Olağanüstü Genel Kurul Çağrı Yazısında Bulunması Gereken Zorunlu Unsurlar Nelerdir?

Giriş 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 29. maddesi uyarınca düzenlenen olağanüstü kat malikleri kurulu toplantıları, kanunda öngörülen sıkı şekil şartlarına tabidir. Yargıtay kararları ışığında, bu toplantılara ilişkin çağrı yazılarında bulunması gereken unsurlar ve dikkat edilmesi gereken usuli kurallar aşağıda detaylandırılmıştır.

1. Çağrı Yazısında Bulunması Gereken Zorunlu Unsurlar

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 18. Hukuk Dairesi ve 5. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, bir olağanüstü genel kurul çağrı yazısı şu bilgileri içermelidir:

Toplantı Sebebi (Gündem): Olağanüstü toplantı çağrısında toplantı sebebi açıkça belirtilmelidir. Toplantı sebebinin bildirilmesi emredici bir koşuldur ve bu sebep dışında (gündem dışı) konuların ele alınıp karara bağlanması mümkün değildir.

Toplantı Tarihi, Saati ve Yeri: Toplantının nerede ve ne zaman yapılacağı tereddüde yer vermeyecek şekilde yazılmalıdır.

İkinci Toplantı Bilgileri: İlk çağrı yapılırken, birinci toplantıda yeter sayının sağlanamaması halinde ikinci toplantının nerede ve hangi tarihte yapılacağı da belirtilmelidir.

Toplantı Arasındaki Süre: İlk toplantı ile ikinci toplantı arasında bırakılacak zamanın yedi günden az olamayacağı hususuna dikkat edilmelidir.

2. Çağrı Usulü ve Tebligat Şartları

Olağanüstü toplantı çağrısının geçerli olabilmesi için kanunun öngördüğü tebliğ yöntemlerine uyulması zorunludur:

Tebliğ Yöntemi: Çağrı, bütün kat maliklerine “imza karşılığı” veya “taahhütlü mektup” yoluyla yapılmalıdır. İlan panosuna asılan duyurular veya apartman girişine asılan ilanlar, kanunda aranan şekil şartını sağlamaz ve toplantının iptaline sebebiyet verir.

Tebliğ Süresi: Çağrının, toplantı için istenilen tarihten en az 15 gün önce bütün kat maliklerine ulaştırılmış olması gerekir. Bu 15 günlük süre emredici niteliktedir; yönetim planında bu süreyi kısaltan hükümler bulunsa dahi kanuni süre esas alınır.

Muhatap: Çağrı doğrudan “kat malikine” yapılmalıdır. Kat malikinin bağımsız bölümünde oturan kiracıya yapılan tebligatlar geçersizdir ve kat malikine yapılmış sayılmaz.

3. Dikkat Edilmesi Gereken Kritik Hususlar

Sıkı Şekil Şartları: Olağanüstü toplantılar, olağan toplantılara göre daha sıkı şekil kurallarına tabidir. Bu kurallara (süre, yöntem, içerik) uyulmaması, alınan kararların diğer hususlar incelenmeksizin salt bu nedenle iptaline yol açar.

Çağrı Yetkisi: Olağanüstü toplantı; yöneticinin, denetçinin veya kat maliklerinin 1/3’ünün istemi üzerine “önemli bir sebebin” çıkması halinde çağrılabilir.

İspat Yükü: Çağrının usulüne uygun yapıldığının ispatı ancak yazılı belgelerle (imzalı çağrı listesi, PTT kayıtları, taahhütlü mektup alındısı) mümkündür. Dosyada bu belgelerin sunulamaması iptal gerekçesidir.

Katılımın Etkisi: Bazı kararlarda, usulüne uygun çağrı yapılmasa dahi kat malikinin toplantıya katılmış olması durumunda iptal talebinin değerlendirilmesinde bu hususun dikkate alındığı görülmektedir.

4. İkincil Kaynak Değerlendirmeleri

İkincil kaynak olarak değerlendirilen kararlarda şu ek bağlamlar sunulmuştur:

Olağanüstü toplantı çağrılarında yönetim planı hükümlerine uyumun kritik olduğu, ancak yönetim planındaki sürelerin KMK’nın emredici hükümlerine aykırı olamayacağı vurgulanmıştır.

Toplantı çağrı belgelerinin, hazirun listelerinin, gündemin ve vekaletnamelerin mahkemece eksiksiz incelenmesi gerektiği, çağrı usulündeki eksikliğin “yokluk” veya “mutlak butlan” hallerine yol açabileceği ve bu durumda dava açma sürelerinin aranmayabileceği ifade edilmiştir.

Çağrı kağıdında birinci toplantının yer ve zamanının belirtilmemesinin veya toplantı niteliğinin (olağan/olağanüstü) karıştırılmasının iptal nedeni olabileceği belirtilmiştir.

Sonuç: Olağanüstü genel kurul çağrı yazısı; toplantı sebebini, yerini, saatini ve olası ikinci toplantı bilgilerini içermeli; tüm kat maliklerine en az 15 gün önceden imza karşılığı veya taahhütlü mektupla tebliğ edilmelidir. Bu usullere uyulmaması, toplantıda alınan tüm kararların yargı yoluyla iptal edilmesi riskini doğurmaktadır. Bir yazı önerisi.

Sık Sorulan Sorular

1) Olağanüstü kat malikleri kurulu çağrı yazısında neler mutlaka yer almalıdır?

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre olağanüstü toplantı çağrı yazısında toplantı sebebi (gündem) açıkça belirtilmeli; toplantının tarihi, saati ve yeri tereddüde yer vermeyecek şekilde yazılmalı; ayrıca ilk toplantıda çoğunluk sağlanamazsa yapılacak ikinci toplantının yer ve zamanı da gösterilmelidir. Toplantı sebebi bildirilmeden yapılan çağrılar geçersiz sayılmakta ve gündem dışı kararlar iptal edilmektedir.

Olağanüstü toplantı çağrısı ilan panosuna asılarak yapılabilir mi?

Hayır. Olağanüstü toplantı çağrısı, tüm kat maliklerine imza karşılığı veya taahhütlü mektupla yapılmalıdır. Apartman girişine veya ilan panosuna asılan duyurular kanuni tebligat yerine geçmez. Yargıtay uygulamasında, bu şekilde yapılan çağrılarla toplanan genel kurullarda alınan kararlar salt çağrı usulsüzlüğü nedeniyle iptal edilmektedir.

15 günlük çağrı süresine uyulmazsa toplantı ve kararlar geçerli olur mu?

Hayır. Olağanüstü kat malikleri kurulu toplantılarında 15 günlük çağrı süresi emredici niteliktedir. Bu sürenin yönetim planı ile kısaltılması mümkün değildir. Çağrının kat maliklerine toplantıdan en az 15 gün önce ulaştırılmadığı ispatlanırsa, toplantıda alınan kararlar başka bir husus incelenmeden iptal edilebilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Olağanüstü kat malikleri kurulu toplantıları, olağan toplantılara kıyasla çok daha sıkı şekil şartlarına tabidir.

Çağrı yazısında tek bir unsurun eksik olması,

15 günlük sürenin yanlış hesaplanması,

Tebligatın kiracıya yapılması,

İkinci toplantı bilgilerinin yazılmaması gibi hatalar, toplantıda oybirliğiyle alınmış olsa dahi tüm kararların iptal edilmesine yol açabilmektedir. Ayrıca çağrının usulüne uygun yapıldığını ispat yükü çağrıyı yapan tarafta olduğundan, eksik belge veya kayıtlar telafisi mümkün olmayan hak kayıpları doğurur.

Bu nedenle olağanüstü genel kurul sürecinin; çağrı metninin hazırlanmasından, tebligatın yapılmasına ve olası iptal davalarına kadar kat mülkiyeti hukuku ve Yargıtay içtihatlarına hâkim bir avukat eşliğinde yürütülmesi, sürecin geçerliliği ve alınacak kararların hukuki güvenliği açısından kritik önem taşır.

Read More

Gemi İhtiyati Haczinde Hangi Deniz Alacakları İçin Teminat Gerekmez? Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca, deniz alacaklarını teminat altına almak amacıyla gemiler hakkında ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için kural olarak alacaklının teminat yatırması zorunludur.
TTK m.1363/1 hükmü gereğince, ihtiyati haciz isteyen alacaklıdan 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR / ÖÇH) tutarında teminat alınması emredici niteliktedir.

Ancak kanun koyucu, gemi adamlarının korunması amacıyla belirli alacak türlerini bu genel kuralın dışında tutmuş ve teminatsız ihtiyati haciz imkânı tanımıştır. Uygulamada en çok hata yapılan alan da bu istisnaların yanlış yorumlanmasıdır.

Giriş ve Genel Hukuki Çerçeve 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca, deniz alacaklarını teminat altına almak amacıyla gemiler hakkında ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için kural olarak alacaklının teminat yatırması zorunludur. TTK m. 1363/1 uyarınca, ihtiyati haciz kararı verilmesini isteyen alacaklının, 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR/ÖÇH) tutarında teminat vermesi emredici bir hüküm olarak düzenlenmiştir. Ancak kanun koyucu, belirli deniz alacağı kalemlerini bu genel kuraldan istisna tutarak teminatsız ihtiyati haciz imkânı tanımıştır.

Teminat Alınmayacak Deniz Alacağı Kalemleri 

Yargı kararları ve TTK hükümleri analiz edildiğinde, ihtiyati haciz talebinde teminat yatırma yükümlülüğünden muaf tutulan temel alacak grubu “gemi adamı alacakları”dır.

Gemi Adamı Ücretleri ve Bağlı Haklar (TTK m. 1320/1-a): 

TTK m. 1363/3 hükmü, TTK m. 1320/1-a bendinde sayılan gemi alacaklılarının teminat yatırma yükümlülüğünden muaf olduğunu açıkça düzenlemektedir. Bu kapsamda teminat alınmayacak kalemler şunlardır:

Gemi adamlarına, gemide çalıştırılmakta olmaları dolayısıyla ödenecek ücretler. Gemi adamlarının ülkelerine getirilme (repatriation) giderleri. Gemi adamları adına ödenmesi gereken sosyal sigorta katılma payları.Gemi adamlarına ödenmesi gereken diğer tüm tutarlar (kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri gibi işçilik alacakları).

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi (2019/1897-2019/1368 K) ve 14. Hukuk Dairesi (2022/2109-2022/1570 K) kararlarında, gemi adamının bakiye ücret alacağı ve diğer işçilik hakları için TTK m. 1363/3 uyarınca teminatsız olarak ihtiyati haciz kararı verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (2022/1568-2022/1563 K) de bakiye gemi adamı alacağının gemi alacaklısı hakkı doğurduğunu ve bu alacaklar için teminat zorunluluğunun bulunmadığını teyit etmiştir.

İlam veya İlam Niteliğinde Belgeye Dayanan Alacaklar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi (2025/293-2025/443 K) kararında, TTK m. 1320/1-a kapsamındaki hal dışında, alacağın bir ilama veya ilam niteliğinde belgeye dayanması durumunda da teminat aranmayabileceği ifade edilmiştir. Bu istisna dışında kalan hallerde teminat yatırılması zorunludur.

Teminat Zorunluluğu Olan Diğer Deniz Alacakları Aşağıdaki deniz alacağı kalemleri için yapılan ihtiyati haciz taleplerinde 10.000 SDR tutarındaki teminatın yatırılması zorunlu görülmektedir:

Geminin işletilmesinin sebep olduğu zıya veya hasarlar (TTK m. 1352/1-a).

Geminin bakımı, onarımı ve muhafazasına ilişkin giderler (TTK m. 1352/1-l, m).

Gemiye sağlanan yakıt ve malzeme bedelleri (TTK m. 1352/1-n).

Sigorta primleri (TTK m. 1352/1-r).

Geminin mülkiyeti veya zilyetliğine ilişkin uyuşmazlıklar (TTK m. 1352/1-t).

Gemi rehni veya ipoteğinden doğan alacaklar (TTK m. 1352/1-v).

İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

 İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda, teminat muafiyetine ilişkin şu ek hususlar belirtilmiştir:

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2023/1512-2023/1397 K): Gemi alacakları (maritime liens) ve kanundan veya sözleşmeden doğan rehin hakkına sahip alacaklar dışındaki deniz alacakları için 10.000 SDR teminatın mutlak surette yatırılması gerektiği, sigorta primi alacaklarının (TTK m. 1352/1-r) bu istisna kapsamında olmadığı ve teminata tabi olduğu belirtilmiştir.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (2022/2299-2023/145 K): Geminin mülkiyeti veya zilyetliğine ilişkin uyuşmazlıklarda (TTK m. 1352/1-t, u), geminin zilyedine bırakılabilmesi için “yeterli teminatın” verilmesi gerektiği, bu tür uyuşmazlıklarda teminatsız bir sürecin işletilmediği vurgulanmıştır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2022/2109-2022/1570 K: Kaptan ve gemi adamlarının hizmet akdinden doğan alacakları için TTK m. 1363/3 uyarınca teminat gösterilmeksizin ihtiyati haciz isteme hakkının bulunduğu, bu durumun gemi adamlarını koruma amacı taşıdığı ifade edilmiştir.

Sonuç Gemi ihtiyati haczinde teminat alınmayacak yegane deniz alacağı grubu, TTK m. 1320/1-a bendinde tanımlanan gemi adamı ücretleri, sosyal sigorta payları ve yurda dönüş giderleridir. Bunun dışındaki tüm deniz alacakları (yakıt, tamir, çatma, sigorta vb.) için 10.000 SDR tutarında teminat yatırılması yasal bir zorunluluktur. Alacağın bir ilama dayanması hali de teminat muafiyeti için bir diğer istisnai durum olarak kabul edilmektedir.

Gemi ihtiyati haczinde 10.000 SDR teminat her zaman zorunlu mu?

Hayır. Sadece gemi adamı alacaklarında (TTK m.1320/1-a) ve kanunda açıkça belirtilen sınırlı hallerde teminat aranmaz. Bunun dışındaki tüm deniz alacaklarında teminat zorunludur.

Yakıt, bakım veya tersane alacağı için teminatsız haciz konulabilir mi?

Hayır. Yakıt, bakım ve onarım alacakları deniz alacağıdır, ancak teminattan muaf değildir. Bu tür taleplerde 10.000 SDR yatırılmadan ihtiyati haciz kararı verilmesi hukuka aykırıdır.

Gemi adamı alacağı için 10.000 SDR teminat yatırmadan ihtiyati haciz alınabilir mi?

Evet. TTK m.1363/3, TTK m.1320/1-a kapsamındaki gemi adamı alacakları için teminat yükümlülüğünü kaldırır. Yani gemi adamının ücret alacağı, yurda dönüş (repatriation) gideri, sosyal sigorta katılma payları ve ücretle bağlantılı diğer işçilik alacakları (kıdem/ihbar, yıllık izin, fazla çalışma, UBGT vb.) bakımından teminatsız ihtiyati haciz mümkündür. Bu istisna, kanunun gemi adamlarını koruma amacının doğrudan sonucudur.

Gemi adamı alacağı kapsamında “hangi kalemler” teminatsız hacze girer? (Ücret mi, tazminatlar mı?)

Ücret ve ücretle bağlantılı tüm işçilik kalemleri bu kapsama girer. Sizin metninizde saydığınız gibi; yalnızca “çıplak maaş” değil, gemide çalıştırılma nedeniyle doğan bakiye ücret, fazla mesai, yıllık izin, ulusal bayram-genel tatil, kıdem/ihbar tazminatı, ayrıca yurda dönüş masrafları ve gemi adamı adına ödenmesi gereken SGK/prim payları teminat aranmadan ihtiyati haciz talebine konu edilebilir. Özetle: Gemi adamının hizmet akdinden doğan para alacakları teminat istisnasının ana gövdesidir.

Neden Uzman Deniz Hukuku Avukatı Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi;

Yanlış teminat tutarı,

Yanlış alacak türü tespiti,

Yanlış mahkeme veya icra dairesi seçimi nedeniyle telafisi güç hak kayıplarına yol açabilir. Özellikle İstanbul ve Tuzla bölgesindeki tersaneler, marinalar ve ticari gemiler bakımından, deniz alacağının doğru sınıflandırılması ve teminat rejiminin eksiksiz uygulanması kritik önemdedir. Bu nedenle süreçlerin, İstanbul deniz hukuku avukatı ve özellikle Tuzla deniz hukuku avukatı tecrübesine sahip uzmanlarca yürütülmesi gerekir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz alacakları, gemi ihtiyati haczi, tersane ve yakıt alacakları ile Tuzla merkezli deniz uyuşmazlıklarında uygulamaya hâkim yaklaşımıyla süreci en hızlı ve güvenli şekilde yönetmektedir.

Read More

Gemi İhtiyati Haczi İçin 10.000 SDR Teminat Zorunlu mu? | Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Teminat Ne Zaman Artırılır, Azaltılır veya Haciz Kendiliğinden Düşer?

1. Teminat Gösterme Yükümlülüğünün Niteliği ve 10.000 SDR Kuralı 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1363/1 maddesi uyarınca, deniz alacağını teminat altına almak amacıyla ihtiyati haciz kararı verilmesini isteyen alacaklının, 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında teminat vermesi emredici bir yükümlülüktür. Yargı kararlarında bu tutarın, karar tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre Türk Lirası’na çevrilerek hüküm altına alındığı görülmektedir.

Sakarya BAM 7. HD (2023/846): Mahkeme, yakıt tedariki alacağına ilişkin ihtiyati haciz talebinde 10.000 SDR karşılığı olan 222.563,00-TL’nin nakit depo edilmesi veya banka teminat mektubu sunulması koşuluyla haciz kararı vermiştir.

Antalya BAM 11. HD (2017/556 ): 10.000 SDR tutarındaki teminatın yatırılmasını “emredici hüküm” olarak nitelendirilmiş ve bu teminatın yatırılmasını ihtiyati haciz kararının infazı için bir ön şart olarak belirlemiştir.

İzmir BAM 17. HD (2024/619 ): 25.12.2023 tarihli kur üzerinden 10.000 SDR karşılığı olan 392.092,00-TL’nin yatırılması üzerine ihtiyati haciz kararı tesis edilmiştir. Benzer şekilde aynı dairenin 2023/2367  sayılı kararında, 270.372,00-TL tutarındaki yükümlülük için 300.000,00-TL’lik banka teminat mektubu sunulması yeterli kabul edilmiştir.

İstanbul BAM 15. HD (2023/609 K): Mahkemece verilen 3 günlük kesin süre içerisinde 243.500,00-TL nakit teminatın yatırılması üzerine ihtiyati haciz talebi kabul edilmiştir.

2. Teminat Miktarının Artırılması Talepleri ve Değerlendirme Kriterleri (TTK m. 1363/2) 

Borçlu, ihtiyati haciz sürecinin her aşamasında teminat miktarının artırılmasını talep edebilir. Bu talep değerlendirilirken geminin seferden alıkonulduğu süre, günlük işletme giderleri ve yoksun kalınan kazançlar esas alınır.

Antalya BAM 11. HD (2023/1192 K): Borçlu, gemi değerinin yüksekliğini (100 Milyon TL üzeri) gerekçe göstererek teminatın artırılmasını istemiştir. Ancak mahkeme, geminin henüz yapım aşamasında olması nedeniyle işletme gideri veya kazanç kaybı oluşmadığı gerekçesiyle artırım talebini reddetmiştir. BAM, gemi tamamlandığında yeniden artırım istenebileceğini belirterek bu kararı onamıştır.

İstanbul BAM 13. HD (2019/1297 K): Borçlu, günlük 3.100 USD zarara uğradığını iddia ederek teminat artırımı talep etmiş; ancak bu zararı kanıtlayacak somut delil sunamadığı için talebi reddedilmiştir.

Antalya 4. ATM (2024/350 K): Mahkeme, alacaklı tarafından yatırılan teminatın donatanın uğrayacağı muhtemel zararları ve muhafaza giderlerini güvence altına aldığını vurgulamıştır.

3. Teminat Miktarının Azaltılması ve Muafiyet Durumları (TTK m. 1363/3-4)

 Alacaklı, teminat miktarının azaltılmasını talep edebilir. Ayrıca TTK m. 1320/1-a bendinde sayılan gemi alacaklıları teminat yükümlülüğünden muaftır.

İstanbul BAM 12. HD (2025/293 K): Mahkeme, alacaklının talebinin muafiyet kapsamında (TTK m. 1320/1-a) olmadığını tespit ederek teminatsız haciz kararını usule aykırı bulmuştur. Ancak TTK m. 1363/4 uyarınca hak ve menfaat dengesini gözeterek, 10.000 SDR yerine 100.000-TL teminatın yeterli olacağına hükmetmiştir.

İstanbul BAM 15. HD (2023/609 ): Alacaklının 10.000 SDR tutarındaki teminatın azaltılması yönündeki talebi ilk derece mahkemesince reddedilmiştir.

Ankara BAM 21. HD (2024/370 K): Kamu bankalarının özel kanunlar kapsamındaki teminat muafiyeti talebi, ihtiyati haciz sürecinde ilgili düzenleme kapsamında bulunmadıkları gerekçesiyle reddedilmiş ve teminat yatırılması zorunlu tutulmuştur.

4. Teminat Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesinin Sonuçları 

Teminatın belirlenen sürede yatırılmaması veya ek teminatın tamamlanmaması durumunda ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar.

Antalya BAM 7. HD (2024/1082 K): Mahkeme, alacağın %15’i oranında belirlenen teminatın 10 günlük kesin süre içinde yatırılmaması halinde ihtiyati haciz kararının kendiliğinden kalkacağını açıkça ihtar etmiştir.

İstanbul BAM 12. HD (2025/293 ): İndirilen teminat tutarının 3 gün içinde tamamlanmaması halinde haczin kendiliğinden kalkacağı hükme bağlanmıştır.

Sonuç: Yargı kararları, TTK m. 1363/1 uyarınca 10.000 SDR tutarındaki teminatın deniz alacakları için kural olarak zorunlu olduğunu, bu miktarın mahkemece somut olayın özelliklerine göre (TTK m. 1363/4) azaltılabileceğini veya borçlunun ispatlanan zararları doğrultusunda (TTK m. 1363/2) artırılabileceğini istikrarlı bir şekilde uygulamaktadır. Teminatın yatırılması haczin infaz şartı olup, eksikliğinde haciz kendiliğinden ortadan kalkmaktadır.

Deniz alacaklarında neden mutlaka 10.000 SDR teminat istenir?

Türk Ticaret Kanunu m. 1363/1 uyarınca, deniz alacağına dayalı ihtiyati haciz talep eden alacaklının 10.000 SDR tutarında teminat göstermesi emredici bir kuraldır. Bu teminat, haksız haciz ihtimaline karşı gemi maliki veya işletenin uğrayabileceği zararları güvence altına almak amacıyla öngörülmüştür. Mahkemeler bu tutarı, karar tarihindeki TCMB SDR kuru üzerinden Türk Lirası’na çevirerek belirlemektedir.

10.000 SDR teminat artırılabilir mi? Borçlu bunu nasıl ister?

Evet. TTK m. 1363/2 gereğince borçlu, ihtiyati haciz sürecinin her aşamasında teminatın artırılmasını talep edebilir. Ancak mahkemeler soyut iddialarla değil;
geminin seferden alıkonulma süresi,
günlük işletme giderleri,
fiilen yoksun kalınan kazanç
gibi somut ve belgeli zararları esas alır. Bu zararlar ispatlanamazsa teminat artırımı talepleri reddedilmektedir.

Alacaklı teminatın azaltılmasını isteyebilir mi?

Kural olarak hayır; ancak istisnai durumlar vardır. TTK m. 1363/4 uyarınca mahkeme, hakkaniyet ve menfaat dengesini gözeterek teminatı 10.000 SDR’nin altında belirleyebilir. Bununla birlikte bu bir otomatik hak değildir; alacaklı, somut olayda yüksek teminatın orantısız zarar doğurduğunu ikna edici şekilde ortaya koymalıdır.

Hangi alacaklılar teminat yatırmadan haciz alabilir?

Sadece TTK m. 1320/1-a kapsamında yer alan gemi alacaklıları (özellikle mürettebat ücretleri gibi) teminat yükümlülüğünden muaftır. Bunun dışındaki yakıt, onarım, sigorta primi, tersane, satış bedeli gibi deniz alacaklarında teminatsız haciz mümkün değildir.

Teminat süresinde yatırılmazsa ne olur?

Teminat, ihtiyati haczin infaz şartıdır. Mahkemece verilen kesin süre içinde teminat yatırılmaz veya eksik tamamlanmazsa, ihtiyati haciz kararı kendiliğinden ortadan kalkar. Bu durumda yeniden haciz talebi için baştan başvuru yapılması gerekir ve gemi çoğu zaman limanı terk etmiş olur.

Gemi ihtiyati haczinde 10.000 SDR teminat hangi durumlarda artırılır?

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 10.07.2019 tarihli, E.2019/1297 – K.2019/975 sayılı kararına göre; gemi ihtiyati haczinde 10.000 SDR teminat ancak borçlu tarafından, ihtiyati haciz nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararın soyut beyanlarla değil, somut, ölçülebilir ve belgeye dayalı olarak ispat edilmesi halinde artırılabilir; bu kapsamda yalnızca “gemi sefer yapamıyor”, “günlük zarar ediliyor” veya “teminat yetersiz kalıyor” şeklindeki iddialar yeterli görülmemekte, günlük gelir kaybı, işletme gideri, navlun veya charter gelirinin kaybı gibi zarar kalemlerinin sözleşme, muhasebe kaydı veya fatura gibi delillerle ortaya konulması gerekmekte olup, somut olayda borçlu bu yönde herhangi bir delil sunamadığından teminat artırım talebi reddedilmiştir.

Gemi ihtiyati haczinde 10.000 SDR teminat hangi hâllerde artırılabilir? Somut olay üzerinden nasıl örneklendirilir?

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 10.07.2019 tarihli, E.2019/1297 – K.2019/975 sayılı kararına konu somut olayda teminat artışı, borçlu tarafın ihtiyati haciz nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü günlük 3.100 USD zararı somut, ölçülebilir ve belgeye dayalı olarak ispat etmesi hâlinde mümkün olabilirdi; örneğin geminin haciz nedeniyle iptal edilen seferlerine ilişkin charter sözleşmeleri, kaybedilen navlun gelirini gösterir ticari kayıtlar, haciz süresince katlanılan günlük işletme giderlerini gösteren muhasebe belgeleri veya faturalar dosyaya sunulmuş olsaydı mahkeme TTK m.1363/2 kapsamında 10.000 SDR teminatın yetersiz kaldığı sonucuna vararak artırıma gidebilirdi; ancak borçlu bu zarar iddialarını yalnızca soyut beyanlarla ileri sürmüş, hiçbir somut delil sunamamış olduğundan teminat artırım talebi reddedilmiştir.

Bedensel zarar ve manevi tazminat talepleri için gemi ihtiyati haczi istenebilir mi?

Evet. Bu karara göre, gemilerin çatması sonucu yolcuların yaralanmasından doğan maddi ve manevi tazminat talepleri, TTK m.1352/1-b kapsamında “geminin işletilmesi ile doğrudan bağlantılı bedensel zarar” niteliğinde olup deniz alacağıdır ve bu alacaklar bakımından gemi hakkında ihtiyati haciz talep edilebilir. Mahkeme, manevi tazminatın miktarının yargılama sonunda belirlenecek olmasının, ihtiyati hacze engel oluşturmadığını açıkça kabul etmiştir.

Bu tür bedensel zarar alacaklarında ihtiyati haciz teminatsız verilebilir mi?

Hayır. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi, bedensel zarar ve manevi tazminat alacaklarının TTK m.1320/1-a kapsamında teminattan muaf alacaklar arasında yer almadığını açıkça belirtmiştir. Bu nedenle, alacak ilama veya ilam niteliğinde belgeye dayanmadığı sürece TTK m.1363 gereğince teminat yatırılmadan ihtiyati haciz kararı verilemez. İlk derece mahkemesinin teminatsız ihtiyati haciz kararı bu gerekçeyle hukuka aykırı bulunmuş ve kaldırılmıştır.

Neden Deniz Alacaklarında Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Deniz alacaklarına ilişkin ihtiyati hacizlerde teminat meselesi, uygulamada en çok hata yapılan ve en ağır sonuç doğuran alanlardan biridir. Alacaklılar çoğu zaman haklı olmalarına rağmen yalnızca teminatı yanlış yönettikleri için haciz korumasını kaybetmektedir.

Uzman avukat desteği şu nedenlerle kritik hâle gelir:

Teminat yanlış belirlenirse haciz fiilen anlamsızlaşır
Yanlış SDR kuru, eksik tutar, hatalı banka teminat mektubu veya süresinde yatırılmayan nakit depo, alınmış haczi bir anda hükümsüz hâle getirebilir.

Artırım–azaltım talepleri teknik içtihat bilgisi gerektirir
Mahkemeler her talebi kabul etmez. Hangi durumda teminat artırılır, hangi durumda azaltılır; hangi deliller ikna edicidir, hangileri reddedilir — bunlar tamamen BAM ve Yargıtay içtihat pratiği ile belirlenmektedir.

Zamanlama hatası geminin kaçmasına yol açar
Gemi bugün Tuzla, Ambarlı veya Aliağa limanındayken; teminat süresindeki bir gecikme nedeniyle yarın yabancı bir bayrak altında başka bir ülkede olabilir. Bu risk, deniz hukukuna özgüdür.

Borçlunun teminata kaydırma hamlesi doğru yönetilmelidir. TTK m. 1371 uyarınca borçlu haczi teminata kaydırdığında, alacaklının ilk yatırdığı teminatın durumu, iadesi ve korunması ayrı bir uzmanlık gerektirir. Bu nedenle İstanbul merkezli, özellikle Tuzla Tersaneler Bölgesi, liman ve gemi ihtiyati haczi uygulamalarında tecrübeli bir deniz ticareti hukuku ekibiyle çalışmak, alacağın tahsili açısından lüks değil zorunluluktur. Bu alanda 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz alacakları, gemi ihtiyati haczi, teminat yönetimi ve haczin teminata kaydırılması süreçlerinde İstanbul ve liman uygulamalarına hâkim uzman yaklaşımıyla öne çıkmaktadır.

Read More

Gemi Çıplak Kira ile Kiraya Verildiyse Donatan Borçlardan Kurtulur mu? | Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Çıplak Kira, Donatan Sorumluluğu ve Acenteye Ödeme Savunması

Bu rehber; İstanbul, özellikle Tuzla tersaneler bölgesi, Ambarlı Limanı, Haydarpaşa Limanı ve Tuzla tersanelerinde faaliyet gösteren gemi sahipleri, kiracılar ve acenteler için hazırlanmıştır.
Uygulamada en sık karşılaşılan savunma olan “çıplak kira nedeniyle malik sorumlu değildir” iddiası, yargı kararları ışığında ele alınmaktadır.

1. Çıplak Kira Sözleşmesi (TTK m. 1127) ve Donatan Sıfatının Devri

Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1061 ve m. 1127 uyarınca, bir geminin çıplak kira sözleşmesi (bareboat charter) ile kiraya verilmesi durumunda, geminin işletilmesiyle ilgili sorumlulukların mülkiyet sahibinden (malik) kiracıya geçtiği yargı kararlarında istikrarlı bir şekilde kabul edilmektedir.

Donatan Sıfatının Belirlenmesi: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2018/222 E., 2020/25 K.) ve (2017/180 E., 2020/222 K K.) sayılı kararlarında, geminin çıplak kira sözleşmesi ile gemi adamlarından ari olarak kiraya verilmesi durumunda, sicilde kayıtlı malikin “donatan” olarak addolunamayacağına hükmetmiştir. TTK m. 1127 uyarınca, çıplak kira sözleşmesi akdedildiğinde gemi adamları ile ilgili borç ve yükümlülüklerin kiracıya ait olduğu vurgulanmıştır.

Zilyetliğin Devri ve İşletme Müteahhitliği: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2020/581 E., 2021/1339 Kaynak K.), “Barecon 89” tipi sözleşmelerde geminin teknik ve ticari yönetiminin kiracıya devredilmesiyle, kiracının TTK m. 1061(2) anlamında “gemi işletme müteahhidi” sıfatını kazandığını ve üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde donatan sayıldığını belirtmiştir. Bu durumda, gemi sahibi donatan sıfatını yitirmekte ve işletme giderlerinden sorumlu tutulamamaktadır.

2. İşletme Giderleri ve Acentelik Ücretlerinden Sorumluluk

Yargı kararları, çıplak kira sözleşmesi varlığında gemi adamı ücretleri, yakıt, kumanya ve acentelik ücreti gibi harcamalardan malikin sorumlu tutulamayacağını somut örneklerle ortaya koymaktadır.

Acentelik ve İşletme Masrafları: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2018/222 E.), geminin çıplak kira sözleşmesi ile kiraya verilmiş olması ve sözleşmede işletme masraflarının kiracıya ait olduğunun düzenlenmesi nedeniyle; yağ, yakıt, kumanya ve acentelik ücreti gibi harcamalardan dolayı davalı gemi malikinin sorumlu tutulamayacağına karar vermiştir.

Hizmet Faturaları ve Nispilik İlkesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi (2021/1003 E. , 2024/47 K.  faturaların düzenlendiği dönemde geminin kiracı tarafından işletildiğinin sabit olması durumunda, malikin borçtan sorumlu tutulmasını “sözleşmelerin nispiliği ilkesine” aykırı bulmuştur. Mahkeme, gemi kiralayanı tarafından yaptırılan işlerden dolayı malikin şahsi sorumluluğunun bulunmadığını teyit etmiştir.

Yakıt Tedariki: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2014/437 E., 2021/182 K K.), yakıt tedarik sözleşmesi çerçevesinde borçlu sıfatının zilyet/kiracı üzerinde olduğunu, bu nedenle malik aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.

3. Zaman Çarteri ve Çıplak Kira Ayrımı

Savunmanın geçerliliği, sözleşmenin niteliğine sıkı sıkıya bağlıdır. Eğer sözleşme “çıplak kira” değil de “zaman çarteri” niteliğindeyse, donatanın sorumluluğu devam edebilmektedir.

Teknik Yönetimin Devredilmemesi: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2018/168 E., 2024/365 K K.), sözleşmede geminin “sadece ticari yönetiminin kiracıya ait olduğu” ve gemi adamlarının kiraya veren tarafından istihdam edileceği şartı varsa, bu sözleşmenin TTK m. 1131 uyarınca “zaman çarteri” sayılacağına ve malikin donatan sıfatıyla sorumlu kalacağına hükmetmiştir.

4. Acenteye Yapılan Ödemelerin Sorumluluğa Etkisi

Ödemenin acenteye yapılmış olması, donatanın sorumluluğunu her zaman ortadan kaldırmamaktadır.

Müteselsil Sorumluluk: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2014/15674 E., 2015/11140  K.), kılavuzluk ve fener ücretleri gibi kalemlerde acentenin donatan ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğunu, paranın acenteye yatırılmasının donatanın borcunu sona erdirmediğini kabul etmiştir.

Acenteye Ödeme Savunmasının Reddi: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2014/15124 E., 2015/11141 K K.), donatanın kılavuzluk ücretlerini acentenin banka hesabına gönderdiği yönündeki savunmasını yerinde bulmayarak, hizmeti veren kuruma ödeme yapılmadığı sürece donatanın sorumluluğunun devam ettiğine dair ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi sağlayan ikincil kaynaklar olarak değerlendirilmiştir:

Gemi Yöneticisi (Manager) Ayrımı: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/16 E. ), gemi yöneticisinin (manager) gemiyi kendi nam ve hesabına işletmediği sürece donatan sayılmayacağını, borçların donatana ait olduğunu vurgulamıştır.

Sigorta ve Halefiyet: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2019/415 E. ), çıplak kira sözleşmesinde kiracının donatan sıfatı taşıması nedeniyle sigorta tazminatını talep etme hakkının da kiracıya ait olduğunu, malikin sorumluluğunun bu kapsamda sınırlanabileceğini dolaylı olarak işaret etmiştir.

Navlun İadesi: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/123 E. K), navlun ödemesinin acenteye yapılmasının acenteye “taşıyan” sıfatı kazandırmadığını, navlun iadesinden donatanın sorumlu olduğunu belirtmiştir.

Liman Masrafları ve Konşimento: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi (2023/83 E. K), acentenin taşıyan adına yaptığı masrafların tahsilinde konşimento kayıtlarının (CY-CY, CFS vb.) esas alınacağını, çıplak kira ilişkisinin ispatlanamadığı durumlarda bu savunmanın zayıf kalabileceğini göstermiştir.

Alt Kira İlişkisi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (2021/1057 E. K), malikin yazılı izni olmaksızın yapılan alt kira veya işletme hakkı devrinin, donatanın üçüncü kişilere (liman işletmesi gibi) karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmayabileceğini vurgulamıştır.

Sonuç: Yargı kararları uyarınca, geminin çıplak kira sözleşmesiyle kiraya verilmesi ve bu durumun sicile tescil edilerek aleniyet kazanması halinde, malikin TTK m. 1127 uyarınca işletme giderlerinden sorumlu olmadığı savunması güçlü bir şekilde kabul görmektedir. Ancak, ödemenin sadece acenteye yapılmış olması, asıl alacaklıya karşı borcu her zaman sona erdirmemekte; ayrıca sözleşmenin teknik yönetimi de devreden gerçek bir çıplak kira sözleşmesi olması şartı aranmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Gemi çıplak kira (bareboat charter) ile kiraya verilmişse donatan kim sayılır?

Çıplak kira sözleşmesinde, gemi gemi adamlarından ari şekilde kiracıya teslim edilmiş ve teknik–ticari yönetim kiracıya devredilmişse, TTK m. 1127 uyarınca donatan sıfatı kiracıya geçer. Bu durumda sicilde malik olarak görünen kişi, üçüncü kişilere karşı işletme giderlerinden sorumlu tutulamaz.

Yakıt, kumanya ve acentelik ücretlerinden gemi maliki sorumlu olur mu?

Hayır, kural olarak olmaz. Yargı kararlarına göre; gemi gerçek bir çıplak kira kapsamında kiracı tarafından işletiliyorsa, yakıt, yağ, kumanya, acentelik ve benzeri işletme giderleri kiracıya aittir. Bu tür alacaklar için gemi malikine yöneltilen talepler çoğu zaman pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmektedir.

Sözleşme çıplak kira değil de zaman çarteri ise sonuç değişir mi?

Evet, tamamen değişir. Eğer sözleşmede gemi adamları malikte kalmış, sadece ticari yönetim kiracıya bırakılmışsa, bu ilişki TTK m. 1131 kapsamında zaman çarteri sayılır. Bu durumda malik donatan sıfatını korur ve üçüncü kişilere karşı sorumluluk devam eder. Uygulamada savunmanın kaderi, sözleşmenin bu ayrımına bağlıdır.

Borcun acenteye ödenmiş olması donatanın sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?

Her zaman hayır. Özellikle kılavuzluk, fener ve liman hizmetleri gibi kalemlerde Yargıtay; acenteye yapılan ödemenin, hizmeti sunan asıl alacaklıya ödeme yapılmadıkça donatanın borcunu sona erdirmeyeceğini kabul etmektedir. Bu nedenle “acenteye ödedim” savunması her olayda geçerli değildir.

Somut Örnek Olay

Çıplak Kira (Bareboat Charter) ve Gemi İşletme Müteahhidinin Sorumluluğu

Bir gemi sahibi şirket (malik), aralarında Chalna gemisinin de bulunduğu bazı gemilerini çıplak kira sözleşmesi (Barecon 89) ile dava dışı bir şirkete kiralamıştır. Bu sözleşme kapsamında gemilerin zilyetliği, teknik ve ticari yönetimi tamamen kiracıya devredilmiş; kiracı ayrıca bir gemi yöneticisi (manager) atamıştır. Kiracı döneminde, gemilere uydu haberleşme sistemi (Iridium / Inmarsat) hizmeti sağlandığı iddiasıyla, hizmet sağlayıcı şirket tarafından faturalara dayalı icra takibi başlatılmıştır. Takip, gemi maliki (eski donatan) aleyhine yöneltilmiştir. Malik ise;

Söz konusu hizmetlerin kendi döneminde alınmadığını,

Gemilerin çıplak kira ile kiracı tarafından işletildiğini,

Kiracının kendi gemileri için yaptığı harcamaları malike fatura ettirdiğini, ileri sürerek menfi tespit davası açmıştır.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Bölge Adliye Mahkemesi, dosya kapsamındaki Barecon 89 tipi çıplak kira sözleşmesini ayrıntılı biçimde incelemiş ve şu tespitleri yapmıştır:

Çıplak kira sözleşmesiyle geminin zilyetliği kiracıya geçmiştir.

Bu zilyetlik devriyle birlikte kiracı, TTK m. 1061/2 anlamında “gemi işletme müteahhidi” sıfatını kazanmıştır.

Gemi işletme müteahhidi olan kiracı, üçüncü kişilerle ilişkilerinde donatan gibi sorumlu kabul edilir.

Bu aşamadan sonra gemi sahibi malik donatan sıfatını kaybeder ve geminin işletilmesinden doğan giderlerden sorumlu tutulamaz. Mahkeme ayrıca, fatura ve ticari defter kayıtlarının tek başına alacağın varlığını ispatlamaya yetmeyeceğini, hizmetin gerçekten verildiğinin ve kime verildiğinin somut delillerle ispatlanması gerektiğini vurgulamıştır. Somut olayda;

Faturaların kiracı adına düzenlendiği,

Hizmetin kiracının işletme dönemine ait olduğu,

Gemi malikinin, gemiyi denize elverişli şekilde teslim etme borcunu zaten ifa ettiği tespit edilmiştir.

Sonuç (Gemi İşletme Müteahhidi Açısından Net İlke)

Bu karar, gemi işletme müteahhidi bakımından şu somut sonucu ortaya koymaktadır: Çıplak kira sözleşmesiyle gemiyi fiilen işleten kiracı, gemi işletme müteahhididir. Gemi işletme müteahhidi, geminin işletilmesine ilişkin yakıt, kumanya, haberleşme, bakım ve benzeri giderlerden sorumludur. Sicilde malik görünen gemi sahibi, bu aşamadan sonra donatan sayılmaz ve bu tür alacaklardan sorumlu tutulamaz. Hizmet sağlayanlar, alacaklarını doğru muhataba (kiracı/gemi işletme müteahhidi) yöneltmek zorundadır

Bu karar;

Çıplak kira savunmasının teorik değil, fiilî işletme ve zilyetlik devriyle ispatlanması gerektiğini,

Gemi işletme müteahhidinin, alacaklılar açısından asıl muhatap olduğunu,

Yanlışlıkla gemi malikine yöneltilen takiplerin menfi tespit yoluyla bertaraf edilebileceğini açık ve net biçimde göstermektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

(2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul / Tuzla Deniz Hukuku Uygulaması)

Çıplak kira savunması, deniz hukukunda en teknik ve en sık yanlış uygulanan savunmalardan biridir. Yanlış kurulan bir savunma;

Malikin hiç sorumlu olmadığı bir borçtan dolayı hacze maruz kalmasına,

Acenteye ödeme yapılmasına rağmen borcun devam ettiğinin kabul edilmesine,

Zaman çarteri–çıplak kira ayrımının yanlış yapılması nedeniyle donatan sıfatının hatalı belirlenmesine

yol açabilir. Özellikle İstanbul, Tuzla tersaneleri, Ambarlı ve Haydarpaşa limanları gibi yoğun deniz ticareti bölgelerinde;

Sözleşmenin niteliğinin doğru tespiti,

Sicil kayıtlarının ve fiilî işletmenin birlikte değerlendirilmesi,

Hangi alacaklarda acenteye ödemenin borcu sona erdirip erdirmediğinin ayırt edilmesi ancak deniz ticareti içtihatlarına hâkim uzman avukatlık ile mümkündür. Bu nedenle, çıplak kira savunmasının ileri sürülmesi veya bu savunmaya karşı hareket edilmesi gereken durumlarda, 2M Hukuk Avukatlık Ofisi gibi İstanbul ve Tuzla merkezli deniz hukuku pratiği bulunan bir hukuk bürosu ile çalışmak, hak kaybı riskini ortadan kaldırır ve sürecin doğru stratejiyle yürütülmesini sağlar.

Read More

Gemiye Verilen Yedek Parça Ücreti Ödenmezse Ne Yapılır? | Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Deniz Alacağı, Gemi Haczi ve Tahsilat Yolları

Gemiye sağlanan yedek parça, teknik servis ve bakım hizmetleri karşılığında düzenlenen faturaların ödenmemesi, deniz ticaretinde en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardandır. Bu tür alacakların deniz alacağı sayılıp sayılmadığı, kime karşı takip yapılacağı, gemiye haciz konulup konulamayacağı gibi sorular, tahsilatın kaderini doğrudan belirler.

1. Gemiye Verilen Yedek Parça Ücretinin Tahsil Yöntemleri

Yargı kararları incelendiğinde, gemiye sağlanan yedek parça ve teknik servis hizmetlerinden doğan alacakların tahsili için temel olarak icra takibi ve dava yollarının kullanıldığı görülmektedir. Tahsilat sürecinde öne çıkan hukuki mekanizmalar şunlardır:

İcra Takibi ve İtirazın İptali: Alacaklılar genellikle faturalara ve teslim belgelerine dayanarak genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatmaktadır. Borçlunun itirazı halinde, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67. maddesi uyarınca “itirazın iptali” davası açılarak alacağın tahsili ve icra inkar tazminatı talep edilmektedir (Yargıtay 11. HD, 2023/5955 E. K; İstanbul 17. ATM, 2016/148 E.

Deniz Alacağı ve Gemi Alacaklısı Hakkı: Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352/1-(l) uyarınca, geminin işletilmesi, bakımı ve korunması için sağlanan malzeme ve teçhizat (yedek parça dahil) “deniz alacağı” niteliğindedir. Bazı durumlarda bu alacaklar, TTK m. 1320 ve m. 1235 (Eski TTK m. 946) kapsamında “gemi alacaklısı hakkı” bahşeder. Bu hak, alacaklıya gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tanır (Bursa 1. ATM, 2018/1560 E. K; Yargıtay 11. HD, 2019/3544 E.

Gemi Üzerinde Haciz ve Seferden Men: Alacağın güvence altına alınması amacıyla gemi üzerine haciz konulması ve geminin seferden men edilmesi kararları alınabilmektedir (İstanbul 17. ATM, 2015/504 E. ; İstanbul 17. ATM, 2015/502 E. 

İspat Araçları: Alacağın varlığının ispatında; gemi kaptanı veya yetkilileri tarafından mühürlenip imzalanmış sevk irsaliyeleri, iş teslim belgeleri, servis raporları ve faturalar temel delil kabul edilmektedir (Bursa 1. ATM, 2018/1560 E. ; İstanbul 17. ATM, 2015/506 E. 

2. Acentanın Sorumluluğu ve Husumet Durumu

Yedek parçaların acenta aracılığıyla gemiye verilmesi durumunda acentanın sorumluluğu, acentanın işlemi kendi adına mı yoksa donatanı temsilen mi yaptığına göre değişmektedir:

Temsilci Sıfatı ve Pasif Husumet Yokluğu: 

Kararların çoğunda, acentanın donatan adına ve hesabına hareket ettiği, faturaların gemiye izafeten veya “C/O” (care of) ibaresiyle acentaya düzenlendiği durumlarda, acentanın şahsi sorumluluğunun bulunmadığı vurgulanmıştır. Bu tür durumlarda acentaya karşı açılan davalar “pasif husumet yokluğu” nedeniyle reddedilmektedir (İstanbul 17. ATM, 2019/387 E. K; İstanbul 17. ATM, 2016/148 E.  İstanbul Anadolu 1. ATM, 2024/763 E. K

Akdi Taraf Olma Durumu: 

Eğer acenta, donatanın acentası olduğunu ispatlayamazsa veya doğrudan akdi ilişkinin tarafı olarak fatura muhatabı olmuşsa, borcun şahsi sorumlusu olarak kabul edilebilmektedir (İstanbul BAM 12. HD, 2021/1003 E. 

3. Müteselsil Sorumluluk

Müteselsil sorumluluk konusu, taraflar arasındaki hukuki ilişkiye ve hizmetin niteliğine göre farklılık göstermektedir:

Donatan ve Kiracı Sorumluluğu: Gemiye verilen yedek parça veya tamir hizmeti geminin “denize ve yola elverişliliği” için yapılmışsa, bu işlerden dolayı donatan ile kiracının müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilmektedir (İstanbul 17. ATM, 2015/504 E. K; İstanbul 17. ATM, 2015/502 E. K).

Gemiye Verilen Yedek Parça ve Tamir Hizmetleri – Donatanın Sorumluluğu somut örnek:

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 16.07.2018 tarihli kararına konu olayda; bir gemi donatanı, kendisine ait gemileri çıplak kira (bareboat charter) sözleşmesiyle üçüncü bir şirkete kiralamıştır. Daha sonra kiracının, kendi gemileri için aldığı yedek parça, tamir-bakım ve teknik hizmetleri, donatanın mülkiyetindeki gemilere verilmiş gibi göstererek fatura ettirdiği iddiası ortaya çıkmıştır. Bu faturalar gerekçe gösterilerek donatan aleyhine icra takibi başlatılmış, ödeme emrine itiraz edilmemesi üzerine takip kesinleşmiş ve gemi üzerine haciz ile seferden men kararı uygulanmıştır. Donatan ise, söz konusu hizmetlerin kendi gemisine verilmediğini, faturaların muvazaalı olduğunu ileri sürerek menfi tespit davası açmıştır. Mahkemece yapılan yargılamada;

Faturalar acenteye hitaben düzenlenmiş olsa dahi, İş teslim belgelerinde gemi kaşesi, mühür ve kaptan imzasının bulunması, Yapılan işlerin şaft, balast pompası, kaplin tamiri gibi geminin denize ve yola elverişliliğini doğrudan etkileyen tamir-bakım işleri olması hususları birlikte değerlendirilmiştir. Mahkeme; bu nitelikteki yedek parça ve tamir hizmetlerinin deniz alacağı olduğunu, hizmeti fiilen kiracı almış olsa bile, geminin denize ve yola elverişliliği için yapılmış işler bakımından donatan ile kiracının müteselsilen sorumlu olduğunu kabul etmiştir.

Bu karar somut olarak şunu göstermektedir:

Yedek parça ve tamir hizmetleri, geminin elverişliliğine ilişkinse deniz alacağıdır

Fatura acenteye kesilmiş olsa bile, hizmetin gemiye verildiği ispatlanırsa donatan sorumludur

Kiracı hizmeti almış olsa dahi, bu tür işler bakımından donatan müteselsil sorumluluktan kaçamaz

Ancak fazla veya hatalı fatura varsa, menfi tespit yoluyla bu kısım bertaraf edilebilir. Bu yönüyle karar, gemiye verilen yedek parça ve teknik servis bedellerinin tahsili bakımından uygulamada yol gösterici bir emsal niteliğindedir.

Donatan ve Gemi Yöneticisi: 

Bazı kararlarda gemi yöneticisi ile donatanın müteselsil sorumluluğuna gidilmişse de, Yargıtay bu durumda sorumluluğun her bir davalı için ayrı ayrı irdelenmesi gerektiğini belirterek müteselsil sorumluluk kararlarını bozabilmektedir (Yargıtay 11. HD, 2019/3544 E.

Acenta ile Müteselsil Sorumluluk: 

Genel kural olarak yedek parça tedarikinde acenta ile donatan arasında müteselsil sorumluluk öngörülmemiştir. Ancak acentanın akdi ilişkiye doğrudan girdiği veya özel düzenlemelerin bulunduğu haller istisnadır.

Gemiye Mal ve Hizmet Tedarikinde Acentanın Sorumluluğu somut örnek :

(İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi – 10.11.2020)

Bir tedarikçi şirket, gemilere verilen mal ve hizmet bedellerinin tahsili amacıyla, faturaların muhatabı olarak görünen denizcilik acentesi aleyhine icra takibi başlatmış; borçlu acentenin itirazı üzerine itirazın iptali davası açmıştır. Davacı;

Faturaların acente adına düzenlendiğini, Faturalarda acentenin kaşe ve imzasının bulunduğunu, Bu nedenle bedellerden acentenin sorumlu olduğunu ileri sürmüştür. Davalı acente ise;

Kendilerinin yalnızca denizcilik acentesi olduklarını,

Faturalarda yer alan “C/O (Care Of)” ibaresinin “vasıtasıyla” anlamına geldiğini,

Malların doğrudan gemiler/donatanlar adına satın alındığını,

Kendilerinin sözleşmenin tarafı olmayıp sadece aracılık yaptıklarını savunarak pasif husumet yokluğu itirazında bulunmuştur. Mahkemece yapılan incelemede;

Faturalarda gemi ve donatan isimlerinin açıkça yer aldığı,

“C/O” ibaresinin ticari teamüllerde acentenin temsilci/aracı olduğunu gösterdiği,

Davacının da malları yabancı gemilere sattığını bildiği,

Acentenin, malı kendi adına satın aldığına veya akdi taraf olduğuna dair herhangi bir delil bulunmadığı

tespit edilmiştir. Bu gerekçelerle mahkeme; acente sıfatıyla hareket eden davalının, fatura bedellerinden şahsen sorumlu tutulamayacağına, alacağın doğrudan gemi/donatanlara ait olduğuna hükmetmiş ve davayı pasif husumet yokluğu nedeniyle reddetmiştir.

Sık Sorulan Sorular

Gemiye verilen yedek parça ve teknik servis bedeli “deniz alacağı” mıdır?

Evet. Türk Ticaret Kanunu m. 1352 uyarınca, geminin işletilmesi, bakımı ve denize elverişliliği için sağlanan yedek parça ve teknik hizmetler deniz alacağı niteliğindedir. Bu nitelik, alacaklıya gemi üzerinde haciz, ihtiyati haciz ve bazı hâllerde kanuni rehin (gemi alacaklısı hakkı) talep etme imkânı verir. Ancak her yedek parça alacağı otomatik olarak gemi alacaklısı hakkı doğurmaz; hizmetin niteliği somut olaya göre değerlendirilir.

Yedek parça acenta aracılığıyla teslim edilmişse acenta borçtan sorumlu olur mu?

Kural olarak hayır. Yargı kararlarında ağırlıklı görüş; acentanın donatan adına ve hesabına hareket eden temsilci olduğu, bu nedenle doğrudan sözleşme tarafı olmadığı sürece şahsi sorumluluğunun bulunmadığı yönündedir. Bu tür davalarda acentaya yöneltilen talepler çoğu zaman pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmektedir.
Ancak acenta, sözleşmenin doğrudan tarafı gibi hareket etmişse veya temsil yetkisini ispatlayamazsa, istisnai olarak sorumlu tutulabilir.

Yedek parça bedeli için gemi haczi ve seferden men kararı alınabilir mi?

Evet, mümkündür. Alacağın deniz alacağı niteliği taşıması hâlinde, gemi üzerine haciz veya ihtiyati haciz konulabilir. Uygulamada bu yol, alacağın tahsili açısından en etkili baskı aracıdır. Özellikle geminin sefer hazırlığında olması, haczin fiilî etkisini artırır. Gemi satılsa dahi, haciz veya haciz yerine yatırılan teminat korunur.

4. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler

Raporun bu bölümünde yer alan bilgiler, karar metinlerinde sınırlı bilgi olduğunda ek bağlam sağlayan ikincil kaynaklar olarak değerlendirilmelidir:

Görevli Mahkeme: İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/949 E. K), gemiye yedek parça tedarikini “deniz alacağı” (TTK m. 1352) olarak nitelendirmiş ve bu tür davalarda Deniz İhtisas Mahkemelerinin görevli olduğuna hükmederek görevsizlik kararı vermiştir.

Hizmet Bedellerinde Müteselsil Sorumluluk Örneği: Yargıtay 11. HD (2014/12251 E.  ve (2014/15674 E. K) kararlarında, fener ve kılavuzluk gibi belirli hizmet bedelleri için tarife hükümleri uyarınca donatan ve acentenin müteselsilen sorumlu olduğu belirtilmiştir. Ancak bu durumun yedek parça tedariki gibi genel ticari satışlara doğrudan teşmil edilip edilemeyeceği hususu, ilgili hizmetin özel mevzuatına bağlıdır.

İhtiyati Haciz: Gemiye sağlanan hizmet ve malzemelerden doğan deniz alacaklarının tahsilinde, geminin seferden men edilmesi ve ihtiyati haciz yolunun etkili bir yöntem olduğu, bu süreçte gemi yöneticilerinin donatan namına hareket edebileceği belirtilmiştir (İstanbul BAM 14. HD, 2017/103 E. K

İspat Zorluğu: Yedek parça satışlarında faturaların tek taraflı düzenlenmesi, servis raporlarının eksikliği veya gemi kaptanının imzasının bulunmaması durumunda davanın ispat yetersizliğinden reddedilebileceği görülmektedir (İstanbul 21. ATM, 2024/335 E. 

Sonuç: Gemiye verilen yedek parça ücreti, donatan aleyhine başlatılacak icra takibi veya gemi alacağı hakkına dayalı kanuni rehin/haciz yollarıyla tahsil edilebilir. Acenta genellikle temsilci sıfatıyla hareket ettiğinden, doğrudan sözleşme tarafı olmadığı sürece şahsen sorumlu tutulmamakta ve müteselsil sorumluluk genellikle donatan ile kiracı arasında, hizmetin geminin elverişliliğine etkisi bağlamında doğmaktadır.

Neden Uzman Deniz Hukuku Avukatı Desteği Gerekli?

Gemiye verilen yedek parça ve teknik servis alacakları, klasik ticari alacaklardan farklı olarak çok katmanlı bir hukuki yapı içerir: Yanlış Taraf Riski

Uygulamada en sık yapılan hata, acenta aleyhine dava veya icra takibi başlatılmasıdır. Oysa birçok dosyada acentanın yalnızca temsilci olduğu kabul edilmekte ve davalar usulden reddedilmektedir. Bu durum hem zaman hem de ciddi maliyet kaybına yol açar.

Deniz Alacağı – Gemi Alacaklısı Hakkı Ayrımı

Her deniz alacağı, otomatik olarak gemi alacaklısı hakkı doğurmaz. Yanlış hukuki nitelendirme; haczin reddine, hatta teminat yükümlülüklerine sebep olabilir. Bu ayrım, ancak deniz ticareti içtihatlarına hâkim uzmanlıkla doğru yapılabilir.

Müteselsil Sorumluluk Karmaşası

Donatan, kiracı, gemi yöneticisi ve acenta arasındaki ilişkiler çoğu zaman iç içedir. Yargıtay, müteselsil sorumluluğu her somut olayda ayrı ayrı değerlendirmektedir. Hatalı şekilde herkese birlikte dava açılması, davanın bozulmasına veya reddine neden olabilir.

İspat ve Delil Sorunları

Yedek parça alacaklarında;

Kaptan imzası olmayan teslim belgeleri,

Eksik servis raporları,

Tek taraflı düzenlenmiş faturalar nedeniyle davalar ispat yetersizliğinden kaybedilebilmektedir. Delillerin dava öncesinde doğru şekilde toplanması kritik önemdedir.

Süreler ve Usul Hataları

İhtiyati haciz sonrası açılması gereken davalar, hak düşürücü sürelere tabidir. Bir günlük gecikme dahi, alınmış haczin kendiliğinden hükümsüz kalmasına yol açabilir. Bu nedenle gemiye verilen yedek parça ve teknik servis alacaklarında sürecin; deniz ticareti hukuku, gemi haczi pratiği ve yerleşik Yargıtay içtihatlarını bilen uzman bir avukat tarafından yürütülmesi, alacağın gerçekten tahsil edilebilmesinin en önemli şartıdır.

Read More

Gemiye Verilen Kumanya, Yakıt ve İhtiyaç Malzemelerinin Bedeli Ödenmezse Ne Olur? Bu Alacaklar Nasıl Tahsil Edilir, Gemiye Haciz Konulabilir mi?| Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

1. Alacağın Hukuki Niteliği 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1352/1-l maddesi uyarınca; geminin işletilmesi, yönetimi, korunması veya bakımı için sağlanan eşya, malzeme, kumanya, yakıt ve bu amaçlarla verilen hizmetler doğrudan “deniz alacağı” olarak kabul edilmektedir. Yargı kararlarında (İstanbul Anadolu 5. ATM – 2020/418 E. ; İstanbul 2. ATM – 2016/710 E. K, gemiye teslim edilen meyve, sebze, et, gıda ve dayanıklı tüketim malzemeleri ile mürettebata verilen yemek hizmetleri bu kapsamda değerlendirilmiştir. Bazı kararlarda bu tür alacaklar “gemi alacağı” olarak da nitelendirilmiş ve TTK 1320 vd. maddeleri uyarınca kanuni rehin hakkı doğurabileceği tartışılmıştır (Bursa 1. ATM – 2018/1560 E. 

2. Görevli ve Yetkili Mahkeme 

Deniz alacaklarından kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Denizcilik İhtisas Mahkemeleridir. İstanbul’da bu davalar için İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi ve İstanbul Anadolu mahkemeleri bünyesindeki ihtisas mahkemeleri görevlendirilmiştir. Görevsiz mahkemede açılan davalar, dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddedilerek dosya görevli ihtisas mahkemesine gönderilmektedir (İstanbul Anadolu 2. ATM – 2017/949 E.  İstanbul 14. ATM – 2025/894 E.

3. Alacağın Tahsili İçin Başvurulabilecek Hukuki Yollar ve Davalar

 Kumanya ve ihtiyaç malzemesi bedelini tahsil etmek isteyen alacaklılar aşağıdaki yollara başvurabilir:

İcra Takibi ve İtirazın İptali Davası: Alacaklı, borçlu aleyhine ilamsız icra takibi başlatabilir. Borçlunun itirazı halinde İİK m. 67 kapsamında “İtirazın İptali Davası” açılmalıdır (Yargıtay 17. HD – 2014/10935 E.İstanbul Anadolu 2. ATM – 2025/713 E. 

Alacak Davası: Doğrudan genel hükümler çerçevesinde alacak davası açılması mümkündür (Yargıtay 11. HD – 2013/15215 E. 

İhtiyati Haciz: TTK m. 1353 ve 1362 uyarınca, deniz alacağını teminat altına almak amacıyla gemi üzerinde ihtiyati haciz talep edilebilir. Bu yol için alacağın varlığı ve deniz alacağı niteliği hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller sunulmalı ve 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında teminat verilmelidir (İstanbul BAM 12. HD – 2022/782 E.; Denizli BAM 4. HD – 2024/36 E. 

Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip: Alacağın gemi alacağı niteliğinde olduğu durumlarda, taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir (İstanbul Anadolu 2. ATM – 2025/713 E

Kanuni Rehin Hakkı Tanınması Talebi: Davacı, gemi üzerinde TTK m. 1320 vd. uyarınca kanuni rehin hakkı tesis edilmesini talep edebilir. Ancak bazı kararlarda, kumanya alımında “zorunluluk” unsuru ispatlanamadığı takdirde rehin talebi reddedilerek sadece alacağın tahsiline karar verilmiştir (Yargıtay 11. HD – 2010/6726 E. 

4. İleri Sürülebilecek İddialar ve Savunmalar

Alacaklı Tarafından: Malzemelerin geminin işletilmesi için zorunlu olduğu, kaptan veya donatanın acentesi tarafından sipariş edildiği, ürünlerin eksiksiz teslim edildiği ve alacağın likit (belirlenebilir) olduğu ileri sürülmelidir. Ayrıca geminin yurt dışına çıkma veya mal kaçırma riski ihtiyati haciz gerekçesi olarak sunulabilir.

Borçlu Tarafından: Kumanyanın yolculuğun devamı için zaruri olmadığı, siparişin yetkisiz kişilerce verildiği, ödemenin acenteye yapıldığı veya geminin çıplak kira sözleşmesiyle kiraya verilmesi nedeniyle donatanın sorumlu olmadığı (TTK m. 1127) savunulabilir (Yargıtay 11. HD – 2011/8125 E. K; İstanbul BAM 13. HD – 2019/1313 E. 

5. Sunulması Gereken Deliller Mahkemelerce kabul gören temel deliller şunlardır:

Faturalar ve Sevk İrsaliyeleri: Teslim edilen ürünlerin miktarını ve bedelini gösteren belgeler.

Teslim Belgeleri: Gemi kaşesi ve kaptan imzası taşıyan eşya teslim listeleri veya mal teslim fişleri (Bursa 1. ATM – 2018/1560 E. 

Ticari Defter ve Kayıtlar: Tarafların usulüne uygun tutulmuş ticari defterleri ve cari hesap dökümleri.

Yazışmalar: Sipariş taleplerini içeren e-posta yazışmaları.

Bilirkişi Raporları: Alacağın miktarı ve deniz alacağı niteliği üzerine yapılan teknik incelemeler.

Banka Kayıtları: Varsa kısmi ödemeleri gösteren dekontlar veya virman talimatları.

6. İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bilgiler 

İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda şu hususlar vurgulanmıştır:

Zamanaşımı: Bu tür alacaklarda zamanaşımı süresi genel olarak TBK m. 146 uyarınca 10 yıl olarak kabul edilmektedir (İstanbul 17. ATM – 2021/72 E. 

İspat Standardı: İhtiyati haciz aşamasında “yaklaşık ispat” yeterli görülmekte; kaptan imzalı belgeler ve proforma faturalar bu aşamada kanaat getirici delil sayılabilmektedir (Samsun BAM 3. HD – 2024/1905 E. 

Sorumluluk: Gemi donatanı ile işleteninin organik bağı veya iktisadi özdeşliği durumunda, tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluyla sorumluluğun genişletilebileceği belirtilmiştir (İstanbul 17. ATM – 2021/72 E.

Sık Sorulan Sorular

Gemiye kumanya veya ihtiyaç malzemesi verdim, param ödenmedi. Bu bir deniz alacağı mı?

Evet. TTK m. 1352/1-l uyarınca geminin işletilmesi, yönetimi, korunması ve bakımı için sağlanan kumanya, yakıt ve ihtiyaç malzemeleri doğrudan deniz alacağıdır. Yargı kararlarında meyve, sebze, et, gıda ürünleri ve mürettebata verilen yemek hizmetleri açıkça bu kapsamda kabul edilmiştir. Bu nedenle alacak, sıradan ticari alacaklardan daha güçlü hukuki korumaya sahiptir.

Bu tür alacaklarda hangi mahkeme görevlidir?

Kumanya ve ihtiyaç malzemesi alacakları deniz alacağı niteliğinde olduğundan, görevli mahkeme Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla Asliye Ticaret Mahkemesidir. İstanbul’da özellikle İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi ve Anadolu yakasındaki ihtisas mahkemeleri görevlidir. Yanlış mahkemede açılan davalar usulden reddedilerek dosya görevli mahkemeye gönderilir; bu da ciddi zaman kaybına yol açar.

Gemiye kumanya veya ihtiyaç malzemesi verdim, param ödenmedi. Alacağımı tahsil etmek için hangi yolları kullanabilirim?

Alacaklı, somut duruma göre birden fazla hukuki yolu birlikte veya ayrı ayrı kullanabilir:
İlamsız icra takibi ve borçlu itiraz ederse itirazın iptali davası,
Doğrudan alacak davası,
İhtiyati haciz yoluyla geminin seferden alıkonulması (10.000 SDR teminatla),
Alacak gemi alacağı niteliğindeyse rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip,
Şartları varsa kanuni rehin hakkı tanınması talebi.
Bu yolların hangisinin seçileceği, geminin limandaki durumu ve delillerin gücüne göre belirlenir.

Neden Deniz Alacaklarında Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Kumanya, yakıt ve ihtiyaç malzemesi alacakları kâğıt üzerinde “güçlü” görünse de, uygulamada en sık tahsil edilemeyen deniz alacakları arasındadır. Bunun temel nedeni, hukuki yolun yanlış seçilmesi ve delillerin eksik sunulmasıdır.

Uzman avukat desteği şu noktalarda belirleyicidir: Yanlış mahkemede açılan dava aylarca kaybettirir.
Deniz alacağı olmasına rağmen genel mahkemede açılan davalar usulden reddedilir; bu sırada gemi çoktan limanı terk edebilir. İhtiyati haciz fırsatı tek seferliktir. Gemi bugün Tuzla, Ambarlı veya Aliağa limanındayken haciz konulamazsa, yarın yabancı bir bayrak altında başka bir ülkede olabilir. Bu riski zamanında yönetmek uzmanlık gerektirir. Rehin hakkı her zaman otomatik doğmaz. Kumanya alacaklarında “zorunluluk” unsuru ispatlanamazsa kanuni rehin talebi reddedilebilir. Bu ayrım, ancak içtihat pratiğine hâkim bir avukat tarafından doğru kurgulanabilir. Donatan – kiracı – acente ayrımı kritik önemdedir. Yanlış kişiye husumet yöneltilmesi, davanın esasına girilmeden reddine neden olabilir. Bu nedenle özellikle İstanbul limanları, Tuzla Tersaneler Bölgesi ve yabancı bayraklı gemilere ilişkin uygulamalara hâkim, deniz ticareti hukuku alanında uzman bir ekip ile çalışmak, alacağın tahsili açısından zorunluluktur. Bu tür uyuşmazlıklarda 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, kumanya ve ihtiyaç malzemesi alacakları, gemi ihtiyati haczi ve deniz alacaklarının tahsili konularında İstanbul merkezli uygulama tecrübesiyle öne çıkmaktadır.

Read More

Gemiye Kumanya Tedarik Ettiniz, Bedel Ödenmedi: Hangi Hukuki Adımlar Gerçekten İşe Yarar? | Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

1. Alacağın Hukuki Niteliği: Deniz Alacağı

 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352/1-l bendi uyarınca; geminin işletilmesi, yönetimi, korunması veya bakımı için sağlanan eşya, malzeme, kumanya, yakıt ve teçhizat ile bu amaçlarla verilen hizmetlerden doğan alacaklar açıkça “deniz alacağı” olarak tanımlanmıştır. Meyve, sebze, et ve benzeri gıda maddelerinin (kumanya) gemiye tedarik edilmesi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Yargı kararları, bu tür alacakların deniz ticareti hukukuna özgü usullerle takip edilmesi gerektiğini istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır (Antalya BAM 11. HD-2017/556 K, İstanbul Anadolu 2. ATM-2025/713 K).

2. Başvurulabilecek Temel Hukuki Yollar

A. İhtiyati Haciz ve Geminin Seferden Men Edilmesi 

TTK m. 1353 uyarınca, deniz alacaklarının teminat altına alınması için geminin ihtiyati haczine karar verilebilir. Kumanya alacaklısı, alacağının varlığına ve miktarına dair mahkemeye kanaat getirecek delil (fatura, sevk irsaliyesi, teslim tutanağı vb.) sunduğunda gemi üzerine ihtiyati haciz koydurabilir (Antalya BAM 11. HD-2017/556 

Örnek Olay: Gemiye Verilen Kumanya Bedelinin Tahsili

Bir kumanya tedarikçisi şirket, M/V INA adlı gemiye farklı tarihlerde yiyecek ve hizmet temininde bulunmuş, ancak düzenlenen faturalar gemi donatanı tarafından ödenmemiştir. Bunun üzerine alacaklı, kumanya bedelinin tahsili amacıyla dava açmış; dava sürecinde gemi hakkında seferden men (ihtiyati tedbir) kararı alınmıştır. Geminin seferine devam edebilmesi için, geminin yeni maliki adına acente tarafından icra dosyasına nakdi teminat yatırılmış, alınan tedbir gemi üzerinden kaldırılarak teminat üzerine kaydırılmıştır. Bu sırada gemi el değiştirmiş ve yeni malik, davaya fer’i müdahil olarak katılmıştır. Yeni malik; kumanya alacağının zamanaşımına uğradığını, kendisinin önceki donatanın borcundan sorumlu olmadığını ve yatırılan teminatın kendisine iade edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

İlk derece mahkemesi; Zamanaşımı itirazının asıl borçlu tarafından süresinde ileri sürülmediğini, Fer’i müdahilin tek başına zamanaşımı def’inde bulunamayacağını, Kumanya bedelinin alacaklı tarafından ispatlandığını kabul ederek davayı kabul etmiş, teminatın iadesi talebini reddetmiştir. Karar Yargıtay incelemesine gelmiş; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, kumanya alacağının varlığını, teminatın korunmasını ve fer’i müdahilin sınırlı haklara sahip olduğunu vurgulayarak yerel mahkeme kararını onamıştır. (Yargıtay 11. HD-2012/1298 

B. İcra Takibi ve İtirazın İptali Davası 

Alacaklı, ödenmeyen kumanya bedelleri için ilamsız icra takibi başlatabilir. Borçlunun (donatan veya işleten) takibe itiraz etmesi durumunda, İİK m. 67 uyarınca “itirazın iptali davası” açılması gerekmektedir.

Somut Örnek: MV … ve MV … isimli gemilere kuru kumanya tedarik eden bir firma, faturaların ödenmemesi üzerine başlattığı icra takibine yapılan itirazı, Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nde açtığı itirazın iptali davası ile gidermiş; mahkeme %20 icra inkar tazminatına ve asıl alacağın tahsiline hükmetmiştir (İstanbul 17. ATM-2019/160 

Somut Örnek: Gemi malzemesi satışından doğan alacak için başlatılan “Örnek 7” ilamsız takipte, ticari defterler ve faturaların delil kabul edilmesiyle itiraz iptal edilmiş ve takibin devamına karar verilmiştir (İstanbul 11. ATM-2018/913 

C. Alacak Davası ve Kanuni Rehin Hakkı Talebi 

Alacaklı, doğrudan bir alacak davası açarak kumanya bedelinin tahsilini talep edebilir. Bazı durumlarda alacaklılar, alacağın “gemi alacağı” niteliği gereği gemi üzerinde “kanuni rehin hakkı” tanınmasını da talep etmektedir. Ancak güncel yargı pratiğinde, kredili işlemlere dayanan kumanya satışlarında kanuni rehin hakkı talebi genellikle reddedilmekte, sadece alacağın tahsiline hükmedilmektedir (Yargıtay 11. HD-2013/15215 , 2011/8125).

3. Usuli Gereklilikler ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Görevli Mahkeme: Kumanya alacağı TTK m. 1352 kapsamında bir deniz alacağı olduğundan, uyuşmazlıkların çözümünde “Denizcilik İhtisas Mahkemeleri” (veya bu sıfatla hareket eden Asliye Ticaret Mahkemeleri) görevlidir. Genel ticaret mahkemelerinde açılan davalar görevsizlik nedeniyle reddedilmektedir (İstanbul Anadolu 9. ATM-2016/745  İstanbul 14. ATM-2016/278 

Husumet (Doğru Borçlu): Alacak davası veya icra takibi doğrudan gemi donatanına veya işletenine yöneltilmelidir. Gemi acentesi, TTK m. 119/2 uyarınca mal bedellerinden şahsen sorumlu tutulamaz; bu nedenle acenteye karşı açılan davalar husumet yokluğu nedeniyle reddedilebilir (Yargıtay 19. HD-2014/4441 

İspat Araçları: Teslimatın yapıldığını gösteren kaptan imzalı makbuzlar, sevk irsaliyeleri, e-arşiv faturaları ve ticari defter kayıtları en kritik delillerdir. Faturalara 8 gün içinde itiraz edilmemesi, içeriğinin kabul edildiğine dair karine teşkil eder (İstanbul 17. ATM-2019/160, İstanbul 11. ATM-2018/913).

Sonuç: Gemiye kumanya sağlayan kişi; öncelikle ihtiyati haciz yoluyla gemiyi seferden men ederek alacağını güvenceye alabilir, ardından Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nde icra takibi veya itirazın iptali davası açarak alacağını faizi ve icra inkar tazminatı ile birlikte tahsil edebilir.

Merak Edilenler ve Uygulamada Karşılaşılan Sorular

Kumanya alacağı için gemi hakkında alınan ihtiyati tedbir veya yatırılan teminat, gemi satıldıktan sonra yeni malik tarafından geri alınabilir mi?

Hayır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 06.12.2012 tarihli kararına göre; kumanya alacağı nedeniyle geminin seferden men edilmesi üzerine geminin seferine devam edebilmesi için yatırılan nakdi teminat, gemi sonradan el değiştirmiş olsa dahi yeni malik tarafından geri istenemez.
Tedbir, gemi yerine teminat üzerinde devam eder ve alacak kesinleşinceye kadar korunur.

Yeni gemi maliki, kumanya alacağına karşı zamanaşımı def’inde bulunabilir mi?

Hayır. Kararda açıkça belirtildiği üzere; fer’i müdahil sıfatıyla davaya katılan yeni gemi maliki, davalı donatan adına zamanaşımı def’inde bulunamaz. Zamanaşımı itirazı yalnızca asıl borçlu tarafından süresi içinde ileri sürülebilir; aksi hâlde mahkemece re’sen dikkate alınamaz.

Gemi limandayken hangi adım alacağı gerçekten güvence altına alır?

En etkili yol, ihtiyati hacizdir. Mahkemeler, kumanya alacaklarında fatura, sevk irsaliyesi ve teslim tutanağı gibi belgelerle yaklaşık ispatın sağlanması hâlinde, geminin seferden men edilmesine karar verebilmektedir. Bu adım atılmadan gemi limanı terk ederse, alacağın fiilen tahsili çoğu zaman imkânsız hâle gelir.

Borçlu olarak acente mi, donatan mı muhatap alınmalı?

Bu ayrım kritik önemdedir. Gemi acentesi, kural olarak kumanya bedelinden şahsen sorumlu değildir. Takibin veya davanın doğrudan gemi donatanına ya da işletenine yöneltilmesi gerekir. Aksi hâlde dosya, esasa girilmeden husumet yokluğu nedeniyle reddedilebilir.

Kumanya alacağı için gemi üzerinde rehin hakkı her zaman doğar mı?

Hayır. Her kumanya alacağı otomatik olarak kanuni rehin hakkı vermez.
Yargı uygulamasında özellikle kredili ve rutin tedariklerde, “zorunluluk” unsuru ispatlanamazsa rehin talepleri reddedilmekte, sadece alacağın tahsiline karar verilmektedir. Bu nedenle rehin talebi dikkatle kurgulanmalıdır.

Neden Bu Tür Alacaklarda Uzman Avukatla Hareket Edilmeli?

Kumanya alacakları, teoride güçlü; pratikte ise en hızlı kaybedilen deniz alacakları arasındadır. Bunun sebebi çoğu zaman alacağın değil, usulün yanlış kurulmasıdır.

Yanlış kişiye yöneltilen takipler

Yanlış mahkemede açılan davalar

Gemi limandayken haciz fırsatının kaçırılması

Rehin hakkının hatalı ileri sürülmesi

Yabancı bayraklı gemilerde zaman baskısının yönetilememesi özellikle İstanbul limanları, Tuzla Tersanesi, marina ve transit liman uygulamalarında sıkça görülür. Bu nedenle kumanya, yakıt ve gemi ihtiyaç malzemesi alacaklarında; liman pratiğini, ihtiyati haciz refleksini ve deniz ticareti yargısını bilen bir hukukçu ile ilerlemek, çoğu zaman alacağın tahsil edilip edilememesini belirler. İstanbul merkezli deniz ticareti uyuşmazlıklarında uygulama tecrübesi bulunan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, kumanya ve gemi tedarik alacaklarının hızlı haciz, doğru husumet ve etkin tahsil stratejileriyle takip yapmaktadır.

Read More

Çatı Onarım ve Yenileme, Dış Cephe Mantolama, Giriş Kapısı yenileme gibi Ortak Giderler Nasıl Paylaştırılır?

Kat Mülkiyeti Kanunu m.20 ve Yargıtay Kararları Işığında Güncel Rehber (2026)**

Küçük–Büyük Daire Ayrımı Yapılabilir mi? Arsa Payı Zorunlu mu?

Kat mülkiyetine tabi binalarda ana giriş kapısı, çatı, mantolama, asansör gibi alanlar ortak yer niteliğindedir. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca, yönetim planında açıkça aksine bir hüküm bulunmadıkça, bu ortak yerlerin bakım, onarım ve yenileme giderlerine tüm kat malikleri arsa payları oranında katılmak zorundadır.

Yargıtay’ın istikrarlı içtihatları, daire büyüklüğü, metrekare, küçük–büyük daire ayrımı veya eşit bölüşüm gibi yöntemlerle yapılan gider paylaştırmalarını, yönetim planında açık hüküm yoksa hukuka aykırı kabul etmektedir.

1. Genel Hukuki Çerçeve ve Kat Mülkiyeti Kanunu Madde 20

 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 20. maddesi uyarınca, kat malikleri aralarında başka türlü bir anlaşma (yönetim planında aksine bir hüküm) bulunmadıkça, anagayrimenkulün bütün ortak yerlerinin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderlerine kendi arsa payları oranında katılmakla yükümlüdürler (Yargıtay 18. HD-2013/20273 20. HD-2019/2968 K. Kanun’un 4. maddesi uyarınca “genel giriş kapıları” ortak yerler arasında sayılmaktadır (Danıştay 10. Daire-2017/549 K. Dolayısıyla, bina ana giriş kapısının yenilenmesi veya onarımı bir ortak yer gideridir.

2. Ortak Giderlerin Paylaşım Esasları ve Arsa Payı Zorunluluğu

 Yargıtay kararları, ortak yerlere ilişkin giderlerin paylaşımında temel kriterin arsa payı olduğunu istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır:

Ana Giriş Kapısı Gideri: Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2017/4168  yönetim planında aksine bir düzenleme yoksa ana giriş kapısı gibi ortak yerlerin yenileme giderlerinin arsa payı oranında ödenmesi gerektiğini, meskenler arasında eşit bölünme veya dükkan/daire ayrımı yapılmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Benzer şekilde 18. Hukuk Dairesi (2011/8903  giriş kapısına yapılan harcamalara katılımın arsa payı oranında olması gerektiğini hükme bağlamıştır.

Daire Büyüklüğü ve Metrekare Ayrımı: Giderlerin “dış cephe m²’lerine göre” veya “daire büyüklüğüne göre” paylaştırılmasına yönelik kat malikleri kurulu kararları yasal bulunmamaktadır. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2018/2036 mantolama giderlerinin dairelerin dış cephe m²’sine göre paylaştırılması kararını iptal etmiştir. Yine 20. HD (2017/5547 , toplam maliyetin arsa payına bakılmaksızın daire sayısına bölünerek hesaplanmasını hatalı bulmuştur.

Emsal Uygulamalar: Çatı değişimi, mantolama ve asansör yenileme gibi işlemler “zorunlu bakım ve onarım” kapsamında değerlendirilmekte ve bu giderlere tüm kat maliklerinin arsa payı oranında katılması gerektiği ifade edilmektedir (20. HD-2017/4433 , 20. HD-2017/3748 

3. Yönetim Planının Bağlayıcılığı ve İstisnalar 

Ortak giderlerin paylaşımında yönetim planı, KMK’nın 20. maddesindeki genel kuralın önüne geçebilir.

Eğer yönetim planında giderlerin “oda sayısına göre” (18. HD-2015/7020 ) veya “eşit olarak” (20. HD-2017/3587 ) paylaşılacağı açıkça düzenlenmişse, bu hüküm uygulanır.

Ancak yönetim planında böyle bir hüküm yoksa veya plan “arsa payı” esasını benimsemişse, kat malikleri kurulu bu planı değiştirmeden (beşte dört çoğunluk sağlamadan) farklı bir paylaşım usulü (küçük/büyük daire ayrımı gibi) belirleyemez (20. HD-2017/4526 , 18. HD-2013/15247

4. Mevcut Durumun Değerlendirilmesi 

Soruya konu olayda, geçmiş yıllardaki çatı ve mantolama giderlerinin arsa payı oranında ödenmiş olması, yönetim planının muhtemelen arsa payı esasını benimsediğini veya KMK 20. maddesinin uygulandığını göstermektedir. Yönetimin ana giriş kapısı değişimi için belirlediği “küçük daire 2200 TL, büyük daire 2400 TL” şeklindeki taksimat, arsa payı oranına (1100 TL) aykırı görünmektedir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2019/2648 , aidat ve giderlerin arsa payı oranında hesaplanmamasını bozma nedeni saymıştır.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

 İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, bu tür uyuşmazlıklarda şu hususlara dikkat çekmektedir:

Yönetim Planı Değişikliği: Yönetim planındaki gider paylaşım usulünün değiştirilmesi için tüm kat maliklerinin beşte dördünün (4/5) oyu şarttır. Bu çoğunluk sağlanmadan alınan kararlar geçersizdir (20. HD-2019/2658 20. HD-2017/4460 

Faydalanma Oranı Tartışması: KMK 42. madde kapsamında “yenilik ve ilavelerden faydalananların faydalanma oranına göre ödeme yapması” ilkesi bulunsa da, ana giriş kapısı gibi tüm maliklerin ortak kullandığı alanlarda genel kural arsa payı odaklı yorumlanmaktadır (5. HD-1981/231 , 20. HD-2019/4235 

Dava Yolu: Yönetim planına veya kanuna aykırı gider paylaşımı kararlarına karşı kat maliklerinin Sulh Hukuk Mahkemesi’nde iptal davası açma hakkı mevcuttur (18. HD-2012/9381

Sonuç: Sunulan yargı kararları ışığında; yönetim planında aksine bir hüküm yoksa, bina ana giriş kapısı değişim giderinin küçük ve büyük daire ayrımı yapılarak paylaştırılması yasal değildir. Giderlerin, Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca arsa payı oranında (belirttiğiniz üzere 1100 TL olacak şekilde) tahsil edilmesi esastır.

Kat malikleri kurulu kararıyla arsa payı yerine metrekare esas alınabilir mi?

Hayır. Kat malikleri kurulu, yönetim planı değiştirilmeden (4/5 çoğunluk sağlanmadan) arsa payı dışındaki bir paylaşım yöntemini tek başına belirleyemez. Aksi yöndeki kararlar iptale tabidir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Kat mülkiyetinden doğan uyuşmazlıklarda en sık yapılan hatalar şunlardır:

Yönetim planı incelenmeden aidat ve gider belirlenmesi,

Kat malikleri kurulu kararlarının kanuna aykırı şekilde uygulanması,

Arsa payı yerine keyfi ölçütlerle (m², daire tipi, eşit bölüşüm) gider tahakkuku,

Süresi içinde iptal davası açılmaması nedeniyle hak kaybı yaşanması. Bu tür hatalar, kat maliklerinin hukuka aykırı borçlandırılmasına, ödenen bedellerin geri alınamamasına ve uzun süren dava süreçlerine yol açabilir. 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, kat mülkiyeti ve apartman–site hukukuna ilişkin olarak;

Yönetim planının hukuki analizi,

Kat malikleri kurulu kararlarının iptali,

Hatalı aidat ve ortak gider tahakkuklarının durdurulması,

Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde dava ve itiraz süreçlerinin yürütülmesi konularında müvekkillerine önleyici ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Read More

Miras Kalan Taşınmazlarda Elbirliği Mülkiyeti, Pay Devri ve Satış Yasağı (2026 Güncel Yargıtay Rehberi)

Elbirliği Mülkiyetinde Satış Geçersiz mi? Mirasçılar Payını Satabilir mi?

Murisin ölümüyle mirasçılara geçen taşınmazlar üzerinde elbirliği mülkiyeti (iştirak halinde mülkiyet) doğar. Bu rejimde mirasçıların bağımsız payları yoktur ve her mirasçı hakkını taşınmazın tamamı üzerinde birlikte kullanır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, elbirliği mülkiyeti devam ettiği sürece tek başına satış, pay devri veya üçüncü kişilere satış vaadi hukuken geçersizdir.

Bu yazı; elbirliği mülkiyetinde tasarruf kısıtlamalarını, mirasçılar arası istisnaları, paylı mülkiyete geçişin sonuçlarını ve tarım arazilerine özgü yasakları, güncel Yargıtay kararları ışığında uygulamaya dönük biçimde ele almaktadır.

1. Elbirliği Mülkiyeti (İştirak Halinde Mülkiyet) Esasları ve Tasarruf Kısıtlamaları

Yargıtay içtihatlarına göre, murisin ölümüyle mirasçılara geçen taşınmazlar üzerinde kural olarak “elbirliği mülkiyeti” hükümleri cari olmaktadır. Bu mülkiyet rejiminde mirasçıların belirlenmiş bağımsız payları bulunmamakta, hak taşınmazın tamamına yaygınlık göstermektedir (8. HD-2015/6736 K).

Bağımsız Tasarruf Yasağı: Elbirliği mülkiyeti devam ettiği sürece, mirasçılardan birinin veya birkaçının taşınmazı ya da kendi payını tek başına üçüncü kişilere satması hukuken geçersizdir (8. HD-2013/9033 , 8. HD-2015/6736 ). Tasarruf işlemleri için tüm ortakların oybirliğiyle karar vermesi zorunludur (8. HD-2015/6736 ).

İntikal İşlemi: Taşınmazların mirasçılar adına intikalen yapılan tescil işlemi, mirasçıların payları gösterilmeden, sadece isimleri yazılarak ve iştirak hali belirtilerek gerçekleştirilir (İçtihatları Birleştirme BGK-1984/2-1985/5 K). Bu aşamada hiçbir ortak için bağımsız, tek başına tasarruf edebileceği bir pay söz konusu değildir.

Üçüncü Kişilere Satış Vaadi: Elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülmedikçe, tereke dışı kişilere yapılan satış vaadi sözleşmelerinin ifa (yerine getirme) olanağı bulunmamaktadır (14. HD-2011/1111 K, 7. HD-2021/6443 K).

2. Mirasçılar Arasında Pay Devri ve İstisnalar

Elbirliği mülkiyeti devam etse dahi, mirasçıların kendi aralarındaki işlemler için bazı istisnalar tanınmıştır:

Mirasçılar Arası Temlik: Medeni Kanun uyarınca, mirasın taksiminden önce terekeye dahil bir taşınmazdaki miras hakkının “diğer bir mirasçıya” temliki mümkündür. Bu tür sözleşmelerin geçerli olması için terekedeki tüm hakları kapsaması gerekmez ve bu sözleşmeler iştirak hali bozulmadan tapuda işlem yapılmasını sağlayabilir (İçtihatları Birleştirme BGK-1984/2-1985/5 K).

Şekil Şartı: Mirasçıların kendi aralarında yapacakları miras payı devri sözleşmelerinin yazılı olması geçerlilik şartıdır (14. HD-2016/11258 , 8. HD-2016/7927 K). Bu sözleşmeler, diğer mirasçıların muvafakatine bağlı olmaksızın geçerlidir (8. HD-2010/7080 K).

Yargısal Talep: Bir mirasçı, tapu kaydının iptali ile sadece kendi miras payı oranında adına tescilini talep edebilir; ancak diğer mirasçılar adına tescil isteyemez (8. HD-2011/6909 K, 8. HD-2012/10927 .

3. Paylı Mülkiyete Geçiş ve Bağımsız Satış Yetkisi

Mirasçılar arasındaki elbirliği mülkiyeti paylı (müşterek) mülkiyete dönüştürüldüğü takdirde, her bir mirasçının tasarruf yetkisi değişmektedir:

Bağımsız Tasarruf Hakkı: Paylı mülkiyette her paydaş, diğerlerinden bağımsız olarak kendisine ait pay üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir, payını satabilir veya devredebilir (16. HD-2016/17495, 14. HD-2011/3436).

Tescil Sonrası Satış: Taşınmazın miras payları oranında paylı mülkiyet şeklinde intikal ettirilmesi durumunda, mirasçıların bu payları üçüncü kişilere satabildiği ve bu işlemlerin tapu kayıtlarında sabit görüldüğü saptanmıştır (1. HD-2014/16986, 1. HD-2012/16288).

Dönüşümün Etkisi: Elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesinden sonra, daha önce yapılmış olan “miras payının devri sözleşmeleri” hükümsüz hale gelir; zira artık paylı mülkiyet hükümleri esastır (8. HD-2014/14915 

4. Tarım Arazilerine İlişkin Özel Kısıtlamalar

Bölünemez büyüklükteki tarım arazileri için özel bir rejim öngörülmüştür:

Bu nitelikteki arazilerde birlikte mülkiyet mevcutsa, araziler ifraz edilemez ve paylar üçüncü şahıslara satılamaz veya devredilemez (14. HD-2012/15180). Bu durumda mirasçıların paylarını bağımsız olarak satması kanunen yasaklanmıştır.

5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler ve Uygulama Örnekleri

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi olduğunda ek bağlam sağlayan ikincil kaynaklardan derlenmiştir:

İkincil Kaynak (5. HD-2024/6655 ; 20. HD-2019/2259 ): Uygulamada mirasçıların önce intikal işlemlerini yaptırdıkları, ardından kendi aralarında pay satışı gerçekleştirdikleri ve bu satışların tapu siciline işlendiği görülmektedir.

İkincil Kaynak (HGK-2022/718 ): Mirasçıların taşınmazı paylı mülkiyet şeklinde (örneğin 1/4 paylarla) intikal ettirdikten sonra, birbirlerine vekalet vererek pay devri yapabildikleri, bu devirlerin bedelli veya bedelsiz (bağış) olabildiği anlaşılmaktadır.

İkincil Kaynak (Özelge-21.05.2013): Elbirliği mülkiyeti safhasında yapılan satışlarda tapu harcı tüm malikler adına bütünsel olarak tahakkuk ettirilirken; paylı mülkiyete geçildikten sonraki satışlarda her bir hissedarın payı üzerinden ayrı ayrı harç tahsil edilmektedir.

İkincil Kaynak (1. HD-2025/2512): Mirasçıların, harici veya kanuni bir paylaşım bulunmadığı durumlarda kendi paylarının tapuda bağımsız tescili için yaptıkları başvuruların, fiili taksim veya hibe gibi iddialar nedeniyle uyuşmazlık konusu olabildiği ve mahkemece ayrıntılı inceleme gerektirdiği belirtilmiştir.

İkincil Kaynak (14. HD-2016/10907): Paylı mülkiyette genel pay satışı mümkün olmakla birlikte, taşınmazın belirli bir fiziksel bölümünün (somuta indirgenmiş kısım) satışı için diğer paydaşların rızasının aranabileceği vurgulanmıştır.

Sık Sorulan Sorular

Elbirliği mülkiyetinde bir mirasçı kendi payını tek başına satabilir mi?

Hayır. Elbirliği mülkiyetinde bağımsız pay kavramı bulunmaz. Bu nedenle mirasçılardan birinin tek başına yaptığı satış veya satış vaadi kesin hükümsüzdür. Tasarruf için tüm mirasçıların oybirliği gerekir.

Mirasçılar kendi aralarında pay devri yapabilir mi?

Evet, sadece mirasçılar arasında olmak kaydıyla mümkündür. Miras payı devri sözleşmesi yazılı şekilde yapılmalı ve bu işlem elbirliği mülkiyetini sona erdirmez. Üçüncü kişilere yapılan devirler ise geçersizdir.

Paylı mülkiyete geçilirse mirasçı payını serbestçe satabilir mi?

Evet. Elbirliği mülkiyeti paylı (müşterek) mülkiyete dönüştürüldüğünde, her paydaş kendi payı üzerinde bağımsız tasarruf yetkisi kazanır ve payını üçüncü kişilere satabilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Miras kalan taşınmazlarda yapılan işlemler; mutlak butlan, geçersiz satış, tapu iptal ve tescil davaları, harç ve vergi ihtilafları gibi geri dönüşü zor sonuçlar doğurabilir. Özellikle:

Elbirliği mülkiyeti ile paylı mülkiyetin karıştırılması,

Üçüncü kişilere yapılan geçersiz satış vaatleri,

Tarım arazilerinde bölünemezlik ve devir yasaklarının ihlali,

Pay devri sözleşmelerinin yanlış aşamada yapılması, uygulamada ciddi hak kayıplarına yol açmaktadır.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, miras ve taşınmaz hukuku alanında;

Elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi,

Mirasçılar arası pay devri ve taksim sözleşmeleri,

Tapu iptal ve tescil davaları,

Satış öncesi hukuki risk analizi konularında müvekkillerine önleyici ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Read More

Yat veya Gemi Sahipleri İskele ya da Marina Kiralama Ücretini Ödemezse Alacak Nasıl Tahsil Edilir? | Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Gemi veya yat sahiplerinin iskele, marina veya liman bağlama/kira bedellerini ödememesi durumunda başvurulabilecek hukuki yollar ve tahsilat yöntemleri, incelenen yargı kararları ışığında aşağıda kategorize edilerek sunulmuştur:

1. İlamsız İcra Takibi ve İtirazın İptali Yolu 

Yargı kararlarında en sık başvurulan yöntem, ödenmeyen kira ve hizmet bedelleri için genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatılmasıdır.

Süreç: Marina veya iskele işletmecisi, ödenmeyen faturalara veya cari hesap alacağına dayanarak icra müdürlüğü nezdinde takip başlatır. Borçlunun (donatan, yat sahibi veya işletmeci) takibe itiraz etmesi durumunda, alacaklı tarafından “İtirazın İptali” davası açılmaktadır.

Somut Örnekler:

İzmir BAM 17. Hukuk Dairesi (2017/2092 K): Torba Balıkçı Barınağı’ndaki barınma ücretini ödemeyen tekne sahibi aleyhine başlatılan icra takibine yapılan itiraz iptal edilmiş ve alacağın likit olması nedeniyle %20 icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2023/532 K): Marina işletmecisi, karapark ve bağlama bedeli alacağı için başlattığı icra takibine itiraz edilmesi üzerine açtığı davayı kazanmış; mahkeme ticari defterler ve marina kayıtlarını esas alarak takibin devamına karar vermiştir.

Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi (2018/349 K): Yat limanı işletmecisi tarafından başlatılan takipte, borçlu dava aşamasında ödeme yapmış ve mahkeme yine de icra inkar tazminatına hükmetmiştir.

2. Hapis Hakkı ve Rehnin Paraya Çevrilmesi Yolu 

İskele veya marina işletmecileri, ödenmeyen alacakları için teknenin üzerinde hapis hakkı kullanabilir ve bu hakkı rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe dönüştürebilir.

Uygulama: İşletmeci, Türk Medeni Kanunu m. 950 veya Türk Borçlar Kanunu m. 580 uyarınca tekneyi alıkoyabilir.

Somut Örnekler:

İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi (2015/1238 K): Marina işletmecisinin tekne üzerinde fiilen hapis hakkı kullandığı ve ardından “taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla” icra takibi başlattığı görülmüştür.

Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi (2024/61): Saklama bedeli alacağı için hapis hakkına dayalı defter tutularak rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılmıştır.

Dikkat Edilmesi Gereken Husus: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2018/1065 ), hapis hakkının kullanılabilmesi için zilyetliğin borçlunun rızasıyla devredilmiş olması ve alacağın muaccel olması gerektiğini, kanuni şartlar oluşmadan yönetmelik hükümlerine dayanarak tekne alıkoymanın “hakkın kötüye kullanılması” sayılabileceğini belirtmiştir.

3. Deniz Alacağı ve İhtiyati Haciz (İkincil Kaynak Verileri) 

İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda, iskele ve liman ücretlerinin “deniz alacağı” niteliği vurgulanmaktadır.

Deniz Alacağı Niteliği: İstanbul BAM 37. Hukuk Dairesi (2023/776 K), liman, iskele ve rıhtım için ödenecek paraların TTK m. 1352/1-l uyarınca “deniz alacağı” olduğunu ve uyuşmazlıkların Denizcilik İhtisas Mahkemelerinde görülmesi gerektiğini belirtmiştir.

İhtiyati Haciz: İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi (2020/1838 ) ve İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi (2024/576 K) kararlarında, deniz alacaklarının tahsili için gemi üzerine “ihtiyati haciz” kararı aldırılabileceği, bu haczin geminin seferden men edilmesi sonucunu doğurabileceği ve borçlunun haczi kaldırmak için nakit teminat yatırmak zorunda kalabileceği örneklendirilmiştir.

4. Sorumlu Kişilerin Belirlenmesi ve Müteselsil Sorumluluk 

Alacağın tahsilinde sadece gemi sahibi (donatan) değil, duruma göre acenta veya kaptan da muhatap alınabilmektedir.

Acentanın Sorumluluğu: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2009/3587 ), liman hizmetleri tarifesi uyarınca limanda iş takip eden acentaların, donatan ile birlikte “müşterek ve müteselsilen” sorumlu olduklarına hükmetmiştir.

Kaptanın Sorumluluğu: Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi (2019/908 K), kaptanın donatanı temsil yetkisi ve liman yönetmelikleri uyarınca bağlama ücretlerinden yat malikleriyle birlikte sorumlu tutulabileceğine karar vermiştir.

5. Diğer Tahsilat ve Müdahale Yolları

Doğrudan İflas Talebi: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2023/702) dosyasında, kira bedellerinin ödenmemesi ve icra takiplerinin sonuçsuz kalması üzerine İİK m. 177/2 uyarınca borçlu şirketin doğrudan iflasının talep edildiği bir örnek mevcuttur.

Fuzuli İşgal ve Tekne Kaldırma (İkincil Kaynak): Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2012/2086 K) kararında, süresi dolmasına rağmen iskeleyi terk etmeyen tekneler için “fuzuli işgal” (ecr-i misil) davası açılabileceği, teknenin römorkör marifetiyle başka bir yere çekilebileceği (cer masrafı) ve bu masrafların donatandan tahsil edilebileceği belirtilmiştir.

Tahkim Yolu (İkincil Kaynak): Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2014/4806 K), sözleşmede tahkim şartı bulunması halinde uyuşmazlığın uluslararası tahkim merkezlerinde (örneğin Londra Deniz Hakemleri Birliği) çözülmesi gerekebileceğine işaret etmiştir.

Görevli Mahkeme: Kararların genelinde, uyuşmazlığın deniz ticaretinden kaynaklanması nedeniyle Denizcilik İhtisas Mahkemeleri (veya bu sıfatla Asliye Ticaret Mahkemeleri) görevli kabul edilmektedir. Ancak Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi (2024/398) gibi bazı kararlarda, uyuşmazlığın saf bir kira sözleşmesi olarak nitelendirilmesi durumunda Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevli olabileceği yönünde görevsizlik kararları verildiği de görülmektedir.

Sonuç olarak; iskele kirasını ödemeyen yat sahibine karşı öncelikle noter kanalıyla ihtarname gönderilmesi, ardından ilamsız icra takibi başlatılması, itiraz halinde itirazın iptali davası açılması veya gemi alacağı niteliği vurgulanarak ihtiyati haciz/hapis hakkı yollarına başvurulması somut yargı uygulamalarında kabul gören yöntemlerdir.

Marina veya iskele bağlama bedeli ödenmezse ilk hangi yol izlenir?

Uygulamada en hızlı ve etkili yol, genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatmaktır. Ödenmeyen faturalar veya cari hesap alacağı dayanak gösterilir. Borçlu itiraz ederse, alacaklı itirazın iptali davası açarak takibin devamını ve şartları varsa %20 icra inkâr tazminatını talep edebilir.

Marina işletmecisi tekneyi alıkoyabilir mi (hapis hakkı)?

Evet, şartları varsa. Alacak muaccel olmalı ve teknenin zilyetliği borçlunun rızasıyla işletmeciye geçmiş olmalıdır. Aksi halde keyfi alıkoyma “hakkın kötüye kullanılması” sayılabilir. Hapis hakkı sonrasında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapılabilir.

Bağlama ve liman ücretleri “deniz alacağı” sayılır mı, gemiye haciz konulabilir mi?

Yargı uygulamasında bu bedeller çoğunlukla deniz alacağı kabul edilmektedir. Bu nitelik sayesinde ihtiyati haciz istenebilir; haciz geminin seferden men edilmesine yol açabilir ve borçlu haczi kaldırmak için nakit teminat yatırmak zorunda kalabilir.

Sadece gemi/yat sahibi mi sorumludur, acenta veya kaptan da sorumlu olur mu?

Somut olaya göre müteselsil sorumluluk doğabilir. Liman tarifeleri ve temsil ilişkisi kapsamında acenta, donatanla birlikte sorumlu tutulabilir. Kaptan da, temsil yetkisi ve liman düzenlemeleri gereği bağlama ücretlerinden sorumlu kabul edilebilir.

İskele / Liman / Yanaşma Hizmeti Sözleşmesinden Doğan Alacaklarda Görevli Mahkeme Hangisidir?

Gemilere iskeleye yanaşma, liman veya rıhtım kullanım hizmeti verilmesinden doğan alacaklar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.1352/1-n uyarınca deniz alacağıdır. Bu alacaklar; sözleşme hukuku kapsamında bir hizmet sözleşmesine dayanıyor olsa dahi, deniz alacağı niteliği baskın olduğundan, uyuşmazlığın çözümü Denizcilik İhtisas Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanına girer.
Bu nedenle; İskele hizmet bedelinin tahsiline yönelik itirazın iptali davaları,
Taraflar arasındaki ilişki “hizmet sözleşmesi” olarak adlandırılsa bile,
Gemilere fiilen verilen yanaşma/liman hizmetinden kaynaklanıyorsa
genel asliye ticaret veya asliye hukuk mahkemelerinde değil, deniz ticaretine özgülenmiş ihtisas mahkemelerinde görülmelidir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Marina, iskele ve liman alacakları; sıradan bir kira alacağından farklı olarak deniz alacağı niteliği, ihtiyati haciz, hapis hakkı, rehnin paraya çevrilmesi, müteselsil sorumluluk ve görevli mahkemenin doğru belirlenmesi (Denizcilik İhtisas Mahkemesi, Asliye Ticaret Mahkemesi veya Sulh Hukuk Mahkemesi) gibi son derece teknik hukuki başlıklar içerir. Yanlış başlatılan bir icra takibi, hatalı mahkemede açılan dava veya eksik delillendirme; alacağın tahsilini aylarca geciktirebileceği gibi, bazı durumlarda geri dönülmesi imkânsız hak kayıplarına da yol açabilir.

Özellikle İstanbul marinaları ve limanları (Tuzla, Pendik, Kartal, Ataköy, Kalamış, Ambarlı ve çevresi) gibi yoğun deniz trafiğine sahip bölgelerde, yat ve gemi sahiplerinin sıkça el değiştirmesi, yabancılık unsuru, acenta ve kaptan sorumluluğu gibi faktörler süreci daha da karmaşık hale getirmektedir. Bu nedenle tahsilat stratejisinin; güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatlarına uygun şekilde, doğru hukuki enstrümanlar kullanılarak kurgulanması hayati önem taşır.

Bu noktada İstanbul Tuzla merkezli 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, marina ve liman alacakları konusunda sahip olduğu deniz ticareti hukuku tecrübesiyle; alacağın en hızlı ve en etkin şekilde tahsil edilmesini, gerektiğinde ihtiyati haciz ve teminat mekanizmalarının devreye sokulmasını ve sürecin baştan sona hak kaybı yaşanmadan yürütülmesini sağlamaktadır. Marina ve liman alacaklarında, doğru adım doğru zamanda atılmadıkça sonuç almak mümkün değildir; bu nedenle uzman avukat desteği bir tercih değil, zorunluluktur.

Read More