Yurtdışında Askerlik Ertelemesi Nasıl Yapılır? Öğrenci, Çalışan ve Çifte Vatandaşlar İçin Rehber

1. Genel Hukuki Çerçeve ve Tebligat Usulü

Yurtdışında yaşayan yükümlülerin askerlik işlemlerine ilişkin temel düzenlemeler 1111 sayılı Askerlik Kanunu (ve güncel 7179 sayılı Askeralma Kanunu) çerçevesinde şekillenmektedir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin (2014/5615 E.K) kararına göre, celp ve askerlik işlemlerine ilişkin duyurular Milli Savunma Bakanlığı tarafından TRT aracılığıyla ilan edilir ve yurtdışı temsilciliklerine bildirilir. Bu ilan ve bildirimler, yurtdışındaki yükümlüler için tebliğ mahiyetindedir. Dolayısıyla, yurtdışında bulunan bir yükümlünün celp dönemlerinden haberdar olmadığı iddiası, temsilciliklere bildirim yapılmış olması durumunda hukuken geçerli kabul edilmeyebilir.

2. Askerlik Ertelemesi : Öğrenci Statüsünde Erteleme Şartları

Öğrenci statüsündeki yükümlülerin erteleme hakları, eğitim seviyesine ve yaş sınırına bağlıdır:

Yaş Sınırı ve Süreler: 1111 sayılı Kanun’un 36/1 maddesi uyarınca, lise veya dengi okul mezunlarının askerlikleri 3 yıl; fakülte, yüksekokul mezunları veya ilişiği kesilenlerin askerlikleri ise 29 yaşını tamamladıkları yılın sonuna kadar ertelenebilmektedir (Yargıtay 7. CD, 2014/5615 E.).

Mezuniyet Sonrası Erteleme: Dört yıl ve daha uzun süreli yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar, mezuniyet tarihinden itibaren iki yıla kadar sevk tehir hakkına sahiptir (Yargıtay 7. CD, 2010/9838 E.; 2010/8903 E.).

Belgelendirme Zorunluluğu: Erteleme hakkının kullanılabilmesi için öğrenci belgesi veya mezuniyet belgesi gibi resmi evrakların ilgili askerlik şubesine veya konsolosluğa ibrazı şarttır. Yargıtay 19. Ceza Dairesi (2019/28011 E.), yüksek lisans öğrencisi olduğunu iddia eden ancak enstitüden belge sunamayan yükümlünün cezai sorumluluğunun doğabileceğine işaret etmiştir.

3. Çalışan ve Yurtdışında İkamet Edenlerin Durumu

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararları, yurtdışında yerleşik olan veya çalışan yükümlüler için ek kriterler sunmaktadır:

38 Yaş Sınırı ve Vatandaşlık Şartı: Danıştay 10. Dairesi’nin (2020/2432 E.) kararına göre; yurtdışında doğan, ikamet eden veya reşit olmadan yurtdışına gidip yabancı ülke vatandaşlığı kazanan Türk vatandaşları, talepleri halinde 38 yaşını tamamladıkları yılın sonuna kadar askerliklerini erteleyebilirler. Bu erteleme otomatik olmayıp, yükümlünün başvurusu ve durumunu belgelendirmesine bağlıdır.

Konsolosluk Aracılığıyla Başvuru: Yurtdışındaki erteleme işlemleri esas olarak Türk Başkonsoloslukları üzerinden yürütülür. Danıştay 10. Dairesi (2005/7545 E.), bir yükümlünün konsolosluğa yaptığı erteleme başvurusunun askerlik şubesine geç iletilmesini veya belgelerin eksik gönderilmesini “hizmet kusuru” olarak nitelendirmiş ve idarenin gecikmelerden sorumlu olduğunu belirtmiştir.

Fiilen Yurtdışında Bulunma Şartı: Danıştay 8. Dairesi (2021/6880 E.), yurtdışı eğitim veya ikamet statüsünün geçerliliği için emniyet giriş-çıkış kayıtlarının incelenebileceğini ve kişinin ilgili ülkede fiilen bulunup bulunmadığının denetlenebileceğini vurgulamıştır.

4. Özel Statüler: Resmi Burslu Öğrenciler (YLSY)

1416 sayılı Kanun kapsamında devlet bursuyla (YLSY) yurtdışına gönderilen öğrencilerin durumu, genel erteleme rejiminden farklılık gösterir. İkincil kaynaklara göre (Danıştay 8. Daire, 2019/9233 E.; 2023/1213 E.):

Bu öğrencilerin statüleri Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili kurumlarca takip edilir.

Eğitimin başarısızlıkla sonuçlanması veya statünün (terör iltisakı vb. nedenlerle) kesilmesi durumunda, askerlik ertelemesine dayanak teşkil eden “resmi burslu öğrenci” sıfatı sona erer (AYM, 2018/83 E.).

5. Yargı Kararlarından Önemli Uyarılar

Eksik İnceleme Bozma Sebebidir: Mahkemeler, bir yükümlüye yoklama kaçağı veya bakaya suçundan ceza vermeden önce, kişinin suç tarihinde erteleme hakkının olup olmadığını (öğrencilik, mezuniyet vb.) Askerlik Şubesi’nden titizlikle araştırmalıdır (Yargıtay 7. CD, 2025/2659 E.).

Tebligatın Önemi: Ertelemenin iptal edilmesi durumunda, bu iptal kararı yükümlüye usulüne uygun tebliğ edilmedikçe, yükümlünün bir sonraki celp dönemine tabi olduğunu bilmesi beklenemez (AYM, 2010/105 E. – İkincil Kaynak).

İdari Para Cezaları: Erteleme hakkı olduğu halde süresinde işlem yaptırmayanlara, erteleme sürelerine denk gelen günler için idari para cezası uygulanmayacağı yönünde hükümler mevcuttur (Uyuşmazlık Mahkemesi, 2023/630 E. – İkincil Kaynak).

Sonuç: Yurtdışında askerlik ertelemesi; öğrenci statüsünde genellikle 29 yaşına, yurtdışında yerleşik çalışan veya çifte vatandaş statüsünde ise 38 yaşına kadar mümkündür. İşlemlerin konsolosluklar aracılığıyla başlatılması, gerekli belgelerin (öğrenci belgesi, çalışma izni, pasaport kayıtları) eksiksiz sunulması ve sürecin takip edilmesi, cezai müeyyidelerle (yoklama kaçağı/bakaya) karşılaşmamak adına kritik önem taşımaktadır.

Read More

Yurtdışından Alınan Boşanma Kararı, Vekaletname, Doğum Belgesi Türkiye’de Nasıl Geçerli Olur? Apostil, Tasdik ve Tanıma–Tenfiz Rehberi

1. Genel Tasdik Usulü ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 224 Düzenlemesi 

Yurtdışından Alınan Boşanma Kararı, Vekaletname, Doğum Belgesi Türkiye’de Nasıl Geçerli Olur? Apostil, Tasdik ve Tanıma–Tenfiz Rehberi Yabancı devlet makamlarınca hazırlanan resmi belgelerin (boşanma kararı, vekaletname, doğum belgesi, sağlık raporu vb.) Türkiye’de resmi belge vasfını taşıması ve hukuki sonuç doğurabilmesi, temel olarak belgenin verildiği devletin yetkili makamı veya ilgili Türk konsolosluk makamı tarafından onaylanmasına bağlıdır (HMK m. 224/1). 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 195. maddesi uyarınca da yabancı memleketlerde usulüne uygun yapılan noterlik işlemlerinin altındaki imza ve mühürlerin konsolos tarafından onanması esastır. Bu onay zinciri sağlanmadığı takdirde, sunulan belgeler Türkiye’de “resmi belge” vasfını kazanamaz ve mahkemelerce delil olarak dikkate alınamaz.

2. Lahey Apostil Sözleşmesi Kapsamındaki Tasdik Süreci 

Türkiye’nin taraf olduğu 5 Ekim 1961 tarihli “Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi” (Lahey Apostil Sözleşmesi), sözleşmeye taraf devletler arasında diplomasi ve konsolosluk onayı zorunluluğunu kaldırmaktadır.

Apostil Şerhinin İşlevi: Belge üzerine veya ekli bir kağıda konulan “Apostille” şerhi; belgedeki imzanın doğruluğunu, belgeyi imzalayan kişinin sıfatını ve belge üzerindeki mühür veya damganın aslı ile aynı olduğunu teyit eder.

Uygulama Alanı: Sözleşmeye taraf olan ülkelerden (örneğin Almanya, İtalya, Fransa, Rusya, Yunanistan, Finlandiya, Hollanda) alınan belgelerde Apostil şerhi bulunması durumunda, ayrıca Türk Konsolosluğu onayı aranmaz.

İstisnalar: Kanada gibi bu sözleşmeye taraf olmayan ülkelerden alınan belgelerde, HMK m. 224 uyarınca belgenin verildiği devletin yetkili makamı ve ilgili Türk konsolosluk makamının onayı (tasdik zinciri) zorunludur.

3. Yabancı Mahkeme Kararlarının (Boşanma vb.) Tanınması ve Tenfizi İçin Gerekli Belgeler

 MÖHUK m. 53 (eski 2675 sayılı Kanun m. 37) uyarınca, yabancı mahkeme ilamlarının Türkiye’de tanınması veya tenfizi için dilekçeye şu belgelerin eklenmesi zorunludur:

İlamın Aslı veya Onaylı Örneği: Yabancı mahkeme kararının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilamı veren yargı organı tarafından onanmış örneği.

Kesinleşme Şerhi: Kararın o ülke kanunlarına göre kesinleştiğini gösteren, yetkili makamlarca onanmış yazı veya belge. Bazı durumlarda “istinaf yoluna başvurulmadığına dair belge” de kesinleşme kanıtı olarak kabul edilebilir.

Onaylı Tercümeler: Hem mahkeme kararının hem de kesinleşme belgesinin onanmış Türkçe tercümeleri.

Apostil Zorunluluğu: Tanınması istenen yabancı mahkeme kararında ve kesinleşme şerhinde Apostil bulunması, belgenin güvenilirliği ve “asıl” olduğunun kabulü için zorunludur. Apostil şerhinin de onaylı tercümesinin dosyada bulunması gerekmektedir.

4. Tercüme ve Noter Onay Prosedürü Yabancı dildeki belgelerin Türkiye’de geçerli olması için tercüme süreci şu kurallara tabidir:

Türkiye’de Yapılan Tercümeler: Yerli istekliler veya Türk vatandaşları tarafından sunulan belgelerin tercümelerinin Türkiye’deki yeminli tercümanlarca yapılması ve noter tarafından onaylanması zorunludur.

Yurtdışında Yapılan Tercümeler: Tercüme, belgenin düzenlendiği ülkedeki yeminli tercüman tarafından yapılmışsa ve tercüme üzerinde de “Apostil” şerhi varsa, Türkiye’de ayrıca bir onay aranmaz. Apostil yoksa, tercümedeki imza ve mührün o yerdeki Türk Konsolosluğu tarafından onaylanması gerekir.

Konsolosluk Onayı: Yabancı mahkeme kararının ve kesinleşme belgesinin Türkçe tercümesinin Türk Konsolosluğu tarafından onaylanmış olması, bu belgeleri tanıma ve tenfiz işlemleri için elverişli hale getirir.

5. Eksikliklerin Giderilmesi ve Mahkemelerin Yükümlülüğü 

Yargı kararları, tasdik veya tercüme eksikliği durumunda izlenecek usulü şu şekilde belirlemiştir:

Süre Verilmesi: Mahkeme, sunulan yabancı belgede Apostil şerhi, kesinleşme belgesi veya usulüne uygun onanmış tercüme eksikliği tespit ederse, davacıya bu eksiklikleri tamamlaması için uygun bir mehil (süre) vermelidir.

Adalet Bakanlığı Aracılığı: Gerekli hallerde mahkeme, Apostil şerhi konulması için belgeyi Adalet Bakanlığı aracılığıyla ilgili devlete gönderebilir.

Red Kararı: Verilen süreye rağmen Apostil şerhli asıl belge veya onaylı tercüme sunulmazsa, belgenin resmi vasfı oluşmadığından davanın usulden reddi gerekir. Onaysız fotokopi belgeler üzerinden hüküm kurulamaz.

Özetle: Yurtdışından alınan bir belgenin Türkiye’de geçerli olması için; belgenin aslı (veya onaylı örneği) üzerinde Apostil şerhi bulunmalı, bu belge ve kesinleşme şerhi yeminli tercüman tarafından Türkçeye çevrilmeli ve bu tercüme noter veya konsolosluk tarafından onaylanmalıdır. Ülke Apostil Sözleşmesi’ne taraf değilse, yerel makam onayı sonrası Türk Konsolosluğu tasdiki şarttır. Bir yazı önerisi.

Yabancı Belgelerin Tanınması ve Apostil Sürecinde Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yabancı ülkelerde düzenlenen resmi belgelerin (boşanma kararları, vekâletnameler, doğum belgeleri, mahkeme ilamları vb.) Türkiye’de hukuki sonuç doğurabilmesi; Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.224, MÖHUK m.53 ve Lahey Apostil Sözleşmesi hükümlerinin birlikte ve doğru şekilde uygulanmasına bağlıdır. Bu süreç, uygulamada sanıldığından çok daha teknik ve hata payı yüksek bir alandır.

Özellikle;

Belgenin Apostil Sözleşmesi’ne taraf bir ülkeden mi yoksa taraf olmayan bir ülkeden mi alındığının yanlış değerlendirilmesi,

Apostil şerhinin yanlış belgeye veya eksik içerikle konulması,

Yabancı mahkeme kararlarında kesinleşme şerhinin usulüne uygun olmaması,

Tercümelerin yeminli tercüman / noter / konsolosluk onayı zincirine uygun yapılmaması,

Fotokopi veya eksik onaylı belgelerle tanıma–tenfiz davası açılması,

durumlarında mahkemelerce usulden ret kararları verilebilmekte ve süreç aylarca, hatta yıllarca uzayabilmektedir.

Uygulamada özellikle İstanbul’da Fatih, Şişli, Kadıköy, Beşiktaş, Üsküdar, Ataşehir, Pendik ve Tuzla gibi yabancı nüfusun yoğun olduğu ilçelerde; yabancı boşanma kararlarının tanınması, yurtdışı vekâletnamelerin geçerliliği ve Apostil eksikliği kaynaklı ciddi uyuşmazlıklar sıklıkla yaşanmaktadır.

Bu noktada, İstanbul Tuzla merkezli olarak faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yabancı resmi belgelerin tasdiki, Apostil işlemleri, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi ile konsolosluk onay süreçlerinde uygulamaya hâkim, eksiksiz ve sonuç odaklı hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Read More

Siteye Sonradan Havuz Yapılması: Oy Birliği mi Gerekir, 4/5 Çoğunluk Yeterli mi?

1. Ortak Alanlarda İnşaat ve Tesis Yapılmasına İlişkin Yasal Mevzuat 

Siteye Sonradan Havuz Yapılması: Oy Birliği mi Gerekir, 4/5 Çoğunluk Yeterli mi? 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 19. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, kat maliklerinden biri, tüm kat maliklerinin beşte dördünün (4/5) yazılı rızası olmadıkça ana taşınmazın ortak yerlerinde inşaat, onarım ve tesis yaptıramaz. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi ve 5. Hukuk Dairesi kararlarında vurgulandığı üzere, ortak alan olan bahçeye havuz yapılması bu kapsamda değerlendirilmekte ve kural olarak beşte dört çoğunluğun yazılı rızasını gerektirmektedir. Ayrıca, KMK’nın 19. maddesinin birinci fıkrası, kat maliklerine ana taşınmazın mimari durumunu, güzelliğini ve sağlamlığını titizlikle koruma borcu yüklemektedir.

2. Havuz için Proje Tadilatı ve Tüm Kat Maliklerinin Muvafakati Şartı

 Yargıtay kararlarında, yapılacak tesisin niteliğine göre rıza oranlarının değişebileceği belirtilmiştir. Özellikle proje tadilatı gerektiren, imar mevzuatına aykırılık teşkil edebilecek veya kapalı alan kazanmaya yönelik inşaat ve tesisler için sadece 4/5 çoğunluk yeterli olmayıp, tüm kat maliklerinin (oy birliği) muvafakati ve değişikliğin belediye tarafından onaylanması gerekebilir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2019/3894 E.) ve 18. Hukuk Dairesi (2014/17211 E.K) kararlarında, havuzun yasallaştırılması veya proje tadilatı yoluyla ruhsata bağlanması için tüm kat maliklerinin onayının zorunlu olduğu, 4/5 çoğunlukla alınan kararların bu tür durumlarda geçersiz sayılacağı hükme bağlanmıştır.

3. Komşuluk Hukuku ve Rahatsızlık Verici Faaliyetler 

KMK’nın 18. maddesi uyarınca, kat malikleri bağımsız bölümlerini ve ortak yerleri kullanırken birbirlerini rahatsız etmemek ve haklarını karşılıklı olarak dürüstlük kuralları içinde kullanmakla yükümlüdürler. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi (2013/6217 E.) ve 5. Hukuk Dairesi (2022/4265 E.) kararlarına göre, beşte dört çoğunluk sağlanmış olsa dahi, yapılacak tesisin:

İmar mevzuatına aykırı olmaması,

Diğer kat maliklerinin bağımsız bölümlerini kullanmalarını engellememesi,

Kat maliklerini rahatsız edici nitelikte bulunmaması gerekir.

4. İzlenebilecek Hukuki Yollar

 Yargı kararları ışığında, projeye aykırı veya huzur bozucu bir havuz inşaatına karşı şu yollar izlenebilir:

Kat Malikleri Kurulu Kararının İptali: Havuz yapılmasına dair bir kurul kararı alınmışsa, bu kararın kanunun aradığı nitelikli çoğunluğa (duruma göre 4/5 veya oy birliği) sahip olmadığı gerekçesiyle Sulh Hukuk Mahkemesi’nde iptal davası açılabilir.

Müdahalenin Men’i ve Eski Hale Getirme Davası: Ortak alana rızasız veya projeye aykırı bir müdahale söz konusu ise, inşaatın durdurulması, müdahalenin önlenmesi ve alanın projeye uygun eski haline getirilmesi talebiyle Sulh Hukuk Mahkemesi’nde dava açılabilir.

İdari İtiraz ve İptal Davası: Proje onayı veya ruhsat aşamasında belediyeye itiraz edilebilir. Belediyece onaylanan tadilat projelerinin tüm kat maliklerinin muvafakatini içermemesi durumunda, bu idari işlemin iptali için idare mahkemesinde dava açılması mümkündür.

Sonuç: 30 yıl önceki bir projenin günümüzde uygulanması, mevcut kat maliklerinin güncel rızasını ve imar mevzuatına uygunluğunu gerektirir. Görsel bozulma, gürültü ve koku gibi şikayetler, KMK 18. madde kapsamında “rahatsızlık” olarak ileri sürülerek projenin durdurulması veya eski hale getirilmesi talep edilebilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Siteye veya ortak alanlara havuz yapılması gibi uyuşmazlıklar, yalnızca çoğunluk hesabı ile çözülebilecek basit yönetim meseleleri olmayıp; Kat Mülkiyeti Hukuku, imar hukuku, komşuluk hukuku ve idare hukuku hükümlerinin birlikte değerlendirilmesini gerektiren çok katmanlı hukuki sorunlardır. Yanlış usulle alınan bir karar veya eksik muvafakat, ilerleyen aşamalarda telafisi güç hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Bu tür uyuşmazlıklarda uzman avukat desteği özellikle şu nedenlerle gereklidir:

Doğru Rıza Oranının Tespiti: Somut olayda 4/5 çoğunluğun yeterli olup olmadığı, yoksa proje tadilatı nedeniyle oy birliğinin mi gerektiği, Yargıtay içtihatları ışığında teknik değerlendirme gerektirir. Yanlış çoğunlukla alınan kararlar kesin hükümsüzlük riski taşır.

Proje ve Ruhsat İncelemesi: Belediyeden alınan ruhsat veya tadilat onaylarının, tüm kat maliklerinin muvafakatini içerip içermediği ve imar mevzuatına uygunluğu ancak hukuki ve teknik inceleme ile ortaya konulabilir.

Dava Türünün ve Görevli Mahkemenin Doğru Belirlenmesi: Kat malikleri kurulu kararının iptali, müdahalenin men’i, eski hale getirme, idari iptal davası veya tazminat taleplerinin hangisinin (veya hangilerinin birlikte) açılacağı stratejik önem taşır. Yanlış dava türü veya görevli mahkeme seçimi, davanın usulden reddine yol açabilir.

Komşuluk Hukuku ve Rahatsızlık İddialarının İspatı: Gürültü, koku, görsel bozulma ve değer kaybı gibi hususların hukuken “rahatsızlık” sayılıp sayılmayacağı ve nasıl ispatlanacağı, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına hâkimiyet gerektirir.

Hak Kayıplarının Önlenmesi: Sürelerin kaçırılması, eksik delil sunulması veya yanlış hukuki yol izlenmesi, kat maliklerinin dava hakkını tamamen kaybetmesine neden olabilir.

Sonuç olarak; siteye havuz yapılması gibi ortak alanlara ilişkin uyuşmazlıklarda, hem önleyici hukuki danışmanlık aşamasında hem de dava sürecinde, Kat Mülkiyeti Hukuku alanında deneyimli bir avukattan profesyonel destek alınması, hak kayıplarının önlenmesi ve sürecin etkin şekilde yönetilmesi bakımından zorunludur.

Bu tür uyuşmazlıklarda, Kat Mülkiyeti ve site yönetimi kaynaklı davalarda tecrübeli 2M Hukuk Avukatlık Bürosu tarafından yapılacak hukuki değerlendirme ve temsil, sürecin Yargıtay içtihatlarına uygun ve sonuç odaklı yürütülmesini sağlayacaktır.

Read More

İşe iade davasını kazanan işçi işe dönmek zorunda mı?

Giriş 

İşe iade davasını kazanan işçi işe dönmek zorunda mı? İşe iade davasını kazanan işçinin işe dönme zorunluluğu ve bu sürecin hukuki sonuçları, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesi ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde belirli prosedürlere ve “samimiyet” kriterine bağlanmıştır. İşçi, mahkeme kararını kazandıktan sonra işe başlamak için başvuruda bulunmakla yükümlü olup, bu başvurunun ve sonrasındaki sürecin sonuçları aşağıda detaylandırılmıştır.

1. İş İade Davası : İşe Başlama Başvurusu ve Yasal Süreler 

4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, işe iade davasını kazanan işçi, kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının kendisine tebliğinden itibaren on iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır (Yargıtay 9. HD., 2014/21936 E.K; Yargıtay 22. HD., 2012/2683 E.K). İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bu feshin hukuki sonuçlarından (kıdem ve ihbar tazminatı gibi) sorumlu olur (Yargıtay HGK, 2013/2309 E.; Yargıtay 9. HD., 2024/10252 E.).

2. Başvuruda “Samimiyet” İlkesi 

Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, işçinin işe iade yönündeki başvurusu ciddi ve samimi olmalıdır. İşçinin gerçekte işe başlama niyeti olmadığı halde, sadece işe iade davasının mali sonuçlarından (işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti) yararlanmak amacıyla yaptığı başvurular geçerli kabul edilmez (Yargıtay HGK, 2016/2592 E.K; Yargıtay 22. HD., 2014/17324 E.).

Eğer işçi, işverenin usulüne uygun daveti üzerine işe başlamazsa, gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilir ve fesih geçerli hale gelir (Yargıtay 9. HD., 2012/38628 E.).

Başka bir işyerinde çalıştığı için işverenin davetine icabet etmeyen işçinin başvurusunun samimi olmadığı kabul edilmiştir (Yargıtay HGK, 2015/1035 E.).

3. İşverenin Daveti ve İşçinin İşe Başlamama Hakkı 

İşveren, işçinin başvurusundan itibaren bir ay içinde işçiyi işe başlatmak zorundadır. Ancak işçinin işe dönme zorunluluğu, işverenin sunduğu şartların “eski iş koşullarıyla” aynı olmasına bağlıdır:

Eski İş ve Koşullar: İşçi, kural olarak fesih tarihindeki işinde ve işyerinde başlatılmalıdır. İşçiye önceki koşulların tam sağlanması, emsali işçilere yapılan ücret artışlarının yansıtılması gerekir (Yargıtay 9. HD., 2012/31511 E.).

Coğrafi Değişiklik: İşçinin başka bir coğrafyadaki işyerinde işe başlamaya zorlanması mümkün değildir. İşverenin bu yöndeki talebinin reddedilmesi, işçinin işe iade haklarını kaybetmesine neden olmaz (Yargıtay 9. HD., 2015/18035 E.).

Esaslı Değişiklik: İşverenin araç tahsisini kaldırması veya farklı bir pozisyon teklif etmesi gibi iş koşullarında esaslı değişiklik içeren davetler samimi kabul edilmez. Bu durumda işçi işe başlamak zorunda değildir ve işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretine hak kazanır (Yargıtay 9. HD., 2017/18389 E.; Yargıtay 9. HD., 2014/26213 E.).

4. Yargılama Sırasındaki Davetler 

Dava devam ederken işverenin işçiyi işe davet etmesi durumunda, işçinin bu davete icabet etmemesi davanın reddini gerektirmez. İşçi, yargı kararı güvencesiyle işe başlatılmayı isteme hakkına sahiptir ve yargılama sırasındaki daveti kabul etmek zorunda bırakılamaz (Yargıtay 9. HD., 2017/28274 E.; Yargıtay 7. HD., 2015/22463 E.).

5. İşe Başlamamanın Hukuki Sonuçları

 İşçi, işverenin samimi ve usulüne uygun davetine rağmen haklı bir sebep olmaksızın işe başlamazsa:

İşverence yapılan ilk fesih geçerli hale gelir (Yargıtay 9. HD., 2013/11419 E.).

İşçi, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretine hak kazanamaz (Yargıtay 22. HD., 2012/1951 E.; Yargıtay HGK, 2013/681 E.).

Bu durumda işçi yalnızca (şartları varsa) ilk fesih tarihine göre hesaplanacak kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücretini talep edebilir (Yargıtay 9. HD., 2014/31359 E.).

İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda, işe iade süreciyle ilgili şu ek hususlar gözlemlenmiştir:

İşçinin dava sürerken işe dönmesi durumunda, işe iade ve işe başlatmama tazminatı taleplerinin konusuz kalacağı, ancak işe başlatıldığı tarihe kadar olan boşta geçen süre ücretinin ödenmesi gerektiği belirtilmiştir (Yargıtay 9. HD., 2016/24491 E.).

İşçinin işe iade sonrası işe başlatıldığı ve 6 ay boyunca çalıştırıldığı durumlarda, işverenin işe iade kararını uygulamada samimi olduğu kabul edilmiştir (Yargıtay 9. HD., 2017/3818 E.).

İşverenin “boş kadro bulunmaması” gerekçesiyle işçiyi başlatmaması durumunda, işçinin işe başlama iradesi sabit görülerek işe başlatmama tazminatına hükmedilebileceği ifade edilmiştir (Yargıtay 9. HD., 2014/30454 E.).

İşçinin işe başlama talebiyle işyerine gittiği ancak güvenlik gerekçesiyle içeri alınmadığı veya kargaşa çıktığı iddia edilen durumlarda, fiili işe başlama sürecindeki uyuşmazlıkların ayrıca değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır (Yargıtay 9. HD., 2013/11734 E.). Bir yazı önerisi.

İşe İade Davasında Neden Uzman Avukat Desteği Hayati Öneme Sahiptir?

İşe iade davaları, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesi ile düzenlenmiş olmakla birlikte, uygulamada yalnızca kanun metniyle çözülebilecek basit uyuşmazlıklar değildir. Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen “samimiyet”, usulüne uygun başvuru, eski iş koşulları, esaslı değişiklik ve fiili işe başlama gibi kavramlar; her somut olayda farklı hukuki sonuçlar doğurabilmektedir.

Özellikle işçinin;

10 iş günlük başvuru süresini kaçırması,

Başvurunun samimi olmadığı yönünde değerlendirilmesi,

İşverenin davetinin hukuka uygun olup olmadığının yanlış analiz edilmesi,

Eski iş koşullarına aykırı bir davetin hatalı şekilde kabul veya reddedilmesi,

gibi durumlar, işçinin işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretini tamamen kaybetmesine neden olabilmektedir. Bu tür hak kayıpları, sonradan telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurur.

Uygulamada özellikle İstanbul’da Şişli, Beşiktaş, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Pendik, Tuzla ve Beylikdüzü gibi iş yoğunluğunun ve işten çıkarmaların sık yaşandığı ilçelerde, işe iade süreçlerine ilişkin uyuşmazlıklar son derece yaygındır.

Bu noktada, İstanbul Tuzla merkezli olarak faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, işe iade davaları, işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti ve Yargıtay içtihatlarına dayalı samimiyet değerlendirmeleri konusunda müvekkillerine stratejik ve dava sonrası süreci de kapsayan kapsamlı hukuki destek sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki işe iade davası mahkeme kararıyla biten değil, aksine karar sonrası doğru adımlar atılmazsa kaybedilebilen bir dava türüdür. Bu nedenle dava sürecinin ve karar sonrası başvuru–işe başlama aşamalarının, uzman iş hukuku avukatı eşliğinde yürütülmesi, işçinin maddi ve hukuki haklarının korunması açısından zorunludur.

Read More

Uyuşturucu suçları sabıka kaydına işler mi, ne zaman silinir?

1. Uyuşturucu Suçlarının Adli Sicil Kaydına İşlenmesi 

Yargıtay kararları, uyuşturucu madde ticareti yapma ve kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarından verilen mahkûmiyetlerin adli sicil kaydına (sabıka kaydı) işlendiğini açıkça teyit etmektedir.

Uyuşturucu Madde Ticareti:

 Bu suçtan verilen hapis ve adli para cezaları adli sicile kaydedilmektedir (Yargıtay 10. CD-2019/5755, 2. CD-2020/25874). Türk vatandaşlarının yabancı mahkemelerden aldığı kesinleşmiş uyuşturucu ticareti mahkûmiyetleri de Cumhuriyet savcısının istemi üzerine adli sicile işlenmektedir (Yargıtay 10. CD-2016/3266K).

Kullanmak İçin Uyuşturucu Bulundurma: 

TCK’nın 191. maddesi uyarınca verilen mahkûmiyetler ve hapis cezaları da adli sicil kaydında yer almaktadır (Yargıtay 4. CD-2024/7269K, 6. CD-2021/12958K).

2. Adli Sicil Kaydının Silinerek Arşive Alınması

 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca, uyuşturucu suçlarından hükmedilen cezanın veya güvenlik tedbirinin infazının tamamlanması halinde, bu bilgiler adli sicilden silinerek arşiv kaydına alınır (Yargıtay 10. CD-2019/852, 20. CD-2018/5956). İnfazın tamamlanmasıyla birlikte kayıt aktif sicilden çıkarılmakta ancak arşivde muhafaza edilmeye devam edilmektedir.

3. Arşiv Kaydının Silinme Koşulları ve Süreleri 

Uyuşturucu suçlarına ilişkin arşiv kayıtlarının tamamen silinmesi, suçun niteliğine ve hak yoksunluğuna neden olup olmamasına göre farklı sürelere tabidir:

Hak Yoksunluğuna Neden Olan Mahkûmiyetler: Uyuşturucu madde ticareti suçu, Anayasa’nın 76. maddesi ve özel kanunlar (örneğin 3298 sayılı Kanun) kapsamında memuriyetten mahrumiyet veya belirli haklardan yoksun kılınma gibi sonuçlar doğurduğu için “hak yoksunluğuna neden olan mahkûmiyet” olarak değerlendirilmektedir (Yargıtay 10. CD-2020/17819, 2019/4033). Bu kapsamdaki kayıtların silinmesi için:

Yasaklanmış hakların geri verilmesi (memnu hakların iadesi) kararı alınması koşuluyla, kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren 15 yıl geçmesi,

Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı aranmaksızın 30 yıl geçmesi gerekmektedir (Yargıtay 10. CD-2019/852, 9. CD-2013/17188).

    Diğer Mahkûmiyetler: Eğer mahkûmiyet bir hak yoksunluğuna neden olmuyorsa, 5352 sayılı Kanun’un 12/1-c maddesi uyarınca arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren 5 yıl geçmesiyle silinebilir. Danıştay, uyuşturucu madde kullanmak suçunun bazı durumlarda bu kapsamda değerlendirilebileceğini ve 5 yıl sonunda silinmesi gerektiğini belirtmiştir (Danıştay 10. Daire-2015/4996).

    Özel Durumlar: 3298 sayılı Kanun kapsamında sayılan uyuşturucu suçları bakımından bazı kararlarda arşiv kaydının silinmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir (Yargıtay 10. CD-2014/1380, 9. CD-2016/78). Ayrıca, 765 sayılı mülga TCK döneminde verilen ve ertelenen cezalar için deneme süresi sonunda suç işlenmezse mahkûmiyetin “esasen vaki olmamış” sayılacağı ve silinebileceği belirtilmiştir (Yargıtay 10. CD-2006/597, Ceza Genel Kurulu-2015/159K).

    4. Silme İşleminde Yetkili Makam 

    6290 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca, 11.04.2012 tarihinden itibaren adli sicil ve arşiv kayıtlarının silinmesi işlemi münhasıran Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır. Mahkemelerin bu tarihten sonra doğrudan silme kararı vermesi kanuna aykırı kabul edilmektedir (Yargıtay 10. CD-2022/8905, 2021/13941, 20. CD-2019/260).

    5. İkincil Kaynak Değerlendirmesi 

    İkincil kaynak olarak sunulan kararlar, uyuşturucu suçlarına doğrudan odaklanmasa da genel adli sicil rejimine dair şu ek bağlamları sağlamaktadır:

    Anayasa’nın 76. maddesi ve 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde sayılan “yüz kızartıcı” veya hak kısıtlayıcı suçlar (hırsızlık, sahtecilik vb.) için arşivden silinme sürelerinin 15 ve 30 yıl olarak uygulanması gerektiği vurgulanmaktadır (Yargıtay 6. CD-2011/16286, 11. CD-2023/5142).

    Hapis cezasının ertelenmiş olması, memuriyet gibi hak yoksunluklarının doğmasına engel teşkil etmeyebilir; bu durum kaydın arşivde kalma süresini etkileyen bir faktördür (Anayasa Mahkemesi-2019/16656).

    Arşiv kaydı silinse dahi, bazı özel mevzuatlar (örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı yönetmelikleri) çerçevesinde kişinin “ortak nitelik” şartını kaybedip kaybetmediğine dair idari incelemelerin yapılabileceği not edilmiştir (Danıştay 12. Daire-2021/297). Bir yazı önerisi.

    Read More

    Yabancıların Çalışma İzni ile İlgili En Çok Sorulan Sorular

    Yabancılar İçin Güncel ve Kapsamlı Rehber

    Türkiye’de çalışan veya çalışmayı planlayan yabancıların en sık karşılaştığı konuların başında çalışma izni ile ikamet izni arasındaki ilişki gelmektedir. Özellikle izin sürelerinin bitimine yaklaşılması, izinlerin iptali veya statü değişiklikleri, ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.

    Bu yazıda; çalışma izni süresi dolmadan yapılabilecek başvurulardan, öğrenci ve mülteci statüsündeki yabancıların çalışma haklarına kadar 2025–2026 dönemi için güncel uygulamaları sade ve anlaşılır şekilde ele alıyoruz.

    Çalışma İznim Bitmek Üzereyken İkamet İzni Başvurusu Yapabilir miyim?

    Evet. Yabancılar, çalışma izni süresinin sona ermesine 60 gün kala ve her hâlükârda çalışma izni geçerliliği devam ederken, durumlarına uygun bir ikamet izni türü için başvuru yapabilirler. Bu süre kaçırıldığında, yabancı ikamet ihlali durumuna düşebilir.

    Çalışma İzni Aldıktan Sonra Ayrıca İkamet İzni Gerekir mi?

    Hayır. Türkiye’de geçerli bir çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti, süresi boyunca ikamet izni yerine geçer. Çalışma izninin bitiş tarihi aynı zamanda ikamet hakkının da sona erdiği tarihtir. Ancak önemli bir istisna vardır: Uluslararası koruma başvuru sahipleri, şartlı mülteciler ve geçici koruma kapsamındaki yabancılara verilen çalışma izinleri, ikamet izni yerine geçmez.

    Çalışma İznim İptal Edilirse İkamet Hakkım da Biter mi?

    Çalışma iznine bağlı olarak Türkiye’de bulunan yabancılar açısından, çalışma izninin geçerliliğini yitirmesi hâlinde ikamet hakkı da sona erer. Buna karşılık, yabancının çalışma izninden bağımsız başka bir ikamet izni (örneğin aile ikameti) varsa, çalışma izninin iptali bu ikamet iznini otomatik olarak geçersiz kılmaz.

    Çalışma İznim Varken Türkiye’de Eğitim Alabilir miyim?

    Evet. Çalışma iznine sahip bir yabancı, öğrenci ikamet izni alma şartlarını da taşıyorsa; çalışma izninin ve öğrenci ikamet izninin sağladığı haklardan birlikte yararlanabilir.

    Türkiye İçinden Çalışma İzni Başvurusu İçin Kaç Ay İkamet Gerekir?

    Türkiye’den yapılacak yurt içi çalışma izni başvurularında, yabancının en az 6 ay süreyle geçerli bir ikamet iznine sahip olması gerekir. Başvurular, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın e-İzin sistemi üzerinden yapılmaktadır.

    Çalışma İzni Alınca Göç İdaresine Bildirim Yapmak Gerekir mi?

    Evet. Çalışma izni ile Türkiye’ye giriş yapan yabancılar, ülkeye giriş tarihinden itibaren 20 iş günü içinde, İl Göç İdaresi Müdürlüğüne başvurarak adres kayıt sistemine kayıt yaptırmak zorundadır.

    Geçici Koruma Kapsamındaysam Çalışma İzni Alabilir miyim?

    Geçici koruma altında bulunan yabancılar (örneğin Suriyeliler), geçici koruma kimlik belgesinin düzenlenmesinden 6 ay sonra çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti için başvuruda bulunabilir.

    Mülteci veya İkincil Koruma Statüsündeysem Çalışabilir miyim?

    Evet. Mülteci veya ikincil koruma statüsü sahibi yabancılar, yasaklı meslekler dışında bağımlı veya bağımsız olarak çalışabilir. Bu kişilere verilen kimlik belgeleri, aynı zamanda çalışma izni yerine geçer.

    Öğrenci Olarak Türkiye’deyim, Çalışma İzni Alabilir miyim?

    Türkiye’de örgün öğretime kayıtlı yabancı öğrenciler, çalışma izni almak şartıyla çalışabilir.

    Ön lisans ve lisans öğrencileri: İlk yıl tamamlandıktan sonra, kısmi süreli çalışma

    Lisansüstü öğrenciler: Süre kısıtlaması olmaksızın çalışma hakkı

    Öğrenciler için verilen çalışma izinleri, öğrenci ikamet iznini sona erdirmez.

    Yabancı Futbolcular İçin Çalışma İzni Gerekir mi?

    Profesyonel sporcular ve spor elemanları, Gençlik ve Spor Bakanlığı onayıyla çalışma izni muafiyeti kapsamında değerlendirilir. Bu muafiyet, yabancıya Türkiye’de çalışma ve ikamet hakkı tanır. Bir yazı önerisi.

    Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

    Çalışma izni ve ikamet izni süreçleri; süreler, istisnalar ve statülere göre son derece teknik bir yapıdadır. Yapılan küçük bir hata; ikamet ihlali, tahdit kodu, sınır dışı edilme, Türkiye’ye giriş yasağı
    gibi ağır sonuçlar doğurabilir. Özellikle İstanbul’da Fatih, Esenyurt, Küçükçekmece, Başakşehir, Zeytinburnu, Bağcılar, Avcılar, Pendik ve Tuzla gibi yabancı nüfusun yoğun olduğu ilçelerde bu tür sorunlar çok daha sık yaşanmaktadır. Bu noktada İstanbul Tuzla merkezli olarak faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yabancılar hukuku, çalışma izni, ikamet izni, deport ve tahdit kodları alanlarında müvekkillerine güncel mevzuata uygun ve kişiye özel hukuki danışmanlık sunmaktadır.

    Read More

    Türkiye’de Kaçak Yabancılara Af Var mı? 2025–2026’da Af Devam Edecek Mi? Güncel Durum ve Detaylı Açıklama

    Türkiye’de ikamet izni süresi dolan, vizesi sona eren ya da herhangi bir nedenle yasal statüsünü kaybeden yabancıların en çok merak ettiği sorulardan biri şudur: “Kaçak yabancılara af var mı, devam ediyor mu? 2026 da devam edecek mi?” Bu yazıda, kamuoyunda “kaçak yabancılara af” olarak bilinen uygulamanın gerçekte ne anlama geldiğini, kimleri kapsadığını ve 2025–2026 döneminde durumun ne olduğunu sade ve anlaşılır bir dille ele alıyoruz

    Kaçak Yabancılara Af Ne Demektir?

    Öncelikle önemli bir noktayı netleştirmek gerekir: Türkiye’de yürürlükte olan genel bir kaçak yabancılar affı yasası bulunmamaktadır. Ancak buna rağmen, özellikle son yıllarda uygulanan bazı idari düzenlemeler, belirli şartları taşıyan yabancıların ülkeden çıkmadan yeniden yasal statü kazanmasına imkân tanımaktadır. Bu nedenle halk arasında bu uygulamalar “af” olarak adlandırılmaktadır. Yani burada söz konusu olan şey, klasik anlamda bir af değil; yasal statüye dönüş imkânı sağlayan istisnai bir uygulamadır.

    2025 Yılında Bu Uygulama Devam Ediyor mu?

    Evet. 2025 yılı itibarıyla, özellikle ev hizmetlerinde çalışan yabancılar açısından bu uygulama fiilen devam etmektedir. İkamet izni süresi dolmuş, vize ihlali yapmış ya da daha önce ikamet başvurusu reddedilmiş yabancılar için; doğru koşullar sağlandığında, çalışma izni üzerinden yeniden yasal statü elde etmek mümkündür. Bu uygulama sayesinde: Yabancı kişinin ülkeden çıkması gerekmez, Deport (sınır dışı) riski büyük ölçüde ortadan kalkar, Çalışma izni alındığında ikamet hakkı da kazanılır.

    Kimler Bu “Af” Kapsamından Yararlanabilir?

    Uygulamanın kapsamı sanıldığı kadar geniş değildir. En kritik nokta, çalışma alanıdır. Bu imkândan genellikle şu kişiler yararlanabilir: Çocuk bakıcısı olarak çalışan yabancılar, Yaşlı veya hasta bakımı yapan yabancılar. Restoran, kafe, fabrika, mağaza, ofis gibi ticari işletmelerde çalışan yabancılar bu kapsamda değerlendirilmez.

    Başvuru İçin Ülkeden Çıkmak Gerekir mi?

    Hayır. Aksine, çoğu durumda ülkeden çıkış yapmak süreci daha da zorlaştırabilir. Doğru strateji, Türkiye’den ayrılmadan önce başvurunun yapılması ve sürecin hukuka uygun şekilde yürütülmesidir.

    Hangi Durumlarda Başvuru Reddedilir?

    Her başvuru otomatik olarak kabul edilmez. Özellikle şu durumlar risklidir: Güvenlik veya tahdit kodu bulunması, Gerçekte ev hizmeti olmadığı hâlde bu şekilde başvuru yapılması, İşverenin ekonomik yeterliliğinin olmaması, Yanlış veya eksik beyan. Bu nedenle başvuruların hukuki zemini doğru kurulmadan yapılması ciddi sonuçlara yol açabilir.

    2026 Yılında Kaçak Yabancılara Af Devam Eder mi?

    Mevcut uygulamalar dikkate alındığında, 2026 yılında da benzer bir sistemin devam etmesi kuvvetle muhtemeldir. Ancak unutulmamalıdır ki bu tür düzenlemeler: Kanundan çok idari uygulamalara dayanır. Şartlar ve kapsam zamanla değişebilir. Bu nedenle her somut olayın güncel mevzuat çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

    Sonuç olarak Gerçekten Af Var mı?

    Özetle: ✔ Genel bir af yasası yok, ✔ Ancak ev hizmetlerinde çalışan yabancılar için fiilî bir yasal statüye dönüş imkânı var, ✔ 2025’te uygulama devam ediyor, ✔ 2026 için beklenti olumlu, ancak dikkatli olunmalı. Bir yazı önerisi.

    Kaçak Yabancılara Af Sürecinde Uzman Avukat Desteği Neden Hayati Öneme Sahiptir?

    Kamuoyunda “kaçak yabancılara af” olarak bilinen uygulama, her başvuru için otomatik olarak sonuç doğuran bir hak değildir. Aksine bu süreç; idarenin takdir yetkisine, başvurunun içeriğine ve somut olayın özelliklerine göre farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle sürecin hukuki açıdan doğru kurgulanması son derece önemlidir.

    Özellikle İstanbul gibi yabancı nüfusun yoğun olduğu şehirlerde; ikamet ihlali, vize aşımı, kaçak çalışma ve deport riski iç içe geçmiş durumdadır. Uygulamada en sık karşılaşılan dosyalar; Fatih, Esenyurt, Küçükçekmece, Başakşehir, Zeytinburnu, Bağcılar, Avcılar, Sultanbeyli, Pendik ve Tuzla gibi ilçelerde yaşayan yabancılara ilişkindir. Bu bölgelerde yapılan hatalı başvurular, çoğu zaman doğrudan tahdit kodu tanımlanması ve sınır dışı işlemleriyle sonuçlanabilmektedir.

    Bu kapsamda;

    Yabancı hakkında G, Ç, N gibi tahdit kodlarının bulunup bulunmadığının önceden tespiti,

    Başvurunun gerçekten ev hizmetleri kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin hukuken analiz edilmesi,

    İşverenin maddi ve hukuki yeterliliğinin mevzuata uygun şekilde ortaya konulması,

    Eksik, çelişkili veya gerçeğe aykırı beyanların deport ve giriş yasağına yol açmaması,

    Ret hâlinde itiraz, yeni başvuru veya dava yolunun doğru belirlenmesi

    ancak yabancılar hukuku alanında uzman bir avukat tarafından sürecin baştan sona yönetilmesiyle mümkündür.

    Bu noktada, İstanbul Tuzla merkezli olarak faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yabancılar hukuku, ikamet ve çalışma izni başvuruları, deport işlemleri ve tahdit kodlarının kaldırılması alanlarında; özellikle İstanbul’un yabancı nüfusunun yoğun olduğu ilçelerde yaşayan müvekkillere etkin ve güncel hukuki danışmanlık sunmaktadır.

    Unutulmamalıdır ki; bu süreçte yapılan hatalar yalnızca başvurunun reddiyle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda sınır dışı edilme, uzun süreli Türkiye’ye giriş yasağı ve ileride yapılacak tüm ikamet ve çalışma izni başvurularının olumsuz etkilenmesi sonucunu doğurabilmektedir.

    Bu nedenle 2025–2026 döneminde “kaçak yabancılara af” kapsamında değerlendirilen her somut olayın, kişiye özel olarak ve güncel mevzuat ışığında, uzman avukat desteğiyle ele alınması hayati önem taşımaktadır.

    Read More

    Yurt Dışı Borçlanması ile Türkiye’den Emekli Olmak Mümkün mü? Kimler Yararlanabilir, Şartlar Nelerdir?

    1. Yurt Dışı Borçlanması : Genel Değerlendirme ve Yasal Dayanak 

    3201 sayılı “Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun” uyarınca, yurt dışında geçen çalışma, işsizlik ve ev kadınlığı sürelerinin borçlanılması yoluyla Türkiye’den emekli olunması mümkündür. Bu hak, 18 yaşını doldurmuş Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup çıkma izniyle vatandaşlığı kaybedenlere (Mavi Kart sahipleri) tanınmıştır. Borçlanılan süreler; malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde Türkiye’deki sosyal güvenlik sistemine tabi geçmiş hizmet gibi değerlendirilir.

    2. Borçlanma Şartları ve Kapsamı 

    Yurtdışı borçlanması yapabilmek için temel şartlar şunlardır:

    Vatandaşlık Şartı: Borçlanılmak istenen sürelerde Türk vatandaşı olunması esastır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (2005/682-2005/618Ka), çalışmanın geçtiği dönemde Türk vatandaşı olmayanların (sonradan vatandaşlığa alınanlar dahil) bu haktan yararlanamayacağını teyit etmiştir. Ancak, Türk vatandaşlığından izinle çıkanların vatandaşlık dönemindeki süreleri borçlanma hakkı saklıdır (Yargıtay 21. HD, 2014/14402K).

    Borçlanılabilecek Süreler: 18 yaşın ikmalinden sonra yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri, bu süreler arasındaki bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ve kadınlar için yurt dışında ev hanımı olarak geçen süreler borçlanılabilir.

    Belgelendirme: Borçlanma talebinde bulunanların yurt dışı hizmetlerini ispatlayıcı belgelerle (hizmet cetveli, ikamet belgesi, vergi dairesi kayıtları vb.) kuruma sunması zorunludur. Yargıtay 10. HD (2024/9323K), belgenin niteliği konusundaki eksikliklerin emekli aylığının iptaline yol açabileceğini, ancak geçerli belgelerin (örneğin Büyükelçilik onaylı hizmet belgesi) sunulmasıyla bu durumun düzeltilebileceğini belirtmiştir.

    3. Emeklilik (Aylık Bağlanma) Şartları

     Borçlanma yapılmış olması tek başına emeklilik için yeterli değildir. Yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:

    Prim ve Yaş Şartı: Borçlanılan süreler ve varsa Türkiye’deki primlerle birlikte ilgili mevzuattaki (4/a, 4/b veya 4/c) yaş ve gün şartlarının tamamlanması gerekir.

    Borcun Tamamen Ödenmesi: Tahakkuk ettirilen borç tutarının tamamının ödenmiş olması şarttır.

    Yurda Kesin Dönüş Şartı: 3201 sayılı Kanun m. 6 uyarınca en kritik şartlardan biri “yurda kesin dönüş” yapılmış olmasıdır. Yargıtay 10. HD (2024/12551Kaynak) ve Anayasa Mahkemesi (2019/101K) kararlarına göre kesin dönüş; yurt dışındaki çalışmaların sona ermesi, ikamete dayalı bir sosyal sigorta ya da sosyal yardım ödeneği alınmaması durumunu ifade eder. Kesin dönüş, mutlak anlamda Türkiye’ye yerleşmek veya yurt dışına çıkmamak anlamına gelmez; ancak yabancı ülke mevzuatına tabi çalışmak veya ikamete dayalı ödenek almak aylığın bağlanmasına engeldir veya bağlanan aylığın kesilmesine neden olur.

    4. Başvuru Usulü ve Borç Hesaplama

    Başvuru Mercisi: Türkiye’de sigortalılığı olanlar en son tabi oldukları kuruma (SGK, Emekli Sandığı vb.), sigortalılığı olmayanlar ise Sosyal Güvenlik Kurumu’na yazılı olarak başvurmalıdır. Yargıtay 21. HD (2009/13070K), son defa Emekli Sandığı’na tabi olan bir kişinin SSK’ya yaptığı başvurunun geçersiz sayılacağına hükmetmiştir.

    Borç Tutarı ve Ödeme: Borç tutarı, başvuru tarihindeki prime esas günlük kazanç alt ve üst sınırları arasında seçilecek tutarın %45’i (bazı kararlarda %32 olarak belirtilse de güncel uygulamada %45 vurgulanmıştır) üzerinden hesaplanır (Yargıtay 10. HD, 2022/11594K). Tahakkuk eden borç, tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödenmelidir. Bu süre içinde ödenmeyen borçlar için yeniden başvuru yapılması gerekir.

    Sigortalılık Başlangıcı: Türkiye’de sigortalılık varsa, borçlanılan süre kadar geriye gidilerek başlangıç tarihi belirlenir. Türkiye’de hiç çalışma yoksa, borç ödenen tarihten borçlanılan süre kadar geriye gidilerek sigorta başlangıcı tespit edilir (Yargıtay 10. HD, 2022/10534Kaynak).

    5. Özel Durumlar: Zorunlu Göç (Bulgaristan Örneği) 

    3201 sayılı Kanun’un Geçici 6. maddesi uyarınca, 01.01.1989 – 08.05.2008 tarihleri arasında zorunlu göçe tabi tutularak Türk vatandaşlığına geçenlerin, geldikleri ülkedeki çalışma sürelerini borçlanma hakları mevcuttur. Danıştay İDDK (2019/3102), bu haktan yararlanmak için İskan Kanunu kapsamında vatandaşlığa alınma şartının aranmasının hukuka aykırı olduğunu ve zorunlu göçün belgelenmesinin yeterli olduğunu belirtmiştir. Ayrıca bu hak, sadece yaşlılık aylığı için değil, hak sahipleri tarafından ölüm aylığı için de kullanılabilir (Yargıtay 21. HD, 2016/8143K).

    6. İkincil Kaynaklar ve Tamamlayıcı Bilgiler 

    Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya usuli tartışmalar içermesi nedeniyle ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

    Görevli Yargı Yolu: 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu kapsamındaki borçlanma uyuşmazlıklarında idari yargı (İdare Mahkemeleri/Danıştay) görevliyken, 506 veya 5510 sayılı Kanun kapsamındaki uyuşmazlıklarda adli yargı (İş Mahkemeleri) görevldir (Yargıtay 10. HD, 2013/1190; Uyuşmazlık Mahkemesi, 2013/1704K).

    Fiili Çalışma Şartı: Bazı durumlarda borçlanma öncesi Türkiye’de yapılan kısa süreli çalışmaların “fiili ve gerçek” olup olmadığı SGK tarafından denetlenmekte; sahte sigortalılık tespit edilmesi halinde borçlanma ve buna bağlı emeklilik iptal edilebilmektedir (Yargıtay 10. HD, 2024/4656).

    Vatandaşlık Şartına İlişkin Farklı Görüşler: Danıştay 11. Dairesi (2009/8062K) bir kararında, kanunda hizmetin geçtiği tarihte Türk vatandaşı olma şartının açıkça yazmadığını belirterek farklı bir yorum getirmişse de, Yargıtay içtihatları genel olarak çalışma döneminde vatandaşlık şartını aramaktadır.

    Teknik Hizmet Borçlanması: Bulgaristan’dan gelenlerin teknik hizmetlerde geçen sürelerinin (borçlanma yapılmaksızın) derece ve kademe intibakında değerlendirilebileceğine dair 657 sayılı Kanun hükümleri de uygulama alanı bulabilmektedir (Danıştay 12. Daire, 2018/5344K). Bir makale önerisi.

    Yurt Dışı Borçlanması ile Emeklilikte Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

    Yurt dışı borçlanması, yalnızca prim ödemesinden ibaret olmayıp; vatandaşlık statüsü, belgelendirme, kesin dönüş, sigortalılık başlangıcı ve borcun doğru hesaplanması gibi birçok teknik unsurun birlikte değerlendirilmesini gerektiren karmaşık bir süreçtir. Bu alan, uygulamada en sık emeklilik iptali ve aylık kesilmesi ile sonuçlanan uyuşmazlıkların yaşandığı sosyal güvenlik konularından biridir.

    Özellikle;

    Borçlanılacak sürelerde Türk vatandaşlığı şartının yanlış değerlendirilmesi,

    Yurt dışı hizmetlerin eksik veya hatalı belgelerle borçlanılması,

    Yurda kesin dönüş” şartının yanlış yorumlanması,

    Yanlış kuruma başvuru yapılması veya sigorta başlangıcının hatalı tespiti,

    Sahte veya fiili olmayan çalışmalar nedeniyle SGK denetimleri sonucu emekliliğin iptali,

    gibi hususlar, geri dönülmesi güç hak kayıplarına yol açabilmektedir.

    Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla şekillenen bu alanda, her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi ve başvurunun en baştan doğru stratejiyle yapılması büyük önem taşır. Aksi halde yıllarca bağlanan emekli aylıkları dahi geriye dönük olarak iptal edilebilmektedir.

    İstanbul Anadolu Yakası’nda ve özellikle Tuzla bölgesinde sosyal güvenlik hukuku alanında faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yurt dışı borçlanması, emeklilik başvuruları ve SGK kaynaklı uyuşmazlıklarda müvekkillerine önleyici danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

    Yurt dışı borçlanması ile emeklilik sürecinde hata yapmamak ve emeklilik hakkınızı güvence altına almak için süreci mutlaka uzman bir avukat eşliğinde yürütün. Tuzla / İstanbul – 2M Hukuk Avukatlık Bürosu

    Read More

    İşe İade Davalarında Arabuluculuk Zorunlu mu? Güncel Yargıtay ve AYM Uygulaması

    1. İşe İade Davası Yasal Dayanak ve Arabuluculuğun Dava Şartı Niteliği

    7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması bir dava şartıdır. Bu düzenleme 01.01.2018 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, bu tarihten itibaren açılan işe iade davalarında arabuluculuk süreci tüketilmeden doğrudan dava açılması hukuken mümkün değildir.

    4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesi de bu zorunluluğu teyit ederek; iş sözleşmesi feshedilen işçinin, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı iddiasıyla, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurmak zorunda olduğunu hükme bağlamıştır.

    2. Başvuru Süreleri ve Usulü

    Yargı kararları ve ilgili mevzuat çerçevesinde işe iade sürecine ilişkin süreler şu şekilde belirlenmiştir:

    Arabulucuya Başvuru Süresi: Fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde yapılmalıdır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında, bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ve bu süre geçtikten sonra yapılan başvuruların dava şartı yokluğu nedeniyle reddedileceği vurgulanmıştır.

    Dava Açma Süresi: Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılmalıdır.

    Belge Sunma Zorunluluğu: Davacı, arabuluculuk son tutanağının aslını veya onaylı bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Tutanağın eklenmemesi halinde mahkemece bir haftalık kesin süre verilir; bu süre içinde de sunulmazsa dava usulden reddedilir. Hiç başvurulmadan dava açılması durumunda ise herhangi bir işlem yapılmaksızın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden ret kararı verilir.

    3. Asıl İşveren-Alt İşveren İlişkisinde Özel Durum

    7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 15. fıkrası, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın sağlanabilmesi için her iki işverenin de görüşmelere birlikte katılması ve iradelerinin birbirine uygun olması gerektiğini düzenlemiştir.

    Yargıtay Uygulaması: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, bu hüküm gereğince asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte arabulucuya başvurulmasını zorunlu görmekte; sadece birine başvurulması durumunda dava şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın reddi gerektiğini belirtmektedir.

    Anayasa Mahkemesi İptal Kararı (AYM-2024/157K): Anayasa Mahkemesi, 03.06.2025 tarihli kararıyla bu fıkrayı (m.3/15) iptal etmiştir. Mahkeme, işçiye “asıl işveren-alt işveren ilişkisini araştırma yükümlülüğü” yüklenmesinin mahkemeye erişim hakkını orantısız sınırladığına ve ölçülülük ilkesini ihlal ettiğine karar vermiştir.

    4. Anayasa Mahkemesi’nin “Aşırı Şekilcilik” ve “Erişim Hakkı” Değerlendirmeleri

    Anayasa Mahkemesi, işe iade davalarında arabuluculuk şartının yorumlanmasına ilişkin önemli kriterler belirlemiştir:

    Başvuru Formu vs. Son Tutanak: AYM, arabuluculuk başvuru formunda “işe iade” kutucuğunun işaretlenmemiş olmasını tek başına ret sebebi sayan yerel mahkeme kararlarını “aşırı şekilci” bulmuştur. Önemli olanın, son tutanak içeriğinden işe iade konusunun müzakere edilip edilmediğinin anlaşılması olduğu belirtilmiştir.

    Süre Başlangıcı: AYM, arabuluculuğa başvuru süresinin (bir ay) başlangıcında, sözleşme türünün ve fesih usulünün titizlikle incelenmesi gerektiğini, bu inceleme yapılmadan davanın süre aşımından reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade etmiştir.

    5. Arabuluculuk Sürecinin Sonuçları ve Ücretlendirme

    Anlaşma Durumu: Arabuluculukta işe iade veya işe başlatmama tazminatı konusunda anlaşma sağlanması halinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında dava açılamaz. Bu tutanak ilam niteliğindedir.

    Anlaşamama Durumu: Taraflar anlaşamazsa, iki saatlik arabuluculuk ücreti Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Bu ücret, ileride yargılama gideri olarak davanın haksız çıkan tarafından tahsil edilir.

    Hukuki Yarar: İşverenin arabuluculukta işe iadeyi kabul etmesine rağmen işçinin diğer şartlarda (boşta geçen süre vb.) anlaşamaması durumunda, işçinin dava açmakta halen hukuki yararının bulunduğu kabul edilmektedir.

    6. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler

    İkincil kaynak niteliğindeki kararlar uyarınca aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurulmalıdır:

    Karşı Davalar: Asıl davada arabuluculuk süreci yürütülmüşse ve karşı davadaki talep (örneğin işverenin ihbar tazminatı talebi) arabuluculuk görüşmelerinde açıkça müzakere edilip tutanağa bağlanmışsa, karşı dava için ayrıca arabulucuya başvurulması gerekmediği değerlendirilmektedir.

    Tutanak İçeriği: 02.07.2018 tarihinden sonraki başvurularda, son tutanakta hangi alacak kalemlerinin (işe iade, kıdem, ihbar vb.) müzakere edildiğinin açıkça belirtilmesi şarttır. Soyut ifadeler içeren tutanaklar, dava şartının gerçekleşmediği şeklinde yorumlanabilmektedir.

    İhtiyari Arabuluculuk ve İptal Davaları: İhtiyari arabuluculuk tutanağının irade fesadı gibi nedenlerle iptali isteniyorsa, bu durumun asıl işe iade davasında bir ön sorun olarak mı inceleneceği yoksa müstakil bir dava konusu mu olacağı hususunda yargı kararları arasında usuli tartışmalar bulunmaktadır.

    Ticari Davalarla Farkı: Ticari uyuşmazlıklarda (örneğin çek istirdadı) arabuluculuk şartı Türk Ticaret Kanunu’na dayanırken, işe iade davalarında bu şart doğrudan İş Mahkemeleri Kanunu ve İş Kanunu’ndan kaynaklanmaktadır.

    Sonuç: İşe iade davaları, 7036 sayılı Kanun uyarınca mutlak surette dava şartı olan arabuluculuğa tabidir. Fesih bildiriminden itibaren bir ay içinde arabulucuya başvurulması ve anlaşamama halinde iki hafta içinde davanın açılması usuli bir zorunluluktur. Bu şartların ihlali, davanın esasına girilmeden usulden reddine sebebiyet vermektedir. Bir yazı önerisi.

    İşe İade Davalarında Arabuluculuk Sürecinde Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

    İşe iade davalarında arabuluculuk, mutlak dava şartı olup; süreler, usul kuralları ve tutanak içeriğine ilişkin en küçük hata dahi davanın esasa girilmeden usulden reddine yol açabilmektedir. Bu nedenle arabuluculuk sürecinin, başvuru aşamasından son tutanağın düzenlenmesine kadar uzman bir iş hukuku avukatı eşliğinde yürütülmesi hayati önem taşır.

    Özellikle;

    1 aylık arabulucuya başvuru süresinin yanlış hesaplanması,

    Arabuluculuk başvurusunda işe iade talebinin açıkça ortaya konulmaması,

    Son tutanakta müzakere edilen taleplerin soyut veya eksik yazılması,

    Asıl işveren–alt işveren ilişkisinde yanlış muhataba başvuru yapılması,

    AYM ve Yargıtay’ın “aşırı şekilcilik” ve “erişim hakkı” kriterlerinin göz ardı edilmesi,

    işçilerin haklı oldukları halde davayı kaybetmelerine neden olabilmektedir.

    Uygulamada sıkça görüldüğü üzere, arabuluculuk süreci usulüne uygun yürütülmediğinde mahkemeler, feshin geçerliliğini hiç incelemeden dava şartı yokluğu gerekçesiyle ret kararı vermektedir. Bu nedenle arabuluculuk, yalnızca şekli bir ön aşama değil; davanın kaderini belirleyen stratejik bir süreçtir.

    İstanbul Anadolu Yakası’nda ve özellikle Tuzla bölgesinde iş hukuku alanında faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, işe iade davaları ve zorunlu arabuluculuk süreçlerini; güncel Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatları ışığında, hak kaybı yaşanmaması amacıyla titizlikle yürütmektedir. İşe iade davası açmadan önce arabuluculuk sürecini doğru yönetmek, davayı kazanmanın ilk ve en önemli adımıdır. Tuzla / İstanbul – 2M Hukuk Avukatlık Bürosu

    Read More

    SGK Çıkış Kodu 49 Nedir? Kıdem–İhbar Tazminatı, İşe İade ve Açılabilecek Davalar

    1. SGK Çıkış Kodu 49’un Mahiyeti ve Hukuki Dayanağı

    SGK çıkış kodu 49, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-(h) bendi uyarınca “işçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı hâlde yapmamakta ısrar etmesi” durumunu ifade eder. Bu kod, işverene iş sözleşmesini haklı nedenle ve tazminatsız olarak derhal feshetme yetkisi veren “Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Aykırılık” halleri kapsamında değerlendirilmektedir. Yargıtay kararlarında bu kod, işçinin performans düşüklüğü veya verimsizliğinden ziyade, kendisine hatırlatılan görevleri yerine getirmeme konusundaki “ısrarı” üzerine temellenmektedir.

    2. SGK Çıkış Kodu 49 Açılabilecek Davalar

    SGK çıkış kodu 49 ile işten çıkarılan bir işçinin başvurabileceği hukuki yollar şunlardır:

    Kıdem ve İhbar Tazminatı Davaları: İşçi, feshin haksız olduğunu ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer işçilik alacaklarının (yıllık izin, fazla mesai vb.) tahsilini talep edebilir.

    İşe İade Davası: İş güvencesi kapsamında olan işçiler, feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade talebiyle dava açabilirler. Feshin şekli şartlara (yazılı bildirim, savunma alma) veya içerik şartlarına (haklı/geçerli neden) aykırı olması durumunda bu dava kabul edilmektedir.

    Çıkış Kodunun Düzeltilmesi (Tespit) Davası: (İkincil Kaynak) İşçi, SGK kayıtlarındaki hatalı veya gerçeğe aykırı çıkış kodunun (örneğin 49 yerine 04 veya 25 olarak) düzeltilmesi için tespit davası açabilir. Bu dava, özellikle işsizlik ödeneğinden yararlanma ve yeni iş başvurularında engel teşkil etmemesi açısından önem arz eder.

    İşsizlik Ödeneğine İlişkin Davalar: (İkincil Kaynak) Kod 49 bildirimi nedeniyle işsizlik ödeneği başvurusu reddedilen işçi, feshin aslında işçi tarafından haklı nedenle yapıldığını veya işverenin feshinin haksız olduğunu ispatlayarak bu işlemin iptalini ve ödeneğe hak kazandığının tespitini isteyebilir.

    3. SGK Çıkış Kodu 49’da İspat Yükü Dağılımı

    Yargı kararlarında ispat yükü konusunda yerleşik ilkeler şunlardır:

    İşverenin İspat Yükü: İş akdinin haklı nedenle feshedildiğine ilişkin ispat yükü tamamen işveren üzerindedir. İşveren, işçinin görevlerini yapmadığını ve bu konuda kendisine hatırlatma yapılmasına rağmen ısrarını sürdürdüğünü somut delillerle kanıtlamalıdır.

    Kodla Bağlılık İlkesi: İşveren, SGK’ya bildirdiği çıkış kodu ile bağlıdır ve fesih nedenini sonradan değiştiremez. Eğer bildirim “haklı neden bildirilmeden fesih” (Kod 04) olarak yapılmışsa, işverenin mahkemede haklı fesih savunması yapması zorlaşmaktadır.

    İşçinin İspat Yükü: Feshin sendikal bir nedene dayandığı iddia ediliyorsa, bu iddianın ispat yükü işçiye aittir. Ayrıca, ücret alacaklarının ödendiğini ispat yükü işverende iken; fazla çalışma, hafta tatili gibi alacakların varlığını ispat yükü işçidedir.

    4. İşverenin Fesih Öncesi Yapması Gerekenler ve Uyarı Prosedürü

    Kod 49 kapsamında yapılacak bir feshin hukuka uygun sayılabilmesi için işverenin şu prosedürleri izlemesi gerekmektedir:

    Görevlerin Hatırlatılması ve Israrın Tespiti: İşçiye yapması gereken görevler açıkça hatırlatılmalı ve işçinin bu görevleri yapmamakta “ısrar ettiği” tutanaklarla belgelenmelidir.

    Savunma Alma Zorunluluğu: İş Kanunu md. 19 uyarınca, işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle fesih yapılmadan önce mutlaka işçinin savunması alınmalıdır. Savunma alınmadan yapılan fesihler, Yargıtay tarafından “şeklen geçersiz” kabul edilmektedir.

    Yazılı Bildirim ve Açıklık: Fesih bildirimi yazılı yapılmalı ve fesih sebebi “açık ve kesin” bir şekilde belirtilmelidir. “Vb. nedenler” gibi muğlak ifadeler feshin geçersizliğine yol açabilir.

    Ölçülülük İlkesi ve Son Çare Olması: (İkincil Kaynak) Fesih, başvurulacak son çare olmalıdır. İşçiye davranışını düzeltmesi için makul bir süre tanınmalı, ihtar ve uyarı mekanizmaları işletilmelidir. İlk eylemde doğrudan fesih yoluna gidilmesi ölçülülük ilkesine aykırı bulunabilir.

    5. Somut Örnek Analizleri

    Örnek 1 (Savunma Eksikliği): Bir işçinin “verilen işi yapmak istememesi ve verimsiz çalışması” gerekçesiyle işten çıkarıldığı olayda, işverenin fesih öncesi savunma almadığı tespit edilmiştir. Yargıtay, savunma alınmamasını doğrudan feshin geçersizliği ve işe iade nedeni saymıştır.

    Örnek 2 (Görev Alanı Dışı İşler): Forklift operatörü olarak çalışan bir işçinin, görev alanı olmayan yerlerde çalışması ve işyeri düzenini bozması nedeniyle uyarılmasına rağmen bu davranışlarını sürdürmesi üzerine yapılan fesih, somut tutanaklar ve savunma kayıtları ile desteklendiğinde haklı bulunabilmektedir.

    Örnek 3 (Performans ve İhtar): (İkincil Kaynak) Sentetik elyaf üretim işçisinin düşük performans göstermesi üzerine işverenin savunma aldığı, ihtar verdiği ve ertesi gün verimsizliğin devam ettiğini tespit ettiği durumda, usulüne uygun ihtar ve savunma süreci işletildiği için Kod 49 bildirimi hukuka uygun değerlendirilmiştir.

    Örnek 4 (İşverenin İspat Yetersizliği): İşverenin, işçinin makineler zarar verdiği iddiasıyla yaptığı fesihte, zarara ilişkin somut belge veya tutanak sunamaması durumunda, mahkeme “ispat yükünün yerine getirilmediği” gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatına hükmetmektedir.

    6. İkincil Kaynaklardan Ek Notlar

    Tespit Davasında Hukuki Yarar: İşten çıkış kodunun düzeltilmesi için açılan tespit davalarında, işçinin bu davayı açmakta “güncel bir hukuki yararının” (örneğin işsizlik maaşı alamama veya yeni iş bulamama) bulunması şarttır.

    Arabuluculuk Etkisi: Arabuluculuk anlaşma belgesi ile işçiye kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi kararlaştırılmışsa, SGK genelgeleri uyarınca bu belgeye dayanarak çıkış kodunun değiştirilmesi mümkündür.

    Disiplin Kurulu Süreci: Toplu iş sözleşmesi olan işyerlerinde, disiplin kurulu kararı ve savunma süreci işletilmeden yapılan fesihler, hak düşürücü süreler içinde olsa dahi usulden iptal edilebilmektedir.Bir yazı önerisi.

    Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | SGK Çıkış Kodu 49’da Hak Kaybı Yaşamamak İçin

    SGK çıkış kodu 49, uygulamada en sık haksız veya hatalı fesih iddialarına konu olan çıkış kodlarından biridir. Bu kodla yapılan fesihlerde; kıdem ve ihbar tazminatının tamamen kaybedilmesi, işsizlik ödeneğinden yararlanamama ve işe iade davasının reddi gibi son derece ağır sonuçlar doğabilmektedir. Bu nedenle sürecin başından itibaren uzman avukat desteği alınması hayati önem taşır.

    Özellikle;

    İşverenin, işçinin görevini yapmadığını ve hatırlatmaya rağmen ısrar ettiğini somut ve yazılı delillerle ispatlayamaması,

    Savunma alınmadan veya usule aykırı şekilde yapılan fesihler,

    SGK’ya bildirilen çıkış kodu ile mahkemede ileri sürülen fesih nedeninin birbiriyle örtüşmemesi,

    Kod 49’un gerçekte performans düşüklüğü, kişisel uyuşmazlık veya sendikal neden gibi sebeplerin örtülmesi amacıyla kullanılması,

    Çıkış kodunun düzeltilmesi davalarında hukuki yararın doğru kurulmamış olması,

    gibi hususlar, davanın kaderini doğrudan etkilemektedir.

    Uygulamada sıkça görüldüğü üzere; işverenin ispat yükünü yerine getirememesi halinde Kod 49’a rağmen kıdem ve ihbar tazminatına hükmedilmekte, hatta şartları varsa işe iade kararı verilebilmektedir. Ancak bu sonuca ulaşılabilmesi, Yargıtay içtihatlarına hâkim, delil stratejisini doğru kuran ve süreci usule uygun yöneten bir avukatla mümkündür.

    Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul Tuzla merkezli ofisiyle; SGK çıkış kodları, haksız fesih, işe iade ve işçilik alacakları davalarında işçi ve işveren müvekkillerine profesyonel hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır. SGK Çıkış Kodu 49 ile işten çıkarıldıysanız veya bu kodla fesih yapmayı planlıyorsanız, telafisi güç hak kayıpları yaşamamak için süreci mutlaka uzman bir avukatla yürütün. Tuzla / İstanbul – 2M Hukuk Avukatlık Bürosu

    Read More