Konkordato projeleri kapsamında alacaklılara sunulan ödeme planlarının içermesi gereken zorunlu hususlar nelerdir?

Giriş

Bu çalışma, konkordato projeleri kapsamında alacaklılara sunulan ödeme planlarının içermesi gereken zorunlu hususları, İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri ve güncel yargı kararları ışığında analiz etmektedir. Analiz, imtiyazsız alacaklılara yönelik tenzilat, vade, taksitlendirme ve ödeme periyotları gibi temel unsurların mahkemeler tarafından nasıl değerlendirildiğini ortaya koymaktadır. Çalışma İİK m. 305’te düzenlenen tasdik şartları olan; teklifin iflasa göre avantajlı olması, borçlunun kaynaklarıyla orantılılık, alacaklılar arasında eşitlik ve projenin nitelikli çoğunlukla kabulü gibi zorunlu unsurların uygulamadaki yansımalarını incelemektedir.

Planların Çeşitliliği: Yargı kararları, “tenzilat konkordatosu”, “vade konkordatosu” ve bu ikisinin birleşiminden oluşan “karma konkordato” olmak üzere çeşitli ödeme planı yapılarını ortaya koymaktadır. Planlar, %0’dan %50’ye varan tenzilat oranları, faiz eklemeleri, faizden feragat, birkaç aydan on yıla yayılan vadeler ve farklı ödeme periyotları (aylık, üçer aylık, altı aylık) gibi geniş bir yelpazede çeşitlilik göstermektedir.

Temel Tasdik Şartları (İİK m. 305): Mahkemeler, bir ödeme planını tasdik ederken değişmez olarak şu kümülatif şartları aramaktadır:

İflasa Göre Avantajlı Olma: Teklif edilen tutarın, borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olması zorunludur.

Kaynaklarla Orantılılık: Plan, borçlunun mevcut ve gelecekteki nakit akış projeksiyonları ile uyumlu, yani gerçekleştirilebilir olmalıdır.

Alacaklılar Arasında Eşitlik: Plan, benzer hukuki durumdaki tüm alacaklılara adil, dengeli ve eşit muamele sağlamalıdır.

Mahkemenin Re’sen Düzeltme Yetkisi: Mahkemeler, alacaklılar tarafından kabul edilmiş olsa dahi, bir ödeme planını İİK m. 305/son fıkrası uyarınca re’sen düzeltme yetkisine sahiptir. Özellikle vadenin uzunluğu, ödemesiz dönemin hakkaniyete aykırılığı veya enflasyonist ortamda alacaklı aleyhine oluşan “örtülü tenzilat” gibi durumlarda mahkemeler, vadeyi kısaltarak, ödeme periyodunu sıklaştırarak veya ödeme başlangıç tarihini öne çekerek plana müdahale etmektedir.

Red ve Bozma Gerekçeleri: Planların reddedilmesinin veya istinaf/temyiz aşamasında bozulmasının en yaygın nedenleri; alacaklılar arasında eşitlik ilkesinin ihlali, teklifin borçlunun kaynaklarıyla orantısız olması, aşırı uzun vadelerle konkordatonun “ucuz kredi aracı” olarak kullanılması ve projenin gerçekleştirilebilirliğine dair ciddi şüpheler bulunmasıdır.

1. Konkordato Projesindeki Tenzilat Oranı ve Faiz Uygulamaları

Yargı kararları, tenzilat oranının borçlunun mali durumuna göre esneklik gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bazı kararlarda %20 (Bakırköy 1. ATM – 2020/447), %30 (Ankara Batı ATM – 2019/785) veya %50 (Bakırköy 1. ATM – 2022/215) gibi net tenzilat oranları kabul edilirken, birçok projede %0 tenzilat ile anaparanın tamamının ödenmesi taahhüt edilmektedir.

Ancak faizsiz ve uzun vadeli ödeme planları, mahkemeler tarafından “örtülü tenzilat” olarak değerlendirilmektedir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi, bu durumu “yıllık bazda borçlardan faiz oranı kadar örtülü tenzilat yapıldığı” şeklinde ifade ederek, borca batık olmayan bir şirketin bu yola başvurmasının kaynaklarla orantılılık ilkesine aykırı olduğuna hükmetmiştir (Antalya BAM – 2024/345). Benzer şekilde Yargıtay, yüksek enflasyon ortamında teklif edilen düşük faiz oranlarını menfaat dengesini bozucu nitelikte bularak eleştirmiştir: “ülkemizdeki enflasyon oranı dikkate alınarak yüksek seyreden enflasyona rağmen alacaklıların zararına olacak şekilde aylık %1 faiz işletilmesi ve 4 yıl gibi uzun bir sürede ve her yıl bir taksit olmak üzere ödemenin kararlaştırılmış olması (Yargıtay 6. HD – 2025/2139).

Buna karşılık, bazı mahkemeler anaparanın %100’üne ek olarak faiz ödenmesini öngören planları tasdik ederek alacaklı lehine bir denge kurmuştur. Örneğin, bir kararda Konkordatoya tabi borçların %100’ünün, ek olarak %20 faiz ile ödenmesi” şeklindeki teklif, borçlunun kaynaklarıyla orantılı bulunarak kabul edilmiştir (Bakırköy 1. ATM – 2024/366).

2. Vade, Ödemesiz Dönem ve Taksit Yapısı

Ödeme planlarındaki vade süreleri, projenin niteliğine göre büyük farklılıklar göstermektedir. 15 aylık kısa vadelerden (Bakırköy 1. ATM – 2024/366), 10 yıllık uzun vadelere (İstanbul BAM 45. HD – 2021/560) kadar geniş bir aralık mevcuttur. Ancak mahkemeler, özellikle uzun vadeleri alacaklıların aleyhine bir durum olarak görme eğilimindedir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, 60 aylık faizsiz bir ödeme planını şu gerekçeyle reddetmiştir: “Yargıtay’ın istikrar kazanan uygulamasına göre bu kadar uzun ödeme süresi konkordatonun amacına aykırı olup, alacaklıları zararlandıracak niteliktedir.” (Ankara BAM 23. HD – 2024/1607).

Ödemesiz dönemler de sıkça karşılaşılan bir unsurdur. 6 ay, 1 yıl veya 24 aya varan ödemesiz dönemler teklif edilebilmektedir. Ancak mahkemeler, bu dönemlerin alacaklı-borçlu menfaat dengesini bozmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi, 6 ay ödemesiz ve 48 ay faizsiz bir planı “alacaklılar ile borçlu arasındaki menfaat dengesini borçlu lehine bozar mahiyettedir” diyerek reddetmiştir (Bursa BAM 5. HD – 2024/1358).

Taksit yapıları ise genellikle eşit aylık, üçer aylık veya altı aylık periyotlar şeklinde düzenlenmektedir. Bununla birlikte, şirketin nakit akışına uygun olarak kademeli artan ödeme planları da (örneğin, ilk yıl %10, ikinci yıl %20, üçüncü yıl %30, dördüncü yıl %40) kabul görmektedir (Bursa 1. ATM – 2022/153).

3. Alacaklılar Arasında Eşitlik İlkesi

Eşitlik ilkesi, ödeme planlarının en kritik zorunlu unsurudur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun belirttiği gibi, “konkordatoda alacaklılar arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın benzer durumda bulunan bütün alacaklıları kapsayan adil ve dengeli bir ödeme planının ortaya konulması” esastır (YHGK – 2023/620).

Bu ilkenin ihlali, planın reddi için tek başına yeterli bir sebeptir. Özellikle küçük alacaklılara erken veya tam ödeme teklif edilip büyük alacaklıların uzun vadeye yayılması, mahkemelerce “eşitlik ilkesine aykırı” ve “kabul nisabını etkilemeye yönelik” bir manevra olarak görülmektedir. Yargıtay bu durumu şöyle ifade etmiştir: “Somut olayda, tasdik edilen konkordato projesinde davacı şirketten düşük oranda alacağı bulunan ile yüksek oranda alacağı bulunan alacaklılar arasında ayrım yaratacak şekilde bir ödeme planı öngörüldüğü ve eşitlik ilkesine aykırı davranıldığı görülmektedir.” (Yargıtay 6. HD – 2022/1994).

Benzer şekilde, bazı alacaklılarla özel protokoller yaparak onlara daha avantajlı ödeme koşulları sunmak da eşitlik ilkesinin açık bir ihlali olarak kabul edilmekte ve projenin kötü niyetli olduğu sonucuna varılabilmektedir (Ankara BAM 23. HD – 2023/309).

4. Kaynaklarla Orantılılık ve Gerçekleştirilebilirlik

Bir ödeme planının tasdik edilebilmesi için borçlunun mali tabloları, nakit akış projeksiyonları ve faaliyet potansiyeli ile uyumlu olması şarttır. Mahkemeler bu değerlendirmeyi komiser ve bilirkişi raporlarına dayanarak yapar. Raporlarda, “teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması şartının sağlanmış olacağı” (Bakırköy 1. ATM – 2024/366) veya “projedeki ödeme planı davacı şirketin işletme potansiyeli ve nakit akım öngörüsüne uygun hazırlanmıştır” (Bursa 1. ATM – 2022/153) gibi tespitler, planın gerçekleştirilebilirliğini teyit eder.

Tersine, şirketin borca batık olması, mali tablolarının çelişkili olması veya hedeflenen kârların yakalanamaması gibi durumlar, planın kaynaklarla orantısız olduğuna işaret eder ve talebin reddine yol açar (İstanbul Anadolu 1. ATM – 2021/918; Ankara Batı ATM – 2019/785).

Sonuç

Alacaklılara sunulan bir konkordato ödeme planının tasdik edilebilmesi için, İİK m. 305’te belirtilen kümülatif şartları eksiksiz olarak karşılaması zorunludur. Yargı kararları, bu şartlar arasında özellikle “alacaklılar arasında eşitlik” ve “kaynaklarla orantılılık” ilkelerine büyük önem atfedildiğini göstermektedir. Bir ödeme planı, sadece alacaklıların çoğunluğu tarafından kabul edilmesiyle değil, aynı zamanda adil, dengeli, ekonomik gerçeklerle uyumlu ve gerçekleştirilebilir olmasıyla hukuki geçerlilik kazanır. Mahkemeler, konkordato kurumunun amacından saptırılarak borçluya haksız avantaj sağlayan veya alacaklıları aşırı zarara uğratan planları re’sen düzeltme veya reddetme yetkisini aktif olarak kullanarak menfaatler dengesini korumaktadır. Bu nedenle, bir ödeme planı hazırlanırken tüm bu zorunlu hususların titizlikle gözetilmesi, projenin başarısı için hayati önem taşımaktadır. Bir makale önerisi.

Neden uzman konkordato avukatı desteği gereklidir?

Bu çalışma, konkordato projeleri kapsamında alacaklılara sunulan ödeme planlarının içermesi gereken zorunlu unsurları, İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri ve güncel yargı kararları çerçevesinde incelemektedir. Mahkemelerin konkordato planlarını değerlendirirken özellikle tenzilat oranı, vade, faiz, eşitlik ilkesi, kaynaklarla orantılılık ve planın gerçekleştirilebilirliği gibi kriterlere sıkı şekilde bağlı kaldığı görülmektedir. Uygulamada birçok konkordato talebi, yalnızca bu unsurlardan birinin eksikliği nedeniyle reddedilmekte veya tasdik edilse dahi üst mahkemelerde bozulmaktadır.

Yargı kararları açıkça göstermektedir ki, konkordato planının başarısı teknik ve stratejik bir hukuk bilgisini gerektirir. Her konkordato planı yalnızca borç ödeme takvimi değil, aynı zamanda borçlunun ekonomik varlığını sürdürme iradesini hukuken geçerli bir zemine oturtan bir projedir. Bu süreçte yapılan küçük bir hesap hatası, eksik belge ya da eşitlik ilkesine aykırı bir düzenleme, konkordato talebinin tamamen reddine neden olabilir. Bu nedenle, hem borçluların hem de alacaklıların menfaatlerini koruyacak şekilde hazırlanacak bir konkordato planının, uzman konkordato avukatlarının gözetiminde oluşturulması zorunluluk haline gelmiştir.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul, Tuzla, Pendik, Maltepe, Umraniye, Kartal, Maltepe, Gebze ve Tepeören bölgelerinde faaliyet gösteren işletmelere konkordato sürecinin her aşamasında profesyonel danışmanlık sağlamaktadır. Deneyimli konkordato avukatlarımız, ödeme planlarının yasal şartlara uygun hazırlanması, mahkeme ve komiser denetiminde kabul edilebilir bir yapı oluşturulması ve tasdik sürecinin başarıyla tamamlanması için kapsamlı hukuki destek sunmaktadır. Doğru yapılandırılmış bir ödeme planı, sadece borçtan kurtulmanın değil, aynı zamanda işletmenin yeniden yapılanmasının da temel adımıdır — bu nedenle konkordato sürecinin her aşamasında uzman avukat desteği hayati önem taşır.

Read More

Konkordatonun Tasdiki Nedir? İİK m.305’e Göre Tasdik Şartları ve Mahkeme Denetimi

Giriş

Bu çalışma, konkordatonun tasdikine ilişkin literatürdeki görüşleri ve yasal şartları analiz etmektedir. Konkordato sürecinin nihai ve en önemli aşaması olan tasdik, alacaklılar tarafından kabul edilen projenin mahkeme tarafından onaylanarak tüm alacaklılar için bağlayıcı hale gelmesini ifade eder. Literatürdeki genel kanı, tasdik kararının verilebilmesi için İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 305. maddesinde belirtilen şartların kümülatif olarak gerçekleşmesinin zorunlu olduğu yönündedir. Bununla birlikte, doktrin ve Yargıtay kararları, kanunda açıkça sayılmayan ancak kurumun özünden kaynaklanan bazı ek şartların da varlığını kabul etmektedir. Mahkemenin bu süreçteki rolü, yalnızca alacaklı çoğunluğunun iradesini onaylamak değil, aynı zamanda projenin kanuni şartlara uygunluğunu, adil olup olmadığını ve başarıya ulaşma potansiyelini re’sen denetlemektir.

Konkordatonun Tasdik Şartları

Literatürdeki kaynaklar, konkordatonun tasdik şartlarını temel olarak iki ana başlık altında incelemektedir: İİK m. 305’te açıkça düzenlenen şartlar ve kanunda açıkça yer almamakla birlikte konkordato kurumunun ruhundan ve genel hukuk ilkelerinden doğan şartlar.

1. İcra ve İflas Kanunu Madde 305’te Düzenlenen Şartlar

İİK m. 305, konkordatonun tasdiki için “hep birlikte bulunması gereken beş şarta” yer vermektedir. Bu şartlar kümülatif nitelikte olup, birinin dahi eksikliği tasdik talebinin reddine neden olur.

Teklif Edilen Tutarın, Borçlunun İflası Halinde Alacaklıların Eline Geçecek Muhtemel Miktardan Fazla Olması: Bu şart, konkordatonun alacaklılar için iflastan daha avantajlı olmasını temin eder. Bu bakımdan teklif edilen tutarın, borçlunun iflâsı halinde her bir alacaklının eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olacağının anlaşılması, tasdik şartı olarak düzenlenmektedir. Gerek adî konkordato bakımından yeni getirilen bu şart, gerekse malvarlığının terki suretiyle konkordatoda var olan bu şart, borçlunun gerçekte iflâsa tâbi bir kimse olmasını gerektirmeyip, varsayımsal olarak, borçlu iflâs etseydi, alacaklılarının elde edeceği payın hangi miktarda olacağını tespite yöneliktir.

Teklif Edilen Tutarın Borçlunun Kaynakları ile Orantılı Olması: Bu koşul, borçlunun mali durumu ile sunduğu teklif arasında makul bir denge kurulmasını amaçlar. Borçlunun ödeme kapasitesini aşan veya kaynaklarının çok altında kalan bir teklifin tasdiki mümkün değildir.

Konkordato Projesinin İİK m. 302’de Öngörülen Çoğunlukla Kabul Edilmiş Bulunması: Konkordato projesinin tasdik edilebilmesi için öncelikle alacaklılar toplantısında kanunun aradığı nisapta kabul edilmesi gerekir. Konkordato projesinin Kanunda öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş bulunması mevcut düzenlemedekinin aksine, açıkça konkordatonun tasdik şartlarından birisi olarak sayılmaktadır.

İmtiyazlı Alacakların Tamamen Ödenmesinin ve Mühlet İçinde Doğan Borçların İfasının Güvence Altına Alınması: Konkordato, kural olarak adi alacaklıları etkiler. Bu nedenle imtiyazlı alacakların ve komiser onayıyla mühlet içinde doğan borçların tam olarak ödeneceğine dair yeterli teminatın gösterilmesi zorunludur. Bu koşulun öngörülmesi ile konkordatonun tasdik edilen koşullara göre yerine getirilmesini mümkün kılmak ve bu sayede borçluyu ifa edemeyeceği taahhütlerde bulunmaktan alıkoymak hem de bazı alacaklılara ödeme garantisi sağlamak amaçlanmaktadır.

Gerekli Giderlerin ve Harçların Mahkeme Veznesine Depo Edilmesi: Tasdik yargılaması ile ilgili masrafların ve konkordato tasdik harcının borçlu tarafından peşin olarak ödenmesi bir tasdik şartıdır.

2. İİK Madde 305 Dışında Kalan ve Kurumun Özünden Doğan Şartlar

Literatür, İİK m. 305’te sayılanların dışında, konkordato kurumunun temel mantığından ve genel hukuk prensiplerinden kaynaklanan başka tasdik şartlarının da bulunduğunu kabul etmektedir. Konkordatonun tasdiki için gerekli şartlar 305. maddede beş bent halinde sıralanmışsa da konkordatonun tasdiki şartları bu bentlerde sıralananlardan ibaret değildir. Konkordatoya ilişkin diğer hükümlerden ve konkordato kurumunun özünden de çıkarılabilecek tasdik şartları bulunmaktadır.

Borçlunun Dürüst Olması: Kanunda açıkça bir tasdik şartı olarak sayılmasa da, dürüstlük ilkesi konkordato müessesesinin temelini oluşturur. Yargıtay da güncel tarihli kararlarında “Konkordato dürüst bir borçlunun belli bir zaman kesiti içerisindeki bütün adi alacaklarını yetkili makamın onayı ve alacaklı çoğunluğunun kabulü ile tasfiyesinin sağlandığı bir icra biçimidir.” ifadelerine yer vermek suretiyle, konkordatonun dürüst borçlular için getirilmiş bir müessese olduğuna işaret etmektedir.” Mahkeme, borçlunun mühlet içindeki faaliyetlerini ve niyetini bu çerçevede değerlendirmelidir.

Konkordatonun Başarıya Ulaşmasının Mümkün Olması: Kesin mühlet verilebilmesi için aranan bu şartın, sürecin nihai aşaması olan tasdikte de aranması gerektiği kabul edilmektedir. Başarıya ulaşma ihtimali kalmamış bir projenin tasdik edilmesinde hukuki bir yarar yoktur. Ahmet Karakaya (2022) bu konuda, “Kesin mühlet için gerekli bu şartın, konkordatonun nihai aşaması olan tasdik aşamasında da dikkate alınması gerektiği açıktır. Zira başarıya ulaşması mümkün görülmeyen konkordatonun tasdikinde hiçbir fayda yoktur” demektedir.

Konkordatonun tasdiki sürecinde mahkemenin rolü kritik bir öneme sahiptir. Mahkeme, tasdik şartlarının varlığını re’sen araştırmakla yükümlüdür, zira bu şartlar kamu düzenine ilişkindir. Bu süreçte konkordato komiserinin hazırladığı gerekçeli rapor önemli bir delil niteliği taşır, ancak mahkeme bu raporla bağlı değildir. Mahkeme, komiseri dinledikten ve varsa itirazları değerlendirdikten sonra kararını verir.

Şartların kümülatif olması, bir tanesinin bile eksikliği halinde mahkemenin tasdik talebini reddetmek zorunda olduğu anlamına gelir. Tasdik talebinin reddi durumunda, eğer borçlu iflasa tabi kişilerden ise ve doğrudan doğruya iflas nedenlerinden biri mevcutsa, mahkeme borçlunun iflasına karar verebilir.

Mahkemenin takdir yetkisi de bulunmaktadır. Örneğin, projeyi yetersiz bulması halinde re’sen veya talep üzerine gerekli düzeltmenin yapılmasını isteyebilir. Bu durum, mahkemenin sadece bir onay makamı olmadığını, aynı zamanda projenin adil ve uygulanabilir hale getirilmesinde aktif bir rol üstlendiğini göstermektedir.

Sonuç

Literatürdeki kaynaklar ışığında, konkordatonun tasdiki, alacaklılar tarafından kabul edilen bir projenin basitçe onaylanmasından çok daha fazlasını ifade eden, kapsamlı bir yargısal denetim sürecidir. Bu denetim, İİK m. 305’te sayılan beş kümülatif şartın yanı sıra, borçlunun dürüstlüğü ve projenin başarıya ulaşma potansiyeli gibi kurumun özünden doğan ilkeleri de içerir. Mahkeme, komiser raporu, alacaklıların iradesi ve varsa itirazları dikkate alarak, tüm bu şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini re’sen araştırır. Şartların tamamının varlığı halinde tasdik kararı verilirken, birinin dahi eksikliği talebin reddini ve iflasa tabi borçlular için iflas sonucunu doğurabilir. Bu süreç, konkordato müessesesinin amacına uygun olarak, dürüst borçluların mali durumlarını düzeltmelerine imkân tanırken, alacaklıların haklarının da iflasa nazaran daha avantajlı bir şekilde korunmasını sağlamayı hedefler. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gerekli?

Konkordato tasdik süreci, teknik, mali ve hukuki yönleri iç içe geçmiş son derece karmaşık bir süreçtir. Tasdik şartlarının eksiksiz yerine getirilmemesi, tüm sürecin reddine ve borçlunun doğrudan iflasına yol açabilir. Bu nedenle, borçlunun mali yapısını doğru analiz edecek, projenin yasal dayanaklarını sağlamlaştıracak ve mahkeme önünde etkin temsil sağlayacak uzman konkordato avukatı desteği hayati önem taşır.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Tepeören bölgelerinde faaliyet gösteren işletmeler için konkordato başvuru, mühlet, komiser ve tasdik süreçlerinde profesyonel danışmanlık sunmaktadır. Deneyimli ekibimiz, dürüst borçluların ticari faaliyetlerini sürdürmesini sağlarken, alacaklıların menfaatlerinin de korunmasını hedeflemektedir.

Read More

Konkordato Başvuru Dilekçesi Nasıl Hazırlanır? Mahkeme Süreci, Belgeler ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Nelerdir?

Ekonomik dalgalanmalar, döviz kurlarındaki sert artışlar ve tedarik zinciri sorunları birçok işletmenin mali dengesini bozmakta, borç ödeme gücünü geçici olarak zayıflatmaktadır. Bu durumda konkordato, borçluya faaliyetlerini sürdürme ve alacaklılara daha yüksek oranda tahsil imkânı tanıyan en etkili hukuki koruma mekanizmasıdır. Ancak konkordato sürecinin başarısı, sürecin ilk adımı olan başvuru dilekçesinin doğru, eksiksiz ve stratejik biçimde hazırlanmasına bağlıdır. Aşağıda, 2M Hukuk Avukatlık Bürosu tarafından uygulamada edinilmiş deneyim ve yargı kararları ışığında, örnek konkordato başvuru dilekçesinde yer alması gereken tüm unsurlar ayrıntılı şekilde açıklanmıştır.

1. Şirketin Mali Durumunun ve Faaliyetlerinin Gerçekçi Sunumu

Konkordato talebi, dürüstlük kuralına (TMK m.2) uygun, samimi bir iyileştirme iradesine dayanmalıdır. Dilekçede;

Şirketin kuruluş yılı, faaliyet alanı, ekonomik katkısı ve istihdam ettiği kişi sayısı açıkça belirtilmelidir.

Şirketin karşılaştığı ekonomik zorluklar somut verilerle açıklanmalıdır: döviz kuru artışı, hammadde fiyatlarındaki yükselme, büyük bir müşterinin iflası, beklenmedik proje iptalleri gibi sebepler gerçekçi biçimde gerekçelendirilmelidir.

Şirketin borca batık durumda olmadığı, sadece geçici likidite sıkıntısı yaşadığı belirtilmelidir. Bu husus konkordato için yeterli dayanak oluşturur. Amaç, mahkemeyi konkordato talebinin kötü niyetli olmadığa, tersine ekonomik olarak kurtarılabilir bir işletmeye ait olduğuna ikna etmektir.

2. Konkordato Talebinin Hukuki Niteliği ve Amacı

Konkordato, yalnızca icra takiplerinden kaçış aracı değil, alacaklıların menfaatini koruyan bir kamusal denetim sürecidir. Bu nedenle dilekçede şu hususlar açıkça yer almalıdır:

Talebin dayanağı: İİK m.285–309 hükümleri, ayrıca HMK ve TTK’nın ilgili düzenlemeleri,

Konkordatonun amacının alacaklıları korumak ve işletmenin sürdürülebilirliğini sağlamak olduğu,

Sürecin şeffaf şekilde, mahkeme denetiminde yürütüleceği,

Alacaklıların, iflas durumuna göre daha avantajlı koşullarda alacaklarına kavuşacağı,

Başvurunun dürüstlük kuralına uygun olarak yapıldığı.

3. Konkordato Ön Projesi ve Başarı Kriterleri

Konkordato ön projesi, dilekçenin çekirdeğidir. Mahkemelerce yalnızca niyet beyanı değil, uygulanabilir bir “finansal iyileşme planı” olarak değerlendirilir. Bu nedenle proje, İstanbul BAM 45. HD – 2020/1450 E. kararında belirtildiği şekilde “sürekli ve kalıcı iyileşme olasılığını inanılır kılmalıdır.”

Projenin içermesi gereken unsurlar:

Mali Durumun Şeffaf Beyanı: Tüm borçlar, kefaletler ve garantörlükler tam olarak beyan edilmelidir. Eksik veya yanıltıcı bilgi konkordato talebini geçersiz kılar.

Finansman Kaynakları: Sermaye artırımı, atıl varlıkların satışı, yatırımcı katkısı veya yeni finansman kredileri gibi kaynaklar belgelerle desteklenmelidir.

Sermaye Artırımı: Ortaklar tarafından taahhüt edilen sermaye tutarları dilekçede belirtilmeli ve taahhüt belgeleri eklenmelidir.

Varlık Satışı: Şirketin faaliyetlerini etkilemeyecek taşınmaz veya ekipman satış planı, rayiç değerler ve takyidat durumu ile açıklanmalıdır.

Ödeme Planı: İmtiyazsız alacaklıların alacaklarından yapılacak indirim oranı, taksit sayısı, başlangıç süresi ve periyotlar açıkça belirtilmelidir. Plan, mali projeksiyonlarla uyumlu olmalıdır.

4. İİK m.286 Gereği Sunulması Zorunlu Belgeler

Konkordato talebine eklenmesi zorunlu belgeler, dava şartı niteliğindedir. Eksik sunulmaları halinde mahkeme konkordato talebini doğrudan reddeder. Bu belgeler şunlardır:

Konkordato Ön Projesi, Bağımsız Denetim Raporu ve Dayanak Belgeleri, Bilanço, Gelir ve Nakit Akım Tabloları, Ticari Defter Açılış/Kapanış Tasdikleri veya e-Defter Beratları, Alacaklı Listesi, Alacak Miktarları ve İmtiyaz Durumları, Konkordato Projesi ve İflas Halindeki Karşılaştırmalı Tablo, Maddi ve Maddi Olmayan Duran Varlık Listeleri, Vergi Levhası, Ticaret Sicil Gazetesi, İmza Sirküleri vb.

Bu belgeler, şirketin finansal durumunun tam, doğru ve denetlenebilir biçimde mahkemeye sunulmasını sağlar.

5. Geçici Mühlet Talebi ve Komiser Atanması

Konkordato dilekçesinde mutlaka geçici mühlet kararı talebi bulunmalıdır.
İİK m.287’ye göre mahkeme, talebin başarıya ulaşma ihtimalini görürse borçluya üç aylık geçici mühlet verir. Bu sürede:

Borçlu aleyhine yeni icra takibi başlatılamaz,

Devam eden takipler durur,

Borçlunun malvarlığı koruma altına alınır,

Mahkeme bir veya birden fazla geçici konkordato komiseri atar.

Komiser, mahkemenin “uzanan eli” olarak süreci denetler; borçlunun ticari faaliyetlerini kontrol eder, alacaklılarla iletişimi sağlar ve raporunu mahkemeye sunar. Bu nedenle dilekçede, komiser atanmasının gerekliliği, sürecin şeffaflığı ve malvarlığının korunması bakımından hukuki gerekçeleriyle açıklanmalıdır.

6. Tasdik Süreci ve Başarı Ölçütü

Kesin mühlet aşamasında, komiserin hazırladığı rapor doğrultusunda alacaklılar toplantısı yapılır.
Projeye, alacaklı sayısı ve alacak miktarı bakımından İİK’da öngörülen çoğunlukla onay verilirse, mahkeme tasdik yargılaması yapar. Mahkeme;

Teklif edilen ödeme oranının, borçlunun iflası hâlinde alacaklıların elde edeceği tutardan fazla olup olmadığını,

Projenin borçlunun kaynaklarıyla orantılı olup olmadığını re’sen inceler.

Şartlar sağlanmışsa konkordato tasdik edilir ve karar, tüm alacaklılar için bağlayıcı hale gelir.

7. Dilekçede Talep Edilmesi Gereken Hususlar

Başvuru dilekçesinin sonunda, mahkemeden şu kararlar talep edilmelidir:

Adi konkordato talebinin kabulü,

Derhal 3 aylık geçici mühlet verilmesi,

Geçici mühlet süresince icra-iflas takiplerinin durdurulması, ihtiyati hacizlerin uygulanmaması,

Bir veya birden fazla konkordato komiserinin atanması,

Geçici mühletin kesin mühlete çevrilmesi ve konkordato projesinin tasdiki,

Kararın Ticaret Sicil Gazetesi ve Basın-İlan Kurumu portalında ilan edilmesi.

Bu taleplerin eksiksiz ve sistematik biçimde belirtilmesi, mahkeme açısından dilekçenin ciddiyetini ve hazırlığın profesyonelliğini gösterir. Bir makale önerisi.

Sonuç: Başarılı Bir Konkordato, Titiz Hazırlanmış Bir Dilekçeyle Başlar

Konkordato süreci, mali, hukuki ve idari unsurların iç içe geçtiği karmaşık bir yapıdır. Bu nedenle başarı, sadece finansal planın değil, dilekçenin stratejik bütünlüğünün de doğru kurgulanmasına bağlıdır. Her ifade, her belge ve her atıf, mahkemenin güvenini pekiştirmelidir.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Çayırova, Darıca, Gebze ve Tepeören bölgelerinde konkordato başvuru, mühlet, komiser ve tasdik süreçlerinde hem borçlular hem de alacaklılar için uzman hukuki danışmanlık sunmaktadır. Deneyimli konkordato avukatlarımız, her dosyada mali dengenin korunması, yargısal gerekliliklerin eksiksiz yerine getirilmesi ve işletmenin sürdürülebilirliğinin sağlanması için titizlikle çalışmaktadır.

Read More

Konkordato Süreci Nasıl İşler? Başvuru, Mühlet, Tasdik ve Komiser Aşamaları Nelerdir?

Giriş

Konkordato Süreci Nasıl İşler? Başvuru, Mühlet, Tasdik ve Komiser Aşamaları Nelerdir?Literatürdeki kaynaklara göre konkordato, borçlarını ödemede zorluk yaşayan bir borçlunun, mahkeme denetiminde alacaklılarıyla bir anlaşma yaparak borçlarını yeniden yapılandırması ve muhtemel bir iflastan kurtulmasını amaçlayan bir cebri icra kurumudur. Temel amacı, mali durumu bozulmuş ancak iyileştirilme potansiyeli bulunan borçluların ticari faaliyetlerine devam etmelerini sağlamaktır. Konkordato “borçlunun kanunda öngörülen şartları karşılamak kaydıyla alacaklılarıyla ödeme şekli konusunda anlaşarak borçlarını tasfiye etmesi” olarak tanımlanabilir.

Konkordato Sürecinin Aşamaları

Literatürdeki bilgiler ışığında, iflas dışı adi konkordato süreci temel olarak aşağıdaki aşamalardan oluşmaktadır:

1. Başvuru Aşaması Konkordato süreci, yetkili ve görevli mahkemeye (Asliye Ticaret Mahkemesi) yapılan bir taleple başlar. Bu talep, borçlu veya iflas talebinde bulunabilecek alacaklılardan biri tarafından yapılabilir. Başvuru sırasında mahkemeye sunulması gereken temel belgelerden biri konkordato ön projesidir. Ön proje, borçlunun konkordato sürecinin başında sunduğu geçici bir proje olup, konkordato prosedürü devam ederken borçlu tarafından re’sen veya alacaklıların talebi üzerine değiştirilebilmesi mümkündür. Bu proje, borçlunun mali durumunu nasıl düzelteceğini ve borçlarını hangi koşullarda ödemeyi planladığını içerir.

2. Geçici Mühlet Aşaması Mahkeme, başvuruyu ve ekindeki belgeleri inceledikten sonra, talebin başarılı olma ihtimalini görürse borçluya üç aylık bir “geçici mühlet” kararı verir. Bu aşamanın amacı, kesin mühlet için bir hazırlık ve değerlendirme süreci oluşturmaktır.

Amacı:  “borçlunun konkordato teklifinin tasdik edilip edilmeyeceği veya süreç sonunda borçlunun mali durumunu iyileştirip iyileştiremeyeceğini ilk aşamada açıklığa kavuşturacak” bir temel oluşturmaktır.

İşlevi: Borçlunun malvarlığının tespitinin yapıldığı ve mahkemeye ibraz ettiği belgelerin gerçeğe uygun olup olmadığının incelendiği bir aşamayı oluşturur.

Sonuçları: Geçici mühlet kararıyla birlikte borçlu aleyhine başlatılmış takipler durur, yeni takip yapılamaz ve borçlunun malvarlığı koruma altına alınır. Mahkeme ayrıca süreci denetlemek üzere bir “geçici konkordato komiseri” atar.

3. Kesin Mühlet Aşaması Geçici mühlet içerisinde yapılan incelemeler olumlu sonuçlanırsa ve konkordatonun başarıya ulaşma ihtimali görülürse, mahkeme borçluya genellikle bir yıllık “kesin mühlet” verir. Bu süre, zorunlu hallerde altı ay daha uzatılabilir.

Amacı: Bu aşama, konkordato projesinin olgunlaştırıldığı ve alacaklılarla müzakerelerin yürütüldüğü asıl süreçtir. Kesin mühlet aşamasında ise borçlu, ön projede yer alan bütün tedbirleri alarak malî durumunu iyileştirmeye ve alacaklılarla uzlaşmaya çalışmaktadır.

Önemli İşlemler: Alacaklıların alacaklarını bildirmesi, alacaklılar toplantısının organize edilmesi ve konkordato projesinin alacaklıların oyuna sunulması gibi kritik işlemler bu dönemde gerçekleşir.

Hukuki Koruma: Konkordato mühleti içinde takip yasağı getirilmek suretiyle, borçlunun rahatsız edilmeden konkordato için gerekli hazırlıkları yapabilmesi amaçlanmıştır. Bu koruma, borçlunun işletmesini ayakta tutarak iyileşme sürecine odaklanmasını sağlar.

4. Alacaklılar Toplantısı ve Projenin Kabulü Kesin mühlet içerisinde konkordato komiseri tarafından organize edilen toplantıda, alacaklılar borçlunun sunduğu konkordato projesini oylarlar. Projenin kabulü için İİK’da belirtilen kayıtlı alacaklı sayısı ve alacak miktarı çoğunluğunun sağlanması gerekir.

5. Tasdik Yargılaması ve Karar Aşaması Alacaklılar tarafından kabul edilen proje, konkordato komiserinin gerekçeli raporuyla birlikte mahkemeye sunulur. Ticaret mahkemesi konkordatonun tasdiki yargılaması yaparak konkordato talebine ilişkin nihai kararını verir. Mahkeme, projenin İİK’da aranan tasdik şartlarını (örneğin, teklif edilen tutarın borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçecek tutardan fazla olması, projenin borçlunun kaynaklarıyla orantılı olması vb.) taşıyıp taşımadığını re’sen inceler. Şartların sağlandığına kanaat getirirse “konkordatonun tasdikine” karar verir. Bu karar, projeyi kabul etmeyen alacaklılar için de bağlayıcı hale gelir.

Konkordato Komiserinin Rolü Konkordato komiseri, sürecin merkezinde yer alan kilit bir aktördür. Borçlu ile alacaklıların ve hatta kamunun menfaatlerini korumak ve dengelemekle görevlendirilmiş bir kamu görevlisidir. Komiser, borçlunun faaliyetlerini denetler, projenin geliştirilmesine katkı sağlar, alacaklılar toplantısını düzenler ve mahkemeye rapor sunar. Mahkemenin “uzayan kolu” olarak nitelendirilen komiser, sürecin şeffaf ve kanuna uygun ilerlemesini temin eder.

“Başarıya Ulaşma” Kavramının İkili Anlamı Literatür, konkordatonun “başarıya ulaşması” kavramının iki farklı anlama gelebileceğini vurgulamaktadır. Başarıya ulaşma kavramından kastedilen hususun konkordato neticesinde mali durumun düzelmesinin mümkün olup olmadığı veya konkordatonun tasdiki şartlarının yerine gelip gelmeyeceği olduğu ifade edilmiştir. Buradan çıkan sonuç da konkordato ile ya iyileşmenin ya da konkordatonun tasdik edilmesinin amaçlanabileceğidir. Buna göre, borçlunun mali durumu tam olarak iyileşmese bile, alacaklıların çoğunluğunun kabul ettiği ve kanuni şartları taşıyan bir projenin tasdik edilmesi de sürecin başarıya ulaştığı anlamına gelebilir.

Konkordato Türleri ve Süreç Farklılıkları Sürecin işleyişi, konkordato türüne göre farklılık gösterebilir.

İflas Dışı (Adi) Konkordato: Yukarıda detaylandırılan standart süreçtir.

İflas İçi Konkordato: Borçlu iflas ettikten sonra başvurulan bir yoldur. İflâs içi konkordatoda konkordato mühleti ve konkordato komiseri gibi kavramlar bulunmamaktadır. Bu süreçte iflas tasfiyesi devam ederken, sadece malların paraya çevrilmesi ertelenir.

Malvarlığının Terki Suretiyle Konkordato: Borçlunun, malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisini alacaklılara veya üçüncü bir kişiye devrederek borçlarından kurtulmasını amaçlar. Bu türde, tasdik sonrası iflas tasfiyesine benzer bir süreç işler.

Sonuç

Literatürdeki kaynaklar, konkordato sürecinin; başvuru, geçici mühlet, kesin mühlet ve tasdik yargılaması olmak üzere yapılandırılmış ve mahkeme denetiminde ilerleyen aşamalardan oluştuğunu göstermektedir. Sürecin temel amacı, borçluya mali durumunu düzeltmesi için bir “moratoryum” sağlamak, bu süreçte alacaklıların haklarını korumak ve nihayetinde borçların yeniden yapılandırılmasını sağlayarak hem borçlunun ticari varlığını sürdürmesine hem de alacaklıların alacaklarını iflasa göre daha avantajlı koşullarda tahsil etmesine olanak tanımaktır. Konkordato komiserinin denetleyici ve düzenleyici rolü, sürecin adil ve etkin bir şekilde yürütülmesinde kritik bir öneme sahiptir. “Başarıya ulaşma” kavramının hem işletmenin fiili iyileşmesi hem de projenin hukuken tasdik edilmesi anlamlarına gelmesi, kurumun esnekliğini ve borç tasfiyesi amacını da ortaya koymaktadır. Bir yazı.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Konkordato, ciddi mali ve hukuki riskler içeren karmaşık bir süreçtir. Belgelerin eksiksiz hazırlanması, sürelere dikkat edilmesi ve komiserle uyumlu şekilde hareket edilmesi gerekir. Bu nedenle sürecin her aşamasında İstanbul, Tuzla, Kartal, Pendik, Gebze ve Tepeören bölgelerinde faaliyet gösteren deneyimli konkordato avukatlarından profesyonel destek alınması hayati önemdedir.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, konkordato başvurularının hazırlanmasından tasdik aşamasına kadar tüm süreçte borçlulara, alacaklılara ve işletmelere kapsamlı hukuki danışmanlık sunmaktadır. Uzman ekibimizle, mali dengenin korunmasını ve en uygun yeniden yapılandırma stratejisinin uygulanmasını sağlıyoruz.

Read More

Alacaklının konkordato komiserine yaptığı alacak kaydı başvurusunun reddedilmesi veya borçlu tarafından itiraza uğraması durumunda ne yapılabilir?

Giriş

Bu çalışma, konkordato sürecine ilişkin temel hukuki soruları yanıtlamak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışma, Bölge Adliye Mahkemeleri, İlk Derece Ticaret Mahkemeleri ve Yargıtay tarafından verilmiş çeşitli kararların analizine dayanmaktadır. İncelemenin odak noktası; alacaklının konkordato komiserine yaptığı başvurunun reddedilmesi halinde ortaya çıkan hukuki durum, konkordatoya dahil edilebilecek borç ve alacak türleri, konkordatonun tasdiki sonrası ödeme planının işleyişi ve bu karmaşık süreçte hukuki danışmanlık almanın önemi gibi konulardır.

1. Alacaklının Konkordato Komiserine Başvurusunun Reddi

İncelenen kararlarda, alacaklının komiserliğe yaptığı alacak kaydının borçlu tarafından kabul edilmemesi veya komiser tarafından reddedilmesi durumunda, alacağın “çekişmeli alacak” haline geldiği açıkça belirtilmektedir. Bu durum, alacaklının hakkının sona erdiği anlamına gelmez. Aksine, alacaklı için yeni bir hukuki süreç başlar.

Dava Hakkı: Çekişmeli hale gelen alacaklar için alacaklıların dava açma hakkı bulunmaktadır. Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bir kararında bu durum şöyle ifade edilmiştir: “bu alacaklının İİK 308/b maddesi uyarınca çekişmeli alacak yönünden tasdik kararının ilanından itibaren 1 ay içerisinde dava açma hakkı da saklıdır.” Benzer şekilde, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi de “çekişmeli alacakların ayrıca dava konusu edilebilirler (İİK m.308/b)” hükmünü vurgulamıştır. Alacaklı, bu davayı kazanması halinde, alacağının konkordato projesinde belirtilen koşullar çerçevesinde ödenmesini talep edebilir.

Nisaba Katılım: Alacaklılar toplantısında oy hakkı (nisap) açısından ise mahkeme, çekişmeli alacağın hesaba katılıp katılmayacağına ve hangi oranda katılacağına karar verir (İİK m. 302/VI). Ancak mahkemenin bu kararı, alacağın esasına ilişkin maddi anlamda kesin bir hüküm teşkil etmez.

2. Konkordatoya Dahil Olabilecek Borç ve Alacak Türleri

Konkordatonun temel ilkesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında belirtildiği gibi, “Bağlayıcı hâle gelen konkordato, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburidir.” Ancak bu genel kuralın önemli istisnaları ve farklı uygulamaları mevcuttur.

Adi Alacaklar: Konkordatonun ana konusunu adi (teminatsız) alacaklar oluşturur. Bunlar arasında banka kredileri, çek ve senet borçları, ticari faaliyetlerden doğan borçlar, kefalet borçları ve kira alacakları gibi çok çeşitli borç türleri yer almaktadır.

Rehinli Alacaklar: Rehinli alacaklar konkordato sürecinin bir parçasıdır ancak özel bir statüye sahiptir. Rehinli alacaklıların rehnin kıymetini karşılayan miktardaki alacakları için konkordato projesindeki indirim veya vade hükümleri doğrudan uygulanmaz. Ancak İİK m. 308/h uyarınca, borçlunun bu alacaklılarla müzakere ederek borçlarını yapılandırması ve bu yapılandırmanın mahkemece tasdik edilmesi mümkündür. Birçok kararda, rehinli alacaklılarla özel protokoller imzalandığı görülmektedir.

İmtiyazlı ve Kamu Alacakları: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin bir kararında belirtildiği üzere, 206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar, rehinli alacaklıların rehnin kıymetini karşılayan miktardaki alacakları ve 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacakları hakkında bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz.” Bu, özellikle işçilik alacakları gibi imtiyazlı alacakların tam olarak ödenmesi veya teminata bağlanması gerektiğini, kamu alacaklarının ise genellikle kendi yapılandırma kanunlarına tabi olduğunu göstermektedir.

3. Onaylanan Konkordato Sonrası Ödeme Planının İşleyişi

Konkordatonun tasdikiyle birlikte, borçlunun borçlarını ödeme şekli ve takvimi, mahkemenin onayladığı projeye göre belirlenir. İncelenen kararlar, ödeme planlarının büyük çeşitlilik gösterebildiğini ortaya koymaktadır.

Planın Yapısı: Planlar genellikle bir ödemesiz dönemle başlar. Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bir kararında, “ilk 6 ay ödemesiz dönemden sonra” ödemelerin başladığı bir plan örneği sunulmuştur. Taksitler, projenin niteliğine göre aylık, üçer aylık veya altışar aylık periyotlarla ve 36, 48 veya 60 ay gibi farklı vadelerle düzenlenebilmektedir. Bazı planlarda taksitler eşitken, bazılarında yıllara göre artan oranlı ödemeler öngörülmüştür.

Denetim Mekanizması: Ödeme planının uygulanması borçlunun insafına bırakılmaz. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararında belirtildiği gibi, “tasdik edilen konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerini alması amacıyla” bir kayyım atanır. Kayyım, borçlunun mali durumunu ve ödemeleri zamanında yapıp yapmadığını denetleyerek iki ayda bir mahkemeye rapor sunar.

Planın İhlali: Ödeme planına uyulmaması, alacaklıya konkordatonun feshini isteme hakkı verir. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi kararında, konkordatoya tabi borcun projede yazılı taksitlerden birinin gününde ödenmemesi” durumunda alacaklının “eski hale dönerek tüm alacağına geri kavuştuğu” belirtilmiştir.

4. Hukuki Danışmanlığın Süreçteki Önemi

Kararların hiçbiri hukuki danışmanlığın önemini doğrudan bir başlık altında ele almasa da, kararların içeriği ve gerekçeleri bu önemi dolaylı olarak ve güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır.

Usul Kurallarının Hassasiyeti: Konkordato, katı usul kurallarına tabidir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi’nin bir kararında, alacaklıların itirazlarını belirli bir süre içinde ve usulüne uygun yapmamaları nedeniyle temyiz haklarını kaybettikleri vurgulanmıştır: “İİK’nın 304.maddesi uyarınca usulüne uygun olarak itiraz edilmediğinden, tasdik kararına karşı istinaf hakkı bulunmadığı…” Bu gibi usul hataları, telafisi imkansız hak kayıplarına yol açabilir.

Dava Şartları ve Temsil Yetkisi: Bir başka kararda, konkordato talebinin, şirketi temsil yetkisi olmayan bir yönetim kurulu başkanı tarafından verilen vekaletname ile açıldığı için usulden reddedildiği görülmüştür. Bu durum, dava ehliyeti ve temsil yetkisi gibi temel hukuki şartların doğru bir şekilde sağlanmasının, davanın esasına girilebilmesi için zorunlu olduğunu göstermektedir.

Sürecin Karmaşıklığı: Konkordato süreci, finansal analizler, hukuki yorumlar ve alacaklılarla müzakereler gibi çok katmanlı bir yapıya sahiptir. İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında, uyuşmazlığın çözümü için “konkordato hukukçusu uzmanı bilirkişi heyetinden” rapor alınması, konunun ne denli uzmanlık gerektirdiğinin bir göstergesidir.

Sonuç

Yapılan inceleme, konkordato kurumunun borçlular için bir yeniden yapılandırma fırsatı sunarken, alacaklıların haklarını da belirli usul ve esaslar çerçevesinde korumayı amaçlayan karmaşık bir hukuki mekanizma olduğunu göstermektedir. Alacak kaydı reddedilen bir alacaklının dava yoluyla hakkını arayabilmesi, bu koruma mekanizmalarından biridir. Konkordato projesinin kapsamı geniştir ancak rehinli, imtiyazlı ve kamu alacakları gibi özel statüdeki borçlar için farklı kurallar geçerlidir. Onaylanan ödeme planları, kayyım denetiminde titizlikle uygulanmak zorundadır. Tüm bu süreçlerin merkezinde ise, usul kurallarının ve yasal sürelerin hayati önemi bulunmaktadır. Bu nedenle, konkordato sürecinin herhangi bir aşamasında yer alan tarafların, hak kayıplarını önlemek ve süreci etkin bir şekilde yönetmek adına nitelikli hukuki danışmanlık hizmeti alması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bir yazı önerisi.

Neden Konkordato Uzmanı Avukat Desteği Gerekli?

Konkordato süreci, hem borçlular hem de alacaklılar açısından teknik ve usule ilişkin karmaşık bir hukuki mekanizmadır. Alacaklının konkordato komiserine yaptığı alacak kaydı başvurusunun reddedilmesi veya borçlu tarafından itiraza uğraması durumunda, hak kaybı yaşanmaması için sürelere ve İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 308/b gibi özel hükümlerine dikkat edilmesi gerekir. Bu noktada konkordato uzmanı avukat desteği, sürecin doğru yönetilmesi açısından hayati önem taşır.

İstanbul, Tuzla, Gebze, Kartal, Pendik, Maltepe, Çayırova ve Tepeören gibi bölgelerde faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, konkordato dosyalarında alacak kaydı, borç yapılandırması ve dava süreçlerinde müvekkillerine profesyonel danışmanlık sunmaktadır. Uzman ekibimiz, mahkeme kararlarını, ödeme planlarını ve alacaklı haklarını titizlikle değerlendirerek en uygun stratejiyi belirler.

Konkordato sürecinde yapılan bir usul hatası veya gecikme, hem alacaklı hem de borçlu için telafisi güç sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle her aşamada konkordato hukukunda deneyimli bir avukat ile çalışmak, sürecin başarıyla sonuçlanması ve hukuki güvenliğin sağlanması için vazgeçilmezdir.

Read More

Konkordatonun onaylandıktan sonra ödeme planı nasıl işler ?

Giriş

Bu çalışma, konkordatonun mahkeme tarafından tasdik edilmesinin ardından borçların ödenmesine ilişkin ödeme planının nasıl işlediğini, yargı kararları ışığında analiz etmektedir. İncelenen mahkeme kararları, ödeme planının hukuki niteliğini, içeriğini, çeşitliliğini, uygulanmasının denetimini ve plana uyulmamasının sonuçlarını ortaya koymaktadır. Çalışma, borçlu ve alacaklılar için bağlayıcı olan bu sürecin temel dinamiklerini ve mahkemelerin uygulamadaki farklı yaklaşımlarını özetlemektedir.

Ana Bulgular

Yargı kararlarının incelenmesi sonucunda konkordato sonrası ödeme planının işleyişine dair temel bulgular şunlardır:

Hukuki Bağlayıcılık: Ödeme planı, mahkemenin konkordatoyu tasdik kararı ile birlikte hukuken bağlayıcı hale gelir. Birçok kararda bu bağlayıcılığın, kararın kesinleşmesi beklenmeksizin derhal başladığı vurgulanmaktadır.

Planın İçeriği: Ödeme planları; borcun ödenecek miktarını (tenzilatlı veya tam), ödeme vadesini, taksit sayısını, taksit sıklığını (aylık, üçer aylık vb.), ödemelerin başlangıç tarihini ve faiz uygulanıp uygulanmayacağını detaylı bir şekilde içerir. Bu plan, mahkeme kararının ayrılmaz bir eki olarak kabul edilir.

Uygulamada Çeşitlilik: Mahkeme kararları, borçlunun mali durumuna ve projenin niteliğine göre oldukça çeşitli ödeme planlarının onaylandığını göstermektedir. Bazı planlar ödemesiz dönemler içerirken, bazıları borçları faizli veya faizsiz olarak yapılandırmakta, bazıları ise artan oranlı taksitler öngörmektedir.

Denetim ve Gözetim: Konkordatonun tasdikinden sonra, ödeme planının uygulanmasını denetlemek ve borçlunun faaliyetlerini gözetmek amacıyla genellikle bir kayyım atanır. Kayyım, belirli periyotlarla mahkemeye rapor sunarak sürecin işleyişi hakkında bilgi verir.

Plana Uymamanın Yaptırımı: Borçlunun tasdik edilen ödeme planına uymaması, taksitleri zamanında ödememesi halinde, alacaklıya İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 308/e maddesi uyarınca kendisi yönünden konkordatonun feshini talep etme hakkı doğurur.

Kararların Bozulması: İlk derece mahkemesince tasdik edilen bir konkordato projesi ve ödeme planı, istinaf incelemesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kaldırılabilir. Bu durumda, onaylanan ödeme planı fiilen yürürlüğe girmemiş olur.

1.Konkordato Ödeme Planının Hukuki Niteliği ve Yürürlüğe Girmesi

İncelenen kararlarda ortak ve en temel nokta, ödeme planının mahkemenin tasdik kararıyla birlikte alacaklılar ve borçlu için bağlayıcı bir hukuki metne dönüşmesidir. Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin belirttiği gibi, “konkordato mahkemenin tasdik kararı ile bağlayıcı hale gelir ve gerekli çoğunluğun sağlanması ile tasdik edilen konkordato projesi kapsamında sunulan ödeme planına alacaklıların uymak zorunda olduğunu” kabul etmek gerekir.

Bu bağlayıcılığın ne zaman başlayacağı kritik bir detaydır. Konya ve İstanbul Anadolu mahkemelerinin kararlarında bu husus net bir şekilde vurgulanmıştır. Konya Bölge Adliye Mahkemesi kararında, “tasdik kararının gerekçeli kararın kesinleşmesi beklenilmeksizin derhal (13/01/2020 tarihi itibariyle) bağlayıcı hale gelmesine karar verildiği” belirtilerek, sürecin hızla işlemeye başladığı görülmektedir. Bu durum, alacaklıların haklarına bir an önce kavuşması ve borçlunun da yükümlülüklerine başlaması açısından önem taşımaktadır.

2. Ödeme Planlarının İçeriği ve Çeşitliliği

Yargı kararları, “tek tip” bir ödeme planı olmadığını, her konkordato dosyasının kendi özel koşullarına göre şekillendiğini göstermektedir.

Ödeme Miktarı ve Tenzilat: Planlar, borcun tamamının (%100) ödenmesini (vade konkordatosu) veya belirli bir oranda indirim yapılmasını (tenzilatlı konkordato) öngörebilir. Örneğin, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi bir kararında borçların %100’ünün faizsiz ödeneceğini belirtirken, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi bir başka dosyada “…tüm borçlarının %39,56 indirim ve kalan bakiye %60,44 bir yıl ödemesiz… 36 ay vade ile… ödenmesine” karar vermiştir.

Vade ve Taksitlendirme: Ödeme süreleri ve taksit sıklığı büyük farklılıklar göstermektedir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi kararında görülen “3 ay süre ile 3 eşit taksit” gibi kısa vadeli planlardan, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararındaki “toplam 72 taksit” gibi uzun vadeli planlara kadar geniş bir yelpaze mevcuttur. Ödemeler aylık, üçer aylık, altı aylık veya yıllık periyotlarla düzenlenebilmektedir.

Ödemesiz Dönem: Birçok projede, borçlunun mali durumunu toparlamasına olanak tanımak amacıyla ödemesiz dönemler öngörülmektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin incelediği bir dosyada “1 yıl ödemesiz, faizsiz” bir dönemden sonra ödemelerin başlayacağı kararlaştırılmıştır.

Faiz Uygulaması: Planlar faizli veya faizsiz olabilmektedir. Faizsiz ödeme yaygın bir uygulama olmakla birlikte, bazı kararlarda borca faiz işletildiği görülmektedir. Örneğin, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi bir kararında “anaparanın %5 faizi ile birlikte (%100+%5 faiz) eşit taksitler halinde” ödeme yapılmasına hükmetmiştir. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi ise bir kararında “yıllık %24 faizi ile birlikte” ödeme öngörmüştür.

Rehinli ve Adi Alacaklı Ayrımı: Bazı kararlarda rehinli alacaklılar ile adi alacaklılar için farklı ödeme planları oluşturulduğu görülmektedir. Rehinli alacaklılarla genellikle İİK m. 308/h uyarınca ayrı protokoller imzalanarak borçlar yapılandırılmaktadır.

3. Uygulamanın Denetimi ve Kayyımın Rolü

Konkordatonun tasdikinden sonra ödeme planına uyulup uyulmadığının denetlenmesi kritik bir aşamadır. Bu amaçla mahkemeler, genellikle bir kayyım atamaktadır. İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında kayyımın görevi, “borçlunun işletme faaliyet durumu ve proje uyarınca borçlarını ödeme kabiliyetini muhafaza edip etmediği konusunda her iki ayda bir mahkememize rapor sunulması” şeklinde tanımlanmıştır. Kayyım raporları, ödeme planının ihlal edilip edilmediğinin tespitinde önemli bir delil niteliği taşır.

4. Ödeme Planına Uymamanın Hukuki Sonuçları

Borçlunun tasdik edilen ödeme planına riayet etmemesi, konkordato kurumunun en hassas noktalarından biridir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararında bu durum net bir şekilde ifade edilmiştir: “projede yazılı taksitlerden birinin gününde ödenmemesi yeterli olacağı” ve “ademi ifayı takiben yeni bir mühlete yahut borçlunun ayrıca temerrüde düşürülmesine ihtiyaç duyulmayacağı” belirtilmiştir.

Ödemesini alamayan alacaklı, İİK m. 308/e uyarınca konkordatoyu tasdik eden mahkemeye başvurarak kendisi hakkında konkordatonun feshini talep edebilir. Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bir kararında, borçlunun ödemeleri aksatması üzerine konkordatonun kısmen feshedildiği ve alacaklının “konkordato uyarınca kazanmış olduğu yeni hakları muhafaza etmekle birlikte konkordatoyu tasdik eden mahkemeye başvurarak kendisi hakkında konkordatoyu feshettirebileceği” ilkesi uygulanmıştır.

Sonuç

Yargı kararları, konkordato onaylandıktan sonraki ödeme planının, borçlunun mali rehabilitasyonunu ve alacaklıların haklarını dengeleyen, mahkeme denetiminde yürütülen yapılandırılmış bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Ödeme planı, tasdik kararı ile birlikte derhal bağlayıcı hale gelen, vade, taksit, faiz ve ödemesiz dönem gibi unsurları detaylıca düzenleyen ve borçlunun mali geleceğini şekillendiren temel belgedir. Planların içeriği dosyadan dosyaya büyük farklılıklar gösterse de, hepsinin ortak amacı borçların öngörülebilir bir takvim dahilinde ödenmesini sağlamaktır. Kayyım denetimi altında yürütülen bu sürecin başarısı, borçlunun ödeme planına sadakatine bağlı olup, plana uyulmaması alacaklılara konkordatoyu feshetme hakkı tanıyarak sistemin etkinliğini güvence altına almaktadır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gereklidir?

Konkordato süreci, teknik bilgi ve hukuki tecrübe gerektiren, hataya yer bırakmayan bir yeniden yapılandırma mekanizmasıdır. Özellikle tasdik sonrası ödeme planlarının hazırlanması, uygulanması ve denetlenmesi aşamalarında yapılacak küçük bir hata, hem borçlunun mali rehabilitasyonunu hem de alacaklıların alacaklarını tehlikeye atabilir. Bu nedenle, sürecin başından sonuna kadar uzman bir konkordato avukatı ile çalışmak büyük önem taşır.

İstanbul, özellikle de Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Çayırova gibi ticari ve sanayi faaliyetlerinin yoğun olduğu bölgelerde konkordato davaları sıkça görülmektedir. Bu bölgelerde faaliyet gösteren işletmeler, deneyimli bir konkordato avukatının desteğiyle ödeme planlarını mevzuata uygun biçimde hazırlayabilir, mahkeme ve alacaklı ilişkilerini profesyonelce yönetebilir ve sürecin başarıyla sonuçlanmasını sağlayabilir.

Kısacası, konkordato süreci yalnızca bir borç erteleme değil; doğru yönetildiğinde şirketin yeniden doğuşunu sağlayan bir fırsattır. Bu fırsatın hukuken güvenli bir şekilde yürütülebilmesi için konkordato alanında uzman bir avukatın rehberliği zorunludur.

Read More

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin Feshi Şartları Nelerdir?

Giriş

Bu çalışma, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin hangi şartlar altında ve ne şekilde feshedilebileceğine ilişkin Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi ve İlk Derece Mahkemesi kararlarının analizini sunmaktadır. İncelenen kararlar, bu tür sözleşmelerin feshinin tek taraflı irade beyanı ile mümkün olmadığını, feshin ancak tarafların iradelerinin birleşmesi veya haklı sebeplere dayanan bir mahkeme kararı ile gerçekleşebileceğini ortaya koymaktadır. Çalışma, feshin yöntemlerini, fesih için aranan haklı sebepleri ve feshin sonuçlarına ilişkin (geriye etkili ve ileriye etkili fesih) Yüksek Mahkeme’nin benimsediği kriterleri detaylı olarak incelemektedir.

1. Feshin Temel Kuralı: İrade Birliği veya Mahkeme Kararı

İncelenen tüm kararlarda ortak ve en temel ilke, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin tek taraflı irade beyanı ile feshedilemeyeceğidir. Bu sözleşmelerin karma yapısı (eser ve taşınmaz satış vaadi) ve arsa payı devrini içermesi, fesih için daha sıkı şartlar aranmasına neden olmaktadır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin bir kararında bu durum net bir şekilde ifade edilmiştir: “Arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri tapuda pay devrini de içerdiğinden tek taraflı irade beyanı ile karşı tarafın kabulü olmaksızın, başka bir ifade ile tarafların karşılıklı olarak mutabakatı olmaksızın feshi mümkün değildir. Bu halde fesih ve dönme ancak mahkeme kararı ile yapılabilecek ve hukuki sonuçlarını doğuracaktır.” (Yargıtay 15. HD – 2018/2958 E. – 2019/1737 K.).

Bu kuralın istisnası, tarafların fesih konusunda anlaşmalarıdır. Tarafların iradeleri birleştiğinde, sözleşme mahkeme kararına gerek kalmaksızın sona erer. Bazen bu irade birliği, açık bir fesih sözleşmesiyle olabileceği gibi, tarafların eylemleriyle de ortaya çıkabilir. Örneğin, bir tarafın fesih ihtarnamesine karşılık diğer tarafın feshe bağlı taleplerle (örneğin menfi/müspet zarar, imalat bedeli) dava açması, mahkemelerce “fesih iradelerinin birleşmesi” olarak yorumlanabilmektedir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararında bu durum şöyle açıklanmıştır: “…davacı yüklenici şirket, açtığı ilk davadaki kar kaybı, cezai şart alacağı ve iş bedeli istemleri ile sözleşmenin feshini kabul etmiş sayılır. Bu davanın açılmasıyla yüklenici şirket ile iş sahibi kooperatif yönünden sözleşmenin feshi konusunda iradeler birleşmiştir.” (BAM-İzmir 14. HD – 2020/956 E. – 2022/1096 K.).

2. Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin Mahkeme Yoluyla Fesih Sebepleri

Taraflar arasında anlaşma sağlanamadığında, fesih isteyen tarafın mahkemeye başvurarak haklı nedenlerini ispatlaması gerekir. Yargı kararlarında öne çıkan haklı fesih nedenleri şunlardır:

Yüklenicinin Temerrüdü: En sık karşılaşılan fesih sebebidir. Yüklenicinin sözleşmede belirtilen sürede inşaata hiç başlamaması veya inşaatı makul bir seviyeye getirmemesi, arsa sahibi için haklı bir fesih nedeni oluşturur. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, ruhsat alındıktan yaklaşık 23 ay sonra dahi arazinin “boş arsa olduğu, üzerinde herhangi bir inşaat faaliyeti bulunmadığı” tespiti üzerine verilen fesih kararını hukuka uygun bulmuştur (Yargıtay 6. HD – 2024/424 E. – 2025/981 K.). Benzer şekilde, inşaatın sözleşme süresi bitmesine rağmen çok düşük bir seviyede (%3 gibi) kalması da fesih için yeterli görülmüştür (Yargıtay 23. HD – 2014/7459 E. – 2014/8287 K.).

İfa İmkansızlığı ve Hukuka Aykırılık: İnşaatın projeye, imar mevzuatına veya ruhsata aykırı yapılması ve bu aykırılıkların giderilememesi, sözleşmenin ifasını imkânsız hale getirir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin onadığı bir kararda, belediyenin “plan ve yönetmeliğe aykırı binanın yasal hale getirilmesine imkan bulunmadığının belirtildiği ve bu nedenle iskan ruhsatı alınmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle sözleşmenin feshinin haklı olduğuna karar verilmiştir (Yargıtay 6. HD – 2022/520 E. – 2023/1722 K.).

3. Feshin Sonuçları ve İnşaat Seviyesinin Önemi

Fesih kararının en önemli sonucu, tasfiyenin nasıl yapılacağıdır. Yargıtay, bu noktada inşaatın fiziki gerçekleşme oranını temel bir kriter olarak kabul etmektedir.

Geriye Etkili Fesih: İnşaat seviyesi %90’ın altında ise kural olarak fesih geriye etkili sonuç doğurur. Bu durumda “sözleşme hiç yapılmamış (yok) farzedilerek hüküm doğuracağından taraflar karşılıklı olarak birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerince geri alabilir.” (BAM-İstanbul 15. HD – 2021/2543 E. – 2025/699 K.). Arsa sahibi, yükleniciye devrettiği tapuları geri alır; yüklenici ise yaptığı faydalı ve yasal imalatların bedelini talep edebilir.

İleriye Etkili Fesih: İnşaatın büyük ölçüde tamamlandığı durumlarda geriye etkili fesih, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı bulunabilir. Bu nedenle Yargıtay, bir içtihadı birleştirme kararına da atıfla, belirli bir seviyeye ulaşmış inşaatlarda feshin ileriye etkili olması gerektiğini kabul etmiştir. Bu seviye genellikle %90 olarak kabul edilmektedir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi bir kararında bu kriteri şöyle açıklamıştır: “inşaatın % 90 ve üzeri oranına ulaşması ve ayrıca kalan eksik işlerin de sözleşmede amaçlanan kullanıma engel oluşturmadığının belirlenmesi halinde ileriye etkili fesih koşullarının gerçekleştiği gözetilmeli, bu koşulların gerçekleşmemesi halinde ise sözleşmenin geriye etkili feshi koşullarının oluştuğu sonucuna varılmalıdır.” (Yargıtay 23. HD – 2013/3436 E. – 2013/5497 K.).

Sonuç

Yargı kararları ışığında, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi, sıkı şekil ve usul kurallarına bağlanmış bir hukuki süreçtir. Sözleşmenin feshi için tek taraflı bir bildirim yeterli olmayıp, ya tarafların fesih konusunda mutabık kalması ya da fesih isteyen tarafın haklı nedenlerini mahkeme önünde ispatlayarak bir fesih kararı alması zorunludur. Yüklenicinin temerrüdü ve inşaatın yasal hale getirilemeyecek şekilde hukuka aykırı olması, en temel fesih nedenleri olarak öne çıkmaktadır. Feshin sonuçları ise inşaatın tamamlanma oranına göre belirlenmekte; %90 seviyesi, feshin geriye mi yoksa ileriye mi etkili olacağı konusunda kritik bir eşik olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, fesih sürecinde olan tarafların ve avukatların, öncelikle fesih yöntemini doğru belirlemeleri, ardından inşaatın fiziki ve hukuki durumunu tespit ettirerek taleplerini bu çerçevede şekillendirmeleri büyük önem arz etmektedir. Bir makale önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshi, yalnızca hukuki bilgi gerektiren bir işlem değil, aynı zamanda ciddi hak kayıplarına yol açabilecek karmaşık bir süreçtir. Bu tür sözleşmeler, eser sözleşmesi ile taşınmaz satış vaadi hükümlerini aynı anda barındırdığı için hem borçlar hukuku hem de taşınmaz hukuku açısından titiz bir hukuki değerlendirme gerektirir. Özellikle İstanbul, Tuzla, Tepeören, Aydınlı, Orhanlı, Pendik, Kartal, Gebze, Darıca ve Bayramoğlu gibi hızla gelişen bölgelerde gerçekleştirilen projelerde tarafların karşılaşabileceği riskler çok daha yüksektir. Bu bölgelerdeki arsa payı karşılığı inşaat projelerinde sözleşmenin yanlış feshedilmesi; tapu iptali ve tescil davaları, sebepsiz zenginleşmeden doğan tazminat yükümlülükleri veya yıllar sürebilecek uyuşmazlık süreçleri gibi ciddi sonuçlar doğurabilir.

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da görüldüğü üzere, fesih iradesinin hangi şekilde ve hangi sürelerde açıklanacağı, haklı fesih sebeplerinin nasıl ispatlanacağı ve fesih sonrası yapılacak tasfiye işlemlerinin nasıl yürütüleceği son derece teknik detaylar içermektedir. Bu noktada, inşaatın tamamlanma oranının tespit edilmesi, imalat bedelinin belirlenmesi ve sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı alacak taleplerinin hazırlanması gibi işlemler yalnızca bu alanda uzmanlaşmış bir inşaat hukuku avukatı tarafından doğru şekilde yönetilebilir.

Özellikle İstanbul’un Tuzla, Pendik, Kartal hattında ya da sanayi ve konut projelerinin yoğunlaştığı Gebze, Darıca, Bayramoğlu ve Tepeören gibi bölgelerde faaliyet gösteren tarafların, haklarını koruyabilmeleri için mutlaka bu alanda tecrübeli bir arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi avukatından profesyonel hukuki danışmanlık almaları önerilir. Uzman bir avukat desteği, sadece mevcut hak ve yükümlülüklerin doğru tespitini sağlamakla kalmaz; aynı zamanda dava stratejisinin etkin şekilde planlanmasına, ileride doğabilecek hukuki uyuşmazlıkların önlenmesine ve yatırımın güvence altına alınmasına da katkı sağlar.

Read More

Gemi Adamı Çalışma Saatleri ve Dinlenme Süresi Üzerindeki Haklar Nelerdir?

Giriş

Bu çalışma, gemi adamlarının çalışma saatleri, dinlenme süreleri, fazla mesai hakları ve bu konudaki özel durumları, mevcut literatür ve yasal düzenlemeler çerçevesinde analiz etmektedir. Denizde yapılan işin kendine özgü koşulları, kara iş hukukundan farklı düzenlemeleri zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda, 854 sayılı Deniz İş Kanunu (DİK), Gemi Adamları ve Kılavuz Kaptanlar Yönetmeliği (GKKYön) ve Türkiye’nin taraf olduğu 2006 Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (MLC 2006) gibi uluslararası metinler temel referans kaynaklarıdır. Çalışma, bu kaynaklar arasındaki ilişkiyi, hukuki boşlukları ve Yargıtay’ın uygulamalarını ele almaktadır.

1. Normal Çalışma Süreleri

Literatür, gemi adamları için normal çalışma sürelerinin hem ulusal hem de uluslararası mevzuatta benzer şekilde düzenlendiğini ortaya koymaktadır.

Ulusal Düzenleme: 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 26. maddesi temel normu oluşturmaktadır. Bu maddeye göre, “genel bakımdan iş süresi, günde sekiz ve haftada kırk sekiz saat olup, bu süre haftanın iş günlerine eşit olarak bölünmek suretiyle uygulanır”. Bu süreler, gece veya gündüz çalışması ayrımı yapılmaksızın geçerlidir.

Uluslararası Uyum: Bu düzenleme, MLC 2006 gibi temel uluslararası sözleşmelerle paralellik göstermektedir. “Hem Deniz İş Kanunu’nun 26. maddesinde hem de Mlc-2006’nın A2.3 / f. 3 ile B2.2.2 / f. 1 ve f. 2 hükümlerinde gemi çalışanları için normal çalışma süreleri haftanın 6 günü için, günde 8 saat ve haftada 48 saat olarak belirlenmiştir” diyerek bu uyumu teyit etmektedir. Çalışma süresi, “gemi adamının iş başında çalıştığı ve vardiya tuttuğu süre” olarak tanımlanmakta, gemide geçirilen her sürenin çalışma süresi sayılmadığı vurgulanmaktadır.

2. Azami Çalışma Süreleri ve Asgari Dinlenme Süreleri

Deniz İş Kanunu’nda normal çalışma süreleri düzenlenmiş olmasına rağmen, azami çalışma sürelerine ilişkin bir sınır getirilmemiştir. Bu hukuki boşluk, uluslararası sözleşmeler ve Yargıtay içtihatları ile doldurulmaktadır.

Uluslararası Standartlar: MLC 2006 ve ilgili Avrupa Birliği Direktifleri, gemi adamlarını aşırı çalışmaya karşı korumak için net sınırlar çizmektedir. Bu standartlara göre:

Azami çalışma süresi, 24 saatlik periyotta 14 saati, 7 günlük periyotta ise 72 saati aşamayacaktır.

Asgari dinlenme süresi, “24 saatlik periyotta 10 saatten, 7 günlük periyotta ise 77 saatten az olamayacaktır.

Dinlenme Sürelerinin Bölünmesi: Dinlenme sürelerinin esnek kullanımı da kurallara bağlanmıştır. Günlük 10 saatlik dinlenme süresi, “bir tanesi 6 saatten az olmamak üzere en fazla ikiye bölünebileceği ve iki dinlenme arasındaki sürenin 14 saati aşamayacağı hükmüne yer verilmiştir.

Yargıtay’ın Yaklaşımı: Yargıtay, DİK’teki boşluğu doldurmak amacıyla bu uluslararası normları ilkesel olarak kabul etmektedir. Gerek doktrin gerekse Yargıtay tarafından bu hâlde, Türkiye tarafından usulüne uygun olarak kabul edilmiş olan Gemi Adamlarının Çalışma Saatleri Ve Gemilerin Gemi Adamları İle Donatılması Hakkındaki Sözleşme ile 1999/63/Ec sayılı Avrupa Birliği Direktifi’nin 5. maddesinin dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

3. Fazla Çalışma (Fazla Saatlerde Çalışma)

Tanım ve Koşullar: DİK m. 28/1 uyarınca, tespit edilmiş bulunan iş sürelerinin aşılması suretiyle yapılan çalışmalar, fazla saatlerde çalışma sayılır. Haftalık 48 saat aşılmasa bile günlük 8 saati aşan çalışmalar da fazla çalışma olarak kabul edilir. Önemli bir fark olarak, genel İş Kanunu’nun aksine, fazla çalışma için gemi adamının onay vermesine de gerek yoktur.

Ücretlendirme: DİK m. 28/2’ye göre fazla çalışma ücreti, “normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yirmi beş arttırılması suretiyle bulunacak miktardan az olamaz. Ancak toplu veya bireysel iş sözleşmeleriyle bu oranın artırılabilir ve Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükmü (TBK m. 402/1) dikkate alınarak ücretin “en az yüzde elli” zamlı olarak hesaplanması isabetli olur.

Süre Sınırı Sorunu: DİK’te fazla çalışma için yıllık veya günlük bir üst sınır bulunmamaktadır. Bu durum, “fazla çalışma konusunda önemli bir kanun boşluğuna yol açmaktadır. Yargıtay, bu boşluğu yine uluslararası sözleşmelerde belirtilen azami çalışma sürelerini (günlük 14, haftalık 72 saat) esas alarak doldurma eğilimindedir.

4. Fazla Çalışma Sayılmayan Haller ve Zorunlu Görevler

Bazı zorunlu ve acil durumlar, normal çalışma sürelerini aşsa dahi fazla çalışma olarak nitelendirilmez ve ek ücrete tabi olmaz.

“Geminin, gemide bulunan kişilerin veya gemideki yükün selameti için kaptanın yapılmasını zaruri gördüğü işler için yapılan çalışmalar fazla çalışma sayılmaz.”

Ayrıca, “gümrük, karantina ve sair sıhhi formaliteler dolayısıyla yerine getirilmesinde zorunluluk bulunan ilave işler ile gemi seyir halinde veya limanda iken gemide yaptırılan yangın, denizde çatışma, denizden adam kurtarma vb. talimler halinde yapılan çalışmaların ise fazla çalışma sayılmayacağı düzenlenmiştir.”

Bu çalışmaların normal çalışma süresinden sayılıp sayılmayacağı konusunda ise doktrinde farklı görüşler bulunmaktadır.

5. Vardiya Düzeni ve Özel Durumlar

Denizcilik sektörünün doğası gereği vardiyalı çalışma esastır. DİK, işverenin vardiya çizelgelerini ilan etmesini zorunlu kılsa da vardiya sürelerine ilişkin detaylı bir düzenleme içermemektedir. Ancak GKKYön, vardiya tutan gemi adamları için dinlenme sürelerine ilişkin özel kurallar getirmiştir.

Genç Gemi Adamları: 18 yaşın altındaki gemi adamları için özel koruyucu hükümler mevcuttur. “18 yaşın altındaki gemi adamları gece vardiya tutamaz. MLC 2006’daki yönergeler ise bu kişilerin çalışma sürelerinin günde 8, haftada 40 saati aşmamasını tavsiye etmektedir.

Diğer Personel: Aşçılar gibi bazı personel için geminin yolcu gemisi olup olmamasına, limanda veya denizde bulunmasına göre farklılaşan çalışma süresi rejimleri öngörülmüştür.

6. Hukuki Tartışmalar ve Normlar Hiyerarşisi

Literatürde, DİK ile GKKYön arasında bir çelişki olduğuna dikkat çekilmektedir. Kanunda günlük iş süresinin 8 saatten fazla olamayacağı düzenlense de yönetmelik hükümlerine göre bunun üzerinde çalışma yapılabilmesi mümkün hale gelmiştir. Bu durum hiç şüphesiz normlar hiyerarşisine aykırılık taşımaktadır. Yönetmeliğin dinlenme sürelerini düzenlerken dolaylı olarak günlük 14 saate kadar çalışmaya izin vermesi, kanunun amir hükmüyle çelişmektedir.

Sonuç

Gemi adamlarının çalışma ve dinlenme sürelerine ilişkin hakları, çok katmanlı bir hukuki yapı tarafından düzenlenmektedir. 854 sayılı Deniz İş Kanunu, normal çalışma sürelerini günde 8, haftada 48 saat olarak belirleyerek temel çerçeveyi çizmektedir. Ancak kanundaki azami çalışma süreleri ve fazla mesai sınırları gibi önemli boşluklar, başta MLC 2006 olmak üzere uluslararası sözleşmeler ve bu sözleşmeleri referans alan Yargıtay içtihatları ile doldurulmaktadır. Buna göre, bir gemi adamının çalışması fiiliyatta günlük 14 ve haftalık 72 saati, dinlenmesi ise günlük 10 ve haftalık 77 saatin altına düşemez. Gemi, yük ve can güvenliğine ilişkin zorunlu görevler fazla mesai sayılmazken, gemi adamının fazla mesai için rızasının aranmaması önemli bir ayrımdır. Yönetmelik hükümleri ile kanun arasındaki normlar hiyerarşisine aykırılık teşkil eden durumlar ise uygulamada hukuki belirsizliklere yol açabilmektedir. Bu nedenle, bir gemi adamının haklarının tam olarak tespiti için ulusal mevzuatın yanı sıra uluslararası standartlar ve güncel yargı kararlarının birlikte değerlendirilmesi zorunludur. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi adamlarının çalışma ve dinlenme süreleri, fazla mesai hakları ve vardiya düzenleri hem ulusal hem de uluslararası düzenlemelere tabidir. Ancak 854 sayılı Deniz İş Kanunu ile yönetmelikler arasındaki çelişkiler, uluslararası sözleşmelerin doğrudan uygulanabilirliği ve Yargıtay’ın farklı içtihatları uygulamada ciddi belirsizlikler yaratmaktadır. Bu nedenle, hak kaybı yaşamamak ve doğru bir hukuki değerlendirme yapmak için uzman avukat desteği büyük önem taşır.

Özellikle denizcilik sektöründe yoğun faaliyet gösteren Tuzla, Pendik, Gebze ve İstanbul bölgesinde çalışan gemi adamları, işverenle yaşadıkları uyuşmazlıklarda profesyonel hukuki yardım almadıklarında haklarını tam anlamıyla kullanamayabilmektedir. Fazla mesai alacaklarının hesaplanması, dinlenme sürelerinin ihlali, zorunlu görevlerin kapsamı ve normlar hiyerarşisine aykırı durumların tespiti gibi teknik konular ancak bu alanda deneyimli bir avukat aracılığıyla etkin şekilde çözülebilir.

Dolayısıyla, gemi adamlarının iş ve sosyal haklarının korunması için, ulusal ve uluslararası normların birlikte değerlendirileceği her durumda uzman bir avukatla hareket etmek en güvenilir yoldur.

Read More

Belirli süreli hizmet sözleşmesiyle çalışan bir gemi adamı, ambargo gibi dışsal bir nedenle sözleşme süresi bitmeden işten ayrılması durumunda sözleşmenin kalan süresine ilişkin ücret (bakiye süre ücreti) talep edebilir mi?

Giriş

Bu çalışma, gemi adamının taahhütlü (belirli süreli) bir hizmet sözleşmesi kapsamında, ambargo gibi kendi kontrolü dışındaki bir nedenle işe başlayamaması veya işi bırakması halinde, sözleşme süresince hak edeceği maaşları talep etme hakkının olup olmadığını yargı kararları ışığında analiz etmektedir. Ayrıca, Deniz İş Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde gemi adamlarına tanınan özel ve istisnai haklar da incelenmiştir. Analiz, sözleşmeyi fesheden taraf, feshin gerekçesi ve gemi adamının kusur durumu gibi faktörlerin sonuca etkisini ortaya koymaktadır.

Sözleşmeyi Fesheden Taraf Belirleyicidir: Yargı kararlarına göre, bakiye süre ücreti talebinde en önemli faktör, sözleşmeyi kimin feshettiğidir. Gemi adamının kendisi sözleşmeyi feshettiğinde, kural olarak bakiye süre ücreti talep edememektedir. İşverenin haksız feshi durumunda ise bu talep genellikle kabul edilmektedir.

Kusur Durumu Hak Talebini Engeller: Gemi adamının, geminin sefere çıkmasını engelleyen veya alıkonulmasına neden olan olayda kusurlu bulunması halinde, bu durumdan kaynaklanan ücret ve tazminat talepleri reddedilmektedir. Yargıtay, “hukukta hiç kimse kendisinin kusuruyla ortaya çıkan bir durumdan dolayı kendi lehine hak talep edemez” ilkesini benimsemektedir.

Ambargo Gibi Dış Etkenlerde “Hak ve Nesafet” Uygulaması: Geminin limanda alıkonulması gibi ambargo benzeri durumlarda, gemi adamının kusuru olmaksızın çalışamadığı dönem için bakiye süre ücreti talebi mahkemelerce değerlendirilmektedir. Bu gibi durumlarda Yargıtay’ın, tam ücret yerine “hak ve nesafet kuralları” çerçevesinde bir miktar indirime giderek ödeme yapılmasına karar verdiği görülmüştür.

Uygulanacak Hukukun Tespiti Önemlidir: Gemi adamının çalıştığı geminin Türk veya yabancı bayraklı olması, uyuşmazlığa uygulanacak kanunu (854 sayılı Deniz İş Kanunu veya 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu) ve görevli mahkemeyi (İş Mahkemesi veya Asliye Hukuk/Ticaret Mahkemesi) doğrudan etkilemektedir. Bu ayrım, hakların kapsamını ve talep usulünü değiştirmektedir.

Deniz İş Kanunu’nda Gemi Adamına Tanınan Özel Fesih Hakları: Deniz İş Kanunu, gemi adamına ücretinin ödenmemesi veya geminin 30 günden fazla sefere çıkamaması gibi durumlarda sözleşmeyi haklı nedenle feshetme ve kıdem tazminatı gibi belirli hakları talep etme imkânı tanıyan istisnai düzenlemeler içermektedir.

1. Sözleşmenin Feshi ve Bakiye Süre Ücreti

İncelenen kararlardaki temel ilke, sözleşmeyi fesheden tarafın kimliğidir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2025/94 sayılı kararında bu durum net bir şekilde ortaya konmuştur: “…iş sözleşmesinin davacı işçi tarafından feshedilmesi karşısında davacının 6098 sayılı Kanun’un 438. madde kapsamındaki bakiye süre ücreti tutarında tazminat ve haksız fesih tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken…” Bu karar, gemi adamının sözleşmeyi kendisinin sonlandırması halinde, kalan süreye ilişkin ücret talep edemeyeceğini açıkça belirtmektedir. Buna karşılık, işverenin sözleşmeyi süresinden önce haksız olarak feshettiği durumlarda, gemi adamının bakiye süre ücretine hak kazandığına dair çok sayıda karar bulunmaktadır (örn: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 2019/1901 E. – 2021/1286 K.).

2. Ambargo Benzeri Durumlar ve Kusurun Etkisi

Kullanıcının sorusuna en yakın senaryo, geminin sefere çıkmasının engellendiği durumlardır. Bu noktada iki önemli karar öne çıkmaktadır:

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2015/53 E. – 2019/132 K. sayılı kararı, geminin deniz kirliliği nedeniyle ABD’de alıkonulmasını ele almıştır. Mahkeme, bu olayın meydana gelmesinde gemi adamının kusurlu olduğuna hükmetmiş ve bu nedenle ücret talebini reddetmiştir. Karardaki şu ifade, mahkemelerin bakış açısını özetlemektedir:”…hukukta hiç kimse kendisinin kusuruyla ortaya çıkan bir durumdan dolayı kendi lehine hak talep edemeyeceğinden davacının kendi kusuru ile meydana gelen deniz kirliliği olayının sonuçlarına bağlı olarak herhangi bir talepte bulunamayacağı kanaatine varıldığından, bu kanaat ışığında davanın reddi yönünde hüküm kurmak gerekmiştir.”

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2012/3064 E. – 2013/3367 K. sayılı kararı ise geminin limanda el konularak sefere çıkmasının engellenmesi durumunda, gemi adamının kusuru olmaksızın çalışamadığı döneme ilişkin bakiye ücret talebini incelemiştir. Yargıtay, bu durumda bakiye ücretin tamamının değil, “hak ve nesafet kuralları göz önüne alınarak” indirimli bir tutarın ödenmesine karar vermiştir.

Bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde, ambargo gibi dışsal bir nedenle gemi adamının çalışamaması durumunda; eğer olayda gemi adamının bir kusuru yoksa, hakkaniyet ölçüsünde bir bakiye süre ücreti talep etme ihtimalinin bulunduğu, ancak kusurlu ise hiçbir hak talep edemeyeceği anlaşılmaktadır.

3. Gemi Adamlarına Tanınan Diğer İstisnai Haklar

Yargı kararları, 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun gemi adamlarına bazı özel korumalar sağladığını göstermektedir. Bunlardan bazıları şunlardır:

Ücretin Ödenmemesi Halinde Fesih Hakkı: Ücretin kanun veya sözleşme hükümlerine göre ödenmemesi, gemi adamına sözleşmeyi derhal feshetme hakkı tanır (Deniz İş Kanunu md. 14/II-a). Bu durumda gemi adamı kıdem tazminatına da hak kazanabilir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2016/20894 E. – 2020/8119 K.).

Geminin Seferden Kaldırılması: Geminin herhangi bir nedenle 30 günden fazla sefere çıkamaz hale gelmesi, hem işverene hem de gemi adamına sözleşmeyi feshetme hakkı verir (Deniz İş Kanunu md. 14/III-b). Bu hüküm, uzun süreli bir ambargo durumunda gemi adamının sözleşmeyi sonlandırması için yasal bir zemin oluşturabilir.

Gemi Alacağı Hakkı: Gemi adamlarının ücret ve diğer alacakları, kanun gereği “gemi alacağı” sayılır ve bu alacaklar gemi üzerinde kanuni bir rehin hakkı doğurur. Bu durum, gemi adamının alacaklarını diğer alacaklılara göre öncelikli olarak tahsil etmesini sağlayan önemli bir güvencedir (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2022/1124 E. – 2022/1155 K.).

Sonuç

Mevcut yargı kararları ışığında, bir gemi adamının ambargo nedeniyle taahhütlü sözleşmesi başlamadan işten ayrılması durumunda, sözleşme süresince maaşlarını (bakiye süre ücreti) talep etmesi oldukça zordur. Zira kural olarak, sözleşmeyi kendisi fesheden işçi bakiye süre ücretine hak kazanamamaktadır.

Ancak bu durumun istisnaları mevcuttur. Eğer ambargo durumu, işverenin bir eylemi veya ihmali sonucu ortaya çıkmışsa ya da işveren bu süreçte gemi adamına karşı yükümlülüklerini (örneğin işe başlatma) yerine getiremiyorsa, gemi adamının durumu “işverenin temerrüdü” veya “haklı nedenle fesih” olarak değerlendirilebilir. Gemi adamının olayda hiçbir kusurunun bulunmadığı ve geminin sefere çıkmasının imkansız hale geldiği durumlarda, Yargıtay’ın “hak ve nesafet” ilkesi uyarınca kısmi bir ödemeye hükmetme olasılığı bulunmaktadır.

Sonuç olarak, böyle bir talepte bulunacak bir gemi adamının davasının başarısı; ambargonun nedenlerini, gemi adamının olaydaki kusur durumunu, sözleşmenin işveren tarafından fiilen imkansız hale getirilip getirilmediğini ve uygulanacak hukukun (Deniz İş Kanunu veya Borçlar Kanunu) hükümlerini detaylı bir şekilde ispatlamasına bağlı olacaktır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi adamlarının taahhütlü hizmet sözleşmeleri, Deniz İş Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde özel düzenlemelere tabidir. Ambargo, sefer iptali veya işverenin yükümlülüklerini yerine getirmemesi gibi durumlarda doğacak hakların korunması teknik bilgi ve deneyim gerektirir. Özellikle bakiye süre ücreti, kıdem tazminatı, gemi alacağı ve gemi üzerinde kanuni rehin hakkı gibi konularda hukuki süreçler karmaşık olabilir. Bu nedenle İstanbul, Tuzla, Pendik, Maltepe, Tepeören, Gebze ve Çayırova gibi bölgelerde yaşayan kişilerin alanında uzman bir avukat ile çalışması büyük önem taşır. Avukat desteği; dava dilekçelerinin hazırlanması, delillerin toplanması, icra işlemleri ve tazminat taleplerinin takibinde hak kayıplarını önler. Profesyonel avukat desteği, hem iş hukuku hem de deniz hukuku kapsamındaki uyuşmazlıkların doğru yönetilmesini sağlar.

Read More

Navlun sözleşmesi türlerine göre uyuşmazlıklar nasıl çözülür?

Giriş

Bu çalışma, navlun sözleşmesi türlerine göre uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin mahkeme kararlarının analizini sunmaktadır. İncelemeler, uyuşmazlıkların çözümünde öncelikli olarak taraflar arasındaki sözleşmesel düzenlemelerin, özellikle tahkim ve yetki şartlarının belirleyici olduğunu göstermektedir. Yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı durumlarda ise konişmento hükümleri ve taşıma türüne göre uygulanacak ulusal (Türk Ticaret Kanunu – TTK) ve uluslararası mevzuat (CMR, Montreal Konvansiyonu vb.) esas alınmaktadır. Rapor, bu çözüm yollarını ana bulgular ve detaylı analiz başlıkları altında incelemektedir.

Tahkim ve Yetki Şartlarının Önceliği: İncelenen kararlarda en sık rastlanan bulgu, navlun sözleşmelerinde yer alan tahkim ve yetki şartlarının mahkemeler tarafından öncelikli olarak dikkate alındığıdır. Taraflar uyuşmazlığın çözümü için belirli bir ülkenin hukukunu ve tahkim merkezini (özellikle Londra Tahkimi) veya yabancı bir mahkemeyi yetkili kılmışsa, Türk mahkemeleri görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermektedir.

Konişmentonun Belirleyiciliği: Taraflar arasında yazılı bir navlun sözleşmesi bulunmadığında, konişmento, taşıyan ile taşıtan/gönderilen arasındaki hukuki ilişkiyi düzenleyen temel belge haline gelmektedir. Konişmentoda yer alan yetki, zamanaşımı ve sorumlulukla ilgili hükümler, uyuşmazlığın çözümünde doğrudan uygulanmaktadır.

Taşıma Türüne Göre Farklılaşan Hukuki Rejim: Uyuşmazlığın çözümünde taşımanın türü (deniz, kara, hava) kritik öneme sahiptir. Deniz yolu taşımalarında TTK hükümleri, uluslararası kara yolu taşımalarında CMR Konvansiyonu, hava yolu taşımalarında ise Montreal veya Varşova Konvansiyonları uygulanmakta ve mahkemeler, doğru hukuki rejimin tespit edilmesine özellikle dikkat etmektedir.

Sık Görülen Uyuşmazlık Konuları: Davalar genellikle ödenmeyen navlun bedeli, konteyner gecikme ücreti (demuraj), yük hasarı/zıyaı ve teslim şeklinden (FOB, CIF, EXW vb.) kaynaklanan sorumlulukların belirlenmesi etrafında yoğunlaşmaktadır.

Tarafların Sıfatlarının Tespiti: Uyuşmazlıkların çözümünde, davaya taraf olanların “taşıyan”, “taşıtan”, “gönderilen” veya “fiili taşıyan” gibi sıfatlarının doğru bir şekilde tespit edilmesi, borç ve sorumlulukların kime ait olduğunun belirlenmesi açısından esastır.

1. Uyuşmazlık Çözüm Yönteminin Belirlenmesi: Tahkim ve Yetki Şartları

Yargı kararları, navlun sözleşmelerinde tarafların iradesine üstünlük tanındığını açıkça göstermektedir. Özellikle uluslararası nitelik taşıyan sözleşmelerde, tarafların uyuşmazlıkların çözümü için tahkimi veya belirli bir ülke mahkemesini yetkili kılması sıkça rastlanan bir durumdur. Mahkemeler, bu tür şartların varlığı halinde davayı esastan incelemeksizin usulden reddetmektedir.

Tahkim Şartı: Birçok kararda, sözleşmede yer alan tahkim şartı nedeniyle mahkemelerin görevsizlik kararı verdiği görülmektedir. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi, bir kararında şu tespiti yapmıştır: “...her iki tarafın kabulünde olan navlun sözleşmesinin koşullarına ilişkin 25/04/2018 ilişkin bağlama notunun 43.maddesinde uyuşmazlıklar için Londra/ tahkim şartının kabul edildiği anlaşıldığından, davalının tahkim itirazının yerinde olduğu kanaatine varılmakla, tahkim itirazının kabulü ile navlun sözleşmesindeki tahkim klozundan dolayı mahkememizin görevsizliğinden nedeniyle davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir (2020/206 E., 2021/219 K.). Benzer şekilde, Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi de elektronik posta yoluyla yapılan sözleşmedeki “Müşterek Avarya ve Tahkim Londra’da yapılacaktır-İngiliz Hukuku uygulanacaktır” hükmünü geçerli bir tahkim şartı olarak kabul etmiştir (2015/776 E., 2016/682 K.).

Yetki Şartı: Tahkime benzer şekilde, konişmentoda yer alan ve yabancı bir mahkemeyi münhasıran yetkili kılan hükümler de bağlayıcı kabul edilmektedir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin bir kararında, “Konişmentonun arka yüzünde yer alan 26. maddesinde açıkça konişmentonun İngiliz Hukukuna göre yorumlanacağı ve konişmentodan kaynaklanan tüm uyuşmazlıklarda Londra Yüksek Mahkemesi’nin münhasıran yetkili olacağı düzenlenmiş olup, bu durumda iş bu davada da münhasıran Londra Yüksek Mahkemelerinin yetkili olduğunun kabulü gerekir” denilerek yerel mahkemenin yetkisizlik kararı onanmıştır (2019/785 E., 2019/738 K.).

2. Navlun Sözleşmenin Yokluğunda Konişmentonun Rolü

Taraflar arasında detaylı bir yazılı navlun sözleşmesi bulunmadığı durumlarda, konişmento bir ispat aracından öteye geçerek sözleşmenin kendisi gibi işlev görür. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi bu durumu şöyle ifade etmiştir: TTK 1237. maddesine göre taşıyan ile taşıtan arasındaki hukuki ilişkiler navlun sözleşmesi hükümlerine tabiidir. Ancak arada yazılı bir navlun sözleşmesinin bulunmaması halinde konişmento taşıyan ile taşıtan arasındaki hukuki ilişkide belirleyici duruma gelmektedir.” (2020/329 E., 2021/779 K.). Bu nedenle, konişmentoda yer alan zamanaşımı süresi, sorumluluk sınırlamaları ve yetki şartları gibi hükümler, uyuşmazlığın çözümünde doğrudan esas alınır.

3. Taşıma Türüne Göre Uygulanacak Hukuk

Uyuşmazlığın çözümünde, taşımanın yapıldığı vasıta belirleyici bir faktördür.

Deniz Taşımacılığı: Bu alandaki uyuşmazlıklar ağırlıklı olarak Türk Ticaret Kanunu (TTK) çerçevesinde çözülmektedir. Demuraj alacakları (TTK 1174, 1203, 1207), taşıyanın özen yükümlülüğü (İzmir 5. ATM, 2022/490 E.), hasar bildirim süreleri (TTK 1185) ve FIOS (Free In/Out Stow) gibi özel kayıtların yorumlanması (İstanbul 17. ATM, 2019/120 E.) gibi konular TTK hükümlerine göre değerlendirilir.

Kara Taşımacılığı: Uluslararası kara yolu taşımalarından doğan uyuşmazlıklarda, mahkemeler öncelikli olarak CMR Konvansiyonu hükümlerini uygulamaktadır. Taşıyıcının sorumluluğu, sorumluluktan kurtulma halleri ve tazminat hesaplamaları CMR’nin ilgili maddelerine (örn. Madde 17) göre yapılır. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi’nin belirttiği gibi, “…taraflar arasındaki taşıma uluslararası olarak yapıldığından uyuşmazlığın çözümünde taraflar arasındaki sözleşme ile CMR Konvansiyonu hükümleri değerlendirilerek çözüme gidilmiştir.” (2021/649 E., 2022/1002 K.).

Hava Taşımacılığı: Hava yoluyla yapılan taşımalarda ise Montreal veya Varşova Konvansiyonları uygulanır. Mahkemeler, uyuşmazlığa konu taşımanın yapıldığı ülkelerin hangi konvansiyona taraf olduğunu tespit ederek doğru hukuki rejimi belirlemek zorundadır (İstanbul BAM 14. HD, 2018/45 E., 2018/650 K.).

4. Sık Karşılaşılan Uyuşmazlık Konuları ve Çözüm Yaklaşımları

Navlun ve Ek Masrafların Ödenmesi: TTK’ya göre navlun borçlusu kural olarak taşıtandır (TTK m. 1200). Ancak satış sözleşmesindeki FOB (Free On Board) gibi teslim şekilleri, navlun ödeme yükümlülüğünün fiilen alıcıya ait olduğunu gösterebilir. Yargıtay bir kararında, faturada ve gümrük beyannamesinde yer alan “FOB” ibaresinin, navlun ücretlerinin alıcıya ait olduğunu kanıtladığını kabul etmiştir (11. HD, 2013/17224 E., 2014/6849 K.).

Konteyner Gecikme Ücreti (Demuraj): Demuraj taleplerinin geçerliliği için öncelikle taraflar arasında bu konuda bir anlaşma olması gerekir. Ancak anlaşma olmasa dahi, TTK m. 1203 uyarınca gönderilenin yükü teslim almasıyla birlikte konşimentodan doğan tüm borçları üstlendiği kabul edilir ve bu borçlara konteynerin iadesi de dahildir. Yükün teslim alınmaması halinde ise sorumluluk taşıtana aittir (TTK m. 1207/1).

Yük Hasarı ve Ziyaı: Taşıyanın yük hasarından sorumluluğu kusur esasına dayanır. Davacının, hasarın taşıma sırasında ve taşıyanın sorumluluğu altındayken meydana geldiğini ispatlaması gerekir. Ayrıca, hasarın en geç teslim anında taşıyana usulüne uygun olarak yazılı bildirilmesi (TTK m. 1185) hak kaybını önlemek için kritik bir usuli şarttır (İstanbul 17. ATM, 2017/151 E., 2019/288 K.).

Sonuç

Navlun sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü, çok katmanlı ve teknik bir hukuki değerlendirme gerektirmektedir. İncelenen yargı kararları, çözüm sürecinin ilk adımının tarafların iradelerini yansıtan sözleşme, tahkim ve yetki şartlarının tespiti olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tür şartların varlığı, davaların esasına girilmeden usulden sonuçlanmasına neden olmaktadır. Sözleşmesel düzenlemelerin bulunmadığı hallerde ise konişmento hükümleri ve taşıma türüne (deniz, kara, hava) özgü ulusal ve uluslararası mevzuat (TTK, CMR vb.) devreye girmektedir. Uyuşmazlığın doğru bir şekilde çözülebilmesi için tarafların sıfatlarının (taşıyan, taşıtan), teslim şeklinin (FOB, CIF vb.) ve uyuşmazlığa konu olan yükümlülüğün (navlun, demuraj, hasar) dikkatle analiz edilmesi zorunludur. Bir yazı önerisi.

Neden Tuzla Avukat Desteği Gerekli?

Navlun sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar, hem ulusal hem de uluslararası boyutta karmaşık hukuki düzenlemeler içermektedir. Tahkim şartlarının yorumlanması, konişmento hükümlerinin geçerliliği, CMR veya Montreal Konvansiyonu gibi uluslararası metinlerin uygulanması gibi konular uzmanlık gerektirir.

Özellikle Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve çevresinde denizcilik ve lojistik sektörünün yoğunluğu, bu bölgelerde faaliyet gösteren şirketler için uyuşmazlık riskini artırmaktadır. Bu nedenle, tarafların hak kaybına uğramaması için Tuzla avukat desteği hayati önem taşır.

Bir Tuzla deniz ticareti avukatı, navlun sözleşmesi, konişmento ve taşıma rejimleri konusunda hem Türk Ticaret Kanunu hem de uluslararası konvansiyonlar çerçevesinde doğru hukuki stratejiyi belirleyebilir. Ayrıca, icra takibi, demuraj talepleri, navlun alacaklarının tahsili ve yük hasarına ilişkin davalarda hızlı ve etkin çözüm sağlayabilir.

Sonuç olarak, karmaşık ve teknik nitelikli navlun uyuşmazlıklarının çözümünde, uzman bir Tuzla avukat ile çalışmak, şirketlerin mali kayıplarını en aza indirmek ve süreci güvenle yönetmek açısından en doğru yoldur.

Read More