Gemi İhtiyati Haczi Talep Dilekçesi Nasıl Hazırlanır?

Deniz Alacağına Dayalı Hacizde Zorunlu Unsurlar, Deliller ve Uygulama Rehberi

Gemi ihtiyati haczi, deniz ticaretinde alacakların korunması açısından en etkili hukuki araçlardan biridir. Ancak bu yolun başarıyla işletilebilmesi, haciz talep dilekçesinin eksiksiz, doğru hukuki dayanaklara oturtulmuş ve yaklaşık ispat şartını karşılayacak şekilde hazırlanmasına bağlıdır. Uygulamada, şekli eksiklikler veya hatalı kurgulanan dilekçeler nedeniyle çok sayıda haciz talebi reddedilmektedir.

Bu çalışma, bir geminin ihtiyati haczinin talep edildiği dilekçelerde yer alması gereken zorunlu unsurları, hukuki dayanakları ve ispat araçlarını ilgili yargı kararları ışığında analiz etmektedir.

1. Geminin Kimlik Bilgileri ve Teşhisi

Gemi ihtiyati haczi taleplerinde, haczine karar verilecek geminin tereddüde yer bırakmayacak şekilde tanımlanması esastır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2025/51-2025/80 K) kararına göre, dilekçede geminin tüm kimlik bilgilerine yer verilmelidir. Bu bilgiler şunlardır:

Geminin adı,

IMO numarası,

Bağlama limanı,

Bayrağı,

Tescil limanı ve sicil numarası (varsa). Kararda, bu bilgilerin eksikliğinin hangi geminin haczine karar verildiğinin açıkça gösterilmesi zorunluluğuna aykırı olacağı vurgulanmıştır.

2. Alacağın “Deniz Alacağı” Niteliği ve Hukuki Dayanak

İhtiyati haciz talebi, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352 ve devamı hükümlerine dayandırılmalıdır. Dilekçede alacağın, kanunda sayılan 22 kalem deniz alacağından hangisine girdiği açıkça belirtilmelidir. Örnek kararlarda rastlanan deniz alacağı türleri şunlardır:

Gemi İşletilmesinden Doğan Zararlar (Çatma/Hasar): TTK m. 1352/1-a uyarınca geminin sebep olduğu zıya veya hasarlar (Yargıtay 11. HD, 2013/18320 

Yük Hasarı ve Zayiatı: TTK m. 1352/1-g uyarınca taşıma sözleşmesinden doğan yük zararları (Samsun BAM 3. HD, 2023/34 

Yakıt ve Malzeme Tedariki: TTK m. 1352/1-f ve l bentleri uyarınca gemiye sağlanan yakıt ve teçhizat bedelleri (Yargıtay 11. HD, 2013/6720 

Gemi Adamı Ücretleri: TTK m. 1352/1-o uyarınca kaptan ve mürettebatın ücret alacakları (İstanbul BAM 13. HD, 2019/906 

Römorkörcülük ve Liman Hizmetleri: TTK m. 1352/1-n uyarınca verilen hizmet bedelleri (İstanbul BAM 13. HD, 2022/1014 

3. Alacağın Miktarı ve Yaklaşık İspat Koşulu

İİK m. 258 ve TTK m. 1362 uyarınca, alacaklı alacağının varlığı ve miktarı konusunda mahkemeye kanaat getirecek deliller sunmalıdır. Tam ispat aranmamakta, “yaklaşık ispat” yeterli görülmektedir. Dilekçede alacak kalemleri (ana para, faiz, masraflar) ayrıntılı hesaplanmalıdır.

Örnek: İzmir BAM 17. HD (2023/471 K) dosyasında; mal bedeli, tahliye ücreti, depo kirası ve işgal bedeli gibi kalemler tek tek belirtilerek toplam zarar miktarı somutlaştırılmıştır.

Örnek: İstanbul BAM 13. HD (2025/2019 K) dosyasında; yakıt miktarları ile birim fiyatlar çarpılarak (mt x USD) detaylı bir hesap tablosu sunulmuştur.

4. Dilekçeye Eklenmesi Gereken Temel Deliller

Mahkemelerin yaklaşık ispat için yeterli bulduğu ve dilekçeye eklenmesi gereken belgeler şunlardır:

Sözleşmeler: Navlun sözleşmesi, çarter parti, hizmet veya satış sözleşmesi.

Ticari Belgeler: Faturalar, proformalar, ödeme dekontları.

Deniz Ticareti Belgeleri: Konşimento, ordino, gemi sicil kayıtları.

Teslim ve Onay Belgeleri: Gemi kaptanı tarafından mühürlenmiş yakıt teslim belgeleri, servis formları, iş emirleri.

Hasar Tespitleri: Ekspertiz raporları, protesto mektupları, mahkeme tespit dosyaları, fotoğraflar.

5. Teminat ve Seferden Men Talebi

Teminat: TTK m. 1363 uyarınca, deniz alacağı için ihtiyati haciz isteyen alacaklı 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında teminat yatırmak zorundadır. Denizli BAM 4. HD (2024/36) kararı, bu teminatın yatırılmamasını bir red gerekçesi olarak kabul etmiştir. Ancak gemi adamı alacaklarında teminatsız haciz kararı verilebilmektedir (İstanbul BAM 14. HD, 2022/2109

Seferden Men: TTK m. 1353/1 uyarınca deniz alacakları için geminin sadece ihtiyati haczine karar verilebilir; ayrıca ihtiyati tedbir veya seferden men istenemez. Ancak haczin infazı aşamasında geminin muhafaza altına alınması seferden men sonucunu doğurur.

6. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlamlar

Bakım-Onarım Hizmetleri: İkincil kaynak niteliğindeki İstanbul BAM 14. HD (2024/1068) kararına göre, bakım-onarım sözleşmeleri, kaptan onaylı talep formları ve proforma faturalar yaklaşık ispat için kritik öneme sahiptir.

Liman Hizmetleri: Yargıtay 11. HD (2014/9364  kararı, liman hizmetlerinin bedelsiz verilemeyeceği karinesinden hareketle, hizmetin verildiğinin ispatlanmasını yeterli görmüştür.

Kardeş Gemi Hacz: İstanbul BAM 43. HD (2022/266) kararı, borçluya ait başka bir geminin (kardeş gemi) haczinin talep edilmesi durumunda, gemiler arasındaki mülkiyet bağını gösteren sicil kayıtlarının ve “Register” belgelerinin dilekçeye eklenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Muacceliyet Tartışması: Samsun BAM 3. HD (2025/1346 ) kararı, dilekçede alacağın muaccel (ödeme günü gelmiş) olduğunun ve ifanın eksiksiz tamamlandığının net bir şekilde ortaya konulması gerektiğini, aksi halde talebin reddedilebileceğini hatırlatmaktadır.

Sonuç Olarak Dilekçe İçeriği Özeti:

Tarafların Sıfatları: Donatan, işleten, kiracı veya gemi yöneticisi oldukları netleştirilmelidir.

Gemi Bilgileri: Ad, IMO, Bayrak, Bağlama Limanı.

Alacak Detayı: TTK 1352 kapsamındaki türü, miktarı ve hesaplama yöntemi.

Tehlike Unsuru: Geminin limandan ayrılma riski ve alacağın tahsilinin imkansızlaşacağı iddiası.

Delil Listesi: Sözleşme, fatura, kaptan onaylı belgeler ve teknik raporlar.

Hukuki Dayanak: TTK m. 1352, 1353, 1362 ve 1363 hükümleri.

Sık Sorulan Sorular

Gemi ihtiyati haczi dilekçesinde gemi bilgileri neden bu kadar ayrıntılı yazılmalıdır?

Çünkü ihtiyati haciz, belirli ve somut bir gemi üzerinde uygulanır. Gemi adı, IMO numarası, bayrağı, bağlama limanı ve varsa sicil numarası açıkça belirtilmezse, hangi geminin haczedileceği konusunda tereddüt doğar. Yargı kararları, bu bilgilerin eksik olmasını haciz talebinin reddi için yeterli görmektedir. Özellikle aynı isimli veya kardeş gemilerin bulunduğu durumlarda, IMO numarası hayati önemdedir.

Deniz alacağı olduğu dilekçede nasıl ispatlanmalıdır?

Mahkeme, alacağın gerçekten TTK m. 1352’de sayılan deniz alacaklarından biri olup olmadığını açıkça görmek ister. Bu nedenle dilekçede, alacağın hangi bent kapsamına girdiği net biçimde belirtilmelidir. Örneğin yakıt alacağı, gemi adamı ücreti, römorkaj hizmeti veya bakım-onarım bedeli olduğu açıkça yazılmalı; soyut ifadelerden kaçınılmalıdır. Yanlış sınıflandırılan alacaklar, sırf bu nedenle reddedilebilmektedir.

Gemi ihtiyati haczinde “yaklaşık ispat” ne anlama gelir?

Gemi ihtiyati haczinde alacaklının alacağını tam olarak ispat etmesi gerekmez. Mahkemenin, alacağın varlığına ve miktarına dair kanaat oluşturması yeterlidir. Bu nedenle sözleşmeler, faturalar, kaptan onaylı teslim belgeleri, proforma faturalar, e-postalar ve teknik raporlar birlikte sunulmalıdır. Ancak deliller ne kadar düzenli ve tutarlıysa, haciz kararının alınma ihtimali de o kadar yükselir.

Teminat yatırılmazsa gemi ihtiyati haczi kararı verilebilir mi?

Kural olarak hayır. Deniz alacaklarında ihtiyati haciz isteyen alacaklı, 10.000 SDR tutarında teminat yatırmak zorundadır. Bu teminat yatırılmadan verilen haciz talepleri reddedilmektedir. Ancak gemi adamlarının ücret alacakları gibi istisnai durumlarda teminatsız haciz mümkündür. Bu ayrımın dilekçede açıkça belirtilmemesi, talebin reddine yol açabilir.

Gemi İhtiyati Haczi Sürecinde Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi, süre, şekil ve ispat bakımından son derece teknik bir hukuki süreçtir. Yanlış yazılmış tek bir cümle, eksik eklenmiş bir belge veya hatalı hukuki dayanak, alacaklının en güçlü güvencesini daha baştan kaybetmesine neden olabilir. Özellikle geminin limandan ayrılma riski bulunan dosyalarda, zamanla yarışılan bu süreçte hata toleransı yoktur.

Uzman bir deniz ticareti avukatı desteği olmadan yapılan başvurularda sıklıkla şu sorunlar yaşanır:

Alacağın deniz alacağı kapsamında yanlış nitelendirilmesi

Gemi kimlik bilgilerinin eksik veya hatalı yazılması

Yaklaşık ispatı sağlayacak delillerin yeterince yapılandırılmaması

Teminat ve seferden men rejiminin yanlış talep edilmesi

Kardeş gemi haczi imkanının gözden kaçırılması

Özellikle İstanbul ve Tuzla gibi deniz ticaretinin yoğun olduğu bölgelerde, mahkemeler bu talepleri çok sıkı denetlemektedir. Bu nedenle gemi ihtiyati haczi dilekçesinin, içtihatlara hâkim, deniz ticareti hukuku alanında uzman bir avukat tarafından hazırlanması; alacağın kağıt üzerinde kalmaması için kritik önemdir.

Read More

Gemi İhtiyati Haczi İçin Gemi Bilgileri Nereden Bulunur?

IMO Numarası, Bayrak, Bağlama Limanı ve Sicil Kaydı Rehberi

Gemi ihtiyati haczi taleplerinde en sık yapılan hatalardan biri, gemiye ait kimlik bilgilerinin eksik veya hatalı sunulmasıdır. Oysa mahkemeler açısından en kritik nokta, hacze konu geminin tereddüde yer vermeyecek şekilde teşhis edilmesidir. Bu yazıda, ihtiyati haciz dilekçesinde yer alması gereken gemi adı, IMO numarası, bağlama limanı, bayrak ve sicil bilgilerine nereden ve nasıl ulaşılacağını pratik ve uygulamaya dönük şekilde ele alıyoruz.

Gemi Adı ve IMO Numarası Nereden Bulunur?

Gemi ihtiyati haczinde en kritik kimlik bilgisi IMO numarasıdır. Çünkü gemi adı değişebilir; ancak IMO numarası geminin ömrü boyunca değişmez ve tekil bir tanımlayıcıdır. Bu nedenle mahkemeler, IMO numarasını geminin kesin teşhisi açısından vazgeçilmez kabul eder.

En güvenilir kaynaklar:

Uluslararası gemi sorgu sistemler

Equasis

IHS / Sea-Web

MarineTraffic

Konşimento (Bill of Lading)

Çarter parti veya taşıma sözleşmeleri

Gemi kaptanı imzalı belgeler (yakıt teslim fişi, iş emri, servis formları)

Dilekçede gemi adıyla birlikte IMO numarasına mutlaka yer verilmelidir. IMO numarasının yazılmadığı dosyalarda, haciz taleplerinin reddedildiği çok sayıda örnek bulunmaktadır.

Bağlama Limanı Nasıl Tespit Edilir?

Bağlama limanı, uygulamada en çok karıştırılan kavramlardan biridir. Bağlama limanı, geminin fiilen bulunduğu liman değil; siciline kayıtlı olduğu limandır.

Bağlama limanı şu kaynaklardan öğrenilir:

Gemi sicil kayıtları (Türk veya yabancı)

Liman başkanlığı kayıtları

Equasis / MarineTraffic sistemlerinde yer alan “Port of Registry” bilgisi

Gemi sertifikaları (Certificate of Registry)

Bağlama limanı yanlış yazıldığında, mahkeme yetki değerlendirmesinde sorun yaşayabilir. Bu nedenle fiili liman ile bağlama limanı mutlaka ayırt edilmelidir.

Geminin Bayrağı Nereden Öğrenilir?

Geminin bayrağı, özellikle yabancı bayraklı gemilerin ihtiyati haczinde büyük önem taşır. Çünkü yabancı gemiler bakımından da Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanmakta, ancak bayrak bilgisi hukuki değerlendirmede belirleyici rol oynamaktadır.

Bayrak bilgisi şu belgelerde yer alır:

Gemi sicil belgesi (Certificate of Registry)

Equasis, IHS, MarineTraffic kayıtları

Konşimento ve navlun sözleşmeleri
Bayrak bilgisinin eksik olduğu dilekçelerde, haczin yabancı gemiye uygulanabilirliği konusunda tereddüt doğabilmektedir.

Tescil Limanı ve Sicil Numarası Nereden Bulunur?

Türk Bayraklı Gemiler İçin:

Gemi Sicil Müdürlükleri

Bağlama Kütüğü kayıtları

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı sistemleri

Yabancı Bayraklı Gemiler İçin:

Yabancı gemi sicilleri (flag state registry)

Equasis / Sea-Web raporları

Certificate of Registry

Register extract (sicil özeti)

Yabancı gemilerde sicil numarasına her zaman ulaşmak mümkün olmayabilir. Bu durumda dilekçede “varsa sicil numarası” ibaresi kullanılarak IMO numarası + gemi adı + bayrak bilgisi birlikte yazılmalı ve bu durum açıkça açıklanmalıdır.

Eksik Bilgiler İcra ve Liman Başkanlığı Aşamasında Tamamlanabilir mi?

Uygulamada sıkça karşılaşılan durum şudur: Haciz talebi yapılırken tüm sicil bilgileri mevcut değildir, ancak gemi fiilen Türk limanındadır. Bu halde:

IMO numarası + gemi adı + bayrak bilgisi ile ihtiyati haciz talep edilebilir

İnfaz aşamasında, liman başkanlığı ve icra müdürlüğü üzerinden eksik bilgiler tamamlanır

Mahkemeler, geminin IMO numarası ile tereddütsüz teşhis edilebildiği dosyalarda aşırı şekilcilikten kaçınmaktadır

Sonuç: Gemi Bilgilerinde Esas Olan Nedir?

Gemi ihtiyati haczinde esas olan, hacze konu geminin tereddüde yer vermeyecek şekilde teşhis edilmesidir.
Bu nedenle:

IMO numarası mutlaka yazılmalı

Gemi adı, bayrak ve bağlama limanı birlikte belirtilmeli

Eksik bilgiler gerekçelendirilmelidir

Bu yaklaşım, uygulamada haciz taleplerinin kabul edilme ihtimalini ciddi şekilde artırmaktadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi talepleri, yüksek meblağlar, çok kısa süreler ve teknik deniz ticareti kuralları içeren, hata kabul etmeyen süreçlerdir. Geminin adı, IMO numarası, bayrak ve sicil bilgilerindeki tek bir eksiklik veya yanlışlık, haciz talebinin usulden reddine ya da haczin kısa sürede kaldırılmasına yol açabilir. Özellikle deniz alacağının doğru nitelendirilmesi, TTK m. 1352 kapsamına girip girmediğinin doğru tespiti, yaklaşık ispat eşiğini karşılayan delillerin seçilmesi ve mahkeme–icra–liman başkanlığı koordinasyonunun eş zamanlı yürütülmesi uzmanlık gerektirir.

Uygulamada geminin limandan ayrılması saatler içinde mümkün olabildiğinden, yanlış mahkeme seçimi, eksik teminat hesabı veya hatalı dilekçe kurgusu, alacağın fiilen tahsil edilememesine neden olabilir. Bu nedenle gemi haczi süreçlerinde, deniz ticareti hukuku pratiğine hâkim, liman uygulamalarını bilen ve acil haciz dosyalarında tecrübeli bir uzman avukatla çalışmak, hem haczin alınması hem de haczin korunması açısından belirleyici rol oynar.

Sık Sorulan Sorular

Gemi ihtiyati haczi dilekçesinde IMO numarası mutlaka yazılmalı mı?

Evet. IMO numarası, geminin en güvenilir ve değişmez kimlik bilgisidir. Gemi adı zaman içinde değişebilse de IMO numarası geminin ömrü boyunca sabit kalır. Mahkemeler, hacze konu geminin tereddütsüz şekilde teşhis edilebilmesi için IMO numarasının dilekçede yer almasını kritik görmektedir. IMO numarasının bulunmadığı veya eksik yazıldığı dosyalarda ihtiyati haciz taleplerinin reddedildiği uygulamada sıkça görülmektedir.

Bağlama limanı ile geminin fiilen bulunduğu liman aynı şey midir?

Hayır. Bağlama limanı, geminin siciline kayıtlı olduğu limanı ifade eder; geminin fiilen bulunduğu veya haczin uygulandığı limanla karıştırılmamalıdır. Bu ayrım, hem mahkemenin yetkisinin belirlenmesi hem de gemi bilgilerinin doğru sunulması açısından önemlidir. Dilekçede bağlama limanı yanlış yazıldığında, yetki itirazları ve usulden ret riskleri ortaya çıkabilmektedir.

Yabancı bayraklı gemilerde sicil numarası bulunamazsa haciz talebi reddedilir mi?

Hayır. Yabancı bayraklı gemilerde sicil numarasına her zaman ulaşmak mümkün olmayabilir. Bu durumda, dilekçede IMO numarası, gemi adı ve bayrak bilgisi birlikte yazılır ve sicil numarasına neden ulaşılamadığı kısaca açıklanır. Uygulamada mahkemeler, IMO numarası ile geminin tereddütsüz şekilde teşhis edilebildiği dosyalarda şekilci davranmamakta ve haciz taleplerini kabul etmektedir.

Read More

Deniz Alacağına Dayalı Gemi İhtiyati Haczi Nedir?Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Şartlar, Teminat, Seferden Men ve İtiraz Süreci

1. Deniz Alacağı Kavramı ve İhtiyati Haciz Talebinin Temeli 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca, bir geminin ihtiyati haczine yalnızca TTK m. 1352’de sınırlı olarak sayılan “deniz alacakları” için karar verilebilir. TTK m. 1353 uyarınca, deniz alacaklarını teminat altına almak amacıyla gemi üzerine ihtiyati tedbir konulması veya başka bir surette geminin seferden menedilmesi istenemez; başvurulabilecek tek hukuki yol ihtiyati hacizdir. Deniz alacakları arasında geminin işletilmesi, bakımı, yakıt tedariki, gemi adamı ücretleri, geminin satış sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar ve çevre zararları gibi kalemler yer almaktadır.

2. Başvuru Süreci ve Yaklaşık İspat Koşulu 

Geminin ihtiyati haczini talep eden alacaklı, TTK m. 1362 uyarınca alacağının bir deniz alacağı olduğunu ve alacağın parasal değerini mahkemeye kanaat getirecek delillerle sunmalıdır.

İspat Ölçütü: Tam ispat aranmaz, “yaklaşık ispat” yeterlidir. Alacaklı; sözleşme, fatura, gemi kaptanının imza ve mührünü taşıyan belgeler, sörvey raporları, e-posta yazışmaları veya proforma faturalar gibi delillerle mahkemede kanaat oluşturmalıdır.

Görevli ve Yetkili Mahkeme: Görevli mahkeme deniz ticareti ihtisas mahkemeleridir (Asliye Ticaret Mahkemeleri). Yetki ise geminin bulunduğu yer liman başkanlığına göre tayin edilir.

3. Teminat Yatırma Yükümlülüğü 

TTK m. 1363/1 uyarınca, ihtiyati haciz kararı verilmesini isteyen alacaklı, borçlunun ve üçüncü kişilerin uğrayabileceği zararları karşılamak üzere 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında (veya bunun TL karşılığı) nakit veya banka teminat mektubu sunmak zorundadır.(SDR (Özel Çekme Hakkı – Special Drawing Right), IMF’nin USD–EUR–CNY–JPY–GBP para sepetine göre günlük değerlenen uluslararası bir hesap birimidir. 28 Ocak 2026 itibarıyla 1 SDR ≈ 59,87 TL olup, buna göre 10.000 SDR ≈ 598.734 TL’ye karşılık gelmektedir; kur gün içinde değişebileceğinden mahkeme veya infaz günündeki SDR/TL kuru esas alınır.)

İstisna: Gemi adamlarının ücret alacakları ve ülkelerine geri götürülme masrafları için talep edilen ihtiyati hacizlerde alacaklının teminat yatırması gerekmemektedir (TTK m. 1363/2).

Teminatın Artırılması: Borçlu, geminin seferden alıkonulması nedeniyle uğradığı günlük işletme giderleri ve kazanç kayıplarını ileri sürerek teminatın artırılmasını mahkemeden talep edebilir.

4. Kararın İnfazı ve Seferden Men

 İhtiyati haciz kararı alındıktan sonra infaz aşamasında sıkı sürelere ve usullere dikkat edilmelidir:

İnfaz Süresi: Alacaklı, kararın verildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki veya geminin bulunduğu yerdeki icra dairesinden infazı istemelidir. Aksi halde karar kendiliğinden kalkar (TTK m. 1364).

Seferden Men: TTK m. 1366 uyarınca, ihtiyati haczine karar verilen gemiler, bayrağına bakılmaksızın icra müdürü tarafından seferden menedilerek muhafaza altına alınır. Seferden men, ihtiyati haczin doğal bir sonucu ve muhafaza işlemidir; mahkemeden ayrıca talep edilmesine gerek yoktur.

Sicil Bildirimi: İhtiyati haciz kararı, uygulandığı ilk iş gününde geminin kayıtlı olduğu sicile (veya Bağlama Kütüğü’ne) bildirilir. Ancak sadece sicile şerh verilmesi yeterli olmayıp, geminin fiilen haczolunması (seferden men) şarttır.

5. İhtiyati Haczi Tamamlayan Merasim (Tamamlayıcı İşlemler) 

Deniz alacaklarına ilişkin ihtiyati hacizlerde, İcra ve İflas Kanunu’ndaki (İİK) genel sürelerden farklı bir düzenleme mevcuttur. TTK m. 1376 uyarınca, ihtiyati haciz kararının infazından itibaren alacaklı, bir ay içinde esas hakkındaki davasını açmalı veya icra takibine başlamalıdır. İİK m. 264’teki 7 günlük süre deniz alacaklarında uygulanmaz.

6. İtiraz ve Haczin Kaldırılması

İtiraz: Borçlu, haciz tutanağının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye başvurarak ihtiyati hacze itiraz edebilir (İİK m. 265). İtiraz nedenleri; haczin dayandığı sebepler, mahkemenin yetkisi ve teminat ile sınırlıdır. Alacağın esasına veya kesin miktarına ilişkin maddi hukuk itirazları bu aşamada dinlenmez.

Teminat Karşılığı Kaldırma: TTK m. 1371 uyarınca borçlu, geminin değerini geçmemek kaydıyla alacağın tamamı, faiz ve giderler için yeterli teminat göstererek haczin gemi üzerinden kaldırılarak teminata kaydırılmasını talep edebilir.

7. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bilgiler

 İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararları, geminin ihtiyati haczine ilişkin şu ek bağlamları sunmaktadır:

Kardeş Gemi (Sister Ship) Haczi: TTK m. 1369/2 uyarınca, alacak doğduğunda asıl geminin maliki, kiracısı veya işleteni olan kişiye ait diğer gemilerin (kardeş gemiler) haczine de imkan tanınmaktadır. Bu durumda gemi sicil kayıtları ve donatanlık ilişkisinin yaklaşık ispatı kritik önemdedir.

Görevli Mahkeme Ayrımı: Türk bayraklı ve belirli büyüklükteki gemilerde çalışan gemi adamlarının ücret alacakları Deniz İş Kanunu’na tabi olduğundan, bu tür ihtiyati haciz taleplerinde İş Mahkemeleri görevli olabilmektedir. Görev hususu kamu düzeninden olup mahkemece resen dikkate alınır.

Hapis Hakkı Engeli: Kanunen hapis hakkına konu olabilecek emtialar (örneğin zaman çarteri sözleşmesinden doğan yakıt alacakları) için ihtiyati haciz kararı verilmesi, hapis hakkı önceliği nedeniyle reddedilebilir.

Yabancı Bayraklı Gemiler: Yabancı bayraklı gemilerin haczinde de Türk hukuku (TTK m. 1364-1368) uygulanır ve icra müdürü gemiyi bayrağına bakmaksızın seferden meneder. Bir yazı önerisi.

Sık Sorulan Sorular

Deniz Alacağı Nedir ve Neden Sadece İhtiyati Haciz Yoluna Gidilebilir?

Türk Ticaret Kanunu, hangi alacakların deniz alacağı sayılacağını sınırlı olarak düzenlemiştir. Gemi işletilmesi, bakım ve onarım giderleri, yakıt tedariki, gemi adamı ücretleri, geminin satışından doğan uyuşmazlıklar ve çevre zararları bu kapsamda yer alır. Kanun açıkça şunu söyler: Deniz alacakları için gemi üzerine ihtiyati tedbir konulamaz, gemi başka bir yolla seferden men edilemez.
Tek hukuki yol ihtiyati hacizdir. Bu kural, alacaklının yanlış hukuki yola başvurması halinde talebin reddedilmesine neden olabilecek kadar kesindir.

Gemi ihtiyati haczi için mutlaka deniz alacağı mı gerekir?

Evet. Deniz alacağı dışında kalan alacaklar için gemi ihtiyati haczi talep edilemez. Mahkeme bu hususu re’sen inceler.

Gemi ihtiyati haczinde tam ispat şart mı?

Hayır. Yaklaşık ispat yeterlidir. Mahkemenin kanaat oluşturması yeterli kabul edilir.

Gemi haczi alındıktan sonra seferden men otomatik olarak mı uygulanır?

Evet. Gemi hakkında ihtiyati haciz kararı verildiğinde, seferden men işlemi ayrıca talep edilmesine gerek olmaksızın otomatik olarak uygulanır. Türk Ticaret Kanunu’na göre seferden men, ihtiyati haczin doğal ve zorunlu bir sonucudur. İcra müdürlüğü, haciz kararını infaz ederken geminin fiilen sefer yapmasını engeller ve gemiyi muhafaza altına alır.

Yabancı bayraklı gemiler Türkiye’de ihtiyati hacze konu edilebilir mi?

Evet. Yabancı bayraklı gemiler de Türkiye’de ihtiyati hacze konu edilebilir ve bu gemiler hakkında da Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Geminin Türk bayraklı veya yabancı bayraklı olması, ihtiyati haciz kararı verilmesine engel değildir. Gemi Türkiye limanlarında, karasularında veya Türk liman başkanlığının fiili denetim alanı içindeyse; deniz alacağına dayalı olarak ihtiyati haciz kararı alınabilir ve icra müdürü tarafından gemi bayrağına bakılmaksızın seferden men edilir. Uygulamada yabancı bayraklı gemiler için de sicil bildirimi yapılır, ancak esas olan geminin fiilen haczedilmesi ve hareketinin durdurulmasıdır.

Gemi İhtiyati Haczi Sürecinde Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi, süreye son derece duyarlı, teknik ve uluslararası boyutu olan bir süreçtir. Yanlış mahkeme, eksik delil, hatalı süre hesabı veya yanlış hukuki yol seçimi; alacaklının en güçlü kozunu baştan kaybetmesine yol açabilir. Özellikle İstanbul deniz ticaret avukatı veya Tuzla deniz ticaret avukatı desteği olmadan yürütülen dosyalarda şu riskler sık görülür:

3 iş günlük infaz süresinin kaçırılması

1 aylık tamamlayıcı merasim süresinin yanlış uygulanması

Yanlış teminat stratejisi

Kardeş gemi haczi imkanının kaçırılması

Haczin usulden kaldırılması. Tuzla tersaneler bölgesi, gemi bakım ve onarım alacaklarının merkezidir. Bu bölgede faaliyet gösteren firmalar için deniz ticareti hukukuna hâkim bir avukatla çalışmak hayati önemdedir. Bu noktada 2M Hukuk, gemi ihtiyati haczi, deniz alacağı, kardeş gemi haczi, teminat ve tahsil süreçlerinde stratejik ve önleyici hukuki danışmanlık sunarak alacağın fiilen korunmasını hedefler.

Read More

Gemi Üzerindeki İhtiyati Haczin Teminata Kaydırılması Sonrası Alacaklının Hakları

Deniz Alacağı, Teminat, Rehin ve Tahsil Süreci

Gemiye tamir, bakım veya teknik hizmet sunan firmaların alacakları, Türk Ticaret Kanunu uyarınca deniz alacağı niteliğindedir. Bu alacaklar için gemi üzerine ihtiyati haciz konulabilmekte; ancak uygulamada borçlular çoğu zaman nakit veya banka teminat mektubu yatırarak haczi teminata kaydırmakta ve geminin seferden men edilmesini önlemektedir.

Bu noktadan sonra alacaklı için kritik soru şudur:
“Haciz teminata kaydırıldıysa, alacak nasıl güvence altına alınır ve tahsil edilir?”

Gemiye tamir işi yapan bir firmanın, deniz alacağı niteliğindeki alacağı için gemi üzerine ihtiyati haciz kararı alması ve borçlunun teminat yatırarak bu haczi kaldırması (teminata kaydırılması) durumunda alacaklının başvurabileceği hukuki yollar ve bu süreçlerin analizi aşağıda sunulmuştur:

1. İhtiyati Haczi Tamamlayan Merasimlerin Yerine Getirilmesi

Gemi üzerindeki ihtiyati haciz teminata kaydırıldığında, haciz hükümsüz kalmaz; sadece konusu değişerek yatırılan teminat (nakit veya banka teminat mektubu) üzerine geçer. Alacaklının bu aşamada ihtiyati haczi kesin hacze dönüştürmek için yasal süreler içinde “tamamlayıcı merasimleri” başlatması zorunludur.

İcra Takibi ve Dava Açma Süreleri: Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1376 uyarınca, deniz alacaklarında ihtiyati haczi tamamlayan merasimlere başlama süresi bir ay olarak uygulanır. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2023/1806 E. ), deniz alacağı uyuşmazlıklarında İİK m. 264/2’deki 7 günlük sürenin değil, TTK m. 1376’daki bir aylık sürenin esas alınması gerektiğini, bu süre içinde icra takibi başlatılmasının veya arabuluculuğa başvurulmasının haczin devamı için yeterli olduğunu hüküm altına almıştır.

Arabuluculuk Başvurusu: Dava şartı olan arabuluculuğa süresi içinde başvurulması, ihtiyati haczi tamamlayan bir işlem olarak kabul edilmektedir.

2. Esas Alacağın Tahsili İçin Başvurulacak Dava ve Takip Yolları

Teminat yatırılmasıyla gemi seferden men edilmekten kurtulsa da, alacaklı alacağını tahsil etmek için aşağıdaki yollara başvurabilir:

İtirazın İptali Davası: Borçlu, başlatılan icra takibine itiraz ederse, alacaklı İİK m. 67 uyarınca itirazın iptali davası açabilir. İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/209 E. K) ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2024/760 E. K) kararlarında görüldüğü üzere, alacaklılar teminat üzerine kaydırılan haciz sonrası itirazın iptali davası açarak alacağın varlığını ispatlama yoluna gitmektedir.

Kanuni Rehin Hakkı Tesisi: Alacaklı, asıl alacak davası ile birlikte teminat üzerine kanuni rehin hakkı tesis edilmesini talep edebilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2024/4398 E. ), gemiye verilen hizmetten kaynaklanan alacaklarda, yatırılan teminat mektubu üzerine davacı lehine TTK m. 1321 ve 1322 gereğince kanuni rehin hakkı tesis edilmesine ve teminatın karar kesinleşinceye kadar tutulmasına karar verilmesini onamıştır.

Tahkim ve Tenfiz Yolu: Eğer taraflar arasındaki sözleşmede tahkim şartı varsa, alacaklı yabancı bir tahkim merkezinde (örneğin Londra/LMAA) süreci başlatabilir. İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi (2014/396 E. K) örneğinde, alacaklı Londra’da tahkim başlatmış ve aldığı kararın Türkiye’de tenfizi yoluna giderek yatırılan teminattan tahsilat yapmayı amaçlamıştır.

3. Teminatın Korunması ve İadesinin Engellenmesi

Borçlu tarafından yatırılan teminatın iadesini önlemek, alacaklının en kritik hamlelerinden biridir.

İhtiyati Tedbir Talebi: Alacaklı, asıl alacak davası sürerken icra dosyasındaki teminatın borçluya iadesini durdurmak için ihtiyati tedbir talep edebilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi (2018/830 E. K), hapis hakkı ve teminatla kaldırma sürecinde, icra dosyasındaki paranın dava sonuna kadar ödenmesinin durdurulmasına yönelik tedbir kararını yerinde bulmuştur.

Teminatın İadesine Karşı İtiraz: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2023/1567 E. K), ihtiyati haciz teminata kaydığında haczin bu teminat üzerinde devam ettiğini ve üzerindeki haciz kalkmadığı sürece teminatın iadesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır.

4. Usuli Şikayet ve İstinaf Yolları

İcra Mahkemesine Şikayet: İcra müdürlüğünün teminatı yetersiz bulmasına rağmen haczi kaldırması veya usulsüz işlem yapması durumunda İİK m. 266 uyarınca icra mahkemesine şikayet yoluna başvurulabilir (İzmir 10. İcra Hukuk Mahkemesi, 2016/242 E. 

İstinaf Başvurusu: Borçlunun ihtiyati hacze itirazının kabul edilmesi ve haczin kaldırılması durumunda alacaklı bu ek karara karşı istinaf yoluna başvurabilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2021/1888 E. K), mülkiyet değişikliği iddiasıyla kaldırılan haciz kararını, devrin ispatlanamadığı gerekçesiyle kaldırarak haczin devamına hükmetmiştir.

İkincil Kaynak Analizi

İkincil kaynaklardan elde edilen bilgilere göre aşağıdaki hususlar vurgulanmalıdır:

Süre ve İnfaz Zorunluluğu: TTK m. 1364 uyarınca alacaklı, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde icra dairesinden kararın infazını istemek zorundadır. Ayrıca asıl alacak davasının hacizden itibaren 1 yıl içinde takip edilmesi gerekliliği (TTK m. 1365) hatırlatılmaktadır (BAM İstanbul 13. HD, 2024/1666 E. K; BAM İstanbul 14. HD, 2021/1949 E. K).

Yaklaşık İspat: Tamir alacaklısının haciz talebinde; faturalar, gemi kaptanı imzalı iş listeleri ve iş tamamlama raporları gibi belgelerle alacağını “yaklaşık ispat” etmesi yeterlidir. Mahkemeler bu aşamada belgelerin sahteliği gibi derinlemesine incelemelere girmemektedir (BAM Samsun 3. HD, 2024/1905 E. K).

Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması: Eğer borçlu firma mal kaçırma amacıyla farklı şirketler üzerinden hareket ediyorsa, alacaklı asıl alacak davasında tüzel kişilik perdesinin aralanmasını talep ederek sorumluluğu genişletebilir (İstanbul 17. ATM, 2018/62 E. K).

İflas Durumu: Borçlunun iflası halinde alacaklının iflas masasına katılması veya davanın feragat/kabul süreçlerine göre şekillenmesi gerekebilir (İstanbul 17. ATM, 2015/179 E. Kaynak).

Sonuç olarak; gemi üzerindeki haciz teminata kaydırıldığında alacaklı, bir aylık süre içinde icra takibi veya dava yoluna gitmeli, teminat üzerine kanuni rehin hakkı tesis ettirmeli ve yargılama süresince teminatın iadesini engelleyecek tedbirleri almalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Gemi üzerindeki ihtiyati haciz teminata kaydırılırsa haciz düşer mi?

Hayır. Haciz düşmez, sadece konusu değişir. Gemi yerine yatırılan teminat hacze konu olur ve haczin hukuki etkileri bu teminat üzerinde devam eder.

Deniz alacaklarında ihtiyati haczi tamamlamak için süre kaç gündür?

Deniz alacaklarında süre 7 gün değil, 1 aydır. TTK m. 1376 gereğince bu süre içinde icra takibi, dava veya arabuluculuğa başvurulması yeterlidir.

Teminat mektubu üzerine rehin hakkı tesis edilebilir mi?

Evet. Gemiye verilen hizmetten doğan deniz alacaklarında, yatırılan teminat mektubu üzerine kanuni rehin hakkı tesis edilmesi mümkündür ve yargı kararları bu yöndedir.

Borçlu teminatın iadesini isterse alacaklı ne yapmalıdır?

Alacaklı, teminatın iadesine karşı ihtiyati tedbir, itiraz ve gerekirse icra mahkemesine şikayet yollarına başvurmalıdır. Aksi halde teminat iade edilebilir.

Deniz Alacaklarında Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi üzerindeki ihtiyati haciz, teminata kaydırma, kanuni rehin hakkı ve tahsil süreci; genel icra hukukundan farklı, teknik ve süreye son derece duyarlı bir alandır. Özellikle İstanbul deniz ticaret avukatı veya Tuzla deniz ticaret avukatı desteği olmadan yürütülen dosyalarda, en sık yapılan hata sürelerin kaçırılması ve teminatın korunamamasıdır.

Deniz alacakları bakımından;

Yanlış süre uygulanması (7 gün – 1 ay ayrımı),

Teminat üzerine rehin talep edilmemesi,

Tahkim–tenfiz ilişkisinin hatalı yönetilmesi,

Teminatın iadesine karşı tedbir alınmaması alacağın fiilen tahsil edilememesiyle sonuçlanabilmektedir.

Özellikle Tuzla tersaneler bölgesi, gemi tamir ve bakım alacaklarının yoğunlaştığı bir merkezdir. Bu bölgede faaliyet gösteren firmalar için Tuzla deniz ticaret avukatı ile çalışmak, sürecin doğru yönetilmesi açısından kritik önemdedir. Bu noktada 2M Hukuk, deniz alacakları, gemi haczi, teminata kaydırma, kanuni rehin, tahkim ve tenfiz süreçlerinde önleyici ve stratejik hukuki danışmanlık sunarak alacağın kağıt üzerinde kalmamasını hedefler. Gemi üzerindeki ihtiyati haczin teminata kaydırılması, alacaklının elini zayıflatmaz; ancak doğru hukuki refleksler gösterilmezse alacak fiilen güvence dışı kalabilir. Bu nedenle süreç, deniz ticareti hukukuna hâkim bir avukatla yürütülmelidir.

Read More

Deniz İş Hukuku ve özellikle 2006 Denizcilik Çalışma Sözleşmesi’nin (MLC 2006) uygulama kapsamı, gemi çalışanlarına sağladığı haklar nedir?

Giriş

Deniz İş Hukuku ve özellikle 2006 Denizcilik Çalışma Sözleşmesi’nin (MLC 2006) uygulama kapsamı, gemi çalışanlarına sağladığı haklar ve bu kuralların Türkiye ile geminin bayrak devleti açısından bağlayıcılığı nedir?

Bu çalışma, Deniz İş Hukuku ve özellikle 2006 Denizcilik Çalışma Sözleşmesi’nin (MLC 2006) uygulama kapsamını, gemi çalışanlarına sağladığı hakları ve bu kuralların Türkiye ile geminin bayrak devleti açısından bağlayıcılığını, sunulan literatür çerçevesinde analiz etmektedir. Analiz, Türkiye’nin 1967 tarihli Deniz İş Kanunu’nun mevcut durumu ile uluslararası standartlar arasındaki farkları ve MLC 2006’nın getirdiği yenilikleri ortaya koymaktadır.

1. Deniz İş Hukuku ve Uluslararası Sözleşmelerin Uygulama Kapsamı

Deniz İş Hukuku’nun uygulama alanı, hem ulusal mevzuat hem de uluslararası sözleşmeler tarafından belirlenmektedir. Türkiye’de temel düzenleme 1967 tarihli Deniz İş Kanunu (DİK) olmakla birlikte, uluslararası alanda en kapsamlı ve güncel belge MLC 2006’dır.

MLC 2006’nın Kapsamı ve Niteliği: MLC 2006, önceki birçok Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmesini tek bir çatı altında toplayan ve bu nedenle “süper milletlerarası sözleşme” olarak adlandırılan temel bir belgedir. Gemi çalışanlarının insan hakları beyannamesi” olarak nitelendirilmektedir ve SOLAS, STCW ve MARPOL sözleşmeleriyle birlikte uluslararası deniz ticaretinin “dördüncü ayağını” oluşturmaktadır.

Gemi ve Yer Bakımından Kapsam: Uluslararası sözleşmeler, uygulama alanını geniş tutmaktadır. Stcw-1978’de, Ilo Sözleşmesi’nde, 1999/63/Ec ve 1999/95/Ec sayılı Ab direktiflerinde veya Mlc-2006’da karasularındaki ve iç sulardaki denizcilik faaliyetlerinin sözleşmelerin kapsamı dışında olduğuna dair herhangi bir hüküm yoktur. Ancak MLC 2006, taraf devletlere belirli istisnalar tanımaktadır:”Mlc-2006 Madde Iı / f. 6 uyarınca, taraf Devlet yetkili idaresinin, bazı kategorilerdeki gemiler bakımından sözleşmenin uygulanmasının makul olmadığına kanaat getirdiği durumlarda Ilo Genel Müdürlüğüne önceden bildirimde bulunmak kaydıyla, mevzuat düzenlemeleri yoluyla veya toplu iş sözleşmeleriyle 200 Grt altındaki ve yalnızca karasuları ile iç su seferlerine özgülenmiş gemiler sözleşme kapsamı dışında bırakılabilir.

Türk Hukuku ile Uluslararası Hukuk Arasındaki Kapsam Farklılıkları: Önemli bir farklılık, iç sularda çalışan gemiler konusunda ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu (…) Uluslararası Çalışma Örgütü Sözleşmeleri kapsamına, genel olarak, deniz gemileri dâhil edilmiş ve iç su gemileri Sözleşmelerin uygulama alanı dışında bırakılmıştır. Oysa Deniz İş Kanunu’nda geminin sadece denizde hareket etmesi şartı aranmamış; göllerde ve akarsularda hareket eden gemiler de diğer şartların da varlığı hâlinde Kanun kapsamında sayılmıştır. Bu durum, Türkiye’nin MLC 2006’yı onaylaması sonrası ulusal mevzuatta bir uyumlaştırma ihtiyacı doğuracaktır. Ayrıca balıkçı gemileri de MLC 2006 kapsamı dışındadır ve bu gemiler için ayrı bir düzenleme yapılması önerilmektedir.

2. Gemi Çalışanlarına Sağlanan Haklar ve Garantiler

MLC 2006, gemi çalışanlarının haklarını geniş bir yelpazede güvence altına almaktadır. Sözleşme, temel hak ve prensiplerin yanı sıra somut çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin detaylı kurallar içermektedir.

MLC 2006’nın Sağladığı Temel Haklar: Kurallar ve Kod” kısmı şu konuları düzenlemektedir:”…gemide çalışabilmek için asgari şartlara, istihdam koşullarına, barınma ve dinlenme ile yemek servisine, gemi çalışanının sağlık ve sosyal güvenlik bakımından korunmasına ve sözleşmeye uyum ile sözleşmenin icrasına dair hükümler yer almaktadır. Ayrıca, her gemi çalışanının işverenle arasında yazılı bir iş sözleşmesi bulunması zorunluluğu getirilmiştir.

Çalışma ve Dinlenme Süreleri: Uluslararası sözleşmeler, gemi çalışanları arasında ayrım yapmaksızın çalışma ve dinlenme sürelerine ilişkin standartlar getirirken, Türk hukukunda bu konuda eksiklikler ve tartışmalar mevcuttur.

3. Sözleşmelerin Bağlayıcılığı: Bayrak Devleti ve Türkiye Açısından Durum

Uluslararası sözleşmelerin bağlayıcılığı, “bayrak devleti” prensibi ve “liman devleti kontrolü” mekanizmaları üzerinden sağlanmaktadır.

Bayrak Devleti Sorumluluğu: Uluslararası hukukun temel bir ilkesi olarak, gemi hangi devletin bayrağını taşıyorsa, o devletin kanunlarına tabidir. Geçerli uluslararası iş belgelerini dikkate alarak gemilerin donatımı ve mürettebatın çalışma şartları ile ilgili konularda denizde güvenliği sağlamak üzere gerekli olan tedbirleri alacaktır. Bayrak devletinin bu yükümlülükleri yerine getirmemesi, özellikle “elverişli bayrak” uygulamaları, uluslararası standartların etkinliğini zayıflatan bir sorundadır.

Türkiye’nin Durumu ve “Lehe Olan Hükmün Uygulanması”: Türkiye, MLC 2006’ya taraf olma sürecini başlatmıştır. Denizcilik Çalışma Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, 25.03.2017 tarihli ve Resmî Gazete’de yayınlanmıştır. Bu durum, 1967 tarihli DİK’in güncellenmesini zorunlu kılmaktadır. Bununla birlikte, uluslararası bir sözleşmeye taraf olmak, ulusal mevzuattaki daha koruyucu hükümlerin ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Temel haklar ve özgürlükler bakımından ulusal mevzuat normlarının milletlerarası sözleşme hükümlerine göre daha lehe olduğu durumlarda ulusal mevzuat düzenlemelerinin uygulanmasına hiçbir engel yoktur.

4. Uygulama Alanı ve Başvuru Durumları: Liman Devleti Kontrolü

MLC 2006’nın en güçlü yönlerinden biri, sadece sözleşmeyi onaylayan bayrak devletleri için değil, aynı zamanda taraf olmayan devletlerin bayrağını taşıyan gemiler için de bir denetim mekanizması öngörmesidir. Bu, “Liman Devleti Kontrolü” (Port State Control) ile sağlanır.

Evrensel Uygulama Etkisi: Sözleşmeye taraf olmayan bir devletin bayrağını taşıyan gemiler bayrak devleti olarak sözleşmeyi uygulamasa da gemilerin sefer yaptığı liman devleti sözleşmeye taraf bir devlet ise sözleşme hükümleri o gemi için de tatbik edilecektir. Böylelikle sözleşmeye taraf olmayan bir devletin bayrağını taşıyan gemide sözleşme yükümlülüklerinin ihlal edildiği tespit edilirse sözleşmede düzenlenen ve liman devleti kanunlarında yer alan yaptırımlar devreye girecektir.

Bu durum, MLC 2006’nın fiili uygulama alanını genişletmekte ve tüm dünyadaki gemi çalışanları için asgari standartların oluşmasına önemli bir katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla bir gemi çalışanı, geminin bayrak devletinin sözleşmeye taraf olup olmadığına bakılmaksızın, geminin yanaştığı liman devletinin MLC 2006’ya taraf olması durumunda bu sözleşmenin sağladığı haklara dayanarak talepte bulunabilir.

İnceleme ve Değerlendirme

Sunulan literatür, Deniz İş Hukuku alanında ulusal ve uluslararası hukuk arasında bir gerilim ve uyum süreci olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin 1967 tarihli Deniz İş Kanunu, modern denizciliğin ve uluslararası standartların gerisinde kalmıştır. MLC 2006 ise gemi çalışanlarının haklarını tek bir çatı altında toplayan, kapsamlı ve evrensel uygulama potansiyeli yüksek bir belge olarak öne çıkmaktadır.

Bayrak devletinin birincil sorumluluğuna rağmen, “elverişli bayrak” gibi uygulamalar nedeniyle denetimlerin yetersiz kalabildiği görülmektedir. Bu noktada, Liman Devleti Kontrolü mekanizması, MLC 2006’nın standartlarının küresel ölçekte uygulanabilmesi için kritik bir rol oynamaktadır. Türkiye’nin sözleşmeyi onaylama süreci, ulusal mevzuatın bu evrensel standartlarla uyumlu hale getirilmesi için önemli bir fırsat sunmaktadır.

Sonuç

Uygulama Kapsamı: Deniz İş Hukuku ve MLC 2006, bayrak devletinin yanı sıra, liman devleti kontrolü yoluyla sözleşmeye taraf olmayan devletlerin bayrağını taşıyan gemileri de kapsayacak şekilde geniş bir uygulama alanına sahiptir.

Garanti Edilen Haklar: MLC 2006; asgari istihdam koşulları, yazılı iş sözleşmesi, sağlıklı ve güvenli barınma, çalışma ve dinlenme süreleri ile sosyal güvenlik gibi temel hakları güvence altına almaktadır.

Bağlayıcılık: Sözleşme, taraf olan bayrak devletleri için doğrudan bağlayıcıdır. Türkiye için ise onay sürecinin tamamlanmasıyla bağlayıcı hale gelecek ve mevcut Deniz İş Kanunu’nun güncellenmesini gerektirecektir.

Başvuru Durumları: Gemi çalışanları, bayrak devletinin sözleşmeye taraf olması durumunda veya geminin yanaştığı liman devleti sözleşmeye taraf ise, bayrak devletine bakılmaksızın MLC 2006 hükümlerine dayanarak hak talebinde bulunabilirler. Bu, sözleşmenin en etkili yaptırım mekanizmalarından biridir. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

MLC 2006 kapsamı, bayrak devleti sorumluluğu, liman devleti kontrolü, uluslararası ve ulusal mevzuat çatışması, gemi çalışanlarının iş sözleşmeleri, iç sular–deniz ayrımı, 1967 tarihli Deniz İş Kanunu ile uluslararası standartların uyumsuzluğu gibi çok katmanlı hukuki alanları içerdiğinden, sürecin mutlaka deniz iş hukuku alanında uzman bir avukat tarafından yürütülmesi gerekmektedir.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Gebze ve tüm sahil liman bölgelerinde faaliyet gösteren gemi işletmeleri, armatörler, kaptanlar ve gemiadamları açısından MLC 2006’ya uygunluk büyük önem taşır. Aksi hâlde;

liman devleti denetimlerinde tutanak tutulması,

sefer gecikmeleri,

idari para cezaları,

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz iş hukuku, MLC 2006 uyum süreçleri, gemiadamı sözleşmeleri, bayrak devleti–liman devleti uyuşmazlıkları, iş kazaları, fazla mesai ve tazminat talepleri, PSC süreçleri ve uluslararası mevzuat uyumluluğu gibi alanlarda profesyonel hukuki destek sunmaktadır.

Uzman avukat desteği şu nedenlerle zorunludur:

MLC 2006’nın bağlayıcılığı, taraf devlet, liman devleti ve bayrak devleti ilişkisi uzmanlık gerektirir.

Gemi çalışanlarının uluslararası nitelikli hakları teknik detaylar içerir.

Türk Deniz İş Kanunu ile MLC 2006 arasındaki kapsam çatışmaları, profesyonel hukuki analiz gerektirir.

PSC denetimleri sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların hatalı yönetilmesi gemi bağlamaya kadar uzanabilir.

Uluslararası iş sözleşmelerinin, vardiya/dinlenme sürelerinin ve sosyal güvenlik haklarının yanlış düzenlenmesi işletmeye yüksek maliyetli uyuşmazlıklar doğurabilir.

Bu nedenle MLC 2006 kapsamındaki tüm süreçler ve deniz iş hukuku uyuşmazlıkları, deneyimli bir avukatın rehberliği olmadan yürütülmemelidir.

Read More

Gemi Adamı Ücretlerinin Zamanında Ödenmemesi Halinde Başvurulabilecek Hukuki Yollar Nelerdir?

Giriş

Bu çalışma, gemi adamlarının ücretlerinin işveren tarafından zamanında, tam veya hiç ödenmemesi durumunda sahip oldukları hukuki hakları ve başvurabilecekleri yolları, sunulan literatür kaynakları çerçevesinde analiz etmektedir. Ücret, iş sözleşmesinin asli unsurlarından biri olup, işverenin en temel borcunu teşkil eder. Karşılıklı borç doğuran iş sözleşmesinde işçinin iş görme ediminin karşılığı olan ücret, iş sözleşmesinin asli unsurlarından biri olarak işçinin en temel alacağı, işverenin ise işçiye karşı öncelik taşıyan en temel borcudur. Deniz İş Kanunu (DİK) ve ilgili diğer mevzuat, gemi adamının bu temel hakkını korumak amacıyla çeşitli mekanizmalar öngörmüştür.

1. Gemi Adamının İş Sözleşmesinin Haklı Nedenle Feshi (DİK m. 14)

Gemi adamının ücretinin ödenmemesi, Deniz İş Kanunu’nun 14. maddesinin II. bendi uyarınca haklı nedenle derhal fesih imkânı tanır.

Fesih Sebebinin Kapsamı: Fesih hakkı, sadece ücretin hiç ödenmemesi durumunda değil, aynı zamanda eksik veya geç ödenmesi halinde de doğar. Muaccel ücretin, yalnızca hiç ödenmemesi değil; aynı zamanda kısmen ödenmesi durumu da haklı fesih için yeterlidir. Asgari ücretin altında ödeme yapılması da bu kapsamda değerlendirilir.

“Geniş Anlamda Ücret” Kavramı: Fesih hakkı sadece temel (çıplak) ücret için değil, geniş anlamda ücret olarak kabul edilen tüm istihkaklar için geçerlidir. Hüküm gereğince gemi adamının derhal fesih hakkı sadece çıplak ücreti kapsamamakta olup, ‘ikramiye, prim, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacaklarının ödenmemesi durumunda’ da haklı nedenle fesih hakkına sahiptir. Giydirilmiş ücretin tam ödenmemesi ve eksik ödenmesi, iş sözleşmesinin ve kanun hükümlerinin ihlali anlamına gelmektedir.

Fesih Hakkının Kullanılmasında Dürüstlük Kuralı: Ücretin ödenmesindeki her gecikme, otomatik olarak haklı fesih nedeni sayılmayabilir. İşverenin kastı veya ağır ihmali olmaksızın yaşanan kısa süreli ve istisnai gecikmelerde, hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığı dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmelidir. Unutkanlık ya da havalenin geç iletilmesi gibi işverenin ücretin ödenmesinde gecikmesi hali haklı nedenlerle fesih sebebi sayılmayacaktır. Burada katı bir uygulama bulunmayıp ücretlerin geç ödenmesi durumunda haklı feshin sınırını iyiniyet ve dürüstlük kuralları belirleyecektir. Ancak Yargıtay, ücret ödemelerindeki düzensizliğin sürekli hale gelmesini (temadi etmesini) haklı fesih için yeterli görmektedir.

Feshin Sonucu: Haklı nedenle sözleşmeyi fesheden gemi adamı, şartları oluşmuşsa kıdem tazminatına hak kazanır.

2. Gemi Adamının Ücret Alacağının Dava ve İcra Yoluyla Talep Edilmesi

Gemi adamı, iş ilişkisini sonlandırmadan da ücret alacağını talep etme hakkına sahiptir. Bu, özellikle işini kaybetme endişesi taşıyan çalışanlar için bir alternatiftir.

Hukuki Yollar: İşverenin ücret ödeme borcunu ifa etmekte direnmesi karşısında işçi, ilamsız icra takibi yoluna girişebilecek yahut açacağı bir eda davasıyla ücretinin işverenden tahsilini talep edebilecektir.

Uygulamadaki Zorluklar: Literatür, işçilerin işlerini kaybetme korkusuyla bu yola başvurmaktan çekindiklerini vurgulamaktadır. Ayrıca, dava ve takip masrafları ile alacağın ne zaman tahsil edileceğinin belirsizliği de caydırıcı bir etken olabilmektedir.

3. Gemi Alacaklısı Hakkı ve Diğer Güvenceler

Deniz ticaret hukukunun özgün yapısı, gemi adamı alacaklarına özel bir koruma sağlamaktadır.

Gemi Alacağı Niteliği: Gemi adamlarının “gemide çalışmaları dolayısıyla ödenecek ücretlerle, onlara ödenmesi gereken diğer tutarlara ilişkin istemler” TTK m. 1320/1 uyarınca gemi alacağı sayılır ve bu alacaklar kanuni rehin hakkı ile teminat altına alınmıştır. Bu hak, gemi adamına geminin cebri icra yoluyla satılması halinde satış bedelinden öncelikli olarak alacağını tahsil etme imkânı tanır.

Kapsamı: Bu hak, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve fazla çalışma ücretleri gibi tüm işçilik alacaklarını kapsar (.

4. İşverene Yönelik İdari Yaptırımla

Devlet, ücret ödeme borcunun ihlalini sadece gemi adamı ile işveren arasındaki bir sorun olarak görmemekte ve kamu düzeni adına idari yaptırımlar uygulamaktadır.

İdari Para Cezaları: DİK m. 51, ücreti zamanında ve tam olarak ödemeyen işveren veya işveren vekiline yönelik ciddi para cezaları öngörmektedir. “…bu durumda olan her gemiadamına karşılık, ödemediği meblağ veya temin ile mükellef olduğu iaşenin tekabül ettiği bedelin, bin Türk Lirasından aşağı olmamak üzere iki katı tutarında idari para cezası verilir.” Eylemin yurtdışında gerçekleşmesi halinde ceza iki katına çıkmaktadır.

Ücretin Banka Yoluyla Ödenmesi Zorunluluğu: Beş veya daha fazla gemi adamı çalıştıran işverenlerin, ücret ve diğer istihkakları banka kanalıyla ödemesi zorunludur. Bu kurala uymayan işveren veya vekiline, her bir gemi adamı için ayrıca idari para cezası uygulanır..

Sonuç

Sunulan literatür kaynakları ışığında, gemi adamının ücret alacağının ödenmemesi durumunda hem iş sözleşmesinden hem de deniz ticaret hukuku ve idare hukukundan kaynaklanan güçlü koruma mekanizmalarına sahip olduğu görülmektedir. Gemi adamı;

Ücretin hiç, eksik veya geç ödenmesi durumunda Deniz İş Kanunu m. 14 uyarınca iş sözleşmesini haklı nedenle feshederek kıdem tazminatı gibi haklarını talep edebilir.

İş ilişkisini sürdürürken ödenmeyen alacakları için dava açma veya icra takibi başlatma yoluna gidebilir.

Alacağının “gemi alacağı” niteliği taşıması sayesinde, gemi üzerinde kanuni rehin hakkına sahip olup, alacağını öncelikli olarak tahsil etme imkânı bulabilir.

Ayrıca, ücret ödeme borcunu ihlal eden işveren, her bir gemi adamı için ayrı ayrı hesaplanan ve önemli tutarlara ulaşabilen idari para cezaları ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu çok yönlü koruma, gemi adamının en temel hakkı olan ücret alacağının güvence altına alınmasını amaçlamaktadır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Deniz İş Hukuku Avukatı Desteği Gereklidir?

Gemi adamlarının ücret, tazminat ve alacak hakları; hem Deniz İş Kanunu hem de Türk Ticaret Kanunu kapsamında özel koruma altındadır. Ancak bu alandaki uyuşmazlıklar, çoğu zaman hem iş hukuku hem de deniz ticaret hukuku boyutuyla karmaşık bir nitelik taşır. Bu nedenle, İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Gebze ve tersane bölgelerinde faaliyet gösteren gemi adamları için uzman bir deniz iş hukuku avukatı desteği son derece önemlidir.

Uygulamada, ücretlerin ödenmemesi veya eksik ödenmesi durumunda hangi yolun izleneceği, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshi mi yoksa icra takibi mi daha uygun olacağı, davanın hangi mahkemede açılması gerektiği gibi konular profesyonel hukuki değerlendirme gerektirir. Ayrıca, gemi alacağı niteliği taşıyan ücretlerin öncelikli tahsili, doğru ve zamanında yapılan başvurularla mümkündür.

Tersanelerde ve liman bölgelerinde yaşanan ücret anlaşmazlıklarında, deniz iş hukuku alanında deneyimli bir avukat, sürecin başından sonuna kadar hem işçinin haklarını korur hem de alacakların kısa sürede tahsil edilmesini sağlar.

Eğer siz de İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Gebze veya tersane bölgesinde çalışan bir gemi adamı iseniz ve ücretlerinizle ilgili hukuki sorun yaşıyorsanız, alanında uzman bir avukattan profesyonel destek almanız hak kaybı yaşamamanız açısından büyük önem taşır.

Read More

Gemi Adamının Ülkesine Geri Gönderilme (Repatriation) Hakkı, Koşulları ve Masrafların Karşılanması

Giriş

Bu çalışma, gemi adamının ülkesine geri gönderilme (repatriation) hakkının hukuki dayanaklarını, bu hakkın doğduğu durumları ve masrafların kim tarafından karşılanacağını, sunulan literatür analiz yanıtları çerçevesinde incelemektedir. Analiz, hem ulusal mevzuat olan Deniz İş Kanunu (DİşK) hem de Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri ve özellikle 2006 Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (MLC 2006) perspektifinden yapılacaktır. Çalışma, masrafların sorumluluk sıralamasını, kapsamını ve işverenin bu masrafları gemi adamından geri isteyebileceği istisnai halleri detaylandırmaktadır.

Ana Bulgular

Repatriation Hakkı: Gemi adamının ülkesine geri gönderilme hakkı, hem Deniz İş Kanunu’nda hem de uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınmış temel bir haktır. Bu hak, gemi adamlarının yabancı ülkelerde yardıma muhtaç duruma düşmelerini engellemeyi amaçlamaktadır.

Masrafların Sorumlusu: Yurda iade masraflarının karşılanmasında asli sorumlu, ulusal mevzuatta “işveren veya işveren vekili”, uluslararası sözleşmelerde ise “gemi maliki” (donatan) olarak belirlenmiştir.

Sorumluluk Hiyerarşisi: İşveren veya gemi malikinin yükümlülüğünü yerine getirmemesi durumunda, uluslararası sözleşmeler çok katmanlı bir güvence mekanizması öngörmektedir. Sorumluluk sırasıyla; geminin bayrağını taşıdığı devlet, gemi adamının iade edileceği liman devleti veya vatandaşı olduğu devlet ve son olarak MLC 2006 kapsamında kurulan “mali güvence sistemi”ne aittir.

Masrafların Kapsamı: DİşK’e göre masraflar “durumuna uygun yol, iaşe ve sair zarurî masrafları” kapsar. Uluslararası sözleşmelerde ise bu kalemler daha detaylıdır ve ulaşım, yiyecek, konaklama, hareket gününe kadar olan geçim masrafları ve gerekli tıbbi bakım masraflarını da içerebilir.

Masrafların Geri İstenmesi (Rücu): Genel kural, masrafların hiçbir surette gemi adamına yüklenememesidir. Ancak hem ulusal mevzuatta hem de uluslararası sözleşmelerde istisnai durumlarda işverenin/gemi malikinin yaptığı masrafları gemi adamından talep etme (rücu) hakkı tanınmıştır. Bu durum, genellikle gemi adamının “çalışma ilişkisinden kaynaklanan yükümlülüklerini ciddi olarak yerine getirmemesi” veya DİşK’te belirtilen belirli fesih hallerinde gündeme gelir.

1. Gemi Adamının Yurda İade Hakkının Doğduğu Haller

Gemi adamının yurda iade hakkı, belirli koşulların gerçekleşmesiyle ortaya çıkar. Literatürde bu durumlar şöyle özetlenmektedir:

İş Sözleşmesinin Feshi: “DİşK m. 21 gereğince yurt dışında sefer sırasında iş sözleşmesinin DİşK m. 14’e göre bildirimsiz feshi halinde, sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, işveren veya işveren vekili gemi çalışanını geminin bağlama limanına iade etmek zorundadır.”

Hastalık veya Engellilik: “Gemi adamının herhangi bir sebeple sürekli olarak gemide çalışmasına engel bir hastalığa yakalanması veya engelli hâle gelmesi durumunda taraflardan birinin iş sözleşmesini feshetmesi sonrası gemi adamının yurda iade hakkı gündeme gelecektir.” Bu durumda işveren, yaptığı masrafları gemi adamından talep edemez.

Geminin Seferden Kaldırılması: “Geminin herhangi bir sebeple otuz günden fazla bir süre seferden kaldırılması” durumunda da iş sözleşmesinin feshiyle birlikte yurda iade hakkı doğar ve masraflar işverene aittir.

Hastalık veya Yaralanma (Uluslararası Sözleşmeler): “Gemi Adamlarının Hastalanması, Yaralanması veya Ölümü Halinde Armatörün Sorumluluğuna İlişkin Sözleşme’nin 6. maddesinde gemi malikinin, yolculuk sırasında hastalık ya da yaralanma sonucu karaya çıkan her hasta ya da yaralının yurda iade masrafını karşılamakla yükümlü olduğu düzenlenmiştir.” Bu sözleşmeye göre, gemi adamının kusuru olup olmadığına bakılmaksızın gemi maliki sorumludur.

2. Masrafların Karşılanması ve Sorumluluk Mekanizması

Yurda iade hakkının en önemli unsuru, masrafların kim tarafından ve nasıl karşılanacağıdır.

Asli Sorumlu: İşveren/Gemi Maliki Deniz İş Kanunu’na göre asli sorumlu işveren veya vekilidir: “Deniz İş Kanunu’na göre gemi adamının yurda iade hakkını kazandığı durumda işveren veya işveren vekili, aynı zamanda iadeye ilişkin ve durumuna uygun yol, iaşe ve diğer zarurî masraflarını da karşılamakla yükümlüdür.” Uluslararası sözleşmelerde bu sorumluluk “gemi maliki”ne yüklenmiştir.

İkincil Sorumluluk ve Güvence Mekanizmaları Gemi malikinin yükümlülüğünü yerine getirmemesi ihtimaline karşı uluslararası hukuk katmanlı bir koruma sağlamıştır. Bu durum “sıralı sorumluluk rejimi” olarak adlandırılır:”Donatan bu sorumluluğu yerine getirmez ise geminin kayıtlı olduğu ülke, geminin kayıtlı olduğu ülke bu sorumluluğu yerine getirmez ise yurda iade edilirken ayrılacağı ülke ya da vatandaşı olduğu ülke yurda iade masraflarını karşılamak ve yurda iade için gerekli işlemleri yapmakla yükümlü kılınmıştır.”Bu mekanizma, gemi adamının yabancı bir limanda terk edilmesini önlemeyi hedefler. Masrafları karşılayan devlet, bu bedeli geminin kayıtlı olduğu devlete, o devlet de gemi malikine rücu edebilir.

Mali Güvence Sistemi (MLC 2006 Değişikliği) 2014 yılında MLC 2006’ya eklenen mali güvence sistemi, bu korumayı daha da güçlendirmiştir:”…gemi maliki tarafından yurda iade yükümlülüğünün yerine getirilmemesi durumunda artık mali güvence sistemi devreye girecek ve zorunlu mali güvenceyi temin eden kuruluş gemi adamının yurda iadesini gerçekleştirecektir. Bu hüküm ile kural olarak malikten sonra mali güvenceyi veren kuruluşa başvurulmasının yolu açılmıştır.”

Konsolosun Rolü İşverenin yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda konsolosluklar devreye girer: “İşverenin yurda iade etmediği gemi adamının yurda iadesini sağlamakla da görevlidir. Gemi adamının yurda iade masraflarının konsolosluk tarafından ödenmesi hâlinde, Devlet’in bu masrafları işverene rücu etme hakkı bulunmaktadır.”

3. Masrafların Gemi Adamından Geri İstenebildiği İstisnai Haller

Genel kural masrafların gemi adamına yüklenemeyeceği yönünde olsa da, belirli durumlarda işveren/gemi maliki yaptığı masrafları geri talep edebilir.

Uluslararası Sözleşmelere Göre: Rücu hakkı, gemi adamının yükümlülüklerini “ciddi olarak yerine getirmemesi” durumunda doğar. “Standart A2.5.1 f.3’e göre gemi adamının yükümlülüklerini yerine getirmede ciddi ihlâllerinin tespiti hâlinde gemi maliki, yurda iadeye ilişkin olarak yaptığı masrafları gemi adamından talep edebilecektir. Bunun dışında yurda iade masrafları, hiçbir durumda gemi adamına yüklenemeyecektir.”

Deniz İş Kanunu’na Göre (Eleştirilen Hükümler): DİşK, işverenin rücu hakkını daha geniş yorumlanabilecek şekilde düzenlemiştir.”DİşK m. 21/2 hükmüne göre, DİşK m. 14/I gereğince ve DİşK m. 14/Iı. a ve b hükümlerine göre feshedilmesi halinde işveren yurda iade için yaptığı masrafları gemi çalışanından isteyebilecektir.”Bu düzenleme, özellikle gemi adamının haklı nedenle (örneğin ücretinin ödenmemesi) sözleşmeyi feshettiği durumlarda dahi işverene rücu hakkı tanıması nedeniyle öğretide eleştirilmektedir. Ayrıca, gemi adamının kusuru olmaksızın tutuklanması gibi durumlarda dahi masrafların kendisinden talep edilebilmesi hakkaniyete aykırı bulunmaktadır.

4. Yükümlülüğün İhlalinin Yaptırımı

İşverenin yurda iade yükümlülüğünü yerine getirmemesi, DİşK kapsamında bir yaptırıma bağlanmıştır: “Deniz İş Kanunu’nun 24. maddesi… işveren veya işveren vekilinin 21 ve 23. maddelerde belirtilen zorunluğa uymaması hâlinde gemi adamı, yurda dönmek için yaptığı durumuna uygun yol, iaşe ve sair masrafları ve ayrıca 15 günlük ücreti tutarında bir tazminatı işveren veya işveren vekilinden talep edebilir.”

Sonuç

Gemi adamının yurda iade (repatriation) hakkı, deniz iş hukukunun temel güvencelerinden biridir. Asli sorumluluk işveren veya gemi malikine ait olup, masraflar yol, iaşe ve diğer zorunlu giderleri kapsar. Uluslararası sözleşmeler, işverenin bu yükümlülüğünü ihlal etmesi durumunda gemi adamını korumak için bayrak devleti, liman devleti ve mali güvence sistemini içeren çok katmanlı bir sorumluluk mekanizması oluşturmuştur.

Türk hukukunda Deniz İş Kanunu bu hakkı düzenlemekle birlikte, işverenin yaptığı masrafları gemi adamından geri isteyebileceği hallere ilişkin hükümleri, uluslararası sözleşmelerin koruyucu ruhuyla tam olarak örtüşmediği ve hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabileceği yönünde eleştirilmektedir. Ayrıca, literatürde belirtildiği üzere, işverenin yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde Türk yetkili makamlarının doğrudan sorumlu tutulacağına dair bir düzenlemenin eksikliği, ILO Uzmanlar Komitesi tarafından da dile getirilmiş bir husustur. Bu durum, ulusal mevzuat ile uluslararası standartlar arasında uyum sağlanması gerekliliğine işaret etmektedir. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi adamlarının yurda iade (repatriation) hakkı, hem Deniz İş Kanunu hem de uluslararası sözleşmelerle korunan temel bir güvencedir. Ancak uygulamada iş sözleşmesinin feshi, hastalık, geminin seferden kaldırılması veya kazalar gibi çok farklı senaryolar gündeme gelir. Bu süreçte masrafların kimin tarafından karşılanacağı, hangi istisnalarda işverenin rücu hakkı doğacağı ve uluslararası güvence mekanizmalarının nasıl işletileceği, hukuki bilgi ve tecrübe gerektirir.

Özellikle İstanbul limanları ve Tuzla bölgesinde faaliyet gösteren gemi adamları için, yanlış veya süresinde yapılmayan başvurular ciddi hak kayıplarına yol açabilir. İşverenin yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde devreye giren devlet sorumluluğu, mali güvence sistemi ve konsolosluk müdahaleleri gibi çok katmanlı süreçler, ancak deniz iş hukuku alanında uzman bir avukat tarafından doğru şekilde yönetilebilir.

Bu nedenle, gerek gemi adamlarının haklarını korumak gerekse işverenlerin olası uyuşmazlık ve tazminat risklerini önlemek için, Tuzla tersaneleri ve İstanbul’daki diğer limanlarda yaşanabilecek her türlü repatriation sürecinde profesyonel avukat desteği kritik önem taşımaktadır.

Read More

Gemi Adamı Çalışma Saatleri ve Dinlenme Süresi Üzerindeki Haklar Nelerdir?

Giriş

Bu çalışma, gemi adamlarının çalışma saatleri, dinlenme süreleri, fazla mesai hakları ve bu konudaki özel durumları, mevcut literatür ve yasal düzenlemeler çerçevesinde analiz etmektedir. Denizde yapılan işin kendine özgü koşulları, kara iş hukukundan farklı düzenlemeleri zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda, 854 sayılı Deniz İş Kanunu (DİK), Gemi Adamları ve Kılavuz Kaptanlar Yönetmeliği (GKKYön) ve Türkiye’nin taraf olduğu 2006 Denizcilik Çalışma Sözleşmesi (MLC 2006) gibi uluslararası metinler temel referans kaynaklarıdır. Çalışma, bu kaynaklar arasındaki ilişkiyi, hukuki boşlukları ve Yargıtay’ın uygulamalarını ele almaktadır.

1. Normal Çalışma Süreleri

Literatür, gemi adamları için normal çalışma sürelerinin hem ulusal hem de uluslararası mevzuatta benzer şekilde düzenlendiğini ortaya koymaktadır.

Ulusal Düzenleme: 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 26. maddesi temel normu oluşturmaktadır. Bu maddeye göre, “genel bakımdan iş süresi, günde sekiz ve haftada kırk sekiz saat olup, bu süre haftanın iş günlerine eşit olarak bölünmek suretiyle uygulanır”. Bu süreler, gece veya gündüz çalışması ayrımı yapılmaksızın geçerlidir.

Uluslararası Uyum: Bu düzenleme, MLC 2006 gibi temel uluslararası sözleşmelerle paralellik göstermektedir. “Hem Deniz İş Kanunu’nun 26. maddesinde hem de Mlc-2006’nın A2.3 / f. 3 ile B2.2.2 / f. 1 ve f. 2 hükümlerinde gemi çalışanları için normal çalışma süreleri haftanın 6 günü için, günde 8 saat ve haftada 48 saat olarak belirlenmiştir” diyerek bu uyumu teyit etmektedir. Çalışma süresi, “gemi adamının iş başında çalıştığı ve vardiya tuttuğu süre” olarak tanımlanmakta, gemide geçirilen her sürenin çalışma süresi sayılmadığı vurgulanmaktadır.

2. Azami Çalışma Süreleri ve Asgari Dinlenme Süreleri

Deniz İş Kanunu’nda normal çalışma süreleri düzenlenmiş olmasına rağmen, azami çalışma sürelerine ilişkin bir sınır getirilmemiştir. Bu hukuki boşluk, uluslararası sözleşmeler ve Yargıtay içtihatları ile doldurulmaktadır.

Uluslararası Standartlar: MLC 2006 ve ilgili Avrupa Birliği Direktifleri, gemi adamlarını aşırı çalışmaya karşı korumak için net sınırlar çizmektedir. Bu standartlara göre:

Azami çalışma süresi, 24 saatlik periyotta 14 saati, 7 günlük periyotta ise 72 saati aşamayacaktır.

Asgari dinlenme süresi, “24 saatlik periyotta 10 saatten, 7 günlük periyotta ise 77 saatten az olamayacaktır.

Dinlenme Sürelerinin Bölünmesi: Dinlenme sürelerinin esnek kullanımı da kurallara bağlanmıştır. Günlük 10 saatlik dinlenme süresi, “bir tanesi 6 saatten az olmamak üzere en fazla ikiye bölünebileceği ve iki dinlenme arasındaki sürenin 14 saati aşamayacağı hükmüne yer verilmiştir.

Yargıtay’ın Yaklaşımı: Yargıtay, DİK’teki boşluğu doldurmak amacıyla bu uluslararası normları ilkesel olarak kabul etmektedir. Gerek doktrin gerekse Yargıtay tarafından bu hâlde, Türkiye tarafından usulüne uygun olarak kabul edilmiş olan Gemi Adamlarının Çalışma Saatleri Ve Gemilerin Gemi Adamları İle Donatılması Hakkındaki Sözleşme ile 1999/63/Ec sayılı Avrupa Birliği Direktifi’nin 5. maddesinin dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

3. Fazla Çalışma (Fazla Saatlerde Çalışma)

Tanım ve Koşullar: DİK m. 28/1 uyarınca, tespit edilmiş bulunan iş sürelerinin aşılması suretiyle yapılan çalışmalar, fazla saatlerde çalışma sayılır. Haftalık 48 saat aşılmasa bile günlük 8 saati aşan çalışmalar da fazla çalışma olarak kabul edilir. Önemli bir fark olarak, genel İş Kanunu’nun aksine, fazla çalışma için gemi adamının onay vermesine de gerek yoktur.

Ücretlendirme: DİK m. 28/2’ye göre fazla çalışma ücreti, “normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yirmi beş arttırılması suretiyle bulunacak miktardan az olamaz. Ancak toplu veya bireysel iş sözleşmeleriyle bu oranın artırılabilir ve Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükmü (TBK m. 402/1) dikkate alınarak ücretin “en az yüzde elli” zamlı olarak hesaplanması isabetli olur.

Süre Sınırı Sorunu: DİK’te fazla çalışma için yıllık veya günlük bir üst sınır bulunmamaktadır. Bu durum, “fazla çalışma konusunda önemli bir kanun boşluğuna yol açmaktadır. Yargıtay, bu boşluğu yine uluslararası sözleşmelerde belirtilen azami çalışma sürelerini (günlük 14, haftalık 72 saat) esas alarak doldurma eğilimindedir.

4. Fazla Çalışma Sayılmayan Haller ve Zorunlu Görevler

Bazı zorunlu ve acil durumlar, normal çalışma sürelerini aşsa dahi fazla çalışma olarak nitelendirilmez ve ek ücrete tabi olmaz.

“Geminin, gemide bulunan kişilerin veya gemideki yükün selameti için kaptanın yapılmasını zaruri gördüğü işler için yapılan çalışmalar fazla çalışma sayılmaz.”

Ayrıca, “gümrük, karantina ve sair sıhhi formaliteler dolayısıyla yerine getirilmesinde zorunluluk bulunan ilave işler ile gemi seyir halinde veya limanda iken gemide yaptırılan yangın, denizde çatışma, denizden adam kurtarma vb. talimler halinde yapılan çalışmaların ise fazla çalışma sayılmayacağı düzenlenmiştir.”

Bu çalışmaların normal çalışma süresinden sayılıp sayılmayacağı konusunda ise doktrinde farklı görüşler bulunmaktadır.

5. Vardiya Düzeni ve Özel Durumlar

Denizcilik sektörünün doğası gereği vardiyalı çalışma esastır. DİK, işverenin vardiya çizelgelerini ilan etmesini zorunlu kılsa da vardiya sürelerine ilişkin detaylı bir düzenleme içermemektedir. Ancak GKKYön, vardiya tutan gemi adamları için dinlenme sürelerine ilişkin özel kurallar getirmiştir.

Genç Gemi Adamları: 18 yaşın altındaki gemi adamları için özel koruyucu hükümler mevcuttur. “18 yaşın altındaki gemi adamları gece vardiya tutamaz. MLC 2006’daki yönergeler ise bu kişilerin çalışma sürelerinin günde 8, haftada 40 saati aşmamasını tavsiye etmektedir.

Diğer Personel: Aşçılar gibi bazı personel için geminin yolcu gemisi olup olmamasına, limanda veya denizde bulunmasına göre farklılaşan çalışma süresi rejimleri öngörülmüştür.

6. Hukuki Tartışmalar ve Normlar Hiyerarşisi

Literatürde, DİK ile GKKYön arasında bir çelişki olduğuna dikkat çekilmektedir. Kanunda günlük iş süresinin 8 saatten fazla olamayacağı düzenlense de yönetmelik hükümlerine göre bunun üzerinde çalışma yapılabilmesi mümkün hale gelmiştir. Bu durum hiç şüphesiz normlar hiyerarşisine aykırılık taşımaktadır. Yönetmeliğin dinlenme sürelerini düzenlerken dolaylı olarak günlük 14 saate kadar çalışmaya izin vermesi, kanunun amir hükmüyle çelişmektedir.

Sonuç

Gemi adamlarının çalışma ve dinlenme sürelerine ilişkin hakları, çok katmanlı bir hukuki yapı tarafından düzenlenmektedir. 854 sayılı Deniz İş Kanunu, normal çalışma sürelerini günde 8, haftada 48 saat olarak belirleyerek temel çerçeveyi çizmektedir. Ancak kanundaki azami çalışma süreleri ve fazla mesai sınırları gibi önemli boşluklar, başta MLC 2006 olmak üzere uluslararası sözleşmeler ve bu sözleşmeleri referans alan Yargıtay içtihatları ile doldurulmaktadır. Buna göre, bir gemi adamının çalışması fiiliyatta günlük 14 ve haftalık 72 saati, dinlenmesi ise günlük 10 ve haftalık 77 saatin altına düşemez. Gemi, yük ve can güvenliğine ilişkin zorunlu görevler fazla mesai sayılmazken, gemi adamının fazla mesai için rızasının aranmaması önemli bir ayrımdır. Yönetmelik hükümleri ile kanun arasındaki normlar hiyerarşisine aykırılık teşkil eden durumlar ise uygulamada hukuki belirsizliklere yol açabilmektedir. Bu nedenle, bir gemi adamının haklarının tam olarak tespiti için ulusal mevzuatın yanı sıra uluslararası standartlar ve güncel yargı kararlarının birlikte değerlendirilmesi zorunludur. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi adamlarının çalışma ve dinlenme süreleri, fazla mesai hakları ve vardiya düzenleri hem ulusal hem de uluslararası düzenlemelere tabidir. Ancak 854 sayılı Deniz İş Kanunu ile yönetmelikler arasındaki çelişkiler, uluslararası sözleşmelerin doğrudan uygulanabilirliği ve Yargıtay’ın farklı içtihatları uygulamada ciddi belirsizlikler yaratmaktadır. Bu nedenle, hak kaybı yaşamamak ve doğru bir hukuki değerlendirme yapmak için uzman avukat desteği büyük önem taşır.

Özellikle denizcilik sektöründe yoğun faaliyet gösteren Tuzla, Pendik, Gebze ve İstanbul bölgesinde çalışan gemi adamları, işverenle yaşadıkları uyuşmazlıklarda profesyonel hukuki yardım almadıklarında haklarını tam anlamıyla kullanamayabilmektedir. Fazla mesai alacaklarının hesaplanması, dinlenme sürelerinin ihlali, zorunlu görevlerin kapsamı ve normlar hiyerarşisine aykırı durumların tespiti gibi teknik konular ancak bu alanda deneyimli bir avukat aracılığıyla etkin şekilde çözülebilir.

Dolayısıyla, gemi adamlarının iş ve sosyal haklarının korunması için, ulusal ve uluslararası normların birlikte değerlendirileceği her durumda uzman bir avukatla hareket etmek en güvenilir yoldur.

Read More

Gemi adamlarının ücretlerinin zamanında ödenmemesi, eksik ödenmesi veya hiç ödenmemesi durumlarında başvurabilecekleri hukuki yollar nelerdir?

Giriş

Bu, yazı gemi adamlarının ücretlerinin zamanında ödenmemesi, eksik ödenmesi veya hiç ödenmemesi durumlarında başvurabilecekleri hukuki yolları, sunulan Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları ışığında analiz etmektedir. İncelemeler, gemi adamlarının hem genel iş hukuku hem de deniz hukukuna özgü özel hak ve güvencelere sahip olduğunu göstermektedir. Yazı, bu hakların kullanım yollarını, usuli süreçleri ve görevli mahkeme gibi kritik detayları ortaya koymaktadır.

1. İş Sözleşmesinin Haklı Nedenle Feshi

Yargı kararları, ücretlerin zamanında ve tam olarak ödenmemesini gemi adamı için haklı bir fesih nedeni olarak kabul etmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2022/6018 E. sayılı kararında bu durum, İşçi ücretlerinin tam ve zamanında ödenmemesi 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 14/II-a. maddesi kapsamında işçiye haklı fesih imkanı verir” şeklinde açıkça ifade edilmiştir.

Bu hak, sadece temel maaş için değil, geniş anlamda ücret olarak kabul edilen tüm ödemeler için geçerlidir. Aynı kararda belirtildiği üzere, “İkramiye, primi, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacaklarının da ödenmemesi işçiye haklı fesih imkanı verir.”

İş sözleşmesini bu haklı nedene dayanarak fesheden gemi adamı, kıdem tazminatına hak kazanır (Yargıtay 7. HD, 2013/2307 E.). Fesih sonrası, ödenmeyen ücretler ve kıdem tazminatı gibi diğer işçilik alacaklarının tahsili için dava açma yolu açıktır (Yargıtay 9. HD, 2014/17884 E.; Yargıtay 22. HD, 2013/27344 E.).

2. Alacağın Dava ve İcra Yoluyla Tahsili

Gemi adamları, ödenmeyen ücretleri için çeşitli hukuki yollara başvurabilirler:

İcra Takibi ve İtirazın İptali Davası: En sık başvurulan yollardan biri, alacağın tahsili için ilamsız icra takibi başlatmaktır. Çok sayıda kararda, gemi adamlarının bu yola başvurduğu görülmektedir (Yargıtay 11. HD, 2014/5892 E.; Yargıtay 9. HD, 2011/37002 E.). İşverenin takibe itiraz etmesi durumunda ise gemi adamı, itirazın iptali için dava açarak takibin devamını sağlamalıdır. Bu dava, alacağın varlığını ispatlamaya yöneliktir.

Doğrudan Alacak Davası: Gemi adamı, icra takibi başlatmadan doğrudan görevli mahkemede alacak davası açarak da hakkını arayabilir (Yargıtay 7. HD, 2013/6772 E.; Yargıtay 11. HD, 2021/8532 E.). Bu davalarda, ödenmeyen ücretlerin yanı sıra ihtarname masrafları gibi ek giderler de talep edilebilir.

Zorunlu Arabuluculuk: Güncel mevzuat uyarınca, işçi alacaklarına ilişkin dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması bir dava şartıdır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 2023/15527 E. sayılı kararında bu husus, “işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebi ile açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır” şeklinde vurgulanmıştır.

3. Deniz Hukukuna Özgü Güvenceler

Gemi adamı alacakları, deniz hukukundan kaynaklanan özel ve güçlü güvencelere sahiptir:

Gemi Üzerinde Kanuni Rehin Hakkı: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/2516 E. sayılı kararında belirtildiği üzere, “gemi alacağı, sahibine, gemi ve eklentisi üzerinde kanuni rehin hakkı verir.” Bu hak, gemi adamına alacağını doğrudan geminin kendisinden tahsil etme imkanı sunar. Bu hakka dayanılarak, “ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi” başlatılabilir. Bu hak, geminin mülkiyeti değişse bile yeni malike karşı ileri sürülebilir (Yargıtay 11. HD, 2012/63 E.).

Deniz Alacağı ve Geminin İhtiyati Haczi: Gemi adamının ücret alacağı, Türk Ticaret Kanunu uyarınca bir “deniz alacağı” niteliğindedir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin 2020/1498 E. sayılı kararında bu durum, “gemi adamlarına, gemide çalışmaları dolayısıyla ödenecek ücretlerle, onlara ödenmesi gereken diğer tutarlara ilişkin istemler, deniz alacağı hakkı verir” şeklinde ifade edilmiştir. Bir alacağın deniz alacağı olması, alacaklıya geminin seferden alıkonulması anlamına gelen “ihtiyati haciz” talep etme hakkı tanır. Bu, işvereni ödeme yapmaya zorlayan son derece etkili bir yoldur.

4. Görevli Mahkeme Sorunu

Uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkemenin doğru tespiti, davanın usulden reddedilmemesi için hayati önem taşır. Yargı kararları bu konuda net ayrımlar yapmaktadır:

İş Mahkemeleri: 854 sayılı Deniz İş Kanunu kapsamına giren, yani “Türk Bayrağını taşıyan ve yüz ve daha yukarı grostonilatoluk gemilerde” çalışan gemi adamlarının hizmet sözleşmesinden doğan davalarında görevli mahkeme İş Mahkemesidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/2516 E.; Yargıtay 9. HD, 2014/19326 E.).

Genel Mahkemeler (Asliye Hukuk/Ticaret) ve Denizcilik İhtisas Mahkemeleri: Gemi yabancı bayraklı ise veya Deniz İş Kanunu’nun aradığı tonajın altındaysa, uyuşmazlık genel hükümlere (Türk Borçlar Kanunu) tabi olur. Bu durumda görevli mahkeme, uyuşmazlığın niteliğine göre Asliye Hukuk Mahkemesi, Asliye Ticaret Mahkemesi veya Denizcilik İhtisas Mahkemesi olabilir (Yargıtay 20. HD, 2016/2518 E.; Yargıtay 11. HD, 2008/5879 E.).

Sonuç

Yargı kararları, ücreti ödenmeyen gemi adamına geniş ve katmanlı bir hukuki koruma sağlamaktadır. Gemi adamı, durumun niteliğine göre;

İş sözleşmesini haklı nedenle feshederek kıdem tazminatı ve diğer alacaklarını talep edebilir,

Doğrudan icra takibi başlatabilir veya alacak davası açabilir,

Deniz hukukunun sağladığı özel imkanlardan yararlanarak gemi üzerinde kanuni rehin hakkını kullanabilir veya geminin ihtiyati haczini talep edebilir.

İzlenecek hukuki yolun başarısı için, dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk sürecinin tamamlanması ve özellikle geminin bayrağı ile tonajı gibi özellikler dikkate alınarak görevli mahkemenin doğru tespit edilmesi kritik öneme sahiptir. Bir makale önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi adamlarının ücret alacakları, hem iş hukuku hem de deniz ticareti hukuku bakımından özel kurallara tabidir. Ancak süreç, teknik bilgi gerektiren karmaşık prosedürler içermektedir. Yanlış mahkemede dava açılması, arabuluculuk sürecinin eksik yürütülmesi veya icra takibinde usul hataları yapılması, hak kaybına yol açabilir.

Bu nedenle, gemi adamlarının haklarını korumak ve alacaklarını en hızlı şekilde tahsil etmek için uzman bir avukat desteği alınması büyük önem taşır. Özellikle İstanbul, denizcilik sektörünün merkezi konumunda olup; Tuzla, Pendik ve Gebze gibi bölgelerde çok sayıda tersane, gemi işletmecisi ve denizcilik firması faaliyet göstermektedir. Bu bölgelerde çalışan gemi adamları için, deneyimli bir avukat aracılığıyla dava açılması, icra takibi yapılması veya geminin ihtiyati haczinin talep edilmesi çok daha etkili ve güvenli bir süreç sağlar.

Uzman bir avukat desteği, sürecin hem hızlanmasını hem de işveren karşısında gemi adamının haklarının tam olarak korunmasını sağlar.

Read More

Bir gemi adamının ülkesine geri gönderilme (repatriation) hakkı hangi koşullarda doğar ve masrafları kim karşılar?

Bu çalışma, bir gemi adamının ülkesine geri gönderilme (repatriation) hakkının varlığı, bu hakkın hangi koşullarda doğduğu ve masrafların kim tarafından karşılanacağı sorularını, sunulan yargı kararları analizleri ışığında incelemektedir. Analizler, gemi adamının bu hakkının hem Deniz İş Kanunu hem de Türk Ticaret Kanunu kapsamında güvence altına alındığını, ancak hakkın kullanımının belirli usul ve esaslara tabi olduğunu göstermektedir.

Ana Bulgular

Repatriation Hakkının Varlığı: Yargı kararları, gemi adamının ülkesine geri gönderilme hakkının bulunduğunu net bir şekilde teyit etmektedir. Bu hak, Türk Ticaret Kanunu kapsamında “gemi alacaklısı hakkı” ve “deniz alacağı” olarak nitelendirilerek güçlü bir yasal güvenceye kavuşturulmuştur.

Hakkın Doğduğu Durumlar: Hak, genellikle hizmet sözleşmesinin yurt dışında sona ermesiyle ortaya çıkmaktadır. İncelenen kararlara göre bu durumlar; gemi adamının hizmet sözleşmesini haklı nedenle (örneğin ücretlerin ödenmemesi) feshetmesi, hastalanması, yaralanması, geminin batması veya işverenin sözleşmeyi haksız feshetmesi gibi hallerdir.

Masrafların Sorumlusu: Genel kural olarak, ülkeye geri gönderme masraflarını (yol, iaşe vb.) işveren (gemi donatanı, maliki, işleteni veya kiracısı) karşılamakla yükümlüdür.

Prosedürel Şart: Hakkın kullanılabilmesi için kritik bir usul şartı bulunmaktadır. Deniz İş Kanunu’na atıf yapan Yargıtay kararlarına göre, gemi adamının hizmet sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir hafta içinde yurda iade için başvuruda bulunması zorunludur. Bu süreye uyulmaması, hakkın kaybına neden olmaktadır.

İstisnai Durumlar: Gemi adamının kusurundan kaynaklanan durumlarda veya belirli fesih hallerinde (ücretlerin ödenmemesi nedeniyle fesih gibi) işverenin ödediği masrafları geri talep etme hakkı gibi istisnalar mevcuttur.

1. Hukuki Dayanağı ve Niteliği

İncelenen Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay kararları, gemi adamının ülkesine geri gönderilme hakkının yasal temelini Türk Ticaret Kanunu’nda bulduğunu göstermektedir. Bu hak, gemi adamının gemideki çalışmasından doğan bir alacak olarak kabul edilmekte ve kanun tarafından özel olarak korunmaktadır.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (2023/435) ve Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2016/2758) kararlarında, TTK’nın 1320. maddesine atıfla bu hakkın bir “gemi alacaklısı hakkı” olduğu vurgulanmıştır. Kararlarda yer alan alıntı şöyledir:Ülkelerine getirilme giderleri ve onlar adına ödenmesi gereken sosyal sigorta katılma payları da içinde olmak üzere, gemi adamlarına, gemide çalıştırılmakta olmaları dolayısıyla ödenecek ücretlere ve diğer tutarlara ilişkin istem hakları…” Bu niteleme, ülkeye iade masraflarının gemi üzerinde kanuni bir rehin hakkı ile güvence altına alındığı ve geminin mülkiyeti değişse bile yeni malike karşı ileri sürülebileceği anlamına gelmektedir. Benzer şekilde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2024/1636) kararı da bu alacağı TTK m. 1352 uyarınca bir “deniz alacağı” olarak tanımlamıştır.

2. Repatriation Hakkının Doğduğu Haller ve Masrafların Sorumluluğu

Yargı kararları, hakkın doğduğu çeşitli senaryoları ve masrafların kime ait olduğunu detaylandırmaktadır:

Haklı Nedenle Fesih: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin istikrarlı kararlarında (örn: 2010/51135, 2010/48602, 2010/50021), gemi adamının hizmet sözleşmesini yurt dışında haklı bir nedenle (ücretlerinin ödenmemesi gibi) feshetmesi halinde işverenin iade masraflarını karşılamakla yükümlü olduğu belirtilmiştir.“Deniz İş Kanunun 21. ve 23. maddelerine göre hizmet akdinin yurtdışında gemi adamı tarafından haklı nedenle feshedilmesi halinde iş verenin gemi adamını geminin bağlama limanına iade etmekle yükümlü olduğu…”

Haksız Fesih: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2015/538 sayılı kararında, işveren tarafından sözleşmesi haksız feshedilen gemi adamının başlangıçta alacağından kesilen yol giderlerinin, mahkeme kararıyla işverenden tahsil edilmesine hükmedilmiştir.

Hastalık, Yaralanma veya Gemi Kazası: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/119) kararında, gemi adamının hastalanması veya yaralanması durumunda yurda iade masraflarının talep edilebileceği belirtilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi (2018/246) kararı ise geminin batması sonrası kurtarılan mürettebatın ülkelerine gönderilme masraflarının donatanın sorumluluğunda olduğunu ortaya koymaktadır.

Sorumluluğun Tespiti (Çıplak Gemi Kirası): İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2020/1498), “çıplak gemi kira sözleşmesi” gibi özel durumlarda sorumluluğun gemi malikine değil, gemiyi kiralayan ve işleten kiracıya ait olduğunu TTK m. 1127’ye dayanarak vurgulamıştır.

3. Hakkın Kullanımına İlişkin Sınırlamalar ve İstisnalar

Gemi adamının bu hakkı mutlak değildir ve kullanımı belirli şartlara ve sürelere bağlanmıştır.

Bir Haftalık Başvuru Süresi: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin birden fazla kararında (2010/51135, 2010/48602, 2010/50021, 2010/50020) altı çizilen en önemli sınırlama, gemi adamının hakkını kullanmak için hizmet sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir hafta içinde başvuruda bulunma zorunluluğudur. Bu sürenin kaçırılması, yurda iade tazminatı talebinin reddine neden olmaktadır.“davacı gemiadamının Deniz İş Kanunu’nun 25/II maddesi uyarınca hizmet akdinin sonra ermesinden sonra bir hafta içinde yurda iadesi için başvuruda bulunmadığından, yurda iade tazminatının sonuç olarak reddine karar verilmesi de isabetlidir.”

İşverenin Masrafları Geri Talep Hakkı: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 2013/2307 sayılı kararı, önemli bir istisnayı ortaya koymaktadır. Eğer gemi adamı, sözleşmesini ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle (Deniz İş Kanunu m. 14/II-a) feshetmişse, işveren iade masraflarını ödemekle yükümlü olsa da, sonrasında bu masrafları gemi adamından geri talep etme hakkına sahiptir.

Gemi Adamının Kusuru: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2015/53 sayılı kararında, geminin alıkonulmasına kendi kusuruyla (deniz kirliliği) sebep olan başmühendisin, bu süreçteki ücret alacağı talebi “hukukta hiç kimse kendisinin kusuruyla ortaya çıkan bir durumdan dolayı kendi lehine hak talep edemeyeceği” gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu ilke, repatriasyon masrafları için de bir sınırlama teşkil edebilir.

Sonuç

Yargı kararları ışığında, gemi adamının ülkesine geri gönderilme (repatriation) hakkı, hem Deniz İş Kanunu hem de Türk Ticaret Kanunu ile güvence altına alınmış temel bir haktır. Masraflar kural olarak işveren veya gemi işleteni tarafından karşılanır ve bu alacak, gemi üzerinde kanuni rehin hakkı veren bir “gemi alacağı” niteliğindedir. Ancak bu hakkın kullanılabilmesi, Deniz İş Kanunu’nda öngörülen bir haftalık başvuru süresine sıkı sıkıya bağlıdır. Ayrıca, feshin nedenine ve gemi adamının kusur durumuna göre işverenin ödediği masrafları geri talep etme hakkı gibi önemli istisnalar da bulunmaktadır. Bu nedenle, her somut olayda hakkın doğduğu koşullar ve usul şartlarına uyulup uyulmadığı dikkatle değerlendirilmelidir. Bir yazı önerisi.

Sık Sorulan Sorular

Gemi adamının ülkesine geri gönderilme (repatriation) hakkı hangi durumlarda doğar?

Gemi adamının repatriation hakkı, hizmet sözleşmesinin yurt dışında sona ermesi halinde doğar. Bu sona erme; ücretlerin ödenmemesi gibi haklı nedenle fesih, işverenin haksız feshi, gemi adamının hastalanması veya yaralanması, gemi kazası veya batması gibi durumlar sonucu ortaya çıkabilir. Yargı kararları, bu hallerde gemi adamının ülkesine geri gönderilme masraflarının kural olarak işveren tarafından karşılanması gerektiğini kabul etmektedir.

Ülkeye geri gönderilme masraflarını kim karşılar?

Genel kural olarak, gemi adamının ülkesine geri gönderilme masrafları işveren tarafından karşılanır. Bu kapsamda donatan, gemi maliki, işleteni veya bazı durumlarda gemiyi işleten kiracı sorumlu olabilir. Repatriation masrafları; yol, iaşe ve zorunlu giderleri kapsar ve Türk Ticaret Kanunu uyarınca gemi üzerinde kanuni rehin hakkı doğuran bir gemi alacağı niteliğindedir. Ancak feshin niteliğine göre, işverenin ödediği masrafları gemi adamından geri talep edebildiği istisnai durumlar da bulunmaktadır.

Gemi adamı bu hakkı kullanmak için ne kadar sürede başvurmalıdır?

Gemi adamının repatriation hakkını kullanabilmesi için hizmet sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir hafta içinde yurda iade talebinde bulunması zorunludur. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre bu süre hak düşürücü niteliktedir. Bir haftalık sürenin kaçırılması halinde, gemi adamının ülkeye geri gönderilme masraflarını talep etmesi mümkün olmamakta ve açılan davalar reddedilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi adamlarının ülkesine geri gönderilme (repatriation) hakkı, Türk Ticaret Kanunu ve Deniz İş Kanunu ile güvence altına alınmıştır. Ancak bu süreç, özellikle İstanbul limanları ve Tuzla bölgesinde yaşanan uyuşmazlıklarda, karmaşık yargı kararları ve sıkı süre şartları nedeniyle profesyonel destek gerektirir.

Bir haftalık başvuru süresinin kaçırılması, masrafların kimin tarafından karşılanacağı veya işverenin geri talep hakkı gibi hususlar, yanlış bir adımda gemi adamı lehine hak kaybına yol açabilmektedir. Bu nedenle, deniz iş hukuku alanında deneyimli bir avukat, hem gemi adamının hem de işverenin haklarını koruyarak sürecin doğru şekilde yürütülmesini sağlar.

Özellikle Tuzla tersaneleri ve İstanbul’daki diğer limanlarda ortaya çıkan uyuşmazlıklarda, uzman bir avukatın hukuki desteği, hem ulusal mevzuata hem de uluslararası kurallara uygun çözüm elde etmenin en güvenilir yoludur.

Read More