6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1352/1-l maddesi uyarınca; geminin işletilmesi, yönetimi, korunması veya bakımı için sağlanan eşya, malzeme, kumanya, yakıt ve bu amaçlarla verilen hizmetler doğrudan “deniz alacağı” olarak kabul edilmektedir. Yargı kararlarında (İstanbul Anadolu 5. ATM – 2020/418 E. ; İstanbul 2. ATM – 2016/710 E. K, gemiye teslim edilen meyve, sebze, et, gıda ve dayanıklı tüketim malzemeleri ile mürettebata verilen yemek hizmetleri bu kapsamda değerlendirilmiştir. Bazı kararlarda bu tür alacaklar “gemi alacağı” olarak da nitelendirilmiş ve TTK 1320 vd. maddeleri uyarınca kanuni rehin hakkı doğurabileceği tartışılmıştır (Bursa 1. ATM – 2018/1560 E.
2. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Deniz alacaklarından kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Denizcilik İhtisas Mahkemeleridir. İstanbul’da bu davalar için İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi ve İstanbul Anadolu mahkemeleri bünyesindeki ihtisas mahkemeleri görevlendirilmiştir. Görevsiz mahkemede açılan davalar, dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddedilerek dosya görevli ihtisas mahkemesine gönderilmektedir (İstanbul Anadolu 2. ATM – 2017/949 E. İstanbul 14. ATM – 2025/894 E.
3. Alacağın Tahsili İçin Başvurulabilecek Hukuki Yollar ve Davalar
Kumanya ve ihtiyaç malzemesi bedelini tahsil etmek isteyen alacaklılar aşağıdaki yollara başvurabilir:
İcra Takibi ve İtirazın İptali Davası: Alacaklı, borçlu aleyhine ilamsız icra takibi başlatabilir. Borçlunun itirazı halinde İİK m. 67 kapsamında “İtirazın İptali Davası” açılmalıdır (Yargıtay 17. HD – 2014/10935 E.İstanbul Anadolu 2. ATM – 2025/713 E.
Alacak Davası: Doğrudan genel hükümler çerçevesinde alacak davası açılması mümkündür (Yargıtay 11. HD – 2013/15215 E.
İhtiyati Haciz: TTK m. 1353 ve 1362 uyarınca, deniz alacağını teminat altına almak amacıyla gemi üzerinde ihtiyati haciz talep edilebilir. Bu yol için alacağın varlığı ve deniz alacağı niteliği hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller sunulmalı ve 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında teminat verilmelidir (İstanbul BAM 12. HD – 2022/782 E.; Denizli BAM 4. HD – 2024/36 E.
Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip: Alacağın gemi alacağı niteliğinde olduğu durumlarda, taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir (İstanbul Anadolu 2. ATM – 2025/713 E
Kanuni Rehin Hakkı Tanınması Talebi: Davacı, gemi üzerinde TTK m. 1320 vd. uyarınca kanuni rehin hakkı tesis edilmesini talep edebilir. Ancak bazı kararlarda, kumanya alımında “zorunluluk” unsuru ispatlanamadığı takdirde rehin talebi reddedilerek sadece alacağın tahsiline karar verilmiştir (Yargıtay 11. HD – 2010/6726 E.
4. İleri Sürülebilecek İddialar ve Savunmalar
Alacaklı Tarafından: Malzemelerin geminin işletilmesi için zorunlu olduğu, kaptan veya donatanın acentesi tarafından sipariş edildiği, ürünlerin eksiksiz teslim edildiği ve alacağın likit (belirlenebilir) olduğu ileri sürülmelidir. Ayrıca geminin yurt dışına çıkma veya mal kaçırma riski ihtiyati haciz gerekçesi olarak sunulabilir.
Borçlu Tarafından: Kumanyanın yolculuğun devamı için zaruri olmadığı, siparişin yetkisiz kişilerce verildiği, ödemenin acenteye yapıldığı veya geminin çıplak kira sözleşmesiyle kiraya verilmesi nedeniyle donatanın sorumlu olmadığı (TTK m. 1127) savunulabilir (Yargıtay 11. HD – 2011/8125 E. K; İstanbul BAM 13. HD – 2019/1313 E.
5. Sunulması Gereken Deliller Mahkemelerce kabul gören temel deliller şunlardır:
Faturalar ve Sevk İrsaliyeleri: Teslim edilen ürünlerin miktarını ve bedelini gösteren belgeler.
Teslim Belgeleri: Gemi kaşesi ve kaptan imzası taşıyan eşya teslim listeleri veya mal teslim fişleri (Bursa 1. ATM – 2018/1560 E.
Ticari Defter ve Kayıtlar: Tarafların usulüne uygun tutulmuş ticari defterleri ve cari hesap dökümleri.
Yazışmalar: Sipariş taleplerini içeren e-posta yazışmaları.
Bilirkişi Raporları: Alacağın miktarı ve deniz alacağı niteliği üzerine yapılan teknik incelemeler.
Banka Kayıtları: Varsa kısmi ödemeleri gösteren dekontlar veya virman talimatları.
6. İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bilgiler
İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda şu hususlar vurgulanmıştır:
Zamanaşımı: Bu tür alacaklarda zamanaşımı süresi genel olarak TBK m. 146 uyarınca 10 yıl olarak kabul edilmektedir (İstanbul 17. ATM – 2021/72 E.
İspat Standardı: İhtiyati haciz aşamasında “yaklaşık ispat” yeterli görülmekte; kaptan imzalı belgeler ve proforma faturalar bu aşamada kanaat getirici delil sayılabilmektedir (Samsun BAM 3. HD – 2024/1905 E.
Sorumluluk: Gemi donatanı ile işleteninin organik bağı veya iktisadi özdeşliği durumunda, tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluyla sorumluluğun genişletilebileceği belirtilmiştir (İstanbul 17. ATM – 2021/72 E.
Sık Sorulan Sorular
Gemiye kumanya veya ihtiyaç malzemesi verdim, param ödenmedi. Bu bir deniz alacağı mı?
Evet. TTK m. 1352/1-l uyarınca geminin işletilmesi, yönetimi, korunması ve bakımı için sağlanan kumanya, yakıt ve ihtiyaç malzemeleri doğrudan deniz alacağıdır. Yargı kararlarında meyve, sebze, et, gıda ürünleri ve mürettebata verilen yemek hizmetleri açıkça bu kapsamda kabul edilmiştir. Bu nedenle alacak, sıradan ticari alacaklardan daha güçlü hukuki korumaya sahiptir.
Bu tür alacaklarda hangi mahkeme görevlidir?
Kumanya ve ihtiyaç malzemesi alacakları deniz alacağı niteliğinde olduğundan, görevli mahkeme Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla Asliye Ticaret Mahkemesidir. İstanbul’da özellikle İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi ve Anadolu yakasındaki ihtisas mahkemeleri görevlidir. Yanlış mahkemede açılan davalar usulden reddedilerek dosya görevli mahkemeye gönderilir; bu da ciddi zaman kaybına yol açar.
Gemiye kumanya veya ihtiyaç malzemesi verdim, param ödenmedi. Alacağımı tahsil etmek için hangi yolları kullanabilirim?
Alacaklı, somut duruma göre birden fazla hukuki yolu birlikte veya ayrı ayrı kullanabilir: İlamsız icra takibi ve borçlu itiraz ederse itirazın iptali davası, Doğrudan alacak davası, İhtiyati haciz yoluyla geminin seferden alıkonulması (10.000 SDR teminatla), Alacak gemi alacağı niteliğindeyse rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip, Şartları varsa kanuni rehin hakkı tanınması talebi. Bu yolların hangisinin seçileceği, geminin limandaki durumu ve delillerin gücüne göre belirlenir.
Neden Deniz Alacaklarında Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Kumanya, yakıt ve ihtiyaç malzemesi alacakları kâğıt üzerinde “güçlü” görünse de, uygulamada en sık tahsil edilemeyen deniz alacakları arasındadır. Bunun temel nedeni, hukuki yolun yanlış seçilmesi ve delillerin eksik sunulmasıdır.
Uzman avukat desteği şu noktalarda belirleyicidir: Yanlış mahkemede açılan dava aylarca kaybettirir. Deniz alacağı olmasına rağmen genel mahkemede açılan davalar usulden reddedilir; bu sırada gemi çoktan limanı terk edebilir. İhtiyati haciz fırsatı tek seferliktir. Gemi bugün Tuzla, Ambarlı veya Aliağa limanındayken haciz konulamazsa, yarın yabancı bir bayrak altında başka bir ülkede olabilir. Bu riski zamanında yönetmek uzmanlık gerektirir. Rehin hakkı her zaman otomatik doğmaz. Kumanya alacaklarında “zorunluluk” unsuru ispatlanamazsa kanuni rehin talebi reddedilebilir. Bu ayrım, ancak içtihat pratiğine hâkim bir avukat tarafından doğru kurgulanabilir. Donatan – kiracı – acente ayrımı kritik önemdedir. Yanlış kişiye husumet yöneltilmesi, davanın esasına girilmeden reddine neden olabilir. Bu nedenle özellikle İstanbul limanları, Tuzla Tersaneler Bölgesi ve yabancı bayraklı gemilere ilişkin uygulamalara hâkim, deniz ticareti hukuku alanında uzman bir ekip ile çalışmak, alacağın tahsili açısından zorunluluktur. Bu tür uyuşmazlıklarda 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, kumanya ve ihtiyaç malzemesi alacakları, gemi ihtiyati haczi ve deniz alacaklarının tahsili konularında İstanbul merkezli uygulama tecrübesiyle öne çıkmaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352/1-l bendi uyarınca; geminin işletilmesi, yönetimi, korunması veya bakımı için sağlanan eşya, malzeme, kumanya, yakıt ve teçhizat ile bu amaçlarla verilen hizmetlerden doğan alacaklar açıkça “deniz alacağı” olarak tanımlanmıştır. Meyve, sebze, et ve benzeri gıda maddelerinin (kumanya) gemiye tedarik edilmesi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Yargı kararları, bu tür alacakların deniz ticareti hukukuna özgü usullerle takip edilmesi gerektiğini istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır (Antalya BAM 11. HD-2017/556 K, İstanbul Anadolu 2. ATM-2025/713 K).
2. Başvurulabilecek Temel Hukuki Yollar
A. İhtiyati Haciz ve Geminin Seferden Men Edilmesi
TTK m. 1353 uyarınca, deniz alacaklarının teminat altına alınması için geminin ihtiyati haczine karar verilebilir. Kumanya alacaklısı, alacağının varlığına ve miktarına dair mahkemeye kanaat getirecek delil (fatura, sevk irsaliyesi, teslim tutanağı vb.) sunduğunda gemi üzerine ihtiyati haciz koydurabilir (Antalya BAM 11. HD-2017/556
Örnek Olay: Gemiye Verilen Kumanya Bedelinin Tahsili
Bir kumanya tedarikçisi şirket, M/V INA adlı gemiye farklı tarihlerde yiyecek ve hizmet temininde bulunmuş, ancak düzenlenen faturalar gemi donatanı tarafından ödenmemiştir. Bunun üzerine alacaklı, kumanya bedelinin tahsili amacıyla dava açmış; dava sürecinde gemi hakkında seferden men (ihtiyati tedbir) kararı alınmıştır. Geminin seferine devam edebilmesi için, geminin yeni maliki adına acente tarafından icra dosyasına nakdi teminat yatırılmış, alınan tedbir gemi üzerinden kaldırılarak teminat üzerine kaydırılmıştır. Bu sırada gemi el değiştirmiş ve yeni malik, davaya fer’i müdahil olarak katılmıştır. Yeni malik; kumanya alacağının zamanaşımına uğradığını, kendisinin önceki donatanın borcundan sorumlu olmadığını ve yatırılan teminatın kendisine iade edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
İlk derece mahkemesi; Zamanaşımı itirazının asıl borçlu tarafından süresinde ileri sürülmediğini, Fer’i müdahilin tek başına zamanaşımı def’inde bulunamayacağını, Kumanya bedelinin alacaklı tarafından ispatlandığını kabul ederek davayı kabul etmiş, teminatın iadesi talebini reddetmiştir. Karar Yargıtay incelemesine gelmiş; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, kumanya alacağının varlığını, teminatın korunmasını ve fer’i müdahilin sınırlı haklara sahip olduğunu vurgulayarak yerel mahkeme kararını onamıştır. (Yargıtay 11. HD-2012/1298
B. İcra Takibi ve İtirazın İptali Davası
Alacaklı, ödenmeyen kumanya bedelleri için ilamsız icra takibi başlatabilir. Borçlunun (donatan veya işleten) takibe itiraz etmesi durumunda, İİK m. 67 uyarınca “itirazın iptali davası” açılması gerekmektedir.
Somut Örnek: MV … ve MV … isimli gemilere kuru kumanya tedarik eden bir firma, faturaların ödenmemesi üzerine başlattığı icra takibine yapılan itirazı, Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nde açtığı itirazın iptali davası ile gidermiş; mahkeme %20 icra inkar tazminatına ve asıl alacağın tahsiline hükmetmiştir (İstanbul 17. ATM-2019/160
Somut Örnek: Gemi malzemesi satışından doğan alacak için başlatılan “Örnek 7” ilamsız takipte, ticari defterler ve faturaların delil kabul edilmesiyle itiraz iptal edilmiş ve takibin devamına karar verilmiştir (İstanbul 11. ATM-2018/913
C. Alacak Davası ve Kanuni Rehin Hakkı Talebi
Alacaklı, doğrudan bir alacak davası açarak kumanya bedelinin tahsilini talep edebilir. Bazı durumlarda alacaklılar, alacağın “gemi alacağı” niteliği gereği gemi üzerinde “kanuni rehin hakkı” tanınmasını da talep etmektedir. Ancak güncel yargı pratiğinde, kredili işlemlere dayanan kumanya satışlarında kanuni rehin hakkı talebi genellikle reddedilmekte, sadece alacağın tahsiline hükmedilmektedir (Yargıtay 11. HD-2013/15215 , 2011/8125).
3. Usuli Gereklilikler ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Görevli Mahkeme: Kumanya alacağı TTK m. 1352 kapsamında bir deniz alacağı olduğundan, uyuşmazlıkların çözümünde “Denizcilik İhtisas Mahkemeleri” (veya bu sıfatla hareket eden Asliye Ticaret Mahkemeleri) görevlidir. Genel ticaret mahkemelerinde açılan davalar görevsizlik nedeniyle reddedilmektedir (İstanbul Anadolu 9. ATM-2016/745 İstanbul 14. ATM-2016/278
Husumet (Doğru Borçlu): Alacak davası veya icra takibi doğrudan gemi donatanına veya işletenine yöneltilmelidir. Gemi acentesi, TTK m. 119/2 uyarınca mal bedellerinden şahsen sorumlu tutulamaz; bu nedenle acenteye karşı açılan davalar husumet yokluğu nedeniyle reddedilebilir (Yargıtay 19. HD-2014/4441
İspat Araçları: Teslimatın yapıldığını gösteren kaptan imzalı makbuzlar, sevk irsaliyeleri, e-arşiv faturaları ve ticari defter kayıtları en kritik delillerdir. Faturalara 8 gün içinde itiraz edilmemesi, içeriğinin kabul edildiğine dair karine teşkil eder (İstanbul 17. ATM-2019/160, İstanbul 11. ATM-2018/913).
Sonuç: Gemiye kumanya sağlayan kişi; öncelikle ihtiyati haciz yoluyla gemiyi seferden men ederek alacağını güvenceye alabilir, ardından Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nde icra takibi veya itirazın iptali davası açarak alacağını faizi ve icra inkar tazminatı ile birlikte tahsil edebilir.
Merak Edilenler ve Uygulamada Karşılaşılan Sorular
Kumanya alacağı için gemi hakkında alınan ihtiyati tedbir veya yatırılan teminat, gemi satıldıktan sonra yeni malik tarafından geri alınabilir mi?
Hayır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 06.12.2012 tarihli kararına göre; kumanya alacağı nedeniyle geminin seferden men edilmesi üzerine geminin seferine devam edebilmesi için yatırılan nakdi teminat, gemi sonradan el değiştirmiş olsa dahi yeni malik tarafından geri istenemez. Tedbir, gemi yerine teminat üzerinde devam eder ve alacak kesinleşinceye kadar korunur.
Yeni gemi maliki, kumanya alacağına karşı zamanaşımı def’inde bulunabilir mi?
Hayır. Kararda açıkça belirtildiği üzere; fer’i müdahil sıfatıyla davaya katılan yeni gemi maliki, davalı donatan adına zamanaşımı def’inde bulunamaz. Zamanaşımı itirazı yalnızca asıl borçlu tarafından süresi içinde ileri sürülebilir; aksi hâlde mahkemece re’sen dikkate alınamaz.
Gemi limandayken hangi adım alacağı gerçekten güvence altına alır?
En etkili yol, ihtiyati hacizdir. Mahkemeler, kumanya alacaklarında fatura, sevk irsaliyesi ve teslim tutanağı gibi belgelerle yaklaşık ispatın sağlanması hâlinde, geminin seferden men edilmesine karar verebilmektedir. Bu adım atılmadan gemi limanı terk ederse, alacağın fiilen tahsili çoğu zaman imkânsız hâle gelir.
Borçlu olarak acente mi, donatan mı muhatap alınmalı?
Bu ayrım kritik önemdedir. Gemi acentesi, kural olarak kumanya bedelinden şahsen sorumlu değildir. Takibin veya davanın doğrudan gemi donatanına ya da işletenine yöneltilmesi gerekir. Aksi hâlde dosya, esasa girilmeden husumet yokluğu nedeniyle reddedilebilir.
Kumanya alacağı için gemi üzerinde rehin hakkı her zaman doğar mı?
Hayır. Her kumanya alacağı otomatik olarak kanuni rehin hakkı vermez. Yargı uygulamasında özellikle kredili ve rutin tedariklerde, “zorunluluk” unsuru ispatlanamazsa rehin talepleri reddedilmekte, sadece alacağın tahsiline karar verilmektedir. Bu nedenle rehin talebi dikkatle kurgulanmalıdır.
Neden Bu Tür Alacaklarda Uzman Avukatla Hareket Edilmeli?
Kumanya alacakları, teoride güçlü; pratikte ise en hızlı kaybedilen deniz alacakları arasındadır. Bunun sebebi çoğu zaman alacağın değil, usulün yanlış kurulmasıdır.
Yanlış kişiye yöneltilen takipler
Yanlış mahkemede açılan davalar
Gemi limandayken haciz fırsatının kaçırılması
Rehin hakkının hatalı ileri sürülmesi
Yabancı bayraklı gemilerde zaman baskısının yönetilememesi özellikle İstanbul limanları, Tuzla Tersanesi, marina ve transit liman uygulamalarında sıkça görülür. Bu nedenle kumanya, yakıt ve gemi ihtiyaç malzemesi alacaklarında; liman pratiğini, ihtiyati haciz refleksini ve deniz ticareti yargısını bilen bir hukukçu ile ilerlemek, çoğu zaman alacağın tahsil edilip edilememesini belirler. İstanbul merkezli deniz ticareti uyuşmazlıklarında uygulama tecrübesi bulunan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, kumanya ve gemi tedarik alacaklarının hızlı haciz, doğru husumet ve etkin tahsil stratejileriyle takip yapmaktadır.
Gemi veya yat sahiplerinin iskele, marina veya liman bağlama/kira bedellerini ödememesi durumunda başvurulabilecek hukuki yollar ve tahsilat yöntemleri, incelenen yargı kararları ışığında aşağıda kategorize edilerek sunulmuştur:
1. İlamsız İcra Takibi ve İtirazın İptali Yolu
Yargı kararlarında en sık başvurulan yöntem, ödenmeyen kira ve hizmet bedelleri için genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatılmasıdır.
Süreç: Marina veya iskele işletmecisi, ödenmeyen faturalara veya cari hesap alacağına dayanarak icra müdürlüğü nezdinde takip başlatır. Borçlunun (donatan, yat sahibi veya işletmeci) takibe itiraz etmesi durumunda, alacaklı tarafından “İtirazın İptali” davası açılmaktadır.
Somut Örnekler:
İzmir BAM 17. Hukuk Dairesi (2017/2092 K): Torba Balıkçı Barınağı’ndaki barınma ücretini ödemeyen tekne sahibi aleyhine başlatılan icra takibine yapılan itiraz iptal edilmiş ve alacağın likit olması nedeniyle %20 icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.
İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2023/532 K): Marina işletmecisi, karapark ve bağlama bedeli alacağı için başlattığı icra takibine itiraz edilmesi üzerine açtığı davayı kazanmış; mahkeme ticari defterler ve marina kayıtlarını esas alarak takibin devamına karar vermiştir.
Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi (2018/349 K): Yat limanı işletmecisi tarafından başlatılan takipte, borçlu dava aşamasında ödeme yapmış ve mahkeme yine de icra inkar tazminatına hükmetmiştir.
2. Hapis Hakkı ve Rehnin Paraya Çevrilmesi Yolu
İskele veya marina işletmecileri, ödenmeyen alacakları için teknenin üzerinde hapis hakkı kullanabilir ve bu hakkı rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe dönüştürebilir.
Uygulama: İşletmeci, Türk Medeni Kanunu m. 950 veya Türk Borçlar Kanunu m. 580 uyarınca tekneyi alıkoyabilir.
Somut Örnekler:
İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi (2015/1238 K): Marina işletmecisinin tekne üzerinde fiilen hapis hakkı kullandığı ve ardından “taşınır rehninin paraya çevrilmesi yoluyla” icra takibi başlattığı görülmüştür.
Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi (2024/61): Saklama bedeli alacağı için hapis hakkına dayalı defter tutularak rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılmıştır.
Dikkat Edilmesi Gereken Husus: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2018/1065 ), hapis hakkının kullanılabilmesi için zilyetliğin borçlunun rızasıyla devredilmiş olması ve alacağın muaccel olması gerektiğini, kanuni şartlar oluşmadan yönetmelik hükümlerine dayanarak tekne alıkoymanın “hakkın kötüye kullanılması” sayılabileceğini belirtmiştir.
3. Deniz Alacağı ve İhtiyati Haciz (İkincil Kaynak Verileri)
İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda, iskele ve liman ücretlerinin “deniz alacağı” niteliği vurgulanmaktadır.
Deniz Alacağı Niteliği: İstanbul BAM 37. Hukuk Dairesi (2023/776 K), liman, iskele ve rıhtım için ödenecek paraların TTK m. 1352/1-l uyarınca “deniz alacağı” olduğunu ve uyuşmazlıkların Denizcilik İhtisas Mahkemelerinde görülmesi gerektiğini belirtmiştir.
İhtiyati Haciz: İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi (2020/1838 ) ve İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi (2024/576 K) kararlarında, deniz alacaklarının tahsili için gemi üzerine “ihtiyati haciz” kararı aldırılabileceği, bu haczin geminin seferden men edilmesi sonucunu doğurabileceği ve borçlunun haczi kaldırmak için nakit teminat yatırmak zorunda kalabileceği örneklendirilmiştir.
4. Sorumlu Kişilerin Belirlenmesi ve Müteselsil Sorumluluk
Alacağın tahsilinde sadece gemi sahibi (donatan) değil, duruma göre acenta veya kaptan da muhatap alınabilmektedir.
Acentanın Sorumluluğu: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2009/3587 ), liman hizmetleri tarifesi uyarınca limanda iş takip eden acentaların, donatan ile birlikte “müşterek ve müteselsilen” sorumlu olduklarına hükmetmiştir.
Kaptanın Sorumluluğu: Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi (2019/908 K), kaptanın donatanı temsil yetkisi ve liman yönetmelikleri uyarınca bağlama ücretlerinden yat malikleriyle birlikte sorumlu tutulabileceğine karar vermiştir.
5. Diğer Tahsilat ve Müdahale Yolları
Doğrudan İflas Talebi: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2023/702) dosyasında, kira bedellerinin ödenmemesi ve icra takiplerinin sonuçsuz kalması üzerine İİK m. 177/2 uyarınca borçlu şirketin doğrudan iflasının talep edildiği bir örnek mevcuttur.
Fuzuli İşgal ve Tekne Kaldırma (İkincil Kaynak): Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2012/2086 K) kararında, süresi dolmasına rağmen iskeleyi terk etmeyen tekneler için “fuzuli işgal” (ecr-i misil) davası açılabileceği, teknenin römorkör marifetiyle başka bir yere çekilebileceği (cer masrafı) ve bu masrafların donatandan tahsil edilebileceği belirtilmiştir.
Tahkim Yolu (İkincil Kaynak): Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2014/4806 K), sözleşmede tahkim şartı bulunması halinde uyuşmazlığın uluslararası tahkim merkezlerinde (örneğin Londra Deniz Hakemleri Birliği) çözülmesi gerekebileceğine işaret etmiştir.
Görevli Mahkeme: Kararların genelinde, uyuşmazlığın deniz ticaretinden kaynaklanması nedeniyle Denizcilik İhtisas Mahkemeleri (veya bu sıfatla Asliye Ticaret Mahkemeleri) görevli kabul edilmektedir. Ancak Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi (2024/398) gibi bazı kararlarda, uyuşmazlığın saf bir kira sözleşmesi olarak nitelendirilmesi durumunda Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevli olabileceği yönünde görevsizlik kararları verildiği de görülmektedir.
Sonuç olarak; iskele kirasını ödemeyen yat sahibine karşı öncelikle noter kanalıyla ihtarname gönderilmesi, ardından ilamsız icra takibi başlatılması, itiraz halinde itirazın iptali davası açılması veya gemi alacağı niteliği vurgulanarak ihtiyati haciz/hapis hakkı yollarına başvurulması somut yargı uygulamalarında kabul gören yöntemlerdir.
Marina veya iskele bağlama bedeli ödenmezse ilk hangi yol izlenir?
Uygulamada en hızlı ve etkili yol, genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatmaktır. Ödenmeyen faturalar veya cari hesap alacağı dayanak gösterilir. Borçlu itiraz ederse, alacaklı itirazın iptali davası açarak takibin devamını ve şartları varsa %20 icra inkâr tazminatını talep edebilir.
Marina işletmecisi tekneyi alıkoyabilir mi (hapis hakkı)?
Evet, şartları varsa. Alacak muaccel olmalı ve teknenin zilyetliği borçlunun rızasıyla işletmeciye geçmiş olmalıdır. Aksi halde keyfi alıkoyma “hakkın kötüye kullanılması” sayılabilir. Hapis hakkı sonrasında rehnin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapılabilir.
Bağlama ve liman ücretleri “deniz alacağı” sayılır mı, gemiye haciz konulabilir mi?
Yargı uygulamasında bu bedeller çoğunlukla deniz alacağı kabul edilmektedir. Bu nitelik sayesinde ihtiyati haciz istenebilir; haciz geminin seferden men edilmesine yol açabilir ve borçlu haczi kaldırmak için nakit teminat yatırmak zorunda kalabilir.
Sadece gemi/yat sahibi mi sorumludur, acenta veya kaptan da sorumlu olur mu?
Somut olaya göre müteselsil sorumluluk doğabilir. Liman tarifeleri ve temsil ilişkisi kapsamında acenta, donatanla birlikte sorumlu tutulabilir. Kaptan da, temsil yetkisi ve liman düzenlemeleri gereği bağlama ücretlerinden sorumlu kabul edilebilir.
İskele / Liman / Yanaşma Hizmeti Sözleşmesinden Doğan Alacaklarda Görevli Mahkeme Hangisidir?
Gemilere iskeleye yanaşma, liman veya rıhtım kullanım hizmeti verilmesinden doğan alacaklar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.1352/1-n uyarınca deniz alacağıdır. Bu alacaklar; sözleşme hukuku kapsamında bir hizmet sözleşmesine dayanıyor olsa dahi, deniz alacağı niteliği baskın olduğundan, uyuşmazlığın çözümü Denizcilik İhtisas Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanına girer. Bu nedenle; İskele hizmet bedelinin tahsiline yönelik itirazın iptali davaları, Taraflar arasındaki ilişki “hizmet sözleşmesi” olarak adlandırılsa bile, Gemilere fiilen verilen yanaşma/liman hizmetinden kaynaklanıyorsa genel asliye ticaret veya asliye hukuk mahkemelerinde değil, deniz ticaretine özgülenmiş ihtisas mahkemelerinde görülmelidir.
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Marina, iskele ve liman alacakları; sıradan bir kira alacağından farklı olarak deniz alacağı niteliği, ihtiyati haciz, hapis hakkı, rehnin paraya çevrilmesi, müteselsil sorumluluk ve görevli mahkemenin doğru belirlenmesi (Denizcilik İhtisas Mahkemesi, Asliye Ticaret Mahkemesi veya Sulh Hukuk Mahkemesi) gibi son derece teknik hukuki başlıklar içerir. Yanlış başlatılan bir icra takibi, hatalı mahkemede açılan dava veya eksik delillendirme; alacağın tahsilini aylarca geciktirebileceği gibi, bazı durumlarda geri dönülmesi imkânsız hak kayıplarına da yol açabilir.
Özellikle İstanbul marinaları ve limanları (Tuzla, Pendik, Kartal, Ataköy, Kalamış, Ambarlı ve çevresi) gibi yoğun deniz trafiğine sahip bölgelerde, yat ve gemi sahiplerinin sıkça el değiştirmesi, yabancılık unsuru, acenta ve kaptan sorumluluğu gibi faktörler süreci daha da karmaşık hale getirmektedir. Bu nedenle tahsilat stratejisinin; güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatlarına uygun şekilde, doğru hukuki enstrümanlar kullanılarak kurgulanması hayati önem taşır.
Bu noktada İstanbul Tuzla merkezli 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, marina ve liman alacakları konusunda sahip olduğu deniz ticareti hukuku tecrübesiyle; alacağın en hızlı ve en etkin şekilde tahsil edilmesini, gerektiğinde ihtiyati haciz ve teminat mekanizmalarının devreye sokulmasını ve sürecin baştan sona hak kaybı yaşanmadan yürütülmesini sağlamaktadır. Marina ve liman alacaklarında, doğru adım doğru zamanda atılmadıkça sonuç almak mümkün değildir; bu nedenle uzman avukat desteği bir tercih değil, zorunluluktur.
1. Hizmetlerin Hukuki Niteliği ve Deniz Alacağı Tanımı
Yargı kararları uyarınca; geminin bağlama, koruma, bakım, onarım ve liman hizmetleri (iskele kirası, elektrik temini, iş güvenliği personeli, yangın önleme, palamar, römorkaj, pilotaj, atık alım vb.) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1352. maddesi kapsamında “Deniz Alacağı” olarak kabul edilmektedir.
TTK 1352/1-l bendi: Geminin işletilmesi, yönetimi, korunması ve bakımı için sağlanan eşya, malzeme, kumanya, yakıt, teçhizat ve bu amaçla verilen hizmetler deniz alacağıdır.
TTK 1352/1-n bendi: Liman, kanal, dok, iskele ve rıhtım, diğer su yolları ile karantina için ödenecek resimler ve diğer paralar deniz alacağı sayılmaktadır.
Sözleşme Niteliği: Bağlama sözleşmeleri, yargı kararlarında “saklama sözleşmesi” niteliğinde olup geminin korunması için verilen bir hizmet olarak değerlendirilmektedir.
2. Alacağın Tahsili İçin Başvurulabilecek Hukuki Yollar ve Davalar
Alacaklılar, söz konusu hizmet bedellerini tahsil etmek için aşağıdaki hukuki yollara başvurabilirler:
İhtiyati Haciz (TTK 1353): Deniz alacaklarının teminat altına alınması için geminin ihtiyati haczine karar verilebilir. Bu talep için TTK 1363 uyarınca 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında teminat verilmesi zorunludur.
İlamsız İcra Takibi ve İtirazın İptali Davası: Alacaklılar, icra müdürlükleri aracılığıyla ilamsız takip başlatabilir. Borçlunun itirazı halinde, İcra ve İflas Kanunu (İİK) 67. maddesi uyarınca “İtirazın İptali” davası açılmaktadır.
Taşınır Rehninin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip: Bazı durumlarda alacağın gemi alacağı hakkı (kanuni rehin) vermesi nedeniyle bu takip yolu da kullanılmaktadır. Ancak TTK 1259 uyarınca rehin hakkının 1 yıllık zamanaşımına tabi olduğu unutulmamalıdır.
Sıra Cetveline İtiraz Davası: Geminin satılması durumunda, alacağın önceliğini korumak adına düzenlenen sıra cetveline karşı dava açılabilir.
3. İspat Yöntemleri ve Deliller
Deniz alacaklarının ispatında, özellikle ihtiyati haciz aşamasında “yaklaşık ispat” kuralı geçerlidir (TTK 1362). Tam ispat aranmaz; mahkemeye alacağın varlığı ve miktarı hakkında kanaat getirecek delillerin sunulması yeterlidir.
Kabul Edilen Temel Deliller:
Yazılı Sözleşmeler ve E-postalar: Taraflar arasındaki hizmetin kapsamını ve günlük ücretleri (örneğin günlük iskele kirası) belirleyen e-posta yazışmaları ve sözleşmeler bağlayıcı delil kabul edilmektedir.
Faturalar ve Ticari Defterler: E-arşiv faturaları, cari hesap ekstreleri ve usulüne uygun tutulmuş ticari defterler (sahibi lehine delil niteliğinde) ispat vasıtasıdır.
Gemi Kayıtları ve İmzalı Belgeler: Gemi kaptanının imzasını ve mührünü taşıyan iş listeleri, proforma faturalar, teslim tutanakları, gemi jurnal kayıtları ve marina giriş-çıkış çizelgeleri.
Resmi Kurum Kayıtları: Liman Başkanlığı’ndan alınan geminin limanda kaldığı süreyi gösteren kayıtlar.
Bilirkişi İncelemesi: Hizmetin zorunluluğu, emsal bedelleri ve hesaplamalar için mahkemece alınan bilirkişi raporları.
Tanık Beyanları: Hizmetin fiilen verildiğine dair tanık anlatımları.
4. Görevli Mahkeme Yargı kararlarında istikrarlı bir şekilde, bağlama, koruma ve liman hizmetlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların TTK’nın 5. kitabında düzenlenen deniz ticaretine ilişkin hükümler kapsamında olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle, bu davalarda Denizcilik İhtisas Mahkemeleri (bulunmayan yerlerde bu sıfatla Asliye Ticaret Mahkemeleri) görevlidir. İstanbul özelinde İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi yetkili ve görevli merci olarak işaret edilmektedir.
5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bağlamİkincil kaynak niteliğindeki kararlar (İstanbul 14. ATM, İstanbul Anadolu 5. ATM, İstanbul 2. ATM vb.) şu ek hususları vurgulamaktadır:
Yat bağlama sözleşmelerinin erken feshi durumunda peşin ödenen bedelin iadesi talepleri de deniz alacağı kapsamında değerlendirilerek Deniz İhtisas Mahkemeleri’ne yönlendirilmektedir.
Gemiye sağlanan yakıt, yedek parça tedariki ve gümrük müşavirliği gibi hizmetler de TTK 1352/1-l uyarınca geminin işletilmesi ve korunması kapsamında deniz alacağı sayılmakta; bu alacakların tahsilinde de fatura, sevk irsaliyesi ve teslim listeleri temel ispat araçları olarak kullanılmaktadır. Bir yazı önerisi.
Donatanın, kiracının aldığı hizmetlerden (tamirat, akaryakıt vb.) müteselsil sorumlu olabileceği, ancak bu durumda hizmetin doğrudan ilgili gemiye verildiğinin somut delillerle (gemi kaşeli irsaliyeler vb.) ispatlanması gerektiği belirtilmektedir.
Marina, iskele ve liman hizmetleri gerçekten “deniz alacağı” sayılır mı?
Evet. Yargı kararları istikrarlı şekilde; iskele kirası, bağlama, elektrik, su, palamar, römorkaj, pilotaj, yangın önleme, iş güvenliği ve atık alım hizmetlerini Türk Ticaret Kanunu’nun 1352. maddesi kapsamında deniz alacağı olarak kabul etmektedir. Özellikle TTK 1352/1-l ve 1352/1-n bentleri, bu hizmetlerin geminin işletilmesi ve korunması için zorunlu olduğunu açıkça ortaya koyar.
Bağlama sözleşmesi basit bir kira mı, yoksa daha güçlü bir hak mı doğurur?
Bağlama ve marina sözleşmeleri, yargı içtihatlarında çoğunlukla saklama sözleşmesi niteliğinde kabul edilir. Bu nitelendirme önemlidir; çünkü hizmet yalnızca yer tahsisi değil, geminin fiilen korunmasını da kapsar. Bu nedenle doğan alacaklar, sıradan kira alacaklarından farklı olarak deniz ticareti hukuku rejimine tabidir.
Gemi limandayken hangi hukuki yol en hızlı sonuç verir?
En etkili yol, ihtiyati hacizdir. TTK 1353 uyarınca deniz alacakları için gemi üzerine ihtiyati haciz konulabilir. Bu sayede geminin seferden men edilmesi sağlanır ve alacak fiilen güvence altına alınır. Bu aşamada alacaklının 10.000 SDR teminat yatırması zorunludur (TTK 1363).
İcra takibi açmak yeterli olur mu, yoksa dava şart mı?
Uygulamada genellikle iki aşamalı yol izlenir: Önce ilamsız icra takibi başlatılır Borçlu itiraz ederse → İtirazın iptali davası açılır Bu davalar, Denizcilik İhtisas Mahkemelerinde görülür. Yanlış mahkemede açılan davalar, alacağın haklılığına bakılmadan görevsizlik nedeniyle reddedilir.
Bu tür alacaklarda mahkeme hangi delilleri yeterli görüyor?
İhtiyati haciz ve dava aşamasında tam ispat değil, yaklaşık ispat yeterlidir. Uygulamada kabul gören başlıca deliller şunlardır: Yazılı sözleşmeler ve e-posta yazışmaları E-arşiv faturalar ve cari hesap dökümleri Kaptan imzalı iş listeleri ve gemi kaşeli belgeler Liman Başkanlığı kayıtları (geminin limanda kaldığı süre) Marina giriş–çıkış çizelgeleri Bilirkişi raporları Bu belgelerle alacağın varlığı mahkemede kanaat oluşturacak düzeyde ortaya konulabilir.
Neden Bu Tür Alacaklarda Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Liman, marina ve bağlama hizmetlerinden doğan alacaklar teoride güçlü, ancak pratikte en sık kaybedilen deniz alacakları arasındadır. Bunun nedeni çoğu zaman alacağın haklılığı değil, usul hatalarıdır.
Uygulamada sık yapılan hatalar:
Yanlış borçluya (acenteye) yönelme
Yanlış mahkemede dava açılması
Gemi limandayken haciz fırsatının kaçırılması
Rehin hakkı ile deniz alacağı kavramlarının karıştırılması
SDR teminat sürecinin eksik veya geç işletilmesi
Özellikle İstanbul limanları, Tuzla Tersanesi, marinalar ve transit limanlarda gemilerin kısa sürede hareket etmesi, bu alacakları zamanla yarışılan dosyalar hâline getirir. Bu nedenle liman, marina ve gemi bağlama alacaklarında; deniz ticareti pratiğini bilen, ihtiyati haczi doğru kurgulayan ve Denizcilik İhtisas Mahkemeleri uygulamasına hâkim bir hukukçu ile ilerlemek kritik önemdedir. İstanbul merkezli deniz ticareti uyuşmazlıklarında 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, bağlama, marina ve liman hizmetlerinden doğan alacakların hızlı haciz, doğru mahkeme ve etkin tahsil stratejileriyle takibini yürütmektedir.
Gemi Yakıt ve Akaryakıt Tedarikinden Doğan Alacaklar, İspat Vasıtaları ve Başvurulabilecek Hukuki Yollar
Bu çalışma, gemiye yakıt sağlayan kişi veya kurumların alacaklarını tahsil edememeleri durumunda başvurabilecekleri dava türlerini, ispat yöntemlerini ve ihtiyati tedbir mekanizmalarını sunulan yargı kararları ışığında analiz etmektedir.
1. Başvurulabilecek Dava Türleri ve Hukuki Yollar
Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları, yakıt tedarikçilerinin başvurabileceği temel yolları şu şekilde sınıflandırmaktadır:
Alacak Tahsili Davası: Yakıt bedelinin doğrudan donatandan veya işletenden tahsili amacıyla açılan davadır. (Yargıtay 11. HD, 2016/10463 E. K; 2013/17157 E. K)
Kanuni Rehin Hakkı Tanınması ve Tesisi Davası: TTK’nın 1320 (Eski TTK 1235/6) maddesi uyarınca, yakıt alacağının “gemi alacağı” niteliğinde olduğu ve gemi üzerinde kanuni rehin hakkı verdiği iddiasıyla açılan davadır. Bu dava ile alacağın gemi ve teferruatı üzerinden tahsili amaçlanır. (Yargıtay 11. HD, 1998/8202 E. K; 2010/15203 E. K)
İtirazın İptali Davası: Alacaklının başlattığı icra takibine borçlunun itiraz etmesi halinde, takibin devamını sağlamak amacıyla açılan davadır. (İstanbul Anadolu 5. ATM, 2020/418 E. K; Yargıtay 11. HD, 2023/542 E. K)
İhtiyati Haciz ve Seferden Men: Deniz alacağı niteliğindeki yakıt alacağını teminat altına almak için geminin ihtiyaten haczine ve seferden men edilmesine karar verilmesi talep edilebilir. (Sakarya BAM 7. HD, 2024/638 E. K; İstanbul BAM 13. HD, 2021/2073 E. K)
Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla Takip: Gemi alacaklısı hakkına dayanarak doğrudan rehnin paraya çevrilmesi usulüyle icra takibi başlatılabilir. (İstanbul 17. ATM, 2016/289 E. Ka)
İflas Sıra Cetveline İtiraz (Kayıt Terkin) Davası: Borçlunun iflası halinde, yakıt alacağının rüçhanlı (öncelikli) olduğunu ileri sürerek sıra cetvelindeki yerin düzeltilmesi talep edilebilir. (İstanbul BAM 17. HD, 2018/384 E. K)
2. Alacağın İspatı ve Gerekli Belgeler
Yargı kararlarında, yakıtın teslim edildiğinin ve borcun varlığının ispatı için aşağıdaki delillerin önemi vurgulanmaktadır:
Yakıt Teslim Makbuzları (Bunker Delivery Note – BDN): Gemi mührünü, kaptanın veya başmühendisin imzasını taşıyan teslim belgeleri en güçlü ispat vasıtasıdır. (Yargıtay 11. HD, 2009/5700 E. K; 2011/8130 E. K; İstanbul 17. ATM, 2017/397 E. K)
Faturalar ve Sevk İrsaliyeleri: Tedarik edilen yakıtın miktarını ve bedelini gösteren belgelerdir. (İstanbul BAM 12. HD, 2024/1257 E.
Ticari Defterler ve Kayıtlar: Tarafların usulüne uygun tutulmuş ticari defterleri ve cari hesap bakiyeleri alacağın likit olduğunu kanıtlamada kullanılır. (Yargıtay 11. HD, 2023/542 E. ; 2019/914 E.
Yazışmalar ve Sipariş Onayları: E-posta yazışmaları, faks mesajları ve “booking note” olarak adlandırılan sipariş onay belgeleri. (Yargıtay 11. HD, 2016/5775 E. ; 2019/914
Bilirkişi İncelemesi: Alacak miktarının, faiz hesaplamalarının ve yabancı hukuk unsuru varsa ilgili ülke hukukunun tespiti için bilirkişi raporu alınmaktadır. (Yargıtay 11. HD, 2019/1294 E. Kaynak)
3. Somut Örnekler Üzerinden Analiz
Kaptanın Temsil Yetkisi ve Zaruret Hali: M/V Clipper gemisi örneğinde, yakıtın bağlama limanı dışında, geminin seferini tamamlaması için zorunlu (zaruret hali) olarak kaptan tarafından talep edilmesi, gemi alacaklısı hakkı ve kanuni rehin tesisi için yeterli görülmüştür. (Yargıtay 11. HD, 2010/15203 E.
Finansal Kiralama Durumu: OBO E…. gemisi kararında, geminin finansal kiralama konusu olmasının yakıt alacağından doğan kanuni rehin hakkına engel teşkil etmediği, bu hakkın gemiyi takip ettiği teyit edilmiştir. (Yargıtay 11. HD, 1998/8202 E.
Sorumluluğun Reddi Kayıtları: “Mana” gemisi davasında, yakıt makbuzlarında “donatanın sorumlu olmayacağına ve rehin konulmayacağına” dair kayıtlar bulunması ve yakıtın donatan dışındaki bir şirket tarafından sipariş edilmesi nedeniyle rehin hakkı talebi reddedilmiştir. (Yargıtay 11. HD, 2012/369 E.
Ödemenin Üçüncü Kişiye Yapılması: Orel 4 gemisi örneğinde, donatanın yakıt bedelini aracı bir şirkete (EB Petrol) ödediğini kanıtlaması üzerine, yakıtı fiilen sağlayan ancak aracıyla sözleşmesi olan davacının davası reddedilmiştir. (Yargıtay 11. HD, 2008/11817 E. Kaynak)
4. İhtiyati Haciz ve Yaklaşık İspat
Deniz alacaklarında ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın varlığının “yaklaşık olarak ispat edilmesi” yeterlidir. M/V Bakü ve M/V … kararlarında, fatura ve teslim belgelerinin birbiriyle uyumlu olması yaklaşık ispat için yeterli görülmüş ve gemilerin haczine karar verilmiştir. (Sakarya BAM 7. HD, 2024/638 E. Kaynak; İstanbul BAM 12. HD, 2024/1257 E. K
5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler
İkincil kaynak olarak vurgulanan kararlarda şu ek bağlamlar sunulmuştur:
Yakıt alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Denizcilik İhtisas Mahkemeleridir. (İstanbul BAM 37. HD, 2018/2305 E.
Gemi alacağının doğması için alacağın gemi malikine, kiracısına, yöneticisine veya işletenine karşı doğmuş olması şarttır; sadece acenteye karşı doğan alacaklar gemi alacağı statüsü kazandırmayabilir. (Yargıtay 12. HD, 2016/19488 E.
Kredili (veresiye) satış işlemlerinde, bazı durumlarda mahkemeler rehin hakkı talebini reddedebilmektedir; bu nedenle işlemin kaptanın temsil yetkisi ve zaruret hali çerçevesinde gerçekleştiğinin ispatı kritiktir. (Yargıtay 11. HD, 2011/8141 E.
Finansal kiralama sözleşmelerinde, kiralayan şirket geminin işletilmesinden doğan rehin hakkı riskini de üstlenmiş sayılır; bu durum çalışan ücretleri gibi yakıt alacakları için de emsal teşkil edebilir. (Yargıtay 9. HD, 2005/9584 E.
Sık Sorulan Sorular
Gemi yakıtı alacağı gerçekten güçlü bir “deniz alacağı” mıdır?
Evet. Gemiye sağlanan yakıt ve akaryakıt bedelleri, Türk Ticaret Kanunu’nun 1352/1-l maddesi uyarınca doğrudan deniz alacağıdır. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri, yakıtın geminin seferini sürdürebilmesi için vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu kabul etmekte ve bu nedenle yakıt alacaklarını deniz ticaretine özgü koruma mekanizmalarına tabi tutmaktadır.
Yakıt parasını alamazsam gemiyi durdurabilir miyim?
Evet. Yakıt alacağı deniz alacağı niteliğinde olduğu için ihtiyati haciz talep edilebilir. Mahkeme, yakıtın teslim edildiğini ve bedelin ödenmediğini yaklaşık ispat düzeyinde görürse geminin haczi ve seferden men edilmesi kararı verebilir. Bu yol, uygulamada en hızlı tahsilat aracıdır.
Hangi belgeler yakıt alacağını ispat etmek için yeterlidir?
Uygulamada en güçlü deliller şunlardır: Bunker Delivery Note (BDN) – gemi mührü ve kaptan/başmühendis imzalı Fatura ve sevk irsaliyeleri Sipariş onayları (booking note, e-posta yazışmaları) Ticari defterler ve cari hesap kayıtları Ödeme yapılmadığını gösteren banka kayıtları Bu belgelerin birbiriyle uyumlu olması, ihtiyati haciz için çoğu zaman yeterli görülmektedir.
Hangi davayı açmalıyım: alacak davası mı, icra mı, rehin mi?
Somut duruma göre birden fazla yol mümkündür: İlamsız icra + itirazın iptali davası Doğrudan alacak davası Kanuni rehin hakkı tanınması davası Rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip Borçlu iflas etmişse → sıra cetveline itiraz davası Yanlış yolun seçilmesi, alacağın haklı olmasına rağmen davanın kaybedilmesine yol açabilir
Gemiye verilen yakıt bedeli ödenmezse, her durumda gemi üzerinde kanuni rehin (gemi alacaklısı hakkı) tesis edilebilir mi?
Hayır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 24.03.2014 tarihli (E. 2013/17157, K. 2014/5720) kararına göre, gemiye yakıt verilmiş ve bedeli ödenmemiş olsa bile her durumda gemi alacaklısı hakkı ve buna bağlı kanuni rehin hakkı doğmaz. Somut olayda Yargıtay şu ayrımı yapmıştır: Yakıt bedeline ilişkin alacak davası kabul edilmiştir; yani yakıtı sağlayan taraf, alacağını donatan/işletene karşı talep edebilir. Ancak gemi alacaklısı hakkı (kanuni rehin) talebi reddedilmiştir. Bunun nedeni; Yakıt siparişinin gemi kaptanı tarafından değil, donatan veya kaptan dışında bir kişi tarafından verilmiş olmasıdır. Kaptanın yalnızca yakıtın gemiye teslim alındığını teyit etmesi, kaptan muamelesi veya bağlama limanı dışında kaptanın kredi muamelesi kapsamında kabul edilmemiştir. Sonuç olarak: Gemiye yakıt verilmesinden doğan alacağın gemi alacaklısı hakkı sayılabilmesi için, yakıt tedarikinin TTK’da öngörülen şekilde kaptanın yetkisi kapsamında ve kanunun aradığı unsurlarla gerçekleşmesi gerekir. Aksi halde, alacak tahsil edilebilir olsa da gemiye haciz / kanuni rehin yolu kapalıdır.
Gemiye satılan yakıt bedeli ödenmezse, gemi üzerine ihtiyati haciz konulabilir mi? Yakıtın “yük” olduğu iddiası haczi engeller mi?
Evet, belirli şartlar altında gemiye satılan yakıttan doğan alacak nedeniyle gemi üzerine ihtiyati haciz konulabilir. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin 27.03.2024 tarihli (E. 2024/638, K. 2024/560) kararında bu husus açıkça ortaya konulmuştur. Somut olayda Mahkeme şu tespitleri yapmıştır: Davacı, gemiye yakıt satıldığını ve bedelinin ödenmediğini ileri sürerek gemi üzerine ihtiyati haciz talep etmiştir. Davalı taraf ise, söz konusu yakıtın gemi için tüketim amacıyla alınmadığını, taşınan yük niteliğinde olduğunu ve bu nedenle deniz alacağı bulunmadığını savunmuştur. Ancak Mahkeme; TTK m. 1352/1-l uyarınca yakıt alacaklarının deniz alacağı niteliğinde olduğunu, Deniz alacağına dayalı olarak TTK m. 1369 kapsamında gemi üzerine ihtiyati haciz konulabileceğini, İhtiyati haciz aşamasında kesin ispat değil, yaklaşık ispatın yeterli olduğunu (İİK m. 258) vurgulamıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlıkta, yakıtın tüketim için mi yoksa taşınacak yük olarak mı alındığı hususunun esasen yargılamayı gerektirdiği, bu nedenle ihtiyati haciz aşamasında haczin kaldırılmasını gerektirmediği kabul edilmiştir. Ayrıca Mahkeme; İhtiyati hacze karşı yapılan itirazların İİK m. 265’te sınırlı sayıda olduğu, Davalı tarafın ileri sürdüğü itirazların esasa ilişkin olup bu aşamada değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Sonuç olarak: Yakıt alacağının varlığı yaklaşık ispat ile ortaya konulabiliyorsa, yakıtın “yük” olduğu yönündeki savunma ihtiyati haczi kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bu tür itirazlar, esas davada yapılacak yargılama sonunda değerlendirilecek olup, ihtiyati haciz kararı bu aşamada geçerliliğini korur.
Gemiye verilen yakıt alacağı her durumda “gemi alacaklısı hakkı” sayılarak sıra cetvelinde öncelik kazanır mı?
Hayır. Mahkeme, yakıt alacaklarının otomatik olarak gemi alacaklısı hakkı vermediğini açıkça ortaya koymuştur. Somut olayda; Yakıt tedariklerinin bir kısmı geminin bağlama limanında (Malta) yapılmıştır. 6762 sayılı TTK m. 1235/1-6 uyarınca, yakıt alacağının gemi alacaklısı hakkı doğurabilmesi için geminin bağlama limanı dışında, zaruret halinde ve kaptan tarafından bu sıfatla yapılmış olması gerekir. Bağlama limanında yapılan yakıt tedarikleri bakımından gemi alacaklısı hakkı doğmaz. Bağlama limanı dışında (örneğin Bari Limanı) yapılan tedarikler açısından ise, zaruret hali ve kaptan muamelesi somut delillerle ispatlanmadıkça gemi alacaklısı hakkı kabul edilmez. Bu nedenle Mahkeme, yakıt tedarikçisinin alacağını birinci derece gemi alacaklıları sırasından çıkarmış, daha alt bir sıraya (adi alacaklılara yakın) kaydetmiştir.
Yedieminlik, bekçilik–muhafaza veya benzeri hizmet alacakları her zaman sıra cetvelinde en önde mi yer alır? Zamanaşımı etkili olur mu?
Hayır. Mahkeme bu konuda da önemli sınırlar çizmiştir: Bekçilik, muhafaza ve benzeri hizmetler kural olarak gemi alacaklısı hakkı verebilir. Ancak 6762 sayılı TTK m. 1259 gereği, gemi alacaklısı hakkı 1 yıllık süre içinde icra takibi veya dava ile ileri sürülmezse rehin hakkı düşer. Somut olayda, bu tür hizmetlere ilişkin alacaklar için süresinde takip yapılmadığı ve ayrıca resmî yediemin atamasına dair icra müdürlüğü kararı bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu sebeplerle Mahkeme; Söz konusu alacakların yediemin alacağı olarak cebri icra masrafı sayılmasına, Dolayısıyla tüm alacaklılardan önce ödenmesine imkân bulunmadığına karar vermiş ve bu alacakları öncelikli sıralardan çıkarmıştır. Sonuç olarak: Sıra cetvelinde öncelik, alacağın türüne olduğu kadar kanuni şartların (yer, yetki, zaruret, süre) eksiksiz yerine getirilmesine de bağlıdır. Aksi halde, alacak mevcut olsa bile öncelik ve gemi alacaklısı hakkı kaybedilebilir.
Gemi adamı alacakları için ayrıca dava açılması veya hüküm alınması gerekir mi? Bu alacaklar sıra cetvelinde öncelikli midir?
Hayır. Mahkeme, yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla uyumlu şekilde, gemi adamı alacaklarının kanundan doğrudan gemi alacaklısı hakkı verdiğini açıkça kabul etmiştir. Somut olayda Mahkeme şu esasları vurgulamıştır: 6762 sayılı TTK m. 1235 uyarınca gemi adamlarının ücret ve hizmet sözleşmesinden doğan alacakları, kanunen gemi alacaklısı hakkı niteliğindedir. Bu alacaklar için ayrıca dava açılmasına veya ilam alınmasına gerek yoktur. Süresi içinde (1 yıl içinde) icra takibine konu edilmiş olmaları halinde, rehinli ve ipotekli alacaklardan dahi önce ödenmeleri gerekir. Bu nedenle Mahkeme, gemi adamlarının alacaklarını sıra cetvelinin 1. derecesinde ve ilk sırada değerlendirmiş; yalnızca 1 yıllık süre geçtikten sonra takibe konu edilen gemi adamı alacağı bakımından rehin hakkının düştüğüne hükmetmiştir.
Gemiye verilen yakıt bedeli ödenmezse, kaptan imzalı teslim belgesi kanuni rehin hakkı için yeterli ispat sayılır mı?
Evet. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 28.04.2011 tarihli (E. 2009/5700, K. 2011/5139) kararına göre, gemiye verilen yakıtın fatura ile belgelendirilmesi ve yakıtın gemi kaptanı tarafından imzalanmış, gemi mührünü taşıyan teslim belgesiyle teslim alındığının ispat edilmesi halinde, alacağın ödenmemesi durumunda yakıt alacağı gemi alacaklısı hakkı doğurur ve gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tesis edilebilir; bu durumda yakıtın fiilen gemiye verildiği ve alacağın varlığı tam ispatla kabul edilir.
Yakıt bedelinin ödendiği iddia edilse bile, ödeme üçüncü bir firmaya yapılmışsa gemi üzerindeki ihtiyati haciz kaldırılır mı?
Hayır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 19.09.2024 tarihli (E. 2024/1257, K. 2024/1283) kararına göre, gemiye yakıt tedarik edildiği fatura ve kaptan imzalı teslim belgeleriyle yaklaşık olarak ispatlanmışsa, borçlunun ödemeyi alacaklıya değil üçüncü bir firmaya yaptığını ileri sürmesi, bu firmanın alacaklı adına yetkili olduğunun açık ve yazılı şekilde ispatlanamaması hâlinde ihtiyati haczin kaldırılması için yeterli değildir; bu tür ödeme ve sözleşme ilişkilerinin gerçekliği ihtiyati hacze itiraz aşamasında değil, ancak esas yargılamada incelenebilir ve bu aşamada yaklaşık ispat mevcut olduğundan gemi üzerindeki ihtiyati haciz devam eder.
Yakıt tedarikinde Skype veya e-posta yazışmaları tek başına bağlayıcı bir sözleşme kurar mı?
Cevap: Hayır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin anılan kararında açıkça vurgulandığı üzere, taraflar arasında süregelen ticari ilişki bulunsa dahi, yakıt tedarikine ilişkin yazışmalar kesin teyit (confirmation) aşamasına ulaşmamışsa, fiyat alma ve müzakere niteliğindeki Skype veya e-posta mesajları sözleşme kurulduğunu göstermeye yetmez; bu durumda tedarikçinin yakıt teslim etmemesi sözleşmeye aykırılık sayılmaz ve donatan bu gerekçeyle yakıt borcunu ortadan kaldıramaz.
Yakıt alacağında tarafların ticari defterleri tek başına alacağın varlığını ispat etmeye yeterli midir?
Evet, belirli şartlar altında yeterlidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 22.05.2024 tarihli (E. 2023/542, K. 2024/4183) kararına göre, tarafların usulüne uygun şekilde tutulmuş, onayları tam ve birbirini doğrulayan ticari defter ve kayıtları, yakıt alacağının varlığı ve bakiye tutarı bakımından güçlü ve bağlayıcı delil niteliği taşır; bu durumda borçlu, defterlerde görünen bakiye alacağı soyut takas iddiaları, müzakere aşamasında kalan yazışmalar veya ispatlanmamış zarar savunmalarıyla bertaraf edemez ve ticari defterler alacaklının talebini ispatlamaya yeterli kabul edilir.
Yakıt bedelini gemi adına garanti eden ve borcu tedarikçiye ödeyen kişi, gemi üzerinde kanuni rehin hakkı talep edebilir mi?
Evet. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 21.09.2017 tarihli (E. 2016/5775, K. 2017/4603) kararına göre, gemiye verilen yakıtın bedelini garantör sıfatıyla fiilen ödeyen kişi, ödediği tutar bakımından yakıt tedarikçisinin haklarına halef olur ve TTK uyarınca yakıt alacağının sağladığı gemi alacaklısı hakkı ile kanuni rehin talep etme yetkisini kazanır; bu durumda sevk irsaliyelerinde kaptan imzası ve gemi kaşesi bulunması, yakıtın gemiye teslim edildiğini ve alacağın gemi alacağı niteliğini ispat için yeterli kabul edilir.
Gemiye verilen yakıt yabancı bayraklı bir gemiyle ilgiliyse hangi hukuk uygulanır ve bilirkişi incelemesi neden zorunludur?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 10.12.2020 tarihli (E. 2019/1294, K. 2020/5781) kararına göre, yakıt tedarikine konu gemi yabancı sicile kayıtlıysa, gemi alacaklısı hakkının ve kanuni rehin doğup doğmadığı Türk hukukuna göre değil, MÖHUK m.22 uyarınca geminin kayıtlı olduğu ülke hukukuna göre belirlenir; bu nedenle mahkemenin, ilgili yabancı deniz ticareti mevzuatının (örneğin İtalya Seyrüsefer Kanunu) içeriğini, bağlama limanı–zaruret şartı gibi unsurları uzman bilirkişi raporuyla tespit etmesi zorunludur ve bağlama limanında, zaruret olmaksızın yapılan yakıt tedariki yabancı hukuka göre dahi gemi alacaklısı hakkı doğurmayabilir, eksik veya hatalı bilirkişi incelemesine dayalı kararlar ise bozma sebebidir.
Yabancı bayraklı bir gemiye farklı limanlarda verilen yakıtın tamamı için gemi alacaklısı hakkı doğar mı?
Hayır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 10.12.2020 tarihli (E. 2019/1294, K. 2020/5781) kararında; yabancı sicile kayıtlı gemilere verilen yakıt alacaklarında, gemi alacaklısı hakkının doğup doğmadığının Türk hukukuna göre değil, MÖHUK m.22 gereği geminin kayıtlı olduğu ülke hukukuna göre belirlenmesi gerektiği vurgulanmış, bu kapsamda bağlama limanında (örneğin Cenova) yapılan yakıt tedarikinin, yabancı hukuka göre aranan “zaruret” şartı bulunmadıkça gemi alacaklısı hakkı doğurmayacağı kabul edilmiştir; buna karşılık Türkiye’de (Tuzla) yapılan yakıt tedariki yönünden, mahkemenin önceki bozma kararına uymasıyla alacaklı lehine kazanılmış hak oluştuğundan, bu kısım bakımından davanın reddi mümkün görülmemiştir.
Gemiye yakıt verildiği iddia edilse bile, donatan başka bir tedarikçiye ödeme yaptıysa gemi alacaklısı hakkı doğar mı?
Hayır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 10.06.2010 tarihli (E. 2008/11817, K. 2010/6713) kararına göre, gemiye fiilen yakıt teslim edilmiş olsa dahi, donatanın yakıtı başka bir tedarikçiyle yaptığı sözleşme kapsamında alıp bedelini o firmaya ödediği ispatlanırsa, yakıtı teslim ettiğini ileri süren üçüncü kişi gemi alacaklısı hakkı ve kanuni rehin talep edemez; bu durumda alacak, gemiyle değil, ancak gerçek sözleşme tarafı olan tedarikçiyle olan ilişki kapsamında ileri sürülebilir.
Neden Gemi Yakıt Alacaklarında Uzman Avukat Desteği Şarttır?
Yakıt alacakları, teoride en güçlü deniz alacaklarından biri olmasına rağmen, uygulamada en çok usulden kaybedilen dosyalar arasındadır. Sebep genellikle alacağın haksızlığı değil; yanlış strateji, yanlış muhatap ve yanlış zamanlamadır.
Uygulamada sık yapılan hatalar:
Alacağın sadece acenteye yöneltilmesi
Kaptan yetkisi ve zaruret halinin ispatlanmaması
BDN üzerindeki sorumsuzluk kayıtlarının gözden kaçırılması
Gemi limandayken haciz talep edilmemesi
Yanlış mahkemede dava açılması
Rehin hakkı ile deniz alacağı kavramlarının karıştırılması
Özellikle İstanbul limanları, Tuzla Tersanesi, transit yakıt ikmali yapılan bölgeler ve yabancı bayraklı gemilerde; geminin saatler içinde limanı terk edebilmesi, bu dosyaları zamanla yarışılan hukuki operasyonlar hâline getirir.
Bu nedenle gemi yakıt ve akaryakıt alacaklarında; deniz ticareti hukuku pratiğine hâkim, ihtiyati haciz ve rehin stratejisini doğru kurgulayan bir hukuk ekibiyle hareket edilmesi tahsil başarısını doğrudan belirler.
İstanbul merkezli deniz ticareti uyuşmazlıklarında, 2M Hukuk Avukatlık Bürosu; yakıt tedarikçilerinin alacaklarını gemi haczi, rehin, icra ve dava süreçlerini entegre ederek fiili tahsilata dönüştürme konusunda uzmanlaşmıştır.
1. Zararın Hukuki Niteliği ve “Deniz Alacağı” Vasfı
Boğazdaki akıntılar, makine arızaları veya kaptanın sevk ve idare kusuru (hatalı manevra, demirleme hataları vb.) neticesinde geminin kıyı yapılarına (yalı, iskele, rıhtım, vinç veya denizaltı kabloları) çarpması sonucu oluşan zararlar, Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve uluslararası sözleşmeler uyarınca “deniz alacağı” olarak nitelendirilmektedir.
TTK m.1352/1-a ve d: Geminin işletilmesinin sebep olduğu maddi zıya veya hasarlar ile çevreye ve kıyı şeridine verilen zararlar açıkça deniz alacağı olarak tanımlanmıştır.
TTK m.1320/1-e: Geminin işletilmesinin sebep olduğu, haksız fiile dayanan maddi zıya ve hasarlardan doğan alacakların, alacaklısına “gemi alacaklısı hakkı” (kanuni rehin hakkı) verdiği kabul edilmektedir.
Uluslararası Mevzuat: 1976 LLMC Sözleşmesi’nin 2/1/a bendi uyarınca, liman tesisleri, havuzlar ve su yolları gibi yapıların maruz kaldığı zararlar, sorumluluğun sınırlanmasına tabi birer deniz alacağıdır.
2. Sorumlu Taraflar (Husumet)
Kıyı yapısına verilen zararlarda davanın yöneltileceği taraflar, zararın meydana gelmesindeki kusur ve işletme sıfatına göre belirlenir:
Donatan (Gemi Maliki): TTK m.1062 uyarınca donatan, gemi adamlarının görevlerini yaparken işledikleri kusurlardan (kaptanın sevk ve idare hatası gibi) üçüncü kişilere karşı sorumludur.
Kaptan: Zarara sebebiyet veren hatalı manevra veya denizcilik usullerine aykırı sevk ve idare kararları nedeniyle kaptan, donatan ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulabilmektedir.
İşleten/Kiracı/Yönetici: Gemiyi kendi adına işleten kişiler veya gemi yöneticileri de somut olayın özelliklerine göre sorumlu tutulabilir.
Acente: TTK m.105/2 uyarınca acenteye karşı ancak donatanı temsilen (izafeten) dava açılabilir; acentenin şahsi (asaleten) sorumluluğu kural olarak bulunmamaktadır.
3. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Gemi işletiminden kaynaklanan ve deniz ticareti hükümlerine dayanan bu tür tazminat uyuşmazlıklarında uzmanlaşmış mahkemeler görevlidir:
Görevli Mahkeme: Denizcilik İhtisas Mahkemeleri (bu mahkemelerin bulunmadığı yerlerde Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla Asliye Ticaret Mahkemeleri) görevlidir. Uyuşmazlığın haksız fiile dayanması veya ticari nitelikte olması bu görev kuralını değiştirmez.
Yetkili Mahkeme: Davalar genellikle geminin tescil edildiği liman mahkemesinde, kazanın meydana geldiği yer mahkemesinde veya davalının yerleşim yerinde açılabilir. İstanbul özelinde bu davalar genellikle İstanbul (Çağlayan) veya İstanbul Anadolu (Kartal) Adliyelerindeki Denizcilik İhtisas Mahkemelerinde görülmektedir.
4. Dava Türleri ve Hukuki Süreç
Tazminat Davası: Haksız fiil veya TTK’nın deniz ticaretine ilişkin özel hükümlerine dayalı olarak maddi zarar ve varsa kazanç kaybı (kar kaybı) talepli davalar açılabilir.
İhtiyati Haciz ve Seferden Men: Deniz alacağını güvence altına almak amacıyla TTK m.1353 uyarınca gemi hakkında ihtiyati haciz kararı alınarak gemi seferden men edilebilir.
İtirazın İptali: Zararın tahsili için başlatılan icra takibine itiraz edilmesi halinde Denizcilik İhtisas Mahkemelerinde itirazın iptali davası açılmaktadır.
Sorumluluğun Sınırlanması (Fon Tesisi): Donatan, 1976 LLMC Sözleşmesi kapsamında sorumluluğunu sınırlamak amacıyla fon tesisi davası açma hakkına sahiptir.
5. Zamanaşımı ve Dava Açma Süreleri
Kararlarda süreler konusunda farklı nitelendirmeler mevcuttur:
Haksız Fiil Zamanaşımı: Bazı kararlarda gemi çarpması sonucu oluşan zararlar için 2 yıllık haksız fiil zamanaşımı süresi tartışılmış; ancak olayın “deniz alacağı” veya “gemi alacaklısı hakkı” doğurması durumunda TTK’daki özel sürelerin (genellikle 1 yıl) gündeme gelebileceği ima edilmiştir.
Sözleşmesel İlişki: Eğer zarar bir sözleşmenin (örneğin bakım-onarım veya taşıma sözleşmesi) ifası sırasında meydana gelmişse, zamanaşımı süresi sözleşme türüne göre (örneğin eser sözleşmesi için 5 yıl) değişiklik gösterebilir.
Gemi Alacaklısı Hakkı: TTK m.1327 uyarınca gemi alacaklısı hakları, kural olarak 1 yıllık hak düşürücü süreye tabidir.
6. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Bilgiler
İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, konuya ilişkin şu ek bağlamları sağlamaktadır:
Çevre Kirliliği ve Analiz Giderleri: Gemiden kaynaklanan sızıntı veya kirlilik durumunda, analiz ücreti gibi masrafların da geminin işletilmesinden doğan bir deniz alacağı sayılarak Deniz Ticaret Mahkemesi’nin görev alanına girdiği vurgulanmıştır.
Zarar Tehdidi ve Sörvey Masrafları: Fiili bir hasar oluşmasa dahi, geminin akıntı nedeniyle sürüklenerek altyapı tesisleri (doğalgaz boru hatları vb.) üzerinde demirlemesi sonucu oluşan “zarar verme tehdidi” nedeniyle yapılan inceleme/sörvey masrafları da TTK m.1352/1-d kapsamında deniz alacağı olarak değerlendirilmiştir.
Mücbir Sebep Savunması: Şiddetli fırtına veya olağanüstü hava koşulları davalılarca mücbir sebep olarak öne sürülse de, yargılamada kaptanın bu koşullara rağmen aldığı sevk ve idare kararları (demir atmama, römorkör çağırmama vb.) kusur incelemesinin merkezinde yer almaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Geminin iskeleye, rıhtıma veya kıyı yapısına çarpması deniz alacağı mıdır?
Evet. Geminin işletilmesi sırasında kıyı yapılarına, liman tesislerine veya deniz altyapısına verilen zararlar, Türk Ticaret Kanunu m.1352 ve 1976 LLMC Sözleşmesi uyarınca deniz alacağı olarak kabul edilmektedir. Bu nitelendirme, alacaklıya gemi üzerinde kanuni rehin ve ihtiyati haciz gibi güçlü hukuki imkanlar tanır.
Geminin yalı, iskele, rıhtım, vinç veya denizaltı kablolarına verdiği zarardan kim sorumlu tutulur?
Zarardan kural olarak donatan (gemi maliki) sorumludur. Kaptanın hatalı sevk ve idare kararları, yanlış manevra veya demirleme kusurları bulunması halinde kaptan da donatanla birlikte müteselsilen sorumlu tutulabilir. Ayrıca gemiyi fiilen işleten kiracı veya yönetici şirketlerin sorumluluğu da somut olayın özelliklerine göre gündeme gelebilir.
Donatan sorumluluğunu sınırlayabilir mi?
Evet. Donatan, 1976 LLMC Sözleşmesi kapsamında sorumluluğunu sınırlamak amacıyla fon tesisi davası açabilir. Ancak bu hak mutlak değildir; kaptanın ağır kusuru veya bilinçli ihmalinin ispatı halinde sorumluluğun sınırlanması reddedilebilir.
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Gemi çarpması sonucu kıyı yapılarına verilen zararlar, klasik bir haksız fiil davasından farklı olarak deniz ticareti hukukunun özel rejimine tabidir. Bu tür uyuşmazlıklarda yapılacak hukuki nitelendirme; zararın deniz alacağı sayılıp sayılmayacağını, gemi üzerinde kanuni rehin ve ihtiyati haciz uygulanıp uygulanamayacağını ve davanın hangi mahkemede görüleceğini doğrudan etkiler.
Özellikle İstanbul Boğazı gibi yoğun akıntı, dar manevra alanı ve yüksek trafik riski barındıran bölgelerde meydana gelen kazalarda; mücbir sebep savunmaları, kaptanın sevk ve idare kararları, römorkör çağrılıp çağrılmadığı ve demirleme tercihlerinin denizcilik kurallarına uygunluğu titizlikle incelenmektedir. Bu teknik değerlendirmeler, ancak denizcilik uygulamasına ve Yargıtay içtihatlarına hâkim bir hukuki bakışla doğru şekilde yapılabilir.
Ayrıca zamanaşımı ve hak düşürücü süreler bakımından da ciddi riskler bulunmaktadır. Zararın haksız fiil mi, deniz alacağı mı yoksa gemi alacaklısı hakkı doğuran bir talep mi olduğunun yanlış değerlendirilmesi, 1 yıllık hak düşürücü sürenin kaçırılmasına ve alacağın tamamen kaybedilmesine yol açabilir.
Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, gemi çarpması, kıyı yapıları hasarları, deniz alacağı tespiti, ihtiyati haciz ve LLMC kapsamında sorumluluğun sınırlandırılması davalarında; özellikle İstanbul Boğazı, Haydarpaşa, Ambarlı, Pendik ve Tuzla hattında oluşan uyuşmazlıklara özgü uygulama tecrübesiyle süreci başından itibaren stratejik olarak yönetmektedir.
Deniz kazalarına ilişkin uyuşmazlıklarda uzman avukat desteği olmaksızın yürütülen süreçler, çoğu zaman güçlü görünen taleplerin dahi usul veya nitelendirme hatası nedeniyle reddiyle sonuçlanmaktadır.
Gemi işletenlerinin yüke, limana veya özel mülklere verdiği zararlarda fırtına ve şiddetli rüzgarın mücbir sebep (sorumluluktan kurtuluş hali) olarak değerlendirilmesi.
1. Hukuki Çerçeve ve Genel İlkeler
Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca gemi işletenleri (taşıyan ve donatan), kural olarak malların teslim alınmasından teslim edilmesine kadar geçen sürede meydana gelen ziya ve hasardan sorumludur (TTK m. 1178, m. 1061). Ancak TTK m. 1182/1-a bendi, “denizin veya geminin işletilmesine elverişli diğer suların tehlike ve kazaları” durumunda taşıyanın ve adamlarının kusursuz sayılacağını hükme bağlamıştır. Bir hava olayının mücbir sebep veya deniz tehlikesi sayılarak sorumluluğu ortadan kaldırabilmesi için; olayın sezilemez, karşı konulamaz, kusurdan uzak ve öngörülemez olması gerekmektedir.
2. Mücbir Sebep Savunmasının Kabul Edildiği Somut Örnekler
Yargı kararları, hava koşullarının “anormal” ve “önlenemez” olduğu durumlarda gemi işletenlerini sorumluluktan kurtarmaktadır:
Ağır Deniz ve Tam Fırtına Koşulları: Atlantik Okyanusu geçişinde 10-11 Beaufort şiddetindeki tam fırtına nedeniyle konteynerlerin denize düşmesi olayında; kaptanın rota tavsiyeleri aldığı, risk analizi yaptığı ve fırtınadan kaçmasının imkansız olduğu tespit edildiğinden, olay “deniz tehlikesi” kapsamında mücbir sebep sayılmış ve dava reddedilmiştir (İstanbul BAM 12. HD-2022/1721 ). Benzer şekilde, 9-10 Beaufort şiddetindeki fırtınada lashingleri kopan asit tesisi emtiası hasarında, kaptanın meteorolojik danışmanlık almasına rağmen zararın önlenemediği gerekçesiyle taşıyan kusursuz bulunmuştur (İstanbul 17. ATM-2019/190 K
Römorkaj ve Halat Kopmaları: İstanbul Boğazı’nda 7-8 Beaufort rüzgar ve 4-4,5 metre dalga yüksekliği altında römorkör çeki halatının kopması, “sezilemeyen ve karşı konulamayan gerçek bir sebep” olarak nitelendirilmiş; hem römorkör hem gemi işleteni kusursuz bulunarak sorumluluktan kurtulmuştur (İstanbul BAM 14. HD-2021/1376 ).
Liman ve Bina Zararları: Şiddetli fırtına nedeniyle demir tarayan bir geminin kıyıdaki bir binaya yaslanması olayında, hava raporlarının 7-9 Beaufort fırtınayı doğrulaması ve kaptanın kazayı engellemek için gerekli tüm tedbirleri aldığının tespiti üzerine donatan sorumlu tutulmamıştır (İstanbul 17. ATM-2018/133 k). Ayrıca, limana yanaşırken halat kopararak usturmaçalara zarar veren gemi olayında, ağır hava şartları mücbir sebep kabul edilerek dava reddedilmiştir (Yargıtay 11. HD-2015/672 K).
3. Mücbir Sebep Savunmasının Reddedildiği Somut Örnekler
Mahkemeler, hava koşullarının öngörülebilir olduğu veya işletenin gerekli özeni göstermediği durumlarda mücbir sebep savunmasını kabul etmemektedir:
Öngörülebilirlik ve Mevsimsel Koşullar: Arap Denizi’nde sert muson rüzgarları nedeniyle oluşan hasarda; bu rüzgarların ilgili mevsimde “bilinebilir ve öngörülebilir” olduğu, dolayısıyla mücbir sebep sayılamayacağı hükme bağlanmıştır. Hasarın asıl nedeninin yükün sarsıntılara dayanıklı sabitlenmemesi (lashing kusuru) olduğu tespit edilmiştir (İstanbul 17. ATM-2021/443).
İstifleme ve Sabitleme (Lashing) Kusurları: Gemi 8 şiddetinde fırtınaya maruz kalsa dahi, yükün ambarlara gereken şekilde bağlanmaması veya yanlış istiflenmesi durumunda fırtına illiyet bağını kesmemektedir. Bir olayda, yükün devrilme nedeninin “yeterli sağlamlıkta bağlama yapılmaması” olduğu belirlenerek taşıyan sorumlu tutulmuştur (İstanbul BAM 14. HD-2017/1038). Başka bir örnekte, 9-10 kuvvetindeki havaya rağmen, yükün teknik limitlerin üzerinde üst üste istiflenmesi nedeniyle oluşan ezilmelerden donatan sorumlu bulunmuştur (İstanbul 17. ATM-2017/262 ).
Tedbir Almama ve Uyarıları Dikkate Almama: Yat limanında fırtına öncesi telsiz anonsları ile uyarı yapılmasına rağmen, kaptanın tekneyi terk ederek halat güçlendirmesi yapmaması durumunda fırtına mücbir sebep sayılmamıştır. Zararın “gerekli tedbirlerle önlenebilir” mahiyette olması nedeniyle işleten %100 kusurlu bulunmuştur (Yargıtay 11. HD-2020/5872 ).
Hava Durumunun “Normal” Sayılması: 6 Beaufort rüzgar ve 5 deniz durumu, geminin büyüklüğü dikkate alındığında “normal bir hava durumu” olarak değerlendirilmiş; kaptanın deniz protestosu yapmaması ve jurnal kayıtlarındaki eksiklikler nedeniyle mücbir sebep savunması reddedilmiştir (İstanbul 17. ATM-2024/37 K).
4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam
Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi olduğunda ek bağlam sağlayan ikincil kaynaklardan derlenmiştir:
Liman İşletmeciliği ve Doğal Afetler: Mersin Limanı’nda 2016 yılında meydana gelen aşırı yağış ve sel felaketi, liman işletmecileri için “öngörülemez ve karşı konulamaz” bir mücbir sebep olarak kabul edilmiştir (Adana BAM 9. HD-2020/751 K; Yargıtay 11. HD-2023/3818 K). Ancak taşıyıcılar açısından, konteynerlerin kapak lastiklerindeki eskime gibi “elverişsizlik” durumları varsa, mücbir sebep savunmasına rağmen kusur incelemesi devam etmektedir.
Hortum ve Tam Fırtına: Liman sahasında 11 Beaufort (tam fırtına üstü) hızındaki rüzgar ve hortum nedeniyle vinçlerin devrilmesi, teknik bir kusur bulunmadığı sürece mücbir sebep olarak nitelendirilmektedir (İstanbul 19. ATM-2018/777 K).
Yapı Sorumluluğu ile Analoji: Karadaki depo çatılarının fırtınada uçarak deniz araçlarına (yat vb.) zarar vermesi olaylarında, fırtınanın şiddeti ve binanın teknik yeterliliği test edilmekte; fırtına “öngörülemez” boyuttaysa yapı maliki sorumluluktan kurtulabilmektedir (Yargıtay 11. HD-2009/15127 k).
5. Analiz ve Sonuç
Gemi işletenlerinin fırtına veya şiddetli rüzgarı mücbir sebep göstererek sorumluluktan kurtulabilmesi şu şartların kümülatif varlığına bağlıdır:
Hava Olayının Şiddeti: Hava durumunun geminin tonajı ve rotası için “anormal” ve “öngörülemez” (genellikle 9 Beaufort ve üzeri) olması.
Özen Yükümlülüğü: Kaptanın meteorolojik verileri takip etmesi, rota revizeleri yapması ve yükün/geminin güvenliği için elindeki tüm imkanları kullanması.
İlliyet Bağının Kesilmesi: Zararın doğrudan hava olayından kaynaklanması; kötü istifleme, yetersiz lashing veya teknik bakımsızlık gibi insani/teknik kusurların hasarın asıl nedeni olmaması.
Yargı kararları, fırtınanın varlığını tek başına bir “kurtuluş bileti” olarak görmemekte; özellikle yük hasarlarında TTK m. 1178 uyarınca istifleme ve sabitleme denetimini (nezaret yükümlülüğü) ön planda tutmaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Fırtına veya şiddetli rüzgâr gemi işletenini her durumda sorumluluktan kurtarır mı?
Hayır. Yargı kararlarına göre fırtına veya şiddetli rüzgârın tek başına varlığı, gemi işletenini otomatik olarak sorumluluktan kurtarmaz. Türk Ticaret Kanunu m. 1182/1-a kapsamında sorumluluktan kurtuluş için hava olayının öngörülemez, karşı konulamaz, sezilemez ve kusurdan bağımsız olması gerekir. Mahkemeler özellikle hava olayının geminin tonajı, rotası ve mevsim koşulları bakımından “anormal” olup olmadığını ve kaptanın tüm önlemleri alıp almadığını denetlemektedir.
Hangi hâllerde fırtına “mücbir sebep” kabul edilmektedir?
Uygulamada fırtınanın mücbir sebep sayılabilmesi için genellikle 9 Beaufort ve üzeri hava koşulları aranmaktadır. Kaptanın meteorolojik danışmanlık alması, rota risk analizi yapması, gerekli manevraları denemesi ve zararın buna rağmen kaçınılmaz şekilde meydana gelmesi hâlinde illiyet bağının kesildiği kabul edilmektedir. Ağır deniz koşullarında konteynerlerin denize düşmesi, römorkaj halatının kopması veya geminin demir taraması gibi olaylarda, teknik ve insani kusur yoksa gemi işletenleri sorumluluktan kurtulabilmektedir.
Hangi durumlarda mücbir sebep savunması reddedilir?
Mahkemeler, hava koşulları öngörülebilir ise veya zararın asıl nedeni insanî ya da teknik kusur ise mücbir sebep savunmasını reddetmektedir. Mevsimsel muson rüzgârları, 6–7 Beaufort seviyesindeki “normal” sayılan hava durumları, yetersiz istifleme ve sabitleme (lashing) kusurları, bakım eksiklikleri veya kaptanın uyarılara rağmen tedbir almaması hâllerinde fırtına, illiyet bağını kesen bir neden olarak kabul edilmemektedir. Bu gibi durumlarda gemi işleteni tam sorumlulukla karşı karşıya kalmaktadır.
Şiddetli fırtına nedeniyle demir tarayan bir geminin iskeleye/binaya çarpması halinde donatan tazminattan sorumlu tutulur mu?
İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 18.05.2021 tarihli kararına konu olayda, şiddetli fırtına koşullarında (7–9 Beaufort rüzgâr ve 2–4 metre dalga) demir tarayan bir geminin kıyıdaki binaya yaslanması sonucu meydana gelen zararda, donatan sorumlu tutulmamıştır. Mahkeme; geminin denize, yola ve yüke elverişli olduğunu, kaptanın sevk ve idaresinde kusur bulunmadığını, kazanın hava şartları nedeniyle meydana geldiğini ve kaptanın kazayı önlemek için gerekli tüm tedbirleri aldığını tespit etmiştir. Bu nedenle donatanın, gerek TTK m. 1062 (gemi adamının kusuruna dayalı sorumluluk) gerekse TBK m. 66 (adam çalıştıranın sorumluluğu) kapsamında sorumluluğunun doğmadığı; fırtınanın somut olayda illiyet bağını kesen mücbir sebep/deniz tehlikesi niteliğinde olduğu kabul edilerek, sigortacının rücu davası reddedilmiştir.
Şiddetli rüzgâr ve ağır deniz koşullarında verilen römorkaj hizmeti sırasında halat koparsa, hizmet verilen gemi (donatan/işleten) tazminattan sorumlu olur mu?
Hayır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 21.11.2024 tarihli kararına konu olayda, İstanbul Boğazı’nda verilen römorkaj (aktif refakat/çeki) hizmeti sırasında römorkörün çeki halatı ve buna bağlı tel halatın, şiddetli rüzgâr (7–8 Beaufort), ağır deniz ve güçlü akıntı koşulları altında kopması nedeniyle meydana gelen zararda, hizmet verilen geminin kusurlu olmadığı tespit edilmiştir. Mahkeme; olayın mücbir sebep niteliğinde hava ve deniz şartlarından kaynaklandığını, gemi kaptanının ve işletenin kusurunun bulunmadığını, halat kopmasının “karaman vurmak” olarak bilinen ve kötü hava koşullarında kaçınılmaz şekilde ortaya çıkabilen bir denizcilik riski olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca, römorkaj tarifeleri ve sözleşmelerinde yer alan, hizmet alan geminin kusuru olmasa dahi sorumluluğunu ağırlaştıran hükümler, TBK m. 115 ve m. 510/2 çerçevesinde geçersiz sayılmıştır. Bu nedenle, römorkaj hizmeti bir vekalet/iş görme ilişkisi olarak nitelendirilmiş; vekalet verenin kusuru ispatlanamadığından, halat hasarından dolayı hizmet alan geminin tazminat sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varılarak dava ve istinaf başvurusu kesin olarak reddedilmiştir.
Sert muson rüzgârları ve kötü hava koşulları sırasında deniz taşımacılığında meydana gelen yük hasarı, mücbir sebep sayılarak taşıyanı ve sigortacıyı sorumluluktan kurtarır mı?
İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 08.09.2021 tarihli kararına göre, öngörülebilir nitelikteki sert hava koşulları (Arap Denizi’nde mevsimsel muson rüzgârları gibi), yükün gemi içinde yetersiz istiflenmesi ve sabitlenmesi (lashing) ile birleştiğinde mücbir sebep olarak kabul edilmez. Somut olayda, havaalanı yer hizmetlerinde kullanılan ve yapıları gereği ambalajlanması mümkün olmayan proje yüklerinin, gemiye alındıktan sonra taşıyan tarafından yeterli ve her türlü sarsıntıya dayanıklı şekilde sabitlenmediği, bağlama kayışlarının sefer sırasında gevşediği ve bunun düzenli kontrol edilmediği tespit edilmiştir. Mahkeme; kötü hava koşullarının bu bölgede bilinebilir ve öngörülebilir olduğunu, bu nedenle taşıyandan daha yüksek düzeyde özen ve sağlam lashing beklenmesi gerektiğini vurgulamış; hasarın temel nedeninin hava muhalefeti değil, taşıyanın yükleme–istif–sabitleme yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemesi olduğuna hükmetmiştir. Bu sebeple, yük hasarının nakliyat sigortası teminatı kapsamında kaldığı kabul edilmiş ve sigortacının poliçe limiti dahilinde tazminat ödemekle sorumlu olduğuna karar verilmiştir.
Gemi 8 Beaufort şiddetinde fırtınaya maruz kalsa bile taşıyanın “mücbir sebep” savunması neden reddedilir?
Çünkü deniz taşımacılığında 8 Beaufort seviyesindeki fırtına, özellikle belirli rota ve mevsimlerde öngörülebilir ve yönetilebilir bir deniz riski olarak kabul edilir. Hukuken mücbir sebebin kabulü için olayın öngörülemez, karşı konulamaz ve taşıyanın kusurundan tamamen bağımsız olması gerekir. Ancak uygulamada mahkemeler, yük hasarının çoğu durumda fırtınanın kendisinden değil; yanlış istif, yetersiz sabitleme (lashing), uygun olmayan bağlama malzemesi kullanımı veya sefer sırasında gerekli kontrollerin yapılmaması gibi taşıyana atfedilebilen kusurlardan kaynaklandığını tespit etmektedir. Bu nedenle, fırtına mevcut olsa dahi eğer yük her türlü sarsıntıya dayanacak şekilde sabitlenmemişse veya taşıyanın özen yükümlülüğü ihlal edilmişse, illiyet bağı kesilmez ve mücbir sebep savunması reddedilir. Özetle, 8 Beaufort fırtına tek başına “kurtuluş bileti” değildir; belirleyici olan, taşıyanın bu hava koşullarına karşı gerekli teknik ve operasyonel tedbirleri alıp almadığıdır.
Şiddetli rüzgâr nedeniyle bir yapının (depo çatısı gibi) uçup tekneye veya gemiye zarar vermesi hâlinde mücbir sebep kabul edilir mi?
Evet, olağanüstü şiddette ve öngörülemez nitelikteki rüzgâr ve fırtına, somut olayın özelliklerine göre mücbir sebep olarak kabul edilebilir ve yapı malikinin sorumluluğunu ortadan kaldırabilir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından verilen 14.07.2011 tarihli kararda; marinada bulunan bir yatın, komşu depoya ait çatının fırtına nedeniyle uçarak üzerine düşmesi sonucu zarar görmesi olayında, çatının uçmasının binanın teknik yetersizliğinden değil, olağanüstü kuvvetteki fırtınadan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Mahkeme; rüzgârın fırtına–kuvvetli fırtına seviyesinde olduğunu, olayın öngörülemezlik kriterini karşıladığını ve zararın doğrudan mücbir sebepten meydana geldiğini kabul ederek, bina maliklerinin sorumlu tutulamayacağına hükmetmiştir. Özetle; yapı teknik olarak yeterli, bakım ve özen yükümlülüğü yerine getirilmiş ve zarar olağanüstü bir hava olayı nedeniyle meydana gelmişse, rüzgâr ve fırtına sorumluluktan kurtuluş sebebi sayılabilir. Ancak her olayda bu sonuca otomatik olarak varılmaz; rüzgârın şiddeti, öngörülebilirliği ve yapının teknik durumu birlikte değerlendirilir.
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Fırtına ve şiddetli rüzgâr kaynaklı zararlar özellikle İstanbul’daki limanlar, marinalar ve Boğaz hattında sıkça yaşanmakta ve yüksek meblağlı tazminat taleplerine konu olmaktadır. Bu uyuşmazlıklarda kritik olan husus, hava olayının mücbir sebep mi yoksa öngörülebilir bir risk mi olduğunun doğru şekilde ispatlanmasıdır.
Meteorolojik raporların değerlendirilmesi, gemi jurnalleri, deniz protestosu, istifleme ve lashing tekniklerinin incelenmesi gibi unsurlar yüksek teknik uzmanlık gerektirir. Yanlış kurgulanan bir savunma, gemi işleteninin tamamen sorumlu tutulmasına yol açabilir. Bu nedenle, deniz ticareti hukuku ve liman kaynaklı zararlar alanında tecrübeli, yargı içtihatlarını yakından takip eden bir ekip ile çalışılması hayati önemdedir. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, fırtına kaynaklı deniz zararları ve mücbir sebep savunmaları bakımından uzman hukuki destek sunarak sürecin doğru yönetilmesini sağlar.
Deniz taşımacılığında yükleme ve boşaltma sırasında meydana gelen zararların kime ait olacağı, çoğu zaman konşimento veya çarter parti üzerinde yer alan FIO ve FIOS kayıtları üzerinden tartışma konusu olmaktadır. Bu kayıtlar, ilk bakışta taşıyanın sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırıyormuş gibi algılansa da, uygulamada durum bundan çok daha teknik ve sınırlıdır.
FIO / FIOS Kaydının Hukuki Niteliği
FIO (Free In and Out) ve FIOS (Free In and Out Stowed) kayıtları, taşıma sözleşmesinde yükleme, boşaltma ve istifleme işlemlerinin masraf ve organizasyon sorumluluğunu düzenleyen ticari kayıtlardır. Bu kayıtlar, taraflar arasındaki operasyonel risk paylaşımını belirler; taşıyanın kanundan doğan temel yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz.
FIO (Free In and Out) Kaydı Ne Anlama Gelir?
FIO kaydı, yükleme ve boşaltma işlemlerinin masraflarının ve fiili organizasyonunun taşıyan veya donatan yerine yük ilgilisineait olduğunu ifade eder. Bu durumda taşıyan, yükleme ve boşaltma için liman işçisi temin etmek, vinç ayarlamak veya elleçleme bedeli ödemek zorunda değildir. Ancak bu durum yalnızca maliyet ve organizasyon boyutuyla sınırlıdır.
FIOS (Free In and Out Stowed) Kaydı Ne Anlama Gelir?
FIOS kaydı, FIO’ya ek olarak istifleme (stowage) işlemini de yük ilgilisinin sorumluluğuna bırakır. Yani yükün gemiye alınması, boşaltılması ve gemi içinde nasıl yerleştirileceği tamamen yük ilgilisi tarafından organize edilir. Özellikle dökme yük ve proje kargolarında FIOS kaydı sıkça kullanılmaktadır.
FIO / FIOS Kaydı Taşıyanı Tamamen Sorumluluktan Kurtarır mı?
Hayır. FIO veya FIOS kaydı, taşıyanın kanuni özen borcunu ortadan kaldırmaz. Türk Ticaret Kanunu uyarınca taşıyan;
Gemiyi yüke elverişli halde bulundurmak,
Ambarların, kapakların, sintine ve drenaj sistemlerinin sağlamlığını sağlamak,
Denizcilik kurallarına uygun şekilde genel nezaret görevini yerine getirmek zorundadır.
Bu nedenle ambar kapaklarının sızdırması, sintine veya balast hataları, gemi donanımındaki yapısal kusurlar gibi nedenlerle oluşan hasarlarda, konşimentoda FIO veya FIOS kaydı bulunsa dahi taşıyanın sorumluluğu devam edebilir.
Uygulamada FIO / FIOS Kaydının Önemi
FIO/FIOS kayıtları, özellikle şu konularda belirleyici rol oynar:
Liman işçilerinin kusurundan taşıyan mı yoksa yük ilgilisi mi sorumlu tutulacak,
Meydana gelen zararın deniz alacağı olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği,
Yargı uygulamasında, FIO/FIOS kaydının tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmadığı; hasarın taşıyanın hâkimiyet alanında meydana gelip gelmediği, geminin yüke elverişliliği ve fiili operasyonun nasıl yürütüldüğü birlikte değerlendirilmektedir. Bir yazı önerisi.
FIO / FIOS Kayıtları Nasıl Değerlendirilmelidir?
Uygulamada sağlıklı bir hukuki değerlendirme yapılabilmesi için FIO veya FIOS kaydı;
Konşimentonun diğer hükümleri,
Çarter parti şartları,
Fiili yükleme ve boşaltma süreci,
Sörvey raporları,
Yargıtay ve BAM içtihatları ile birlikte ele alınmalıdır. Aksi halde, yalnızca konşimentodaki tek bir kayıt üzerinden yapılan savunmalar, uygulamada ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.
Sigorta Rücu Davalarında FIO Savunması
Sigorta şirketlerinin halefiyet yoluyla açtığı rücuen tazminat davalarında FIO/FIOS savunması sıkça ileri sürülmektedir. Ancak Yargıtay uygulamasında, taşıyanın yapısal kusurdan, nezaret eksikliğinden veya geminin yüke elverişsizliğinden kaynaklanan hasarlarda FIO/FIOS kaydına dayanarak sorumluluktan kurtulamayacağı kabul edilmektedir.
Sonuç
FIO ve FIOS kayıtları, deniz taşımacılığında önemli ticari düzenlemeler olmakla birlikte, taşıyanın kanuni sorumluluğunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Bu kayıtların etkisi, her somut olayda hasarın niteliği, oluş şekli ve taşıyanın özen borcuna uyup uymadığı dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Yanlış veya eksik değerlendirmeler, özellikle deniz alacağı, ihtiyati haciz ve sigorta rücu davalarında ciddi hukuki sonuçlar doğurabilir.
Sık Sorulan Sorular
FIO veya FIOS kaydı varsa taşıyan yük hasarından tamamen kurtulur mu?
Hayır. FIO ve FIOS kayıtları yalnızca yükleme, boşaltma ve istifleme işlemlerinin masraf ve organizasyon sorumluluğunu yük ilgilisine devreder. Taşıyanın gemiyi yüke elverişli halde bulundurma, ambarların ve sintine sistemlerinin sağlamlığını sağlama ve genel nezaret yükümlülüğü devam eder. Bu nedenle yapısal kusur, sızıntı veya sintine/balast hatalarından kaynaklanan hasarlarda taşıyan sorumlu tutulabilir.
FIO/FIOS kaydı yük hasarının deniz alacağı sayılmasını engeller mi?
Hayır. FIO veya FIOS kaydı, hasarın deniz alacağı niteliğini otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Zarar, gemide taşınan eşyaya ilişkin zıya veya hasar niteliğindeyse ve taşıyanın hâkimiyet alanında meydana gelmişse, Türk Ticaret Kanunu kapsamında deniz alacağı olarak değerlendirilir. Bu durumda gemi üzerinde kanuni rehin ve ihtiyati haciz gibi özel güvencelere başvurulabilir.
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
FIO ve FIOS kayıtları, deniz taşımacılığında en sık yanlış yorumlanan sözleşme kayıtlarının başında gelmektedir. Uygulamada bu kayıtların, taşıyanı her durumda sorumluluktan kurtardığı yönünde yaygın ancak hatalı bir algı bulunmaktadır. Oysa Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları, FIO/FIOS kayıtlarının yalnızca yükleme, boşaltma ve istifleme masraf ve organizasyonuna ilişkin olduğunu; taşıyanın kanuni özen borcunu ve nezaret yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Bu tür uyuşmazlıklarda yapılacak en küçük hukuki nitelendirme hatası;
Zararın deniz alacağı sayılıp sayılmayacağının yanlış değerlendirilmesine,
Yanlış mahkemede dava açılmasına,
Gemi üzerinde kanuni rehin veya ihtiyati haciz gibi güçlü teminat haklarının kaybedilmesine,
Sigorta rücu davalarında eksik veya etkisiz savunma yapılmasına neden olabilmektedir.
Özellikle yükün ıslanması, sintine veya balast sızıntıları, ambar kapaklarının sızdırması gibi teknik denizcilik hasarlarında; hasarın taşıyanın hakimiyet alanında mı, yoksa FIO/FIOS kapsamında yük ilgilisinin kontrolünde mi meydana geldiğinin doğru tespiti büyük önem taşır. Bu tespit; yalnızca konşimento kaydına bakılarak değil, fiili operasyon, sörvey raporları, gemi teknik durumu ve yerleşik içtihatlar birlikte değerlendirilerek yapılabilir.
İstanbul gibi deniz ticaretinin yoğun olduğu bir merkezde; Ambarlı, Haydarpaşa, Pendik, Tuzla, Kumport, Marport gibi büyük limanlarda meydana gelen yük hasarlarında, mahkemeler deniz ticareti hukukuna ve Yargıtay içtihatlarına son derece teknik bir yaklaşım benimsemektedir. Bu nedenle FIO/FIOS savunmasının yanlış kurgulanması, güçlü görünen dosyaların dahi kaybedilmesine yol açabilmektedir.
Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz taşımacılığı, konşimento uyuşmazlıkları, FIO/FIOS kayıtlarının etkisi, deniz alacağı tespiti ve sigorta rücu davaları konusunda İstanbul limanlarında oluşan uyuşmazlıklara özgü uygulama tecrübesiyle; süreci yalnızca dava açma aşamasıyla sınırlı görmeyen, başından itibaren stratejik hukuki koruma sağlayan bir yaklaşım benimsemektedir.
Deniz ticareti uyuşmazlıklarında uzman avukat desteği olmaksızın yürütülen süreçler, çoğu zaman geri dönüşü mümkün olmayan hak kayıplarıyla sonuçlanmaktadır. FIO/FIOS gibi teknik kayıtların doğru okunması ve doğru savunma stratejisinin kurulması, ancak bu alanda uzmanlaşmış hukuki destekle mümkündür.
Gotia” İsimli Geminin Emirgan İskelesi’ne Çarpması ve Çevre Kirliliği Sonucu Oluşan Zararların Hukuki Analizi
1. Olayın Özeti ve Hukuki Niteliği
06.10.2002 tarihinde Malta bayraklı “Gotia” isimli kuru yük gemisi, İstanbul Boğazı geçişi sırasında Emirgan İskelesi’ne çarpmıştır. Bu kaza sonucunda hem iskelede maddi hasar meydana gelmiş hem de geminin yakıt tankının delinmesiyle denize akan yakıt, Emirgan ve Marmara Denizi’ne yayılarak geniş çaplı bir çevre kirliliğine ve ekolojik hasara yol açmıştır. Yargıtay kararlarında bu durum, geminin işletilmesinden doğan bir zarar ve haksız fiil olarak nitelendirilmiştir.
2. Sorumluluk Analizi: Kimler, Neden Sorumludur?
Yargı kararları uyarınca, meydana gelen zararlardan gemi donatanı ve gemi kaptanı müteselsilen (müştereken ve müteselsilen) sorumlu tutulmuştur:
Gemi Donatanı (Gotia Shipping Ltd. Şti.): Geminin işletilmesinden doğan zararlardan ve gemi adamlarının (kaptanın) görevlerini ifa ederken işledikleri kusurlardan dolayı donatanın sorumluluğu esastır.
Gemi Kaptanı: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre (Örn: 2015/7089 E., 2016/6225 K K.), gemi kaptanı 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca “kirleten” sıfatına sahiptir. Aynı Kanun’un 28. maddesi gereğince, çevre kirliliğinden doğan zararlarda kaptanın sorumluluğu için kusur şartı aranmamakta, “kusursuz tehlike sorumluluğu” ilkesi uygulanmaktadır. Bu nedenle kaptanın pasif dava ehliyeti bulunmaktadır.
3. Alacağın Niteliği: Deniz Alacağı mıdır?
Kararlarda “Gotia” olayına özgü tazminat talepleri doğrudan Çevre Kanunu hükümlerine dayandırılmış olsa da, ikincil kaynaklar ve genel deniz hukuku ilkeleri çerçevesinde şu analiz yapılabilir:
Deniz Alacağı Niteliği: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352/1-n bendi uyarınca, geminin işletilmesinin sebep olduğu çevre kirliliği zararları ile m. 1352/1-h uyarınca geminin işletilmesinin sebep olduğu maddi zıya veya hasarlar “deniz alacağı” olarak tanımlanmaktadır.
Gemi Alacaklısı Hakkı: İkincil kaynaklarda belirtildiği üzere (Örn: İstanbul 18. ATM, 2024/488 E. K), geminin işletilmesinin sebep olduğu maddi hasarlardan doğan haksız fiil alacakları, TTK m. 1320/1-e uyarınca “gemi alacaklısı hakkı” veren bir deniz alacağı niteliğindedir.
4. Davaların Açılacağı Yer ve Görevli Mahkeme
“Gotia” gemisi vakasında davalar İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla) nezdinde görülmüştür.
Görevli Mahkeme: TTK m. 5/2 uyarınca, deniz ticaretine ve deniz hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda Denizcilik İhtisas Mahkemeleri görevlidir. Bu mahkemelerin bulunmadığı yerlerde ise Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenen Asliye Ticaret Mahkemeleri bu davalara bakmakla görevlendirilmiştir.
Yetkili Mahkeme: Deniz kazalarından doğan tazminat davaları, kazanın meydana geldiği yer, geminin bağlama limanı veya davalının ikametgahı mahkemesinde açılabilir. Somut olayda İstanbul Boğazı’ndaki kaza için İstanbul Mahkemeleri yetkili kılınmıştır.
5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bilgiler ve Bağlam
Kusursuz Sorumluluk: Çevre Kanunu m. 28 uyarınca, çevreyi kirletenlerin sorumluluğu objektif bir sorumluluktur; yani zarar ile eylem arasında illiyet bağının kurulması yeterli olup, davalının kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın tazminata hükmedilir (Yargıtay 11. HD, 2024/2174 E.
Zamanaşımı: Çevre kirliliğinden doğan haksız fiil davalarında zamanaşımı, eylemin ve failin öğrenilmesinden itibaren başlar. Ancak devam eden kirlilik durumlarında haksız eylem sürdüğü için zamanaşımı itirazları reddedilebilmektedir (İstanbul 17. ATM, 2020/2 E.
Limanlar Kanunu İlişkisi: Eğer kaza sonucu bir batık oluşsaydı ve bu batık seyir emniyetini tehlikeye düşürseydi, 618 sayılı Limanlar Kanunu m. 7 uyarınca donatan ve kaptan batığı çıkarmakla da yükümlü olacaktı. Ancak “Gotia” olayında temel uyuşmazlık maddi hasar ve kirlilik tazminatı üzerinedir.
İhtiyati Haciz: Deniz alacağı niteliğindeki bu tür talepler için TTK m. 1352 ve devamı uyarınca gemi üzerinde ihtiyati haciz talep edilmesi mümkündür. Yabancı bayraklı gemilerde yetki, geminin bulunduğu yer mahkemesine aittir (TTK m. 1355).
Sonuç: “Gotia” gemisinin neden olduğu zararlar, hem genel hükümler (haksız fiil) hem de özel kanunlar (Çevre Kanunu ve TTK) kapsamında bir “deniz alacağı” teşkil eder. Donatan ve kaptan, çevre kirliliğinden dolayı kusursuz olarak, iskele hasarından dolayı ise gemi işletme sorumluluğu kapsamında müteselsilen sorumludur. Bu tür davaların çözüm yeri Denizcilik İhtisas Mahkemeleri’dir.
Sık Sorulan Sorular
Geminin iskeleye çarpması sonucu oluşan hasar ve çevre kirliliği deniz alacağı mıdır?
Evet. Geminin işletilmesi sırasında iskele, rıhtım veya kıyı yapılarına verilen zararlar ile çevre kirliliğinden doğan talepler, Türk Ticaret Kanunu m.1352 uyarınca deniz alacağı niteliğindedir. Bu nitelik, alacaklıya gemi üzerinde ihtiyati haciz ve kanuni rehin gibi güçlü hukuki imkânlar sağlar.
Çevre kirliliğinden kaptan da sorumlu tutulabilir mi?
Evet. 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca gemi kaptanı “kirleten” sıfatına sahiptir. Çevre kirliliğinden doğan zararlarda kusur aranmaz; kusursuz (tehlike) sorumluluğu uygulanır. Bu nedenle kaptanın pasif dava ehliyeti bulunur ve donatanla birlikte müteselsilen sorumlu tutulabilir.
Donatan sorumluluğunu sınırlandırabilir mi?
Kural olarak evet. Donatan, 1976 LLMC Sözleşmesi kapsamında sorumluluğunu sınırlandırmak ve fon tesis etmek için dava açabilir. Ancak çevre kirliliği bakımından özel kanun hükümleri ve kaptanın ağır kusuru gibi istisnalar, bu hakkın sınırlarını daraltabilmektedir. Her olayda ayrıca değerlendirme yapılması gerekir.
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Gemi–kıyı yapısı çarpışmaları ve çevre kirliliği içeren deniz kazaları, klasik haksız fiil davalarından çok daha karmaşık bir hukuki rejime tabidir. Bu tür olaylarda aynı anda Türk Ticaret Kanunu, Çevre Kanunu, uluslararası sözleşmeler (LLMC) ve yerleşik Yargıtay içtihatları birlikte uygulanmaktadır. Yanlış hukuki nitelendirme, davanın yanlış mahkemede açılmasına veya deniz alacağına özgü koruyucu mekanizmaların (ihtiyati haciz, seferden men) kaybedilmesine yol açabilir.
Özellikle çevre kirliliği içeren olaylarda kusursuz sorumluluk ilkesi, donatan ve kaptan açısından çok ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Zamanaşımı, illiyet bağı, devam eden kirlilik kavramı ve sorumluluğun sınırlandırılması gibi teknik konular, davanın sonucunu doğrudan etkiler. Bu noktada yapılacak tek bir usul hatası, yüksek tutarlı tazminat taleplerinin kontrolsüz şekilde büyümesine neden olabilir.
İstanbul Boğazı gibi dar, akıntılı ve yoğun trafiğe sahip bir bölgede meydana gelen kazalarda; kaptanın sevk ve idare kararları, römorkör kullanımı, demirleme tercihleri ve seyir planı detaylı şekilde incelenmektedir. Bu teknik değerlendirmeler, ancak denizcilik uygulamasına ve yüksek yargı kararlarına hâkim bir hukuki yaklaşımla doğru şekilde yapılabilir.
Bu çerçevede 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, gemi çarpması, kıyı yapıları hasarları, çevre kirliliği kaynaklı deniz alacakları, ihtiyati haciz ve sorumluluğun sınırlandırılması (fon tesisi) davalarında; özellikle İstanbul Boğazı, Emirgan, Bebek, Kandilli, Haydarpaşa ve Tuzla hattında meydana gelen uyuşmazlıklara ilişkin uygulama tecrübesiyle süreci başından itibaren stratejik olarak yönetmektedir.
Bu tür davalarda uzman avukat desteği olmaksızın yürütülen süreçler, çoğu zaman telafisi mümkün olmayan maddi ve hukuki kayıplarla sonuçlanmaktadır.
Donatanın fon tesisi davası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1328 ve devamı maddeleri ile “1976 Deniz Alacaklarına Karşı Mesuliyetin Sınırlanması Hakkında Milletlerarası Sözleşme” (LLMC) ve bu sözleşmeyi değiştiren “1996 Protokolü” hükümleri çerçevesinde açılan bir davadır. Bu davanın temel amacı, geminin işletilmesi veya kurtarma faaliyetleri sırasında meydana gelen zararlardan ötürü donatanın, işletenin, kiracının veya kurtaranın sorumluluğunu, geminin tonajına göre belirlenen belirli bir miktar (hesap birimi/SDR) ile sınırlandırmaktır.
Yargı kararlarına göre bu dava, sınırlı sorumluluğu ileri sürülebilecek olan her kişinin, sınırlamaya tabi alacaklardan ötürü aleyhine dava açılan devletin mahkemeleri nezdinde bağımsız olarak açabileceği bir dava türüdür. Fon tesis edildiği andan itibaren, ilgili hadiseye ilişkin daha önceden verilmiş olan tüm ayni ve şahsi teminatlar hükümsüz kalır ve alacaklılar fonu tesis edenin diğer malvarlığı üzerinde icra takibi yapamazlar.
Davanın Açılabilme Şartları ve Analizi
Raporlanan kararlar ışığında fon tesisi davasının açılabilmesi için şu şartların varlığı aranmaktadır:
Hak Sahibi Sıfatı: Dava; gemi maliki (donatan), kiracı (charterer), işletici veya kurtarma faaliyetinde bulunan kişiler tarafından açılabilir. TTK 1062 ve 1328 uyarınca donatan bu hakka sahip asli kişidir.
Sınırlamaya Tabi Bir Alacağın Varlığı: Zararın, 1976 Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamında kalan; gemide veya geminin işletilmesiyle doğrudan ilgili ölüm, yaralanma, eşya ziyaı, hasar (liman tesisleri, platformlar, yalılar vb.) veya gecikmeden doğan alacaklardan olması gerekir.
Şahsi Kusurun Bulunmaması (Sınırlama Hakkının Kaybedilmemesi): 1976 Sözleşmesi’nin 4. maddesi ve TTK 1343 uyarınca; zararın, donatanın “şahsi fiil veya ihmalinden” ileri gelmemiş olması gerekir. Eğer donatan zarara kasten veya “pervasızca bir hareketle ve muhtemelen böyle bir zarar meydana geleceği şuuru ile” (recklessly) sebebiyet vermişse sınırlama hakkını kaybeder. Ancak yargı kararlarında vurgulandığı üzere, kaptanın veya gemi adamlarının kusuru, donatana şahsi kusur izafe edilmedikçe fon tesisine engel teşkil etmez.
Fon Miktarının Depo Edilmesi: Fon miktarı, geminin gross tonajına göre Özel Çekme Hakkı (SDR/ÖÇH) birimi üzerinden hesaplanır. Bu tutarın, olay tarihinden fonun tesis edildiği tarihe kadar işleyen yasal faiziyle birlikte nakit olarak veya mahkemece kabul edilecek muteber bir banka teminat mektubu şeklinde faiz getiren bir hesaba yatırılması zorunludur.
Davanın Tarafları ve Yetkili Mahkeme
Davacı: Donatan, gemi işletme müteahhidi, kiracı veya kurtaran.
Davalı: Zarara uğrayan ve tazminat talep eden alacaklılar (örneğin; liman işletmecileri, zarar gören mülk sahipleri veya yük ilgilileri).
Yetkili Mahkeme: Yabancı bayraklı gemilerde deniz ticareti işlerine bakmakla görevli İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri yetkilidir.
Somut Yargı Kararları ve Uygulama Örnekleri
Liman Platformu Hasarı (TÜPRAŞ Örneği): Bir geminin yükleme sırasında platforma zarar vermesi üzerine donatan, TTK 1345 uyarınca 1.000.000 SDR karşılığı fon tesis edilmesini talep etmiştir. Mahkeme, zararın sözleşme kapsamında sınırlamaya tabi olduğunu ve donatanın şahsi kusurunun ispatlanamadığını belirterek fon tesisine ve önceki teminatların iadesine karar vermiştir (Yargıtay 11. HD, 2014/11257 K
İstanbul Boğazı Yalı Çarpması (Vitaspirit Örneği): Malta bayraklı bir geminin İstanbul Boğazı’nda tarihi bir yalıya çarpması sonucu donatan fon tesisi davası açmıştır. Mahkeme, gemi kaptanının demir atmama kararının denizcilik uygulamaları içinde olduğunu, “pervasızca” bir hareket sayılmayacağını tespit ederek 22.377.596 SDR (yaklaşık 206 milyon TL) tutarında fon tesisine hükmetmiştir (İstanbul 17. ATM, 2018/148 K
Geminin Limanda Tumba Olması: Bir geminin limanda hatalı yükleme nedeniyle batması (tumba olması) olayında, donatan ticari kayıpları sınırlamak için dava açmıştır. Kaptanın stabilite kitabına aykırı hareket etmesi “donatanın şahsi kusuru” sayılmamış ve geminin tonajına göre 2.196.480 SDR üzerinden fon tesis edilmiştir (İstanbul 17. ATM, 2022/515 K
Uluslararası Fon Tesisi (Rotterdam Örneği): Bir çatma hadisesi nedeniyle donatanın Hollanda’da Rotterdam Mahkemesi nezdinde fon tesis etmesi, Türk mahkemelerindeki davanın esasına girilmesini engellememekle birlikte, sorumluluğun bu fonla sınırlanması def’i olarak ileri sürülebilmektedir (BAM 43. HD, 2020/109 K
İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler ve Bağlam
İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, fon tesisi davası ile doğrudan ilgili olmasa da donatanın sorumluluk rejimine dair ek bağlam sunmaktadır:
Kanuni Rehin Hakkı: Yakıt alacağı veya iş kazası tazminatı gibi durumlarda alacaklılar, fon tesisinden ziyade gemi üzerinde TTK 1235-1236 uyarınca “kanuni rehin hakkı tesisi” talep edebilmektedir. Bu taleplerde “zaruret” şartı ve kaptanın temsil yetkisi kritik rol oynamaktadır (Yargıtay 11. HD, 2022/6560
Çevre Kirliliği: Gemi çatması sonucu oluşan petrol kirliliğinde donatanlar aleyhine 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca “tehlike sorumluluğu” kapsamında davalar açılabilmektedir. Bu tür yüksek tazminatlı davalarda donatanlar, LLMC kapsamında sorumluluk limitlerini savunma olarak ileri sürebilmektedir (Yargıtay 11. HD, 2022/3934
Garame Esası: Fon tesis edilmemiş olsa dahi, birden fazla alacaklının bulunduğu yangın gibi olaylarda donatanın sınırlı sorumluluğu “garame esasına” (paylaştırma) göre uygulanmalıdır. Bu durumda mahkemenin tüm alacaklı dosyalarını birleştirerek toplam sınırı belirlemesi gerekmektedir (İzmir 5. ATM, 2021/586
Sık Sorulan Sorular
Donatan fon tesisi davası hangi hallerde açılabilir?
Donatanın fon tesisi davası, geminin işletilmesi, manevrası veya kurtarma faaliyetleri sırasında meydana gelen zararlardan doğan ve 1976 LLMC Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamında kalan deniz alacakları için açılabilir. Bu alacaklar; Ölüm ve bedensel zararlar, Yük, eşya ve gemi hasarları, Liman tesisleri, platformlar, rıhtımlar, yalılar gibi sabit yapılara verilen zararlar, Gecikmeden doğan talepler olmak üzere sınırlamaya tabidir. Zarar bu kapsama girmiyorsa fon tesisi mümkün değildir.
Fon tesis edilince daha önce verilmiş teminatlar ve hacizler ne olur?
Fon tesis edildiği anda, aynı deniz olayına ilişkin olarak daha önce verilmiş olan tüm ayni ve şahsi teminatlar kendiliğinden hükümsüz hale gelir. Bu aşamadan sonra: Alacaklılar donatanın başka malvarlığına yönelerek icra veya haciz yapamaz, Tüm talepler tek bir fon içinde toplanır, Alacaklar, fon tutarı ile sınırlı olmak üzere garame esasına göre paylaştırılır. Bu yönüyle fon tesisi davası, donatanın dağınık ve sınırsız risklerle karşılaşmasını önleyen koruyucu bir toplu yargılama mekanizmasıdır.
Kaptanın veya gemi adamlarının kusuru fon tesisine engel olur mu?
Hayır. Yargı kararlarında istikrarlı biçimde kabul edildiği üzere; kaptanın veya gemi adamlarının kusuru, donatana şahsi kusur olarak izafe edilmedikçe fon tesisi hakkını ortadan kaldırmaz. Fon tesisinin reddedilmesi için zararın; Donatanın kasten, Ya da pervasızca ve muhtemel sonucu bilerek (recklessly) gerçekleştirdiği bir fiilden doğması gerekir. Bu eşik aşılmadığı sürece donatan, LLMC kapsamında sorumluluğunu sınırlandırma hakkını korur.
Donatanın fon tesisi davasında sorumluluk limiti nasıl belirlenir, bunun belirli bir listesi ve hesaplama mantığı var mıdır?
Evet, donatanın fon tesisi davasında sorumluluk limiti tamamen önceden belirlenmiş, matematiksel ve objektif bir sistem üzerinden hesaplanır; hâkimin takdir yetkisi yoktur. Öncelikle geminin türü belirlenir; deniz gemileri, yatlar ve ticari yatlar uygulamada aynı rejime tabidir, römorkör ve kurtarma gemileri de bu sistem içinde değerlendirilir. İkinci aşamada limit hesabında deadweight (DWT) değil, geminin gross tonajı (GT) esas alınır ve bu değer geminin ruhsatı veya klas belgesinde yazılı olan GT’dir; yanlış GT üzerinden yapılan hesaplama fonu geçersiz hâle getirebilecek ciddi bir dava riskidir. Üçüncü aşamada ise zarar türü tespit edilir; sistem iki ana kategoriye ayrılır: can zararları (ölüm ve yaralanma) ile malvarlığı zararları (liman, rıhtım, yalı, yük, platform ve gemi hasarları). Her kategori için LLMC’de ayrı limit tabloları öngörülmüştür. Malvarlığı zararlarında kullanılan tabloya göre; 2.000 GT’ye kadar gemiler için 1.000.000 SDR, 2.001–30.000 GT arası için ilave her GT başına 400 SDR, 30.001–70.000 GT arası için 300 SDR ve 70.001 GT üzeri için 200 SDR eklenir; bu tablo dünyanın her yerinde aynıdır. Örneğin 18.000 GT’lik bir gemide, ilk 2.000 GT için 1.000.000 SDR, kalan 16.000 GT için 6.400.000 SDR eklenerek toplam 7.400.000 SDR fon limiti hesaplanır ve mahkeme bu rakamın üzerine çıkamaz. Birden fazla zarar türü (örneğin liman, yalı ve yük hasarı) mevcutsa ayrı ayrı fon kurulmaz; tüm talepler tek bir fon içinde toplanır ve garame (oransal paylaşım) esasına göre ödenir. Ayrıca fon tutarı yalnızca ana limitten ibaret değildir; olay tarihinden fon tesis tarihine kadar işleyen faiz ve bazı uygulamalarda yargılama masrafları da eklenir. Bu nedenle fon yönetiminde yanlış GT kullanılması, zarar türünün hatalı sınıflandırılması, can zararı–malvarlığı ayrımının karıştırılması veya faizin eksik yatırılması hâlinde fonun geçersiz sayılması riski doğar. Özetle; fon limiti, geminin GT’si, zarar türü ve LLMC tabloları esas alınarak tamamen matematiksel şekilde belirlenir.
Donatanın fon tesisi davasında can kaybı (ölüm ve bedensel zarar) hâllerinde sorumluluk limiti nasıl belirlenir, bunun da belirli bir listesi ve hesaplama mantığı var mıdır?
Evet. Can kaybı ve bedensel zararlar bakımından da donatanın fon tesisi davasında uygulanacak sorumluluk limiti, önceden belirlenmiş ve matematiksel olarak hesaplanan bir sisteme tabidir; hâkimin takdir alanı yoktur. Öncelikle geminin türü belirlenir; deniz gemileri, yatlar ve ticari yatlar uygulamada aynı rejime tâbi tutulur, römorkör ve kurtarma gemileri de bu kapsamda değerlendirilir. Ardından limit hesabında deadweight (DWT) değil, geminin gross tonajı (GT) esas alınır ve bu değer geminin ruhsatı veya klas belgesinde yer alan GT’dir. Son aşamada zarar türünün can zararı olduğu tespit edilir; yani ölüm veya bedensel yaralanma söz konusudur. Bu zararlar için 1976 LLMC ve 1996 Protokolü, malvarlığı zararlarından ayrı ve daha yüksek bir limit tablosu öngörmektedir. Buna göre; 2.000 GT’ye kadar gemiler için 2.000.000 SDR, 2.001–30.000 GT arasındaki her GT için ilave 800 SDR, 30.001–70.000 GT arasındaki her GT için 600 SDR ve 70.001 GT üzerindeki her GT için 400 SDR eklenerek fon limiti hesaplanır. Örneğin 18.000 GT’lik bir gemide, ilk 2.000 GT için 2.000.000 SDR, kalan 16.000 GT için 12.800.000 SDR eklenir ve toplam 14.800.000 SDR can zararı fon limiti ortaya çıkar; mahkeme bu tutarın üzerine çıkamaz. Birden fazla ölüm veya yaralanma söz konusuysa, tüm talepler tek bir can zararı fonu içinde toplanır ve alacaklılar arasında garame (oransal paylaşım) yapılır. Fon tutarına ayrıca olay tarihinden fon tesis tarihine kadar işleyen faiz de eklenir. Bu nedenle yanlış GT üzerinden hesaplama yapılması, can zararı ile malvarlığı zararının aynı fonda karıştırılması veya faizin eksik yatırılması hâlinde fon geçersiz sayılabilir. Özetle; can kaybı hâllerinde de fon limiti, geminin GT’si esas alınarak LLMC’de öngörülen özel tabloya göre tamamen matematiksel biçimde belirlenir.
TEK TABLOYLA – Fon Tesisi Örneği
Senaryo
Fon Sınırı (SDR)
Toplam Zarar
Donatan Ne Öder?
Zararın Akıbeti
Zarar fonun altında
10.000.000
6.000.000
6.000.000
Tamamı ödenir
Zarar fonla eşit
10.000.000
10.000.000
10.000.000
Tamamı ödenir
Zarar fonu aşar
10.000.000
25.000.000
10.000.000
15.000.000 ödenmez
Birden çok alacaklı
10.000.000
20.000.000
10.000.000
Garame (%50)
Altın kural: Fon = donatanın maksimum borcu, Üstü artık hukuken “yok hükmünde”
ŞEMALI ANLATIM
DENİZ KAZASI
│
▼
ZARAR OLUŞUR
│
▼
DONATAN FON TESİSİ DAVASI AÇAR
│
▼
──────────────────────────────
│ FON (ÜST SINIR) │
│ Örn: 10.000.000 SDR │
──────────────────────────────
│
├── Zarar ≤ Fon → TAM ÖDEME
│
└── Zarar > Fon →
✔ Fon kadar ödeme
✖ Fazlası yok
Kritik sonuç: Fon tesis edildiği anda ❌ haciz yok ❌ ek takip yok ❌ “benim zararım daha fazla” iddiası sonuç doğurmaz
GERÇEKÇİ İSTANBUL BOĞAZI / LİMAN ÖRNEĞİ
Olay: İstanbul Boğazı’nda Malta bayraklı 18.000 GT bir kuru yük gemisi:
Bir yalıya çarpıyor. Aynı anda rıhtım ve marina altyapısına zarar veriyor. Bir teknede yük hasarı oluşuyor
Zarar Kalemleri:
Alacaklı
Talep
Yalı sahibi
120.000.000 TL
Liman işletmesi
80.000.000 TL
Yük ilgilisi
50.000.000 TL
Toplam zarar
250.000.000 TL
Fon Hesabı:
Gemi tonajı: 18.000 GT
LLMC’ye göre fon: 22.000.000 SDR ≈ 200.000.000 TL
Ne Olur?
Donatan 200 milyon TL fon yatırır. 250 milyon TL’lik zarar vardır. 50 milyon TL için: ❌ Donatana gidilemez ❌ Haciz yapılamaz ❌ “Eksik kaldı” denemez
Paylaştırma (Garame):
Toplam zarar: 250 milyon Fon: 200 milyon ➡️ Herkes alacağının %80’ini alır
Alacaklı
Talep
Alacağı
Yalı sahibi
120 M
96 M
Liman
80 M
64 M
Yük
50 M
40 M
Toplam: 200 milyon
Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? (İstanbul – Limanlar – 2M)
Fon tesisi davaları; özellikle İstanbul’daki limanlar, Boğaz hattı ve yoğun deniz trafiği olan bölgelerde meydana gelen olaylarda çok yüksek meblağlı talepler doğurabilen, son derece teknik davalardır.
Bu davalarda;
Fonun yanlış hesaplanması,
Şahsi kusur iddiasının hatalı değerlendirilmesi,
Yanlış mahkemede veya yanlış aşamada fon tesisine gidilmesi,
Uluslararası fon tesislerinin Türkiye’de doğru savunma olarak ileri sürülememesi
donatan açısından sınırsız sorumluluk sonucunu doğurabilir.
Bu nedenle, İstanbul merkezli, deniz ticareti hukuku ve liman uyuşmazlıkları konusunda fiilî tecrübeye sahip, LLMC ve fon tesisi uygulamasını bilen bir hukuk bürosu ile çalışılması kritik önemdedir. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, fon tesisi davaları ve donatan sorumluluğunun sınırlandırılması alanında uzmanlaşmış hukuki destek sunarak sürecin güvenli şekilde yönetilmesini sağlar.