Toplu yapıya geçmeyen sitelerde projede olmayan havuz, kafe gibi ortak tesislerin yapım, tadilat ve işletme giderleri Kat Maliklerinden İstenebilir mi? (Çok Parselli Villa Siteleri ve Tatil Köyleri İçin Kritik Hukuki Rehber)

Birden fazla parsel üzerine kurulu villa siteleri ve tatil köylerinde en çok tartışılan konulardan biri, site yönetiminin talep ettiği giderlerin gerçekten hukuka uygun olup olmadığıdır. Özellikle projede yer almayan havuz, kafe, sosyal tesis, çatı değişikliği veya estetik tadilat gibi harcamaların kat maliklerine “aidat” veya “ortak gider” adı altında yansıtılması, uygulamada ciddi uyuşmazlıklara yol açmaktadır.

Projeye Aykırı Yapılan Tesislerin Masrafını Ödemek Zorunda mısınız?

Site Yönetimi Projede Olmayan Masrafları Sizden Talep Edebilir mi?

1. Mimari Projede Yer Almayan Tesislerin Giderleri ve Aidat Talebi 

Birden fazla parsel üzerinde kurulu sitelerde, mimari projede yer almayan tesislerin (havuz, kafe vb.) yapım, tadilat veya yenileme giderlerinin kat maliklerinden aidat olarak talep edilip edilemeyeceği hususu Yargıtay kararlarında net bir şekilde karara bağlanmıştır.

Ana kaynak olarak sunulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesi-2017/2361-2018/5455 -10.09.2018 sayılı kararına göre; anataşınmaza ait proje tüm kat maliklerinin muvafakati ile değiştirilip belediyece onaylanmadıkça projedeki biçimin korunması zorunludur. Yeni bir tesis yapılmasının binaya değer katması, projeye aykırı değişiklik yapılmasını haklı kılmaz. Kararda açıkça, “davacının projeye aykırı olarak yapılan işlerin giderlerini diğer kat maliklerinden isteme hakkı yoktur” denilerek, projede yer almayan biçimde yapılan tesislerin yapım giderinden buna onay vermeyen maliklerin sorumlu tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Benzer şekilde, ana kaynak niteliğindeki Yargıtay 18. Hukuk Dairesi-2012/5855-2012/8123 -26.06.2012 sayılı kararda; birden fazla parsel üzerinde kurulu ve Toplu Yapı Yönetimine geçilmemiş bir sitede, projeye aykırı olarak yapılan tadilat bedellerinin diğer kat maliklerinden istenemeyeceği içtihat edilmiştir. Yargıtay, maliklerin yalnızca projeye uygun yapılmış olan onarım giderlerinden sorumlu tutulabileceğini belirtmiştir.

2. Toplu Yapıya Geçiş Yapılmamış Sitelerin Durumu

Sitenin Kat Mülkiyeti Kanunu’na (KMK) tabi olmaması veya toplu yapı yönetimine geçilmemiş olması, projeye aykırı tesis giderlerinin talep edilemeyeceği kuralını değiştirmemektedir. Ana kaynak olan Yargıtay 18. Hukuk Dairesi-2012/5855-2012/8123 -26.06.2012 kararı, tam da bu nitelikteki (toplu yapıya geçilmemiş, her parselin ayrı yönetim planı olan) bir uyuşmazlıkta verilmiş olup, projeye aykırı giderlerin reddedilmesi gerektiğini doğrulamaktadır. Bu karar konu olayda; Yargıtay, somut uyuşmazlığı oldukça net ve öğretici şekilde değerlendirmiştir. Olayda, birden fazla parselden oluşan bir site bulunmasına rağmen toplu yapı statüsüne geçilmemiş, her parsel için ayrı yönetim planı düzenlenmiş ve parselleri kapsayan ortak bir yönetim planı oluşturulmamıştır. Buna rağmen site genelinde alınan bir karara dayanılarak, bazı maliklerden çatı onarım gideri adı altında alacak talep edilmiş ve icra takibi başlatılmıştır. Ancak Yargıtay incelemesinde kritik iki hususu özellikle vurgulamıştır: Toplu yapı yoksa site genelinde bağlayıcı karar alınamaz. Somut olayda, parseller arasında hukuken bağlayıcı bir üst yönetim bulunmadığı için, tüm siteyi kapsayan kararların otomatik olarak tüm maliklere yüklenemeyeceği kabul edilmiştir. Yani fiili yönetim olsa bile, bu yönetimin aldığı kararlar herkes açısından bağlayıcı değildir. Projeye aykırı imalatın bedeli diğer maliklere yüklenemez. Dosyada yapılan bilirkişi incelemesinde, çatının projede öngörülen sistemden tamamen farklı şekilde (kiremit örtü yerine trapez saç ve çelik sistemle) yapıldığı tespit edilmiştir. Yargıtay bu noktada çok önemli bir ilke ortaya koymuştur: Kat malikleri, yalnızca projeye uygun yapılan onarım giderlerinden sorumludur. Projeye aykırı, keyfi veya farklı sistemle yapılan tadilatların bedeli diğer maliklere yüklenemez.

İkincil kaynaklardan elde edilen bilgilere göre; toplu yapıya geçilmemiş birden fazla parselli sitelerde aidat toplama yetkisi de sınırlandırılmıştır. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi-2015/2716-2015/17808 -07.12.2015 ve Yargıtay 20. Hukuk Dairesi-2017/1044-2018/681 -06.02.2018 sayılı kararlarında, toplu yapı yönetimine geçilmediği durumlarda site yönetiminin genel aidat toplama yetkisinin bulunmadığı, bu yetkinin ilgili parsel yönetimine ait olduğu vurgulanmıştır.

3. Yönetim Planının Emredici Hukuka ve Projeye Aykırılığı 

Soruda yer alan yönetim planının emredici hukuka ve imar kurallarına aykırı olamayacağı iddiası, ikincil kaynak niteliğindeki Yargıtay kararlarıyla desteklenmektedir. Sunulan kararlarda doğrudan “imar kuralları” üzerinden bir aidat iptali değerlendirmesi bulunmamakla birlikte, “onaylı mimari proje” emredici bir sınır olarak kabul edilmiştir.

İkincil kaynaklardan elde edilen bilgilere göre; Yargıtay 5. Hukuk Dairesi-2023/9445-2024/5530 -07.05.2024 sayılı kararında, projede olmayan havuz etrafı kafe (Pool Bar) gibi tesisler değerlendirilmiş ve “yönetim planınca bağımsız bölüm malikine tanınan kullanım hakkının ana taşınmazda projeye aykırılık yapma hakkı vermeyeceği” açıkça ifade edilmiştir. Ayrıca yönetim planının emredici hükümlere aykırı olması halinde iptal edilebileceği belirtilmiştir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi-2014/8671-2014/11705 -30.06.2014 kararı da yönetim planı veya kat malikleri kurulu kararlarının, emredici kuralları (projeye aykırılık yasağını) aşamayacağını göstermektedir.

4. Kat Maliklerinin Başvurabileceği Hukuki Yollar 

Kat maliklerinin projeye aykırı tesis giderlerini ödemekten kurtulmak için izleyebileceği yollar, sunulan yargı kararlarında şu şekilde karşılık bulmaktadır:

İcra Takibine İtiraz: Ana kaynak olan Yargıtay 18. Hukuk Dairesi-2012/5855-2012/8123 -26.06.2012 kararı, doğrudan projeye aykırı giderler için başlatılan icra takibine itirazın iptali davasında verilmiş olup, itirazın haklılığını ve maliklerin bu bedellerden sorumlu tutulamayacağını tescil etmiştir.

Bilirkişi İncelemesi ile Projeye Aykırılığın Tespiti: Tüm kararlarda en temel ispat aracı bilirkişi incelemesidir. İkincil kaynak olan Yargıtay 18. Hukuk Dairesi-2013/12133-2013/12964 -07.10.2013 ve Yargıtay 18. Hukuk Dairesi-2013/13986-2013/16302 -25.11.2013 kararlarında, onaylı mimari projenin mahallinde (yerinde) uygulanarak projeye aykırı imalatların ve ortak alanlara müdahalenin bilirkişi krokisiyle tespit edilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır.

Müdahalenin Meni ve Eski Hale Getirme: İkincil kaynak olan Yargıtay 20. Hukuk Dairesi-2017/1288-2018/49 -15.01.2018 kararı, birden fazla parsel üzerinde kurulu villa sitesinde havuz yanına yapılan sundurma, duşakabin gibi projeye aykırı müdahalelerin men’i ve eski hale iadesi taleplerinin dinlenebilir olduğunu göstermektedir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi-2017/2465-2018/4821 -25.06.2018 kararı ise her kat malikinin projeye aykırılıkların eski hale getirilmesini istemekte güncel hukuki yararı bulunduğunu belirtmektedir.

Menfi Tespit ve Karar İptali: İkincil kaynak olan Yargıtay 20. Hukuk Dairesi-2017/4460-2018/7760 -30.11.2018 kararında, haksız aidat/gider taleplerine karşı açılan menfi tespit ve istirdat davasının, yönetim planındaki sınırlamalar dikkate alınarak başarıya ulaştığı görülmektedir. Ayrıca Yargıtay 20. Hukuk Dairesi-2017/4811-2017/7559 -11.10.2017 kararı, gerekli rıza alınmadan yapılan lüks/estetik onarımlara ilişkin genel kurul kararlarının ve işletme projelerinin iptal edilebileceğini doğrulamaktadır.

Sonuç: Sunulan yargı kararları, birden fazla parselde kurulu ve toplu yapıya geçilmemiş sitelerde dahi, onaylı mimari projede yer almayan havuz, kafe gibi tesislerin yapım ve tadilat giderlerinin kat maliklerinden talep edilemeyeceğini doğrulamaktadır. Kat malikleri; icra takibine itiraz, müdahalenin meni, menfi tespit davaları ve yerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile projeye aykırılığı kanıtlayarak bu tür haksız gider taleplerinden muaf tutulabilmektedir. Yönetim planı hükümleri, onaylı mimari projeye aykırı fiili durumlar yaratmak veya emredici kuralları bertaraf etmek için yasal bir dayanak oluşturmamaktadır.

Doğrudan Sonuç 

Birden fazla parsel üzerinde kurulu olup henüz Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) kapsamında “toplu yapı” rejimine resmi olarak geçmemiş villa sitelerinde, Yargıtay içtihatları gereği uyuşmazlıkların çözümünde KMK hükümleri kıyasen (özellikle KMK m.72) uygulanmaktadır Ancak bu kıyasen uygulama, yönetime sınırsız bir yetki vermez. Onaylı mimari projede yer almayan, imar mevzuatına aykırı olarak sonradan inşa edilmiş veya fiili olarak niteliği değiştirilmiş tesislerin (havuz, kafe vb.) yapım, tadilat veya yenileme giderleri için kat maliklerinden aidat veya avans talep edilmesi hukuka aykırıdır Yönetim planında bu yönde bir düzenleme bulunsa dahi, yönetim planı emredici kanun hükümlerine ve imar kurallarına aykırı olamayacağından bu tür maddeler geçersizdir 2,Kat malikleri, kendilerine yöneltilecek icra takiplerine itiraz ederek, menfi tespit ve karar iptali davaları açarak, ayrıca projeye aykırı tesislere yönelik müdahalenin meni davası ikame edip bilirkişi incelemesiyle aykırılığı tespit ettirerek bu hukuka aykırı giderleri ödemekten kurtulabilirler.

Açık Sorular, İstisnalar ve Belirsizlikler

İstisna (Oybirliği ve İmar Barışı): Eğer kat maliklerinin tamamı (oybirliği ile) KMK m.44 uyarınca karar alır ve imar mevzuatına uygun şekilde projede tadilat yaptırarak ilgili tesisleri (havuz/kafe) projeye işletirlerse, bu tesisler yasal ortak yer statüsü kazanır ve giderleri aidata tabi olur . Ayrıca, geçmişte İmar Barışı (Yapı Kayıt Belgesi) alınmış olması durumunda, bu belgenin mimari projeyi kendiliğinden değiştirip değiştirmeyeceği hususu uygulamada tartışmalıdır; kural olarak yapı kayıt belgesi yıkımı engeller ancak KMK anlamında ortak yer vasfını tek başına tesis etmez.

Belirsizlik (Sebepsiz Zenginleşme): İtiraz eden kat maliki, projede olmamasına rağmen fiilen bu havuzu veya kafeyi aktif olarak kullanıyorsa, yönetimin veya diğer maliklerin TBK m.530 (iş sahibinin menfaatine vekaletsiz iş görme) veya sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak bir talepte bulunup bulunamayacağı doktrinde tartışmaya açıktır . TMK m.2 (dürüstlük kuralı) burada malikin aleyhine yorumlanabilir L

Sonuç ve Pratik Değerlendirme

 Sonuç olarak, KMK’ya tam tabi olmayan multiparsel sitelerde dahi mülkiyet hakkının sınırları ve ortak giderlere katılım borcu, onaylı mimari proje ve imar mevzuatı ile çizilmiştir. Proje dışı kaçak veya sonradan ekleme tesislerin (havuz, kafe) bakım ve tadilatı için aidat talep edilmesi yasal dayanaktan yoksundur. Avukatların bu tür uyuşmazlıklarda atacağı ilk pratik adım, ilgili belediyeden sitenin onaylı mimari projesini ve vaziyet planını celp etmek olmalıdır. Dava stratejisi, salt “KMK uygulanmaz” savunması üzerine değil (zira Yargıtay kıyasen uygulamaktadır), “talep edilen giderin yasal ortak yer niteliği taşımayan, projeye aykırı tesislere ilişkin olduğu” temeline oturtulmalıdır. Uzun vadeli çözüm olarak ise, sitenin KMK m.72 vd. hükümleri uyarınca resmi olarak “Toplu Yapı” rejimine geçirilmesi ve yönetim planının kanuna uygun şekilde revize edilmesi tavsiye edilmelidir.

Sıkça Sorulan Sorular

Projede yer almayan havuz, kafe veya sosyal tesis giderleri kat maliklerinden istenebilir mi?

Hayır. Yargıtay içtihatlarına göre, onaylı mimari projede yer almayan tesislerin giderleri kat maliklerine zorunlu olarak yüklenemez. Maliklerin bu tür giderlere katılması için açık rıza veya projeye uygunluk gerekir.

Site yönetimi projeye aykırı tadilat yaparsa herkes ödeme yapmak zorunda mı?

Hayır. Kat malikleri yalnızca projeye uygun onarım ve zorunlu giderlerden sorumludur. Projeye aykırı veya lüks nitelikteki harcamalar tüm maliklere yüklenemez.

Toplu yapı statüsü olmayan sitelerde aidat nasıl belirlenir?

Bu tür sitelerde aidat, Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre değil, yönetim planı ve genel hükümler (Türk Medeni Kanunu) çerçevesinde belirlenir. Bu nedenle her aidat kaleminin hukuki dayanağı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Projeye aykırı giderler için başlatılan icra takibine nasıl itiraz edilir?

Kat malikleri, kendilerine yöneltilen icra takibine borca ve ferilerine itiraz ederek süreci durdurabilir. Devamında menfi tespit veya karar iptali davası açılarak borcun hukuka aykırılığı ileri sürülebilir.

Site yönetimi projeye aykırı yapıları yasal hale getirebilir mi?

Evet, ancak bunun için:
Tüm kat maliklerinin oybirliği veya gerekli çoğunlukla karar alması
Projenin belediye tarafından onaylanması
gerekir. Aksi halde yapılan değişiklikler hukuken geçerli sayılmaz.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Projeye aykırı giderler, çok parselli site yapıları ve toplu yapı statüsü gibi konular; uygulamada en çok hata yapılan ve en yüksek maddi risk barındıran alanlardan biridir. Yanlış bir hukuki değerlendirme;

Haksız aidat ödemelerine

İcra takiplerinin iptaline

Yönetim kararlarının geçersiz sayılmasına

Uzun süren ve maliyetli davalara neden olabilir.

Bu nedenle sürecin doğru yönetilmesi için 2M Hukuk Avukatlık Ofisi gibi alanında uzman bir ekipten destek alınması büyük önem taşır. Özellikle:

İstanbul toplu yapı avukatı desteği ile sitenin hukuki statüsü doğru analiz edilir

Tuzla avukat ile yerel uygulama ve mahkeme süreçleri doğru kurgulanır

site avukatı ile aidat, yönetim ve karar süreçleri hukuka uygun hale getirilir

toplu yapıya geçiş danışmanlığı sayesinde site yönetimi güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulur. Unutulmamalıdır ki bu alanda yapılan en küçük hata bile:

Gereksiz ödeme yükümlülüklerine

Hak kayıplarına

Yönetim krizlerine yol açabilir. Bu nedenle, özellikle çok parselli villa siteleri ve tatil köylerinde başından itibaren uzman avukat desteği almak, hem kat malikleri hem de site yönetimleri için en güvenli ve doğru yaklaşımdır.

Read More

2007 Öncesi Yapılan Çok Parselli Villa Siteleri, Tatil Köyleri Nasıl Yönetilir? Kat Mülkiyeti Kanunu Uygulanır mı? (Tatil Köyleri İçin Kritik Rehber)

2007 yılından önce inşa edilen ve birden fazla parsel üzerine kurulu tatil köyleri, villa siteleri ve yazlık yerleşim alanları Türkiye’de en çok yanlış bilinen hukuki alanlardan biridir. Özellikle “site yönetimi var” düşüncesi çoğu zaman hukuki gerçeklikle örtüşmez.

Öncelikle bilinmelidir ki, Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) bu tür yapılara otomatik olarak uygulanmaz. KMK’nın birden fazla parseli kapsayacak şekilde uygulanabilmesi için, 5711 sayılı Kanun ile getirilen “toplu yapı” statüsüne geçilmiş olması gerekir.

1. MEVZUAT BİLGİ NOTU VE HUKUKİ ÇERÇEVE 

634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu İlgili Maddeler:

Madde 66: Toplu yapının tanımını yapar. Birden çok imar parseli üzerinde, bir yerleşim planına göre yapılmış, yönetim bakımından bağlantılı yapıları ifade eder.

Madde 69: Toplu yapı kapsamındaki yönetim organlarını (blok, ada ve toplu yapı temsilciler kurulu) düzenler.

Madde 70: Toplu yapı kapsamındaki yapı ve yerler için “tek bir yönetim planı” düzenleneceğini ve bunun tüm malikleri bağlayacağını belirtir.

Madde 72: Toplu yapı ortak giderlerine katılma yükümlülüğünü ve bu kararların İİK md. 68 anlamında belge sayılacağını düzenler.

Geçici Madde 3: 2007 öncesi kurulan toplu yapıların yönetim planlarını KMK’ya uyarlaması için salt çoğunlukla karar alınabileceğini öngörür.

Ek Madde 1: KMK’nın uygulanmasından doğan her türlü anlaşmazlığın Sulh Hukuk Mahkemelerinde çözümleneceğini belirtir. (Ancak toplu yapı statüsü yoksa, uyuşmazlık genel hükümlere tabi olduğundan Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olabilir.)

Türk Medeni Kanunu (TMK): Madde 688-695: Paylı mülkiyette yönetim, giderlere katılma ve yararlanma esaslarını düzenler. KMK’nın uygulanmadığı “fiili” durumlarda bu hükümler esastır.

Önemli Not: Siteniz toplu yapı statüsüne geçmemişse, KMK md. 20’deki %5 gecikme tazminatı yerine, yönetim planında aksine bir hüküm yoksa yasal faiz uygulanır. İcra takipleri KMK’ya değil, yönetim planındaki sözleşmesel yükümlülüklere dayandırılmalıdır.

2. KMK’NIN TATİL KÖYÜ VE VİLLA SİTELERİNE UYGULANABİLİRLİĞİ (APARTMAN ŞARTI) 

Kat Mülkiyeti Kanunu’nun uygulanabilmesi için yapının mutlaka “apartman” niteliğinde olması gerekmez. Yargıtay kararlarında, içinde villaların bulunduğu tatil köyü veya sitelere KMK hükümlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Ancak temel kural, KMK’nın tek bir parsel üzerinde bulunan gayrimenkullerde tesis edilebilmesidir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 16.01.2001 tarih, 2000/11743 E., 2001/263  K.).

Birden fazla parsel üzerinde kurulu, 53 villadan oluşan bir sitede apartman şartı aranmaksızın villalı site yapısı KMK kapsamında değerlendirilmiş, ancak toplu yapıya geçilmediği için site genelinde genel hükümlerin uygulanması gerektiği belirtilmiştir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 17.03.2025 tarih, 2024/9595 E., 2025/3512  K.). Dolayısıyla, her bir ayrı parselin kendi içinde KMK hükümlerine tabi olması mümkündür (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 14.02.2019 tarih, 2017/6398 E., 2019/1031  K.).

3. 2007 ÖNCESİ YAPILAN VE TOPLU YAPI STATÜSÜNE GEÇMEYEN SİTELERİN DURUMU 

5711 sayılı Kanun ile KMK’ya eklenen 66. ve devamı maddeleri uyarınca, birden fazla parsel üzerinde kurulu sitelerin tek bir yönetim altında KMK’ya tabi olabilmesi için “toplu yapı yönetimine” geçilmesi zorunludur. 2007 öncesi yapımı tamamlanmış siteler, KMK Geçici Madde 3 uyarınca yönetim planlarını uyarlamadıkları takdirde, site genelinde KMK hükümleri doğrudan uygulanamaz.

Yargıtay içtihatlarına göre, toplu yapı yönetimine geçilmemiş birden fazla parselden oluşan sitelerde uyuşmazlıkların çözümünde KMK hükümleri değil, TMK’nın paylı mülkiyete ilişkin genel hükümleri uygulanır (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 28.09.2017 tarih, 2017/3782 E., 2017/7047  K.; Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 01.03.2021 tarih, 2021/448 E., 2021/546  K.). Bu tür yapılarda KMK, Medeni Kanunun toplu mülkiyete ilişkin hükümleri veya Kooperatifler Kanununun doğrudan uygulanması mümkün değildir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 28.01.2013 tarih, 2012/22721 E., 2013/1155  K.).

4. FİİLİ YÖNETİMİN AİDAT TOPLAMA VE İCRA TAKİBİ YETKİSİ 

Ayrı parseller üzerinde kurulu ve toplu yapı statüsüne geçmemiş sitelerde oluşturulan “fiili site yönetiminin” yetkileri, KMK ve Genel Hükümler (Sözleşme Hukuku) ekseninde iki farklı şekilde değerlendirilmektedir:

KMK Kapsamında Yetkisizlik: Toplu yapı yönetimine geçilmediği için, tüm parselleri ilgilendiren “site yönetimi” adı altında örgütlenmiş fiili yönetimin KMK anlamında yasal bir dayanağı yoktur. KMK’nın 20. ve 35. maddelerine göre ortak gider ve aidat toplama yetkisi, yalnızca her bir parselin kendi kat malikleri kurulunca atanmış “parsel yöneticilerine” aittir. Fiili site yönetimi, parsel yöneticilerinin yetkilerini kullanamaz, aidat toplayamaz ve KMK’ya dayanarak icra takibi yapamaz (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 06.02.2018 tarih, 2017/1044 E., 2018/681  K.; Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 05.06.2012 tarih, 2012/3722 E., 2012/7004  K.; Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 07.12.2015 tarih, 2015/2716 E., 2015/17808  K.).

Yönetim Planı ve Genel Hükümler Kapsamında Yetki: KMK uygulanamasa da, tapuya şerh edilmiş yönetim planı TMK md. 689 uyarınca tarafları bağlayan bir “sözleşme” niteliğindedir. Eğer yönetim planında fiili yönetime aidat toplama ve icra takibi yapma yetkisi verilmişse, yönetim bu yetkisini KMK’ya değil, sözleşmeye (genel hükümlere) dayanarak kullanabilir. Yargıtay, yönetim planında açık hüküm bulunması halinde fiili yönetimin aktif husumet ehliyetinin bulunduğunu ve aidat/icra takibi yapabileceğini kabul etmiştir (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 22.06.2020 tarih, 2020/1751 E., 2020/2005  K.; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 28.01.2013 tarih, 2012/22721 E., 2013/1155  K.).

Faiz ve İcra Belgesi Niteliği: Mevzuat bilgi notunda da belirtildiği üzere, toplu yapı statüsü yoksa KMK md. 20’deki aylık %5 gecikme tazminatı uygulanamaz. Yönetim planında aksine bir hüküm yoksa temerrüt tarihinden itibaren yasal faiz uygulanır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 16.12.2010 tarih, 2010/17700 E., 2010/20750  K.). Ayrıca, toplu yapıya geçilmemiş sitelerde üst yönetimin yaptığı işletme projeleri, KMK md. 72’nin aksine İİK md. 68 anlamında belge sayılamaz (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 12.12.2006 tarih, 2006/22314 E., 2006/23655  K.).

5. GÖREVLİ MAHKEME 

Toplu yapı yönetimine geçilmemiş birden fazla parselden oluşan sitelerde uyuşmazlık KMK hükümlerine göre değil, genel hükümlere göre çözümleneceğinden, KMK Ek Madde 1’deki Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna dair kural uygulanmaz. Bu tür fiili yönetimlerin aidat ve icra uyuşmazlıklarında Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, 07.11.2017 tarih, 2017/18 E., 2017/18  K.; Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 19.06.2017 tarih, 2017/1731 E., 2017/5575  K.). Ancak uyuşmazlık sadece tek bir parselin kendi iç yönetimine ilişkinse, o parsel bazında KMK uygulanacağından Sulh Hukuk Mahkemesi görevli olmaya devam eder (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 04.12.2018 tarih, 2018/5780 E., 2018/7852  K.).

6. İKİNCİL KAYNAKLARDAN ELDE EDİLEN EK BAĞLAM 

Aşağıdaki bilgiler, karar metinlerinde sınırlı bilgi bulunduğunda ek bağlam sağlamak amacıyla ikincil kaynaklardan derlenmiştir:

Yönetim Planının Tescili ve Değişikliği: 2007 öncesi fiili toplu yapılarda, KMK Geçici Madde 3’e dayanılarak salt çoğunlukla yeni yönetim planı hazırlanıp tapuya tescil edilebilir. Bu tescil ve değişiklik uyuşmazlıkları, kat malikleri arasındaki sözleşme ilişkisi nedeniyle adli yargıda (Sulh Hukuk) çözümlenir (Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü, 02.11.2011 tarih, 2011/46 E., 2011/207  K.).

Kooperatif ve Fiili Yönetim İlişkisi: Bazı durumlarda fiili yönetim bir kooperatif üzerinden yürütülmektedir. Kooperatif üyesi olmayan malikler için KMK hükümleri devreye girerken, kooperatifin site işletme kooperatifine dönüşmesi ve yönetim planının tapuya şerh edilmesi halinde, kooperatif genel kurulu kat malikleri kurulu yerine geçerek aidat toplama ve icra yetkisini (sözleşme ve vekaletsiz iş görme hükümleriyle) kullanabilmektedir (Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 16.06.2020 tarih, 2017/1141 E., 2020/307  K.; Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 20.04.2015 tarih, 2015/3069 E., 2015/2743  K.).

Parsel Yönetimi ile Toplu Yapı Yönetimi Çatışması: Fiili toplu yapı yönetiminin aidat toplama yetkisi olmadığı durumlarda, maliklerin kendi parsel yönetimlerine ödeme yapmaları geçerli kabul edilmekte ve fiili üst yönetimin mükerrer tahsilat yapması engellenmektedir (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 22.02.2016 tarih, 2015/21918 E., 2016/2879  K.).

Özel Protokollerin Etkisi: Tatil köyü işletmeciliğinde, KMK md. 20’ye dayalı aidat icrası iddialarına karşı, taraflar arasındaki özel hisse devri ve tasfiye protokolleri (sözleşmeler) KMK’nın önüne geçerek uyuşmazlığın çözümünde esas alınabilmektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 27.05.2025 tarih, 2024/5041 E., 2025/3750  K.).

Doğruda Sonuç

2007 tarihinden önce yapımı tamamlanmış, ayrı parseller üzerinde ayrı kat mülkiyeti tapularına sahip ancak 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) kapsamında resmi olarak “toplu yapı” statüsüne geçmemiş villalı bir tatil köyünde, sitenin bütününe yönelik uyuşmazlıklarda doğrudan KMK’nın toplu yapı hükümleri uygulanamaz. KMK’nın uygulanabilmesi için yapının klasik anlamda çok katlı bir “apartman” olması gerekmez; yatay mimari ile inşa edilmiş villalar da KMK kapsamındadır. Ancak, site birden fazla parsele yayıldığı ve KMK md. 66 vd. uyarınca toplu yapı statüsüne geçirilmediği için, site bütününü ilgilendiren fiili yönetimin yetkileri, aidat toplama ve icra takibi işlemleri doğrudan KMK’ya değil; tapuya şerh edilmiş olan “Yönetim Planı”ndaki sözleşmesel yükümlülüklere ve Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) paylı mülkiyete ilişkin hükümlerine (TMK md. 688-695) tabidir. Fiili yönetimin aidat toplama ve icra takibi yapma yetkisi, yönetim planından aldığı sözleşmesel yetkiye dayanarak geçerlidir; ancak bu takiplerde KMK’nın sağladığı özel avantajlar (örneğin %5 gecikme tazminatı veya doğrudan Sulh Hukuk Mahkemesi görev kuralı) kullanılamaz.

Toplu Yapı (KMK md. 66): Birden çok imar parseli üzerinde, belli bir yerleşim planına göre yapılmış, alt yapı tesisleri, ortak kullanım yerleri ve sosyal tesisleri ile yönetim bakımından birbirleriyle bağlantılı birden çok yapıyı ifade eder.

Toplu Yönetime Geçememiş Şahıs Topluluğu: Yasaman (2023) tarafından vurgulandığı üzere L3, fiilen bir site veya tatil köyü olarak yönetilen ancak hukuken KMK’nın toplu yapı hükümlerine entegre edilmemiş, birden fazla parselden oluşan malikler topluluğudur.

Özdeş/Paralel Yönetim Planları: Özkan (2022) çalışmasında L1 belirtildiği gibi, 2007 yılındaki kanun değişikliği öncesinde, birden fazla parsel üzerinde kurulan sitelerde hukuki boşluğu doldurmak amacıyla her bir parselin tapu kütüğüne birbiriyle tamamen aynı (özdeş) hükümler içeren yönetim planlarının şerh edilmesi yöntemidir.

Yatay Mülkiyet: Kat mülkiyetinin sadece üst üste binen bağımsız bölümlerde (apartman) değil, yan yana dizilmiş bağımsız bölümlerde (villa, sıra evler) de kurulabilmesini ifade eden kavramdır.

A. Sözleşmesel Bağlılık (Yönetim Planı) Yaklaşımı: Özkan (2022) L1 ve Akay (2025) L7 tarafından desteklenen bu yaklaşıma göre, 2007 öncesinde KMK’da toplu yapı düzenlemesi bulunmadığından, kurucular her bir parsel için ayrı kat mülkiyeti kurarken, tapuya şerh edilen yönetim planlarına “diğer parsellerle ortak yönetim, ortak giderlere katılım ve ortak tesislerin kullanımı” yönünde hükümler koymuşlardır. Akay (2025) L7, yönetim planının anayapıda kurulacak ilişkileri düzenleyen, tarafların yetki ve ödevlerini saptayan temel bir sözleşme olduğunu belirtir. Bu yaklaşıma göre, tapuya şerh edilen yönetim planı, tüm malikleri bağlayan bir “sözleşme” niteliğindedir ve fiili yönetimin meşruiyet kaynağıdır.

B. Fiili Durum ve Genel Hükümler (TMK) Yaklaşımı: Yasaman (2023) L3 ve Kayaduman (2022) L4 tarafından öne çıkarılan bu görüşe göre, kat mülkiyeti kurulu olmadan veya birden fazla parselin tek bir yönetim çatısı altında birleştirilmediği durumlarda KMK’nın doğrudan uygulanma imkanı yoktur. Yasaman (2023) L3, bu tür yapıların yönetimiyle ilgili uyuşmazlıklarda KMK’nın tatbik edilemeyeceğini, sorunun Medeni Kanun’un paylı mülkiyete ilişkin hükümleri (TMK md. 688-695) çerçevesinde çözülmesi gerektiğini savunur.

Açık Sorular, İstisnalar ve Belirsizlikler

Yönetim Planının İçeriği: En büyük belirsizlik, tapuya şerh edilen yönetim planının içeriğidir. Eğer yönetim planında, diğer parsellerdeki maliklerin ortak giderlere katılım oranları ve usulleri açıkça yazmıyorsa, TMK md. 689 vd. uyarınca paylı mülkiyet kurallarına göre masraf paylaşımı yapılması gerekecek, bu da ciddi hesaplama uyuşmazlıklarına yol açacaktır.

Toplu Yapıya Geçiş İstisnası: KMK Geçici Madde 3, bu tür 2007 öncesi fiili siteler için bir kurtuluş yolu sunmaktadır. İlgili madde uyarınca, 2007 öncesi kurulan toplu yapıların yönetim planlarını KMK’ya uyarlaması için kat malikleri kurulunun salt çoğunlukla karar alması yeterlidir. Bu istisna, oybirliği arayan genel kuralın (KMK md. 24) dışına çıkarak fiili durumun hukuki zemine oturtulmasını kolaylaştırır.

Sonuç ve Pratik Değerlendirme

Sonuç olarak; 2007 öncesi inşa edilmiş, ayrı parsellerde kat mülkiyeti kurulu villalardan oluşan tatil köyünde, sitenin bütününe yönelik uyuşmazlıklarda doğrudan KMK’nın toplu yapı hükümleri uygulanamaz. Ancak bu durum sitenin yönetilemeyeceği veya aidat toplanamayacağı anlamına gelmez. Tapuya şerh edilmiş olan yönetim planı, Borçlar Hukuku ve TMK (md. 688-695) anlamında geçerli bir sözleşme niteliğindedir ve fiili yönetime aidat toplama ile icra takibi yapma yetkisi verir.

Sık Sorulan Sorular

2007 öncesi yapılan villa sitelerinde Kat Mülkiyeti Kanunu uygulanır mı?

Hayır, birden fazla parsel üzerine kurulu sitelerde toplu yapı statüsüne geçilmemişse Kat Mülkiyeti Kanunu site genelinde uygulanamaz. Bu durumda uyuşmazlıklar genel hükümlere göre çözülür.

Tatil köyü veya villa sitelerinde aidat nasıl toplanır?

Toplu yapı yoksa aidatlar KMK’ya göre değil, tapuya şerh edilmiş yönetim planına (sözleşmeye) dayanarak toplanır. Yönetim planında hüküm yoksa Türk Medeni Kanunu hükümleri uygulanır.

Site yönetimi icra takibi yapabilir mi?

Evet, ancak bu takip Kat Mülkiyeti Kanunu’na dayanarak değil, yönetim planındaki sözleşmesel yükümlülüklere dayanarak yapılabilir. Bu nedenle hukuki dayanak çok önemlidir.

Bu tür sitelerde hangi mahkeme görevlidir?

Eğer site toplu yapı statüsünde değilse, uyuşmazlıklar Sulh Hukuk değil, Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülür. Yanlış mahkemede açılan davalar ciddi hak kaybına yol açabilir

2007 öncesi siteler nasıl hukuken güvence altına alınır?

En doğru yöntem, Kat Mülkiyeti Kanunu Geçici Madde 3 kapsamında toplu yapı statüsüne geçiştir. Bu sayede site yönetimi hukuki zemine oturtulur ve tüm maliklere karşı bağlayıcı hale gelir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

2007 öncesi çok parselli villa siteleri ve tatil köyleri, uygulamada en çok hata yapılan alanlardan biridir. Özellikle yanlış hukuki dayanakla açılan davalar, hatalı icra takipleri ve geçersiz site yönetimi kararları ciddi maddi kayıplara yol açabilir.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi gibi alanında uzman bir ekipten destek alınması büyük önem taşır. Çünkü:

İstanbul kat mülkiyeti avukatı desteği ile sitenin hukuki statüsü doğru analiz edilir

Tuzla avukat ve Tuzla kat mülkiyeti avukatı ile bölgesel uygulamalar dikkate alınır

tatil köyü site yönetimi avukatı sayesinde aidat, yönetim ve sözleşme süreçleri doğru kurgulanır

villa site yönetimi avukatı ile toplu yapı geçişi profesyonel şekilde yürütülür. Unutulmamalıdır ki bu tür sitelerde yapılan en küçük hukuki hata:

Aidatların tahsil edilememesine

Yönetim kararlarının iptaline

Davaların reddine neden olabilir. Bu yüzden sürecin başından itibaren uzman bir avukatla ilerlemek, hem yöneticiler hem de kat malikleri açısından en güvenli yoldur.

Read More

Site Denetçileri Hangi Yetkilerle Hareket Eder ve Hukuki Risk Almadan Rapor Nasıl Hazırlar?

Denetçinin Görevleri ve Yetki Sınırları

Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 41. maddesi uyarınca denetçiler, anataşınmazın yönetimini sürekli olarak denetlemekle yükümlüdür. Toplu yapılarda ise bu görev, KMK’nın 69-71. maddeleri kapsamında daha geniş bir çerçevede ele alınmakta; ortak alanlar, tesisler ve tüm yönetim faaliyetleri denetim kapsamına girmektedir. Yönetici, denetçilere her türlü defter, belge ve kayıtları sunmak zorundadır.

Ancak burada kritik ayrım şudur: denetçi bir “icra organı” değil, “gözetim organıdır”. Yargıtay içtihatlarına göre denetçilerin harcama yapma, sözleşme imzalama veya site adına işlem tesis etme yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle denetçiler, yönetimin yerine geçerek karar alamaz; yalnızca yapılan işlemleri inceleyip raporlayabilir. Bu sınırın aşılması, denetçiyi doğrudan şahsi sorumluluk altına sokar.

Ayrıca denetim faaliyetinin bağımsız ve tarafsız şekilde yürütülmesi gerekir. Denetçi, yönetimle veya kat maliklerinden herhangi biriyle çıkar ilişkisi içinde olmadan, objektif bir değerlendirme yapmak zorundadır. Bu yükümlülük, denetimin güvenilirliği açısından temel bir ilkedir.

Denetim Raporu Nasıl Yazılmalıdır?

Denetim raporları, sitenin mali ve idari durumunu ortaya koyan en önemli belgelerden biridir. Bu nedenle raporların hazırlanmasında en temel ilke, yalnızca “tespit” yapılmasıdır. Denetçi, yaptığı incelemelerde ulaştığı sonuçları somut verilerle ortaya koymalı, ancak bu sonuçlara hukuki nitelendirme yüklememelidir.

Örneğin; “X tarihli faturaya ilişkin hizmetin alındığına dair belge bulunamamıştır” şeklindeki bir ifade doğru bir denetim yaklaşımıdır. Buna karşılık “yönetim zimmet suçu işlemiştir” gibi bir ifade, denetçinin yetkisini aşar ve hukuki sorumluluk doğurur. Hukuki değerlendirme ve yaptırım kararı, yalnızca kat malikleri kurulunun yetkisindedir.

Rapor yazımında ayrıca taraf beyanlarının açık şekilde ayrılması, her tespitin belgeye dayanması ve yorumdan kaçınılması gerekir. Denetçi, bilirkişi gibi hareket etmeli; sübjektif değerlendirmelerden uzak durmalıdır. Aynı zamanda raporun yalnızca geçmiş işlemleri değil, mevcut riskleri de ortaya koyması, genel kurulun sağlıklı karar alabilmesi açısından önemlidir.

Yönetim Belge Vermezse Ne Yapılmalı?

Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, yönetimin denetçilere gerekli bilgi ve belgeleri sunmamasıdır. Oysa Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre yönetici, denetçilere her türlü belgeyi göstermek zorundadır.

Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde denetçilerin mutlaka yazılı talepte bulunması gerekir. Bu taleplerin noter aracılığıyla veya iadeli taahhütlü mektup ile yapılması, sürecin ispatı açısından önemlidir. Yönetimin belge sunmaması durumunda ise bu husus açık şekilde denetim raporuna yazılmalıdır.

Örneğin; “X tarihli yazılı talebimize rağmen ilgili belgeler sunulmadığından bu konuda denetim yapılamamıştır” şeklinde bir ifade kullanılmalıdır. Bu yaklaşım, denetçinin görevini yerine getirdiğini ve eksikliğin yönetimden kaynaklandığını ortaya koyar. Böylece denetçi, ileride doğabilecek hukuki sorumluluklardan korunur.

Hukuki Danışmanlık ve Bütçe Sorunu

Denetçilerin en çok tereddüt yaşadığı konulardan biri de dışarıdan hukuki veya mali danışmanlık alıp alamayacaklarıdır. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesine göre, ortak giderler kapsamında yapılacak harcamaların işletme projesinde yer alması veya kat malikleri kurulu tarafından onaylanması gerekmektedir.

Bu nedenle denetçilerin kendi inisiyatifleriyle bir avukat veya mali müşavir ile sözleşme yapmaları halinde, bu sözleşme siteyi bağlamaz. Yapılan harcama doğrudan denetçilerin şahsi sorumluluğunda kalır. Yargıtay uygulamaları da bu yöndedir.

Ayrıca denetim faaliyetinin asli unsurları (defter inceleme, fatura kontrolü vb.) denetçiler tarafından bizzat yapılmalıdır. Uzman desteği ancak özel ve teknik gereklilik bulunan durumlarda, gerekli bütçe onayı alınarak kullanılabilir. Bu nedenle profesyonel destek ihtiyacı varsa, bunun mutlaka genel kurul gündemine alınması ve karar altına bağlanması gerekir.

Denetçilerin Hukuki Sorumluluğu ve Riskleri

Denetçiler, görevlerini yerine getirirken Borçlar Kanunu’ndaki vekalet hükümlerine benzer bir sorumluluk altındadır. Bu kapsamda denetçinin gerekli özeni göstermemesi, eksik veya hatalı rapor hazırlaması durumunda tazminat sorumluluğu doğabilir.

Özellikle açık usulsüzlüklerin fark edilmemesi, sahte veya belgesiz işlemlerin göz ardı edilmesi ya da denetim yapılmadan olumlu rapor verilmesi, denetçinin ihmali olarak değerlendirilir. Yargıtay kararlarında da denetçilerin denetim görevini gereği gibi yerine getirmemesi halinde sorumluluk doğacağı açıkça ifade edilmektedir.

Ayrıca denetçilerin yetki aşımı yaparak site adına işlem tesis etmesi de ayrı bir risk alanıdır. Bu durumda denetçi, yetkisiz temsilci konumuna düşer ve yaptığı işlemlerden şahsen sorumlu olur. Denetim raporlarının eksik veya hatalı olması halinde ise denetçilerin ibra edilmemesi ve haklarında dava açılması söz konusu olabilir.

Mevzuat ile Uygulama Arasındaki Çelişki

Uygulamada dikkat çeken en önemli sorunlardan biri, mevzuat ile pratik arasındaki uyumsuzluktur. Kat Mülkiyeti Kanunu denetçilere geniş bir denetim görevi yüklemekte; ancak bu görevi yerine getirebilmeleri için gerekli yetki ve bütçe imkanlarını sınırlı tutmaktadır.

Denetçilerin kat malikleri arasından seçilmesi zorunluluğu, çoğu zaman bu kişilerin profesyonel bilgiye sahip olmaması sonucunu doğurmaktadır. Oysa büyük ve kompleks sitelerde ciddi mali hareketler söz konusudur ve bu hareketlerin denetlenmesi uzmanlık gerektirir. Bu durum, denetim faaliyetinin etkinliğini azaltmakta ve kötü niyetli uygulamalara zemin hazırlayabilmektedir.

Bu nedenle uygulamada denetçilerin iş bölümü yaparak çalışması, raporları zamanında hazırlaması ve mümkün olduğunca objektif kriterlere dayanması önemlidir. Ayrıca raporların genel kuruldan önce kat maliklerinin incelemesine sunulması, şeffaflık açısından önemli bir uygulamadır.

Sıkça Sorulan Sorular

Denetçi site adına harcama yapabilir mi?

Hayır. Denetçilerin harcama yetkisi bulunmamaktadır. Genel kurul veya bütçe onayı olmadan yapılan harcamalar denetçinin şahsi sorumluluğundadır.

Denetim raporunda suç isnadı yapılabilir mi?

Hayır. Denetçi yalnızca tespit yapabilir. Hukuki değerlendirme ve suç duyurusu kat malikleri kurulunun yetkisindedir.

Yönetim belge vermezse denetçi sorumlu olur mu?

Hayır. Denetçi yazılı talepte bulunup belge verilmediğini rapora açıkça yazarsa sorumluluktan kurtulur.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Site yönetimi ve denetim süreçleri, yüksek mali değerlerin ve çok sayıda kişinin ortak menfaatinin söz konusu olduğu karmaşık hukuki alanlardır. Denetçilerin yetki sınırlarını aşması, hatalı rapor düzenlemesi veya eksik inceleme yapması durumunda şahsi sorumluluk doğabilmektedir. Bu nedenle sürecin profesyonel destekle yürütülmesi büyük önem taşır.

Uzman bir site yönetimi avukatı veya kat mülkiyeti avukatı desteği; denetim raporlarının hukuka uygun hazırlanmasını, risklerin doğru tespit edilmesini ve olası uyuşmazlıkların etkin şekilde yönetilmesini sağlar. Özellikle büyük şehirlerde istanbul site danışmanlığı hizmetleri, site yönetimlerinin sağlıklı işlemesi açısından kritik bir ihtiyaç haline gelmiştir. Tuzla bölgesinde ise tuzla site yönetimi avukatı desteği, yerel uygulama farklılıkları ve pratik sorunların çözümünde önemli avantaj sağlar.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, site yönetimi ve kat mülkiyeti hukuku alanındaki deneyimiyle, denetçilerin ve kat maliklerinin haklarını koruyan kapsamlı danışmanlık hizmetleri sunmaktadır.

Read More

Kentsel Dönüşümde Salt Çoğunluk Nasıl Hesaplanır? Karar Geçerli Sayılması İçin Hangi Şartlar Gereklidir?

https://images.openai.com/static-rsc-3/jn_-PIHt_RNe0mBMZnibuZBmJOtR6pBbFjLj0cWRR1FXJxLtGERg0nL4WBOssLz_Zk3nZRhBBHxZ_daXJDVm4Iyed97YrAw_FCgfmXUv0Ko?purpose=fullsize&v=1

Kentsel dönüşüm uygulamalarında en çok tartışılan konulardan biri, riskli yapıların yıkılmasından sonra arsanın yeniden değerlendirilmesi için hangi çoğunluğun gerekli olduğu ve bu çoğunlukla alınan kararların hukuki geçerliliğidir.

Türkiye’de bu süreç temel olarak 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. Riskli yapıların yıkılmasının ardından arsa haline gelen taşınmazların yeniden değerlendirilmesine ilişkin kararlar, paydaşların arsa payı oranına göre salt çoğunluğu ile alınabilmektedir.

Ancak uygulamada yalnızca matematiksel çoğunluk yeterli değildir. Yargıtay ve Danıştay kararları, kararın nasıl alındığını, içeriğinin hukuka uygun olup olmadığını ve çoğunluğun hangi arsa paylarına göre hesaplandığını ayrıntılı şekilde incelemektedir.

1. Kentsel Dönüşümde Temel Karar Alma Nisabı:

Salt Çoğunluk Kuralı ve Kat Mülkiyeti Kanunu ile İlişkisi 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında, riskli yapıların yıkılmasından sonra arsa haline gelen taşınmazların yeniden değerlendirilmesi (yeniden bina yaptırılması, pay satışı, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı vb.) süreçlerinde temel kural, paydaşların sahip oldukları hisseleri oranında en az üçte salt çoğunluğu ile karar almasıdır.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2018/3580 E., 2018/7187  K. ve 2018/1455 E., 2018/7186  K.), 6306 sayılı Kanun’un 6. maddesinde yapılan değişiklikle birlikte, riskli yapıların yıkılıp yeniden yapılması için 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 45. maddesinde öngörülen “oybirliği” şartının aranmayacağını, en az salt çoğunluğun yeterli olduğunu(değişiklik sonrası yeni oran) açıkça hükme bağlamıştır.

Nitekim Yargıtay 18. Hukuk Dairesi (2013/13457 E., 2013/14301  K.), 6306 sayılı Kanun kapsamı dışındaki normal durumlarda KMK uyarınca kat mülkiyetinin sona erdirilmesi ve binanın yıkılıp yeniden yapılması için tüm kat maliklerinin oybirliğinin zorunlu olduğunu belirterek bu ayrımı netleştirmiştir.

Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi (2021/540 E., 2024/50  K.), 1/2 arsa payı çoğunluğunun sağlanmasının hukuki bir koşul olduğunu, bu nisap sağlanana kadar imzalanan sözleşmelerin Türk Borçlar Kanunu md. 170 vd. uyarınca henüz hüküm ifade etmeyeceğini, çoğunluk sağlandığında ise imzalayanlar için bağlayıcı olacağını tespit etmiştir.

2. Karar Alma Sürecinin Niteliği, İçerik Denetimi ve Zımni Kabul 

Karar alma süreci yalnızca matematiksel bir çoğunluğun sağlanmasından ibaret değildir; kararın alınış biçimi ve içeriği de yargısal denetime tabidir.

Ortak Karar İradesi: Konya Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi (2019/1716 E., 2020/38  K.), yasadaki 1/2 çoğunluk tabirinin, idarenin maliklerle tek tek anlaşmasını değil, maliklerin bir araya gelerek “ortak karar almasını” ifade ettiğini vurgulamıştır.

İçerik Denetimi: Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (2025/6759 E., 2025/13064  K.), 1/2 çoğunluk sağlanmış olsa bile alınan kararın içeriğinin (örneğin konut niteliğindeki apartmanın tek hacimli alışveriş merkezine dönüştürülerek 157 ay süreyle kiralanması) 6306 sayılı Kanun’un amacına uygunluğunun ve mutlak butlan/yokluk hallerinin mahkemelerce esastan incelenmesi gerektiğini hüküm altına almıştır.

Zımni Kabul: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi (2022/5267 E., 2023/1448  K.), toplantı tutanaklarını imzalamayan ancak kentsel dönüşüm kapsamında binanın yıktırılıp yeniden yapılmasına müsaade eden maliklerin, sözleşmeyi zımnen benimsediğini ve bu durumun dava açmalarına engel teşkil edeceğini belirtmiştir.

3. İdari İşlemlerin (İfraz/Tevhit) Karar Alma Çoğunluğuna Etkisi 

Kat maliklerinin 1/2 çoğunlukla aldığı kararların geçerliliği, bu çoğunluğun hesaplandığı arsa paylarını belirleyen idari işlemlerin hukuki akıbetine doğrudan bağlıdır.

Danıştay 4. Dairesi (2024/879 E., 2025/1689  K. ve 2023/13912 E., 2025/1687  K.), taşınmazın imar uygulamasıyla ifraz edilmesine yönelik idari işlemin iptal edilmesi halinde, ifraz sonucu oluşan pay oranlarına göre imzalanan ortak karar protokolünün geçersiz hale geleceğini, çoğunluğun ifraz öncesi duruma göre yeniden değerlendirilmesi gerektiğini karara bağlamıştır.

Buna karşın, Danıştay 4. Dairesi (2023/13780 E., 2024/1815  K.), tevhit işleminin iptal edildiği ancak taşınmaz üzerinde kat irtifakı kurularak 3. kişilere satış yapıldığı (fiili imkansızlık bulunduğu) durumlarda, 1/2 çoğunluğa dayalı inşaat sözleşmesinin geçerliliğini koruyacağını, ancak satılan hisse değerinin yeniden hesaplanması gerektiğini belirtmiştir.

Kentsel dönüşümde oybirliği gerekir mi?

Hayır. Riskli yapıların 6306 sayılı Kanun kapsamında yeniden yapılması için oybirliği aranmaz. Kat maliklerinin arsa payına göre salt çoğunluğu yeterlidir. Ancak kentsel dönüşüm kapsamı dışında kalan normal durumlarda Kat Mülkiyeti Kanunu gereği oybirliği gerekebilir.

Salt çoğunluk sağlanmadan yapılan müteahhit sözleşmesi geçerli midir?

Mahkeme kararlarına göre salt çoğunluk sağlanmadan yapılan sözleşmeler hukuken askıda sayılır. Yani sözleşme henüz kesin olarak yürürlüğe girmez. Salt çoğunluk sağlandığında ise sözleşme imzalayan malikler açısından bağlayıcı hale gelir.

İmar işlemleri salt çoğunluk hesaplamasını etkiler mi?

Evet. Arsa paylarını değiştiren ifraz veya tevhit gibi imar işlemlerinin iptal edilmesi, salt çoğunluk hesabını doğrudan etkileyebilir. Böyle bir durumda çoğunluk yeniden hesaplanmak zorundadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Kentsel dönüşüm projeleri yalnızca teknik bir inşaat süreci değildir; aynı zamanda idare hukuku, gayrimenkul hukuku ve sözleşme hukukunun kesiştiği oldukça karmaşık bir hukuki süreçtir.

Bu süreçte özellikle;

salt çoğunluk hesaplaması

ortak karar protokollerinin hazırlanması

müteahhit sözleşmelerinin kurulması

idari işlemlerin iptali

pay satışlarının hukuka uygunluğu

gibi konularda ciddi hukuki uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenle kentsel dönüşüm projelerinde uzman bir İstanbul kentsel dönüşüm avukatı veya İstanbul kentsel dönüşüm danışmanı ile çalışmak büyük önem taşır. Özellikle İstanbul ve çevresinde yürütülen projelerde Tuzla kentsel dönüşüm avukatı gibi bölgesel deneyime sahip hukukçular sürecin doğru yürütülmesine katkı sağlar.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, kentsel dönüşüm projelerinde sözleşme hazırlığı, arsa payı çoğunluğu hesaplamaları, malik uyuşmazlıkları ve dava süreçlerinde kapsamlı hukuki danışmanlık sunmaktadır. Uzman hukuki destek sayesinde hem maliklerin hakları korunur hem de kentsel dönüşüm projelerinin hukuka uygun şekilde ilerlemesi sağlanır.

Read More

6306 sayılı Kanun Uygulama Yönetmeliği Madde 7 kapsamında riskli yapı tespiti nasıl yapılır, itiraz süresi nedir, tapuya şerh nasıl işlenir?

1) Amaç, kapsam ve “riskli yapı tespiti”nin sınırları

MADDE 7, riskli yapı tespitinin Ek-2 esaslarına göre ve Başkanlıkça geliştirilen/belirlenen elektronik yazılım programı kullanılarak yapılacağını düzenleyerek tespiti standartlaştırmayı hedefler. (Yön. m.7/1)
Tespitin hangi yapı türleri hakkında yapılabileceği açıkça sayılarak “kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü, insanların içine girebildiği” ve insan faaliyetlerine veya hayvan/eşya korunmasına yarayan yapılar kapsama alınır. (Yön. m.7/1)
Buna karşılık inşaat halinde olup ikamet edilmeyen yapılar ile metrukluk veya başka sebeple statik bütünlüğü bozulmuş yapılar riskli yapı tespitine konu edilemez. (Yön. m.7/1) Bu ayrım, uygulamada “riskli yapı tespiti” yolunun her problemli bina için değil, yönetmeliğin tarif ettiği işlevsel ve değerlendirilebilir yapı stoğu için işletileceğini gösterir. (Yön. m.7/1)

2) Riskli yapı tespitini kim yaptırır ve başvuru nasıl yapılır?

Riskli yapı tespiti kural olarak öncelikle malikler veya kanuni temsilcileri tarafından ve masrafları kendilerine ait olmak üzere yaptırılır. (Yön. m.7/2-a) Tespit talebinin elektronik yazılım sistemi üzerinden yapılması zorunlu kılınarak başvuru usulü dijital ortama bağlanmıştır. (Yön. m.7/2-a) Kat irtifakı/kat mülkiyeti kurulmamış ve arsa paylı tapu mevcutsa, fiilen bulunan yapının riskli yapı tespiti yapının sahibi olan arsa payı sahibi tarafından yaptırılır. (Yön. m.7/2-a) Arsa üzerindeki yapının başkasına ait olması ve bunun tapu kütüğünde belirtilmiş olması halinde tespit, lehine şerh olan taraf tarafından yaptırılır. (Yön. m.7/2-a) Bu düzenleme, malik sıfatı ile fiili yapı sahipliği/şerh ilişkisini esas alarak başvuru ehliyetini netleştirir. (Yön. m.7/2-a)

3) İdarenin/Başkanlığın resen tespit yetkisi ve masraf rejimi

Başkanlık veya İdare riskli yapı tespitini resen yapabileceği gibi, maliklere süre vererek tespitin yaptırılmasını da isteyebilir. (Yön. m.7/2-b) Verilen süre içinde tespit yaptırılmazsa tespit işlemi Başkanlıkça veya İdarece yapılır veya yaptırılır. (Yön. m.7/2-b) Başkanlık, belirlediği alanlardaki riskli yapıların tespitini süre vererek İdareden isteme yetkisine de sahiptir. (Yön. m.7/2-b) Maliklerce yaptırılmadığı için Başkanlık/İdare tarafından yapılan veya yaptırılan tespitin masraflarından malikler hisseleri oranında sorumludur. (Yön. m.7/2-b) Masraflar, ilgiliye yapılacak tebligatı takip eden bir ay içinde ödenir. (Yön. m.7/2-b)
Süresinde ödenmeyen masraflar, tespit Başkanlıkça yapılmışsa ilgili vergi dairesi aracılığıyla; İdarece yapılmışsa İdarece, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edilir. (Yön. m.7/2-b)

4) Tespitin engellenmesi hâlinde kolluk marifetiyle giriş ve tespit

Yapıya/bağımsız bölüme girilmesine izin verilmemesi, kapıların kilitlenmesi/açılmaması, tehdit, cebir ve şiddet gibi fiillerle tespitin engellenmesi hâlinde Kanunun 3/1 hükmü uyarınca kolluk marifetiyle tespit yolu açılmıştır. (Yön. m.7/2-c) Bu durumda Başkanlık/İdare, mülki idare amirinden yazılı izin ve yeterli kolluk kuvveti talep eder. (Yön. m.7/2-c) Mülki idare amirinin yazılı iznine istinaden, kapalı kapıların/alanların açılması veya açtırılması suretiyle resen tespit yapılır veya yaptırılır. (Yön. m.7/2-c)
Uygulamada bu hüküm, “erişim engeli” sebebiyle sürecin kilitlenmesini önleyen güçlü bir idari araçtır. (Yön. m.7/2-c)

5) “Her yapı için tek rapor” ilkesi ve istisnaları

Kural olarak her yapı için yalnızca bir adet riskli yapı tespit raporu düzenlenebilir. (Yön. m.7/3)
Bu kuralın istisnaları; itiraz veya yargı kararı üzerine yeniden rapor gerekmesi, raporun gerçeğe aykırı düzenlendiğinin tespiti ve yapının risk durumunu etkileyebilecek kasti müdahale dışında somut bir hadisenin gerçekleşmesidir. (Yön. m.7/3) Lisanslı kurum/kuruluşlar, tespit talebi üzerine ilgili yapı hakkında daha önce rapor düzenlenip düzenlenmediğini elektronik yazılım sistemi üzerinden kontrol etmek zorundadır. (Yön. m.7/3) Elektronik sistem üzerinden yapı kaydı oluşturulduktan sonra tespit iki ay içinde yapılmazsa, maliklerden herhangi birinin talebi üzerine sistem kaydı silinir. (Yön. m.7/3)
Altı ay içinde tespit yapılmazsa bu kez Başkanlıkça resen sistem kaydı silinir. (Yön. m.7/3)
Riskli yapı tespit raporunda, binanın Ulusal Adres Veri Tabanındaki adresi ve bina kodunun bulunması zorunludur. (Yön. m.7/3)

6) Raporun gönderilmesi, inceleme, tapuya şerh ve tebligat yerine geçen ilan sistemi

Riskli yapı tespit raporları, tespiti yapan İdarece veya lisanslı kurum/kuruluşça, yapının bulunduğu ildeki Müdürlüğe (veya yetki devri varsa İdareye) elektronik sistem üzerinden gönderilir. (Yön. m.7/4)
Raporlar Başkanlıkça belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde incelenir ve eksiklik varsa düzeltme için raporu düzenleyen kuruma iade edilir. (Yön. m.7/4) Eksiklik yoksa riskli yapı bilgisi en geç on işgünü içinde tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenmek üzere tapu müdürlüğüne bildirilir. (Yön. m.7/4) Ayrıca Ek-6’daki tutanak düzenlenerek ayni ve şahsi hak sahiplerine tebliğ yerine kaim olmak üzere yapıya asma, e-Devlet bildirimi ve muhtarlıkta 15 gün ilan yapılır. (Yön. m.7/4) Muhtarlıkta yapılan ilanın son günü, ayni ve şahsi hak sahiplerine tebliğ edilmiş sayılma tarihidir. (Yön. m.7/4) Riskli yapılar ayrıca Başkanlığın internet sayfasında 15 gün süreyle ilan edilir. (Yön. m.7/4) Bu sistem, klasik tebligatın yerine “ilan + e-Devlet + asma” kombinasyonunu getirerek sürecin hızlanmasını amaçlar. (Yön. m.7/4)

7) Riskli yapı tespitine itiraz: süre, merci ve ehliyet denetimi

Riskli yapı tespitine karşı malikler veya kanuni temsilciler, muhtarlık ilanının son gününden itibaren 15 gün içinde dilekçe ile itiraz edebilir. (Yön. m.7/5) İtiraz, yapının bulunduğu yerdeki Müdürlüğe veya yetki devri yapılmışsa İdareye yapılır. (Yön. m.7/5) Müdürlük/İdare, itirazın süresinde yapılıp yapılmadığını ve itiraz edenin malik/kanuni temsilci olup olmadığını kontrol eder. (Yön. m.7/5) Süresinde yapılmayan itirazlar ile malikçe yapılmayan veya malik vefat etmişse mirasçılarca yapılmayan itirazlar işleme alınmaz. (Yön. m.7/5)

8) Teknik heyet yoksa dosyanın yetkili İle gönderilmesi

Yapının bulunduğu ilde itirazı değerlendirecek teknik heyet kurulmamışsa itiraz dilekçesi ve raporlar, o il için yetkilendirilmiş teknik heyetin bulunduğu ildeki Müdürlüğe gönderilir. (Yön. m.7/6)
Bu hüküm, teknik inceleme kapasitesi yetersiz illerde itiraz mekanizmasının işlemesini sağlar. (Yön. m.7/6)

9) İtiraz veya yargı kararıyla tespit değişirse tapu kaydının düzeltilmesi

Riskli yapı tespiti sonucu itiraz üzerine veya yargı kararı ile değişirse durum ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir. (Yön. m.7/7) Bu bildirim, tapu beyanlar hanesindeki riskli yapı kaydının güncellenmesi/terkini açısından kritik sonuç doğurur. (Yön. m.7/7)

10) Koruma mevzuatına tabi yapılar: 2863 sayılı Kanun bağlantısı

2863 sayılı Kanun kapsamında olan yapıların riskli yapı tespiti, yapı maliklerinin talebine istinaden yapılır. (Yön. m.7/8) Tespitin kesinleşmesinden sonra durum ilgili kültür varlıklarını koruma bölge kuruluna bildirilir ve uygulama kurul kararına göre yürütülür. (Yön. m.7/8) Bu düzenleme, kentsel dönüşüm mevzuatı ile kültür varlıklarını koruma rejimi arasında öncelik/uyum mekanizması kurar. (Yön. m.7/8)

11) Eksikliklerin tamamlanması: 30 gün kuralı ve ek süre

Müdürlük/İdare/teknik heyet tarafından tespit edilen teknik inceleme eksikliklerinin tamamı raporu düzenleyen kuruma bildirildiğinde, bu eksikliklerin 30 gün içinde düzeltilmesi zorunludur. (Yön. m.7/9)
Lisanslı kurum/kuruluşun 30 gün içinde gerekçeli talebi üzerine eksikliklerin giderilmesi için ek süre verilebilir. (Yön. m.7/9) Bu hüküm, rapor kalitesini artırırken sürecin sürüncemede kalmasını engellemeyi hedefler. (Yön. m.7/9)

6306 Sayılı Kanun Uygulama Yönetmeliği Madde 7

Riskli Yapı Tespit Süreci (İlgililer – Kuruluşlar – Süreler)

🔎 AŞAMA👤 İLGİLİ KİŞİ / KURUM🏢 İŞLEM / YETKİ⏱️ SÜRE
🏠 BaşvuruYapı malikleri / kanuni temsilciRiskli yapı tespiti için lisanslı kuruluşa başvuru (elektronik sistem üzerinden)Süre sınırlaması yok
🧪 Teknik incelemeLisanslı kurum / kuruluşYapıdan numune alınması, statik analiz, Ek-2’ye göre risk analiziEn geç 2 ay içinde tespit yapılmalı
📄 Riskli yapı raporuLisanslı kurum / kuruluşRiskli yapı tespit raporunun hazırlanması ve elektronik sistem üzerinden Müdürlüğe gönderilmesiTespit sonrası hemen
🔍 Rapor incelemeİl Müdürlüğü / İdareRaporun usul ve teknik yönden incelenmesiİnceleme sonrası
🏛️ Tapuya bildirimİl Müdürlüğü / İdareRiskli yapı bilgisinin tapu müdürlüğüne gönderilmesiEn geç 10 iş günü içinde
📌 Tapuya şerhTapu MüdürlüğüTapu kütüğü beyanlar hanesine “riskli yapı” şerhi işlenmesiBildirim sonrası
📢 Tebligat yerine ilanİl Müdürlüğü / İdareYapıya asma + e-Devlet bildirimi + muhtarlık ilanı15 gün ilan süresi
⚖️ İtiraz hakkıMalik / kanuni temsilciRiskli yapı tespitine dilekçe ile itiraz15 gün (muhtarlık ilanının son gününden itibaren)
🧑‍🔬 Teknik heyet incelemesiTeknik heyet (üniversite + Bakanlık temsilcileri)İtirazın teknik incelemesiSüre belirli değil
🔄 Tapu kaydının düzeltilmesiİl Müdürlüğü / Tapu Müdürlüğüİtiraz veya mahkeme kararıyla riskli yapı kaydının güncellenmesiKarar sonrası

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Hukuki uyuşmazlıklar, yalnızca mevzuat bilgisi ile değil; uygulama deneyimi, içtihat bilgisi ve stratejik süreç yönetimi gerektiren teknik süreçlerdir. Özellikle kentsel dönüşüm, gayrimenkul, deniz ticareti, kat mülkiyeti ve ticari uyuşmazlıklar gibi çok boyutlu hukuki alanlarda yapılan usul hataları telafisi güç hak kayıplarına ve ciddi ekonomik zararlara yol açabilmektedir.

Bu nedenle hukuki süreçlerin başından itibaren uzman avukat desteği alınması, hakların etkin korunması ve sürecin doğru yönetilmesi açısından kritik öneme sahiptir.

Uzman avukat desteği özellikle şu konularda belirleyici rol oynar:

Hukuki risklerin önceden tespit edilmesi ve önleyici stratejilerin geliştirilmesi

Hak kaybına yol açabilecek usul hatalarının önlenmesi

Delil ve belge sürecinin doğru yönetilmesi

İdari ve yargısal başvuruların hukuka uygun şekilde yürütülmesi

Sözleşmelerin müvekkil menfaatlerini koruyacak şekilde hazırlanması

Tazminat ve alacak haklarının etkin şekilde korunması

Uyuşmazlıkların en hızlı ve en doğru yöntemle çözüme kavuşturulması

2M Hukuk Avukatlık Bürosu olarak İstanbul merkezli faaliyet göstermekle birlikte özellikle Tuzla, Kartal, Maltepe, Pendik ve Gebze bölgelerinde; kat mülkiyeti hukuku, kentsel dönüşüm, deniz ticareti hukuku, gayrimenkul hukuku, AYM/AİHM bireysel başvuru ve ticari uyuşmazlıklar başta olmak üzere birçok alanda müvekkillerimize kapsamlı hukuki danışmanlık ve temsil hizmeti sunmaktayız.

Akademik çalışmalarımız, kitap yayınlarımız ve düzenli hukuki analizlerimiz ile teori ve uygulamayı bir araya getirerek müvekkillerimizin haklarını en güçlü şekilde korumayı hedeflemekteyiz.

Read More

Riskli Yapı Tahliyesi ve Yıkım Süreci Nasıl İşler? 60+30 Günlük Süre, Elektrik-Su Kesintisi ve Acele Kamulaştırma Ne Zaman Devreye Girer?

6306 sayılı Kanun Kapsamında Tahliye-Yıkım Süreci | Süreler, Hizmet Kesintisi ve Yargı Denetimi

Riskli yapı tespiti kesinleştikten sonra tahliye ve yıkım süreci belirli aşamalara bağlıdır. 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun m.5 ve Uygulama Yönetmeliği m.8 uyarınca temel ilke maliklerle anlaşma önceliğidir. Uzlaşma sağlanırsa geçici konut/işyeri veya kira yardımı gündeme gelir.

1. Genel Esaslar ve Anlaşma Önceliği

6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesi ve Uygulama Yönetmeliği’nin 8. maddesi uyarınca, riskli yapıların tahliyesi ve yıktırılmasında temel ilke, öncelikli olarak malikler ile anlaşma yoluna gidilmesidir. Danıştay 6. Dairesi ve Yargıtay 7. Hukuk Dairesi kararlarında vurgulandığı üzere, riskli yapıların yıktırılmasında ve bu alanlardaki uygulamalarda malikler ile uzlaşma esastır. Anlaşma ile tahliye edilen yapıların maliklerine, kiracılarına ve sınırlı ayni hak sahiplerine geçici konut/işyeri tahsisi veya kira yardımı yapılması öngörülmüştür.

2. Tahliye ve Yıkım Sürecinin Aşamaları

A. Riskli Yapı Tespitinin Kesinleşmesi: Sürecin başlaması için riskli yapı tespitinin kesinleşmesi şarttır. İstanbul BİM 6. İdari Dava Dairesi kararına göre, riskli yapı tespitine karşı yapılan itirazın reddedilmesi veya itiraz edilmemesi durumunda tespit kesinleşir. İtiraz süreci devam ederken tesis edilen yıkım işlemleri hukuka aykırı kabul edilmektedir.

B. Birinci Aşama: 60 Günden Az Olmamak Üzere Verilen Süre: Riskli yapı tespiti kesinleşen yapılar için Altyapı ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü veya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, tahliye ve yıkım işlemlerinin gerçekleştirilmesini ilgili İdareden (Belediye veya İl Özel İdaresi) talep eder. İdare, yapı maliklerine riskli yapının yıktırılması için 60 günden az olmamak üzere süre verir.

Bildirim Yükümlülüğü: Maliklere yapılan tebligatta, yapıyı kullanan kiracı veya sınırlı ayni hak sahiplerine tahliye için malik tarafından bildirim yapılması gerektiği ihtar edilir. Malik bildirim yapmazsa, bu bildirim İdarece gerçekleştirilir.

Süre Usulsüzlüğü: Danıştay 6. Dairesi, 60 günlük yasal süre tanınmadan (örneğin 29 gün süre verilerek) tesis edilen yıkım işlemlerini usul yönünden hukuka aykırı bularak iptal etmektedir.

C. İkinci Aşama: Ek Süre ve İdari Tebligat: Verilen ilk süre içinde yapı maliklerince yıkım gerçekleştirilmezse, İdare tarafından yapının idari makamlarca yıktırılacağı belirtilerek 30 günden az olmamak üzere ek süre verilir. Bazı güncel kararlarda (Danıştay 6. Daire, 2023/6447 ) bu sürenin toplamda 90 günü geçmeyecek şekilde düzenlenebileceği ifade edilmiştir.

3. İdari Makamlarca Tahliye ve Yıkımın Gerçekleştirilmesi

Verilen süreler sonunda maliklerce yıktırılmayan yapılar için mülki amire bildirimde bulunulur. Bu aşamadan sonra:

Tahliye ve Yıkım: Yapıların insandan ve eşyadan tahliyesi ve yıktırma işlemleri, mülki amirler tarafından mahallî idarelerin de iştiraki ile yapılır veya yaptırılır.

Kolluk Gücü Kullanımı: Kanun’un 5/4. maddesi uyarınca, tahliyenin engellenmesi durumunda mülki idare amirinin yazılı izniyle kolluk kuvveti marifetiyle kapalı kapılar açtırılarak tahliye gerçekleştirilir.

Masraflar: Yıkım masrafları öncelikle dönüşüm projeleri özel hesabından karşılanır, ancak daha sonra hisseleri oranında maliklerden tahsil edilir.

4. Zorlayıcı Tedbirler ve Hizmetlerin Durdurulması

Riskli yapıların tahliyesini sağlamak amacıyla elektrik, su ve doğal gaz gibi altyapı hizmetlerinin durdurulması öngörülmüştür.

Hukuki Durum ve İptal Kararı: Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (2019/2841 E., 2021/1574  K.), Uygulama Yönetmeliği’nin 8/2-(ç) bendini iptal etmiştir. İptal gerekçesinde, Kanun’un 4. maddesinde yer alan “hak sahiplerinin görüşünün alınması” koşulunun Yönetmelik düzenlemesinde yer almamasının dayanak yasayı daralttığı belirtilmiştir. Dolayısıyla, hizmet kesintisi uygulanabilmesi için hak sahiplerinin görüşünün alınması zorunluluğu vurgulanmıştır.

5. Yargısal Denetim ve Teknik Eksiklikler

Yargı mercileri, tahliye ve yıkım işlemlerinin dayanağı olan “riskli yapı tespit raporlarını” teknik yönden denetlemektedir. İstanbul BİM 6. İdari Dava Dairesi’nin bir kararında, binanın rölövesinin hatalı çıkarılması ve taşıyıcı sistem modellemesinin yetersiz olması nedeniyle riskli yapı tespitine dayalı yıkım ve tahliye işlemi iptal edilmiştir. Ayrıca, Danıştay 4. Dairesi, kolon inceleme sayısının (örneğin 8 yerine 6 kolon) yetersiz olmasını usul hatası olarak değerlendirmiştir.

6. Anayasa Mahkemesi’nin İptal Kararı

Anayasa Mahkemesi (2012/87 E., 2014/41  K.), Kanun’un 5. maddesinin 5. fıkrasında yer alan, yıkım masrafları için tapu kaydı üzerine “müşterek ipotek” konulmasına ilişkin düzenlemeyi mülkiyet hakkına aykırı bularak iptal etmiştir.

7. İkincil Kaynaklar

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya dolaylı bağlam sunan ikincil kaynaklar olarak değerlendirilmiştir:

Harç Muafiyeti: Riskli yapıların yıkılıp yeniden inşası sürecinde, kullanım maksadı değişikliği veya alan artışı olsa dahi, dönüşüm sürecinin tüm aşamalarında harç muafiyetinin (Kanun Md. 7/9-10) “kazanılmış hak” kapsamında korunması gerektiği belirtilmiştir (Danıştay 9. Daire).

Kira Yardımı Usulü: Tahliye sonrası kira yardımı başvurularının tahliye tarihinden itibaren 1 yıl içinde yapılması gerektiği, bu sürenin idarenin planlama yetkisi dahilinde olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, kira yardımı haklarının devrinde Bakanlıkça aranan “noter onaylı muvafakatname” şartı hukuka uygun bulunmuştur (Danıştay 4. Daire).

Acele Kamulaştırma İlişkisi: Uzlaşma sağlanamayan veya afet riskinin ivedilikle bertaraf edilmesi gereken alanlarda (örneğin dere yatağı üzerindeki yapılar), 6306 sayılı Kanun kapsamındaki tahliye sürecinin tıkanması durumunda 2942 sayılı Kanun’un 27. maddesi uyarınca “acele kamulaştırma” yoluna gidilebileceği ve bunun kamu yararı taşıdığı kabul edilmiştir (Danıştay 6. Daire).

Riskli Alan İlanı ve Örneklem Yöntemi: Riskli alan ilanlarında tüm binaların tek tek incelenmesi yerine istatistiksel olarak anlamlı örneklem yönteminin kullanılabileceği, ancak bina sayısının az olduğu küçük alanlarda bu yöntemin yetersiz kalabileceği ve her binanın ayrıntılı analizinin gerekebileceği vurgulanmıştır (Danıştay İDDK)

Sık sorulan sorular

60 günlük süre dolmadan yıkım yapılabilir mi?

Hayır. En az 60 gün verilmesi zorunludur. 29 gün gibi eksik süreler usulden iptal sebebidir. İtiraz süreci devam ederken tesis edilen yıkım işlemleri de hukuka aykırı kabul edilebilir.

Elektrik ve su kesilirse ne yapabilirim?

Hizmet kesintisi için hak sahiplerinin görüşünün alınması gerekir. Bu koşul sağlanmadan yapılan kesintiler iptal davasına konu edilebilir ve yürütmenin durdurulması talep edilebilir.

Uzlaşma olmazsa acele kamulaştırma mümkün mü?

Afet riskinin ivedilikle giderilmesi gereken hallerde, süreç tıkanırsa 2942 sayılı Kanun m.27 kapsamında acele kamulaştırma gündeme gelebilir. Ancak her somut olayda kamu yararı ve ölçülülük denetlenir.

Neden Avukat Desteği Gerekli?

Tahliye-yıkım işlemleri; süreler, tebligat, teknik raporlar ve hizmet kesintileri bakımından çok katmanlıdır. İstanbul Tuzla kentsel dönüşüm danışmanlığı ve avukatlığı kapsamında:

60+30 günlük sürelerin usule uygunluğunun denetimi

Riskli yapı raporlarının teknik itirazı

Elektrik-su kesintisine karşı yürütmenin durdurulması

Kira yardımı ve harç muafiyeti haklarının korunması

Acele kamulaştırmaya karşı strateji geliştirilmesi

uzmanlık gerektirir. Süre kaçırılması veya teknik itirazın eksik yapılması telafisi güç hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle sürecin başından itibaren profesyonel hukuki destek alınması önemlidir.

Read More

Riskli Yapı Tespit Süreci Nasıl İşler? (6306 Madde 7 Rehberi – Elektronik Sistem, Tebligat ve İtiraz Aşamaları)

Riskli yapı tespiti, 6306 sayılı Kanun ve Uygulama Yönetmeliği Madde 7 kapsamında; maliklerin başvurusu, elektronik yazılım süreci, tapuya şerh, 15 günlük itiraz hakkı ve teknik heyet incelemesi gibi kritik aşamalardan oluşur. Sürecin usule aykırı yürütülmesi, mülkiyet hakkı bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir.

1. Riskli Yapı Tespit Usulü ve Elektronik Yazılım Kullanımı

 6306 sayılı Kanun’un Uygulama Yönetmeliği’nin 7. maddesi uyarınca riskli yapıların tespiti, öncelikle yapı malikleri veya kanuni temsilcileri tarafından, masrafları kendilerine ait olmak üzere Bakanlıkça lisanslandırılan kurum ve kuruluşlara yaptırılır. Danıştay İdari Dava Dairesi Kurulu (2019/1187 E. ) ve Danıştay 6. Dairesi (2019/17988 E. ) kararlarında belirtildiği üzere, bu süreç “A.R.A.A.D.” isimli elektronik yazılım sistemi üzerinden yürütülmektedir. Malikler tarafından süre içerisinde tespit yaptırılmaması durumunda, tespitler Bakanlık veya İdarece resen yapılır veya yaptırılır. Danıştay 6. Dairesi (2019/17988 E. ), elektronik yazılım sistemi üzerinden yapı kaydı oluşturulduktan sonra iki ay içerisinde tespitin yapılmaması durumunda kaydın silinmesine dair usullerin mülkiyet hakkı ve idari süreçler açısından önemini vurgulamıştır.

2. Tespit Raporlarının Tapuya Bildirilmesi ve Tebliğ Usulleri 

Hazırlanan riskli yapı tespit raporları, ilgili müdürlükçe incelenir ve herhangi bir eksiklik bulunmaması halinde, riskli yapılar tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenmek üzere ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir. İstanbul BİM 4. İdari Dava Dairesi (2017/1392 E. ) ve Danıştay 6. Dairesi (2019/2536 E. ) kararlarında aktarıldığı üzere, tapu kütüğüne işlenen bu belirtmeler; ayni ve şahsi hak sahiplerine 7201 sayılı Tebligat Kanunu’na göre tebliğ edilir. Tebligatta, riskli yapı tespitine karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde itiraz edilebileceği açıkça belirtilir. İstanbul BİM 4. İdari Dava Dairesi’nin 2017/1059 E.  sayılı kararında, tebligatın muhtara teslim edilmesi usulünün de süreçte uygulandığı görülmektedir.

3. İtiraz Süreci ve Teknik Heyet Değerlendirmesi 

Riskli yapı tespitine karşı malikler veya kanuni temsilcileri, on beş gün içinde yapının bulunduğu yerdeki Müdürlüğe verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilirler. Danıştay 6. Dairesi (2019/16858 E. ) ve İstanbul BİM 4. İdari Dava Dairesi (2017/1392 E. ) kararları, her yapı için kural olarak sadece bir adet riskli yapı tespiti raporu düzenlenebileceğini ve bu sınırlamanın birden fazla raporla sürecin sürüncemede bırakılmasını önleme amacı taşıdığını teyit etmiştir. İtirazlar; üniversitelerden görevlendirilen dört öğretim üyesi ve Bakanlıkta görevli üç kişiden oluşan teknik heyetler tarafından incelenerek karara bağlanır. Danıştay 6. Dairesi (2020/5347 E. ), teknik heyetin raporda eksiklik bulması halinde düzeltme için raporu lisanslı kuruluşa iade edebileceğini, ancak nihai kararın teknik heyetçe verileceğini belirtmiştir.

4. İnşaat Halindeki Yapılar ve Kültürel Varlıklar Hakkında Özel Kurallar 

Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, inşaat halinde olup ikamet edilmeyen yapılar ile metrukluk veya statik bakımdan yapı bütünlüğü bozulmuş olan yapılar riskli yapı tespitine konu edilemez. Danıştay 6. Dairesi (2019/16858 E. ), bu tür yapıların 6306 sayılı Kanun kapsamı dışında tutulmasını hukuka uygun bulmuştur. Ayrıca, İzmir BİM 4. İdari Dava Dairesi (2019/1500 E. ) ve Danıştay 6. Dairesi (2020/2160 E. ) kararlarında, taşınmazın eski eser veya tescilli kültür varlığı niteliğinde olması durumunda, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun görüşü veya izninin alınması gerektiği, bu yapıların özel koruma statülerinin riskli yapı süreçlerinde dikkate alındığı vurgulanmıştır.

5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler 

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararlarında, Madde 7’nin uygulanmasına dair şu ek bağlamlar sunulmuştur:

İtiraz Ehliyeti: Danıştay 13. Dairesi (2022/1577 E. ) ve Danıştay 6. Dairesi (2020/5348 E. ), itiraz hakkının yalnızca yapı maliklerine veya kanuni temsilcilerine tanındığını, kiracıların veya şahsi hak sahiplerinin tespit işlemine itiraz etme ehliyetinin bulunmadığını vurgulamıştır.

Teknik Heyet Yapısı: İzmir BİM 3. İdari Dava Dairesi (2019/1201 E. ), teknik heyetlerin üniversitelerden dört ve Bakanlıktan üç üyenin katılımıyla teşkil edildiğini ve itirazların bu heyetlerce kesin olarak karara bağlandığını belirtmiştir.

Tebligat ve Kesinleşme: Uyuşmazlık Mahkemesi (2023/51 E. ), tapu kütüğüne işlenen belirtmelerin on beş günlük itiraz süresini başlatacak şekilde ilgililere tebliğ edildiğini ve itiraz edilmemesi durumunda tespitin kesinleşerek yıkım aşamasına geçildiğini teyit etmiştir.

Sonuç: Sunulan yargı kararları, 6306 sayılı Kanun Uygulama Yönetmeliği’nin 7. maddesinde düzenlenen riskli yapı tespit, tebliğ ve itiraz usullerinin; mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki denge gözetilerek, teknik heyet denetimi ve belirli süre sınırlamaları (15 gün itiraz, tek rapor ilkesi) çerçevesinde uygulandığını göstermektedir. Yanıtlarda, engelleme durumunda kolluk kuvvetiyle giriş yapılmasına dair spesifik bir uygulama detayı yer almamaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Riskli yapı tespiti yapılırken maliklerden izin alınmadan binaya girilebilir mi?

Kanun ve yönetmelikte kolluk zoruyla girişe dair açık düzenleme bulunmamaktadır. Ancak uygulamada idari işlemlerin yerine getirilmesi için idare gerekli tedbirleri alabilir.

Kiracı riskli yapı raporuna itiraz edebilir mi?

Hayır. İtiraz hakkı yalnızca maliklere veya kanuni temsilcilerine aittir.

15 günlük itiraz süresi kaçırılırsa ne olur?

Tespit kesinleşir ve yıkım sürecine geçilebilir. Süre hak düşürücü niteliktedir.

Neden İstanbul – Tuzla Özelinde Uzman Avukatlık Desteği Gerekli?

2M Hukuk Avukatlık Bürosu özellikle İstanbul Anadolu Yakası ve Tuzla bölgesinde kentsel dönüşüm, riskli yapı, tapu şerhi ve yıkım süreçlerinde yoğun şekilde dava ve idari uyuşmazlık takibi yürütmektedir.

İstanbul’da Süreç Neden Daha Kritik?

Yüksek deprem riski nedeniyle hızlandırılmış işlemler

Yoğun yapılaşma ve arsa payı uyuşmazlıkları

Kat maliklerinin çoğunluk kararına ilişkin ihtilaflar

İtiraz süresinin kaçırılması sonucu telafisi zor hak kayıpları

Tapu işlemleri ve idari yargı sürecinin paralel yürütülmesi gerekliliği

Riskli yapı sürecinde;

✔ Elektronik sistem hataları
✔ Usulsüz tebligat
✔ Eksik teknik inceleme
✔ Yetkisiz rapor düzenlenmesi

gibi hususlar iptal davası konusu olabilir.

Bu nedenle özellikle İstanbul – Tuzla bölgesinde riskli yapı sürecine giren maliklerin, sürecin başından itibaren uzman hukuki destek alması mülkiyet haklarının korunması açısından kritik önem taşır.

Read More

Kentsel Dönüşümde Metrekare Azalırsa Tazminat Alabilir Miyim?

Giriş ve Temel Hukuki Yaklaşım 

Kentsel dönüşüm sürecinde bağımsız bölümlerin metrekarelerinde meydana gelen değişiklikler, uyuşmazlığın taraflarına (malikler arası veya idareye karşı) ve dönüşümün dayandığı hukuki zemine (özel hukuk sözleşmeleri veya 6306 sayılı Kanun’un 6/A maddesi) göre farklı hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Yargı kararları, özellikle malikler arasında oluşan açık metrekare ve değer dengesizliklerini “sebepsiz zenginleşme” hükümleri çerçevesinde değerlendirirken, idari uygulamalarda (özellikle afet sonrası kura usulü tahsislerde) farklı bir yaklaşım sergilemektedir.

1. Malikler Arası Sebepsiz Zenginleşme ve Tazminat Sorumluluğu 

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre (2022/5267 E., 2023/1448  K.; 2018/4855 E., 2019/8655  K.), kentsel dönüşüm kapsamında yıkılıp yeniden yapılan binalarda, bağımsız bölümlerin metrekareleri arasında orantısız bir değişim meydana gelmesi mülkiyet hakkını zedeleyebilir. Yeni projede bazı maliklerin kullanım alanları artarken bazılarınınkinin azalması, taraflar arasında “açık bir değer ve kullanım dengesizliği” oluşturmaktadır.

Bu durumda Yargıtay, Türk Borçlar Kanunu’nun 77-82. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması gerektiğini kabul etmektedir. Somut olaylarda, bilirkişi incelemesi ile hangi dairede ne miktarda değer artışı veya azalışı olduğu tespit edilmekte; metrekare artışı nedeniyle avantaj sağlayan maliklerin, zarar gören maliklere bu farkı tazminat olarak ödemesi gerektiğine hükmedilmektedir. Tazminat miktarı hesaplanırken, bağımsız bölümlerin yapı kullanım izin belgesinin alındığı tarihteki değerleri ve arsa payları dikkate alınmaktadır.

2. İdari Uygulamalar ve 6306 Sayılı Kanun (6/A Maddesi) Kapsamındaki Sınırlandırmalar 

Danıştay 4. Dairesi’nin güncel kararları (2024/1079 , 2024/984 , 2024/948 , 2024/949 , 2024/947 , 2024/1132 ), özellikle 30/10/2020 İzmir depremi sonrası 6306 sayılı Kanun’un 6/A maddesi uyarınca yürütülen projelerde farklı bir hukuki standart belirlemiştir. İdari yargı mercileri, afet sonrası inşa edilen konutlarda;

Eski konutlarla metrekare, kat, konum ve cephe farkı olmasının “doğal bir sonuç” olduğunu,

Konut tahsislerinin “kura suretiyle” belirlenmesinin idarenin kusuru sayılamayacağını,

Tüm afetzedelere eski konutlarıyla birebir aynı özelliklerde konut verilmesinin teknik ve hukuki olarak mümkün olmadığını vurgulamaktadır.

Bu kapsamda, Anayasa’nın “Sosyal Devlet” ve “Milli Dayanışma” ilkeleri uyarınca acil barınma ihtiyacının giderilmesi öncelikli sayılmakta ve metrekare azalmasından kaynaklı tazminat talepleri idarenin kusursuzluğu gerekçesiyle reddedilmektedir.

3. Tazminat Talebini Engelleyen veya Sınırlandıran Özel Durumlar 

Yargı kararlarında tazminat talebinin reddine veya mahsubuna yol açan spesifik durumlar tespit edilmiştir:

Yönetim Planı ve Feragat: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2022/2744 E., 2022/3943  K.), yönetim planında metrekare değişikliklerinin kabul edildiği ve bu konuda dava açılmayacağına dair feragat hükümlerinin bulunduğu durumlarda tazminat taleplerini reddetmektedir.

Kaçak Alanların Tasfiyesi: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi (2024/468 E., 2025/1210  K.) ve Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi kararlarında, eski binadaki metrekaresinin “kaçak eklentiler” veya “ortak alanların haksız kullanımı” (örneğin kapıcı dairesinin birleştirilmesi) nedeniyle büyük olduğu, yeni projede bu durumun yasal sınırlara çekildiği durumlarda malikin metrekare azalması nedeniyle tazminat isteyemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Mahsup İlkesi: Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/809 E., 2019/438  K.) kararında, malikin dairesinin küçülmesine rağmen aynı proje kapsamında kendisine verilen dükkanın büyümesi durumunda, oluşan zararın sağlanan yarardan mahsup edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

İkincil kaynak niteliğindeki Danıştay ve Yargıtay kararları, konuya ilişkin şu ek bağlamları sunmaktadır:

İdari Kusur ve Hizmet Kusuru: Danıştay 6. Daire (2022/1524 E. ) ve Danıştay 4. Daire (2024/995 E. ) kararlarında, kentsel dönüşümden ziyade heyelan veya deprem riski nedeniyle yıkılan yapılarda idarenin imar ve denetim kusuru varsa tazminat sorumluluğunun doğabileceği, ancak bunun malikler arası bir dengesizlikten ziyade “hizmet kusuru” odaklı olduğu vurgulanmaktadır.

Şerefiye ve Konum Farkı: Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (2023/3171 E. ), azınlık paydaşlara eski değerli konumları yerine ekonomik yönden dengesiz (örneğin ön cephe yerine arka cephe) yerler önerilmesini “adil paylaşım” ilkesine aykırı bularak idari işlemlerin iptal edilebileceğine işaret etmiştir.

Sözleşme Serbestisi: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi (2016/9265 E. ), malikin serbest iradesiyle imzaladığı kat karşılığı inşaat sözleşmesinde öngörülen paylaşıma uygun tescil yapılmışsa, sonradan değer farkı iddiasıyla tazminat istenmesini “dürüstlük kuralına aykırı” bulabilmektedir.

Sonuç Kentsel dönüşüm sonrası metrekare azalması yaşayan malik, eğer uyuşmazlık diğer kat malikleriyle ilgiliyse ve projede açık bir dengesizlik varsa “sebepsiz zenginleşme” hükümlerine dayanarak tazminat talep edebilir. Ancak dönüşüm 6306 sayılı Kanun kapsamında idari bir uygulama (özellikle afet sonrası kura) olarak yürütülüyorsa, idari yargı bu farkları kura işleminin doğal sonucu kabul ederek tazminat taleplerini reddetme eğilimindedir. Hak sahibinin eski taşınmazındaki kaçak kullanımları veya sözleşmedeki açık rızası tazminat hakkını ortadan kaldırabilmektedir.

Kentsel dönüşüm sonrası dairem küçülürse tazminat alabilir miyim?

Eğer dönüşüm kat malikleri arasında yapılan bir proje kapsamında gerçekleşmiş ve yeni projede bağımsız bölümler arasında açık bir metrekare veya değer dengesizliği oluşmuşsa, Yargıtay uygulamasına göre sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında tazminat talep edilebilir. Ancak dönüşüm 6306 sayılı Kanun kapsamında idari bir uygulama (özellikle afet sonrası kura yöntemi) ile yapılmışsa, metrekare farkı çoğu durumda tazminat sebebi sayılmamaktadır.

Afet sonrası devlet tarafından verilen yeni konut eski konutumdan küçükse dava açabilir miyim?

Danıştay kararlarına göre, afet sonrası yapılan konut tahsislerinde eski konutla birebir aynı metrekare, kat veya cephe özelliklerinin sağlanması zorunlu değildir. Kura ile yapılan tahsisler sosyal devlet ilkesi kapsamında değerlendirilmekte ve idarenin kusuru bulunmadıkça metrekare farkına dayalı tazminat talepleri genellikle reddedilmektedir.

Eski dairemde kaçak alan veya ortak alan kullanımı varsa metrekare kaybı için tazminat isteyebilir miyim?

Hayır. Yargıtay kararlarına göre eski yapıda bulunan kaçak eklentiler, ortak alanların haksız kullanımı veya projeye aykırı büyütmeler nedeniyle oluşan metrekare fazlalığı yeni projede kaldırılmışsa, bu durum hak kaybı sayılmaz ve malik tazminat talep edemez.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Kentsel dönüşüm uyuşmazlıkları teknik ve karmaşık hukuki değerlendirmeler gerektirir. Özellikle aşağıdaki konular uzmanlık gerektirir:

Arsa payı ve metrekare hesaplamalarının teknik bilirkişi incelemesi

Sebepsiz zenginleşme davası şartlarının oluşup oluşmadığının tespiti

6306 sayılı Kanun kapsamındaki idari işlemlere karşı dava stratejisi

Sözleşme hükümleri ve feragat maddelerinin geçerliliği

Şerefiye, konum ve değer dengesizliği hesaplamaları

Hak kaybı yaşanmadan doğru hukuki yolun belirlenmesi

Bu nedenle kentsel dönüşüm sürecinde hak kaybı yaşamamak ve doğru hukuki strateji belirlemek için uzman gayrimenkul ve kentsel dönüşüm hukuku avukatından destek alınması kritik önem taşır.

İstanbul başta olmak üzere özellikle Tuzla, Pendik, Kartal ve Anadolu Yakası genelinde kentsel dönüşüm ve gayrimenkul hukuku alanında faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, kentsel dönüşüm sözleşmeleri, metrekare uyuşmazlıkları, arsa payı davaları ve tazminat süreçlerinde profesyonel hukuki danışmanlık sağlamaktadır.

Read More

Kentsel Dönüşümde Çatı Katı Maliklerinin Hakları Nedir? Arsa Payı Düşükse Metrekare Kaybı Olur mu?

Çatı Katı Bağımsız Bölüm Riski, Belediye Kat İzni Sorunu ve Metrekare Dağılımı

Kentsel dönüşüm sürecinde en çok hak kaybı riski yaşayan malikler arasında çatı katı sahipleri bulunmaktadır. Belediye kayıtlarında kat izni bulunmaması, arsa payının düşük belirlenmiş olması veya projesiz eklentiler nedeniyle çatı katı malikleri yeni yapılacak binada bağımsız bölüm haklarını kaybedebilir veya diğer maliklere göre daha az metrekare alabilir.

6306 sayılı Kanun kapsamında kentsel dönüşüm projelerinde metrekare dağılımı, arsa payı hesaplaması ve çatı katı maliklerinin karşılaşabileceği hukuki riskler aşağıda açıklanmaktadır.

1. Arsa Payı Esası ve Metrekare Dağılımı 

Kentsel dönüşüm sürecinde (6306 sayılı Kanun kapsamında), yeni yapılacak binadaki bağımsız bölüm dağılımı ve metrekare hakları kural olarak tapu kayıtlarındaki “arsa payı” oranına göre belirlenmektedir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (2025/4788 E., 2025/9964  K.) kararına göre, bir malikin fiilen kullandığı alanın tapudaki arsa payından fazla olması, kentsel dönüşüm sonrası kendisine daha fazla pay verilmesini haklı kılmaz. Mahkemeler, kullanım alanındaki fazlalık için denkleştirme veya düzeltme taleplerini reddetmekte ve tapu kayıtlarındaki arsa paylarını esas almaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (2023/648 E., 2025/512 K K.) kararı, çatı katı maliklerinin arsa paylarının belirlenmesinde; iklim koşullarından etkilenme, asansörsüz binalarda ulaşım zorluğu ve teras kullanımı gibi faktörlerin değerlemeyi etkilediğini vurgulamaktadır. Bu durum, çatı katı maliklerinin tapudaki arsa paylarının diğer katlara göre daha düşük belirlenmiş olması riskini doğurur. Arsa payı düşük olan malik, yeni yapılacak binada arsa payı oranında hak sahibi olacağı için diğer maliklerden daha az metrekare alma veya değer kaybı yaşama riskiyle karşı karşıyadır.

2. Belediye Kayıtlarındaki Kat İzni Eksikliği ve Proje Engelleri 

Belediye kayıtlarında çatı katına kat izni verilmemesi, kentsel dönüşüm sürecinde en büyük hukuki engellerden biridir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi (2011/2052 E., 2011/5182  K.) ve 14. Hukuk Dairesi (2016/7721 E., 2019/6289 K K.) kararları, yapının mimari projesine uygunluğu ve belediye onaylı projenin varlığının kat mülkiyeti tesisi için zorunlu olduğunu belirtmektedir. Belediye kayıtlarında bağımsız bir kat olarak tanınmayan çatı katları, yeni projede “bağımsız bölüm” statüsünü kaybedebilir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi (2024/4692 E., 2025/813 K K.) kararında görüldüğü üzere, kentsel dönüşüm projelerinde çatı alanlarının “ortak alan” veya “depo” olarak değiştirilmesi gündeme gelebilmektedir. Bu durum, çatı katı malikinin bağımsız mülkiyet hakkının sona ermesine ve sadece arsa payı oranında bir hakka sahip olmasına neden olabilir. Ayrıca, Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2017/8757 E., 2018/599 K K.) kararı uyarınca, imar mevzuatına aykırı veya projesiz eklentilerin bağımsız bölüm olarak tescili mümkün olmayabilir; bu da malikin yeni binada bağımsız bir daire alma hakkını tamamen ortadan kaldırabilir.

3. Çatı Katı Maliklerinin Karşılaşabileceği Somut Olumsuzluklar

Bağımsız Bölüm Kaybı: Belediye kat izni vermediği takdirde, çatı katı maliki yeni binada müstakil bir daire yerine, arsa payı oranında bir hisse ile yetinmek zorunda kalabilir.

Düşük Metrekare ve Değer Kaybı: Arsa paylarının kat irtifakı kurulduğu tarihteki değerlere göre belirlenmiş olması (KMK md. 3), çatı katının o dönemdeki dezavantajları nedeniyle düşük pay almasına ve dolayısıyla yeni binada daha küçük bir alan tahsis edilmesine yol açabilir (Yargıtay 20. HD, 2017/1315 E. K).

Oybirliği ve Muvafakat Sorunları: Çatı katındaki projesiz büyütmelerin veya statü değişikliklerinin korunması için tüm kat maliklerinin oybirliği gerekebilir (Yargıtay 5. HD, 2023/3779 E. Kaynak). Diğer maliklerin muvafakat vermemesi durumunda çatı katı maliki hukuki olarak korumasız kalabilir.

Örnek bir olay: Davacılar bir binanın arsa maliki ve inşa eden kişiler olup, binada bazı bağımsız bölümlerin sonradan projeye aykırı şekilde ilave edildiğini belirtmişlerdir. Özellikle üçüncü kattaki bir daire ile çatı katındaki bağımsız bölümün sonradan yapıldığı ve kat mülkiyetine tabi olmadığı ifade edilmiştir.

Davacılar, bu ilave bağımsız bölümler için imar barışı kapsamında yapı kayıt belgesi aldıklarını ve bu bölümlere arsa payı verilerek kat mülkiyeti kurulmasını talep etmiştir. Bunun için mevcut bağımsız bölümlerin arsa paylarının azaltılarak yeni bölümlere pay verilmesini ve bu bölümlerin tapuya tescilini istemişlerdir.

Davalı bağımsız bölüm maliki ise:

dairesini mevcut arsa payı üzerinden satın aldığını,

arsa payının azaltılmasına rızası olmadığını,

kaçak yapılan dairelere arsa payı verilmesinin kendi mülkiyet hakkını zedeleyeceğini savunmuştur. Yerel mahkeme davayı reddetmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı onamış, Yargıtay da şu gerekçeyle kararı kesinleştirmiştir: Ana gayrimenkule yeni bağımsız bölüm eklenmesi ve arsa paylarının yeniden dağıtılması kat maliklerinin oybirliği ile mümkündür. Mahkeme kararıyla kat maliklerinin rızası yerine geçilemez. Bu nedenle davacıların talebi hukuken mümkün değildir.

Tazminat ve Sebepsiz Zenginleşme Davaları: Yeni projede metrekare dağılımında eşitsizlik oluşması durumunda, fazla alan alan maliklerin diğerlerine tazminat ödemesi gerekebilir (Yargıtay 3. HD, 2022/5267 E. K).

4. İkincil Kaynak Değerlendirmesi İkincil kaynak niteliğindeki mahkeme kararları, çatı katı maliklerinin karşılaşabileceği risklere dair ek bağlam sunmaktadır:

İstanbul Anadolu 7. ATM (2023/494 E. Kay): Onaylı projesine uygun olmayan bağımsız bölümlerin, kentsel dönüşümde eski özelliklerini (konum, metrekare, giriş yönü) kaybedebileceği ve malikin iradesi dışında açık artırma ile satış riskiyle karşılaşabileceği vurgulanmıştır.

Yargıtay 5. HD (2023/12651 E. K): İmar affından yararlanılmış olsa dahi, tapuda arsa payı tahsisi yapılmamış veya proje dışı kalmış çatı katlarının yıkım sonrası hak iddiasının reddedilebileceği ve malikin pay kaybına uğrayabileceği belirtilmiştir.

Bakırköy 2. ATM (2022/304 E. K): Proje onayına dayalı pay artışı beklentilerinin, inşaat gecikmeleri veya belediye izin süreçlerindeki aksaklıklar nedeniyle gerçekleşemeyebileceği, bu durumun malikleri eski (düşük) paylar üzerinden işlem yapmaya zorlayabileceği ifade edilmiştir.

Danıştay 6. Daire (2019/20423 E. K): İmar planı notlarında çatı alanlarının “bağımsız bölüm yapılamayacağı” yönündeki kısıtlamaların, kentsel dönüşümde bu alanların emsal dışı bırakılmasına ve metrekare dağılımında dezavantaj oluşmasına neden olabileceği işaret edilmiştir.

Sonuç: Çatı katı malikleri, belediye kayıtlarındaki kat izni eksikliği nedeniyle yeni binada bağımsız bölüm haklarını kaybederek “ortak alan” paydaşı durumuna düşebilirler. Metrekare dağılımı tapudaki arsa payına göre yapıldığından ve çatı katlarının arsa payları genellikle daha düşük takdir edildiğinden, bu maliklerin diğer kat maliklerinden daha az metrekare alması kuvvetle muhtemeldir.

Sık Sorulan Sorular

Çatı katı tapuda görünüyorsa kentsel dönüşümde kesin korunur mu?

Hayır. Belediye onaylı projeye uygunluk ve arsa payı oranı belirleyici olup, proje dışı bölümler korunmayabilir.

Kentsel dönüşümde herkes aynı metrekareyi mi alır?

Hayır. Metrekare dağılımı genellikle tapudaki arsa payı oranına göre yapılır.

Belediye kayıtlarında kat izni yoksa ne olur?

Çatı katı bağımsız bölüm statüsünü kaybedebilir ve malik yalnızca arsa payı oranında hak sahibi olabilir.

Bağımsız bölümün fiili kullanım alanı büyükse arsa payı artırılabilir mi?

Hayır. Yargıtay’a göre bir bağımsız bölüm malikinin fiilen kullandığı alanın tapuda kayıtlı arsa payından fazla olması tek başına arsa payının artırılması için yeterli değildir. Kat mülkiyeti veya paylı mülkiyet rejiminde arsa payı tapu kayıtlarına göre belirlenir ve geçmiş kullanım, fiili büyüklük veya kullanım alışkanlıkları arsa payının değiştirilmesi için kazanılmış hak oluşturmaz.

Yıllarca daha fazla metrekare kullanmak arsa payı hakkı doğurur mu?

Hayır. Uzun süre daha büyük alan kullanılmış olması, vergi ödenmesi veya fiili kullanımın diğer maliklerden fazla olması arsa payının değiştirilmesini gerektirmez. Yargıtay, kullanım biçiminin değil tapu kayıtlarının esas olduğunu açıkça vurgulamaktadır.

Riskli yapı yıkıldıktan sonra eski kullanım alanına göre yeni projede pay talep edilebilir mi?

Hayır. Riskli yapı yıkılmış olsa bile yeni yapılacak binada paylaşım, tapudaki arsa payı oranlarına göre yapılır. Önceki yapıdaki fiili kullanım alanı veya mimari projedeki farklı metrekareler, arsa payının yeniden belirlenmesi için hukuki dayanak oluşturmaz.

Mimari proje veya bilirkişi tespiti tapu kaydına üstün müdür?

Hayır. Yargıtay kararına göre mimari proje, keşif veya kullanım alanı tespitleri tapu sicilindeki arsa payı kaydını değiştirmez. Tapu kaydı, taşınmazın mülkiyet yapısını belirleyen temel hukuki belgedir ve aksi ancak kanunda öngörülen özel durumlarda mümkündür.

Riskli yapı yıkıldıktan sonra fiilen daha büyük alan kullanan malik arsa payının artırılmasını isteyebilir mi?

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 2025/4788 E., 2025/9964 K. sayılı kararına konu olayda davacı, maliki olduğu bağımsız bölümün yıllarca diğer maliklerden daha fazla metrekare ile kullanıldığını, mimari proje ve yapılan tespitlerde de kullanım alanının tapudaki arsa payına göre daha büyük olduğunun ortaya çıktığını, riskli yapı kararı sonrası binanın yıkılmasıyla yeni yapılacak projede bu fiili kullanım farkının dikkate alınması gerektiğini ileri sürerek arsa payının düzeltilmesini talep etmiştir. Ancak mahkemeler ve Yargıtay, taşınmazın paylı mülkiyet hükümlerine göre tapuda kayıtlı olması ve kat irtifakının tapuya şerh edilmiş bulunması karşısında, bağımsız bölümün fiili kullanım alanının tapudaki arsa payından fazla olmasının arsa payının artırılması veya diğer maliklerin paylarının azaltılması için hukuki dayanak oluşturmayacağını kabul etmiştir. Yargıtay, tapu kayıtları ile belirlenen arsa payı düzeninin fiili kullanım veya metrekare farklılığı gerekçesiyle değiştirilemeyeceğini belirterek davanın reddine ilişkin kararı onamıştır.

Çatı katı bağımsız bölümlerin arsa payı diğer dairelerle eşit olmak zorunda mıdır? (Çatı katı arsa payı nasıl belirlenir?)

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2023/648 E., 2025/512 K. sayılı kararına konu olayda, binada tüm bağımsız bölümlere eşit arsa payı verilmiş olmasına rağmen özellikle çatı katı dairenin konumu ve fiziki özelliklerinin diğer dairelerden farklı olduğu ileri sürülerek arsa paylarının yeniden düzenlenmesi talep edilmiştir. Dosyada yapılan bilirkişi incelemesinde çatı katı bağımsız bölümün ön ve arka teras kullanımı bulunması, kiremit çatı korumasının olmaması nedeniyle iklim koşullarından daha fazla etkilenmesi ve ulaşım zorlukları gibi özelliklerinin bağımsız bölüm değerini etkileyebilecek unsurlar olduğu değerlendirilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, arsa paylarının bağımsız bölümlerin kat irtifakının kurulduğu tarihteki değerini etkileyen tüm unsurlar dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğini, çatı katı gibi konum ve kullanım özellikleri farklı olan bağımsız bölümlerin değerinin bu unsurlar göz önüne alınarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Buna göre çatı katı bağımsız bölümlere diğer dairelerle otomatik olarak eşit arsa payı verilmesi zorunlu olmayıp, konum, kullanım, iklim etkisi, ulaşım ve fiziki özellikler gibi değer belirleyici faktörler dikkate alınarak arsa paylarının yeniden düzenlenmesi mümkün olabilir.

Çatı ortak alanının kullanımına veya satışına ilişkin paydaşlar kararı tüm maliklerin katılımı olmadan geçerli olur mu?

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 2024/4692 E., 2025/813 K. sayılı kararına konu olayda paydaşlar arasında yapılan toplantıda çatı ortak alanının ortak alan olarak kalması ve depo olarak değerlendirilmesine ilişkin karar alınmış, Bölge Adliye Mahkemesi bu kararın oybirliği ile alındığını kabul ederek davayı reddetmiştir. Ancak Yargıtay, toplantı tutanağında tüm maliklerin toplantıya katılmadığını ve kararın oybirliği ile alınmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle paydaşların tamamının katılımı ve oybirliği şartı gerçekleşmeden alınan kararın geçerli kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi hatalı bulunmuş ve karar bozulmuştur.

Kat mülkiyeti kurulmuş binada sonradan eklenen çatı veya bodrum alanları bağımsız bölüm olarak tapuya tescil edilebilir mi?

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin 2017/8757 E., 2018/599 K. sayılı kararına konu olayda davacılar, imar affı kapsamında çatı ve bodrum katlarda sonradan oluşturulan alanların mesken nitelikli bağımsız bölüm olarak kabul edilip tapuda adlarına tescilini talep etmiştir. Ancak Yargıtay, ana taşınmazda dava konusu değişikliklerin yapıldığı tarihte kat mülkiyetinin zaten kurulmuş olduğunu, bu nedenle imar affına ilişkin düzenlemelerin uygulanamayacağını belirtmiştir. Ayrıca bilirkişi raporuna göre bu alanların bağımsız bölüm olarak kullanılmaya elverişli ve tamamlanmış nitelikte olmadığı tespit edildiğinden Kat Mülkiyeti Kanunu anlamında bağımsız bölüm sayılmaları mümkün görülmemiştir. Bu nedenle diğer kat maliklerinin rızası olmadan bu alanların bağımsız bölüm olarak tescili mümkün olmadığı kabul edilerek davanın reddine ilişkin karar onanmıştır.

Ana gayrimenkule sonradan eklenen kaçak veya ilave bağımsız bölümler için mahkeme kararıyla kat mülkiyeti kurulabilir mi?

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 2023/3779 E., 2023/9193 K. sayılı kararına konu olayda davacılar, projeye sonradan eklenen ve kat mülkiyetine tabi olmayan ara kat ve çatı katı bağımsız bölümler için arsa paylarının yeniden dağıtılarak kat mülkiyeti kurulmasını ve bu bölümlerin tapuya tescilini talep etmiştir. Ancak davalı malik, kendi bağımsız bölümünün arsa payının azaltılmasına muvafakat etmediğini belirtmiştir. Yargıtay, Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 44. maddesi uyarınca ana gayrimenkule yeni bağımsız bölüm eklenmesinin ancak kat malikleri kurulunun oybirliği ile alacağı kararla mümkün olduğunu, kat maliklerinin bu yönde mahkeme kararıyla zorlanamayacağını vurgulamıştır. Bu nedenle diğer kat malikinin rızası bulunmadan arsa paylarının değiştirilmesi veya ilave bağımsız bölümler için kat mülkiyeti kurulması mümkün görülmemiş, davanın reddine ilişkin karar hukuka uygun bulunarak onanmıştır.

Kentsel dönüşüm sonrası bazı dairelerin metrekareleri artıp bazılarının azalırsa zarar gören malik tazminat isteyebilir mi?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2022/5267 E., 2023/1448 K. sayılı kararına konu olayda eski bina kentsel dönüşüm kapsamında yıkılıp yeniden yapılmış, ancak yeni projede bazı bağımsız bölümlerin yüzölçümü artarken davacıların dairelerinin metrekareleri küçülmüştür. Bilirkişi incelemesi ile davacıların kullanım alanının azaldığı ve diğer bazı maliklerin kullanım alanının arttığı tespit edilmiştir. Yargıtay, bu durumun bağımsız bölümler arasında açık bir değer ve kullanım dengesizliği oluşturması halinde, metrekare artışı nedeniyle avantaj sağlayan maliklerin sebepsiz zenginleşmiş sayılabileceğini ve zarar gören maliklere tazminat ödemekle yükümlü olabileceklerini kabul etmiştir. Bu nedenle davacıların zararlarının diğer maliklerden hisseleri oranında tahsiline karar verilmesi hukuka uygun bulunmuştur.

Kentsel dönüşüm projesine katılmış veya yeni binanın yapılmasına izin vermiş olmak sonradan dava açmaya engel midir?

Somut olayda davacılar binanın kentsel dönüşüm kapsamında yıkılmasına karşı çıkmamış ve yeni binanın yapılmasına fiilen izin vermiş olmalarına rağmen, yeni projede dairelerinin küçültülmesi nedeniyle dava açmıştır. Yargıtay’a göre maliklerin dönüşüm sürecine katılması veya yeni binanın yapılmasına rıza göstermesi, sonradan ortaya çıkan metrekare kaybı veya değer dengesizliği nedeniyle dava açmalarına engel değildir. Malikler, proje uygulanması sonucunda ortaya çıkan kullanım alanı farklılıklarının sebepsiz zenginleşme oluşturduğunu ileri sürerek zararlarının giderilmesini talep edebilirler.

İmar affı veya yapı kullanma izni alınmış olması tek başına tapu tescil hakkı sağlar mı?

Hayır, imar affından yararlanılması veya yapı kullanma izni alınması tek başına bağımsız bölüm üzerinde mülkiyet hakkı ve tapuya tescil talep etme hakkı doğurmaz; tapu tescili için ayrıca Kat Mülkiyeti Kanunu ve ilgili mevzuatta öngörülen hukuki ve teknik şartların (bağımsız bölümün hukuken geçerli ve mevcut olması, kat mülkiyetine uygunluk, gerekli belgelerin tamamlanması gibi) gerçekleşmesi gerekir. Nitekim Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 19.03.2024 tarihli kararında, davacı imar affı kapsamında yapı kullanma izni almış olsa da tescil davası devam ederken ana yapının yıkılması nedeniyle bağımsız bölümün hukuki varlığının ortadan kalktığı ve bu nedenle tescil talebinin konusuz kaldığı kabul edilmiş, böylece imar affı veya kullanım izninin tek başına tapu hakkı sağlamaz.

İmar planı veya plan notları çatı katının emsal dışında kullanılmasına izin verebilir mi?

Hayır, imar planı veya plan notları ile çatı katı kullanımına ilişkin düzenleme yapılabilse de bu düzenlemeler üst mevzuata aykırı olamaz. Danıştay 6. Daire kararına göre, emsal hesabı ve yapılaşma esasları yönetmeliklerle belirlenir ve imar planı ile değiştirilemez. Bu nedenle çatı katının emsal dışı sayılması, bağımsız bölüm haline getirilmesi veya kullanım alanının genişletilmesi gibi düzenlemeler ancak ilgili imar mevzuatına uygun olduğu ölçüde geçerlidir; plan notları yönetmeliğe aykırı şekilde hak yaratamaz.

Çatı katının bağımsız bölüm olarak kullanılmasına yönelik plan değişiklikleri hukuka uygun mudur?

Çatı katına ilişkin plan değişiklikleri kural olarak mümkündür; ancak bu değişikliklerin şehircilik ilkelerine, plan bütünlüğüne ve kamu yararına dayanması gerekir. Danıştay kararında, yapılaşma yoğunluğunu artıran veya çatı alanlarını kullanım alanına dönüştüren düzenlemelerin teknik ve nesnel gerekçelere dayanması, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmaması ve planlama sistematiği içinde değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Aksi halde yalnızca bireysel menfaat sağlayan veya plan bütünlüğünü bozan düzenlemeler hukuka aykırı sayılabilir.

Neden Kentsel Dönüşüm Sürecinde Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Çatı katı uyuşmazlıkları yalnızca mülkiyet hukuku değil aynı zamanda imar hukuku, tapu hukuku ve kentsel dönüşüm mevzuatını birlikte ilgilendiren teknik süreçler içerir. Sürecin yanlış yönetilmesi bağımsız bölüm hakkının tamamen kaybedilmesine neden olabilir.

Uzman hukuki destek özellikle şu konularda kritik öneme sahiptir:

arsa payı analizinin yapılması

belediye proje kayıtlarının incelenmesi

bağımsız bölüm statüsünün korunması

metrekare dağılımına itiraz süreçleri

tazminat ve denkleştirme davaları

kat malikleri kararlarının iptali

hak kaybı doğmadan önleyici hukuki süreçlerin yürütülmesi

Erken hukuki müdahale, telafisi güç mülkiyet kayıplarını önleyebilir.

Read More

Kentsel Dönüşüm Projelerinde Metrekare Azlığı ve Adaletsiz Paylaşım Durumunda Hukuki Yollar

Kentsel dönüşüm projelerinde maliklere arsa payına denk düşmeyen metrekare verilmesi veya şerefiye farkı gözetilmemesi halinde aşağıdaki davalar açılabilir.

1. Kentsel Dönüşümde Karar Alma Mekanizması ve Azınlık Paydaşların Durumu

 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 6. maddesi uyarınca, riskli yapıların yıkılmasından sonra taşınmazın nasıl değerlendirileceğine (yeniden bina yaptırılması, payların satışı, kat karşılığı veya hasılat paylaşımı vb.) sahip oldukları hisseleri oranında paydaşların salt çoğunluğu ile karar verilir. Bu karara katılmayan azınlık paydaşların arsa payları, Bakanlıkça rayiç değeri tespit ettirilerek, bu değerden az olmamak üzere anlaşma sağlayan diğer paydaşlara açık artırma usulü ile satılır. Satış gerçekleşmezse paylar, rayiç bedeli Bakanlıkça ödenerek Hazine adına tescil edilir.

2. Metrekare Azlığı ve Paylaşım Haksızlığı Durumunda Başvurulacak Yollar

 Mülk sahibine arsa payına denk gelen metrekareden daha az alan verilmesi veya malikler arasında şerefiye farkı gözetilmeksizin adaletsiz paylaşım yapılması durumunda azınlık hakları yargı kararları ışığında şu şekildedir:

Adli Yargı Yolu (Asliye Hukuk Mahkemeleri):

Sebepsiz Zenginleşme ve Tazminat: Bağımsız bölümler arasında açık bir eşitsizlik meydana gelmesi durumunda, zarar gören malikler sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak tazminat davası açabilirler. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, projedeki metrekare küçülmelerinin diğer malikler lehine haksız bir zenginleşme doğurması halinde tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

Sözleşmenin İptali ve Uyarlanması: Azınlık paydaşlar, paylaşımın adil olmadığını ileri sürerek “düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin iptali” veya “sözleşmenin uyarlanması” davası açabilirler.

Malikler Kurulu Kararının İptali: salt çoğunlukla alınan kararın veya bu karara dayanak teşkil eden protokolün usulüne uygun olmadığını (toplantıya davet edilmeme, kanuna aykırılık vb.) iddia eden malikler, bu kararların iptali için adli yargıda dava açabilirler.

İdari Yargı Yolu (İdare Mahkemeleri):

Satış İşleminin İptali: Azınlık paydaşlar, arsa paylarının satışına ilişkin idari işlemin iptali için dava açabilirler. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, paylaşımın “adil ve hakkaniyete uygun olmadığı” (örneğin; ana cadde üzerindeki dükkan yerine arka cepheden dükkan önerilmesi) durumlarda mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle satış işleminin iptal edilebileceğine karar vermiştir.

Değer Tespitine İtiraz: Rayiç bedelin düşük tespit edilmesi durumunda, ihale ve değer tespiti işlemlerine karşı iptal davası açılabilir.

3. Hisse Satışlarının Engellenmesi ve Yargısal Denetim 

Azınlık paydaşların hisse satışlarını doğrudan engelleme yetkisi kanunen sınırlı olsa da, yargı yoluyla bu süreç durdurulabilir:

Yürütmenin Durdurulması ve İhtiyati Tedbir: Pay satışına ilişkin idari işlemlere karşı idari yargıda açılacak davalarda “yürütmenin durdurulması” talep edilebilir. Adli yargıda ise malikler kurulu kararının uygulanmasının durdurulması için “ihtiyati tedbir” istenebilir. Ancak bazı kararlarda, pay satışına karşı ihtiyati tedbir kararının yalnızca idari yargıdan talep edilebileceği, adli yargının bu konuda yetkisiz olduğu belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Kriteri: AYM, azınlıkta kalan paydaşların yeni paylaşım yöntemine yönelik itirazları yargısal bir merci tarafından denetlenmeden ve yeterli gerekçeyle karşılanmadan satış yapılmasını mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmektedir. Satışın “son çare” olması gerektiği vurgulanmaktadır.

Keşif ve Bilirkişi İncelemesi: Danıştay, satış işleminden önce paylaşımın hukuka uygun olup olmadığının, taşınmaz başında keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak değerlendirilmesini zorunlu tutmaktadır. Eğer paylaşım adaletsiz bulunursa satış işlemi iptal edilerek engellenmiş olur. Bir yazı önerisi.

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi olması nedeniyle ikincil kaynaklardan elde edilen ek bağlamlardır:

Sebepsiz Zenginleşme Davası: İmar planı değişikliği veya kentsel dönüşüm sonrası paylaşımdaki eşitsizliklerin giderilmesi için arsa sahipleri arasında bir dengeleme protokolü yapılmamışsa, Türk Borçlar Kanunu (TBK) md. 77-82 uyarınca sebepsiz zenginleşme davası açılarak zarar miktarı talep edilebilir.

Tapu Kayıtlarının Önemi: Arsa payı düzeltme davalarında, kat irtifakı kurulurken belirlenen oranların bağımsız bölüm değerleriyle orantısızlığı iddiası, tapu kayıtları ve Kat Mülkiyeti Kanunu sınırlamaları nedeniyle her zaman başarıya ulaşmayabilir; bu durumda kazanılmış hakların korunması için uzman incelemesi kritiktir.

İdari Parselasyon İtirazları: Kentsel dönüşüm dışındaki imar uygulamalarında (İmar Kanunu md. 18), hisselerin “pratikte kullanılması mümkün olmayan küçük paylar” şeklinde dağıtılması hukuka aykırı bulunmakta ve idari yargıda iptal edilebilmektedir. Bu durum, kentsel dönüşümdeki adil dağılım ilkesine kıyasen bir dayanak oluşturabilir.

Bireysel Başvuru: İdari ve adli yolların tüketilmesinin ardından, mülkiyet hakkının ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılarak yeniden yargılama veya tazminat talep edilebilir.

Sonuç: Azınlık paydaşlar, haksız paylaşım durumunda adli yargıda tazminat ve sözleşme iptali; idari yargıda ise satış işleminin iptali ve yürütmenin durdurulması yollarına başvurabilirler. Satışın engellenmesi, ancak paylaşımın adaletsizliğinin veya usulsüzlüğünün mahkemece tespit edilmesi ve yürütmenin durdurulması/tedbir kararı alınması ile mümkündür.

Sık Sorulan Sorular

Azınlık paydaş hisse satışını tamamen engelleyebilir mi?

Doğrudan engelleyemez; ancak idari yargıda yürütmenin durdurulması kararı alınması halinde satış durdurulabilir.

Kentsel dönüşümde metrekare küçülmesi dava sebebi midir?

Evet. Arsa payına denk düşmeyen bağımsız bölüm verilmesi halinde tazminat veya sözleşme iptali davası açılabilir.

Neden Kentsel Dönüşüm Sürecinde Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Kentsel dönüşüm süreci yalnızca sözleşme ilişkisi değil aynı zamanda idari işlem, mülkiyet hukuku, borçlar hukuku ve imar hukuku unsurlarını birlikte içerir. Sürecin yanlış yönetilmesi telafisi güç hak kayıplarına neden olabilir.

Uzman hukuki destek özellikle şu konularda kritik öneme sahiptir:

salt çoğunluk kararlarının denetlenmesi

pay satış işlemlerinin durdurulması

adil metrekare ve şerefiye hesaplarının teknik incelenmesi

bilirkişi raporlarının değerlendirilmesi

sözleşme iptali ve tazminat davaları

idari ve adli yargı süreçlerinin birlikte yürütülmesi

mülkiyet hakkı ihlali riskinin önlenmesi İstanbul ve çevresinde kentsel dönüşüm uyuşmazlıkları konusunda uzman destek almak, hak kaybını önlemek açısından büyük önem taşır.

İstanbul Tuzla Kentsel Dönüşüm Avukatı — 2M Hukuk Avukatlık Bürosu

İstanbul Tuzla merkezli faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, kentsel dönüşüm uyuşmazlıkları, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri, pay satış iptali davaları ve mülkiyet hakkı ihlallerine ilişkin süreçlerde hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Özellikle aşağıdaki alanlarda destek sağlanmaktadır:

kentsel dönüşüm sözleşme danışmanlığı

azınlık paydaş haklarının korunması

hisse satışının iptali davaları

arsa payı uyuşmazlıkları

metrekare ve şerefiye hesaplama ihtilafları

sözleşme feshi ve tazminat davaları

İstanbul, Tuzla ve çevresinde dava takibi

Read More