Konkordato İlan Eden Şirkete İcra Takibi Yapılabilir mi?

Giriş

Bu çalışma, konkordato ilan eden bir şirkete karşı icra takibi başlatılıp başlatılamayacağı ve daha önce başlamış olan takiplerin akıbetinin ne olacağı sorularını, sunulan yargı kararları ışığında analiz etmektedir. İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) ilgili maddeleri, özellikle m. 294 ve devamı, bu sürecin temel hukuki çerçevesini oluşturmaktadır. Analizler, konkordato sürecinin farklı aşamalarının (geçici mühlet, kesin mühlet, tasdik, ret veya fesih) ve alacak türlerinin (adi, rehinli, amme alacağı) icra takipleri üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır. Yargı kararları, genel kuralın takip yasağı olduğunu teyit ederken, önemli istisnaları ve farklı hukuki durumları da detaylandırmaktadır.

1. Konkordato Mühlet Sürecinde Takip Yasağı ve Mevcut Takiplerin Durdurulması

Yargı kararlarında en net şekilde ortaya konan ilke, İİK m. 294’ten kaynaklanan takip yasağıdır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2020/7768 E. sayılı kararında bu durum, “Mühlet içinde borçlu aleyhine … hiçbir takip yapılamaz” hükmüne atıfla açıkça belirtilmiştir. Bu yasak, borçlunun malvarlığını koruyarak konkordato projesinin başarıya ulaşmasını hedefler. Danıştay 3. Dairesi’nin 2022/2552 E. sayılı kararı, bu yasağın 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacaklarını da kapsadığını teyit etmektedir.

Mühlet süresi içinde başlatılan takiplerin akıbeti ise “geçersizlik”tir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nin 2025/742 E. sayılı kararında, Tedbir kararından sonra takip başlatılması sebebiyle geçerli bir icra takibinin varlığından söz edilemez” denilerek, bu tür takiplere dayalı davaların dinlenemeyeceği vurgulanmıştır. Benzer şekilde, Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/461 E. sayılı kararında, “takip yasağı bulunan süreçte davalı hakkında başlatılan takip sözkonusu olmakla, usule uygun başlatılmış takipten söz edilemeyeceğinden … davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine” karar verilmesi, bu kuralın istikrarlı uygulamasını göstermektedir.

2. Takip Yasağının İstisnaları ve Kapsam Dışı Kalan Durumlar

Genel kural mutlak değildir ve yargı kararları önemli istisnaları aydınlatmaktadır.

Rehinli Alacaklar: 

En belirgin istisna rehinli alacaklardır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 2022/259 E. sayılı kararında İİK m. 295’e atıfla şu önemli tespitte bulunulmuştur: “Mühlet sırasında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez.” Bu durum, rehin hakkı sahibinin takibini başlatma hakkını korurken, konkordato sürecini tehlikeye atacak satış işlemlerini engellemektedir.

Kefiller: 

Konkordato tedbirlerinin şahsiliği ilkesi gereği, koruma yalnızca borçlu şirket için geçerlidir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nin 2021/498 E. sayılı kararında, “asıl borçlu hakkında konkordato mehli verilmesinin alacaklı bankanın borçluya başvurmadan kefillere başvurusuna engel olmadığı” açıkça ifade edilmiştir.

Derdest Davalar: 

Takip yasağı, icrai işlemleri durdururken, alacağın esasına ilişkin davaları engellemez. İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/577 E. sayılı kararında belirtildiği gibi, “konkordato davası ile İİK. 294. madde uyarınca mühlet kararı verilmesi, davalı hakkında itirazın iptali davası açılmasına veya açılan davanın yürütülmesine engel teşkil etmeyecektir.” Ancak, dava sonucunda verilecek kararın infazı konkordato hükümlerine tabi olacaktır.

3. Konkordato Sürecinin Sonuçlanmasının Takiplere Etkisi

Tasdik Kararı: Konkordatonun tasdiki, alacaklılar ve borçlu arasında yeni bir hukuki durum yaratır. Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/945 E. sayılı kararında, İİK m. 308/ç uyarınca verilen hüküm bu durumu özetlemektedir: “Konkordato işbu tasdik kararı ile bağlayıcı hale gelmiş olmakla İİK’nun 308/ç maddesi gereğince geçici mühlet kararından önce başlatılmış takiplerde konulan ve henüz paraya çevrilmemiş hacizlerin … DÜŞMESİNE” karar verilmiştir. Bu kararla birlikte adi alacaklıların bireysel takip hakları sona erer ve alacaklarını proje kapsamında tahsil etmeleri gerekir.

Ret veya Fesih Kararı: Sürecin başarısızlıkla sonuçlanması, takip yasağını ortadan kaldırır. Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/1031 E. sayılı kararında, konkordato davasının reddedilmesi ve tedbirlerin kaldırılmasından sonra başlatılan icra takibinin hukuka uygun olduğu tespit edilmiştir. Benzer şekilde, tasdik edilen projeye uyulmaması halinde alacaklı, konkordatonun kendisi yönünden feshini talep edebilir. Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/280 E. sayılı kararında belirtildiği gibi, fesih talebinin kabulüyle alacaklıya “takip yapabilme, durmuş takiplere devam edebilme yetkisi” verilir.

Sonuç

İncelenen yargı kararları doğrultusunda, konkordato ilan eden (geçici veya kesin mühlet alan) bir şirkete karşı icra takibi yapılması kural olarak mümkün değildir. Mühlet kararı, borçluyu alacaklıların bireysel takiplerine karşı koruyan bir kalkan görevi görür; yeni takipleri engeller ve mevcut takipleri durdurur. Mühlet içinde başlatılan takipler hukuken geçersiz sayılır.

Bununla birlikte, bu genel kuralın rehinli alacaklar, İİK m. 206/1 kapsamındaki imtiyazlı alacaklar ve borçlu şirketin kefilleri gibi önemli istisnaları bulunmaktadır. Konkordato sürecinin nihai sonucu (tasdik, ret veya fesih), icra takiplerinin akıbetini kesin olarak belirler. Tasdik kararı, hacizlerin düşmesine ve alacakların proje kapsamında yapılandırılmasına yol açarken; ret veya fesih kararı, alacaklıların icra takibi yapma haklarını yeniden canlandırır. Dolayısıyla, bir şirketin konkordato sürecinde olması, alacaklıların takip haklarını tamamen ortadan kaldırmaz, ancak bu hakların kullanılmasını sürecin aşamasına ve alacağın niteliğine göre belirli kurallara bağlar. Bir yazı önerisi.

Konkordato Sürecinde İcra Takiplerinde Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Konkordato ilan eden bir şirkete karşı icra takibi yapılıp yapılamayacağı, hangi takiplerin duracağı veya hangi hallerde devam edebileceği; İcra ve İflas Kanunu’nun 294, 295 ve 308/ç maddeleri, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatları ışığında teknik bir değerlendirme gerektirir. Takip yasağının kapsamı, alacağın adi, rehinli veya imtiyazlı olup olmadığı, mühletin geçici mi kesin mi olduğu ve sürecin tasdik, ret veya fesihle sonuçlanması, her somut olayda farklı hukuki sonuçlar doğurabilmektedir.

Uygulamada en sık yapılan hatalar; konkordato mühleti devam ederken icra takibi başlatılması, geçersiz takiplere dayalı dava açılması, rehinli alacak istisnalarının yanlış uygulanması ve tasdik kararından sonra hacizlerin akıbetinin hatalı değerlendirilmesidir. Bu tür hatalar, alacaklı açısından hak kaybına, borçlu açısından ise sürecin gereksiz yere uzamasına yol açabilmektedir.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Şişli ve Ataşehir, Gebze, Çayırova, Şekerpınar gibi ticari uyuşmazlıkların yoğun olduğu bölgelerde konkordato dosyaları yüksek teknik bilgi ve tecrübe gerektirir. Tuzla 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, konkordato sürecinde icra takiplerinin durumu, rehinli alacaklar, kefillere başvuru ve konkordatonun tasdik veya feshi sonrası takip stratejileri konusunda Yargıtay uygulamasına uygun, sonuç odaklı ve stratejik hukuki destek sunmaktadır. Hak kaybı yaşanmaması ve sürecin doğru yönetilmesi açısından uzman avukat desteği büyük önem taşır.

Read More

Bir konkordato ön projesinde olması gerekenler nelerdir?

Bu çalışma, “konkordato projesinde olması gerekenler” sorusuna yanıt olarak, sunulan yargı kararları analizlerinden derlenmiştir. Çalışma, İcra ve İflas Kanunu (İİK) çerçevesinde bir konkordato projesinin taşıması gereken yasal, maddi ve usuli unsurları, mahkemelerin ret ve tasdik kararlarında öne çıkan gerekçeler ışığında incelemektedir. Analiz, projenin hem şekli zorunluluklarını hem de başarıya ulaşması için gereken içeriksel niteliklerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

İncelenen yargı kararları, başarılı bir konkordato projesinin temel niteliklerine ilişkin tutarlı bir çerçeve sunmaktadır. Ana bulgular şu şekilde özetlenebilir:

Yasal Çerçeveye Tam Uyum (İİK m. 286): Konkordato projesi, İİK m. 286/1-a’da belirtilen tüm unsurları eksiksiz içermelidir. Bu unsurlar; borçların hangi oran veya vadede ödeneceği, alacaklıların alacaklarından ne oranda feragat edeceği, mevcut malların satılıp satılmayacağı ve faaliyetin devamı için gerekli mali kaynağın nasıl sağlanacağıdır.

Bağımsızlık ve Özgünlük İlkesi: Yargı kararlarında en sık vurgulanan ret gerekçelerinden biri, projenin bağımsız olmamasıdır. Özellikle şirket ortağı veya kefili olan gerçek kişilerin sunduğu projelerin, şirketin konkordato projesine bağımlı kılınması kabul edilmemektedir. Proje, her borçlu için “kendine özgü hiçbir konkordato tedbiri ve hedefi içermediği” takdirde reddedilmektedir.

Somutluk, Gerçekçilik ve Uygulanabilirlik: Proje, “soyut dilek ve temenniler” içermemeli; somut, gerçekçi ve uygulanabilir bir mali iyileştirme planı sunmalıdır. Mali kaynağın nasıl sağlanacağı (sermaye artırımı, kredi, malvarlığı satışı vb.) net bir şekilde açıklanmalı ve projenin başarı şansı objektif verilere dayandırılmalıdır.

Tasdik Koşullarına Uygunluk (İİK m. 305): Projenin nihai olarak tasdik edilebilmesi için İİK m. 305’te belirtilen kümülatif şartları sağlaması gerekir. Bunlar arasında; teklifin borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçecek miktardan fazla olması, teklifin borçlunun kaynaklarıyla orantılı olması ve alacaklılar toplantısında gerekli çoğunlukla kabul edilmesi gibi temel koşullar bulunmaktadır.

1. Konkordato Ön Projesinin Yasal Çerçevesi ve Zorunlu İçeriği

Yargı kararları, konkordato talebinin temelini oluşturan ön projenin İİK m. 286’da sayılan unsurları eksiksiz olarak içermesi gerektiğini oybirliğiyle vurgulamaktadır. Kanun metni, birçok kararda doğrudan alıntılanmıştır: “borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, bu kapsamda alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacaklarını, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağını, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılarına ödemelerini yapabilmesi için gerekli mali kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanarak sağlanacağını gösteren konkordato ön projesi” (Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2025/20).

Bu temel içeriğe ek olarak, projenin dava dilekçesi ekinde sunulması gereken diğer belgeler de talebin geçerliliği için kritik öneme sahiptir. Bunlar arasında; borçlunun malvarlığını gösterir belgeler (bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu), alacaklıları ve alacak miktarlarını gösteren liste, iflas haliyle karşılaştırmalı tablo ve teklifin gerçekleşeceğine dair makul güvence veren bağımsız denetim raporu bulunmaktadır (İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2024/175; Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2025/324). Bu belgelerin eksikliği, davanın usulden reddine dahi sebep olabilmektedir.

2. Projenin Bağımsız ve Özgün Olma Zorunluluğu

İncelenen kararlarda en sık karşılaşılan ret nedeni, özellikle gerçek kişi borçluların (genellikle şirket kefilleri) sunduğu projelerin, asıl borçlu şirketin projesine bağımlı olmasıdır. Mahkemeler, her borçlunun mali durumunun ve tasdik koşullarının bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini kesin bir dille ifade etmektedir.

Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bir kararında bu ilke net bir şekilde ortaya konulmuştur: “Davacının konkordato talep ve projelerinin, şirketin konkordato talep ve projesinden bağımsız olması ve konkordato tasdik koşullarının bağımsız bir şekilde değerlendirilmesi gerekmekte iken, borçlu şirketten bağımsız bir konkordato projesinin bulunmadığı, projenin kendine özgü hiçbir konkordato tedbiri ve hedefi içermediği, tamamen borçlu şirketin ön projesi üzerine temellendirildiği.” (Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2025/220).

Bu kapsamda, kefil konumundaki borçlunun, “kefalet borcunu hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, ödemelerin yapılması için mevcut mallarını satıp satmayacağını, kefalet borcu ödemesini yapabilmek için gerekli mâli kaynağı nasıl sağlayacağını açıkça belirtmesi” zorunludur (İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2021/810). Projenin başarısını başka bir borçlunun projesinin başarısına bağlamak, konkordato müessesesinin amacına aykırı bulunmakta ve talebin reddine yol açmaktadır.

3. Projenin Gerçekçi, Somut ve Uygulanabilir Olması

Mahkemeler, konkordato talebinin yalnızca borçluya zaman kazandırmaya veya icra takiplerinden kurtulmaya yönelik bir araç olarak kullanılmasını engellemek amacıyla projenin içeriğini titizlikle incelemektedir. Projenin “sürekli ve kalıcı bir iyileşme olasılığını konkordato projesi yardımıyla inanılır kılması” gerektiği vurgulanmaktadır (Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2025/91).

Bu nedenle, projede sunulan mali kaynakların somut ve ulaşılabilir olması şarttır. Kararlarda, mali kaynak yaratma yöntemleri olarak “ortakların yeni sermaye getirmeleri, kişisel malvarlıklarını paraya çevirerek şirkete getirmeleri, sermaye artırımı yaparak yeni ortak almaları, işletmenin bir bankadan kredi bulması” gibi somut adımlar örnek gösterilmiştir (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi, 2025/840). Projenin başarı şansı, borçlunun malvarlığı, gelirleri ve taahhütleri gibi objektif verilere göre değerlendirilir. Komiser raporları, projenin gerçekçiliğinin ve uygulanabilirliğinin denetlenmesinde kilit rol oynamaktadır. Gerçekçi olmayan kar tahminleri, piyasa koşullarıyla uyumsuz faiz oranları veya belirsiz kaynaklara dayanan projeler, başarı şansı düşük bulunarak reddedilmektedir (Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2025/250).

4. Tasdik Aşaması ve İİK m. 305 Koşulları

Bir projenin yasal unsurları taşıması ve alacaklılar tarafından kabul edilmesi, tasdik için tek başına yeterli değildir. Mahkeme, İİK m. 305’te sayılan şartların varlığını re’sen araştırmakla yükümlüdür. İncelenen kararlarda bu şartlar sıklıkla yinelenmiştir:

Teklif edilen tutarın, borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olması.

Teklif edilen tutarın borçlunun kaynaklarıyla orantılı olması.

Projenin İİK m. 302’de öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş olması.

İmtiyazlı alacakların tam olarak ödenmesinin veya teminata bağlanmasının sağlanması.

Yargılama giderleri ile tasdik harcının depo edilmesi.

Bu şartların tamamının bir arada bulunması zorunludur. Örneğin, teklifin borçlunun kaynaklarıyla orantılı olmaması veya iflasa göre daha avantajlı bir durum sunmaması, diğer koşullar sağlansa bile projenin tasdikine engel teşkil etmektedir (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2021/2403). Bir yazı önerisi.

Sonuç

Yargı kararlarının analizi, konkordato projesinin hazırlanmasının çok yönlü ve titizlik gerektiren bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Başarılı bir proje, yalnızca İİK m. 286’da belirtilen şekli unsurları yerine getiren bir belge değil, aynı zamanda borçlunun mali durumunu somut verilere dayanarak analiz eden, gerçekçi ve uygulanabilir bir iyileştirme planıdır.

Mahkemeler, özellikle projenin her bir borçlu için bağımsız ve özgün olmasını, somut mali kaynaklara dayanmasını ve kalıcı bir iyileşme ihtimali sunmasını aramaktadır. Şirket konkordatosuna dayandırılan, soyut vaatler içeren ve sadece icra takiplerini durdurma amacı güden projeler istikrarlı bir şekilde reddedilmektedir. Bu nedenle, konkordato başvurusunda bulunan borçluların, yasal zorunluluklara tam uyumun yanı sıra, projenin içeriksel kalitesine ve inandırıcılığına azami özeni göstermesi, sürecin başarısı için hayati önem taşımaktadır.

Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gereklidir?

Konkordato projesinin hazırlanması; mali analiz, borç yönetimi, hukuki zorunluluklar ve mahkemelerin aradığı teknik kriterler açısından son derece karmaşık ve uzmanlık gerektiren bir süreçtir. Yargı kararlarının tamamı, hatalı hazırlanmış projelerin, eksik belgelerin, şirket projesine bağımlı şahıs projelerinin, gerçek olmayan mali kaynakların veya İİK m. 286–305 hükümlerine aykırılıkların doğrudan reddedilme nedeni olduğu konusunda istikrarlıdır. Bu nedenle konkordato başvurusunun başarıya ulaşabilmesi, ancak sürecin uzman bir konkordato avukatı tarafından yürütülmesiyle mümkündür.

Uzman bir konkordato avukatı:

Projenin İİK m. 286’daki zorunlu unsurları eksiksiz taşımasını,

Borçluya özgü bağımsız ve özgün bir proje oluşturulmasını,

Sermaye, kredi, varlık satışı gibi mali kaynakların somut ve belgeli şekilde sunulmasını,

Komiser ve bilirkişi sürecinin doğru yönlendirilmesini,

Alacaklı çoğunluğunun sağlanmasına yönelik stratejik planlamayı,

Tasdik aşamasında mahkemenin re’sen araştırdığı kriterlerin tamamının karşılanmasını sağlar.

Bu teknik sürecin profesyonel şekilde yürütülmemesi; konkordatonun reddine, mühletin kaldırılmasına ve borçlunun doğrudan iflasına kadar varabilen ağır sonuçlar doğurabilir.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul–Tuzla merkezli olup Pendik, Kartal, Maltepe, Ataşehir, Kadıköy, Darıca, Gebze, Dilovası, Çayırova, Şekerpınar ve Tepeören bölgelerinde konkordato projesi hazırlığı, başvuru, geçici/kesin mühlet ve tasdik süreçlerinde uzman konkordato avukatlarıyla profesyonel destek sunmaktadır.

Read More

Kapora, Bağlanma Parası, Pey Akçesi ve Cayma Parasının geçerlilik şartları nelerdir?

1. Kapora, Bağlanma Parası, Pey Akçesi ve Cayma Parası Kavramları ve Farkları

Yargı kararlarında kapora; bağlanma parası ve pey akçesi kavramlarıyla eş anlamlı olarak, cayma parası ve cezai şarttan ise hukuki niteliği itibarıyla farklı şekilde tanımlanmıştır.

Kapora / Bağlanma Parası / Pey Akçesi: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 177. maddesine göre, sözleşme yapılırken verilen para, aksi kararlaştırılmadıkça “cayma parası” olarak değil, sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilen “bağlanma parası” (pey akçesi) sayılır. Bu paranın temel işlevi sözleşmenin kurulduğunu kanıtlamak ve ispat kolaylığı sağlamaktır. Aksine bir sözleşme veya yerel adet yoksa, bu tutar esas alacaktan düşülür (mahsup edilir).

Cayma Parası (Cayma Akçesi): TBK’nın 178. maddesinde düzenlenmiştir. Eğer verilen para “cayma parası” olarak kararlaştırılmışsa, taraflar sözleşmeden cayma hakkına sahip olur. Bu durumda parayı veren cayarsa verdiğini bırakır; parayı alan cayarsa aldığının iki katını geri verir. Yargı kararlarına göre, bir ödemenin cayma parası sayılabilmesi için bu hususun açıkça kararlaştırılmış olması veya ispat edilmesi gerekir; aksi halde verilen para bağlanma parası kabul edilir.

Cezai Şart: Borcu kuvvetlendirmeye yarayan fer’i (yan) bir şarttır. Kapora veya cayma akçesi de cezai şart gibi fer’i niteliktedir. Ancak cezai şart, genellikle sözleşmeye aykırılık durumunda ödenmesi gereken bir bedel iken, kapora sözleşme kurulurken verilir.

Temel Farklar:

İade Yükümlülüğü: Açıkça “cayma tazminatı/parası” olduğu şart edilmedikçe; kapora veya pey akçesi, sözleşmeyi bozan taraf haklı olsun veya olmasın, veren tarafça geri istenebilir (istirdada yetkilidir). Cayma parası ise cayan tarafın katlanması gereken bir bedeldir.

İspat Yükü: Verilen paranın cayma parası olduğunu iddia eden taraf (genellikle satıcı/alan), bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Aksi halde para, iadesi gereken bağlanma parası sayılır.

Geçerlilik: Cezai şart ve cayma parası gibi fer’i şartların geçerliliği, asıl sözleşmenin geçerliliğine bağlıdır. Asıl sözleşme geçersizse (örneğin resmi şekil eksikliği), bu şartlar da geçersizdir.

2. Geçerli Olduğu Sözleşme Türleri ve Şekil Şartları

Yargı kararları, kaporanın hukuki sonuçlarını sözleşmenin türüne ve geçerlilik şartlarına göre değerlendirmiştir:

Taşınmaz (Gayrimenkul) Satış Sözleşmeleri: Türk Medeni Kanunu m. 706, TBK m. 237, Tapu Kanunu m. 26 ve Noterlik Kanunu m. 60 gereğince resmi şekilde (tapu memuru veya noter huzurunda) yapılması zorunludur. Adi yazılı veya sözlü yapılan taşınmaz satış sözleşmeleri hukuken geçersizdir (hükümsüzdür). Sözleşme geçersiz olduğu için, buna bağlı kapora, cayma akçesi veya cezai şart hükümleri de geçersiz sayılır.

Araç Satış Sözleşmeleri: Karayolları Trafik Kanunu m. 20 gereğince noter huzurunda resmi şekilde yapılması geçerlilik koşuludur. Haricen (noter dışı) yapılan araç satış sözleşmeleri geçersizdir ve taraflara hak/borç doğurmaz.

Ticari Satım ve Diğer Sözleşmeler:

Limited Şirket Hisse Devri: TTK m. 595 uyarınca yazılı şekilde yapılması ve noter onayı şarttır. Bu şarta uyulmayan harici anlaşmalar geçersizdir.

Leasing (Finansal Kiralama): Leasing onayına bağlı sözleşmelerde, leasing onaylanmazsa sözleşme iptal olmuş sayılır.

Menkul (Taşınır) Satışı: Pizza restoranı devri veya makine satışı gibi durumlarda, devir gerçekleşmemişse ve aksi kararlaştırılmamışsa kapora iadeye tabidir.

3. İptal ve İade Koşulları

Kapora iadesi, sözleşmenin geçerliliği ve iptal nedenlerine göre şu koşullarda gerçekleşir:

Geçersiz Sözleşmelerde İade (Sebepsiz Zenginleşme): Resmi şekil şartına uyulmadığı için geçersiz olan (taşınmaz veya araç satışı gibi) sözleşmelerde, taraflar verdiklerini “sebepsiz zenginleşme” hükümleri gereğince geri isteme hakkına sahiptir. Sözleşme geçersiz olduğundan, satıcı “cayma parası” veya “cezai şart” savunmasıyla kaporayı elinde tutamaz.

Sözleşmenin Kurulmaması veya İfa Edilmemesi: Sözleşme kurulurken verilen para (bağlanma parası), sözleşme ifa edilmezse veya satış gerçekleşmezse iade edilmelidir. Yargıtay kararlarına göre, açıkça cayma parası olduğu kararlaştırılmadıkça, sözleşmeyi bozan taraf kusurlu olsa dahi kaporayı geri isteyebilir.

Tarafların Anlaşması (İkale): Sözleşme tarafların karşılıklı anlaşmasıyla sona erdirilirse, alınan kapora iade edilmelidir.

Satıcının Temerrüdü: Satıcının malı teslim etmemesi veya taahhüt edilen sürede teslimata hazır hale getirmemesi durumunda, alıcı sözleşmeden dönerek kaporayı faiziyle birlikte geri isteyebilir.

İadenin Reddedildiği İstisnai Durumlar:

Ticari nitelikteki geçerli ön protokollerde, “her ne suretle olursa olsun iade edilmeyeceği” veya “cayma akçesi olduğu” açıkça yazılıp imza altına alınmışsa ve alıcı haksız yere caymışsa iade talebi reddedilebilir (Örn: İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi kararı). Ancak bu durum, resmi şekil şartı eksikliği bulunan geçersiz sözleşmeleri kapsamaz.

İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bilgiler

Aşağıdaki bilgiler, karar metinlerinde yer alan ikincil nitelikteki detaylar ve spesifik durumları içermektedir:

İspat Sorunu: Banka dekontlarında “nakit borç” ibaresi yer alması durumunda, parayı alan taraf bunun kapora veya komisyon olduğunu ispatlayamazsa, ödeme borç olarak kabul edilir ve iadesi gerekir. Dekontta “kapora” yazması, paranın bağlanma parası olduğuna karine teşkil eder.

Ardiye Masrafı Mahsubu: Ticari satımlarda (örneğin makine ithalatı), sözleşme gerçekleşmese bile satıcı, malı beklettiği süre için oluşan ardiye masraflarını kaporadan mahsup etmeyi talep edebilir. Ancak proforma faturada “ardiye masrafı yansıtılmayacağı” notu varsa bu kesinti yapılamaz.

Görevli Mahkeme: Tüketici işlemi niteliğindeki (örneğin hususi araç alımı) uyuşmazlıklarda kapora iadesi davaları Tüketici Mahkemelerinde görülmelidir. Tacir olmayan kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda ise Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir.

Franchising Sözleşmeleri: Marka lisansı içeren franchising sözleşmelerinin yazılı yapılması zorunludur (Sınai Mülkiyet Kanunu). Yazılı olmayan sözleşmelerde ödenen kapora, sebepsiz zenginleşme kapsamında değerlendirilir. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Kapora, bağlanma parası, pey akçesi, cayma akçesi ve cezai şart kavramları arasındaki hukuki farklar; taşınmaz satış sözleşmelerindeki resmi şekil şartları, araç satışının noter zorunluluğu, limited şirket hisse devri, ticari protokoller, leasing sözleşmeleri ve sözleşmenin geçersizliğinde sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması gibi konular teknik ve uzmanlık gerektiren alanlardır. Yargıtay’ın kaporanın iadesi, cayma parası olup olmadığı, geçersiz sözleşmelerde satıcının parayı elinde tutup tutamayacağı, ardiye masrafı mahsup edilebilmesi gibi konulardaki kararları oldukça ayrıntılıdır ve tek bir hata dahi hak kaybına yol açabilmektedir.

İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Gebze, Dilovası ve Çayırova gibi bölgelerde taşınmaz ve araç satışları yaygın olduğundan, kapora uyuşmazlıkları sık görülmekte ve “kapora mı – cayma akçesi mi – cezai şart mı?” ayrımının doğru yapılması büyük önem taşımaktadır. Özellikle taşınmaz veya araç satışı gibi geçersiz sözleşmelerde kapora iadesinin zorunlu olduğu yönündeki Yargıtay uygulaması, sürecin usulüne uygun yürütülmesini gerektirir.

Bu nedenle 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, kapora iadesi, cayma akçesi değerlendirmesi, geçersiz sözleşmelerde sebepsiz zenginleşme talepleri, ticari protokollerde cayma hükümleri ve ispat yükü gibi karmaşık alanlarda profesyonel hukuki destek sunar. Uzman avukat desteği, sözleşmenin niteliğinin doğru belirlenmesi, kaporanın hukuki statüsünün tespiti ve iade–tazminat taleplerinin doğru mahkemede ve doğru hukuki dayanaklarla ileri sürülmesi açısından kritik öneme sahiptir.

Read More

Alım Satımlarda Verilen Kapora İade Edilir mi?

1. Kaporanın Tanımı ve Hukuki Niteliği 

Alım Satımlarda Verilen Kapora İade Edilir mi? İncelenen yargı kararlarına göre kapora, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 177. maddesi kapsamında “bağlanma parası” (pey akçesi) olarak tanımlanmaktadır. Hukuki niteliği ve işlevleri şu şekildedir:

Bağlanma Parası Olarak Asli Nitelik: Kapora, sözleşme yapılırken bir tarafın diğerine verdiği, cayma parası olarak değil, sözleşmenin kurulduğuna kanıt olarak verilen paradır. Aksine bir sözleşme veya yerel adet olmadıkça, verilen kapora esas alacaktan düşülür (Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, İst. Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi, Sakarya BAM).

Cayma Parası Ayrımı: Kapora, açıkça “cayma parası” (cayma tazminatı) olarak kararlaştırılmadıkça bu niteliği taşımaz. Cayma parası, sözleşmeden dönülmesi halinde parayı verenin vazgeçerse parayı bırakması, alanın vazgeçerse iki katını iade etmesi (TBK m. 178) sonucunu doğururken; bağlanma parası olan kapora, sözleşmenin yapıldığının ispatı içindir.

Fer’i Nitelik: Kapora, asıl borcu kuvvetlendirmeye yarayan fer’i (yan) bir şarttır. Bu nedenle asıl sözleşmenin geçerliliğine bağlıdır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – 2015/16368, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi – 2010/16031).

2. Geçerlilik Şartları 

Kaporanın ve buna bağlı cezai şartların geçerliliği, temel alım satım sözleşmesinin kanuni şekil şartlarına uygun yapılıp yapılmadığına bağlıdır:

Taşınmaz Satışlarında: Tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşmelerin resmi şekilde (tapu memuru veya noter huzurunda) yapılması zorunludur (TMK m.706, TBK m.237, Tapu Kanunu m.26). Adi yazılı (harici) şekilde yapılan taşınmaz satış sözleşmeleri geçersizdir. Sözleşme geçersiz olduğu için, bu sözleşmede yer alan kapora veya cezai şart hükümleri de geçersiz kabul edilir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – 2015/6478, İst. 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi).

Araç Satışlarında: Trafikte tescilli araçların mülkiyetini devreden sözleşmelerin noterde yapılması zorunludur (2918 sayılı KTK m.20/d). Noter dışında yapılan harici araç alım satım sözleşmeleri ve bu sözleşmelere dayalı cezai şartlar hukuken geçersizdir (Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – 2015/12032, Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi).

İstisnai Durumlar: Taşınmaz satış vaadi içermeyen, sadece kaporanın miktarı ve iade şartlarını belirleyen protokollerin geçerlilik şekline tabi olmadığı yönünde değerlendirmeler de mevcuttur (İst. Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi). Ayrıca ticari mal alımlarında (örneğin iş makinesi) şifahi anlaşmalar dahi kaporanın varlığı için zemin oluşturabilir (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi).

3. İade Şartları 

Kaporanın iadesi, sözleşmenin geçerliliği, tarafların kusuru ve sözleşme hükümlerine göre değişiklik göstermektedir:

Geçersiz Sözleşmelerde İade (Sebepsiz Zenginleşme): Resmi şekil şartına uyulmadığı için geçersiz sayılan (taşınmaz veya araç) sözleşmelerde, taraflar hak ve borç altına girmez. Bu durumda ödenen kapora, “sebepsiz zenginleşme” (haksız iktisap) hükümleri gereğince iade edilmelidir. Sözleşmede “vazgeçen kaporayı yakar” gibi hükümler olsa dahi, sözleşme geçersiz olduğu için bu hükümler uygulanamaz ve kapora iade edilir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – 2016/476, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, Adana BAM).

Sözleşmenin Kurulmaması veya İfa Edilmemesi:

Satışın gerçekleşmemesi veya satıcının malı teslim etmemesi durumunda, alınan kapora iade edilmelidir (Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, İst. Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi – 2021/307K, İst. BAM 43. HD).

Satıcı, mal bedelini veya sözleşme şartlarını kanıtlayamazsa ve sözleşme geçersiz hale gelirse kapora iade edilir (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi).

Cayma ve Sözleşme Hükümleri:

Alıcının Cayması: Geçerli bir sözleşmede, taraflar “alıcının vazgeçmesi halinde kaporanın iade edilmeyeceğini” kararlaştırmışsa, bu hüküm bağlayıcıdır ve iade yapılmaz (İst. Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi – 2021/152, İst. BAM 12. Hukuk Dairesi).

Satıcının Cayması: Sözleşmede satıcının vazgeçmesi halinde kaporayı iade edeceği veya tazminat ödeyeceği kararlaştırılmışsa, satıcı caydığında iade yükümlülüğü doğar (İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, İst. 10. Asliye Ticaret Mahkemesi).

Anlaşmalı Fesih (İkale) ve İbra: Taraflar sözleşmeyi karşılıklı anlaşarak sona erdirirse veya belirli bir miktar üzerinden ibraleşirse, bu anlaşma esas alınır. Örneğin, kaporanın yarısının iadesi konusunda anlaşıldıysa bakiye talep edilemez (İst. BAM 3. Hukuk Dairesi, İst. BAM 43. Hukuk Dairesi). Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir? (İstanbul – Ankara – İzmir Uygulamaları Işığında)

Kapora, cayma parası ve taşınmaz/araç satış sözleşmeleri gibi teknik konular; hem Türk Borçlar Kanunu, hem de şekil şartlarına ilişkin özel mevzuat nedeniyle uygulamada ciddi karışıklıklara yol açabilmektedir. Özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde mahkemeler arasında dahi farklı değerlendirmeler görülebildiğinden, sürecin uzman bir hukukçu tarafından yönetilmesi baştan sona büyük önem taşır.

Bu alanda deneyimli bir avukatın desteği gereklidir; çünkü:

Şekil şartı – geçersizlik – sebepsiz zenginleşme ilişkisinin doğru kurulması, davanın kaderini belirler.

Kaporanın bağlanma parası mı yoksa cayma parası mı olduğu çoğu zaman belgelerin yorumuna bağlıdır; uzmanlık gerektirir.

Taşınmaz satış vaadi, araç satış sözleşmesi, ticari mal alımı gibi her senaryoda geçerlilik şartları farklıdır.

Yanlış hukuki nitelendirme, davayı tamamen kaybetmeye veya gereksiz tazminat riskleriyle karşılaşmaya neden olabilir.

Yargıtay’ın güncel içtihatlarının doğru takibi, özellikle kapora–cezai şart ayrımında sonuç değiştirici rol oynar.

Taraflarca imzalanan protokol, sözleşme veya ibra metinlerinin geçerliliği–bağlayıcılığı–yorumlanması avukatlık uzmanlığı gerektiren bir alandır.

Bu nedenle, kapora alacakları, cezai şart talepleri veya geçersiz sözleşmeden kaynaklanan iade davalarında 2M Hukuk Ofisi bünyesinde görev yapan deneyimli avukatların sağladığı hukuki destek, sürecin doğru yönetilmesi ve hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Read More

Belirsiz alacak davasında bedel artırım dilekçesinde artırılan kısıma dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi talep edilebilir mi?

İncelenen yargı kararları ışığında; belirsiz alacak davasında bedel artırım dilekçesi ile artırılan kısıma dava tarihinden itibaren faiz işletilip işletilemeyeceği hususu, davanın nitelendirilmesi (belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava mı olduğu) ve Yargıtay dairelerinin dönemsel içtihat değişikliklerine göre farklılık göstermekle birlikte, güncel ve ağırlıklı görüşün “dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi” yönünde olduğu tespit edilmiştir.

1. Genel Kural: Belirsiz Alacak Davasında Faiz Başlangıcı Dava Tarihidir 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve birçok Yargıtay dairesi ile Bölge Adliye Mahkemeleri, davanın HMK m. 107 kapsamında usulüne uygun açılmış bir belirsiz alacak davası olması halinde, bedel artırım dilekçesi ile artırılan kısım dahil olmak üzere alacağın tamamına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Hukuki Gerekçe: Belirsiz alacak davasında, dava tarihinden önce gerçekleşen bir temerrüt olgusunun bulunmadığı durumlarda, alacağın tamamı için temerrüt davanın açıldığı tarihte gerçekleşmiş sayılır. Bedel artırımı, ıslah olmayıp HMK 107. madde kapsamında bir tamamlama işlemidir ve zamanaşımını kesen etki dava tarihinde başlar.

Destekleyen Kararlar:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (2021/931): Belirsiz alacak davasında miktarı tam ve kesin olarak belirlenen alacağın tümü için temerrüdün dava tarihinde gerçekleştiğini, bu nedenle talep artırım dilekçesi ile artırılan miktarlar dahil tüm alacağa dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi (2017/2320, 2024/2568, 2025/1964): Artırılan bedel yönünden faiz başlangıç tarihinin belirtilmemesini veya ıslah tarihi olarak belirlenmesini hatalı bulmuş; artırılan kısım için de dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi (2014/13803, 2014/18603K, 2015/24933, 2016/12588K): Talep artırım dilekçesinin ıslah olarak değerlendirilip faizin artırım tarihinden başlatılmasını bozma nedeni saymış, tüm alacağa dava tarihinden faiz yürütülmesi gerektiğini belirtmiştir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2016/5952): Artırımın ıslah olmadığını belirterek, artırılan kısım için de dava tarihinden faize hükmolunması gerektiğini karara bağlamıştır.

Bölge Adliye Mahkemeleri (İzmir BAM 11. HD, İzmir BAM 20. HD, İstanbul BAM 12. HD, Adana BAM 3. HD): İstinaf incelemelerinde, artırılan kısma ıslah/artırım tarihinden faiz işleten yerel mahkeme kararlarını kaldırarak veya düzelterek, faiz başlangıcını dava tarihi (veya temerrüt tarihi) olarak belirlemişlerdir.

2. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin Görüş Değişikliği ve Farklı Uygulamalar Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin kararlarında zaman içinde bir içtihat değişikliği veya ikili bir ayrım göze çarpmaktadır.

Güncel Yaklaşım (Dava Tarihi): Dairenin 2024 yılına ait kararlarında (2024/9907, 2024/13609), belirsiz alacak davasında artırılan kısımlara artırım tarihinden faiz uygulanmasının hatalı olduğu, alacağın tamamına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.

Eski/Farklı Yaklaşım (Artırım Tarihi): Dairenin 2019 ve 2020 yıllarına ait bazı kararlarında (2019/2925, 2020/2920K, 2020/5759), belirsiz alacak davası (özellikle kısmi eda külli tespit talepli olanlar) olsa dahi, faiz uygulamasının kısmi dava esaslarına göre yapılması gerektiği ve artırılan kısma talep artırım tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği savunulmuştur. Ancak 2024 tarihli kararlar, bu görüşün terk edildiğini veya güncel uygulamada dava tarihinin esas alındığını göstermektedir.

3. Davanın “Kısmi Dava” Olarak Nitelendirilmesi Durumu Mahkemeler, davanın adı “belirsiz alacak davası” olsa bile, niteliği itibarıyla şartları taşımadığına ve aslında bir “kısmi dava” olduğuna kanaat getirirse, faiz başlangıcı konusunda farklı bir hüküm kurmaktadır.

Uygulama: Eğer dava kısmi dava olarak kabul edilirse, dava dilekçesindeki miktara dava tarihinden, artırılan (ıslah edilen) kısma ise ıslah/artırım tarihinden itibaren faiz işletilmektedir.

İlgili Kararlar:

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi (2025/1855): Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen kısmi dava niteliğinde olduğunu kabul ederek, artırılan kısma ıslah tarihinden faiz işletilmesini onamıştır.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (2018/1007): Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması ve artırımın ıslah yoluyla yapılması nedeniyle davayı kısmi dava saymış, artırılan kısma ıslah tarihinden faiz yürütülmesi gerektiğini belirtmiştir.

İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/579K): Davanın ıslah ile belirsiz alacak davasına dönüştürüldüğü gerekçesiyle, artırılan kısma ıslah tarihinden faiz işletmiştir.

4. Faiz Talebinin Usulü ve Zamanlaması Faizin başlangıç tarihi, faiz talebinin ne zaman ve nasıl yapıldığına göre de değişkenlik gösterebilmektedir.

Dava Dilekçesinde Faiz İstenmemişse: Yargıtay 7. HD (2016/11619) kararında, dava dilekçesinde faiz talep edilmemişse, artırım dilekçesi ile faiz talep edilemeyeceği belirtilmiştir. Ancak İstanbul 2. ATM (2022/691K) kararında, dava dilekçesinde istenmeyip ilk kez bedel artırım dilekçesinde istenen faizin, dava tarihinden değil, artırım dilekçesi tarihinden itibaren başlayacağı kabul edilmiştir.

Dava Dilekçesinde İstenmişse: Konya 2. ATM (2024/690K) kararında, bedel artırım dilekçesinde açıkça faiz yazılmasa bile, dava dilekçesindeki faiz talebinin ve davanın belirsiz alacak davası niteliğinin, artırılan kısma da dava tarihinden faiz işletilmesi için yeterli olduğu belirtilmiştir.

Sonuç Sunulan yargı kararları analiz edildiğinde;

Davanın usulüne uygun bir belirsiz alacak davası olması kaydıyla, bedel artırım dilekçesinde artırılan kısma dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinin talep edilebileceği ve mahkemelerin (özellikle güncel Yargıtay ve BAM kararları ile HGK kararı doğrultusunda) bu yönde hüküm kurduğu görülmektedir.

Ancak mahkemenin davayı kısmi dava olarak nitelendirmesi durumunda, artırılan kısma sadece artırım (ıslah) tarihinden itibaren faiz işletileceği unutulmamalıdır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Belirsiz alacak davasında bedel artırım dilekçesi, faiz başlangıç tarihi, davanın kısmi dava mı yoksa HMK m.107 kapsamında belirsiz alacak davası mı olduğu gibi teknik ayrımlar; Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemelerinin güncel içtihatlarının yakından takibini zorunlu kılmaktadır. Uygulamada faiz başlangıç tarihinin belirlenmesi, davanın nitelendirilmesi, temerrüt değerlendirmesi, talep artırımının usulü ve faiz talebinin hangi aşamada geçerli olacağı gibi noktalar, davanın sonucunu doğrudan etkileyen kritik unsurlardır.

İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Gebze, Dilovası ve Çayırova gibi yoğun iş hukuku uyuşmazlıklarının yaşandığı bölgelerde, işçilik alacaklarına ilişkin davalarda yapılan küçük bir usul hatası bile alacağın önemli bir kısmının kaybına veya faizin eksik işletilmesine yol açabilmektedir. Özellikle Yargıtay 9. HD’nin dönemsel içtihat değişiklikleri, 22. HD’nin kısmi dava yaklaşımları ve HGK’nın bağlayıcı nitelikteki kararları birlikte değerlendirildiğinde, bu sürecin uzmanlık gerektirdiği açıktır.

Bu nedenle 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, işçilik alacakları, belirsiz alacak davaları, talep artırım, faiz başlangıcı, tespit–eda ayrımı gibi teknik konularda profesyonel hukuki destek sağlayarak, müvekkillerinin hak kaybı yaşamadan alacaklarına en etkin şekilde kavuşmalarını amaçlamaktadır. Uzman bir avukat desteği, davanın doğru nitelenmesi, HMK 107 şartlarının sağlanıp sağlanmadığının tespiti, faiz taleplerinin usulüne uygun yapılması ve Yargıtay içtihatlarına uygun stratejinin belirlenmesi açısından kritik öneme sahiptir.

Read More

Konkordato İlan Eden Şirketten İşçilik Alacakları Nasıl Tahsil Edilebilir?

Giriş

Konkordato İlan Eden Şirketten İşçilik Alacakları Nasıl Tahsil Edilebilir? Bu çalışma, konkordato sürecindeki bir şirketten işçilik alacaklarının nasıl tahsil edileceğine ilişkin yargı kararlarının analizini sunmaktadır. İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri çerçevesinde şekillenen tahsilat süreci, konkordatonun tasdik edilip edilmemesi, tasdik edilen projenin uygulanması veya sürecin iflasla sonuçlanması gibi farklı senaryolara göre değişiklik göstermektedir. Çalışma, bu senaryoları Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi ve İlk Derece Mahkemesi kararları ışığında inceleyerek işçilik alacaklıları için mevcut hukuki yolları ve bu yolların işleyişini detaylandırmaktadır.

Yargı kararlarının incelenmesi neticesinde işçilik alacaklarının tahsiline ilişkin temel bulgular şunlardır:

İmtiyazlı Alacak Statüsü: İşçilik alacakları, İİK m. 206/1 uyarınca birinci sıra imtiyazlı alacak olarak kabul edilmektedir. Bu statü, alacaklara konkordato sürecinde özel bir koruma sağlamaktadır.

Tasdik Şartı Olarak Ödeme veya Teminat: Konkordato projesinin mahkemece tasdik edilebilmesi için imtiyazlı işçilik alacaklarının tam olarak ödenmesi veya alacaklı açıkça feragat etmedikçe yeterli bir teminata bağlanması zorunludur (İİK m. 305/1-d). Bu şartın yerine getirilmemesi, konkordato talebinin reddi için tek başına yeterli bir sebeptir.

Konkordatonun Reddi ve İflas: Şirketin işçilik alacaklarını ödeyememesi veya teminata bağlayamaması, projenin başarıya ulaşamayacağına dair güçlü bir kanıt olarak kabul edilmekte ve genellikle konkordato talebinin reddedilerek şirketin iflasına karar verilmesiyle sonuçlanmaktadır. Bu durumda alacaklar, iflas masasından öncelikli olarak tahsil edilir.

Tasdik Edilen Projeye Uyulmaması: Konkordato tasdik edildikten sonra şirket, proje kapsamındaki ödeme planına uymazsa, alacaklı işçi İİK m. 308/e uyarınca konkordatoyu kendisi yönünden feshettirme hakkına sahiptir. Fesih kararı ile alacaklı, konkordato projesinin getirdiği kısıtlamalardan kurtularak alacağının tamamı için icra takibi başlatma hakkını yeniden kazanır.

Çekişmeli Alacaklar: Borçlu şirket tarafından itiraz edilen işçilik alacakları “çekişmeli alacak” haline gelir. Alacaklı, bu durumda alacağının tespiti için İİK m. 308/b uyarınca tasdik kararının ilanından itibaren bir ay içinde dava açarak alacağını konkordato projesine dahil ettirebilir.

A. Konkordato Sürecinde ve Tasdik Aşamasında Tahsilat

İşçilik alacaklarının imtiyazlı niteliği, en belirgin korumayı tasdik aşamasında sağlamaktadır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin bir kararında bu durum açıkça ifade edilmiştir: “alacaklı … alacağının iş mahkemesi kararına dayalı işçi alacağı olduğunu ileri sürdüğüne göre mahkemece İcra ve İflas Kanunu’nun 206 ncı maddesinde belirtilen imtiyazlı alacaklı bulunup bulunmadığı hususunda inceleme yapılarak, imtiyazlı alacaklarla ilgili İcra ve İflas Kanunu’nun 305/1-d maddesi gereğince işlem yapılması gerektiği” (Yargıtay 6. HD, 2024/390 E., 2024/895 K.).

Uygulamada mahkemeler bu kuralı titizlikle uygulamaktadır. Örneğin, İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, imtiyazlı işçilik alacaklarının teminata bağlanmaması nedeniyle konkordato talebini doğrudan reddetmiştir (2024/435 E., 2025/581 K.). Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi ise, kalan işçilik alacağı için şirketin bir torna makinesini teminat göstermesini yeterli bularak tasdik kararı vermiştir (2021/143 E., 2021/222 K.). Birçok kararda, şirketlerin tasdik öncesinde işçilik borçlarını tamamen ödediklerini dekontlarla ispatladıkları görülmektedir (İzmir 1. ATM, 2021/314 E., 2021/498 K.; Kayseri 1. ATM, 2020/609 E., 2022/177 K.).

Ayrıca, imtiyazlı alacaklar için konulan hacizler, konkordato tasdikiyle birlikte düşmez. Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararında bu istisna, “geçici mühlet kararından önce başlatılmış takiplerde konulan ve henüz paraya çevrilmemiş hacizlerin (206/1 maddesindeki imtiyazlı alacaklılar… için konulan hacizler istisna olmak üzere) DÜŞMESİNE” şeklinde hükme bağlanmıştır (2018/426 E., 2020/447 K.).

B. Konkordato Talebinin Reddi ve İflas Halinde Tahsilat

Şirketin mali yapısının işçilik alacaklarını dahi karşılayamaması, konkordatonun başarı şansının olmadığının en önemli göstergesidir. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi, bir kararında bu durumu net bir şekilde ortaya koymuştur: “2023 yılı 1,2,3,5,6 ve 7.aylarındaki işçi maaşlarını ödeyemediği… şirketin olağan masraflarını dahi ödemeyen şirketin konkordato müessesinden faydalanması mümkün olmadığı” (2023/2492 E., 2024/270 K.). Bu gibi durumlarda mahkemeler, İİK m. 292 uyarınca konkordato talebini reddederek şirketin iflasına karar vermektedir.

İflas kararı sonrası işçilik alacakları, iflas masasına kaydedilir. Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında görüldüğü gibi, alacaklar iflas masasına kayıt ve kabul talebiyle bildirilir ve İİK m. 206’daki sıraya göre öncelikli olarak ödenir (2021/66 E., 2024/353 K.). İflas içi konkordato gibi özel durumlarda ise, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararında olduğu gibi, projenin tasdikini takiben iflas dosyasındaki paranın serbest bırakılarak bir hafta içinde işçilik alacaklarının defaten ödenmesine karar verilebilmektedir (2024/74 E., 2024/513 K.).

C. Tasdik Edilen Konkordatonun İhlali Halinde Tahsilat

Konkordato tasdik edilse dahi, borçlu şirket ödeme planına uymadığı takdirde alacaklı işçi için yeni bir hukuki yol açılır. İİK m. 308/e, bu durumu düzenlemektedir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararında bu hüküm şöyle alıntılanmıştır: “Kendisine karşı konkordato projesi uyarınca ifada bulunulmayan her alacaklı konkordato uyarınca kazanmış olduğu yeni hakları muhafaza etmekle birlikte konkordatoyu tasdik eden mahkemeye başvurarak kendisi hakkında konkordatoyu feshettirebilir.” (2024/49 E., 2024/266 K.).

Fesih kararı, alacaklıyı konkordato projesinin bağlayıcılığından kurtarır ve alacağının tamamı için icra takibi yapma imkânı tanır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin belirttiği gibi, “Konkordatonun kısmen feshi ile birlikte alacaklı artık projenin mecburiliğinden kurtulmakta adeta eski hale dönerek tüm alacağına geri kavuşmaktadır” (45. HD, 2023/1015 E., 2024/1334 K.). Ancak, Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bir kararında dikkat çekildiği üzere, fesih davası açmadan önce alacaklının borçluya bir ihtar göndererek temerrüde düşürmesi gerekebilir (2018/395 E., 2019/298 K.).

Sonuç

Yargı kararları ışığında, konkordato ilan eden bir şirketten işçilik alacaklarının tahsili için kanun koyucunun güçlü koruma mekanizmaları öngördüğü anlaşılmaktadır. İşçilik alacaklarının İİK m. 206 uyarınca “imtiyazlı alacak” sayılması, bu korumanın temelini oluşturmaktadır.

Tahsilat süreci özetle şu şekilde işlemektedir

Tasdik Öncesi: Alacaklar ya doğrudan ödenir ya da konkordatonun tasdiki için yeterli teminata bağlanır. Bu şart sağlanmazsa konkordato talebi reddedilir.

Konkordatonun Reddi: Sürecin başarısız olması halinde şirket iflas eder ve işçilik alacakları iflas masasından öncelikli olarak tahsil edilir.

Tasdik Sonrası: Projeye uyulmaması durumunda, alacaklı işçi konkordatoyu kendisi yönünden feshettirerek alacağının tamamı için genel hükümlere göre icra takibi başlatabilir.

Bu yollar, işçilik alacaklılarının haklarını konkordato sürecinin her aşamasında etkin bir şekilde korumayı amaçlamaktadır. Bir makale önerisi.

Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gereklidir?

Konkordato süreci, işçilik alacakları bakımından son derece teknik, çok aşamalı ve her safhası farklı hukuki sonuçlar doğuran bir mekanizmadır. İşçilik alacaklarının İİK m. 206 gereğince imtiyazlı olması alacaklıya önemli bir koruma sağlasa da; bu korumanın fiilen kullanılabilmesi, konkordatonun tasdik aşamasındaki teminat şartlarının doğru değerlendirilmesi, tasdik edilen projeye uyulmaması halinde izlenecek yolun doğru tespit edilmesi ve çekişmeli alacak süreçlerinin zamanında işletilmesi gibi yüksek düzeyde uzmanlık gerektiren adımların eksiksiz takibiyle mümkündür. Yargı kararlarının her birinde görüldüğü üzere, mahkemeler konkordato kriterlerini oldukça hassas uygulamakta; özellikle işçilik alacaklarına ilişkin eksik ödeme, yetersiz teminat veya gecikmenin konkordatonun reddine veya iflasa yol açabildiği pek çok karar bulunmaktadır. Bu nedenle alacaklının haklarını koruyabilmesi, sürecin niteliğini ve zamanlamasını doğru yönetmesine bağlıdır.

Konkordato tasdiki, reddi, iflas kararı sonrası işlem, konkordatonun feshi veya çekişmeli alacak davası gibi birbirinden tamamen farklı hukuki mekanizmaların her birinin kendine özgü süreleri, usulleri ve ispat koşulları vardır. Hatalı bir işlem veya gecikme, işçilik alacağının konkordato kapsamı dışında kalmasına, feshin yapılamamasına, verilen teminatların yeterli görülmemesine veya iflas masasına yanlış sıradan kaydedilmesine neden olabilmektedir. Özellikle tasdik sonrası ödeme planına aykırılıkta yapılacak ihtar, süre hesaplaması ve fesih başvurusu teknik detaylar içerdiğinden, bir işçinin tek başına tüm süreci doğru yönetmesi çoğu zaman mümkün olmamaktadır. İşçilik alacaklarının çok önemli bir kısmı, sürecin yanlış yürütülmesi nedeniyle tahsil edilemeden kaybedilebilmektedir.

Bu sebeple konkordato sürecinde hak arayan işçilerin, özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Gebze, Dilovası ve Çayırova gibi yoğun ticari hareketin bulunduğu bölgelerde faaliyet gösteren şirketlere karşı alacak takibi yapanların, konkordato ve iflas hukuku konusunda uzman bir avukattan destek alması kritik öneme sahiptir. Uzman konkordato avukatları; teminat değerlendirmesi, tasdik aşamasında itiraz, fesih başvurusu, çekişmeli alacak davaları ve iflas masasına kayıt süreçlerinin tamamını profesyonel biçimde yöneterek alacağın kayba uğramaması için gerekli tüm hukuki adımları atar. Bu sayede işçilik alacaklıları, konkordato sürecinin karmaşıklığı karşısında hak kaybına uğramadan, en etkin hukuki yoldan alacaklarına kavuşabilme imkânına sahip olur.

Read More

Konkordato Kaç Ay Sürer? Geçici ve Kesin Mühlet Aşamaları Nedir?

Giriş

Konkordato Kaç Ay Sürer? Geçici ve Kesin Mühlet Aşamaları Nedir? Bu çalışma, konkordato sürecinin süresi ve aşamalarına ilişkin olarak sunulan yargı kararları analiz yanıtlarının incelenmesiyle hazırlanmıştır. İncelenen kararlar, İcra ve İflas Kanunu (İİK) çerçevesinde konkordato sürecinin geçici mühlet, kesin mühlet ve tasdik yargılaması olmak üzere üç temel aşamadan oluştuğunu ve her aşamanın kanunla belirlenmiş sürelere ve uzatma imkanlarına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, bu aşamaları, sürelerini ve süreçteki esneklikleri yargı kararlarından alıntılarla detaylandırmaktadır.

Yargı kararları, konkordato sürecinin sürelerini ve aşamalarını tutarlı bir şekilde ortaya koymaktadır. Süreç, borçlunun mahkemeye başvurusu ile başlamakta ve belirli mühletler (süreler) içerisinde yürütülmektedir.

1. Geçici Mühlet Aşaması Konkordato sürecinin ilk adımı, mahkemenin borçluya tanıdığı geçici mühlettir. İncelenen tüm kararlarda bu aşamanın varlığı teyit edilmektedir.

Başlangıç Süresi: Geçici mühletin başlangıç süresi üç aydır. Bu durum, birçok ilk derece mahkemesi kararında standart bir uygulama olarak görülmektedir: “03/10/2018 tarihinden başlamak üzere konkordato talep eden şirkete 3 aylık geçici mühlet verilmesine karar verilmiştir” (ilkDerece-İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi-2018/878-2020/759-24.12.2020).

Uzatma Süresi: Bu üç aylık süre, mahkeme tarafından en fazla iki ay daha uzatılabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bir kararında bu husus net bir şekilde ifade edilmiştir: “geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatarak, geçici mühlet süresini beş aya yükseltebilir.” (Yargıtay-Hukuk Genel Kurulu-2023/486-2023/705-05.07.2023).

Toplam Süre: Böylece geçici mühlet aşamasının toplam süresi azami beş aydır. Bu sürenin yasal bir sınır olduğu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararında şöyle vurgulanmıştır: “zira geçici mühletin yasal beş ay olduğu uzatılmasının mümkün olmadığı” (bam-İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi-2019/2024-2020/980-04.06.2020).

2. Kesin Mühlet Aşaması Geçici mühletin ardından, konkordato komiserinin raporu doğrultusunda konkordatonun başarıya ulaşma ihtimalinin görülmesi halinde kesin mühlet aşamasına geçilir.

Başlangıç Süresi: Kesin mühletin temel süresi bir yıldır. Bu süre, kanuni bir düzenleme olup kararlarda sıklıkla atıf yapılan bir kuraldır: “İİK ‘nun 289/3. fıkrasında, konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması halinde bir yıllık kesin mühlet verileceği belirtilmiştir.” (bam-İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi-2019/2024-2020/980-04.06.2020).

Uzatma Süresi: “Güçlük arz eden özel durumlar”da, komiserin gerekçeli raporu ve talebi üzerine bu bir yıllık süre altı aya kadar uzatılabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu durumu şöyle açıklamaktadır: “Güçlük arz eden özel durumlarda kesin mühlet, komiserin bu durumu açıklayan gerekçeli raporu ve talebi üzerine mahkemece altı ay daha uzatılabilir.” (Yargıtay-Hukuk Genel Kurulu-2023/239-2023/187-08.03.2023).

Toplam Süre: Bu durumda kesin mühlet, uzatma ile birlikte toplamda on sekiz aya ulaşabilmektedir.

3. Tasdik Yargılaması İçin Ek Süre Kural olarak mahkemenin konkordato projesinin tasdikine ilişkin kararını kesin mühlet içerisinde vermesi gerekmektedir. Ancak yargılamanın bu süre içinde tamamlanamayacağının anlaşılması halinde, mühletin sağladığı korumanın devamı için ek bir süre tanınmıştır.

Ek Süre: Mahkeme, karar verilinceye kadar mühlet hükümlerinin devamına karar verebilir ve bu ek süre altı aydan fazla olamaz. Bu önemli detay, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında İİK m. 304’e atıfla şöyle belirtilmiştir: “Konkordato hakkında yapılan yargılamada kesin mühlet içinde bir karar verilemeyeceği anlaşılırsa; mahkeme, gerekli görürse komiserden gerekçeli bir rapor da alarak, karar verilinceye kadar mühlet hükümlerinin devamına karar verebilir. Bu süre altı aydan fazla olamaz.” (Yargıtay-Hukuk Genel Kurulu-2022/671-2022/1463-09.11.2022).

İncelenen kararlar, konkordato sürecinin kanunla belirlenmiş, yapılandırılmış ancak esnekliğe de sahip bir süreç olduğunu göstermektedir. Sürecin aşamaları ve süreleri şu şekilde özetlenebilir:

Başvuru ve Geçici Mühlet: Borçlunun talebiyle başlayan ve azami 5 ay süren bu dönem, borçlunun malvarlığının korunması ve ön incelemenin yapılması amacını taşır.

Kesin Mühlet: Konkordatonun başarı ihtimali üzerine verilen ve azami 18 ay sürebilen bu ana aşamada, alacaklılar ile müzakereler yürütülür ve konkordato projesi nihai hale getirilir.

Tasdik Yargılaması: Kesin mühletin sonunda başlayan bu aşamada mahkeme projeyi hukuki yönden inceler. Yargılamanın uzaması halinde, borçluyu koruyan mühlet hükümleri 6 aya kadar daha uzatılabilir.

    Bu üç aşamanın sürelerinin tamamının kullanılması durumunda, borçlunun konkordato mühletlerinden yararlanabileceği toplam süre 29 aya ulaşmaktadır. Bu durum bir Bölge Adliye Mahkemesi kararında açıkça hesaplanmıştır: “Yasada belirtilen tüm sürelerden yararlanan borçlu şirketin yararlanması gereken toplam mühlet 29 ay olacaktır.” (bam-İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi-2022/648-2022/740-09.06.2022).

    Kararlarda ayrıca, Covid-19 salgını gibi olağanüstü durumlar nedeniyle yasal düzenlemelerle bu sürelere ek durma sürelerinin eklendiği de görülmektedir. Bu, sürecin dışsal faktörlere göre de esneyebildiğini göstermektedir.

    Önemli bir ayrım ise, mühlet süreleri ile konkordato projesinin tasdikinden sonra başlayan ödeme süresinin farklı olduğudur. Mühletler, projenin hazırlanması ve tasdiki için tanınan yasal koruma süreleriyken; ödeme süresi, tasdik edilen projenin vadesini ifade eder. Örneğin bir kararda, “konkordato kararının tasdikinin kesinleşmesinden sonra 12 ay ödemesiz dönemden sonra 60 ay içerisinde eşit taksitler halinde… adi alacaklarının ödeneceği” belirtilerek tasdik sonrası ödeme planının süresine işaret edilmiştir (bam-İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi-2022/528-2022/477-20.04.2022). Bir yazı önerisi.

    Sonuç

    Yargı kararlarının analizi neticesinde, konkordatonun süresinin İcra ve İflas Kanunu’nda açıkça düzenlenmiş, aşamalı bir yapıya sahip olduğu tespit edilmiştir. Süreç;

    Azami 5 ay sürebilen Geçici Mühlet,

    Azami 18 ay sürebilen Kesin Mühlet,

    Ve yargılamanın uzaması halinde azami 6 ay ek süre tanınabilen Tasdik Yargılaması aşamalarından oluşmaktadır.

    Bu doğrultuda, bir borçlunun konkordato mühletlerinin sağladığı korumadan yararlanabileceği toplam azami süre 29 aydır. Sürelerin uzatılması, “güçlük arz eden özel durumlar” ve komiser raporu gibi objektif koşullara bağlanmış olup, mahkemenin takdir yetkisi de bulunmaktadır. Bu yapı, borçluya mali durumunu düzeltmesi için yeterli zaman tanırken, sürecin alacaklılar aleyhine keyfi olarak uzatılmasını da engellemeyi amaçlamaktadır.

    Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gereklidir?

    Konkordato süreci, İcra ve İflas Kanunu’nda sıkı sürelerle düzenlenmiş, teknik ve çok aşamalı bir hukuki mekanizmadır. Geçici mühlet, kesin mühlet, komiser raporları, alacaklı sınıfları, tasdik yargılaması ve borç-alacak dengesi gibi her biri ayrı uzmanlık gerektiren unsurlar; sürecin küçük bir hatada dahi riske girmesine yol açabilmektedir. Bu nedenle konkordato sürecinin, özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Gebze ve Dilovası gibi ticari hacmi yoğun bölgelerde faaliyet gösteren şirketler açısından, uzman bir konkordato avukatının yönetiminde yürütülmesi hayati önem taşır.

    Konkordato başvurusunda sunulacak belgelerin hatasız hazırlanması, mali analizlerin hukuka uygun şekilde raporlanması, komiser ile etkin iletişim kurulması ve alacaklılarla müzakere süreçlerinin doğru yönetilmesi, ancak profesyonel bir ekip tarafından sağlanabilir. Aksi halde;

    Mühlet talebinin reddi,

    Komiser raporunda olumsuz değerlendirme,

    Tasdik aşamasında projenin kabul edilmemesi,

    Şirket yönetiminin kontrolünün kaybedilmesi

    gibi geri dönülmez sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.

    Bu nedenle konkordato sürecinin, ticari işletme hukuku, icra-iflas uygulamaları ve konkordato dosya yönetimi konusunda uzman bir hukuk bürosu tarafından yürütülmesi gerekmektedir.

    2M Hukuk Avukatlık Bürosu olarak, Tuzla merkezli ekibimizle; konkordato başvurusu hazırlığı, mali analizlerin denetimi, komiser süreci yönetimi, alacaklılarla uzlaşma, tasdik yargılaması ve tasdik sonrası ödeme planlarının oluşturulması dahil tüm süreçlerde profesyonel ve titiz bir hukuki destek sunuyoruz.

    SEO açısından kullanıcıların sıklıkla arama yaptığı konular olan “konkordato kaç ay sürer, konkordato süresi, İstanbul konkordato avukatı, Tuzla konkordato avukatı” gibi anahtar kelimeler metin içinde doğal olarak yer almakta olup, bilgi arayan hedef kitleye ulaşılmasını sağlar.

    Read More

    Deniz İş Hukuku ve özellikle 2006 Denizcilik Çalışma Sözleşmesi’nin (MLC 2006) uygulama kapsamı, gemi çalışanlarına sağladığı haklar nedir?

    Giriş

    Deniz İş Hukuku ve özellikle 2006 Denizcilik Çalışma Sözleşmesi’nin (MLC 2006) uygulama kapsamı, gemi çalışanlarına sağladığı haklar ve bu kuralların Türkiye ile geminin bayrak devleti açısından bağlayıcılığı nedir?

    Bu çalışma, Deniz İş Hukuku ve özellikle 2006 Denizcilik Çalışma Sözleşmesi’nin (MLC 2006) uygulama kapsamını, gemi çalışanlarına sağladığı hakları ve bu kuralların Türkiye ile geminin bayrak devleti açısından bağlayıcılığını, sunulan literatür çerçevesinde analiz etmektedir. Analiz, Türkiye’nin 1967 tarihli Deniz İş Kanunu’nun mevcut durumu ile uluslararası standartlar arasındaki farkları ve MLC 2006’nın getirdiği yenilikleri ortaya koymaktadır.

    1. Deniz İş Hukuku ve Uluslararası Sözleşmelerin Uygulama Kapsamı

    Deniz İş Hukuku’nun uygulama alanı, hem ulusal mevzuat hem de uluslararası sözleşmeler tarafından belirlenmektedir. Türkiye’de temel düzenleme 1967 tarihli Deniz İş Kanunu (DİK) olmakla birlikte, uluslararası alanda en kapsamlı ve güncel belge MLC 2006’dır.

    MLC 2006’nın Kapsamı ve Niteliği: MLC 2006, önceki birçok Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmesini tek bir çatı altında toplayan ve bu nedenle “süper milletlerarası sözleşme” olarak adlandırılan temel bir belgedir. Gemi çalışanlarının insan hakları beyannamesi” olarak nitelendirilmektedir ve SOLAS, STCW ve MARPOL sözleşmeleriyle birlikte uluslararası deniz ticaretinin “dördüncü ayağını” oluşturmaktadır.

    Gemi ve Yer Bakımından Kapsam: Uluslararası sözleşmeler, uygulama alanını geniş tutmaktadır. Stcw-1978’de, Ilo Sözleşmesi’nde, 1999/63/Ec ve 1999/95/Ec sayılı Ab direktiflerinde veya Mlc-2006’da karasularındaki ve iç sulardaki denizcilik faaliyetlerinin sözleşmelerin kapsamı dışında olduğuna dair herhangi bir hüküm yoktur. Ancak MLC 2006, taraf devletlere belirli istisnalar tanımaktadır:”Mlc-2006 Madde Iı / f. 6 uyarınca, taraf Devlet yetkili idaresinin, bazı kategorilerdeki gemiler bakımından sözleşmenin uygulanmasının makul olmadığına kanaat getirdiği durumlarda Ilo Genel Müdürlüğüne önceden bildirimde bulunmak kaydıyla, mevzuat düzenlemeleri yoluyla veya toplu iş sözleşmeleriyle 200 Grt altındaki ve yalnızca karasuları ile iç su seferlerine özgülenmiş gemiler sözleşme kapsamı dışında bırakılabilir.

    Türk Hukuku ile Uluslararası Hukuk Arasındaki Kapsam Farklılıkları: Önemli bir farklılık, iç sularda çalışan gemiler konusunda ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu (…) Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmeleri kapsamına, genel olarak, deniz gemileri dâhil edilmiş ve iç su gemileri Sözleşmelerin uygulama alanı dışında bırakılmıştır. Oysa Deniz İş Kanunu’nda geminin sadece denizde hareket etmesi şartı aranmamış; göllerde ve akarsularda hareket eden gemiler de diğer şartların da varlığı hâlinde Kanun kapsamında sayılmıştır. Bu durum, Türkiye’nin MLC 2006’yı onaylaması sonrası ulusal mevzuatta bir uyumlaştırma ihtiyacı doğuracaktır. Ayrıca balıkçı gemileri de MLC 2006 kapsamı dışındadır ve bu gemiler için ayrı bir düzenleme yapılması önerilmektedir.

    2. Gemi Çalışanlarına Sağlanan Haklar ve Garantiler

    MLC 2006, gemi çalışanlarının haklarını geniş bir yelpazede güvence altına almaktadır. Sözleşme, temel hak ve prensiplerin yanı sıra somut çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin detaylı kurallar içermektedir.

    MLC 2006’nın Sağladığı Temel Haklar: Kurallar ve Kod” kısmı şu konuları düzenlemektedir:”…gemide çalışabilmek için asgari şartlara, istihdam koşullarına, barınma ve dinlenme ile yemek servisine, gemi çalışanının sağlık ve sosyal güvenlik bakımından korunmasına ve sözleşmeye uyum ile sözleşmenin icrasına dair hükümler yer almaktadır. Ayrıca, her gemi çalışanının işverenle arasında yazılı bir iş sözleşmesi bulunması zorunluluğu getirilmiştir.

    Çalışma ve Dinlenme Süreleri: Uluslararası sözleşmeler, gemi çalışanları arasında ayrım yapmaksızın çalışma ve dinlenme sürelerine ilişkin standartlar getirirken, Türk hukukunda bu konuda eksiklikler ve tartışmalar mevcuttur.

    3. Sözleşmelerin Bağlayıcılığı: Bayrak Devleti ve Türkiye Açısından Durum

    Uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılığı, “bayrak devleti” prensibi ve “liman devleti kontrolü” mekanizmaları üzerinden sağlanmaktadır.

    Bayrak Devleti Sorumluluğu: Uluslararası hukukun temel bir ilkesi olarak, gemi hangi devletin bayrağını taşıyorsa, o devletin kanunlarına tabidir. Geçerli uluslararası iş belgelerini dikkate alarak gemilerin donatımı ve mürettebatın çalışma şartları ile ilgili konularda denizde güvenliği sağlamak üzere gerekli olan tedbirleri alacaktır. Bayrak devletinin bu yükümlülükleri yerine getirmemesi, özellikle “elverişli bayrak” uygulamaları, uluslararası standartların etkinliğini zayıflatan bir sorundadır.

    Türkiye’nin Durumu ve “Lehe Olan Hükmün Uygulanması”: Türkiye, MLC 2006’ya taraf olma sürecini başlatmıştır. Denizcilik Çalışma Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, 25.03.2017 tarihli ve Resmî Gazete’de yayınlanmıştır. Bu durum, 1967 tarihli DİK’in güncellenmesini zorunlu kılmaktadır. Bununla birlikte, uluslararası bir sözleşmeye taraf olmak, ulusal mevzuattaki daha koruyucu hükümlerin ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Temel haklar ve özgürlükler bakımından ulusal mevzuat normlarının milletlerarası sözleşme hükümlerine göre daha lehe olduğu durumlarda ulusal mevzuat düzenlemelerinin uygulanmasına hiçbir engel yoktur.

    4. Uygulama Alanı ve Başvuru Durumları: Liman Devleti Kontrolü

    MLC 2006’nın en güçlü yönlerinden biri, sadece sözleşmeyi onaylayan bayrak devletleri için değil, aynı zamanda taraf olmayan devletlerin bayrağını taşıyan gemiler için de bir denetim mekanizması öngörmesidir. Bu, “Liman Devleti Kontrolü” (Port State Control) ile sağlanır.

    Evrensel Uygulama Etkisi: Sözleşmeye taraf olmayan bir devletin bayrağını taşıyan gemiler bayrak devleti olarak sözleşmeyi uygulamasa da gemilerin sefer yaptığı liman devleti sözleşmeye taraf bir devlet ise sözleşme hükümleri o gemi için de tatbik edilecektir. Böylelikle sözleşmeye taraf olmayan bir devletin bayrağını taşıyan gemide sözleşme yükümlülüklerinin ihlal edildiği tespit edilirse sözleşmede düzenlenen ve liman devleti kanunlarında yer alan yaptırımlar devreye girecektir.

    Bu durum, MLC 2006’nın fiili uygulama alanını genişletmekte ve tüm dünyadaki gemi çalışanları için asgari standartların oluşmasına önemli bir katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla bir gemi çalışanı, geminin bayrak devletinin sözleşmeye taraf olup olmadığına bakılmaksızın, geminin yanaştığı liman devletinin MLC 2006’ya taraf olması durumunda bu sözleşmenin sağladığı haklara dayanarak talepte bulunabilir.

    İnceleme ve Değerlendirme

    Sunulan literatür, Deniz İş Hukuku alanında ulusal ve uluslararası hukuk arasında bir gerilim ve uyum süreci olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin 1967 tarihli Deniz İş Kanunu, modern denizciliğin ve uluslararası standartların gerisinde kalmıştır. MLC 2006 ise gemi çalışanlarının haklarını tek bir çatı altında toplayan, kapsamlı ve evrensel uygulama potansiyeli yüksek bir belge olarak öne çıkmaktadır.

    Bayrak devletinin birincil sorumluluğuna rağmen, “elverişli bayrak” gibi uygulamalar nedeniyle denetimlerin yetersiz kalabildiği görülmektedir. Bu noktada, Liman Devleti Kontrolü mekanizması, MLC 2006’nın standartlarının küresel ölçekte uygulanabilmesi için kritik bir rol oynamaktadır. Türkiye’nin sözleşmeyi onaylama süreci, ulusal mevzuatın bu evrensel standartlarla uyumlu hale getirilmesi için önemli bir fırsat sunmaktadır.

    Sonuç

    Uygulama Kapsamı: Deniz İş Hukuku ve MLC 2006, bayrak devletinin yanı sıra, liman devleti kontrolü yoluyla sözleşmeye taraf olmayan devletlerin bayrağını taşıyan gemileri de kapsayacak şekilde geniş bir uygulama alanına sahiptir.

    Garanti Edilen Haklar: MLC 2006; asgari istihdam koşulları, yazılı iş sözleşmesi, sağlıklı ve güvenli barınma, çalışma ve dinlenme süreleri ile sosyal güvenlik gibi temel hakları güvence altına almaktadır.

    Bağlayıcılık: Sözleşme, taraf olan bayrak devletleri için doğrudan bağlayıcıdır. Türkiye için ise onay sürecinin tamamlanmasıyla bağlayıcı hale gelecek ve mevcut Deniz İş Kanunu’nun güncellenmesini gerektirecektir.

    Başvuru Durumları: Gemi çalışanları, bayrak devletinin sözleşmeye taraf olması durumunda veya geminin yanaştığı liman devleti sözleşmeye taraf ise, bayrak devletine bakılmaksızın MLC 2006 hükümlerine dayanarak hak talebinde bulunabilirler. Bu, sözleşmenin en etkili yaptırım mekanizmalarından biridir. Bir yazı önerisi.

    Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

    MLC 2006 kapsamı, bayrak devleti sorumluluğu, liman devleti kontrolü, uluslararası ve ulusal mevzuat çatışması, gemi çalışanlarının iş sözleşmeleri, iç sular–deniz ayrımı, 1967 tarihli Deniz İş Kanunu ile uluslararası standartların uyumsuzluğu gibi çok katmanlı hukuki alanları içerdiğinden, sürecin mutlaka deniz iş hukuku alanında uzman bir avukat tarafından yürütülmesi gerekmektedir.

    Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Gebze ve tüm sahil liman bölgelerinde faaliyet gösteren gemi işletmeleri, armatörler, kaptanlar ve gemiadamları açısından MLC 2006’ya uygunluk büyük önem taşır. Aksi hâlde;

    liman devleti denetimlerinde tutanak tutulması,

    sefer gecikmeleri,

    idari para cezaları,

    2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz iş hukuku, MLC 2006 uyum süreçleri, gemiadamı sözleşmeleri, bayrak devleti–liman devleti uyuşmazlıkları, iş kazaları, fazla mesai ve tazminat talepleri, PSC süreçleri ve uluslararası mevzuat uyumluluğu gibi alanlarda profesyonel hukuki destek sunmaktadır.

    Uzman avukat desteği şu nedenlerle zorunludur:

    MLC 2006’nın bağlayıcılığı, taraf devlet, liman devleti ve bayrak devleti ilişkisi uzmanlık gerektirir.

    Gemi çalışanlarının uluslararası nitelikli hakları teknik detaylar içerir.

    Türk Deniz İş Kanunu ile MLC 2006 arasındaki kapsam çatışmaları, profesyonel hukuki analiz gerektirir.

    PSC denetimleri sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların hatalı yönetilmesi gemi bağlamaya kadar uzanabilir.

    Uluslararası iş sözleşmelerinin, vardiya/dinlenme sürelerinin ve sosyal güvenlik haklarının yanlış düzenlenmesi işletmeye yüksek maliyetli uyuşmazlıklar doğurabilir.

    Bu nedenle MLC 2006 kapsamındaki tüm süreçler ve deniz iş hukuku uyuşmazlıkları, deneyimli bir avukatın rehberliği olmadan yürütülmemelidir.

    Read More

    Konkordato nedir? Kimler konkordato başvurusunda bulunabilir?

    Giriş

    Konkordato nedir? Kimler konkordato başvurusunda bulunabilir? Bu çalışma, çeşitli ilk derece, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay kararlarının analiziyle oluşturulmuş olup, konkordatonun tanımı, başvuru şartları, yetkili mahkeme, süreç aşamaları ve süresine ilişkin bütüncül bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir.

    Yargı kararlarında konkordato, genel olarak borçlarını vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi altında bulunan dürüst bir borçlunun, alacaklılarıyla yaptığı ve mahkemece tasdik edilen bir anlaşma uyarınca borçlarını yeniden yapılandırarak ticari faaliyetlerini sürdürmesine olanak tanıyan bir kolektif icra hukuku müessesesi olarak tanımlanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bir kararında bu durum şöyle ifade edilmiştir: “dürüst bir borçlunun belli bir zaman kesiti içerisindeki bütün adi borçlarının alacaklılar tarafından kanunda gösterilen nitelikli çoğunlukla kabul edilmesi ve yetkili makamın (mahkemenin) onayı ile gerçekleşen ve borçlunun borcun bir kesiminden kurtulmasını ve/veya ödeme şeklinin borçlu yararına değişmesini sağlayan, haciz ve iflâs gibi klasik ve borçlu bakımından sert cebri icra yöntemlerinin yerine ikame edilmiş bir kolektif icra biçimidir.”

    1. Konkordatonun Tanımı ve Amacı

    Yargı kararları, konkordatoyu hem borçluyu hem de alacaklıyı koruyan çift yönlü bir mekanizma olarak tanımlamaktadır. Temel amaç, “elinde olmayan nedenlerle mali durumu bozulmuş dürüst borçluları korumaktır.” Bu kurum, borçluya “vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflastan kurtulabilmek için” bir hukuki çare sunar. Yargıtay, konkordatoyu “iflâsa nazaran hafifletilmiş bir cebri icra prosedürü” ve “alacaklıların eşit olarak tatminine yönelik kollektif bir cebri icra kurumu” olarak nitelendirmiştir. Böylece borçlunun ticari faaliyetlerine devam etmesi, istihdamı koruması ve ekonomiye katkı sağlaması hedeflenirken, alacaklıların da borçlunun iflası halinde elde edeceklerinden daha fazlasını tahsil etmesi amaçlanır.

    2. Başvuru Sahipleri ve Görevli/Yetkili Mahkeme

    Kararlarda, konkordato talebinde bulunabilecek kişilerin kapsamının geniş tutulduğu vurgulanmaktadır. İİK m. 285’teki “herhangi bir borçlu” ifadesi, “tüzel kişiler ile tacir olup olmadığına bakılmaksızın bütün gerçek kişiler”i kapsar. Şirket borçlarına müteselsil kefil olan gerçek kişilerin de konkordato talebinde bulunabileceği kararlarda yer almaktadır. Ayrıca, borçlunun yanı sıra “iflâs talebinde bulunabilecek her alacaklı da gerekçeli bir dilekçe ile borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir.”

    Başvurularda görevli ve yetkili mahkeme net bir şekilde Asliye Ticaret Mahkemesi olarak belirtilmiştir. Yetki konusunda ise kararlarda şu ayrıma gidilmektedir:

    İflasa tabi borçlular için: İİK m. 154’e atıfla, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi.

    İflasa tabi olmayan borçlular için: Borçlunun yerleşim yerindeki Asliye Ticaret Mahkemesi.

    3. Konkordato Başvuru ve Tasdik Şartları

    Yargı kararları, konkordato sürecinin başlayabilmesi ve başarıyla sonuçlanabilmesi için bir dizi şartın varlığını aramaktadır. Bu şartlar başvuru ve tasdik aşamaları için farklılaşmaktadır.

    Başvuru Şartları:

    Mali Durum: Borçlunun “borçlarını, vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunması” yeterlidir. Borca batık olma şartı aranmaz.

    Belgelerin Sunulması: Başvuru dilekçesi ekinde İİK m. 286’da sayılan belgelerin eksiksiz olarak sunulması zorunludur. Bu belgeler arasında konkordato ön projesi, ayrıntılı bilanço, gelir tablosu, alacaklı ve borçlu listeleri, bağımsız denetim raporu gibi evraklar bulunur.

    Gerçekçi Proje: Sunulan ön projenin “konkordatonun başarı şansını” ortaya koyması, yani borçlunun mali durumunun iyileşebileceğine dair mahkemede makul bir kanaat oluşturması beklenir.

    Tasdik Şartları (İİK m. 305): Konkordatonun mahkemece tasdik edilebilmesi için aşağıdaki kümülatif şartların tamamının sağlanması gerektiği kararlarda istikrarlı bir şekilde vurgulanmaktadır:

    “Teklif edilen tutarın, borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olması.”

    Teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması.

    Konkordato projesinin İİK m. 302’de öngörülen nitelikli çoğunlukla kabul edilmiş olması. Bu çoğunluk, “a) Kaydedilmiş olan alacaklıların ve alacakların yarısını veya b) Kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini ve alacakların üçte ikisini, aşan bir çoğunluk” olarak tanımlanmıştır.

    İmtiyazlı alacakların tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde doğan borçların ifasının yeterli teminata bağlanmış olması.

    Yargılama giderleri ile tasdik harcının borçlu tarafından mahkeme veznesine depo edilmiş olması.

    4. Konkordato Sürecinin Aşamaları

    İncelenen kararlara göre konkordato süreci şu temel aşamalardan oluşmaktadır:

    Başvuru ve Geçici Mühlet: Borçlu veya alacaklı, gerekli belgelerle Asliye Ticaret Mahkemesi’ne başvurur. Mahkeme, belgelerin eksiksiz olması halinde derhal 3 aylık geçici mühlet kararı verir ve bir veya üç kişilik geçici komiser heyeti atar.

    Geçici Mühletin Uzatılması ve Kesin Mühlet: Geçici mühlet, borçlunun veya komiserin talebiyle en fazla 2 ay daha uzatılabilir. Bu süre içinde komiser, borçlunun mali durumunu inceler ve raporunu sunar. Mahkeme, “konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün görülmesi hâlinde borçluya bir yıllık kesin mühlet verir.”

    Kesin Mühlet ve Alacaklılar Toplantısı: Kesin mühlet içinde komiser, alacaklıları toplantıya davet eder. Bu toplantıda borçlunun projesi müzakere edilir ve oylamaya sunulur.

    Tasdik Yargılaması ve Karar: Projenin kanunda aranan çoğunlukla kabul edilmesi halinde komiser, gerekçeli raporuyla dosyayı mahkemeye sunar. Mahkeme, tasdik şartlarının oluşup oluşmadığını değerlendirerek konkordatonun tasdikine veya reddine karar verir.

    Gözetim ve Fesih: Tasdik kararının ardından, projenin uygulanmasını denetlemek üzere bir kayyım atanabilir. Borçlunun projeye uymaması halinde, “kendisine karşı konkordato projesi uyarınca ifada bulunulmayan her alacaklı konkordatoyu tasdik eden mahkemeye başvurarak kendisi hakkında konkordatoyu feshettirebilir.”

    Kararlarda, “iflas içi konkordato” olarak adlandırılan özel bir duruma da dikkat çekilmiştir. Bu türde, iflas kararı verildikten sonra konkordato talep edildiği için, “ne konkordato mühleti verilir ne konkordato komiseri atanır.”

    5. Konkordato Süresi

    Konkordato süresi, yargılamanın geçtiği mühlet süreleri ve tasdik edilen projenin ödeme vadesi olarak iki farklı başlıkta ele alınmalıdır:

    Mühlet Süreleri: Kanun, sürecin makul sürede tamamlanması için kesin süreler öngörmüştür. Geçici mühlet en fazla 5 ay (3+2), kesin mühlet ise en fazla 1 yıl 6 ay (1 yıl + 6 ay) sürebilmektedir. Yargıtay, kanun koyucunun “çok kısa ve kesin süreler öngördüğünü” ve amacının “konkordato sürecini bir an önce sonuçlandırmak” olduğunu belirtmiştir.

    Ödeme Planı Süresi: Tasdik edilen konkordato projesindeki borç ödeme vadesi, mühlet sürelerinden tamamen bağımsızdır. İncelenen kararlarda, tasdik edilen projelere göre borçların “36 eşit taksitte”, “48 ayda”, “60 ayda” veya “12 ay ödemesiz dönem olmak üzere 60 ay içerisinde” ödenmesine karar verildiği görülmektedir. Bu süre, borçlunun mali yapısına ve projenin içeriğine göre belirlenmektedir.

    Sonuç

    Yargı kararları ışığında konkordato, iflasın eşiğindeki dürüst borçlular için hayati bir can simidi, alacaklılar için ise alacaklarını iflasa kıyasla daha yüksek bir oranda tahsil etme imkanı sunan, titizlikle düzenlenmiş bir hukuki müessesedir. Sürecin başarısı; borçlunun dürüstlüğüne, sunulan projenin gerçekçiliğine, alacaklıların nitelikli çoğunluğunun onayına ve İcra ve İflas Kanunu’nda belirtilen usul ve esaslara harfiyen uyulmasına bağlıdır. Asliye Ticaret Mahkemeleri, sürecin her aşamasında denetleyici ve düzenleyici bir rol üstlenerek hem borçlunun malvarlığının korunmasını hem de alacaklı haklarının gözetilmesini temin etmektedir. Kanunla belirlenmiş kesin mühlet süreleri sürecin sürüncemede kalmasını engellerken, tasdik edilen projelerdeki esnek ödeme vadeleri borçlunun mali yapısına uygun bir çözüm üretilmesine olanak tanımaktadır. Bir makale önerisi.

    Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

    Konkordato süreci, yalnızca bir borç yapılandırma yöntemi değil; İcra ve İflas Kanunu’nda sıkı şekil şartlarına bağlanmış, teknik, uzmanlık gerektiren ve usuli hataya kapalı bir kolektif icra prosedürüdür. Yargı kararları incelendiğinde, konkordato talebinin reddedilmesine veya sürecin başarısız olmasına yol açan en sık hataların; yanlış hazırlanan ön proje, eksik sunulan belgeler, yanlış seçilen yetkili mahkeme, nitelikli çoğunluğun sağlanamaması, komiser sürecinin hatalı yönetilmesi ve alacaklı sınıflandırmasının yanlış yapılması olduğu görülmektedir.

    Bu nedenle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye ve Gebze gibi ticari yoğunluğun yüksek olduğu bölgelerde faaliyet gösteren işletmeler açısından, konkordato sürecinin uzman avukat eliyle yürütülmesi kritik öneme sahiptir. Zira sürecin herhangi bir aşamasında yapılacak küçük bir hukuki hata, borçlunun konkordato korumasını kaybetmesine, mühletin kaldırılmasına ve doğrudan iflas tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına yol açabilir.

    2M Hukuk Avukatlık Bürosu, konkordato başvurularının hazırlanması, finansal belgelerin hukuki uygunluğunun denetlenmesi, komiser raporlarıyla uyumlu strateji geliştirilmesi, alacaklı toplantılarının yönetimi, mahkemeye sunulacak dilekçe ve itirazların hazırlanması, tasdik aşamasının yürütülmesi ve konkordato sonrasındaki gözetim sürecinin takibi konularında profesyonel hukuki destek sağlamaktadır.

    Uzman avukat desteği şu nedenlerle zorunludur:

    Ön projenin İİK m. 286’ya uygun ve ekonomik açıdan uygulanabilir hazırlanması gerekir.

    Bağımsız denetim raporları, bilanço ve borç listelerinde yapılacak küçük hatalar bile başvurunun reddine yol açabilir.

    Alacaklı sınıflandırmasının yanlış yapılması, nitelikli çoğunluğun sağlanamaması ve toplantı tutanaklarının usulsüz düzenlenmesi tasdiki imkânsız hale getirir.

    Rehinli, imtiyazlı ve adi alacak ayrımının hatalı belirlenmesi, konkordato projesinin hukuki geçerliliğini ortadan kaldırır.

    Komiser sürecinin doğru yönetilememesi, mühletin kaldırılması riskini doğurur.

    Mahkeme tarafından yapılacak incelemede, borçlunun mali yapısının doğru sunulamaması tasdik ihtimalini zayıflatır.

    Konkordato, teknik bilgi, stratejik planlama ve mali analiz gerektiren bir özel hukuk alanıdır. Bu nedenle sürecin başından sonuna kadar konkordato hukuku konusunda deneyimli bir avukatla çalışmak, borçlunun ticari yaşamını sürdürebilmesi için hayati öneme sahiptir.

    Read More

    Konkordatoya Hangi Borçlar ve Alacaklar Dahildir?

    Giriş

    Konkordatoya Hangi Borçlar ve Alacaklar Dahildir? Bu bu çalışma, hangi borç ve alacak türlerinin konkordato sürecine dahil edilebileceği sorusuna yanıt bulmak amacıyla, sunulan yargı kararı analizlerinin incelenmesiyle hazırlanmıştır. Analiz edilen kararlar, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) konkordatonun kapsamını belirleyen temel ilkesini ve bu ilkenin uygulamadaki istisnalarını ortaya koymaktadır. Çalışma, konkordatoya tabi olan alacaklar, özel statüye sahip alacaklar ve konkordato kapsamı dışında tutulan alacaklar olmak üzere üç ana başlık altında bulguları detaylandırmaktadır.

    Genel Kural: Yargı kararlarında istisnasız olarak vurgulanan temel ilke, bağlayıcı hale gelen konkordatonun, “konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburidir” (İİK m. 308/c). Bu kural, borçlunun konkordato projesinde yer alıp almadığına bakılmaksızın, belirtilen dönemde doğan tüm borçları kapsar.

    Adi Alacaklar Konkordatonun Temelini Oluşturur: Konkordato projesinin ana konusunu adi (teminatsız) alacaklar oluşturmaktadır. Banka kredileri, ticari satımdan kaynaklanan fatura ve cari hesap alacakları, hizmet alımları (nakliye, temizlik vb.), çek ve senet borçları gibi teminatsız tüm borçlar bu kapsama girmektedir.

    Rehinli Alacakların İkili Niteliği: Rehinli alacaklar, konkordato sürecinde özel bir statüye sahiptir. Rehnin kıymetini karşılayan kısım konkordato hükümlerine (tenzilat veya vade) tabi değildir. Ancak, “298 inci madde uyarınca takdir edilen kıymet sonucunda teminatsız kaldıkları kısım için hesaba katılacaktır.” (Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2019/141). Ayrıca, üçüncü bir kişiye ait malla teminat altına alınan alacaklar, adi alacak sayılarak konkordatoya dahil edilir (Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2023/473).

    Kapsam Dışı Bırakılan Temel Alacak Grupları: Yargı kararları, üç temel alacak grubunun konkordatonun bağlayıcı hükümlerinin dışında kaldığını net bir şekilde ortaya koymaktadır:

    İİK m. 206’nın birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar (örn: işçi alacakları).

    Rehinli alacaklıların rehnin kıymetini karşılayan miktardaki alacakları.

    6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamındaki kamu alacakları (örn: vergi ve SGK prim borçları).

    Kefalet Borçlarının Durumu: Kefaletten doğan borçlar, konkordatoya dahil edilebilen önemli bir borç türüdür. Kararlarda, “Gerçek kişinin borcu ister kefaletten, isterse üçüncü şahsın fiilini taahhütten kaynaklansın… konkordato teklif edebilir.” (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 2019/1244) denilerek, kefalet borçlarının kaynağına bakılmaksızın konkordatoya konu olabileceği vurgulanmıştır.

    1. Konkordatoya Tabi Olan Alacaklar

    Yargı kararları, konkordatonun kapsamına giren alacakları geniş bir yelpazede ele almaktadır. Bu alacaklar genel olarak “adi alacaklar” olarak nitelendirilir. İncelenen kararlarda öne çıkan ve konkordatoya dahil edilen alacak türleri şunlardır:

    Ticari Borçlar: Faturaya dayalı alacaklar, cari hesap borçları, ticari satımdan veya hizmet alımından (yurt dışı nakliye, temizlik hizmeti vb.) kaynaklanan borçlar.

    Finansal Borçlar: Banka kredileri (Kredili Mevduat Hesabı, taksitli krediler, iskonto kredileri), kredi kartı borçları, finansal kiralama borçları ve bu borçlara geçici mühlet tarihine kadar işlemiş faizler.

    Kıymetli Evraktan Doğan Borçlar: Çek ve senetlerden kaynaklanan borçlar.

    Kefalet Borçları: Gerek şahsi kefaletler gerekse şirket borçlarına müteselsil kefil olmaktan kaynaklanan tüm borçlar konkordato kapsamındadır.

    Çekişmeli Alacaklar: Borçlu tarafından varlığı veya miktarı itiraz edilen alacaklar da konkordato sürecine dahil edilir. Mahkeme, bu alacakların konkordato nisabına katılıp katılmayacağına ve hangi oranda katılacağına karar verir (İİK m. 302/6).

    Rehinli Alacakların Teminatsız Kalan Kısmı: Rehinli bir alacağın, teminatın değerini aşan kısmı adi alacak olarak kabul edilir ve konkordato projesine tabi olur.

    Üçüncü Kişi Rehniyle Temin Edilen Alacaklar: Borçlunun borcu için üçüncü bir kişinin malvarlığı üzerinde rehin tesis edilmişse, bu alacak rehinli alacak değil, adi alacak olarak kabul edilir ve konkordatoya tam olarak tabidir. Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararında bu durum, “Eğer rehinli mal borçluya değil de bir üçüncü kişiye aitse bu alacak adi alacak sayılır ve konkordatoya tâbidir.” şeklinde net bir şekilde ifade edilmiştir.

    2. Konkordato Kapsamı Dışında Kalan veya Özel Statüye Tabi Alacaklar

    Kanun koyucu ve yargı kararları, bazı alacaklı gruplarını korumak amacıyla konkordatonun bağlayıcı etkisinden muaf tutmuştur. Bu alacaklar şunlardır:

    Kamu Alacakları: 6183 sayılı Kanun kapsamındaki vergi, SGK primi gibi amme alacakları konkordatonun tenzilat ve vade hükümlerine tabi değildir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi’nin (2022/152) kararında belirtildiği üzere, “Bu Kanuna tâbi alacaklar konkordato hükmünün dışında kaldığından (İİK m.308/c) SGK alacaklarının konkordatodan etkilenmediği sonucuna varılmaktadır.”

    İmtiyazlı Alacaklar (İİK m. 206/1): İşçilerin son bir yıllık ücret alacakları ve nafaka alacakları gibi birinci sıradaki imtiyazlı alacaklar konkordatoya tabi değildir. Bu borçların tam olarak ödenmesi veya yeterli teminata bağlanması zorunludur.

    Rehinli Alacakların Teminatlı Kısmı: Borçlunun kendi malvarlığı üzerindeki rehinle temin edilmiş alacakların, rehnin kıymetini karşılayan kısmı konkordatonun tenzilat ve vade hükümlerinden etkilenmez. Ancak bu alacaklılarla İİK m. 308/h uyarınca borcun yapılandırılması için müzakere yapılabilir ve mühlet süresince rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip durur.

    Mühlet İçinde Komiser İzniyle Doğan Borçlar: Borçlunun ticari faaliyetini sürdürmesi için komiserin onayıyla mühlet içinde yaptığı borçlanmalar, konkordato şartlarına tabi değildir ve öncelikli olarak ödenir.

    Konkordato Sürecinden Sonra Doğan Alacaklar: Yargılama giderleri, vekalet ücreti ve icra inkar tazminatı gibi konkordato tasdikinden sonra doğan alacaklar, konkordato projesine tabi değildir (İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2018/603).

    Ortaklara Olan Borçlar: Bazı kararlarda, özellikle şahıs firmalarında, ortaklara olan borçların “kişinin kendisine olan borcu” olarak değerlendirildiği ve konkordato kapsamı dışında tutulduğu görülmektedir (Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2023/625).

    Sonuç

    Yargı kararları ışığında, konkordatonun kapsamı İcra ve İflas Kanunu’nun 308/c maddesindeki genel ilke çerçevesinde belirlenmektedir. Bu ilkeye göre, konkordato talebinden önce veya mühlet içinde komiser izni olmaksızın doğan tüm borçlar kural olarak konkordatoya tabidir. Adi nitelikteki ticari, finansal ve kefalet borçları bu kapsamın merkezinde yer almaktadır. Bununla birlikte, kanun koyucunun kamu alacakları, birinci sıradaki imtiyazlı alacaklar ve rehinli alacakların teminatla karşılanan kısmı gibi belirli alacak türlerini koruma altına aldığı ve bunları konkordatonun bağlayıcı etkilerinden istisna tuttuğu açıkça görülmektedir. Rehinli alacakların teminatsız kalan kısımlarının adi alacağa dönüşmesi ve üçüncü kişi rehinlerinin adi alacak sayılması gibi teknik ayrımlar, konkordato hukukunun önemli detaylarını oluşturmaktadır. Bir yazı önerisi.

    Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gerekli?

    Konkordato süreci; borçların kapsamı, alacak türlerinin ayrımı, rehinli–adi alacak hesaplamaları, mühlet içinde doğan borçların statüsü, kamu alacaklarının konkordato dışı bırakılması, üçüncü kişi rehinleri ve kefalet borçlarının hukuki niteliği gibi son derece teknik ve hata kabul etmeyen aşamalardan oluşur. Yargı kararlarının gösterdiği üzere, yanlış alacak sınıflandırması, eksik bildirim, yanlış nisap hesabı veya hatalı proje planlaması konkordatonun tamamının reddine yol açabilmektedir.

    Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Gebze, Dilovası, Çayırova gibi ticari hacmi yüksek bölgelerde konkordato dosyaları daha karmaşık ve denetim yoğun ilerlemektedir. Bu nedenle sürecin mutlaka konkordato alanında deneyimli bir hukuk ekibi tarafından yürütülmesi gerekmektedir.

    2M Hukuk Avukatlık Bürosu, konkordato başvurusu, geçici ve kesin mühlet süreci, projelendirme, alacak listelerinin hazırlanması, rehinli alacak kıymet takdiri, komiser süreçleri, alacaklılar toplantısı ve tasdik yargılaması aşamalarında teknik ve profesyonel destek sağlayarak müvekkillerinin süreci en sağlıklı şekilde yönetmesine yardımcı olur.

    Uzman konkordato avukatı desteği şu nedenlerle zorunludur:

    Alacak türlerinin doğru sınıflandırılması (adi – rehinli – kamu – imtiyazlı).

    Rehinli alacakların teminatsız kalan kısmının doğru hesaplanması.

    Komiser ile uyumlu ve mevzuata uygun proje hazırlanması.

    Tasdik davasında hataya yol açabilecek hukuki risklerin bertaraf edilmesi.

    Alacaklı itirazları, ek liste düzenlemeleri ve revize proje süreçlerinin doğru yönetilmesi.

    Kamu alacaklarının kapsam dışında tutulması nedeniyle ortaya çıkan ödeme planlarının doğru kurgulanması.

    Konkordato, işletmenin geleceğini ve ticari itibarını doğrudan etkileyen kritik bir süreçtir. Bu nedenle, sürecin başından sonuna kadar uzman bir konkordato avukatı ile ilerlemek en doğru ve güvenli yaklaşımdır.

    Read More