilmiş olmak dahi bu işlem için yeterli değildir.

Danıştay 8. Dairesi’nin 2018/5813 E., 2020/3849 K. sayılı kararında bu ilke, “…davacının suç işlemek amacıyla örgüt kurmak… fiillerinden herhangi biri ya da hepsini işlediğine veya bu yönde eylemde/faaliyette bulunduğuna dair adli yargı mahkemelerince verilen kesinleşmiş bir karar bulunmadığı, dolayısıyla ortada Yönetmeliğin 9/1-a maddesi uyarınca verilmiş böyle bir karar olmadan yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası verilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır” şeklinde ifade edilmiştir. Benzer şekilde, 2021/3240 E., 2022/114 K. sayılı kararda, sonradan temyiz yolu açıldığı için kesinleşmediği anlaşılan bir mahkumiyet kararına dayalı kayıt silme işlemi de hukuka aykırı bulunmuştur.

Ayrıca, disiplin cezasının uygulanabilmesi için suçun öğrencinin öğrencilik statüsü devam ederken işlenmiş olması gerekmektedir. Danıştay 8. Dairesi’nin 2023/2769 E., 2024/3513 K. sayılı kararında, “…mahkumiyet kararının kesinleştiği tarihte davacının üniversite öğrencisi olmadığı, dolayısıyla öğrencilik dönemi içerisinde gerçekleşmeyen eylem nedeniyle davacının disiplin cezası ile cezalandırılmasının mümkün olmadığı…” belirtilerek, öğrencilik öncesi eylemlerden dolayı kayıt silinemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

2. Akademik ve İdari Gerekçelerle Kayıt Silme

Bu kategori, tutukluluk halinin dolaylı olarak kayıt silmeye yol açtığı durumları kapsar ve yargı kararlarında farklı yaklaşımlar görülmektedir.

Öğrencinin Yükümlülüğü: Kayıt Dondurma Talebi En sık karşılaşılan durum, öğrencinin tutukluluk halini üniversiteye bildirerek kayıt dondurma talebinde bulunmamasıdır. Bu durumda mahkemeler, öğrencinin pasif kalmasını aleyhine yorumlamaktadır. Danıştay 8. Dairesi’nin 2021/5364 E., 2021/3699 K. sayılı kararında, öğrencinin “mazeretli olduğu yönünde davalı idareye dilekçe vermediği” ve “kayıt dondurma gibi haklardan yararlanabilmesinin talebine bağlı olduğu” gerekçeleriyle, akademik başarısızlık nedeniyle yapılan kayıt silme işlemi hukuka uygun bulunmuştur. Benzer şekilde, 2022/2425 E., 2024/2906 K. sayılı kararda da “tutuklu bulunan davacının, doktora programı kaydının dondurulması istemiyle davalı idareye herhangi bir başvurusunun bulunmadığı” vurgulanarak dava reddedilmiştir.

Tutukluluğun “Haklı ve Geçerli Mazeret” Olarak Kabul Edilmesi Buna karşın, birçok karar tutukluluk halini kendiliğinden geçerli bir mazeret olarak kabul etmektedir. Samsun BİM 4. İdari Dava Dairesi’nin 2020/417 E., 2020/733 K. sayılı kararında, “öğrencinin tutukluluk halinin de, kayıt dondurmak için haklı ve geçerli görülen mazeretler arasında sayıldığı açıktır” denilerek, üniversitenin kayıt dondurma talebini kabul etmesi gerektiği belirtilmiştir. Danıştay 8. Dairesi’nin 1996/5242 E., 1999/2738 K. sayılı eski ancak istikrarlı kararında ise “tutukluluk halinin kabul edilir mazeret kapsamında olduğunun tartışmasız olduğu” ifade edilmiştir. Daha güncel olan 2022/124 E., 2023/8141 K. sayılı kararda da öğrencinin kayıt dondurma talebinde bulunmamasının, tutukluluğun geçerli mazeret sayılmasına engel olmayacağı hükme bağlanmıştır.

Farklı Yaklaşımlar: Vekaletle İşlem Yapma ve İdarenin Takdir Hakkı Bazı kararlarda, kayıt yenileme gibi işlemlerin vekaletname ile yapılabileceği, bu nedenle tutukluluğun mutlak bir mazeret olmadığı savunulmuştur. Danıştay 8. Dairesi’nin 2021/247 E., 2023/2910 K. sayılı kararında, “tutukluluk halinin kayıt yenilemeye engel bir mazeret olmadığı, tutukluluk durumunda da kayıt yenileme işlemlerinin vekâletle yapılabileceği” belirtilerek kayıt silme işlemi onanmıştır. Bununla birlikte, 2019/3938 E., 2022/6430 K. sayılı kararda Danıştay, bu yaklaşımı eksik bularak, öğrencinin tutuklanma tarihleriyle kayıt tarihlerinin fiilen çakışıp çakışmadığının araştırılması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. Bu durum, mahkemelerin somut olayın koşullarını detaylıca incelediğini göstermektedir.

3. Dava Açma Hakkı ve Dikkat Edilmesi Gereken Usuli Koşullar

Kaydı silinen öğrencinin idare mahkemesinde iptal davası açma hakkı saklıdır. Ancak davanın başarısı için bazı usuli noktalara dikkat edilmelidir:

Doğru İşleme Dava Açılması: Danıştay 8. Dairesi’nin 2022/1178 E., 2024/718 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere, öğrencinin öncelikle kayıt dondurma talebinin reddi işlemine karşı dava açması gerekmektedir. Bu ara işleme karşı zamanında dava açılmazsa, sonradan azami süre sonunda yapılan kayıt silme işlemine karşı açılan davada bu husus ileri sürülememekte ve dava reddedilmektedir.

Dava Açma Süresi: İdari işlemlere karşı dava açma süresi, işlemin tebliğini veya öğrenilmesini izleyen günden itibaren 60 gündür. Danıştay 8. Dairesi’nin 2024/107 E., 2024/5975 K. sayılı kararı, e-posta ile yapılan bildirimin ve buna verilen cevabın “öğrenme” (ıttıla) tarihi olarak kabul edilebileceğini ve süreyi başlatacağını göstermektedir.

Mazeretin İspatı: Davanın kazanılmasında, akademik yükümlülüklerin yerine getirilememesinin tutukluluk gibi haklı bir mazerete dayandığının ispatı esastır. Danıştay 8. Dairesi’nin 2021/7515 E., 2024/2947 K. sayılı kararında mahkeme, Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan müzekkere ile öğrencinin tutukluluk tarihlerini teyit etmiş ve bu durumu ispatlanmış bir mazeret olarak kabul ederek kayıt silme işlemini iptal etmiştir. Bir yazı önerisi.

Sonuç

İncelenen yargı kararları ışığında, bir üniversite öğrencisinin sadece tutuklu olması nedeniyle okuldan kaydının silinmesi hukuka aykırıdır. Kayıt silme işlemi, ya Yükseköğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nde belirtilen suçlardan kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunması (disiplin cezası) ya da öğrencinin tutukluluk hali nedeniyle yerine getiremediği akademik yükümlülükleri (azami sürenin dolması, kayıt yenilememe vb.) sonucunda (akademik/idari nedenler) gerçekleşebilir.

Disiplin cezası olarak kayıt silme işlemlerinde “kesinleşmiş mahkumiyet kararı” ve “suçun öğrencilik döneminde işlenmesi” mutlak şartlardır. Akademik nedenlerle kayıt silme durumunda ise en kritik faktör, öğrencinin tutukluluk halini üniversiteye bildirerek proaktif bir şekilde kayıt dondurma talebinde bulunmasıdır. Tutukluluk hali genel olarak geçerli bir mazeret kabul edilse de, bu hakkını kullanmayan öğrencinin açtığı davalar genellikle aleyhine sonuçlanmaktadır. Kaydı silinen bir öğrencinin dava açma hakkı bulunmakla birlikte, davanın başarısı, doğru idari işleme karşı zamanında dava açılmasına ve mazeretin somut delillerle ispatlanmasına bağlıdır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Tutukluluk nedeniyle öğrenci kaydının silinmesi işlemleri; disiplin hükümleri, kesinleşmiş mahkumiyet şartı, azami öğrenim süresi, kayıt yenileme yükümlülükleri, mazeret değerlendirmesi ve dava açma süreleri gibi son derece teknik ve hata kabul etmeyen idari yargı süreçlerinden oluşmaktadır. Yargı kararlarının gösterdiği üzere, yanlış işleme karşı dava açılması, kayıt dondurma talebinin zamanında yapılmaması, tutukluluk tarihleriyle kayıt dönemlerinin örtüşmesinin ispatlanamaması gibi küçük görünen hatalar bile davanın reddine yol açabilmektedir.

Bu nedenle, özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Gebze, Dilovası, Çayırova gibi yüksek öğrenci nüfusunun ve yoğun üniversite kampüslerinin bulunduğu bölgelerde, kayıt silme işlemleriyle ilgili idari davaların bir uzman avukat tarafından yürütülmesi hayati önem taşır.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, tutukluluk – kayıt dondurma – kayıt silme – disiplin süreci – iptal davası – yürütmenin durdurulması aşamalarının tamamında profesyonel hukuki destek sağlayarak öğrencinin eğitim hakkını korumayı hedefler. Uzman bir avukatın sağlayacağı katkılar:

Tutukluluğun “haklı mazeret” olarak doğru şekilde sunulması

Kayıt dondurma/yenileme süreçlerinin mevzuata uygun takibi

Hangi işleme karşı hangi sürede dava açılacağının tespiti

Üniversitenin işlemlerindeki usul hatalarının ortaya çıkarılması

Tutukluluk tarihleri ve akademik dönemlerin delillendirilmesi

Yürütmenin durdurulması talebiyle öğrencinin kaydının yeniden aktif hale gelmesinin sağlanması

Eğitim hakkı Anayasal bir hak olup, hukuki hatalarla kaybedilmemesi için sürecin başından sonuna kadar uzman bir avukatla ilerlemek öğrencinin lehine en doğru ve güvenli yaklaşımdır.

Read More

Mobbing Nasıl İspatlanır? İşçinin Hakları Nelerdir ve Yargıtay Mobbing Kararları Ne Diyor?

Mobbing Nasıl İspatlanır? İşçinin Hakları Nelerdir ve Yargıtay Mobbing Kararları Ne Diyor? Yargı kararları incelendiğinde, mobbing (psikolojik taciz) iddiasının ispatına ilişkin olarak mahkemelerin benimsediği temel ilkeler ve yöntemler aşağıda özetlenmiştir.

A. Mobbing’in Tanımı ve Temel Unsurları

Mobbing, Yargıtay kararlarında, işyerinde bir veya birden fazla kişi tarafından belirli bir çalışanın hedef alınarak, sistematik bir şekilde, yılgınlık, korku, endişe veya bunalım oluşturacak söz, tutum ve davranışlarla psikolojik ve duygusal baskı kurulması süreci olarak tanımlanmaktadır. Bu sürecin amacı, hedef alınan kişiyi pasifize etmek, değersizleştirmek, aşağılamak veya işten ayrılmaya zorlamaktır (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2017/42766).

Bir eylemin mobbing olarak kabul edilebilmesi için şu unsurların bir arada bulunması gerekmektedir:

Sistematik Olma: Davranışların belirli bir amaca yönelik ve planlı olması.

Süreklilik: Eylemlerin belli bir süreye yayılması ve tekrarlanması. Süreklilik göstermeyen, münferit, kaba veya nezaketsiz davranışlar mobbing olarak nitelendirilmemektedir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2019/4695; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2017/10963).

Kasıt: Yıldırma, sindirme veya işten uzaklaştırma amacının bulunması (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2013/5390).

Hedef Alınma: Davranışların belirli bir işçiye veya gruba yönelik olması (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2021/12218).

B. Mobbing İspat Standardı ve İspat Kolaylığı

Yargı kararlarında, mobbing iddialarının ispatında ceza yargılamasındaki gibi “şüpheden uzak, kesin delil” veya “yüzde yüzlük bir ispat” aranmadığı sıklıkla vurgulanmaktadır. İş hukuku yargılamasında, hâkimde “vicdani kanaatin oluşmasına yetecek kadar bir ispat” yeterli görülmektedir (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2014/3434; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2016/36185).

Bu kapsamda, mahkemeler “yaklaşık ispat” yöntemini benimsemektedir. Yaklaşık ispat, iddia edilen olayın doğruluğunun muhtemel görülmesi ve doğru olma ihtimalinin, olmama ihtimaline göre daha ağır basması durumunda ispatın gerçekleştiği anlamına gelir (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2014/17345; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2019/4695). Ayrıca, “ilk görünüş ispatı” olarak da adlandırılan “emare” kavramına sıkça atıf yapılmaktadır. Buna göre, olayların tipik akışı ve hayat tecrübesi kuralları göz önüne alındığında varılacak sonuçla ispatın gerçekleşebileceği kabul edilmektedir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2016/12989; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2012/9-1925).

Mobbingin varlığı için “kişilik haklarının ağır şekilde ihlaline gerek olmadığı, kişilik haklarına yönelik bir haksızlığın yeterli olduğu” da belirtilmektedir (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2013/293; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2015/2274).

C. Mobbing İspat Külfetinin Dağılımı

Genel kural olarak ispat yükü iddia edende, yani işçidedir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2013/5390; Danıştay 12. Daire, 2024/3088). Ancak Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında, işçi lehine bir ispat kolaylığı getirilmiştir. Buna göre, davacı işçinin “kendisine işyerinde mobbing uygulandığına dair kuşku uyandıracak olguları ileri sürmesi” yeterlidir. İşçi bu olguları mahkemeye sunduğunda, “işyerinde mobbingin gerçekleşmediğini ispat külfeti davalı işverene” geçmektedir (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2013/293; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2015/2274; AYM, 10/3/2016). Bu yaklaşım, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesindeki eşit işlem borcuna aykırılık iddiasındaki ispat yükü kuralına benzetilmektedir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2021/12218).

D. Mobbing İspatında Kullanılabilecek Deliller

Mobbingin ispatında kullanılabilecek deliller şunlardır:

Tanık Beyanları: En sık başvurulan delillerden biridir. Ancak tanık beyanlarının doğrudan görgüye dayanması, tutarlı olması ve somut olayları içermesi gerekmektedir. Sadece duyuma dayalı veya husumetli tanıkların beyanları yeterli görülmeyebilir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2016/16456; AYM, 15/11/2023).

Sağlık Raporları: Mobbinge bağlı olarak ortaya çıkan anksiyete bozukluğu, sindirim sistemi rahatsızlıkları gibi sağlık sorunlarına ilişkin doktor ve sağlık kurulu raporları önemli delillerdir (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2014/3434; Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2013/293).

Yazışmalar: Elektronik postalar, şirket içi mesajlaşmalar ve diğer yazılı belgeler, mobbing teşkil eden ifadeleri (örneğin hakaret, aşağılama, usulsüz talimatlar) ortaya koyabilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2015/2274; Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2017/42766).

İdari ve Resmi Belgeler: Bakanlık İş Müfettişleri tarafından düzenlenen raporlar, işverene sunulan şikayet dilekçeleri ve disiplin soruşturması tutanakları delil olarak kullanılabilir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2017/15380; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2016/36185).

Diğer Deliller: Bilirkişi raporları, kamera kayıtları ve işçinin performans değerlendirme kayıtlarındaki ani ve gerekçesiz düşüşler gibi her türlü delil değerlendirmeye alınır (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2020/230).

E. Mobbing Durumunda İşçinin Hakları

Mobbingin ispatlanması halinde işçinin sahip olduğu başlıca haklar şunlardır:

İş Sözleşmesini Haklı Nedenle Fesih Hakkı ve Kıdem Tazminatı

Mobbinge maruz kalan işçi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshetme hakkına sahiptir. Bu durumda, işçi kıdem tazminatına hak kazanır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2020/2304; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2016/36185).

Maddi ve Manevi Tazminat Hakkı

Mobbing, işçinin kişilik haklarına bir saldırı niteliğinde olduğundan, işçi manevi tazminat talep edebilir. Bu hak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesine dayanmaktadır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2013/5390). Ayrıca, mobbing uygulamaları nedeniyle ortaya çıkan ve varsayıma dayanmayan gerçek zararlar için maddi tazminat talep edilmesi de mümkündür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2012/9-1925).

İşe İade Hakkı

İşçinin mobbing nedeniyle hastalanması ve işverenin bu durumu gerekçe göstererek iş sözleşmesini feshetmesi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/I. maddesi uyarınca haklı bir fesih nedeni olarak kabul edilmez. Bu durumda, feshin geçersizliğine ve işçinin işe iadesine karar verilebilir. İşe iade başvurusuna rağmen işe başlatılmaması halinde işçiye ayrıca işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti ödenir (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 2014/3434).

İşverenin Koruma ve Gözetme Borcu

İşçinin haklarının temel dayanağı, işverenin “işçiyi gözetme borcu”dur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesi uyarınca işveren, “hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.” Mobbing, işverenin bu yükümlülüğüne aykırılık teşkil eder (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2015/2274; AYM, 10/3/2016). Anayasa Mahkemesi kararlarında bu durum, Anayasa’nın 17. maddesi ile güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının bir gereği olarak da değerlendirilmektedir (AYM, 15/11/2023). Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Mobbing davaları, hem ispat yükü hem de delil toplama süreçleri bakımından son derece teknik ve hassas ilerleyen hukuki süreçlerdir. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında da görüldüğü üzere, mobbingin ispatında “yaklaşık ispat”, “ilk görünüş ispatı”, “emare” gibi özel değerlendirme kriterleri uygulanmakta; tanık beyanları, yazışmalar, sağlık raporları ve işyeri kayıtları titizlikle incelenmektedir. Bu nedenle, küçük bir usul hatası bile işçinin hak kaybına yol açabilir.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Gebze, Dilovası, Çayırova ve Tepeören gibi yoğun iş yaşamının bulunduğu bölgelerde mobbing uyuşmazlıkları daha sık gündeme gelmekte ve doğru hukuki strateji belirlemek hayati önem taşımaktadır.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, mobbing iddiasının ispatında gerekli hukuki altyapıyı, delil stratejisini ve dava süreci yönetimini profesyonel şekilde sağlayarak işçinin haklarını en etkin biçimde korumayı hedefler. Uzman avukat desteği, aşağıdaki nedenlerle gereklidir:

Mobbing sürecinin unsurlarının doğru analiz edilmesi

Tanıkların doğru seçilmesi ve beyanların hukuka uygun şekilde sunulması

Yazışmalar ve belgelerin delil niteliğine uygun olarak dosyaya işlenmesi

Sağlık raporlarının hukuki geçerliliğinin değerlendirilmesi

İşverenin gözetme borcu, manevi tazminat kriterleri ve kıdem tazminatı hakkının doğru uygulanması

İşe iade davası ve tazminat süreçlerinin eksiksiz yönetilmesi

Mobbing, yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda işçinin geleceğini doğrudan etkileyen ciddi bir hak ihlalidir. Bu nedenle sürecin başından sonuna kadar uzman bir avukatla çalışmak, hem hak kaybını önler hem de başarı şansını artırır.

Read More

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Yüklenici Temerrüde Düşerse Arsa Sahibi Gecikme Tazminatı ve Kira Kaybı Talep Edebilir mi?

Giriş

Bu çalışma, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde yüklenicinin inşaatı kararlaştırılan sürede teslim edememesi (temerrüde düşmesi) durumunda, arsa sahibinin gecikmeden kaynaklanan zararlarını talep etme hakkını, özellikle kira geliri kaybı, sözleşmede belirtilen kira bedelinin artırılması ve diğer tazminat kalemleri açısından incelemektedir. Rapor, sunulan literatür taraması sonuçlarına dayanarak hazırlanmıştır.

1. Gecikme Tazminatının Hukuki Niteliği ve Şartları

Gecikme tazminatı, TBK m. 118’de düzenlenmiş olup, borcun geç ifa edilmesinden dolayı alacaklının uğradığı zararın giderilmesini amaçlar. Literatürde bu tazminatın “müspet (olumlu) zarar” kapsamında olduğu kabul edilmektedir.

Tazminat talebinin doğması için belirli şartların bir araya gelmesi gerekir. Arsa sahibinin gecikme tazminatını isteyebilmesi için; yüklenicinin eseri teslim borcunda temerrüde düşmüş olması, bunun sonucunda bir zararın meydana gelmiş olması, bu zarar ile yüklenicinin eseri geç teslim etmesi arasında uygun illiyet bağının bulunması ve bu zararın yüklenicinin kusurundan doğmuş olması gerekmektedir.”

Yüklenicinin kusuru, tazminat sorumluluğu için kritik bir unsurdur. Yüklenicinin kusurlu olduğu karine olarak kabul edilir ve kusursuzluğunu ispat yükü kendisine aittir. Arsa sahibinin talebi karşısında kusuru olmadığını ispat eden yüklenici tazminat ödemekten kurtulacaktır. Arsa sahibinin ispat yükü ise uğradığı zararın varlığını kanıtlamaktır.

2. Gecikme Tazminatının Kapsamı: Kira Kaybı ve Diğer Zararlar

Gecikme tazminatı, arsa sahibinin malvarlığında gecikme olmasaydı bulunacağı durum ile mevcut durum arasındaki farkı kapatmayı hedefler. Bu kapsamda tazminat, hem fiili zararları hem de yoksun kalınan kârı içerir.

a) Yoksun Kalınan Kâr Olarak Kira Kaybı: İnşaatın zamanında teslim edilmemesi nedeniyle arsa sahibinin elde etmekten mahrum kaldığı kira geliri, yoksun kalınan kârın en tipik örneğidir. Arsa sahibinin, yapı veya bağımsız bölüm teslimi ile elde edeceği kira bedelleri, yoksun kalına kar kapsamında değerlendirilmektedir. Bununla birlikte yoksun kalınan kâr kapsamında değerlendirilen bu kira bedellerine ilişkin talebin yükleniciye yöneltilebilmesi için de sözleşmede açık bir hükmün varlığı aranmayacakken, kira bedelinin açıkça belirlenmemiş olduğu durumlarda emsal kira bedelleri dikkate alınarak hesaplama yapılacaktır.

b) Düşük Kalan Kira Bedelinin Artırılması: Sözleşmede gecikme tazminatı olarak maktu bir kira bedeli belirlenmiş olabilir. Ancak bu bedelin enflasyon veya piyasa koşulları nedeniyle zamanla düşük kalması mümkündür. Taraflar, gecikilen her ay için maktu bir bedel belirlemişler ancak belirlenen bu bedel zamanla düşük kalmışsa hakkaniyete göre yeni bir bedel tespit edilebilir.

c) Fiili Zararlar: Arsa sahibinin gecikme nedeniyle cebinden çıkan ve normalde yapmayacağı harcamalar fiili zarar olarak nitelendirilir. Temerrüt sonucu arsa sahibi teslim alamadığı bağımsız bölüm adına kendisine başka bir bağımsız bölüm kiralamak zorunda kalmış olabilir ya da bu sözleşmeye dayalı olarak akdettiği başka bir sözleşmede… edimini yerine getiremediği için tazminat ödemek zorunda kalmış olabilir. Bu durumlar arsa sahibinin yüklenicinin teslimde temerrüdü sonucu uğradığı fiili zararlardır.”

Bu kalemlere ek olarak, ihtar ve noter masrafları gibi giderler de fiili zarar kapsamında talep edilebilir

3. Talep Hakkının Kullanılması ve Usuli Konular

Gecikme tazminatı, arsa sahibinin temel seçimlik haklarından biri olan “aynen ifa” ile birlikte ileri sürülmelidir. Eğer arsa sahibi aynen ifadan vazgeçerse, bu tür bir tazminat talebinde bulunamamaktadır. Arsa sahibi ancak aynen ifayla birlikte gecikme tazminatı isteyebilecektir.

Arsa sahibinin, gecikmeli de olsa ifayı kabul etmesi, gecikme tazminatı talep hakkını ortadan kaldırmaz. Önemli bir usuli detay olarak, arsa sahibinin ifayı kabul ederken bu hakkını saklı tuttuğuna dair bir “ihtirazi kayıt” düşmesine gerek yoktur. İfayı kabulden sonra istenmesi için arsa sahibinin kabul ederken ihtirazi kayıtla hakkını saklı tuttuğunu belirtmiş olması gerekmez.

Tazminat talep edilebilecek süre, yüklenicinin temerrüde düştüğü tarih ile inşaatın fiilen teslim edildiği tarih arasındaki zaman dilimini kapsar. İnşaatın arsa sahibi veya üçüncü bir kişi tarafından tamamlanması (nama ifa) durumunda dahi, işin tamamlandığı tarihe kadar geçen süre için gecikme tazminatı istenebilir.

Sonuç

Sunulan literatür çerçevesinde, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicinin inşaatı zamanında teslim etmemesi halinde arsa sahibinin hukuken güçlü haklara sahip olduğu görülmektedir.

Kira Talebi: Arsa sahibi, gecikme süresi boyunca mahrum kaldığı kira gelirini “yoksun kalınan kâr” olarak, aynen ifa talebiyle birlikte yükleniciden talep edebilir.

Kira Artırım Talebi: Sözleşmede kararlaştırılan gecikme tazminatı (kira bedeli) zamanla düşük kalmışsa, arsa sahibi mahkemeden bu bedelin güncel rayiçlere göre hakkaniyet çerçevesinde artırılmasını isteyebilir.

Diğer Zararlar: Kira kaybına ek olarak, arsa sahibi gecikme nedeniyle ödemek zorunda kaldığı ek kira giderleri, üçüncü kişilere ödediği tazminatlar ve diğer masraflar gibi fiili zararlarını da talep etme hakkına sahiptir.

Bu hakların kullanılabilmesi için yüklenicinin temerrüde düşmede kusurlu olması esastır. Ancak kusur karinesi yüklenicinin aleyhine işlediğinden, kusursuzluğunu ispat etmediği sürece tazminat sorumluluğu devam edecektir. Arsa sahibinin ise zararının miktarını ve gecikme ile olan illiyet bağını ispatlaması gerekmektedir. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde gecikme tazminatı, kira kaybı, kira artırım talepleri ve diğer maddi zararların talep edilmesi süreci, oldukça teknik ve uzmanlık gerektiren bir hukuki alandır. Bu tür uyuşmazlıklarda yapılacak küçük bir hata bile, arsa sahibinin ciddi maddi kayıplar yaşamasına veya haklarını hiç ileri sürememesine neden olabilir. Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Gebze, Tepeören ve Bayramoğlu gibi bölgelerde yaygın olan arsa payı karşılığı inşaat projelerinde, sözleşmelerin karmaşık yapısı, kira tazminatı hesaplamaları, illiyet bağının ispatı ve sözleşme hükümlerinin yorumu gibi hususlar, yalnızca bu alanda uzmanlaşmış bir avukat tarafından sağlıklı şekilde yönetilebilir.

Yargı kararlarında da vurgulandığı üzere; kira kaybının yoksun kalınan kâr olarak talep edilmesi, sözleşmede belirlenen sabit kira bedelinin rayiç piyasa koşullarına göre artırılması, fiili zararların belgelenerek yükleniciye yöneltilmesi ve temerrüt süresinin doğru hesaplanması gibi konular, derin hukuki bilgi ve uygulama tecrübesi gerektirir. Ayrıca, gecikme tazminatının yalnızca aynen ifa talebiyle birlikte ileri sürülebileceği ve yüklenicinin kusurunun ispat yükünün nasıl dağıtılacağı gibi önemli usuli detaylar da dava sonucunu doğrudan etkiler.

Bu nedenle, sürecin başından itibaren deneyimli bir inşaat hukuku avukatı ile çalışmak; arsa sahibinin zararını eksiksiz talep edebilmesi, tazminat hesaplamalarının doğru yapılması ve yüklenicinin olası savunmalarına karşı güçlü bir hukuki pozisyon elde etmesi açısından hayati önem taşır. İstanbul Tuzla Pendik Kartal Gebze Tepeören Bayramoğlu avukat desteği ile hareket etmek, yalnızca dava sürecinin etkin yönetimini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda müvekkilin yatırımını ve mülkiyet haklarını da güvence altına alır.

Read More

Konkordato ilan edilince icra ve haciz işlemleri durur mu?

Giriş

Konkordato ilan edilince icra ve haciz işlemleri durur mu? Bu çalışma, konkordato ilan edilmesinin icra ve haciz işlemleri üzerindeki etkisini, sunulan yargı kararları analiz yanıtları çerçevesinde incelemektedir. Çalışma, konkordato sürecinde (geçici ve kesin mühlet) takip yasağının genel kuralını, bu yasağın hukuki dayanağını, kapsamını, istisnalarını ve sürecin farklı aşamalarında (mühlet, tasdik, ret) icra ve haciz işlemlerinin akıbetini analiz etmektedir.

Genel Kural: Takiplerin Durması: Yargı kararlarının tamamına yakını, konkordato talebi üzerine geçici veya kesin mühlet kararı verilmesiyle birlikte, borçlu aleyhine yeni icra takibi yapılamayacağı ve daha önce başlamış olan takiplerin duracağı konusunda hemfikirdir.

Hukuki Dayanak: Bu kuralın temel hukuki dayanağı, birçok kararda atıf yapılan İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 294. maddesidir. Bu madde, amme alacakları dahil olmak üzere tüm takiplerin durdurulmasını ve ihtiyati haciz gibi tedbirlerin uygulanmamasını emretmektedir.

Mühlet Öncesi Hacizlerin Akıbeti: Konkordato mühleti, mühletten önce usulüne uygun olarak konulmuş hacizleri kendiliğinden geçersiz kılmaz; sadece bu hacizlere dayalı satış gibi takip işlemlerinin yapılmasını engeller. Ancak konkordatonun tasdik edilmesiyle birlikte, İİK’nın 308/ç maddesi uyarınca, geçici mühlet kararından önce konulmuş ve henüz paraya çevrilmemiş hacizler hükümden düşer.

Önemli İstisnalar: Takip yasağı mutlak değildir. Rehinle temin edilmiş alacaklar için takip başlatılabilir veya devam edilebilir, ancak muhafaza ve satış işlemleri yapılamaz. Ayrıca, konkordato koruması asıl borçluya özgüdür ve genellikle müteselsil kefilleri veya aval verenleri kapsamaz.

Takip İşlemleri ve Davalar Ayrımı: Konkordato mühleti, icra takip işlemlerini durdururken, itirazın iptali gibi alacağın esasına ilişkin davaların açılmasına veya görülmesine engel teşkil etmez. Ancak bu davalar sonucunda verilecek kararların infazı, konkordato süreci sonuçlanana kadar yapılamaz.

Tedbirlerin Geçiciliği: Mühlet süresince uygulanan takip yasağı, konkordato sürecinin sonucuna bağlıdır. Konkordato talebinin reddedilmesi veya sürecin iflasla sonuçlanması halinde, mahkeme tarafından konulan tüm tedbirler kaldırılır ve alacaklıların takip yapma imkanı yeniden doğar.

A. Konkordatoda Takip Yasağının Genel Kuralı ve Kapsamı

İncelenen tüm yargı kararları, konkordato mühletinin (geçici ve kesin) borçluyu alacaklıların takiplerine karşı koruyan temel bir mekanizma olduğu konusunda birleşmektedir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2022/13472 E. sayılı kararında bu durum, İİK’nın 294. maddesine atıfla net bir şekilde ifade edilmiştir: “mühlet içerisinde borçlu aleyhine 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamayacağı ve evvelce başlamış takipler duracağı, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararlarının uygulanmayacağı”

Bu yasak, yalnızca özel alacakları değil, aynı zamanda kamu alacaklarını da kapsamaktadır (Danıştay 3. Daire, 2022/2552 E.; İstanbul BAM 45. Hukuk Dairesi, 2022/1657 E.). Mahkemeler, mühlet kararı ile birlikte borçlunun malvarlığını korumak amacıyla “her türlü ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve muhafaza işlemleri de dahil tüm takip işlemlerinin yapılmasının ihtiyati tedbir yolu ile durdurulmasına” karar vermektedir (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2020/7768 E.). Mühlet kararı sonrası başlatılan takipler ise usulsüz kabul edilerek iptal edilmektedir (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2023/7159 E.).

B. Konkordatoda Mühlet Öncesi Konulan Hacizlerin ve Konkordatonun Tasdikinin Etkisi

Konkordato mühleti, başlamış takipleri “olduğu yerde” durdurur. Danıştay 3. Dairesi’nin 2023/4599 E. sayılı kararında, mühlet kararından önce usulüne uygun olarak tatbik edilmiş bir haczin, mühlet kararı nedeniyle kendiliğinden hukuka aykırı hale gelmeyeceği ve kaldırılmasının gerekmeyeceği vurgulanmıştır. Bu yorum, mühletin mevcut haczin geçerliliğini değil, bu hacze dayalı ilerleyen işlemleri (örneğin satış) durdurduğunu göstermektedir.

Ancak konkordato projesinin tasdik edilmesiyle durum değişmektedir. Birçok ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararında vurgulandığı üzere, konkordatonun bağlayıcı hale gelmesiyle İİK’nın 308/ç maddesi devreye girer. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi’nin 2025/854 E. sayılı kararında bu etki şöyle açıklanmıştır: “geçici mühlet kararından önce başlatılmış takiplerde konulan ve henüz paraya çevrilmemiş olan hacizleri hükümden düşürür.” Bu hüküm, konkordatonun başarıya ulaşması halinde borçlunun, paraya çevrilmemiş eski hacizlerin baskısından kurtularak ticari faaliyetlerine devam etmesini amaçlamaktadır.

C. Konkordatoda Takip Yasağının İstisnaları ve Sınırları

Takip yasağı mutlak olmayıp, yargı kararlarında belirtilen önemli istisnaları bulunmaktadır:

Rehinli Alacaklar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 2022/259 E. sayılı kararında belirtildiği gibi, rehinli alacaklılar için durum farklıdır: “Mühlet sırasında rehinle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Bu durum, rehin hakkının sağladığı güvenceyi korurken, borçlunun malvarlığının paraya çevrilmesini engelleyerek konkordato sürecine imkan tanımaktadır.

Kefiller ve Aval Verenler: Konkordato mühletinin sağladığı koruma şahsidir ve sadece konkordato talep eden borçluyu bağlar. Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/456 E. sayılı kararında, “Konkordatoya ilişkin iddialar sadece asıl borçlu için geçerlidir” denilerek, asıl borçlunun konkordato sürecinde olmasının müteselsil kefillere karşı takip yapılmasına engel olmadığı belirtilmiştir. Benzer şekilde, aval verene müracaat hakkının da engellenmediği görülmektedir (İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi, 2021/1198 E.).

Dava Hakkı: Takip yasağı, icra takip işlemlerini kapsamakta, ancak alacağın tespiti veya tahsili için açılan davaları (örneğin itirazın iptali davası) engellememektedir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nin 2020/1386 E. sayılı kararında, bu tür davaların konkordato sonucunu beklemeden devam edebileceği, ancak dava sonucunda verilecek kararın infazının mühlet süresince yapılamayacağı açıkça ifade edilmiştir.

D. Konkordatoda Tedbirlerin Sona Ermesi

Konkordato mühleti ile sağlanan koruma, sürecin nihai kararıyla sona erer. Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/403 E. sayılı kararında olduğu gibi, konkordatonun tasdikiyle birlikte “Mahkememizce verilen tüm tedbir kararlarının tasdik karar tarihi itibari ile kaldırılmasına” hükmedilir ve konkordato projesi devreye girer. Tersi durumda, konkordato talebinin reddedilmesi veya borçlunun iflasına karar verilmesi halinde de tedbirler kaldırılır ve alacaklıların takip hakları genel hükümler çerçevesinde yeniden canlanır (İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2018/1387 E.).

Sonuç

Sunulan yargı kararları ışığında, konkordato ilan edilmesiyle birlikte mahkemece verilen geçici veya kesin mühlet süresince borçlu aleyhine icra ve haciz işlemleri kural olarak durmaktadır. İİK’nın 294. maddesine dayanan bu yasak, amme alacakları da dahil olmak üzere yeni takip yapılmasını engeller ve mevcut takipleri olduğu yerde durdurur. Konkordatonun tasdiki halinde ise, mühletten önce konulan ve paraya çevrilmemiş hacizler İİK 308/ç uyarınca düşer. Ancak bu koruma; rehinli alacaklar (satış ve muhafaza yasağı kaydıyla), kefiller ve dava açma hakkı gibi önemli istisnalara tabidir. Sonuç olarak, konkordato mühleti, borçluya mali durumunu düzeltmesi için bir “nefes alma” imkanı tanırken, bu koruma sürecin başarısıyla sınırlı ve kanunda belirtilen istisnalar çerçevesinde geçerlidir. Yazı önerileri.

Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gereklidir?

Konkordato süreci; takip yasağı, hacizlerin akıbeti, rehinli alacak istisnaları, tasdik sonrası hacizlerin düşmesi, kefil ve aval verenlere yönelik takiplerin devamı gibi son derece teknik alanlar içerdiğinden hataya kapalı bir prosedürdür. Yargı kararları, konkordato mühleti boyunca alacaklı–borçlu ilişkilerinin karmaşıklaştığını ve tek bir yanlış değerlendirmenin ciddi hak kayıplarına yol açabileceğini açıkça göstermektedir.

Bu nedenle, özellikle ticari hareketliliğin yoğun olduğu İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Levent, Maslak gibi bölgelerde faaliyet gösteren şirketler ile Gebze, Dilovası, Çayırova, Tepeören, Şekerpınar sanayi hatlarında yer alan işletmeler için konkordato dosyalarının uzmanlıkla yürütülmesi hayati önem taşır.

Uzman bir konkordato avukatı;

Takip yasağının kapsamını, kamu alacakları dahil doğru şekilde değerlendirir,

Rehinli alacakların hangi işlemleri sürdürebileceğini netleştirir,

Mühlet öncesi hacizlerin tasdik sonrası düşüp düşmeyeceğini belirler,

Kefil ve aval verenler yönünden takip stratejisi oluşturur,

Mühlet, tasdik, ret, iflas gibi her senaryoda borçlunun ve alacaklının en az riskle hareket etmesini sağlar,

Süreç sonunda şirketin mali açıdan yeniden ayağa kalkabilmesi için hukuki yol haritasını hazırlar.

Konkordato, teknik yönleri nedeniyle yalnızca bir başvuru dosyasından ibaret değildir; doğru yönetilmediğinde şirketler için telafisi güç sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, sürecin tüm aşamalarının konkordato alanında deneyimli bir avukat tarafından yürütülmesi, hem borçlu hem alacaklı açısından en güvenli ve doğru yaklaşımdır.

Read More

Konkordato İlan Eden Şirketten Alacak Nasıl Tahsil Edilir?

Giriş

Bu çalışma, konkordato ilan eden bir şirketten alacakların nasıl tahsil edileceğine ilişkin yargı kararlarının analizini sunmaktadır. İcra ve İflas Kanunu (İİK) çerçevesinde şekillenen tahsilat süreci, konkordato sürecinin hangi aşamada olduğuna (geçici mühlet, kesin mühlet, tasdik, fesih veya iflas) ve alacağın niteliğine (adi, rehinli, çekişmeli) göre farklılık göstermektedir. Analiz edilen kararlar, alacaklıların haklarını korumak için izlemesi gereken yolları, karşılaşabilecekleri riskleri ve başvuru mekanizmalarını ortaya koymaktadır.

Standart Tahsilat Yolu: Konkordato projesinin mahkemece tasdik edilmesiyle alacaklılar, projede belirtilen tenzilat ve takvime göre ödemelerini alırlar. Bu süreçte icra takipleri durur ve faiz işlemesi kısıtlanır.

Çekişmeli Alacaklar: Borçlu tarafından itiraza uğrayan alacaklar için alacaklı, tasdik kararının ilanından itibaren bir ay içinde İİK m. 308/b uyarınca alacak davası açmalıdır. Bu dava, alacağın projeye dahil edilerek tahsilini sağlar.

Ödemelerin Yapılmaması: Borçlu şirket, tasdik edilen projeye uygun ödemeleri yapmazsa, alacaklı İİK m. 308/e uyarınca konkordatonun kendisi yönünden kısmen feshini talep edebilir. Fesih kararı, alacaklıyı projenin bağlayıcılığından kurtararak icra takibi hakkını iade eder.

Konkordatonun Başarısız Olması: Konkordato talebinin mahkemece reddedilmesi veya sürecin iflasla sonuçlanması durumunda, koruma tedbirleri kalkar. Alacaklılar, genel hükümlere göre icra takibi başlatabilir veya alacaklarını iflas masasına kaydettirerek tahsilat yoluna gidebilirler.

Prosedürel Kısıtlamalar: Konkordato mühleti boyunca alacaklıların icra takibi başlatması engellenir ve rehinle temin edilmemiş alacaklara faiz işlemesi durur. Bu kural, alacaklıların tahsilat imkanlarını geçici olarak sınırlar.

1. Konkordato Sürecinin Normal İşleyişi ve Tahsilat Usulü

Konkordato ilan eden bir şirketten alacak tahsilatının temel yolu, mahkemece tasdik edilen konkordato projesine uymaktır. İİK m. 308/c uyarınca, tasdik kararı bağlayıcı hale gelir ve alacaklılar projede belirtilen ödeme planına tabi olurlar. Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/366 sayılı kararında bu durum, …konkordatoya tabi borçlarını projesinin tasdik kararının ilanından sonra 31.05.2024 tarihinde başlamak üzere: Her bir alacak tutarının 3 ayda bir 5 eşit taksitle geçici mühlet tarihinden itibaren %20 oranında faiz uygulanarak ÖDENMESİNE… şeklinde somutlaştırılmıştır.

Bu süreçte alacaklıların hakları önemli ölçüde kısıtlanır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nin 2024/1350 sayılı kararında vurgulandığı üzere, İİK m. 294/3 gereği, “Tasdik edilen konkordato projesi aksine hüküm içermediği takdirde kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa faiz işlemesi durur.” Bu kural, geçici mühletin kesin mühletin sonuçlarını doğurması nedeniyle geçici mühlet tarihinden itibaren uygulanır. Alacaklılar, bu dönemde yeni takip başlatamaz ve mevcut takipler durur. Tahsilat, yalnızca tasdik edilen projenin uygulanmasıyla mümkün olur.

2. Çekişmeli Alacakların Tahsili

Alacaklının bildirdiği alacağın borçlu şirket tarafından kabul edilmemesi durumunda, alacak “çekişmeli” hale gelir. Bu durumda alacaklının tahsilat için izlemesi gereken yol, İİK m. 308/b’de düzenlenmiştir. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/518 sayılı kararında belirtildiği gibi, Alacakları itiraza uğramış olan alacaklılar tasdik kararının ilanı tarihinden itibaren 1 ay içinde dava açabilirler.” Bu bir aylık süre, hak düşürücü olmamakla birlikte, konkordato projesinden pay alabilmek için kritik öneme sahiptir. Süresi içinde dava açmayan alacaklı, bu hakkını kaybeder.

Dava sonucunda alacağın varlığı tespit edilirse, bu alacak da konkordato projesinin ödeme koşullarına dahil edilir. Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/10 sayılı kararında, mahkemece tespit edilen eksik alacağın, “…tasdik kararında belirtilen ödeme planındaki şekilde… davalıdan alınarak davacıya verilmesine” hükmedilmiştir. Bu, çekişmeli alacakların dahi ancak projenin yapılandırma koşulları çerçevesinde tahsil edilebileceğini göstermektedir.

3. Konkordato Projesine Uyulmaması Halinde Tahsilat Yolları

Borçlu şirketin tasdik edilen projeye rağmen ödemelerini yapmaması, alacaklıya önemli bir hak tanır: konkordatonun kısmen feshi. Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/964 sayılı kararında bu mekanizma net bir şekilde açıklanmıştır: Kendisine karşı konkordato projesi uyarınca ifada bulunulmayan her alacaklı konkordato uyarınca kazanmış olduğu yeni hakları muhafaza etmekle birlikte konkordatoyu tasdik eden mahkemeye başvurarak kendisi hakkında konkordatoyu feshettirebilir.”

Fesih kararı, alacaklıyı projenin kısıtlamalarından kurtarır ve alacağının tamamı için icra takibi yapma hakkını geri verir. Kararda belirtildiği üzere, “Konkordatonun kısmen feshi ile birlikte alacaklı artık projenin mecburiliğinden kurtulmakta, adeta eski hale dönerek tüm alacağına geri kavuşmaktadır.” Ancak bu yola başvurabilmek için, Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/378 sayılı kararında işaret edildiği gibi, konkordato tasdik kararının kesinleşmiş olması bir ön şart olarak aranmaktadır.

4. Konkordato Talebinin Reddi veya Sürecin İflasla Sonuçlanması

Konkordato süreci her zaman başarıyla sonuçlanmaz. Borçlunun projesinin gerçekçi bulunmaması veya mali durumunun iyileşme göstermemesi halinde mahkeme, konkordato talebini reddedebilir. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nin 2025/1262 sayılı kararında, borçlunun sunduğu projenin kaynaklarının gerçekçi olmadığı değerlendirilerek “konkordato projesinin başarıya ulaşmasının mümkün olmadığı” gerekçesiyle talep reddedilmiştir.

Talebin reddedilmesiyle birlikte, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/591 sayılı kararında olduğu gibi, “Davacı hakkında konkordato nedeniyle verilen tedbirlerin kaldırılmasına” karar verilir. Bu durumda alacaklılar için konkordato koruması sona erer ve standart icra yolları yeniden açılır. Eğer borçlu iflasa tabi şirketlerden ise, mahkeme İİK m. 292 uyarınca doğrudan iflas kararı verebilir. Bu senaryoda alacaklılar, alacaklarını iflas masasına kaydettirerek sıra cetveline göre yapılacak dağıtımdan pay almaya çalışırlar (Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2024/818).

Sonuç

Konkordato ilan eden bir şirketten alacak tahsili, çok aşamalı ve dinamik bir süreçtir. Alacaklıların haklarını etkin bir şekilde kullanabilmeleri için süreci yakından takip etmeleri, yasal sürelere riayet etmeleri ve doğru hukuki yollara başvurmaları zorunludur. Tahsilatın anahtarı; alacağın süresinde bildirilmesi, çekişmeli hale gelmesi durumunda İİK m. 308/b uyarınca dava açılması ve borçlunun ödeme yükümlülüğünü ihlal etmesi halinde İİK m. 308/e kapsamında kısmi fesih yoluna gidilmesidir. Konkordato sürecinin başarısızlıkla sonuçlanması ise alacaklıları genel icra ve iflas hukuku yollarına geri döndürmektedir. Her bir senaryo, alacaklı için farklı stratejiler ve riskler barındırmaktadır. Bir yazı önerisi.

Neden Konkordato Uzmanı Avukat Desteği Gereklidir?

Konkordato ilan eden bir şirketten alacak tahsili; geçici mühlet, kesin mühlet, tasdik, çekişmeli alacak davası, kısmi fesih ve iflas gibi çok katmanlı prosedürler içerdiği için hukuki açıdan oldukça teknik bir süreçtir. Mahkeme kararları, süreçte yapılacak küçük bir hatanın bile alacaklının yıllarca beklemesine, alacağını eksik almasına hatta tamamen kaybetmesine neden olabileceğini açıkça göstermektedir. Bu nedenle konkordato dosyalarının, özellikle finansal analiz ve İİK uygulamaları konusunda uzman bir konkordato avukatı tarafından yürütülmesi kritik önem taşır.

Uzman bir konkordato avukatı, alacaklının haklarını etkin biçimde korur ve şu konularda stratejik destek sağlar:

Alacağın süresinde ve usule uygun bildirilmesi,

Çekişmeli alacaklar için İİK m.308/b uyarınca doğru zamanda dava açılması,

Borçlu projeye uymadığında kısmi fesih başvurusunun İİK m.308/e kapsamında yapılması,

Tasdik sonrası ödeme takvimlerinin ve faiz sınırlamalarının denetlenmesi,Konkordato reddi veya iflas hâlinde alacağın masaya doğru şekilde kaydettirilmesi,

Sürecin tamamında hak kayıplarını önleyen hukuki yol haritasının çıkarılması.

İstanbul’da ticari faaliyetlerin yoğun olduğu Tuzla (Organize Sanayi Bölgesi), Pendik, Kartal, Maltepe, Ataşehir Finans Merkezi, Ümraniye, Kadıköy, Şişli, Levent, Maslak, Bakırköy, ayrıca sanayi bölgeleri olan Gebze, Dilovası, Çayırova, Darıca, Şekerpınar gibi lokasyonlarda konkordato süreçleri özellikle daha karmaşık ve yüksek meblağlı olmaktadır. Bu sebeple bölgesel tecrübe ve konkordato odaklı uzmanlık, başarı ihtimalini doğrudan etkiler.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul–Tuzla merkezli yapısıyla; Pendik, Kartal, Maltepe, Ataşehir, Kadıköy, Ümraniye, Beşiktaş, Şişli, Maslak, Levent ile Kocaeli bölgesi olan Gebze, Darıca, Dilovası, Çayırova ve Tepeören’de konkordato alacaklarının tahsili konusunda uzmanlaşmış kadrosuyla profesyonel hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Read More

Konkordatonun süresi ne kadardır, sürenin aşamaları nelerdir?

Giriş

Konkordatonun süresi ne kadardır, sürenin aşamaları nelerdir? Bu çalışma, konkordato sürecinin yasal sürelerini ve bu sürelerin hangi aşamalardan oluştuğunu, sunulan literatür kaynakları temelinde incelemektedir. İncelemeler, 7101 sayılı Kanun ile 2018 yılında yapılan değişiklikler sonrası şekillenen mevcut konkordato mühlet sistemini esas almaktadır. Çalışma, konkordato sürecinin geçici mühlet, kesin mühlet ve tasdik aşaması olmak üzere üç temel zaman diliminde ele alınacağını göstermektedir.

Literatürdeki bilgilere göre konkordato süreci, birbirini takip eden ve uzatma imkanları bulunan aşamalardan oluşmaktadır. Süreç, mahkemenin vereceği geçici mühlet kararı ile başlar, kesin mühlet ile devam eder ve tasdik yargılaması ile son bulabilir.

1. Konkordato Sürelerinin Aşamalı Yapısı

2018 yılında yapılan yasal düzenlemeler, konkordato mühletini ikili bir yapıya kavuşturmuştur: geçici mühlet ve kesin mühlet. Bu değişiklik öncesinde konkordato mühleti tek bir aşamadan oluşmaktaydı. 2018 değişikliğinden önce mühlet m. 287’de geçici ve kesin ayrımı olmaksızın “mühlet” başlığı altında düzenlenmişti. Şartların mevcut olması halinde İcra Hukuk Mahkemesi tarafından borçluya üç ay mühlet verilmekteydi. Komiserin teklifi üzerine bu süre iki ay uzatılabilmekteydi. Dolayısıyla mühlet beş aydan oluşmaktaydı. Ancak 2018 değişikliğiyle mühlet ikiye ayrılarak “geçi mühlet” m. 287’de, “kesin mühlet” m. 289’da düzenlenmiştir. Bu aşamalı yapı, borçlunun mali durumunun daha detaylı incelenmesine ve konkordatonun başarı şansının daha sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesine olanak tanımaktadır.

2. Geçici Mühlet Aşaması

Konkordato sürecinin ilk adımı olan geçici mühlet, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 287. maddesinde düzenlenmiştir.

Süre ve Uzatma: Süre, kural olarak 3 aydır. İcra ve İflâs Kanunu’nun 287. maddesinin dördüncü fıkrasında, geçici mühlet olarak üç aylık süre tanınacağı, eğer gerekli ise, bu sürenin iki ay daha uzatılabileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla geçici mühlet en çok beş ay olabilir.

Uzatma Talebi: Uzatma talebinde bulunma yetkisi sınırlıdır. Alacaklının geçici mühlet süresinin uzatılmasını talep etme yetkisi yoktur. Geçici mühletin toplam süresi beş ayı geçemez. Uzatma talebi borçlu veya geçici komiser tarafından yapılabilir. Borçlunun talepte bulunması halinde geçici komiserin görüşü alınır.

3. Kesin Mühlet Aşaması

Geçici mühlet sonunda konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması üzerine mahkeme, borçluya kesin mühlet verir.

Süre ve Uzatma: İİK m. 289 uyarınca kesin mühlet süresi bir yıldır. Mahkeme, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğu kanaatine varırsa, bu durumda borçluya bir yıllık kesin mühlet verir. Bu süre, “güçlük arz eden özel durumlarda” komiserin gerekçeli raporu ve talebi üzerine mahkemece altı aya kadar uzatılabilir. Bu durumda kesin mühlet toplamda 18 aya ulaşır.

Bir Yıllık Sürenin Niteliği Üzerine Tartışma: Literatürde, mahkemenin vereceği bir yıllık kesin mühletin azami bir süre mi yoksa sabit bir süre mi olduğu konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.

Sabit Süre Görüşü: Bazı yazarlar, kanunun “borçluya bir yıllık kesin mühlet verilir” şeklindeki açık ifadesinin takdir yetkisi tanımadığını savunur.

Azami Süre Görüşü: Diğer bir görüşe göre ise bu süre azami olarak kabul edilmeli ve mahkeme daha kısa bir süreye hükmedebilmelidir. İcra ve İflâs Kanunu’nda yer alan düzenleme, mahkeme tarafından her konkordato başvurusunda doğrudan bir yıl kesin mühlet verileceği şeklinde anlaşılmamalı; Kanun’da sürenin üst sınırının düzenlendiği kabul edilmelidir. Bu görüş, borçlunun rehavete kapılmasını önlemeyi amaçlamaktadır.

4. Tasdik Yargılaması ve Toplam Süre

Kesin mühlet içerisinde alacaklılar toplantısı yapılır ve konkordato projesi oylanır. Projenin kabul edilmesi halinde mahkemeden tasdiki talep edilir. Bu yargılama süreci de konkordato mühletinin toplam süresini etkileyebilir. Bu yirmi üç aylık toplam geçici ve kesin mühlet sürelerinin yanı sıra mahkeme tarafından İİK m. 304 f. 2 kapsamında konkordatonun tasdiki hususunda gerçekleştirilen yargılamada altı ayı aşmamak üzere konkordatonun tasdiki hakkında karar verilinceye kadar mühlet hükümlerinin devamına karar verilebilmesi mümkündür. Bu ek süre, özellikle karmaşık dosyalarda yargılamanın mühlet süreleri içinde tamamlanamaması ihtimaline karşı bir güvence sağlamaktadır.

Sonuç

Sunulan literatür kaynakları ışığında, konkordato sürecinin süresi ve aşamaları şu şekilde özetlenebilir:

Aşamalar: Konkordato süreci, 2018 yılındaki yasal değişikliklerle “geçici mühlet” ve “kesin mühlet” olmak üzere iki temel aşamaya ayrılmıştır.

Süreler:

Geçici Mühlet: 3 ay + 2 ay uzatma = Azami 5 ay.

Kesin Mühlet: 1 yıl + 6 ay uzatma = Azami 18 ay.

Tasdik Yargılaması: Mühlet hükümlerinin 6 ay daha uzatılması imkanı.

Toplam Süre: Tüm uzatma imkanları kullanıldığında, konkordato mühletinin tasdik kararına kadar olan toplam süresi azami 29 aya ulaşabilmektedir. Bu süre, borçlunun mali durumunu iyileştirmesi ve alacaklılarla bir anlaşmaya varması için tasarlanmış kapsamlı bir zaman dilimini ifade etmektedir. Literatürde, kesin mühletin başlangıç süresinin sabit mi yoksa azami mi olduğu yönünde bir doktrin tartışması da mevcuttur. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gereklidir?

Konkordato süreci; geçici mühlet, kesin mühlet, uzatmalar, komiser denetimi, alacaklılar toplantısı ve tasdik yargılaması gibi çok aşamalı ve teknik bir yapıya sahiptir. Hem hukuki hem finansal açıdan yüksek uzmanlık gerektiren bu süreçte yapılacak küçük bir hata bile konkordatonun reddine, hatta borçlunun doğrudan iflasına yol açabilmektedir. Bu nedenle konkordato başvurularının mutlaka uzman bir konkordato avukatı tarafından hazırlanması ve yönetilmesi gerekir.

Uzman bir konkordato avukatı:

Geçici ve kesin mühlet sürelerinin doğru yönetilmesini,

Konkordato ön projesinin kanuna tam uygun hazırlanmasını,

Mali tabloların ve eklerin hatasız olmasını,

Alacaklı çoğunluğunun sağlanması için stratejik planlamayı,

Komiser raporları ve bilirkişi süreçlerinin doğru yönlendirilmesini,

Tasdik aşamasında mahkemenin aradığı kriterlere uygun savunma yapılmasını sağlar.

Bu profesyonel yaklaşım olmadan, konkordato sürecinin karmaşık mühlet sistemi içinde hata yapma ihtimali çok yüksektir.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi,
İstanbul – Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze, Darıca, Çayırova, Dilovası, Şekerpınar ve Tepeören bölgelerinde konkordato başvurusu, geçici mühlet, kesin mühlet ve tasdik süreçlerinde uzman konkordato avukatlarıyla profesyonel hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Ofis; konkordato ön projesinin hazırlanmasından komiser sürecinin yönetimine, mühlet stratejisinden tasdik davasına kadar tüm süreçleri etkin biçimde yürüterek konkordatonun başarıya ulaşma ihtimalini önemli ölçüde artırmaktadır.

Read More

Konkordato başvurusu reddedilirse ne olur?

Giriş

Bu çalışma konkordato başvurusunun mahkeme tarafından reddedilmesi durumunda borçlunun karşılaşacağı hukuki sonuçları ve başvurabileceği yasal yolları, sunulan yargı kararları analizleri ışığında incelemektedir. Analizler, konkordato talebinin reddinin borçlunun hukuki statüsüne (iflasa tabi olup olmamasına) göre farklı sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Başlıca sonuçlar arasında borçlunun iflasına karar verilmesi, konkordato sürecinde sağlanan koruma tedbirlerinin kaldırılması ve alacaklıların takibatlarına devam edebilmesi yer almaktadır. Bununla birlikte, borçlunun ret kararına karşı istinaf ve temyiz gibi kanun yollarına başvurma, belirli şartlar altında yeniden konkordato talep etme veya mahkeme dışı anlaşma yollarını deneme gibi imkanları da bulunmaktadır.

1. Konkordato Talebinin Reddi Sonrası Hukuki Sonuçlar

Yargı kararları, konkordato talebinin reddi halinde borçlunun hukuki ve mali durumuna göre farklılaşan sonuçlar ortaya koymaktadır.

a. İflas Kararı Verilmesi İflasa tabi borçlular (genellikle şirketler) için en sık karşılaşılan sonuç, konkordato talebinin reddiyle birlikte iflaslarına karar verilmesidir. Mahkemeler, konkordato projesinin başarıya ulaşamayacağının anlaşılması, borçlunun borca batık olması veya malvarlığının korunması gerekliliği gibi durumlarda İİK m. 292 uyarınca bu kararı re’sen vermektedir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararında bu durum, “Konkordato talebinin reddi durumunda borçlunun da iflasına karar verileceği aynı maddede düzenlenmiştir. Borçlu borca batık olmasa da İİK’nun 292. maddesi gereğince konkordato talebi reddedildiğinde iflas kararının verilmesi gerekir” şeklinde net bir dille ifade edilmiştir (bam-Ankara 23. HD-2025/1130). Benzer şekilde, birçok ilk derece ve Yargıtay kararı, talebin reddiyle birlikte doğrudan iflas kararı verildiğini teyit etmektedir (yargitay-6. HD-2021/4143; ilkDerece-Ankara 1. ATM-2023/185).

b. İflas Kararı Verilmeyen Durumlar Bununla birlikte, ret kararı otomatik olarak iflas anlamına gelmemektedir. Borçlunun hukuki statüsü bu noktada belirleyicidir. İflasa tabi olmayan gerçek kişiler için konkordato talebi reddedilse dahi iflas kararı verilemez. Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında, “iflasa tabi olmayan gerçek kişi yönünden kesin mühletin kaldırılarak konkordato talebinin reddine karar verilmesi gerektiği” belirtilmiştir (ilkDerece-Bakırköy 3. ATM-2022/219). Ayrıca, iflasa tabi bir şirket olsa dahi, mahkeme yaptığı incelemede şirketin borca batık olmadığı kanaatine varırsa iflas kararı vermeyebilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararında, borçlu şirketin “borca batık olmadığı da gözönüne alınarak” iflas kararı verilmediği vurgulanmıştır (bam-İstanbul 17. HD-2025/429).

c. Koruma Tedbirlerinin Kaldırılması ve Diğer Sonuçlar İflas kararı verilsin veya verilmesin, konkordato talebinin reddedilmesiyle birlikte borçluya sağlanan tüm korumalar sona erer. Mahkemeler, “geçici mühlet kararının kaldırılmasına”, “tedbir kararlarının kaldırılmasına” ve “Konkordato komiserler kurulunun görevine son verilmesine” karar verir (ilkDerece-Ankara 1. ATM-2023/185). Bu durum, alacaklıların durmuş olan icra takiplerine devam etmelerine ve yeni takipler başlatmalarına yol açar. Nitekim bir kararda, konkordato talebinin reddi sonrası icra takibine devam edildiği görülmektedir (ilkDerece-Antalya 4. ATM-2020/340).

2. Borçlunun Başvurabileceği Hukuki Yollar ve Diğer Seçenekler

Konkordato talebi reddedilen borçlu, karara karşı çeşitli hukuki yollara başvurabilir.

a. Kanun Yolları: İstinaf ve Temyiz Borçlunun en temel hakkı, ret kararına karşı kanun yollarına başvurmaktır. Kararlar, ret kararının tebliğinden itibaren genellikle iki hafta içinde istinaf yolunun açık olduğunu belirtmektedir (ilkDerece-Sakarya ATM-2023/198; ilkDerece-Kayseri 1. ATM-2025/324). İstinaf başvurusunun da reddedilmesi halinde ise Yargıtay nezdinde temyiz yolu açıktır. Bir Yargıtay kararında, “Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir” ifadesiyle bu süreç açıkça görülmektedir (yargitay-15. HD-2021/640). İstinaf başvurusu, ilk derece mahkemesi kararının bozulmasını sağlayabilir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararında, ilk derece mahkemesinin ret kararının istinaf incelemesi sonucu kaldırılarak konkordato talebinin kabul edildiği ve projenin tasdik edildiği bir örnek bulunmaktadır (bam-Ankara 23. HD-2025/854). Ayrıca, yargılama sırasında “konkordato talep eden borçlu şirketlerin yetkili temsilcisinin yargılama sırasında mahkemeye çağrılarak dinlenmediği” gibi usuli hatalar, kararın üst mahkemece bozulmasına neden olabilmektedir (yargitay-15. HD-2021/2921).

b. Yeniden Konkordato Başvurusu Yargı kararları, konkordato talebinin reddinin kural olarak yeni bir başvuruya engel olmadığını göstermektedir. Bir mahkeme kararında, “Konkordato talebinden feragat durumunda veya reddi durumunda kural olarak aynı borçlu için yeniden konkordatoya başvurma önünde engel bulunmamaktadır” denilmiştir (ilkDerece-İstanbul Anadolu 1. ATM-2025/43). Ancak bu hakkın kötüye kullanılmaması gerekir. Özellikle önceki başvurunun borçlunun dürüst olmayan davranışları nedeniyle reddedilmesi halinde yeniden başvuru yapılamayacağı ve mahkemenin yeni başvuruyu incelerken “daha titiz olması gerektiği” belirtilmiştir (bam-Sakarya BAM 7. HD-2024/1062).

c. Mahkeme Dışı Anlaşma Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararı, borçlunun başvurabileceği alternatif bir yola işaret etmektedir. Buna göre borçlu, “Resmi makamları sürece katmaksızın alacaklılar ile tek tek görüşerek borç ödeme konusunda karşılıklı anlaşma yapabilirler.” Bu yol, “mahkeme dışı konkordato” olarak adlandırılmakta ve borçluya alacaklılarıyla doğrudan müzakere etme imkanı tanımaktadır (bam-Erzurum BAM 3. HD-2021/1891).

Sonuç

İncelenen yargı kararları, konkordato başvurusunun reddedilmesinin borçlu için ciddi sonuçlar doğurduğunu, ancak bu sonuçların tek tip olmadığını ortaya koymaktadır. İflasa tabi şirketler için en olası sonuç iflas kararı iken, iflasa tabi olmayan gerçek kişiler veya borca batık durumda olmayan şirketler için sadece koruma tedbirlerinin kaldırılması söz konusu olabilmektedir. Her durumda borçlunun, ret kararına karşı istinaf ve temyiz gibi etkili kanun yollarına başvurma hakkı bulunmaktadır. Yargılama sürecindeki usuli hatalar, kararın bozulması için önemli bir zemin oluşturabilmektedir. Ayrıca, şartların oluşması halinde yeniden konkordato başvurusu yapmak veya alacaklılarla mahkeme dışında anlaşma yoluna gitmek de borçlu için değerlendirilebilecek seçenekler arasındadır. Bir makale önerisi.

Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gereklidir?

Konkordato başvurusunun mahkeme tarafından reddedilmesi; iflas kararı, mühlet ve koruma tedbirlerinin kaldırılması, icra takiplerinin yeniden başlaması ve borçlunun mali açıdan ciddi zararlara uğraması gibi çok ağır sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle konkordato, sıradan bir borç yapılandırma süreci değil; İcra ve İflas Kanunu’na sıkı sıkıya bağlı, ileri düzey hukuki ve finansal uzmanlık gerektiren özel bir prosedürdür.

Yargı kararları, hatalı hazırlanmış konkordato ön projelerinin, eksik belgelerin, yanlış düzenlenmiş karşılaştırmalı tabloların, mali analiz hatalarının veya eşitlik ilkesine aykırı ödeme planlarının başvurunun doğrudan reddine yol açtığını açıkça göstermektedir.

Bu nedenle uzman bir konkordato avukatının rehberliği, sürecin başarısı için hayati öneme sahiptir.

Uzman konkordato avukatının sağladığı kritik katkılar:

Dava şartı niteliğindeki tüm belgelerin eksiksiz ve usule uygun hazırlanması

Mali tabloların doğru, güncel ve gerçeğe uygun sunulması

Kaynaklarla orantılı, uygulanabilir ve mahkemelerin aradığı kriterleri taşıyan bir konkordato projesi oluşturulması

Alacaklı çoğunluğunun doğru hesaplanması ve stratejik yönetilmesi

Komiser raporlarının doğru yönlendirilmesi

Tasdik aşamasında mahkemenin re’sen araştırdığı tüm kriterlerin karşılanması

Başvuru reddedildiğinde ise, istinaf–temyiz kanun yollarının doğru kullanılması, yeni başvuru stratejisinin belirlenmesi ve gerekirse mahkeme dışı borç yapılandırma seçeneklerinin değerlendirilmesi ancak uzmanlıkla mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul–Tuzla merkezli olup Pendik, Kartal, Maltepe, Ataşehir, Kadıköy, Şekerpınar, Darıca, Çayırova, Dilovası, Gebze ve Tepeören bölgelerinde konkordato başvurusu, mühlet ve tasdik süreçlerinde profesyonel hukuki destek sunmaktadır.

Deneyimli konkordato avukatları, dosyanın hazırlanmasından tasdik yargılamasına kadar sürecin tüm aşamalarını yöneterek konkordatonun başarı ihtimalini maksimum seviyeye çıkarmaktadır.

Read More

Konkordato Süreci Nasıl İşler? Başvuru, Mühlet ve Tasdik Aşamaları Nelerdir?

Giriş

Bu çalışma, konkordato sürecinin işleyişi ve aşamaları hakkında sunulan yargı kararları analiz yanıtlarının incelenmesiyle hazırlanmıştır. İcra ve İflas Kanunu (İİK) çerçevesinde şekillenen konkordato, borçlarını vadesi geldiğinde ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi altında bulunan dürüst borçluların, mahkeme denetiminde alacaklılarıyla anlaşarak borçlarını yeniden yapılandırmasını sağlayan bir hukuki müessesedir. Yargı kararları, bu sürecin başvuru, mühlet, alacaklılar toplantısı, tasdik ve tasdik sonrası denetim gibi birbirini takip eden net aşamalardan oluştuğunu ortaya koymaktadır. Sürecin temel amacı, borçlunun ticari faaliyetini sürdürmesini sağlarken alacaklıların da iflas tasfiyesine göre daha avantajlı bir tahsilat yapmasını temin etmektir.

1. Konkordatoda Başvuru ve Mühlet Aşaması

Konkordato süreci, İcra ve İflas Kanunu’na göre, “Borçlarını, vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu”nun mahkemeye başvurmasıyla başlar. Borçlunun bu başvurusuna, borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini gösteren bir “konkordato ön projesi” ile mali durumunu gösteren belgeleri eklemesi zorunludur.

Mahkeme, belgelerin eksiksiz olduğuna kanaat getirdiğinde derhal üç aylık bir geçici mühlet kararı verir ve bu süre en fazla iki ay daha uzatılabilir. Bu aşamada, borçlunun faaliyetlerini denetlemek ve projenin başarı olasılığını değerlendirmek üzere bir veya daha fazla konkordato komiseri atanır. Geçici mühlet süresince borçlu, alacaklıların takiplerine karşı korunur. Nitekim bir Danıştay kararında, mühlet süresince borçlu aleyhine “…hiçbir takip yapılamayacağı ve evvelce başlamış takiplerin duracağı…” hükmü vurgulanmıştır.

Komiserin sunacağı rapor doğrultusunda, mahkeme “konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması halinde borçluya 1 yıllık kesin mühlet” verir. Bu süre de güçlük arz eden durumlarda altı aya kadar uzatılabilmektedir. Projenin başarı şansı görülmezse, mahkeme geçici mühleti kaldırarak talebi reddedebilir ve borçlunun iflasına karar verebilir.

2. Konkordatoda Komiser İşlemleri ve Alacaklılar Toplantısı

Kesin mühlet sürecinde konkordato komiserinin rolü merkezidir. Komiser, alacaklıları alacaklarını bildirmeye davet eder, borçlunun mali durumunu denetler, raporlar hazırlar ve sürecin en kritik adımlarından biri olan alacaklılar toplantısını düzenler. Bu toplantıda, borçlunun sunduğu konkordato projesi alacaklılar tarafından müzakere edilir ve oylanır.

Projenin kabul edilmiş sayılması için kanunda nitelikli bir çoğunluk aranmaktadır. Birçok yargı kararında tekrarlandığı üzere bu çoğunluk şartı şöyledir: “Konkordato projesi; a) Kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yarısını veya b) Kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini aşan bir çoğunluk tarafından imza edilmiş ise kabul edilmiş sayılır.” Bu çoğunluğun sağlanamaması, projenin tasdik edilmesinin önündeki en temel engellerden biridir ve talebin reddine yol açar.

3. Konkordatonun Tasdik Yargılaması ve Karar

Alacaklılar tarafından kabul edilen proje, komiserin gerekçeli raporuyla birlikte mahkemeye sunulur ve tasdik yargılaması aşaması başlar. Bu aşama, bir Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtildiği gibi, “maddi hukuk yargılaması olmayıp, kendine özgü bir tasdik işlemi niteliğindedir.” Mahkeme, re’sen araştırma ilkesiyle hareket ederek sürecin kanuna uygun yürütülüp yürütülmediğini ve İİK’nın 305. maddesinde belirtilen tasdik şartlarının kümülatif olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini denetler.

Yargı kararlarında öne çıkan temel tasdik şartları şunlardır:

Teklif edilen tutarın, borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olması.

Teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması.

Projenin kanunda öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş olması.

İmtiyazlı alacakların tam olarak ödenmesinin ve borçlunun konkordato giderlerini karşılayacak teminatın gösterilmesi.

Mahkeme, tüm bu şartların sağlandığına kanaat getirirse konkordatonun tasdikine karar verir. Aksi halde, konkordato talebini reddeder ve borçlunun iflasa tabi olması ve iflas şartlarının oluşması halinde doğrudan iflasına hükmedebilir.

4. Konkordato Tasdik Sonrası Süreç ve Denetim

Konkordato, tasdik kararıyla bağlayıcı hale gelir. Bir Asliye Ticaret Mahkemesi kararında bu durum, “Konkordato; geçici mühletin verilmesi ile başlayan ve tasdik edilen konkordato projesinin uygulanmasına ve taksit ödemelerinin tamamlanmasına kadar devam eden… yaşayan bir süreçtir” şeklinde tanımlanmıştır. Tasdik kararından sonra, projenin uygulanmasını denetlemek üzere bir gözetim kayyımı atanır. Bu aşamada alacaklılar için de bazı haklar doğmaktadır. Örneğin, alacağı borçlu tarafından kabul edilmeyen alacaklılar için bir yargı yoluna işaret edilmiştir: “Alacakları itiraza uğramış olan alacaklılar, tasdik kararının ilânı tarihinden itibaren bir ay içinde dava açabilirler.”

Ayrıca, borçlunun tasdik edilen projeye uymaması, yani ödemelerini yapmaması durumunda, alacaklılar konkordatonun feshini talep etme hakkına sahiptir. Bir kararda belirtildiği üzere, “Kendisine karşı konkordato projesi uyarınca ifada bulunulmayan her alacaklı… kendisi hakkında konkordatoyu feshettirebilir.”

5. Özel Bir Durum: İflas İçi Konkordato

Yargı kararlarında, iflasına hükmedilmiş borçlular için de bir konkordato imkanı olduğu belirtilmektedir. Bu süreç, normal konkordatodan önemli farklılıklar içerir. Talep, iflas etmiş borçlu veya bir alacaklısı tarafından yapılır. Süreçte konkordato komiseri atanmaz; bu görevi iflas idaresi üstlenir. Geçici veya kesin mühlet gibi koruma süreleri bulunmaz. Teklif, ikinci alacaklılar toplantısında oylanır ve kabul edilirse tasdik için mahkemeye sunulur. Mahkemenin tasdik kararı vermesi ve bu kararın kesinleşmesi üzerine, “iflâs idaresi iflâsa hükmeden mahkemeden iflâsın kaldırılmasını ister” ve borçlu iflas durumundan kurtulur.

Sonuç

Yargı kararları bütüncül olarak incelendiğinde, konkordato sürecinin borçluya mali durumunu düzeltmesi için bir fırsat tanırken, alacaklıların haklarını da korumayı amaçlayan, sıkı usul kurallarına ve mahkeme denetimine tabi, aşamalı bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Süreç; geçici ve kesin mühlet ile borçluya koruma sağlanması, komiser denetiminde şeffaf bir yönetim sergilenmesi, alacaklıların iradesinin alacaklılar toplantısıyla sürece dahil edilmesi ve nihayetinde mahkemenin yasal şartları denetleyerek verdiği tasdik kararı ile işlemektedir. Tasdik sonrası denetim ve fesih mekanizmaları ise projenin uygulanabilirliğini güvence altına almaktadır. İflas içi konkordato ise, iflas tasfiyesine bir alternatif sunarak borçlunun ekonomik hayata yeniden kazandırılmasına olanak tanıyan özel bir yol olarak öne çıkmaktadır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gereklidir?

Konkordato süreci; başvuru, geçici mühlet, kesin mühlet, komiser denetimi, alacaklılar toplantısı, tasdik yargılaması ve tasdik sonrası gözetim gibi birbirine bağlı, hukuki ve finansal açıdan son derece teknik aşamalardan oluşur. Her bir aşamada yapılacak küçük bir hata, projenin reddedilmesine, hatta borçlunun doğrudan iflasına kadar gidebilecek ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle konkordato süreci, alanında uzman ve tecrübeli bir konkordato avukatı tarafından yürütülmesi gereken özel bir prosedürdür.

Uzman bir konkordato avukatı; konkordato ön projesinin kanunun aradığı tüm unsurlara uygun hazırlanmasını, mali tabloların doğru ve güncel sunulmasını, komiser raporlarının doğru yönlendirilmesini ve alacaklı çoğunluğunun sağlanması için stratejik bir planlama yapılmasını sağlar. Ayrıca tasdik yargılamasında mahkemelerin titizlikle incelediği “kaynaklarla orantılılık”, “iflas hâline göre avantajlılık”, “eşitlik ilkesi” ve “başarıya ulaşma ihtimali” gibi kriterlerin proje içeriğine doğru şekilde yansıtılması, profesyonel hukuki bilgi olmaksızın mümkün değildir.

Bu süreç hem hukuki hem finansal açıdan ileri düzey uzmanlık gerektirdiğinden hatasız ilerletilmesi zordur. 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Şekerpınar, Darıca, Çayırova, Dilovası, Gebze ve Tepeören bölgelerinde konkordato başvurusu, mühlet talebi ve tasdik süreçlerinde profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Ofis, dava şartı niteliğindeki belgelerin hazırlanmasından konkordato projesinin kurgulanmasına, denetim raporu uyumluluğundan tasdik davasının yürütülmesine kadar tüm aşamalarda işletmelere kapsamlı danışmanlık sağlayarak konkordatonun başarı şansını önemli ölçüde artırmaktadır.

Read More

Konkordatonun Tasdiki İçin Aranan Şartlar Nelerdir? Yargı Kararları ve İİK m.305 Kapsamında Kısa Analiz

Giriş

Bu çalışma, konkordatonun tasdik şartlarını, sunulan ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararları ile Yargıtay içtihatları temelinde analiz etmektedir. Analiz edilen kararlar, konkordatonun tasdikinin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 305. maddesinde düzenlenen şartlara sıkı sıkıya bağlı olduğunu göstermektedir. Yargı kararlarına göre bu şartlar kümülatif nitelikte olup, tamamının aynı anda gerçekleşmesi zorunludur. Mahkemeler, kamu düzenine ilişkin kabul edilen bu şartların varlığını re’sen (kendiliğinden) araştırmakla yükümlüdür ve bu süreçte komiser raporları yol gösterici olsa da mahkeme bu raporlarla bağlı değildir. Alacaklıların projeyi kabul etmiş olması, tasdik için tek başına yeterli bir sebep teşkil etmemekte, mahkemenin kanuni şartların tamamını ayrıca denetlemesi gerekmektedir.

1. Konkordato Tasdik Şartlarının Niteliği ve Mahkemenin Rolü

Yargı kararları, tasdik şartlarının kümülatif niteliğini ve mahkemenin bu konudaki denetim yetkisini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Şartlardan herhangi birinin eksikliği, diğer tüm şartlar sağlanmış olsa dahi, tasdik talebinin reddi için yeterlidir. İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bir kararında bu durum, Konkordatonun tasdiki için İİK m. 305 hükmünde sayılan konkordatonun tasdiki şartlarının tümünün gerçekleşmesi aranır. Bu sebeple, kanuni şartlardan birinin mevcut olmadığının anlaşılması halinde konkordatonun tasdiki talebi, bütün tasdik şartları hakkında tek tek karar verilmesine gerek olmaksızın reddedilebilir” şeklinde ifade edilmiştir.

Mahkemenin rolü, alacaklıların iradesiyle sınırlı değildir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi’nin belirttiği gibi, Konkordatonun alacaklılarca kabulü başlı başına konkordatonun tasdiki sonucunu doğurmayacaktır. Mahkeme ancak 305. maddede öngörülen koşullar varsa konkordatoyu tasdik edecektir.” Bu bağlamda mahkeme, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin bir kararında da vurgulandığı üzere, kamu düzenine ilişkin bu şartları re’sen araştırarak borçlu, alacaklılar ve kamu menfaati arasında bir denge kurmakla yükümlüdür.

2. Konkordato Tasdikinin Maddi ve Usuli Şartların Değerlendirilmesi

Projenin Kabulü İçin Gerekli Çoğunluk (İİK m. 305/c): Kararlarda en sık karşılaşılan ret sebeplerinden biri, İİK’nın 302. maddesinde belirtilen çoğunluğun sağlanamamasıdır. Adana Bölge Adliye Mahkemesi kararında alıntılanan kurala göre projenin kabulü için iki alternatifli çoğunluk aranır:”Konkordato projesi; a) Kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yarısını veya b) Kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini aşan bir çoğunluk tarafından imza edilmiş ise kabul edilmiş sayılır.” Bu nisapların sağlanamaması, tasdik şartlarının oluşmadığı anlamına gelmekte ve talebin doğrudan reddine yol açmaktadır (Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2023/713).

Kaynaklarla Orantılılık ve Menfaat Dengesi (İİK m. 305/b): Bu şart, projenin gerçekçi ve uygulanabilir olmasını temin eder. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararı, bu ilkenin önemini göstermektedir. Mahkeme, borca batık olmayan ve ödeme gücü bulunan bir şirketin, borçlarını uzun vadeye yayarak faizsiz ödemeyi teklif etmesinin kaynaklarla orantılılık şartına aykırı olduğuna hükmetmiştir:”Borca batık olmayan ödeme gücü olan şirketin faizsiz ödeme yani tenzilat konkordatosu talebini kabul etmek İİK’nın 305/1-b maddesinde ifade edilen teklifin borçlunun kaynakları ile orantılı olması şartına aykırılık teşkil eder.” Benzer şekilde, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de ödeme süresinin uzunluğu nedeniyle alacaklılar aleyhine menfaat dengesini bozan projelerin reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Harç ve Giderlerin Yatırılması (İİK m. 305/e): Bu şart, usuli bir gereklilik olmasına rağmen tasdik için mutlak bir ön koşuldur. İncelenen birden fazla ilk derece mahkemesi kararında (İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2018/999 ve 2022/424), borçlunun verilen kesin sürelere rağmen tasdik harcını ve yargılama giderlerini yatırmaması, tek başına konkordato talebinin reddi sebebi olarak kabul edilmiştir.

İmtiyazlı Alacakların Durumu (İİK m. 305/d): İmtiyazlı alacakların, özellikle işçi alacaklarının tam olarak ödenmesi veya teminata bağlanması kritik bir şarttır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararında bu husus, “İşçilik alacaklarının ödenmemiş olması da başlı başına konkordato tasdik isteminin reddi gerekçesidir.” şeklinde net bir dille ifade edilmiştir.

3. Konkordatonun Tasdikinde Yargı Kararlarında Öne Çıkan Diğer İlkeler

Projenin Başarıya Ulaşma İhtimali: Kanunda açıkça bir tasdik şartı olarak sayılmasa da, mahkemeler projenin gelecekteki başarısını önemli bir kriter olarak değerlendirmektedir. Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bir kararında bu ilke şöyle vurgulanmıştır:”Konkordatoda mühlet verilebilmesi ve konkordatonun tasdiki için en önemli koşul konkordatonun başarılı olma ihtimali ve borçlunun teklifinin borçlunun kaynakları ile orantılı olmasıdır.”

Dürüstlük ve İyi Niyet: Her ne kadar yasal düzenlemeden “dürüstlük” şartı çıkarılmış olsa da, mahkemeler borçlunun davranışlarını ve iyi niyetini göz önünde bulundurmaya devam etmektedir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararına göre, alacaklılar arasında eşitsizlik yaratan veya malvarlığını kaçırmaya yönelik kötü niyetli davranışlar tasdike engel teşkil edebilir. Benzer şekilde, İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, borçlunun mühlet süresindeki davranışlarının ve iyi niyetinin de mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Sonuç

İncelenen yargı kararları bütünüyle değerlendirildiğinde, konkordatonun tasdikinin basit bir alacaklı onayına indirgenemeyeceği; mahkemenin çok yönlü ve titiz bir denetim yaptığı bir süreç olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemeler, İİK’nın 305. maddesinde sayılan beş temel şartın (iflasa göre avantaj, kaynaklarla orantılılık, alacaklı çoğunluğu, imtiyazlı alacakların güvencesi, harçların ödenmesi) kümülatif olarak gerçekleşip gerçekleşmediğini re’sen araştırmaktadır. Bu maddi ve usuli şartların yanı sıra, projenin başarı ihtimali, borçlunun iyi niyeti ve taraflar arasındaki menfaat dengesi gibi ilkeler de tasdik kararında belirleyici olmaktadır. Bu şartlardan herhangi birinin eksikliği, konkordato talebinin reddedilmesi ve borçlunun iflasa tabi olması halinde iflasına karar verilmesi sonucunu doğurmaktadır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gereklidir?

Konkordato tasdik süreci, yalnızca borçlu ve alacaklı arasında yapılan bir ödeme düzenlemesi değildir; mahkemenin re’sen araştırma yükümlülüğü altında yürüyen, hukuki ve finansal açıdan yüksek teknik uzmanlık gerektiren bir süreçtir. İİK m. 305’teki kümülatif tasdik şartlarının eksiksiz karşılanması, projenin gerçekçi ve kaynaklarla orantılı olması, alacaklı çoğunluğunun doğru hesaplanması, imtiyazlı alacakların güvence altına alınması ve projenin başarıya ulaşma ihtimalinin kanıtlanması gibi unsurlar, profesyonel bir hazırlık gerektirir. Bu nedenle uzman bir konkordato avukatının süreçte yer alması, tasdik ihtimalini doğrudan etkileyen kritik bir gerekliliktir.

Hatalı hazırlanmış mali tablolar, eksik belgeler, yanlış düzenlenmiş karşılaştırmalı tablolar, denetim raporundaki uyumsuzluklar veya eşitlik ilkesini zedeleyen ödeme planları, konkordato taleplerinin ilk aşamada reddedilmesine yol açabilmektedir. Uzman bir konkordato avukatı, mahkemelerin kriterlerine uygun bir proje hazırlanmasını sağlar; komiserle iletişimi, bilirkişi süreçlerini ve dosyanın bütün stratejik yönlendirmelerini profesyonel şekilde yönetir. Böylece hem borçlunun iyi niyeti hem de projenin gerçekçiliği daha etkin bir biçimde ortaya konur.

Bu süreç hem hukuki hem finansal açıdan teknik uzmanlık gerektirdiğinden hatasız ilerlemek zordur. 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze, Darıca, Çayırova, Şekerpınar ve Tepeören’de konkordato başvurusu, mühlet ve tasdik süreçlerinde profesyonel destek sunmakta; belgelerin hazırlanması, projenin kurgulanması, denetim raporu uyumu ve mahkeme sürecinin yönetimi gibi tüm aşamalarda işletmelere güvenilir hukuki danışmanlık sağlayarak konkordatonun başarı şansını artırmaktadır.

Read More