Deniz Alacağına Dayalı Gemi İhtiyati Haczi Nedir?Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Şartlar, Teminat, Seferden Men ve İtiraz Süreci

1. Deniz Alacağı Kavramı ve İhtiyati Haciz Talebinin Temeli 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca, bir geminin ihtiyati haczine yalnızca TTK m. 1352’de sınırlı olarak sayılan “deniz alacakları” için karar verilebilir. TTK m. 1353 uyarınca, deniz alacaklarını teminat altına almak amacıyla gemi üzerine ihtiyati tedbir konulması veya başka bir surette geminin seferden menedilmesi istenemez; başvurulabilecek tek hukuki yol ihtiyati hacizdir. Deniz alacakları arasında geminin işletilmesi, bakımı, yakıt tedariki, gemi adamı ücretleri, geminin satış sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar ve çevre zararları gibi kalemler yer almaktadır.

2. Başvuru Süreci ve Yaklaşık İspat Koşulu 

Geminin ihtiyati haczini talep eden alacaklı, TTK m. 1362 uyarınca alacağının bir deniz alacağı olduğunu ve alacağın parasal değerini mahkemeye kanaat getirecek delillerle sunmalıdır.

İspat Ölçütü: Tam ispat aranmaz, “yaklaşık ispat” yeterlidir. Alacaklı; sözleşme, fatura, gemi kaptanının imza ve mührünü taşıyan belgeler, sörvey raporları, e-posta yazışmaları veya proforma faturalar gibi delillerle mahkemede kanaat oluşturmalıdır.

Görevli ve Yetkili Mahkeme: Görevli mahkeme deniz ticareti ihtisas mahkemeleridir (Asliye Ticaret Mahkemeleri). Yetki ise geminin bulunduğu yer liman başkanlığına göre tayin edilir.

3. Teminat Yatırma Yükümlülüğü 

TTK m. 1363/1 uyarınca, ihtiyati haciz kararı verilmesini isteyen alacaklı, borçlunun ve üçüncü kişilerin uğrayabileceği zararları karşılamak üzere 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında (veya bunun TL karşılığı) nakit veya banka teminat mektubu sunmak zorundadır.(SDR (Özel Çekme Hakkı – Special Drawing Right), IMF’nin USD–EUR–CNY–JPY–GBP para sepetine göre günlük değerlenen uluslararası bir hesap birimidir. 28 Ocak 2026 itibarıyla 1 SDR ≈ 59,87 TL olup, buna göre 10.000 SDR ≈ 598.734 TL’ye karşılık gelmektedir; kur gün içinde değişebileceğinden mahkeme veya infaz günündeki SDR/TL kuru esas alınır.)

İstisna: Gemi adamlarının ücret alacakları ve ülkelerine geri götürülme masrafları için talep edilen ihtiyati hacizlerde alacaklının teminat yatırması gerekmemektedir (TTK m. 1363/2).

Teminatın Artırılması: Borçlu, geminin seferden alıkonulması nedeniyle uğradığı günlük işletme giderleri ve kazanç kayıplarını ileri sürerek teminatın artırılmasını mahkemeden talep edebilir.

4. Kararın İnfazı ve Seferden Men

 İhtiyati haciz kararı alındıktan sonra infaz aşamasında sıkı sürelere ve usullere dikkat edilmelidir:

İnfaz Süresi: Alacaklı, kararın verildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki veya geminin bulunduğu yerdeki icra dairesinden infazı istemelidir. Aksi halde karar kendiliğinden kalkar (TTK m. 1364).

Seferden Men: TTK m. 1366 uyarınca, ihtiyati haczine karar verilen gemiler, bayrağına bakılmaksızın icra müdürü tarafından seferden menedilerek muhafaza altına alınır. Seferden men, ihtiyati haczin doğal bir sonucu ve muhafaza işlemidir; mahkemeden ayrıca talep edilmesine gerek yoktur.

Sicil Bildirimi: İhtiyati haciz kararı, uygulandığı ilk iş gününde geminin kayıtlı olduğu sicile (veya Bağlama Kütüğü’ne) bildirilir. Ancak sadece sicile şerh verilmesi yeterli olmayıp, geminin fiilen haczolunması (seferden men) şarttır.

5. İhtiyati Haczi Tamamlayan Merasim (Tamamlayıcı İşlemler) 

Deniz alacaklarına ilişkin ihtiyati hacizlerde, İcra ve İflas Kanunu’ndaki (İİK) genel sürelerden farklı bir düzenleme mevcuttur. TTK m. 1376 uyarınca, ihtiyati haciz kararının infazından itibaren alacaklı, bir ay içinde esas hakkındaki davasını açmalı veya icra takibine başlamalıdır. İİK m. 264’teki 7 günlük süre deniz alacaklarında uygulanmaz.

6. İtiraz ve Haczin Kaldırılması

İtiraz: Borçlu, haciz tutanağının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye başvurarak ihtiyati hacze itiraz edebilir (İİK m. 265). İtiraz nedenleri; haczin dayandığı sebepler, mahkemenin yetkisi ve teminat ile sınırlıdır. Alacağın esasına veya kesin miktarına ilişkin maddi hukuk itirazları bu aşamada dinlenmez.

Teminat Karşılığı Kaldırma: TTK m. 1371 uyarınca borçlu, geminin değerini geçmemek kaydıyla alacağın tamamı, faiz ve giderler için yeterli teminat göstererek haczin gemi üzerinden kaldırılarak teminata kaydırılmasını talep edebilir.

7. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bilgiler

 İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararları, geminin ihtiyati haczine ilişkin şu ek bağlamları sunmaktadır:

Kardeş Gemi (Sister Ship) Haczi: TTK m. 1369/2 uyarınca, alacak doğduğunda asıl geminin maliki, kiracısı veya işleteni olan kişiye ait diğer gemilerin (kardeş gemiler) haczine de imkan tanınmaktadır. Bu durumda gemi sicil kayıtları ve donatanlık ilişkisinin yaklaşık ispatı kritik önemdedir.

Görevli Mahkeme Ayrımı: Türk bayraklı ve belirli büyüklükteki gemilerde çalışan gemi adamlarının ücret alacakları Deniz İş Kanunu’na tabi olduğundan, bu tür ihtiyati haciz taleplerinde İş Mahkemeleri görevli olabilmektedir. Görev hususu kamu düzeninden olup mahkemece resen dikkate alınır.

Hapis Hakkı Engeli: Kanunen hapis hakkına konu olabilecek emtialar (örneğin zaman çarteri sözleşmesinden doğan yakıt alacakları) için ihtiyati haciz kararı verilmesi, hapis hakkı önceliği nedeniyle reddedilebilir.

Yabancı Bayraklı Gemiler: Yabancı bayraklı gemilerin haczinde de Türk hukuku (TTK m. 1364-1368) uygulanır ve icra müdürü gemiyi bayrağına bakmaksızın seferden meneder. Bir yazı önerisi.

Sık Sorulan Sorular

Deniz Alacağı Nedir ve Neden Sadece İhtiyati Haciz Yoluna Gidilebilir?

Türk Ticaret Kanunu, hangi alacakların deniz alacağı sayılacağını sınırlı olarak düzenlemiştir. Gemi işletilmesi, bakım ve onarım giderleri, yakıt tedariki, gemi adamı ücretleri, geminin satışından doğan uyuşmazlıklar ve çevre zararları bu kapsamda yer alır. Kanun açıkça şunu söyler: Deniz alacakları için gemi üzerine ihtiyati tedbir konulamaz, gemi başka bir yolla seferden men edilemez.
Tek hukuki yol ihtiyati hacizdir. Bu kural, alacaklının yanlış hukuki yola başvurması halinde talebin reddedilmesine neden olabilecek kadar kesindir.

Gemi ihtiyati haczi için mutlaka deniz alacağı mı gerekir?

Evet. Deniz alacağı dışında kalan alacaklar için gemi ihtiyati haczi talep edilemez. Mahkeme bu hususu re’sen inceler.

Gemi ihtiyati haczinde tam ispat şart mı?

Hayır. Yaklaşık ispat yeterlidir. Mahkemenin kanaat oluşturması yeterli kabul edilir.

Gemi haczi alındıktan sonra seferden men otomatik olarak mı uygulanır?

Evet. Gemi hakkında ihtiyati haciz kararı verildiğinde, seferden men işlemi ayrıca talep edilmesine gerek olmaksızın otomatik olarak uygulanır. Türk Ticaret Kanunu’na göre seferden men, ihtiyati haczin doğal ve zorunlu bir sonucudur. İcra müdürlüğü, haciz kararını infaz ederken geminin fiilen sefer yapmasını engeller ve gemiyi muhafaza altına alır.

Yabancı bayraklı gemiler Türkiye’de ihtiyati hacze konu edilebilir mi?

Evet. Yabancı bayraklı gemiler de Türkiye’de ihtiyati hacze konu edilebilir ve bu gemiler hakkında da Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Geminin Türk bayraklı veya yabancı bayraklı olması, ihtiyati haciz kararı verilmesine engel değildir. Gemi Türkiye limanlarında, karasularında veya Türk liman başkanlığının fiili denetim alanı içindeyse; deniz alacağına dayalı olarak ihtiyati haciz kararı alınabilir ve icra müdürü tarafından gemi bayrağına bakılmaksızın seferden men edilir. Uygulamada yabancı bayraklı gemiler için de sicil bildirimi yapılır, ancak esas olan geminin fiilen haczedilmesi ve hareketinin durdurulmasıdır.

Gemi İhtiyati Haczi Sürecinde Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi, süreye son derece duyarlı, teknik ve uluslararası boyutu olan bir süreçtir. Yanlış mahkeme, eksik delil, hatalı süre hesabı veya yanlış hukuki yol seçimi; alacaklının en güçlü kozunu baştan kaybetmesine yol açabilir. Özellikle İstanbul deniz ticaret avukatı veya Tuzla deniz ticaret avukatı desteği olmadan yürütülen dosyalarda şu riskler sık görülür:

3 iş günlük infaz süresinin kaçırılması

1 aylık tamamlayıcı merasim süresinin yanlış uygulanması

Yanlış teminat stratejisi

Kardeş gemi haczi imkanının kaçırılması

Haczin usulden kaldırılması. Tuzla tersaneler bölgesi, gemi bakım ve onarım alacaklarının merkezidir. Bu bölgede faaliyet gösteren firmalar için deniz ticareti hukukuna hâkim bir avukatla çalışmak hayati önemdedir. Bu noktada 2M Hukuk, gemi ihtiyati haczi, deniz alacağı, kardeş gemi haczi, teminat ve tahsil süreçlerinde stratejik ve önleyici hukuki danışmanlık sunarak alacağın fiilen korunmasını hedefler.

Read More

Anlaşmalı Boşanma İçin 1 Yıl Şart mı?Evlilik Süresi Dolmadan Boşanma Mümkün mü? (Yargıtay ve AYM Kararları)

Anlaşmalı boşanma, Türk hukukunda en hızlı sonuçlanan boşanma türü olsa da, her evlilik için uygulanabilir değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca, anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması zorunludur. Bu şart, yalnızca şekli bir süre koşulu değil; evlilik birliğinin tarafların birlikte iradesiyle “temelinden sarsılmış sayılabilmesi” için aranan yasal bir karine niteliğindedir.

1. Temel Yasal Şart ve Evlilik Süresi 

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3. maddesi uyarınca, anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması zorunludur. Yargı kararlarında bu süre, eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin açtığı davanın diğeri tarafından kabul edilmesi halinde “evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağına” dair yasal karinenin temel unsuru olarak kabul edilmektedir. 1 yıldan kısa süren evliliklerde, tarafların boşanma hususunda tam mutabakata varmış olmaları ve hakimin bu anlaşmayı uygun bulması dahi anlaşmalı boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir.

2. Sürenin Tespit Zamanı ve Usulü

 Yargıtay kararlarında, bir yıllık sürenin hesaplanmasına ilişkin şu teknik detaylar vurgulanmıştır:

Dava Tarihi Esastır: Bir yıllık sürenin davanın açıldığı tarihte dolmuş olması gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre (Örn: 2011/19978 E. , 2013/6610 E.k), dava açıldıktan sonra yargılama aşamasında bir yıllık sürenin dolması, yasal karinenin oluşması için yeterli kabul edilmemektedir.

Dava Şartı Niteliği: Bir yıllık süre şartı teknik anlamda bir “dava şartı” değil, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabulü için aranan bir “yasal karine unsuru”dur. Bu süre dolmadan açılan davalarda, TMK 166/3 maddesi uyarınca boşanma kararı verilemez.

3. Süre Şartının Gerçekleşmemesinin Sonuçları 

Evlilik süresinin bir yılı doldurmadığı durumlarda mahkemelerin izlemesi gereken usul yargı kararlarında şu şekilde belirlenmiştir:

Çekişmeli Boşanmaya Dönüşme: Eğer evlilik bir yılı doldurmamışsa, dava TMK 166/3 (anlaşmalı boşanma) kapsamında görülemez. Bu durumda mahkemenin, davayı TMK 166/1-2 maddeleri uyarınca “çekişmeli boşanma” davası olarak sürdürmesi, taraflara delillerini sunma imkanı tanıması ve toplanan deliller ışığında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını araştırması gerekir.

Bozma Sebebi: Bir yıllık süre dolmadan tarafların kabulüne dayanarak verilen boşanma kararları, Yargıtay tarafından usul ve yasaya aykırı bulunarak bozulmaktadır.

4. Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi 

Anayasa Mahkemesi (2023/109 E., 2024/113 K K.), anlaşmalı boşanma için öngörülen “en az bir yıl sürmüş olma” şartının Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olmadığına karar vermiştir. Mahkeme, bu kuralın eşlerin birlikte başvurusu halinde evlilik birliğinin sarsıldığının kabulü için bir ön şart olduğunu ve mülkiyet hakkı veya özel hayata saygı hakkını ihlal etmediğini belirterek itirazları reddetmiştir.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

İkincil bilgi sağlayan yanıtlar çerçevesinde aşağıdaki hususlar tespit edilmiştir:

Çekişmeli Boşanma İstisnası: Çekişmeli boşanma davalarında (TMK 166/1), evliliğin bir yıl sürmüş olması şartı aranmaz. Evlilik bir yılını doldurmamış olsa dahi, ortak hayatın sürdürülmesinin eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığının ispatlanması durumunda boşanma kararı verilebilir

Uygulamadaki Algı: Bazı dava dilekçelerinde tarafların, “resmi evliliğin üzerinden henüz bir yıl geçmediği için anlaşmalı boşanma davası açamadıklarını” bizzat belirterek doğrudan çekişmeli dava yoluna gittikleri görülmektedir.

Kısıtlılık Durumu: Evlilik süresi bir yılı aşmış olsa dahi, eşlerden birinin akıl hastalığı nedeniyle kısıtlı olması durumunda, iradesi sağlıklı kabul edilmediği için anlaşmalı boşanma prosedürünün uygulanamayacağı ve davanın çekişmeliye dönüştürüleceği belirtilmiştir.

Ayrılık Süresi Karşılaştırması: Anlaşmalı boşanmadaki 1 yıllık süre şartı ile çekişmeli boşanma sonrası reddedilen davalarda aranan 3 yıllık fiili ayrılık süresi (TMK 166/4) farklı hukuki kurumlardır ve birbirine karıştırılmamalıdır. Bir yazı önerisi.

Sık Sorulan Sorular

Evliliğimiz 1 yıl dolmadan anlaşmalı boşanma davası açabilir miyiz?

Hayır. Evlilik süresi 1 yılı doldurmadan anlaşmalı boşanma davası açılamaz. Tarafların tamamen anlaşmış olması ve protokol hazırlamış olması bu sonucu değiştirmez.

Dava açıldıktan sonra 1 yıl dolarsa anlaşmalı boşanmaya döner mi?

Hayır. Bir yıllık sürenin, dava açıldığı tarihte dolmuş olması gerekir. Yargılama sırasında sürenin dolması, anlaşmalı boşanma için yeterli kabul edilmez.

1 yıl dolmadan boşanmak istiyorsak ne yapmalıyız?

Bu durumda tek yol çekişmeli boşanma davası açmaktır. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının ispatlanması halinde, 1 yıl şartı aranmaksızın boşanma kararı verilebilir.

Anlaşmalı Boşanmada 1 Yıl Şartı Neden Uzman Avukat Desteği Gerektirir?

Anlaşmalı boşanmada 1 yıl şartı, uygulamada en sık hata yapılan ve telafisi zor sonuçlar doğuran konuların başında gelir. Bir İstanbul avukat veya Tuzla avukat desteği olmadan açılan davalarda; Yanlış dava türü seçilmesi, Süre şartının hatalı hesaplanması, Anlaşmalı boşanma umuduyla çekişmeli sürecin uzaması, Zaman ve hak kaybı yaşanması, çok sık görülmektedir. Özellikle Tuzla anlaşmalı boşanma avukatı veya Tuzla boşanma avukatı ile çalışmak; Dosyanın baştan doğru hukuki zeminde açılmasını, 1 yıl dolmamışsa en doğru çekişmeli stratejinin belirlenmesini, Dava süresinin gereksiz yere uzamamasını, Yargıtay içtihatlarına uygun hareket edilmesini sağlar.

Ayrıca Pendik boşanma avukatı arayışında olanlar için de bölgesel uygulamalara hâkim bir avukatla çalışmak ciddi avantaj yaratır. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma davalarında, özellikle 1 yıl şartı, yanlış dava türü riski, bozma ihtimali gibi teknik konularda önleyici hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Anlaşmalı boşanma hızlıdır; ancak her evlilik için uygun değildir. 1 yıl şartı, görmezden gelindiğinde davayı baştan kaybettirebilecek kadar kritik bir unsurdur. Bu nedenle sürecin başında uzman bir boşanma avukatı ile hareket etmek, hem zaman hem de hak kaybını önler.

Read More

Anlaşmalı Boşanmada Mahkemeye Gitmek Zorunlu mu?Taraflar Duruşmaya Katılmadan Boşanabilir mi? (Yargıtay Kararlarıyla)

1. Genel Hukuki Çerçeve ve Temel Zorunluluk

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3. maddesi uyarınca, anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için tarafların mahkemeye gitmesi ve hâkim huzurunda bizzat bulunması yasal bir zorunluluktur. Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, evlilik en az bir yıl sürmüş olsa ve taraflar her konuda anlaşmış olsa dahi, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi şarttır (2014/6016 E. K, 2012/10613 E., 2010/20339 E. K).

2. Tarafların Bizzat Hazır Bulunma Şartı

Anlaşmalı boşanma davalarında tarafların duruşmada hazır bulunması ve boşanma iradelerini hâkim huzurunda sözlü olarak beyan etmeleri gerekmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin birçok kararında (örneğin 2014/20562 E., 2018/5527 E. belirtildiği üzere:

Tarafların ikisi de duruşmada hazır bulunmalıdır.

Vekaletnamede özel yetki bulunsa dahi, vekilin beyanı asilin yerine geçmez ve tek başına yeterli değildir.

Taraflar yerine sadece vekillerin beyanda bulunması veya imzalı protokol sunulması, “bizzat dinleme” şartını karşılamaz.

3. Protokolün Sunulması ve Hâkimin Onayı

Duruşma dışında hazırlanan ve mahkemeye sunulan boşanma protokolleri, taraflar duruşmada hazır bulunup bu protokolü onayladıklarını bizzat beyan etmedikleri sürece hükme esas alınamaz (2012/22825 E. K). Hâkim, tarafları dinledikten sonra boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumuyla ilgili düzenlemeleri uygun bulmalıdır. Eğer taraflar hazır bulunmaz veya hâkim huzurunda anlaşmalarını teyit etmezlerse, dava anlaşmalı boşanma niteliğini kaybeder ve çekişmeli boşanma prosedürüne (TMK 166/1-2) göre delil toplanarak yürütülür (2012/23821 E. K, 2011/7013 E.k, 2014/9614 E.).

4. İstisnai Durumlar ve Usulü Ayrıntılar

Sonraki Oturumlar: Eğer taraflar ilk oturumda bizzat hazır bulunup beyanlarını vermiş, imzalarını atmış ve hâkimde serbest irade kanaati oluşmuşsa; ancak teknik bir nedenle karar bir sonraki oturuma bırakılmışsa, tarafların sonraki oturumlarda bizzat hazır bulunma zorunluluğu yoktur (2010/9743 E).

Görüntülü Bağlantı: Yargıtay, davacı tarafın duruşmada hazır bulunmayıp görüntülü bağlantı ile beyanının alınmasını, kanunun aradığı “bizzat dinleme” ve “hâkim huzurunda hazır bulunma” şartına aykırı bularak bozma sebebi saymıştır (2021/7601 E. 

Vesayet Durumu: Eşlerden birinin cezaevinde olması ve vasisi aracılığıyla temsil edilmesi durumunda, tarafların mahkeme huzurunda birlikte dinlenmesi şartı gerçekleşemeyeceği için anlaşmalı boşanma kararı verilemez (2015/9033 E.).

5. İkincil Kaynak Değerlendirmeleri

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararları ve incelemeler, yukarıdaki temel prensipleri destekleyen uygulama örnekleri sunmaktadır:

Anayasa Mahkemesi (8/9/2021): Bir başvuruda, tarafların duruşmada birlikte söz alarak “özgür irademiz ile hiçbir zorlama altında kalmaksızın boşanmak istiyoruz” şeklindeki sözlü beyanlarının hâkim tarafından tutanağa geçirilmesi, sürecin standart bir parçası olarak gözlemlenmiştir.

Yargıtay Uygulama Örnekleri: Bazı kararlarda (2014/16466 E.  2014/20177 E.  tarafların adli tatilde dahi bizzat mahkemeye giderek aynı gün içinde duruşma açılmasını sağladıkları ve kimlik tespiti yapılarak beyanlarının alındığı görülmektedir. Bu durum, mahkemeye gitme ve bizzat beyanda bulunma zorunluluğunun fiili uygulamadaki yansıması olarak vurgulanmaktadır.

Gecikmeli Tebligat ve İrade: Bir başka örnekte (2022/10833 E.), taraflar bizzat dinlenmiş olsa dahi, kararın çok uzun süre sonra tebliğ edilmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunması, sürecin her aşamasında iradenin samimiyetinin ve mahkeme denetiminin önemini göstermektedir.

Sonuç olarak; anlaşmalı boşanma davasında tarafların mahkemeye gitmesi ve hâkim huzurunda bizzat beyanda bulunması, davanın kabulü için vazgeçilemez bir usul şartıdır. Vekil aracılığıyla veya sadece yazılı protokol sunularak mahkemeye gitmeden boşanmak mümkün değildir. Bir yazı önerisi.

Anlaşmalı boşanmada mahkemeye gitmeden boşanmak mümkün mü?

Hayır. Anlaşmalı boşanmada tarafların mahkemeye gitmesi ve hâkim huzurunda bizzat boşanma iradelerini açıklaması zorunludur. Taraflar her konuda anlaşmış olsa, protokol imzalamış olsa ve avukatları bulunsa dahi; hâkim, eşleri yüz yüze dinlemeden anlaşmalı boşanma kararı veremez. Yazılı belgeler veya vekil beyanı tek başına yeterli kabul edilmez. Mahkemeye gitmeden anlaşmalı boşanma hukuken mümkün değildir.

Anlaşmalı boşanmada avukat gider ama eşler gitmezse dava kabul edilir mi?

Hayır. Anlaşmalı boşanma davalarında vekilin duruşmaya katılması, eşlerin bizzat duruşmada bulunması zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Vekaletnamede özel yetki olsa dahi, avukatın beyanı eşlerin yerine geçmez. Tarafların her ikisi de duruşmada hazır bulunmalı ve hâkim huzurunda serbest iradeleriyle boşanmak istediklerini sözlü olarak ifade etmelidir. Aksi durumda dava anlaşmalı boşanma niteliğini kaybeder.

Anlaşmalı boşanma duruşmasına görüntülü bağlantı ile katılabilir miyim?

Hayır. Görüntülü bağlantı, telefon veya benzeri uzaktan yöntemlerle duruşmaya katılım anlaşmalı boşanma için yeterli değildir. Hâkimin tarafları “bizzat” dinlemesi ve mahkeme huzurunda iradelerini tespit etmesi gerekir. Uzaktan bağlantı ile alınan beyanlar, yasal şartları karşılamadığı için bozma sebebi sayılmaktadır. Bu nedenle eşlerin fiilen duruşma salonunda bulunması zorunludur.

Anlaşmalı Boşanmada Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Anlaşmalı boşanma davaları çoğu zaman “kolay ve hızlı” olarak algılansa da, usul kurallarına aykırı en küçük hata davanın reddine veya çekişmeli boşanmaya dönüşmesine neden olabilir. Özellikle mahkemeye gitme zorunluluğu, tarafların bizzat dinlenmesi, protokolün hâkim tarafından uygun bulunması ve tutanağa doğru şekilde geçirilmesi, uygulamada en sık sorun yaşanan alanlardır.

İstanbul başta olmak üzere Tuzla, Kartal, Pendik ve Gebze gibi yoğun adliye trafiğine sahip bölgelerde aile mahkemeleri, usule ilişkin şartları çok sıkı denetlemektedir. Bu nedenle bir boşanma avukatı veya anlaşmalı boşanma avukatı desteği olmadan yürütülen dosyalarda, eksik beyan, yanlış protokol veya usul hataları nedeniyle davalar uzayabilmekte ya da tamamen başarısız olabilmektedir.

Uzman bir avukat;

Tarafların duruşmada nasıl beyanda bulunması gerektiğini,

Protokolde hangi ifadelerin bağlayıcı sonuç doğurduğunu,

Hâkimin hangi noktalarda müdahale edebileceğini,

Davanın tek celsede ve sorunsuz şekilde sonuçlanması için gerekli usul adımlarını
başından itibaren doğru şekilde planlar. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, anlaşmalı boşanma davalarında yalnızca dosya hazırlığıyla yetinmeyip, duruşma sürecini ve hâkim önündeki beyan aşamasını da stratejik olarak yöneten bir yaklaşım benimsemektedir. Anlaşmalı boşanmanın gerçekten “anlaşmalı” şekilde ve tek celsede sonuçlanabilmesi, ancak doğru hukuki yönlendirme ile mümkündür.

Read More

Anlaşmalı Boşanmada Nafaka Zorunlu mu?Nafakadan Feragat Sonradan Talep Hakkını Bitirir mi?

Anlaşmalı boşanma davalarında nafaka ödenmesi kural olarak zorunlu değildir. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 166/3 çerçevesinde gerçekleşen boşanmalarda taraflar, nafaka konusunu serbest iradeleriyle düzenleyebilir veya nafakadan tamamen feragat edebilirler. Ancak yargı kararları, nafakanın türüne (yoksulluk veya iştirak nafakası) göre bu serbestinin sınırlarını ve sonuçlarını farklılaştırmaktadır.

1. Yoksulluk Nafakası ve Feragat

Yargıtay kararlarına göre, yoksulluk nafakası tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir haktır. Anlaşmalı boşanma protokolünde tarafların birbirlerinden nafaka talep etmeyeceklerini kararlaştırmaları veya duruşma sırasında bu taleplerinden vazgeçtiklerini beyan etmeleri bağlayıcıdır.

Bağlayıcılık: Anlaşmalı boşanma davasında nafaka istemediğini beyan eden veya bu haktan feragat eden taraf, boşanma kesinleştikten sonra yoksulluğa düşse dahi yeniden yoksulluk nafakası talep edemez (YHGK-2012/836 K, 3. HD-2015/10651 ).

Açık Beyan Şartı: Nafakadan feragatin geçerli olabilmesi için bu iradenin protokolde veya mahkeme tutanağında “açıkça” yer alması gerekir. “Nafaka ve tazminat talebi bulunmamaktadır” şeklindeki genel ifadeler bazı durumlarda feragat olarak kabul edilirken, ifadenin muğlak olması halinde mahkemenin delilleri toplayarak yoksulluk nafakası miktarını belirlemesi gerektiği de hüküm altına alınmıştır (3. HD-2011/136493. HD-2012/22724 K).

Kesinleşme Sonrası Talep Yasağı: Anlaşmalı boşanma kararı kesinleştikten sonra, boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin yeni bir istekte bulunulamaz (2. HD-2019/3351).

2. İştirak Nafakası ve Kamu Düzeni

Çocuklar lehine hükmedilen iştirak nafakası, yoksulluk nafakasından farklı olarak kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle, tarafların protokolde iştirak nafakası istememiş olmaları, bu hakkın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Sonradan Talep Edilebilirlik: Protokolde iştirak nafakası talep edilmemiş olsa veya bu haktan feragat edilmiş olsa dahi; çocuğun üstün yararı, değişen koşullar ve artan ihtiyaçlar gözetilerek her zaman iştirak nafakası davası açılabilir (YHGK-2017/2613 K, 3. HD-2010/12845 K).

Hâkimin Denetim Yetkisi: TMK m. 182/2 uyarınca velayeti kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Bu yükümlülük tarafların iradesine tam olarak bırakılmamıştır; hâkim, protokoldeki iştirak nafakası düzenlemesini çocuğun menfaatine uygun bulmazsa müdahale edebilir (3. HD-2014/6752 K).

Toplu Ödeme Durumu: Protokol ile çocuk için toplu bir tazminat veya ödeme yapılmış olması, babayı/anneyi ileride doğabilecek iştirak nafakası yükümlülüğünden tamamen kurtarmaz (YHGK-2017/2613 K

3. Protokolde Kararlaştırılan Nafakanın Uyarlanması

Taraflar protokolde bir nafaka miktarı belirlemiş ve bu mahkemece onaylanmışsa, bu düzenleme genel sözleşme hükümlerine tabidir. Ancak bu durum, nafakanın değiştirilemez olduğu anlamına gelmez.

Artırım ve Azaltım: TMK m. 176/4 ve m. 331 uyarınca, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde, protokolde kararlaştırılan nafaka miktarı hâkim tarafından artırılabilir, azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir (3. HD-2016/4646 K, 3. HD-2013/18856 K).

Hakkın Kötüye Kullanılması: Yasada aranan şartlar (olağanüstü ekonomik değişiklikler vb.) gerçekleşmeden, sırf protokolden dönmek amacıyla nafakanın indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir (BAM İstanbul 10. HD-2017/25 K).

4. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, yukarıdaki esasları destekleyici nitelikte ek bilgiler sunmaktadır:

Feragat ve Usul: Dava dilekçesinde nafaka talebinin bulunmadığının beyan edilmesi, feragat niteliğinde kabul edilerek mahkemenin resen nafaka hükmetmesinin önüne geçer (2. HD-2008/2079 ).

Protokolün Netliği: Protokolde nafakanın türünün (yoksulluk/iştirak) net belirtilmemesi karmaşaya yol açabilir; ancak mahkemeler genellikle protokolün lafzına sadık kalarak hüküm kurmaktadır (3. HD-2015/18556 K).

Hâkimin Müdahalesi: Bazı yerel mahkeme uygulamalarında, taraflar nafaka istemediklerini beyan etseler dahi, hâkimin sosyal ve ekonomik durum araştırması yaparak yoksulluk nafakasına hükmedebildiği, ancak bu durumun tarafların açık feragati ile çelişebildiği görülmektedir (Silivri Aile Mahkemesi-2020/619 K).

Tedbir Nafakası: Anlaşmalı boşanma davası kesinleşinceye kadar, tarafların barınma ve geçimine yönelik tedbir nafakasının hâkim tarafından değerlendirilmesi gerektiği, protokolde yer almasa dahi dava tarihinden kesinleşme tarihine kadar olan süreç için talep edilebileceği vurgulanmaktadır (2. HD-2014/14277 , 3. HD-2011/18354 

Anlaşmalı boşanmada nafaka istemezsem sonradan talep edebilir miyim?

Anlaşmalı boşanma protokolünde yoksulluk nafakasından açıkça feragat edilmesi veya duruşmada nafaka talep edilmediğinin beyan edilmesi halinde, boşanma kesinleştikten sonra sonradan yoksulluk nafakası talep edilmesi mümkün değildir. Yargıtay uygulamasında bu feragat, tarafların serbest iradesiyle kullandığı ve bağlayıcı sonuç doğuran bir hak olarak kabul edilir. Sonradan yoksulluğa düşülmesi dahi bu sonucu değiştirmez. Bu nedenle protokolde yer alan her ifade ileride geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir.

Anlaşmalı boşanmada çocuk için nafaka yazılmadıysa tamamen ortadan kalkar mı?

Hayır. Çocuk lehine hükmedilen iştirak nafakası, yoksulluk nafakasından farklı olarak kamu düzenine ilişkindir. Protokolde iştirak nafakasına yer verilmemiş veya taraflar bu haktan feragat etmiş olsa bile, çocuğun ihtiyaçları ve üstün yararı gözetilerek her zaman iştirak nafakası davası açılabilir. Hâkim, çocuğun bakım ve eğitim giderlerini dikkate alarak protokoldeki düzenlemeye müdahale edebilir. Bu nedenle çocukla ilgili nafaka hükümleri kesin ve değiştirilemez nitelikte değildir.

Anlaşmalı boşanmada belirlenen nafaka sonradan değiştirilebilir mi?

Evet. Anlaşmalı boşanma protokolünde belirlenen nafaka miktarı mahkemece onaylanmış olsa bile, tarafların ekonomik durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde nafakanın artırılması, azaltılması ya da kaldırılması mümkündür. Ancak sırf protokolden dönmek amacıyla, şartlar oluşmadan yapılan değişiklik talepleri hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle nafaka uyarlama davaları ciddi hukuki gerekçelere dayanmalıdır.

Anlaşmalı Boşanmada Nafaka Konusunda Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Anlaşmalı boşanma davaları pratikte hızlı sonuçlanıyor gibi görünse de, özellikle nafaka hükümleri bakımından telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilir. İstanbul, Tuzla, Kartal, Pendik ve Gebze gibi yoğun dosya yükü olan bölgelerde aile mahkemeleri, protokoldeki ifadeleri birebir bağlayıcı kabul edebilmekte; tek bir cümleyle yoksulluk nafakasından kalıcı olarak feragat edilmiş sayılabilmektedir.

Bir boşanma avukatı veya anlaşmalı boşanma avukatı desteği olmadan hazırlanan protokollerde, “nafaka talebi yoktur” gibi genel ifadeler ileride ciddi mağduriyetlere neden olabilir. Özellikle yoksulluk nafakası ile iştirak nafakasının birbirine karıştırılması, hâkimin müdahale alanı ve kesinleşme sonrası talep yasağı gibi teknik konular, uygulamada en sık hata yapılan alanlardır. Bir yazı önerisi.

İstanbul ve çevresinde, özellikle Tuzla, Kartal, Pendik ve Gebze hattında faaliyet gösteren uzman bir aile hukuku avukatı;

Protokolün açık, net ve geri dönülemez sonuçlar doğurmayacak şekilde hazırlanmasını,

Nafaka türlerinin doğru ayrılmasını,

Hâkimin müdahale edebileceği ve edemeyeceği alanların doğru belirlenmesini,

İleride açılabilecek uyarlama veya iştirak nafakası davalarına zemin bırakılmasını
sağlar. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, anlaşmalı boşanma ve nafaka düzenlemelerinde yalnızca davayı sonuçlandırmaya değil, müvekkilin ileride karşılaşabileceği riskleri önceden bertaraf etmeye odaklanan bir yaklaşım benimsemektedir. Anlaşmalı boşanma, doğru hukuki stratejiyle yönetilmediğinde en hızlı görünen davanın bile en ağır sonuçlar doğuran dava haline gelmesi mümkündür.

Read More

2026 Yılında Kaçak Kalan Yabancılara Af Var mı? Ev Hizmetlerinde Çalışanlar İçin Tüm Şartlar ve Süreç Hakkında Sık Sorulan Sorular

2026 yılında kaçak kalan yabancılara “af” tam olarak ne sağlıyor? Bu bir genel af mı?

2026 yılı itibarıyla Türkiye’de kaçak durumda bulunan tüm yabancıları kapsayan genel ve koşulsuz bir af bulunmamaktadır. Kamuoyunda “af” olarak anılan uygulama, gerçekte yalnızca ev hizmetlerinde (çocuk, yaşlı veya hasta bakımı) çalışan yabancılar için getirilen sınırlı ve istisnai bir yasal geçiş imkânıdır. Bu düzenleme, kaçak statüde bulunan yabancının belirli şartları sağlaması hâlinde ikamet izni alabilmesine, ardından da çalışma iznine başvurabilmesine olanak tanır.

2026 Yılında Kaçak Kalan Yabancılar İçin Başvuruyu Bitiren Engeller Nelerdir?

2026 yılı düzenlemesinde bazı durumlar, başvurunun daha en baştan ciddi risk altına girmesine neden olur. Özellikle yabancının daha önce Geri Gönderme Merkezine alınmış olması, şartlı giriş kaydının bulunması, tahdit kodu veya adli sicil engelinin olması dosyanın reddedilme ihtimalini çok yükseltir. Bu durumlar başvurunun her zaman kesin olarak reddedileceği anlamına gelmez; ancak uygulamada bu tür dosyalar çok daha sık elenir ve detaylı incelemeye takılır. Bu nedenle bu engellerden biri varsa başvuru yapılmadan önce mutlaka ön değerlendirme yapılmalıdır.

Kaçak Kalan Yabancılar İçin Pasaportun En Az 8 Ay Geçerli Olması Neden Zorunlu?

Başvuru sürecinde pasaport süresi, yalnızca başvuru günü için değil; değerlendirme, ikamet kartı basımı ve çalışma iznine geçiş sürecinin tamamı için dikkate alınır. Pasaportun 8 aydan kısa süreli olması halinde dosya çoğu zaman teknik gerekçeyle işleme alınmadan reddedilir. Bu nedenle pasaport süresi, başvurunun en temel ve tartışmasız şartlarından biridir. Süresi yetersiz pasaportla yapılan başvurular genellikle ilk kontrolde elenir.

Kaçak Yabancılara Af Düzenlemesi Hangi İşleri Kapsar, Hangi İşleri Kapsamaz?

Bu düzenleme yalnızca ev hizmetleri kapsamında uygulanır. 12 yaş altı çocuk bakımı, 65 yaş üstü yaşlı bakımı ve hasta bakımı bu kapsama girer. Ev hizmeti dışında kalan işler – dükkânda çalışma, ofiste görev alma veya fiilen başka bir işte çalışmak – kesin olarak kapsam dışındadır. İşveren tarafından imzalanan taahhütnamede de yabancının ev hizmetleri dışında çalıştırılmayacağı açık şekilde belirtilir. Uygulamada, ev hizmeti gibi gösterilip başka işlerde çalıştırılan yabancılar tespit edildiğinde dosyalar reddedilir ve yaptırım uygulanabilir.

Kaçak Kalan Yabancı Erkek Çalışanlar İçin Özel Kurallar Var mı?

Erkek yabancılar için başvurularda özellikle yaşlı bakımı dosyalarında ek hassasiyet vardır. 65 yaş üstü yaşlı bakımı başvurularında erkek çalışan için çoğu zaman sağlık raporu talep edilir. 85 yaş ve üzeri bakımlarda ise bazı dosyalarda rapor istenmeyebilmektedir. Bu durum kesin bir kuraldan ziyade uygulamadaki pratikten kaynaklanır. Bu nedenle erkek çalışanla yapılan başvurularda sağlık raporu mutlaka hazırlık listesine eklenmelidir.

Kaçak Yabancılara Af Düzenlemesinde İşverenin Gelir Şartı Nedir?

Temel kural, işverenin aylık gelirinin asgari ücretin en az 4 katı olmasıdır. Ancak uygulamada yalnızca tek ay yüksek gelir göstermek çoğu zaman yeterli görülmez. Bazı birimler, son 6 ayda yaklaşık 122.000 TL seviyesinde düzenli gelir hareketi talep edebilmektedir. Bu nedenle başvurularda 6 ila 12 aylık banka dökümlerinin düzenli, kaşeli ve imzalı şekilde sunulması büyük önem taşır.

Kaçak Kalan Yabancılardan Hangi Belgeler İstenir?

Başvurunun temelini pasaport ve yasal giriş kaydı oluşturur. Pasaportun en az 8 ay geçerli olması, son giriş kaşesinin net şekilde fotokopilenmesi gerekir. Biyometrik fotoğraf, ikamet başvuru formu, bir yıllık özel sağlık sigortası, yerleşim yeri belgesi ve bazı dosyalarda adli sicil kaydı talep edilir. Avukat aracılığıyla işlem yapılacaksa noter onaylı vekaletname de dosyada yer alır. Bu belgelerin eksiksiz sunulması, sürecin hızlanması açısından kritiktir.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde İşverenden İstenen En Kritik Belge Hangisidir?

Noter onaylı ev hizmetlerine özel taahhütname, dosyanın en önemli belgesidir. İşveren bu belgeyle yabancının ev hizmetleri kapsamında çalışacağını, SGK işlemlerini yapacağını, bildirim yükümlülüklerini yerine getireceğini ve mevzuata aykırı çalıştırma olmayacağını taahhüt eder. Taahhütnamenin içeriği ve imza düzeni hatalıysa başvuru reddedilebilir.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde Gelir Belgeleri Nasıl Sunulmalıdır?

Banka dökümleri mutlaka banka şubesinden alınmalı, kaşeli ve imzalı olmalıdır. Ayrıca imza sirküleri eklenmelidir. Sadece internet bankacılığı çıktıları çoğu zaman yeterli görülmez. Gelir belgelerinin resmi ve doğrulanabilir olması gerekir.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde Manuel Randevu Nedir, Ne Zaman Gerekir?

E-ikamet sistemi üzerinden randevu alınamayan durumlarda manuel randevu talep edilir. Sistemden alınamayan randevuya ait hata ekran görüntüsü hazırlanır ve dilekçeyle Fatih İl Göç İdaresi’ne başvurulur. Bu yöntem, sistemde randevu bulunmadığında sürecin tamamen durmasını engeller.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde Göç İdaresine Randevu Gününde Kimler Gitmelidir?

İlk müracaat aşamasında yabancının bizzat başvuruda hazır bulunması gerekmektedir. 2025 yılı Haziran ayına kadar, noter onaylı vekâletname bulunan avukat ilk başvuruyu tek başına yapabilmekteydi. Ancak Haziran 2025 itibarıyla uygulama değişmiş; ilk müracaat sırasında, vekil (avukat) bulunsa dahi yabancının şahsen başvuruda bulunması zorunlu hale gelmiştir. Randevu aşamasında ise yabancı çalışan adayı ile işverenin birlikte katılması gerekmektedir. Eksik evrak bulunması hâlinde bazı durumlarda süre tanınabilse de, sürecin uzamaması ve ek işlem talebiyle karşılaşılmaması adına her iki tarafın da birlikte hazır bulunması önerilmektedir.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde Başvuru Sonrası Süreç Nasıl İlerler?

Önce kısa dönem ikamet izni değerlendirilir. İkamet izni onaylandıktan sonra işveren çalışma izni başvurusunu yapar. İkamet izni olmadan çalışma iznine geçiş mümkün değildir. İkamet kartı PTT aracılığıyla adrese gönderilir; bu nedenle adres bilgilerinin doğru olması çok önemlidir.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde En Sık Ret Nedenleri Nelerdir?

Pasaport süresinin yetersiz olması, yasal giriş kaşesinin bulunmaması veya okunmaması, Geri Gönderme Merkezi kaydı ya da şartlı giriş kaydı en sık karşılaşılan ret nedenleridir. Gelir belgelerinin eksik sunulması ve taahhütnamenin hatalı düzenlenmesi de dosyayı riske sokar.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesi Başvurularında Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Bu süreç yalnızca evrak toplamakla sınırlı değildir. Ön uygunluk değerlendirmesi, taahhütname ve dilekçelerin doğru kurgulanması, gelir ispatının doğru formatta sunulması ve eksik evrak sürelerinin kaçırılmaması başvurunun kaderini belirler. Deneyimli bir avukatla yürütülen dosyalar, uygulamadaki detaylara hâkimiyet sayesinde çok daha yüksek başarı oranına sahiptir.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar bu düzenleme ile ne kazanır?

2026 yılında kaçak kalan yabancılar bu düzenleme ile ne kazanır?Kaçak statünün sona erdirilmesini,
Kısa dönem ikamet izni alınmasını,
İkamet izni sonrasında çalışma iznine başvurulmasını,
SGK’lı ve kayıtlı şekilde çalışmayı,
İdari para cezası ve sınır dışı risklerinin azaltılmasını
sağlayan bir hukuki geçiş mekanizmasıdır.

2026 yılında kaçak kalan yabancılardan hangi belgeler istenir?

Başlıca belgeler şunlardır:
En az 8 ay geçerli pasaport ve giriş kaşesi fotokopisi
Biyometrik fotoğraf (dijital + 8 adet baskı)
İkamet başvuru formu ve dilekçe
1 yıllık özel sağlık sigortası
Yerleşim yeri belgesi
Anne ve baba bilgileri
Gerekirse adli sicil kaydı
Avukat aracılığıyla yürütülecekse vekâletname
Belgelerin eksiksiz ve güncel olması sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından kritiktir.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar için işverenden hangi belgeler talep edilir?

İşverenden istenen başlıca belgeler şunlardır:
Noter onaylı ev hizmetleri taahhütnamesi
Çalışma görev tanımını içeren dilekçe
Yerleşim yeri belgesi ve adres teyidi faturası
Vukuatlı nüfus kayıt örneği
Son 6–12 aya ait gelir belgeleri
SGK hizmet dökümü
Kimlik fotokopisi
Taahhütname, işverenin tüm yükümlülükleri kabul ettiğini gösteren en önemli belgedir.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar için randevu günü hangi işlemler yapılır?

Randevu günü:
Belgeler kontrol edilir,
Gerekirse parmak izi ve biyometrik işlem yapılır,
İkamet harcı, vize harcı ve kart bedelleri bildirilir,
Başvuru sisteme kaydedilir ve başvuru numarası verilir.
Eksik belge varsa tamamlanması için süre tanınabilir.

Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesinde Neden Uzman Avukat Desteği Gerekir?

2025 yılında yürürlüğe giren kaçak kalan yabancılara af düzenlemesi, yüzeyden bakıldığında “belge teslimi” gibi algılansa da uygulamada son derece teknik, hata kaldırmayan ve idarenin takdir yetkisinin yoğun olduğu bir süreçtir. Özellikle İstanbul, başta Fatih Göç İdaresi olmak üzere, dosyaların en sıkı denetlendiği illerin başında gelir. Bu nedenle af düzenlemesi başvurusu, sıradan bir ikamet işlemi gibi ele alındığında ciddi hak kayıplarıyla sonuçlanabilir.

Af Düzenlemesi Herkes İçin Otomatik Bir Hak Değildir

Kaçak kalan yabancıların tamamı bu düzenlemeden otomatik olarak yararlanamaz. Geri Gönderme Merkezi (GGM) kaydı, şartlı giriş, tahdit kodu veya adli sicil gibi unsurlar dosyanın daha ilk aşamada elenmesine yol açabilir. Bu noktada uzman bir yabancı avukatı, dosyanın baştan ön uygunluk analizini yaparak başvurunun gerçekten mümkün olup olmadığını değerlendirir. Aksi halde yapılan hatalı başvurular, yabancı açısından daha ağır yaptırımların önünü açabilir

Fatih Göç İdaresi Uygulamaları Teoriden Farklıdır

Uygulamada Fatih İl Göç İdaresi, mevzuatın lafzından çok dosyanın bütününe bakar. Pasaport süresi, giriş kaşesinin okunabilirliği, gelir belgelerinin düzeni, taahhütnamenin içeriği ve hatta dosyanın sunum şekli bile sonucu etkileyebilir. Deneyimli bir İstanbul avukat veya Tuzla avukat desteği olmadan yapılan başvurularda, eksik evrak yazıları ve teknik retler son derece yaygındır.

Ev Hizmetleri (Çocuk ve Yaşlı Bakımı) Başvuruları Ayrı Bir Uzmanlık Alanıdır

Af düzenlemesi yalnızca çocuk ve yaşlı bakım ile hasta bakımını kapsar. Ev hizmeti dışında fiilen başka işlerde çalışıldığına dair en ufak bir şüphe, dosyanın reddine neden olabilir. İşverenin imzaladığı noter onaylı taahhütname, SGK yükümlülükleri ve adres uyumu bu dosyaların bel kemiğidir. Uzman bir yabancı avukatı, taahhütname ve dilekçeleri uygulamaya birebir uygun şekilde hazırlar; bu da dosyanın kaderini doğrudan etkiler.

Gelir İspatı ve Banka Belgeleri En Sık Yapılan Hataların Başında Gelir

Af düzenlemesi başvurularında işverenin gelir durumu yalnızca rakamsal olarak değil, şekil ve süreklilik açısından da incelenir. Kaşesiz, imzasız banka dökümleri veya tek aylık yüksek gelir beyanları çoğu zaman yeterli kabul edilmez. Uzman avukat desteği, gelir belgelerinin nasıl sunulması gerektiğini doğru biçimde kurgular ve ret riskini minimize eder.

Manuel Randevu ve E-İkamet Sorunları Profesyonel Takip Gerektirir

E-ikamet sisteminden randevu alınamadığı durumlarda manuel randevu süreci devreye girer. Bu süreçte hata ekran görüntüsü, dilekçe içeriği ve teslim paketi eksiksiz hazırlanmazsa başvuru hiç işleme alınmayabilir. Özellikle İstanbul’da bu aşama, süreci bilen bir İstanbul yabancı avukatı tarafından yürütülmediğinde ciddi zaman kaybına neden olur.

Ret Sonrası Hak Kaybı ve Zaman Kaybı Riski Çok Yüksektir

Af düzenlemesi başvurusunun reddedilmesi yalnızca bir “olumsuz cevap” değildir. Ret sonrası yabancının Türkiye’deki hukuki durumu daha da zayıflayabilir. Bu nedenle başvurunun en baştan doğru kurgulanması, eksiksiz sunulması ve sürecin profesyonel şekilde yönetilmesi hayati önemdedir.

İstanbul ve Tuzla Bölgesinde Uzman Avukat Desteğinin Önemi

Özellikle Tuzla, Pendik ve Anadolu Yakası’nda yaşayan yabancılar için, hem İstanbul uygulamalarını bilen hem de Fatih Göç İdaresi pratiğine hâkim bir Tuzla avukat ile çalışmak büyük avantaj sağlar. Dosyanın hazırlanmasından randevu gününe, ikamet izninden çalışma iznine geçiş sürecine kadar her aşama tek elden yönetilir.

Read More

2026 Yılı Kaçak Kalan Yabancılara Af Düzenlemesi Hakkında Sık Sorulan Sorular (Ev Hizmetlerinde Çalışanlar İçin Rehber)

2026 yılında kaçak kalan yabancılar için Türkiye’de genel bir af var mı?

Hayır. 2026 yılı itibarıyla Türkiye’de kaçak durumda bulunan tüm yabancıları kapsayan genel ve koşulsuz bir af düzenlemesi bulunmamaktadır. Ancak uygulamada “af” olarak adlandırılan bazı sınırlı ve istisnai yasal kolaylıklar mevcuttur. Bu kolaylıklar, özellikle ev hizmetlerinde fiilen çalışan ve belirli şartları taşıyan yabancılar için getirilmiş özel nitelikli düzenlemelerdir. Bu nedenle kamuoyunda “af” olarak anılan uygulama, hukuki anlamda bir genel af değil; kayıt dışı çalışmanın önüne geçmek amacıyla belirli bir gruba tanınan yasal statü kazanma imkânıdır.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar açısından söz konusu af benzeri düzenleme kimleri kapsar?

2026 yılında kaçak kalan yabancılar bakımından bu düzenleme yalnızca ev hizmetlerinde çalışan kişiler için öngörülmüştür. Ev hizmetlerinden kastedilen; çocuk bakımı, yaşlı bakımı, hasta bakımı gibi özel hane içinde yürütülen kişisel hizmetlerdir. Ev hizmetleri dışında (restoran, fabrika, inşaat, mağaza vb.) çalışan kaçak yabancılar bu kapsama girmez. Dolayısıyla düzenleme geniş değil, dar kapsamlıdır.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar Türkiye’de yasal statü kazanarak çalışma izni alabilir mi?

Normal şartlarda kaçak durumda bulunan bir yabancının doğrudan Türkiye içinden çalışma izni veya ikamet izni alması mümkün değildir. Ancak 2025-2026 yılında kaçak kalan yabancılar için öngörülen bu özel düzenleme kapsamında, ev hizmetlerinde çalıştığı ispatlanan kişiler, belirli şartları sağlamaları halinde çalışma izni başvurusunda bulunma imkânı elde edebilmektedir. Bu süreç otomatik değildir; her başvuru idarenin takdirine tabidir ve belgelerin eksiksiz sunulması büyük önem taşır.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar açısından bu düzenlemeden kimler yararlanamaz?

Aşağıdaki kişiler bu imkândan yararlanamaz:
Türkiye’ye kaçak yollarla giriş yapmış olanlar,
Pasaportu olmayan veya geçerliliği yeterli olmayanlar,
Ev hizmetleri dışında bir sektörde çalışanlar,
Hakkında aktif sınır dışı (deport) kararı veya giriş yasağı bulunanlar.
Dolayısıyla düzenleme, yalnızca hukuken belirli asgari şartları sağlayabilen kişiler için geçerlidir.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar için bu düzenleme hangi hakları sağlar?

Şartları karşılayan kişiler açısından bu düzenleme; Yasal çalışma izni alınmasını, Çalışma izniyle bağlantılı olarak ikamet izni kazanılmasını,
SGK kaydı yapılmasını ve sosyal güvenlik kapsamına girilmesini,
Kayıt dışı çalışma nedeniyle oluşabilecek idari ve cezai risklerin azaltılmasını sağlar. Bu durum, uzun vadede yabancının Türkiye’deki hukuki statüsünü güçlendiren önemli bir avantajdır.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar için başvuru süreci nereye ve nasıl yapılır?

Başvurular, çalışmanın yapılacağı yerin bulunduğu ildeki İl Göç İdaresi Müdürlüğü ve ilgili çalışma izni birimleri üzerinden yürütülür. Süreçte genellikle; geçerli pasaport, işveren konumundaki ev sahibine ait belgeler, çalışma ilişkisinin niteliğini gösteren bilgiler
talep edilir. Başvurunun usule uygun yapılmaması halinde ret riski oldukça yüksektir.

2026 yılında kaçak kalan yabancılar için bu düzenleme sürekli midir?

Hayır. Bu düzenleme süresiz ve kalıcı bir af değildir. İdari uygulamaya dayalıdır ve kapsamı her zaman değiştirilebilir veya sona erdirilebilir. Bu nedenle şartları taşıyan kişilerin beklemeden başvuru yapmaları önerilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

2026 yılı kaçak kalan yabancılara af düzenlemesi, uygulamada son derece teknik, istisnalara açık ve idarenin takdir yetkisinin geniş olduğu bir alandır. Her ne kadar kamuoyunda “af” olarak anılsa da, bu düzenleme otomatik hak doğuran genel bir af değildir. Yanlış yapılan veya eksik yürütülen bir başvuru, telafisi güç sonuçlara yol açabilir.

Bu kapsamda uzman bir yabancılar hukuku avukatından destek alınması özellikle şu nedenlerle önem taşır: Kaçak statüde bulunan bir yabancı adına yapılan hatalı başvuru;

mevcut durumun resmen tespit edilmesine,

idari para cezası uygulanmasına,

hatta sınır dışı (deport) kararı verilmesine neden olabilir. Uzman avukat, başvurunun zamanlamasını ve yöntemini doğru belirler.

Her Dosya Aynı Şartlara Sahip Değildir

2026 yılı kaçak kalan yabancılar için öngörülen düzenleme;

ülkeye giriş şekline,

kaçak kalınan süreye,

çalışılan işin niteliğine,

pasaport ve geçmiş kayıtlarına göre farklı değerlendirilir. Standart dilekçeler ve kulaktan dolma bilgilerle hareket edilmesi ciddi risk taşır.

Ev Hizmetleri Kapsamı Dar ve Yoruma Açıktır

Ev hizmetlerinde çalışma kavramı, uygulamada dar yorumlanmakta ve idare tarafından titizlikle incelenmektedir. Uzman avukat desteği olmadan yapılan başvurularda, çalışmanın bu kapsamda kabul edilmemesi sıkça karşılaşılan bir durumdur.

Belgelerin Hukuka Uygun Sunulması Şarttır

Başvuru dosyasında sunulan belgelerin; zamanlama, bakımından hukuka uygun hazırlanması gerekir. Eksik veya hatalı belgeler, başvurunun reddine veya daha ağır idari sonuçlara yol açabilir. Bir yazı önerisi.

Read More

Şarta Bağlı Tahliye Taahhüdü Geçerli midir?

Yargıtay Kararları Işığında Şartlı Tahliye Taahhüdünün Hukuki Sonuçları

1. Genel Hukuki Çerçeve ve Geçerlilik Şartları

 Yargıtay içtihatları uyarınca, şarta bağlanmış tahliye taahhütleri mülga Borçlar Kanunu’nun 149. maddesi ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 170. maddesi kapsamında prensip olarak geçerli kabul edilmektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin yerleşik görüşüne göre (Örn: 2015/11188 E., 2010/11371 E.), tahliye taahhüdü bir şartın gerçekleşmesine bağlanabilir ve bu durumda taahhüt, şartın gerçekleşmesiyle birlikte “güncellik” kazanır. Ancak bir tahliye taahhüdünün geçerli olabilmesi için şu temel unsurları taşıması zorunludur:

Yazılı Olma: Taahhüdün yazılı şekilde yapılması kanuni bir şarttır.

Serbest İrade ve Zamanlama: Taahhüt, kira sözleşmesinin yapılmasından sonra, kiracı kiralananda otururken serbest irade ile verilmiş olmalıdır. Kira sözleşmesi ile aynı tarihte veya henüz kiralanan teslim edilmeden verilen taahhütler, kiracının müzayakası (darda kalması) altında verildiği kabul edilerek geçersiz sayılmaktadır (8. HD 2017/5598 E., HGK 2017/975 E. ).

Belirli veya Belirlenebilir Tarih: Taahhüdün açık, net ve muayyen bir tarihi içermesi gerekir. Belirli bir tarihi içermeyen veya “kira süresinin sonunda” gibi muğlak ifadeler barındıran taahhütler TBK m. 352 kapsamında geçerli bir tahliye taahhüdü olarak kabul edilmemektedir (12. HD 2020/1175 E. Kaynak, 6. HD 2007/6086 E. Kaynak).

2. Şarta Bağlı Tahliye Taahhüdü Örnekleri ve Yargıtay Analizi

A. Kira Borcunun Ödenmemesi Şartı 

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi (2015/11188 E., 2016/839 K.), kiracının birikmiş kira borcunu belirli bir tarihte ödeyeceğini, ödemediği takdirde ise taşınmazı tahliye edeceğini beyan ettiği taahhütleri geçerli bulmuştur. Bu durumda, kiracı ödeme yaptığını belgeleyemezse şart gerçekleşmiş sayılır ve taahhüt geçerli hale gelir. Ancak, sadece “ödeme yapılmaması halinde sözleşmenin feshedilmiş sayılacağı” yönündeki genel ibareler, açık bir tahliye iradesi içermediği sürece tahliye taahhüdü olarak nitelendirilmez (6. HD 2009/10286 E.).

B. İmar Planı Değişikliği ve İdari Şartlar 

Taşınmazın kullanım amacının değişmesine yönelik idari şartlar da geçerli bir tahliye nedeni oluşturabilir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi (2010/11371 E. ), taşınmazın imar planı değişikliği ile akaryakıt istasyonuna uygun hale gelmesi şartına bağlı tahliye taahhüdünü geçerli saymıştır. Burada şartın gerçekleşmesiyle birlikte taahhüt edilen tarih belirgin hale gelmiş kabul edilir.

C. Kamu Projeleri ve İhtiyaç Şartı 

Marmaray gibi kamu projeleri kapsamında “ihtiyaç duyulduğunda” tahliye edileceğine dair taahhütler, serbest irade ile yapılmışsa tarafları bağlar (6. HD 2010/4392 E.. Ancak bu tür taahhütlerde, şartın gerçekleştiğini bildiren ihtarnameden itibaren bir aylık yasal süre içinde davanın açılması veya icra takibinin başlatılması zorunludur.

D. Karşılıklı Edim Şartı (Ödeme Şartı)

 Kiralayanın kiracıya belirli bir miktar ödeme yapması şartına bağlı taahhütlerde, kiralayan üzerine düşen ödeme yükümlülüğünü yerine getirmezse taahhüt hükümsüz hale gelir (6. HD 2009/10107 E. Kaynak).

3. Geçersizlik Nedenleri ve Sınırlamalar

Belirsizlik: “Kurum tarafından ihtiyaç duyulduğunda” veya “10 yıllık süre dolduğunda ihaleye çıkılacağı” gibi ifadeler, belirli ve muayyen bir tarih içermediği sürece tek başına tahliye hakkı vermez (6. HD 2013/13665 E. , 3. HD 2025/283 E. K).

Süre Aşımı: Şart gerçekleşse dahi, tahliye tarihinden (veya şartın gerçekleştiği tarihten) itibaren bir ay içinde icra takibi veya dava yoluna başvurulmaması taahhüdü kullanılamaz hale getirir (8. HD 2017/4711 E. K).

Sözleşme İçi Cezai Şartlar: Geçersiz bir tahliye taahhüdüne (örneğin kira sözleşmesiyle aynı anda verilen) dayalı olarak kararlaştırılan cezai şartlar da geçersizdir (8. HD 2017/5598 E. Kaynak).

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, şarta bağlılık iddiasının ötesinde tahliye taahhütlerinin usuli geçerliliğine dair şu ek bilgileri sağlamaktadır:

Noter Onayı ve İspat: Noterlikçe resen düzenlenen veya imzası onaylanan taahhütler, İİK m. 275/2 uyarınca güçlü bir ispat vasıtasıdır. Kiracı, bu taahhüdün aksini ancak aynı kuvvette bir belge ile ispat edebilir (6. HD 2012/4203 E.).

Yeni Sözleşme ile Etkileşim: Tahliye taahhüdü verildikten sonra, taahhüt edilen tarihi de kapsayacak şekilde yeni bir kira sözleşmesi imzalanırsa, önceki tahliye taahhüdü geçersiz hale gelir (6. HD 2012/9893 E. ). Ancak yenilenen sözleşmenin içine (özel şartlar kısmına) açık bir tahliye tarihi yazılması durumunda bu madde geçerli bir tahliye taahhüdü olarak kabul edilebilir (6. HD 2015/5771 E.).

İrade Beyanı: Kiracının taahhütnamede “halen kiracısı olduğum” şeklindeki beyanı, taahhüdün kira ilişkisi devam ederken ve özgür iradeyle verildiğine dair karine teşkil eder (6. HD 2013/12792 E. ).

İcra Mahkemesinin Yetkisi: Şarta bağlılık iddiası veya şartın gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin karmaşık hukuki tartışmaların dar yetkili icra mahkemelerinde değil, genel mahkemelerde görülmesi gerektiği vurgulanmaktadır (12. HD 2023/459 E.).

Sonuç: Yargıtay uygulamasına göre şarta bağlı tahliye taahhütleri; yazılı olması, kira ilişkisi kurulduktan sonra verilmesi ve şartın gerçekleşmesiyle birlikte tarihin belirli/belirlenebilir olması kaydıyla geçerlidir. Şartın gerçekleşmemesi veya taahhüdün belirli bir tarih içermemesi durumunda tahliye talebi reddedilmektedir.

Tahliye taahhüdü bir şarta bağlanabilir mi?

Evet. Yargıtay’a göre tahliye taahhüdü bir şartın gerçekleşmesine bağlanabilir. Ancak bu durumda: Şart objektif ve ispatlanabilir olmalı,
Şart gerçekleştiğinde tahliye tarihi belirli veya belirlenebilir hale gelmelidir. Aksi hâlde taahhüt, TBK 352 kapsamında geçerli sayılmaz.

“Kira borcu ödenmezse tahliye ederim” şeklindeki taahhüt geçerli midir?

Evet, açık bir tahliye iradesi içeriyorsa geçerlidir. Kiracı belirlenen tarihte borcu ödemezse şart gerçekleşmiş sayılır ve tahliye taahhüdü güncellik kazanır. Ancak yalnızca “Ödeme yapılmazsa sözleşme feshedilmiş sayılır” şeklindeki ifadeler tahliye taahhüdü olarak kabul edilmez.

Şart gerçekleşti ama dava geç açıldıysa ne olur?

Tahliye hakkı tamamen düşer. Şart gerçekleştiği anda: Tahliye tarihi oluşmuş kabul edilir. Bu tarihten itibaren 1 ay içinde icra takibi veya tahliye davası açılmalıdır. Bu süre hak düşürücüdür ve hiçbir şekilde uzatılamaz.

“İhtiyaç olursa tahliye edilecektir” şeklindeki taahhüt geçerli mi?

Genellikle hayır. “İhtiyaç duyulduğunda”, “ileride gerekirse”, “ihaleye çıkılması halinde” gibi ifadeler; Belirsiz, Muğlak, Takdiri unsurlara bağlı
olduğu için tek başına tahliye hakkı vermez.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Şarta bağlı tahliye taahhütleri, klasik tahliye taahhütlerinden çok daha risklidir. Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar şunlardır:

Şartın hukuken geçerli sayılmaması

Şartın gerçekleştiğinin ispat edilememesi

Tahliye tarihinin belirsiz kabul edilmesi

1 aylık hak düşürücü sürenin kaçırılması

Yanlış merci (icra mahkemesi / genel mahkeme) seçilmesi

Yargıtay uygulamasında, şartlı taahhütlerde yapılan küçük bir ifade hatası, tahliyeyi yıllarca imkânsız hâle getirebilmektedir. Bu nedenle; İstanbul – Tuzla – Kartal – Pendik – Tepeören – Gebze – Çayırova bölgelerinde şarta bağlı tahliye taahhüdüne dayanılarak icra takibi veya dava açılmadan önce, belgenin uzman bir avukat tarafından denetlenmesi hayati öneme sahiptir. 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, tahliye taahhütleri ve kira hukuku alanında Yargıtay içtihatlarına uygun stratejiyle süreci yöneterek hak kaybı riskini ortadan kaldırmayı hedefler.

Read More

Tahliye Taahhüdü Ne Zaman Geçerlidir?

(TBK 352’ye Göre Tahliye Taahhüdü Şartları, Yargıtay Kararlarıyla)

1. Tahliye Taahhüdünün Temel Geçerlilik Şartları

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 352/1. maddesi ve yerleşik yargı içtihatları uyarınca, bir tahliye taahhüdünün geçerli kabul edilebilmesi için aşağıdaki şartların bir arada bulunması zorunludur:

Yazılı Şekil Şartı: Tahliye taahhüdünün mutlaka yazılı şekilde yapılması gerekir (Yargıtay 3. HD, 2024/4396 E., 2025/3416 K K.). Adi yazılı şekilde yapılabileceği gibi noterlikçe düzenleme veya onaylama şeklinde de yapılabilir.

Kiralananın Tesliminden Sonra Verilmesi: Taahhüdün geçerliliği için en kritik şart, kiralananın kiracıya teslim edilmesinden sonra verilmiş olmasıdır. Kira sözleşmesiyle aynı tarihte veya sözleşme kurulmadan önce alınan taahhütler, kiracının serbest iradesine dayanmadığı gerekçesiyle batıldır (Yargıtay 8. HD, 2017/4711 E.; Yargıtay 6. HD, 2015/7505 E. K).

Belirli Bir Tahliye Tarihi İçermesi: Taahhütnamede taşınmazın boşaltılacağı tarihin açık ve net bir şekilde belirtilmesi gerekir. Tahliye tarihi belli olmayan belgeler TBK 352 anlamında geçerli bir taahhüt sayılmaz (Yargıtay 12. HD, 2020/1175 E., 2020/2309 K.).

Serbest İrade ile Verilmesi: Taahhüdün, kiracı kiralananda otururken ve herhangi bir baskı (müzayaka) altında kalmadan, serbest iradesiyle verilmiş olması şarttır (Yargıtay 6. HD, 2010/1162 E.

2. Somut Yargı Kararları Işığında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

A. Tanzim ve Tahliye Tarihi İlişkisi

Tahliye taahhüdünde tanzim tarihinin boş bırakılması veya sonradan doldurulması tek başına geçersizlik nedeni değildir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’ne göre (2009/11095 E. K), boş kağıda imza atan kişi bunun sonucuna katlanmak zorundadır; bu nedenle tarihlerin sonradan doldurulduğu iddiası, aynı kuvvette yazılı bir belge ile ispatlanmadıkça geçerli kabul edilir. Ancak tanzim tarihinin (özellikle yıl hanesinin) tamamen belirsiz olması, belgeyi icra takibine konu edilemez hale getirir (Bakırköy 4. Sulh Hukuk Mahkemesi, 2019/1559 E. K).

B. Yeni Kira Sözleşmesinin Etkisi

Tahliye taahhüdü verildikten sonra, taahhüt edilen tarihi de kapsayacak şekilde taraflar arasında yeni bir kira sözleşmesi düzenlenirse, önceki tahliye taahhüdü hükümsüz hale gelir (Yargıtay 6. HD, 2012/9893 E. k; Yargıtay 8. HD, 2017/1615 E. 

C. Şartlı Tahliye Taahhütleri

Tahliye taahhüdü belirli bir şarta bağlanabilir. Bu durumda taahhüt, şartın gerçekleşmesiyle güncellik kazanır. Örneğin, imar planı değişikliği yapılması şartına bağlı bir taahhüt, şart gerçekleştiğinde geçerli hale gelir (Yargıtay 6. HD, 2010/11371 E. K).

D. Dava Açma Süresi ve Yetki

Tahliye taahhüdüne dayalı tahliye davası veya icra takibi, taahhüt edilen tarihi izleyen bir ay içinde başlatılmalıdır (TBK 352/1). Bu süre hak düşürücüdür. Ayrıca dava hakkı kural olarak kiralayana aittir; ancak yeni malik, eski malikin halefi olarak bu taahhüde dayanabilir (Yargıtay 6. HD, 2011/1107 E.).

3. İspat Yükü ve İtirazlar

İmza ve Tarih İtirazı: Adi yazılı taahhütnamede imzaya veya tarihe itiraz edilmesi durumunda, uyuşmazlık yargılamayı gerektirir ve icra mahkemesinde itirazın kaldırılması istenemez (Yargıtay 8. HD, 2017/4070 E. K; Yargıtay 6. HD, 2012/18349 E. K).

Baskı ve Müzayaka İddiası: Kiracı, taahhüdü baskı altında verdiğini iddia ediyorsa, TBK 39. maddesi uyarınca bir yıl içinde iptal davası açmalıdır. Bu süre içinde iptal edilmeyen taahhütler geçerli sayılır (Yargıtay 6. HD, 2015/792 E. ; BAM Adana 10. HD, 2019/3147 E.).

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi bulunması nedeniyle ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

Aile Konutu İddiası: Kiralananın aile konutu olması durumunda, sözleşmenin tarafı olmayan eşin kiralayana bildirimde bulunmamış olması halinde, tahliye taahhüdü için eş rızasının aranmayabileceği belirtilmiştir (BAM İstanbul 36. HD, 2022/2861 E. K).

Özelleştirme ve Protokoller: Kamu iktisadi teşebbüsleri ile yapılan protokollerde yer alan “özelleşme halinde tahliye” gibi hükümlerin de tahliye taahhüdü benzeri sonuçlar doğurabileceği, ancak bu tür belgelerin asıllarının ve Yargıtay içtihatlarına uyumunun titizlikle incelenmesi gerektiği ifade edilmiştir (İstanbul 7. ATM, 2018/402 E. K).

Sonuç: Tahliye taahhüdünün geçerliliği; yazılılık, teslim sonrası verilme, belirli tarih ve serbest irade unsurlarının kümülatif olarak varlığına bağlıdır. Özellikle tanzim tarihinin kira sözleşmesinden sonraki bir günü göstermesi ve bir aylık yasal sürede takibe geçilmesi hak kaybını önlemek adına kritiktir.

Kira sözleşmesiyle aynı gün alınan tahliye taahhüdü geçerli midir?

Hayır. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, kira sözleşmesiyle aynı tarihte veya teslimden önce alınan tahliye taahhütleri kesin olarak geçersizdir. Gerekçe; kiracının henüz taşınmazı fiilen kullanmıyor olması nedeniyle serbest iradesinin bulunmamasıdır.

Tahliye taahhüdünde tarih sonradan doldurulmuşsa geçersiz olur mu?

Hayır, her durumda geçersiz olmaz. Kiracı boş bir belgeyi imzaladığını kabul ediyorsa, sonradan doldurulan tarihe katlanmak zorundadır. Ancak: Tarih tamamen belirsizse, yıl hanesi yoksa, çelişkili tarihler varsa
bu durumda belge icra takibine konu edilemez ve tahliye talebi reddedilir.

Tahliye taahhüdünden sonra yeni kira sözleşmesi yapılırsa ne olur?

Tahliye taahhüdü hükümsüz hale gelir. Yargıtay’a göre, taahhüt edilen tahliye tarihini de kapsayan yeni bir kira sözleşmesi, önceki tahliye iradesini ortadan kaldırır. Bu durum, kiraya verenler açısından en sık yapılan ve geri dönülmez hatalardan biridir.

Tahliye taahhüdüne dayanarak ne kadar sürede dava açılmalıdır?

Tahliye taahhüdünde belirtilen tarihten itibaren 1 ay içinde:
Tahliye davası açılmalı veya İcra takibi başlatılmalıdır. Bu süre hak düşürücü süredir. Bir gün dahi geçilmesi, tahliye hakkını tamamen ortadan kaldırır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Tahliye taahhüdü davaları, görünüşte basit; uygulamada ise en çok reddedilen dava türlerinden biridir. Bunun temel nedenleri şunlardır:

Taahhüdün teslimden önce alınıp alınmadığının ispatı

Tanzim tarihi – tahliye tarihi çelişkileri

Yeni kira sözleşmesinin taahhüdü hükümsüz kılması

1 aylık hak düşürücü sürenin kaçırılması

İmza, tarih ve baskı (müzayaka) itirazlarının yanlış usulde ileri sürülmesi Yargıtay uygulamasında, küçük bir şekil hatası nedeniyle yıllarca süren kira ilişkisinin devam ettiği çok sayıda karar bulunmaktadır.

Bu nedenle; İstanbul – Tuzla – Kartal – Pendik – Tepeören – Gebze – Çayırova bölgesinde Tahliye taahhüdüne dayalı dava veya icra takibi planlanıyorsa, sürecin en baştan uzman bir avukat tarafından yürütülmesi hak kaybını önler. Özellikle 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, tahliye taahhütleri, kira hukuku ve icra süreçlerinde Yargıtay içtihatlarına dayalı stratejik dosya yönetimiyle süreci güvenli şekilde yürütmektedir.

Read More

Katkı Payı, Değer Artış Payı ve Katılma Alacağı Nedir? Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Hesaplanır? (Yargıtay Kararlarıyla)

Katkı payı alacağı ile katılma alacağı arasındaki fark nedir?

Katkı payı alacağı, 01.01.2002 öncesi mal ayrılığı rejiminde somut katkıya dayanır.
Katılma alacağı ise 01.01.2002 sonrası edinilmiş mallara katılma rejiminde, katkı şartı aranmaksızın kanundan doğar.

Ziynet eşyaları hangi alacak türüne girer?

Ziynet eşyaları kişisel maldır. Taşınmaz veya araç alımında kullanılmışsa değer artış payı alacağı doğurur.

Hiç çalışmayan veya ev hanımı olan eş katılma alacağı talep edebilir mi?

Evet. Katılma alacağı için çalışmak, gelir elde etmek veya mala katkı sağlamak şart değildir. Bu hak, 4721 sayılı TMK’dan doğan yasal bir haktır. Evlilik süresince ev işleri, çocuk bakımı ve aile düzeninin sağlanması da dolaylı katkı kabul edilir. Yargıtay’a göre, ev hanımı olan eşin katılma alacağı talebi tam ve eksiksiz olarak korunur.

Eşimin tüm malları kendi maaşıyla alınmışsa yine de katılma alacağı isteyebilir miyim?

Evet. Malların kimin maaşıyla alındığı önemli değildir. 01.01.2002 sonrası edinilen mallar, aksi ispat edilmedikçe edinilmiş mal sayılır ve diğer eş bu malların artık değerinin yarısını talep edebilir. “Ben aldım, ben ödedim” savunması, katılma alacağını ortadan kaldırmaz.

1. Katkı Payı Alacağı

Katkı payı alacağı, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden önceki dönemde edinilen mallar için söz konusudur. 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) 170. maddesi uyarınca, bu dönemde bir eşin diğerinin edindiği malvarlığına para veya para ile ölçülebilen maddi bir değerle (veya hizmetle) katkıda bulunması durumunda doğan haktır.

Hesaplama Yöntemi: Eşlerin çalışma süreleri ve gelirlerine ilişkin belgeler getirtilerek her birinin tasarruf oranı belirlenir. Bu oran, tasfiyeye konu malın dava tarihindeki sürüm (rayiç) değeri ile çarpılarak alacak miktarı hesaplanır.

Somut Örnekler:

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2016/21531 E. : Kooperatif ödemelerinin 01.01.2002 öncesinde tamamlanması durumunda eş lehine katkı payı alacağı doğacağı belirtilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2014/10728 E. K): 12.12.2001 tarihinde (mal ayrılığı döneminde) alınan bir araç için, davacının gelir belgeleri üzerinden yapılacak hesaplama ile katkı payı alacağına hükmedilebileceği vurgulanmıştır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2016/6747 E. K): Kafe işletmesi kazancıyla edinilen taşınmazlarda, kadının ev işleri dışındaki sürekli çalışması sabit görülerek katkı payı alacağına hükmedilmiştir.

2. Değer Artış Payı Alacağı

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 227. maddesinde düzenlenen bu alacak türü; bir eşin, diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına, hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunması halinde doğar.

Hesaplama Yöntemi: Katkının yapıldığı tarihteki değerin, malın o tarihteki toplam değerine oranı belirlenir. Bu oran, malın tasfiye (karar) tarihindeki sürüm değeri ile çarpılır. Değer kaybı varsa, katkının başlangıçtaki değeri esas alınır.

Somut Örnekler:

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2014/5161 E. K): Davacının annesinden aldığı ve kendi biriktirdiği ziynet eşyalarını (toplam 78.000 TL değerinde) vererek bir taşınmazın edinilmesine katkı sağlaması, değer artış payı alacağı olarak kabul edilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2017/11393 E. ): Kadının kişisel malı olan taşınmaza erkeğin yaptırdığı esaslı tadilatlar (mutfak/banyo yenileme, kombi, PVC, parke döşeme) değer artış payı alacağına konu edilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2012/4285 E. K): Taşınmazın alımında ziynet eşyalarının bozdurulması ve iyileştirme giderleri yapılması durumunda, bu kişisel katkıların değer artış payı olarak hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.

3. Katılma Alacağı (Artık Değere Katılma)

TMK’nın 231. ve 236/1. maddeleri uyarınca, 01.01.2002 tarihinden sonra geçerli olan “edinilmiş mallara katılma rejimi” kapsamında doğan bir haktır. Eşin, diğer eşe ait edinilmiş malların tasfiye tarihindeki toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan “artık değerin” yarısı üzerindeki alacak hakkıdır.

Temel Özellik: Katılma alacağı yasadan kaynaklanır. Bu hakkı talep eden eşin bir gelirinin olmasına veya malın edinilmesine somut bir katkıda bulunmasına gerek yoktur.

Hesaplama Yöntemi: (Edinilmiş Mallar + Eklenecek Değerler + Denkleştirme Miktarları) – Borçlar = Artık Değer. Katılma alacağı bu miktarın yarısıdır.

Somut Örnekler:

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2022/7816 E.): 2012 yılında davalı adına tescil edilen ve edinilmiş mal olduğu tespit edilen taşınmazın keşif tarihindeki değerinin (340.000 TL) yarısı olan 170.000 TL’nin katılma alacağı olarak ödenmesine karar verilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2012/10180 E. K): Evlilik içinde alınan bir aracın, mal rejimi sona erdikten sonra pert olması durumunda dahi, sigorta bedeli üzerinden hesaplanan artık değerin yarısının katılma alacağı olarak verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2013/18697 E. K): 2002 sonrası ödenen banka kredileri ve kooperatif taksitleri üzerinden hesaplanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağına hükmedilmiştir.

İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bilgiler

Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi olduğu durumlarda ek bağlam sağlaması amacıyla ikincil kaynaklardan derlenmiştir:

Kredili Malvarlıkları: Taşınmazın krediyle alınması durumunda, mal rejiminin sona erdiği tarihte henüz vadesi gelmemiş borçların toplam krediye oranı bulunur; bu oran taşınmazın tasfiye tarihindeki değeriyle çarpılarak borç miktarı düşülür ve kalan üzerinden alacak hesaplanır (Yargıtay 8. HD 2015/3720 K).

Eklenecek Değerler (TMK 229): Mal rejimi sona ermeden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan karşılıksız kazandırmalar veya katılma alacağını azaltma kastıyla yapılan devirler, mal hala mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir (Yargıtay 8. HD 2015/22114).

Usul Kuralları: Mal paylaşımı davalarında her bir malvarlığı unsuru (taşınmaz, araç vb.) için talep edilen miktarın dava dilekçesinde veya yargılama aşamasında net bir şekilde açıklatılması zorunludur; aksi halde hakim talebe bağlılık ilkesi gereği karar veremez (Yargıtay 8. HD 2015/7852 K).

Faiz Başlangıcı: Aksine bir anlaşma yoksa, katılma alacağı ve değer artış payına tasfiyenin sona erdiği (karar) tarihinden itibaren faiz yürütülür (Yargıtay 8. HD 2020/2692 ).

NEDEN UZMAN AVUKAT DESTEĞİ GEREKLİ?

Mal paylaşımı davaları, en teknik ve en fazla hak kaybı yaşanan boşanma davalarıdır.
Özellikle katkı payı, değer artış payı ve katılma alacağı taleplerinde:

Yanlış alacak türüne dayanılması

01.01.2002 ayrımının hatalı yapılması

Talep kalemlerinin netleştirilmemesi

Yanlış hesaplama yöntemi kullanılması

Faiz başlangıç tarihinin hatalı belirlenmesi telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilir. İstanbul Anadolu Yakası başta olmak üzere Tuzla, Kartal, Pendik, Tepeören, Gebze ve Çayırova bölgelerinde
boşanma ve mal paylaşımı davalarında uzman aile hukuku avukatı ile yürütülen dosyalar, Yargıtay içtihatlarına uygun ve sürdürülebilir sonuçlar doğurur. 2M Hukuk Avukatlık Ofisi,
boşanma sonrası mal rejimi tasfiyesi, katkı payı ve katılma alacağı davalarında stratejik ve teknik dava yönetimi sunmaktadır.

Read More

Hakim Anlaşmalı Boşanma Protokolünü Neden Onaylamaz? TMK 166/3 Kapsamında Ret Sebepleri ve Yargıtay Kararları

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3. maddesi kapsamında düzenlenen anlaşmalı boşanma davalarında, tarafların hazırladığı protokolün hakim tarafından onaylanması boşanma kararının tesisi için zorunlu bir unsurdur. Yargıtay kararları ışığında, hakimin protokolü onaylamadığı veya onaylamaktan kaçındığı durumlar aşağıda kategorize edilmiştir:

Hakim anlaşmalı boşanma protokolünü hangi durumlarda onaylamaz?

Hakim; protokolün kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine, genel ahlaka veya kişilik haklarına aykırı olması halinde protokolü onaylamaz. Ayrıca imkânsız edimler içeren, medeni haklardan peşinen vazgeçmeyi öngören veya infazda tereddüt yaratacak belirsiz hükümler barındıran protokoller de TMK 166/3 kapsamında geçerli kabul edilmez.

Taraflar protokolü imzalasa bile hakim reddedebilir mi?

Evet. Anlaşmalı boşanmanın temel şartı, eşlerin hür ve serbest iradeleriyle boşanmayı kabul etmeleridir. Hakim; baskı, tehdit, hata, hile veya çelişkili beyan şüphesi oluşması halinde protokolü onaylamaz. Tarafların duruşmada bizzat dinlenmemesi veya beyanların tutarsız olması da ret sebebidir.

Çocuklarla ilgili düzenlemeler protokolü geçersiz kılar mı?

Evet, kılabilir. Hakim, çocukların velayeti, kişisel ilişki ve iştirak nafakası düzenlemelerini çocuğun üstün yararı açısından denetler. Bu düzenlemelerin çocuğun menfaatine aykırı bulunması halinde, taraflar anlaşmış olsa bile protokol onaylanmaz ve anlaşmalı boşanma kararı verilemez.

1. Kanuni ve Ahlaki Aykırılıklar

Hakim, protokol içeriğinde yer alan hükümlerin aşağıdaki nitelikleri taşıması durumunda protokolü tasdik edemez:

Emredici Hükümlere Aykırılık: Protokol şartlarının kanunun emredici hükümlerine aykırı olması (Yargıtay 2. HD., 2015/5687 ; 2020/3774 

Kamu Düzeni ve Ahlaka Aykırılık: Protokolün kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı hükümler içermesi (Yargıtay 2. HD., 2013/11644 K; 2014/17142 

Kişilik Haklarının İhlali: Protokolün taraflardan birinin kişilik haklarını zedeleyici nitelikte olması (Yargıtay 2. HD., 2014/13363 K).

Konusu İmkansız Hükümler: Protokolde yerine getirilmesi imkansız olan edimlerin kararlaştırılmış olması (Yargıtay 2. HD., 2020/3774 K).

Haklardan Feragat: “Velayetin kaldırılması veya kişisel ilişkinin genişletilmesi davası açılamayacağına” dair taahhütler gibi, medeni hakları kullanma ehliyetinden önceden vazgeçme niteliğindeki hükümler Medeni Kanun’un 23. maddesine aykırı kabul edilerek protokolün tamamını hükümsüz kılar (Yargıtay 2. HD., 2013/11644 K).

2. İrade Beyanına İlişkin Eksiklikler ve Sakatlıklar

Anlaşmalı boşanmanın temel şartı, tarafların hür iradeleriyle boşanmaya karar vermiş olmalarıdır. Hakim şu hallerde protokolü onaylamaz:

Bizzat Dinleme Şartının Gerçekleşmemesi: Eşlerin bizzat duruşmaya katılarak iradelerini hakim önünde açıklamamaları durumunda protokol onaylanmaz. Sadece protokolün sunulması yeterli değildir (Yargıtay 2. HD., 2012/22825 K; 2018/5548).

İrade Sakatlığı (Hata, Hile, İkrah): Karara esas alınan irade beyanında hata, hile veya korkutma (ikrah) gibi sakatlık hallerinin varlığına dair ciddi delillerin bulunması (Yargıtay 2. HD., 2014/17142 ; 2014/19608 K).

Serbest İrade Kanaatinin Oluşmaması: Hakimin, tarafların beyanlarını baskı veya tehdit altında verdiklerine dair bir kuşku duyması veya iradelerin serbestçe açıklandığına dair kanaate ulaşamaması (Yargıtay HGK, 2017/1941 K).

Çelişkili Beyanlar: Tarafların duruşmadaki beyanlarının kendi içinde veya birbirleriyle çelişkili olması, anlaşma koşulunun oluşmadığını gösterir (Yargıtay 2. HD., 2009/2794 

3. Çocukların ve Tarafların Menfaatine Aykırılık

Hakim, özellikle çocukların durumu ve boşanmanın mali sonuçları üzerinde denetim yetkisine sahiptir:

Çocukların Yüksek Yararı: Velayet, kişisel ilişki ve iştirak nafakası gibi konularda yapılan düzenlemelerin çocukların menfaatine uygun bulunmaması (Yargıtay 2. HD., 2020/3774  HGK, 2017/2650 K).

Mali Sonuçların Uygunsuzluğu: Maddi-manevi tazminat ve yoksulluk nafakası gibi mali konularda yapılan düzenlemelerin tarafların durumuna uygun bulunmaması (Yargıtay 2. HD., 2010/6315,2014/20003 K).

Belirsiz Hükümler: Protokolde yer alan yükümlülüklerin (örneğin taşınmaz devri) yerine getirilmesi için belirsiz bir zaman verilmesi veya infazda tereddüt yaratacak muğlak ifadeler kullanılması (Yargıtay 2. HD., 2020/3774 

4. Usuli ve Şekli Engeller

Evlilik Süresi: Evliliğin en az bir yıl sürmemiş olması durumunda hakim protokolü incelemeden reddetmelidir (Yargıtay HGK, 2017/1941

Protokolün Dosyada Bulunmaması: Protokolün fiziki olarak dosyaya sunulmadığı, içeriğinin saptanmadığı veya kimlik tespiti yapılmamış dilekçelere dayandığı hallerde onay verilmez (Yargıtay HGK, 2005/367 K; 2. HD., 2023/3111

Hakim Değişikliklerinin Kabul Edilmemesi: Hakim, gerekli gördüğü değişiklikleri taraflara önerir; taraflar bu değişiklikleri kabul etmezse protokol onaylanmaz ve boşanmaya hükmedilmez (Yargıtay 2. HD., 2011/11577 K; HGK, 2017/2650

5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler

İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda, protokolün onaylanma sürecine ilişkin şu ek bağlamlar sunulmuştur:

Hüküm Fıkrasına Geçirilmeme: Hakimin protokolü uygun bulmasına rağmen, protokol hükümlerini infazda tereddüt yaratmayacak şekilde ayrı ayrı hüküm fıkrasına geçirmemesi bir usul hatasıdır ve protokolün etkinliğini zedeler (Yargıtay 2. HD., 2010/18413k; 2014/15186 

Onaylanmayan İrade Değişiklikleri: Protokol sunulduktan sonra tarafların mahkemeye açıkça bildirmediği veya hakimin onayından geçmeyen irade değişiklikleri boşanma hükmüne esas alınamaz (Yargıtay 2. HD., 2024/6876 .

Beyanların Tasdik Edilmemesi: Aile mahkemesindeki yargılama sırasında tarafların protokol içeriğini tekrar ederek imzalarıyla tasdik etmemeleri durumunda, protokolün boşanma davasında hükme esas alınmayabileceği belirtilmiştir (Yargıtay 14. HD., 2015/12039

Genel İfadelerin Belirsizliği: “Herhangi bir mal talebim yoktur” gibi genel ifadelerin mal rejimi tasfiyesini kapsayıp kapsamadığı hususundaki belirsizliklerin, hak kaybına yol açabileceği durumlarda protokolün dar yoruma tabi tutulabileceği veya onay sürecinde tartışma yaratabileceği ima edilmiştir (Yargıtay 8. HD., 2012/5107 

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Anlaşmalı boşanma davalarında en sık yapılan hata, protokolün sadece taraf iradesiyle yeterli olacağı düşüncesidir. Oysa uygulamada, protokolün geçerliliği hakimin denetiminden geçmesine bağlıdır.

İmzalanmış Protokol, Onaylanmazsa Hükümsüzdür

Yargıtay uygulamasında;

Belirsiz nafaka düzenlemeleri

Çocuklar için yetersiz kişisel ilişki planları

“Bir daha dava açılamaz” gibi hukuka aykırı feragat hükümleri

Taşınmaz veya para ödemesi için süresi belli olmayan taahhütler nedeniyle çok sayıda protokol hakim tarafından reddedilmekte ve dava çekişmeli boşanmaya dönüşmektedir.

Hakim Müdahalesi Öngörülebilir Olmalıdır

Hakim, protokolde gerekli gördüğü değişiklikleri önerebilir. Bu değişikliklerin hukuka uygun şekilde yönetilmemesi, tarafların kabul etmemesi halinde boşanma kararı hiç verilmeyebilir. Uzman olmayan hazırlıklar, davanın uzamasına ve ciddi hak kayıplarına yol açar.

Yerel Mahkeme Pratiği Büyük Fark Yaratır

Özellikle İstanbul, Tuzla, Kartal, Pendik, Tepeören, Gebze ve Çayırova Aile Mahkemelerinde;

Protokol denetimi

Çocuk düzenlemelerine yaklaşım

Mali hükümlerin yeterliliği konularında yerleşik uygulama farkları bulunmaktadır. Bu nedenle Tuzla boşanma avukatı veya İstanbul boşanma avukatı tecrübesi sürecin kaderini belirler.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, anlaşmalı boşanma protokollerini;

Hakim denetimini öngören

Yargıtay içtihatlarına birebir uyumlu

Reddedilme riskini minimize eden şekilde hazırlayarak müvekkillerinin süreci tek duruşmada ve güvenle tamamlamasını hedefler. Anlaşmalı boşanma, taraflar arasında değil; hakim huzurunda geçerli olur.
Bu nedenle uzman avukat desteği bir tercih değil, zorunluluktur.

Read More