Gemi İhtiyati Haczi Kararları Nasıl ve Hangi Usulle Verilir?

Dosya Üzerinden İnceleme, Duruşma Zorunluluğu ve Teminata Dönüştürme Süreçleri

Gemi ihtiyati haczi uygulamalarında en çok merak edilen konuların başında, mahkemenin duruşma yapıp yapmayacağı, itirazların nasıl inceleneceği ve haczin teminata dönüştürülmesi sürecinin hangi usulle yürütüldüğü gelmektedir. Yargı kararları incelendiğinde, bu süreçlerin her aşamasında farklı ve bağlayıcı usul kuralları uygulandığı görülmektedir. Yanlış usulle verilen kararlar ise istinaf veya temyizde sıklıkla

1. Gemi İhtiyati Haczi Kararının Alınması Usulü

 Yargı kararları incelendiğinde, gemi ihtiyati haczi kararlarının genellikle dosya üzerinden (evrak üzerinden) inceleme yapılarak verildiği görülmektedir. İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 258/2. maddesi uyarınca, ihtiyati haciz talebini inceleyen mahkeme iki tarafı dinleyip dinlememekte serbest bırakılmıştır. Bu kapsamda:

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2024/1067  ve 2024/1068 ) kararlarında, gemi ihtiyati haczi taleplerinin dilekçeye eklenen fatura, sipariş fişi ve irsaliye gibi belgelerin incelenmesiyle, karşı tarafa haber verilmeden dosya üzerinden karara bağlandığı belirtilmiştir.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2023/1806 Karaında da gemi üzerine ihtiyati haciz konulması kararının İİK m. 258 çerçevesinde dosya üzerinden alınması usul ve yasaya uygun bulunmuştur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2013/5611 K) kararında, tekne üzerine ihtiyati haciz konulması kararının dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda verildiği kaydedilmiştir.

2. İhtiyati Haciz Kararına İtiraz ve Kararın Kaldırılması Usulü 

İhtiyati haciz kararına karşı yapılan itirazların ve bu doğrultuda kararın kaldırılması taleplerinin incelenmesinde duruşma açılması yasal bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir. İİK’nın 265/4. maddesi uyarınca mahkeme, itiraz üzerine iki tarafı davet edip gelenleri dinlemek zorundadır. Ancak iki taraf da gelmezse evrak üzerinden inceleme yapılabilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2013/10557 K, 2014/18429 , 15. Hukuk Dairesi (2013/5869) ve 14. Hukuk Dairesi (2009/10962  kararlarında, ihtiyati hacze itirazın duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karara bağlanması, hukuki dinlenilme hakkına ve İİK 265/4 maddesine aykırı bulunarak bozma nedeni sayılmıştır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi (2021/1325 ), dosya üzerinden verilen ihtiyati haciz kararına yapılan itirazın duruşma açılarak incelenmesinin kanunen zorunlu olduğunu vurgulamıştır.

Somut uygulamalarda, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2024/1067 2024/1068, 2020/1336 ) ve 43. Hukuk Dairesi (2024/481 , 2020/2041 nezdindeki dosyalarda, ilk derece mahkemelerinin itirazları değerlendirmek üzere duruşma açtığı ve tarafları dinlediği görülmektedir.

3. İhtiyati Haczin Teminata Dönüştürülmesi Usulü 

Gemi ihtiyati haczinin teminata dönüştürülmesi (teminat üzerine kaydırılması) kararları, yargı kararlarında genellikle dosya üzerinden alınan ek kararlar ile gerçekleştirilmektedir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2024/1067 K, 2024/1068, 2020/1336 ) kararlarında, borçlu vekilinin başvurusu üzerine Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1371. maddesi uyarınca ihtiyati haczin nakit veya banka teminat mektubu üzerine kaydırılmasına dosya üzerinden karar verildiği belirtilmiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2023/1567 , teminat mektubu sunulması üzerine ihtiyati haczin teminat üzerine kaydırılması işleminin dosya üzerinden bir ara karar ile yapıldığını kaydetmiştir.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2023/1806 bir kararında, teminata dönüştürme kararının başlangıçta dosya üzerinden verilmesini usulen eksik bulsa da, bu eksikliğin daha sonra yapılan duruşmalı itiraz incelemesiyle giderilebileceğine işaret etmiştir.

4. Üst Derece Mahkemelerinin İnceleme Usulü 

Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay tarafından yapılan istinaf ve temyiz incelemeleri, kural olarak dosya üzerinden gerçekleştirilmektedir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2024/1067 , 43. Hukuk Dairesi (2024/481 Kaynak) ve 12. Hukuk Dairesi (2023/604  kararlarında, istinaf incelemesinin HMK 353/1-b ve İİK 265/son maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapıldığı açıkça ifade edilmiştir.

Sık Sorulan Sorular

Gemi ihtiyati haczi kararı duruşma yapılmadan verilebilir mi?

Evet. Gemi ihtiyati haczi kararları, kural olarak dosya (evrak) üzerinden verilmektedir. İcra ve İflas Kanunu m. 258/2 uyarınca mahkeme, tarafları dinleyip dinlememe konusunda serbesttir. Uygulamada mahkemeler; fatura, sipariş fişi, irsaliye, sözleşme ve kaptan onaylı belgeleri inceleyerek, karşı tarafa önceden bildirim yapmaksızın haciz kararı verebilmektedir. Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay kararları, bu yöntemi usule uygun kabul etmektedir.

İhtiyati hacze itiraz edilirse mahkeme duruşma açmak zorunda mı?

Evet. İhtiyati hacze itiraz edilmesi halinde duruşma açılması zorunludur. İİK m. 265/4 açık hüküm içermekte olup, mahkeme itiraz üzerine tarafları davet ederek dinlemek zorundadır. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri, itirazın duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden karara bağlanmasını hukuki dinlenilme hakkının ihlali saymakta ve bu durumu kesin bozma nedeni olarak değerlendirmektedir.

Gemi haczi teminata kaydırılırken duruşma yapılır mı?

Uygulamada çoğunlukla hayır. Gemi ihtiyati haczinin teminata dönüştürülmesi talepleri, genellikle dosya üzerinden verilen ara kararlarla sonuçlandırılmaktadır. Borçlu tarafından yeterli nakit veya banka teminat mektubu sunulması halinde, mahkemeler TTK m. 1371 uyarınca haczi gemi üzerinden kaldırarak teminata kaydırabilmektedir. Ancak bazı yargı kararlarında, bu işlemin sonradan yapılan duruşmalı itiraz incelemesiyle denetlenmesi gerektiği de vurgulanmaktadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi süreçleri, usul hatasına en açık alanlardan biridir. Hangi aşamada duruşma yapılması gerektiği, hangi kararlarda dosya üzerinden incelemenin mümkün olduğu ve teminata dönüştürme sürecinin nasıl yürütüleceği, tamamen teknik ve içtihat ağırlıklı konulardır. Yanlış usulle alınan veya eksik savunulan bir karar, haczin kaldırılmasına, teminatın iadesine veya dosyanın bozulmasına yol açabilir.

Özellikle deniz ticareti uyuşmazlıklarında;

İİK–TTK–HMK hükümlerinin birlikte uygulanması,

BAM ve Yargıtay içtihatlarının yakından takibi,

itiraz ve teminat aşamalarında doğru usul stratejisinin belirlenmesi,

liman, icra ve mahkeme süreçlerinin eş zamanlı yönetilmesi uzmanlık gerektirir. Bu nedenle gemi ihtiyati haczi dosyalarında, deniz ticareti hukuku pratiğine hâkim, içtihatları bilen ve acil haciz süreçlerini yönetebilen uzman bir avukatla çalışmak, alacağın korunması açısından kritik öneme sahiptir.

Read More

Gemi İhtiyati Haczi Talep Dilekçesi Nasıl Hazırlanır?

Deniz Alacağına Dayalı Hacizde Zorunlu Unsurlar, Deliller ve Uygulama Rehberi

Gemi ihtiyati haczi, deniz ticaretinde alacakların korunması açısından en etkili hukuki araçlardan biridir. Ancak bu yolun başarıyla işletilebilmesi, haciz talep dilekçesinin eksiksiz, doğru hukuki dayanaklara oturtulmuş ve yaklaşık ispat şartını karşılayacak şekilde hazırlanmasına bağlıdır. Uygulamada, şekli eksiklikler veya hatalı kurgulanan dilekçeler nedeniyle çok sayıda haciz talebi reddedilmektedir.

Bu çalışma, bir geminin ihtiyati haczinin talep edildiği dilekçelerde yer alması gereken zorunlu unsurları, hukuki dayanakları ve ispat araçlarını ilgili yargı kararları ışığında analiz etmektedir.

1. Geminin Kimlik Bilgileri ve Teşhisi

Gemi ihtiyati haczi taleplerinde, haczine karar verilecek geminin tereddüde yer bırakmayacak şekilde tanımlanması esastır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2025/51-2025/80 K) kararına göre, dilekçede geminin tüm kimlik bilgilerine yer verilmelidir. Bu bilgiler şunlardır:

Geminin adı,

IMO numarası,

Bağlama limanı,

Bayrağı,

Tescil limanı ve sicil numarası (varsa). Kararda, bu bilgilerin eksikliğinin hangi geminin haczine karar verildiğinin açıkça gösterilmesi zorunluluğuna aykırı olacağı vurgulanmıştır.

2. Alacağın “Deniz Alacağı” Niteliği ve Hukuki Dayanak

İhtiyati haciz talebi, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352 ve devamı hükümlerine dayandırılmalıdır. Dilekçede alacağın, kanunda sayılan 22 kalem deniz alacağından hangisine girdiği açıkça belirtilmelidir. Örnek kararlarda rastlanan deniz alacağı türleri şunlardır:

Gemi İşletilmesinden Doğan Zararlar (Çatma/Hasar): TTK m. 1352/1-a uyarınca geminin sebep olduğu zıya veya hasarlar (Yargıtay 11. HD, 2013/18320 

Yük Hasarı ve Zayiatı: TTK m. 1352/1-g uyarınca taşıma sözleşmesinden doğan yük zararları (Samsun BAM 3. HD, 2023/34 

Yakıt ve Malzeme Tedariki: TTK m. 1352/1-f ve l bentleri uyarınca gemiye sağlanan yakıt ve teçhizat bedelleri (Yargıtay 11. HD, 2013/6720 

Gemi Adamı Ücretleri: TTK m. 1352/1-o uyarınca kaptan ve mürettebatın ücret alacakları (İstanbul BAM 13. HD, 2019/906 

Römorkörcülük ve Liman Hizmetleri: TTK m. 1352/1-n uyarınca verilen hizmet bedelleri (İstanbul BAM 13. HD, 2022/1014 

3. Alacağın Miktarı ve Yaklaşık İspat Koşulu

İİK m. 258 ve TTK m. 1362 uyarınca, alacaklı alacağının varlığı ve miktarı konusunda mahkemeye kanaat getirecek deliller sunmalıdır. Tam ispat aranmamakta, “yaklaşık ispat” yeterli görülmektedir. Dilekçede alacak kalemleri (ana para, faiz, masraflar) ayrıntılı hesaplanmalıdır.

Örnek: İzmir BAM 17. HD (2023/471 K) dosyasında; mal bedeli, tahliye ücreti, depo kirası ve işgal bedeli gibi kalemler tek tek belirtilerek toplam zarar miktarı somutlaştırılmıştır.

Örnek: İstanbul BAM 13. HD (2025/2019 K) dosyasında; yakıt miktarları ile birim fiyatlar çarpılarak (mt x USD) detaylı bir hesap tablosu sunulmuştur.

4. Dilekçeye Eklenmesi Gereken Temel Deliller

Mahkemelerin yaklaşık ispat için yeterli bulduğu ve dilekçeye eklenmesi gereken belgeler şunlardır:

Sözleşmeler: Navlun sözleşmesi, çarter parti, hizmet veya satış sözleşmesi.

Ticari Belgeler: Faturalar, proformalar, ödeme dekontları.

Deniz Ticareti Belgeleri: Konşimento, ordino, gemi sicil kayıtları.

Teslim ve Onay Belgeleri: Gemi kaptanı tarafından mühürlenmiş yakıt teslim belgeleri, servis formları, iş emirleri.

Hasar Tespitleri: Ekspertiz raporları, protesto mektupları, mahkeme tespit dosyaları, fotoğraflar.

5. Teminat ve Seferden Men Talebi

Teminat: TTK m. 1363 uyarınca, deniz alacağı için ihtiyati haciz isteyen alacaklı 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında teminat yatırmak zorundadır. Denizli BAM 4. HD (2024/36) kararı, bu teminatın yatırılmamasını bir red gerekçesi olarak kabul etmiştir. Ancak gemi adamı alacaklarında teminatsız haciz kararı verilebilmektedir (İstanbul BAM 14. HD, 2022/2109

Seferden Men: TTK m. 1353/1 uyarınca deniz alacakları için geminin sadece ihtiyati haczine karar verilebilir; ayrıca ihtiyati tedbir veya seferden men istenemez. Ancak haczin infazı aşamasında geminin muhafaza altına alınması seferden men sonucunu doğurur.

6. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlamlar

Bakım-Onarım Hizmetleri: İkincil kaynak niteliğindeki İstanbul BAM 14. HD (2024/1068) kararına göre, bakım-onarım sözleşmeleri, kaptan onaylı talep formları ve proforma faturalar yaklaşık ispat için kritik öneme sahiptir.

Liman Hizmetleri: Yargıtay 11. HD (2014/9364  kararı, liman hizmetlerinin bedelsiz verilemeyeceği karinesinden hareketle, hizmetin verildiğinin ispatlanmasını yeterli görmüştür.

Kardeş Gemi Hacz: İstanbul BAM 43. HD (2022/266) kararı, borçluya ait başka bir geminin (kardeş gemi) haczinin talep edilmesi durumunda, gemiler arasındaki mülkiyet bağını gösteren sicil kayıtlarının ve “Register” belgelerinin dilekçeye eklenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Muacceliyet Tartışması: Samsun BAM 3. HD (2025/1346 ) kararı, dilekçede alacağın muaccel (ödeme günü gelmiş) olduğunun ve ifanın eksiksiz tamamlandığının net bir şekilde ortaya konulması gerektiğini, aksi halde talebin reddedilebileceğini hatırlatmaktadır.

Sonuç Olarak Dilekçe İçeriği Özeti:

Tarafların Sıfatları: Donatan, işleten, kiracı veya gemi yöneticisi oldukları netleştirilmelidir.

Gemi Bilgileri: Ad, IMO, Bayrak, Bağlama Limanı.

Alacak Detayı: TTK 1352 kapsamındaki türü, miktarı ve hesaplama yöntemi.

Tehlike Unsuru: Geminin limandan ayrılma riski ve alacağın tahsilinin imkansızlaşacağı iddiası.

Delil Listesi: Sözleşme, fatura, kaptan onaylı belgeler ve teknik raporlar.

Hukuki Dayanak: TTK m. 1352, 1353, 1362 ve 1363 hükümleri.

Sık Sorulan Sorular

Gemi ihtiyati haczi dilekçesinde gemi bilgileri neden bu kadar ayrıntılı yazılmalıdır?

Çünkü ihtiyati haciz, belirli ve somut bir gemi üzerinde uygulanır. Gemi adı, IMO numarası, bayrağı, bağlama limanı ve varsa sicil numarası açıkça belirtilmezse, hangi geminin haczedileceği konusunda tereddüt doğar. Yargı kararları, bu bilgilerin eksik olmasını haciz talebinin reddi için yeterli görmektedir. Özellikle aynı isimli veya kardeş gemilerin bulunduğu durumlarda, IMO numarası hayati önemdedir.

Deniz alacağı olduğu dilekçede nasıl ispatlanmalıdır?

Mahkeme, alacağın gerçekten TTK m. 1352’de sayılan deniz alacaklarından biri olup olmadığını açıkça görmek ister. Bu nedenle dilekçede, alacağın hangi bent kapsamına girdiği net biçimde belirtilmelidir. Örneğin yakıt alacağı, gemi adamı ücreti, römorkaj hizmeti veya bakım-onarım bedeli olduğu açıkça yazılmalı; soyut ifadelerden kaçınılmalıdır. Yanlış sınıflandırılan alacaklar, sırf bu nedenle reddedilebilmektedir.

Gemi ihtiyati haczinde “yaklaşık ispat” ne anlama gelir?

Gemi ihtiyati haczinde alacaklının alacağını tam olarak ispat etmesi gerekmez. Mahkemenin, alacağın varlığına ve miktarına dair kanaat oluşturması yeterlidir. Bu nedenle sözleşmeler, faturalar, kaptan onaylı teslim belgeleri, proforma faturalar, e-postalar ve teknik raporlar birlikte sunulmalıdır. Ancak deliller ne kadar düzenli ve tutarlıysa, haciz kararının alınma ihtimali de o kadar yükselir.

Teminat yatırılmazsa gemi ihtiyati haczi kararı verilebilir mi?

Kural olarak hayır. Deniz alacaklarında ihtiyati haciz isteyen alacaklı, 10.000 SDR tutarında teminat yatırmak zorundadır. Bu teminat yatırılmadan verilen haciz talepleri reddedilmektedir. Ancak gemi adamlarının ücret alacakları gibi istisnai durumlarda teminatsız haciz mümkündür. Bu ayrımın dilekçede açıkça belirtilmemesi, talebin reddine yol açabilir.

Gemi İhtiyati Haczi Sürecinde Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi, süre, şekil ve ispat bakımından son derece teknik bir hukuki süreçtir. Yanlış yazılmış tek bir cümle, eksik eklenmiş bir belge veya hatalı hukuki dayanak, alacaklının en güçlü güvencesini daha baştan kaybetmesine neden olabilir. Özellikle geminin limandan ayrılma riski bulunan dosyalarda, zamanla yarışılan bu süreçte hata toleransı yoktur.

Uzman bir deniz ticareti avukatı desteği olmadan yapılan başvurularda sıklıkla şu sorunlar yaşanır:

Alacağın deniz alacağı kapsamında yanlış nitelendirilmesi

Gemi kimlik bilgilerinin eksik veya hatalı yazılması

Yaklaşık ispatı sağlayacak delillerin yeterince yapılandırılmaması

Teminat ve seferden men rejiminin yanlış talep edilmesi

Kardeş gemi haczi imkanının gözden kaçırılması

Özellikle İstanbul ve Tuzla gibi deniz ticaretinin yoğun olduğu bölgelerde, mahkemeler bu talepleri çok sıkı denetlemektedir. Bu nedenle gemi ihtiyati haczi dilekçesinin, içtihatlara hâkim, deniz ticareti hukuku alanında uzman bir avukat tarafından hazırlanması; alacağın kağıt üzerinde kalmaması için kritik önemdir.

Read More

Gemi İhtiyati Haczi İçin Gemi Bilgileri Nereden Bulunur?

IMO Numarası, Bayrak, Bağlama Limanı ve Sicil Kaydı Rehberi

Gemi ihtiyati haczi taleplerinde en sık yapılan hatalardan biri, gemiye ait kimlik bilgilerinin eksik veya hatalı sunulmasıdır. Oysa mahkemeler açısından en kritik nokta, hacze konu geminin tereddüde yer vermeyecek şekilde teşhis edilmesidir. Bu yazıda, ihtiyati haciz dilekçesinde yer alması gereken gemi adı, IMO numarası, bağlama limanı, bayrak ve sicil bilgilerine nereden ve nasıl ulaşılacağını pratik ve uygulamaya dönük şekilde ele alıyoruz.

Gemi Adı ve IMO Numarası Nereden Bulunur?

Gemi ihtiyati haczinde en kritik kimlik bilgisi IMO numarasıdır. Çünkü gemi adı değişebilir; ancak IMO numarası geminin ömrü boyunca değişmez ve tekil bir tanımlayıcıdır. Bu nedenle mahkemeler, IMO numarasını geminin kesin teşhisi açısından vazgeçilmez kabul eder.

En güvenilir kaynaklar:

Uluslararası gemi sorgu sistemler

Equasis

IHS / Sea-Web

MarineTraffic

Konşimento (Bill of Lading)

Çarter parti veya taşıma sözleşmeleri

Gemi kaptanı imzalı belgeler (yakıt teslim fişi, iş emri, servis formları)

Dilekçede gemi adıyla birlikte IMO numarasına mutlaka yer verilmelidir. IMO numarasının yazılmadığı dosyalarda, haciz taleplerinin reddedildiği çok sayıda örnek bulunmaktadır.

Bağlama Limanı Nasıl Tespit Edilir?

Bağlama limanı, uygulamada en çok karıştırılan kavramlardan biridir. Bağlama limanı, geminin fiilen bulunduğu liman değil; siciline kayıtlı olduğu limandır.

Bağlama limanı şu kaynaklardan öğrenilir:

Gemi sicil kayıtları (Türk veya yabancı)

Liman başkanlığı kayıtları

Equasis / MarineTraffic sistemlerinde yer alan “Port of Registry” bilgisi

Gemi sertifikaları (Certificate of Registry)

Bağlama limanı yanlış yazıldığında, mahkeme yetki değerlendirmesinde sorun yaşayabilir. Bu nedenle fiili liman ile bağlama limanı mutlaka ayırt edilmelidir.

Geminin Bayrağı Nereden Öğrenilir?

Geminin bayrağı, özellikle yabancı bayraklı gemilerin ihtiyati haczinde büyük önem taşır. Çünkü yabancı gemiler bakımından da Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanmakta, ancak bayrak bilgisi hukuki değerlendirmede belirleyici rol oynamaktadır.

Bayrak bilgisi şu belgelerde yer alır:

Gemi sicil belgesi (Certificate of Registry)

Equasis, IHS, MarineTraffic kayıtları

Konşimento ve navlun sözleşmeleri
Bayrak bilgisinin eksik olduğu dilekçelerde, haczin yabancı gemiye uygulanabilirliği konusunda tereddüt doğabilmektedir.

Tescil Limanı ve Sicil Numarası Nereden Bulunur?

Türk Bayraklı Gemiler İçin:

Gemi Sicil Müdürlükleri

Bağlama Kütüğü kayıtları

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı sistemleri

Yabancı Bayraklı Gemiler İçin:

Yabancı gemi sicilleri (flag state registry)

Equasis / Sea-Web raporları

Certificate of Registry

Register extract (sicil özeti)

Yabancı gemilerde sicil numarasına her zaman ulaşmak mümkün olmayabilir. Bu durumda dilekçede “varsa sicil numarası” ibaresi kullanılarak IMO numarası + gemi adı + bayrak bilgisi birlikte yazılmalı ve bu durum açıkça açıklanmalıdır.

Eksik Bilgiler İcra ve Liman Başkanlığı Aşamasında Tamamlanabilir mi?

Uygulamada sıkça karşılaşılan durum şudur: Haciz talebi yapılırken tüm sicil bilgileri mevcut değildir, ancak gemi fiilen Türk limanındadır. Bu halde:

IMO numarası + gemi adı + bayrak bilgisi ile ihtiyati haciz talep edilebilir

İnfaz aşamasında, liman başkanlığı ve icra müdürlüğü üzerinden eksik bilgiler tamamlanır

Mahkemeler, geminin IMO numarası ile tereddütsüz teşhis edilebildiği dosyalarda aşırı şekilcilikten kaçınmaktadır

Sonuç: Gemi Bilgilerinde Esas Olan Nedir?

Gemi ihtiyati haczinde esas olan, hacze konu geminin tereddüde yer vermeyecek şekilde teşhis edilmesidir.
Bu nedenle:

IMO numarası mutlaka yazılmalı

Gemi adı, bayrak ve bağlama limanı birlikte belirtilmeli

Eksik bilgiler gerekçelendirilmelidir

Bu yaklaşım, uygulamada haciz taleplerinin kabul edilme ihtimalini ciddi şekilde artırmaktadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi talepleri, yüksek meblağlar, çok kısa süreler ve teknik deniz ticareti kuralları içeren, hata kabul etmeyen süreçlerdir. Geminin adı, IMO numarası, bayrak ve sicil bilgilerindeki tek bir eksiklik veya yanlışlık, haciz talebinin usulden reddine ya da haczin kısa sürede kaldırılmasına yol açabilir. Özellikle deniz alacağının doğru nitelendirilmesi, TTK m. 1352 kapsamına girip girmediğinin doğru tespiti, yaklaşık ispat eşiğini karşılayan delillerin seçilmesi ve mahkeme–icra–liman başkanlığı koordinasyonunun eş zamanlı yürütülmesi uzmanlık gerektirir.

Uygulamada geminin limandan ayrılması saatler içinde mümkün olabildiğinden, yanlış mahkeme seçimi, eksik teminat hesabı veya hatalı dilekçe kurgusu, alacağın fiilen tahsil edilememesine neden olabilir. Bu nedenle gemi haczi süreçlerinde, deniz ticareti hukuku pratiğine hâkim, liman uygulamalarını bilen ve acil haciz dosyalarında tecrübeli bir uzman avukatla çalışmak, hem haczin alınması hem de haczin korunması açısından belirleyici rol oynar.

Sık Sorulan Sorular

Gemi ihtiyati haczi dilekçesinde IMO numarası mutlaka yazılmalı mı?

Evet. IMO numarası, geminin en güvenilir ve değişmez kimlik bilgisidir. Gemi adı zaman içinde değişebilse de IMO numarası geminin ömrü boyunca sabit kalır. Mahkemeler, hacze konu geminin tereddütsüz şekilde teşhis edilebilmesi için IMO numarasının dilekçede yer almasını kritik görmektedir. IMO numarasının bulunmadığı veya eksik yazıldığı dosyalarda ihtiyati haciz taleplerinin reddedildiği uygulamada sıkça görülmektedir.

Bağlama limanı ile geminin fiilen bulunduğu liman aynı şey midir?

Hayır. Bağlama limanı, geminin siciline kayıtlı olduğu limanı ifade eder; geminin fiilen bulunduğu veya haczin uygulandığı limanla karıştırılmamalıdır. Bu ayrım, hem mahkemenin yetkisinin belirlenmesi hem de gemi bilgilerinin doğru sunulması açısından önemlidir. Dilekçede bağlama limanı yanlış yazıldığında, yetki itirazları ve usulden ret riskleri ortaya çıkabilmektedir.

Yabancı bayraklı gemilerde sicil numarası bulunamazsa haciz talebi reddedilir mi?

Hayır. Yabancı bayraklı gemilerde sicil numarasına her zaman ulaşmak mümkün olmayabilir. Bu durumda, dilekçede IMO numarası, gemi adı ve bayrak bilgisi birlikte yazılır ve sicil numarasına neden ulaşılamadığı kısaca açıklanır. Uygulamada mahkemeler, IMO numarası ile geminin tereddütsüz şekilde teşhis edilebildiği dosyalarda şekilci davranmamakta ve haciz taleplerini kabul etmektedir.

Read More

Deniz Alacağına Dayalı Gemi İhtiyati Haczi Nedir?Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Şartlar, Teminat, Seferden Men ve İtiraz Süreci

1. Deniz Alacağı Kavramı ve İhtiyati Haciz Talebinin Temeli 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca, bir geminin ihtiyati haczine yalnızca TTK m. 1352’de sınırlı olarak sayılan “deniz alacakları” için karar verilebilir. TTK m. 1353 uyarınca, deniz alacaklarını teminat altına almak amacıyla gemi üzerine ihtiyati tedbir konulması veya başka bir surette geminin seferden menedilmesi istenemez; başvurulabilecek tek hukuki yol ihtiyati hacizdir. Deniz alacakları arasında geminin işletilmesi, bakımı, yakıt tedariki, gemi adamı ücretleri, geminin satış sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar ve çevre zararları gibi kalemler yer almaktadır.

2. Başvuru Süreci ve Yaklaşık İspat Koşulu 

Geminin ihtiyati haczini talep eden alacaklı, TTK m. 1362 uyarınca alacağının bir deniz alacağı olduğunu ve alacağın parasal değerini mahkemeye kanaat getirecek delillerle sunmalıdır.

İspat Ölçütü: Tam ispat aranmaz, “yaklaşık ispat” yeterlidir. Alacaklı; sözleşme, fatura, gemi kaptanının imza ve mührünü taşıyan belgeler, sörvey raporları, e-posta yazışmaları veya proforma faturalar gibi delillerle mahkemede kanaat oluşturmalıdır.

Görevli ve Yetkili Mahkeme: Görevli mahkeme deniz ticareti ihtisas mahkemeleridir (Asliye Ticaret Mahkemeleri). Yetki ise geminin bulunduğu yer liman başkanlığına göre tayin edilir.

3. Teminat Yatırma Yükümlülüğü 

TTK m. 1363/1 uyarınca, ihtiyati haciz kararı verilmesini isteyen alacaklı, borçlunun ve üçüncü kişilerin uğrayabileceği zararları karşılamak üzere 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında (veya bunun TL karşılığı) nakit veya banka teminat mektubu sunmak zorundadır.(SDR (Özel Çekme Hakkı – Special Drawing Right), IMF’nin USD–EUR–CNY–JPY–GBP para sepetine göre günlük değerlenen uluslararası bir hesap birimidir. 28 Ocak 2026 itibarıyla 1 SDR ≈ 59,87 TL olup, buna göre 10.000 SDR ≈ 598.734 TL’ye karşılık gelmektedir; kur gün içinde değişebileceğinden mahkeme veya infaz günündeki SDR/TL kuru esas alınır.)

İstisna: Gemi adamlarının ücret alacakları ve ülkelerine geri götürülme masrafları için talep edilen ihtiyati hacizlerde alacaklının teminat yatırması gerekmemektedir (TTK m. 1363/2).

Teminatın Artırılması: Borçlu, geminin seferden alıkonulması nedeniyle uğradığı günlük işletme giderleri ve kazanç kayıplarını ileri sürerek teminatın artırılmasını mahkemeden talep edebilir.

4. Kararın İnfazı ve Seferden Men

 İhtiyati haciz kararı alındıktan sonra infaz aşamasında sıkı sürelere ve usullere dikkat edilmelidir:

İnfaz Süresi: Alacaklı, kararın verildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki veya geminin bulunduğu yerdeki icra dairesinden infazı istemelidir. Aksi halde karar kendiliğinden kalkar (TTK m. 1364).

Seferden Men: TTK m. 1366 uyarınca, ihtiyati haczine karar verilen gemiler, bayrağına bakılmaksızın icra müdürü tarafından seferden menedilerek muhafaza altına alınır. Seferden men, ihtiyati haczin doğal bir sonucu ve muhafaza işlemidir; mahkemeden ayrıca talep edilmesine gerek yoktur.

Sicil Bildirimi: İhtiyati haciz kararı, uygulandığı ilk iş gününde geminin kayıtlı olduğu sicile (veya Bağlama Kütüğü’ne) bildirilir. Ancak sadece sicile şerh verilmesi yeterli olmayıp, geminin fiilen haczolunması (seferden men) şarttır.

5. İhtiyati Haczi Tamamlayan Merasim (Tamamlayıcı İşlemler) 

Deniz alacaklarına ilişkin ihtiyati hacizlerde, İcra ve İflas Kanunu’ndaki (İİK) genel sürelerden farklı bir düzenleme mevcuttur. TTK m. 1376 uyarınca, ihtiyati haciz kararının infazından itibaren alacaklı, bir ay içinde esas hakkındaki davasını açmalı veya icra takibine başlamalıdır. İİK m. 264’teki 7 günlük süre deniz alacaklarında uygulanmaz.

6. İtiraz ve Haczin Kaldırılması

İtiraz: Borçlu, haciz tutanağının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye başvurarak ihtiyati hacze itiraz edebilir (İİK m. 265). İtiraz nedenleri; haczin dayandığı sebepler, mahkemenin yetkisi ve teminat ile sınırlıdır. Alacağın esasına veya kesin miktarına ilişkin maddi hukuk itirazları bu aşamada dinlenmez.

Teminat Karşılığı Kaldırma: TTK m. 1371 uyarınca borçlu, geminin değerini geçmemek kaydıyla alacağın tamamı, faiz ve giderler için yeterli teminat göstererek haczin gemi üzerinden kaldırılarak teminata kaydırılmasını talep edebilir.

7. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bilgiler

 İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararları, geminin ihtiyati haczine ilişkin şu ek bağlamları sunmaktadır:

Kardeş Gemi (Sister Ship) Haczi: TTK m. 1369/2 uyarınca, alacak doğduğunda asıl geminin maliki, kiracısı veya işleteni olan kişiye ait diğer gemilerin (kardeş gemiler) haczine de imkan tanınmaktadır. Bu durumda gemi sicil kayıtları ve donatanlık ilişkisinin yaklaşık ispatı kritik önemdedir.

Görevli Mahkeme Ayrımı: Türk bayraklı ve belirli büyüklükteki gemilerde çalışan gemi adamlarının ücret alacakları Deniz İş Kanunu’na tabi olduğundan, bu tür ihtiyati haciz taleplerinde İş Mahkemeleri görevli olabilmektedir. Görev hususu kamu düzeninden olup mahkemece resen dikkate alınır.

Hapis Hakkı Engeli: Kanunen hapis hakkına konu olabilecek emtialar (örneğin zaman çarteri sözleşmesinden doğan yakıt alacakları) için ihtiyati haciz kararı verilmesi, hapis hakkı önceliği nedeniyle reddedilebilir.

Yabancı Bayraklı Gemiler: Yabancı bayraklı gemilerin haczinde de Türk hukuku (TTK m. 1364-1368) uygulanır ve icra müdürü gemiyi bayrağına bakmaksızın seferden meneder. Bir yazı önerisi.

Sık Sorulan Sorular

Deniz Alacağı Nedir ve Neden Sadece İhtiyati Haciz Yoluna Gidilebilir?

Türk Ticaret Kanunu, hangi alacakların deniz alacağı sayılacağını sınırlı olarak düzenlemiştir. Gemi işletilmesi, bakım ve onarım giderleri, yakıt tedariki, gemi adamı ücretleri, geminin satışından doğan uyuşmazlıklar ve çevre zararları bu kapsamda yer alır. Kanun açıkça şunu söyler: Deniz alacakları için gemi üzerine ihtiyati tedbir konulamaz, gemi başka bir yolla seferden men edilemez.
Tek hukuki yol ihtiyati hacizdir. Bu kural, alacaklının yanlış hukuki yola başvurması halinde talebin reddedilmesine neden olabilecek kadar kesindir.

Gemi ihtiyati haczi için mutlaka deniz alacağı mı gerekir?

Evet. Deniz alacağı dışında kalan alacaklar için gemi ihtiyati haczi talep edilemez. Mahkeme bu hususu re’sen inceler.

Gemi ihtiyati haczinde tam ispat şart mı?

Hayır. Yaklaşık ispat yeterlidir. Mahkemenin kanaat oluşturması yeterli kabul edilir.

Gemi haczi alındıktan sonra seferden men otomatik olarak mı uygulanır?

Evet. Gemi hakkında ihtiyati haciz kararı verildiğinde, seferden men işlemi ayrıca talep edilmesine gerek olmaksızın otomatik olarak uygulanır. Türk Ticaret Kanunu’na göre seferden men, ihtiyati haczin doğal ve zorunlu bir sonucudur. İcra müdürlüğü, haciz kararını infaz ederken geminin fiilen sefer yapmasını engeller ve gemiyi muhafaza altına alır.

Yabancı bayraklı gemiler Türkiye’de ihtiyati hacze konu edilebilir mi?

Evet. Yabancı bayraklı gemiler de Türkiye’de ihtiyati hacze konu edilebilir ve bu gemiler hakkında da Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Geminin Türk bayraklı veya yabancı bayraklı olması, ihtiyati haciz kararı verilmesine engel değildir. Gemi Türkiye limanlarında, karasularında veya Türk liman başkanlığının fiili denetim alanı içindeyse; deniz alacağına dayalı olarak ihtiyati haciz kararı alınabilir ve icra müdürü tarafından gemi bayrağına bakılmaksızın seferden men edilir. Uygulamada yabancı bayraklı gemiler için de sicil bildirimi yapılır, ancak esas olan geminin fiilen haczedilmesi ve hareketinin durdurulmasıdır.

Gemi İhtiyati Haczi Sürecinde Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi, süreye son derece duyarlı, teknik ve uluslararası boyutu olan bir süreçtir. Yanlış mahkeme, eksik delil, hatalı süre hesabı veya yanlış hukuki yol seçimi; alacaklının en güçlü kozunu baştan kaybetmesine yol açabilir. Özellikle İstanbul deniz ticaret avukatı veya Tuzla deniz ticaret avukatı desteği olmadan yürütülen dosyalarda şu riskler sık görülür:

3 iş günlük infaz süresinin kaçırılması

1 aylık tamamlayıcı merasim süresinin yanlış uygulanması

Yanlış teminat stratejisi

Kardeş gemi haczi imkanının kaçırılması

Haczin usulden kaldırılması. Tuzla tersaneler bölgesi, gemi bakım ve onarım alacaklarının merkezidir. Bu bölgede faaliyet gösteren firmalar için deniz ticareti hukukuna hâkim bir avukatla çalışmak hayati önemdedir. Bu noktada 2M Hukuk, gemi ihtiyati haczi, deniz alacağı, kardeş gemi haczi, teminat ve tahsil süreçlerinde stratejik ve önleyici hukuki danışmanlık sunarak alacağın fiilen korunmasını hedefler.

Read More

Gemi Üzerindeki İhtiyati Haczin Teminata Kaydırılması Sonrası Alacaklının Hakları

Deniz Alacağı, Teminat, Rehin ve Tahsil Süreci

Gemiye tamir, bakım veya teknik hizmet sunan firmaların alacakları, Türk Ticaret Kanunu uyarınca deniz alacağı niteliğindedir. Bu alacaklar için gemi üzerine ihtiyati haciz konulabilmekte; ancak uygulamada borçlular çoğu zaman nakit veya banka teminat mektubu yatırarak haczi teminata kaydırmakta ve geminin seferden men edilmesini önlemektedir.

Bu noktadan sonra alacaklı için kritik soru şudur:
“Haciz teminata kaydırıldıysa, alacak nasıl güvence altına alınır ve tahsil edilir?”

Gemiye tamir işi yapan bir firmanın, deniz alacağı niteliğindeki alacağı için gemi üzerine ihtiyati haciz kararı alması ve borçlunun teminat yatırarak bu haczi kaldırması (teminata kaydırılması) durumunda alacaklının başvurabileceği hukuki yollar ve bu süreçlerin analizi aşağıda sunulmuştur:

1. İhtiyati Haczi Tamamlayan Merasimlerin Yerine Getirilmesi

Gemi üzerindeki ihtiyati haciz teminata kaydırıldığında, haciz hükümsüz kalmaz; sadece konusu değişerek yatırılan teminat (nakit veya banka teminat mektubu) üzerine geçer. Alacaklının bu aşamada ihtiyati haczi kesin hacze dönüştürmek için yasal süreler içinde “tamamlayıcı merasimleri” başlatması zorunludur.

İcra Takibi ve Dava Açma Süreleri: Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1376 uyarınca, deniz alacaklarında ihtiyati haczi tamamlayan merasimlere başlama süresi bir ay olarak uygulanır. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2023/1806 E. ), deniz alacağı uyuşmazlıklarında İİK m. 264/2’deki 7 günlük sürenin değil, TTK m. 1376’daki bir aylık sürenin esas alınması gerektiğini, bu süre içinde icra takibi başlatılmasının veya arabuluculuğa başvurulmasının haczin devamı için yeterli olduğunu hüküm altına almıştır.

Arabuluculuk Başvurusu: Dava şartı olan arabuluculuğa süresi içinde başvurulması, ihtiyati haczi tamamlayan bir işlem olarak kabul edilmektedir.

2. Esas Alacağın Tahsili İçin Başvurulacak Dava ve Takip Yolları

Teminat yatırılmasıyla gemi seferden men edilmekten kurtulsa da, alacaklı alacağını tahsil etmek için aşağıdaki yollara başvurabilir:

İtirazın İptali Davası: Borçlu, başlatılan icra takibine itiraz ederse, alacaklı İİK m. 67 uyarınca itirazın iptali davası açabilir. İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/209 E. K) ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2024/760 E. K) kararlarında görüldüğü üzere, alacaklılar teminat üzerine kaydırılan haciz sonrası itirazın iptali davası açarak alacağın varlığını ispatlama yoluna gitmektedir.

Kanuni Rehin Hakkı Tesisi: Alacaklı, asıl alacak davası ile birlikte teminat üzerine kanuni rehin hakkı tesis edilmesini talep edebilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2024/4398 E. ), gemiye verilen hizmetten kaynaklanan alacaklarda, yatırılan teminat mektubu üzerine davacı lehine TTK m. 1321 ve 1322 gereğince kanuni rehin hakkı tesis edilmesine ve teminatın karar kesinleşinceye kadar tutulmasına karar verilmesini onamıştır.

Tahkim ve Tenfiz Yolu: Eğer taraflar arasındaki sözleşmede tahkim şartı varsa, alacaklı yabancı bir tahkim merkezinde (örneğin Londra/LMAA) süreci başlatabilir. İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi (2014/396 E. K) örneğinde, alacaklı Londra’da tahkim başlatmış ve aldığı kararın Türkiye’de tenfizi yoluna giderek yatırılan teminattan tahsilat yapmayı amaçlamıştır.

3. Teminatın Korunması ve İadesinin Engellenmesi

Borçlu tarafından yatırılan teminatın iadesini önlemek, alacaklının en kritik hamlelerinden biridir.

İhtiyati Tedbir Talebi: Alacaklı, asıl alacak davası sürerken icra dosyasındaki teminatın borçluya iadesini durdurmak için ihtiyati tedbir talep edebilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi (2018/830 E. K), hapis hakkı ve teminatla kaldırma sürecinde, icra dosyasındaki paranın dava sonuna kadar ödenmesinin durdurulmasına yönelik tedbir kararını yerinde bulmuştur.

Teminatın İadesine Karşı İtiraz: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2023/1567 E. K), ihtiyati haciz teminata kaydığında haczin bu teminat üzerinde devam ettiğini ve üzerindeki haciz kalkmadığı sürece teminatın iadesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır.

4. Usuli Şikayet ve İstinaf Yolları

İcra Mahkemesine Şikayet: İcra müdürlüğünün teminatı yetersiz bulmasına rağmen haczi kaldırması veya usulsüz işlem yapması durumunda İİK m. 266 uyarınca icra mahkemesine şikayet yoluna başvurulabilir (İzmir 10. İcra Hukuk Mahkemesi, 2016/242 E. 

İstinaf Başvurusu: Borçlunun ihtiyati hacze itirazının kabul edilmesi ve haczin kaldırılması durumunda alacaklı bu ek karara karşı istinaf yoluna başvurabilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2021/1888 E. K), mülkiyet değişikliği iddiasıyla kaldırılan haciz kararını, devrin ispatlanamadığı gerekçesiyle kaldırarak haczin devamına hükmetmiştir.

İkincil Kaynak Analizi

İkincil kaynaklardan elde edilen bilgilere göre aşağıdaki hususlar vurgulanmalıdır:

Süre ve İnfaz Zorunluluğu: TTK m. 1364 uyarınca alacaklı, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde icra dairesinden kararın infazını istemek zorundadır. Ayrıca asıl alacak davasının hacizden itibaren 1 yıl içinde takip edilmesi gerekliliği (TTK m. 1365) hatırlatılmaktadır (BAM İstanbul 13. HD, 2024/1666 E. K; BAM İstanbul 14. HD, 2021/1949 E. K).

Yaklaşık İspat: Tamir alacaklısının haciz talebinde; faturalar, gemi kaptanı imzalı iş listeleri ve iş tamamlama raporları gibi belgelerle alacağını “yaklaşık ispat” etmesi yeterlidir. Mahkemeler bu aşamada belgelerin sahteliği gibi derinlemesine incelemelere girmemektedir (BAM Samsun 3. HD, 2024/1905 E. K).

Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması: Eğer borçlu firma mal kaçırma amacıyla farklı şirketler üzerinden hareket ediyorsa, alacaklı asıl alacak davasında tüzel kişilik perdesinin aralanmasını talep ederek sorumluluğu genişletebilir (İstanbul 17. ATM, 2018/62 E. K).

İflas Durumu: Borçlunun iflası halinde alacaklının iflas masasına katılması veya davanın feragat/kabul süreçlerine göre şekillenmesi gerekebilir (İstanbul 17. ATM, 2015/179 E. Kaynak).

Sonuç olarak; gemi üzerindeki haciz teminata kaydırıldığında alacaklı, bir aylık süre içinde icra takibi veya dava yoluna gitmeli, teminat üzerine kanuni rehin hakkı tesis ettirmeli ve yargılama süresince teminatın iadesini engelleyecek tedbirleri almalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Gemi üzerindeki ihtiyati haciz teminata kaydırılırsa haciz düşer mi?

Hayır. Haciz düşmez, sadece konusu değişir. Gemi yerine yatırılan teminat hacze konu olur ve haczin hukuki etkileri bu teminat üzerinde devam eder.

Deniz alacaklarında ihtiyati haczi tamamlamak için süre kaç gündür?

Deniz alacaklarında süre 7 gün değil, 1 aydır. TTK m. 1376 gereğince bu süre içinde icra takibi, dava veya arabuluculuğa başvurulması yeterlidir.

Teminat mektubu üzerine rehin hakkı tesis edilebilir mi?

Evet. Gemiye verilen hizmetten doğan deniz alacaklarında, yatırılan teminat mektubu üzerine kanuni rehin hakkı tesis edilmesi mümkündür ve yargı kararları bu yöndedir.

Borçlu teminatın iadesini isterse alacaklı ne yapmalıdır?

Alacaklı, teminatın iadesine karşı ihtiyati tedbir, itiraz ve gerekirse icra mahkemesine şikayet yollarına başvurmalıdır. Aksi halde teminat iade edilebilir.

Deniz Alacaklarında Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi üzerindeki ihtiyati haciz, teminata kaydırma, kanuni rehin hakkı ve tahsil süreci; genel icra hukukundan farklı, teknik ve süreye son derece duyarlı bir alandır. Özellikle İstanbul deniz ticaret avukatı veya Tuzla deniz ticaret avukatı desteği olmadan yürütülen dosyalarda, en sık yapılan hata sürelerin kaçırılması ve teminatın korunamamasıdır.

Deniz alacakları bakımından;

Yanlış süre uygulanması (7 gün – 1 ay ayrımı),

Teminat üzerine rehin talep edilmemesi,

Tahkim–tenfiz ilişkisinin hatalı yönetilmesi,

Teminatın iadesine karşı tedbir alınmaması alacağın fiilen tahsil edilememesiyle sonuçlanabilmektedir.

Özellikle Tuzla tersaneler bölgesi, gemi tamir ve bakım alacaklarının yoğunlaştığı bir merkezdir. Bu bölgede faaliyet gösteren firmalar için Tuzla deniz ticaret avukatı ile çalışmak, sürecin doğru yönetilmesi açısından kritik önemdedir. Bu noktada 2M Hukuk, deniz alacakları, gemi haczi, teminata kaydırma, kanuni rehin, tahkim ve tenfiz süreçlerinde önleyici ve stratejik hukuki danışmanlık sunarak alacağın kağıt üzerinde kalmamasını hedefler. Gemi üzerindeki ihtiyati haczin teminata kaydırılması, alacaklının elini zayıflatmaz; ancak doğru hukuki refleksler gösterilmezse alacak fiilen güvence dışı kalabilir. Bu nedenle süreç, deniz ticareti hukukuna hâkim bir avukatla yürütülmelidir.

Read More

Şirket Ortağının Şahsi Borcu Nedeniyle Şirket Malları Haczedilebilir mi?

1. Temel İlke: Tüzel Kişilik Ayrılığı ve Şirket Mallarının Korunması 

Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, sermaye şirketleri (Limited ve Anonim Şirketler) ortaklarından ayrı ve bağımsız bir tüzel kişiliğe ve mal varlığına sahiptir (Yargıtay 17. HD-2011/11730K, 8. HD-2015/24137K). Türk Medeni Kanunu’nun 47/1. maddesi uyarınca tüzel kişilerin mal varlıkları, ortaklarının mal varlığından ayrıdır. Bu nedenle, bir ortağın şahsi borcu nedeniyle şirketin taşınır veya taşınmaz mallarına, araçlarına veya üçüncü kişilerdeki alacaklarına doğrudan haciz konulması kural olarak mümkün değildir (Yargıtay 12. HD-2006/8747, 17. HD-2010/8571). Ortakların şahsi alacaklıları, şirket mal varlığı üzerinde doğrudan hak iddia edemezler (Yargıtay 17. HD-2011/11730).

2. Borçlu Ortağın Şirketteki Hak ve Paylarının Haczi

 Borçlunun şirket ortağı veya sahibi olması durumunda, alacaklıların başvurabileceği yasal yollar Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve İcra ve İflas Kanunu (İİK) çerçevesinde sınırlandırılmıştır:

Kâr ve Tasfiye Payı Haczi: Ortağın kişisel alacaklısı, borçlu ortağın şirketteki kâr payına ve şirket feshedilmişse tasfiye payına haciz koydurabilir (TTK m. 133/2, Yargıtay 8. HD-2016/2406).

Hisse (Pay) Haczi: Sermaye şirketlerinde borçluya ait senede bağlanmış veya bağlanmamış payların haczi mümkündür. Anonim şirketlerde hisse senedi çıkarılmışsa İİK m. 88 uyarınca muhafaza altına alınarak; hisse senedi veya ilmuhaber çıkarılmamışsa (çıplak pay) İİK m. 94/1 uyarınca şirkete haciz bildirisi tebliğ edilerek haciz gerçekleştirilir (Yargıtay 12. HD-2013/36079, 8. HD-2016/15039).

Kamu Alacakları Bakımından: 6183 sayılı Kanun uyarınca, ortağın şahsi borcu için şirketteki hak ve alacaklarına haciz bildirisi gönderilebilir. Ancak bu işlemin yapılabilmesi için ortağın şirket nezdinde doğmuş bir hak veya alacağının (örneğin kâr payı) somut olarak tespit edilmesi gerekmektedir (Danıştay VDDK-2020/1593).

3. Adi Ortaklıklarda Haciz Rejimi 

Adi ortaklıklarda, ortaklığı oluşturan şirketlerden veya kişilerden birinin şahsi borcu için ortaklık malları üzerine doğrudan haciz konulamaz (Yargıtay 8. HD-2014/17288K). Borçlar Kanunu (BK m. 534) ve Türk Borçlar Kanunu (TBK m. 638) uyarınca, bir ortağın alacaklıları haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki hissesi veya yıl sonu bilançosuyla netleşen kâr payı üzerinde kullanabilirler (Yargıtay 12. HD-2012/28532K, 12. HD-2023/1912. Adi ortaklığın üçüncü kişilerdeki alacaklarına da doğrudan haciz konulması mümkün görülmemiştir (Yargıtay 12. HD-2013/33719).

4. İstisnai Durumlar: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ve Muvazaa 

Yargıtay, bazı özel durumlarda tüzel kişilik ayrılığı ilkesinin kötüye kullanıldığı gerekçesiyle şirket mallarına haciz konulmasını hukuka uygun bulabilmektedir:

Perdenin Aralanması Teorisi: Şirket ile ortağı arasında mutlak bir şahıs ve mal ayrılığı ilkesinin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kötüye kullanıldığı, organik bağın bulunduğu veya tüzel kişiliğin paravan olarak kullanıldığı durumlarda “tüzel kişilik perdesinin aralanması” yoluyla şirket mallarına haciz uygulanabilir (Yargıtay 8. HD-2015/24137, İstanbul BAM 43. HD-2024/1713).

Mülkiyet Karinesi (İİK m. 97/a): Haciz, borçlunun ödeme emrini tebliğ aldığı adreste veya borçlu ile şirketin birlikte faaliyet gösterdiği mahalde yapılmışsa, mülkiyet karinesi borçlu (dolayısıyla alacaklı) yararına sayılabilir. Bu durumda, şirket malları haczedilebilir ve ispat yükü malın kendisine ait olduğunu kanıtlaması gereken üçüncü kişi şirkete geçer (Yargıtay 8. HD-2018/11965, 17. HD-2010/8166).

Borcun Şirketle İlişkisi: Takibe konu borcun aslında şahsi olmayıp şirket faaliyetiyle ilgili olduğunun veya borçlunun hakim ortak sıfatıyla şirketi borçlandırdığının anlaşıldığı durumlarda, şirket mallarına hisse oranında haciz konulması bazı kararlarda onanmıştır (Yargıtay 17. HD-2010/12565, 17. HD-2012/11864).

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda, asıl sorunun tersi olan “şirket borcu için ortağa haciz” senaryoları üzerinden tüzel kişilik ayrılığına dair şu ek bilgiler sunulmuştur:

Limited şirketlerde ortağın şirkete olan sermaye borcu, şirketin alacaklıları tarafından İİK m. 89 uyarınca haczedilebilir; zira ortak, sermaye borcu bakımından şirkete göre “üçüncü kişi” konumundadır (Yargıtay 12. HD-2017/5864, HGK-2014/1078).

Kollektif şirketlerde, şirket borcu için ortakların mal varlığına gidilebilmesi için öncelikle şirket aleyhindeki takibin semeresiz kalması ve ortak hakkında yeni bir takip yapılması gerektiği vurgulanmıştır (Yargıtay 12. HD-2010/22413).

Limited şirket ortaklarının şirket borçlarından sorumluluğu kural olarak koymayı taahhüt ettikleri sermaye payı ile sınırlıdır; ancak kamu alacakları (vergi borcu vb.) söz konusu olduğunda 6183 sayılı Kanun m. 35 uyarınca ortağın şahsi mal varlığına belirli şartlarla haciz uygulanabilmektedir (Ankara 3. ATM-2022/286, Danıştay 9. Daire-2019/1687).

Ortağın şahsi borcu nedeniyle şirket mallarına haciz konulabilir mi?

Kural olarak hayır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre limited ve anonim şirketler, ortaklarından ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir. Bu nedenle bir ortağın şahsi borcu için şirketin taşınırları, taşınmazları, araçları veya üçüncü kişilerdeki alacakları doğrudan haczedilemez. Ortağın alacaklıları, şirket mal varlığı üzerinde hak iddia edemez.

Alacaklı, borçlu ortağın şirketteki hangi haklarını haczettirebilir?

Alacaklı, şirket mallarına değil; borçlu ortağın şirketteki hak ve paylarına başvurabilir. Bu kapsamda borçlu ortağın kâr payı, şirket tasfiye edilirse tasfiye payı ve hisse/payları haczedilebilir. Ancak bu haciz, şirketin faaliyetlerini durduracak veya mal varlığına doğrudan el koyacak şekilde uygulanamaz.

Hangi durumlarda şirket mallarına haciz istisnai olarak mümkün olur?

Yargıtay, tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanıldığı durumlarda istisnai olarak şirket mallarına haczi kabul etmektedir. Şirketin borçlunun mal kaçırmak amacıyla paravan olarak kullanılması, borçlu ile şirket arasında organik bağ bulunması veya haczin borçlu ile şirketin birlikte faaliyet gösterdiği adreste yapılması hâlinde, tüzel kişilik perdesi aralanabilir ve şirket malları haczedilebilir.

İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal

Şirket Ortağının Borcu ve Haciz Uygulamaları

İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal’da şirket ortağının şahsi borcu için şirket mallarına haciz konulabilir mi?

Kural olarak hayır. İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal’daki icra ve yargı uygulamalarında da geçerli olduğu üzere, limited ve anonim şirketler ortaklarından ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir. Bu nedenle bir ortağın şahsi borcu nedeniyle şirketin araçları, taşınmazları veya banka hesapları doğrudan haczedilemez. Şirket mal varlığı, ortağın kişisel borçlarından hukuken korunmaktadır.

İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal’da alacaklılar şirket ortağının hangi haklarını haczettirebilir?

Alacaklılar, şirket mallarına değil; borçlu ortağın şirketteki şahsi haklarına başvurabilir. Bu kapsamda İstanbul ve çevresindeki icra dairelerinde en sık uygulanan haciz türleri; kâr payı haczi, tasfiye payı haczi ve şirketteki hisse/pay haczidir. Ancak bu hacizler, şirketin faaliyetlerini durduracak veya şirket mal varlığına fiilen el koyacak şekilde uygulanamaz.

İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal’da hangi hâllerde şirket mallarına istisnai olarak haciz konulabilir?

Yargıtay ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına göre;

Şirketin mal kaçırma amacıyla paravan olarak kullanılması,

Borçlu ile şirket arasında organik bağ bulunması,

Haczin, borçlu ile şirketin aynı adreste birlikte faaliyet gösterdiği yerde yapılması

hâllerinde tüzel kişilik perdesi aralanabilir. Bu gibi istisnai durumlarda, İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal’da şirket mallarına haciz uygulanması mümkün hâle gelir.

İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal’da şirket mallarına haciz konulursa şirket nasıl itiraz edebilir?

Şirket, kendisine ait mallar üzerine konulan hacze karşı istihkak iddiasında bulunabilir. Bu durumda, haczedilen malın borçlu ortağa değil, şirkete ait olduğunu ispatlama yükü şirkete aittir. İstanbul ve çevre ilçelerdeki icra mahkemelerinde bu tür itirazlar; belgeler, fiili kullanım ve ticari kayıtlar esas alınarak değerlendirilir.

Read More

Konkordato İlan Eden Şirkete İcra Takibi Yapılabilir mi?

Giriş

Bu çalışma, konkordato ilan eden bir şirkete karşı icra takibi başlatılıp başlatılamayacağı ve daha önce başlamış olan takiplerin akıbetinin ne olacağı sorularını, sunulan yargı kararları ışığında analiz etmektedir. İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) ilgili maddeleri, özellikle m. 294 ve devamı, bu sürecin temel hukuki çerçevesini oluşturmaktadır. Analizler, konkordato sürecinin farklı aşamalarının (geçici mühlet, kesin mühlet, tasdik, ret veya fesih) ve alacak türlerinin (adi, rehinli, amme alacağı) icra takipleri üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır. Yargı kararları, genel kuralın takip yasağı olduğunu teyit ederken, önemli istisnaları ve farklı hukuki durumları da detaylandırmaktadır.

1. Konkordato Mühlet Sürecinde Takip Yasağı ve Mevcut Takiplerin Durdurulması

Yargı kararlarında en net şekilde ortaya konan ilke, İİK m. 294’ten kaynaklanan takip yasağıdır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2020/7768 E. sayılı kararında bu durum, “Mühlet içinde borçlu aleyhine … hiçbir takip yapılamaz” hükmüne atıfla açıkça belirtilmiştir. Bu yasak, borçlunun malvarlığını koruyarak konkordato projesinin başarıya ulaşmasını hedefler. Danıştay 3. Dairesi’nin 2022/2552 E. sayılı kararı, bu yasağın 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacaklarını da kapsadığını teyit etmektedir.

Mühlet süresi içinde başlatılan takiplerin akıbeti ise “geçersizlik”tir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nin 2025/742 E. sayılı kararında, Tedbir kararından sonra takip başlatılması sebebiyle geçerli bir icra takibinin varlığından söz edilemez” denilerek, bu tür takiplere dayalı davaların dinlenemeyeceği vurgulanmıştır. Benzer şekilde, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/461 E. sayılı kararında, “takip yasağı bulunan süreçte davalı hakkında başlatılan takip sözkonusu olmakla, usule uygun başlatılmış takipten söz edilemeyeceğinden … davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine” karar verilmesi, bu kuralın istikrarlı uygulamasını göstermektedir.

2. Takip Yasağının İstisnaları ve Kapsam Dışı Kalan Durumlar

Genel kural mutlak değildir ve yargı kararları önemli istisnaları aydınlatmaktadır.

Rehinli Alacaklar: 

En belirgin istisna rehinli alacaklardır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 2022/259 E. sayılı kararında İİK m. 295’e atıfla şu önemli tespitte bulunulmuştur: “Mühlet sırasında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.” Bu durum, rehin hakkı sahibinin takibini başlatma hakkını korurken, konkordato sürecini tehlikeye atacak satış işlemlerini engellemektedir.

Kefiller: 

Konkordato tedbirlerinin şahsiliği ilkesi gereği, koruma yalnızca borçlu şirket için geçerlidir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nin 2021/498 E. sayılı kararında, “asıl borçlu hakkında konkordato mehli verilmesinin alacaklı bankanın borçluya başvurmadan kefillere başvurusuna engel olmadığı” açıkça ifade edilmiştir.

Derdest Davalar: 

Takip yasağı, icrai işlemleri durdururken, alacağın esasına ilişkin davaları engellemez. İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/577 E. sayılı kararında belirtildiği gibi, “konkordato davası ile İİK. 294. madde uyarınca mühlet kararı verilmesi, davalı hakkında itirazın iptali davası açılmasına veya açılan davanın yürütülmesine engel teşkil etmeyecektir.” Ancak, dava sonucunda verilecek kararın infazı konkordato hükümlerine tabi olacaktır.

3. Konkordato Sürecinin Sonuçlanmasının Takiplere Etkisi

Tasdik Kararı: Konkordatonun tasdiki, alacaklılar ve borçlu arasında yeni bir hukuki durum yaratır. Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/945 E. sayılı kararında, İİK m. 308/ç uyarınca verilen hüküm bu durumu özetlemektedir: “Konkordato işbu tasdik kararı ile bağlayıcı hale gelmiş olmakla İİK’nun 308/ç maddesi gereğince geçici mühlet kararından önce başlatılmış takiplerde konulan ve henüz paraya çevrilmemiş hacizlerin … DÜŞMESİNE” karar verilmiştir. Bu kararla birlikte adi alacaklıların bireysel takip hakları sona erer ve alacaklarını proje kapsamında tahsil etmeleri gerekir.

Ret veya Fesih Kararı: Sürecin başarısızlıkla sonuçlanması, takip yasağını ortadan kaldırır. Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/1031 E. sayılı kararında, konkordato davasının reddedilmesi ve tedbirlerin kaldırılmasından sonra başlatılan icra takibinin hukuka uygun olduğu tespit edilmiştir. Benzer şekilde, tasdik edilen projeye uyulmaması halinde alacaklı, konkordatonun kendisi yönünden feshini talep edebilir. Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/280 E. sayılı kararında belirtildiği gibi, fesih talebinin kabulüyle alacaklıya “takip yapabilme, durmuş takiplere devam edebilme yetkisi” verilir.

Sonuç

İncelenen yargı kararları doğrultusunda, konkordato ilan eden (geçici veya kesin mühlet alan) bir şirkete karşı icra takibi yapılması kural olarak mümkün değildir. Mühlet kararı, borçluyu alacaklıların bireysel takiplerine karşı koruyan bir kalkan görevi görür; yeni takipleri engeller ve mevcut takipleri durdurur. Mühlet içinde başlatılan takipler hukuken geçersiz sayılır.

Bununla birlikte, bu genel kuralın rehinli alacaklar, İİK m. 206/1 kapsamındaki imtiyazlı alacaklar ve borçlu şirketin kefilleri gibi önemli istisnaları bulunmaktadır. Konkordato sürecinin nihai sonucu (tasdik, ret veya fesih), icra takiplerinin akıbetini kesin olarak belirler. Tasdik kararı, hacizlerin düşmesine ve alacakların proje kapsamında yapılandırılmasına yol açarken; ret veya fesih kararı, alacaklıların icra takibi yapma haklarını yeniden canlandırır. Dolayısıyla, bir şirketin konkordato sürecinde olması, alacaklıların takip haklarını tamamen ortadan kaldırmaz, ancak bu hakların kullanılmasını sürecin aşamasına ve alacağın niteliğine göre belirli kurallara bağlar. Bir yazı önerisi.

Konkordato Sürecinde İcra Takiplerinde Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Konkordato ilan eden bir şirkete karşı icra takibi yapılıp yapılamayacağı, hangi takiplerin duracağı veya hangi hallerde devam edebileceği; İcra ve İflas Kanunu’nun 294, 295 ve 308/ç maddeleri, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatları ışığında teknik bir değerlendirme gerektirir. Takip yasağının kapsamı, alacağın adi, rehinli veya imtiyazlı olup olmadığı, mühletin geçici mi kesin mi olduğu ve sürecin tasdik, ret veya fesihle sonuçlanması, her somut olayda farklı hukuki sonuçlar doğurabilmektedir.

Uygulamada en sık yapılan hatalar; konkordato mühleti devam ederken icra takibi başlatılması, geçersiz takiplere dayalı dava açılması, rehinli alacak istisnalarının yanlış uygulanması ve tasdik kararından sonra hacizlerin akıbetinin hatalı değerlendirilmesidir. Bu tür hatalar, alacaklı açısından hak kaybına, borçlu açısından ise sürecin gereksiz yere uzamasına yol açabilmektedir.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Şişli ve Ataşehir, Gebze, Çayırova, Şekerpınar gibi ticari uyuşmazlıkların yoğun olduğu bölgelerde konkordato dosyaları yüksek teknik bilgi ve tecrübe gerektirir. Tuzla 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, konkordato sürecinde icra takiplerinin durumu, rehinli alacaklar, kefillere başvuru ve konkordatonun tasdik veya feshi sonrası takip stratejileri konusunda Yargıtay uygulamasına uygun, sonuç odaklı ve stratejik hukuki destek sunmaktadır. Hak kaybı yaşanmaması ve sürecin doğru yönetilmesi açısından uzman avukat desteği büyük önem taşır.

Read More

Bir konkordato ön projesinde olması gerekenler nelerdir?

Bu çalışma, “konkordato projesinde olması gerekenler” sorusuna yanıt olarak, sunulan yargı kararları analizlerinden derlenmiştir. Çalışma, İcra ve İflas Kanunu (İİK) çerçevesinde bir konkordato projesinin taşıması gereken yasal, maddi ve usuli unsurları, mahkemelerin ret ve tasdik kararlarında öne çıkan gerekçeler ışığında incelemektedir. Analiz, projenin hem şekli zorunluluklarını hem de başarıya ulaşması için gereken içeriksel niteliklerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

İncelenen yargı kararları, başarılı bir konkordato projesinin temel niteliklerine ilişkin tutarlı bir çerçeve sunmaktadır. Ana bulgular şu şekilde özetlenebilir:

Yasal Çerçeveye Tam Uyum (İİK m. 286): Konkordato projesi, İİK m. 286/1-a’da belirtilen tüm unsurları eksiksiz içermelidir. Bu unsurlar; borçların hangi oran veya vadede ödeneceği, alacaklıların alacaklarından ne oranda feragat edeceği, mevcut malların satılıp satılmayacağı ve faaliyetin devamı için gerekli mali kaynağın nasıl sağlanacağıdır.

Bağımsızlık ve Özgünlük İlkesi: Yargı kararlarında en sık vurgulanan ret gerekçelerinden biri, projenin bağımsız olmamasıdır. Özellikle şirket ortağı veya kefili olan gerçek kişilerin sunduğu projelerin, şirketin konkordato projesine bağımlı kılınması kabul edilmemektedir. Proje, her borçlu için “kendine özgü hiçbir konkordato tedbiri ve hedefi içermediği” takdirde reddedilmektedir.

Somutluk, Gerçekçilik ve Uygulanabilirlik: Proje, “soyut dilek ve temenniler” içermemeli; somut, gerçekçi ve uygulanabilir bir mali iyileştirme planı sunmalıdır. Mali kaynağın nasıl sağlanacağı (sermaye artırımı, kredi, malvarlığı satışı vb.) net bir şekilde açıklanmalı ve projenin başarı şansı objektif verilere dayandırılmalıdır.

Tasdik Koşullarına Uygunluk (İİK m. 305): Projenin nihai olarak tasdik edilebilmesi için İİK m. 305’te belirtilen kümülatif şartları sağlaması gerekir. Bunlar arasında; teklifin borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçecek miktardan fazla olması, teklifin borçlunun kaynaklarıyla orantılı olması ve alacaklılar toplantısında gerekli çoğunlukla kabul edilmesi gibi temel koşullar bulunmaktadır.

1. Konkordato Ön Projesinin Yasal Çerçevesi ve Zorunlu İçeriği

Yargı kararları, konkordato talebinin temelini oluşturan ön projenin İİK m. 286’da sayılan unsurları eksiksiz olarak içermesi gerektiğini oybirliğiyle vurgulamaktadır. Kanun metni, birçok kararda doğrudan alıntılanmıştır: “borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, bu kapsamda alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacaklarını, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağını, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılarına ödemelerini yapabilmesi için gerekli mali kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanarak sağlanacağını gösteren konkordato ön projesi” (Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2025/20).

Bu temel içeriğe ek olarak, projenin dava dilekçesi ekinde sunulması gereken diğer belgeler de talebin geçerliliği için kritik öneme sahiptir. Bunlar arasında; borçlunun malvarlığını gösterir belgeler (bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu), alacaklıları ve alacak miktarlarını gösteren liste, iflas haliyle karşılaştırmalı tablo ve teklifin gerçekleşeceğine dair makul güvence veren bağımsız denetim raporu bulunmaktadır (İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2024/175; Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2025/324). Bu belgelerin eksikliği, davanın usulden reddine dahi sebep olabilmektedir.

2. Projenin Bağımsız ve Özgün Olma Zorunluluğu

İncelenen kararlarda en sık karşılaşılan ret nedeni, özellikle gerçek kişi borçluların (genellikle şirket kefilleri) sunduğu projelerin, asıl borçlu şirketin projesine bağımlı olmasıdır. Mahkemeler, her borçlunun mali durumunun ve tasdik koşullarının bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini kesin bir dille ifade etmektedir.

Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bir kararında bu ilke net bir şekilde ortaya konulmuştur: “Davacının konkordato talep ve projelerinin, şirketin konkordato talep ve projesinden bağımsız olması ve konkordato tasdik koşullarının bağımsız bir şekilde değerlendirilmesi gerekmekte iken, borçlu şirketten bağımsız bir konkordato projesinin bulunmadığı, projenin kendine özgü hiçbir konkordato tedbiri ve hedefi içermediği, tamamen borçlu şirketin ön projesi üzerine temellendirildiği.” (Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2025/220).

Bu kapsamda, kefil konumundaki borçlunun, “kefalet borcunu hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, ödemelerin yapılması için mevcut mallarını satıp satmayacağını, kefalet borcu ödemesini yapabilmek için gerekli mâli kaynağı nasıl sağlayacağını açıkça belirtmesi” zorunludur (İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/810). Projenin başarısını başka bir borçlunun projesinin başarısına bağlamak, konkordato müessesesinin amacına aykırı bulunmakta ve talebin reddine yol açmaktadır.

3. Projenin Gerçekçi, Somut ve Uygulanabilir Olması

Mahkemeler, konkordato talebinin yalnızca borçluya zaman kazandırmaya veya icra takiplerinden kurtulmaya yönelik bir araç olarak kullanılmasını engellemek amacıyla projenin içeriğini titizlikle incelemektedir. Projenin “sürekli ve kalıcı bir iyileşme olasılığını konkordato projesi yardımıyla inanılır kılması” gerektiği vurgulanmaktadır (Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2025/91).

Bu nedenle, projede sunulan mali kaynakların somut ve ulaşılabilir olması şarttır. Kararlarda, mali kaynak yaratma yöntemleri olarak “ortakların yeni sermaye getirmeleri, kişisel malvarlıklarını paraya çevirerek şirkete getirmeleri, sermaye artırımı yaparak yeni ortak almaları, işletmenin bir bankadan kredi bulması” gibi somut adımlar örnek gösterilmiştir (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2025/840). Projenin başarı şansı, borçlunun malvarlığı, gelirleri ve taahhütleri gibi objektif verilere göre değerlendirilir. Komiser raporları, projenin gerçekçiliğinin ve uygulanabilirliğinin denetlenmesinde kilit rol oynamaktadır. Gerçekçi olmayan kar tahminleri, piyasa koşullarıyla uyumsuz faiz oranları veya belirsiz kaynaklara dayanan projeler, başarı şansı düşük bulunarak reddedilmektedir (Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2025/250).

4. Tasdik Aşaması ve İİK m. 305 Koşulları

Bir projenin yasal unsurları taşıması ve alacaklılar tarafından kabul edilmesi, tasdik için tek başına yeterli değildir. Mahkeme, İİK m. 305’te sayılan şartların varlığını re’sen araştırmakla yükümlüdür. İncelenen kararlarda bu şartlar sıklıkla yinelenmiştir:

Teklif edilen tutarın, borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olması.

Teklif edilen tutarın borçlunun kaynaklarıyla orantılı olması.

Projenin İİK m. 302’de öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş olması.

İmtiyazlı alacakların tam olarak ödenmesinin veya teminata bağlanmasının sağlanması.

Yargılama giderleri ile tasdik harcının depo edilmesi.

Bu şartların tamamının bir arada bulunması zorunludur. Örneğin, teklifin borçlunun kaynaklarıyla orantılı olmaması veya iflasa göre daha avantajlı bir durum sunmaması, diğer koşullar sağlansa bile projenin tasdikine engel teşkil etmektedir (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2021/2403). Bir yazı önerisi.

Sonuç

Yargı kararlarının analizi, konkordato projesinin hazırlanmasının çok yönlü ve titizlik gerektiren bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Başarılı bir proje, yalnızca İİK m. 286’da belirtilen şekli unsurları yerine getiren bir belge değil, aynı zamanda borçlunun mali durumunu somut verilere dayanarak analiz eden, gerçekçi ve uygulanabilir bir iyileştirme planıdır.

Mahkemeler, özellikle projenin her bir borçlu için bağımsız ve özgün olmasını, somut mali kaynaklara dayanmasını ve kalıcı bir iyileşme ihtimali sunmasını aramaktadır. Şirket konkordatosuna dayandırılan, soyut vaatler içeren ve sadece icra takiplerini durdurma amacı güden projeler istikrarlı bir şekilde reddedilmektedir. Bu nedenle, konkordato başvurusunda bulunan borçluların, yasal zorunluluklara tam uyumun yanı sıra, projenin içeriksel kalitesine ve inandırıcılığına azami özeni göstermesi, sürecin başarısı için hayati önem taşımaktadır.

Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gereklidir?

Konkordato projesinin hazırlanması; mali analiz, borç yönetimi, hukuki zorunluluklar ve mahkemelerin aradığı teknik kriterler açısından son derece karmaşık ve uzmanlık gerektiren bir süreçtir. Yargı kararlarının tamamı, hatalı hazırlanmış projelerin, eksik belgelerin, şirket projesine bağımlı şahıs projelerinin, gerçek olmayan mali kaynakların veya İİK m. 286–305 hükümlerine aykırılıkların doğrudan reddedilme nedeni olduğu konusunda istikrarlıdır. Bu nedenle konkordato başvurusunun başarıya ulaşabilmesi, ancak sürecin uzman bir konkordato avukatı tarafından yürütülmesiyle mümkündür.

Uzman bir konkordato avukatı:

Projenin İİK m. 286’daki zorunlu unsurları eksiksiz taşımasını,

Borçluya özgü bağımsız ve özgün bir proje oluşturulmasını,

Sermaye, kredi, varlık satışı gibi mali kaynakların somut ve belgeli şekilde sunulmasını,

Komiser ve bilirkişi sürecinin doğru yönlendirilmesini,

Alacaklı çoğunluğunun sağlanmasına yönelik stratejik planlamayı,

Tasdik aşamasında mahkemenin re’sen araştırdığı kriterlerin tamamının karşılanmasını sağlar.

Bu teknik sürecin profesyonel şekilde yürütülmemesi; konkordatonun reddine, mühletin kaldırılmasına ve borçlunun doğrudan iflasına kadar varabilen ağır sonuçlar doğurabilir.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul–Tuzla merkezli olup Pendik, Kartal, Maltepe, Ataşehir, Kadıköy, Darıca, Gebze, Dilovası, Çayırova, Şekerpınar ve Tepeören bölgelerinde konkordato projesi hazırlığı, başvuru, geçici/kesin mühlet ve tasdik süreçlerinde uzman konkordato avukatlarıyla profesyonel destek sunmaktadır.

Read More

Kapora, Bağlanma Parası, Pey Akçesi ve Cayma Parasının geçerlilik şartları nelerdir?

1. Kapora, Bağlanma Parası, Pey Akçesi ve Cayma Parası Kavramları ve Farkları

Yargı kararlarında kapora; bağlanma parası ve pey akçesi kavramlarıyla eş anlamlı olarak, cayma parası ve cezai şarttan ise hukuki niteliği itibarıyla farklı şekilde tanımlanmıştır.

Kapora / Bağlanma Parası / Pey Akçesi: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 177. maddesine göre, sözleşme yapılırken verilen para, aksi kararlaştırılmadıkça “cayma parası” olarak değil, sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilen “bağlanma parası” (pey akçesi) sayılır. Bu paranın temel işlevi sözleşmenin kurulduğunu kanıtlamak ve ispat kolaylığı sağlamaktır. Aksine bir sözleşme veya yerel adet yoksa, bu tutar esas alacaktan düşülür (mahsup edilir).

Cayma Parası (Cayma Akçesi): TBK’nın 178. maddesinde düzenlenmiştir. Eğer verilen para “cayma parası” olarak kararlaştırılmışsa, taraflar sözleşmeden cayma hakkına sahip olur. Bu durumda parayı veren cayarsa verdiğini bırakır; parayı alan cayarsa aldığının iki katını geri verir. Yargı kararlarına göre, bir ödemenin cayma parası sayılabilmesi için bu hususun açıkça kararlaştırılmış olması veya ispat edilmesi gerekir; aksi halde verilen para bağlanma parası kabul edilir.

Cezai Şart: Borcu kuvvetlendirmeye yarayan fer’i (yan) bir şarttır. Kapora veya cayma akçesi de cezai şart gibi fer’i niteliktedir. Ancak cezai şart, genellikle sözleşmeye aykırılık durumunda ödenmesi gereken bir bedel iken, kapora sözleşme kurulurken verilir.

Temel Farklar:

İade Yükümlülüğü: Açıkça “cayma tazminatı/parası” olduğu şart edilmedikçe; kapora veya pey akçesi, sözleşmeyi bozan taraf haklı olsun veya olmasın, veren tarafça geri istenebilir (istirdada yetkilidir). Cayma parası ise cayan tarafın katlanması gereken bir bedeldir.

İspat Yükü: Verilen paranın cayma parası olduğunu iddia eden taraf (genellikle satıcı/alan), bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Aksi halde para, iadesi gereken bağlanma parası sayılır.

Geçerlilik: Cezai şart ve cayma parası gibi fer’i şartların geçerliliği, asıl sözleşmenin geçerliliğine bağlıdır. Asıl sözleşme geçersizse (örneğin resmi şekil eksikliği), bu şartlar da geçersizdir.

2. Geçerli Olduğu Sözleşme Türleri ve Şekil Şartları

Yargı kararları, kaporanın hukuki sonuçlarını sözleşmenin türüne ve geçerlilik şartlarına göre değerlendirmiştir:

Taşınmaz (Gayrimenkul) Satış Sözleşmeleri: Türk Medeni Kanunu m. 706, TBK m. 237, Tapu Kanunu m. 26 ve Noterlik Kanunu m. 60 gereğince resmi şekilde (tapu memuru veya noter huzurunda) yapılması zorunludur. Adi yazılı veya sözlü yapılan taşınmaz satış sözleşmeleri hukuken geçersizdir (hükümsüzdür). Sözleşme geçersiz olduğu için, buna bağlı kapora, cayma akçesi veya cezai şart hükümleri de geçersiz sayılır.

Araç Satış Sözleşmeleri: Karayolları Trafik Kanunu m. 20 gereğince noter huzurunda resmi şekilde yapılması geçerlilik koşuludur. Haricen (noter dışı) yapılan araç satış sözleşmeleri geçersizdir ve taraflara hak/borç doğurmaz.

Ticari Satım ve Diğer Sözleşmeler:

Limited Şirket Hisse Devri: TTK m. 595 uyarınca yazılı şekilde yapılması ve noter onayı şarttır. Bu şarta uyulmayan harici anlaşmalar geçersizdir.

Leasing (Finansal Kiralama): Leasing onayına bağlı sözleşmelerde, leasing onaylanmazsa sözleşme iptal olmuş sayılır.

Menkul (Taşınır) Satışı: Pizza restoranı devri veya makine satışı gibi durumlarda, devir gerçekleşmemişse ve aksi kararlaştırılmamışsa kapora iadeye tabidir.

3. İptal ve İade Koşulları

Kapora iadesi, sözleşmenin geçerliliği ve iptal nedenlerine göre şu koşullarda gerçekleşir:

Geçersiz Sözleşmelerde İade (Sebepsiz Zenginleşme): Resmi şekil şartına uyulmadığı için geçersiz olan (taşınmaz veya araç satışı gibi) sözleşmelerde, taraflar verdiklerini “sebepsiz zenginleşme” hükümleri gereğince geri isteme hakkına sahiptir. Sözleşme geçersiz olduğundan, satıcı “cayma parası” veya “cezai şart” savunmasıyla kaporayı elinde tutamaz.

Sözleşmenin Kurulmaması veya İfa Edilmemesi: Sözleşme kurulurken verilen para (bağlanma parası), sözleşme ifa edilmezse veya satış gerçekleşmezse iade edilmelidir. Yargıtay kararlarına göre, açıkça cayma parası olduğu kararlaştırılmadıkça, sözleşmeyi bozan taraf kusurlu olsa dahi kaporayı geri isteyebilir.

Tarafların Anlaşması (İkale): Sözleşme tarafların karşılıklı anlaşmasıyla sona erdirilirse, alınan kapora iade edilmelidir.

Satıcının Temerrüdü: Satıcının malı teslim etmemesi veya taahhüt edilen sürede teslimata hazır hale getirmemesi durumunda, alıcı sözleşmeden dönerek kaporayı faiziyle birlikte geri isteyebilir.

İadenin Reddedildiği İstisnai Durumlar:

Ticari nitelikteki geçerli ön protokollerde, “her ne suretle olursa olsun iade edilmeyeceği” veya “cayma akçesi olduğu” açıkça yazılıp imza altına alınmışsa ve alıcı haksız yere caymışsa iade talebi reddedilebilir (Örn: İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi kararı). Ancak bu durum, resmi şekil şartı eksikliği bulunan geçersiz sözleşmeleri kapsamaz.

İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bilgiler

Aşağıdaki bilgiler, karar metinlerinde yer alan ikincil nitelikteki detaylar ve spesifik durumları içermektedir:

İspat Sorunu: Banka dekontlarında “nakit borç” ibaresi yer alması durumunda, parayı alan taraf bunun kapora veya komisyon olduğunu ispatlayamazsa, ödeme borç olarak kabul edilir ve iadesi gerekir. Dekontta “kapora” yazması, paranın bağlanma parası olduğuna karine teşkil eder.

Ardiye Masrafı Mahsubu: Ticari satımlarda (örneğin makine ithalatı), sözleşme gerçekleşmese bile satıcı, malı beklettiği süre için oluşan ardiye masraflarını kaporadan mahsup etmeyi talep edebilir. Ancak proforma faturada “ardiye masrafı yansıtılmayacağı” notu varsa bu kesinti yapılamaz.

Görevli Mahkeme: Tüketici işlemi niteliğindeki (örneğin hususi araç alımı) uyuşmazlıklarda kapora iadesi davaları Tüketici Mahkemelerinde görülmelidir. Tacir olmayan kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda ise Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir.

Franchising Sözleşmeleri: Marka lisansı içeren franchising sözleşmelerinin yazılı yapılması zorunludur (Sınai Mülkiyet Kanunu). Yazılı olmayan sözleşmelerde ödenen kapora, sebepsiz zenginleşme kapsamında değerlendirilir. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Kapora, bağlanma parası, pey akçesi, cayma akçesi ve cezai şart kavramları arasındaki hukuki farklar; taşınmaz satış sözleşmelerindeki resmi şekil şartları, araç satışının noter zorunluluğu, limited şirket hisse devri, ticari protokoller, leasing sözleşmeleri ve sözleşmenin geçersizliğinde sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması gibi konular teknik ve uzmanlık gerektiren alanlardır. Yargıtay’ın kaporanın iadesi, cayma parası olup olmadığı, geçersiz sözleşmelerde satıcının parayı elinde tutup tutamayacağı, ardiye masrafı mahsup edilebilmesi gibi konulardaki kararları oldukça ayrıntılıdır ve tek bir hata dahi hak kaybına yol açabilmektedir.

İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Gebze, Dilovası ve Çayırova gibi bölgelerde taşınmaz ve araç satışları yaygın olduğundan, kapora uyuşmazlıkları sık görülmekte ve “kapora mı – cayma akçesi mi – cezai şart mı?” ayrımının doğru yapılması büyük önem taşımaktadır. Özellikle taşınmaz veya araç satışı gibi geçersiz sözleşmelerde kapora iadesinin zorunlu olduğu yönündeki Yargıtay uygulaması, sürecin usulüne uygun yürütülmesini gerektirir.

Bu nedenle 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, kapora iadesi, cayma akçesi değerlendirmesi, geçersiz sözleşmelerde sebepsiz zenginleşme talepleri, ticari protokollerde cayma hükümleri ve ispat yükü gibi karmaşık alanlarda profesyonel hukuki destek sunar. Uzman avukat desteği, sözleşmenin niteliğinin doğru belirlenmesi, kaporanın hukuki statüsünün tespiti ve iade–tazminat taleplerinin doğru mahkemede ve doğru hukuki dayanaklarla ileri sürülmesi açısından kritik öneme sahiptir.

Read More

Alım Satımlarda Verilen Kapora İade Edilir mi?

1. Kaporanın Tanımı ve Hukuki Niteliği 

Alım Satımlarda Verilen Kapora İade Edilir mi? İncelenen yargı kararlarına göre kapora, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 177. maddesi kapsamında “bağlanma parası” (pey akçesi) olarak tanımlanmaktadır. Hukuki niteliği ve işlevleri şu şekildedir:

Bağlanma Parası Olarak Asli Nitelik: Kapora, sözleşme yapılırken bir tarafın diğerine verdiği, cayma parası olarak değil, sözleşmenin kurulduğuna kanıt olarak verilen paradır. Aksine bir sözleşme veya yerel adet olmadıkça, verilen kapora esas alacaktan düşülür (Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, İst. Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi, Sakarya BAM).

Cayma Parası Ayrımı: Kapora, açıkça “cayma parası” (cayma tazminatı) olarak kararlaştırılmadıkça bu niteliği taşımaz. Cayma parası, sözleşmeden dönülmesi halinde parayı verenin vazgeçerse parayı bırakması, alanın vazgeçerse iki katını iade etmesi (TBK m. 178) sonucunu doğururken; bağlanma parası olan kapora, sözleşmenin yapıldığının ispatı içindir.

Fer’i Nitelik: Kapora, asıl borcu kuvvetlendirmeye yarayan fer’i (yan) bir şarttır. Bu nedenle asıl sözleşmenin geçerliliğine bağlıdır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – 2015/16368, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi – 2010/16031).

2. Geçerlilik Şartları 

Kaporanın ve buna bağlı cezai şartların geçerliliği, temel alım satım sözleşmesinin kanuni şekil şartlarına uygun yapılıp yapılmadığına bağlıdır:

Taşınmaz Satışlarında: Tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşmelerin resmi şekilde (tapu memuru veya noter huzurunda) yapılması zorunludur (TMK m.706, TBK m.237, Tapu Kanunu m.26). Adi yazılı (harici) şekilde yapılan taşınmaz satış sözleşmeleri geçersizdir. Sözleşme geçersiz olduğu için, bu sözleşmede yer alan kapora veya cezai şart hükümleri de geçersiz kabul edilir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – 2015/6478, İst. 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi).

Araç Satışlarında: Trafikte tescilli araçların mülkiyetini devreden sözleşmelerin noterde yapılması zorunludur (2918 sayılı KTK m.20/d). Noter dışında yapılan harici araç alım satım sözleşmeleri ve bu sözleşmelere dayalı cezai şartlar hukuken geçersizdir (Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – 2015/12032, Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi).

İstisnai Durumlar: Taşınmaz satış vaadi içermeyen, sadece kaporanın miktarı ve iade şartlarını belirleyen protokollerin geçerlilik şekline tabi olmadığı yönünde değerlendirmeler de mevcuttur (İst. Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi). Ayrıca ticari mal alımlarında (örneğin iş makinesi) şifahi anlaşmalar dahi kaporanın varlığı için zemin oluşturabilir (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi).

3. İade Şartları 

Kaporanın iadesi, sözleşmenin geçerliliği, tarafların kusuru ve sözleşme hükümlerine göre değişiklik göstermektedir:

Geçersiz Sözleşmelerde İade (Sebepsiz Zenginleşme): Resmi şekil şartına uyulmadığı için geçersiz sayılan (taşınmaz veya araç) sözleşmelerde, taraflar hak ve borç altına girmez. Bu durumda ödenen kapora, “sebepsiz zenginleşme” (haksız iktisap) hükümleri gereğince iade edilmelidir. Sözleşmede “vazgeçen kaporayı yakar” gibi hükümler olsa dahi, sözleşme geçersiz olduğu için bu hükümler uygulanamaz ve kapora iade edilir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – 2016/476, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, Adana BAM).

Sözleşmenin Kurulmaması veya İfa Edilmemesi:

Satışın gerçekleşmemesi veya satıcının malı teslim etmemesi durumunda, alınan kapora iade edilmelidir (Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, İst. Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi – 2021/307K, İst. BAM 43. HD).

Satıcı, mal bedelini veya sözleşme şartlarını kanıtlayamazsa ve sözleşme geçersiz hale gelirse kapora iade edilir (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi).

Cayma ve Sözleşme Hükümleri:

Alıcının Cayması: Geçerli bir sözleşmede, taraflar “alıcının vazgeçmesi halinde kaporanın iade edilmeyeceğini” kararlaştırmışsa, bu hüküm bağlayıcıdır ve iade yapılmaz (İst. Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi – 2021/152, İst. BAM 12. Hukuk Dairesi).

Satıcının Cayması: Sözleşmede satıcının vazgeçmesi halinde kaporayı iade edeceği veya tazminat ödeyeceği kararlaştırılmışsa, satıcı caydığında iade yükümlülüğü doğar (İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, İst. 10. Asliye Ticaret Mahkemesi).

Anlaşmalı Fesih (İkale) ve İbra: Taraflar sözleşmeyi karşılıklı anlaşarak sona erdirirse veya belirli bir miktar üzerinden ibraleşirse, bu anlaşma esas alınır. Örneğin, kaporanın yarısının iadesi konusunda anlaşıldıysa bakiye talep edilemez (İst. BAM 3. Hukuk Dairesi, İst. BAM 43. Hukuk Dairesi). Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir? (İstanbul – Ankara – İzmir Uygulamaları Işığında)

Kapora, cayma parası ve taşınmaz/araç satış sözleşmeleri gibi teknik konular; hem Türk Borçlar Kanunu, hem de şekil şartlarına ilişkin özel mevzuat nedeniyle uygulamada ciddi karışıklıklara yol açabilmektedir. Özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde mahkemeler arasında dahi farklı değerlendirmeler görülebildiğinden, sürecin uzman bir hukukçu tarafından yönetilmesi baştan sona büyük önem taşır.

Bu alanda deneyimli bir avukatın desteği gereklidir; çünkü:

Şekil şartı – geçersizlik – sebepsiz zenginleşme ilişkisinin doğru kurulması, davanın kaderini belirler.

Kaporanın bağlanma parası mı yoksa cayma parası mı olduğu çoğu zaman belgelerin yorumuna bağlıdır; uzmanlık gerektirir.

Taşınmaz satış vaadi, araç satış sözleşmesi, ticari mal alımı gibi her senaryoda geçerlilik şartları farklıdır.

Yanlış hukuki nitelendirme, davayı tamamen kaybetmeye veya gereksiz tazminat riskleriyle karşılaşmaya neden olabilir.

Yargıtay’ın güncel içtihatlarının doğru takibi, özellikle kapora–cezai şart ayrımında sonuç değiştirici rol oynar.

Taraflarca imzalanan protokol, sözleşme veya ibra metinlerinin geçerliliği–bağlayıcılığı–yorumlanması avukatlık uzmanlığı gerektiren bir alandır.

Bu nedenle, kapora alacakları, cezai şart talepleri veya geçersiz sözleşmeden kaynaklanan iade davalarında 2M Hukuk Ofisi bünyesinde görev yapan deneyimli avukatların sağladığı hukuki destek, sürecin doğru yönetilmesi ve hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Read More