Nisan 2026 Kira Artış Oranı Belli Oldu! Zam Ne Kadar? Kiralık konut veya işyeri olan milyonlarca kişi için merakla beklenen açıklama geldi. Nisan 2026 kira artış oranı belli oldu! TÜİK’in Ocak ayı enflasyon rakamlarını açıklamasıyla birlikte, bu ay kiralara uygulanabilecek yasal zam oranı da netleşti.
Nisan 2026 Kira Artış Oranı Ne Kadar Oldu? NİSAN AYI KİRA ARTIŞ ORANI : %32,82
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre:
Mart 2026 yıllık enflasyon oranı: % 33,39
12 aylık ortalama TÜFE (kira artışında esas alınan oran): %32,82
TÜİK verileriyle Nisan 2026 kira artış oranı açıklandı. Ev ve iş yerlerine yapılacak yasal zam oranı % 32,82 oldu. Buna göre, Nisan 2026 ayında yenilenecek kira sözleşmelerinde ev sahipleri en fazla % 32,82 oranında zam yapabilecek. Bu oran hem konut kiraları hem işyeri kiraları için geçerli.
Önemli Not: Ev sahipleri bu oranın altında artış yapabilir, ancak üzerinde zam yasal olarak geçerli değildir.
Kira Zammı Nasıl Belirleniyor?
Kira artış oranı, Türk Borçlar Kanunu ve güncel düzenlemelere göre her ay TÜİK tarafından açıklanan TÜFE’nin 12 aylık ortalaması üzerinden hesaplanır. 2022–2024 döneminde uygulanan %25 üst sınır artık sona erdi; dolayısıyla 2026’da kira zamları yeniden TÜFE ortalamasına bağlanmıştır.
Ev sahipleri, yalnızca TÜFE’nin 12 aylık ortalamasını aşmamak koşuluyla zam yapabilir. Sözleşmede “TÜFE + X%” gibi hükümler bulunsa bile toplam oran bu sınırı geçemez.
Nisan 2026 Kira Artışında En Çok Merak Edilenler
Nisan2026 kira artış oranı yüzde kaç? % 32,82 (TÜFE 12 aylık ortalaması)
Bu oran sadece konut için mi, işyeri için de geçerli mi? Evet, her ikisi için de geçerlidir.
Ev sahibi %40 zam isterse ne olur? Yasal sınır %’dır; fazlası geçerli olmaz, kiracı itiraz edebilir.
Kira sözleşmemde ‘TÜFE + %5’ yazıyor, ne olacak? Toplam artış % geçemez; bu oran üst sınırdır.
Kira artışı her ay değişiyor mu? Evet, her ay TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerine göre 12 aylık ortalama güncellenir.
Kira tespit davasında bu oran geçerli midir? Mahkeme, TÜFE 12 aylık ortalamasını dikkate alır; bu oran üst sınırdır.
Ev sahibi zam yapmazsa sorun olur mu? Hayır, zam yapmak zorunlu değildir; taraflar anlaşarak sabit kira belirleyebilir.
Kiracı zammı kabul etmezse ne olur? Ev sahibi yazılı ihtar gönderebilir; ancak yasal sınırı aşan artış dava konusu yapılabilir.
Sonuç: Şubat 2026’da Kira Artışı Üst Sınır %
TÜİK’in açıkladığı son verilerle, Nisan 2026’da ev ve işyeri kiralarında yapılabilecek en yüksek artış oranı %32,82 olmuştur. Ev sahip leri bu sınırı aşamaz, kiracılar da bu oran üzerinden artış yapılmasını talep edebilir. Yeni dönemde kira sözleşmenizi yenilemeden önce, sözleşme maddelerinizi ve TÜİK verilerini mutlaka kontrol edin. Kira artış oranı hesaplama.
Mart 2026 Kira Artış Oranı Ne Kadar Oldu?
TÜİK verileriyle Nisan 2026 kira artış oranı açıklandı. Ev ve iş yerlerine yapılacak yasal zam oranı %32,82 oldu. Buna göre, Nisan 2026 ayında yenilenecek kira sözleşmelerinde ev sahipleri en fazla %32,82 oranında zam yapabilecek. Bu oran hem konut kiraları hem işyeri kiraları için geçerli.
Nisan 2026 kira artış oranı nasıl hesaplanır?
Kira artış oranı, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan TÜFE’nin 12 aylık ortalaması esas alınarak hesaplanır. Nisan 2026 için bu oran %32,82 olarak belirlenmiştir ve ev sahipleri bu oranı aşamaz.
Kira artış oranı sözleşmede farklı yazıyorsa hangisi geçerli olur?
Kira sözleşmesinde “TÜFE + ek oran” gibi bir hüküm bulunsa bile, yasal üst sınırı geçilemez. Türk hukukuna göre TÜFE 12 aylık ortalaması kira artışında bağlayıcı üst sınırdır.
Yargı kararlarına göre bağlanma parası (pey akçesi), 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 177. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca, sözleşme yapılırken bir kimsenin vermiş olduğu bir miktar para, cayma parası olarak değil, sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır. Uygulamada “kapora” olarak da adlandırılan bu paranın temel fonksiyonları şunlardır:
İspat Fonksiyonu: Sözleşmenin kurulduğuna dair delil teşkil eder.
Kısmi İfa: Aksine bir sözleşme veya yerel adet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür.
Teminat Fonksiyonu: Sözleşmenin ifa edilmemesi durumunda bir nevi teminat işlevi görür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında, sözleşme kurulurken verilen paranın ne amaçla verildiği açıkça anlaşılamıyorsa, bunun “bağlanma parası” olduğunun karine olarak kabul edileceği vurgulanmıştır. Bu paranın “cayma parası” (TBK m. 178) sayılabilmesi için tarafların bu hususu açıkça kararlaştırmış olmaları veya paranın cayma tazminatı olduğunun ispat edilmesi gerekir. Aksi takdirde yasa gereği bağlanma parası kabul edilir.
2. Kapora/ Bağlanma Parasının Geçerlilik Şartları
Bağlanma parasının geçerliliği, asıl sözleşmenin geçerliliğine bağlıdır. Kararlarda şu hususlar öne çıkmaktadır:
Fer’i Nitelik: Bağlanma parası, asıl alacağa bağlı fer’i (yan) bir haktır. Bu nedenle asıl sözleşme geçersizse, bağlanma parası anlaşması da geçersiz olur.Şekil Şartı: Bağlanma parasının kararlaştırılması için kanunda özel bir şekil şartı öngörülmemiştir. Ancak, asıl sözleşme resmi şekil şartına tabi ise (örneğin taşınmaz satışı veya noter huzurunda yapılması gereken araç satışı) ve bu şarta uyulmadan harici bir sözleşme yapılmışsa, sözleşme geçersiz sayılacağından bağlanma parası da hukuki dayanaktan yoksun kalır.
Sözleşmenin Kurulması: Bağlanma parası, sözleşme görüşmelerinin bittiği ve sözleşmenin kurulduğu aşamada verilir. Sözleşmenin esaslı unsurlarında (örneğin mal bedeli) anlaşma sağlanamamışsa sözleşme kurulmamış sayılır ve verilen para iadeye tabi olur.
3. Bağlanma Parasının İade Şartları
Yargı kararları, bağlanma parasının iadesini sözleşmenin geçerliliği ve ifa durumuna göre farklı kategorilerde değerlendirmiştir:
A. Sözleşmenin Geçersizliği veya Kurulmaması Durumunda
Sebepsiz Zenginleşme: Sözleşme, şekil eksikliği (noterde yapılmayan araç veya taşınmaz satışı gibi), butlan veya iptal gibi nedenlerle geçersiz hale gelirse, parayı alan taraf “sebepsiz zenginleşme” hükümleri (TBK m. 77-82) uyarınca aldığı parayı iade etmekle yükümlüdür.
Kusur ve Şartlar: Geçersiz sözleşmelerde, taraflar sadece verdiklerini geri isteme hakkına sahiptir. Sözleşmede “vazgeçme halinde para iade edilmez” gibi hükümler bulunsa dahi, sözleşme geçersiz olduğu için bu hükümler bağlayıcı değildir ve para iade edilmelidir.
B. Sözleşmenin İfa Edilmemesi veya Feshi Durumunda
Satıcının Kusuru: Satıcı edimini yerine getirmezse (örneğin malı teslim etmezse), aldığı bağlanma parasını faiziyle birlikte iade etmek zorundadır.
Alıcının Kusuru ve Satıcının Zararı (TBK m. 236): Alıcı sözleşmeden haksız yere dönerse veya temerrüde düşerse, satıcı TBK’nın 236. maddesi uyarınca uğradığı zararı ispat etmek koşuluyla, bu zararı bağlanma parasından mahsup edebilir.
Eğer satıcının ispatladığı zarar, bağlanma parasından az ise, kalan miktar alıcıya iade edilir.
Satıcı zararını ispatlayamazsa, bağlanma parasının tamamını iade etmek zorundadır.
Sözleşmesel Hükümler: Geçerli bir sözleşmede, alıcının cayması halinde ödemenin iade edilmeyeceğine dair açık bir hüküm varsa (örneğin proforma faturada belirtilmişse), mahkemeler bu hükmün bağlayıcı olduğunu ve iadenin mümkün olmayabileceğini değerlendirmiştir. Ancak bu durum, paranın “cayma parası” olarak nitelendirilip nitelendirilmediğine göre değişebilir.
C. Cayma Parası Ayrımı Eğer verilen para açıkça “cayma parası” (TBK m. 178) olarak kararlaştırılmışsa iade rejimi değişir:
Parayı veren cayarsa, verdiği parayı bırakır (iade alamaz).
Parayı alan cayarsa, aldığının iki katını geri verir. Ancak kararlarda, paranın cayma parası olduğunun ispatlanamadığı durumlarda “bağlanma parası” olarak kabul edildiği ve yukarıdaki genel iade kurallarının (zarar mahsubu veya sebepsiz zenginleşme) uygulandığı görülmektedir.
4. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bulgular
Bu bölümde yer alan bilgiler, karar metinlerinde sınırlı bağlamda sunulan veya dolaylı bilgi sağlayan ikincil kaynak niteliğindeki yanıtlara dayanmaktadır:
İspat Zorluğu: E-ticaret veya sosyal medya üzerinden yapılan alımlarda gönderilen paranın “kapora” olduğunun ispatı, dekont açıklamalarının netliğine ve tarafların kimlik tespitine bağlıdır. Yeterli delil (açık dekont, yazışma) sunulamazsa ihtiyati haciz gibi talepler reddedilebilir (İstanbul BAM 13. HD).
Denkleştirici Adalet: Geçersiz taşınmaz satışlarında iade yapılırken, paranın ödendiği tarih ile iade tarihi arasındaki alım gücü kaybının “denkleştirici adalet ilkesi” gereği dikkate alınması gerektiği, sadece nominal bedelin iadesinin yeterli olmayabileceği yönünde Yargıtay yaklaşımları mevcuttur (Yargıtay 13. HD).
Ticari Satışlarda Mahsup: Ticari satışlarda sözleşmeden dönülmesi halinde, satıcının navlun, depolama veya numune üretimi gibi masraflarını bağlanma parasından mahsup edebileceği, ancak bu zararların somut delillerle kanıtlanması gerektiği belirtilmiştir (İstanbul Anadolu 7. ATM, İstanbul BAM 13. HD).
Sıkça Sorulan Sorular
Kapora ile cayma parası aynı şey midir?
Hayır. Kapora (bağlanma parası), sözleşmenin kurulduğunu gösteren ve genellikle ana borçtan düşülen bir bedeldir. Cayma parası ise taraflara sözleşmeden dönme hakkı verir. Bu ayrım açıkça kararlaştırılmamışsa verilen para kural olarak bağlanma parası sayılır
Kapora hangi durumlarda iade edilir?
Sözleşme hiç kurulmamışsa, geçersizse veya satıcı yükümlülüğünü yerine getirmezse kapora iade edilir. Ayrıca satıcı zararını ispat edemezse yine kaporanın tamamı geri alınabilir.
Alıcı vazgeçerse kapora yanar mı?
Her durumda yanmaz. Eğer kapora bağlanma parası niteliğindeyse, satıcı ancak uğradığı zararı ispat ederse bu bedeli mahsup edebilir. Zarar ispat edilemezse kapora iade edilir.
Yazılı sözleşme olmadan verilen kapora geri alınabilir mi?
Evet, ancak ispat sorunu yaşanabilir. Banka dekontu, mesajlaşmalar ve diğer delillerle ödemenin kapora olduğu kanıtlanmalıdır. Aksi halde hak talebi zorlaşabilir.
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Kapora (pey akçesi) uygulaması, uygulamada en fazla uyuşmazlık çıkan alanlardan biridir. Özellikle sözleşmenin niteliğinin doğru belirlenmemesi (bağlanma parası mı, cayma parası mı), tarafların hak ve yükümlülüklerinin açık yazılmaması ve ispat sorunları ciddi hak kayıplarına yol açabilir.
Bu noktada İstanbul avukat, Tuzla avukat, Gebze avukat, Pendik avukat ve Çayırova avukat desteği almak; sürecin doğru yönetilmesi açısından büyük önem taşır.
Profesyonel destek sayesinde;
Kaporanın hukuki niteliği doğru belirlenir
Sözleşmeler açık ve Yargıtay içtihatlarına uygun hazırlanır
İade ve zarar hesaplamaları doğru yapılır
İspat yükü güçlü delillerle desteklenir
Olası dava süreçleri önceden engellenir. Özellikle 2M Hukuk Avukatlık Ofisi gibi bu alanda deneyimli bir ekipten destek almak, hem maddi kayıpların önüne geçilmesini hem de sürecin hızlı ve güvenli şekilde sonuçlanmasını sağlar.
Yargı kararları ve yasal mevzuat çerçevesinde, anlaşmalı boşanma davası açmak veya süreci yürütmek için bir avukatla çalışma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi (2023/619 E., 2023/669 K.) sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere, “ilke olarak, kişilerin mahkemeler huzurunda avukatla temsili zorunlu değildir.” Ancak aynı kararda, kişilerin mevzuat ve içtihatlara vakıf olmamaları nedeniyle hak kaybına uğramamak adına avukatlık mesleğinin desteğine ihtiyaç duydukları vurgulanmaktadır.
İkincil kaynak olarak değerlendirilen Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2023/9915 E.) kararında ise, vekilsiz veya yetersiz temsilin irade fesadı iddialarına ve protokol hatalarına yol açabileceği, profesyonel desteğin bu tür belirsizlikleri önlemede kritik olduğu ifade edilmektedir.
Anlaşmalı boşanmanın geçerliliği, tarafların üzerinde uzlaştığı protokolün mahkemece onaylanmasına ve hüküm fıkrasına açıkça dercedilmesine bağlıdır.
Hakim Onayı Şartı: TMK m.184/5 uyarınca, boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin anlaşmalar hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2018/9159 E. K) ve 2014/4205 E. K (İkincil Kaynak) sayılı kararlarında, hakim tarafından tasdik edilmeyen veya hüküm fıkrasında yer almayan protokollerin hukuki sonuç doğurmayacağı ve hükümsüz kalacağı belirtilmiştir.
Bizzat Beyan Zorunluluğu:Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2023/4062 E. K) kararına göre, tarafların vekilleri olsa dahi, asillerin bizzat mahkeme huzurunda hazır bulunarak protokolü onayladıklarını beyan etmeleri şarttır. Aksi takdirde dava anlaşmalı boşanma olarak nitelendirilemez.Somut olayda, davacı tarafından anlaşmalı boşanma talebiyle açılan dava, tarafların duruşmada bizzat hazır bulunmaması nedeniyle mahkeme tarafından anlaşmalı boşanma olarak kabul edilmemiş; dava çekişmeli boşanma olarak değerlendirilerek sonuçlandırılmıştır.
3. Mal Rejimi Tasfiyesi ve Hak Kayıpları
Yargıtay kararlarında en sık rastlanan hata, mal rejimi tasfiyesine ilişkin protokol maddelerinin muğlak bırakılmasıdır.
Açıklık Şartı:Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2013/827 E. ve 2012/3587 E.) kararlarına göre, mal rejimi tasfiyesinin geçerli olabilmesi için taşınır ve taşınmaz malların “tek tek, ismen ve bentler halinde” protokolde yer alması gerekir.
Genel İfadelerin Yetersizliği: “Tarafların birbirlerinden mal talebi yoktur” veya “Maddi-manevi tazminat talebi yoktur” şeklindeki genel ifadeler, mal rejimi tasfiyesini (katılma alacağı, değer artış payı vb.) kapsamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (2019/335 E., 2022/850 Ka K.)Nitekim bu kararda da; anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan genel ifadelerin (örneğin “başkaca talebimiz yoktur”) mal rejimi tasfiyesini kapsamayacağı, açık ve somut düzenleme yapılmadıkça tarafların sonradan hak talep edebileceği vurgulanmıştır. ve 2024/7 E. (2025/498 K K.) kararlarında vurgulandığı üzere; soyut, muğlak ve her anlama gelebilen ifadeler sonradan mal rejimi davası açılmasına engel teşkil etmez.
Feragat Koşulları: Mal rejiminden feragatin geçerli olması için somutlaştırılmış bir hakka yönelik, kayıtsız, şartsız ve kuşkuya yer vermeyecek biçimde açık olması gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2021/5382 E. K) kararı, protokolde açıkça düzenlenmeyen hususlarda duruşmadaki “mal talebim yoktur” beyanının feragat sayılmayacağını teyit etmektedir.
4. Nafaka ve Tazminat Düzenlemeleri
Nafaka ve tazminat, boşanmanın fer’i sonuçlarıdır ve protokolde mutlaka düzenlenmelidir.
Telafisi Güç Hatalar: Protokolde nafaka miktarının veya türünün (yoksulluk, iştirak) net belirtilmemesi veya hakimin bu maddeleri onaylamaması, sonradan telafisi mümkün olmayan mali kayıplara yol açabilir.
İkincil kaynaklarda (Yargıtay 8. HD 2016/2660 E. K) belirtildiği üzere, protokolün nafaka ve tazminat gibi fer’ileri kapsaması ancak mal rejimini dışarıda bırakması mümkündür. Bu durum, mali sonuçlar üzerinde anlaşılmış olsa dahi mal paylaşımı için ayrı bir dava sürecinin kapısını açık bırakmaktadır.
5. İrade Fesadı ve Hile İddiaları
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2023/285 E. K) ve Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2013/23936 E. K) kararları, avukat desteği olmaksızın hazırlanan protokollerde “hile, korkutma (ikrah) veya kandırma” iddialarının sıklıkla gündeme geldiğini göstermektedir. Protokolde sonradan yapılan gizli değişiklikler veya taraflardan birinin okuma-yazma bilmemesi gibi durumlar, yargılamanın iadesi veya protokolün iptali davalarına konu olabilmektedir. Ancak bu iddiaların ispatı oldukça güçtür ve hak düşürücü sürelere tabidir.
Sonuç olarak; anlaşmalı boşanma için avukat tutmak kanunen zorunlu olmasa da; protokolün geçersiz sayılmaması, mal rejimi hak kaybı yaşanmaması ve nafaka gibi mali konularda sonradan telafisi imkansız zararların doğmaması adına profesyonel hukuki yardım alınması yargı kararları ışığında kritik öneme sahiptir.
Anlaşmalı boşanmada avukat olmadan dava açmak riskli midir?
Anlaşmalı boşanma davalarında avukatla temsil zorunlu değildir; ancak uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar protokol hatalarından kaynaklanmaktadır. Özellikle mal paylaşımı, nafaka ve tazminat gibi hususların eksik veya muğlak düzenlenmesi, ileride yeni davaların açılmasına ve ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle avukatsız yürütülen süreçler, geri dönüşü zor sonuçlar doğurabilmektedir.
Anlaşmalı boşanma protokolü sonradan iptal edilebilir mi?
Evet, ancak oldukça sınırlı durumlarda mümkündür. Protokolün hile, korkutma (ikrah) veya irade fesadı ile imzalandığının ispatlanması gerekir. Ayrıca bu tür iddialar belirli sürelerle sınırlıdır ve ispat yükü oldukça ağırdır. Bu nedenle baştan doğru ve eksiksiz hazırlanmış bir protokol, ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önüne geçer.
Mal talebim yoktur” yazmak tüm haklardan feragat anlamına gelir mi?
Hayır. Yargıtay kararlarına göre bu tür genel ifadeler mal rejimi tasfiyesini kapsamaz. Taşınır ve taşınmaz malların açıkça, tek tek ve somut şekilde belirtilmesi gerekir. Aksi halde taraflar sonradan mal paylaşımı davası açma hakkını korur. Bu durum, anlaşmalı boşanmanın “tam anlamıyla” sonuçlanmadığını gösterir.
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Anlaşmalı boşanma süreci her ne kadar “kolay” ve “hızlı” bir dava türü olarak görülse de, uygulamada en fazla hak kaybının yaşandığı alanlardan biridir. Özellikle protokol hazırlanırken yapılan küçük bir hata, yıllar sonra ciddi maddi kayıplara veya yeni dava süreçlerine yol açabilir.
Bu noktada İstanbul anlaşmalı boşanma avukatı, Tuzla anlaşmalı boşanma avukatı, Gebze avukat, Çayırova boşanma avukatı, Pendik boşanma avukatı ve Kurtköy boşanma avukatı desteği almak; sürecin doğru yönetilmesi açısından büyük önem taşır.
Profesyonel destek sayesinde;
Protokol hukuka ve Yargıtay içtihatlarına uygun hazırlanır
Mal rejimi tasfiyesi açık ve tartışmasız şekilde düzenlenir
Nafaka ve tazminat hakları güvence altına alınır
İrade fesadı iddialarının önüne geçilir
İleride açılabilecek davaların riski minimize edilir. Özellikle 2M Hukuk Avukatlık Ofisigibi bu alanda deneyimli bir ekipten destek alınması, sürecin hem hızlı hem de güvenli şekilde tamamlanmasını sağlar.
Sonuç olarak; anlaşmalı boşanma davalarında avukat zorunlu olmasa da, hak kaybı yaşamamak ve süreci tek seferde doğru şekilde tamamlamak için uzman desteği almak kritik bir gerekliliktir.
Aldatan eşe karşı açılan boşanma davalarında temel olarak iki farklı hukuki sebebe dayanılmaktadır:
Zina (TMK m. 161): Özel ve mutlak bir boşanma sebebidir. Zina olgusunun ispatlanması halinde, mahkemenin boşanma kararı vermeme konusunda takdir yetkisi bulunmamaktadır (AYM 2024/83 K).Anayasa Mahkemesi’nin 2024/83 E., 2024/227 K. sayılı kararına konu olayda; Türk Medeni Kanunu m.161’de yer alan “zina eyleminin üzerinden her hâlde beş yıl geçmekle dava hakkı düşer” kuralının Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülmüş, ancak Mahkeme bu düzenlemenin Anayasa’ya uygun olduğuna hükmetmiştir. Kararda, zina nedeniyle boşanma davası açma hakkının 5 yıl ile sınırlandırılmasının, kusurlu eşin süresiz dava tehdidi altında kalmasını önlemeyi amaçladığı; ayrıca bu sürenin geçmesi halinde dahi eşin evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m.166) gibi diğer boşanma sebeplerine dayanarak dava açabileceği vurgulanmıştır. Bu nedenle düzenlemenin, özel hayatın korunması ve etkili başvuru hakkını ihlal etmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması (TMK m. 166/1): Zina eyleminin tam olarak ispatlanamadığı ancak “güven sarsıcı davranış” boyutunda kaldığı durumlarda genel boşanma sebebine dayanılabilmektedir.
Kademeli Talep: Davacı, öncelikle zina (özel sebep), bunun kabul edilmemesi halinde evlilik birliğinin sarsılması (genel sebep) hukuksal sebeplerine dayalı olarak kademeli dava açabilir (Yargıtay 2. HD 2016/20829 K, 2016/24019 Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2016/20829 E., 2018/8244 K. sayılı kararına konu olayda; davacı kadın hem zina (TMK m.161) hem de evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1) sebeplerine dayanarak boşanma talep etmiş, yerel mahkeme zinaya dayalı talebi reddedip yalnızca genel boşanma sebebine göre boşanmaya hükmetmiştir. Ancak Yargıtay, dosya kapsamındaki delillerle davalı erkeğin sadakatsizlik eyleminin sabit olduğunu ve zina şartlarının oluştuğunu belirterek, davacının zina sebebine dayalı boşanma talebinin de kabul edilmesi gerektiğini vurgulamış; bu nedenle yerel mahkeme kararını bozmuştur.
2. İspat Unsurları ve Dayanılması Gereken Vakıalar
Yargıtay kararlarına göre aldatma (zina) iddiasının ispatında aşağıdaki somut vakıalara dayanılmalıdır:
Birlikte Yaşama ve Sosyal Ortamlar: Eşin bir başka kişiyle aynı evde yaşaması, bu kişiyi sosyal ortamlarda “eşi” olarak tanıtması veya birlikte tatile gitmesi zinanın ispatı için yeterli görülmektedir (Yargıtay 2. HD 2016/23892 K, 2016/2143 K).Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2016/23892 E., 2018/10867 K. sayılı kararına konu olayda; taraflar karşılıklı olarak zina (TMK m.161), kötü davranış (TMK m.162) ve evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166/1) sebeplerine dayanarak boşanma talebinde bulunmuş, yerel mahkeme yalnızca genel boşanma sebebine göre boşanmaya karar verip zinaya dayalı talepleri reddetmiştir. Ancak Yargıtay, dosyadaki deliller ve tanık beyanlarına göre davalı erkeğin başka bir kadınla birlikte tatil yaptığı ve onu sosyal çevrede eşi gibi tanıttığının sabit olduğunu, bu durumun zina kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle kadının zinaya dayalı boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken reddedilmesini hukuka aykırı bularak hükmü bozmuştur.
Dijital Deliller: Sosyal medya üzerinden gönderilen uygunsuz fotoğraflar, samimi mesajlaşmalar, WhatsApp yazışmaları ve video kayıtları sadakatsizliğin ispatında temel delillerdir (Yargıtay 2. HD 2024/1972 K, HGK 2022/119 Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2024/1972 E., 2024/2297 K. sayılı kararına konu olayda; taraflar karşılıklı olarak zina (TMK m.161) ve evlilik birliğinin sarsılması (TMK m.166) sebeplerine dayanarak boşanma talebinde bulunmuş, ilk derece mahkemesince başlangıçta zinanın ispatlanamadığı kabul edilmiş; ancak Yargıtay, dosyaya sunulan sosyal medya yazışmaları ve görüntülerinin zinaya güçlü delil teşkil ettiğini belirterek erkeğin zinaya dayalı davasının kabul edilmesi gerektiği yönünde bozma kararı vermiştir. Bozmaya uyularak yapılan yargılamada her iki tarafın davası da kabul edilmiş, tarafların eşit kusurlu olduğu değerlendirilmiş ve boşanmaya karar verilmiştir. Yargıtay, son incelemede yerel mahkemenin bozma kararına uygun hüküm kurduğunu belirterek kararı onamıştır.
Fiziki ve Biyolojik Deliller: Aldatılan eşin hamilelik sürecinde dahi eşinin başka kişilerle “alem yapması”, başka bir kadınla tüp bebek tedavisi görmesi veya evlilik dışı bir çocuğun dünyaya gelmiş olması (doğum belgesi ile ispatı) kesin delil teşkil eder (Yargıtay 2. HD 2023/5284 2024/1280 K, 2015/21125 K).
Tanık Beyanları: Tanıkların soyut beyanları yerine; tarafların başka bir kişiyle aynı hanede yaşadığına veya cinsel ilişkiyi onaylayan beyanlara dair görgüye dayalı anlatımları esas alınmalıdır (Yargıtay 2. HD 2024/3729 Kk, 2014/4126
Güven Sarsıcı Davranışlar: Zina tam olarak ispatlanamasa bile, başka kadınlarla samimi mesajlaşmalar veya eşin “bir hata ettim, özür dilerim” şeklindeki ikrarları “güven sarsıcı davranış” olarak kabul edilip genel boşanma sebebine dayanak oluşturur (HGK 2022/119 K, Yargıtay 2. HD 2014/18778 K).
3. Usuli Kurallar ve Hak Düşürücü Süreler
Süreler: Zina nedeniyle dava açma hakkı, boşanma sebebinin öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her halde eylemin üzerinden 5 yıl geçmekle düşer. Devam eden eylemlerde süre son eylem tarihinden başlar (AYM 2024/83 K
Affetme Engeli: Aldatma eylemini affeden veya en azından hoşgörü ile karşılayarak evlilik birliğini devam ettiren tarafın dava hakkı yoktur (TMK m. 161/3, Yargıtay 2. HD 2016/15596 K).
Dava Dilekçesinde Belirtme Zorunluluğu: Sadakatsizlik vakıası dava dilekçesinde usulünce ileri sürülmelidir. Dilekçede dayanılmayan bir vakıa, tahkikat aşamasında ileri sürülse dahi kusur olarak yüklenemez (Yargıtay 2. HD 2016/18510 Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2016/18510 E., 2016/14632 K. sayılı kararına konu olayda; davacı kadın, dava devam ederken ortaya çıkan sadakatsizlik iddialarına dayanarak erkeğin kusurlu olduğunu ileri sürmüş, ancak Yargıtay, dava dilekçesinde ileri sürülmeyen ve dava açıldıktan sonra gerçekleşen vakıaların hükme esas alınamayacağını vurgulamıştır. Bu nedenle sonradan ileri sürülen sadakatsizlik iddiasının kusur olarak değerlendirilemeyeceği, ayrıca mevcut delillerin de boşanma için yeterli olmadığı belirtilmiştir. Bunun yanında kusur ispatlanmadan tazminata hükmedilemeyeceği, ziynet alacağına ilişkin iddiaların da ispatlanamadığı ifade edilerek yerel mahkeme kararı bu yönlerden bozulmuştur.
Sadakat Yükümlülüğünün Süresi: Sadakat yükümlülüğü boşanma hükmü kesinleşinceye kadar devam eder. Dava açıldıktan sonra gerçekleşen sadakatsizlik eylemleri, mevcut davada kusur belirlemesini, tazminat ve nafaka miktarlarını doğrudan etkiler (Yargıtay 2. HD 2012/6186 K, 2013/24182 KYargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2012/6186 E., 2012/25751 K. sayılı kararına konu olayda; boşanma davası devam ederken davacı kadının başka bir kişiyle dini nikah kıydığı iddiası ileri sürülmüş ve bu durum soruşturma evrakı ile desteklenmiştir. Yargıtay, sadakat yükümlülüğünün boşanma hükmü kesinleşinceye kadar devam ettiğini vurgulayarak, dava açıldıktan sonra gerçekleşen sadakatsizlik eylemlerinin de kusur değerlendirmesinde dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle mahkemenin bu yeni vakıayı araştırmadan karar vermesini eksik inceleme olarak değerlendirerek, kusur belirlemesi ve buna bağlı nafaka ile tazminat taleplerinin yeniden değerlendirilmesi için hükmü bozmuştur.
4. Ekonomik ve Sosyal Sonuçlar
Aldatan eş, boşanmaya sebep olan olaylarda “tam kusurlu” veya “ağır kusurlu” kabul edilir. Bu durumun sonuçları şunlardır:
Tazminat: Kusurlu eş, diğer taraf yararına maddi ve manevi tazminat ödemekle yükümlü kılınır (HGK 2022/119
Nafaka: Ağır kusurlu olan aldatan eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilemez.
Velayet: Zina olgusu ve eşin yaşam tarzı, ortak çocuğun menfaatleri doğrultusunda velayet değerlendirmesinde dikkate alınır (Yargıtay 2. HD 2009/7300 .
5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam
İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda şu hususlar vurgulanmıştır:
Aldatılan eşin, eşiyle ilişki yaşayan üçüncü kişiye karşı açtığı manevi tazminat davalarında Yargıtay’ın reddetme eğiliminde olduğu, ancak sadakat yükümlülüğünün ihlalinin eşler arasındaki boşanma davasında tazminatın ana gerekçesi olduğu belirtilmiştir (Yargıtay 4. HD 2012/9927 Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2012/9927 E., 2013/11983 K. sayılı kararına konu olayda; eşin aldatılması nedeniyle üçüncü kişiye karşı manevi tazminat talep edilmiş, ancak yerel mahkemenin davayı reddeden kararı Yargıtay tarafından onanmıştır. Kararda, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı belirtilerek hüküm uygun bulunmuştur. Bununla birlikte karara eklenen karşı oy yazısında, sadakat yükümlülüğünün ihlali nedeniyle aldatılan eşin yalnızca eşine değil, üçüncü kişiye karşı da bağımsız olarak manevi tazminat talep edebileceği savunulmuş; üçüncü kişinin eyleminin de ayrı bir haksız fiil teşkil ettiği ve sorumluluk doğurması gerektiği görüşü ileri sürülmüştür.
Zina iddiasında ispat yükünün davacıda olduğu, otel kayıtları veya HTS kayıtları gibi delillerin usulüne uygun sunulmaması veya tanıkların hazır edilmemesi durumunda davanın reddedilebileceği, ancak bu durumda “güven sarsıcı davranış” üzerinden genel boşanma davasına devam edilebileceği ifade edilmiştir (Yargıtay 2. HD 2023/1970 K 2023/10121
Hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin (örneğin gizlice yüklenen ses kayıt programları) hükme esas alınması tartışmalı olup, delillerin hukuka uygunluğu ve ispat gücü mahkemece titizlikle incelenmektedir (Yargıtay 2. HD 2023/2497
Sıkça Sorulan Sorular
Aldatılan eş boşanma davasını hangi hukuki sebeple açmalıdır?
Aldatılan eş, öncelikle zina (TMK m. 161) sebebine dayanarak boşanma davası açabilir. Zinanın kesin olarak ispatlanması hâlinde mahkemenin boşanmaya karar vermeme yönünde takdir yetkisi yoktur. Zina tam olarak ispatlanamazsa, aynı dilekçede kademeli olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) sebebine dayanılabilir. Bu yöntem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir.
Aldatma (zina) nasıl ispatlanır, hangi deliller geçerlidir?
Yargıtay içtihatlarına göre zina; Başka biriyle aynı evde yaşama, birlikte tatile gitme, WhatsApp yazışmaları, sosyal medya mesajları, fotoğraf ve videolar, Tanıkların görgüye dayalı beyanları, Evlilik dışı çocuğun doğumu gibi biyolojik ve resmi kayıtlarla ispatlanabilir. Ancak delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması zorunludur; aksi hâlde mahkemece dikkate alınmaz.
Aldatma öğrenildikten sonra dava açma süresi var mı?
Evet. Zina sebebiyle boşanma davası; Aldatma fiilinin öğrenilmesinden itibaren 6 ay, Her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmekle hak düşürücü süre nedeniyle açılamaz. Ayrıca aldatan eşi affeden veya fiilen evliliği sürdürmeye devam eden tarafın dava hakkı ortadan kalkar.
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Aldatma nedeniyle açılan boşanma davaları; ispat yükü, hak düşürücü süreler, affetme kavramı, hukuka aykırı delil riski ve kademeli dava stratejisi gibi son derece teknik unsurlar içerir. Dava dilekçesinde ileri sürülmeyen bir sadakatsizlik vakıası, yargılama sırasında ortaya çıksa dahi kusur olarak değerlendirilemeyebilir. Ayrıca dava açıldıktan sonra gerçekleşen yeni aldatma eylemleri dahi tazminat, nafaka ve kusur oranlarını doğrudan etkileyebilir.
Bu nedenle sürecin başından itibaren doğru hukuki sebebe dayanılması, delillerin usulüne uygun toplanması ve Yargıtay–AYM içtihatlarına uygun bir dava stratejisinin kurulması uzmanlık gerektirir.
İstanbul Anadolu Yakası’nda; Tuzla, Kartal, Pendik ve Maltepe başta olmak üzere aldatma (zina) nedeniyle boşanma, tazminat, nafaka ve velayet davalarında 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarına dayalı etkin danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.
Doğru adımlarla yürütülen bir boşanma süreci, hak kayıplarını önler ve davanın seyrini kökten değiştirir.
Mezuniyet Sonrası Oturma İzni Başvurusu Nasıl Yapılır? Eksik Evrak, Ev Arkadaşı Yanında Kalma ve “Diğerleri” Hatası Rehberi
Mezuniyet sonrası oturma izni başvurusu yaptım, ev arkadaşımın adresinde kalıyorum. Hangi belgeler gereklidir?
Mezuniyet sonrası yapılan oturma izni başvurularında, başvuru sahibinin kendi adına kira sözleşmesi bulunmuyorsa ev arkadaşının yanında kaldığını gösteren belgeler sunulabilir. Uygulamada istenen temel belgeler şunlardır: Noter onaylı taahhütname Ev adresine ait fatura (elektrik, su, doğalgaz vb.) Ev arkadaşının: Oturma izni fotokopisi Pasaport fotokopisi Adres kayıt belgesi Bu belgeler eksiksiz sunulduğunda başvurunun şeklen kabul edilmesi gerekir.
Randevu sonrası “eksik belge” mesajı aldım ama sadece “Diğerleri” yazıyor. Bu ne anlama gelir?
Göç İdaresi sisteminde gönderilen “Diğerleri” ibaresi, hangi belgenin eksik olduğunun açıkça belirtilmediği anlamına gelir. Bu durum uygulamada sıkça karşılaşılan ve başvuru sahibini belirsizlikte bırakan bir sorundur. Bu durumda yapılması gerekenler: İl Göç İdaresi’ne yazılı dilekçe ile başvurarak eksik belgenin açıkça belirtilmesini talep etmek E-ikamet sistemindeki yüklenen belgeleri tekrar kontrol etmek Gerekirse hukuki destek almak Belirtilmeyen eksiklik nedeniyle verilen ret kararları hukuka aykırı olabilmektedir.
Türk vatandaşı ile evli yabancı, adres değişikliğini nasıl yapar?
Türk vatandaşı ile evli yabancıların adres değişikliği işlemleri birlikte ve yüz yüze yapılmalıdır. Gerekli belgeler şunlardır: Her iki eşin kimlik fotokopisi Evlilik cüzdanı fotokopisi Yabancı eşin pasaport fotokopisi Türk eşin vukuatlı nüfus kayıt örneği Yeni adrese ait fatura İkametgah belgesi Her iki eşin birlikte başvuruya gitmesi Eksik veya uyumsuz belge sunulması halinde adres kaydı işlenmeyebilir ve ikamet izni süreci riske girebilir.
Evde 2 yaşındaki çocuğum için yabancı bakıcıya çalışma izni alabilir miyim?
Evet. Türkiye’de evde çocuk bakımı kapsamında, oturum izni bulunan bir yabancı için çalışma izni başvurusu yapılabilir. Özellikle: Çocuğun 0–3 yaş aralığında olması Bakımın süreklilik ve güven gerektirmesi başvurunun kabul edilmesini kolaylaştıran unsurlardır.
Çalışma izni başvurusunda “Neden yabancı bakıcı tercih edildi?” gerekçesinde neler yazarsa başvuruyu güçlendirir?
Başvuruyu güçlendiren gerekçeler şunlardır: Çocuğun yaşının küçük olması (2 yaş) Bakımın aynı kişi tarafından kesintisiz yürütülmesi ihtiyacı Yatılı ve esnek çalışma gerekliliği Ebeveynlerin düzensiz çalışma saatleri Zaman zaman yurtiçi / yurtdışı iş seyahatleri Bakıcı ile halihazırda sağlanmış uyum ve güven ilişkisi Bu gerekçeler zorunluluk ve makullük çerçevesinde yazılmalıdır.
Yabancı bakıcı part-time (kısmi süreli) çalıştırılabilir mi?
Hayır. Yabancı çalışma izinlerinde part-time (12 gün, 15 gün vb.) çalışma mümkün değildir. Sigorta bildirimi 30 gün tam yapılmalıdır.
65 yaşını doldurmamış biri için yaşlı bakımı başvurusu yapılabilir mi?
Evet, ancak şartla. 65 yaş altındaki kişiler için Devlet veya üniversite hastanesinden “bakıma muhtaçtır” raporu alınması gerekir. Bu rapor olmadan başvuru reddedilir.
Tahliye taahhütnamesinden sonra 1 aylık süre geçmiş ise tahliye talep edilemez mi, tahliye için ne yapılabilir?
1. Tahliye Taahhüdünde Bir Aylık Hak Düşürücü Süre
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 352/1. maddesi ve İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 272. maddesi uyarınca, yazılı tahliye taahhüdüne dayalı olarak tahliye talep edilebilmesi için, taahhüt edilen tarihi izleyen bir ay içinde icra takibi başlatılması veya tahliye davası açılması zorunludur.
Sürenin Geçirilmesinin Sonucu: Yargıtay kararlarına göre, taahhüt edilen tarihten itibaren bir aylık süre geçtikten sonra açılan davalar “süre yönünden” reddedilmektedir (Yargıtay 6. HD, 2012/17285 ; 2015/9993 K).Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2012/17285 E., 2013/887 K. sayılı kararına konu olayda; kiracı tarafından verilen tahliye taahhüdüne dayanılarak açılan tahliye davasında, davanın taahhüt edilen tahliye tarihinden itibaren 1 aylık süre geçtikten sonra açıldığı tespit edilmiştir. Yargıtay, tahliye taahhüdüne dayalı davaların bu süre içinde açılmasının zorunlu olduğunu, önceden yapılan ihtar veya irade açıklamalarının bu süreyi korumayacağını, ancak bu süre içinde icra takibi yapılması halinde sürenin korunabileceğini vurgulamış; somut olayda dava süresinde açılmadığından davanın reddi gerekirken kabul kararı verilmesini hukuka aykırı bularak hükmü bozmuştur.
Sözleşmenin Yenilenmesi: Bir aylık süre içerisinde icra takibi veya dava yoluyla tahliye talep edilmediği takdirde, kira sözleşmesi bir yıl süre ile uzamış sayılır (Yargıtay 6. HD, 2015/2874 ; 12. HD, 2007/1826 K).Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2015/2874 E., 2015/2972 K. sayılı kararına konu olayda; kira sözleşmesi süresinin sonunda kiracının taşınmazı tahliye edeceğine ilişkin taahhüde dayanılarak tahliye talep edilmiş, ancak davanın taahhüt edilen tarihten itibaren 1 aylık süre geçtikten sonra açıldığı tespit edilmiştir. Yargıtay, TBK m. 352/1 uyarınca bu süre içinde dava açılmaması veya icra takibi yapılmaması halinde tahliye hakkının kullanılamayacağını ve kira sözleşmesinin bir yıl uzayacağını vurgulamış; somut olayda davanın süresinde açılmaması nedeniyle tahliye talebinin reddi gerektiğini belirtmiş, yerel mahkeme kararını gerekçesini düzelterek onamıştır.
2. Süre Geçmişse Tahliye İçin Yapılabilecek İşlemler ve İstisnalar
Tahliye taahhüdünde belirtilen tarihin üzerinden bir ay geçmiş olmasına rağmen tahliye talep edilebilmesi ancak belirli koruyucu işlemlerin süresinde yapılmış olması şartına bağlıdır:
İcra Takibi ile Sürenin Korunması: Eğer taahhüt edilen tarihi izleyen bir ay içinde icra takibi başlatılmışsa, bu takip dava açma süresini korur. Bu durumda, bir aylık süre geçtikten sonra da tahliye davası açılması mümkündür (Yargıtay 6. HD, 2013/6214; 3. HD, 2017/6001 K.
Yazılı Bildirim ile Sürenin Uzatılması (TBK m. 353): Kiraya veren, en geç davanın açılması için öngörülen bir aylık süre içinde kiracıya tahliye davası açacağını yazılı olarak bildirmişse, dava açma süresi bir kira yılı için uzamış sayılır. Bu durumda, bildirimi takip eden uzayan kira yılı sonuna kadar dava açılabilir (Yargıtay 3. HD, 2018/3080 K; 3. HD, 2017/8734 KYargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2018/3080 E., 2018/6171 K. sayılı kararına konu olayda; kiracı tarafından verilen tahliye taahhüdüne rağmen tahliye gerçekleşmeyince açılan davada, ilk derece mahkemesi davanın 1 aylık sürede açılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Ancak Yargıtay, TBK m. 353 uyarınca kiraya verenin dava açacağını kiracıya süresi içinde yazılı olarak bildirmesi halinde dava açma süresinin bir kira yılı uzayacağını vurgulamış; somut olayda ihtarname ile bu bildirimin yapıldığını ve davanın bu uzayan süre içinde açıldığını belirterek davanın süresinde olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle davanın esastan incelenmesi gerekirken süre yönünden reddedilmesini hukuka aykırı bularak hükmü bozmuştur.
İhtarın Niteliği: Sadece tahliye iradesinin bildirilmesi (ihtarname) tek başına süre koruyucu nitelikte değildir; bu ihtarın TBK 353 kapsamında “dava açılacağına dair” açık bir bildirim içermesi veya doğrudan icra takibine geçilmesi gerekir (Yargıtay 6. HD, 2010/4392 K; 2012/2071 ).
3. Usul ve Uygulama Esasları
İcra Takibi Yolu: Tahliye taahhüdüne dayalı olarak İİK 272 uyarınca icra dairesinden tahliye istenebilir. Kiracının itiraz etmesi durumunda “itirazın kaldırılması” veya “itirazın iptali” davası açılarak tahliye süreci devam ettirilir (Yargıtay 6. HD, 2011/15216 K; 2016/1966
Makul Süre ve Takip: Tahliye hakkı kazanıldıktan sonra bu hakkın makul bir süre (genellikle 1 yıl) içinde kullanılması gerekir. Uzun süre (örneğin 1,5 yıl) hareketsiz kalınması, kira akdinin yenilendiği şeklinde yorumlanabilir (Yargıtay 12. HD, 2007/1826 K
4. İkincil Kaynak Değerlendirmesi
İkincil Kaynak Notu: Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi olduğunda ek bağlam sağlamaktadır:
Genel kira ilişkilerinde tahliye talebi için öngörülen temerrüt süreleri (30 gün gibi) ile tahliye taahhüdündeki bir aylık dava açma süresi karıştırılmamalıdır. Temerrüt durumunda ödeme süresinin dolması beklenmelidir (Yargıtay 6. HD, 2014/11048 K
Taşınmazın niteliği (örneğin 2886 sayılı Kanun’a tabi olması) tahliye usulünü değiştirebilir; bu durumda taahhüt yerine süre bitimi esas alınarak tahliye istenebilir (Yargıtay 6. HD, 2015/3492
Tahliye taahhütnamesinin iptali için öngörülen 1 yıllık süre (TBK m. 39) geçirilmişse, taahhütname geçerli kabul edilerek dava süresinde açılmışsa tahliyeye karar verilebilir (Yargıtay 6. HD, 2015/792 K
Özetle: Tahliye taahhüdünde belirtilen tarihten itibaren hiçbir işlem (icra takibi, dava veya TBK 353 kapsamında yazılı bildirim) yapılmadan 1 aylık süre geçirilmişse, o taahhüde dayalı olarak tahliye talep edilemez. Ancak bu süre içinde icra takibi yapılmış veya dava açılacağı yazılı olarak bildirilmişse, tahliye süreci bir aylık süre geçtikten sonra da yürütülebilir.
Sık Sorulan Sorular
Tahliye taahhüdünde 1 aylık süre geçerse kiracı artık çıkarılamaz mı?
Genel kural olarak evet. Tahliye taahhüdünde belirtilen tarihten itibaren 1 ay içinde icra takibi başlatılmamış, dava açılmamış veya TBK m.353 kapsamında yazılı bildirim yapılmamışsa, o taahhüde dayanarak tahliye talep edilemez. Yargıtay, bu süreyi hak düşürücü süre olarak kabul etmektedir.
1 aylık süre içinde icra takibi başlatılmışsa ama dava açılmamışsa ne olur?
Bu durumda hak korunur. Süresinde başlatılan icra takibi, daha sonra açılacak tahliye davası için süreyi muhafaza eder. Yani 1 ay geçtikten sonra da itirazın kaldırılması veya tahliye davası açılabilir.
Kiracıya sadece ihtarname göndermek süreyi korur mu?
Hayır. Sadece “tahliye talebi” içeren ihtarnameler tek başına süre koruyucu değildir. İhtarın, açıkça “tahliye davası açılacağı” iradesini içermesi gerekir veya doğrudan icra takibi başlatılmalıdır. Aksi halde süre kaybı yaşanır.
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Tahliye taahhüdü uygulamada en güçlü tahliye sebeplerinden biri olmakla birlikte, en çok hak kaybının yaşandığı alanlardan biridir. Özellikle 1 aylık sürenin yanlış hesaplanması veya yanlış işlem yapılması, tahliye hakkının tamamen ortadan kalkmasına neden olur.
İstanbul (Tuzla – Kartal – Pendik – Tepeören) uygulamasında uzman bir
Tuzla tahliye avukatı / Tuzla kira avukatı / Tuzla icra avukatı ile çalışmanın önemi:
📌 Hak düşürücü sürenin kaçırılmasının önlenmesi
📌 İcra mı dava mı açılacağına ilişkin doğru yolun belirlenmesi
📌 TBK 353 kapsamında geçerli ve süre koruyucu bildirimin hazırlanması
📌 Dosyanın usulden reddedilmesi riskinin ortadan kaldırılması
📌 Tahliye kararının en hızlı şekilde infaz edilmesi
İstanbul Anadolu Yakası’nda, özellikle Tuzla – Pendik – Kartal – Tepeören bölgesinde icra ve kira hukuku uygulamaları teknik detaylara son derece duyarlıdır. Yanlış atılan tek adım, aylar hatta yıllar sürebilecek bir süreci başa sarabilir.👉 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, noter onaylı tahliye taahhüdüne dayalı tahliye, icra takibi, itirazın kaldırılması, zorla tahliye ve kira uyuşmazlıkları alanlarında Tuzla merkezli olarak profesyonel hukuki destek sunmaktadır.
Gemi Ambarına Su Girdi, Yük Zarar Gördü: Taşıyan mı, Liman mı Sorumlu? Sintine Sızıntısı Nedeniyle Yük Hasarı: Deniz Alacağı Sayılır mı, Kimden Talep Edilir?
1. Hukuki Nitelendirme: Deniz Alacağı Kavramı
Yükleme ve boşaltma süreçlerinde emtianın ıslanması veya ambar sintine kuyularından su sızması sonucu zarar görmesi, Türk Ticaret Kanunu (TTK) çerçevesinde açıkça bir “deniz alacağı” olarak nitelendirilmektedir. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2024/308 E. K) ve İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/891 E. kararlarında belirtildiği üzere; TTK m. 1352/1-h bendi uyarınca “gemide taşınan eşyaya gelen veya bu eşyaya ilişkin zıya veya hasar”dan doğan istemler deniz alacağıdır. Bu kapsam, sadece seyir halini değil, yükleme ve boşaltma gibi liman hizmetlerini de içermektedir.
2. Taşıyanın Özen Borcu ve Sorumluluğun Esasları
Taşıyanın sorumluluğu, TTK m. 1178 (mülga TTK m. 1061) uyarınca eşyanın yükletilmesi, istifi, taşınması, korunması ve boşaltılmasında “tedbirli bir taşıyandan beklenen dikkat ve özeni gösterme” yükümlülüğüne dayanır.
Sorumluluk Süresi: Taşıyan, eşyayı teslim aldığı andan teslim ettiği ana kadar geçen sürede meydana gelen zıya ve hasardan sorumludur.
Gemi ve Yüke Elverişlilik: TTK m. 1141 uyarınca taşıyan, geminin denize, yola ve yüke elverişli olmasını (ambarların, soğutma sistemlerinin ve yük taşınan diğer kısımların yeterliliğini) sağlamakla yükümlüdür. Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi (2019/628 E. K) kararında, ambar balast kapaklarının su sızdırması “yüke elverişsizlik” ve özen borcu ihlali olarak kabul edilmiştir.
3. Somut Olay Analizleri ve Sorumluluk Senaryoları
Sintine ve Balast Operasyonu Hataları:İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2020/77 E. K) dosyasında, gemi personelinin hatalı balast operasyonu sonucu suyun yanlışlıkla sintine kuyularından ambar içine alınması neticesinde dökme emtianın ıslanması, taşıyanın adamlarının kusuru olarak değerlendirilmiş ve taşıyan sorumlu tutulmuştur. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/77 E., 2021/421 K. sayılı kararına konu olayda; dökme emtianın tahliyesi sırasında gemi personelinin hatalı balast operasyonu nedeniyle deniz suyunun sintine kuyularından ambar içine basılması sonucu yükün bir kısmının ıslanarak zarar gördüğü, bilirkişi raporuyla hasarın taşıyanın hakimiyet alanında ve adamlarının kusuruyla meydana geldiğinin tespit edildiği, bu nedenle taşıyanın Türk Ticaret Kanunu m. 1178 vd. uyarınca yüke özen borcunu ihlal ettiği kabul edilmiştir. Mahkeme ayrıca, zararı karşılayan sigorta şirketinin TTK m. 1472 gereğince sigortalıya halef olarak taşıyana rücu edebileceğine hükmetmiş ve davayı kısmen kabul ederek taşıyanın tazminat sorumluluğunu teyit etmiştir.Benzer şekilde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2013/5116 E. ), balast tankı borularından su sızmasını taşıyanın sorumluluğunda görmüştür.
Tahliye Sırasındaki Kusurlar:İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/376 E. K) kararında, cam emtiasının tahliyesi sırasında liman işçilerinin dikkatsiz elleçlemesi sonucu oluşan hasarda, liman işletmecisi haksız fiil (TBK m. 49) uyarınca sorumlu tutulmuştur. Ancak taşıyanın nezaret yükümlülüğü (TTK m. 1091) saklıdır. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/376 E., 2023/436 K. sayılı kararına konu olayda; cam emtiasının gemiden tahliyesi sırasında liman işçilerinin dikkatsiz ve özensiz elleçlemesi sonucu hasar meydana geldiği, bilirkişi raporuyla hasarın taşıma sırasında değil tahliye aşamasında ve liman operasyonundan kaynaklandığının tespit edildiği anlaşılmıştır. Mahkeme, gemi kaptanının tahliye sürecinde gerekli gözetim ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirdiğini, bu nedenle taşıyanın TTK m. 1178 kapsamında sorumluluğuna gidilemeyeceğini, buna karşılık zararın liman işletmesi çalışanlarının kusurlu fiillerinden kaynaklanması sebebiyle TBK m. 49 uyarınca liman işletmesinin sorumlu olduğunu kabul etmiş ve sigortacının halefiyet yoluyla açtığı davayı bu kapsamda kısmen kabul etmiştir.
Konteyner ve Ambar Kapakları Kusurları:İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/366 E. K) kararında, gemi ambarına giren deniz suyunun konteyner kapısındaki hasarlı bölgeden içeri sızması sonucu oluşan hasardan taşıyan sorumlu tutulmuştur. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2022/366 E., 2023/440 K. sayılı kararına konu olayda; konteyner içinde taşınan emtianın teslim sonrası açıldığında deniz suyuna maruz kalmak suretiyle ıslandığı, yapılan teknik incelemelerde konteynerde yapısal hasar bulunduğu ve gemi operasyonu sırasında ambar içine giren tuzlu suyun bu hasarlı bölgeden konteyner içine sızarak yükte zarara yol açtığı tespit edilmiştir. Mahkeme, hasarın deniz taşıması sırasında ve taşıyanın hakimiyet alanında meydana geldiğini, süresinde hasar ihbarı yapıldığını ve taşıyanların kusursuzluklarını ispat edemediklerini belirterek TTK m. 1178 ve ilgili hükümler uyarınca taşıyanların sorumlu olduğuna hükmetmiş, sigortacının halefiyet yoluyla açtığı davayı kabul ederek icra takibinin devamına karar vermiştir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2015/12971 E. Kaynak) ise ambar kapaklarına gerekli sızdırmazlık bandı (ramneck) uygulanmamasını donatanın sorumluluğu için yeterli görmüştür. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2015/12971 E., 2017/240 K. sayılı kararına konu olayda; deniz yoluyla taşınan çelik emtianın tahliye sırasında deniz suyuna maruz kalarak zarar görmesi üzerine sigortacı tarafından ödenen tazminatın rücuen tahsili talep edilmiş, ilk derece mahkemesince donatanın ambar kapaklarına gerekli sızdırmazlık (ramneck) uygulamasını yapmaması nedeniyle sorumlu olduğu kabul edilmiştir. Ancak Yargıtay, konşimentoda çarter partiye atıf yapılarak tahkim şartının taşıma ilişkisine dahil edildiğini belirterek, uyuşmazlığın mahkemede değil tahkim yoluyla çözülmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuş ve tahkim itirazının reddinin hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir.
4. Sorumlu Taraflar ve Husumet
Taşıyan ve Donatan: Zarardan kural olarak akdi taşıyan, fiili taşıyan ve donatan müteselsilen sorumludur (TTK m. 1191).
Acentenin Durumu: TTK m. 105 uyarınca acenteye karşı asıl taşıyıcıya izafeten dava açılabilir; ancak davanın doğrudan acentenin kendi tüzel kişiliğine yöneltilmesi durumunda pasif husumet yokluğu nedeniyle ret kararları verilebilmektedir (BAM İstanbul 13. HD, 2025/796 E. K; İzmir 5. ATM, 2017/1326 E. Kk).İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 2025/796 E., 2025/813 K. sayılı kararına konu olayda; deniz yoluyla taşınan emtianın ıslanarak zarar gördüğü iddiasıyla sigortacı tarafından başlatılan icra takibine itirazın iptali talep edilmiş, ancak davanın yanlış hasma yöneltildiği tespit edilmiştir. Mahkeme, davalının taşıyan veya taşıyan acentesi sıfatını haiz olmadığını, yalnızca konişmentoda “irtibat kurulacak acente” olarak yer aldığını ve bu nedenle pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını belirterek davanın reddine karar vermiş; istinaf incelemesinde de, acenteye karşı dava açılabilmesi için davanın taşıyana izafeten yöneltilmesi gerektiği, ayrıca itirazın iptali davasının icra takibine sıkı sıkıya bağlı olması nedeniyle sonradan taraf değişikliği yapılamayacağı gerekçeleriyle ilk derece mahkemesi kararı yerinde bulunarak istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.
İstisnalar (FIO/FIOS Şartları): Sözleşmede “FIO” (Free In and Out) şartı varsa, yükleme ve boşaltma sorumluluğu yük ilgilisine geçebilir. Ancak bu durum kaptanın denizcilik kuralları çerçevesindeki genel nezaret yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaz.
5. Dava Türleri, Görev ve Yetki
Dava Türleri: Sigorta şirketleri tarafından halefiyet ilkesine (TTK m. 1472) dayanarak açılan “Rücuen Tazminat” veya icra takibine itiraz durumunda “İtirazın İptali” davaları en yaygın somut örneklerdir.
Görevli Mahkeme: Bu davalar “Denizcilik İhtisas Mahkemesi” sıfatıyla Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülür. İstanbul’da bu görev münhasıran İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi‘ne verilmiştir.
Hak Düşürücü Süre: TTK m. 1188 uyarınca, eşyanın tesliminden itibaren 1 yıl içinde dava açılmalıdır. Rücu davalarında bu süreye ek olarak belirli şartlarla 90 günlük ek süre tanınabilmektedir.
İspat Yükü ve İhbar: TTK m. 1185 uyarınca hasarın teslim anında veya (gizli hasarsa) en geç 3 gün içinde taşıyana bildirilmesi gerekir. Süresinde ihbar yapılmaması, eşyanın hasarsız teslim edildiğine dair karine oluşturur ve ispat yükünü davacıya (yük ilgilisine) yükler (İstanbul 17. ATM, 2023/192 E. K).İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/192 E., 2024/278 K. sayılı kararına konu olayda; konteyner içinde taşınan pirinç emtiasının teslim sonrası alıcı deposunda ıslak ve küflenmiş halde tespit edilmesi üzerine sigortacı tarafından ödenen tazminatın rücuen tahsili talep edilmiş, ancak yapılan yargılama ve bilirkişi incelemesi sonucunda hasarın deniz taşıması sırasında ve taşıyanın hakimiyet alanında meydana geldiğinin ispatlanamadığı anlaşılmıştır. Mahkeme ayrıca, süresinde ve usulüne uygun hasar ihbarı yapılmadığını, konteynerin yükleme ve istif işlemlerinin “shipper’s load and count” kaydı gereği yükleten tarafından gerçekleştirildiğini ve hasarın hangi aşamada oluştuğunun belirlenemediğini dikkate alarak TTK m. 1178 kapsamında taşıyanın sorumluluğuna gidilemeyeceğine hükmetmiş ve davanın reddine karar vermiştir.
6. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, deniz taşımacılığı dışındaki benzer süreçlere ışık tutmaktadır:
Karayolu Taşımacılığı:İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi (2023/307 E. K) ve Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2021/657 E. K) kararlarında, soğuk zincir kırılması veya hatalı yükleme gibi durumlar TTK’nın karayolu hükümleri (m. 875 vd.) ve CMR Konvansiyonu çerçevesinde incelenmiştir. Bu kararlarda “deniz alacağı” nitelemesi yapılmamakta, genel taşıma hukuku ilkeleri uygulanmaktadır.
Liman Sahası Hasarları:Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/807 E. K) kararında, yükleme öncesi liman sahasında devrilen konteyner hasarında, liman işletmecisinin taşıyanın “yardımcı şahsı” sıfatıyla sorumluluğu tartışılmıştır.
Uluslararası Yetki:BAM İstanbul 43. HD (2021/1507 E. K) ve Yargıtay 11. HD (2022/1904 E. ) kararlarında, konşimentoda yer alan yabancı mahkeme yetki klozlarının (örneğin Londra/İngiliz Mahkemeleri) geçerli olduğu durumlarda Türk mahkemelerinin yetkisizlik kararı verebileceği vurgulanmıştır.
Sonuç: Yükleme/boşaltma ve sintine sızıntısı kaynaklı ıslanma hasarları, taşıyanın özen borcu kapsamında bir deniz alacağıdır. Davalar, halefiyet yoluyla sigortacı veya doğrudan yük ilgilisi tarafından, taşıyan/donatan aleyhine Denizcilik İhtisas Mahkemelerinde açılmalıdır. Sorumluluğun tayininde hasarın taşıyanın hakimiyet alanında gerçekleştiğinin ispatı ve süresinde yapılan hasar ihbarı kritik önem arz etmektedir.
Sık Sorulan Sorular
Gemi yükleme veya boşaltma sırasında yükün ıslanması deniz alacağı mıdır?
Evet. Yükleme, boşaltma ve liman hizmetleri sırasında meydana gelen ıslanma, zıya veya hasarlar; Türk Ticaret Kanunu m.1352/1-h kapsamında deniz alacağı olarak kabul edilmektedir. Bu nitelendirme, gemi üzerinde kanuni rehin ve ihtiyati haciz gibi özel güvencelere başvurulmasına imkân tanır.
Sintine veya balast hatasıyla yük zarar görürse taşıyan sorumlu olur mu?
Taşıyan, eşyayı teslim aldığı andan teslim ettiği ana kadar geçen sürede meydana gelen zararlardan sorumludur. Hatalı sintine veya balast operasyonları, taşıyanın adamlarının kusuru sayılır ve özen borcunun ihlali olarak değerlendirilir. Bu durumda taşıyan ve donatan sorumluluk altına girer.
Liman işçilerinin tahliye sırasında verdiği zarardan kim sorumludur?
Tahliye sırasında liman işçilerinin kusuruyla oluşan hasarlarda, liman işletmesi haksız fiil hükümlerine göre sorumlu tutulabilir. Ancak taşıyanın nezaret yükümlülüğü tamamen ortadan kalkmaz. Olayın niteliğine göre birlikte veya müteselsil sorumluluk gündeme gelebilir.
FIO veya FIOS kaydı varsa taşıyan sorumluluktan kurtulur mu?
FIO/FIOS kayıtları, yükleme ve boşaltma masraflarını yük ilgilisine devredebilir; ancak bu durum taşıyanın gemiyi yüke elverişli halde bulundurma ve denizcilik kurallarına uygun gözetim yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaz. Her somut olay ayrıca değerlendirilir.
Gemi yük hasarında dava açma süresi ve görevli mahkeme hangisidir?
Yük hasarına ilişkin davalar, eşyanın tesliminden itibaren 1 yıl içinde açılmalıdır. Bu tür uyuşmazlıklar, Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla görev yapan Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülür. İstanbul’da bu görev İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne verilmiştir.
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Yükleme, boşaltma ve sintine sızıntısı kaynaklı ıslanma hasarları; sıradan bir taşıma zararı olmayıp deniz ticareti hukukuna özgü, yüksek teknik bilgi gerektiren uyuşmazlıklardır. Bu tür dosyalarda sorumluluğun doğru şekilde tayini; hasarın hangi aşamada meydana geldiği, taşıyanın hâkimiyet alanında olup olmadığı, geminin yüke elverişliliği, sintine ve balast operasyonlarının usule uygun yapılıp yapılmadığı gibi detaylı denizcilik değerlendirmelerine bağlıdır.
Özellikle TTK m. 1352 kapsamında deniz alacağı nitelendirmesinin doğru yapılmaması, davanın yanlış mahkemede açılmasına, kanuni rehin ve ihtiyati haciz gibi güçlü teminat haklarının kaybedilmesine yol açabilmektedir. Aynı şekilde hasar ihbar süresinin kaçırılması, protesto mektuplarının usulüne uygun tutulmaması veya sörvey raporlarının eksik düzenlenmesi, davacının ispat yükünü ağırlaştırmakta ve davanın kaybedilmesi riskini doğurmaktadır.
İstanbul gibi deniz ticaretinin yoğun olduğu bir merkezde; Ambarlı, Haydarpaşa, Pendik, Tuzla, Kumport ve Marport gibi büyük limanlarda meydana gelen uyuşmazlıklarda, mahkemeler denizcilik teamüllerine ve Yargıtay içtihatlarına son derece sıkı şekilde bağlı kalmaktadır. Bu nedenle taşıyan–donatan–liman işletmesi–sigortacı arasındaki çok taraflı ilişkilerin doğru kurgulanması, husumetin eksiksiz yöneltilmesi ve FIO/FIOS gibi konşimento kayıtlarının etkisinin doğru değerlendirilmesi hayati önem taşır.
Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul limanlarında meydana gelen yük hasarları, sintine sızıntıları ve tahliye kusurlarına ilişkin uyuşmazlıklarda;
Deniz alacağı tespiti
Gemi üzerinde kanuni rehin ve ihtiyati haciz stratejileri
Sigortacılar tarafından açılan rücuen tazminat davaları
Denizcilik İhtisas Mahkemelerinde usule uygun dava takibi konularında uygulamaya ve içtihatlara hâkim, sonuç odaklı bir yaklaşım benimsemektedir. Deniz ticareti uyuşmazlıklarında uzman avukat desteği olmaksızın yürütülen süreçler, en güçlü görünen dosyalarda dahi telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilmektedir.
6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) uyarınca yabancıların Türkiye’den sınır dışı edilmesi, idari bir işlem olup belirli usul ve esaslara tabidir.
1. Deport (Sınır Dışı Etme) Kararı Nedir?
Sınır dışı etme kararı, Türkiye’de bulunması mevzuata aykırı görülen veya kamu düzeni/güvenliği açısından sakıncalı bulunan yabancıların; menşe ülkesine, transit gideceği ülkeye veya üçüncü bir ülkeye gönderilmesini sağlayan idari işlemdir (YUKK md. 52). Karar, Göç İdaresi Başkanlığı’nın talimatı üzerine veya valiliklerce resen alınır (md. 53/1).
2. Hangi Durumlarda Deport Kararı Verilir? (YUKK md. 54)
Kanun, sınır dışı etme nedenlerini tahdidi olarak saymıştır:
Terör ve Suç Örgütü Bağlantısı: Terör örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar.
Kamu Düzeni ve Güvenliği: Kamu düzeni, güvenliği veya sağlığı açısından tehdit oluşturanlar (Örn: G-87 tahdit kodu sahipleri).
Vize ve İkamet İhlalleri: Vize veya ikamet süresini 10 günden fazla aşanlar, vizesi iptal edilenler veya ikamet izni reddedilip 10 gün içinde çıkış yapmayanlar.
Yasa dışı Giriş-Çıkış: Türkiye’ye yasal olmayan yollarla girenler veya çıkış hükümlerini ihlal edenler.
Sahte Belge Kullanımı: Giriş, vize ve ikamet işlemlerinde gerçek dışı bilgi veya sahte belge kullananlar.
Uluslararası Koruma Reddi: Başvurusu reddedilen veya statüsü sona erenlerden Türkiye’de kalma hakkı bulunmayanlar.
3. Deport Kararına Karşı Dava ve 7 Günlük Süre
Dava Açma Süresi: Sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde idare mahkemesine başvurulabilir (YUKK md. 53/3). Not: 2019 öncesi 15 gün olan bu süre, 7196 sayılı Kanun ile 7 güne düşürülmüştür.
Otomatik Durdurma Etkisi: Dava açılması, yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, yargılama sonuçlanıncaya kadar sınır dışı etme işlemini kendiliğinden durdurur.
Yargılama Süreci: Mahkeme başvuruyu 15 gün içinde sonuçlandırır ve verilen karar kesindir; istinaf veya temyiz yolu kapalıdır.
4. İdari Gözetim ve Geri Gönderme Merkezleri (GGM)
Karar: Hakkında sınır dışı kararı alınanlardan; kaçma riski bulunan, giriş-çıkış kurallarını ihlal eden veya kamu güvenliği tehdidi oluşturanlar valilik kararıyla idari gözetim altına alınabilir (md. 57).
Süre: GGM’lerde idari gözetim süresi en fazla 6 aydır. Yabancının iş birliği yapmaması halinde 6 ay daha uzatılabilir (Toplam azami 1 yıl).
İtiraz: İdari gözetim kararına karşı Sulh Ceza Hakimliğine başvurulabilir. Hakim incelemeyi 5 gün içinde sonuçlandırır; bu karar kesindir (md. 57/6).
Alternatif Yükümlülükler: İdari gözetim yerine belirli adreste ikamet etme veya bildirimde bulunma gibi yükümlülükler getirilebilir (md. 57/A).
5. Türkiye’ye Giriş Yasağı (md. 9)
Sınır dışı edilen yabancılar hakkında valilik veya Genel Müdürlükçe giriş yasağı kararı alınır.
Süre: Giriş yasağı süresi kural olarak en fazla 5 yıldır. Ancak kamu güvenliği açısından ciddi tehdit varsa bu süre 10 yıl daha artırılarak toplamda 15 yıla kadar çıkarılabilir.
İstisna: Terke davet edilenlerden süresi içinde çıkanlar veya vize ihlali olup da para cezasını ödeyerek kendiliğinden çıkanlar hakkında giriş yasağı kararı alınmayabilir.
6. Yabancıların Hakları ve Sınır Dışı Edilemeyecekler (md. 55)
Aşağıdaki durumlarda, yabancı md. 54 kapsamında olsa dahi sınır dışı edilemez:
Gideceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye veya onur kırıcı muameleye maruz kalacağına dair ciddi emare bulunanlar (Geri Gönderme Yasağı – Non-refoulement).
Ciddi sağlık sorunları, yaş veya hamilelik nedeniyle seyahat etmesi riskli olanlar.
Hayati tehlike arz eden hastalığı olup gideceği ülkede tedavi imkanı bulunmayanlar.
İnsan ticareti mağdurları.
Uygulama Notu: Sınır dışı kararı tebliğ edilirken yabancıya mutlaka itiraz usulleri ve süreleri hakkında (mümkünse anladığı dilde) bilgilendirme yapılmalıdır. Avukat tutma imkanı olmayanlara adli yardım kapsamında avukat sağlanması talep edilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Deport kararına karşı dava açma süresi kaç gündür?
Sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren yalnızca 7 gün içinde idare mahkemesine dava açılmalıdır. Bu süre hak düşürücüdür ve kaçırılması halinde deport işlemi kesinleşir.
Deport kararına dava açınca sınır dışı işlemi durur mu?
Evet. Süresi içinde açılan dava, yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, mahkeme karar verene kadar deport işlemini otomatik olarak durdurur.
Geri Gönderme Merkezinde ne kadar süre tutulabilirim?
İdari gözetim süresi kural olarak en fazla 6 ay, zorunlu durumlarda ise en fazla 1 yıla kadar uzatılabilir. Ancak hukuka aykırı gözetim kararlarına karşı Sulh Ceza Hakimliğine başvurulabilir.
NEDEN UZMAN AVUKAT DESTEĞİ GEREKLİ?
Deport süreçleri, kısa süreler ve ağır sonuçlar nedeniyle profesyonel destek gerektiren kritik hukuki süreçlerdir:
1. 7 Günlük Süre Hayati Öneme Sahiptir
Sadece 7 gün içinde dava açılması gerekir. Bu süre kaçırıldığında, sınır dışı kararı kesinleşir ve geri dönüş çok zorlaşır
2. Her Dosya İçin Farklı Hukuki Strateji Gerekir
Kamu güvenliği, vize ihlali, sahte belge veya uluslararası koruma reddi gibi her durum farklı savunma gerektirir. Bu nedenle dosya bazlı uzmanlık şarttır.
3. GGM Süreci Profesyonel Takip Gerektirir
Geri gönderme merkezinde bulunan kişiler için:
İdari gözetim kaldırma
Serbest bırakma başvurusu
Alternatif yükümlülük talepleri ancak deneyimli bir tuzla geri gönderme merkezi avukatı ile etkili şekilde yürütülebilir.
4. Giriş Yasağı ve Tahdit Kodları Teknik Süreçtir
G-87 gibi tahdit kodlarının kaldırılması, giriş yasağının iptali ve yeniden Türkiye’ye giriş süreçleri uzmanlık gerektirir.
5. Hak İhlallerine Karşı Etkili Savunma
Geri gönderme yasağı (non-refoulement), sağlık durumu ve insan ticareti mağduriyeti gibi durumların doğru şekilde ileri sürülmesi hayati önem taşır.
SONUÇ
Deport ve geri gönderme merkezi süreçleri, hızlı hareket edilmesi gereken ve ciddi hak kayıplarına yol açabilecek işlemlerdir. Bu nedenle sürecin, alanında uzman bir İstanbul göçmen avukatı veya Tuzla göçmen avukatı ile yürütülmesi büyük önem taşır. 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, deport, geri gönderme merkezi (GGM) ve yabancılar hukuku alanında müvekkillerine profesyonel ve etkin hukuki destek sunmaktadır.
Anlaşmalı boşanmada “hak talebim yoktur” demek her zaman mal paylaşımından vazgeçildiği anlamına gelmez. Protokolde mal rejimi tasfiyesi açıkça düzenlenmemişse, eşler sonradan katılma alacağı veya katkı payı davası açabilir.
1. Anlaşmalı Boşanmada Mal Paylaşımının Hukuki Niteliği ve Usulü
Yargıtay kararlarına göre, anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı (mal rejiminin tasfiyesi), boşanmanın fer’î (eki) niteliğinde bir konu değildir. Bu nedenle, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3. maddesi uyarınca anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için tarafların mal rejimi konusunda anlaşmış olmaları zorunlu bir unsur değildir. Eşler, mal rejiminin tasfiyesini boşanma süreciyle birlikte yapabilecekleri gibi, bu haklarını zamanaşımı süresi içinde ayrı bir dava konusu da yapabilirler (Yargıtay HGK-2019/335 K, 8. HD-2016/16216 K).
Ancak taraflar mal paylaşımı konusunda bir mutabakata varmışlarsa, bu anlaşmanın geçerli olabilmesi için şu usuli şartlar aranmaktadır:
Protokol ve Onay: Mal paylaşımına ilişkin hükümlerin boşanma protokolünde yer alması veya duruşma tutanağına imzalı beyan olarak geçirilmesi gerekir. Bu anlaşmanın hakim tarafından uygun bulunarak onaylanması ve hüküm fıkrasına geçirilmesi bağlayıcılık için esastır (Yargıtay 2. HD-2023/1061, 8. HD-2014/9610 K).
Hakim Müdahalesi: Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini gözeterek protokolde gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir; bu değişikliklerin taraflarca kabulü halinde boşanmaya ve tasfiyeye hükmedilir (Yargıtay 2. HD-2013/26214 ).
2. Mal Paylaşımında Dikkat Edilmesi Gereken Kritik Hususlar
Yargıtay, mal paylaşımı anlaşmalarının geçerliliği ve sonradan dava açılmasını engellemesi için belirli kriterler aramaktadır:
Açıklık ve Belirlilik İlkesi: Anlaşma metni “hiçbir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta” olmalıdır. Soyut, muğlak, her anlama gelebilen veya müphem ifadeler (örneğin; “başkaca maddi talebim yoktur”) mal rejiminin tasfiyesini kapsamaz. Tasfiyeye konu olan taşınmaz, araç, şirket hissesi veya ziynet eşyası gibi unsurların “tek tek ve ismen” sayılması gerekmektedir (Yargıtay HGK-2019/335 K, 8. HD-2012/3587 K, 8. HD-2013/827 K).
Şarta Bağlı Olmama: Mal paylaşımına ilişkin feragat veya kabuller koşula bağlı yapılamaz. Örneğin, bir taşınmazın bedelinin ödenmesinin emeklilik gibi bir şarta bağlanması, uyuşmazlığı nihai olarak sona erdirmediği için geçersiz kabul edilmektedir (Yargıtay 2. HD-2013/26214
İrade Sakatlığı ve Hile: Protokolün serbest iradeyle imzalanmış olması gerekir. Aldatma (hile), korkutma veya yanılma gibi irade fesadı hallerinin ispatlanması durumunda protokol geçersiz sayılabilir. Ancak ağır depresyon tedavisi gibi durumlar tek başına irade fesadı için yeterli görülmemiştir (Yargıtay 2. HD-2023/1061 , 2. HD-2022/10165
Dürüstlük Kuralı: Protokolde mal rejimini tasfiye ettiğini beyan eden ve bu beyanı mahkemece onaylanan tarafın, sonradan aynı konuda dava açması “dürüstlük kuralına aykırılık” ve “hakkın kötüye kullanılması” olarak değerlendirilmektedir (Yargıtay 2. HD-2023/2541 , 2. HD-2022/10165
3. Mali Taleplerden Vazgeçmenin (Feragat) Geçerliliği
Mali taleplerden vazgeçme, belirli şartlar altında kesin hüküm teşkil eder ve bağlayıcıdır:
Mahkeme İçi İkrar: Tarafların duruşmada “katkı payı, katılma alacağı ve mal paylaşımı talebimiz yoktur” şeklindeki imzalı beyanları mahkeme içi ikrar niteliğindedir ve tarafları bağlar (Yargıtay 2. HD-2022/10165 K 2. HD-2023/4621 K).
Kapsam Sınırlaması: “Maddi ve manevi tazminat talebim yoktur” şeklindeki genel ifadeler kural olarak sadece boşanmanın fer’îlerini kapsar; mal rejiminden kaynaklanan (katılma alacağı, değer artış payı) hakları kapsamaz. Mal rejiminden feragat için “katkı payı, katılma alacağı veya mal rejiminden kaynaklı haklar” ibarelerinin açıkça geçmesi şarttır (Yargıtay 8. HD-2013/827, 2. HD-2023/1441.
Doğmayan Haktan Feragat: Bazı kararlarda “doğmayan haktan feragat olmaz” ilkesi uyarınca, boşanma kesinleşmeden önce henüz doğmamış olan katılma alacağından peşinen vazgeçilemeyeceği belirtilse de; protokolün mahkemece onaylanması ve kesinleşmesi durumunda bu feragatlerin geçerli olduğu ve dava hakkını sona erdirdiği baskın görüş olarak uygulanmaktadır (Yargıtay 8. HD-2013/9389 Kaynak, 2. HD-2022/9474
Ziynet Eşyaları: Protokolde ziynet eşyalarına ilişkin açık bir düzenleme bulunmaması veya “ziynet konusunda karar verilmesine yer olmadığına” dair muğlak hükümler kurulması, sonradan ziynet alacağı davası açılmasına engel teşkil etmeyebilir (Yargıtay 2. HD-2024/8560 ).
4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam
Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya özel durumlar olarak yer almakta olup ikincil kaynak niteliğindedir:
Boşanma Sonrası Mutabakatlar: Boşanma kesinleştikten sonra noter huzurunda yapılan “Boşanma Sonrası Mutabakatı” gibi sözleşmeler, mal rejimi tasfiyesi açısından bağlayıcı kabul edilmektedir. Ancak bu tür belgelerde yer alan genel feragatlerin, çeyiz senedi gibi özel alacakları kapsayıp kapsamadığı mahkemece detaylıca incelenmelidir (Yargıtay 2. HD-2021/5390 K).
Ticari Varlıklar ve Şirket Hisseleri: Boşanma protokolündeki genel mal rejimi feragatleri, şirket hisselerinin devri veya ticari kâr payı alacaklarını her zaman otomatik olarak kapsamayabilir. Özellikle hisse devirlerinin noter onaylı yazılı sözleşme (TTK m.520) gibi şekil şartlarına uygun yapılması gerektiği, aksi halde protokolün bu kısımlarının geçersiz sayılabileceği vurgulanmaktadır (İstanbul 10. ATM-2022/47 K, İstanbul Anadolu 4. ATM-2023/219 K
Kadastro Öncesi Haklar: Boşanma protokolündeki geniş kapsamlı feragatlerin, miras yoluyla intikal eden ve kadastro öncesi nedenlere dayalı tapu iptal tescil davalarını kapsamadığı kabul edilmiştir (Yargıtay 1. HD-2021/4524
Sonuç olarak; anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı yapılacaksa, tüm taşınır ve taşınmaz varlıkların protokolde tek tek belirtilmesi, “mal rejimi tasfiyesi, katkı payı ve katılma alacağı” kavramlarının açıkça kullanılarak feragat edilmesi ve bu protokolün mahkeme hükmüne esas alınması, tarafların hukuki güvenliği açısından elzemdir.
Sıkça Sorulan Sorular
Anlaşmalı boşanmada “hak talebim yoktur” demek sonradan mal paylaşımı davası açmayı engeller mi?
Hayır, her zaman engellemez. Bu ifade tek başına mal paylaşımını kapsamaz. Protokolde mal rejimi açıkça düzenlenmemişse sonradan dava açılabilir. Yargıtay’a göre anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan “başkaca maddi ve manevi talebim yoktur” şeklindeki genel ifadeler, mal rejiminin tasfiyesini (mal paylaşımını) otomatik olarak kapsamaz. Çünkü mal paylaşımı, boşanmanın fer’i (ek sonucu) değildir. Eğer protokolde mal paylaşımı açık, net ve tereddütsüz şekilde düzenlenmemişse, taraflar sonradan edinilmiş mallara katılma alacağı davası açabilir. Yani soyut ve genel ifadeler, mal paylaşımı hakkından feragat anlamına gelmez.
Anlaşmalı boşanma protokolünde mal paylaşımı yapılmadıysa sonradan dava açılabilir mi?
Evet, açılabilir. Mal rejiminin tasfiyesi boşanmanın zorunlu bir parçası değildir. Taraflar isterlerse boşanma sırasında mal paylaşımı yapabilir, isterlerse bu konuyu daha sonra ayrı bir dava ile ileri sürebilirler. Ancak önemli bir nokta vardır: Eğer protokolde mal paylaşımı açık ve kesin şekilde düzenlenmiş veya bu haktan açıkça feragat edilmişse, sonradan dava açılması mümkün olmaz. Buna karşılık, somut olayda olduğu gibi muğlak ve genel ifadeler içeren protokoller, mal paylaşımı davasına engel teşkil etmez.
Eşin malvarlığı hakkında yanlış bilgi verilmesi (hile) mal paylaşımı davasını yeniden açma hakkı verir mi?
Evet, verir. Eğer bir eş, malvarlığına ilişkin gerçek dışı bilgi vererek diğer eşin iradesini sakatlamışsa, bu durum “hile” olarak kabul edilir. Bu durumda: Yapılan protokol geçersiz sayılır. Feragat hükümleri uygulanmaz. Taraf, yeniden mal rejimi tasfiyesi (katılma alacağı) davası açabilir Yargıtay, somut olayda davalının şirket hisselerini daha önce devretmesine rağmen aksi yönde beyanda bulunmasını hile olarak kabul etmiş ve davacının dava açma hakkını korumuştur.
“Mal talebim yoktur” yazan protokol varken sonradan mal paylaşımı davası açılabilir mi?
Evet, açılabilir. Somut olayda taraflar anlaşmalı boşanmış ve protokolde yalnızca “mal talebim yoktur” şeklinde genel bir ifade yer almıştır. Ancak bu ifade, evlilik içinde edinilen taşınmazın paylaşımını açık ve ayrıntılı şekilde düzenlemediği için Yargıtay, bu tür genel ibarelerin mal rejimi tasfiyesini kapsamayacağını kabul etmiştir. Bu nedenle davacının, taşınmazın edinilmesine katkı sağladığını ileri sürerek sonradan katkı payı alacağı davası açabileceğine hükmedilmiştir.
Boşanırken “mal talebim yoktur” dedim ama eşimin adına alınan ev için sonradan dava açabilir miyim?
Evet, açabilirsiniz. Somut olayda eşler boşanırken protokole sadece “mal talebim yoktur” yazmış, ancak evlilik içinde alınan konutun kime ait olacağı veya nasıl paylaşılacağı açıkça düzenlenmemiştir. Daha sonra kadın eş, bu evin alınmasına kendi kazancı ve ailesinden gelen para ile katkı sağladığını ileri sürerek dava açmıştır. Yargıtay, protokolde sadece genel bir ifade bulunmasının yeterli olmadığını, mal paylaşımına ilişkin açık ve ayrıntılı düzenleme yapılmadıkça bu haktan vazgeçilmiş sayılmayacağını belirterek davanın incelenmesi gerektiğine karar vermiştir.
Anlaşmalı boşanma protokolünde feragat (haklardan vazgeçme) şarta bağlı olabilir mi?
Hayır, olamaz. Somut olayda taraflar, boşanma sonrası mal rejimine ilişkin bir protokol imzalamış; bu protokolde davalı eş, sahip olduğu şirket hisselerinin ileride satılması halinde belirli bir ödeme yapacağını taahhüt etmiştir. Ancak daha sonra bu hisselerin protokol tarihinden önce devredilmiş olduğu ortaya çıkmış ve davacının bu durumu bilmeden protokolü imzaladığı anlaşılmıştır. Yargıtay, bu durumda feragat beyanının hem şarta bağlı olması hem de hile ile sakatlanmış olması nedeniyle geçerli kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Feragat beyanının geçerli olabilmesi için açık, kesin ve şartsız olması gerekir. Bu nedenle somut olayda, davacının mal rejiminden kaynaklanan haklarını talep etmesinin önünde bir engel bulunmadığı kabul edilmiştir.
Eşin malvarlığı hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunması (hile) boşanma sonrası yapılan protokolü geçersiz kılar mı?
Evet, kılabilir. Somut olayda davalı eş, 04.10.2018 tarihli protokolde şirket hisselerinin ileride satılması halinde davacıya ödeme yapacağını taahhüt etmiş; ancak gerçekte bu hisselerin protokol tarihinden yaklaşık 1 yıl önce devredilmiş olduğu anlaşılmıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2023/1061 E., 2023/2206 K. kararında, davalının bu gerçeği bilmesine rağmen aksi yönde beyanda bulunarak davacıyı sözleşme yapmaya yönlendirdiği, yani kasten aldatma (hile) bulunduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle Yargıtay, davacının iradesinin sakatlandığını ve bu protokolün hile nedeniyle geçersiz olduğunu belirterek, mal rejiminden kaynaklanan hakların yeniden talep edilebileceğine hükmetmiştir.
Anlaşmalı boşanmada açıkça “katkı payı talebim yoktur” diyen eşin, uzun süre sonra mal paylaşımı davası açması dürüstlük kuralına aykırı mıdır?
Evet, somut olaya göre aykırı sayılabilir. Somut olayda taraflar anlaşmalı boşanma sırasında duruşmada açıkça “katkı payı talebimiz yoktur” şeklinde beyan vermiş ve bu beyan mahkeme huzurunda imza altına alınmıştır. Boşanma kararı da bu irade doğrultusunda kesinleşmiştir. Buna rağmen davacı eş, uzun süre sessiz kaldıktan sonra ve zamanaşımı süresinin dolmasına çok kısa bir süre kala katkı payı alacağı davası açmıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2022/10165 E., 2024/2453 K. kararında, bu davranışın dürüstlük kuralına ve ahde vefa ilkesine aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Yargıtay, tarafların boşanma sırasında mal rejimini tasfiye ettiklerinin kabul edilmesi gerektiğini ve sonradan açılan davanın bu yönüyle hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu belirtmiştir. Sonuç olarak, boşanma sırasında açık irade beyanı ile haklardan vazgeçilmişse ve uzun süre sonra bu beyanla çelişen şekilde dava açılıyorsa, bu durum dürüstlük kuralına aykırı kabul edilebilir.
Anlaşmalı boşanma duruşmasında “mal ve katkı payı talebim yoktur” demek mahkeme içi ikrar sayılır mı ve sonradan dava açmayı engeller mi?
Evet, sayılır ve çoğu durumda dava açmayı engeller. Somut olayda taraflar, boşanma duruşmasında mahkeme huzurunda “nafaka, tazminat ve katkı payı talebimiz yoktur” şeklinde açık beyanda bulunmuş ve bu beyan duruşma tutanağına geçirilerek imza altına alınmıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2022/10165 E., 2024/2453 K. kararında, bu beyanın mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu ve tarafları bağladığı kabul edilmiştir. Bu nedenle, boşanma sonrasında açılan katkı payı alacağı davası reddedilmiştir. Yargıtay’a göre, mahkeme huzurunda verilen bu tür açık ve kesin beyanlar, sonradan aksi yönde talepte bulunulmasını engelleyebilir; ancak bunun istisnası, irade sakatlığı (hile, korkutma vb.) gibi durumların ispat edilmesidir.
Anlaşmalı boşanmada “maddi ve manevi tazminat talebim yoktur” demek mal paylaşımı (katılma alacağı) hakkından da vazgeçmek anlamına gelir mi?
Hayır, gelmez. Somut olayda davacı eş, boşanma sürecinde “herhangi bir maddi ve manevi tazminat talebim yoktur, mal paylaşımıyla ilgili isteğim yoktur” şeklinde genel ifadeler kullanmıştır. Buna dayanılarak dava reddedilmiş; ancak Yargıtay bu değerlendirmeyi hatalı bulmuştur. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2013/827 E., 2013/12674 K. kararında, bu tür genel ifadelerin kural olarak sadece boşanmanın fer’îlerini (tazminat, nafaka vb.) kapsadığı, mal rejiminden doğan hakları (katılma alacağı, değer artış payı gibi) kapsamayacağı açıkça belirtilmiştir. Yargıtay’a göre, mal rejiminden feragatın geçerli olabilmesi için protokolde “katılma alacağı, katkı payı, mal rejiminden kaynaklanan haklar” gibi ibarelerin açık, net ve tereddütsüz şekilde yer alması gerekir. Aksi halde, genel ve muğlak ifadeler mal paylaşımı hakkından vazgeçildiği anlamına gelmez ve eş sonradan dava açabilir.
Anlaşmalı boşanma sırasında “mal talebim yoktur” demek, henüz doğmamış mal paylaşımı (katılma alacağı) hakkından feragat anlamına gelir mi?
Hayır, gelmez. Somut olayda taraflar boşanma sürecinde “evlilikte edinilen malları paylaştık, sonradan talepte bulunmayacağız” ve “mal paylaşımına ilişkin anlaşmazlık yoktur” şeklinde beyanlarda bulunmuşlardır. Ancak bu beyanlar verildiği sırada boşanma henüz kesinleşmemiş, dolayısıyla mal rejimi tasfiyesi yapılmamış ve katılma alacağı hakkı henüz doğmamıştır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2013/9389 E., 2014/4769 K. kararında açıkça vurgulandığı üzere, katılma alacağı ancak mal rejiminin tasfiyesi ile birlikte doğan bir haktır. Bu nedenle henüz doğmamış bir haktan önceden feragat edilmesi hukuken mümkün değildir. Yargıtay, “doğmayan haktan feragat olmaz” ilkesi gereği, boşanma sırasında yapılan bu tür genel ve erken beyanların mal rejiminden doğacak hakları ortadan kaldırmayacağını kabul etmiştir.
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Anlaşmalı boşanma her ne kadar “kolay” bir süreç gibi görünse de, özellikle mal paylaşımı (mal rejiminin tasfiyesi) açısından ciddi hukuki riskler barındırır. Yargıtay kararları da açıkça göstermektedir ki; protokolde kullanılan tek bir ifade dahi, tarafların yıllar sonra hak kaybı yaşamasına veya yeniden dava açmasına neden olabilmektedir.
Bu noktada uzman bir tuzla boşanma avukatı veya istanbul boşanma avukatı desteği alınması şu nedenlerle kritik öneme sahiptir: 1. Hak Kaybının Önlenmesi “Mal talebim yoktur” gibi genel ifadeler çoğu zaman mal paylaşımını kapsamaz. Ancak yanlış veya eksik yazılmış bir protokol, ileride telafisi zor sonuçlar doğurabilir. Uzman avukat, protokolü açık, net ve Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde düzenler. 2. Protokolün Geçerliliğinin Sağlanması Mal paylaşımına ilişkin hükümlerin bağlayıcı olabilmesi için;
Açık ve tereddütsüz olması
Hâkim tarafından onaylanması
Hüküm fıkrasına geçirilmesi gibi teknik şartlar gerekir. Bu detaylar çoğu kişi tarafından bilinmez. 3. Sonradan Dava Riskinin Yönetilmesi Eksik veya muğlak protokoller, boşanma sonrasında katılma alacağı, katkı payı, ziynet alacağı gibi davaların açılmasına yol açabilir. Uzman bir avukat, bu riskleri en baştan ortadan kaldırır. 4. İrade Sakatlığı ve Hile Riskine Karşı Koruma Taraflardan birinin malvarlığını gizlemesi, yanlış bilgi vermesi veya baskı oluşturması durumunda protokol geçersiz hale gelebilir. Bu tür durumların tespiti ve önlenmesi profesyonel hukuki bilgi gerektirir. 5. Dürüstlük Kuralına Uygunluk ve Strateji Yargıtay, bazı durumlarda sonradan açılan davaları “dürüstlük kuralına aykırılık” gerekçesiyle reddetmektedir. Sürecin doğru yönetilmesi, ileride bu tür risklerle karşılaşmamak açısından önemlidir.
Bu nedenle anlaşmalı boşanma sürecinde, özellikle mal paylaşımı gibi teknik ve kritik bir konuda, alanında deneyimli bir hukuk bürosundan destek almak en sağlıklı yoldur. Bu kapsamda 2M Hukuk Avukatlık Ofisi gibi uzman ekiplerle çalışmak, sürecin hem güvenli hem de hak kaybı yaşanmadan tamamlanmasını sağlar.
Bu çalışma, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) mevzuat bilgi notu ve ilgili yargı kararları çerçevesinde, sınır dışı etme (deport) kararı, iptal usulleri, idari gözetim, giriş yasağı ve yabancıların hukuki haklarına ilişkin kapsamlı bir analiz sunmaktadır.
1. Deport (Sınır Dışı Etme) Kararı Nedir?
Sınır dışı etme kararı, Türkiye’de bulunması mevzuata aykırı görülen veya kamu düzeni/güvenliği açısından sakıncalı bulunan yabancıların; menşe ülkesine, transit gideceği ülkeye veya üçüncü bir ülkeye gönderilmesini sağlayan idari bir işlemdir (YUKK md. 52). Karar, Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün talimatı üzerine veya valiliklerce resen alınır (YUKK md. 53/1). Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarında da vurgulandığı üzere, yabancıların ülkeye girişleri, ikametleri ve ülkeden çıkarılmaları uluslararası hukukta devletin egemenlik yetkisi kapsamında kabul edilmektedir (AYM 7/9/2021).
2. Hangi Durumlarda Deport Kararı Verilir?
YUKK md. 54 uyarınca sınır dışı etme kararı verilecek haller kanunda tahdidi olarak sayılmış olup, yargı kararlarına yansıyan başlıca durumlar şunlardır:
Terör ve Suç Örgütü Bağlantısı ile Kamu Güvenliği: Terör örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar ile kamu düzeni/güvenliği tehdidi oluşturanlar hakkında karar verilir. Yargı kararlarında DEAŞ terör örgütü bağlantısı (AYM 15/2/2023, AYM 27/1/2021), Interpol kırmızı bülteni ve uyuşturucu ticareti suçlamaları (Danıştay 10. Daire 2023/4836 ) ile alkollü araç kullanarak trafik güvenliğini tehlikeye sokma (AYM 4/10/2023) gibi durumlar bu kapsamda değerlendirilmiştir.
Vize, İkamet ve Giriş-Çıkış İhlalleri: Vize veya ikamet süresini 10 günden fazla aşanlar, ikamet izni uzatma başvurusu reddedilip 10 gün içinde çıkmayanlar (Danıştay 10. Daire 2023/6291 ) ve Türkiye’ye yasa dışı yollarla giren veya çıkanlar (İzmir 1. İdare Mahkemesi 2020/535 , AYM 21.01.2025) hakkında sınır dışı kararı tesis edilmektedir.
Sahte Belge Kullanımı: Giriş ve vize işlemlerinde sahte belge kullananlar (Örn: sahte Güney Afrika vizesi şüphesi – İstanbul BİM 10. İDD 2019/496 ).
Uluslararası Koruma Başvurusunun Reddi/Geri Çekilmesi: Başvurusu reddedilenler veya bildirim (imza) yükümlülüğünü üst üste üç kez ihlal ettiği için başvurusu geri çekilmiş sayılanlar (Kırıkkale İdare Mahkemesi 2020/359 , AYM 11/3/2020).
3. Deport Kararına Karşı Dava ve 7 Günlük Süre
Sınır dışı etme kararları yargısal denetime tabidir.
Dava Açma Süresi: YUKK md. 53/3 uyarınca, yabancı veya yasal temsilcisi/avukatı, kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde idare mahkemesine iptal davası açabilir. (Not: Eski düzenlemelerde ve 2019 öncesi yargı kararlarında bu süre 15 gün olarak geçmekte olup, 7196 sayılı Kanun ile 7 güne düşürülmüştür – AYM 15/3/2022, AYM 23/2/2022).
Yargılama Süresi ve Kesinlik: İdare mahkemesi başvuruyu 15 gün içinde sonuçlandırır. Mahkemenin verdiği karar kesindir; istinaf veya temyiz yolu kapalıdır (Danıştay 10. Daire 2016/83 ).
Otomatik Durdurma Etkisi: Dava açılması, yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, yargılama sonuçlanıncaya kadar sınır dışı etme işlemini kendiliğinden durdurur. AYM kararlarında, 7196 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası iptal davasının otomatik durdurma etkisi sağlamasının “etkili bir başvuru yolu” oluşturduğu vurgulanmıştır (AYM 15/3/2022).
4. İdari Gözetim ve Geri Gönderme Merkezleri (GGM)
Hakkında sınır dışı kararı alınanlardan; kaçma riski bulunan, giriş-çıkış kurallarını ihlal eden veya kamu güvenliği tehdidi oluşturanlar valilik kararıyla idari gözetim altına alınarak Geri Gönderme Merkezlerinde (GGM) tutulurlar (YUKK md. 57 ve 58).
Süre: İdari gözetim süresi en fazla 6 aydır. Yabancının iş birliği yapmaması halinde bu süre en fazla 6 ay daha uzatılabilir (Toplam azami 1 yıl) (AYM 27/1/2021).
İtiraz Yolu: İdari gözetim kararına karşı Sulh Ceza Hâkimliğine başvurulabilir. Hâkim incelemeyi 5 gün içinde sonuçlandırır ve karar kesindir. Yargı kararlarında, tahdit kaydı bulunmayan kişilerin itiraz üzerine serbest bırakıldığı örnekler mevcuttur (AYM 21.01.2025).
Tazminat Hakkı: İdari gözetimin hukuka aykırı olduğu durumlarda (örneğin sulh ceza hâkimliğince iptal edilmesi), yabancının idari yargıda tam yargı davası açarak tazminat talep etme hakkı bulunmaktadır (AYM 21.01.2025, AYM 27/1/2021).
Alternatif Yükümlülükler: İdari gözetim yerine belirli adreste ikamet etme veya bildirimde bulunma gibi alternatif yükümlülükler getirilebilir (YUKK md. 57/A).
5. Türkiye’ye Giriş Yasağı
Sınır dışı edilen yabancılar hakkında valilik veya Göç İdaresi Genel Müdürlüğünce giriş yasağı kararı alınır (YUKK md. 9). Kural olarak en fazla 5 yıl olan bu süre, ciddi güvenlik tehditlerinde 15 yıla kadar çıkabilir.
Tahdit Kodları: Uygulamada giriş yasakları tahdit kodları ile işlenmektedir. Örneğin, genel güvenlik tehdidi için “G-87” kodu (AYM 15/2/2023), vize ihlalleri için “Ç-113” veya “Ç-120″ kodları kullanılmaktadır.
Ölçülülük İlkesi: Danıştay 10. Daire (2016/15371 ) kararında, vize ihlalinde bulunup idareyi bilgilendirerek ülkeden çıkmak isteyen bir yabancıya en fazla 1 yıl giriş yasağı uygulanması gerekirken, tebligat yapılmaksızın 5 yıl süreyle giriş yasağı konulması hukuka aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Hakkında giriş yasağı bulunmasına rağmen Türkiye’ye girenler doğrudan sınır dışı etme sebebidir (YUKK md. 54/1-ı).
6. Yabancıların Hukuki Hakları ve Sınır Dışı Edilemeyecekler
Yabancıların temel hakları Anayasa (md. 16, md. 17) ve uluslararası sözleşmelerle güvence altındadır.
Geri Gönderme Yasağı (Non-refoulement): YUKK md. 4 ve md. 55 uyarınca, yabancı md. 54 kapsamında (terör, kamu güvenliği vb.) olsa dahi; gideceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye veya onur kırıcı muameleye maruz kalacağına dair ciddi emare bulunanlar sınır dışı edilemez. Yargı kararlarında, idarenin menşe ülke koşullarını (örneğin Afganistan veya Suriye’deki çatışma ve zulüm riskini) bireyselleştirilmiş bir şekilde araştırmadan verdiği deport kararları hukuka aykırı bulunarak iptal edilmiştir (Edirne İdare Mahkemesi 2021/1492 , İzmir 1. İdare Mahkemesi 2020/469 , Zonguldak İdare Mahkemesi 2021/880 ).
Refakatsiz Çocuklar: Çocuğun yüksek yararı esastır. Yaş tespiti tereddüdü olan durumlarda kapsamlı fiziksel ve psikolojik değerlendirme yapılmadan reşit kabul edilerek sınır dışı işlemi tesis edilmesi hukuka aykırıdır (Kocaeli 1. İdare Mahkemesi 2022/45 ).
Bilgilendirme ve Adli Yardım: Sınır dışı kararı tebliğ edilirken yabancıya anladığı dilde itiraz usulleri ve süreleri bildirilmelidir (AYM 02.07.2025). Avukat tutma imkânı olmayanlara, karşılıklılık şartı aranmaksızın adli yardım kapsamında avukat sağlanması talep edilebilir (AYM 14.10.2025).
7. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Bulgular
Karar metinlerinde sınırlı bilgi sunan ikincil kaynaklar incelendiğinde şu ek bağlamlar tespit edilmiştir:
Tebligat ve Süre Aşımı Sorunları: AYM’nin Keremu Asimuguli (17.07.2025) ve Majid Yarizadeh (26/5/2021) kararlarında, yabancıların MERNİS adreslerinin bulunmaması veya tebligat sorunları nedeniyle idare mahkemelerinde açılan iptal davalarının süre aşımı veya açılmamış sayılma gerekçeleriyle reddedildiği görülmüştür. Her iki vakada da idare sonradan sınır dışı işlemlerini geri almış ve AYM güncel mağduriyet kalmadığından başvuruları düşürmüştür.
Yetki Uyuşmazlıkları: Danıştay 10. Daire (2024/3653 ) kararında, deport kararlarına karşı açılacak iptal davalarında, işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yer mahkemesinin (örneğin İstanbul Valiliği işlemi için İstanbul İdare Mahkemesi) yetkili olduğu teyit edilmiştir. İkincil kaynaklarda 7 günlük süre, idari gözetim veya giriş yasağına ilişkin detaylı bir esasa girilmemiştir.
Sıkça Sorulan Sorular
Deport kararına karşı dava açma süresi kaç gündür?
Sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren yalnızca 7 gün içinde idare mahkemesinde dava açılmalıdır. Bu süre hak düşürücüdür. Süre geçirilirse dava açma hakkı kaybedilir.
Deport kararına dava açınca sınır dışı işlemi durur mu?
Evet. Deport kararına karşı süresi içinde dava açılması halinde, mahkeme karar verene kadar sınır dışı işlemi otomatik olarak durur. Bu, yabancılar açısından hayati bir hukuki güvencedir.
Geri Gönderme Merkezinde (GGM) ne kadar tutulabilirim?
İdari gözetim süresi kural olarak en fazla 6 ay, zorunlu hallerde ise en fazla 1 yıla kadar uzatılabilir. Ancak hukuka aykırı gözetim kararlarına karşı Sulh Ceza Hakimliğine başvurarak serbest kalmak mümkündür.
NEDEN UZMAN AVUKAT DESTEĞİ GEREKLİ?
Deport süreçleri, çok kısa süreler (özellikle 7 gün) ve ciddi sonuçlar (ülkeye giriş yasağı, özgürlük kısıtlaması) içeren son derece teknik hukuki süreçlerdir. Bu nedenle profesyonel destek kritik önemdedir:
1. Süre Kaçırılırsa Hak Kaybı Kesindir
7 günlük dava süresi kaçırıldığında, deport kararı kesinleşir ve geri dönüş çoğu zaman imkânsız hale gelir.
2. Dosya Stratejisi Hayati Öneme Sahiptir
Her deport dosyası farklıdır.
Kamu güvenliği gerekçesi
Vize ihlali
Sahte belge
Uluslararası koruma reddi Her biri için ayrı savunma stratejisi gerekir.
3. GGM Süreci Profesyonel Takip Gerektirir
Geri gönderme merkezinde bulunan kişiler için:
İdari gözetim kaldırma
Serbest bırakma başvurusu
Alternatif yükümlülük talepleri ancak deneyimli bir avukatla etkili yürütülebilir.
4. Yanlış Ülkeye Gönderme Riskine Karşı Koruma
Non-refoulement (geri gönderme yasağı) kapsamında, kişinin hayatının riskte olduğu ülkeye gönderilmemesi gerekir. Bu savunmanın doğru kurulması uzmanlık ister.
5. Tahdit Kodları ve Giriş Yasağı Kaldırma
G-87, Ç-120 gibi kodların kaldırılması ayrı bir hukuki süreçtir ve teknik bilgi gerektirir.