Yurt Dışı Borçlanmasının Şartları Nelerdir? Kimler Yararlanabilir, Nasıl Başvurulur, Hangi Süreler Borçlanılır?

Yurt dışı borçlanması, yurt dışında yaşayan veya çalışan Türk vatandaşları ile belirli koşulları sağlayan mavi kartlılar bakımından, Türkiye’de emeklilik ve diğer uzun vadeli sigorta hakları açısından son derece önemli bir sosyal güvenlik kurumudur. Uygulamanın temel amacı, yurt dışında geçen belirli sürelerin Türkiye’de geçmiş sigortalılık süresi gibi değerlendirilmesini sağlamak ve böylece kişilerin emeklilik, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları bakımından hak kazanabilmelerine imkân tanımaktır. Devletin, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının sosyal güvenliklerinin sağlanması için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü Anayasa’nın 62. maddesinde de açıkça yer almaktadır. Uygulamanın yasal omurgasını ise 3201 sayılı Kanun ile 5510 sayılı Kanun oluşturmaktadır.

Yurt dışı borçlanması, yalnızca sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış ülkelerde çalışanlar için tanınmış bir hak değildir. Ülkemizle sosyal güvenlik anlaşması olsun ya da olmasın, yurt dışında çalışan Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişiler, kanunda öngörülen şartları taşımaları hâlinde yurt dışı sürelerini Türkiye’de geçmiş hizmet gibi saydırmak için borçlanma yapabilmektedir. Bu çerçevede yurt dışında geçen sigortalılık süreleri, bu süreler arasında veya sonunda yer alan belirli işsizlik süreleri ve kadınlar bakımından ev kadını olarak geçen süreler borçlanma kapsamına alınmıştır. SGK’nın 2026 tarihli resmi açıklamasında da bu kapsam aynen korunmuştur.

Yurt dışı borçlanmasının temel şartları nelerdir?

3201 sayılı Kanuna göre yurt dışı borçlanmasından yararlanabilmek için dört temel şartın birlikte bulunması gerekir. Birincisi, kişinin borçlanma hakkı veren vatandaşlık statüsüne sahip olmasıdır. İkincisi, borçlanma kapsamına giren nitelikte yurt dışı sürelerinin bulunması gerekir. Üçüncüsü, bu sürelerin usulüne uygun belgelerle ispat edilmesi zorunludur. Dördüncüsü ise SGK’ya yazılı istekte bulunulması gerekir. SGK’nın yayımladığı resmi bilgi notunda bu şartlar açık biçimde “Türk vatandaşı olmak, belirli nitelikte yurt dışı süreleri bulunmak, bu süreleri belgelendirmek ve yazılı istekte bulunmak” şeklinde sıralanmıştır.

Burada vatandaşlık şartı özellikle önemlidir. Genel kural olarak borçlanılacak sürenin geçtiği dönemde ve borçlanma hakkının kullanılmasında kanunda aranan vatandaşlık niteliğinin mevcut olması gerekir. SGK açıklamasına göre Türk vatandaşları, doğumla Türk vatandaşı olup çıkma izni almak suretiyle vatandaşlıktan çıkanlar yani mavi kartlılar ve Türk vatandaşlığı ile birlikte yabancı ülke vatandaşlığına sahip çifte vatandaşlar bu haktan yararlanabilir. Hatta yabancı ülke vatandaşlığı devam eden kişiler de Türk vatandaşlığı veya kanunun tanıdığı statü sürdüğü müddetçe yurt dışı borçlanması yapabilmektedir.

Kimler yurt dışı borçlanmasından yararlanabilir?

Bu imkândan öncelikle yurt dışında çalışan veya yaşamış Türk vatandaşları yararlanabilir. Ayrıca doğumla Türk vatandaşı olup sonradan çıkma izniyle vatandaşlıktan ayrılan mavi kartlılar da borçlanma hakkına sahiptir. Bunun yanında çifte vatandaşlar için de borçlanma yolu açıktır. Hak sahipleri yönünden de sistem ayrı bir koruma öngörmektedir. Vefat eden sigortalının Türk vatandaşı olan hak sahipleri, belirli şartlar altında vefat eden kişinin yurt dışı sürelerini borçlanabilir. SGK’nın açıklamasında, Türk vatandaşlığı ile birlikte yabancı ülke vatandaşlığına sahip hak sahiplerinin de bu haktan yararlanabileceği belirtilmiştir.

Buna karşılık herkes bu imkândan yararlanamaz. Sosyal güvenlik kanunlarına göre kendisine veya hak sahiplerine aylık bağlanmış olanlar ile aylık bağlanması için müracaat edip de aylığa hak kazanmış durumda bulunanlar yurt dışı sürelerini borçlanamaz. Yani kişi zaten aylık bağlanma aşamasını geçmiş ve hak kazanmışsa, sonradan ayrıca bu mekanizmayı kullanarak yeni bir borçlanma kurması kural olarak mümkün değildir.

Vefat eden sigortalının süreleri borçlanılabilir mi?

Evet, ancak burada hak sahipleri açısından özel bir vatandaşlık şartı vardır. SGK’ya göre, vefat eden sigortalının Türk vatandaşlığında geçen yurt dışı süreleri, Türk vatandaşı olmak şartıyla hak sahipleri tarafından borçlanılabilir. Çifte vatandaş hak sahipleri de bu haktan yararlanabilir. Ancak mavi kartlı hak sahipleri, borçlanma talep tarihinde Türk vatandaşı olmadıkları için bu kapsamda borçlanma yapamaz. Bu ayrım uygulamada sıkça gözden kaçmaktadır ve özellikle ölüm aylığı planlamasında büyük önem taşır.

Öte yandan, SGK açıklamasına göre ölen sigortalının hak sahipleri açısından, hak sahibinin başvuru tarihinde Türk vatandaşı olması yeterli kabul edilmektedir; ayrıca borçlanılmak istenilen sigortalının yurt dışı sürelerinde Türk vatandaşı olma şartı ayrıca aranmaz. Bu yönüyle hak sahiplerinin durumu, sağ başvuru sahibinden bir miktar farklı değerlendirilmektedir. Bu teknik ayrım, başvurunun reddedilmemesi açısından dikkatle incelenmelidir.

Türk vatandaşlığının kazanıldığı ve kaybedildiği tarih nasıl belirlenir?

Vatandaşlık tarihleri, borçlanılabilecek dönemlerin tespiti bakımından çok kritiktir. SGK’nın resmi açıklamasına göre Türk vatandaşlığı, Bakanlar Kurulunun kişiyi Türk vatandaşlığına aldığı tarih itibarıyla kazanılmış sayılır; vatandaşlık ise çıkma belgesinin teslim alındığı tarih itibarıyla kaybedilir. Bu nedenle borçlanma hesabı yapılırken yalnızca yurt dışında bulunma olgusu değil, bu sürelerin tam olarak hangi tarihler arasında ve hangi vatandaşlık statüsü altında geçtiği dikkatle incelenmelidir.

Hangi süreler yurt dışı borçlanmasına konu olabilir?

Yurt dışı borçlanmasının kapsamına giren süreler üç ana başlıkta toplanır. Birincisi, 18 yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleridir. İkincisi, bu sigortalılık süreleri arasında veya sonunda yer alan işsizlik süreleridir; ancak burada her bir işsizlik dönemi için en fazla bir yıl sınırı vardır. Üçüncüsü ise kadınların yurt dışında ev kadını olarak geçirdikleri sürelerdir. SGK, 2026 yılı bilgilendirmesinde bu üçlü ayrımı açık biçimde teyit etmektedir.

“Sigortalılık süresi” kavramı, ilgili ülke mevzuatına göre ikamet süreleri hariç olmak üzere çalışılmış veya çalışılmış süre olarak kabul edilen dönemleri ifade eder. Yani sadece fiilen işe gidilen günler değil, o ülke mevzuatınca çalışmaya eşdeğer sayılan bazı dönemler de bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu nedenle yabancı ülke kurumundan alınan hizmet dökümlerinin niteliği önemlidir; belgenin üzerinde yer alan kayıtların o ülke hukukuna göre neyi ifade ettiği, borçlanma hesabını doğrudan etkiler.

“İşsizlik süresi” ise ilgili ülke mevzuatına göre çalışma süreleri ve bunlara eşdeğer süreler dışındaki zaman dilimini ifade eder. Ancak işsizlik sürelerinin tamamı borçlanılamaz. SGK’ya göre bu süreler, sigortalılık süreleri arasında veya sonunda olmak kaydıyla her birinde en fazla bir yıl olarak borçlandırılabilir. Ayrıca işsizlik döneminde kişinin Türkiye’de bulunduğu tarihler borçlanma kapsamında kabul edilmez. Bu nokta, özellikle pasaport giriş-çıkış kayıtlarının neden önemli olduğunu da göstermektedir.

Ev kadını olarak geçen süreler ise uygulamada ayrı bir öneme sahiptir. Yurt dışında evli veya bekar olup olmadığına bakılmaksızın kadınların, sigortalılık süreleri dışında yurt dışında ikamet ettikleri dönemler ev kadını süresi olarak değerlendirilir. SGK bu sürelerin işsizlik süresi kapsamında olmadığını ayrıca belirtmektedir. Başvurucu, ev kadını olarak geçen bu sürelerin tamamını borçlanmak zorunda değildir; dilediği kadarını borçlanabilir. Bu yönüyle özellikle hiç yurt dışı çalışma kaydı bulunmayan, ancak uzun süre yurt dışında ikamet etmiş kadınlar için yurt dışı borçlanması önemli bir emeklilik aracı haline gelebilmektedir.

Hangi süreler borçlandırılamaz?

Uygulamada en çok hata yapılan alanlardan biri de borçlandırılamayacak sürelerin doğru tespit edilememesidir. SGK’ya göre 18 yaşın doldurulmasından önce geçen yurt dışı süreleri borçlanılamaz. Aynı şekilde Türk vatandaşlığının kazanılmasından önce veya kaybedilmesinden sonra geçen yurt dışı süreleri de kapsam dışındadır. İkili sosyal güvenlik sözleşmelerine göre kendilerine kısmi aylık bağlanmış olanların, yurt dışı sigortalılık süreleri arasında ve bu sürelerin bitiminden sonraki işsizlik ve ev kadınlığı süreleri de ayrıca borçlandırılamaz. Bunun yanında işsizlik ya da ev kadınlığı süresi borçlanmak isteyenlerin, yurda giriş-çıkış kayıtlarına göre Türkiye’de bulundukları tespit edilen dönemleri de borçlanma dışında bırakılır. Türkiye’de malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları kapsamında prim veya kesenek ödenen sürelerle çakışan yurt dışı süreleri de aynı şekilde borçlandırılamaz.

Bunlara ek olarak, Türkiye’de tam aylık bağlanmış olanların aylık bağlanmadan önceki yurt dışı süreleri de borçlandırılamaz. Yine bazı özel durumlar da açıkça kapsam dışı tutulmuştur. Örneğin Libya’da iş üstlenen Türk işverenlerce çalıştırılan Türk işçilerinin 01.09.1985 tarihinden sonraki çalışma süreleri, Almanya’da istisna akdi kapsamında iş üstlenen Türk işverenlerce çalıştırılan işçilerin oradaki çalışma süreleri ve 5510 sayılı Kanun m. 10 kapsamında sosyal güvenlik sözleşmeleri veya Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi uyarınca yurt dışında geçici görevli bulunulan süreler yurt dışı borçlanmasına konu edilemez. Bu teknik istisnalar, özellikle dosya hazırlığı yapılırken tek tek kontrol edilmelidir.

Bütün sürelerin borçlanılması zorunlu mudur?

Hayır. SGK’nın açık açıklamasına göre yurt dışında geçen sürelerin tamamını borçlanma zorunluluğu yoktur. Başvuru sahibi ister tüm süreleri, ister yalnızca bir kısmını, isterse sadece aylık bağlanmasına yetecek kadar gün sayısını borçlanabilir. Üstelik daha önce sürelerin bir bölümünü borçlanmış olan kişi, daha sonra kalan süreler için yeniden başvuru yapabilir; bu konuda sayı sınırlaması bulunmamaktadır. Uygulamada bu esneklik, maliyet hesabı ve emeklilik planlaması bakımından çok önemlidir. Çünkü her zaman bütün süreleri borçlanmak ekonomik olarak en avantajlı tercih olmayabilir.

Başvuru sahibi yalnızca belirli bir kısmı borçlanmak istiyorsa, dilekçede borçlanmak istediği gün sayısını belirtmesi yeterlidir. SGK, bu durumda ibraz edilen belgede kayıtlı son tarihten geriye doğru giderek istenilen süreyi esas almakta ve işlemi buna göre sonuçlandırmaktadır. Yani kısmi borçlanma, sadece “şu yılları seçtim” şeklinde serbest bir dönem belirleme yöntemi değil; SGK’nın uygulama tekniği itibarıyla belgenin sonundan geriye doğru yapılan bir hesaba dayanmaktadır.

Borçlanma için hangi belgeler gerekir?

İstenen belgeler, kişinin hangi süreyi borçlanmak istediğine ve bulunulan ülkenin Türkiye ile sosyal güvenlik sözleşmesi olup olmamasına göre değişir. Sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmış ülkelerde geçen sigortalılık veya işsizlik sürelerinin borçlandırılabilmesi için ilgili ülke sigorta kurumu tarafından düzenlenmiş hizmet belgesinin aslı ve uygun tercümesi ya da Türk büyükelçiliği, başkonsolosluğu, çalışma ve sosyal güvenlik müşavirliği veya ataşeliğinden alınacak hizmet belgesinden en az biri SGK’ya sunulmalıdır. Sözleşmesiz ülkelerde ise genel olarak ilgili ülkedeki Türk temsilciliklerinden alınacak hizmet belgesi gerekir.

Gemi adamları bakımından da ayrı bir belge düzeni vardır. Çalışılan geminin bayrağını taşıdığı ülke sözleşmeli ülke ise o ülkenin sigorta kurumundan alınan hizmet belgesi ve uygun tercümesi kullanılabilir. Bunun dışında, sözleşmeli olup olmamasına bakılmaksızın Türk konsoloslukları veya çalışma müşavirlikleri/ataşeliklerinden alınacak çalışma sürelerini gösterir hizmet belgeleri ya da gemi veya işyerinden alınacak bonservisler ile bunlarla örtüşen pasaport giriş-çıkış kayıtları da kabul edilen belgelerdendir.

Ev kadını olarak geçen sürelerin borçlandırılabilmesi için ise sadece ikamet belgesi yeterli değildir; SGK pasaport ya da emniyet kayıtlarıyla yurda giriş-çıkış tarihlerini de görmek istemektedir. Buna ek olarak ikamet edilen ülke mercilerinden alınan ikamet belgesinin aslı ve uygun tercümesi ya da Türk temsilciliklerince düzenlenen ikamet belgesi ibraz edilmelidir. Bu ikili belge yapısı, ev kadınlığı süresinin hem yurt dışında geçip geçmediğinin hem de fiili ikametin ispatı bakımından önem taşır.

Sözleşmesiz ülkelere Türk işverenler tarafından götürülen işçiler bakımından da özel bir düzenleme vardır. SGK’ya göre 5510 sayılı Kanun m. 5/1-g kapsamında sigortalı sayılan bu kişilerden, isteğe bağlı sigortaya prim ödemeyenler, yurt dışında iken veya Türkiye’ye döndükten sonra bu sürelerin istedikleri kadarını borçlanabilirler. Bu hüküm, uygulamada özellikle şantiye ve yurt dışı proje çalışanları açısından önem taşır.

Başvuru nasıl yapılır?

Yurt dışı borçlanması mutlaka yazılı isteme dayanır. Bunun için “Yurt Dışı Süreleri Borçlanma Talep Dilekçesi” veya zorunlu göç kapsamında olanlar için ilgili özel dilekçenin usulüne uygun şekilde doldurulup imzalanarak SGK’nın ilgili birimine verilmesi ya da posta yoluyla gönderilmesi gerekir. SGK form ve dilekçeler sayfasında da bu formlar güncel olarak yer almaktadır. Ayrıca Yurtdışı Borçlanma Belgesi Sistemi’nde belgelerin mevcut olması veya kısmi aylığın tam aylığa çıkarılması gibi bazı hallerde e-Devlet üzerinden de başvuru yapılabilmektedir.

Elektronik posta ile başvuru yapılamaz. SGK, e-posta ile yapılan başvuruları kabul etmemektedir. Ayrıca ıslak imzasız dilekçeler ile faks yoluyla yapılan başvurular da dikkate alınmaz. Vekil aracılığıyla başvuru yapılması ise mümkündür; ancak vekâletnamede açıkça “borçlanma” veya “yurt dışı borçlanma” başvurusunda bulunma yetkisinin yer alması gerekir. Bu ayrıntı uygulamada son derece önemlidir; genel vekâletname her zaman yeterli kabul edilmeyebilir.

Yurt dışından başvuru yapılması da mümkündür. Bunun için imzalı dilekçe aslı ile borçlanmaya esas belgelerin ilgili SGK birimine posta yoluyla gönderilmesi gerekir. Başvuru tarihinin belirlenmesinde gönderi türü önem taşır. Adi posta, özel kargo veya doğrudan teslimde SGK evrak kaydına giriş tarihi esas alınır. Ancak taahhütlü, iadeli taahhütlü ve acele posta servisleri ile yapılan bazı gönderilerde postaya veriliş tarihi başvuru tarihi sayılır. Yurt dışından RA-RZ ve EA-EZ kodlarıyla gönderilen başvurularda da postaya veriliş tarihi esas alınmaktadır. Almanya’dan DHL ile bu kodlarla gelen belirli gönderiler için de aynı istisna uygulanır. e-Devlet başvurusunda ise işlem tarihi başvuru tarihidir.

Başvuru hangi SGK birimine yapılır?

Başvurunun yapılacağı SGK birimi, başvuru sahibinin 5510 sayılı Kanun m. 4/1-b kapsamındaki faaliyetine ve adres bilgilerine göre belirlenir. Faaliyeti bulunmayan veya sona ermiş olanlar, kural olarak MERNİS’te kayıtlı adreslerinin bulunduğu ildeki SGİM veya SGM’ye başvurur. MERNİS’te birden fazla adres varsa tercih edilen il dikkate alınır; adres kaydı yoksa nüfusa kayıtlı olunan ildeki birime başvuru yapılır. Faaliyeti devam eden 4/1-b sigortalıları ise faaliyetin sürdüğü ildeki SGİM/SGM’ye müracaat eder. Hak sahipleri tarafından yapılacak başvurularda ise vefat eden sigortalının bilgileri esas alınır.

Dilekçe doldurulurken ve başvuru yapılırken nelere dikkat edilmelidir?

SGK, dilekçenin eksiksiz ve doğru doldurulmasını özellikle vurgulamaktadır. Açıklamalar bölümü dikkatle okunmalı, ilgili alanlar doğru biçimde işaretlenmeli ve dilekçe mutlaka imzalanmalıdır. Dilekçenin eksik veya hatalı doldurulması başvurunun geçersiz sayılmasına yol açabilir. Özellikle borçlanılacak süre türüne ilişkin kutucukların yanlış veya birden fazla işaretlenmesi, uygulamada en çok yapılan hatalardandır.

Başvuru şu hallerde geçersiz sayılır: dilekçenin ıslak imzasız olması, dilekçenin ilgili bölümlerinde borçlanılmak istenen süreye ilişkin seçeneklerden birden fazla kutucuğun işaretlenmesi, borçlanmaya esas belgeler ile yabancı dildeki belgelerin tercümelerinin eklenmemesi ve tahakkuk ettirilen borçlanma tutarının tebliğden itibaren üç ay içinde SGK hesabına intikal etmemesi. Bununla birlikte, kişi başvuru ekinde belge sunmamış olsa bile, aynı belgeler SGK dosyasında daha önce mevcut ise bu belgeler esas alınarak işlem yapılabilmektedir. Ayrıca kişi prime esas günlük kazanç tercihini işaretlememişse, SGK başvuruyu reddetmeyip “asgari” seçenek işaretlenmiş saymaktadır.

Borçlanma tutarı nasıl hesaplanır?

Borçlanılacak her gün için tahakkuk ettirilecek tutar, başvuru tarihindeki 5510 sayılı Kanun m. 82’de belirtilen prime esas asgari ve azami günlük kazanç arasında seçilen günlük kazancın %45’i olarak hesaplanır. SGK’nın 2026 yılı resmi açıklamasına göre 01.01.2026-31.12.2026 döneminde günlük alt sınır 1.101,00 TL, üst sınır 9.909,00 TL kabul edilmiş; buna göre borçlanma için günlük ödeme alt sınırı 495,45 TL, üst sınırı ise 4.459,05 TL olarak belirlenmiştir. SGK’nın verdiği örneğe göre 5.000 günün alt sınırdan borçlanılması halinde ödenecek tutar 2.477.250,00 TL olmaktadır. Bu veriler, 2026 yılı bakımından doğrudan resmi SGK kaynağına dayanmaktadır.

Borç nasıl tebliğ edilir ve ne kadar sürede ödenir?

Borç tebliği, başvuru dilekçesinde bildirilen adrese gönderilir. Bu nedenle adresin eksiksiz ve doğru yazılması büyük önem taşır; yanlış veya eksik adres beyanı sebebiyle tebligat yapılamamasından SGK sorumlu tutulmaz. Tahakkuk ettirilen borç, tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde SGK hesabına geçecek şekilde ödenmelidir. Bu süre içinde ödeme yapılmazsa borçlanma işlemi geçersiz olur ve tekrar borçlanma yapılmak istenirse yeni bir başvuru yapılması gerekir.

Borçlanma tutarının tamamının tek seferde ödenmesi zorunlu değildir. Üç aylık süre içinde kısmi ödeme yapılabilir; bu durumda ödenen tutara karşılık gelen gün sayısı geçerli sayılır. Aynı üç aylık süre içinde kalan kısmın parça parça ödenmesi de mümkündür. Ancak üç aylık yasal süre geçtikten sonra ödeme yapılmak istenirse yeni başvuru gerekir ve yeni başvuru tarihindeki tutarlar esas alınır. SGK ayrıca yurt dışında ayrı bir banka hesabı bulunmadığını, ancak borcun yurt dışından da tebligatta bildirilen usule uygun olarak ödenebileceğini açıklamaktadır.

Borçlanmadan vazgeçmek veya para iadesi almak mümkün müdür?

Kural olarak evet. Yazılı başvuru ile borçlanmanın iptali istenirse ödenen tutar faizsiz şekilde Türk lirası olarak iade edilir. Kısmi iade ise mümkün değildir; fakat birden fazla borçlanma yapılmışsa bunlardan bir veya birkaçından vazgeçmek mümkündür. Ayrıca borçlanılan hizmetler dikkate alınmasına rağmen malullük veya yaşlılık aylığı bağlanamayan sigortalılara ya da ölüm aylığı bağlanamayan hak sahiplerine, başvurmaları halinde ödedikleri borçlanma tutarı faizsiz olarak iade edilir. Buna karşılık, borçlanılan hizmetler dikkate alınarak aylık bağlanmışsa artık borçlanmadan vazgeçilemez ve ödeme iadesi istenemez.

Vefat eden sigortalının sağlığında ödediği borçlanma tutarının hak sahiplerine iadesi ise ancak ölüm aylığı bağlanmasına yetecek prim gün sayısının borçlanılan hizmetlerle birlikte dahi sağlanamaması halinde mümkündür. Başka bir anlatımla, borçlanılan süreler eklense bile ölüm aylığı bağlanması için gereken gün sayısı oluşmuyorsa, ödenmiş borçlanma tutarının iadesi gündeme gelebilir.

Borçlandırılan süreler Türkiye’de hangi statüde sayılır?

Bu soru uygulamada en kritik sorulardan biridir. Çünkü borçlanmanın sadece gün sayısına değil, hangi sigortalılık statüsünde değerlendirileceğine bağlı olarak emeklilik koşullarına da etkisi vardır. SGK’nın resmi açıklamasına göre 01.08.2019 tarihinden itibaren yurt dışı sürelerini borçlanma talebinde bulunanların borçlanma işlemleri, talep tarihindeki sigortalılık durumuna bakılmaksızın 5510 sayılı Kanun m. 4/1-b kapsamında, yani Bağ-Kur statüsünde geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilir. Bu düzenleme, özellikle son statü ve emeklilik hesabı bakımından dikkatle değerlendirilmelidir.

Sonuç: Yurt dışı borçlanması neden dikkatli planlanmalıdır?

Yurt dışı borçlanması, yalnızca “gün satın alma” işlemi değildir; emeklilik statüsünü, aylık bağlama koşullarını, başvuru maliyetini, ölüm aylığı ihtimallerini ve ileride doğacak sosyal güvenlik haklarını doğrudan etkileyen teknik bir işlemdir. Kimlerin başvurabileceği, hangi sürelerin geçerli sayılacağı, hangi belgelerin kabul edileceği, başvurunun hangi tarihte yapılmış sayılacağı, ödeme süresinin kaçırılması halinde ne olacağı ve borçlanılan sürelerin Bağ-Kur kapsamında değerlendirilmesi gibi konular, dosyanın sonucunu belirleyebilecek kadar önemlidir. SGK’nın 2026 tarihli resmi açıklamaları, uygulamanın halen ayrıntılı ve şekle bağlı olduğunu açıkça göstermektedir.

Bu nedenle yurt dışı borçlanması yapılmadan önce, kişinin vatandaşlık geçmişi, yurt dışı çalışma ve ikamet kayıtları, Türkiye’deki sigortalılık durumu, hedeflenen emeklilik statüsü ve toplam maliyet birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle eksik belge, yanlış başvuru türü, hatalı kutucuk işaretlenmesi veya üç aylık ödeme süresinin kaçırılması, başvurunun geçersiz sayılmasına neden olabilmektedir

Sık Sorulan Sorular

Yurt dışı borçlanması nedir ve Türkiye’den emeklilik için nasıl bir avantaj sağlar?

Yurt dışı borçlanması, yurt dışında geçen belirli sürelerin Türkiye’de geçmiş sigortalılık süresi gibi kabul edilmesini sağlayan bir sosyal güvenlik mekanizmasıdır. 3201 sayılı Yurt Dışı Hizmet Borçlanması Kanunu kapsamında düzenlenen bu sistem sayesinde, yurt dışında çalışan veya yaşayan Türk vatandaşları ile belirli şartları sağlayan mavi kartlılar, yurt dışında geçen sürelerini Türkiye’de prim günü olarak saydırabilirler. Böylece kişi Türkiye’de yeterli sigortalılık süresi bulunmasa bile, borçlanma yoluyla gerekli prim gününü tamamlayarak yaşlılık aylığı (emeklilik), malullük aylığı veya ölüm aylığı gibi sosyal güvenlik haklarından yararlanabilir. Bu sistem özellikle Avrupa ülkelerinde uzun yıllar çalışan ancak Türkiye’de sınırlı sigortalılık geçmişi bulunan kişiler için önemli bir emeklilik imkânı sağlamaktadır.

Yurt dışı borçlanmasından kimler yararlanabilir?

3201 sayılı Kanun uyarınca yurt dışı borçlanmasından yararlanabilecek kişiler belirli bir vatandaşlık statüsüne sahip olmalıdır. Buna göre Türk vatandaşları, doğumla Türk vatandaşı olup izinle vatandaşlıktan çıkan mavi kartlılar ve Türk vatandaşlığı ile birlikte başka bir ülke vatandaşlığına sahip olan çifte vatandaşlar yurt dışı borçlanması yapabilmektedir. Ayrıca belirli şartların sağlanması hâlinde vefat eden sigortalının Türk vatandaşı olan hak sahipleri de, sigortalının yurt dışında geçen sürelerini borçlanabilir. Buna karşılık, sosyal güvenlik mevzuatına göre kendisine veya hak sahiplerine zaten aylık bağlanmış olan kişiler ile aylık bağlanmasına hak kazanmış durumda bulunan kişiler için yurt dışı borçlanması yolu genel olarak kapalıdır.

Yurt dışı borçlanması kapsamında hangi süreler borçlandırılabilir?

Yurt dışı borçlanmasının kapsamına giren süreler üç ana başlık altında toplanmaktadır. İlk olarak yurt dışında geçen sigortalı çalışma süreleri borçlanılabilir. Bunun yanında bu çalışma süreleri arasında veya sonunda yer alan işsizlik süreleri, her bir işsizlik dönemi için en fazla bir yıl olmak üzere borçlanma kapsamına alınabilir. Ayrıca kadınlar bakımından yurt dışında ev kadını olarak geçen süreler de borçlanılabilecek süreler arasında yer almaktadır. Bununla birlikte bazı süreler borçlanma kapsamı dışındadır. Örneğin 18 yaşından önce yurt dışında geçen süreler, Türk vatandaşlığının kazanılmasından önce veya kaybedilmesinden sonra geçen süreler ya da Türkiye’de prim ödenmiş sürelerle çakışan dönemler borçlandırılamaz.

Yurt dışı borçlanması için başvuru nasıl yapılır?

Yurt dışı borçlanması yapılabilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu’na yazılı başvuru yapılması zorunludur. Başvuru genellikle “Yurt Dışı Süreleri Borçlanma Talep Dilekçesi” doldurularak yapılır ve dilekçenin SGK’ya doğrudan verilmesi veya posta yoluyla gönderilmesi mümkündür. Ayrıca bazı durumlarda e-Devlet üzerinden de başvuru yapılabilmektedir. Başvuru sırasında yurt dışındaki çalışma veya ikamet sürelerini gösteren resmi belgelerin de SGK’ya sunulması gerekir. Başvuru sonrasında SGK tarafından borçlanılabilecek gün sayısı ve ödenecek prim tutarı hesaplanarak kişiye tebliğ edilir. Tebligatın ardından borçlanma tutarının 3 ay içinde ödenmesi gerekir; aksi hâlde başvuru geçersiz sayılır ve yeniden başvuru yapılması gerekir.

Yurt dışı borçlanmasında prim tutarı nasıl hesaplanır?

Yurt dışı borçlanması için ödenecek prim tutarı, başvuru tarihindeki prime esas günlük kazanç üzerinden hesaplanır. 5510 sayılı Kanun uyarınca belirlenen asgari ve azami günlük kazanç sınırları arasında kişi tarafından seçilen günlük kazancın belirli bir oranı borçlanma tutarı olarak alınır. Bu nedenle ödenecek toplam prim miktarı, borçlanılacak gün sayısına ve kişinin seçtiği günlük kazanca göre değişmektedir. Başvuru sahibinin yurt dışında geçen sürelerin tamamını borçlanması zorunlu değildir; isterse yalnızca emekliliğe yetecek kadar süre için borçlanma yapabilir. Bu nedenle borçlanma miktarının doğru planlanması, hem maliyet hem de emeklilik şartları bakımından oldukça önemlidir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Yurt dışı borçlanması ve Türkiye’den emeklilik işlemleri, uygulamada sanıldığından çok daha teknik ve karmaşık bir süreçtir. Hangi sürelerin borçlanılabileceği, vatandaşlık tarihleri, pasaport giriş-çıkış kayıtları, yabancı ülke hizmet belgeleri, SGK başvuru prosedürleri ve borçlanmanın hangi sigortalılık statüsünde değerlendirileceği gibi birçok hukuki detay emeklilik sonucunu doğrudan etkileyebilir. Yanlış yapılan bir başvuru, eksik belge sunulması veya ödeme süresinin kaçırılması gibi hatalar, borçlanma işleminin geçersiz sayılmasına ve emeklilik planının ciddi şekilde gecikmesine yol açabilmektedir.

Bu nedenle yurt dışı borçlanması ve emeklilik planlaması yapılırken, sürecin yurt dışı emeklilik danışmanı veya yurt dışı emeklilik avukatı desteğiyle yürütülmesi büyük önem taşır. Özellikle vatandaşlık geçmişi, yurt dışı çalışma kayıtları, SGK statü belirlemesi ve prim maliyeti hesaplaması gibi konular uzmanlık gerektirmektedir.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, yurt dışı borçlanması ve sosyal güvenlik hukuku alanında müvekkillerine profesyonel destek sunan bir İstanbul avukat bürosu olarak, başvuru sürecinin doğru planlanması, gerekli belgelerin hazırlanması ve olası hukuki uyuşmazlıkların çözümü konusunda danışmanlık sağlamaktadır. Yurt dışında yaşayan vatandaşlar için özellikle yurt dışı emeklilik danışmanlığı hizmeti kapsamında, emeklilik şartlarının değerlendirilmesi ve SGK işlemlerinin doğru yürütülmesi konusunda uzman hukuki destek alınması, hak kaybı yaşanmaması açısından son derece önemlidir.

Read More

Elverişli Bayrak (Flag of Convenience) Nedir? ITF Müdahalesi Hukuken Geçerli mi? Gemi Adamı Hakları Nelerdir? (Yargıtay Kararları Işığında Rehber)

Uluslararası Koruma Mekanizmalarından Faydalanma Hakkı ve Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu’nun (ITF) “Elverişli Bayrak” (Flag of Convenience) taşıyan gemilerdeki müdahalelerinin hukuki niteliği, Yargıtay kararları ışığında aşağıda incelenmiştir.

Elverişli Bayrak (Flag of Convenience) Kavramı ve ITF’nin Rolü 

Yargıtay kararlarına göre “Elverişli Bayrak”, bir armatörün gemisini başka bir devletin bayrağı altında çalıştırmasıdır. Malta devlet bayrağı taşıyan gemiler, yargı kararlarında açıkça elverişli bayrak olarak kabul edilmiştir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 02.06.2014, E. 2012/10899, K. 2014/17601 ; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 25.05.2015, E. 2014/21627, K. 2015/16727 ). Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu (ITF), taşımacılık sektörü ile ilgili istihdam, çalışma koşulları ve çalışma güvenliği hakkında kararlar alan ve taşımacılık işçilerinin çıkarlarını koruyan bir kuruluştur. ITF, “Elverişli Bayrak Kampanyası”nın operasyonel boyutundan sorumlu olup, ITF sözleşmeleri yalnızca elverişli bayrak taşıyan gemilerde uygulanmaktadır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 17.02.2015, E. 2013/10307, K. 2015/6929 ).

ITF’nin Temsil ve Denetim Yetkisi 

Elverişli bayrak taşıyan gemiler, ITF’nin denetimine tabidir. Gemi adamının ülkesinde ITF üyesi bir sendikal örgüt bulunmuyorsa dahi, gemi adamı ITF sözleşmesi kapsamındaki bir gemide çalışıyorsa, işveren ile olan uyuşmazlıklarda ITF’nin gemi adamını temsil etme yetkisi bulunmaktadır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 16.11.2015, E. 2015/9878, K. 2015/12047 ). Yargıtay, ITF yetkililerinin yabancı limanlarda (örneğin Finlandiya Kaskinen limanı) gemilerde yaptığı denetimlerde, ücret ve çalışma koşullarının uluslararası standartlara uygun olmadığını tespit etmesi halinde müdahale hakkı bulunduğunu kabul etmektedir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 02.12.2015, E. 2015/11291, K. 2015/19459 ).

İmzalanan Sözleşmelerin Hukuki Geçerliliği ve Bağlayıcılığı

 ITF denetimi sonrasında, gemide çalışan gemi adamlarının ücret ve çalışma koşullarının uluslararası sözleşmelere uygun olmaması nedeniyle gemiye el konulması ve akabinde ITF ile donatanı temsilen gemi kaptanı arasında imzalanan sözleşmeler (toplu veya bireysel iş sözleşmeleri) hukuken geçerli ve tarafları bağlayıcı niteliktedir. Yargıtay, bu sözleşmelerin akit serbestisi prensibi (TBK m. 26-27) çerçevesinde geçerli olduğunu vurgulamıştır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 02.12.2015, E. 2015/11291, K. 2015/19459 ).

Uluslararası Koruma Mekanizmalarından Faydalanma Hakkı ve Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu’nun (ITF) “Elverişli Bayrak” (Flag of Convenience) taşıyan gemilerdeki müdahalelerinin hukuki niteliği, Yargıtay kararları ışığında aşağıda incelenmiştir.

İşverenlerin, geminin alıkonması veya boykot tehdidi nedeniyle sözleşmeleri baskı (cebir ve tehdit) altında imzaladıklarına yönelik iddiaları Yargıtay tarafından reddedilmektedir. Kararlarda, uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak yapılan işlemlerin irade serbestisini sakatlayan bir hal olarak değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığı açıkça ifade edilmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 08.02.2016, E. 2015/14908, K. 2016/1153 ). Bu nedenle, geçerli sözleşmelere dayanılarak gemi adamlarına yapılan ek ödemeler sebepsiz zenginleşme oluşturmaz ve işverenler ödedikleri ücretlerin iadesini talep edemezler (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 02.06.2014, E. 2012/10899, K. 2014/17601 ).

İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlam ve Değerlendirmeler

Aşağıdaki bilgiler, doğrudan esasa yönelik hüküm kurmayan veya konuya dolaylı bağlam sağlayan ikincil nitelikteki yargı kararlarından derlenmiştir:

Görev ve Yargı Yeri Uyuşmazlıkları: İşverenlerin, ITF’nin gemiyi boykot etme tehdidiyle cebir ve şiddet altında fazladan ücret tahsil ettiği iddiasıyla açtıkları sebepsiz zenginleşme davalarında, bazı Yargıtay kararları esasa girmeden yalnızca görevli mahkemenin belirlenmesine odaklanmıştır. Bu tür uyuşmazlıkların hizmet sözleşmesinden kaynaklandığı belirtilerek İş Mahkemelerinin veya Denizcilik İhtisas Mahkemelerinin görevli olduğu yönünde usul kararları verilmiştir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 30.10.2012, E. 2012/5591, K. 2012/11538 ; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 14.02.2011, E. 2009/8659, K. 2011/1504 ; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 14.11.2011, E. 2011/8398, K. 2011/16532 ).

Ödemelerin İadesinin Reddi: Yabancı bayraklı bir gemide ITF’nin müdahalesi ve boykot uyarısı üzerine yapılan ödemelerin iadesi talebiyle açılan bir davada, yerel mahkemenin davanın reddi yönündeki kararı Yargıtay tarafından onanmıştır. Bu karar, ITF kaynaklı ödemelerin hukuken iade edilmez nitelikte kabul edildiğine dair dolaylı bir emsal sunmakta olup, işverenin cebir iddiasının benimsenmediğini göstermektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 06.12.2012, E. 2011/12951, K. 2012/20086 ).

Baskı Unsuru Olarak ITF: Bir başka uyuşmazlıkta, gemi personelinin maaşlarını alabilmek için işvereni “gemiyi ITF’ye şikayet etmekle” tehdit ettiği ve işverenin uzun bürokratik işlemlerden kaçınmak için ödeme yaptığı iddia edilmiştir. Bu durum, ITF’nin fiili bir müdahalesi olmasa dahi, uluslararası koruma mekanizmalarının işçiler tarafından bir hak arama ve baskı aracı olarak kullanıldığını göstermektedir (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 08.06.2020, E. 2017/8526, K. 2020/4275 ).

Uluslararası Standartlar ve Sendikal Haklar: İncelenen diğer ikincil kararlarda (örneğin; Anayasa Mahkemesi, 23.03.2023, Başvuru No: 2016/5002 ; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 24.02.2020, E. 2020/1, K. 2020/35 ; Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 17.09.2019, E. 2019/285, K. 2019/554 ), ILO Sözleşmeleri (özellikle 87 ve 98 sayılı sözleşmeler), Avrupa Sosyal Şartı ve AİHM içtihatları çerçevesinde sendikal örgütlenme, toplu pazarlık ve hak arama hürriyetinin genel çerçevesi çizilmiştir. Ayrıca, deniz taşımacılığında uluslararası seyrüsefer hallerinin iş sağlığı ve güvenliği kapsamı dışında bırakılmasının Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmesi (Anayasa Mahkemesi, 14.05.2015, E. 2014/177, K. 2015/49 ), denizcilik sektöründe uluslararası standartlara (ILO normlarına) uyumun gerekliliğini dolaylı olarak desteklemektedir. Ancak bu kararlar, doğrudan “Elverişli Bayrak” gemileri veya ITF’nin spesifik müdahalelerine ilişkin somut bir hüküm içermemektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

ITF’ye şikâyet tehdidiyle gemi personeline yapılan ödeme geri alınabilir mi?

Evet, ancak bu tür ödemelerin geri alınabilmesi için tehdidin (ikrahın) somut ve güçlü delillerle ispatlanması gerekir; aksi halde ödeme geçerli kabul edilir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 08.06.2020 tarihli kararına konu olayda; gemi işvereni, personelin ITF’ye şikâyet edeceklerini söyleyerek baskı kurduğunu ve bu nedenle 12.666 USD ödeme yaptığını ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi bu talebi kabul etmiş, ancak Bölge Adliye Mahkemesi davayı reddetmiş ve Yargıtay da bu kararı onamıştır.
Bu kararın ortaya koyduğu temel ilkeler:
👉 ITF’ye şikâyet tehdidi tek başına hukuka aykırı baskı olarak kabul edilmeyebilir
👉 Ödemenin gerçekten tehdit (ikrah) altında yapıldığının açık ve kesin delillerle ispatlanması gerekir
👉 Tutanak, kaptan raporu gibi belgeler tek başına yeterli görülmeyebilir
👉 İspat edilemeyen durumlarda ödeme “haksız ödeme” sayılmaz ve geri alınamaz
📌 Sonuç olarak, Yargıtay bu kararıyla; denizcilik uygulamasında sıkça karşılaşılan ITF şikâyeti tehdidine dayalı ödeme iddialarında ispat standardının oldukça yüksek olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

ITF denetimi sonrası gemi adamına ödenen maaş farkları geri istenebilir mi?

Kural olarak hayır. ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) denetimi sonrasında yapılan ödemelerin geri istenebilmesi için, bu ödemenin gerçekten hukuka aykırı bir baskı (ikrah) sonucu yapıldığının açık ve güçlü delillerle ispatlanması gerekir. Aksi halde, yapılan ödeme geçerli kabul edilir ve sonradan “sebepsiz zenginleşme” iddiasıyla geri talep edilmesi mümkün olmaz. Özellikle gemide uygulanan sözleşmelerin uluslararası standartlara uygun olmaması halinde yapılan ödemeler, bir eksikliğin giderilmesi olarak değerlendirilmektedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 06.12.2012 tarihli kararına konu olayda; gemi adamlarının ITF yetkililerini gemiye davet etmesi üzerine işveren, bu durumun baskı oluşturduğunu ileri sürerek yaptığı ödemenin iadesini talep etmiştir. Ancak yapılan incelemede, işverenin ITF standartlarına uygun sözleşmeleri ibraz edemediği ve bu nedenle gemi adamlarına maaş farkı ödediği anlaşılmıştır. Bu sebeple Yargıtay, yapılan ödemenin baskı sonucu değil, uluslararası standartlara uyum sağlama amacıyla gerçekleştirildiğini kabul etmiş ve iade talebini reddeden mahkeme kararını onamıştır.
Bu karar, deniz iş hukukunda önemli bir ilkeyi ortaya koymaktadır: ITF müdahalesi sonucunda yapılan ödemeler, gerçekten bir hakka veya eksikliğe dayanıyorsa geri istenemez. Dolayısıyla her ITF süreci baskı olarak değerlendirilmeyip, çoğu durumda işçi haklarının korunmasına yönelik meşru bir denetim mekanizması olarak kabul edilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Uluslararası deniz iş hukuku, klasik iş hukuku kurallarından farklı olarak çok katmanlı ve teknik bir yapıya sahiptir. Özellikle ITF sözleşmeleri, elverişli bayrak uygulamaları ve yabancı unsurlu uyuşmazlıklar, hem ulusal hem de uluslararası mevzuatın birlikte değerlendirilmesini gerektirir.

Bu tür uyuşmazlıklarda:

Hangi hukukun uygulanacağı (Türk hukuku mu, yabancı hukuk mu?) doğru belirlenmelidir

ITF sözleşmesinin bağlayıcılığı doğru analiz edilmelidir

Yargıtay içtihatları ile uluslararası normlar birlikte değerlendirilmelidir

Hak kaybı yaşamamak için sürelere ve başvuru yollarına dikkat edilmelidir. Yanlış bir hukuki strateji, gemi adamının ücret, tazminat ve diğer haklarını tamamen kaybetmesine neden olabilir. Bu nedenle sürecin, alanında uzman bir deniz iş hukuku avukatı tarafından yürütülmesi kritik öneme sahiptir.

İstanbul Gemi Adamı Avukatı – Tuzla Gemi Adamı Avukatı Desteği

Denizcilik sektörünün merkezi olan İstanbul ve özellikle Tuzla bölgesinde, gemi adamlarının karşılaştığı uyuşmazlıklar oldukça yaygındır.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, gemi adamlarının;

ITF kaynaklı alacak davalar

Ücret ve fazla mesai alacakları

Sözleşme uyuşmazlıkları

Uluslararası deniz iş hukuku sorunları gibi konularda profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Özellikle İstanbul gemi adamı avukatı ve Tuzla gemi adamı avukatı arayışında olanlar için, sektörel tecrübe büyük fark yaratmaktadır.

Read More

ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) Kapsamında Gemi Adamı Ücretleri Nasıl Belirlenir? Asgari Ücret, Fazla Mesai, İzin, Ödenmeyen Ücretler ve Başvuru Süreci Rehberi

Gemi adamlarının ücretleri, çalışma koşulları ve hak arama imkanları, görev yaptıkları geminin hangi hukuki ve sözleşmesel rejime tabi olduğuna göre değişmektedir. Özellikle bir geminin ulusal bayraklı olması ile ITF anlaşması kapsamında bulunması arasında ücret seviyesi, hakların uygulanması ve ödenmeyen ücretlerin tahsili bakımından önemli farklar vardır. Bu nedenle bir gemi adamının öncelikle hangi ücret rejimine tabi olduğunu bilmesi gerekir. ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) tarafından yayımlanan rehber bilgiler de açıkça göstermektedir ki, ücretlerin seviyesi yalnızca işverenin takdirine bırakılmış bir konu değildir; aksine bu alan, uluslararası sözleşmeler, toplu iş sözleşmeleri ve asgari koruma standartları ile çevrilidir.

Gemi adamı ücretleri hangi sisteme göre belirlenir?

Bir gemi adamının alacağı ücret, öncelikle ulusal bayraklı bir gemide mi yoksa ITF anlaşması kapsamındaki bir gemide mi görev yaptığına bağlıdır. Eğer gemi ITF onaylı bir anlaşma kapsamındaysa, denizci o anlaşmada belirtilen ücretlere hak kazanır. Bu durum, özellikle ücretin alt sınırının, fazla mesai hesaplamasının ve bazı yan hakların daha somut ve denetlenebilir hale gelmesini sağlar. ITF’e göre, geminin ITF anlaşması kapsamında olup olmadığını kontrol etmek denizcinin kendi haklarını koruması bakımından son derece önemlidir.

Bu kontrol için ITF Denizciler sitesinin “Look Up / Ara” bölümü kullanılabilir. Ayrıca ITF Seafarers uygulaması da Google Play Store ve Apple App Store üzerinden ücretsiz şekilde indirilebilmektedir. İlgili adresler şunlardır:
https://www.itfseafarers.org
https://www.itfseafarers.org/en/look-up

Bir gemi ulusal bayraklı ise, bu durumda ücret seviyesi çoğu zaman ulusal toplu iş sözleşmeleriyle veya gemi sahipleri ile denizcileri temsil eden sosyal taraflar arasında yapılan müzakerelerle belirlenir. Eğer ücret seviyesi bu şekilde açıkça belirlenmemişse, ITF bunun ulusal ücret skalalarına uygun olması gerektiğini savunmaktadır. Bunun yanında ITF’in temel yaklaşımı, hiçbir denizcinin Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından önerilen asgari seviyenin altında ücretlendirilmemesi gerektiği yönündedir.

ILO’nun önerdiği temel asgari ücret nedir?

Uluslararası Çalışma Örgütü, çalışabilir durumdaki bir denizci için temel bir asgari ücret seviyesi önermektedir. Bu tavsiyenin amacı, dünya genelinde denizciler için uluslararası bir güvenlik ağı oluşturmak ve insana yakışır iş koşullarına katkı sağlamaktır. Buradaki mantık, farklı ülke uygulamaları bulunsa dahi denizcinin en azından belirli bir uluslararası taban korumaya sahip olmasıdır.

Bu çerçevede yapılan tanımda “denizci”, ulusal hukuk, düzenleme veya toplu sözleşmelerle bu şekilde kabul edilen ve denizde seyreden bir gemide herhangi bir kapasitede istihdam edilen ya da görevlendirilen kişi olarak ele alınmaktadır. Bununla birlikte bu yorumun özellikle vasıflı bir denizcinin kazançları bakımından dikkate alınması gerektiği, diğer kademelerdeki denizcilerin ücretlerinin aynı şekilde otomatik yorumlanamayacağı belirtilmektedir.

MLC’nin B2.4.4 numaralı kılavuzuna göre, vasıflı bir denizcinin bir takvim ayı hizmeti için temel maaşı veya ücreti, Ortak Denizcilik Komisyonu tarafından dönemsel olarak belirlenen miktarın altında olmamalıdır. Ortak Denizcilik Komisyonu (JMC), gemi sahipleri ile denizcilerin temsilcilerinden oluşmakta ve ILO tarafından kurulmuş bulunmaktadır. 14-15 Nisan 2025 tarihli toplantılarda, mevcut 673 ABD doları seviyesindeki temel ücretin kademeli şekilde artırılması kararlaştırılmıştır. Buna göre 1 Ocak 2026 itibarıyla bu rakam 690 ABD dolarına, 1 Ocak 2027 itibarıyla 704 ABD dolarına ve 1 Ocak 2028 itibarıyla 715 ABD dolarına yükseltilecektir.

Bu rakamlar, özellikle ücretin hangi seviyenin altına düşmemesi gerektiğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Her ne kadar bu veriler doğrudan her olayda bire bir uygulanacak çıplak ücret tablosu gibi değerlendirilmemeli ise de, denizcinin asgari koruma standardı bakımından güçlü bir referans oluşturur.

Çalışma saatleri, dinlenme süresi ve fazla mesai nasıl değerlendirilir?

ITF’in aktardığı uluslararası standartlara göre, ücret meselesi yalnızca çıplak maaştan ibaret değildir. Gemi adamlarının çalışma süresi, dinlenme hakkı, izin hakkı ve fazla mesai alacağı da ücret rejiminin ayrılmaz parçalarıdır. Uluslararası Çalışma Örgütü, vasıflı bir denizci için asgari ücreti belirlemenin yanında çalışma saatleri, izin, dinlenme ve fazla mesai konusunda da esaslar belirlemiştir.

MLC Kılavuzu B2.2.2, normal çalışma saatlerinin haftada 48 saati aşmamasını önermektedir. Bu da aylık bazda yaklaşık 208 saate karşılık gelmektedir. Bunun yanında toplam çalışma süresine ilişkin üst sınırlar da ayrıca gösterilmiştir. Buna göre ya çalışma saatleri günde 14 saati veya haftada 72 saati geçmemelidir ya da buna alternatif koruma olarak dinlenme saatleri günde en az 10 saat ve haftada en az 77 saat olmalıdır. Bu sistem, denizcinin sürekli ve sınırsız biçimde çalıştırılmasının önüne geçmeyi amaçlamaktadır.

Fazla mesai konusunda ise yine MLC Kılavuzu B2.2.2 uyarınca her fazla mesai saati için temel saatlik ücretin en az 1,25 katı oranında ödeme yapılması tavsiye edilmektedir. Bunun en önemli yönlerinden biri de kayıt yükümlülüğüdür. Fazla mesai saatlerine ilişkin kayıtlar tutulmalı ve bu kayıtlar hem denizci hem de kaptan veya yetkili bir görevli tarafından imzalanmalıdır. Uygulamada en büyük sorunlardan biri, fazla çalışmanın fiilen yapılmasına rağmen kayıt altına alınmamasıdır. Bu nedenle çalışma çizelgeleri, vardiya listeleri, gemi içi talimatlar ve tanık beyanları büyük önem taşır.

Gemi adamının izin hakkı nasıl hesaplanır?

İzin hakkı da asgari koruma alanlarından biridir. Buna göre izin hiçbir durumda takvim ayı başına 2,5 günden az olamaz. Bu hakkın parasal karşılığı hesaplanırken bir günlük temel ücret, aylık temel ücretin 30’a bölünmesiyle bulunur. Aylık izin hakkının ücret karşılığı ise bu günlük miktarın 2,5 ile çarpılması suretiyle hesaplanır. Özellikle sözleşme sona erdiğinde kullanılmayan izinlerin paraya dönüşmesi ihtimali olduğundan, izin hakkı yalnızca dinlenme değil aynı zamanda mali bir hak olarak da dikkate alınmalıdır.

Ödenmemiş ücretler neden denizcilikte büyük bir sorun haline gelmiştir?

ITF’in resmi açıklamalarında vurgulandığı üzere, her yıl yüzlerce gemideki mürettebat üyeleri işverenlerinin ücretlerini ödemek istemediği veya ödeyemediği gerekçesiyle ITF’ye şikayette bulunmaktadır. Bu sorun bazen gemideki tüm mürettebatı, bazen de yalnızca bir veya birkaç denizciyi etkileyebilmektedir. ITF müfettişleri her yıl denizcilere ödenmesi gereken çok büyük meblağları geri kazandırmaktadır. Sadece 2022 yılı içinde 35 milyon ABD dolarından fazla ücretin geri alındığı belirtilmektedir.

Bununla birlikte herkes aynı ölçüde şanslı değildir. Birçok mürettebat üyesi sonunda ücretine kavuşsa da bazı denizciler maaşlarını hiç alamamakta, bazıları ise aylarca hatta yıllarca beklemek zorunda kalmaktadır. Uygulamada bazı gemi sahipleri, işletmeyi mümkün olan en düşük maliyetle sürdürebilmek için zorbalık içeren yöntemlere başvurmakta, gelecekte ödeme yapacaklarına dair sözler vermekte veya biriken toplam borcun yalnızca küçük bir kısmını avans olarak ödeyerek denizcileri oyalamaktadır.

Burada sahtekâr işçi bulma acentelerinin de önemli bir problem olduğu görülmektedir. Bu tür aracılar, denizcileri ücretsiz veya eksik ödemeyle çalışmaya devam etmeye zorlayabilmekte ve ödeme sorunu çıktığında neredeyse hiç yardımcı olmamaktadır. Kolaylık bayrağı taşıyan gemiler ise ayrıca risklidir; çünkü bu tür gemilerde işveren ile mürettebat arasında çoğu zaman çok daha zayıf bir hukuki bağ bulunmaktadır.

Ücretlerin ödenmemesi çoğu zaman tek başına ortaya çıkan izole bir sorun değildir. Aksine ITF, bunu standart altı bir denizcilik operasyonunun parçası olarak değerlendirmektedir. Çünkü ücretini ödemeyen bir işletmede çoğu zaman mal ve hizmet tedarikçilerine de ödeme yapılmamakta, ödemeler gecikmekte, bakım ve onarım için yeterli para ayrılmamakta ve gemideki eksiklikler nedeniyle liman devleti kontrolü tarafından alıkoyma riski doğmaktadır. Bu nedenle ücret krizi, çoğu kez daha büyük bir işletme ve emniyet krizinin habercisidir.

Gemiye katılmadan önce ücretinizi alamama riskini azaltmak için neler yapmalısınız?

ITF, bir denizcinin bir gemide görev kabul etmeden önce mutlaka ayrıntılı araştırma yapmasını tavsiye etmektedir. Öncelikle gemiye ve şirkete ilişkin mümkün olduğunca fazla bilgi toplanmalıdır. Özellikle gemide daha önce sorun yaşanıp yaşanmadığı araştırılmalı; denizcilik sosyal medya grupları, eski mürettebat üyeleri ve sektörel bilgi ağları üzerinden inceleme yapılmalıdır. Önceki ekibe ödeme yapılıp yapılmadığı mutlaka kontrol edilmelidir. Eğer önceki mürettebat ücretini alamadıysa, yeni katılan kişinin de benzer risk altında olması kuvvetle muhtemeldir.

Bunun yanında gemi adamı temin eden kuruluşun kayıtlı ve güvenilir olup olmadığı da denetlenmelidir. ITF, bu amaçla özel bir kontrol platformu kullanılmasını tavsiye etmektedir. Adres şudur:
https://www.itfshipbesure.org/

Ayrıca katılınacak geminin ITF anlaşması kapsamında olup olmadığının baştan doğrulanması, ileride çıkabilecek ödenmemiş ücret ihtilaflarının çözümünü büyük ölçüde kolaylaştırır. En kritik konulardan biri ise yazılı iş sözleşmesidir. ITF’in de vurguladığı üzere ücretinizi ve çalışma koşullarınızı açıkça gösteren yazılı bir iş sözleşmesinde ısrar etmek gerekir. Bu, MLC’nin bir gerekliliğidir ve sonradan geriye dönük ücret taleplerinin ispatında çok önemli bir delil oluşturur. Sözleşmenin mutlaka güvenli bir yerde saklanması gerekir.

Gemiye bindikten sonra nelere dikkat etmelisiniz?

Gemiye bindikten sonra ücretinizi düzenli şekilde alıp almadığınızı sistematik olarak takip etmeniz gerekir. Ödeme ister banka hesabına havale yoluyla, ister ödenek sistemiyle, ister gemide nakit olarak yapılsın; aylık ve düzenli bir ödeme yönteminin mevcut olduğundan emin olunmalıdır. Banka hesabına yatan paralar düzenli kontrol edilmeli, nakit ödeme yapılıyorsa gereksiz gecikmeler dikkatle izlenmelidir.

Denizcinin en büyük risklerinden biri, ücretin gemide birikmesi ve sözleşme sonuna kadar sadece küçük avanslar ödenmesi şeklindeki düzenlemelerdir. ITF bu yöntemi açık biçimde riskli bulmaktadır. Çünkü işler ters giderse, denizci birikmiş büyük bir alacağını tahsil edemez hale gelebilir. “Paranın gemi sahibinde daha güvenli olduğu” yönündeki açıklamaların kabul edilmemesi gerektiği özellikle vurgulanmaktadır.

Eğer ücret önemli ölçüde gecikirse, örneğin iki haftadan fazla bir gecikme oluşursa, bunun nedenini ve ödemenin ne zaman yapılacağını öğrenmek için kaptanla görüşülmelidir. Belirli bir ödeme tarihi verildiği halde bu söz tutulmuyorsa, şirket ciddi mali sıkıntı içinde olabilir veya denizciyi oyalıyor olabilir. Bu durumda diğer mürettebat üyelerinin durumu öğrenilmeli, mümkünse aynı filodaki diğer gemilerde neler yaşandığı araştırılmalıdır. Nasıl hareket edilmesi gerektiği konusunda ITF ile bağlantıya geçmek çoğu zaman en doğru adımdır.

Gemiden ayrılmadan önce, mümkün olduğunca tüm ödenmemiş ücretlerin tahsil edilmiş olması gerekir. En azından çok küçük bir bakiye dışında önemli bir alacağın kalmaması hedeflenmelidir. Eğer daha önce ücret sorunu yaşandıysa, mümkünse ayrılmadan önce tüm paranın nakit veya doğrulanmış transfer yoluyla fiilen alınması çok daha güvenlidir.

Ücretiniz ödenmediyse ne yapmalısınız?

ITF’in bu konudaki yaklaşımı nettir: gecikmeyin. MLC, maaşın en az ayda bir kez ödenmesini şart koşmaktadır. Eğer maaş ödenmiyorsa, sorunun erken aşamada çözülmesi çok daha kolaydır. İki ay boyunca maaş almamış bir denizcinin sorunu ile dokuz ay boyunca maaş almamış bir denizcinin sorunu aynı değildir; zaman geçtikçe deliller dağılabilir, şirketler iflasa yaklaşabilir ve tahsil ihtimali düşebilir.

Bu durumda ilk yapılması gereken iş, en yakın ITF müfettişiyle iletişime geçmek veya ITF Denizciler Destek ekibine e-posta göndermektir. Kullanılabilecek e-posta adresi şudur:
seafsupport@itf.org.uk

Ayrıca terk edilme şüphesi gibi daha ağır durumlarda şu adres de kullanılabilir:
abandonment@itf.org.uk

ITF’e başvururken mümkün olduğunca fazla bilgi ve belge sunulması gerekir. Özellikle geminin adı, bayrağı, IMO numarası ve gemi tipi gibi detaylar; iş sözleşmesinin bir kopyası; gemiye katılma tarihi; çalışılan saatlerin dökümü; gemi sahibinin adı, ülkesi ve iletişim bilgileri; son yapılan ödemeleri ve ödeme yapılmayan dönemleri gösteren banka hesap özetleri; şirketle yapılan tüm yazışmalar başvuruda son derece değerli delillerdir. ITF, durumu çözmek için elinden geleni yapacağını belirtmektedir; ancak ücretlerin kesin olarak ödeneceğine dair garanti vermediğini de açıkça ifade etmektedir. Bu nokta önemlidir: ITF güçlü bir destek ve baskı mekanizmasıdır, fakat her olayda mutlak tahsil garantisi veren bir ödeme fonu değildir.

Diğer mürettebat üyeleriyle birlikte hareket etmek neden önemlidir?

Ödeme sorunu yaşayan bir denizcinin yalnız olup olmadığını anlaması gerekir. Bu yüzden ekip arkadaşlarıyla konuşulmalı, onların da maaş alacağı bulunup bulunmadığı öğrenilmelidir. Ne kadar süredir maaş alamadıkları veya eksik ödeme alıp almadıkları araştırılmalıdır. Ayrıca birlikte hak arama veya tazminat talebinde bulunmak isteyip istemedikleri de sorulmalıdır. Uygulamada toplu hareket etmek genellikle daha etkilidir. Mürettebat üyeleri, başkalarının da aynı durumda olduğunu ve bu konuda somut adım attığını gördüğünde korkuları azalır ve haklarını savunmaları kolaylaşır.

Grev veya başka eylemler konusunda nelere dikkat edilmelidir?

ITF, herhangi bir eylem planlamadan önce mutlaka yerel yetkililerden, yerel ITF müfettişlerinden veya sendika temsilcilerinden tavsiye alınmasını önermektedir. Çünkü bazı ülkelerde grev yapılması halinde yerel hukuk denizcinin aleyhine sonuç doğurabilir. Birçok ülkede gemi limandayken ve denizde değilken greve gitme hakkı bulunabilmektedir. Ancak bu husus otomatik kabul edilmemeli; her durumda yerel ITF temsilcisinin görüşü alınmalıdır. Yanlış zamanda veya yanlış yöntemle yapılan bir eylem, denizcinin hak arama imkanını güçlendirmek yerine zayıflatabilir.

Ödenmeyen ücretler “terk edilme” anlamına gelebilir mi?

Evet, belirli durumlarda ödenmeyen ücretler denizcinin “terk edilmiş” sayılması sonucunu doğurabilir. Denizcilik Çalışma Sözleşmesi kapsamında, gemi sahibinin sözleşmede belirtilen ücretleri en az iki ay boyunca ödememesi, terk edilmenin üç kriterinden biri olarak kabul edilmektedir. Böyle bir durumda mesele yalnızca ücret alacağı olmaktan çıkar; daha ağır bir koruma ve müdahale mekanizması gündeme gelebilir.

Eğer bir denizci terk edildiğini düşünüyorsa, acilen yardım istemelidir. Bunun için ITF müfettişiyle veya ITF’ye bağlı bir denizci sendikasıyla iletişime geçilebilir. Ayrıca ITF Seafarers uygulaması veya ITF Seafarers sitesinin “Look Up” bölümü de kullanılabilir. İlgili bağlantı şudur:
https://www.itfseafarers.org/en/look-up

Terk edilme konusunda özel destek için şu e-posta adresi de kullanılabilir:
abandonment@itf.org.uk

Sonuç

Gemi adamlarının ücret rejimi, çalıştıkları geminin ITF anlaşması kapsamında olup olmamasına göre önemli ölçüde değişmektedir. ITF kapsamındaki gemilerde denizci doğrudan sözleşmede belirlenen ücretlere hak kazanırken, ulusal bayraklı gemilerde ücretler çoğu zaman ulusal toplu sözleşmeler veya yerel ücret skalalarına göre belirlenmektedir. Bununla birlikte ITF ve ILO yaklaşımı, hiçbir denizcinin uluslararası asgari koruma seviyesinin altına düşmemesi gerektiği yönündedir.

Ücret konusu yalnızca aylık maaştan ibaret değildir. Çalışma süresi, dinlenme hakkı, izin, fazla mesai ödemesi ve bunların kayıt altına alınması da denizcinin mali haklarının önemli parçalarıdır. Ödenmeyen ücretler ise çoğu zaman daha büyük bir işletme ve emniyet sorununun işaretidir. Bu nedenle gemiye katılmadan önce şirketi ve gemiyi araştırmak, yazılı sözleşmede ısrar etmek, düzenli ödeme sistemini kontrol etmek ve gecikme halinde hızlı davranmak hayati önem taşır.

Ücret ödenmiyorsa ITF ile erken iletişim kurulmalı, belgeler toplanmalı, diğer mürettebat üyeleriyle durum karşılaştırılmalı ve gerekiyorsa toplu hareket edilmelidir. İki ayı aşan ücret ödememe halleri ise terk edilme kapsamında değerlendirilme ihtimali taşıdığından daha da dikkatli hareket edilmesini gerektirir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

ITF başvurusu güçlü bir araçtır ancak tek başına yeterli değildir. Özellikle yüksek meblağlı alacaklarda hukuki sürecin doğru yürütülmesi kritik öneme sahiptir.

Bu noktada:

istanbul gemi adamı avukatı

tuzla gemi adamı avukatı desteği ile süreç profesyonel şekilde yönetilmelidir. Deniz iş hukuku alanında uzman 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, ITF sürecini hukuki yollarla entegre ederek:

Gemi alacağı davası

İhtiyati haciz

İcra takibi yollarıyla alacakların tahsilini garanti altına almaktadır. Alacağınızı kaybetmeden profesyonel destek alın.

Sıkça Sorulan Sorular

1. ITF kapsamında olmayan gemide çalışıyorsam haklarım geçersiz mi?

Hayır, geçersiz değildir. Ancak ITF sözleşmesi olmadığı için hakların uygulanması daha zor olabilir. Bu durumda ILO ve MLC hükümleri devreye girer.

2. Maaşım 1 ay gecikti, hemen ITF’e başvurmalı mıyım?

Evet. ITF’e göre erken başvuru çok önemlidir. Gecikme büyüdükçe tahsil zorlaşır.

3. 2 ay maaş alamazsam ne olur?

Bu durum “terk edilme” kapsamında değerlendirilebilir ve daha güçlü haklar doğurur.

4. ITF ücretimi garanti eder mi?

Hayır. ITF ödeme yapmaz, ancak ödeme yapılmasını sağlar.

5. ITF başvurusu gizli yapılabilir mi?

Evet, çoğu durumda kimlik gizliliği korunur.

6. Fazla mesai kayıtları tutulmazsa ne olur?

Bu durumda delil sorunu yaşanır ancak tanık ve diğer belgelerle ispat mümkündür.

7. Kolaylık bayraklı gemiler neden risklidir?

Çünkü işveren ile hukuki bağ zayıftır ve tahsil riski yüksektir.

8. Tüm mürettebat birlikte başvurmalı mı?

Evet, toplu başvuru çok daha güçlü sonuç verir.

9. ITF ile dava birlikte yürütülebilir mi?

Evet, en etkili yöntem budur.

10. Ücretimi alamazsam ne kadar sürede sonuç alırım?

Gemi limandaysa birkaç gün içinde sonuç alınabilir; aksi durumda süreç uzayabilir.

Read More

Gemi Adamı Terk Edilirse Ne Olur? (ITF Rehberiyle Terk Edilme Belirtileri, Haklar ve Acil Yapılması Gerekenler)

Denizcilik sektöründe son yıllarda en ciddi sorunlardan biri, gemi adamlarının çalıştıkları gemilerde terk edilmesi vakalarının hızla artmasıdır. Bu durum, denizcilerin aylarca yakıt, yiyecek, içme suyu ve maaş olmadan, evlerinden binlerce kilometre uzakta limanlarda mahsur kalmasına yol açabilmektedir. ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) verileri ve saha uygulamaları, terk edilme vakalarının yalnızca bireysel değil, sistematik bir problem haline geldiğini göstermektedir. Bu nedenle her gemi adamının terk edilme riskini, belirtilerini ve haklarını çok iyi bilmesi hayati önem taşımaktadır.

Gemi Adamının Terk Edildiği Nasıl Anlaşılır?

Terk edilme durumu çoğu zaman ani değil, belirli işaretlerle kendini gösteren bir süreçtir. ITF’e göre terk edilme genellikle iki ana sebepten kaynaklanmaktadır. Bunlardan ilki, gemi sahibinin ciddi mali zorluklar yaşaması; ikincisi ise bazı kötü niyetli armatörlerin maaşları ve borçları ödemeyerek maliyetleri düşürmeye çalışmasıdır. Özellikle ekonomik ömrünün sonuna yaklaşmış eski gemilerde bu risk çok daha yüksektir. Bazı durumlarda geminin toplam değeri, mürettebata ve diğer alacaklılara olan borçlardan daha düşük olabilmektedir.

Bir gemi sahibinin gemi adamını terk etmiş sayılması için belirli kriterler vardır. Eğer gemi sahibi denizcinin ülkesine geri dönüş (repatriation) masraflarını karşılamıyorsa, gemideki personeli gerekli bakım, yiyecek, su ve destekten mahrum bırakıyorsa veya en önemlisi sözleşmede belirtilen ücretleri en az iki ay boyunca ödemiyorsa, bu durum hukuken “terk edilme” olarak değerlendirilmektedir. Bu noktada maaş ödenmemesi yalnızca bir ücret sorunu değil, aynı zamanda daha ağır bir hukuki ihlal anlamına gelmektedir.

Terk Edilme Riski Nasıl Azaltılır?

ITF, gemi adamlarının bu riski azaltabilmesi için gemiye katılmadan önce kapsamlı bir araştırma yapmasını özellikle tavsiye etmektedir. Öncelikle çalışılacak gemi ve şirket hakkında mümkün olan en fazla bilgi toplanmalıdır. Özellikle geminin geçmişinde sorun olup olmadığı, maaş ödemelerinde aksama yaşanıp yaşanmadığı ve mürettebatın daha önce şikayette bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.

Bu araştırmalar için ITF’in resmi sistemleri kullanılabilir. Gemi hakkında bilgi almak ve ITF kapsamında olup olmadığını kontrol etmek için şu adres kullanılmalıdır:
👉 https://www.itfseafarers.org

Ayrıca geminin terk edilme geçmişine ilişkin kayıtlar, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün veri tabanından kontrol edilebilir. Bu noktada geminin adı değişmiş olabileceği için mümkünse IMO numarasıyla arama yapılması daha sağlıklı sonuç verir. Bunun yanında gemilerin anlık konum ve rota bilgilerini gösteren sistemler de incelenerek operasyonel durum hakkında fikir edinilebilir.

Eğer işe bir mürettebat ajansı aracılığıyla giriliyorsa, bu ajansın güvenilirliği ayrıca araştırılmalıdır. Ajansın düzgün şekilde yönetilip yönetilmediği, çalıştığı şirketlerin finansal durumunu kontrol edip etmediği ve sektördeki itibarı büyük önem taşır. ITF, özellikle ITFShipBeSure platformunun kullanılmasını önermektedir. Bu platformda kırmızı listeye alınmış ajanslar yer almaktadır:

👉 https://www.itfshipbesure.org/

Eğer bir ajans bu listede yer alıyorsa, bu durum ciddi bir risk göstergesidir ve o ajans aracılığıyla iş bulunmaması tavsiye edilir.

Terk Edilmeye Karşı Yeni Koruma: MLC Sigorta Sistemi

18 Ocak 2017 itibarıyla yürürlüğe giren düzenlemelerle birlikte, denizcilerin korunması için önemli bir güvence mekanizması getirilmiştir. 2006 tarihli Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (MLC) kapsamında, sözleşmeye taraf ülkelerin bayrağını taşıyan gemilerin, terk edilme durumunda devreye girecek bir sigorta sistemine sahip olması zorunlu hale getirilmiştir.

Bu sigorta, gemide açık şekilde İngilizce olarak sergilenmelidir ve sigorta sağlayıcısının adı ile iletişim bilgilerini içermelidir. Gemi adamının bu bilgilerin güncel ve doğru olup olmadığını kontrol etmesi son derece önemlidir. Çünkü terk edilme durumunda sürecin başlatılabilmesi için bu bilgilere ihtiyaç duyulacaktır.

Söz konusu sigorta sistemi, denizcinin en fazla dört aylık ödenmemiş ücretini ve diğer haklarını kapsar. Bunun yanında yalnızca maaş değil, aynı zamanda geri dönüş masrafları, yiyecek, içme suyu, konaklama, gerekli yakıt, giyim ve tıbbi bakım gibi temel ihtiyaçlar da bu güvence kapsamında yer alır. Bu koruma, geminin terk edildiği andan itibaren denizcinin evine dönüşüne kadar devam eder.

Ancak burada kritik bir nokta vardır: Eğer başvuru süreci geciktirilirse, hak kaybı yaşanabilir. ITF özellikle şu uyarıyı yapmaktadır: Başvurunuzu altı ay geciktirirseniz, yalnızca dört aylık maaşınızı alabilirsiniz. Bu nedenle zamanında harekete geçmek hayati önem taşır.

Terk Edildiyseniz Ne Yapmalısınız?

Eğer gemi sahibinin yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve terk edilme riskinin ortaya çıktığını düşünüyorsanız, beklemek en büyük hatadır. Gemi sahibi iletişime geçmiyor veya sorunu çözmüyorsa, doğrudan sigorta şirketi veya finansal güvence sağlayıcısıyla iletişim kurulmalıdır. Bu iletişimi yalnızca gemi adamı değil, ailesi, bir ITF müfettişi veya bir denizcilik sendikası da kurabilir.

ITF bu noktada çok açık bir çağrı yapmaktadır: “Sesinizi çıkarın.” İşveren korkusu nedeniyle hareketsiz kalmak, sorunun daha da büyümesine neden olur. ITF ile tamamen gizli şekilde iletişim kurulabilir.

ITF müfettişlerine ulaşmak için şu sistem kullanılabilir:
👉 https://www.itfseafarers.org/en/look-up

Ayrıca doğrudan e-posta ile iletişim kurulabilir:
📧 abandonment@itf.org.uk

ITF’in özellikle vurguladığı bir diğer önemli husus ise şudur: Eğer ITF ile iletişime geçmezseniz, size yardımcı olamazlar.

Uluslararası P&I Kulüpleri (Acil Yardım Hatları)

Terk edilme durumunda yalnızca ITF değil, aynı zamanda geminin sigorta kulübü (P&I Club) da önemli bir rol oynar. Aşağıda başlıca P&I kulüplerinin iletişim bilgileri yer almaktadır:

Swedish Club: Swedish.club@swedishclub.com | +46 31 151 328

UK P&I Club: mlc@ukpandi.com | +44 207 283 4646

Skuld: MLC@skuld.com | +47 952 92 200

Britannia: MLC@triley.co.uk | +44 203 280 2473

Steamship Mutual: duty.team@simsl.com | +44 783 178 4051

Gard: mlc@gard.no | +47 905 24 100

London P&I Club: MLC@londonpandi.com | +44 207 772 8000

West of England: MLC@westpandi.com | +44 779 511 6602

NorthStandard: MLCEnquiryTeam@nepia.com | +44 191 232 5221

Shipowners Club: claims@shipownersclub.com | +44 203 829 5858

American Club: mlc@american-club.com | +1 212 847 4590

Japan P&I: claims-dpt@piclub.or.jp | +81 3 3662 7221

Sonuç

Gemi adamlarının terk edilmesi, yalnızca bir ücret sorunu değil; aynı zamanda ciddi bir insan hakları ve çalışma güvenliği ihlalidir. Bu tür durumlar çoğu zaman maaşların ödenmemesiyle başlar ve daha büyük bir kriz haline dönüşür. Bu nedenle erken farkındalık, doğru bilgi ve hızlı müdahale büyük önem taşır.

ITF, MLC ve sigorta mekanizmaları gemi adamlarını korumak için güçlü araçlar sunmaktadır. Ancak bu sistemlerin etkin şekilde çalışabilmesi için denizcinin bilinçli olması, araştırma yapması ve gerektiğinde hızlı şekilde harekete geçmesi gerekir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Gemi adamının terk edilmesi hukuken ne anlama gelir ve hangi şartlarda oluşur?

Gemi adamının terk edilmesi, yalnızca iş ilişkisinin sona ermesi değil; işverenin denizci ile olan bağını fiilen koparması anlamına gelir. Uluslararası Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (MLC) kapsamında bu durum, özellikle üç temel kriterle belirlenir: denizcinin ülkesine geri gönderilmemesi (repatriation yapılmaması), gemide gerekli yaşam koşullarının (yiyecek, su, bakım) sağlanmaması ve en önemlisi ücretlerin en az iki ay boyunca ödenmemesidir. Bu şartlardan bir veya birkaçının gerçekleşmesi, denizcinin terk edilmiş sayılmasına yol açar ve bu durumda uluslararası koruma mekanizmaları devreye girer.

2. Maaşım ödenmiyorsa ne zaman terk edilmiş sayılırım?

Maaş ödenmemesi her zaman doğrudan terk edilme anlamına gelmez; ancak en az iki ay boyunca ücretlerin ödenmemesi, MLC kapsamında terk edilme kriterlerinden biri olarak kabul edilir. Bu nedenle maaşınız birkaç hafta geciktiğinde bile durumu ciddiye almanız gerekir. Erken müdahale edilmezse süreç daha ağır bir hukuki soruna dönüşebilir. ITF bu noktada özellikle gecikmeden başvuru yapılmasını tavsiye etmektedir.

3. Terk edilme durumunda hangi haklara sahip olurum?

Terk edilen bir gemi adamı, yalnızca maaşını değil; aynı zamanda geri dönüş masraflarını, yiyecek, su, konaklama, tıbbi bakım ve temel yaşam giderlerini talep etme hakkına sahiptir. Ayrıca MLC kapsamında zorunlu tutulan sigorta sistemi devreye girerek en fazla dört aylık ücret ve hakları güvence altına alır. Bu haklar, geminin terk edildiği andan denizcinin ülkesine dönüşüne kadar devam eder.

4. ITF terk edilme durumunda bana doğrudan ödeme yapar mı?

Hayır, ITF doğrudan ödeme yapan bir kurum değildir. ITF’in rolü, gemi sahibine ve ilgili taraflara baskı yaparak ödemelerin yapılmasını sağlamaktır. Ödeme genellikle armatör veya sigorta sistemi tarafından gerçekleştirilir. Ancak ITF süreci doğru yönetildiğinde, alacakların tahsil edilmesinde son derece etkili bir araçtır.

5. Terk edilme riskini gemiye katılmadan önce nasıl anlayabilirim?

Bu riski azaltmanın en etkili yolu araştırma yapmaktır. Geminin ITF kapsamında olup olmadığını kontrol etmek, daha önceki mürettebatın ödeme alıp almadığını öğrenmek ve işverenin geçmişini incelemek büyük önem taşır. Ayrıca ITFShipBeSure platformu üzerinden acentenin güvenilir olup olmadığı kontrol edilmelidir:
https://www.itfshipbesure.org/

6. Gemiye bindikten sonra maaşım gecikirse ne yapmalıyım?

Öncelikle gecikmenin nedenini öğrenmek için kaptanla görüşmelisiniz. Eğer maaş iki haftadan fazla gecikmişse, bu ciddi bir risk göstergesidir. Bu durumda diğer mürettebatın durumunu kontrol etmeli ve gerekirse ITF ile iletişime geçmelisiniz. Sürecin erken aşamada yönetilmesi, hak kaybını önler.

7. Terk edildiğimi düşünüyorsam ilk olarak kime başvurmalıyım?

En hızlı ve etkili yol ITF ile iletişime geçmektir. ITF müfettişlerine şu sistem üzerinden ulaşabilirsiniz:
https://www.itfseafarers.org/en/look-up

Ayrıca doğrudan e-posta ile başvuru yapılabilir:
📧 abandonment@itf.org.uk

Bunun yanında geminin sigorta sağlayıcısı (P&I Club) ile de iletişime geçilmelidir.

8. ITF başvurusu gizli yapılabilir mi?

Evet, ITF ile yapılan başvurular çoğu durumda gizli şekilde yürütülebilir. Denizcinin işverenden çekinmesi halinde kimliği korunarak süreç ilerletilebilir. Bu durum özellikle baskı altındaki mürettebat için önemli bir güvence sağlar.

9. Sigorta sistemi tüm alacaklarımı karşılar mı?

MLC kapsamında zorunlu olan sigorta sistemi genellikle en fazla dört aylık ücret ve belirli giderleri kapsar. Daha uzun süreli alacaklar için hukuki süreçlerin devreye alınması gerekebilir. Bu nedenle sigorta bir güvence sağlar ancak tüm zararları her zaman karşılamayabilir.

10. Terk edilme durumunda dava açmak gerekir mi?

Her durumda dava açmak zorunlu değildir; ancak özellikle yüksek meblağlı alacaklarda hukuki süreç başlatılması büyük avantaj sağlar. ITF süreci ile dava sürecinin birlikte yürütülmesi, alacağın tahsil edilme ihtimalini ciddi şekilde artırır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi adamlarının terk edilmesi ve ücret alacaklarının tahsili, uluslararası hukuk, deniz ticareti hukuku ve iş hukuku kurallarının birlikte değerlendirilmesini gerektiren karmaşık bir süreçtir. ITF başvurusu önemli bir araç olsa da, tek başına her zaman yeterli olmayabilir. Özellikle sigorta kapsamı dışında kalan alacaklar, ihtiyati haciz gerektiren durumlar ve gemi alacağı davaları profesyonel hukuki destek gerektirir.

Bu noktada istanbul gemi adamı avukatı ve tuzla gemi adamı avukatı desteği ile sürecin doğru stratejiyle yürütülmesi, hem zaman kaybını önler hem de alacağın tahsil edilme ihtimalini artırır. Delillerin doğru toplanması, başvuruların hukuki zemine oturtulması ve eş zamanlı işlemlerin yürütülmesi, ancak uzmanlık gerektiren bir süreçtir.

Denizcilik hukuku ve gemi adamı alacakları konusunda uzman 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, ITF süreçleri ile hukuki yolları birlikte yürüterek müvekkillerine maksimum koruma sağlar.

ITF başvurularının profesyonel hazırlanması
Gemi alacağı davaları ve ihtiyati haciz işlemleri

Maaş, fazla mesai ve tazminat alacaklarının tahsili

Hak kaybı yaşamadan, alacağınızı en hızlı ve güvenli şekilde tahsil etmek için hemen iletişime geçin.

Read More

Gemi Adamının İş Sözleşmesi İmzalamadan Önce Dikkat Etmesi Gerekenler (ITF Rehberi)

Denizde çalışmak, yüksek gelir potansiyeline rağmen ciddi hukuki ve mesleki riskler barındıran bir alandır. Bu nedenle bir gemi adamı için en kritik adım, iş sözleşmesini imzalamadan önce yapılan incelemedir.

Uluslararası standartlara göre, denizde uygun istihdam koşullarını güvence altına almanın en etkili yolu, International Transport Workers’ Federation (ITF) onaylı bir Toplu İş Sözleşmesine (TİS) uygun hazırlanmış bir iş sözleşmesi imzalamaktır.

Bu mümkün değilse, ITF’in tavsiyelerine birebir uyulmalıdır.

Yazılı Sözleşme Olmadan Çalışmaya Başlamayın

Denizcilik sektöründe en sık karşılaşılan hak ihlallerinin başında, yazılı sözleşme olmadan çalıştırılma gelmektedir. Yazılı bir iş sözleşmesi, gemi adamının ücret, çalışma süresi, izin, sigorta ve diğer haklarını somut olarak ortaya koyan en temel belgedir. Sözlü anlaşmalar veya “sonradan düzenlenecek” denilerek geçiştirilen durumlar, ileride doğacak uyuşmazlıklarda ispat zorluğu yaratır ve çoğu zaman gemi adamının aleyhine sonuçlanır. Bu nedenle, hangi koşul altında olursa olsun, yazılı ve imzalı bir iş sözleşmesi olmadan gemide çalışmaya başlanmamalıdır.

Boş veya Belirsiz Sözleşme İmzalamayın

İşveren tarafından sunulan sözleşmelerde zaman zaman boş bırakılmış alanlar, sonradan doldurulabilecek hükümler veya açıkça anlaşılmayan maddeler bulunabilir. Bu tür sözleşmeler, gemi adamının bilgisi dışında değiştirilme veya farklı şekilde yorumlanma riski taşır. Hukuken imzalanan bir sözleşme, içeriği ne olursa olsun bağlayıcı kabul edilir. Bu nedenle, anlamadığınız, açık olmayan veya sonradan doldurulabilecek hiçbir hüküm içeren sözleşme imzalanmamalıdır. Gerekirse sözleşme detaylı şekilde incelenmeli ve anlaşılmayan noktalar yazılı olarak açıklığa kavuşturulmalıdır.

Toplu İş Sözleşmesi (TİS) Kontrolü

Birçok uluslararası gemide, bireysel iş sözleşmeleri aslında bir Toplu İş Sözleşmesine (TİS) bağlı olarak düzenlenmektedir. Bu nedenle, imzalanacak sözleşmenin bir TİS’e atıf yapıp yapmadığı mutlaka kontrol edilmelidir. Eğer böyle bir atıf mevcutsa, gemi adamının bu TİS’i incelemesi ve haklarını detaylı şekilde öğrenmesi gerekir. Çünkü çoğu zaman ücret, fazla mesai, izin, tazminat ve sosyal haklar esasen TİS içinde düzenlenir. Bu nedenle sadece bireysel sözleşme değil, bağlı olduğu TİS de mutlaka okunmalı ve bir nüshası saklanmalıdır.

Sözleşme Süresi Açık Olmalıdır

İş sözleşmesinin en kritik unsurlarından biri, süresinin açık ve net şekilde belirlenmiş olmasıdır. Belirsiz süreli veya ucu açık sözleşmeler, gemi adamının ne kadar süreyle çalışacağını ve hangi koşullarda ayrılabileceğini belirsiz hale getirir. Ayrıca, işverene sözleşme süresini tek taraflı olarak uzatma veya değiştirme yetkisi veren hükümler ciddi hak ihlallerine yol açabilir. Bu tür maddeler, gemi adamını işveren karşısında zayıf duruma düşürür. Bu nedenle sözleşme süresi net olarak yazılmalı ve değişikliklerin ancak karşılıklı rıza ile yapılabileceği açıkça belirtilmelidir.

Ücret ve Çalışma Saatleri Açıkça Belirtilmelidir

Sözleşmede temel ücret ve çalışma saatlerinin açıkça yazılması, gemi adamının en temel hakkıdır. Ücretin ne kadar olduğu, hangi para birimi üzerinden ödeneceği, ödeme periyodu ve çalışma saatleri açıkça belirtilmelidir. Uluslararası standartlara göre haftalık çalışma süresi genellikle 48 saat ile sınırlandırılmıştır. Bu sınırın aşılması durumunda fazla mesai hükümleri devreye girer. Ücret ve çalışma saatlerinin açıkça belirtilmediği sözleşmeler, ileride eksik ödeme veya fazla çalıştırma gibi sorunlara yol açar.

Fazla Mesai Şartları Net Olmalıdır

Denizcilik sektöründe fazla mesai oldukça yaygındır. Bu nedenle sözleşmede fazla mesainin hangi koşullarda yapılacağı ve nasıl ödeneceği açıkça düzenlenmelidir. Fazla mesai ücretinin normal saatlik ücretin belirli bir katı üzerinden hesaplanması gerekir. Uluslararası standartlara göre bu oran en az 1,25 kat olmalıdır. Fazla mesai hükümleri açıkça belirtilmemiş sözleşmeler, gemi adamının yoğun çalışma karşılığında ücret alamamasına neden olabilir.

Ücretli İzin Hakları Açıkça Yazılmalıdır

Gemi adamlarının en önemli haklarından biri de ücretli izin hakkıdır. Sözleşmede, aylık ve yıllık izin sürelerinin açıkça belirtilmesi gerekir. Uluslararası standartlara göre yıllık ücretli izin süresi en az 30 gün olmalıdır ve bu süre genellikle her ay için 2,5 gün olarak hesaplanır. İzin haklarının sözleşmede yer almaması veya belirsiz bırakılması, gemi adamının dinlenme hakkının ihlal edilmesine yol açabilir.

Ücret Kalemleri Ayrı Ayrı Gösterilmelidir

Sözleşmede ücretin tek bir toplam rakam olarak gösterilmesi yerine, temel ücret, fazla mesai ve diğer ödemelerin ayrı ayrı belirtilmesi gerekir. Bu ayrım yapılmadığında, işveren fazla mesai ödemelerini temel ücretin içinde göstermeye çalışabilir ve bu durum ciddi hak kayıplarına neden olur. Şeffaf ve detaylı bir ücret yapısı, olası uyuşmazlıklarda gemi adamının haklarını korur.

Yol ve Geri Dönüş Masrafları İşverene Aittir

Gemiye katılım ve sözleşme sonunda ülkeye dönüş masrafları, uluslararası denizcilik uygulamalarına göre işverenin sorumluluğundadır. Ancak bazı sözleşmelerde bu masrafların gemi adamına yüklenmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu tür hükümler hukuka ve uluslararası standartlara aykırıdır. Gemi adamını bu tür mali yükümlülük altına sokan sözleşmeler kesinlikle imzalanmamalıdır.

Maaş Kesintisi ve Alıkoyma Yasaktır

Sözleşmede, ücretin bir kısmının tutulmasına veya geciktirilmesine izin veren hükümler bulunmamalıdır. Gemi adamının ücreti, her ay sonunda eksiksiz ve zamanında ödenmelidir. Maaş kesintisi veya gecikmesi, denizcilik sektöründe en sık yaşanan sorunlardan biridir. Bu nedenle bu konuda açık ve koruyucu hükümler içermeyen sözleşmeler ciddi risk taşır.

Tazminat ve Ek Haklar Açıkça Düzenlenmelidir

Hastalık, iş kazası, ölüm, geminin zayi olması veya sözleşmenin erken feshi gibi durumlarda gemi adamının hangi haklara sahip olduğu sözleşmede açıkça belirtilmelidir. Bu tür durumlar, denizcilik mesleğinin doğası gereği her zaman mümkün olduğundan, önceden düzenlenmesi hayati önem taşır. Eğer sözleşmede bu hususlar yer almıyorsa, ayrıca yazılı bir güvence alınmalıdır.

Sendika Hakkı Kısıtlanamaz

Gemi adamlarının sendikaya üye olma, sendika ile iletişim kurma ve temsil edilme hakları uluslararası hukuk tarafından korunmaktadır. Bu hakları sınırlayan veya yasaklayan sözleşme hükümleri geçersizdir. Buna rağmen uygulamada bu tür maddelere rastlanabilmektedir. Bu nedenle, sendikal hakları kısıtlayan hiçbir sözleşme imzalanmamalıdır.

Fesih Şartları ve İhbar Süresi Kontrol Edilmelidir

Sözleşmenin nasıl sona ereceği, hangi durumlarda fesih yapılabileceği ve ihbar süreleri açıkça belirtilmelidir. Belirsiz fesih hükümleri, gemi adamının aniden işsiz kalmasına veya hak kaybına uğramasına neden olabilir. Bu nedenle fesih şartları detaylı şekilde incelenmeli ve açık olmayan hükümler kabul edilmemelidir.

Belgelerin Saklanması Hayati Öneme Sahiptir

Gemi adamlarının en sık yaptığı hatalardan biri, sözleşme ve diğer belgeleri saklamamaktır. Oysa ki iş sözleşmesi, maaş bordroları ve yazışmalar, olası bir hak arama sürecinde en önemli delillerdir. Bu belgelerin saklanması, gemide çalışmanın sona ermesinden sonra dahi büyük önem taşır. Çünkü birçok uyuşmazlık, çalışma bittikten sonra ortaya çıkmaktadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Şart?

Denizcilik sözleşmeleri, klasik iş sözleşmelerinden çok daha karmaşık ve uluslararası boyutludur. Özellikle:

Elverişli bayrak (flag of convenience) gemiler

ITF kapsamı

Uluslararası hukuk uygulamaları

Tahkim ve yabancı mahkemeler gibi konular ciddi uzmanlık gerektirir.

Bu nedenle, hak kaybı yaşamamak adına sürecin başından itibaren uzman bir deniz hukuku avukatıyla çalışmak kritik önemdedir. Özellikle sözleşme inceleme aşamasında alınacak profesyonel destek, ileride doğabilecek büyük zararları engeller.

Read More

Gemi Adamı Sözleşmesi Haksız Feshedilirse Kalan Süre Ücretini Alabilir mi? (Bakiye Süre Ücreti, İndirimler ve Yargıtay Kararları Rehberi)

1. Gemi Adamları ile Yapılan Belirli Süreli İş Sözleşmelerinin Geçerliliği 

Genel iş hukukunda belirli süreli iş sözleşmelerinin kurulabilmesi için objektif nedenlerin varlığı aranırken, gemi adamları açısından bu kurala bir istisna getirilmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 17.02.2015 tarihli, 2013/10445 E. ve 2015/6930  K. sayılı kararına göre, 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca gemi adamlarıyla belirli süreli sözleşme yapılabilmektedir ve “Deniz İş Kanunu’nun düzenlenmesinde belirli süreli iş sözleşmesinin ilk kez yapılmasında objektif veya esaslı neden aranmaz.” Bu nedenle, gemi adamları ile yapılan ilk belirli süreli sözleşmeler geçerli kabul edilmekte ve süresinden önce haksız feshedilmesi halinde gemi adamına bakiye süre ücretini talep etme hakkı doğmaktadır.

2. Haksız Fesih Halinde Bakiye Süre Ücretinin Hesaplanması 

Belirli süreli iş sözleşmesinin işverence haksız olarak süresinden önce feshedilmesi durumunda, işçi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 438/1. maddesi (mülga 818 sayılı BK m.325) uyarınca sözleşmenin kalan süresine ait ücretini tazminat olarak talep edebilir.

Yargı kararlarında bu hesaplamalar somut verilere dayandırılmaktadır:

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 29.09.2021 tarihli, 2019/1901 E. ve 2021/1286  K. sayılı (ve bu kararın onadığı İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 10.12.2018 tarihli, 2015/196 E. ve 2018/482  K. sayılı) kararında; aylık 11.000 USD ücretle 4 aylık sözleşme imzalayan ve 1 ay 23 gün çalıştıktan sonra sözleşmesi haksız feshedilen gemi kaptanının, bakiye 2 ay 7 günlük süresi için istenebilecek ücreti net 24.567,00 Amerikan Doları olarak hesaplanmıştır.

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 15.04.2019 tarihli, 2016/104 E. ve 2019/191  K. sayılı kararında ise; aylık 1.600 USD maaşla 6 aylık sözleşme ile çalışan makine lostromosunun haksız fesih sonrası 117 günlük bakiye süresi için 6.320,99 USD alacağı hesaplanmıştır.

3. Bakiye Süre Ücretinden Yapılacak İndirimler (Tasarruf İndirimi ve Başka İşten Elde Edilen Gelir)

 TBK m. 438/2 uyarınca, bakiye süre ücretinden işçinin iş görme edimini yerine getirmemesi sebebiyle tasarruf ettiği miktarlar (yol, yemek vb.) ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelirler indirilmelidir. Mahkemelerin bu indirimleri uygulama biçimleri şu şekildedir:

Oransal/Takdiri İndirim Uygulaması: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 2019/1901 E., 2021/1286 K. sayılı kararında, gemi adamının çalışmadığı dönemdeki tasarrufları dikkate alınarak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına atıfla “takdiren % 35 oranında indirime gidilebileceği” benimsenmiş ve 24.220 USD talep üzerinden %35 indirim yapılarak 15.743 USD tahsiline hükmedilmiştir.

Somut Araştırma Zorunluluğu: Yargıtay, indirimlerin keyfi veya yalnızca takdiri olmaması gerektiğini, somut araştırmaya dayanması gerektiğini vurgulamaktadır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 23.02.2021 tarihli, 2021/892 E. ve 2021/4707  K. sayılı kararı ile 07.12.2021 tarihli, 2021/8864 E. ve 2021/16270  K. sayılı kararlarında, işçinin fesih sonrası başka işte çalışıp çalışmadığının, elde ettiği gelirlerin ve tasarruf ettiği miktarların araştırılmadan karar verilmesi bozma nedeni sayılmıştır.

Mükerrer ve Hatalı İndirimlerin İptali: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2022 tarihli, 2022/15900 E. ve 2022/16315  K. sayılı kararında, başka işten elde edilen gelir mahsup edildikten sonra ayrıca %65 oranında indirim uygulanması hatalı bulunmuştur. Benzer şekilde, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 02.02.2015 tarihli, 2013/29324 E. ve 2015/2033  K. sayılı kararında, mahkemenin bakiye süre ücretinden doğrudan “%50 oranında takdiri indirim” yapması bozma sebebi yapılmıştır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 21.03.2017 tarihli, 2017/277 E. ve 2017/4600  K. sayılı kararında ise yerel mahkemenin yaptığı 2/3 oranındaki indirim çok yüksek bulunarak daha makul bir indirim yapılması gerektiği belirtilmiştir.

4. Sözleşme Hükümleri, Faiz ve Diğer Alacak Kalemleri

Sözleşmedeki Kısıtlayıcı Hükümlerin Geçersizliği: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 22.11.2022 tarihli, 2022/12798 E. ve 2022/14978  K. sayılı kararına göre, iş sözleşmesinde projenin iptali vb. durumlarda sözleşmenin feshedileceği ve tazminat ödenmeyeceğine dair maddeler, TBK m. 438/1’in emredici düzenlemesine aykırı olup geçerli kabul edilemez.

Yabancı Para Alacaklarında Faiz: Aynı kararda (2022/12798 E., 2022/14978 K.), yabancı para (USD) cinsinden hüküm altına alınan bakiye süre ücretine “Devlet bankalarınca USD üzerinden açılmış bir yıl vadeli mevduata uygulanan en yüksek faizin” işletilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 13.12.2016 tarihli, 2015/7361 E. ve 2016/22080  K. sayılı kararında, Deniz İş Kanunu’nda mevduat faizi düzenlemesi bulunmadığından takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerektiği de ifade edilmiştir.

İhbar Tazminatı: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 17.02.2015 tarihli, 2013/10445 E. ve 2015/6930  K. sayılı kararına göre, ihbar tazminatı yalnızca belirsiz süreli sözleşmelerin feshi halinde söz konusu olduğundan, belirli süreli sözleşmelerde ihbar tazminatına hükmedilemez.

Yıllık İzin Ücreti: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 09.11.2020 tarihli, 2016/31624 E. ve 2020/15354  K. sayılı kararına göre, Deniz İş Kanunu m. 40/1 uyarınca yıllık izne hak kazanabilmek için fiili olarak 6 ay çalışmış olmak şarttır. Sözleşmenin haksız feshedilmesi, fiili olarak çalışılmayan bakiye günler için gemi adamına izin ücreti hakkı sağlamaz.

İşçinin İstifası: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 08.01.2025 tarihli, 2024/14452 E. ve 2025/94  K. sayılı kararına göre, iş sözleşmesinin bizzat işçi (gemi adamı) tarafından feshedilmesi (istifa) halinde TBK m. 438 kapsamındaki bakiye süre ücreti ve haksız fesih tazminatı talepleri reddedilmelidir.

İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlam ve Değerlendirmeler

Aşağıdaki bilgiler, karar metninde sınırlı bilgi bulunan hususlara ek bağlam sağlamak amacıyla ikincil bilgi sağlayan yanıtlardan derlenmiştir:

İşverenin Dürüstlük Kuralına Aykırı Savunmaları: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.01.2022 tarihli (2021/778 E., 2022/65  K.) ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 27.01.2021 tarihli (2019/907 E., 2021/2498  K.) kararlarında, taraflar arasında belirli süreli sözleşme yapıldıktan ve işverence haksız fesih gerçekleştirildikten sonra, işverenin bakiye süre ücreti ödememek amacıyla sözleşmede “objektif neden bulunmadığını ve belirsiz süreli olduğunu” savunması, Türk Medeni Kanunu m. 2 uyarınca dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanımı olarak değerlendirilmiştir.

Varsayımsal İndirimlerin Sınırları: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 04.11.2025 tarihli kararlarında (2025/6832 E., 2025/8430  K. ve 2025/7450 E., 2025/8476  K.) ile 25.03.2021 tarihli (2020/9011 E., 2021/6982  K.) kararında; mahkemelerce yapılan %30, %40 veya %50 gibi varsayımsal indirimler eleştirilmiştir. Yargıtay, bilinmeyen gelecek dönemler için varsayımsal indirim yapılabileceğini kabul etmekle birlikte, karar tarihi itibarıyla çalışılmayan sürenin bilinebilir hale gelmesi durumunda işçinin başka bir işten gelir elde edip etmediğinin ve tasarruf ettiği miktarların somut delillerle araştırılmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır

Deniz İş Kanunu’nda Asgari Süre Koruması: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 08.04.2013 tarihli (2012/21256 E., 2013/11389  K.) kararında, Deniz İş Kanunu m. 16 uyarınca belirsiz süreli sözleşmelerde dahi gemi adamının işe alınmasından itibaren altı ay geçmedikçe sözleşmenin bozulamayacağı, bu asgari süre dolmadan yapılan haksız fesihlerde gemi adamının kalan bakiye süre ücretini talep edebileceği belirtilerek gemi adamlarına yönelik sıkı fesih denetimi teyit edilmiştir.

Uygulanacak Hukukun Tespiti: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.2023 tarihli (2022/549 E., 2023/527  K.) kararında, açık denizlerde veya yurt dışında görev alan işçiler/gemi adamları bakımından, tarafların sözleşmede geçerli bir hukuk seçimi yapması (örneğin Rusya mevzuatı) ve mutad işyerinin yabancı bir ülke olması halinde, bakiye süre ücreti ve sözleşmenin niteliği gibi uyuşmazlıkların MÖHUK m. 27 uyarınca seçilen yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Read More

ITF Nedir, Gemi Adamları Hangi Durumlarda ITF’ye Başvurabilir? (Elverişli Bayrak Gemilerde Hak Arama Rehberi)

ITF Nedir? (International Transport Workers’ Federation Açılımı)

ITF’nin açılımı International Transport Workers’ Federation (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) olup, dünya genelinde taşımacılık sektöründe çalışan işçileri temsil eden en büyük uluslararası sendikal yapılardan biridir. 1896 yılında kurulan bu organizasyon, günümüzde yüzlerce sendikayı bünyesinde barındırmakta ve milyonlarca işçinin haklarını savunmaktadır. ITF özellikle denizcilik sektöründe gemi adamlarının ücret, çalışma koşulları, iş güvenliği ve sözleşme hakları gibi temel alanlarda korunmasını sağlamak amacıyla aktif rol oynamaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ile koordineli şekilde çalışan ITF, deniz iş hukukunda fiilen güçlü bir denetim ve baskı mekanizması olarak kabul edilmektedir.

Elverişli Bayrak (Flag of Convenience) Nedir?

Elverişli bayrak (Flag of Convenience – FOC), bir geminin gerçek sahibi ile doğrudan bağlantısı olmayan bir ülkenin bayrağı altında tescil edilmesi anlamına gelir. Bu sistem genellikle daha düşük vergi yükü, daha esnek iş gücü politikaları ve daha zayıf denetim mekanizmalarından yararlanmak amacıyla tercih edilmektedir. Ancak bu durum çoğu zaman gemi adamları açısından düşük ücret, uzun çalışma saatleri, yetersiz güvenlik önlemleri ve sözleşme ihlalleri gibi ciddi sorunları beraberinde getirmektedir. ITF, özellikle bu tür gemilerde ortaya çıkan hak ihlallerine karşı küresel düzeyde mücadele yürütmekte ve bu gemileri yakından takip etmektedir.

ITF’nin Müdahalesinin Hukuki Niteliği

ITF’nin müdahalesi klasik anlamda bir kamu otoritesi işlemi olmayıp, doğrudan bağlayıcı bir idari yaptırım niteliği taşımaz. Bununla birlikte, uluslararası sendikal güç ve liman operasyonları üzerindeki etkisi sayesinde fiilen son derece güçlü bir baskı mekanizması oluşturur. ITF müfettişleri aracılığıyla gemilere gidilerek denetim yapılması, eksikliklerin tespiti ve işveren üzerinde ticari baskı kurulması bu sürecin temel unsurlarıdır. Ayrıca ITF kapsamında imzalanan toplu iş sözleşmeleri (CBA), taraflar açısından hukuki bağlayıcılık doğurur. Bu nedenle ITF müdahalesi, doktrinde genellikle “fiili yaptırım gücü yüksek, yarı-hukuki bir mekanizma” olarak değerlendirilmektedir.

Kimler ITF’ye Başvurabilir?

ITF’ye başvuru süreci çoğunlukla bireysel bir başvuru şeklinde değil, sendikalar veya ITF müfettişleri aracılığıyla yürütülmektedir. Bununla birlikte gemi adamları, ücretlerinin ödenmemesi, sözleşme şartlarının ihlal edilmesi veya kötü çalışma koşullarına maruz kalmaları durumunda ITF ile iletişime geçerek süreci başlatabilirler. Özellikle mürettebatın toplu şekilde hareket etmesi, ITF müdahalesinin daha hızlı ve etkili olmasını sağlamaktadır. Ayrıca ulusal denizci sendikaları, liman çalışanları ve hatta acenteler de belirli durumlarda bu sürece dahil olabilmektedir. ITF, dünya genelinde oluşturduğu denetim ağı sayesinde gemi adamlarının en yakın müfettişe ulaşmasını mümkün kılmaktadır.

Hangi Gemiler İçin ITF’ye Başvurulabilir?

ITF başvuruları en çok elverişli bayrak taşıyan gemilerde yoğunlaşmakla birlikte, yalnızca bu gemilerle sınırlı değildir. ITF sözleşmesi bulunmayan, uluslararası standartların altında ücret uygulayan veya gemi adamlarının temel haklarını ihlal eden tüm gemiler bu kapsamda değerlendirilebilir. Özellikle Panama, Liberya ve Marshall Adaları gibi bayraklar altında faaliyet gösteren gemilerde bu tür başvurular daha sık görülmektedir. Bununla birlikte ücretlerin ödenmemesi, fazla mesai ihlalleri veya gemi adamının ülkesine dönüş hakkının engellenmesi gibi durumlar söz konusu olduğunda, geminin bayrağına bakılmaksızın ITF süreci işletilebilmektedir.

ITF Başvuru Sebepleri Nelerdir?

Gemi adamlarının ITF’ye başvurduğu durumlar genellikle ücret ve çalışma koşullarına ilişkin ihlallerden kaynaklanmaktadır. Ücretin hiç ödenmemesi veya eksik ödenmesi, aşırı çalışma süreleri, dinlenme haklarının ihlal edilmesi, sözleşme dışında görev yaptırılması ve gemide insan onuruna aykırı yaşam koşullarının bulunması bu başvuruların başlıca sebepleridir. Bunun yanı sıra gemi adamının ülkesine dönüş hakkının engellenmesi veya sigorta ve sosyal haklarının sağlanmaması da ITF müdahalesini gerektiren önemli durumlardandır. ITF bu tür durumlarda gemiye müfettiş göndererek inceleme yapmakta, işverenle müzakere yürütmekte ve gerekli hallerde gemi üzerinde ciddi operasyonel baskı kurabilmektedir.

ITF Süreci Nasıl İşler?

ITF süreci genellikle gemi adamının veya mürettebatın şikâyeti ile başlamakta ve ardından ITF müfettişinin gemiye gelerek inceleme yapmasıyla devam etmektedir. Bu inceleme sırasında gemideki sözleşmeler, maaş kayıtları ve çalışma koşulları detaylı şekilde değerlendirilir. Eksiklik tespit edilmesi halinde işverenle müzakere süreci başlatılır ve çoğu durumda ITF standartlarına uygun yeni sözleşmeler imzalanarak sorun çözülür. Gerekli görülmesi halinde geminin limandan çıkışının engellenmesi veya ticari faaliyetlerinin durdurulması gibi ciddi yaptırımlar da gündeme gelebilir. Bu yönüyle ITF süreci, çoğu zaman dava açılmadan sonuç alınmasını sağlayan etkili bir mekanizma olarak öne çıkmaktadır.

ITF Müdahalesi Hukuken Geçerli midir?

ITF müdahalesi tek başına hukuka aykırı bir işlem olarak değerlendirilmemektedir. Ancak bu müdahale sonucunda yapılan ödemelerin hukuki niteliği somut olayın özelliklerine göre değişmektedir. Eğer yapılan ödeme gerçekten gemi adamının hak ettiği bir alacağa dayanıyorsa, bu ödeme geçerli kabul edilmekte ve sonradan geri istenememektedir. Buna karşılık, ödemenin açık bir tehdit veya baskı altında yapıldığının ispatlanması halinde hukuki tartışma gündeme gelebilir. Bu nedenle ITF süreci, ne tamamen bağlayıcı bir kamu işlemi ne de tamamen etkisiz bir müdahale olarak değerlendirilebilir; daha çok fiili yaptırım gücü yüksek bir uluslararası mekanizma olarak kabul edilmektedir.

Sonuç: ITF Gemi Adamları İçin Neden Kritik?

ITF, özellikle yabancı bayraklı gemilerde çalışan ve devlet korumasından yeterince yararlanamayan gemi adamları için en önemli hak arama araçlarından biridir. Uluslararası sularda faaliyet gösteren gemilerde ortaya çıkan hak ihlallerinin çözümünde hızlı ve etkili sonuçlar sağlayan ITF mekanizması, çoğu zaman dava sürecine gerek kalmadan alacakların tahsil edilmesini mümkün kılmaktadır. Elverişli bayrak sisteminin yaygın olduğu günümüzde ITF, işverenler üzerinde ciddi bir denetim ve baskı unsuru oluşturarak uluslararası çalışma standartlarının uygulanmasını fiilen sağlamaktadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

ITF süreci her ne kadar pratik ve hızlı bir çözüm yolu sunsa da, her somut olayın hukuki değerlendirmesi farklılık göstermektedir. ITF başvurusunun doğru şekilde yapılmaması, yapılan ödemelerin ileride iade talebine konu edilmesi veya yetki ve uygulanacak hukuk sorunlarının ortaya çıkması gibi riskler söz konusu olabilir. Bu nedenle sürecin başından itibaren bir istanbul deniz ticaret hukuku avukatı ile yürütülmesi büyük önem taşır. Özellikle gemi adamı uyuşmazlıklarında deneyimli bir gemi adamı avukatı ve tersane bölgesi uygulamalarına hâkim bir tuzla avukat ile çalışmak, hak kayıplarının önüne geçilmesini sağlar. İstanbul’da faaliyet gösteren istanbul avukat kadrosuna sahip 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, deniz ticaret hukuku ve ITF süreçlerinde uzman yaklaşımıyla müvekkillerine etkin ve güvenilir hukuki destek sunmaktadır.

Read More

Gemi Adamları Nasıl Dolandırılıyor? ITF’ye Göre “Çifte Muhasebe” (Double Accounting) Nedir ve Nasıl Tespit Edilir?

Denizcilik sektöründe gemi adamlarının en ciddi sorunlarından biri, hak ettikleri ücretleri alamamalarıdır. Bu durum bazen açık şekilde maaş ödenmemesi şeklinde ortaya çıkarken, bazen de çok daha gizli ve sistematik bir yöntemle uygulanmaktadır. ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) tarafından özellikle dikkat çekilen bu yöntemlerden biri “çifte muhasebe” (double accounting) sistemidir. Bu sistem, denizcilerin yasal ücret haklarından mahrum bırakılmasına yol açan ciddi bir dolandırıcılık yöntemidir.

Çifte Muhasebe (Double Accounting) Nedir?

Çifte muhasebe, gemi adamlarının aynı anda iki farklı sözleşme veya ücret kaydı imzalamaya zorlandığı yasa dışı bir uygulamadır. Bu sistemde, resmi olarak yetkililere gösterilen belgeler ile gerçekte denizciye ödenen ücretler arasında ciddi farklar bulunmaktadır.

Bir tarafta, ITF onaylı toplu iş sözleşmesine (CBA) uygun şekilde hazırlanmış resmi maaş bordroları ve sözleşmeler yer alır. Bu belgeler gemide yapılan denetimlerde ITF müfettişlerine ve Liman Devleti Kontrolü (PSC) yetkililerine sunulur. Kağıt üzerinde her şey kurallara uygun görünür.

Diğer tarafta ise, denizcinin gerçekte aldığı ücretleri gösteren ikinci bir sistem bulunur. Bu sistemde denizciye daha düşük maaş ödenir, fazla mesai ücretleri eksik hesaplanır ve bazı ödemeler hiç yapılmaz. Ancak bu gerçek kayıtlar yetkililere gösterilmez. Böylece kağıt üzerinde her şey yasal görünürken, fiiliyatta ciddi bir hak ihlali gerçekleşir.

Çifte Muhasebe Neden Yasadışıdır?

Bu uygulama hem ITF toplu iş sözleşmelerini hem de 2006 Denizcilik Çalışma Sözleşmesi’ni (MLC) açıkça ihlal eder. Çünkü denizcinin sözleşmeyle belirlenen ücretleri alma hakkı vardır ve bu haklardan feragat etmesi veya fiilen mahrum bırakılması hukuken geçersizdir.

ITF, çifte muhasebeyi yıllardır mücadele ettiği en ciddi sorunlardan biri olarak tanımlamaktadır. Bu sistem yalnızca bireysel hak kaybına yol açmakla kalmaz, aynı zamanda denizcilik sektöründe haksız rekabet yaratır ve standartların düşmesine neden olur.

Çifte Muhasebe Uygulaması Pratikte Nasıl İşler?

Bu sistemin nasıl işlediğini anlamak için tipik bir örnek üzerinden açıklamak gerekir. Bir gemi adamı, ITF Tek Tip Toplu İş Sözleşmesi kapsamında bir gemide çalışmak üzere aylık 1.836 USD ücretle sözleşme imzalar. Bu sözleşme tamamen yasal ve ITF standartlarına uygundur.

Ancak gemiye katıldıktan sonra denizciye şu şekilde bir dayatma yapılır: İşini koruyabilmesi için ITF ücretlerini gösteren maaş bordrolarını imzalaması gerektiği söylenir. Ancak gerçekte kendisine yalnızca 1.400 USD ödenecektir. Aradaki 436 USD ise kendisine hiç verilmez; buna rağmen gemi kayıtlarında bu tutar “nakit avans ödenmiş” gibi gösterilir.

Bu sahte maaş kayıtları daha sonra ITF müfettişlerine veya PSC denetimlerine sunulur. Eğer denizci bu durumu şikayet etmezse, dolandırıcılık çoğu zaman tespit edilemez. Uygulamada bunun farklı versiyonları da bulunmaktadır ve yöntemler oldukça çeşitlidir.

Bu Dolandırıcılık Neden Kolay Tespit Edilemez?

Çifte muhasebe sisteminin en tehlikeli yönü, tespit edilmesinin ve özellikle kanıtlanmasının zor olmasıdır. Çünkü belgeler genellikle kağıt üzerinde doğru görünür. Ayrıca denizciler çoğu zaman ekonomik baskı altındadır ve işlerini kaybetme korkusuyla bu duruma itiraz edemezler.

Birçok denizci, işini kaybetmemek veya gelecekte tekrar iş bulabilmek için işverenin dayattığı ikinci sözleşmeyi imzalamak zorunda kalmaktadır. Bu nedenle sistem çoğu zaman sessizlik içinde devam eder.

Çifte Muhasebe Nasıl Tespit Edilir?

Bu tür bir dolandırıcılığı tespit etmek için bazı kritik göstergeler vardır. Öncelikle banka hesap hareketleri ile gemide imzalanan maaş bordroları arasında uyumsuzluk olması önemli bir işarettir. Ayrıca “nakit avans” adı altında gerçekte ödenmeyen paraların bordroda gösterilmesi de yaygın bir yöntemdir.

Denizcinin imzaladığı belgelerin bir kopyasını saklaması, banka kayıtlarını düzenli kontrol etmesi ve fazla mesai kayıtlarını takip etmesi bu tür durumların ortaya çıkarılmasında kritik rol oynar. Ayrıca mürettebat arasında konuşularak benzer durumların yaşanıp yaşanmadığının öğrenilmesi de önemlidir.

ITF Bu Konuda Ne Yapıyor ve Denizcilerden Ne Bekliyor?

ITF, çifte muhasebe uygulamasının boyutlarını ortaya çıkarmak ve bu sistemi ortadan kaldırmak için aktif mücadele yürütmektedir. Ancak ITF açıkça şunu belirtmektedir: Bu sistemin ortaya çıkarılabilmesi için denizcilerin desteği şarttır.

Bu nedenle ITF, denizcilerden yaşadıkları veya bildikleri bu tür uygulamaları bildirmelerini istemektedir. Çünkü denizcilerden gelen bilgiler olmadan bu sistemin tam boyutunu tespit etmek mümkün değildir.

ITF’in yaklaşımı nettir: Denizciler sessiz kalırsa bu sistem devam eder. Bildirim yapılırsa sistem çöker.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Çifte muhasebe (double accounting) tam olarak nedir ve nasıl uygulanır?

Çifte muhasebe, gemi adamına iki farklı sözleşme veya maaş kaydı imzalatılarak uygulanan yasa dışı bir sistemdir. Resmi belgelerde ITF toplu iş sözleşmesine uygun yüksek maaş gösterilirken, gerçekte daha düşük ücret ödenir. Aradaki fark genellikle “nakit avans” gibi sahte kayıtlarla kapatılır. Bu yöntemle denizci hem fazla mesai hem de temel ücret açısından ciddi kayba uğrar.

2. Çifte muhasebe ile normal maaş eksik ödemesi arasındaki fark nedir?

Normal eksik ödeme durumunda tek bir sözleşme vardır ve bu sözleşmeye aykırı ödeme yapılır. Çifte muhasebede ise sistematik bir dolandırıcılık söz konusudur; resmi belgeler sahte şekilde düzenlenir ve denetimden kaçırılır. Bu nedenle çifte muhasebe çok daha ağır bir ihlal olarak kabul edilir.

3. ITF bu durumu tespit edebilir mi?

ITF müfettişleri denetim sırasında maaş bordrolarını ve sözleşmeleri inceler; ancak çifte muhasebe genellikle denizcinin şikayeti olmadan tespit edilemez. Çünkü gemide gösterilen belgeler “düzgün” görünür. Bu nedenle ITF özellikle denizcilerin bildirim yapmasını istemektedir.

4. Çifte muhasebe yaptıran şirketlere ne olur?

Bu durum ITF sözleşmesinin ve MLC’nin ihlalidir. Tespit edilmesi halinde şirket:

ITF tarafından raporlanır

Uluslararası itibarı zarar görür

Limanlarda denetime tabi tutulur

Sözleşmeleri iptal edilebilir

Ayrıca bazı durumlarda hukuki ve cezai süreçler de gündeme gelebilir.

5. Böyle bir durumda imza attıysam haklarımı kaybeder miyim?

Hayır. İşveren baskısıyla imzalanan ikinci sözleşmeler çoğu durumda hukuken geçerli kabul edilmez. Özellikle gerçek ödeme ile bordro arasında fark varsa, bu durum delil olarak kullanılabilir ve hak talebi mümkündür.

6. Çifte muhasebeyi nasıl ispat edebilirim?

İspat için şu deliller kritik öneme sahiptir:

Banka hesap hareketleri

Maaş bordroları

İş sözleşmeleri

WhatsApp / e-posta yazışmaları

Tanık beyanları

Özellikle banka kayıtları ile bordro arasındaki fark en güçlü delildir.

7. ITF’ye başvurursam işimi kaybeder miyim?

Bu risk bazı durumlarda olabilir; ancak ITF başvuruları çoğu zaman gizli yürütülür. Ayrıca toplu başvurularda işverenin baskı kurması daha zor hale gelir. Bu nedenle bireysel değil, mümkünse mürettebat olarak hareket etmek daha güvenlidir.

8. Bu durum sadece yabancı bayraklı gemilerde mi olur?

Hayır. Ancak özellikle “kolaylık bayrağı” (flag of convenience) taşıyan gemilerde daha sık görülür. Çünkü bu gemilerde denetim zayıf ve işverenin sorumluluğu daha sınırlıdır.

9. Çifte muhasebe durumunda ne kadar alacak talep edebilirim?

Denizci, gerçek sözleşmeye göre alması gereken tüm ücretleri talep edebilir. Buna:

Eksik maaş farkı

Fazla mesai alacakları

İzin ücretleri

Tazminatlar dahil olabilir. Bu nedenle toplam alacak çoğu zaman oldukça yüksek çıkmaktadır.

10. ITF başvurusu yeterli mi yoksa dava açmak gerekir mi?

ITF süreci çoğu zaman ödeme alınmasını sağlar; ancak yüksek meblağlı alacaklarda dava açılması gerekir. En etkili yöntem, ITF süreci ile hukuki sürecin birlikte yürütülmesidir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Çifte muhasebe gibi durumlar, yalnızca bir ücret uyuşmazlığı değil; aynı zamanda ciddi bir hukuki ihlal ve dolandırıcılık niteliği taşıyan bir süreçtir. Bu tür durumlarda yalnızca ITF başvurusu yapmak yeterli olmayabilir. Özellikle eksik ödenen ücretlerin hesaplanması, gerçeğe aykırı kayıtların ortaya çıkarılması ve hukuki sürecin başlatılması uzmanlık gerektirir.

Bu noktada istanbul gemi adamı avukatı ve tuzla gemi adamı avukatı desteği ile sürecin profesyonel şekilde yürütülmesi büyük avantaj sağlar. Çünkü bu tür dosyalarda delil toplama, bordro analizi, banka kayıtlarının incelenmesi ve gerektiğinde dava açılması kritik öneme sahiptir.

Deniz iş hukuku alanında uzman 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, çifte muhasebe ve gemi adamı alacakları konusunda ITF süreçlerini hukuki yollarla entegre ederek müvekkillerinin haklarını en güçlü şekilde korumaktadır.

Read More

ITF Müfettişi Gerçekte Ne Yapar? (Yetkileri, Sınırları ve Denizciler İçin Gerçek Etkisi)

Denizcilik sektöründe gemi adamlarının haklarını koruyan en önemli uluslararası mekanizmalardan biri, ITF (Uluslararası Taşımacılık İşçileri Federasyonu) müfettişleridir. Ancak uygulamada birçok denizci, ITF müfettişlerinin ne yapabildiğini ve ne yapamayacağını tam olarak bilmemektedir. Bu durum, hak arama sürecinde ciddi hatalara yol açabilmektedir. Peki ITF müfettişi gerçekten ne yapar? Yetkisi nereye kadar uzanır? Denizcinin maaşını almasını sağlayabilir mi? Bu yazıda ITF müfettişlerinin gerçek rolünü, yetkilerini ve sınırlarını detaylı şekilde inceliyoruz.

ITF Müfettiş Sistemi Nasıl Kuruldu ve Bugün Ne Kadar Yaygın?

ITF müfettişlik sistemi ilk olarak 1971 yılında kurulmuş ve zaman içinde küresel bir denetim ağına dönüşmüştür. Günümüzde ITF bünyesinde 57 ülkede, 120’den fazla limanda görev yapan 140’tan fazla müfettiş ve irtibat görevlisi bulunmaktadır. Bu yapı, denizcilik sektöründe uluslararası ölçekte nadir görülen güçlü bir denetim ve müdahale ağıdır.

ITF müfettişleri, özellikle ITF’in Elverişli Bayrak (FOC – Flag of Convenience) kampanyası kapsamında faaliyet göstermektedir. Bu kampanya, denizcilerin düşük ücret, kötü çalışma koşulları ve güvencesiz istihdam gibi sorunlarla karşılaşmasını engellemeyi amaçlamaktadır.

Müfettişlerin büyük çoğunluğu eski denizci veya liman işçisidir. Bu da onların sahadaki sorunları teorik değil, pratik olarak bilen kişiler olmasını sağlar. Ayrıca müfettişler yalnızca İngilizce değil, kendi ana dillerini ve çoğu zaman birden fazla dili konuşabilmektedir. Bu durum, farklı milliyetlerden mürettebatla etkili iletişim kurulmasını sağlar.

ITF Müfettişleri Ne Yapar?

ITF müfettişlerinin temel görevi, limanlarına gelen gemileri denetlemek ve gemi adamlarının insana yakışır ücret, çalışma ve yaşam koşullarına sahip olup olmadığını kontrol etmektir. Bu kapsamda müfettişler her yıl 10.000’den fazla denetim gerçekleştirmektedir. Bu denetimler rutin olarak yapılabileceği gibi, mürettebatın talebi üzerine de gerçekleştirilebilir.

Bir ITF müfettişi gemiye çıkarak çalışma koşullarını inceler, mürettebat ile birebir görüşmeler yapar ve varsa şikayetleri değerlendirir. Ayrıca gemide ITF toplu iş sözleşmesi bulunuyorsa, bu sözleşmeye uygunluk denetlenir. Ücretlerin ödenip ödenmediği, fazla mesai kayıtlarının tutulup tutulmadığı ve yaşam koşullarının standartlara uygun olup olmadığı kontrol edilir.

ITF Müfettişi Neler Yapabilir?

Bir ITF müfettişinin yetkileri oldukça geniştir ve sahada ciddi bir etki gücü bulunmaktadır. Müfettişler gemideki çalışma ve yaşam koşullarını inceleyebilir, mürettebatla görüşebilir ve denizcilere doğrudan tavsiye ve destek sağlayabilir. Özellikle ücret alacakları konusunda müfettişler, ödenmemiş maaşları hesaplayabilir ve geçmişe dönük alacak taleplerini işleme alabilir.

Bunun yanında müfettişler, gemi sahibi ile doğrudan iletişime geçerek sorunların çözülmesi için baskı kurabilir. Gerektiğinde Liman Devleti Kontrolü (PSC) ile iletişime geçerek güvenlik veya çalışma koşullarıyla ilgili ihlalleri bildirebilirler. Mürettebatın hukuki süreç başlatmak istemesi halinde rehberlik sağlar ve ilgili ülkedeki yasal imkanlar hakkında bilgi verir.

ITF müfettişleri ayrıca grev durumlarında denizcilere destek sağlayabilir, mürettebat adına temsilci olarak hareket edebilir ve ITF’e bağlı sendikalarla bağlantı kurulmasını sağlar. Uluslararası ağ sayesinde diğer ülkelerdeki ITF müfettişleriyle iletişim kurarak sürecin küresel düzeyde takibini sağlar.

Bunun yanında müfettişler, gemide ITF onaylı toplu iş sözleşmelerinin imzalanmasını kolaylaştırabilir ve gemide yaşanan sorunları üçüncü taraflarla (bayrak devleti, elçilikler, sosyal yardım kuruluşları gibi) paylaşarak çözüm sürecini hızlandırabilir. Hatta hastaneye kaldırılan denizcilere destek sağlamak gibi insani görevleri de bulunmaktadır.

ITF Müfettişi Neler Yapamaz?

Her ne kadar ITF müfettişlerinin etkisi güçlü olsa da, yetkileri sınırsız değildir. Öncelikle müfettişler, bulundukları ülkenin ulusal mevzuatının izin verdiği sınırların dışına çıkamazlar. Bu nedenle bazı durumlarda gemiye erişim sağlamak mümkün olmayabilir.

Ayrıca müfettişler, mürettebatın iş birliği olmadan sorunları çözemez. Denizcinin şikayetçi olmaması durumunda birçok ihlal tespit edilemeyebilir. Bunun yanında müfettişler, hiçbir denizciye işini kaybetmeyeceği veya kara listeye alınmayacağı konusunda garanti veremez.

ITF müfettişleri gemide iş bulma kurumu değildir ve denizcilere iş sağlama yükümlülükleri yoktur. Ayrıca ITF politikalarını değiştirme yetkileri bulunmaz ve bağlı oldukları sendikanın politikalarına aykırı hareket edemezler. En önemlisi ise hiçbir şekilde yasa dışı işlem yapamazlar.

ITF Müfettişine Nasıl Ulaşılır?

ITF müfettişlerine ulaşmak oldukça kolaydır. Bunun için ITF’in resmi sistemleri kullanılabilir. En yakın müfettişi bulmak için şu adres kullanılmalıdır:

👉 https://www.itfseafarers.org/en/look-up

Ayrıca ITF Seafarers mobil uygulaması Google Play Store ve Apple App Store üzerinden ücretsiz olarak indirilebilir. Müfettişlerle e-posta, telefon, WhatsApp veya diğer mesajlaşma uygulamaları üzerinden doğrudan iletişim kurulabilir.

ITF Müfettişlerinin Gerçek Etkisi Nedir?

ITF müfettişlerinin gücü, hukuki zorlamadan çok fiili baskıya dayanır. Bir gemide sorun tespit edildiğinde, gemi sahibi üzerinde ciddi bir uluslararası baskı oluşur. Bu baskı, geminin limandan ayrılmasının zorlaşması, operasyonların aksaması ve şirketin itibar kaybı gibi sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenle birçok durumda armatörler, ITF süreci büyümeden önce gemi adamlarının alacaklarını ödemeyi tercih etmektedir. Bu durum ITF müfettişlerini denizcilik sektöründe son derece etkili bir aktör haline getirmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. ITF müfettişi gemiye nasıl çıkar ve denetim süreci nasıl işler?

ITF müfettişleri genellikle geminin limana yanaştığı sırada denetime çıkar. Bu denetim rutin olabileceği gibi mürettebatın şikayeti üzerine de gerçekleşebilir. Müfettiş, gemiye çıkarak sözleşmeleri, maaş bordrolarını, çalışma saatlerini ve yaşam koşullarını inceler. Ayrıca mürettebatla birebir görüşerek gerçek durumu anlamaya çalışır. Eğer bir ihlal tespit edilirse, armatör ile doğrudan iletişime geçilir ve sorunun çözülmesi için baskı uygulanır. Bu süreç çoğu zaman hızlı sonuç verir.

2. ITF müfettişi maaşımı doğrudan tahsil edebilir mi?

ITF müfettişi doğrudan ödeme yapan bir merci değildir; ancak ödeme yapılmasını sağlayan en etkili mekanizmalardan biridir. Müfettiş, armatör üzerinde uluslararası baskı oluşturarak ödenmeyen maaşların tahsil edilmesini sağlar. Özellikle gemi limandayken yapılan müdahalelerde, maaşların kısa sürede ödendiği sıkça görülmektedir. Ancak bazı durumlarda hukuki sürecin de devreye alınması gerekebilir.

3. ITF müfettişi her gemiye girebilir mi?

Hayır, ITF müfettişlerinin her gemiye girme yetkisi yoktur. Bu durum, geminin bulunduğu ülkenin mevzuatına ve liman kurallarına bağlıdır. Ancak ITF sözleşmesi bulunan gemilerde denetim çok daha kolaydır. ITF kapsamında olmayan gemilerde ise müfettişin erişimi sınırlı olabilir; ancak bu durumda da dolaylı baskı mekanizmaları devreye girer.

4. ITF müfettişi şikayetimi gizli tutar mı?

Evet, ITF müfettişleri çoğu durumda denizcinin kimliğini gizli tutar. Bu durum özellikle işini kaybetme korkusu yaşayan gemi adamları için büyük bir avantajdır. Ancak bazı durumlarda mürettebatın açık şekilde şikayetçi olması süreci hızlandırabilir. Bu nedenle strateji, olayın durumuna göre belirlenmelidir.

5. ITF müfettişi tek başına sorunu çözebilir mi?

Her zaman değil. ITF müfettişleri güçlü bir etkiye sahip olsa da, bazı durumlarda tek başına yeterli olmayabilir. Özellikle yüksek meblağlı alacaklar, karmaşık sözleşmeler veya kötü niyetli armatörler söz konusu olduğunda hukuki süreçlerin devreye girmesi gerekir. Bu nedenle ITF süreci ile hukuki sürecin birlikte yürütülmesi en etkili yöntemdir.

6. ITF müfettişine başvurmak işimi kaybetmeme neden olur mu?

Bu risk teorik olarak vardır; ancak ITF başvuruları çoğu zaman gizli yürütülür ve özellikle toplu başvurularda işverenin baskı kurması zorlaşır. Ayrıca ITF’in uluslararası gücü nedeniyle işverenler genellikle daha temkinli davranır. Buna rağmen süreç profesyonel şekilde yönetilmelidir.

7. ITF müfettişi hangi durumlarda müdahale eder?

ITF müfettişleri özellikle şu durumlarda devreye girer: maaş ödenmemesi, fazla mesai ücretlerinin verilmemesi, kötü yaşam koşulları, sözleşmeye aykırı uygulamalar ve güvenlik ihlalleri. Bu tür durumlar, uluslararası sözleşmeler kapsamında ciddi ihlal olarak kabul edilir ve ITF müdahalesini gerektirir.

8. ITF müfettişi ile iletişime geçmek için ne gerekir?

ITF müfettişine başvurmak için gemi bilgileri (adı, IMO numarası), iş sözleşmesi, maaş bilgileri ve varsa ödeme yapılmadığını gösteren belgeler gereklidir. Bu bilgiler ne kadar detaylı olursa, sürecin çözümü o kadar hızlı olur. Müfettişlere ITF’in resmi sistemi üzerinden ulaşabilirsiniz:
👉 https://www.itfseafarers.org/en/look-up

9. ITF müfettişi hukuki süreç başlatabilir mi?

ITF müfettişleri doğrudan dava açmaz; ancak denizciye hukuki süreç hakkında rehberlik eder ve ilgili ülkenin hukuk sistemi hakkında bilgi verir. Ayrıca gerekli durumlarda denizciyi avukatlara veya ITF’e bağlı sendikalara yönlendirir. Hukuki sürecin başlatılması ise ayrı bir profesyonel destek gerektirir.

10. ITF müfettişi ile avukat birlikte çalışabilir mi?

Evet ve bu en etkili yöntemdir. ITF müfettişi sahada baskı kurarken, avukat hukuki süreci yürütür. Bu kombinasyon sayesinde hem hızlı hem de kalıcı sonuç alınır. Özellikle gemi alacağı davaları ve ihtiyati haciz gibi durumlarda bu birlikte çalışma modeli çok güçlü sonuçlar doğurmaktadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

ITF müfettişleri güçlü bir destek sağlasa da, sürecin hukuki boyutu ayrı bir uzmanlık gerektirir. Özellikle yüksek tutarlı alacaklarda ve karmaşık uyuşmazlıklarda yalnızca ITF sürecine güvenmek yeterli olmayabilir.

Bu noktada istanbul gemi adamı avukatı ve tuzla gemi adamı avukatı desteği ile sürecin profesyonel şekilde yürütülmesi gerekir. Çünkü ITF süreci ile birlikte ihtiyati haciz, gemi alacağı davası ve icra takibi gibi hukuki yolların da devreye alınması gerekebilir.

Denizcilik hukuku alanında uzman 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, ITF süreçlerini hukuki strateji ile birleştirerek müvekkillerinin alacaklarını en hızlı ve güvenli şekilde tahsil etmektedir.

Read More

Gemi Adamlarına Kargo Elleçleme ve Bağlama İşleri Yaptırılabilir mi? Denizcinin “Hayır” Deme Hakkı ve ITF Kuralları

Denizcilik uygulamasında zaman zaman gemi adamlarından, asli görevleri dışında kalan kargo elleçleme, konteyner bağlama ve bağ çözme işleri yapmaları istenebilmektedir. Oysa bu işler, sıradan bir yardımcı görev değil; doğrudan iş güvenliği, mesleki uzmanlık ve uluslararası çalışma standartlarıyla bağlantılı, yüksek risk içeren faaliyetlerdir. Bu nedenle denizcilerden bu tür işleri yapmalarının istenmesi, yalnızca pratik bir iş bölümü meselesi olarak görülemez. Konu, denizcinin güvenliği, yorgunluğu, görev sınırları ve uluslararası koruma mekanizmaları bakımından ciddi şekilde değerlendirilmelidir. ITF’nin yaklaşımı da bu noktada nettir: denizcilerden kargo elleçleme istenmemelidir.

Kargo elleçleme ve bağlama işi neden denizcinin görevi değildir?

Kargo elleçleme, yükün yerleştirilmesi, sabitlenmesi, çözülmesi ve liman operasyonuna bağlı diğer fiziksel işlemleri kapsayan teknik ve tehlikeli bir çalışma alanıdır. Özellikle konteynerlerin gemi güvertesine ağır bağlama çubukları ve şişe vidaları kullanılarak sabitlenmesi anlamına gelen bağlama işlemi, ciddi fiziksel riskler içerir. Bu işler yalnızca işi bilen, bu konuda eğitim almış ve uygun ekipmanla çalışan liman işçileri tarafından yerine getirilmelidir. Çünkü burada yalnızca fiziksel güç değil; yük dengesi, ekipman güvenliği, hareket alanı, işaretleşme, takım koordinasyonu ve ani risklere müdahale bilgisi de gereklidir. Denizcinin bu alanda eğitimsiz veya yetersiz donanımlı olması, işi doğrudan tehlikeli hale getirir.

Bağlama işlemi neden özel uzmanlık gerektirir?

Bağlama işlemi, konteynerlerin veya diğer yük unsurlarının gemi üzerinde emniyetli biçimde sabitlenmesini sağlar. Bu işlem doğru yapılmazsa, yalnızca çalışan kişi değil, geminin tamamı risk altına girer. Kötü bağlanmış yükler denge sorununa, kaymaya, devrilmeye, güverte kazalarına ve daha ağır deniz kazalarına yol açabilir. Bu nedenle bağlama işi, liman işçilerinin belirli usuller çerçevesinde ve uygun ekipmanla yaptığı özel bir iştir. ITF’nin vurguladığı gibi, liman işçileri bu işi tek başına değil, çiftler halinde yapar. Bunun nedeni, işin ağır ve tehlikeli oluşu kadar, karşılıklı kontrol ve acil durumda destek ihtiyacıdır. Ayrıca işlem yalnızca gemi limanda güvenli biçimde yanaşmışken yapılmalıdır; gemi hareket halindeyken ya da denizdeyken bağlama veya bağ çözme yapılması kabul edilemez.

Denizciden hangi durumlarda açıkça “hayır” demesi beklenir?

Eğer denizciden kargo istifleme, sabitleme, konteyner bağlama veya bağ çözme işi yapması isteniyorsa, buna karşı çıkma hakkı vardır. Aynı şekilde limana girmeden önce konteynerlerin bağlarının çözülmesi isteniyorsa veya liman işçileri yerine doğrudan denizcinin bu işe dahil edilmesi talep ediliyorsa, denizcinin bunu reddetmesi gerekir. Buradaki “hayır” yalnızca kişisel tercih değil, güvenli olmayan işe karşı yasal ve mesleki bir tutumdur. Çünkü talep edilen iş, denizcinin normal görevinin dışında olduğu gibi, güvenlik bakımından ayrıca risklidir. Bu nedenle bu tür emirlerin yerine getirilmesi bir zorunluluk gibi sunulamaz.

Bu iş neden tehlikelidir?

Kargo sabitleme ve çözme işleri ağır metal ekipmanlarla, dar çalışma alanlarında ve çoğu zaman zaman baskısı altında yapılır. Konteynerlerin konumu, yük yüksekliği, hava koşulları, zemin kayganlığı ve ekipman ağırlığı dikkate alındığında, bu işler ciddi yaralanma ve ölüm riski taşır. Yanlış zamanda gevşetilen veya yanlış sabitlenen bir bağlama ekipmanı, ani boşalma yaratabilir; çalışan kişi sıkışabilir, düşebilir veya hareketli parçaların çarpmasına maruz kalabilir. Ayrıca işin ekip halinde yapılması gereken bir faaliyet olması, tek başına veya hazırlıksız yapılmasının riski katlaması anlamına gelir. Denizcinin bu iş için özel eğitim almamış olması, onu daha da savunmasız hale getirir. Bu nedenle mesele yalnızca “yardım etmek” değil, doğrudan hayat ve beden bütünlüğü riskidir.

Denizcilerin bu işi yapması yorgunluğu neden artırır?

Denizciler zaten çoğu zaman uzun çalışma saatleri, yoğun vardiyalar, kısa liman kalışları ve sıkı sefer programları altında çalışmaktadır. Birçok gemide mevcut mürettebat sayısı, geminin bakımını ve güvenli işletimini sağlamak açısından bile sınırlıdır. Buna bir de kargo elleçleme ve bağlama gibi ağır işlerin eklenmesi, dinlenme sürelerini azaltır ve yorgunluğu artırır. Oysa liman zamanı, gemi adamı bakımından çoğu kez ya zorunlu operasyonel görevlerin yürütüldüğü ya da dinlenmenin mümkün olduğu sınırlı zaman dilimidir. Bu zamanın ayrıca ağır fiziksel işlemlerle doldurulması, hem limanda hem de denizde kaza riskini yükseltir. Yorgunluk, denizcilikte en önemli emniyet sorunlarından biridir ve bu nedenle denizcinin asli görevi dışında ağır kargo işi yaptırılması kabul edilemez.

Denizcinin limanda dinlenme hakkı neden önemlidir?

Gemi limandayken denizcinin sürekli yeni işler yüklenmesi, dinlenme hakkını fiilen ortadan kaldırabilir. Oysa denizcinin bedensel ve zihinsel toparlanması, güvenli seyir ve gemi operasyonu bakımından temel bir gerekliliktir. Limandaki her anın çalışma ile doldurulması, denizcinin sonraki vardiyada daha yorgun, daha dikkatsiz ve daha riskli hale gelmesine neden olur. Bu nedenle ITF’nin yaklaşımı, gemi adamının limanda kargo bağlama ve çözme işleriyle uğraştırılmaması, gerektiğinde dinlenmesi veya kıyı izninden yararlanması yönündedir. Burada korunmak istenen yalnızca konfor değil, doğrudan güvenliktir.

Denizcilerin bu işleri yapması liman işçileri açısından neden sorun yaratır?

Kargo elleçleme ve bağlama işleri liman işçilerinin uzmanlık alanıdır. Denizcilerin bu işleri yapması, yalnızca yanlış iş dağılımı anlamına gelmez; aynı zamanda liman işçilerinin iş alanının daraltılması sonucunu doğurur. Bu durum, nitelikli liman işçilerinin işlerini ellerinden almak anlamına gelebilir. Ayrıca denizciler ile liman işçilerinin aynı işi aynı anda veya iç içe şekilde yapması, iletişim bozukluklarına ve görev karmaşasına yol açabilir. Sahada işaretleşme, koordinasyon ve sorumluluk sınırlarının belirsizleşmesi ise ölümcül sonuçlar doğurabilecek kazaları tetikleyebilir. Bu nedenle konu sadece “kim yaparsa yapsın” anlayışıyla değerlendirilemez.

Gemi sahipleri neden denizcilerden bu işleri yapmalarını isteyebilir?

Bu tür taleplerin arka planında çoğu zaman maliyet azaltma amacı bulunur. Liman işçisi kullanmak, uzman ekipman, planlama ve ücret gerektirir. Buna karşılık bazı gemi sahipleri, bu masrafı azaltmak için zaten gemide bulunan mürettebata bu işleri yaptırmak isteyebilir. ITF’nin de belirttiği gibi, bazı işverenler kârı güvenliğin önüne koymakta ve işçilerin yıllar içinde mücadele ederek elde ettiği koruyucu standartları aşındırmaya çalışmaktadır. Böyle bir yaklaşımda denizcinin güvenliği, dinlenme hakkı ve mesleki sınırları ikinci plana itilmekte; daha az personelle daha fazla iş çıkarma mantığı öne çıkmaktadır. Bu nedenle mesele münferit bir talimat değil, daha geniş bir işgücü ve maliyet politikasıyla bağlantılıdır.

Denizcinin güvenli olmayan işi reddetme hakkı var mıdır?

Evet. Denizci, kendisini tehlikeye atan güvenli olmayan bir işi reddetme hakkına sahiptir. Kargo bağlama ve çözme işleri de bu kapsamda değerlendirilir. Eğer denizciden mesleki eğitimi ve güvenli ekipmanı bulunmayan tehlikeli bir işi yapması isteniyorsa, bunu reddetmesi hukuka ve iş güvenliği mantığına uygundur. Burada reddedilen şey iş disiplini değil; güvenli olmayan, görev dışı ve riskli bir faaliyettir. Dolayısıyla işverenin bu tür bir işi emir-komuta ilişkisi içinde sınırsız şekilde dayatabileceği söylenemez.

ITF anlaşmaları bu konuda ne sağlar?

Binlerce gemi, ITF anlaşmaları kapsamındadır ve bu anlaşmaların önemli bir bölümünde “Denizci Olmayanların Çalışma Maddesi” yer alır. Bu tür hükümler, mümkün olan her durumda kargo elleçleme işlerinin ITF’ye bağlı liman işçileri tarafından yapılmasını öngörür. Bu düzenleme, denizcinin görev sınırını koruduğu gibi liman işçilerinin uzmanlık alanını da güvence altına alır. Bu nedenle gemi ITF kapsamındaysa, denizcinin kargo elleçleme işini reddetmesi çok daha açık bir sözleşmesel dayanağa kavuşur. Yani mesele sadece genel güvenlik ilkesi değil, aynı zamanda sözleşmeye aykırılık boyutu da taşır.

Geminin ITF kapsamında olup olmadığı nasıl kontrol edilir?

Bir geminin ITF anlaşması kapsamında bulunup bulunmadığı, ITF Denizciler platformunun “Look Up / Ara” bölümü üzerinden kontrol edilebilir. Ayrıca ITF Seafarers uygulaması da bu amaçla kullanılabilir. Bu kontrol, denizcinin hangi korumalardan yararlanabileceğini ve işverene karşı hangi sözleşmesel dayanaklarla hareket edebileceğini anlaması bakımından önemlidir. Gemi ITF kapsamındaysa, denizcinin görev dışı kargo işlerine zorlanmasına karşı daha güçlü bir dayanak ortaya çıkar.

İşveren yine de ısrar ederse ne yapılmalıdır?

Eğer denizci açıkça hayır demesine rağmen gemi sahibi veya gemi yönetimi yine de kargo elleçleme ya da bağlama işini yapması konusunda ısrar ediyorsa, durum derhal ITF’ye bildirilmelidir. Bu aşamada özellikle gecikmeden destek istemek önemlidir. ITF Denizciler Destek ekibiyle iletişime geçilerek olay aktarılabilir. Bildirim yapılırken geminin adı, bayrağı, IMO numarası, istenen işin niteliği, ne zaman ve kim tarafından talimat verildiği gibi ayrıntılar mümkün olduğunca somut biçimde aktarılmalıdır. Böylece ITF, olayın niteliğini değerlendirip gerekli desteği sağlayabilir.

İletişim için verilen adres:
seafsupport@itf.org.uk

Sonuç

Denizcilerden kargo elleçleme, konteyner bağlama veya bağ çözme işleri yapmalarının istenmesi, basit bir iş paylaşımı meselesi değildir. Bu durum, yüksek riskli bir işin uzmanı olmayan personele yüklenmesi anlamına gelir. Sonuç olarak denizcinin can güvenliği tehlikeye girer, yorgunluğu artar, dinlenme hakkı zedelenir ve liman işçilerinin görev alanı aşındırılır. Bu nedenle ITF’nin yaklaşımı açık ve nettir: denizcilerden bu işleri yapmaları istenmemelidir. Eğer böyle bir talep gelirse, denizcinin bunu reddetme hakkı vardır. Reddin ardından baskı devam ederse, durumun gecikmeden ITF’ye bildirilmesi gerekir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Gemi adamına kargo elleçleme yaptırılması hukuka aykırı mıdır?

Evet, genel kural olarak bu uygulama hukuka ve uluslararası denizcilik standartlarına aykırıdır. Kargo elleçleme ve özellikle bağlama (lashing) işlemleri, yüksek risk içeren ve özel eğitim gerektiren faaliyetlerdir. Bu işler, yalnızca liman işçileri tarafından yapılmalıdır. Denizcinin bu iş için eğitimi ve ekipmanı yoksa, bu işi yapmaya zorlanması iş güvenliği kurallarının ihlali anlamına gelir. Ayrıca ITF anlaşmaları kapsamında olan gemilerde bu durum sözleşmeye de açıkça aykırılık teşkil eder.

2. Bağlama (lashing) işlemi neden denizciler için tehlikelidir?

Bağlama işlemi sırasında ağır ekipmanlar, yüksekten çalışma, dar alanlar ve ani yük hareketleri gibi ciddi riskler söz konusudur. Yanlış yapılan bir bağlama işlemi konteynerlerin kaymasına, devrilmesine veya ani boşalmalarla çalışanların yaralanmasına yol açabilir. Bu işler ekip halinde ve belirli teknik kurallar çerçevesinde yapılmalıdır. Denizcinin bu konuda eğitimsiz olması, riskleri katlayarak artırır.

3. Gemi hareket halindeyken veya denizde bağlama yapılabilir mi?

Hayır, bu kesinlikle kabul edilemez. Bağlama ve bağ çözme işlemleri yalnızca gemi limanda güvenli şekilde yanaşmışken yapılmalıdır. Gemi hareket halindeyken yapılan bu tür işlemler, denge kaybı, düşme ve ekipman kazaları gibi çok ciddi tehlikeler yaratır. Bu nedenle denizde bu tür bir iş talep edilmesi açıkça güvenli olmayan bir durumdur.

4. Gemi adamı bu tür bir işi reddederse disiplin cezası alır mı?

Kural olarak hayır. Denizcinin kendisini tehlikeye atan bir işi reddetme hakkı vardır. Bu tür bir ret, iş disiplinsizliği değil; iş güvenliği hakkının kullanılmasıdır. Ancak uygulamada işveren baskısı söz konusu olabileceğinden, bu süreç dikkatli ve mümkünse destek alınarak yönetilmelidir.

5. ITF kapsamında olan gemilerde bu durum nasıl değerlendirilir?

ITF anlaşması bulunan gemilerde genellikle “Denizci Olmayan İşler Maddesi” yer alır. Bu maddeye göre kargo elleçleme işleri liman işçileri tarafından yapılmalıdır. Bu nedenle ITF kapsamındaki bir gemide denizcinin bu işi yapmaya zorlanması, doğrudan sözleşme ihlali anlamına gelir ve ITF müdahalesini gerektirir.

6. Kargo elleçleme yapmaya zorlanırsam ne yapmalıyım?

Öncelikle bu işin sizin göreviniz olmadığını ve güvenlik riski taşıdığını açıkça belirtmelisiniz. Eğer baskı devam ederse durumu belgelemeli (yazışmalar, talimatlar, tanıklar vb.) ve ITF ile iletişime geçmelisiniz. Erken bildirim, sorunun büyümeden çözülmesini sağlar.

7. Bu tür işler yorgunluk açısından neden risklidir?

Denizciler zaten uzun çalışma saatleri ve yoğun vardiya sistemi altında çalışmaktadır. Kargo elleçleme gibi ağır fiziksel işler bu yükü daha da artırır. Yorgunluk, dikkat dağınıklığına ve refleks kaybına neden olur. Bu da hem limanda hem de seyir sırasında ciddi kazalara yol açabilir. Bu nedenle dinlenme sürelerinin korunması hayati önem taşır.

8. Denizcilerin bu işleri yapması liman işçilerini nasıl etkiler?

Bu durum, liman işçilerinin iş alanını daraltır ve mesleki dengeyi bozar. Ayrıca iki farklı grubun aynı işi yapması iletişim sorunlarına ve koordinasyon eksikliğine yol açar. Bu da iş kazası riskini artırır. Liman işçileri ve denizciler aslında aynı zincirin parçasıdır ve birbirlerinin iş alanına müdahale edilmesi her iki taraf için de olumsuz sonuçlar doğurur.

9. İşveren neden bu işleri denizcilere yaptırmak ister?

En temel sebep maliyet düşürmektir. Liman işçisi çalıştırmak yerine gemi personeline bu işleri yaptırmak, işveren için daha ucuz bir yöntemdir. Ancak bu yaklaşım, güvenliği ve iş standartlarını ikinci plana iter. Bu nedenle bu tür talepler çoğu zaman ekonomik motivasyonla ortaya çıkar.

10. ITF’ye başvuru gerçekten etkili olur mu?

Evet, çoğu durumda oldukça etkilidir. ITF müfettişleri gemi sahipleri üzerinde ciddi bir uluslararası baskı oluşturur. Bu baskı, özellikle gemi limandayken hızlı sonuç alınmasını sağlayabilir. Ancak bazı durumlarda ITF sürecinin hukuki süreçlerle desteklenmesi gerekebilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi adamlarından kargo elleçleme yaptırılması, yalnızca bir görev dışı iş meselesi değil; aynı zamanda iş güvenliği ihlali, sözleşmeye aykırılık ve olası iş kazası riski taşıyan ciddi bir hukuki durumdur. Bu tür olaylarda sürecin doğru yönetilmesi büyük önem taşır.

Özellikle:

İşverenin baskısı altında verilen talimatların değerlendirilmesi

Olası bir iş kazasında sorumluluğun belirlenmesi

Delillerin doğru şekilde toplanması

ITF süreci ile hukuki sürecin birlikte yürütülmesiancak uzmanlık gerektirir.

Bu noktada istanbul gemi adamı avukatı ve tuzla gemi adamı avukatı desteği ile hareket edilmesi, hak kaybını önler ve sürecin daha güçlü yürütülmesini sağlar.

Denizcilik hukuku alanında uzman 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, bu tür durumlarda:

Hukuka aykırı talimatlara karşı koruma sağlar

Olası iş kazalarında sorumluluk analizini yapar

ITF süreci ile dava sürecini birlikte yürütür Haklarınızı riske atmamak ve süreci doğru yönetmek için profesyonel destek almak kritik öneme sahiptir.

Read More