Tersaneye bakım/onarım veya inşa amacıyla çekilen bir geminin sözleşmede belirtilen tarihte teslim edilmemesi durumunda gemi sahibinin sahip olduğu hukuki haklar nelerdir?

Giriş

Bu yazı, “Tersaneye bakım/onarım veya inşa amacıyla çekilen bir geminin sözleşmede belirtilen tarihte teslim edilmemesi durumunda gemi sahibinin sahip olduğu hukuki haklar nelerdir” sorusuna yanıt olarak, sunulan çeşitli yargı kararlarının analiziyle hazırlanmıştır. Yazı, geminin geç teslimi durumunda gemi sahibinin başvurabileceği hukuki yolları, talep edebileceği tazminat türlerini, dava sürecinde dikkat etmesi gereken usuli şartları ve karşılaşabileceği olası savunmaları kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. İncelenen kararlar, bu tür uyuşmazlıkların temel olarak “eser sözleşmesi” veya karma nitelikteki sözleşmeler çerçevesinde değerlendirildiğini ve çözümün büyük ölçüde sözleşme hükümlerine, tarafların kusur durumuna ve ispat yükümlülüklerine bağlı olduğunu göstermektedir.

1. Sözleşmesel Haklar ve Tazminat Talepleri

Sözleşme, haklarınızın temel çerçevesini çizer. Özellikle sözleşmede gecikme durumunda uygulanacak bir cezai şart (gecikme cezası) varsa, bu en doğrudan talep hakkınızdır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararında bu durum net bir şekilde ifade edilmiştir: Davacı sözleşmenin 6.maddesi uyarınca davalıdan tazminat isteminde bulunabileceği, sözleşme bedelinin %5’i miktarı olan 39.738,50-euro tazminatın talep edilebileceği” (bam-İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi-2018/516).

Cezai şartın yanı sıra, gecikmeden kaynaklanan fiili zararlar da talep edilebilir. Ancak en önemli ve ispatı en zor olan talep kalemi genellikle kâr kaybıdır. Yargıtay ve yerel mahkemeler, bu tür talepleri kabul etmekle birlikte, zararın somut delillerle ispatlanmasını aramaktadır. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bir kararında, davacının kâr mahrumiyeti talebi kabul edilirken, bu zararın bilirkişi tarafından hesaplandığı görülmektedir: “2018-2019 dönemine ilişkin olarak kar kaybı ise 747.912,02 TL” olarak hesaplanmış ve bu talebin kabulüne karar verilmiştir. (ilkDerece-İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi-2019/367). Bununla birlikte, Yargıtay, sözleşmenin feshedilmesi durumunda kâr kaybı gibi olumlu zararların istenebilmesi için sözleşmede buna dair açık bir hüküm olması gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay-15. Hukuk Dairesi-2016/4019).

2. Ayıplı İfa ve Seçimlik Haklar

Gecikmenin yanı sıra, yapılan işte kusur veya eksiklik (ayıp) varsa, TBK m. 475’e göre gemi sahibinin seçimlik hakları doğar. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi bu hakları şöyle sıralamıştır: “(1)-Eser iş sahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı yada sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme, (2)-Eseri alıkoyup aynı oranda bedelden indirim isteme, (3)-Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masraflar yükleniciye ait olmak üzere eserin ücretsiz onarımını isteme haklarını kullanabilir (iş sahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır). (bam-İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi-2019/1316). Bu seçimlik hakların yanı sıra, ayıbın neden olduğu diğer zararların (örneğin başka bir tersanede yaptırılan tamir masrafı) tazmini de istenebilir.

3. Dava Sürecinde Dikkat Edilmesi Gereken Kritik Noktalar

Arabuluculuk: Ticari davalarda dava açmadan önce arabulucuya başvurmak bir dava şartıdır. Bu şart yerine getirilmezse dava usulden reddedilir. (bam-İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi-2022/1269).

İhtirazi Kayıt: Gecikmiş gemiyi teslim alırken, cezai şart veya gecikme tazminatı talep etme hakkınızı saklı tuttuğunuza dair bir ihtirazi kayıt (çekince) koymanız kritik öneme sahiptir. Aksi takdirde bu hakkınızı kaybedebilirsiniz. Yargıtay bir kararında, teslimde ihtirazi kayıt ileri sürülmediği için cezai şart isteme hakkının düştüğüne hükmetmiştir (Yargıtay-15. Hukuk Dairesi-2017/1296).

Görevli ve Yetkili Mahkeme: Uyuşmazlıklar genellikle “eser sözleşmesi” niteliğinde olduğundan görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi‘dir (ilkDerece-İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi-2021/314). Ancak, bazı durumlarda, alacağın “deniz alacağı” niteliğinde olması halinde Denizcilik İhtisas Mahkemesi görevli olabilir (Yargıtay-20. Hukuk Dairesi-2016/5316). Yetkili mahkeme ise genellikle sözleşmede belirtilen yer mahkemesidir. Sözleşmede bir hüküm yoksa, davalının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir (bam-İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi-2020/1477).

İspat Yükü ve Tersanenin Savunmaları: Davacı olarak zararınızı ve bunun tersanenin kusurundan kaynaklandığını ispatlamakla yükümlüsünüz. Tersane ise, gecikmenin gemi sahibinin talepleri (ek işler) nedeniyle olduğunu veya bir mücbir sebepten kaynaklandığını iddia ederek sorumluluktan kurtulmaya çalışabilir. Bir kararda, mahkeme gecikmenin davacının ek iş taleplerinden kaynaklandığına kanaat getirerek davayı reddetmiştir: > “gecikmeye davacının ek iş talebi sebebiyet verdiğinden” (ilkDerece-İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi-2022/96).

Sonuç ve Öneriler

Tersaneye çekilen geminin zamanında teslim edilmemesi, gemi sahibine sözleşme ve kanun hükümleri çerçevesinde çeşitli haklar tanıyan ciddi bir sözleşme ihlalidir. Bu durumda atılması gereken adımlar özetle şunlardır:

Sözleşmeyi İnceleyin: Öncelikle tersane ile imzaladığınız sözleşmenin teslim tarihi, gecikme cezaları, sorumluluk sınırlamaları ve yetkili mahkeme gibi maddelerini dikkatlice inceleyin.

Delilleri Toplayın: Gecikmeyi, bu gecikme nedeniyle uğradığınız zararları (yapılamayan seferler, kira kayıpları, ek masraflar vb.) ve tersane ile olan tüm yazışmalarınızı belgeleyin.

İhtarname Çekin: Gecikme nedeniyle haklarınızı talep ettiğinizi ve geminin derhal teslim edilmesini istediğinizi içeren noter kanalıyla bir ihtarname göndermek, karşı tarafı temerrüde düşürmek açısından önemlidir.

Arabulucuya Başvurun: Dava açmadan önce arabuluculuk sürecini başlatmanız yasal bir zorunluluktur.

Dava Açın: Arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa, toplanan deliller ve sözleşme hükümleri ışığında, yetkili ve görevli Asliye Ticaret Mahkemesi’nde;

Sözleşmede varsa cezai şartın tahsili,

Gecikmeden doğan doğrudan zararların ve kâr kaybının tazmini,

Yapılan iş ayıplı ise ayıbın giderilmesi veya bedel indirimi,

Gerekiyorsa ödenen bedelin iadesi ve sözleşmenin feshi talepleriyle bir dava açabilirsiniz.

Bu süreçlerin karmaşıklığı, ispat külfetinin ağırlığı ve uyuşmazlığın teknik detayları göz önüne alındığında, deniz ticareti ve eser sözleşmeleri konusunda uzman bir hukukçudan profesyonel destek alınması, hak kaybı yaşanmaması adına şiddetle tavsiye edilir. Bir yazı önerisi.

Neden Tuzla Avukat Desteği Gerekli?

Tersaneler bölgesi olan Tuzla’da faaliyet gösteren işletmeler ile gemi sahipleri arasındaki hukuki ilişkiler, hem deniz ticareti hukuku hem de eser sözleşmesi hükümleri açısından oldukça teknik ve uzmanlık gerektiren bir alanı kapsamaktadır. Teslimde gecikme, ayıplı ifa, cezai şart uygulamaları ve kâr kaybı gibi ihtilaflar, yalnızca sözleşmenin lafzına değil, aynı zamanda uygulamadaki ticari teamüllere, teknik bilirkişi raporlarına ve ispat kurallarına bağlı olarak şekillenmektedir.

Özellikle Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze, Çayırova, Tepeören ve Orhanlı gibi İstanbul ve çevresindeki tersane bölgelerinde faaliyet gösteren gemi bakım firmaları için, alacakların zamanında ve eksiksiz tahsil edilmesi, işletmenin sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahiptir. Bu nedenle, gemi sahibinin haklarını etkin biçimde koruyabilmesi için; süreci doğru yöneten, delil stratejisini sağlam kuran ve hem Asliye Ticaret Mahkemesi hem de Denizcilik İhtisas Mahkemesi nezdinde deneyimi olan bir Tuzla avukatı ile çalışması büyük önem taşır. Alanında uzman bir avukat, sadece hak kaybını önlemekle kalmayacak; aynı zamanda süreci hızlandıracak ve daha etkin sonuç alınmasına katkı sağlayacaktır.

Read More

Deniz Yoluyla Taşınan Eşyanın Geç Teslimi Halinde Yük Sahibinin Dava Hakları Nelerdir?

Giriş

Bu yazı, deniz yoluyla taşınan bir eşyanın varma limanına geç teslim edilmesi durumunda, yük sahibinin (gönderen, gönderilen veya sigortacı gibi hak sahipleri) sahip olduğu hukuki hakları, bu hakları kullanırken izlemesi gereken adımları ve dikkat etmesi gereken kritik noktaları, sunulan çeşitli mahkeme kararları ışığında analiz etmektedir. Türk Ticaret Kanunu (TTK), ilgili uluslararası konvansiyonlar (CMR vb.) ve yerleşik Yargıtay içtihatları, yük sahibinin haklarının çerçevesini çizerken, aynı zamanda bu hakların kullanılabilmesi için belirli usuli şartlar ve ispat yükümlülükleri öngörmektedir. Çalışma, bu karmaşık hukuki süreci ana bulgular, inceleme ve sonuç bölümleriyle aydınlatmayı amaçlamaktadır.

1. Dava Hakkının Temeli ve Koşulları

Geç teslimden kaynaklanan dava hakkının temelini, taşıyanın sözleşmeden doğan özen yükümlülüğünü ihlal etmesi oluşturur. Taşıyan, eşyayı sözleşmede kararlaştırılan sürede veya böyle bir süre yoksa “şartlar dikkate alındığında özenli bir taşıyıcıya tanınabilecek makul bir süre içinde” teslim etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlali, taşıyanın sorumluluğunu doğurur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin vurguladığı temel prensip şudur: taşıyan, eşyanın zıyaı veya hasarından yahut geç tesliminden doğan zararlardan, zıya, hasar veya teslimde gecikmenin, eşyanın taşıyanın hâkimiyetinde bulunduğu sırada meydana gelmiş olması şartıyla sorumludur (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi-2020/116).

2. Yük Sahibinin Atması Gereken Adımlar ve Yükümlülükleri

Yük sahibinin tazminat hakkını etkin bir şekilde kullanabilmesi için yerine getirmesi gereken kritik usuli yükümlülükler bulunmaktadır:

İhbar Yükümlülüğü: Yük sahibinin hak kaybına uğramaması için en önemli adımlardan biri, gecikmeyi taşıyana süresi içinde bildirmesidir. TTK, bu konuda kesin bir süre öngörmektedir. Bir kararda belirtildiği üzere, “TTK m. 1185/5 gereği, yükün gönderilene tesliminden itibaren aralıksız 60 gün süre içinde gecikme zararı ve tazmin talebinin taşıyana yazılı bildirimi” yapılmalıdır. Aksi halde tazminat hakkı düşer.

Zararın İspatı: Tazminat talebinin kabulü için en temel şart, gecikme ile zarar arasında bir illiyet (nedensellik) bağı kurulması ve bu zararın somut delillerle ispat edilmesidir. Mahkemeler, “HMK’nun 190. maddesi uyarınca kural olarak, aksi kanunca belirlenmedikçe iki taraftan her biri iddiasını ispata mecburdur” ilkesini esas alır (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi-2018/329). Yük sahibinin, sipariş iptalleri, müşteriye yapılan iskontolar, kâr kaybı veya ek masraflar gibi zararlarını faturalar, yazışmalar, banka kayıtları ve ticari defterlerle kanıtlaması gerekir. Sadece ticari defterlerdeki satış düşüşü gibi soyut iddialar, zararın ispatı için yeterli görülmemektedir.

Hak Düşürücü Süre: Yük sahibinin dava açmak için sınırlı bir zamanı vardır. TTK uyarınca, “Eşyanın ziyaı veya hasarı ile geç tesliminden dolayı taşıyana karşı her türlü tazminat istem hakkı, bir yıl içinde yargı yoluna başvurulmadığı takdirde düşer.” (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi-2022/2318). Bu süre, eşyanın teslim edildiği veya edilmesi gerektiği tarihten itibaren başlar ve mahkeme tarafından re’sen (kendiliğinden) dikkate alınır. Taşıyanın “zararın tazmin edileceği konusunda oyalaması” dahi bu süreyi durdurmaz.

3. Taşıyanın Sorumluluğunun Sınırları ve İstisnaları

Taşıyanın sorumluluğu mutlak değildir ve kanunla sınırlandırılmıştır.

Sınırlı Sorumluluk: Taşıyanın kusurunun basit olduğu durumlarda, tazminat miktarı kanuni bir üst sınırla limitlenmiştir. TTK m. 1186/6 uyarınca, “taşıyanın, navlun sözleşmesine konu eşyanın geç tesliminden doğan sorumluluğu, geciken eşya için ödenecek navlunun iki buçuk katı ile sınırlıdır ancak bu tutar, navlun sözleşmesi uyarınca ödenecek toplam navlun miktarından fazla olamayacaktır.” Mahkemeler, bu sınırı dikkate alarak tazminata hükmederler.

Sınırlı Sorumluluğun Ortadan Kalkması (Kast ve Pervasızca Davranış): Yük sahibinin, uğradığı zararın tamamını talep edebilmesi için taşıyanın sınırlı sorumluluktan yararlanamayacağını ispatlaması gerekir. Bu durum, taşıyanın eyleminin “kasten yapılması yahut geç teslim olasılığını hiçe sayan, bu olasılığı düşüncesizce göze alan pervasız bir davranış niteliğindeolması halinde mümkündür. Örneğin, konteynerlerin limanda unutulması gibi durumlar, pervasızca davranış olarak nitelendirilerek taşıyanın tam tazminat ödemesine yol açabilir.

4. Yargılama Sürecine İlişkin Diğer Hususlar

Görevli Mahkeme: Deniz taşımacılığından kaynaklanan uyuşmazlıklar, ticari dava niteliğindedir. Bu tür davalara bakmakla görevli mahkemeler Asliye Ticaret Mahkemeleridir. Özellikle büyük şehirlerde, bu davalar için uzmanlaşmış “Denizcilik İhtisas Mahkemesi” görevlidir (İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi-2017/1430).

Takas ve Mahsup Hakkı: Yük sahibi, geç teslimden kaynaklanan zararını, taşıyanın talep ettiği navlun borcundan mahsup edilmesini talep edebilir. Bir Yargıtay kararında, mahkemenin “davalının savunmasına yansıyan sayışma iradesini de nazara almadığını göstermektedir” denilerek bu hakkın önemi vurgulanmıştır (Yargıtay-11. Hukuk Dairesi-2009/14025).İnceleme

Sonuç

İncelenen kararlar bütünü, deniz yoluyla taşımada geç teslim halinde yük sahibinin hak arama sürecinin çift yönlü bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Bir yanda kanun, taşıyanı “özenli bir taşıyıcı” gibi davranmadığı takdirde sorumlu tutarak yük sahibini korumaktadır. Diğer yanda ise, bu hakkın kullanılmasını sıkı usuli kurallara ve ağır ispat yükümlülüklerine bağlayarak taşıyanı spekülatif ve ispatlanamayan taleplerden korumayı amaçlamaktadır.

Yük sahibinin başarısı, proaktif ve titiz davranmasına bağlıdır. Sözleşme aşamasından teslim anına kadar tüm süreçlerin yazılı olarak belgelenmesi, gecikmenin fark edildiği anda derhal ve usulüne uygun şekilde ihtar çekilmesi ve zararın kalem kalem, somut delillerle (üçüncü kişilere ödenen cezalar, alternatif taşıma faturaları, kâr kaybını gösterir hesaplamalar vb.) ortaya konulması elzemdir. Özellikle 1 yıllık hak düşürücü süre, haklı dahi olsa dava hakkının kaybedilmesine neden olabilecek en önemli engeldir.

Taşıyanın “kast veya pervasızca davranışı”nın ispatı, sınırlı sorumluluk kalkanını aşmanın tek yoludur ve bu, davanın seyrini tamamen değiştirebilecek stratejik bir noktadır. Bu nedenle, gecikmenin nedeninin derinlemesine araştırılması (örneğin, geminin kasten başka rotaya yönlendirilmesi, bilinen bir teknik arızaya rağmen yola çıkılması vb.) kritik önem taşır.

Deniz yoluyla taşınan eşyanın geç teslimi halinde yük sahibi, zararlarının tazmini için önemli hukuki haklara sahiptir. Ancak bu hakların fiili bir kazanıma dönüşmesi, belirli bir yol haritasının dikkatle izlenmesini gerektirir. Yük sahibinin başarı şansını artırmak için atması gereken adımlar özetle şunlardır:

Sözleşmeyi İncelemek: Taşıma sözleşmesinde teslim süresi ve gecikmeye ilişkin özel hükümler olup olmadığını kontrol etmelidir.

Derhal Bildirimde Bulunmak: Gecikmeyi öğrendiği andan itibaren TTK’da öngörülen 60 günlük süre içinde taşıyana yazılı olarak bildirimde bulunmalıdır.

Zararı Belgelemek: Gecikme nedeniyle ortaya çıkan tüm doğrudan ve dolaylı zararlarını somut delillerle (faturalar, yazışmalar, sözleşmeler, raporlar) ispat edilebilir hale getirmelidir.

Hak Düşürücü Süreye Dikkat Etmek: Tazminat hakkının kaybolmaması için, eşyanın teslim edilmesi gereken tarihten itibaren 1 yıl içinde mutlaka dava açmalıdır.

Doğru Mahkemeye Başvurmak: Davayı, görevli olan Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nde veya Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açmalıdır.

Profesyonel Destek Almak: Deniz ticareti hukukunun karmaşıklığı, sınırlı sorumluluk rejimleri ve usuli süreler göz önüne alındığında, sürecin başından itibaren uzman bir avukattan hukuki destek almak, hak kayıplarını önlemek adına en doğru yaklaşım olacaktır. Bir yazı önerisi.

Neden Tuzla Avukat Desteği Gerekli?

Deniz yoluyla taşımacılıkta “geç teslim”e dayalı tazminat davaları, hem maddi hem usuli anlamda son derece teknik detaylar içerir. Taşıyanın kusurunu ve gecikme nedeniyle oluşan zararın varlığını ispat yükü tamamen yük sahibine aittir. TTK’nın getirdiği ihbar süreleri, 1 yıllık hak düşürücü dava açma süresi, sınırlı sorumluluk rejimi ve kast-pervasızlık gibi sorumluluğu kaldıran istisnalar; davanın kaderini belirleyebilir. Bu nedenle, yük sahibinin hem gecikmeyi belgeleyebilmesi hem de tazminat talebinin dayandığı zararları usulüne uygun şekilde ortaya koyması gerekir.

Tuzla’nın yanı sıra Pendik avukat, Kartal avukat, Maltepe avukat, Gebze avukat, Çayırova avukat ve Tepeören, Aydınlı Avukat avukat, tersane avukat gibi deniz ticaretine hâkim, bölgesel uzmanlık sahibi hukukçularla çalışmak, yük sahibinin haklarının eksiksiz korunmasını sağlar. Bu yerel avukatlar, taşıma sözleşmesinin yorumlanmasından delil toplanmasına, sürelere riayet edilmesinden mahkemeye başvuruya kadar her adımda stratejik rehberlik sunar. Özellikle taşıyanın pervasızca davranışlarının ispatlanması gibi kritik noktalarda, uzman bir avukat desteği olmadan açılan davaların reddedilme riski oldukça yüksektir. Hak kayıplarını önlemek ve zararların eksiksiz tazminini sağlamak için sürecin başından itibaren profesyonel destek alınması mutlak önem taşır.

Read More

Gemi Tamir, Servis ve Bakım Alacağını Tahsil Edemeyen Kişi Hangi Hukuki Yollara Başvurabilir?

 Giriş

Bu çalışma, gemi tamir ve bakım hizmeti sunan ancak hizmet bedelini alamayan bir alacaklının, gemi sahibinden bu ücreti tahsil etmek için hangi hukuki yollara başvurabileceği sorusuna yanıt vermek amacıyla hazırlanmıştır. Çalışma, sunulan çeşitli yargı kararlarının sentezlenmesiyle oluşturulmuştur. Amaç, alacaklının izlemesi gereken adımları, dikkat etmesi gereken kritik noktaları ve karşılaşabileceği potansiyel zorlukları ortaya koyarak kapsamlı bir yol haritası sunmaktır.

1. Alacağın Hukuki Niteliği: Deniz Alacağı

İncelenen kararların tamamına yakınında, gemi tamir ve bakımından doğan alacakların hukuki niteliği konusunda tam bir fikir birliği bulunmaktadır. Bu alacaklar, TTK’nın 1352. maddesi kapsamında “deniz alacağı” olarak tanımlanmaktadır.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2015/13591 E.) bu durumu net bir şekilde ortaya koyar: 6102 sayılı TTK’nın 1352/1. maddesinde ‘Deniz alacağı; aşağıda sayılan hususların birinden veya birkaçından doğan istem anlamına gelir:’ ve aynı maddenin 1-m bendinde ‘Geminin yapımı, yeniden yapımı, onarımı, donatılması ya da geminin niteliğinde değişiklik yapılması.’ hükümleri mevcuttur.” Bu niteleme, alacaklıya ihtiyati haciz gibi özel koruma mekanizmalarından yararlanma ve uyuşmazlığın özel yetkili bir mahkemede görülmesi gibi önemli avantajlar sağlamaktadır.

2. Görevli Mahkeme: Denizcilik İhtisas Mahkemesi

Alacağın “deniz alacağı” olarak kabul edilmesi, doğrudan görevli mahkeme konusunu gündeme getirmektedir. Çok sayıda karar, bu tür davaların genel mahkemelerde değil, özel yetkili mahkemelerde görülmesi gerektiğini ısrarla belirtmektedir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi (2019/1221 E.), davanın denizcilik ihtisas mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.” diyerek bu kuralı açıkça ifade etmiştir. Görevsiz bir mahkemede dava açılması durumunda ne olacağını İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/746 E.) kararı göstermektedir: “davacının dava dilekçesinin görev nedeniyle reddine, davaya bakmakla mahkememizin görevsizliğine, görevli mahkemelerin Deniz Ticaret davalarına bakmakla görevli İstanbul …Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu anlaşılmakla...” Ancak, bazı kararlarda uyuşmazlığın temelinde bir “eser sözleşmesi” olduğu ve bu nedenle genel Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olabileceğine dair ifadeler de yer almaktadır (ilkDerece-İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi-2018/195 E., ilkDerece-İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi-2019/366 E.). Bu durum, bir çelişki gibi görünse de, kararların genel eğilimi ve TTK’nın özel hükümleri, gemiye yapılan onarım ve bakımdan kaynaklanan alacak davaları için Denizcilik İhtisas Mahkemelerinin görevli olduğu yönündedir.

3. Alacağının Tahsil Edemeyen Kişinin İzleyeceği Hukuki Yollar Nelerdir

a) İcra Takibi ve İtirazın İptali Davası: Kararlarda en sık karşılaşılan yol, öncelikle alacak için ilamsız icra takibi başlatılmasıdır. Borçlu gemi sahibi bu takibe itiraz ederse, takip durur. Bu durumda alacaklının, itirazın haksız olduğunu ispatlamak için itirazın iptali davası açması gerekir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2020/457 E.) bu süreci özetler: “Davacı (takip alacaklısı) tarafından davalı (takip borçlusu) aleyhine […] asıl alacağın tahsili için ilâmsız icra takibi başlatıldığı” ve itiraz üzerine “itirazın iptali davası” açıldığı belirtilmiştir.

b) İhtiyati Haciz: Alacağı dava sonuçlanmadan güvence altına almanın en etkili yolu, gemi üzerine ihtiyati haciz konulmasını talep etmektir. Deniz alacaklarında bu talep için ispat kolaylığı sağlanmıştır. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi (2024/1905 E.)“alacağın deniz alacağı olduğunun ve miktarının yaklaşık ispatı yeterli görülmüştür.” diyerek bu kolaylığı vurgulamaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2016/10499 E.) ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2018/66 E.) kararları, sunulan teklif formları, sözleşmeler ve faturaların ihtiyati haciz kararı için yeterli delil olarak kabul edilebileceğini göstermektedir. Ancak, ihtiyati haciz talep eden alacaklının teminat yatırma zorunluluğu da bulunmaktadır: deniz alacağını teminat altına almak üzere ihtiyati haciz kararı verilmesi isteyen alacaklının 10.000 özel çekme hakkı tutarında teminat vermesi zorunludur. (Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi-2024/1905 E.)

4. İspat Yükümlülüğü, Deliller ve Muhtemel Savunmalar

Davanın kazanılması, alacağın varlığının ve miktarının şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanmasına bağlıdır.

Deliller: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2014/1017 E.) kararında, “gemi çarkçı başısı tarafından imzalanan ‘Yapılan işler ve verilen sarf malzemeleri’ne ait belge gibi belgelerin delil olarak kabul edildiği görülmektedir. Faturalar, sözleşmeler, iş teslim formları, mail yazışmaları ve bilirkişi raporları en temel kanıt araçlarıdır.

Eksik/Ayıplı İş Savunması: Gemi sahibinin en sık başvuracağı savunmalardan biri, yapılan işin eksik veya ayıplı (kusurlu) olduğudur. Bu durumda mahkeme, bilirkişi incelemesi ile durumu tespit eder. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2019/409 E.) kararında, Yapılmayan işlerle ilgili olarak davacının ücrete hak kazandığı iddia edilemeyeceğinden;…bu bedeli davacının talep edemeyeceği kabul edilmiştir.” denilerek, ispatlanamayan veya eksik yapılan iş bedelinin istenemeyeceği belirtilmiştir.

Delil Yetersizliği: Delillerin zayıf olması davanın reddine yol açabilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2012/4985 E.) kararında, faturaların tebliğ edildiğinin ispat edilememesi ve tamirata ilişkin belgelerin olmaması gibi nedenlerle davanın reddedilmesi, ancak Yargıtay’ın bu kararı delillerin toplanmaması nedeniyle bozması, delil sunmanın ve toplanmasını talep etmenin önemini göstermektedir.

Sonuç

Ödeme yapmayan bir gemi sahibinden tamir ve bakım ücretini tahsil etmek isteyen bir servis sağlayıcının izlemesi gereken hukuki yol haritası, incelenen kararlar ışığında şu adımları içermektedir:

Alacağı Belgelendirme: Yapılan işlere dair sözleşme, faturalar, gemi yetkilisince imzalanmış servis raporları ve diğer tüm yazışmaları eksiksiz bir şekilde bir araya getirin.

İhtiyati Haciz Talebi: Alacağı güvence altına almak için, eldeki belgelerle birlikte görevli Denizcilik İhtisas Mahkemesi’ne başvurarak gemi üzerine ihtiyati haciz konulmasını talep edin. Gerekli teminatı yatırmaya hazır olun.

İcra Takibi Başlatma: Alacağın tahsili için borçlu gemi sahibi aleyhine ilamsız icra takibi başlatın.

İtirazın İptali Davası Açma: Borçlunun icra takibine itiraz etmesi halinde, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süre içinde, görevli Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nde “itirazın iptali” davası açın.

Dava Süreci: Dava sırasında tüm delillerinizi sunun, mahkemenin talep etmesi halinde bilirkişi incelemesi için gerekli masrafları karşılayın ve gemi sahibinin “ayıplı iş” gibi savunmalarına karşı hazırlıklı olun.

Tüm bu süreçlerin teknik detaylar içermesi ve hak kaybına uğramamak adına, deniz ticareti hukuku alanında uzman bir avukattan profesyonel hukuki destek alınması şiddetle tavsiye edilir. Bir yazı önerisi.

Neden Tuzla Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi tamir ve bakım hizmetlerinden doğan alacakların tahsili süreci, hem Türk Ticaret Kanunu’nun özel hükümlerine hem de deniz ticareti hukukunun kendine özgü usul ve delil kurallarına tabidir. Bu süreçte, ihtiyati haciz talebinden görevli mahkemeye başvuruya, icra takibi prosedüründen dava delillerinin sunulmasına kadar birçok teknik detay vardır. Herhangi bir aşamada yapılacak küçük bir hata bile, alacağın tamamen kaybedilmesine neden olabilir.

Özellikle Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze, Çayırova, Tepeören ve Orhanlı gibi İstanbul ve çevresindeki tersane bölgelerinde faaliyet gösteren gemi bakım firmaları için, alacakların zamanında ve eksiksiz tahsil edilmesi, işletmenin sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahiptir. Bu nedenle Tuzla’da deniz ticareti alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınması sadece öneri değil, pratik bir gereklilik hâline gelmiştir.

Alanında deneyimli bir Tuzla avukat, hem ihtiyati haciz sürecini hızla başlatabilir hem de teknik savunmalara karşı gerekli hukuki argümanları güçlü biçimde sunabilir. Böylece hem zaman kaybı önlenir hem de alacağın tahsil edilme olasılığı artar. Bu nedenle, deniz ticareti hukuku konusunda uzmanlaşmış bir hukukçuyla çalışmak, sürecin başarıyla sonuçlanmasında kritik rol oynar.

Read More

Geminin İhtiyati Haczi Kararının İnfazı Nasıl Yapılır?

Giriş

Bu çalışma, mahkemeler tarafından verilen gemi ihtiyati haczi kararlarının infaz sürecini, sunulan Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi kararları temelinde incelemektedir. Deniz alacaklarının güvence altına alınması amacıyla başvurulan önemli bir hukuki müessese olan gemi ihtiyati haczi, alacaklının mahkemeden aldığı kararın icra dairesi aracılığıyla fiiliyata dökülmesiyle tamamlanan çok aşamalı bir süreçtir. Çalışma Geminin İhtiyati Haczi Kararının İnfazı Nasıl Yapılır sorusunu, infaz sürecinin temel adımlarını, icra müdürlüğünün rolünü, “seferden men” tedbirinin hukuki niteliğini ve süreçte dikkat edilmesi gereken kritik detayları, farklı yargı kararlarının ortaya koyduğu perspektifler doğrultusunda analiz etmektedir.

1. Geminin İhtiyati Haczi : İnfaz Talebi ve Süre Şartı 

İnfaz sürecinin ilk ve en kritik adımı, alacaklının mahkemeden aldığı ihtiyati haciz kararını yasal süre içinde icra dairesine sunmasıdır. Çok sayıda Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay kararı, bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğunu vurgulamaktadır.

TTK Madde 1364: Alacaklı, kararın verildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki veya geminin bulunduğu yerdeki icra dairesinden kararın infazını istemek zorundadır.” (BAM-İstanbul 13. Hukuk Dairesi-2021/2073-2021/1650). Bu süreye uyulmaması, ihtiyati haciz kararının kendiliğinden kalkması sonucunu doğurur (BAM-İstanbul 4. Hukuk Dairesi-2020/11-2020/143).

2. İcra Müdürlüğünün Rolü

Seferden Men ve Muhafaza Alacaklının süresi içinde yaptığı başvuru üzerine icra müdürlüğü, kararı derhâl uygulamakla yükümlüdür. İnfazın temel unsuru, geminin seyrüsefer serbestisinin kısıtlanmasıdır.

TTK Madde 1366/1: Bu hüküm, infazın özünü oluşturur: “İhtiyati haczine karar verilen bütün gemiler, bayrağı ve hangi sicile kayıtlı oldukları dikkate alınmaksızın, icra müdürü tarafından seferden men edilerek muhafaza altına alınır.” (Yargıtay-12. HD-2016/6938-2016/25597). İcra müdürlüğü bu amaçla ilgili kurumlara (Liman Başkanlığı, Kıyı Emniyeti, Sahil Güvenlik) müzekkereler yazar (Yargıtay-12. HD-2015/29947-2016/10721).

3. Fiili Haciz Zorunluluğu 

Yargı kararları, haczin geçerli olabilmesi için sadece gemi siciline şerh düşülmesinin yeterli olmadığını, geminin fiilen de haczedilmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2022/6825 sayılı kararında bu ilke şu şekilde ifade edilmiştir: “sadece gemi siciline veya Bağlama Kütüğü’ne haciz şerhi vermek yeterli olmayıp, geminin fiilen haczedilmesi gerekmektedir. Geminin fiilen haczedilmemesi, geçerli bir haczin bulunmadığı anlamına gelir ve bu durum, özellikle istihkak davalarında mahkemece re’sen gözetilen bir dava şartı yokluğudur.


Farklı Perspektifler ve Önemli Detaylar

Yargı kararları, infaz sürecinin temel adımlarının yanı sıra uygulamada ortaya çıkan önemli ayrımları ve sorunları da gözler önüne sermektedir.

a) Seferden Men: Otomatik Sonuç mu, Açık Hüküm Gerekliliği mi? Kararlar arasında en belirgin görüş ayrılığı, “seferden men” tedbirinin niteliği konusunda ortaya çıkmaktadır.

Baskın Görüş: Yargıtay’ın birçok kararında seferden men, ihtiyati haczin doğal ve zorunlu bir sonucu olarak kabul edilir. Mahkemenin ihtiyati haciz kararında ayrıca seferden men ibaresi bulunmasa bile, icra müdürlüğü TTK 1366 uyarınca bu işlemi re’sen yapmakla yükümlüdür. Bu görüşe göre, “seferden men, ihtiyati haczin icrası için icra müdürlüğünün yapması gereken zorunlu görevlerden biridir” (Yargıtay-12. HD-2022/5590-2022/13683).

Farklı Görüş: Buna karşın, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2019/15947 sayılı kararı gibi bazı kararlar, farklı bir perspektif sunmaktadır. Bu karara göre, eğer ihtiyati haciz kararında geminin seferden menine ilişkin açık bir hüküm yoksa, icra müdürlüğü kendiliğinden bu yönde bir işlem tesis edemez. Kararda, “… 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin … ihtiyati haciz kararında … 1 isimli geminin seferden menine ilişkin hüküm bulunmadığı anlaşılmaktadır” denilerek, seferden men işleminin iptal edilmesi gerektiği ima edilmiştir. Bu durum, ihtiyati haciz talep eden alacaklının, talebinde ve mahkeme kararında bu hususun açıkça yer almasını sağlamasının önemini ortaya koymaktadır.

b) İnfazın Koşulları ve Sınırları

Deniz Alacağı Şartı: Gemi ihtiyati haczi, deniz ticaretine özgü bir kurumdur. İncelenen kararlar, bu tedbirin yalnızca TTK’da tanımlanan “deniz alacakları” için uygulanabileceğini, aksi takdirde verilen kararın haksız olacağını belirtmektedir. İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/756 sayılı kararında, “Takibe konu alacak deniz alacağı niteliğinde bulunmadığından … gemilerin ihtiyati haczi mümkün değildir” denilerek bu şartın altı çizilmiştir.

Takibin Kesinleşmesi Farkı: İhtiyati haciz, takip kesinleşmeden önce alacağı güvence altına alan geçici bir tedbirdir. Eğer takip kesinleşmişse, uygulanacak prosedür değişir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2015/21366 sayılı kararına göre, Takip kesinleşmiş ise aynı Kanunun 1382. maddesi uyarınca, gemi üzerine haciz konulabilir ve seferden men de tedbir olarak uygulanabilir.” Bu durumda seferden men, ihtiyati bir tedbir olmaktan çıkıp kesin haczin bir parçası haline gelir.

c) İnfazın Fiili Zorlukları ve Alternatifleri

Geminin Kaçırılması: İhtiyati haczin uygulanması her zaman sorunsuz olmayabilir. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/164 sayılı kararındaki örnekte, ihtiyati haciz kararının uygulanması sırasında geminin takip sistemlerini kapatarak Türk karasularından kaçırıldığı belirtilmektedir. Bu durum, infazın fiili olarak ne kadar zorlu olabileceğini göstermektedir.

Teminat Karşılığı Haczin Kaldırılması: Borçlu, geminin seferden men edilmesinin yaratacağı ticari zararları önlemek amacıyla mahkemece belirlenecek bir teminatı icra dairesine yatırarak haczin bu teminat üzerine kaydırılmasını ve geminin serbest bırakılmasını talep edebilir (TTK m. 1371). Bu durum, ihtiyati haczin amacının gemiye el koymaktan ziyade alacağı güvence altına almak olduğunu gösteren önemli bir esnekliktir.

Sonuç

Geminin ihtiyati haczi kararının infazı, alacaklının mahkemeden aldığı kararı 3 iş günü içinde yetkili icra dairesine sunmasıyla başlayan, icra müdürlüğünün gemiyi fiilen haczederken seferden men ederek muhafaza altına almasıyla devam eden yasal bir süreçtir. Bu süreçte;

Alacaklının 3 iş günlük hak düşürücü süreye riayet etmesi hayati önem taşır.

İcra müdürlüğünün gemiyi seferden men etmesi, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre ihtiyati haczin doğal bir sonucu ve zorunlu bir görevidir. Ancak aksi yöndeki kararlar dikkate alındığında, ihtiyati haciz kararında bu hususun açıkça belirtilmesi tavsiye edilir.

Haczin geçerliliği için sicile şerh yeterli olmayıp, geminin fiilen zapturapt altına alınması şarttır.

Bu özel prosedür, yalnızca niteliği kanunda belirlenmiş “deniz alacakları” için geçerlidir.

Sonuç olarak, gemi ihtiyati haczi kararının infazı, Türk Ticaret Kanunu’nda özel olarak düzenlenmiş, titizlik ve sürat gerektiren, hem alacaklının haklarını korumayı hem de geminin ticari faaliyetini orantısız şekilde engellememeyi amaçlayan dengeli bir hukuki mekanizmadır. Bir makale önerisi.

Neden Tuzla Uzman Avukat Desteği Gerekli ?

Türk Ticaret Kanunu’nun 1364 ve devamı maddeleri uyarınca, deniz alacaklarının güvence altına alınmasında kullanılan gemi ihtiyati haczi, belirli süre ve usullere bağlı sıkı bir prosedürdür. Alacaklı, mahkemeden aldığı ihtiyati haciz kararını üç iş günü içinde icra dairesine sunmakla yükümlüdür; aksi halde karar kendiliğinden geçersiz olur. Ayrıca yalnızca sicile şerh verilmesi yeterli değildir, geminin fiilen haczedilmesi ve seferden men edilerek muhafaza altına alınması gerekir.

Bu teknik ve zaman hassasiyetine dayalı süreçte yapılacak hatalar, alacaklının hakkını kaybetmesine yol açabilir. Tuzla avukat, Pendik avukat, Kartal avukat, Gebze avukat, Çayırova avukat, Maltepe avukat, Orhanlı ve Tepeören avukat gibi deniz ticareti hukuku konusunda deneyimli avukatlardan destek alınması, sürecin hukuka uygun ve hızlı şekilde yürütülmesini sağlar. Bu sayede hem alacak güvenceye alınır hem de ileride doğabilecek usul eksiklikleri önceden engellenmiş olur.

Read More

Geminin İhtiyati Haczinde Teminat Yatırılması Zorunlu Mudur?

Giriş

Bu çalışma, gemilerin ihtiyati haczinde teminat yatırılmasının zorunlu olup olmadığı, teminat miktarının nasıl belirlendiği, ne zaman iade edildiği ve teminatın alacaklı veya borçlu açısından taşıdığı riskler gibi temel soruları, analiz etmektedir. İhtiyati haciz, alacaklının alacağını güvence altına almak için başvurduğu geçici bir hukuki koruma tedbiridir. Ancak gemi gibi ticari değeri ve işletme maliyeti yüksek bir malvarlığına uygulandığında, borçlu için ciddi zararlara yol açma potansiyeli taşır. Bu nedenle, kanun koyucu ve yargı pratiği, tarafların menfaatlerini dengelemek amacıyla teminat mekanizmasını önemli bir araç olarak görmektedir. Çalışma, İcra ve İflas Kanunu (İİK) ile Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin mahkemelerce nasıl yorumlandığını ve uygulandığını ortaya koymaktadır.

1. Geminin İhtiyati Haczinde Teminat Yatırılması Zorunlu mudur?

Geminin ihtiyati haczi için teminat yatırılması kural olarak zorunludur. Bu zorunluluk, iki farklı hukuki dayanak ve amaçla ortaya çıkmaktadır.

Alacaklının Teminat Yükümlülüğü: İhtiyati haciz talep eden alacaklının, haksız çıkması durumunda borçlunun ve üçüncü kişilerin uğrayabileceği zararları karşılamak amacıyla teminat yatırması genel bir kuraldır. Neredeyse tüm kararlarda bu yükümlülüğe atıf yapılmaktadır. KİİK m. 259/1 uyarınca, “ihtiyati haciz istiyen alacaklı hacizde haksız çıktığı taktirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan mesul ve … teminatı vermeğe mecburdur.”

Deniz Alacaklarına Özgü Zorunluluk: Türk Ticaret Kanunu, deniz alacakları için özel bir düzenleme getirmiştir. TTK m. 1363 uyarınca, “deniz alacağını teminat altına almak üzere ihtiyati haciz kararı verilmesini isteyen alacaklının, 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında teminat vermesi zorunlu tutulmuştur.” 

Borçlunun Teminat Yatırarak Haczi Kaldırması: Diğer bir durum ise, üzerine ihtiyati haciz konulan geminin maliki veya borçlusunun, geminin seyrüseferine devam edebilmesi için teminat yatırarak haczi gemi üzerinden kaldırıp teminat üzerine kaydırmasıdır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararında belirtildiği üzere, TTK m. 1371 bu imkanı tanımaktadır: “geminin maliki veya borçlu tarafından geminin değerini geçmemek kaydıyla deniz alacağının tamamı, faizi ve giderler için yeterli teminat gösterilerek ihtiyati haczin kaldırılması mahkemeden istenebilir.”

İstisnai olarak, alacak bir ilama (kesinleşmiş mahkeme kararı) dayanıyorsa veya TTK’da belirtilen bazı özel alacaklar (örneğin gemi adamı alacakları) söz konusu ise teminat aranmayabilir.

2. Geminin İhtiyati Haczi Talebinde Ne Kadar Teminat Yatırılır?

TTK’daki Sabit Tutar: Deniz alacaklarına özgü olarak, TTK m. 1363’te belirtilen 10.000 SDR karşılığı bir tutarın yatırılması istenebilmektedir.

Tam Alacak ve Fer’ileri: Borçlunun, haczi kaldırmak için teminat yatırdığı durumlarda, teminat miktarı genellikle “ihtiyati hacze konu edilen alacağın tamamı … ve alacağın muhtemel faizi ile yargılama giderleri karşılığı” olacak şekilde, alacağı tamamen karşılayacak düzeyde belirlenir.

Teminatın Artırılması: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında vurgulandığı gibi, karşı taraf (borçlu), yatırılan teminatın yetersiz olduğunu iddia ederek artırılmasını talep edebilir. Bu durumda mahkeme, “ihtiyati haciz sebebiyle geminin seferden alıkonulduğu süre boyunca, gemi için yapılan günlük işletme giderleri ve ihtiyati haciz dolayısıyla yoksun kalınan kazançlar” gibi faktörleri dikkate alarak teminatı artırabilir.

Teminat, nakit olarak veya muteber bir bankadan alınmış kesin ve süresiz bir teminat mektubu şeklinde dosyaya sunulabilir.

3. Teminat Ne Zaman İade Edilir?

Teminatın iadesi, yatırılma sebebinin ortadan kalkmasına bağlıdır. Kararlarda öne çıkan iade koşulları şunlardır:

Davanın Sonuçlanması ve Takibin Kesinleşmesi: Alacaklının davayı kazanması ve ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmesi durumunda, teminatın koruma işlevi sona erdiği için iade edilebilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi bir kararında bu durumu, “ihtiyati haciz kararı kesin hacze dönüştüğünden ihtiyati haciz kararı verilmesiyle ilgili alınan teminatın iadesine karar verilmek gerekirken talebin reddine karar verilmesi doğru olmamış… şeklinde ifade etmiştir.

Borçlunun Muvafakati: Aleyhine haciz konulan borçlunun teminatın iadesine açıkça rıza göstermesi halinde teminat iade edilir.

Tazminat Davası Açılmaması: Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) kıyasen uygulanmasıyla, ihtiyati haczin kalkmasından veya davanın kesinleşmesinden itibaren borçlunun bir ay içinde haksız hacizden kaynaklanan bir tazminat davası açmaması halinde teminat iade edilir. İstanbul 13. Hukuk Dairesi’nin bir kararı bu kurala işaret etmektedir.

İhtiyati Haczin Hükümsüz Kalması: Alacaklının, kanunda belirtilen süreler içinde (örneğin borçlunun itirazı üzerine 7 gün veya 1 ay içinde) gerekli davaları açmaması gibi nedenlerle ihtiyati haciz hükümsüz kalırsa, teminatın iadesi gündeme gelir.

4. Teminatın Yanma Durumu ve Riskler Nelerdir?

“Teminatın yanması”, yatırılan teminatın alacaklıya iade edilmeyip, haksız ihtiyati hacizden zarar gören borçlunun veya üçüncü kişilerin zararını karşılamak üzere kullanılması anlamına gelir.

Temel Risk: Haksız Çıkma: Alacaklı için en büyük risk, açtığı davada veya ihtiyati haciz talebinde haksız bulunmasıdır. İstanbul 14. Hukuk Dairesi’nin belirttiği gibi, teminatın amacı; “alacaklının, ihtiyati haciz isteminde haksız çıkması halinde, bu yüzden ihtiyati hacze konu olan mallarda tasarrufta bulunamamaktan meydana gelecek zararı karşılamaktır.”

Tazminat Sorumluluğu: Haksız ihtiyati haciz nedeniyle borçlu, geminin seyrüseferden alıkonulması sonucu uğradığı ticari kayıplar ve masraflar için tazminat davası açabilir. Bu dava kazanıldığında, mahkeme tazminatın alacaklının yatırdığı teminattan karşılanmasına karar verir.

Teminatın Yetersiz Kalması Riski: Özellikle gemi gibi işletme maliyeti ve kazanç kaybı potansiyeli yüksek bir malvarlığı için, mahkemenin takdir ettiği başlangıç teminatı (%15 gibi), borçlunun uğrayacağı gerçek zararı karşılamaya yetmeyebilir. Bu durumda alacaklı, teminatı aşan zarar için şahsi malvarlığı ile sorumlu olmaya devam eder. Borçlu için ise risk, uğradığı zararın teminatla karşılanamaması ve alacaklıdan tahsili için uzun bir yargılama sürecine girmek zorunda kalmasıdır.

Sonuç

Geminin ihtiyati haczinde teminat yatırılması, yargı kararlarının da teyit ettiği üzere, hem alacaklıyı hem de borçluyu koruyan kritik bir hukuki mekanizmadır ve kural olarak zorunludur.

Zorunluluk: Alacaklının haksız çıkma ihtimaline karşı teminat yatırması genel bir kuraldır. Borçlu da teminat yatırarak gemi üzerindeki haczi kaldırabilir.

Miktar: Teminat miktarı, alacağın %10-%25’i arasında değişen bir oranla veya deniz alacakları için 10.000 SDR gibi özel bir tutarla belirlenebilir ve mahkemenin takdirindedir.

İade: Teminat, ihtiyati haczin kesinleşmesi, borçlunun rızası veya alacaklının haksız çıkmasına rağmen borçlunun belirli bir sürede tazminat davası açmaması gibi teminatı gerektiren nedenlerin ortadan kalkmasıyla iade edilir.

Riskler: Alacaklı için en büyük risk, haksız çıkması durumunda teminatın borçlunun zararını karşılamak için kullanılması ve hatta bu zararı aşan bir tazminatla karşı karşıya kalmasıdır. Borçlu için ise risk, haksız bir haciz nedeniyle uğrayacağı ticari zararlardır.

Sonuç olarak, gemi ihtiyati haczi sürecine giren tarafların, teminatın miktarını, türünü ve potansiyel sonuçlarını dikkatle değerlendirmesi, sürecin hukuki karmaşıklığı nedeniyle büyük önem arz etmektedir. Bir makale önerisi.

Neden Tuzla Avukat Desteği Gerekli?

Gemiye yönelik ihtiyati haciz kararları, yalnızca deniz hukuku değil; aynı zamanda icra hukuku, teminat rejimi ve ticaret hukuku bakımından karmaşık sonuçlar doğurabilir. Gemi alıkonulursa ticari kayıplar oluşabilir, teminat yanlış belirlenirse dava süreci taraflar açısından telafisi zor zararlara yol açabilir.

Bu nedenle özellikle Tuzla gibi denizcilik faaliyetlerinin yoğun olduğu bölgelerde, süreci baştan sona doğru yönlendirebilecek bir Tuzla avukatı ile çalışmak büyük önem taşır. Tuzla Limanı’nda ihtiyati hacze konu edilen gemiler için hem İstanbul Anadolu Adliyesi hem de icra müdürlükleriyle etkili iletişim kurabilecek yerel deneyime sahip Tuzla icra avukatı, deniz hukuku avukatı veya ticaret avukatı desteği, alacaklının da borçlunun da haklarını koruma altına alacaktır.

Ayrıca, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze, Yalova gibi yakın yerlerde gemi işletmesi yapan şirketlerin de bu tür durumlarda yerel mahkemeler ve limanlar düzeyinde uzmanlaşmış bir avukatla çalışmaları, süreci hızlandırmakta ve riskleri en aza indirmektedir.

Read More

Serbest Bölgede Faaliyet Ruhsatı Almanın ve Yer Kiralamanın Şartları ve Usulü

1. Giriş

Bu çalışma, Türkiye’deki serbest bölgelerde faaliyette bulunmak isteyen yerli ve yabancı yatırımcıların izlemesi gereken hukuki prosedürleri ele almaktadır. Çalışmanın temel amacı, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde, “faaliyet ruhsatı” almanın ve bu faaliyetler için gerekli olan “işyeri temini (kiralama, irtifak hakkı vb.)” sürecinin şartlarını ve usulünü açıklamaktır. Serbest bölgeler, “ihracata yönelik yatırım ve üretimi teşvik etmek, doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandırmak” gibi stratejik hedeflerle kurulmuş özel ekonomik alanlardır. Bu hedeflere ulaşmak için kurulan sistemin temel taşları olan ruhsatlandırma ve yer tahsisi, belirli bir idari sürece tabidir. Bu çalışma, söz konusu sürecin adımlarını, ilgili kurumları ve tarafların hak ve yükümlülüklerini ortaya koymaktadır.

2. Faaliyet Ruhsatı Alma Usulü

Faaliyet ruhsatı, bir yatırımcının serbest bölgedeki teşviklerden yararlanabilmesi ve yasal olarak faaliyette bulunabilmesi için zorunlu bir izin belgesidir. Süreç, çok aşamalı bir idari prosedürü içermektedir.

Başvuru Mercii ve Başvuru Sahipleri: Süreç, yatırımcının başvurusu ile başlar. Başvuru yapabilecek kişiler, kanunda açıkça belirtilmiştir: “yerli ya da yabancı gerçek ya da tüzel kişiler Ticaret Bakanlığından ruhsat almak kaydıyla serbest bölgelerde faaliyette bulunabileceklerdir”. Başvurunun ilk adresi ise ilgili bölgenin Serbest Bölge Müdürlüğü’dür.

Değerlendirme Süreci: Başvuru, tek bir merci tarafından sonuçlandırılmaz. Serbest Bölge Müdürlüğü, başvuruyu aldıktan sonra, “serbest bölge işleticisi ile bölge kurucu ve işleticisinin görüşünü aldıktan sonra, başvuruyu kendi görüşünü de ekleyerek Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğüne gönderir”. Bu, sürecin yerel ve merkezi otoriteler arasında bir koordinasyon gerektirdiğini göstermektedir. Nihai karar mercii Ticaret Bakanlığı’na bağlı Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğü’dür.

Başvurunun Sonuçlanması: Genel Müdürlük tarafından yapılan değerlendirme sonucunda iki ihtimal ortaya çıkar:

Reddedilme: “Başvuru uygun bulunmazsa bu durum başvurucuya yazılı olarak bildirilir ve başvuru ücreti iade edilir”.

Ön Kabul ve Yer Temini Şartı: “Başvuru uygun görülürse, bu durum başvurucuya yazılı olarak bildirilir ve kendisine faaliyetini sürdüreceği işyerinin teminine yönelik olarak yapılacak sözleşmenin bir örneği ile gerekli diğer belgeleri Genel Müdürlüğe iletmesi için otuz günlük süre verilir. Bu bulgu, faaliyet ruhsatının nihai olarak verilmesinin, yatırımcının bölgede bir işyeri temin ettiğini kanıtlaması şartına bağlı olduğunu net bir şekilde göstermektedir.

Nihai Ruhsatlandırma: Yatırımcı, verilen 30 günlük süre içinde kira sözleşmesi gibi belgeleri sunarsa, başvurucuya faaliyet ruhsatı verilir. Bu ruhsatı alan kişi, kanunen “kullanıcı” statüsünü kazanır. Süreye uyulmaması halinde ise “dosya işlemden kaldırılır ve başvuru ücreti irat olarak kaydedilir.

3. Serbest Bölgede Yer Kiralama ve Tahsis Şartları

Faaliyet ruhsatı sürecinin ayrılmaz bir parçası olan yer temini, yatırımcıya farklı seçenekler sunan esnek bir yapıya sahiptir. Yatırımcılar, faaliyet gösterecekleri işyerini farklı hukuki yöntemlerle temin edebilirler. En sık uygulanan yöntemler kiralama ve irtifak hakkı tesisidir.

Sözleşmelerin Onayı: Yatırımcının bölge işleticisi veya kurucu/işleticisi ile yaptığı kira veya satış sözleşmeleri de idari bir onaya tabidir. Serbest Bölge Müdürlüğü’nün görevleri arasında, “faaliyet ruhsatı müracaatı uygun görülen kişilerin yapmış olduğu kira ve satış sözleşmelerini onaylamak” da bulunmaktadır.

Bölge İşleticisinin Rolü: Özel sektör tarafından işletilen serbest bölgelerde (yap-işlet-devret veya işletme sözleşmesi modelleri), bölge işleticisi yer temininde kilit bir rol oynar. İşletici, “serbest bölge arazi, bina ve tesislerinin kiralanması veya sair suretle kullanıma verilmesi ile yıkım ve yeniden inşasına ilişkin usul ve esasları belirlemek ve uygulamak” yetkisine sahiptir. Kiralamaya ilişkin özel şartlar ve tarifeler, idare ile işletici arasında yapılan ana sözleşmede belirlenir.

4. Diğer Değerlendirmeler

Ruhsatın Hukuki Niteliği: Faaliyet ruhsatı, basit bir izin belgesinden öte, bir “şartlı ruhsat” veya “şartnameli ruhsat” niteliğindedir. Bu, ruhsatın sahibine belirli haklar (teşviklerden yararlanma vb.) tanımasının yanı sıra, uyması gereken yükümlülükler de getirdiği anlamına gelir. Hiçbir gerçek veya tüzelkişi faaliyet ruhsatı almaksızın serbest bölge teşviklerinden yararlanamaz. Bu, ruhsatın bölgedeki ekonomik faaliyetin anahtarı olduğunu gösterir.

İdari Sürecin Bütünlüğü: Faaliyet ruhsatı alma ve yer kiralama, birbirinden bağımsız düşünülemeyecek, birbirini şart koşan iki süreçtir. Yatırımcı, ruhsat başvurusunun ön onayını almadan anlamlı bir kira sözleşmesi yapamaz; aynı şekilde, onaylanmış bir kira sözleşmesi sunmadan da nihai ruhsatı alamaz. Bu yapı, bölgeye yalnızca ciddi ve faaliyete geçmeye hazır yatırımcıların girmesini sağlamayı amaçlayan bir kontrol mekanizmasıdır.

Esnek Tahsis Modelleri: Kanun koyucunun yatırımcılara kiralama, 49 yıla varan irtifak hakkı ve yap-işlet-devret gibi farklı modeller sunması, serbest bölgelerin yatırımcı dostu bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Bu esneklik, farklı sermaye ve proje büyüklüklerine sahip yerli ve yabancı yatırımcıları çekmeyi hedeflemektedir.

Devletin ve Özel Sektörün Rol Dağılımı: Serbest bölgelerin kuruluş ve işletilmesinde farklı modellerin (devlet tarafından, özel sektör tarafından, yap-işlet-devret) uygulanmaktadır. Bu durum, yer kiralama sürecindeki muhatabın (doğrudan idare veya bölge işleticisi) ve kira şartlarının değişmesine neden olabilir. Ancak her durumda, nihai denetim ve onay yetkisi Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğü ve Serbest Bölge Müdürlüğü gibi kamu otoritelerindedir.

Neden Uzman Avukat Görüşü Gerekli?

Serbest bölgede faaliyet ruhsatı almak ve yer kiralamak, basit bir kira sözleşmesi süreci değildir. Hem ruhsatlandırma hem de yer tahsisi aşamaları, idari usuller, süreli başvurular, kamu-özel sektör işbirliği sözleşmeleri gibi teknik konuları içerdiğinden, bu işlemler mutlaka deneyimli bir hukukçu gözetiminde yürütülmelidir. Yanlış ya da eksik yapılan başvurular, yatırımın reddedilmesine veya ciddi gecikmelere yol açabilir. Özellikle Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze, Tepeören, Orhanlı ve Çayırova gibi sanayi ve ticaretin yoğun olduğu bölgelerde serbest bölge yatırımı planlayan kişi ve kurumların, serbest bölge ve yatırım hukuku konusunda uzman bir Tuzla avukatından profesyonel danışmanlık alması hak ve menfaat kaybını önlemek açısından kritik öneme sahiptir.

Read More

Navlun Sözleşmeleri

1. Navlun Kavramı ve Navlun Sözleşmelerinin Deniz Ticaretindeki Önemi

Navlun, bir yükün deniz yoluyla taşınması karşılığında ödenen ücreti ifade eder. Bu ücretin belirlenmesi ve ödenmesi ise, deniz ticaretinin temel sözleşme türlerinden olan “navlun sözleşmeleri” ile güvence altına alınır. Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1138. maddesinden itibaren, navlun sözleşmesinin kuruluşu, kapsamı ve tarafların yükümlülükleri detaylandırılmıştır.

2. Navlun Sözleşmesinin Tanımı ve Hukuki Niteliği

Navlun sözleşmesi, Türk Ticaret Kanunu’nda taşıyanın, bir yükü navlun bedeli karşılığında deniz yoluyla belirli bir yere taşımayı taahhüt ettiği bir anlaşma olarak tanımlanır (TTK, m.1138). Türk hukukuna göre navlun sözleşmesi, bir taşıma sözleşmesi niteliği taşır ve aynı zamanda Borçlar Kanunu çerçevesinde bir borç sözleşmesi olarak değerlendirilir. Bu bağlamda, navlun sözleşmesi, taraflar arasında karşılıklı hak ve yükümlülükler doğuran, taşıyanın yükü güvenli bir şekilde taşıma ve varış noktasına teslim etme sorumluluğunu üstlendiği, taşıtanın ise navlun bedelini ödeme yükümlülüğü taşıdığı bir anlaşmadır.

Navlun sözleşmesinin hukuki yapısı, tarafların edim yükümlülükleri ve sorumluluklarının net şekilde belirlenmesi yönünden önem taşır. Bu tür sözleşmelerde, taşıyan ve taşıtanın hak ve yükümlülükleri yasa ile detaylandırılmış olup, deniz taşımacılığının güvenli, düzenli ve sözleşmeye uygun biçimde yürütülmesini sağlamak amacıyla düzenlenmiştir.

3.Navlun Sözleşmesinin Tarafları ve İlgilileri

Taşıyan: Navlun sözleşmesinde deniz yoluyla eşya taşıma taahhüdünde bulunan taraftır. Taşıyan, yükü belirlenen varış noktasına güvenli bir şekilde ulaştırmakla sorumlu olup geminin denize, yola ve yüke elverişli olmasını sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülükler, taşıyanın navlun sözleşmesindeki temel sorumlulukları arasındadır

Taşıtan: Taşıyan ile navlun sözleşmesi akdeden veya kendi adına ve hesabına navlun sözleşmesi akdedilen kişidir. Deniz yoluyla eşya taşıma karşılığında navlun ödemeyi üstlenir. Taşıtan, aynı zamanda yükleten olarak da hareket edebilir. Ancak bu zorunlu değildir. Taşıtan, taşımayı talep eden olarak taşıyanın taşıma yükümlülüğünü yerine getirmesini bekler ve navlun bedelini ödeme sorumluluğunu üstlenir.

Yükleten: Yükleten, navlun sözleşmesi kapsamında taşınacak malı gemiye getiren veya teslim eden kişidir. Yükleten, yükün taşıyana teslim edilmesi ve doğru bilgi sağlanması gibi sorumlulukları taşır. Bu kişi aynı zamanda taşıtan da olabilir, ancak taşıtandan farklı bir kişi olarak da hareket edebilir.

Donatan: Gemisini deniz taşımacılığı faaliyetlerinde kullanan kişiye donatan denir. Eğer donatan, gemisini başka birine devretmeden ve başka bir amaca tahsis etmeden deniz yoluyla eşya taşıma işini doğrudan üstlenirse, aynı zamanda “taşıyan” sıfatını da kazanmış olur. Böylelikle donatan, yük taşıma faaliyetini gemisinin işletmesini devretmeden kendisi yürütür ve navlun sözleşmesinde taşıyan olarak yer alır.

Gemi İşletme Müteahhidi: Kendisine ait olmayan bir gemiyi, deniz ticareti kapsamında kendi adına işleten kişiye gemi işletme müteahhidi denir. Bu kişi, gemiyi doğrudan veya kaptanı aracılığıyla kullanabilir. Gemi işletme müteahhidi, üçüncü şahıslarla olan hukuki ilişkilerinde, donatan gibi kabul edilir ve gemiyi işletme yetkisi dolayısıyla navlun sözleşmesinde donatan sıfatıyla işlem yapabilir.

Gönderilen: Gönderilen, taşınan yükün varma limanında kendi adına teslim alma hakkına sahip olan kişidir. Gönderilen, yükü teslim almakla birlikte, navlun ve ona bağlı masrafları, sürastarya ücretini ve teslim işlemlerinin gerektirdiği diğer tüm giderleri ödemekle yükümlüdür. Ayrıca, teslim aldığı yükle ilgili olarak kendi hesabına ödenmiş gümrük, resmi ve diğer masrafları da üstlenmek zorundadır. Gönderilenin bu sorumlulukları, teslimin dayandığı navlun sözleşmesi veya konşimento hükümlerine göre belirlenir.

Broker: Broker, navlun sözleşmesinin kurulması sürecinde taşıyan ve taşıtan gibi tarafları bir araya getiren, bu işlem için aracılık yapan kişidir. Brokerler, taşıyan ve taşıtan arasındaki iletişimi sağlamak, sözleşme şartlarını müzakere etmek ve her iki tarafın da çıkarlarını gözeterek uygun bir anlaşmaya varılmasını temin etmekle görevlidir. Brokerin rolü, taraflar arasındaki tüm detayların, navlun bedeli, taşınacak yükün miktarı, taşınma koşulları gibi unsurların netleştirilmesine aracılık etmeyi içerir. Sözleşmenin imzalanması ve tarafların anlaşmaya varmaları sonucunda broker, hizmeti karşılığında belirli bir komisyon alır. Bu komisyon, genellikle navlun bedelinin belirli bir yüzdesi olarak hesaplanır ve brokerin tarafsız hizmet sağlaması amacıyla her iki taraftan da komisyon alması yaygın bir uygulamadır.

4. Navlun Sözleşmesi Türleri

a) Yolculuk Çarteri (Voyage Charter) Sözleşmesi:

Türk Ticaret Kanunu’nun 1138. maddesi kapsamında düzenlenen yolculuk çarteri sözleşmesi, taşıyanın geminin tamamını, bir kısmını veya belirli bir bölümünü taşıtana tahsis ederek belirli bir yolculuk veya sefer için yük taşıma yükümlülüğünü üstlendiği bir navlun sözleşmesidir. Yolculuk çarterinde, taşıyan yükü belirlenen varış noktasına ulaştırmakla sorumludur ve navlun bedeli sefer başına belirlenir. Bu tür sözleşmelerde gemi, yalnızca belirli bir sefer için tahsis edilir. (TTK, m.1138/1-a) Yolculuk çarter sözleşmesi, taşıyan ve taşıtan arasında sözleşmenin şartlarını belirten ve her iki tarafın hak ve yükümlülüklerini içeren bir çarter partisi ile yazılı hale getirilir. Bu partinin düzenlenmesi, tarafların karşılıklı anlaşması ve masrafları karşılaması koşuluyla mümkündür (TTK, m.1139)

b)Kırkambar Sözleşmesi

Kırkambar sözleşmesi, yolculuk çarterinden farklı olarak, geminin tamamını değil, yalnızca belirli bir kısmını veya yük taşıma alanını kiralamak amacıyla yapılan bir navlun sözleşmesidir. Kırkambar sözleşmesinde taşıtan, gemide ayrılmış belirli bir yer veya kapasite karşılığında yükünü taşıtır. Bu tür sözleşmelerde taşıyan, ayrılan kargo alanında yükün taşınmasını sağlar ve varış noktasına güvenli teslimatı üstlenir. Kırkambar sözleşmesi, geminin bir kısmını kullanmak isteyen taşıtanlar için esnek bir çözüm sunar ve genellikle daha küçük yük taşımaları için tercih edilir. (TTK, m.1138/1-b).

c) Yolculuk Çarteri ile Kırkambar Sözleşmesi Arasındaki Farklar

Gemi Kullanımı: Yolculuk çarterinde geminin tamamı veya önemli bir bölümü tahsis edilirken, kırkambar sözleşmesinde yalnızca belirli bir kargo alanı ayrılır.

Navlun Bedelinin Belirlenmesi: Yolculuk çarterinde navlun bedeli sefer başına belirlenirken, kırkambar sözleşmesinde ayrılan kargo alanı veya yük miktarına göre belirlenir.

Kullanım Amacı: Yolculuk çarteri genellikle büyük yükler ve tek bir taşıtan için yapılan seferlerde kullanılırken, kırkambar sözleşmesi küçük miktarda yük taşıyan birden fazla taşıtanın olduğu durumlarda tercih edilir.

5. Navlun Sözleşmesinin Kurulması ve Şekli

Navlun sözleşmeleri esasen sözlü olarak yapılabilse de, uygulamada yazılı şekilde yapılması ispat açısından avantaj sağlar. Yazılı olarak yapılan sözleşmelerde taraflar arasındaki koşullar ve haklar detaylı bir şekilde belirtilir, bu da anlaşmazlık durumlarında belgelere dayanarak hak iddia edebilme kolaylığı sağlar. Yazılı navlun sözleşmeleri, özellikle büyük hacimli yük taşımalarında veya özel şartlar gerektiren taşımalarda tercih edilmektedir.

Yolculuk çarter partisi, taşıyan ve taşıtan arasında yapılan navlun sözleşmelerinde taraflardan birinin talebi üzerine düzenlenebilen yazılı bir belgedir. Türk Ticaret Kanunu’nun 1139. maddesi uyarınca, yolculuk çarteri sözleşmesi kurulduğunda, taraflardan her biri giderini karşılamak koşuluyla, sözleşme şartlarını içeren bir yolculuk çarter partisinin düzenlenmesini ve kendisine verilmesini talep edebilir (TTK, m.1139). Yolculuk çarter partisi, tarafların anlaşma koşullarını yazılı hale getirmeleri açısından önemlidir ve ispat belgesi olarak kullanılır. Bu belge, bir emtia senedinden ziyade, tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyen bir ispat aracıdır.

Yolculuk çarter partisi dışında, taşıma işlemi sırasında düzenlenen diğer bir önemli belge konşimentodur. Konşimento, yükün gemiye yüklenmesinin ardından taşıyan tarafından düzenlenir ve yükü temsil etme kabiliyeti olan bir emtia senedidir. Taşıyan ve taşıtan arasındaki ilişki, navlun sözleşmesi hükümlerine dayanırken, taşıyan ve konşimento hamili arasındaki ilişki konşimento hükümlerine tabidir. Eğer konşimentoda, yolculuk çarter partisindeki herhangi bir şarttan bahsediliyorsa, bu şartın konşimento hamili tarafından kabul edilmesi için çarter partisinin bir nüshasının konşimento devredildiğinde hamiline verilmesi gerekmektedir.

Kırkambar sözleşmesinde, yolculuk çarterinde olduğu gibi sözleşmenin tarafları arasında özel şartları belirten bir belge düzenlenmesi talep hakkı bulunmamaktadır. Ancak, yükletenin talebi üzerine taşıyan, yükleme işlemi sırasında bir konşimento düzenlemek ve vermekle yükümlüdür. Bu konşimento, taşıyan ile gönderilen arasındaki ilişkiyi düzenlerken, aynı zamanda kırkambar sözleşmesinin içeriğini ispat açısından da önemlidir. Kırkambar sözleşmelerinde, yolculuk çarteri kadar detaylı bir sözleşme düzenlenmemekle birlikte, taşımanın niteliği ve tarafların haklarını belgelemek için konşimento düzenlenmesi uygulamada yaygındır.

Navlun sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılması, özellikle HMK’da yer alan “senetle ispat zorunluluğu” kapsamında önemlidir. Yazılı bir belgeye dayanmayan sözlü anlaşmalar, anlaşmazlık halinde ispat açısından sorun yaratabilir. Bu nedenle, uygulamada yazılı navlun sözleşmeleri ve yolculuk çarter partileri gibi belgeler kullanılarak tarafların anlaşması kayıt altına alınır.

6. Navlun Sözleşmesinde Yer Alması Gereken Esas ve Yan Unsurlar

a) Esas Unsurlar(Essential Terms)

Tarafların Kimlik Bilgileri: Taşıyan ve taşıtanın isimleri, adresleri ve iletişim bilgileri belirtilmelidir. Taraflar arasında sözleşme koşullarının anlaşılır olması için tarafların tam kimlikleri yazılmalıdır. Bu, sözleşmenin yasal geçerliliği açısından önemlidir.

Geminin Tanımı ve Özellikleri: Taşıma işini yapacak geminin adı, bayrağı, kapasitesi, sınıfı, yaşı, teknik ve fiziki özellikleri detaylı olarak belirtilmelidir. Geminin eşya taşıma kapasitesinin (dwt) ve su çekim derinliğinin belirtilmesi, taşınacak yükün güvenli bir şekilde taşınmasını garanti etmek açısından önemlidir.

Taşınacak Yükün Miktarı ve Cinsi: Taşımaya konu olan yükün miktarı, cinsi, özellikleri ve gerekirse ambalaj şekli belirtilmelidir. Örneğin, dökme yük veya konteyner taşıması gibi yükün niteliği navlunun belirlenmesini etkileyebilir. (TTK m. 1195/1).

Yükleme ve Boşaltma Limanları ve Zamanları: Yükleme ve boşaltmanın yapılacağı limanlar ve bu işlemlerin gerçekleştirilmesi için öngörülen tarihler açıkça yazılmalıdır. Limanda oluşabilecek gecikmelere karşı yükleme ve boşaltma süreleri ile sürastarya süresi ayrıca belirtilmelidir.

Navlun Bedelinin Belirlenme Şekli ve Ödeme Yöntemi: Miktar Esaslı Navlun: Taşınacak yük miktarına göre (tonaj, ölçü veya sayısına göre) belirlenebilir. Örneğin, belirli bir tonaj üzerinden veya konteyner başına navlun hesaplanabilir.  Götürü Ücret : Yük miktarından bağımsız olarak sabit bir ücret belirlenebilir, böylece toplam navlun miktarı eşyanın miktarına bakılmaksızın sabitlenmiş olur. Bu durum, genellikle yükün tam miktarının önceden belirlenemediği durumlarda kullanılır (TTK m. 1195/1). Zaman Üzerinden Navlun: Taşımanın zaman esasına göre yapılması durumunda, belirli bir süre üzerinden navlun hesaplanabilir ve yükleme veya boşaltma işleminin başlama tarihi dikkate alınarak navlun işlemeye başlar (TTK m. 1194/1). Ayrıca, ödeme koşulları ve süresi, gecikme durumunda uygulanacak faiz oranı gibi detaylar da belirtilmelidir.

Navlun Bedelinin Ödeme Zamanı; Genel kural taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, navlun alacağı, eşyanın tesliminin istendiği anda ve her durumda boşaltma süresinin sonunda muaccel hale gelir (TTK m. 1197). Bu  taraflar, navlun alacağının ödeme zamanını farklı şekillerde belirleyebilirler. Örneğin yükleme limanında peşin ödeme: Navluna, eşya gemiye yüklendiğinde hak kazanılacak şekilde peşin ödeme yapılması kararlaştırılabilir. Bu durumda, navlun eşyanın gemiye yüklenmesi ile birlikte muaccel hale gelir. Boşaltma limanında ödeme: Taraflar, navlunun boşaltma limanında, eşyanın teslimi anında ödeneceği yönünde anlaşabilirler. Peşin Ödeme İçin Alternatif Zamanlar: Peşin ödeme sözleşmede daha spesifik bir zaman diliminde de kararlaştırılabilir. Örneğin, “eşyanın gemiye yüklenmesi”, “taşıyanın konişmentoyu imzalaması” veya “eşyanın teslim alınması” gibi aşamalardan herhangi biri peşin ödeme anı olarak belirlenebilir. Ertelenmiş Ödeme Seçenekleri: Ödeme tarihinin ileri bir tarihe ertelenmesi de sözleşmede belirtilen bir seçenek olabilir. Örneğin, konişmentonun imzalanmasından 5 gün sonra ödeme yapılması gibi bir hüküm eklenebilir.

Navlun Bedelinin Ödeme Şekli: Navlun ödemesi banka transferi, nakit veya çek gibi farklı şekillerde yapılabilir. Taraflar, ödeme şekline dair spesifik düzenlemeleri sözleşmeye ekleyebilir.

Yolculuk Masrafları: Geminin işletme giderleri (yakıt, kumanya, gemi personelinin maaşları), yolculuk esnasında meydana gelen kanal ve liman ücretleri, kılavuzluk ücretleri gibi masrafların kimin tarafından karşılanacağı belirtilmelidir. Taraflar aksi yönde bir anlaşma yapmadıkça yolculuk giderleri genellikle taşıyan tarafından karşılanır (TTK m. 1196/2).

Yükleme ve Boşaltma Masrafları: Taşıyan veya taşıtanın bu masraflardan sorumlu olup olmadığı, sözleşme koşullarına göre belirlenir. FIOST (Free In/Out Stowed Trimmed) kaydı varsa, yükleme ve boşaltma masrafları taşıtan tarafından ödenecektir. Eğer taşıyan bu masraflardan sorumluysa, navlun bedeli bu masrafları kapsayacak şekilde belirlenmelidir.

Ek Ücret ve Sürastarya (Demurrage): Yükleme ve boşaltma işlemlerinin belirlenen süreyi aşması halinde ödenecek sürastarya (demurrage) ücreti belirtilmelidir. Bu ücret, taşıyanın maruz kaldığı ek maliyetlerin karşılanmasını sağlar. Sürastarya süresi işlemeye başladığında zaman üzerine belirlenen navlun işlemeyecektir (TTK m. 1194/2).

Savaş, Buz ve Liman Yoğunluğu Gibi Ek Riskler: Savaş veya liman yoğunluğu gibi öngörülemeyen durumlarda doğacak ek masrafların kim tarafından karşılanacağı belirtilmelidir. Özellikle tehlikeli bölgelere yapılan taşımacılıkta savaş riski nedeniyle navluna ek ücret (War Risk Surcharge) öngörülmesi yaygındır. Benzer şekilde, liman yoğunluğu nedeniyle ortaya çıkacak maliyetler için liman yoğunluğu ek ücreti (Port Congestion Surcharge) uygulanabilir.

Sigorta Masrafları: Taşıyanın üstlendiği sigorta türleri ve kapsamı, navlun bedeline dahil olup olmadığı belirtilmelidir. Özellikle savaş riski, soğuk zincir gerektiren ürünler veya tehlikeli maddeler için taşıyanın ek sigorta gereksinimleri göz önünde bulundurulabilir. Çarter sözleşmesinin geçerli bir şekilde kurulabilmesi için üzerinde anlaşılması gereken temel unsurlar şunlardır:

Taşıma Coğrafi Sınırları ve Liman Değişikliği Yetkisi: Geminin hangi limanlar arasında faaliyet göstereceği belirtilmelidir. Taşıtanın liman değişikliği yapma yetkisi varsa, bu yetkinin kapsamı ve sınırları da sözleşmede yer almalıdır.

Taşıyanın Sorumlulukları ve Garanti Koşulları: Taşıyanın geminin denize ve yola elverişliliğini sağlama, gemiyi temiz ve güvenli bir halde sunma yükümlülükleri belirtilmelidir. Ayrıca, herhangi bir arıza durumunda gemiyi onarma veya değiştirme garantisi gibi hususlar da eklenebilir.

b) Yan Unsurlar (Additional Terms) ve Özel Klozlar

Yakıt Düzenleme Faktörü (BAF) ve Para Birimi Düzenleme Faktörü (CAF): Yakıt fiyatlarında ve döviz kurlarındaki dalgalanmaların etkisini azaltmak amacıyla sözleşmede yakıt düzenleme faktörü (Bunker Adjustment Factor – BAF) ve para birimi düzenleme faktörü (Currency Adjustment Factor – CAF) uygulamasına yer verilebilir.

Mutad Navlun: Sözleşmede navlun bedeli açıkça belirtilmediyse, taraflar yükleme yerindeki ve zamanındaki mutad (yaygın) navluna göre ödeme yapar. Mutad navlunun tespiti için yükün cinsi, taşınacağı mesafe, taşıma şekli, geminin yaşı, hızı, teknik donanımı ve mevsim şartları gibi faktörler dikkate alınır (TTK m. 1195/1).

Broker Komisyonu: Sözleşme broker aracılığıyla yapılmışsa, broker ücreti ve bu ücretin ödeme şekli belirtilmelidir. Broker komisyonu, genellikle navlun bedelinden belirli bir yüzde olarak hesaplanır.

Sürastarya ve Acele Primi (Despatch): Bekleme süresi aşıldığında ödenecek sürastarya ücreti ve bekleme süresinden daha kısa sürede yükleme veya boşaltma yapıldığında ödenecek acele primi belirtilmelidir.

Zarar, Gecikme ve Mücbir Sebep Klozları: Mücbir sebep hallerinde (örneğin savaş, grev, doğal afet) sözleşmenin nasıl işleyeceği belirtilir. Bu klozlar, tarafların sorumluluklarını ve zarar-ziyan taleplerini düzenlemek için önemlidir.

İşletme Sınırları (Trading Limits): Taşıtanın gemiyi kullanabileceği coğrafi sınırlar belirtilmelidir. “Trading Limits” olarak adlandırılan bu sınırlar, geminin hangi bölgelerde faaliyet gösterebileceğini belirler.

Off-Hire Klozu: Geminin kullanılamaz hale geldiği durumlarda (makine arızası, mürettebat grevi vb.), çartererin navlun ödemesinden muaf olduğu süreler off-hire klozu ile düzenlenir.

6. Taşıyanın Sorumlulukları

a) Yükün Sağlam Teslimi

Taşıyan, navlun sözleşmesine göre üstlendiği yükümlülükleri yerine getirirken yükü sağlam şekilde teslim etmekle yükümlüdür. Bu kapsamda, taşıyan, eşyanın zıyaı, hasarı veya geç teslimi nedeniyle doğabilecek zararlardan sorumlu tutulabilir. Bu sorumluluk, eşyanın taşıyanın hâkimiyetinde bulunduğu süre içerisinde meydana gelen ziya, hasar veya gecikmeler için geçerlidir. Taşıyanın hâkimiyeti, yükün yükletenden teslim alındığı andan, gönderilene veya kanunen yetkili makamlara teslim edildiği ana kadar olan süreci kapsar (TTK, m. 1178/1-3) b)

Taşıyan, yükü taşıma sözleşmesinde belirlenen sürede veya makul bir sürede teslim etmek zorundadır. Eğer teslim süresi açıkça belirlenmemişse, taşıyan tedbirli bir taşıyandan beklenen makul sürede yükü teslim etmelidir. Bu süre geçer ve yükün teslimi aralıksız altmış gün içinde gerçekleşmezse, yükün zayi olduğu varsayılır. Gecikme durumunda taşıyan, yükün gecikmeden ötürü uğradığı zararları tazmin etmekle yükümlüdür (TTK, m. 1178/4-5).

b) Geminin Denize ve Yola Elverişliliği:

Taşıyan, geminin denize ve yola elverişli olmasını sağlamak zorundadır; yükleme öncesinde geminin eksiksiz hazırlanması ve seyahat için gerekli koşulların sağlanması bu kapsamda olup bu şartlar sağlanmazsa taşıyan sorumlu olur (TTK, m. 1141).

c) Dikkat ve Özen Yükümlülüğü

Taşıyan, eşyanın yüklenmesi, istifi, elden geçirilmesi, taşınması, korunması, gözetimi ve boşaltılmasında tedbirli bir taşıyandan beklenen dikkat ve özeni göstermekle sorumludur. Bu, taşıyanın yüklemeden boşaltmaya kadar olan süreçte, her aşamada maksimum özen göstermesi gerektiğini ifade eder (TTK, m. 1178/1). Ayrıca taraflar, sözleşmede aksi bir hüküm kararlaştırmadıkları sürece, taşıyanın yüklemeden itibaren, özellikle eşyayı koruma ve güvenliğini sağlama yükümlülüğü devam eder.

Taşıyan, taşıma süresince yükte meydana gelebilecek kayıp, hasar veya gecikmelerden sorumludur. Bu sorumluluk, yükün taşıyanın hâkimiyeti altındaki “limandan limana” taşıma süresini kapsar ve teslim süresi ile yükün güvenliği taşıyanın dikkatine bırakılmıştır (TTK, m. 1178/2).

7. Taşıyanın Sorumluluktan Kurtulma Halleri

a)Taşıyana Yüklenemeyecek Sebepler

Taşıyan, kendi kusuru veya ihmalinden kaynaklanmayan sebeplerden doğan zararlardan sorumlu değildir. Taşıyanın burada sorumluluktan kurtulabilmesi için, zararın taşıyan veya adamlarının kastı ya da ihmali dışında geliştiğini kanıtlaması gerekir. Burada ispat yükü taşına aittir. Taşıyanın “adamları” kavramı, geminin mürettebatını, taşıma işletmesinde çalışan veya taşıyanı temsil eden kişileri ve taşıyanın sözleşmenin ifasında görev alan diğer üçüncü kişileri kapsar. Ancak fiili taşıyana ilişkin hükümler bu kapsamda saklı tutulmuştur. Bu hüküm, taşıyanın adamlarının dışında gelişen olaylar için sorumluluktan kurtulabilmesini sağlamakla birlikte, taşıyanın adamlarının eylemleri veya ihmallerinden kaynaklanan zararlarda, taşıyanın sorumluluğu devam etmektedir (TTK, m. 1179).

b)Teknik Kusur ve Yangın Sebepleri

Türk Ticaret Kanunu’nun 1180. maddesi, taşıyanın sorumluluğunu geminin sevkine, teknik yönetimine veya yangına bağlı zararlarla sınırlandıran özel bir düzenleme sunmaktadır. Bu düzenleme, taşıyanın yalnızca kendi kusurundan kaynaklanan zararlardan sorumlu tutulmasını öngörmektedir. Bu hüküm, deniz taşımacılığında taşıyanın kusuruyla doğrudan ilişkilendirilemeyen bazı olaylar için taşıyanın sorumluluğunu sınırlar ve zararların kaynağına dair ayrım yapılmasını sağlar.

Geminin sevkine veya teknik yönetimine ilişkin zararlar, genellikle geminin seyir, bakım, onarım veya diğer operasyonel faaliyetlerinden doğar. Bu gibi durumlarda, taşıyan yalnızca geminin teknik yönetiminden kaynaklanan kusurlarından sorumlu tutulabilir. Ancak, yükün korunması için alınan önlemler, geminin teknik yönetimi kapsamına dahil edilmez. Örneğin, bir gemi limandan ayrıldıktan sonra rüzgarın etkisiyle dümen sisteminde meydana gelen bir arıza sonucu rotadan sapar ve yük hasar görürse, bu zarar, teknik bir kusurdan kaynaklanmış olabilir. Eğer arıza düzenli bakım eksikliğinden kaynaklanıyorsa taşıyan sorumlu olacaktır. Ancak, gemideki kaptan, yükü korumak için başka bir limanda beklemeye karar verirse ve bu bekleme sırasında yükün bir kısmı zarar görürse, bu durum taşıyanın sorumluluğu dışında değerlendirilir.(TTK, m. 1180).

Yangın durumunda, taşıyan yalnızca yangının kendi kusurundan kaynaklandığı durumlarda sorumlu tutulur. Eğer yangının dışsal bir etkenden (örneğin başka bir gemiden sıçrayan bir kıvılcımdan) kaynaklandığı ispatlanırsa, taşıyan bu zarardan sorumlu olmayacaktır. Örneğin, geminin makine dairesinde meydana gelen bir elektrik arızası nedeniyle yangın çıkarsa ve bu arızanın düzenli bakım yapılmamasından kaynaklandığı ispat edilirse, taşıyanın sorumluluğu doğar. Ancak, gemi seyir halindeyken dışsal bir etkiyle başlayan bir yangın nedeniyle yük hasar görmüşse ve bu durumda taşıyanın kusuru bulunmadığı ortaya konulursa, taşıyan sorumluluktan kurtulur.

Madde 1180’in ikinci fıkrası, zararın teknik yönetimden kaynaklanmadığına dair bir karine oluşturur. Bu karineye göre, taşıyan, zararın teknik bir kusurla bağlantılı olmadığını varsayar ve bunu çürütmek taşıtanın yükümlülüğündedir. Örneğin, gemideki bir yük, dalgalı deniz nedeniyle güvertedeki yerinden kayıp hasar görmüşse, bunun geminin teknik yönetiminden kaynaklandığı iddia edilirse, taşıtan bu bağlantıyı ispatlamak zorundadır.

Özellikle yükün korunması amacıyla alınan önlemler, teknik yönetim kapsamı dışında tutulmuştur. Bu önlemler, taşıyanın yükü koruma yükümlülüğüne dayalıdır ve bu tür durumlarda taşıyan, yükü koruma amaçlı hareket ettiği için sorumluluktan muaf tutulabilir. Örneğin, kötü hava koşulları nedeniyle kaptan yükü korumak için gemiyi açık denizde bir süre bekletir ve bu sırada bazı yükler hasar görürse, bu durum taşıyanın sorumluluğu dışında kalır.

c) Denizde Kurtarma ve Teşebbüs Zararları

Taşıyan, denizde can veya eşya kurtarma ya da kurtarma teşebbüsünden doğan zararlardan müşterek avarya durumu dışında sorumlu tutulmaz. Buradaki temel şart, kurtarma teşebbüsünün, yalnızca mal kurtarma amaçlı ise, aynı zamanda makul bir hareket tarzı içinde olmasıdır. Taşıyanın burada sorumluluktan kurtulması, denizde zor durumda olan kişilere veya mallara yönelik yapılan kurtarma faaliyetlerine yönelik bir teşvik unsurudur (TTK, m. 1181). Örneğin geminin kaptanı, mürettebatı ile birlikte batmakta olan bir yolcu gemisinden insanları kurtarmaya çalışır. Bu sırada gemide taşınan bazı yükler, kurtarma ekipmanlarının yerleştirilmesi veya güvenlik nedeniyle denize atılır. Burada taşıyan, insan hayatını kurtarmak için yapılan bu faaliyetlerden doğan zararlar nedeniyle sorumlu tutulamaz. Çünkü denizde can kurtarma, uluslararası deniz hukuku gereği zorunlu bir faaliyettir ve taşıyanın bu nedenle zarar görmesi beklenemez.

8. Taşıyanın Kusursuzluk Karinesi ve Uygun İlliyet Bağı

a) Kusursuzluk Karinesi (Kusursuzluk Halleri)

Taşıyanın, navlun sözleşmesi kapsamında zararın oluşumunda kusursuz sayılabileceği durumlar belirlenmiştir. Bu haller, taşımanın kendine özgü risklerinden kaynaklanan zararlardan ileri geliyorsa, taşıyan ve onun adamları sorumlu tutulamazlar. Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1182 uyarınca, aşağıdaki durumlar taşıyanın kusursuzluğunu ortaya koyar:

Deniz ve Diğer Su Yollarındaki Tehlikeler ve Kazalar (TTK, m. 1182/1-a): Deniz taşımacılığı, kendine özgü riskler taşıyan bir faaliyettir. Bu kapsamda, deniz veya geminin işletilmesine uygun diğer su yollarında karşılaşılan doğal tehlikeler veya beklenmedik kazalar nedeniyle meydana gelen zararlar için taşıyan sorumlu tutulamaz. Örneğin deniz taşımacılığının doğal riskleri olan ani fırtınalar veya haritalarda görünmeyen denizaltı kayalıklarına çarpma nedeniyle geminin hasar görmesi sonucu yükte meydana gelen zararlardan taşıyan sorumlu tutulamaz.

Harp Olayları, Ayaklanmalar, Kamu Düşmanlarının Hareketleri (TTK, m. 1182/1-b): Taşıyan, savaş, iç karışıklıklar, ayaklanmalar veya kamu düşmanlarının neden olduğu zararlar için sorumlu değildir. Bu tür olağanüstü durumlar taşıyanın kontrolü dışında gerçekleşir ve bu sebeplerden doğan zararlarda taşıyanın kusuru aranmaz. Örneğin savaş veya iç karışıklık bölgelerinde seyreden geminin deniz mayınına çarpması ya da isyancı grupların silahlı saldırısına uğraması sonucunda yükte meydana gelen zararlardan taşıyan sorumlu tutulamaz, çünkü bu durumlar taşıyanın kontrolü dışındaki risklerdir.

Yetkili Makamların Emirleri veya Karantina Sınırlamaları (TTK, m. 1182/1-b): Devlet veya yerel makamların emirleri, kanuni kısıtlamalar veya karantina tedbirleri nedeniyle meydana gelen zararlar da taşıyanın sorumluluğu dışındadır. Taşıyan, bu tür hukuki zorunluluklardan kaynaklanan gecikmeler veya zararlar için sorumlu tutulamaz. Örneğin salgın hastalık nedeniyle limanda uygulanan zorunlu karantina tedbirleri ya da yetkili makamların belirli mallara el koyması sonucunda yükün gecikmesi veya bozulmasından taşıyan sorumlu tutulamaz. Çünkü bu durumlar taşıyanın kontrolü dışındaki yasal zorunluluklardır.

Mahkemelerin El Koyma Kararları (TTK, m. 1182/1-c): Taşınan eşyaya mahkeme kararı ile el konulmuşsa, bu sebeple meydana gelen zararlardan taşıyan sorumlu tutulamaz. Mahkemelerin müdahalesi, taşıyanın kontrolü dışındaki bir etken olarak değerlendirilir.

Grev, Lokavt veya Diğer İş Engelleri (TTK, m. 1182/1-d): İş dünyasında meydana gelen grevler, lokavtlar veya benzeri iş durdurma olayları sebebiyle oluşan zararlar taşıyanın sorumluluğunda değildir. Bu tür iş engelleri, taşıyanın kontrol edemeyeceği durumlardır.

Yükleten veya Yük Sahibinin Fiil ve İhmalleri (TTK, m. 1182/1-e): Yükletenin, mal sahibinin veya onların temsilcilerinin kasıtlı veya ihmalkâr davranışları sonucunda ortaya çıkan zararlar, taşıyanın sorumluluğunda değildir. Örneğin yükleten, taşıyana yanlış yükleme talimatları verir ve bu nedenle gemideki yükler dengesiz bir şekilde yerleştirilir. Sonuç olarak, gemi seyir esnasında dalgalı denizde zarar görür. Bu durumda, yanlış talimatlar yükletenin hatası olduğundan, taşıyan sorumlu tutulamaz.

Yükün Doğası Gereği Bozulma, Eksilme veya Gizli Ayıplar (TTK, m. 1182/1-f): Taşınan yükün kendine özgü doğal yapısı gereği bozulması, eksilmesi veya gizli ayıplar nedeniyle meydana gelen zararlar taşıyanın sorumluluğu dışındadır. Örneğin organik meyve ve sebzelerin uzun taşıma süresince doğal olarak bozulması ya da kimyasal maddelerin taşıma sırasında doğal buharlaşma veya hacim kaybına uğraması durumlarında, bu doğal eksilmelerden dolayı taşıyan sorumlu tutulamaz. Benzer şekilde taşınan tütün, pamuk veya tahıl gibi ürünlerin, taşıma sürecinde nem kaybı nedeniyle ağırlığında eksilme olması. Örneğin, 100 ton olarak yüklenen mısır, varış noktasında 98 ton olarak tartılmış olabilir. Bu kayıp, eşyanın kendine özgü doğal yapısından kaynaklandığı için taşıyan sorumlu tutulamaz.

Ambalajın ve İşaretlerin Yetersizliği (TTK, m. 1182/1-g, h): Eşyanın yeterli ambalajlanmamış olması veya taşıma sırasında gerekli işaretlerle donatılmamış olması nedeniyle oluşan zararlardan taşıyan sorumlu tutulamaz. Burada yükletenin yükümlülüklerini yerine getirmemiş olması dikkate alınır.

İstisna: Ancak, bu sebeplerin meydana gelmesine taşıyanın bir kusuru veya ihmali neden olmuşsa, taşıyan sorumluluktan kurtulamaz (TTK, m. 1182/2). Ayrıca, zarar, yukarıda sayılan sebeplerden kaynaklanmış gibi görünüyorsa, taşıyanın kusursuzluğu karine olarak kabul edilir; ancak bu karinenin aksi ispat edilebilir (TTK, m. 1182/3).

b) Sebep Birleşmesi Durumu

Taşıyan veya adamlarının kusurunun başka bir sebeple birleşerek zarara yol açması durumunda, taşıyan yalnızca kendi kusuruna dayalı zararlardan sorumlu tutulur. Örneğin, taşıyanın ihmali nedeniyle bir zarar meydana gelmiş, ancak bu zararın büyümesine dışsal bir faktör katkıda bulunmuşsa, taşıyan yalnızca kendi ihmali nedeniyle oluşan kısmı tazmin etmekle yükümlüdür. (TTK, m. 1183) Ancak taşıyan, zararların kendi kusurundan kaynaklanmayan kısmını ispat ederse, bu kısımdan sorumluluktan kurtulabilir. Ancak taşıyanın bu durumu kanıtlaması gerekmektedir.

9. Taşıyanın Sorumluluğunun Sınırlandırılması

a) Genel Sorumluluk Sınırları

Taşıyanın, taşıma sırasında eşyanın uğradığı ziya (kayıp) veya hasar durumunda sorumluluğu belirli sınırlarla sınırlıdır. Taşıyan, zarar için hangi sınır daha yüksekse o sınıra kadar sorumlu tutulabilir. Bu sınırlar: Koli veya ünite başına 666,67 Özel Çekme Hakkı veya ziya veya hasara uğrayan eşyanın brüt ağırlığının her bir kilogramı için 2 Özel Çekme Hakkı değerindedir (TTK, m. 1186/1).

Özel Çekme Hakkı, ödeme günündeki veya tarafların anlaştığı başka bir tarihteki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın belirlediği kur üzerinden Türk Lirasına çevrilir. Eğer eşyanın cinsi ve değeri, yüklemeden önce yükleten tarafından bildirilmiş ve denizde taşıma senedine yazılmışsa, bu sınırlamalar uygulanmaz (TTK, m. 1186/1).

Taşıyanın ödeyeceği tazminat, navlun sözleşmesine uygun olarak eşyanın boşaltıldığı yer ve tarihteki değeri üzerinden hesaplanır. Bu değer, borsa fiyatına veya piyasa fiyatına göre belirlenir. Eğer bu bilgiler yoksa, eşyanın benzer nitelikte ve kalitedeki olağan değerine göre hesaplanır (TTK, m. 1186/2).

b) Konteyner veya Palet İçerisindeki Yüklerin Değeri

Eşya, topluca bir konteyner veya palet gibi taşıma gerecine konmuşsa, taşıma senedine her koli veya ünite ayrı ayrı yazılmışsa her biri ayrı bir koli olarak sayılır. Eğer böyle bir kayıt yoksa, tüm taşıma gereci tek bir koli olarak kabul edilir. Ancak taşıma gereci hasar görürse ve bu gereç taşıyan tarafından sağlanmamışsa, bu gereç de ayrı bir koli sayılır. (TTK, m. 1186/3)

c) Yanıltıcı Beyan Durumu

Yükleten, eşyanın cinsini veya değerini kasıtlı olarak yanlış bildirirse, taşıyan bu durumda her türlü ziya veya hasardan dolayı sorumlu tutulamaz. Yanıltıcı beyan, taşıyanın sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırır. (TTK, m. 1186/5)

d) Gecikme Durumundaki Sorumluluk Sınırı

Taşıma süresinin aşılması nedeniyle meydana gelen zararlar için taşıyan, geciken eşya için ödenecek navlunun en fazla iki buçuk katına kadar sorumlu tutulur. Ancak bu tutar, navlun sözleşmesine göre ödenecek toplam navlun miktarını aşamaz. (TTK, m. 1186/6)

e) Birleşik Uygulama Durumu

Eğer taşıyanın sorumluluğu hem eşyanın ziyaı hem de taşıma süresinin aşılması durumlarını kapsıyorsa, toplam sorumluluk tutarı eşyanın tam ziyaı durumunda ödenecek tutarı geçemez. (TTK, m. 1186/7)

f) Tarafların Anlaşarak Sınırları Belirlemesi

Taraflar, taşıyanın sorumluluk sınırlarını daha yüksek tutarlara çıkarma konusunda anlaşabilirler. Ancak belirlenen sınırlar, kanunda öngörülen minimum sınırlardan daha düşük olamaz. (TTK, m. 1186/8)

g) Sorumluluğu Sınırlandırma Hakkının Kaybı

Kasıtlı veya Pervasız Davranış Durumu: Eğer zarara veya teslimde gecikmeye, taşıyanın kasten veya pervasızca bir davranış sergilemesi ve bu durumun zarar veya gecikmeye neden olacağını bilmesi sonucu yol açılmışsa, taşıyan sorumluluk sınırlarından yararlanamaz (TTK, m. 1187/1).

Taşıyanın Adamlarının Sorumluluğu : Zarara veya gecikmeye taşıyanın adamlarının kasten veya pervasızca davranışları sebep olmuşsa, taşıyanın adamları da sorumluluk sınırlarından yararlanamaz. Bu durumda, taşıyanın adamları da eşit derecede sorumlu tutulur. (TTK, m. 1187/2)

10. İnceleme ve Bildirim Yükümlülükleri

a) Gönderilenin İnceleme Hakkı

Gönderilen (alıcı), eşyayı teslim almadan önce, yükün durumu, miktarı, ölçüsü ve tartısını tespit ettirmek amacıyla inceleme talep edebilir. Bu tespit işlemi, taşıyan, kaptan veya gönderilen tarafından talep edilebilir ve mahkeme, diğer yetkili makamlar veya uzman bilirkişiler aracılığıyla gerçekleştirilir (TTK, m. 1184/1). İnceleme, gönderilenin eşyada herhangi bir hasar veya ziya olup olmadığını önceden belirlemesi açısından önemlidir.

İncelemede mümkünse diğer tarafların da hazır bulunması sağlanmalıdır. Bu, incelemenin tarafsızlığını ve doğruluğunu artırır (TTK, m. 1184/1). Örneğin, yükün durumu hakkında bir uyuşmazlık çıkması durumunda, her iki taraf da sürece katılmış olduğundan, sonuca itiraz etme olasılığı azalır.

İnceleme masrafları, normalde incelemeyi talep eden tarafa aittir. Ancak, inceleme sonucunda yükte bir hasar tespit edilir ve bu hasarın taşıyanın sorumluluğunda olduğu belirlenirse, inceleme giderlerini taşıyan üstlenir (TTK, m. 1184/2).

b) Bildirim Yükümlülüğü

Eğer yükte ziya (kayıp) veya hasar meydana gelmişse, bu durumun en geç eşyanın gönderilene teslimi sırasında taşıyana yazılı olarak bildirilmesi gerekmektedir. Eğer ziya veya hasar, dışarıdan hemen fark edilemiyorsa, gönderilenin bu durumu eşyanın tesliminden itibaren aralıksız olarak hesaplanacak üç gün içinde taşıyana yazılı olarak bildirmesi yeterlidir (TTK, m. 1185/1). Bildirimde, zararın genel olarak ne olduğu belirtilmeli, ancak ayrıntılı bir açıklama yapılması zorunlu değildir. Bu bildirim, taşıyanın eşyanın taşıma sürecinde zarar görmediğini iddia etmesi durumunda, gönderilenin zarar talebinde bulunabilmesi için önemli bir delil teşkil eder.

Eğer eşyanın durumu mahkeme veya yetkili bir makam tarafından, tarafların katılımıyla resmi bir inceleme yapılarak tespit edilmişse, bu durumda ayrıca bir yazılı bildirim yapılmasına gerek yoktur (TTK, m. 1185/2). Bu durum, taşıyanın sorumluluğunun resmî olarak belgelendiği durumlarda bildirim zorunluluğunu ortadan kaldırır.

Gerçek veya muhtemel bir ziya veya hasarın söz konusu olması durumunda, hem taşıyan hem de gönderilen, eşyanın durumu ve koli sayısının belirlenmesi için birbirlerine gerekli kolaylıkları sağlamakla yükümlüdür (TTK, m. 1185/3). Bu, inceleme sürecinin tarafsız ve hızlı bir şekilde tamamlanmasını sağlamak içindir.

Eğer yükleten, eşyanın cinsine ve niteliğine ilişkin bir bildirim yapmış ve bu bildirim denizde taşıma senedine yazılmışsa, bu kayıtlar yükleten lehine bir karine oluşturur. Ancak bu karine, taşıyan bakımından bağlayıcı değildir. Yani, taşıyan bu karinenin aksi olduğunu ispat edebilir ve yükletenin bildirimine itiraz edebilir. Bu bağlamda, denizde taşıma senedine yazılan bu kayıtlar, TTK madde 1239’un üçüncü fıkrası kapsamında bağlayıcı kayıtlar olarak değerlendirilemez (TTK, m. 1182/4).

Örneğin, yükleten, taşınan eşyanın ağırlığını veya cinsini yanlış beyan etmişse ve bu kayıt denizde taşıma senedine yazılmışsa, bu beyanın doğru olduğu varsayılır. Ancak taşıyan, eşyanın gerçek ağırlığı veya cinsinin farklı olduğunu kanıtlayarak bu karineyi çürütebilir. Bu durumda taşıyan, yükletenin yanlış beyanda bulunduğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.

c) Teslimde Gecikmenin Bildirilmesi

Eğer teslimde gecikme meydana gelmişse, gönderilenin bu durumu, eşyanın kendisine tesliminden itibaren aralıksız olarak hesaplanacak altmış gün içinde taşıyana yazılı olarak bildirmesi şarttır (TTK, m. 1185/5). Bu süre zarfında bildirim yapılmaması halinde, gecikme nedeniyle doğabilecek zararlardan dolayı tazminat talep edilemez. Bu düzenleme, taşıyanın sorumluluğunu netleştirebilmek ve zararların giderilmesi için zamanında bilgi sahibi olmasını sağlamak amacıyla getirilmiştir.

d) Fiili Taşıyana Bildirim

Eğer yük, fiili taşıyan (taşımayı fiilen gerçekleştiren kişi veya kuruluş) tarafından teslim edilmişse, gönderilen tarafından yapılan her bildirim, taşıyana yapılmış gibi kabul edilir (TTK, m. 1185/6). Aynı şekilde, taşıyana yapılan her bildirim de fiili taşıyana yapılmış sayılır. Bu düzenleme, taşımanın farklı taraflarca yürütüldüğü durumlarda bildirimlerin etkili olmasını sağlar.

Kaptan veya gemi yetkilileri (örneğin, sorumlu gemi zabiti) gibi taşıyan adına hareket eden kişilere yapılan bildirimler de taşıyana yapılmış sayılır. Böylece, bildirimlerin yalnızca taşıyanın kendisine değil, onun adına hareket eden kişilere yapılması da geçerli kabul edilir (TTK, m. 1185/6). Örneğin gönderilen, yükte bir hasar fark ettiğinde, kaptana veya fiili taşıyana bildirimde bulunursa, bu bildirim taşıyan açısından da geçerli kabul edilir. Bu sayede, taşıyanın sorumluluğu belirlenirken herhangi bir hak kaybı yaşanmaz.

11. Taşıtanın Yükümlülükleri

a) Navlun Ödeme Yükümlülüğü

aa. Navlun Ölçü, Tartı veya Sayıya Göre Ödeme Yükümlülüğü

Navlun, eşyanın ölçüsü, tartısı veya sayısı üzerine kararlaştırılmışsa, taşıtan, limanda teslim edilen miktar üzerinden ödeme yapmakla yükümlüdür (TTK, m. 1193/1). Örneğin, taşıtan, 10 ton çelik taşıtmak üzere anlaşmışsa, teslim limanında eksiksiz olarak teslim edilen çeliğin ağırlığına göre ödeme yapmalıdır. Ancak, teslim edilen miktar kararlaştırılandan eksikse, sadece teslim edilen miktar için ödeme yapılır.

bb. Zaman Üzerine Kararlaştırılmış Navlun Ödeme Yükümlülüğü

Navlun belirli bir süreye dayalı olarak kararlaştırıldığında, taşıtan şu durumlarda ödeme yapmakla yükümlüdür:

Yüklemenin belirli bir günde başlaması kararlaştırılmışsa, navlun o günden itibaren işler. Örneğin, taşıtan, yüklemenin 1 Aralık’ta başlaması için anlaşmışsa, navlun ödemesi bu tarihten itibaren başlar (TTK, m. 1194/1).

Yükleme tarihi belirlenmemişse, taşıyanın hazırlık bildiriminde bulunduğu günü izleyen günden itibaren navlun ödenmeye başlanır (TTK, m. 1194/1).

Eğer gemi boş olarak (safra ile) yola çıkıyorsa, navlun, taşıyanın yolculuğa hazır olduğunu bildirdiği tarihten itibaren işler (TTK, m. 1194/1).

Sürastarya süresi kararlaştırılmışsa, bu süre boyunca taşıtan sürastarya bedelini öderken, zaman üzerine kararlaştırılmış navlun işlemez (TTK, m. 1194/2).

Boşaltma tamamlandıktan sonra, zaman üzerine kararlaştırılan navlun sona erer. Örneğin, yük boşaltıldığında taşıtan artık zaman esaslı navlun ödemek zorunda değildir (TTK, m. 1194/3).

Yolculuk taşıyanın kusuru olmaksızın kesilir veya gecikirse, taşıtan, araya giren günler için de navlun ödemekle yükümlüdür. Örneğin, bir limanda bekleme zorunluluğu doğarsa, taşıtan bu süre için de ödeme yapmak zorundadır (TTK, m. 1194/4).

cc. Navlun Belirlenmemişse Ödeme Yükümlülüğü

Eğer navlun miktarı önceden kararlaştırılmamışsa, taşıtan, yükleme yeri ve zamanında geçerli olan piyasa fiyatlarına göre navlun ödemek zorundadır (TTK, m. 1195/1). Ayrıca taşıtanın, anlaşılan miktardan fazla yük taşıtması durumunda, fazladan taşınan yük için ek navlun ödemesi gerekecektir. Ödenecek ek navlun miktarısözleşmede belirtilen bedelin fazla yüke oranlaması ile hesaplanır (TTK, m. 1195/2).

dd. Navlun Dışındaki Prim ve Giderlerin Ödenmesi

Taşıtan, navlun dışında başka bir ödeme yapmak zorunda değildir. Ancak, geminin seyir masrafları, kılavuz ücretleri, liman vergileri gibi giderler taşıyanın sorumluluğundadır (TTK, m. 1196/2). Örneğin, taşıtan, limanda zorunlu kılavuz hizmeti aldığında bu hizmetin bedelini ödemelidir. Ancak, müşterek avarya durumunda yapılan masraflar bu kapsama girmez (TTK, m. 1196/3).

dd. Navlun Ödeme Zamanı (Muacceliyet)

Navlun, eşyanın tesliminin istendiği anda ve herhâlde boşaltma süresinin sonunda ödenir (TTK, m. 1197/1). Örneğin, taşıtan, boşaltma limanında yükü teslim alırken navlun borcunu ödemek zorundadır.

ee. Eşyanın Navlun Yerine Bırakılmaması

Taşıyan, hasarlı veya bozulmuş eşyanın navlun bedeli yerine kabul edilmesini reddedebilir (TTK, m. 1198/1). Yani, taşıtan navlun borcunu eşyayı bırakarak ödeyemez. Örneğin, bozulmuş gıda ürünleri teslim edilse dahi, taşıtan navlun bedelini para olarak ödemek zorundadır.

ff. Zıyaa Uğrayan Eşya Durumunda Ödeme Yükümlülüğü

Eğer eşya yolculuk sırasında tamamen zıyaa uğramışsa, taşıtan bu eşya için navlun ödemek zorunda değildir; peşin ödenmiş navlun varsa geri alınabilir (TTK, m. 1199/1).

Götürü navlun sözleşmesi yapılmışsa ve eşyanın bir kısmı zıya olmuşsa, taşıtan yalnızca zıyaa uğramayan kısım için navlun öder (TTK, m. 1199/1).

Doğal nedenlerle (örneğin, organik ürünlerin bozulması veya kimyasal maddelerin doğal buharlaşması) zıyaa uğrayan eşya için taşıtan, eşya teslim edilmemiş olsa dahi navlun ödemek zorundadır (TTK, m. 1199/2). Örneğin organik meyveler taşınırken bozulmuş olsa bile taşıtan, navlun bedelini ödemek zorundadır. Aynı şekilde, kimyasal ürünlerin doğal buharlaşması nedeniyle eksilme olması durumunda da navlun bedeli ödenir.

Navlunun borçlusu, esas olarak taşıtandır (TTK, m. 1200/1). Taşıtan, taşıma sürecinde navlun ödeme yükümlülüğünü yerine getirmekle sorumludur. Bu, taşıyanın taşıma hizmeti karşılığında hak kazandığı bedelin eksiksiz ödenmesini gerektirir.

b) Yükün Teslim Edilmesi ve Ambalajlanması

aa. Kararlaştırılandan Farklı Yükün Teslim Edilmesi

Taşıtan, taşıma sözleşmesinde belirlenen yük yerine aynı varış limanı için başka bir yük taşımak isterse, taşıyan bu değişikliği kabul etmekle yükümlüdür. Ancak bu değişiklik, taşıyanın işini zorlaştırmamalıdır. Eğer sözleşmede taşınacak yük özel olarak ferden belirlenmişse, taşıtan farklı bir yük gönderemez (TTK, m. 1144).

Örneğin taşıtan, başlangıçta çimento taşınmasını talep etmişken, taşıma öncesinde bunu tuğla olarak değiştirmek isterse, eğer bu değişiklik taşıyan için ek bir zorluk yaratmıyorsa, taşıyan bunu kabul etmek zorundadır. Ancak sözleşmede yük açıkça belirlenmişse, örneğin “parti halinde A firmasından gelen özel ürünler” gibi, değişiklik yapılamaz.

bb. Yük Hakkında Doğru ve Tam Beyan Yapma Yükümlülüğü

Taşıtan ve yükleten, taşıyana taşınacak yük hakkında tam ve doğru beyanda bulunmak zorundadır (TTK, m. 1145/1). Eğer beyan yanlış veya eksik olursa, taşıtan doğacak zararlardan sorumludur. Örneğin taşıtan, taşınan yükün kimyasal madde olduğunu belirtmezse ve bu kimyasalların taşınma sırasında reaksiyona girerek zarar vermesi durumunda, taşıtan bu zararı karşılamak zorundadır.

cc. Caiz Olmayan Yük ve Yükleme Durumları

Taşıtan, gemiye harp kaçağı veya ithali, ihracı veya transit olarak taşınması yasaklanmış eşya yükleyemez. Ayrıca, yükleme sırasında vergi, gümrük veya diğer mevzuata aykırı hareket ederse, taşıyana ve diğer kişilere karşı sorumlu olur (TTK, m. 1146). Kaptanın bu durumu onaylaması, taşıtanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Örneğin taşıtan, kaçak sigara yüklerse ve bu durum gümrük yetkilileri tarafından tespit edilirse, taşıtan bu sebepten doğacak tüm cezaları ve zararları karşılamakla yükümlüdür. Ayrıca, bu eşyalar el konulmuş olsa bile taşıtan navlun ödemekten kaçınamaz.

dd.  Gizlice Yüklenen Eşya

Kaptanın bilgisi olmadan gemiye gizlice eşya yükleyen taşıtan, bu eşyadan doğan zararlardan sorumludur (TTK, m. 1147). Kaptan, gizlice yüklenen bu tür eşyaları karaya çıkarabilir veya gemiyi tehlikeye soktuğunda denize atabilir. Ayrıca kaptan eşyayı gemide tutarsa, yükleme yerinde ve yükleme sırasında bu gibi yolculuk ve eşya için alınan en yüksek navlunun ödenmesi gerekir.

ee. Tehlikeli Eşyanın Bildirimi

Deniz taşımacılığında tehlikeli sayılan eşya hakkında taşıyan ve kaptanın tam olarak bilgilendirilmesi, yükletenin temel yükümlülüklerinden biridir. Eğer taşıtan veya yükleten, eşyanın tehlikeli cins ve niteliklerini kaptana bildirmez ve bu yük kaptanın bilgisi dışında gemiye yüklenirse, yükün neden olduğu tüm zararlardan sorumlu olur. Bu durumda kaptan, tehlikeli yükü gemiden çıkarma, imha etme veya başka bir şekilde zararsız hale getirme yetkisine sahiptir ve bu tür müdahalelerde oluşabilecek zararlardan dolayı taşıyan veya kaptan sorumlu tutulmaz. (TTK, m. 1148/1).Örneğin, yanıcı gaz içeren bir tüp kaptanın bilgisi dışında gemiye yüklenmiş ve bu tüpün sızıntısı yangına neden olmuşsa, taşıtan bu zararı tazmin etmekle yükümlüdür.

Kaptan, yükün tehlikeli olduğunu bilerek gemiye yüklemeye onay vermiş olsa dahi, bu yükün gemiyi veya diğer eşyaları tehlikeye sokması durumunda aynı yetkileri kullanabilir; yükü gemiden çıkarabilir veya imha edebilir. Bu durumda kaptan ve taşıyan yine zararı tazmin etmekle yükümlü değildir. Ancak bu süreç, müşterek avarya kuralları kapsamında değerlendiriliyorsa, zararların paylaşımına ilişkin hükümler saklıdır. (TTK, m. 1148/2).

ff. Taşıyanın veya Acentesinin Bilgilendirilmesi:

Taşıyanın veya acentesinin bilgisi, kaptanın bilgisi ile eşdeğerdir (TTK, m. 1149). Yani, taşıtan tehlikeli veya yasaklı yük hakkında acenteye bilgi verdiyse, bu bilgi kaptanın bilgisi sayılır.

gg. Ambalajlama ve İşaretleme Yükümlülüğü:

Taşıtan, taşınacak eşyaları uygun şekilde ambalajlamalı ve işaretlemelidir. Yetersiz ambalajlama veya işaretleme nedeniyle oluşacak zararlar taşıtanın sorumluluğundadır (TTK, m. 1145/1). Örneğin cam ürünler uygun şekilde ambalajlanmazsa ve taşıma sırasında kırılırsa, taşıyan bu zarar için sorumlu tutulamaz.

hh. Yükün Tehlike Oluşturması Durumu:

Eğer taşıtan tarafından gemiye yüklenen eşya gemiyi veya diğer yükleri tehlikeye sokarsa, kaptan bu eşyayı karaya çıkarma veya imha etme yetkisine sahiptir (TTK, m. 1148/2). Örneğin yanıcı kimyasal madde taşıyan bir varil, gemide sızıntı yaparsa ve gemiyi tehlikeye sokarsa, kaptan bu varili denize atabilir ve taşıyan bu durumdan dolayı zarardan sorumlu tutulamaz.

12. Navlun Alacağının Güvence Altına Alınması

a) Taşıyanın Hapis Hakkı

Taşıyan, navlun sözleşmesinden doğan alacaklarını güvence altına almak amacıyla yük üzerinde hapis hakkına sahiptir. Bu hak, Türk Medeni Kanunu’nun 950. maddesine dayanır ve taşıyanın alacaklarını güvence altına alana kadar yükü elinde tutabilme yetkisi verir. Eşya, taşıyanın zilyetliğinde olduğu sürece devam eder. Eğer yük teslim edilmişse, taşıyan bu hapis hakkını, yük gönderilenin zilyetliğinde olduğu sürece ve otuz gün içinde mahkemeye başvurarak kullanabilir (TTK, m. 1201/1).

Hapis hakkı, taşıyanın yalnızca alacağı kadar olan eşya üzerinde bu hakkı kullanabilir (TTK, m. 1201/3). Yani taşıyan, alacağının miktarını aşan bir değere sahip olan malları hapsedemez. Ancak istisna olarak, müşterek avarya veya kurtarma alacakları söz konusu olduğunda, taşıyan bu tür alacaklar için eşyaların tamamı üzerinde hapis hakkı kullanabilir. Bu durum, taşıyanın, müşterek avarya veya kurtarma operasyonlarına katılması sonucu oluşan masrafları güvence altına almasını sağlar. Örneğin, geminin kurtarılması için yapılan harcamalar veya ortak bir tehlike durumunda mal sahipleri arasında paylaştırılan masraflar, taşıyanın tüm yük üzerinde hapis hakkını kullanmasını haklı kılar. (TTK, m. 1201/3)

b) Çekişmeli Alacaklar ve Teminat

Eğer taşıyanın navlun veya diğer alacakları konusunda bir uyuşmazlık çıkarsa, bu durumda çekişmeli tutar mahkeme tarafından belirlenir ve mahkemece belirlenen yere yatırılır (TTK, m. 1202/1). Çekişmeli tutarın mahkemeye yatırılmasıyla birlikte, taşıyan artık alacağı garanti altına alınmış sayılır ve eşyayı teslim etmekle yükümlü olur. Yani taşıyan, bu aşamadan sonra alacağını tahsil etmediği gerekçesiyle yükü alıkoyamaz.

Eşyanın tesliminden sonra ise, taşıyan, yeterli bir teminat göstererek yatırılan bu tutarı çekebilir (TTK, m. 1202/2). Yani, taşıyan alacağını garanti altına alabilmek için yatırılan bu çekişmeli tutarı almak istiyorsa, mahkemeye yeterli bir güvence sunmak zorundadır. Örneğin, mahkemeye banka teminat mektubu gibi bir güvence göstererek, yatırılan tutarı tahsil edebilir. Bu düzenleme, alacakların güvence altına alınarak her iki tarafın da haklarının korunmasını amaçlamaktadır.

c) Üçüncü Kişi Gönderilenin Ödeme Yükümlülüğü

Taşıma sürecinde taşınan eşya, taşıtandan başka bir kişiye (örneğin gönderilene) teslim edilecekse, bu durumda gönderilen kişi, navlun sözleşmesi veya konişmento ya da diğer denizde taşıma senetlerine dayanarak yükün teslimini talep ettiğinde, bu talebin dayandığı belgeler çerçevesinde belirlenmiş olan tüm alacakları ödeme yükümlülüğü altına girer (TTK, m. 1203/1).

Gönderilen, taşıyanın elindeki deniz taşıma senedi veya konişmentoya dayanarak eşyanın teslimini istediğinde, bu belgelerde yer alan tüm ücret ve giderleri karşılamak zorundadır. Bu kapsamda, sadece navlun bedeli değil, gümrük vergisi, liman masrafları veya benzeri ek giderler de gönderilenin ödemesi gereken kalemler arasında yer alır. Örneğin, taşıyan, taşıma sırasında eşyayı korumak için ek bir sigorta masrafı yapmışsa veya gümrük vergisi ödemişse, gönderilen kişi bu masrafları ödemeden eşyayı teslim alamaz.

d) Gönderilene Karşı Hapis Hakkının Kullanılması

Gönderilen, taşıma sürecinde eşyanın teslimini talep ettiğinde, taşıyanın alacaklarına karşı bir hapis hakkına katlanmak zorundadır. Ancak burada önemli bir sınırlama vardır: Taşıyan, yalnızca TTK m. 1203’te belirtilen navlun bedeli ve diğer masraflar gibi alacakları için hapis hakkını kullanabilir. Taşıyan, başka alacaklar (örneğin, daha önceki bir taşımadan kalan borçlar gibi) için gönderilenin eşyası üzerinde hapis hakkını kullanamaz (TTK, m. 1204/1).

Eğer taşıyan, hapis hakkını kullanarak eşyayı alıkoymuşsa ve bu durum yasal takip sürecine dönüşürse, borçluya yapılacak bildirim ve tebliğler öncelikle gönderilene yapılmalıdır. Ancak gönderilen bulunamaz veya eşyayı teslim almaktan kaçınırsa, bu durumda gerekli bildirimler taşıtana yapılır (TTK, m. 1204/2).

Örneğin taşıyan, gönderilene navlun borcunu ödemediği için haciz işlemi başlattığında, gönderilenin adresine tebligat yapılır. Eğer gönderilenin adresine ulaşılamazsa veya gönderilen tebligatı kabul etmezse, bu durumda tebligatlar taşıtana yönlendirilir.

e) Birden Fazla Gönderilene Teslim Edilecek Eşya Durumu

Bazı durumlarda, eşya tek bir navlun sözleşmesine dayanılarak taşınmış olabilir, ancak taşıma sürecinde birden fazla konişmento veya denizde taşıma senedi düzenlenmiş olabilir. Bu durumda, taşıyanın hapis hakkını kullanabilmesi için her bir konişmentoya veya taşıma senedine karşılık gelen alacakları ayrı ayrı değerlendirmesi gerekir (TTK, m. 1204/3).

Örneğin taşıyan, bir gemide tek bir navlun sözleşmesi ile yük taşımasına rağmen, yük farklı alıcılara (gönderilenlere) teslim edilecek şekilde birden fazla konişmento düzenlemiş olabilir. Eğer alıcılardan biri navlun borcunu ödemezse, taşıyan yalnızca o alıcıya ait konişmentoya dayanarak hapis hakkını kullanabilir. Diğer gönderilenlerin eşyaları üzerinde ise hapis hakkı kullanamaz.

f) Rücu Hakkı

aa. Eşyanın Teslimi Hâlinde

Taşıyan, eşyayı gönderilene teslim etmişse, bu durumda 1203. maddeye göre gönderilenden talep edebileceği navlun ve diğer masrafları artık taşıtandan isteyemez. Taşıyan, teslim işlemi gerçekleştikten sonra, gönderilenden alması gereken ödemeleri doğrudan taşıtandan talep edemez. Ancak, burada bir istisna bulunmaktadır. Eğer taşıtan, taşıyanın zararına olacak şekilde sebepsiz yere zenginleşmişse, taşıyan bu durumda taşıtana rücu edebilir. Yani, taşıtanın hak etmediği bir menfaat sağlaması durumunda, taşıyan bu miktarı taşıtandan talep etme hakkına sahiptir (TTK, m. 1205)

bb. Hapis Hakkının Paraya Çevrilmesi Hâlinde

Taşıyan, hapis hakkını kullanarak eşyanın satışını istemiş ve satış sonucunda alacağını tam olarak tahsil edememişse, taşıyan bu durumda, navlun sözleşmesine dayanarak kalan alacakları taşıtandan talep edebilir. Bu madde, taşıyanın, eşyayı paraya çevirme işlemi sonucunda tüm alacaklarını tahsil edememesi durumunda, kalan borç için taşıtana başvurma hakkını korur (TTK, m. 1206)

cc. Gönderilenin Eşyayı Teslim Almaması Hâlinde

Gönderilen, eşyayı teslim almaktan kaçınırsa, bu durumda taşıtan, navlun sözleşmesi uyarınca taşıyana navlun bedelini ve diğer alacakları ödemekle yükümlüdür. (TTK, m. 1207/1). Bu, taşıyanın alacaklarını koruma altına alan bir düzenlemedir. Ayrıca, bu durumda boşaltma ile ilgili tüm hükümler, sanki gönderilen yerine taşıtan yükü teslim alıyormuş gibi taşıtan için geçerli olacaktır (TTK, m. 1207/2).

13. Navlun Sözleşmesinin Sona Ermesi

a) Sözleşmenin Hükümden Düşmesi

aa. Geminin Zayi Olması Sebebiyle

aaa.Yolculuk Başlamadan Önce

Gemi, yolculuk başlamadan önce umulmayan bir hâl nedeniyle zayi olursa, navlun sözleşmesi hükümden düşer. Bu durumda, taraflardan hiçbiri diğerine tazminat ödemekle yükümlü değildir. Ancak, geminin zayi olduğu ana kadar doğmuş olan borçların ifası gerekir.
(TTK, m. 1209) Örneğin yolculuk öncesinde gemi, beklenmedik bir kazada tamamen kullanılamaz hâle gelmişse, taşıyan veya taşıtan bu olaydan dolayı birbirine tazminat ödemek zorunda kalmaz. Ancak, varsa yükleme ile ilgili masraflar ödenmelidir.

bbb. Yolculuk Başladıktan Sonra

Gemi yolculuk sırasında umulmayan bir hâl nedeniyle zayi olursa, taşıyan, geminin zayi olduğu ana kadar doğmuş olan alacaklarının yanı sıra, mesafe navlunu talep edebilir. Mesafe navlunu, kurtarılan yükün miktarına, geminin zayi olduğu noktaya kadar kat edilen mesafeye ve yolculuk boyunca karşılaşılan risklere göre belirlenir. Ancak bu navlun, kurtarılan yükün emniyet altına alındığı tarih ve yerdeki değerini aşamaz. Örneğin bir gemi yolculuğun ortasında batmış ve yükün bir kısmı güvenli bir limana getirilmişse, taşıyan kurtarılan yük için mesafe navlunu talep edebilir.

Kaptan, geminin zayi olması durumunda dahi, yük sahiplerinin menfaatlerini korumakla yükümlüdür. (TTK, m. 1211) Acil Hâller: Kaptan, taşıtanlarla iletişim kuramasa bile eşyayı uygun bir yerde depolamalı, satmalı ya da başka bir gemi ile varma limanına göndermelidir. Rehin ve Satış Hakkı: Kaptan, bu işlemler için gerekli masrafları karşılamak üzere eşyayı rehin edebilir veya bir kısmını satabilir. Teslim Şartı: Taşıyanın mesafe navlunu ve diğer alacakları ödenmeden veya bunlar için teminat verilmeden, kaptan eşyayı teslim etmek zorunda değildir. Sorumluluk: Kaptanın bu işlemlerinden doğacak zararlardan taşıyanın yanı sıra donatan da sorumludur.

ccc. Başka Gemiye Yükleme ve Aktarma

Taşıyan, sözleşmede ismen belirtilen gemi dışında başka bir gemiye yükleme yapmaya yetkili ise, geminin zayi olması durumunda taşıma işlemini uygun başka bir gemiyle tamamlayabilir. Ancak, bu tercihi gecikmeden taşıtana bildirmek zorundadır. (TTK, m. 1212) Örneğin sözleşmede açıkça belirtilmeyen bir gemi kullanılabiliyorsa ve bu gemi de zayi olmuşsa, taşıyan yükü başka bir gemiye aktarmak suretiyle taşımaya devam edebilir.

ddd. Geminin Denize Elverişsiz Hâle Gelmesi

Bir gemi, mahkeme kararıyla denize elverişsiz olduğuna hükmedilirse, bu gemi zayi olmuş sayılır. Bu durumda, geminin taşıma işlemini tamamlayamaması nedeniyle navlun sözleşmesi sona erer. Örneğin teknik nedenlerle büyük onarıma ihtiyaç duyan ve denize çıkması mümkün olmayan bir gemi, mahkeme tarafından denize elverişsiz ilan edildiğinde, navlun sözleşmesi kendiliğinden sona ermiş sayılır.

bb. Eşyanın Zayi Olması Sebebiyle

aaa. Yolculuk Başlamadan Önce

Sözleşmede ferden belirlenen eşyanın tamamı beklenmeyen bir hâl nedeniyle zayi olmuşsa, navlun sözleşmesi kendiliğinden sona erer. Bu durumda, taraflar birbirlerine tazminat ödemekle yükümlü değildir. Ancak, zayi olma anına kadar doğmuş olan borçların ifası gerekir (TTK, m. 1214/1). Örneğin sözleşmede belirli bir gemiyle taşınması planlanan bir konteyner, yükleme öncesinde yanarak tamamen zayi olursa, taraflar arasında tazminat talep edilemez. Eşyanın yalnızca bir kısmı zayi olmuşsa, taşıtana şu iki seçenek tanınır: Kararlaştırılan navlunun yarısını ödeyerek sözleşmeyi feshetmek. Taşıyanın durumunu güçleştirmemek koşuluyla başka bir eşya yüklemek (TTK, m. 1214/2). Taşıtan, bu haklarından birini gemi limandan ayrılmadan önce kullanmazsa, tam navlun ödemek zorundadır. Örneğin taşıtan, zayi olan konteyner yerine yeni bir yük yükleme hakkına sahiptir. Ancak, bu hakkını gemi hareket etmeden kullanmalıdır.

Zayi olan eşya yerine başka eşya yüklenmesi tercih edilirse, taşıtan: Bu yüklemeyi mümkün olan en kısa sürede tamamlamak, yükleme masraflarını karşılamak ve sebep olduğu zararları tazmin etmekle yükümlüdür (TTK, m. 1214/3). Örneğin zayi olan mallar yerine yeni bir yükleme gerçekleştiren taşıtan, bu gecikmeden dolayı taşıyanın uğradığı zararları karşılamalıdır.
Sözleşmede tür veya cinsi ile belirtilen eşyanın yükleme öncesinde tamamının zayi olması, navlun sözleşmesini sona erdirmez. Taşıtan, aynı tür veya cinsteki başka bir eşya yükleme hakkına sahiptir (TTK, m. 1215/1). Örneğin taşıma öncesinde bozulmuş bir tarım ürününün yerine aynı türde başka bir tarım ürünü yüklenebilir. Eşya tür ve cinsine göre belirlenmiş ve yükleme sonrası tamamen zayi olmuşsa, taşıtan bu durumu derhal taşıyana bildirerek yerine başka eşya teslim etme hakkına sahiptir. Ancak bu durumda: yükleme işlemini en kısa sürede tamamlamak, fazla giderleri karşılamak ve bekleme süresini aşarsa taşıyanın zararını tazmin etmek zorundadır (TTK, m. 1215/4). Örneğin bozulmuş yük yerine yeni ürün yüklemek isteyen taşıtan, bu süreçte geminin limanda kalma süresinden doğan masrafları karşılamalıdır.

bbb. Yolculuk Başladıktan Sonra

Yolculuk sırasında taşınan eşyanın tamamının beklenmeyen bir hâl nedeniyle zayi olması durumunda, navlun sözleşmesi kendiliğinden sona erer. Taşıyana yalnızca sözleşmenin sona erdiği ana kadar doğmuş olan alacakları ödenir. Bu kapsamda, eşyanın doğal kayıplarından doğan hükümler de saklıdır (TTK, m. 1216)

Yolculuk sırasında eşyanın beklenmedik bir durum nedeniyle bir kısmının zayi olması, taraflar arasındaki navlun sözleşmesini sona erdirmez. Bu durumda, zayi olan kısmın taşınmamış olması ya da yolculuk sırasında gemiden uzaklaştırılmış olması sözleşmenin devamına engel değildir. Taşıyana bu durumlarda bile tam navlun ödenmesi zorunludur (TTK, m. 1217/1). Örneğin bir gemiye yüklenen 100 tonluk bir buğday sevkiyatının 20 tonu, yolculuk sırasında nemlenme veya sızma nedeniyle zarar görmüş ve taşınamaz hâle gelmişse, taşıyan 80 tonu teslim etse dahi tam navlun ücreti ödenir. Ancak, zayi olan eşyanın niteliği gereği doğal kayıp veya eksilmeden kaynaklanan durumlar varsa, TTK 1199/2 ve 1199/3 hükümleri saklıdır. Örneğin, doğal buharlaşma veya organik ürünlerin taşıma sırasındaki olağan kayıpları için özel düzenlemeler dikkate alınır. Bu hüküm, taşıma sırasında meydana gelen kısmi zayiatların taşıyanın navlun alacağını etkilememesi ilkesine dayanır. Ancak, taşıtanın doğal kayıplar dışında kalan durumlarda zararını taşıyandan talep etme hakkı her zaman saklıdır.

b) Sözleşmenin Feshi

aa. Taraflara Fesih Hakkı Veren Hâller

Navlun sözleşmesi, kamu tasarrufları nedeniyle yerine getirilemez hâle geldiğinde, taraflar tazminat ödemeksizin fesih hakkına sahiptir. Kamu tasarrufu kapsamında; gemiye ambargo konulması, devlet hizmeti için gemiye el konulması, yükleme veya varma limanlarının abluka altına alınması, taşınacak eşyanın ihracat, ithalat veya transit geçişinin yasaklanması gibi durumlar yer alır. Örneğin, yükleme limanı bir ambargo altına alınmışsa, taşıyan veya taşıtan sözleşmeyi feshedebilir (TTK, m. 1218/1).

Henüz yolculuk başlamadan önce sözleşmenin ifasını engelleyen durumların ortaya çıkması hâlinde, bu engelin kısa sürede ortadan kalkmayacağının anlaşılması durumunda taraflar fesih hakkını kullanabilir. Mevcut koşullar, engelin makul sürede sona ermesinin mümkün olmadığını gösteriyorsa, taraflar birbirine tazminat ödemeden sözleşmeyi sona erdirme hakkına sahiptir (TTK, m. 1218/2).

Yolculuk başladıktan sonra ortaya çıkan bir engel nedeniyle sözleşmenin ifası imkânsız hâle gelmişse, taraflar fesih hakkını kullanabilmek için bir aylık bir bekleme süresine tabidir. Bu süre, kaptanın engeli bir limanda öğrendiği tarihten ya da gemi bir limana ulaştığında öğrenmesi durumunda bu tarihten itibaren hesaplanır. Örneğin, varma limanında bir abluka uygulanıyorsa, taşıyan veya taşıtan bir ay bekledikten sonra fesih hakkını kullanabilir (TTK, m. 1218/2).

Kısmi yolculuk çarteri ve kırkambar sözleşmelerinde, taraflar herhangi bir süre bekleme zorunluluğu olmaksızın fesih hakkını kullanabilir. Bu düzenleme, taraflara daha hızlı hareket etme imkânı tanımakta ve ticari kayıpları en aza indirmeyi amaçlamaktadır (TTK, m. 1218/3).

Savaş gibi olağanüstü bir durum ortaya çıktığında, geminin veya taşınacak eşyanın serbest sayılmaması ya da zapt ve müsadere riskinin bulunması durumunda taraflar bekleme zorunluluğu olmaksızın fesih hakkını kullanabilir. Örneğin, savaş bölgesine gönderilen eşya, düşman güçler tarafından ele geçirilme riski taşıyorsa, taraflar sözleşmeyi derhal feshedebilir (TTK, m. 1218/4).

Taşıtan, yolculuk başlamadan önce ortaya çıkan bir engel nedeniyle serbest sayılmayan eşya yerine başka bir eşya yükleme hakkına sahiptir. Örneğin, taşınacak eşyanın ihracatı yasaklanmışsa, taşıtan 1144. madde kapsamında bu yasağa tabi olmayan farklı bir eşya yükleyerek sözleşmenin devamını sağlayabilir (TTK, m. 1218/5).

bb. Tarafların Fesih Hakkına Sahip Olmadığı Hâller

aaa. Eşyanın Sadece Bir Kısmına İlişkin Engeller

Eşyanın yalnızca bir kısmına ilişkin ihracat, ithalat veya transit geçiş yasağı gibi engeller sözleşmenin feshedilmesine neden olmaz. Taşıtan, bu tür kısıtlamalar nedeniyle serbest olmayan eşyayı gemiden almak ve uzaklaştırmak zorundadır. Yolculuk başlamadan önce taşıtan, taşıyanın durumunu ağırlaştırmamak koşuluyla, serbest olmayan eşya yerine başka bir yük teslim edebilir. Alternatif olarak taşıtan, navlun ücretinin yarısını ödeyerek sözleşmeyi feshetmeyi tercih edebilir. Ancak yolculuk başladıktan sonra, taşınamayan eşya nedeniyle sözleşme feshedilmez ve taşıyana tam navlun ödenir (TTK, m. 1219/1). Örneğin taşıtan, gemiye yüklenmiş olan bir kargonun ithalat yasağı nedeniyle taşınamayacağını öğrenirse, bu eşyanın gemiden uzaklaştırılmasını sağlamalıdır.

Kısmi yolculuk çarteri ve kırkambar sözleşmelerinde, eşyanın bir kısmına ilişkin engellerden dolayı fesih hakkı bulunmaz (TTK, m. 1219/2). Örneğin kırkambar sözleşmesinde, taşıtan eşyanın taşınması engellense dahi diğer taşıtanların hakları dikkate alınarak sözleşme feshedilemez.

bbb. Kaptanın Haklı Bir Sebeple Rotadan Sapması

Kaptanın denizde can veya mal kurtarmak gibi haklı bir nedenle rotadan sapması, tarafların hak ve yükümlülüklerini değiştirmez. Bu durum taşıyanı, bu sapma nedeniyle doğabilecek zararlardan sorumlu tutmaz (TTK, m. 1220/1). Örneğin bir geminin kaptanı, yolculuk sırasında rotadan saparak bir başka gemiye yardım ederse, bu durumda taşıtan taşıyandan herhangi bir zarar tazmini talep edemez. Türk Medeni Kanunu’nun dürüstlük kurallarını düzenleyen 2. maddesi burada uygulanabilir. Dürüstlük kuralları çerçevesinde kaptanın haklı bir gerekçe sunması beklenir (TTK, m. 1220/2). Örneğin kaptanın rotadan sapmasının zorunlu ve acil bir durumda gerçekleştiği, iyi niyetle hareket ettiği ispatlanmalıdır.

ccc. Geminin Yolculuk Sırasında Tamir Gereksinimi

Yolculuk sırasında geminin tamir edilmesi gerekirse, taşıtan, navlun ve diğer alacakların ödenmesi ya da teminat verilmesi koşuluyla eşyanın boşaltılmasını talep edebilir veya tamir sürecini bekleyebilir. Ancak zaman üzerine kararlaştırılmış navlunda, tamir süresi hesaba katılmaz (TTK, m. 1221/1). Örneğin geminin motorunda arıza meydana geldiğinde, taşıtan tamir süresince yükünü boşaltma hakkına sahiptir. Boşaltma işlemleri, ilgili diğer mevzuata uygun yürütülmelidir (TTK, m. 1221/2). Örneğin taşıtan, boşaltma sırasında taşınan malların güvenliğinden sorumludur.

Kısmi yolculuk çarteri veya kırkambar sözleşmelerinde tamir sırasında eşya boşaltılmışsa, taşıtan navlunu ve diğer alacakları ödemek koşuluyla eşyayı geri alabilir (TTK, m. 1221/3).

cc. Diğer Sebeplerin Fesihe Etkisi

Yolculuğun Gecikmesi; Yolculuk, bu Kanun’da öngörülenler dışında bir doğal olay ya da beklenmeyen bir durum nedeniyle gecikirse, tarafların hak ve yükümlülükleri değişmez. Ancak gecikme, sözleşmenin belli bir amacını tamamen ortadan kaldırmışsa, taraflara fesih hakkı doğabilir. Ayrıca, uzun süreli gecikmelerde taşıtan, eşyanın boşaltılmasını talep edebilir. Bu durumda, eşyanın yeniden yüklenmesi ve taşınması giderleri taşıtana aittir. Eşyanın yeniden yüklenmemesi hâlinde, taşıtan navlun bedelini ödemek ve boşaltma kaynaklı zararları karşılamak zorundadır (TTK, m. 1222/1). Örneğin uzun süreli bir karantina nedeniyle yolculuğun amacının ortadan kalkması hâlinde taşıtan, yükünü boşaltmayı talep edebilir.

Kamu tasarrufundan kaynaklanan gecikmelerde, zaman üzerine kararlaştırılmış navlun işlemez (TTK, m. 1222/2). Örneğin limanda uygulanan karantina tedbirleri nedeniyle bekleme süresi uzayan gemide, zaman esasına dayalı navlun tahsil edilmez.

Kısmi yolculuk çarteri ve kırkambar sözleşmelerinde, taşıtan geçici boşaltma hakkını yalnızca diğer taşıtanların onayı ile kullanabilir (TTK, m. 1222/3). Örneğin diğer taşıtanların muvafakati olmadan kırkambar sözleşmesi kapsamında yük boşaltılamaz.

14.Fesih Hakkının Kullanılması

a) Feshin Bildirimi

Fesih hakkı, yazılı bir bildirimle kullanılmalıdır. Bu bildirim; e-posta, faks veya benzeri teknik araçlarla yapılabilir. Ancak bildirim yazılı olmalı ve taraflar arasında belgelenebilir bir şekilde iletilmelidir. Bu, hukuki güvenceyi sağlamak ve fesih işlemine dair olası ihtilafların önüne geçmek için önemlidir. Örneğin taşıtan, sözleşmenin sona erdirilmesi için taşıyana yazılı bir e-posta göndererek fesih bildiriminde bulunabilir (TTK, m. 1224).

b) Fesih Hakkının Hüküm ve Sonuçları

aa. Sözleşme Yolculuk Başlamadan Önce Feshedilmişse

Eğer navlun sözleşmesi, yolculuk başlamadan önce feshedilmişse, taraflar birbirine tazminat ödemekle yükümlü olmaz. Ancak fesih anına kadar doğmuş borçlar ifa edilmelidir. Bu hüküm, tarafların zarar görmesini engellemek amacıyla getirilmiştir. Örneğin gemi yüklenmeden önce ihracat yasağı nedeniyle fesih gerçekleşirse, yalnızca o ana kadar yapılan yükleme hazırlıkları gibi masraflar ödenir (TTK, m. 1225)

bb. Sözleşme Yolculuk Başladıktan Sonra Feshedilmişse

Yolculuk başladıktan sonra fesih hakkı kullanıldığında, taşıyana fesih anına kadar doğmuş olan alacaklarının yanı sıra, yolculuk için mesafe navlunu da ödenir. Mesafe navlunu, eşyanın yola çıktığı limana geri getirilmiş olsa bile, 1210. madde uyarınca yolculuk mesafesi, süresi, zorluk derecesi ve risklerine göre hesaplanır. Örneğin yolculuk sırasında fesih gerçekleşirse, taşıyana fesih anına kadar olan mesafe navlunu ödenmek zorundadır (TTK, m. 1226/1).

Fesih sırasında eşya, geminin bulunduğu veya en yakın olduğu limanda boşaltılır. Ancak, kısmi yolculuk çarteri ve kırkambar sözleşmelerinde boşaltma işlemi diğer taşıtanların muvafakati olmadan gerçekleştirilemez. Taşıtan, bu durumda boşaltma işleminin sebep olduğu masraf ve zararları karşılamakla yükümlüdür. Örneğin bir kırkambar sözleşmesinde taşıtan, diğer taşıtanların onayı olmadan yolculuğun durmasını talep edemez. Ancak, masraf ve zararları karşılayarak bu talebini yerine getirebilir (TTK, m. 1226/2)

cc. Kaptanın Yükümlülüklerinin Devamı

Fesih sonrasında kaptanın, eşyanın güvenli bir limanda depolanması veya başka bir gemiyle taşınmasını sağlama gibi yükümlülükleri devam eder. Bu yükümlülükler, kaptanın yükle ilgili menfaatleri koruma sorumluluğundan kaynaklanır. Bu kapsamda kaptan, gerektiğinde eşyayı güvenli bir şekilde aktarmak için uygun önlemleri alabilir. Ayrıca, taşıyan ve donatan, kaptanın bu yükümlülüklerini yerine getirirken oluşabilecek zararları tazmin etmekle sorumludur (TTK, m. 1226/3). Örneğin fesih sonrası gemide kalan yüklerin kaptan tarafından en yakın limanda güvence altına alınması sağlanmalıdır. Bu süreçte kaptanın yükü koruma yükümlülüğü devam eder.

ÖNEMLİ HATIRLATMA

Navlun sözleşmeleri, deniz ticareti hukukunun kapsamlı ve özel düzenlemelerine tabidir. Navlun sözleşmesinin kurulması, tarafların yükümlülükleri, fesih süreçleri ve sorumlulukların belirlenmesi gibi hususlar, Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen ayrıntılı yasal gerekliliklere uygun olarak yürütülmelidir. Hak ve menfaatlerinizin korunması, olası uyuşmazlıkların önüne geçilmesi ve sürecin eksiksiz tamamlanması için bir avukat veya deniz ticareti hukukuna vakıf bir uzmandan profesyonel destek almanız önemlidir. Navlun sözleşmesi kapsamında taşınacak yükün başlangıç ve varış noktası ister İzmir, ister Mersin, ister İstanbul, isterse Zonguldak, ister Kocaeli, ister Tuzla, ister Dilovası olsun fark etmez; bu süreçlerde uzman desteği almanız, haklarınızın korunması açısından kritik öneme sahiptir.

Read More

Türk Ticaret Kanunu’na Göre Gemi İpoteği

Giriş

Deniz ticareti ve taşımacılığında alacaklının haklarını güvence altına almak adına gemi ipoteği büyük önem taşır. Türk Ticaret Kanunu (TTK), gemi ipoteğini, alacaklının haklarını teminat altına alan güçlü bir güvence aracı olarak 1014 ila 1053. maddelerinde ayrıntılı bir şekilde düzenler. Gemi ipoteği, alacaklının, borçlunun borcunu ödememesi halinde alacağını geminin bedelinden tahsil etme hakkı verirken; taşınmaz rehni hükümlerine benzer yapısıyla gemi ve deniz ticaretine özgü koşulları gözetir. Gemi ipoteği yalnızca gemi bedelini değil, gemiye bağlı bütünleyici parçalar, eklentiler, sigorta tazminatları gibi yan unsurları da kapsayarak alacaklıya geniş kapsamlı bir güvence sunar. Bu çalışmada, gemi ipoteğinin TTK çerçevesinde kurulması, kapsamı, devri ve sona ermesine ilişkin detaylar ele alınacak; alacaklının alacağını güvence altına alması ve borçlunun yükümlülüklerini yerine getirmesi sürecinde tarafların hak ve sorumlulukları incelenecektir.

1. Gemi İpoteğinin Niteliği

Gemi ipoteği, TTK kapsamında bir alacağı teminat altına almak için gemi üzerinde kurulan ve alacaklıya, borç ödenmediği takdirde alacağını geminin bedelinden tahsil etme hakkı veren bir rehin türü olarak tanımlanır. Gemi ipoteği, borç ödenmediği takdirde alacaklıya geminin satışını talep ederek alacağını tahsil etme yetkisi veren bir güvence sağlar. Bu ipotek türü yalnızca sicile kayıtlı gemiler üzerinde kurulabilir ve mevcut borçların yanı sıra ileride doğabilecek veya şarta ya da kıymetli evraka bağlı alacakları da teminat altına alacak şekilde oluşturulabilir (TTK 1014/1).

a) Alacaklının Hakkının Alacağa Göre Belirlenmesi

Gemi ipoteğinden doğan alacaklı hakkı, yalnızca alacağın miktarına göre belirlenir. Yani, alacaklının hakkı, ipotekli geminin bedelinden kendi alacağını tahsil etme yetkisiyle sınırlıdır. Bu durum, alacaklıya hakkını geminin değerinden alabilmesi için güvence sağlar, ancak ipoteğin kendisi, alacağın miktarını aşamaz (TTK 1014/2).

b) Paylı Mülkiyete Tabi Gemilerde İpotek

Bir geminin paylı mülkiyet durumunda olması halinde, her bir paydaş yalnızca kendi payı üzerinde ipotek kurabilir. Bu durumda kurulan ipotek yalnızca o pay üzerinde geçerli olur ve diğer paydaşların haklarına etki etmez. Bu, paydaşların bağımsız olarak kendi mülkiyet haklarını teminat altına almalarını sağlar. Ancak geminin tamamının rehni söz konusu olduğunda, ipotek kurulan paylar haricinde kalan diğer paydaşların onayı olmaksızın geminin tamamı üzerinde yeni bir rehin işlemi gerçekleştirilemez. Bu düzenleme, her bir paydaşın yalnızca kendi payı üzerinden sorumlu olmasını sağlayarak ipoteğin tarafsız ve güvenilir bir şekilde tesis edilmesini amaçlar (TTK 1014/3; Gemi Sicili Yönetmeliği Madde 35/2).

Eğer geminin tüm payları tek bir malikin elinde toplanırsa, farklı alacaklılar lehine aynı gemi üzerinde ayrı ayrı paylar için gemi ipoteği kurulamaz. Bu düzenleme, farklı alacaklılar lehine kurulacak ayrı ipoteklerin çakışmasını ve ipotek hakları arasında çatışmayı önlemektedir (TTK 1014/4; Gemi Sicili Yönetmeliği Madde 35/2).

c) Elbirliği Mülkiyetine Tabi Gemilerde İpotek

Elbirliği mülkiyeti altında olan gemilerde (örneğin, miras yoluyla birden fazla kişinin ortak mülkiyetinde olan gemilerde) ipotek kurulabilmesi için geminin tamamı üzerinde işlem yapılması gereklidir. Bu durumda, ipotek işleminin geçerli olabilmesi için tüm ortakların onayı zorunludur. Elbirliği mülkiyetinde, pay sahipleri kendi payları üzerinde bireysel olarak ipotek kuramaz; tüm ortakların birlikte hareket etmesi gerekir. Bu düzenleme, ipotek tesisinde ortakların bir arada karar almasını zorunlu kılarak alacaklının haklarını güvence altına alır ve elbirliği mülkiyetindeki ipotek işlemlerinde birlik ve uyumu sağlar (Gemi Sicili Yönetmeliği Madde 35/3).

d) Birden Fazla Gemi veya Gemi Payı Üzerinde İpotek Kurulması

Aynı alacak için birden çok gemi veya gemi payı üzerinde ipotek kurulabilir. Bu durumda, her bir geminin sicil kayıtlarına diğer gemiler üzerindeki takyit bilgisi re’sen eklenir. Yani tüm gemiler için ipotek bilgisi otomatik olarak güncellenir. Bu düzenleme, alacaklının aynı alacağı teminat altına almak için birden fazla gemiyi ipotek kapsamına almasını sağlar ve alacaklıya tüm gemiler üzerinde ipotek hakkı tanır. Eğer ipotek sonradan başka bir gemiye veya gemi payına da genişletilirse, aynı işlemler diğer gemilerin sicil kayıtlarına da yapılır, böylece ipotek bilgileri eksiksiz ve güncel kalır.

Alacaklı, aynı alacak için birden fazla gemi veya gemi payı üzerinde kurulan ipotek sayesinde, alacağını her bir geminin bedelinden tahsil etme hakkına sahip olur. Bu tür bir ipotek, tüm gemiler üzerinde bir bütün olarak alacağın teminatı olarak değerlendirilir. Gemilerden herhangi biri üzerindeki ipotek sona erdiğinde, bu durum diğer gemilerin sicil kayıtlarına da işlenir. Bu sayede, alacaklının alacağını tahsil edememesi durumunda tüm gemilerin satış bedelinden yararlanabilmesi sağlanmış olur ve alacaklının hakları güvence altına alınır (TTK, m.1014/1; Gemi Sicili Yönetmeliği Madde 34).

2. Gemi İpoteğinin Kurulması

Gemi ipoteği, borçlunun bir alacağı teminat altına almak amacıyla gemisi üzerinde ipotek kurulmasını kabul ettiği durumlarda alacaklıya, borç ödenmediği takdirde geminin bedelinden alacağını tahsil etme hakkı sağlar. Türk Ticaret Kanunu ve Gemi Sicili Yönetmeliği uyarınca, sicile kayıtlı gemilerin rehni yalnızca gemi ipoteği yoluyla sağlanabilir ve bu ipotek ileride doğabilecek veya şarta bağlı alacaklar için de kurulabilir. Ayrıca, ipotek yalnızca yazılı bir sözleşmeye dayanarak kurulabilir ve tescil edilmediği sürece alacaklıya ayni hak kazandırmaz. Bu süreç, alacaklının haklarının korunması ve ipoteğin üçüncü kişilere karşı da geçerlilik kazanması açısından önemlidir (TTK, m.1015/1; Gemi Sicili Yönetmeliği Madde 33/1).

a) İpotek Sözleşmesinin Yazılı Şekilde Yapılması

aa. Sicil Müdürlüğünde Yazılı Sözleşme Zorunluluğu

Gemi ipoteğinin kurulabilmesi için borçlu (gemi sahibi) ve alacaklı arasında yazılı bir ipotek sözleşmesi yapılması gerekir. Sözleşme, noter huzurunda veya geminin kayıtlı olduğu sicil müdürlüğünde imzalanarak onaylanmalıdır. Bu imza ve onay işlemi, ipotek sözleşmesine resmiyet kazandırır ve alacaklıya ipotekle güvence altına aldığı alacağı tahsil edebilme hakkı tanır. Noterde yapılan onay işlemleri yerine, tarafların veya temsilcilerinin geminin kayıtlı olduğu sicil müdürlüğüne bizzat başvurarak yazılı tescil talebinde bulunması da mümkündür. Bu durumda, sicil müdürlüğü huzurunda kimlik tespiti yapılarak sözleşme imzalanır ve geçerli hale gelir. İmzalanan sözleşme GESBİS’e (Gemi Sicil Bilgi Sistemi) şerh edilerek gemi dosyasına konulur (TTK, m.1015/2; Gemi Sicili Yönetmeliği Madde 33/2).

bb. Noter Huzurunda Sözleşme Zorunluluğu

Gemi ipoteği için yapılan yazılı anlaşma noter tarafından tanzim edilmiş veya onaylanmış ise, bu belgelerin sicil müdürlüğüne sunulması yeterlidir. Noter onaylı sözleşmenin sicil müdürlüğüne ibraz edilmesi ile ipotek tescil işlemi gerçekleştirilir. Bu durumda, gemi maliki veya alacaklının noter onaylı ipotek sözleşmesi ile sicil müdürlüğüne tescil başvurusu yapması yeterli kabul edilir. Sicil müdürlüğü, noter onaylı sözleşmeyi inceleyerek tescil işlemini tamamlar (Gemi Sicili Yönetmeliği Madde 33/4).

b) İpoteğin Harç Bedelinin Ödenmesi

Gemi ipoteği kurulurken 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca belirlenen harçların ödenmesi zorunludur. Harç bedellerinin ödendiğine dair belgelerin sicil müdürlüğüne sunulması gereklidir. Aksi halde tescil işlemi yapılmaz. Harç ödemesi, alacaklının ipotekle teminat altına aldığı hakların geçerlilik kazanması için zorunlu bir aşamadır. (Gemi Sicili Yönetmeliği Madde 33/3).

c) İpoteğin Gemi Siciline Tescil Edilmesi

Gemi ipoteği, yalnızca gemi siciline tescil edilmesi durumunda geçerlilik kazanır. Bu tescil işlemi, alacaklının ipotek hakkını ayni hak olarak elde etmesini ve üçüncü kişilere karşı ileri sürebilmesini sağlar. Tescilden önce alacaklı ile borçlu arasında yazılı bir ipotek anlaşması yapılmış ve borçlu tarafından alacaklıya kayda onay verildiği bildirilmişse veya sicil müdürlüğüne kayıt dilekçesi sunulmuşsa, bu işlemler tescil için yeterli bir temel oluşturur. Bu aşamadan sonra taraflar tescilden kaçınamaz, yani tescil başvurusunu geri çekme veya işlemi iptal etme gibi bir hakları bulunmaz. Tescil, tarafların ipotek anlaşmasını gerçekleştirdikten sonra kesinleşmesini sağlar ve alacaklının haklarını güvence altına alır (TTK, m.1015/3; Gemi Sicili Yönetmeliği Madde 33/1).

Gemi ipoteğinin sicile tescil edilmesi talep edildiğinde, ipotek kaydı GESBİS (Gemi Sicil Bilgi Sistemi) üzerinde geminin takyidat (kısıtlama) bölümüne işlenir. Tescile dayanak teşkil eden belgeler, geminin sicil dosyasında saklanır. GESBİS kaydı, ipoteğin resmiyet kazanması ve ipotek hakkının belgelenmesi için gereklidir. Bu süreç, alacaklının ipotekten doğan haklarını korur ve ipotek işlemlerinin üçüncü kişilere karşı da geçerli hale gelmesine olanak tanır (Gemi Sicili Yönetmeliği Madde 33/5).

d) Yabancı Ülkede Satın Alınmış Gemi Üzerinde İpotek Kurulması

Yabancı bir ülkede edinilmiş fakat henüz Türk Gemi Sicili veya Türk Uluslararası Gemi Sicili’ne kaydedilmemiş gemiler için, bayrak şahadetnamesine işlenen bir şerh tescil hükmünde sayılır. Bu tür gemiler Türkiye’de sicile kaydedildiğinde, ipotek otomatik olarak sicile geçirilir (TTK, m.1015/5).

e) Tahvil ve Senetlere Bağlı Alacaklar İçin Gemi İpoteği Kurulması

Hamiline yazılı bir tahvile dayalı alacaklar için gemi ipoteği kurulacaksa, tahvillerin sayısı, her tahvilin bedeli ve ayırt edici işaretleri sicil kaydına eklenir. Ayrıca, alacak miktarının tamamı için ipotek kurulacaksa, ipotek borçlu ve alacaklılar adına hareket eden bir temsilci lehine de tescil edilebilir. Eğer ipotek, tahvil ihraç eden bir işletme adına kuruluyorsa, gemi ipoteği tahvil sahipleri lehine bir rehin hakkı olarak sicile tescil edilir. Bu ayrıntılı bilgiler, ipoteğe konu olan alacakların netleştirilmesi ve tahvil sahiplerinin haklarının korunması açısından önemlidir (TTK.m.1016/6).

g) Poliçe veya Ciro Edilebilir Senetlere Dayalı Alacaklar

Bir poliçeden, hamiline yazılı bir senetten veya ciro ile devri mümkün diğer senetlerden doğan alacaklar için gemi ipoteği kurulması halinde, ipotekli alacağı sonradan iktisap edenlerin haklarını temsil etmek üzere bir temsilci atanabilir. Bu temsilci, ipoteğin paraya çevrilmesi ve takip işlemlerinde alacaklı adına hareket etme yetkisine sahip olur. Bu durumda temsilcinin kimliği ve yetkileri de sicil kaydına eklenir; ayrıca, tescil talepnamesinde temsilcinin yetkileri ile ilgili ayrıntılara yer verilebilir. Bu düzenleme, senet alacaklılarının haklarının korunmasını ve ipotekli işlemler sırasında temsilci aracılığıyla yönetilmesini sağlar (TTK.m.1016/7).

4. Gemi İpoteğinin Derecesi

Gemi üzerindeki ipoteklerin sıralaması, Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) taşınmaz rehni için belirtilen kurallar doğrultusunda belirlenir. Bu derecelendirme sistemi, gemi ipoteklerinin öncelik sırasını netleştirerek, ipotekli alacaklılar arasında tahsilat sürecinde oluşabilecek anlaşmazlıkları önlemeyi amaçlar (TTK, m. 1017).

a) Gemi İpoteğinin Güvence Derecesi

Gemi ipoteği ile sağlanan güvence, ipotek tescilinde belirtilen rehin derecesiyle sınırlıdır. Bu güvence sınırı, gemi üzerindeki her ipotek derecesinin yalnızca tescil edilen miktar kadar güvence sağladığını ifade eder. Birinci sırada yer alan ipotek, diğer alacaklılara göre öncelikli bir tahsilat hakkına sahiptir. Bu düzenleme, alacaklılara borcun tahsili sürecinde kendi sıralamasına göre öncelik tanıyarak güvence sağlar (TMK, m. 870).

b) Gemi İpotekleri Arasında Derece Geçişi ve Boşalan Dereceler

Gemi ipoteklerinde daha üst sıradaki bir ipoteğin terkin edilmesi, otomatik olarak alt sıradaki ipotekli alacaklının o boşalan dereceye geçmesine olanak tanımaz. Boşalan derece, yalnızca yeni bir ipotek hakkı kurulması için kullanılabilir. Ancak, alt sıradaki ipotekli alacaklıların bu boş dereceye geçiş hakkı konusunda bir anlaşmaları bulunuyorsa, bu anlaşmanın resmi şekilde yapılması ve gemi siciline şerh edilmesi gereklidir. Bu düzenleme, ipotek dereceleri arasında güvenilir bir sıralama ve geçiş süreci oluşturarak alacaklılar arası hakları korur (TMK, m. 871).

c) Gemi İpoteğinde Boş Dereceler ve Paraya Çevirme Süreci

Gemi üzerindeki ipoteklerin tahsili sürecinde, daha üst sırada bir ipotek bulunmuyorsa veya önceki ipoteğin tescilde belirtilen miktarı eksikse, boş olan bu dereceler hesaba katılmadan sonraki sıradaki alacaklılar arasında tahsil edilen bedel dağıtılır. Bu durumda, boş derecelere alacaklıların geçişi söz konusu olmaz ve satış bedeli kendi sıralarına göre alacaklılara dağıtılır. Bu kural, alacaklılar arasında ipotek derecelerine göre adil bir tahsilat süreci sağlamak için uygulanır (TMK, m. 872).

5. Gemi İpoteğinin Teminat Altına Aldığı Alacak ve Yan Edimler

Gemi ipoteği, yalnızca ana borç miktarını değil, aynı zamanda çeşitli ek edimleri ve yan giderleri de teminat altına alır. Türk Ticaret Kanunu 1018 ve 1019. maddelerine göre, gemi ipoteğinin sağladığı teminat kapsamı, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) taşınmaz rehni ile ilgili düzenlemelerinde yer alan alacak unsurları ile paralellik göstermektedir. Bu durum, ipoteğin kapsamını genişleterek alacaklıya daha fazla güvence sağlamayı hedefler (TTK, m. 1018).

a) Genel Olarak Teminat Kapsamı

İpotekli bir gemi, TMK’nın 875 ve 876. maddelerinde belirtilen ana borç, takip giderleri, gecikme faizleri ve diğer yan masraflar için teminat sağlar. Böylece ipotek kapsamı, yalnızca ana para alacağını değil, alacaklının uğrayabileceği tüm zararları karşılayacak şekilde genişler (TMK, m. 875).

aa. Ana Para ve Takip Giderleri

Gemi ipoteği, asıl alacak miktarının yanı sıra takip giderlerini ve borcun ödenmemesi nedeniyle oluşacak gecikme faizini de kapsar. Bu düzenleme, alacaklının borcun tahsili için yapacağı her türlü zorunlu giderin teminat altına alınmasını sağlar ve alacaklının ipoteğe konu olan geminin değerinden tüm haklarını tahsil etmesine olanak tanır (TMK, m. 875/1-2).

bb. Faiz ve Üç Yıllık Faiz Güvencesi

Gemi ipoteği, ana para alacağının yanı sıra iflasın açıldığı veya ipoteğin paraya çevrilmesinin talep edildiği tarihe kadar işleyen üç yıllık faiz alacağını ve son vadeden itibaren işleyen faizi de kapsar. Ancak, alacaklının daha önce belirlenmiş olan faiz oranını, sonradan gelen diğer alacaklıların zararına olacak şekilde artırması mümkün değildir. Bu düzenleme, sonraki alacaklıların haklarını koruma amacı taşır ve faizin kapsamını belirli bir sınır içinde tutar (TMK, m. 875/3).

cc. Zorunlu Masraflar

Gemi ipoteği, alacaklının ipotekli geminin korunması için yaptığı zorunlu masrafları da teminat altına alır. Örneğin, gemi malikinin borçlu olduğu sigorta primlerinin alacaklı tarafından ödenmesi gibi giderler, doğrudan rehinli alacak gibi değerlendirilir ve teminat kapsamına dahil edilir. Bu, alacaklının ipotekli geminin değerini koruma amaçlı yaptığı harcamaların da güvence altında olduğunu ifade eder (TMK, m. 876).

b) Faizler ve Genişletilmiş Güvence

TTK 1019. maddeye göre, gemi ipoteği kapsamında teminat altına alınan faiz oranı, belirli durumlarda artırılabilir ve kanuni faiz oranı kapsamına genişletilebilir. Eğer ipotekli alacak faizsiz bir alacak ise veya faiz oranı o tarihteki asgari kanuni faiz oranından düşükse, alacaklının, aynı derecedeki veya sonradan gelen diğer alacaklıların onayına gerek duymaksızın, faizi kanuni oran üzerinden talep etme hakkı vardır. Bu düzenleme, ipotek kapsamında sağlanan güvenceyi artırarak alacaklının faiz alacağını daha güçlü bir güvence altına almasını sağlar (TTK, m. 1019/1).

İpotekli alacaklarda, faizlerin ödeme zamanı ve ödeme yerinde yapılacak değişiklikler için diğer alacaklıların onayına gerek duyulmaz. Bu değişiklikler alacaklının yararına olacak şekilde yapılarak alacağın tahsili sürecinde esneklik sağlanır ve alacaklının hakları korunur (TTK, m. 1019/2).

6. Gemi İpoteğinin Kapsamı

Türk Ticaret Kanunu, gemi ipoteğinin kapsamını geniş bir çerçevede ele alarak sadece geminin fiziksel varlığı üzerinde değil, çeşitli yan varlıklar, bütünleyici parçalar, eklentiler, sigorta tazminatları ve gemi yerine geçecek değerler üzerinden de alacaklının haklarını güvence altına alır. TTK’nın 1020 ila 1029. maddelerinde düzenlenen bu kapsam hükümleri, gemi ipoteğinin çok yönlü teminat yapısını tanımlar.

a) Gemi, Gemi Payı, Bütünleyici Parçalar, Eklentiler ve Gemi Yerine Geçen Bedeller

Gemi ipoteği, yalnızca geminin kendisi ile sınırlı kalmaz; gemiye ait çeşitli unsurları da teminat altına alır. TTK’nın 1020. maddesine göre, ipoteğin kapsamına giren bu unsurlar şunlardır:

aa. Gemi ve Gemi Payları

Gemi ipoteği, doğrudan gemi üzerinde veya geminin belirli bir payı üzerinde kurulabilir. Paylı mülkiyet durumunda, ipotek yalnızca belirli bir malike ait olan gemi payı üzerinde kurulur ve yalnızca o paydan doğan alacak hakkını teminat altına alır. Gemi payı üzerine kurulan ipotek, paylı mülkiyet sisteminde farklı malikler arasında ipotek haklarının çakışmaması açısından önemlidir. Eğer tüm paylar tek bir malike aitse, ayrı ayrı paylar üzerinde ipotek kurulamaz, yalnızca gemi bütünü üzerinde tek bir ipotek tesis edilir (TTK, m. 1020).

bb. Bütünleyici Parçalar ve Eklentiler

Gemiye bağlı bütünleyici parçalar ve eklentiler de gemi ipoteğinin kapsamına dahildir. Bu parçalar ve eklentiler, geminin verimli işletilmesini sağlamak amacıyla gemiye eklenen varlıkları içerir. Ancak bu parçalar, normal işletme gereği olarak gemiden ayrılır veya devredilirse artık ipotek kapsamından çıkar. Ayrıca, ipotekli gemiye alacaklının el koymasından önce bütünleyici parçaların veya eklentilerin kalıcı olarak gemiden uzaklaştırılması durumunda, ipotek kapsamı bu unsurları içermez. Bu düzenleme, alacaklının haklarını koruyarak, geminin parça ve eklentilerle değerinin korunmasını amaçlar (TTK, m. 1020/2-3).

Bir yük gemisinde, vinç gibi yükleme-boşaltma işlemlerinde kullanılan ekipmanlar, geminin verimli işletilmesi için kritik olan bütünleyici parçalardan biridir. Gemi ipoteğine dahil olan bu vincin, bakım veya onarım gibi nedenlerle kısa bir süreliğine gemiden çıkarılması, normal işletme gereği olduğu için ipoteğin kapsamı dışında tutulmaz. Ancak vinç, alacaklının gemiye el koymasından önce kalıcı olarak bir başka gemiye veya işletmeye devredilirse, artık gemi ipoteğinin teminat kapsamından çıkar.

 Bir yolcu gemisinin bünyesinde yer alan, gemiye sabitlenmiş küçük bir teknede kurtarma ve acil durum amaçlı kullanılan özel botlar da ipotek kapsamına dahildir. Bu botlar, gemiyle birlikte kullanılması gereken eklentilerden biridir. Ancak eğer bu botlar, gemi başka bir ülkeye sefer düzenlerken yerel bir işletmeye geçici olarak kiralanırsa, bu durum ipoteğin kapsamını etkilemez. Ancak alacaklının gemiye el koymasından önce kalıcı olarak başka bir şirkete devredilirse, artık ipotek kapsamında yer almaz.

Bir balıkçı gemisinde, avlanmada kullanılan sonar cihazı gibi özel ekipmanlar, geminin faaliyetine göre kritik bütünleyici parçalardan biridir. Bu cihaz, gemi ipoteği kapsamına girer ve alacaklının teminatını artırır. Ancak, bu cihaz gemiden tamamen çıkarılıp satılırsa veya başka bir gemiye devredilirse, bu durum ipoteğin teminat kapsamından çıkarılmasını gerektirir. Alacaklı, cihazın artık gemide bulunmaması nedeniyle ipotek hakkını bu parça üzerinde ileri süremez.

cc. Gemi Yerine Geçen Bedel ve Tazminatlar

Kamulaştırma veya hasar nedeniyle geminin bedelinin ödenmesi veya üçüncü şahıslarca gemiye verilen zarardan kaynaklanan tazminatlar da ipotek kapsamında kabul edilir. Kamulaştırılan geminin bedeli, alacaklının haklarını korumak adına teminat olarak değerlendirilir. Aynı şekilde, geminin ziyaı veya hasar görmesi durumunda gemi malikinin üçüncü kişilere karşı talep edeceği tazminat istemleri de ipoteğin kapsamına girer (TTK, m. 1020/4).

b)  Sigorta Ödemeleri

Gemi ipoteği, gemiye ilişkin sigorta tazminatını da teminat kapsamına alır. TTK’nın 1022. maddesine göre, sigorta kapsamında doğan tazminatlar, ipotekli alacaklıya karşı bir güvence olarak kabul edilir.

aa. Sigorta Primi ve Diğer Masrafların Güvencesi

İpotek teminatı altında olan gemiye ilişkin sigorta primleri ve diğer masraflar, alacaklının güvence kapsamında talep edebileceği unsurlardır. Alacaklı, ipotekli geminin korunması için ödemiş olduğu sigorta primleri ve masrafları, ipotek kapsamına dahil ederek tahsil etme hakkına sahiptir (TTK, m. 1022/2).

bb. Sigortacının Tazminat Ödemeleri

Sigortacı, geminin hasar görmesi durumunda tazminatı malike ödemekle yükümlüdür. Sigortacı, geminin önceki durumuna getirilmesi veya gemi alacaklılarına ödeme yapılması amacıyla tazminat bedeli ödemişse, bu ödeme ipotekli alacaklıya karşı geçerlidir. Örneğin, gemi bir hasar gördüğünde ve sigortacı hasarın onarımı için bir ödeme yaptığında, bu ödeme ipotekli alacaklının haklarını korur. Ancak geminin önceki durumuna getirilmesi sağlanırsa, sigortacının ipotekli alacaklıya olan sorumluluğu sona erer. Bu düzenleme, sigorta ödemelerinin ipotekli alacaklıya güvence olarak sağlanmasını hedefler (TTK, m. 1023/1-2).

cc. Gemi İpoteğinin Sigortacıya Bildirilmesi Durumunda Yükümlülükleri

Alacaklının ipotekli alacağını sigortacıya bildirmesi durumunda, sigortacı çeşitli bilgilendirme yükümlülükleriyle yükümlü hale gelir. TTK’nın 1024. maddesi, bu yükümlülükleri belirler.

aaa. Sigorta Primlerinin Ödenmemesi Durumunda Alacaklıyı Bilgilendirme Yükümlülüğü

Sigorta primleri ödenmediğinde veya sigorta süresinden önce sona erdiğinde sigortacının ipotekli alacaklıya bilgi vermesi gerekir. Bu bildirim, alacaklının haklarını güvence altına alır. Eğer sigorta priminin ödenmemesi nedeniyle sürenin sonunda sigorta sözleşmesi sona ermişse, sigortacının alacaklıya bu durumu bildirmesi gereklidir. Bu durum, ipotekli alacaklının sigorta işlemlerinde güncel bilgilere sahip olmasını sağlar (TTK, m. 1024/1).

bbb. Sigorta Sözleşmesinin İptal veya Fesih Durumunda Alacaklıyı Bilgilendirme Yükümlülüğü

Sigorta sözleşmesi herhangi bir nedenle feshedildiğinde, ipotekli alacaklıya bu fesih durumu bildirilmelidir. Sözleşmenin feshi, cayma veya başka bir nedenle süresinden önce sona erdiğinde, sigortacının ipotekli alacaklıya sigorta sözleşmesinin sona erdiğini veya sona ereceği tarihi bildirmesi gereklidir. Böylece alacaklının hakları fesih durumunda da güvence altında olur (TTK, m. 1024/2).

dd. Sigortacının Borcundan Kurtulma Hakkı

Sigortacı, sigorta ettirenin veya sigortalının fiili dolayısıyla bazı durumlarda tazminat ödeme borcundan kurtulma hakkına sahiptir. Ancak, bu durumlarda bile ipotekli alacaklıya karşı olan borç varlığını sürdürür. Yani, sigorta ettiren veya sigortalının bir fiili, sigortacının ipotekli alacaklıya olan sorumluluğunu etkilemez. Sigortacının rizikonun gerçekleşmesinden sonra sigorta sözleşmesinden cayması halinde de bu durum geçerlidir. Sigortacı, ipotekli alacaklıya karşı sorumluluğundan kurtulamaz (TTK, m. 1027/1). Ancak belirli şartlar altında sigortacı, tazminat ödeme borcundan ve ipotekli alacaklıya karşı sorumluluktan kurtulabilir. Bu şartlar şu şekildedir:

Sigorta Priminin Zamanında Ödenmemesi: Sigorta ettiren tarafından prim ödemesi yapılmadığı takdirde, sigortacı tazminat ödeme yükümlülüğünden kurtulma hakkına sahiptir.

Geminin Denize veya Yola Elverişsiz Bir Durumda Yola Çıkması: Eğer gemi, denize veya yola elverişsiz bir durumda yola çıkarılmışsa, sigortacının tazminat ödeme yükümlülüğü ortadan kalkabilir.

Geminin Bildirilen veya Mutat Rotadan Ayrılması: Gemi, sigorta poliçesinde belirlenen rota veya mutat rotadan ayrılmışsa, sigortacı bu durumlarda da borcundan kurtulma hakkına sahiptir.

Bu şartlar sağlandığında sigortacı borcundan kurtulursa, ipotekli alacaklıya olan sorumluluğu da sona erer. (TTK, m. 1027/2).

ee. Sigorta Primlerinin Kabul Edilmesi Zorunluluğu

Sigortacı, sigorta primlerinin ödenmesi durumunda bu ödemeyi kabul etmek zorundadır. Bu durum, sigorta sözleşmesi gereğince ödemelerin düzenli olarak yapılmasını sağlar ve sigorta teminatının devamını güvence altına alır. Primlerin alacaklı tarafından ödenmesi durumunda da aynı şartlar geçerlidir (TTK, m. 1029).

ff. Gemi İpoteğinin Sigortacıya Bildirilmesi

İpotekli alacaklı, gemi ipoteğini sigortacıya bildirmişse, sigorta priminin ödenmediği veya sigorta ettirene ödeme süresi tanındığı durumlarda, sigortacının bunu gecikmeksizin alacaklıya bildirme yükümlülüğü vardır. Bu bildirim yükümlülüğü, primin ödenmemesi nedeniyle sigorta sözleşmesinin feshi durumunda da geçerlidir. Böylelikle, alacaklı, sigorta ilişkisinde meydana gelebilecek herhangi bir değişiklikten haberdar olur ve gerekli tedbirleri alma şansına sahip olur (TTK, m.1024/1).

Sigorta sözleşmesinin feshi, cayma veya diğer herhangi bir sebeple süresinden önce sona ermesi durumunda, sigortacının ipotekli alacaklıya sözleşmenin sona erdiğini veya sona ereceği tarihi bildirmesi zorunludur. İpotekli alacaklının, sigorta sözleşmesinin süresinden önce sona ermesine dair sebeplerden haberdar olması halinde, bu bildirimden itibaren iki haftalık bir sürede hüküm ifade eder. Bildirim yapılmazsa, sözleşmenin sona ermesi ipotekli alacaklıya karşı geçersiz olur (TTK, m.1024/2).

Sigorta priminin süresinde ödenmemesi yüzünden sözleşmenin feshedilmesi veya sigortacının iflası nedeniyle sözleşmenin sona ermesi durumunda, ikinci fıkrada belirtilen yükümlülük uygulanmaz. Bu gibi durumlarda, sigortacının sözleşmenin sona erdiğine dair bildirim zorunluluğu bulunmaz (TTK, m.1024/3).

Sigortacı, sigorta ettiren ile sigorta bedelini azaltan veya tehlike kapsamını daraltan bir anlaşma yaptığında, sigorta ettiren bu değişikliği ipotekli alacaklıya bildirmek zorundadır. Aksi takdirde, yapılan değişiklik ipotekli alacaklının haklarını etkilemez (TTK, m.1024/4). Sigorta sözleşmesi, sigorta ettirenin malvarlığında haksız bir fazlalık elde etme kastıyla kurduğu bir çifte sigorta nedeniyle geçersiz sayılırsa, sigortacı geçersizlik iddiasında bulunamaz. Ancak ipotekli alacaklı bu durumu öğrendikten sonra, bildirim yapılmış sayılır ve sözleşme ipotekli alacaklıya karşı da sona erer (TTK, m.1024/5).

Gemi birden fazla sigortacı tarafından sigortalanmışsa, ipotekli alacaklı tarafından yapılan bildirimin yalnızca bir sigortacıya yapılması yeterlidir. Bu durumda, ipotekle ilgili bilgilendirme sorumluluğu bildirimi alan sigortacıya ait olur. Sigortacının diğer sigorta şirketlerine bilgi verme yükümlülüğü, ipotekli alacaklının tüm sigorta şirketleriyle ayrı ayrı iletişime geçme zorunluluğunu ortadan kaldırır (TTK, m.1025).

9. Gemi İpoteğinin Hükümleri

Gemi ipoteği, alacaklıya borcun ödenmemesi durumunda ipotekli geminin bedelinden alacağını tahsil etme hakkı tanır. Ancak, bu süreç borcun muaccel olup olmamasına göre değişir. Türk Ticaret Kanunu’nda, alacağın muaccel olmasından önce ve sonra alacaklı ve malikin sahip olduğu haklar detaylandırılmıştır.

a) Alacağın Muaccel Olmasından Önce

aa. İpotekli Alacaklının Hakları

aaa. Gemi Maliki Aleyhine

Gemi veya tesisatının kötüleşmesi sonucu ipoteğin sağladığı teminat tehlikeye düşerse, alacaklı, malike bu tehlikeyi gidermesi için uygun bir süre tanıyabilir. Eğer malik bu süre içinde gereken tedbirleri almazsa, alacaklı ipoteği paraya çevirme hakkına sahip olur. Bu durumda, eğer alacak faizsiz ve henüz muaccel olmamışsa, alacaklıya ödenecek paranın muacceliyet tarihine kadar olan süredeki kanuni faiz indirilir. Ayrıca, malikin gemiyi işletme biçimi veya üçüncü kişilerin müdahalesi nedeniyle ipotek teminatı tehlikeye düşerse, alacaklının talebiyle mahkeme çeşitli önlemler alabilir: geminin ihtiyati haczi, kaptan haricinde bir yediemine bırakılması veya malikin bir ay içinde gerekli tedbirleri almasına karar verilmesi gibi. Bu önlemler alınmadığında, alacaklı ipoteğin paraya çevrilmesi için takip başlatma hakkına sahiptir (TTK, m. 1030).

bbb. Üçüncü Kişiler Aleyhine

Eğer geminin ipotek teminatını tehlikeye sokacak bir şekilde kötüleşmesi üçüncü bir kişinin fiilinden kaynaklanıyorsa, ipotekli alacaklı, yalnızca bu fiilin önlenmesi için dava açabilir. Bu dava, alacaklının ipotekle teminat altına alınan hakkını korumak amacıyla açılabilecek bir savunma mekanizmasıdır (TTK, m. 1031).

bb. Malikin Hakları

aaa. Def’ide Bulunma Hakkı

İpotekli geminin maliki, borçlunun alacaklıya karşı sahip olduğu def’ileri ipotekli alacaklıya karşı ileri sürebilir. Aynı zamanda, borçlu, borcuna dayanak olan işlemi iptal ettirebiliyorsa veya alacaklıya karşı bir takas hakkına sahipse, malik de bu hakları ipotekli alacaklıya karşı kullanarak borcun ipotekten tahsilini engelleyebilir. Ayrıca, borçlu vefat ederse, malik, mirasçıların borçtan sadece sınırlı sorumluluk taşıdığını ileri süremez. Eğer malik borçlu değilse, borçlunun bir def’iden vazgeçmesi halinde malik, bu def’iyi alacaklıya karşı ileri sürmeye devam edebilir (TTK, m. 1032).

bbb. Alacağın Muacceliyeti İçin Bildirimde Bulunma Hakkı

Alacağın muaccel hale gelmesi bildirim yapılmasına bağlıysa, bu bildirim yalnızca alacaklı tarafından malike veya malik tarafından alacaklıya yapılması halinde gemi ipoteği açısından geçerli olur. Bu bağlamda, sicilde malik olarak kayıtlı olan kişi, alacaklının muhatabı kabul edilir ve bildirim ona yapılmalıdır (TTK, m. 1033).

ccc. Malike Temsilci Atanması

Malik, alacaklıya ülke içinde bir yerleşim yeri veya temsilci göstermemişse, geminin kayıtlı olduğu sicilin bulunduğu yer mahkemesi, alacaklının talebi üzerine malike bir temsilci atayabilir. Bu, alacaklının bildirim yapabilmesi için bir adres veya temsilci sağlamayan malik için geçerlidir. Eğer malikin adresi bilinmiyor veya alacaklı, malikin kim olduğunu tespit edemiyorsa da aynı durum geçerlidir (TTK, m. 1034).

b) Alacağın Muaccel Olmasından Sonra

aa. Gemi Malikinin Borcu Ödeme Hakkı

Eğer alacak, malike karşı muaccel hale gelirse veya borçlu borcunu ödeme hakkına sahip olursa, malik bu borcu ödeme hakkına sahiptir. Bu ödeme, borcun doğrudan ödenmesi, tevdi edilmesi veya takas yoluyla yapılabilir. Böylece malik, ipotekli alacaklıya karşı olan borcu yerine getirebilir (TTK, m. 1035).

bb. Alacağın Malike Geçmesi

Malik borçlu değilse ve alacaklıya olan borcu kendisi öderse, bu durumda alacaklıdan tahsil ettiği ölçüde alacak kendisine geçer. Ancak bu geçiş, alacaklının zararına olacak şekilde öne sürülemez. Borçlunun malike olan itiraz hakları ise geçerli olmaya devam eder. Eğer alacak için birlikte bir gemi ipoteği varsa, alacağın malike geçişi konusunda TTK m. 1046 hükümleri uygulanır (TTK, m. 1036).

cc. Gemi Malikinin Belgelerin Verilmesini İstem Hakkı

Malik, alacaklının hakkını yerine getirmesi karşılığında, gemi sicilinin güncellenmesi veya ipotek kaydının silinmesi için gerekli belgelerin kendisine teslim edilmesini talep edebilir. Bu, alacaklının borcunu ödeyen malik için, ipotek kaydının kaldırılması ve sicil işlemlerinin tamamlanması açısından önemli bir haktır (TTK, m. 1037).

8. Gemi İpoteğinin Devri

a) Genel Olarak

Gemi ipoteği, teminat altına alınmış alacağın devri ile birlikte otomatik olarak yeni alacaklıya geçer. Bu noktada ipotek ve alacak birbirinden ayrı olarak devredilemez, her ikisinin birlikte devri esastır. Alacağın devri için, eski alacaklı ile yeni alacaklının yazılı bir anlaşmaya varması ve bu devrin gemi siciline tescili şarttır. Alacakla birlikte geçen gemi ipoteği, alacaklıya alacağın tahsili için aynı teminat hakkını sağlar. Ayrıca, üst sınır ipoteğinde alacak genel hükümler çerçevesinde devredilebilir ancak bu durumda ipotek, alacak ile birlikte geçmez (TTK, m. 1038).

Eğer ipotek, emre veya hamiline yazılı bir senede bağlı bir alacağı teminat altına alıyorsa, alacağın devri, bu senetlerin devrine ilişkin hükümlere tabidir. Bu tür bir devrede, ipotek de otomatik olarak alacak ile birlikte devredilir. Bu, ipotekli alacağın devri durumunda senetlerin sağladığı teminatın korunmasını sağlar (TTK, m. 1038/5).

Malik veya hukuki selefleri adına ipotekle teminat altına alınmış bir borcu ödeyen kişi, borcun ödenmesi oranında ipotekli alacaklıya rücu hakkına sahip olur. Böyle bir durumda, ipotek, gemi maliki olmayan borçluya geçer ve borçlu, ödediği kısım kadar ipoteğin haklarına sahip olur (TTK, m. 1038/6).

b) İtiraz ve Def’iler

Malik, gemi ipoteği devredildiğinde, eski alacaklı ile arasındaki hukuki ilişkiye dayanarak sahip olduğu itiraz ve def’i haklarını yeni alacaklıya karşı da ileri sürebilir. Bu durum, gemi siciline güven esasına göre şekillenir ve malikin haklarını güvence altına alır. Bu güvence, TTK m. 983, 975, 976 ve 985’e göre uygulanır. Ancak, alacak, malikin devri öğrendiği üç aylık dönemi takiben muaccel olmamış bir faiz veya ikincil edim içeriyorsa, malikin bu tür hakları sınırlıdır. Bu üç aylık dönemler, takvim yılının başından itibaren hesaplanır (TTK, m. 1039).

c) Devri Genel Hükümlere Tabi Alacaklar

İpotekle güvence altına alınan birikmiş faizler, ikincil edimler, bildirim ve takip giderleri gibi alacakların devri genel hükümlere tabidir. Bu alacakların devri sırasında gemi siciline güven ilkesi geçerli olmaz ve ipotek devrinin bu alacaklar üzerindeki etkisi, alacağın devrine ilişkin genel kurallar kapsamında değerlendirilir (TTK, m. 1040).

9. Gemi İpoteğinin Değiştirilmesi

a) İpoteğin İçeriğinin Değiştirilmesi

Gemi ipoteğinin içeriğinde yapılacak değişiklikler, malik ile alacaklı arasında yapılacak noterce onaylı bir anlaşma ile mümkündür. Ayrıca, bu anlaşmanın gemi siciline tescil edilmesi gerekir; aksi halde yapılan değişiklikler geçerli olmaz. Tescil sürecinde, TTK m. 1016’nın birinci fıkrası hükümleri dikkate alınır. Eğer ipotek üçüncü bir kişinin hakkı ile sınırlandırılmışsa, bu değişikliğin geçerli olabilmesi için üçüncü kişinin onayının alınması gerekir ve onay, sicil müdürlüğüne veya lehine değişiklik yapılan kişiye bildirilmeli, bu onaydan vazgeçilemez (TTK, m. 1041).

b) İpoteğin Derecesinin Değiştirilmesi

Gemi üzerindeki ipoteklerin derecesi değiştirilebilir, ancak bu değişikliklerin yapılabilmesi için gemi maliki ile derecesi değiştirilen ipotek alacaklısının noterden onaylı bir sözleşme yapmaları ya da sicil müdürlüğünde anlaşmaları gereklidir. Ayrıca, alacaklıların haklarına zarar vermemek amacıyla tescilin yapılması şarttır. Mevcut ipoteklerin sırası değiştirilecekse, ilerleyen ve düşen derecedeki alacaklıların da onayı alınmalıdır. İpotekli alacak bölünürse, kısmi ipoteklerin kendi aralarındaki derecelerin değiştirilmesi için malikin onayı aranmaz (TTK, m. 1042).

c) İpotekli Alacağın Yerine Başka Bir Alacağın Konulması

Gemi ipoteğinin teminat altına aldığı alacak, malik ve alacaklı arasında yapılacak bir anlaşma ile başka bir alacak ile değiştirilebilir. Bu işlem için noterden onaylı bir sözleşme yapılması veya sicil müdürlüğünde anlaşma sağlanması gerekir. Ancak, bu değişikliğin gemi siciline tescil edilmesi zorunludur. İpotek üzerinde hak sahibi üçüncü kişiler bulunuyorsa, bu değişiklik için onların da onayı alınmalıdır; aksi halde değişiklik geçerli sayılmaz. Bu tür bir değişiklik, TTK m. 1016’ya uygun olarak tescil edilmelidir (TTK, m. 1043).

10. Gemi İpoteğinin Sona Ermesi

a) Alacakla Birlikte İpoteğin de Düşmesi Sonucunu Doğuran Sebepler

Gemi ipoteği, alacağın sona ermesi durumunda kendiliğinden düşer. Bu, ipoteğin alacağa bağlı olarak varlık kazandığı ve alacak sona erdiğinde ipoteğin de sona ereceği anlamına gelir.

aa. Alacağın Düşmesi

Alacağın Sona Ermesi: Alacağın sona ermesi, ipoteği de kendiliğinden düşürür. Ancak kanunda öngörülen istisnalar saklıdır; yani, belirli durumlarda alacak sona ermiş olsa bile ipotek korunabilir (TTK, m. 1044/1).

Alacaklı ve Borçlu Sıfatlarının Aynı Kişide Birleşmesi: Alacak ve borç aynı kişinin şahsında birleşirse, bu alacağın ödenmesi gibi kabul edilir. Bu durumda ipotek de sona erer çünkü alacak talebi ortadan kalkmıştır (TTK, m. 1044/2).

Gemi Maliki Olmayan Borçlunun Kısmi Ödeme Yapması: Eğer gemi maliki olmayan bir borçlu, alacağın yalnızca bir kısmını öderse, ipotek haklarının sırası korunur. Bu durumda, alacaklının üzerinde kalan ipotek, borçluya geçen ipotekten önce gelir. Yani, alacaklının hakkı borçlunun hakkından önce gelir (TTK, m. 1044/3).

İpoteği İktisap Etme Hakkı: Gemi maliki olmayan borçlu, ödeme sonucunda ipoteği iktisap edebilir. Eğer borcun ödendiği bir durumda sicil kaydının düzeltilmesi gerekirse, borçlu alacaklıdan sicilin düzeltilmesi için gerekli belgelerin kendisine verilmesini talep edebilir. Bu sayede borçlunun menfaatine uygun olarak sicil düzeltilir (TTK, m. 1044/4).

Şerh Verme Hakkı: Gemi maliki, bir başkasına karşı, alacağın sona ermesi hâlinde gemi ipoteğini sildirmeyi üstlenebilir. Bu durumda, alacak sona erdiğinde ipotek de sona erer. Böyle bir taahhüt, sicile şerh verilerek alacaklının menfaatine güvence altına alınabilir (TTK, m. 1044/5).

bb. Alacaklı ve Malik Sıfatlarının Birleşmesi

Alacaklı ve Malik Sıfatlarının Birleşmesi ile İpotek Düşmesi: Gemi ipoteği ile gemi mülkiyetinin aynı kişinin şahsında birleşmesi, ipoteğin sona ermesine yol açar. Ancak, eğer borçlu gemi malikinden başka biri ise veya alacak üzerinde rehin ya da intifa hakkı varsa ipotek devam eder. Bu durumda malikin, alacaklı sıfatı ile gemiyi paraya çevirme hakkı bulunmaz (TTK, m. 1045/1).

Faiz Talep Edilememesi: Malik olan alacaklı, kendi gemisi üzerinde faiz talep edemez ve ipotek bu durumda faiz güvencesi sağlamaz. Böylece, malikin kendi gemisi üzerinden faiz talep etmesi önlenmiş olur (TTK, m. 1045/2).

cc. Birlikte Gemi İpoteğinde Malikin Alacaklıya Ödemede Bulunması

İpotek Haklarının Malike Geçişi: Eğer gemi maliki, diğer gemi sahiplerine karşı rücu hakkına sahipse, alacaklıya ödeme yaptığında diğer gemilerin ipotek haklarını kazanır. Bu durumda, malike geçen ipotek hakları, devam eden ipotekle birlikte dikkate alınır ve birlikte ipotek oluştururlar (TTK, m. 1046/1).

Kısmi Ödeme Yapılması Durumunda İpotek Sırası: Gemi maliki kısmi bir ödeme yaptığında, alacaklının üzerinde kalan ipotek, malike geçen ipotekten önce gelir. Bu, alacaklının haklarının korunduğunu ve alacaklının hakkının ilk sırada yer aldığını gösterir (TTK, m. 1046/2).

Alacak ve İpoteğin Malike Geçişi: Eğer alacak, malike devredilirse veya alacaklı ve borçlu sıfatları malikin şahsında birleşirse, bu durum alacağın malik tarafından ödendiği anlamına gelir ve ipotek sona erer (TTK, m. 1046/3).

Cebrî İcra Yoluyla İpotek Hakkının Kazanılması: Alacaklının cebrî icra yoluyla ipotekli gemilerden birinden alacağını tahsil etmesi durumunda, gemi ipoteği malike geçer ve birinci fıkranın birinci cümlesi hükmü uygulanır (TTK, m. 1046/4).

dd. Birlikte Gemi İpoteğinde İpoteğin Borçluya Geçmesi

Eğer bir borçlu, ipotekli gemilerden yalnızca birinin malikine karşı rücu hakkına sahipse, yalnızca bu gemi üzerindeki ipotek borçluya geçer ve diğer gemiler üzerindeki ipotek sona erer (TTK, m. 1047).

ee. Zamanaşımı

Eğer alacaklının gemi malikine karşı sahip olduğu talep hakkı zamanaşımına uğrarsa, gemi sicilinden haksız yere silinmiş ipotekler ve tescil edilmemiş kanuni ipotekler de düşer. Bu, alacaklının zamanaşımı ile birlikte ipoteğin de sona ereceğini gösterir (TTK, m. 1048).

b) Sadece İpoteğin Düşmesi Sonucunu Doğuran Sebepler

Bazı durumlarda, alacak devam ederken yalnızca gemi ipoteği sona erer. Bu durum, taraflar arasındaki anlaşma veya belirli bir süre sonunda gerçekleşebilir.

aa. Tarafların Anlaşması

İpotekli alacaklı ile gemi maliki, 1015. maddenin ikinci fıkrasında öngörülen şekilde ipoteğin kaldırılması konusunda anlaşarak sicilden ipotek kaydının silinmesini sağlayabilir. Ancak, ipotek üzerinde hak sahibi kişiler varsa, onların da onayı gereklidir (TTK, m. 1049).

bb. Alacaklının Feragati

Feragat Edilmesi: Alacaklı, ipotek hakkından feragat ederse ve bu feragat sonucunda sicilden ipotek kaydı silinirse, ipotek sona erer. Ancak, feragat halinde bile, ipotek üzerinde hak sahibi üçüncü kişiler varsa onların onayı alınmalıdır (TTK, m. 1050/1).

Malikin Feragat Talebi: Gemi maliki, ipoteğin ileri sürülmesini sürekli imkânsız kılan bir defiye sahip olduğunda, alacaklıdan ipotekten feragat etmesini isteyebilir. Bu sayede alacaklı, ipotekten feragat edebilir (TTK, m. 1050/2).

Feragat Beyanı: Feragat işlemi, noter tarafından onaylanmış bir senetle veya sicil müdürlüğünde yapılabilir. Bu, feragatin resmi bir nitelik kazanmasını sağlar (TTK, m. 1050/3).

Borçlunun Kurtulması: Alacaklı, ipotekten feragat etmek suretiyle borçluyu ipotekten kurtardığı ölçüde, borçlu borcundan kurtulmuş olur (TTK, m. 1050/4).

cc. İpoteğin Süresinin Dolması

Belirli bir süre için kurulmuş olan ipotek, sürenin dolmasıyla sona erer. Bu durumda, ipotek kendiliğinden düşer ve ipotekten doğan haklar sona erer (TTK, m. 1051).

c) Mahkeme Kararıyla İpoteğin Sona Erdirilmesi

Bazı durumlarda gemi ipoteği, mahkeme kararı ile sona erdirilebilir. Bu tür haller, alacaklının kimliğinin bilinmemesi veya alacak tutarının tevdi edilmesi gibi özel durumlardır. Aşağıda, bu hallerin detaylı açıklamaları verilmiştir.

aa. Alacaklının Kimliğinin Belirsiz Olması

On Yıl Süre Geçmesi: Eğer alacaklının kim olduğu bilinmiyorsa ve gemi siciline ipotekle ilgili olarak yapılan son kayıttan itibaren on yıl geçmişse, malikin, alacaklının hakkını tanımayarak herhangi bir işlem yapmaması halinde ipoteğin düşmesi için şartlar oluşmuş kabul edilir. Bu durumda alacaklının hakkı tanınmadığından, alacaklı ilan yoluyla çağrılarak ipoteğin düşmesine karar verilebilir. Ancak vadeli alacaklarda on yıllık süre, alacağın vadesinin dolmasından itibaren işlemeye başlar, yani bu alacaklar için vade dolmadan düşme süreci başlamaz (TTK, m. 1052/1).

Mahkeme Kararı ile İpoteğin Sona Erdirilmesi: Mahkeme, on yılın sonunda gerekli şartların gerçekleşmesi halinde ipoteğin düşmesine karar verebilir ve bu kararla birlikte ipotek kaydı sicilden silinir. Böylelikle ipotek hakkı tamamen sona ermiş olur (TTK, m. 1052/2).

bb. Paranın Tevdi Edilmesi

Alacak Tutarının Tevdi Edilmesi: Malik, alacaklının alacağını ödemek veya feshi bildirmek amacıyla, alacaklıya bildirimde bulunma hakkına sahipse, alacak tutarını alacaklının adına tevdi ederek ödeme yükümlülüğünü yerine getirebilir. Bu durumda malikin geri alma hakkından feragat etmesi gerekmektedir. Böylece, alacaklının belirlenemediği veya alacaklının alacağını tahsil edemediği durumlarda mahkeme, alacaklının ilan yoluyla çağrılması şartıyla ipoteğin düşmesine karar verebilir (TTK, m. 1053/1).

Faizlerin Tevdi Edilmesi: Tevdi sırasında faizler, yalnızca sicile kaydedilmiş miktar kadar tevdi edilebilir. Ancak, düşme kararının verilmesinden önceki üç yıllık dönem haricinde faizler tevdi edilmez. Bu hüküm, fazla faiz ödemesinin önüne geçmek ve alacaklının haklarını korumak amacıyla düzenlenmiştir (TTK, m. 1053/1).

Tevdi Edilen Bedelin On Yıl İçinde Alınmaması: Tevdi edilen bedelin on yıl boyunca alınmaması halinde, alacaklının hakkı sona erer. Bu durumda tevdi eden kişi, geri alma hakkından feragat etmiş olsa dahi, tevdi edilen bedeli geri alma hakkına sahiptir. Böylece, alacaklının tevdi edilen bedel üzerindeki hakları on yılın sonunda sona ermiş sayılır ve bu durumda malik, tevdi ettiği bedeli geri alabilir (TTK, m. 1053/3).

Sonuç

Türk Ticaret Kanunu, gemi ipoteği ile ilgili düzenlemeleri ayrıntılı bir şekilde ele alarak, alacaklıların haklarını güvence altına almayı ve deniz ticareti alanında borç ilişkilerini düzenlemeyi amaçlamaktadır. Gemi ipoteği, yalnızca borç ödenmediği durumlarda alacaklının teminatına olanak tanıyan bir rehin türü olmanın ötesine geçerek, geminin bütünleyici parçalarını, sigorta tazminatlarını ve gerektiğinde mahkeme yoluyla elde edilen hakları da kapsayan geniş bir güvence sağlamaktadır. Bu kapsamda, borcun ödenmemesi durumunda alacaklının haklarının nasıl korunacağı ve gemi malikinin de hangi koşullarda borcu ödeme veya ipotekten kurtulma gibi haklarının bulunduğu ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Ayrıca, gemi ipoteği, paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyeti altında kurulma gibi farklı durumlar için özgül kurallarla desteklenmiş ve gemi siciline kaydedilmesi zorunluluğu getirilerek üçüncü kişilere karşı da geçerli bir hak haline getirilmiştir. Bunun yanında, ipotekli geminin değerinin korunması, malikin ihmal veya fiillerine karşı alacaklının haklarını güvence altına almak için ek tedbirlerle desteklenmiş; sigorta primlerinin ödenmesi, temerrüt durumunda yapılacak işlemler gibi ayrıntılı düzenlemeler ile hem alacaklının hem de borçlunun hakları korunmuştur.

Sonuç olarak, Türk Ticaret Kanunu’nun gemi ipoteğine dair düzenlemeleri, deniz ticaretinde güvenli ve sürdürülebilir bir borç-alacak ilişkisini sağlamakta ve gemi ipoteğini hem alacaklıya güçlü bir teminat hem de borçluya sorumluluklarını açıkça belirten bir araç haline getirmektedir. Bu düzenlemeler, denizcilik sektöründe karşılıklı güven ve hakkaniyeti destekleyen önemli hukuki dayanakları sunarak, alacaklıların haklarının korunması ve borçluların yükümlülüklerinin netleştirilmesi bakımından önemli bir katkı sağlamaktadır.

ÖNEMLİ HATIRLATMA – Uzman / Avukat görüşü neden gerekli

Gemi ipoteği işlemleri, deniz ticareti hukukunun kapsamlı ve özel düzenlemelerine tabidir. Gemi üzerinde ipotek tesisi, devri veya sona erdirilmesi gibi süreçler, Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen ayrıntılı yasal gerekliliklere uygun olarak yürütülmelidir. Hak ve menfaatlerinizin korunması ve sürecin eksiksiz tamamlanması için bir avukat veya hukuk danışmanından profesyonel destek almanız önemlidir. Gemi ipoteğine konu geminin bulunduğu liman ister Tuzla, ister Dilovası, ister Zeytinburnu ister İstanbul ister İzmir olsun fark etmez. Bu konuda deniz ticaret hukukuna vakıf bir uzmandan veya avukattan hukuki destek alınabilir.

Read More

TTK’ya göre Gemilere Türk Bayrağı Çekilmesine İlişkin Suç Oluşturan Fiiller

Giriş

Türk Bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti’nin denizlerdeki en önemli ulusal sembolüdür. Bu nedenle, Türkiye bayrağı altında seyahat eden gemilere yönelik hukuki düzenlemeler büyük bir titizlikle ele alınmış; bayrağın yanlış veya yasa dışı kullanımını önlemek amacıyla, Türk Ticaret Kanunu (TTK) çerçevesinde cezai hükümler öngörülmüştür. Bayrak çekme hakkına dair düzenlemeler, milli kimliğin korunması ve Türkiye’nin denizcilik alanındaki itibarını sürdürmesi açısından büyük bir önem taşır.

A. Suç Oluşturan Fiiller

1. Kanuna Aykırı Şekilde Bayrak Çekmek (TTK. m. 947)

Türk Ticaret Kanunu’na göre, Türkiye vatandaşı olmayan veya kanunen Türk Bayrağı çekme hakkı bulunmayan gemiler, Türk Bayrağı çekemez. Türk Bayrağı çekme hakkı olmamasına rağmen bu bayrağı taşıyan veya bayrak çekmesi gereken durumlarda başka bir devletin bayrağını çeken kaptan, altı aya kadar hapis veya adli para cezasıyla karşı karşıya kalır. Bu hüküm, Türk Bayrağı’nın yanlış veya haksız kullanımını önlemek amacıyla getirilmiştir.

2. Gemi Tasdiknamesi veya Bayrak Şahadetnamesi Almadan ve Bulundurmadan Bayrak Çekmek (TTK.m. 948)

Türk Ticaret Kanunu’nun 948. maddesinde, Türk Bayrağı çekme hakkını ispat eden bir belge olan gemi tasdiknamesini veya onun onaylı suretini ya da bayrak şahadetnamesini almayan ve gemide bulundurmayan kaptanlara ceza öngörülmüştür. Gemi tasdiknamesi, Türk Bayrağı çekme hakkının yasal bir ispatı niteliğindedir. Türk Bayrağı taşıyan tüm gemilerde bu tasdiknamenin veya onaylı suretinin bulundurulması zorunludur. Tasdikname veya şahadetname olmaksızın bayrak çeken kaptan dört aya kadar hapis veya iki yüz güne kadar adli para cezası alabilir. Benzer şekilde, tasdikname veya şahadetnameyi gemide bulundurmayan kaptan ise iki aya kadar hapis veya yüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.  Bu zorunluluk, geminin yasal statüsünün açıkça belgelenmesini sağlar ve bayrak taşıma hakkının denetlenmesini mümkün kılar. Belgelerin olmaması, geminin kimliğine ve milli aidiyetine dair belirsizlik yaratacağından, hukuki sorunlara neden olabilir.

3. Türk Limanlarına Giriş ve Çıkışlarda  ve Harp Gemileri ile Sahil İstihkâmları Önünde Bayrak Çekmemek (TTK.m. 949)

Türk limanlarına girerken veya çıkarken, ayrıca harp gemileri ve sahil istihkâmları önünde bayrak çekmemek, TTK kapsamında suç sayılmıştır. Bu zorunluluk, milli güvenliği sağlama ve Türkiye’nin denizlerdeki egemenliğini temsil etme amacı taşır. Bir geminin Türkiye karasularına girerken bayrak çekmemesi, hem yasal bir ihlal hem de milli kimliğe saygısızlık olarak değerlendirilir. Bu nedenle, Türk limanlarına girerken veya çıkarken veya harp gemileri ve sahil istihkâmları önünde bayrak çekmeyen ticaret gemisi kaptanı üç aya kadar hapis veya adli para cezasına tabi tutulur.

4. Geminin Adının ve Bağlama Limanını Yazmamak (TTK.m. 950)

Sicile kayıtlı bir geminin bordasının her iki yanına adının, kıçına da adı ve bağlama limanının usulüne uygun olarak yazılması gerekmektedir. Geminin kimliğini belirten bu bilgiler, geminin yasal olarak tanımlanabilmesini sağlar. Bu zorunluluğa uymayan kaptanlar ise üç aya kadar hapis veya adli para cezası ile karşı karşıya kalır. Özellikle deniz taşımacılığı gibi küresel bir alanda, geminin kimliğini net bir şekilde belirten bu tür tanımlamalar, uluslararası güvenlik ve denizcilik düzeni açısından kritik bir önem taşır. Gemiye ait temel bilgilerin eksiksiz şekilde yazılması, geminin izlenebilirliğini ve güvenliğini artırır.

B. Suç Oluşturan Bu Fiillerin Kasten İşlenmesi Şartı (TTK.m. 951)

TTK, bu suçlardan cezaya hükmedilebilmesi için fiilin kasten işlenmiş olması gerektiğini belirtir. Bu, bayrak çekme hakkını ihlal eden, tasdikname bulundurmayan veya yanlış bayrak taşıyan kaptanın, bu fiilleri bilerek ve isteyerek işlemiş olması durumunda ceza alabileceği anlamına gelir. Kaptanın ihlal teşkil eden bu fiillerde kasıt unsuru taşıması, ceza sorumluluğunun belirlenmesinde önemli bir etken olarak kabul edilir.

C. Bayrak İhlallerinde Suçun Yer ve Kişi Bağımsızlığı (TTK.m. 952)

Bayrak çekme hakkına aykırı davranışlar, suçun işlendiği yerden bağımsız olarak cezalandırılır. Buna göre bu ihlaller yabancı bir ülkede veya açık denizde işlenmiş olsa dahi suç teşkil eder. Üstelik bu tür ihlalleri yapan kaptan Türk vatandaşı olsun veya olmasın cezaya tabi tutulur. Türkiye’nin deniz ticaretinde ulusal kimliğini koruma amacı güden bu düzenleme, Türk Bayrağı’nın kullanımının sıkı denetim altında tutulmasını sağlar. Türkiye’nin denizlerdeki itibarını korumaya yönelik bu hüküm, kanun uygulayıcılarının yargı yetkisinin yerel sınırların ötesine geçmesine olanak tanır.

Sonuç

Türk Ticaret Kanunu, Türkiye bayrağı altında seyreden gemilerin yasal statülerini ve bu statüyü belgeleyen bayrak çekme hakkını koruma altına almıştır. Gemi kaptanlarının Türk Bayrağı’nı çekme hakkını ihlal etmesi, yasal açıdan ciddi yaptırımlarla karşılanmaktadır. Geminin bulunduğu liman ister Tuzla, ister Dilovası, ister Zeytinburnu ister İstanbul ister İzmir olsun fark etmez. Bu konuda deniz ticaret hukukuna vakıf bir uzmandan veya avukattan hukuki destek alınabilir. Bayrak taşıma hakkının doğru ve usulüne uygun şekilde kullanılmasını sağlamak amacıyla getirilen bu hükümler, milli çıkarların korunmasını ve denizlerdeki düzeni sağlamayı amaçlamaktadır. Türk Bayrağı’nı çeken her geminin yasal bir sorumluluğu ve saygın bir temsil gücü bulunmaktadır. Bu nedenle, TTK’nın bayrak çekme hakkına dair hükümleri, milli kimliği koruma ve uluslararası denizcilikte yasal güvenliği sağlama açısından kritik bir rol oynar. (Tuzla Avukat)

Read More

Türk Ticaret Kanunu’na Göre Gemilerin Tanımı, Hukuki Statüsü ve Bayrak Çekme Hakları

Giriş

Ticari denizcilikte, gemilerin tanımı, kullanımı ve ilgili hukuki sorumluluklar, TTK’nın 931 ile 946. maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler, deniz ticaretinin önemli bir parçası olan gemilerin tanımını, hukuksal statüsünü ve tarafların yükümlülüklerini belirlemektedir.

1. Geminin Tanımı ve Ticaret Gemisi Statüsü (TTK m. 931)

Türk Ticaret Kanunu’na göre gemi, suda hareket etme yeteneğine sahip, yüzme özelliği bulunan, pek küçük olmayan her araç olarak tanımlanır. Kendiliğinden hareket edemese bile, suda yüzmesi ve hareket edebilmesi amaçlanan bu araçlar “gemi” kabul edilir. Eğer bu gemi ekonomik bir menfaat sağlama amacıyla tahsis edilmiş veya fiilen bu amaçla kullanılıyorsa, “ticaret gemisi” sayılır. Kimin adına ya da hesabına kullanıldığına bakılmaksızın bu nitelikteki tüm gemiler, ticaret gemisi statüsüne girer.

2. Geminin Elverişliliği (TTK m. 932)

Gemi, denize, yola ve yüke elverişli olmalıdır. Gemi, yolculuk sırasında olası tehlikelere karşı koyabilecek niteliklere sahip olmalı ve gerekli donanımlara, mürettebat yeterliliğine sahip bulunmalıdır. Bir gemi, gövde, donatım, makine, kazan gibi ana unsurlarıyla, yapacağı yolculuk sırasında karşılaşacağı deniz tehlikelerine (anormal tehlikeler hariç) karşı dayanıklıysa “denize elverişli” kabul edilir. Gemi, teşkilatı, yakıtı, kumanyası, yükleme durumu ve mürettebatın sayısı ve yeterliliği bakımından yolculuğun tehlikelerine uygun olduğu takdirde yola elverişli” sayılır. Soğutma tesisatı dâhil, yük taşımaya uygun şekilde donatılmışsa “yüke elverişli” olur.

3. Tamir Kabul Etmez ve Tamire Değmez Gemi (TTK m. 933):

Bir geminin tamir edilemez hale gelmesi ya da tamir masraflarının aşırı olması halinde, gemi tamir kabul etmez veya tamire değmez olarak sınıflandırılır.

Tamir kabul etmez gemi, bulunduğu yerde tamir edilmesi mümkün olmayan ve tamir edilebileceği bir limana götürülemeyen gemi olarak tanımlanır. Bu tür bir gemi, ciddi hasar görmüş olabilir ve tamir edilmesi teknik olarak imkansızdır. Bu durum, geminin fiziki durumunun tamir edilemeyecek kadar kötü olduğunu gösterir. Örneğin, bir geminin gövdesinde ağır bir hasar varsa ve denizde güvenle bir limana götürülemiyorsa, bu gemi tamir kabul etmez olarak kabul edilir.

Tamire değmez gemi ise, tamir giderlerinin geminin önceki değerinin dörtte üçünü aşması durumunda tanımlanır. Bu hesaplama, geminin yolculuk sırasında veya başka bir zaman diliminde denize elverişsiz hale gelmeden önceki değerine dayanır. Örneğin, bir geminin ağır bir kaza geçirmesi sonucu onarım masrafları geminin eski değerinin büyük bir kısmını aşarsa, bu gemi tamire değmez olarak kabul edilir. Bu durumda, tamir edilmesi ekonomik olarak mantıklı görülmez ve sigorta şirketleri genellikle gemiyi perte çıkarır. Burada önemli olan, tamir maliyetinin ekonomik açıdan geminin yeniden işler hale getirilmesine değmeyecek kadar yüksek olmasıdır.

Bu düzenlemeler, gemi sahiplerinin büyük finansal kayıplar yaşamaması ve sigorta şirketlerinin gemi değerlendirmeleri açısından önemli kriterler sunar. Bu ayrımlar, geminin ekonomik ve operasyonel değerlendirilmesinde kritik rol oynar. Gemi sahipleri ve deniz sigortacıları için, geminin tamir edilebilir olup olmadığını belirlemek, ticari kararlar açısından önemli bir aşamadır.

4. Gemi Adamları (TTK m. 934)

Türk Ticaret Kanunu’nun 934. maddesine göre, “gemi adamları” terimi gemide çalışan tüm personeli kapsar. Bu tanım, geminin yönetim ve operasyonel görevlerini yerine getiren kaptan, gemi zabitleri, tayfalar ve gemide çalıştırılan diğer kişileri içerir. Gemi adamları, geminin güvenli ve düzenli bir şekilde işletilmesinden sorumludur. Bu kişiler arasında kaptan, geminin yönetiminden sorumlu en üst düzeydeki kişi olarak görev yapar, zabitler ise kaptana yardımcı olur ve teknik işleri yürütür.

5. TTK’nın Deniz Ticaretiyle İlgili Hükümlerin Uygulama Alanı ve İstisnalar(TTK m. 935)

Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 935. maddesi, deniz ticareti ile ilgili hükümlerin hangi gemilere uygulanacağını ve hangi gemilerin bu hükümlerden muaf tutulacağını düzenlemektedir. Madde 935, deniz ticaretinin temelini oluşturan ticaret gemileri için genel düzenlemeler getirirken, belirli türde gemiler için özel istisnalar da tanımlamaktadır.

a. Genel Uygulama Alanı:

Ticaret Gemileri: Madde 935’in birinci fıkrası, TTK’nın deniz ticaretiyle ilgili hükümlerinin ticaret gemileri üzerinde uygulanacağını belirtir. Ticaret gemileri, deniz yoluyla ekonomik kazanç sağlama amacı taşıyan ya da bu amaca tahsis edilen gemilerdir. Bu tür gemiler, yük veya yolcu taşımacılığı gibi ticari faaliyetlerde bulunur ve deniz ticareti hükümlerine tabidir. Ticaret gemileri, hem ulusal sularda hem de uluslararası sularda Türk Ticaret Kanunu’nun getirdiği yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır.

Ticaret Gemileri için Kapsam: Ticaret gemileri, bu kanunun deniz ticaretine dair hükümlerinin tümünü uygulamak ve deniz alacakları, çatma, kurtarma ve kaptanın yetki ve sorumluluklarına ilişkin düzenlemelere uymak zorundadır. Aksi kanunlarda belirtilmedikçe, bu hükümler ticaret gemileri için geçerlidir.

b. İstisnalar:

Madde 935’in ikinci fıkrası, ticaret gemisi statüsünde olmayan ve farklı amaçlarla kullanılan gemilere uygulanacak özel hükümleri düzenlemektedir. Bu gemilere yönelik getirilen istisnalar, deniz hukuku alanında farklı statü ve sorumluluklar doğurur.

aa) Sadece Gezinti, Spor, Eğitim, Öğretim Ve Bilim Amaçlarına Tahsis Edilmiş Gemiler

Yalnızca gezinti, spor, eğitim, öğretim ve bilimsel araştırma amacıyla kullanılan yatlar ve denizci yetiştirme gemileri, ticari faaliyetlere katılmadıkları sürece, TTK’nın tüm hükümlerine tabi değildir. Ancak, bu gemilere Gemi,” “Kaptan,” “Gemi Alacaklarıgibi deniz hukuku başlıklarıyla ilgili düzenlemeler ve özellikle çatma ve kurtarma hükümleri uygulanır. Bunun yanında, donatanın gemi adamlarının kusurundan doğan sorumluluklarına ilişkin Madde 1062 de bu gemiler için geçerlidir.

Bu tür gemiler, ticari amaç gütmedikleri için deniz ticareti hükümlerinin dışında bırakılmakta, ancak denizde meydana gelebilecek çatma ve kurtarma gibi durumlarda bu gemilere ticaret gemileri ile benzer sorumluluklar yüklenmektedir.

bb) Kamu Hizmetine Tahsis Edilen Devlet ve Askeri Gemiler:

Kamu hizmetine tahsis edilen devlet gemileri, askeri gemiler ve yardımcı gemiler de deniz ticareti kanununun birçok hükmünden muaftır. Bu gemiler ticaret gemisi olarak değerlendirilmediği için, ticari sorumluluklar ve borçlardan doğan deniz alacaklarına karşı sınırlı sorumluluk hükümleri gibi yükümlülüklerden muaftırlar. Ancak, devlet gemileri de denizde yaşanacak çatma ve kurtarma durumlarına ilişkin hükümlere tabi tutulur. Özellikle, uluslararası sularda kamu hizmeti yürüten bu gemilerin ticaret gemisi statüsünde olup olmayacağı, uluslararası hukuk ve devletler arası anlaşmalar çerçevesinde şekillenir.

cc) Yabancı Devlet veya Vatandaşlarına Ait Türkiye’de İnşa Edilen Gemiler:

Türkiye’de inşa edilmekte olan ve yabancı bir devlete veya onun vatandaşlarına ait gemilere TTK’nın belirli hükümleri uygulanabilir. Bu gemiler için Türk Ticaret Kanunu’nun bayrak şahadetnamesi (944. madde 2. fıkra ve 945, 947, 948, 949. maddeler), gemi sicili (955, 956, 973, 991. maddeler), kanuni ipotek (1013. madde) ve yapı hâlinde bulunan gemiler üzerindeki haklara ilişkin hükümler (1054-1058. maddeler) uygulanır. Yani, Türkiye’de inşa edilen yabancı bir gemi, bayrak tescili, sicil kaydı ve ipotek gibi işlemler için Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabidir. Ancak, bu gemilere TTK hükümleri sadece nitelikleriyle bağdaşan ölçüde uygulanır.

Sonuç itibariyle 935. madde, deniz ticaretine ilişkin hükümlerle ticaret gemilerini kapsarken, ticari faaliyette bulunmayan yatlar, eğitim gemileri ve kamu hizmetine tahsis edilmiş devlet gemilerine farklı hükümler getirir. Bu ayrım, deniz ticaretinin karmaşık yapısını düzenlerken, ticari kazanç sağlayan gemilerle kamu hizmeti veya kişisel amaçlar için kullanılan gemilerin farklı sorumluluk ve haklara tabi olmasını sağlar. Örneğin, bir yat yalnızca eğlence amacıyla kullanılıyor olsa da, denizde meydana gelebilecek bir çatma veya kurtarma durumunda ticaret gemisi gibi sorumlu tutulabilir.

6. Gemilerin Hukuki Statüsü ve Sicil Kaydı (TTK m. 936)

Gemiler, Türk Ticaret Kanunu uyarınca taşınır mal statüsündedir. Ancak bazı durumlarda, taşınmazlara ilişkin hükümler de gemilere uygulanabilir. Bu durumlar, geminin sicile kaydı ve hukuki işlemleri açısından önem taşır.

Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 937. maddesinin ikinci fıkrası, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) bazı maddelerine atıfta bulunarak, belirli hallerde gemilerin “taşınmaz” olarak kabul edileceğini ve gemi sicilinin “tapu sicili” gibi değerlendirileceğini açıklar. Bu düzenleme, gemilerin özellikle mülkiyet, rehin ve ipotek gibi hukuki işlemlerde taşınmaz mal statüsüne benzer bir şekilde işlem görmesini sağlar. Gemilerin taşınmaz olarak kabul görülmesi gerektiğine ilişkin atıf yapılan TMK maddeleri şu şekildedir;

Türk Medeni Kanunu Madde 429(1)(2) : Bu madde, taşınmaz malvarlığına ilişkin yönetim ve tasarruf yetkilerini düzenler. Madde 429(1)(2) bendi, gemilere de uygulanabilecek bir taşınmazın yönetimi ve idaresini elinde bulunduran kişinin bu varlığı, mülkiyet hakkını koruyacak şekilde nasıl kullanacağını ve hangi durumlarda başkalarının bu taşınmaz üzerindeki haklarının devreye gireceğini düzenler. Gemiler açısından, tamamlanmış veya yapı hâlindeki gemilerde mülkiyet hakkına sahip olan kişinin bu hakkı yönetimi sırasında dikkat etmesi gereken sorumluluklar, taşınmazlara benzer şekilde ele alınır. Yani, gemi üzerinde yapılan hukuki işlemler, taşınmaz işlemleri gibi sıkı düzenlemelere tabidir.

Türk Medeni Kanunu Madde 444 : Bu madde, taşınmazların korunmasına ilişkin düzenlemeler içerir. Bu madde, taşınmaz mallar üzerindeki hakların korunması için alınabilecek önlemlerden ve mülkiyet sahibinin bu hakları devretme veya kullanma şekillerini düzenler. Gemiler, bu düzenleme kapsamında değerlendirildiğinde, gemi siciline kayıtlı olan bir geminin mülkiyet hakları, taşınmazlarda olduğu gibi korunur. Sicile kayıtlı olan gemi üzerindeki haklar, güvence altına alınmış olur ve hukuki işlemler sırasında bu hakların nasıl devredileceği belirlenir.

Türk Medeni Kanunu Madde 523 : Bu madde, taşınmazlar üzerindeki mülkiyet hakkının teminat altına alınması ve devrine yönelik hükümlerdir. Bu madde, taşınmazların mülkiyetinin devri sırasında yapılması gereken işlemleri belirler. Gemilere uygulandığında, gemi siciline kayıtlı olan bir geminin mülkiyet devri sırasında aynı hükümler geçerli olur. Özellikle yapı halinde olan veya tamamlanmış gemilerin mülkiyeti, tıpkı bir taşınmaz mülk gibi devredilebilir, rehin edilebilir veya ipotek altına alınabilir.

Türk Medeni Kanunu Madde 635 : Bu madde, taşınmazlar üzerindeki ipotek hakkını düzenler. Bu madde, taşınmaz bir malın ipotek altına alınabilmesi için gerekli şartları ve bu sürecin nasıl yürütüleceğini belirler. Gemiler açısından, yapı hâlindeki veya tamamlanmış gemiler üzerinde de ipotek işlemleri yapılabilir. Gemi sicili, taşınmazlarda kullanılan tapu siciline benzer şekilde bu hakların kaydedildiği ve ipotek işlemlerinin yapıldığı bir sicil defteri işlevi görür. Yani, bir gemi üzerine ipotek koyulacaksa, bu işlem tıpkı bir taşınmaz üzerindeki ipotek işlemi gibi yürütülür ve gemi siciline kaydedilir.

Gemi Sicilleri ve Tapu Sicili Benzerliği: TTK 937(2) uyarınca, gemi sicilleri, taşınmazlar için kullanılan tapu sicili gibi değerlendirilir. Yani, geminin mülkiyetinin devri, ipotek işlemleri ve rehin gibi hukuki işlemler, sicile kaydedilen ve oradan takip edilen işlemler olacaktır. Bu durum, gemilere taşınmazlara benzer bir hukuki güvence sağlar.

Türk Medeni Kanunu’na yapılan bu atıflar, gemilerin bazı durumlarda taşınmaz statüsünde kabul edilerek, özellikle sicil, mülkiyet ve ipotek işlemlerinde taşınmaz hükümlerine tabi tutulmasını sağlar. Gemiler, taşınır mallar olarak kabul edilse de, bu özel düzenleme ile mali ve hukuki işlemler açısından taşınmazlar gibi işlem görürler. Sicile kayıtlı olan gemiler üzerinde mülkiyet, ipotek ve rehin gibi işlemler, tapu siciline benzer şekilde gemi sicilleri üzerinden yürütülerek güvence altına alınır. Bu durum, gemilerin hukuki işlemlerde daha güvenli ve düzenli bir şekilde işlem görmesini sağlar.

7. Geminin Kimliği ve Bayrağı (TTK m. 938-946)

Gemilerin kimliği, sahip oldukları isim ve bayrak ile tanımlanır. Türk Ticaret Kanunu’nun 938 ile 946 maddeleri, gemilere verilen isim, bayrak çekme hakkı ve bağlama limanına ilişkin kuralları belirleyerek, Türk gemilerinin uluslararası hukuktaki statüsünü güvence altına alır. Türk Bayrağı çekme hakkı yalnızca Türk vatandaşlarına ve Türk şirketlerine tanınmıştır ve geminin bu bayrağı taşıyabilmesi için özel hükümler getirilmiştir.

a. Geminin Adı

aa. Seçme Serbestisi (TTK m. 938)

Türk Ticaret Kanunu’nun 938. maddesi uyarınca, geminin ilk Türk maliki, gemiye dilediği adı vermekte serbesttir. Ancak, bu isimlendirme serbestisi, geminin adının diğer gemilerle karışıklığa yol açmayacak şekilde benzersiz olması şartına bağlıdır; böylece, deniz taşımacılığında gemilerin kolayca ayırt edilebilir olması sağlanır. Eğer malik, geminin adını değiştirmek isterse, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’ndan izin almalıdır. Bu durumda, değiştirilen gemi adı sicil kayıtlarında da güncellenir.

bb. Gövde Üzerine Yazılma Zorunluluğu (TTK m. 939)

Geminin adı, Türk Ticaret Kanunu’nun 939. maddesi uyarınca, sicile kayıtlı her geminin bordasının her iki tarafına ve kıç kısmına, silinmez, bozulmaz ve kolayca okunabilecek harflerle yazılmalıdır. Kıç kısmına ayrıca geminin bağlama limanı da yazılmalıdır. Bu düzenleme, denizcilikte gemilerin tanınmasını kolaylaştırır ve geminin sicil kaydında belirtilen bilgilerle doğruluğunu sağlar.

b. Geminin Bayrağı

aa. Türk Bayrağını Çekme Hakkı ve Yükümlülüğü (TTK m. 940)

Her Türk gemisi, Türk Bayrağı çekme hakkına sahiptir ve bu bayrağı çekmekle yükümlüdür. TTK’nın 940. maddesine göre, geminin yalnızca Türk vatandaşlarına veya belirli koşulları sağlayan Türk şirketlerine ait olması gerekmektedir. Bu koşulların detaylandırılması, Türk bayrağını çekme hakkına sahip gemilerin milliyetini ve hukuki statüsünü belirleyerek uluslararası hukukta tanınmalarını sağlamaktadır.

Türk Gemisi Statüsü:

Paylı Mülkiyet: Birden fazla kişiye ait olan gemilerde, payların çoğunluğunun Türk vatandaşlarına ait olması şartıyla gemi Türk gemisi olarak kabul edilir.

Elbirliğiyle Mülkiyet: Gemi, birden fazla kişinin ortak mülkiyetinde ise, mülkiyet hakkına sahip kişilerin çoğunluğunun Türk vatandaşı olması koşuluyla gemi Türk gemisi sayılır.

Tüzel Kişiliklere Ait Gemiler: Türk Ticaret Kanunu’na göre tüzel kişiliğe sahip kuruluş, kurum, dernek ve vakıfların mülkiyetindeki gemilerin Türk Bayrağı çekebilmesi için, yönetim organında bulunan kişilerin çoğunluğunun Türk vatandaşı olması gereklidir.

Türk Ticaret Şirketlerine Ait Gemiler: Türk ticaret şirketlerine ait gemilerde, şirketi yönetmeye yetkili kişilerin çoğunluğunun Türk vatandaşı olması ve şirket sözleşmesinde oy çoğunluğunun Türk ortaklarda bulunması gerekmektedir. Anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde ise, payların çoğunluğunun nama yazılı olması ve bir yabancıya devrinin şirket yönetim kurulunun iznine bağlı olması şartıyla gemi Türk Bayrağı çekebilir.

Donatma İştiraklerine Ait Gemiler: Türk ticaret siciline tescil edilen donatma iştiraklerinin mülkiyetindeki gemilerde ise, payların yarısından fazlasının Türk vatandaşlarına ait olması ve iştiraki yönetmeye yetkili paydaş donatanların çoğunluğunun Türk vatandaşı olması durumunda Türk Bayrağı çekme hakkı tanınır.

bb. İstisnalar (TTK m. 941)

Türk Ticaret Kanunu’nun 941. maddesine göre, belirli şartlar altında Türk Bayrağı çekme hakkına sahip bir gemi yabancı bayrak çekme izni alabilir. Eğer Türk Bayrağı çekme hakkını kaybedecek kişilere devredilen bir Türk gemisi, en az bir yıl süreyle kendi adlarına işletilmek üzere bırakılmışsa, malikin talebi üzerine Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bu geminin yabancı bayrak çekmesine izin verebilir. Bu izin süresince veya izin sona ermediği sürece gemi Türk Bayrağı çekemez. Türk bayrağı olmayan bir gemi ise Türk bayrağı çekme hakkına sahip kişilere en az bir yıl süreyle devredilmişse, malikin izniyle Türk Bayrağı çekmesine izin verilebilir; ancak, bu gemi her iki yılda bir şartları sağladığını belgelendirmek zorundadır ve Bakanlık tarafından özel bir sicile kaydedilir.

cc. Türk Bayrağı Çekme Hakkının Kaybedilmesi (TTK m. 942)

Türk Ticaret Kanunu’nun 940 ve 941. maddelerinde belirtilen koşulların ortadan kalkması durumunda gemi Türk Bayrağı çekme hakkını kaybeder. Bu durumda, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na derhal bildirimde bulunulmalıdır. Bakanlık, geminin Türk Bayrağı çekme hakkını en fazla altı ay daha devam ettirme izni verebilir; bu sürenin sonunda gemi, artık Türk Bayrağı çekemez.

dd. Hakkın İspatı

Gemi Tasdiknamesi (TTK m. 943): Türk Bayrağı çekme hakkının ispatı, gemi tasdiknamesi ile sağlanır. Gemi tasdiknamesi alınmadıkça gemi Türk Bayrağını çekemez. Gemi yolculuğu sırasında gemi tasdiknamesi veya sicil müdürlüğünce onaylanmış bir özeti ya da bayrak şahadetnamesinin gemide bulundurulması zorunludur.

Bayrak Şahadetnamesi (TTK m. 944): Türkiye dışında bulunan bir gemi, Türk Bayrağı çekme hakkını elde ederse, bulunduğu yerdeki Türk konsolosluğu tarafından verilen “bayrak şahadetnamesi” gemi tasdiknamesi yerine geçer ve bu belge en fazla bir yıl geçerlidir. Türkiye’de yapılmış, fakat Türk Bayrağı çekme hakkı olmayan gemilere, teslim edileceği yere kadar geçerli olmak üzere bayrak şahadetnamesi verilebilir. Ayrıca, 941’inci maddenin ikinci fıkrası ve 942’nci maddede belirtilen hallerde, bayrak şahadetnamesi izin süresi için geçerli olmak üzere düzenlenir.

Muafiyet Durumları (TTK m. 945): 18 gros tonilatodan küçük gemiler ve 935’inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan yatlar ve eğitim gemileri gibi özel amaçlı gemiler, gemi tasdiknamesine ve bayrak şahadetnamesine gerek olmaksızın Türk Bayrağı çekebilirler.

c. Geminin Bağlama Limanı (TTK m. 946)

Bir geminin bağlama limanı, geminin seferlerinin yönetildiği yerdir. Bu liman, geminin sicil kayıtlarında belirtilir ve geminin kıç kısmına ad ile birlikte yazılması zorunludur. Bağlama limanı, geminin operasyonel merkezini ifade eder ve hem yasal hem de operasyonel süreçlerde geminin kimlik bilgilerinin tamamlayıcı bir parçası olarak görülür.

Türk Ticaret Kanunu’nun bu düzenlemeleri, Türk gemilerinin kimliklerini ve bayrak haklarını uluslararası hukukta tanınan bir güvence altına alır. Gemilerin adlandırılması, bayrak çekme hakkı ve bağlama limanı gibi unsurlar, gemilerin milliyetini, hukuki statüsünü ve deniz ticaretinde sahip oldukları yasal hakları belirlemekte önemli rol oynar. Bu düzenlemeler sayesinde, Türk Bayrağı altında seyreden gemilerin statüsü korunur ve ilgili prosedürlerle uluslararası sularda yasal güvence sağlanır.

Sonuç

Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili maddeleri, deniz ticaretinde gemilerin tanımı, hukuki statüsü ve tarafların sorumluluklarını net bir şekilde düzenler. Gemi sahipleri, donatanlar ve mürettebatın yükümlülükleri açıkça tanımlanmış olup, bu sorumluluklar deniz ticaretinin güvenli ve düzenli bir şekilde işlemesini sağlar. Bir makale önerisi.

ÖNEMLİ HATIRLATMA – Tuzla Avukat

Gemilerin tanımı, hukuki statüsü ve bayrak çekme hakları konusunda gemi sahiplerinin ve ilgili diğer tarafların haklarını koruyabilmeleri ve yasal süreçlerin herhangi bir aksamaya mahal vermeksizin sorunsuz şekilde ilerleyebilmesi için alanında uzman bir hukuk danışmanı veya ile çalışmaları önem arz eder. Geminin bulunduğu liman ister Tuzla, ister Dilovası, ister Zeytinburnu ister İstanbul ister İzmir olsun fark etmez. Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili maddelerine uygun hareket edilmediğinde doğabilecek hukuki ve mali sonuçları minimize etmek amacıyla uzman bir destek almak, gelecekte yaşanabilecek olası problemleri en aza indirgeyecektir.

Read More