İştirak Nafakası Neye Göre Artırılır ve Artırım Kararına İtiraz Edilebilir mi?

1. İştirak Nafakasının Artırılması Davasına Karşı Geliştirilebilecek Savunmalar

Yargıtay kararları incelendiğinde, iştirak nafakası artırım taleplerine karşı davalılar tarafından ileri sürülen savunmaların temel olarak ekonomik durumun değişmediği, ödeme gücünün kısıtlı olduğu ve çocuğun ihtiyaçlarının halihazırda karşılandığı noktalarında toplandığı görülmektedir:

Ekonomik Durum ve Geçim Sıkıntısı: Davalıların en yaygın savunması, geçim sıkıntısı çektikleri (Yargıtay 3. HD-2010/8371  ve gelirlerinde nafaka artışını gerektirecek olağanüstü bir değişiklik meydana gelmediğidir (Yargıtay 2. HD-2023/3143 K

Yeni Aile ve Sorumluluklar: Davalının yeniden evlenmiş olması, yeni eşinin çalışmaması veya yeni evliliğinden çocuklarının olması ve bu çocukların eğitim/bakım masraflarının bulunması önemli bir savunma dayanağıdır (Yargıtay 3. HD-2016/12594 K, Yargıtay 2. HD-2024/5549 K).

Mevcut Borçlar ve Giderler: Davalının kira ödemesi, tüketici kredisi borçlarının bulunması veya engelli olarak emekli olması gibi mali yükümlülükler savunma olarak ileri sürülmektedir (Yargıtay 3. HD-2016/10199 K, BAM Gaziantep 2. HD-2017/1138 

Nafaka Dışında Yapılan Ödemeler: Davalıların, mahkemece hükmedilen nafaka dışında çocuğun okul, kırtasiye, servis, kurs ve sağlık giderlerini gönüllü olarak karşıladıkları yönündeki savunmaları mevcuttur (Yargıtay 3. HD-2016/12594 , BAM Gaziantep 2. HD-2017/1138 ).

Velayet Değişikliği İddiası: Velayetin değiştirilmesi için açılmış bir davanın varlığı ve geçici velayetin davalıya verilmiş olması, artırım davasında bekletici mesele yapılması gereken bir savunma olarak sunulabilmektedir (Yargıtay 2. HD-2024/984 

İkincil Kaynak Notu: İkincil kaynaklarda, savunma stratejisi olarak dava değerinin hatalı gösterilmesi, harcın eksik yatırılması gibi usuli itirazların yanı sıra; çocuğun aslında anneannesi ile yaşadığı veya davacının ekonomik gücünün davalıdan daha iyi olduğu gibi iddiaların da ileri sürülebileceği belirtilmiştir (Yargıtay 2. HD-2023/5519 . Ayrıca, önceki nafaka davasının kesinleşmeden yeni davanın açılmasının “hakkın kötüye kullanılması” olduğu savunması yapılsa da, Yargıtay bu savunmayı her zaman nafaka artırımı istenebileceği gerekçesiyle reddetmiştir (HGK-2009/352

2. İstinaf Yoluna Başvuru Süreci

Mahkemenin iştirak nafakasını artırma kararına karşı istinaf yoluna başvurulması mümkündür. Ancak bu hak, kararın kesinlik sınırının üzerinde olmasına bağlıdır:

İstinafın Mümkün Olması: İlk derece mahkemesinin artırım kararlarına karşı taraflar Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yoluna başvurabilmektedir (Yargıtay 2. HD-2024/5549 K, HGK-2022/32

Miktar İtibarıyla Kesinlik: Artırılan yıllık nafaka miktarı, karar tarihindeki yasal kesinlik sınırının altında kalıyorsa, istinaf başvurusu miktar yönünden reddedilmektedir (Yargıtay 2. HD-2025/8820 , Yargıtay 2. HD-2023/5195 . Örneğin, bir kararda yıllık 6.600 TL’lik artışın 8.000 TL’lik sınırın altında kalması nedeniyle istinaf istemi reddedilmiştir (Yargıtay 2. HD-2023/5195 .

İkincil Kaynak Notu: İkincil kaynaklarda, ilk derece mahkemesi kararına karşı iştirak nafakası yönünden istinaf yoluna başvurmayan tarafın, Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı bu yönden temyiz hakkının bulunmadığı vurgulanmıştır (Yargıtay 2. HD-2023/3086 

3. Temyiz Yolunun Açıklığı ve Kesinlik Sınırları

İştirak nafakası artırım kararlarına karşı temyiz yolu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 362. maddesi uyarınca belirlenen parasal sınırlara tabidir:

Yıllık Nafaka Miktarı Esası: Temyiz edilebilirliğin belirlenmesinde, hükmedilen aylık nafaka artışının 12 aylık toplamı (yıllık nafaka farkı) dikkate alınır (Yargıtay 2. HD-2022/1531  Yargıtay 3. HD-2014/15775 

Parasal Sınırlar: Karar tarihlerine göre değişen kesinlik sınırları şu şekildedir:

2020 yılı için 72.070 TL (Yargıtay 2. HD-2020/2178 

2021/2022 yılları için 78.630 TL (Yargıtay 2. HD-2022/1178  HGK-2022/32 

2022 yılı için 107.090 TL (Yargıtay 2. HD-2022/5407 

2025 yılı için 378.290 TL (Yargıtay 2. HD-2025/8820  ve 544.000 TL (Yargıtay 2. HD-2025/3353 

Temyiz İsteminin Reddi: Yıllık artış miktarı bu sınırların altında kaldığında, Bölge Adliye Mahkemesi kararları kesin nitelik taşır ve temyiz istemleri Yargıtay tarafından reddedilir (Yargıtay 2. HD-2025/3353  Yargıtay 2. HD-2023/3143

4. Kararların Kesinleşmeden İnfaz Edilebilirliği

İncelenen yargı kararlarında, iştirak nafakası artırım kararlarının kesinleşmeden infaz edilip edilemeyeceğine dair doğrudan ve ayrıntılı bir analiz yer almamaktadır. Ancak bazı kararlarda şu ipuçları bulunmaktadır:

Tedbir Nafakası İlişkisi: Bir kararda, tedbir nafakasının kararın kesinleşmesine kadar devam edeceği belirtilmiş, iştirak nafakasının ise kararın kesinleşmesinden sonra başlayacağı hüküm altına alınmıştır (Yargıtay 2. HD-2023/4022 

İnfazda Tereddüt: Davalıların, nafaka artış oranlarının (örneğin ÜFE artış şartı) infazda tereddüt yarattığına dair itirazları mevcuttur (Yargıtay 2. HD-2023/3143

İkincil Kaynak Notu: İkincil kaynaklarda, nafaka kararlarının niteliği gereği kesinleşmeden icra yoluyla infaz edilebileceğine dair genel bir eğilim sezilse de, sunulan dokümanlarda bu hususta net bir yasal dayanak veya kesin bir ifade sunulmamış, konu belirsiz bırakılmıştır (Yargıtay 2. HD-2023/3086, BAM İzmir 2. HD-2017/1421

Sonuç: İştirak nafakası artırım davalarında savunmalar ağırlıklı olarak mali durum üzerine kurulmakta; istinaf ve temyiz yolları ise yıllık artış miktarının kanunda öngörülen parasal sınırları aşması şartıyla açık tutulmaktadır. Kararların kesinleşmeden infazına ilişkin dokümanlarda yeterli açıklıkta bilgi bulunmamaktadır.

İştirak nafakası artırım davasında en güçlü savunma nedir?

Somut gelir–gider tablosu, yeni aile yükümlülükleri ve çocuğun giderlerinin fiilen karşılandığını gösteren belgeler en güçlü savunmadır.

İstinaf/temyiz edilebilirlik nasıl hesaplanır?

Aylık artış × 12 = yıllık artış farkı. Bu tutar, karar tarihindeki parasal sınırı aşmıyorsa kanun yolu kapalıdır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

İştirak nafakası dosyaları, parasal kesinlik sınırları, ispat standardı, usul itirazları ve infaz riskleri nedeniyle teknik bilgi gerektirir. Yanlış hesaplanan yıllık fark, hatalı kanun yolu tercihi veya eksik delil sunumu telafisi güç hak kayıplarına yol açabilir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, Tuzla ve İstanbul merkezli pratiğiyle; Tuzla nafaka avukatı ve İstanbul nafaka avukatı arayışında olan müvekkiller için dosya bazlı strateji, doğru kanun yolu ve etkin infaz planı sunar. Profesyonel destek; savunmanın güçlendirilmesi, sürelerin kaçırılmaması ve en doğru sonucun alınması için belirleyicidir.

Read More

Gemi Klas Sertifikası Nedir?

1. Gemi Klas Sertifikası Nedir?

Gemi klas sertifikası, bir geminin gövde yapısı, makine sistemleri, elektrik ve emniyet donanımları bakımından uluslararası teknik kurallara uygun olduğunu gösteren resmi ve teknik bir belgedir. Bu belge, geminin denize elverişli olduğunu ve güvenli şekilde işletilebileceğini ortaya koyar. Klas sertifikası, geminin yalnızca ilk inşa aşamasında değil, işletme süreci boyunca da belirli periyotlarla denetlenerek güncel tutulmasını gerektirir. Bu yönüyle klas sertifikası, geminin teknik “sağlık karnesi” niteliğindedir.

2. Klas Kuruluşu (Classification Society) Nedir?

Klas kuruluşları, gemilerin inşa aşamasından başlayarak tüm kullanım ömürleri boyunca teknik standartlara uygunluğunu denetleyen bağımsız ve uzman kuruluşlardır. Bu kuruluşlar, uluslararası denizcilik kurallarına uygun teknik kriterler belirler, denetimler yapar ve uygun bulunan gemilere klas verir. Türkiye’de ve dünyada yaygın olarak faaliyet gösteren başlıca klas kuruluşları arasında Türk Loydu, Lloyd’s Register, Bureau Veritas, DNV ve American Bureau of Shipping yer almaktadır. Bu kuruluşların büyük bir kısmı, dünya denizcilik sektöründe teknik standartları belirleyen IACS üyesidir.

3. Gemi Klas Sertifikası Ne İşe Yarar?

Gemi klas sertifikası, geminin yalnızca teknik uygunluğunu değil, aynı zamanda ticari ve hukuki faaliyetlerini de doğrudan etkiler. Klaslı bir gemi uluslararası seferlere çıkabilir, limanlarda sorun yaşamadan işlem görebilir ve sigorta teminatlarından yararlanabilir. Ayrıca çarter sözleşmeleri, banka kredileri ve finansman işlemlerinde klas sertifikası çoğu zaman zorunlu bir ön şart olarak aranır. Klas sertifikasının bulunmaması veya askıda olması, geminin fiilen çalışamaz hâle gelmesine yol açabilir.

4. Gemi Klas Sertifikası Türleri

https://static.wixstatic.com/media/ae34ca_0af20c16c54749439cc8b82d181adb42~mv2.jpg/v1/fill/w_980%2Ch_560%2Cal_c%2Cq_85%2Cusm_0.66_1.00_0.01%2Cenc_avif%2Cquality_auto/ae34ca_0af20c16c54749439cc8b82d181adb42~mv2.jpg

4

Gemi klas sertifikası tek bir belgeden ibaret değildir; geminin farklı teknik unsurlarına ilişkin birden fazla sertifika düzenlenir. Gövdeye ilişkin sertifikalar geminin yapısal dayanımını, makine sertifikaları ana ve yardımcı makinelerin çalışır durumda olduğunu, emniyet ekipmanlarına ilişkin sertifikalar ise can kurtarma ve yangınla mücadele sistemlerinin yeterliliğini gösterir. Ayrıca yükleme hattı ve haberleşme sistemlerine dair sertifikalar da klas kapsamı içinde yer alır. Bu sertifikaların tamamı birlikte değerlendirildiğinde geminin teknik yeterliliği ortaya konur.

5. Gemi Klas Sertifikası Nasıl Alınır?

Gemi klas sertifikası almak, belirli bir teknik ve idari süreci gerektirir. Öncelikle gemi sahibi veya donatan, bir klas kuruluşu ile anlaşır. Gemi yeni inşa ediliyorsa proje ve planlar klas kuruluşu tarafından onaylanır; mevcut bir gemi için ise kapsamlı bir başlangıç denetimi yapılır. Denetimler sırasında tespit edilen eksikliklerin giderilmesi şarttır. Tüm teknik koşullar sağlandığında klas sertifikası düzenlenir ve gemi resmi olarak klaslı kabul edilir.

6. Periyodik Denetimler (Surveyler)

Klas sertifikası alındıktan sonra geminin teknik durumunun korunup korunmadığını tespit etmek amacıyla düzenli denetimler yapılır. Bu denetimler yıllık, ara ve beş yıllık özel surveyler şeklinde gerçekleştirilir. Ayrıca geminin belirli periyotlarda kuru havuza alınarak detaylı incelemeye tabi tutulması gerekir. Bu denetimlerin amacı, geminin zaman içinde oluşabilecek yapısal veya teknik sorunlarının erken aşamada tespit edilmesidir. Gerekli surveylerin yaptırılmaması hâlinde klas geçerliliğini kaybeder.

7. Klas Sertifikası Askıya Alınır veya İptal Edilirse Ne Olur?

Klas sertifikasının askıya alınması veya iptali, gemi açısından son derece ciddi sonuçlar doğurur. Böyle bir durumda gemi seferden men edilebilir, sigorta teminatları geçersiz sayılabilir ve devam eden çarter sözleşmeleri feshedilebilir. Liman otoriteleri, klas dışı kalan gemileri bağlama yetkisine sahiptir. Özellikle deniz kazalarında klasın askıda olması, donatanın ağır kusurlu sayılmasına yol açabilir ve tazminat sorumluluğunu önemli ölçüde artırır.

8. Klas Sertifikası ile Bayrak Devleti Belgeleri Arasındaki Fark

Klas sertifikası ile bayrak devleti tarafından verilen belgeler sıklıkla karıştırılsa da, bu iki belge türü farklı nitelikler taşır. Klas sertifikası teknik yeterliliği gösterirken, bayrak devleti belgeleri geminin hukuki ve idari olarak sefer yapma iznini ifade eder. Çoğu bayrak devleti, teknik denetimleri yetkilendirdiği klas kuruluşları aracılığıyla yürütür. Bu nedenle uygulamada klas ve bayrak belgeleri birbiriyle iç içe geçmiş durumdadır ancak hukuki dayanakları farklıdır.

9. Hukuki Açıdan Gemi Klas Sertifikası

Hukuki açıdan gemi klas sertifikası, donatanın sorumluluğunu doğrudan etkileyen bir unsurdur. Türk Ticaret Kanunu ve yerleşik yargı kararları uyarınca, klaslı olmayan veya klasını kaybetmiş bir gemi denize elverişsiz sayılabilir. Bu durum, yük ve yolcu zararlarında donatanın kusursuz sorumlulukla karşı karşıya kalmasına neden olabilir. Ayrıca sigorta şirketleri, klas eksikliği nedeniyle ödedikleri tazminatlar için donatana rücu edebilir.

10. Sonuç

Gemi klas sertifikası, bir geminin güvenli, hukuka uygun ve ticari olarak faaliyet gösterebilmesinin temel şartlarından biridir. Teknik güvenlikten sigorta ilişkilerine, çarter sözleşmelerinden hukuki sorumluluğa kadar pek çok alan bu sertifikaya doğrudan bağlıdır. Bu nedenle klas süreçlerinin titizlikle takip edilmesi ve denetimlerin aksatılmaması, denizcilik faaliyetlerinde hem ticari hem de hukuki riskleri azaltan hayati bir unsurdur.

Read More

Gemi Satış Bedeli Ödenmezse Ne Olur?

Gemi satış sözleşmeleri, uygulamada en sık uyuşmazlık çıkan ve en çok “yanlış mahkeme / yanlış yol” nedeniyle dava kaybedilen alanlardan biridir. Türk Ticaret Kanunu, gemi satışından doğan uyuşmazlıkları açıkça deniz alacağı olarak tanımlamasına rağmen; satış bedeli, kapora, ayıp ve tescil sorunları çoğu zaman usul hataları nedeniyle çözümsüz kalmaktadır.

1. Gemi Satış Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Görevli Mahkeme

Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352/1-y bendi uyarınca, geminin satışına ilişkin bir sözleşmeden kaynaklanan her türlü uyuşmazlık “deniz alacağı” olarak tanımlanmıştır. Yargı kararları, bu tür uyuşmazlıkların çözümünde Denizcilik İhtisas Mahkemelerinin (İstanbul’da 17. Asliye Ticaret Mahkemesi) münhasıran görevli olduğunu istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır.

Görev Sınırları: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi ve çeşitli ilk derece mahkemesi kararlarında (İstanbul 12. ATM, İstanbul 15. ATM), uyuşmazlığın gemi satış bedeli, kapora iadesi veya ayıplı ifa gibi konulara dayanması fark etmeksizin, TTK m. 1352/1-y ve TTK m. 4/2 kapsamında Denizcilik İhtisas Mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiştir.

Görevsizlik Kararları: Genel ticaret mahkemeleri veya asliye hukuk mahkemeleri, gemi satışından doğan davalarda “göreve ilişkin dava şartı noksanlığı” nedeniyle usulden ret kararı vererek dosyayı görevli ihtisas mahkemesine göndermektedir (İstanbul Anadolu 5. ATM, Samsun BAM 2. HD).

2. Sözleşmenin Geçerliliği ve Şekil Şartı

Gemi siciline kayıtlı olan ve olmayan gemilerin satışında uygulanacak şekil şartları yargı kararlarında temel bir ayrım noktasıdır:

Siciline Kayıtlı Gemiler: TTK m. 1001/2 uyarınca, gemi siciline kayıtlı bir geminin mülkiyetinin devrine ilişkin sözleşmelerin yazılı şekilde yapılması ve imzaların noterce onaylı olması zorunludur. Bu şarta uyulmaması sözleşmenin geçersizliği sonucunu doğurur (Yargıtay 11. HD, 2021/8562 E. ). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 08.05.2023 tarihli, E. 2021/8562, K. 2023/2777 sayılı kararında; gemi siciline kayıtlı bir geminin ve buna bağlı şirket hisselerinin adi yazılı sözleşme ile devrinin, TTK m.1001’de öngörülen noter onaylı yazılı şekil şartına uyulmadığı için kesin hükümsüz olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle geçersiz sözleşmeye dayanılarak düzenlenen bono ve senetlerin hukuki dayanağının bulunmadığı, borçluların bu senetler nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitini (menfi tespit) isteyebilecekleri, icra yoluyla tahsil edilen veya fiilen ödenen bedellerin ise sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iade edilmesi (istirdat) gerektiği sonucuna varılmış; ödemesi ispatlanamayan bedeller yönünden ise iade talebi reddedilmiştir.

Geçersizlik Halinde İade: Sözleşme şekil şartına uyulmadığı için geçersiz olsa dahi, tarafların birbirine verdiği bedellerin (peşinat, taksit) sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iadesi gerekmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 24.10.2011 tarihli, E. 2010/2996, K. 2011/14369 sayılı kararında; taraflar arasında gemi siciline kayıtlı Dilara-3 isimli yolcu gemisinin satışına ilişkin resmî şekilde yapılmamış bir sözleşme bulunduğu, bu nedenle geminin tescilen devrinin talep edilemeyeceği, ancak satış bedeli kapsamında davacı tarafından davalıya fiilen ödendiği ispatlanan bedelin iadesinin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Yargıtay, TTK’nın o tarihte yürürlükte olan 868. maddesi uyarınca gemi mülkiyetinin devrinde şeklin mutlak geçerlilik şartı olarak öngörülmediğini, buna rağmen somut olayda satış bedelinin tamamının ödendiğinin ispatlanamaması nedeniyle mülkiyet devrinin istenemeyeceğini; ancak alınan paranın davalıda kalmasının hukuken korunamayacağını belirterek, yalnızca ödenmiş olduğu sabit olan tutarın iadesine hükmeden yerel mahkeme kararını onamıştır.

Sicil Dışı Gemiler: Sicile kayıtlı olmayan araçlar için Medeni Kanun’un menkul hükümlerinin uygulanacağı belirtilse de, TTK m. 1352/1-y hükmünün geniş yorumlanarak bu tür satışların da deniz alacağı kapsamında değerlendirildiği görülmektedir (Antalya 1. ATM, 2017/611 E. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin (Denizcilik İhtisas) 17.12.2019 tarihli, E.2017/611, K.2019/818 sayılı kararında; taraflar arasında bir teknenin satışı konusunda yazılı bir satış sözleşmesi/protokolü bulunmadığı, ilişkinin esasen tekne satımı iradesine dayandığı, ancak teknenin 18 gros tonilatodan büyük olması nedeniyle gemi siciline tescilinin zorunlu olduğu, bu durumda satışın TTK m.1001 uyarınca noter huzurunda veya sicil memuru önünde yapılmasının geçerlilik şartı olduğu; bu şekle uyulmadığından taraflar arasındaki satım ilişkisinin geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Bu çerçevede mahkeme, davacının icra takibinde talep ettiği kalemleri ayırarak değerlendirmiş; “çalışma/kaptanlık ücreti” yönünden açılan itirazın iptali davasının tefrik edilip İş Mahkemesi’nde görülerek karara bağlandığı (kesinleştiği) için bu kalem bakımından yeniden karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Geriye kalan harcamalar/ödemeler ve tur ücretleri yönünden ise; satış geçersiz olsa dahi davacının, teknenin fiilen çalıştırılabilmesi için yaptığı zorunlu ve belgelendirilebilen giderleri (bilirkişi raporlarıyla da teyit edilen şekilde özellikle marinaya ödenen gecikmiş borç, yat bağlama ücreti, krom-tik pasarella/merdiven gideri, kasko bedeli gibi kalemler) ile satış avansı/kaparo niteliğindeki ödemeleri, sebepsiz zenginleşme çerçevesinde davalıdan isteyebileceğini; buna karşılık ispatlanamayan veya zorunlu/zaruri niteliği ortaya konulamayan kalemlerin talep kapsamına alınamayacağını belirtmiş ve bu nedenle itirazın iptali davasını kısmen kabul ederek, icra dosyasında davalının itirazını yalnızca ispatlanan toplam tutar kadar iptal edip takibin bu miktar üzerinden devamına karar vermiştir. Ayrıca alacağın varlığının yargılamayı ve bilirkişi incelemesini gerektirmesi sebebiyle davacı lehine icra inkâr tazminatına hükmetmemiş; öte yandan birleştirilen dosyada davalının (karşı tarafın) “teknenin 4 ay kullanıldığı” iddiasıyla kira bedeli talebini, dosyada teknenin bu dönemdeki faaliyetlerinden doğan bedellerin (özellikle vergi mükellefiyeti/ faturalama düzeni nedeniyle) davacıya aktığı ve olayın koşullarında ayrıca kira alacağı doğduğunun kabul edilemediği gerekçesiyle tamamen reddetmiştir.

3. Satış Bedelinin Ödenmemesi ve İspat Sorunları

Gemi satış bedelinin ödenmediği iddiasıyla açılan davalarda ispat yükü ve delillerin niteliği kritik önem taşır:

İspat Yükü: Ödeme iddiası, kural olarak ödemeyi yapan tarafça ispatlanmalıdır. 7.000 TL üzerindeki ödemelerin finansal kurumlar aracılığıyla tevsik edilmesi zorunluluğu vurgulanmaktadır (İstanbul 17. ATM, 2023/100 E. ).

Yazılı Delil Başlangıcı: WhatsApp yazışmaları (örneğin; “tekneyi indirir indirmez halledeceğim”, “telafi edeceğiz” gibi ifadeler), HMK m. 202 uyarınca yazılı delil başlangıcı kabul edilerek tanık dinlenmesine olanak sağlayabilmektedir (İstanbul 17. ATM, 2022/279 E. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 06.06.2023 tarihli, E.2022/279, K.2023/239 sayılı kararında; gemi sicil memuru huzurunda yapılan satış işleminde satıcının bedelin tamamını aldığına dair resmi senet niteliğinde ikrarı bulunmasına rağmen, davacının satış bedelinin 10.000 TL eksik ödendiği iddiası bakımından HMK m.202 kapsamında yazılı delil başlangıcı kabul edilmiştir. Mahkeme, taraflar arasındaki WhatsApp yazışmalarında davalının “eksik ödemenin telafi edileceğini” ifade eden beyanlarının, resmi senedin aksini ileri sürmeye elverişli yazılı delil başlangıcı oluşturduğunu; bu nedenle tanık dinlenmesine imkân bulunduğunu kabul etmiş, dinlenen tanığın da eksik ödeme iddiasını doğrulaması ve davalının bakiye 7.000 TL’nin ödendiğini ispatlayamaması karşısında itirazın iptaline karar vermiştir. Böylece karar, resmi senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde dahi, elektronik mesajlaşma kayıtlarının yazılı delil başlangıcı sayılabileceğini ve bu sayede tanık deliline başvurulabileceğini somut biçimde ortaya koymuştur.

Resmi Senet ve Fatura: Gemi sicil müdürlüğünde düzenlenen resmi senette “bedelin alındığına” dair ibareler bulunsa dahi, taraflar arasındaki ticari defterler, çekler ve banka kayıtları incelenerek gerçekte ödeme yapılıp yapılmadığı araştırılmaktadır (İstanbul BAM 14. HD, 2022/1008 E. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 04.12.2025 tarihli, E.2022/1008, K.2025/1903 sayılı kararında; taraflar arasında resmî şekilde yapılmış bir gemi satış sözleşmesi bulunmasına ve satıcının sözleşmede bedeli aldığına dair ikrarının yer almasına rağmen, satıcının satış bedelinin fiilen ödenmediği iddiasının peşinen reddedilemeyeceği vurgulanmıştır. Daire, satış bedelinin ödenip ödenmediği hususunda ispat yükünün satıcıda olduğunu, ancak bu ispatın sağlanabilmesi için mahkemece eksiksiz tahkikat yapılmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bu kapsamda; davacının dayandığı ticari defterlerin karşı taraf defterleriyle birlikte TTK m.83 ve HMK m.222 uyarınca incelenmesi, dosyaya sunulan çek ve banka dekontlarının hangi borca ilişkin olduğunun HMK m.31 gereği taraflardan açıklattırılması, bedelin gemi satışına mahsuben verilip verilmediğinin ve tahsil edilip edilmediğinin araştırılması, ayrıca davacının yemin deliline dayanmış olması nedeniyle bu delilin de değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu araştırmalar yapılmadan, yalnızca resmî satış senedindeki ikrara dayanılarak davanın reddedilmesi, ispat hakkını ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal eden eksik inceleme olarak kabul edilmiş; bu nedenle ilk derece mahkemesi kararı ücretin (satış bedelinin) gerçekten ödenip ödenmediği tam olarak araştırılmadan verildiği gerekçesiyle kaldırılarak dosya yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmiştir.

4. Ayıplı İfa ve Sorumsuzluk Kayıtları

Geminin sözleşmeye uygun teslim edilmemesi veya gizli ayıpların bulunması durumunda tarafların sorumluluğu şu çerçevede değerlendirilmektedir:

Gizli Ayıp İddiaları: Mekanik arızalar veya orijinal parça değişiklikleri gibi gizli ayıplar nedeniyle bedel indirimi ve tazminat talep edilebilmektedir (İstanbul BAM 43. HD, 2023/10 E. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin 11.05.2023 tarihli, E.2023/10, K.2023/506 sayılı kararında; uyuşmazlığın, satın alınan bir yatın ayıplı olduğu iddiasına dayalı bedelde indirim ve zarar tazmini talebinden kaynaklandığı, dolayısıyla meselenin doğrudan gemi satış sözleşmesinden doğduğu kabul edilmiştir. Daire, her ne kadar ayıplı mal hükümleri genel olarak TBK’da düzenlenmiş olsa da, TTK m.1352/1-y hükmü gereğince “geminin satışına ilişkin bir sözleşmeden kaynaklanan her türlü uyuşmazlığın deniz alacağı sayıldığını” ve bu nedenle uyuşmazlığın deniz ticareti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu çerçevede, ayıplı gemi iddiasının; geminin teknik durumu, satış öncesi sörvey raporları, gizli ayıp olup olmadığı ve ayıpların satış anında alıcıdan gizlenip gizlenmediği gibi hususların Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından esastan incelenmesini gerektirdiği belirtilmiştir. İlk derece mahkemesinin, uyuşmazlığın deniz ticaretine girmediği gerekçesiyle verdiği görevsizlik kararı, gemi satışına bağlı ayıp iddialarının deniz ticaretine ilişkin uyuşmazlık niteliğinde olduğu göz ardı edilerek verilmiş bulunduğundan isabetsiz bulunmuş; bu nedenle karar kaldırılarak, dosyanın ayıplı gemi iddiası esas yönünden incelenmek üzere yeniden aynı mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.

Sorumsuzluk Kayıtları: Sözleşmede yer alan “geminin mevcut haliyle kabul edildiği”, “teslimden sonraki hasarlardan satıcının sorumlu olmadığı” veya “alıcının gemiyi görerek aldığı” yönündeki kayıtlar geçerli sorumsuzluk kaydı olarak kabul edilmekte ve alıcının ayıp iddiasını sınırlandırmaktadır (İstanbul 17. ATM, 2018/467 E. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 27.05.2021 tarihli, E.2018/467, K.2021/244 sayılı kararında; taraflar arasında akdedilen gemi satış sözleşmesinde yer alan “mevcut haliyle (as is where is basis) teslim”, “teslimatta havuzlama yapılmayacağı”, “sonraki havuzlamalarda tespit edilecek hasarlardan satıcının sorumlu olmayacağı” ve “klas sertifikasının yenilenmesi gereğinin alıcıya bildirildiği” yönündeki düzenlemeler geçerli birer sorumsuzluk kaydı olarak kabul edilmiştir. Mahkeme, alıcının da armatör ve tacir sıfatına sahip olması, gemiyi teslim öncesinde muayene ederek ve durumunu bilerek satın alması, klas sertifikasının süresinin dolduğunu bilmesi ve bu hususun sözleşmede açıkça düzenlenmiş olması karşısında, sonradan yapılan bakım-onarım ve yenileme giderlerinin satıcıya yüklenemeyeceğini değerlendirmiştir. Ayrıca geminin teslimden sonra sefer yapabilmiş olması, ağır hasarlı ve sefere elverişsiz olmadığını gösterdiği gibi; alıcının teslimden yaklaşık iki ay sonra yaptığı ayıp ihbarının TBK m.223 anlamında süresinde olmadığı, ileri sürülen eksikliklerin de gizli ayıp niteliği taşımadığı kabul edilmiştir. Bu nedenle mahkeme, satıcının ayıptan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümlerinin geçerli olduğu, satıcının ağır kusuru veya hilesinin ispatlanamadığı ve alıcının gemiyi ayıplarıyla kabul etmiş sayıldığı gerekçeleriyle davayı reddetmiştir.

Ayıp İhbar Süresi: Tacirler arası satışlarda ayıp ihbarının TTK m. 23/1-c uyarınca süresinde yapılması şarttır; aksi halde ayıp iddiası dinlenmemektedir (İstanbul BAM 13. HD, 2022/987 E. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi kararında ayıp ihbar süresi bakımından somut olay şu şekilde değerlendirilmiştir: Davacı alıcı, gemiyi 04.04.2018 tarihinde Samsun Limanı’nda teslim almış, gemi 14.04.2018 tarihinde Samsun’dan Tuzla’ya gitmiş ve 17.04.2018’de Tuzla’ya ulaşmıştır. Davacının sunduğu fatura ve belgelerden, gemideki eksiklikler nedeniyle 21.04.2018 tarihinden itibaren bakım ve onarım işlemlerine fiilen başlandığı, yani iddia edilen ayıpların bu tarihte öğrenildiğinin kabulü gerektiği anlaşılmıştır. Buna karşın davacı, ayıba ilişkin ilk yazılı ihbarı ancak 08.06.2018 tarihli noter ihtarnamesiyle, delil tespitini ise 25.07.2018 tarihinde yapmıştır. Mahkeme, tacir ve armatör sıfatına sahip alıcının, TBK m.223 ve TTK m.23 uyarınca ayıbı işlerin olağan akışına göre derhal bildirme yükümlülüğü bulunduğunu; ayıp öğrenildikten sonra yaklaşık iki ay sonra yapılan ihbarın süresinde sayılamayacağını kabul etmiştir. Bu nedenle, iddia edilen ayıpların gizli ayıp olduğu varsayılsa dahi, süresinde ayıp ihbarı yapılmadığından alıcının gemiyi ayıplarıyla kabul etmiş sayılacağı, satıcının ayıptan sorumluluğuna gidilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

5. Dava Yolları ve Geçici Hukuki Korumalar

Gemi satış uyuşmazlıklarında başvurulan temel hukuki yollar şunlardır:

İhtiyati Haciz: TTK m. 1352 ve 1353 uyarınca, deniz alacağı niteliğindeki gemi satış uyuşmazlıklarında alacağın yaklaşık olarak ispatlanması şartıyla geminin ihtiyati haczine karar verilebilmektedir (İstanbul BAM 12. HD, 2023/604 E.

İtirazın İptali Davası: Satış bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takiplerine yapılan itirazların iptali için Denizcilik İhtisas Mahkemelerinde dava açılmaktadır (İstanbul 17. ATM, 2023/100 E. 

Tescil ve İptal Davaları: Satıcının mülkiyeti devretmekten kaçınması durumunda gemi sicil kaydının iptali ve tescil talepli davalar açılmaktadır (Yargıtay 11. HD, 2010/2996 E.

Gemi Sicil Memurluğu Kararına İtiraz: Sicil müdürlüğünün tescil talebini reddetmesi halinde, TTK m. 34 uyarınca bu kararın kaldırılması için dava açılabilmektedir (İstanbul 17. ATM, 2019/159 E. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla) kararında somut olay şu şekilde özetlenmiştir: Davacı şirket, 22.07.2009 tarihli noter satış sözleşmesiyle gemiyi satın alıp zilyetliğini devralmış; satış tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK m.868 uyarınca gemi mülkiyetini sicil dışı olarak geçerli biçimde iktisap etmiştir. Davacı, yıllar sonra gemiyi kendi adına tescil ettirmek için Liman Başkanlığı’na başvurduğunda, gemi sicilinde yer alan ve ceza yargılaması kapsamında konulmuş “satılamaz, devredilemez” şerhi gerekçe gösterilerek talep reddedilmiştir. Ancak yargılama sırasında, ilgili ceza dosyasının zamanaşımı nedeniyle düşürüldüğü, Yargıtay Ceza Dairesi kararlarıyla geminin sahibine iadesine hükmedildiği ve bu kararların kesinleştiği, ayrıca söz konusu şerhin de fek edildiği tespit edilmiştir. Bu nedenle mahkeme, sicildeki engelin hukuken ortadan kalktığı ve davacının mülkiyetinin geçerli olduğu sonucuna vararak, Liman Başkanlığı’nın ret kararını iptal etmiş ve geminin davacı adına tesciline karar vermiştir.

Sık Sorulan Sorular

Noterde yapılmayan gemi satış sözleşmesi geçerli mi?

Sicile kayıtlı gemilerde hayır.
TTK m. 1001/2 gereği, gemi siciline kayıtlı bir geminin satışında:
Yazılı sözleşme, Noter onaylı imzalar, zorunludur. Bu şartlara uyulmazsa sözleşme geçersizdir. Ancak bu, paranın tamamen kaybedildiği anlamına gelmez. Yargıtay’a göre; geçersiz sözleşmede dahi ödenen kapora veya satış bedeli sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri istenebilir. Bu talep de yine Denizcilik İhtisas Mahkemesinde ileri sürülmelidir.

Gemi ayıplı çıktıysa satıcı hiç sorumlu değil mi?

Hayır, ancak sınırlar çok nettir. Gizli ayıplar (motor, mekanik sistemler, orijinal parça değişiklikleri gibi) ispatlanırsa: Bedel indirimi, Tazminattalep edilebilir.
Fakat sözleşmede yer alan: “Mevcut haliyle satılmıştır”, “Alıcı gemiyi görerek kabul etmiştir” “Teslim sonrası hasarlardan satıcı sorumlu değildir”
gibi kayıtlar, geçerli sorumsuzluk kaydı sayılmakta ve ayıp iddialarını ciddi biçimde sınırlamaktadır. Ayrıca tacirler arası satışlarda ayıp ihbar süresi kaçırılırsa, talep tamamen düşer.

Gemi siciline kayıtlı bir geminin adi yazılı sözleşmeyle satılması geçerli midir?

Hayır. Bu kararda Yargıtay, TTK m.1001/2 uyarınca gemi siciline kayıtlı bir geminin mülkiyet devrinin, yazılı şekilde ve imzaları noterce onaylı bir sözleşme ile yapılmasının geçerlilik şartı olduğunu açıkça vurgulamıştır. Somut olayda taraflar arasında yapılan 11.05.2018 tarihli adi yazılı sözleşme, gemi siciline kayıtlı bir geminin satışını konu aldığı hâlde noter onaylı olmadığı için kesin hükümsüz (geçersiz) kabul edilmiştir. Bu nedenle sözleşme hiç doğmamış sayılmış, taraflar açısından hak ve borç doğurmamıştır.

Geçersiz gemi satış sözleşmesine dayanılarak verilen senetler icraya konulabilir mi?

Hayır. Yargıtay bu kararında, geçersiz sözleşmeye dayanılarak düzenlenen senetler nedeniyle borç doğmayacağını net biçimde kabul etmiştir. Somut olayda:
Gemi satışı geçersiz sayılmış, Satış bedeli karşılığı verilen bono/senetlerin hukuki dayanağı ortadan kalkmıştır, Bu nedenle borçlular lehine menfi tespit kararı verilmiş, Senetlere dayalı icra takiplerinin haksız olduğu kabul edilmiştir. Sonuç olarak, geçersiz sözleşmeye bağlı senetler geçerli bir borç ilişkisi yaratmaz ve borçlu borçlu olmadığının tespitini isteyebilir.

Gemi satışında geçersiz sözleşme hâlinde ödenen paralar geri alınabilir mi?

Evet, ancak sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında. Yargıtay, bu kararda geçersiz sözleşmelerde tarafların yalnızca verdiklerini geri isteyebileceğini kabul etmiştir. Buna göre: Geçersiz sözleşmeye dayanılarak ödenmiş senet bedelleri ve temlik edilen tutarlar, Sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince istirdat edilebilir (geri alınabilir). Ancak somut olayda dikkat çekici bir ayrım yapılmıştır:
Fiilen ödendiği ispatlanan bedellerin iadesine karar verilmiş, Sözleşmede kararlaştırılmış olmakla birlikte ödendiği ispatlanamayan peşin bedelin iadesi reddedilmiştir. Yani her ödeme otomatik olarak iade edilmez; ödemenin varlığı ve miktarı ispatlanmalıdır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi satışından doğan alacaklar, kâğıt üzerinde “net” görünse de pratikte en çok usulden kaybedilen dava türlerindendir. Bunun başlıca nedenleri:

Yanlış görevli mahkemede dava açılması

Gemi siciline kayıt / kayıt dışı ayrımının gözden kaçırılması

Noter şekil şartının ihmal edilmesi

Ayıp ihbar sürelerinin kaçırılması

İhtiyati haciz talebinin eksik ispatla yapılması. Özellikle İstanbul, Tuzla, Tuzla Tersanesi, Pendik, Ambarlı, Aliağa gibi liman ve tersane bölgelerinde gemiler çok hızlı el değiştirdiğinden; satış bedeline ilişkin alacaklar gecikmeye toleranslı değildir. Birkaç haftalık yanlış strateji, geminin üçüncü kişilere devriyle birlikte alacağı fiilen ortadan kaldırabilir.

Bu nedenle gemi satış sözleşmelerinden doğan alacaklar; Genel sözleşme hukuku refleksiyle değil Deniz ticareti hukukuna özgü ihtiyati haciz – sicil – görev üçgeni içinde yönetilmelidir.

Bu alanda, özellikle gemi satışları, deniz alacakları ve gemi ihtiyati haczi konularında yoğun uygulama tecrübesine sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul ve Tuzla ekseninde yürütülen gemi satış uyuşmazlıklarında hızlı koruma ve etkin tahsil bakımından öne çıkan bürolar arasında yer almaktadır.

Read More

Gemiye Verilen Kumanya Bedeli Ödenmezse Ne Yapılır? Kumanya Alacağı Nasıl Tahsil Edilir, Gemiye Haciz Konulabilir mi? | Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

1. Alacağın Hukuki Niteliği: Deniz Alacağı

 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352/1-l bendi uyarınca; geminin işletilmesi, yönetimi, korunması veya bakımı için sağlanan eşya, malzeme, kumanya, yakıt ve teçhizat ile bu amaçlarla verilen hizmetlerden doğan alacaklar açıkça “deniz alacağı” olarak tanımlanmıştır. Meyve, sebze, et ve benzeri gıda maddelerinin (kumanya) gemiye tedarik edilmesi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Yargı kararları, bu tür alacakların deniz ticareti hukukuna özgü usullerle takip edilmesi gerektiğini istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır (Antalya BAM 11. HD-2017/556 K, İstanbul Anadolu 2. ATM-2025/713 K).

2. Başvurulabilecek Temel Hukuki Yollar

A. İhtiyati Haciz ve Geminin Seferden Men Edilmesi 

TTK m. 1353 uyarınca, deniz alacaklarının teminat altına alınması için geminin ihtiyati haczine karar verilebilir. Kumanya alacaklısı, alacağının varlığına ve miktarına dair mahkemeye kanaat getirecek delil (fatura, sevk irsaliyesi, teslim tutanağı vb.) sunduğunda gemi üzerine ihtiyati haciz koydurabilir (Antalya BAM 11. HD-2017/556 ).

Somut Örnek: M/V INA isimli gemiye kumanya sağlayan alacaklı, dava açmadan önce geminin seferden men kararını aldırmış; geminin yoluna devam edebilmesi için acentesi tarafından icra dosyasına teminat yatırılması sağlanmıştır (Yargıtay 11. HD-2012/1298 K).

B. İcra Takibi ve İtirazın İptali Davası 

Alacaklı, ödenmeyen kumanya bedelleri için ilamsız icra takibi başlatabilir. Borçlunun (donatan veya işleten) takibe itiraz etmesi durumunda, İİK m. 67 uyarınca “itirazın iptali davası” açılması gerekmektedir.

Somut Örnek: MV … ve MV … isimli gemilere kuru kumanya tedarik eden bir firma, faturaların ödenmemesi üzerine başlattığı icra takibine yapılan itirazı, Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nde açtığı itirazın iptali davası ile gidermiş; mahkeme %20 icra inkar tazminatına ve asıl alacağın tahsiline hükmetmiştir (İstanbul 17. ATM-2019/160 K).

Somut Örnek: Gemi malzemesi satışından doğan alacak için başlatılan “Örnek 7” ilamsız takipte, ticari defterler ve faturaların delil kabul edilmesiyle itiraz iptal edilmiş ve takibin devamına karar verilmiştir (İstanbul 11. ATM-2018/913 K).

C. Alacak Davası ve Kanuni Rehin Hakkı Talebi 

Alacaklı, doğrudan bir alacak davası açarak kumanya bedelinin tahsilini talep edebilir. Bazı durumlarda alacaklılar, alacağın “gemi alacağı” niteliği gereği gemi üzerinde “kanuni rehin hakkı” tanınmasını da talep etmektedir. Ancak güncel yargı pratiğinde, kredili işlemlere dayanan kumanya satışlarında kanuni rehin hakkı talebi genellikle reddedilmekte, sadece alacağın tahsiline hükmedilmektedir (Yargıtay 11. HD-2013/15215 K, 2011/8125 K).

3. Usuli Gereklilikler ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Görevli Mahkeme: Kumanya alacağı TTK m. 1352 kapsamında bir deniz alacağı olduğundan, uyuşmazlıkların çözümünde “Denizcilik İhtisas Mahkemeleri” (veya bu sıfatla hareket eden Asliye Ticaret Mahkemeleri) görevlidir. Genel ticaret mahkemelerinde açılan davalar görevsizlik nedeniyle reddedilmektedir (İstanbul Anadolu 9. ATM-2016/745 , İstanbul 14. ATM-2016/278 

Husumet (Doğru Borçlu): Alacak davası veya icra takibi doğrudan gemi donatanına veya işletenine yöneltilmelidir. Gemi acentesi, TTK m. 119/2 uyarınca mal bedellerinden şahsen sorumlu tutulamaz; bu nedenle acenteye karşı açılan davalar husumet yokluğu nedeniyle reddedilebilir (Yargıtay 19. HD-2014/4441 

İspat Araçları: Teslimatın yapıldığını gösteren kaptan imzalı makbuzlar, sevk irsaliyeleri, e-arşiv faturaları ve ticari defter kayıtları en kritik delillerdir. Faturalara 8 gün içinde itiraz edilmemesi, içeriğinin kabul edildiğine dair karine teşkil eder (İstanbul 17. ATM-2019/160 İstanbul 11. ATM-2018/913 

4. İkincil Kaynak Analizi İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, kumanya tedarikçilerinin alacaklarını güvence altına almak için izleyebileceği ek stratejileri şu şekilde örneklendirmektedir:

İhtiyati Haciz Şartları: Yabancı bayraklı gemilerin karasularını terk etme riski varsa, “telafisi imkansız zarar” riski öne sürülerek acil ihtiyati haciz talep edilebilir. Ancak bu taleplerde borçlunun (malik/işleten) net tespiti ve yaklaşık ispat kuralı uyarınca güçlü delil sunulması şarttır; aksi halde haciz kararı itiraz üzerine kaldırılabilir (Samsun BAM 3. HD-2025/833 , İstanbul BAM 12. HD-2021/501 

Arabuluculuk ve İhtisas Mahkemesi: Deniz ticaretinden doğan bu tür alacaklarda dava açılmadan önce arabuluculuk sürecinin tamamlanmış olması ve davanın mutlaka yetkili ihtisas mahkemesinde açılması usuli bir zorunluluktur (Bakırköy 4. ATM-2023/1216 

Sebepsiz Zenginleşme: Eğer taraflar arasında doğrudan bir sözleşme ilişkisi ispatlanamıyorsa ancak malın gemiye teslim edildiği sabitse, alacak “sebepsiz zenginleşme” hükümlerine dayalı olarak da talep edilebilir (Yargıtay 19. HD-2015/1861 

Sonuç: Gemiye kumanya sağlayan kişi; öncelikle ihtiyati haciz yoluyla gemiyi seferden men ederek alacağını güvenceye alabilir, ardından Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nde icra takibi veya itirazın iptali davası açarak alacağını faizi ve icra inkar tazminatı ile birlikte tahsil edebilir.

Sık Sorulan Sorular

Gemiye verdiğim kumanya bedeli gerçekten “deniz alacağı” mıdır?

Evet. TTK m. 1352/1-l uyarınca geminin işletilmesi, yönetimi ve bakımı için sağlanan kumanya, yakıt ve benzeri ihtiyaç malzemelerinden doğan alacaklar açıkça deniz alacağıdır. Meyve, sebze, et ve kuru gıda tedariki bu kapsamda değerlendirilmekte; yargı kararları bu alacakların deniz ticaretine özgü usullerle takip edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Kumanya alacağı için gemiye ihtiyati haciz koydurabilir miyim?

Evet. TTK m. 1353 uyarınca kumanya alacakları için gemi üzerinde ihtiyati haciz talep edilebilir. Fatura, sevk irsaliyesi, teslim tutanağı gibi belgelerle alacağın varlığı ve miktarı yaklaşık ispat düzeyinde ortaya konulduğunda, geminin seferden men edilmesi mümkündür. Uygulamada çoğu dosyada geminin yoluna devam edebilmesi için acente veya donatan tarafından teminat yatırıldığı görülmektedir.

Gemiye verdiğim kumanya bedelini ihtiyati haciz dışında hangi yollarla tahsilat yapabilirim?

Kumanya alacaklarında en sık başvurulan yollar şunlardır:
İlamsız icra takibi ve borçlu itiraz ederse itirazın iptali davası,
Doğrudan alacak davası,
Şartları varsa kanuni rehin hakkı talebi (uygulamada kredili kumanya satışlarında çoğunlukla reddedilmektedir).
Mahkemeler, itirazın haksız bulunması hâlinde %20 icra inkâr tazminatına da hükmedebilmektedir.

Gemiye verilen kumanya alacağını ispatlamak için hangi belgeler gereklidir?

Uygulamada mahkemelerin özellikle önem verdiği deliller şunlardır:
Kaptan imzalı teslim makbuzları ve eşya teslim listeleri
Sevk irsaliyeleri ve e-arşiv faturalar
Ticari defter kayıtları ve cari hesap dökümleri
Siparişe ilişkin e-posta veya yazışmalar
Faturalara 8 gün içinde itiraz edilmemesi, içeriğinin kabul edildiği yönünde güçlü bir karine oluşturur.

Neden Kumanya Alacaklarında Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Kumanya alacakları teoride “net ve güçlü” görünse de, uygulamada en sık kaybedilen deniz alacağı türlerinden biridir. Bunun sebebi çoğunlukla hukuki hatalardır.

Yanlış borçluya dava açılması
Acenteye karşı açılan davalar neredeyse istisnasız reddedilmektedir. Donatan–işleten–kiracı ayrımı uzmanlık gerektirir.

Yanlış mahkemede açılan dava
Denizcilik İhtisas Mahkemesi yerine genel mahkemede açılan davalar aylar sonra görevsizlikle sonuçlanır. Bu sürede gemi limanı terk edebilir.

İhtiyati haciz fırsatının kaçırılması
Yabancı bayraklı gemilerde haciz çoğu zaman tek seferliktir. Deliller eksik sunulursa haciz reddedilir veya itirazla kaldırılır.

Rehin hakkının yanlış kurgulanması
Kumanya alacaklarında kanuni rehin her zaman otomatik doğmaz. “Zorunluluk” unsuru yanlış ileri sürülürse talep tamamen reddedilebilir.

Bu nedenle özellikle İstanbul limanları, Tuzla Tersaneler Bölgesi, yabancı bayraklı gemiler ve acil ihtiyati haciz süreçlerinde, deniz ticareti hukuku pratiğine hâkim bir avukatla çalışmak alacağın tahsili açısından kritik ve çoğu zaman belirleyicidir.

Bu alanda, İstanbul merkezli deniz alacağı ve gemi haczi uygulamalarında yoğun tecrübeye sahip 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, kumanya ve gemi ihtiyaç malzemesi alacaklarının hızlı ve etkin tahsili konusunda uzman desteği sunmaktadır.

Read More

Deniz Alacaklarında İhtiyati Haciz İçin Hangi Deliller Gerekir? (Yaklaşık İspat Rehberi)

1. Kanuni Dayanak ve İspat Standardı 

Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1362. maddesi ve İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 258. maddesi uyarınca, deniz alacaklarına ilişkin ihtiyati haciz taleplerinde alacaklının, alacağın varlığı ve miktarı konusunda mahkemeye kanaat getirecek delilleri sunması zorunludur. Yargı kararlarında bu ispat yükümlülüğü “yaklaşık ispat” (approximate proof) olarak adlandırılmakta; tam ve kesin bir ispat aranmamakla birlikte, alacağın varlığının “kuvvetle muhtemel” gösterilmesi veya “kanaat verici kuvvetli emarelerin” sunulması yeterli kabul edilmektedir (Yargıtay 11. HD-2014/13476 K, BAM İstanbul 12. HD-2023/987 K).

2. Deniz Alacaklarının Türlerine Göre Sunulan Delillerin Analizi

Eşyanın Zıyaı veya Hasarı (TTK m. 1352/1-f, g, h):

Kabul Edilen Deliller: Konşimentolar (özellikle “Clean On Board” kayıtlı), faturalar, sörvey raporları, gemi acentesi yazışmaları, bilirkişi raporları, hasar tespit tutanakları, gümüş nitrat testi fotoğrafları ve banka dekontları yaklaşık ispat için yeterli görülmüştür (Yargıtay 11. HD-2014/13476 K, BAM İstanbul 43. HD-2022/666 K).

Reddedilen Durumlar: Konşimentoda yer alan “ağırlık, miktar ve değer bilinmiyor” (unknown) şerhleri nedeniyle zarar miktarının belirlenememesi veya hasarın taşıma sırasında oluştuğuna dair yeterli emare bulunmaması durumunda talepler reddedilebilmektedir (BAM İstanbul 12. HD-2020/117 K). Ayrıca, konşimentoların çelişkili olması ve meşru hamilin belirsizliği de red gerekçesidir (BAM Adana 9. HD-2021/2071 K).

Gemi Adamı Ücretleri ve İşçilik Alacakları (TTK m. 1352/1-o):

Kabul Edilen Deliller: Gemi adamı iş sözleşmeleri (özellikle gemi mührü taşıyanlar), hizmet belgeleri, pasaport kayıtları, SGK işten çıkış kayıtları ve kaptan tarafından düzenlenen alacak teyidi belgeleri yaklaşık ispat için yeterli kabul edilmiştir (BAM İstanbul 14. HD-2021/2135 K, BAM İstanbul 13. HD-2022/1202 Ka).

Reddedilen Durumlar: İş sözleşmesinin devam edip etmediğinin belirlenememesi veya ek ödemelerin (taban ücret dışındaki alacaklar) hesaplanmasının yargılamayı gerektirmesi durumunda ihtiyati haciz talebi reddedilmektedir (BAM İstanbul 12. HD-2021/1141 K, BAM İstanbul 12. HD-2021/62 K).

Yakıt, Malzeme ve Hizmet Tedariki (TTK m. 1352/1-l):

Kabul Edilen Deliller: Yakıt faturaları, yakıt teslim makbuzları (bunker delivery receipts), sevk irsaliyeleri, teslim tutanakları, yakıt alım defteri kayıtları ve ödeme dekontları mahkemede yeterli kanaat oluşturmaktadır (BAM İstanbul 13. HD-2019/253 K, BAM Antalya 11. HD-2017/561 K).

Reddedilen Durumlar: Taraflar arasında süregelen bir “cari hesap” ilişkisinin bulunması ve yapılan peyderpey ödemeler nedeniyle net alacak miktarının ancak yargılama ile belirlenebileceği durumlarda yaklaşık ispat koşulunun sağlanmadığı kabul edilmiştir (BAM İstanbul 12. HD-2021/501 K).

Gemi Onarımı, Bakımı ve Tersane Hizmetleri (TTK m. 1352/1-m, n):

Kabul Edilen Deliller: Onarım sözleşmeleri, servis raporları, iş teslim tutanakları ve faturalar deniz alacağı niteliğini ve miktarını kanıtlamada yeterli bulunmuştur (BAM İstanbul 14. HD-2018/66 K, BAM Antalya 11. HD-2022/134 K).

Çatma ve Altyapı Hasarları (TTK m. 1352/1-a, d):

Kabul Edilen Deliller: Kaptan raporları, deniz kaza raporları, sörvey ve kamera inceleme raporları, maliyet tabloları ve yüklenici firmalardan alınan fiyat teklifleri yaklaşık ispat için yeterli delil teşkil etmektedir (BAM İstanbul 12. HD-2023/987 K, BAM İstanbul 12. HD-2020/751 K).

3. Mahkemelerin Delil Değerlendirme Kriterleri

Yargılamayı Gerektirme Olgusu: Alacağın varlığına ilişkin sunulan belgeler arasında ciddi çelişkiler bulunması veya alacağın likit olmayıp karmaşık hesaplamalar gerektirmesi durumunda mahkemeler “yargılamayı gerektiren durum” gerekçesiyle talebi reddetmektedir (BAM İstanbul 13. HD-2021/38 K, BAM İstanbul 13. HD-2024/831 K).

Belgelerin Niteliği: Tek taraflı düzenlenen faturalar, eğer teslim fişleri, yazışmalar veya diğer yan delillerle (örneğin WhatsApp kayıtları veya e-postalar) desteklenmiyorsa, mahkemelerce yaklaşık ispat için yetersiz görülebilmektedir (BAM İstanbul 13. HD-2019/899 K, BAM İstanbul 43. HD-2022/693 K).

İtirazların Sınırı: İhtiyati hacze itiraz aşamasında sunulan “sahtecilik” veya “borcun esasına ilişkin” iddialar, genellikle İİK m. 265 kapsamındaki sınırlı itiraz nedenleri arasında görülmeyip asıl davanın konusu olarak değerlendirilmektedir (BAM İstanbul 43. HD-2022/266 K).

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

Aşağıdaki hususlar, doğrudan deniz alacağı raporlarına dayanmayan ancak genel ihtiyati haciz ve delil sunumu prensiplerine ışık tutan ikincil kaynaklar olarak değerlendirilmiştir:

Harç Prosedürü: İhtiyati haciz taleplerinde alacağın varlığına ilişkin delillerden önce, başvuru harcının tam olarak yatırılması bir dava şartı olarak vurgulanmıştır (BAM Denizli 4. HD-2025/518 K).

Ticari Defter ve Kayıtlar: Genel ticari alacaklarda fatura ve cari hesap ekstrelerinin yanı sıra BA/BS formları ve imzasız mutabakat mektuplarının da yaklaşık ispatı destekleyen yan deliller olarak kullanılabileceği belirtilmiştir (BAM İstanbul 12. HD-2024/1221 K).

Lojistik ve Depolama: Deniz ticareti dışında kalan lojistik hizmetlerinde, e-arşiv faturaların tek başına sunulmasının, karşı tarafın delilleri toplanmadan “duraksamasız” bir kanaat oluşturmaya yetmeyebileceği ifade edilmiştir (BAM İstanbul 12. HD-2023/1578 K).

Sık Sorulan Sorular

Sonuç: TTK m. 1362 uyarınca deniz alacaklarında ihtiyati haciz kararı alınabilmesi için alacaklının; alacağın TTK m. 1352 kapsamındaki listeye girdiğini ve parasal değerini fatura, sözleşme, sörvey raporu veya teslim belgesi gibi somut verilerle “yaklaşık olarak” ispat etmesi şarttır. Delillerin çelişkili olması veya alacağın varlığının derinlemesine bir yargılamayı gerektirmesi durumunda talep reddedilmektedir.

Deniz alacağı için ihtiyati haciz alırken “yaklaşık ispat” ne demektir?

Deniz alacaklarında ihtiyati haciz talep eden alacaklıdan tam ve kesin ispat beklenmez. TTK m. 1362 ve İİK m. 258 uyarınca aranan ispat standardı **“yaklaşık ispat”**tır. Bu; alacağın gerçekten var olduğunun kuvvetle muhtemel olduğunu, mahkemede kanaat uyandıracak güçlü emarelerle göstermeyi ifade eder. Yani mahkeme, “bu alacak büyük ihtimalle vardır” sonucuna varabilmelidir. Ancak soyut iddialar veya tek başına fatura yeterli değildir.

Yük hasarı veya ziyaı varsa ihtiyati haciz için hangi belgeler yeterlidir?

Eşyanın zıyaı veya hasarına dayanan deniz alacaklarında mahkemeler özellikle şu belgelere önem verir:
Clean On Board konşimento
Sörvey (survey) raporları
Hasar tespit tutanakları
Gemi acentesi yazışmaları
Banka dekontları ve ticari faturalar
Fotoğraflar (örneğin korozyon, su teması, gümüş nitrat testi)
Buna karşılık; konşimentoda “unknown” (ağırlık/değer bilinmiyor) kaydı varsa veya hasarın taşıma sırasında oluştuğu net gösterilemiyorsa, yaklaşık ispat sağlanamadığı gerekçesiyle ihtiyati haciz reddedilebilmektedir.

Mürettebat ücretleri için ihtiyati haciz almak kolay mı?

Evet, doğru belgeler varsa mürettebat alacakları ihtiyati hacze en elverişli deniz alacakları arasındadır.
Yaklaşık ispat için genellikle yeterli görülen belgeler:
Gemi adamı iş sözleşmesi
Gemi kaptanı tarafından imzalanmış alacak teyitleri
Crew List (mürettebat listesi)
Pasaport ve giriş-çıkış kayıtları
SGK veya benzeri sosyal güvenlik belgeleri
Ancak; çalışılmayan dönem ücretleri, fazla mesai, ikramiye gibi hesaplama gerektiren kalemler söz konusuysa, mahkeme “yargılamayı gerektirir” diyerek ihtiyati haczi reddedebilir.

Yakıt, kumanya veya tersane faturası tek başına yeterli mi?

Çoğu durumda hayır. Mahkemeler tek taraflı düzenlenmiş faturaları, aşağıdaki belgelerle desteklenmediği sürece yetersiz görmektedir:
Teslim tutanakları
Bunker Delivery Receipt (BDR)
Sevk irsaliyeleri
E-posta / WhatsApp yazışmaları
Ödeme dekontları
Özellikle taraflar arasında cari hesap ilişkisi varsa ve net alacak miktarı açık değilse, ihtiyati haciz talebi “alacak yargılamayı gerektiriyor” gerekçesiyle reddedilir.

Çatma, rıhtım, iskele veya altyapı hasarında yaklaşık ispat için hangi deliller aranır?

Bu tür olaylarda mahkemeler şu belgelere ağırlık verir:
Kaptan raporları
Deniz kazası tespit raporları
Kamera kayıtları
Sörvey raporları
Onarım bedeline ilişkin fiyat teklifleri veya keşif raporları
Bu belgelerle zararın olayla illiyet bağı kurulabiliyorsa, yaklaşık ispat şartı sağlanmış kabul edilir.

Neden Deniz Alacaklarında Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Deniz alacaklarında ihtiyati haciz süreci, klasik ticari alacak davalarından köklü biçimde farklıdır. Uygulamada alacaklıların en sık yaşadığı sorun, alacak gerçekten mevcut olmasına rağmen ihtiyati haczin reddedilmesidir. Bunun temel nedeni, “yaklaşık ispat” kavramının yanlış veya eksik kurgulanmasıdır.

Uzmanlık gereksinimi özellikle şu noktalarda ortaya çıkar:

Yanlış delille doğru alacak kaybedilebilir
Mahkemeler deniz alacaklarında tek başına fatura, tek taraflı tutanak veya eksik yazışmalarla ihtiyati haciz kararı vermemektedir. Hangi alacak türünde hangi belgenin kritik delil olduğu, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatlarıyla şekillenmiştir. Bu içtihat bilgisi olmadan yapılan başvurular, çoğu zaman “yargılamayı gerektirir” gerekçesiyle reddedilir.

Alacağın yanlış sınıflandırılması haczi tamamen düşürür
Bir alacak gerçekten mevcut olsa bile;
– yanlış TTK maddesine dayandırılması,
– deniz alacağı ile gemi alacaklısı hakkının karıştırılması,
– cari hesap – tekil alacak ayrımının doğru yapılmaması
ihtiyati haczin reddiyle sonuçlanabilir. Bu hatalar sonradan telafi edilemez zaman kaybına yol açar.

İtiraz aşaması teknik bir “savunma savaşıdır”
İhtiyati haciz alındıktan sonra borçlu taraf genellikle derhal itiraz eder. Bu aşamada yapılacak küçük bir usul hatası, alınmış haczin kaldırılmasına neden olabilir. Özellikle sahtecilik, borcun esası, ödeme iddiaları gibi konuların hangi aşamada ileri sürülebileceğini bilmek kritik önemdedir.

Yanlış mahkeme, yanlış şehir, yanlış zamanlama riski vardır
Deniz alacaklarında görevli mahkeme, yetkili liman, geminin fiilen bulunduğu yer ve bayrak durumu büyük önem taşır. İstanbul, Tuzla, Ambarlı, Aliağa, Mersin gibi limanlarda uygulama farklılıkları bulunmaktadır. Yanlış yerde yapılan başvuru, geminin seferden çıkmasına ve haczin fiilen imkânsız hâle gelmesine yol açabilir.

Deniz alacakları “hız işidir”
Gemi bugün limandayken yarın başka bir ülkede olabilir. Bu nedenle ihtiyati haciz başvurusu, saatler içinde hazırlanıp doğru şekilde sunulmalıdır. Eksik veya hatalı dilekçeler geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur.

Bu nedenle deniz alacaklarında;
Yargıtay ve BAM içtihatlarına hâkim,
liman ve tersane uygulamalarını bilen,
ihtiyati haciz pratiği olan
bir deniz ticareti hukuku avukatıyla çalışmak, çoğu zaman alacağın varlığı kadar önemli hâle gelir.

Bu kapsamda, İstanbul merkezli ve özellikle Tuzla Tersaneler Bölgesi, liman ve gemi alacakları konusunda yoğun tecrübeye sahip 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz alacaklarında ihtiyati haciz, gemi haczi ve alacak tahsili süreçlerinde uzmanlıkla destek alınabilecek sayılı ofisler arasındadır.

Read More

Gemi İhtiyati Haczinde Hangi Deniz Alacakları İçin Teminat Gerekmez? Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca, deniz alacaklarını teminat altına almak amacıyla gemiler hakkında ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için kural olarak alacaklının teminat yatırması zorunludur.
TTK m.1363/1 hükmü gereğince, ihtiyati haciz isteyen alacaklıdan 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR / ÖÇH) tutarında teminat alınması emredici niteliktedir.

Ancak kanun koyucu, gemi adamlarının korunması amacıyla belirli alacak türlerini bu genel kuralın dışında tutmuş ve teminatsız ihtiyati haciz imkânı tanımıştır. Uygulamada en çok hata yapılan alan da bu istisnaların yanlış yorumlanmasıdır.

Giriş ve Genel Hukuki Çerçeve 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca, deniz alacaklarını teminat altına almak amacıyla gemiler hakkında ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için kural olarak alacaklının teminat yatırması zorunludur. TTK m. 1363/1 uyarınca, ihtiyati haciz kararı verilmesini isteyen alacaklının, 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR/ÖÇH) tutarında teminat vermesi emredici bir hüküm olarak düzenlenmiştir. Ancak kanun koyucu, belirli deniz alacağı kalemlerini bu genel kuraldan istisna tutarak teminatsız ihtiyati haciz imkânı tanımıştır.

Teminat Alınmayacak Deniz Alacağı Kalemleri 

Yargı kararları ve TTK hükümleri analiz edildiğinde, ihtiyati haciz talebinde teminat yatırma yükümlülüğünden muaf tutulan temel alacak grubu “gemi adamı alacakları”dır.

Gemi Adamı Ücretleri ve Bağlı Haklar (TTK m. 1320/1-a): 

TTK m. 1363/3 hükmü, TTK m. 1320/1-a bendinde sayılan gemi alacaklılarının teminat yatırma yükümlülüğünden muaf olduğunu açıkça düzenlemektedir. Bu kapsamda teminat alınmayacak kalemler şunlardır:

Gemi adamlarına, gemide çalıştırılmakta olmaları dolayısıyla ödenecek ücretler. Gemi adamlarının ülkelerine getirilme (repatriation) giderleri. Gemi adamları adına ödenmesi gereken sosyal sigorta katılma payları.Gemi adamlarına ödenmesi gereken diğer tüm tutarlar (kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri gibi işçilik alacakları).

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi (2019/1897-2019/1368 K) ve 14. Hukuk Dairesi (2022/2109-2022/1570 K) kararlarında, gemi adamının bakiye ücret alacağı ve diğer işçilik hakları için TTK m. 1363/3 uyarınca teminatsız olarak ihtiyati haciz kararı verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (2022/1568-2022/1563 K) de bakiye gemi adamı alacağının gemi alacaklısı hakkı doğurduğunu ve bu alacaklar için teminat zorunluluğunun bulunmadığını teyit etmiştir.

İlam veya İlam Niteliğinde Belgeye Dayanan Alacaklar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi (2025/293-2025/443 K) kararında, TTK m. 1320/1-a kapsamındaki hal dışında, alacağın bir ilama veya ilam niteliğinde belgeye dayanması durumunda da teminat aranmayabileceği ifade edilmiştir. Bu istisna dışında kalan hallerde teminat yatırılması zorunludur.

Teminat Zorunluluğu Olan Diğer Deniz Alacakları Aşağıdaki deniz alacağı kalemleri için yapılan ihtiyati haciz taleplerinde 10.000 SDR tutarındaki teminatın yatırılması zorunlu görülmektedir:

Geminin işletilmesinin sebep olduğu zıya veya hasarlar (TTK m. 1352/1-a).

Geminin bakımı, onarımı ve muhafazasına ilişkin giderler (TTK m. 1352/1-l, m).

Gemiye sağlanan yakıt ve malzeme bedelleri (TTK m. 1352/1-n).

Sigorta primleri (TTK m. 1352/1-r).

Geminin mülkiyeti veya zilyetliğine ilişkin uyuşmazlıklar (TTK m. 1352/1-t).

Gemi rehni veya ipoteğinden doğan alacaklar (TTK m. 1352/1-v).

İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

 İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda, teminat muafiyetine ilişkin şu ek hususlar belirtilmiştir:

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2023/1512-2023/1397 K): Gemi alacakları (maritime liens) ve kanundan veya sözleşmeden doğan rehin hakkına sahip alacaklar dışındaki deniz alacakları için 10.000 SDR teminatın mutlak surette yatırılması gerektiği, sigorta primi alacaklarının (TTK m. 1352/1-r) bu istisna kapsamında olmadığı ve teminata tabi olduğu belirtilmiştir.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (2022/2299-2023/145 K): Geminin mülkiyeti veya zilyetliğine ilişkin uyuşmazlıklarda (TTK m. 1352/1-t, u), geminin zilyedine bırakılabilmesi için “yeterli teminatın” verilmesi gerektiği, bu tür uyuşmazlıklarda teminatsız bir sürecin işletilmediği vurgulanmıştır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2022/2109-2022/1570 K: Kaptan ve gemi adamlarının hizmet akdinden doğan alacakları için TTK m. 1363/3 uyarınca teminat gösterilmeksizin ihtiyati haciz isteme hakkının bulunduğu, bu durumun gemi adamlarını koruma amacı taşıdığı ifade edilmiştir.

Sonuç Gemi ihtiyati haczinde teminat alınmayacak yegane deniz alacağı grubu, TTK m. 1320/1-a bendinde tanımlanan gemi adamı ücretleri, sosyal sigorta payları ve yurda dönüş giderleridir. Bunun dışındaki tüm deniz alacakları (yakıt, tamir, çatma, sigorta vb.) için 10.000 SDR tutarında teminat yatırılması yasal bir zorunluluktur. Alacağın bir ilama dayanması hali de teminat muafiyeti için bir diğer istisnai durum olarak kabul edilmektedir.

Gemi ihtiyati haczinde 10.000 SDR teminat her zaman zorunlu mu?

Hayır. Sadece gemi adamı alacaklarında (TTK m.1320/1-a) ve kanunda açıkça belirtilen sınırlı hallerde teminat aranmaz. Bunun dışındaki tüm deniz alacaklarında teminat zorunludur.

Yakıt, bakım veya tersane alacağı için teminatsız haciz konulabilir mi?

Hayır. Yakıt, bakım ve onarım alacakları deniz alacağıdır, ancak teminattan muaf değildir. Bu tür taleplerde 10.000 SDR yatırılmadan ihtiyati haciz kararı verilmesi hukuka aykırıdır.

Gemi adamı alacağı için 10.000 SDR teminat yatırmadan ihtiyati haciz alınabilir mi?

Evet. TTK m.1363/3, TTK m.1320/1-a kapsamındaki gemi adamı alacakları için teminat yükümlülüğünü kaldırır. Yani gemi adamının ücret alacağı, yurda dönüş (repatriation) gideri, sosyal sigorta katılma payları ve ücretle bağlantılı diğer işçilik alacakları (kıdem/ihbar, yıllık izin, fazla çalışma, UBGT vb.) bakımından teminatsız ihtiyati haciz mümkündür. Bu istisna, kanunun gemi adamlarını koruma amacının doğrudan sonucudur.

Gemi adamı alacağı kapsamında “hangi kalemler” teminatsız hacze girer? (Ücret mi, tazminatlar mı?)

Ücret ve ücretle bağlantılı tüm işçilik kalemleri bu kapsama girer. Sizin metninizde saydığınız gibi; yalnızca “çıplak maaş” değil, gemide çalıştırılma nedeniyle doğan bakiye ücret, fazla mesai, yıllık izin, ulusal bayram-genel tatil, kıdem/ihbar tazminatı, ayrıca yurda dönüş masrafları ve gemi adamı adına ödenmesi gereken SGK/prim payları teminat aranmadan ihtiyati haciz talebine konu edilebilir. Özetle: Gemi adamının hizmet akdinden doğan para alacakları teminat istisnasının ana gövdesidir.

Neden Uzman Deniz Hukuku Avukatı Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi;

Yanlış teminat tutarı,

Yanlış alacak türü tespiti,

Yanlış mahkeme veya icra dairesi seçimi nedeniyle telafisi güç hak kayıplarına yol açabilir. Özellikle İstanbul ve Tuzla bölgesindeki tersaneler, marinalar ve ticari gemiler bakımından, deniz alacağının doğru sınıflandırılması ve teminat rejiminin eksiksiz uygulanması kritik önemdedir. Bu nedenle süreçlerin, İstanbul deniz hukuku avukatı ve özellikle Tuzla deniz hukuku avukatı tecrübesine sahip uzmanlarca yürütülmesi gerekir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz alacakları, gemi ihtiyati haczi, tersane ve yakıt alacakları ile Tuzla merkezli deniz uyuşmazlıklarında uygulamaya hâkim yaklaşımıyla süreci en hızlı ve güvenli şekilde yönetmektedir.

Read More

Gemi İhtiyati Haczi İçin 10.000 SDR Teminat Zorunlu mu? | Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Teminat Ne Zaman Artırılır, Azaltılır veya Haciz Kendiliğinden Düşer?

1. Teminat Gösterme Yükümlülüğünün Niteliği ve 10.000 SDR Kuralı 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1363/1 maddesi uyarınca, deniz alacağını teminat altına almak amacıyla ihtiyati haciz kararı verilmesini isteyen alacaklının, 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında teminat vermesi emredici bir yükümlülüktür. Yargı kararlarında bu tutarın, karar tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre Türk Lirası’na çevrilerek hüküm altına alındığı görülmektedir.

Sakarya BAM 7. HD (2023/846): Mahkeme, yakıt tedariki alacağına ilişkin ihtiyati haciz talebinde 10.000 SDR karşılığı olan 222.563,00-TL’nin nakit depo edilmesi veya banka teminat mektubu sunulması koşuluyla haciz kararı vermiştir.

Antalya BAM 11. HD (2017/556 ): 10.000 SDR tutarındaki teminatın yatırılmasını “emredici hüküm” olarak nitelendirilmiş ve bu teminatın yatırılmasını ihtiyati haciz kararının infazı için bir ön şart olarak belirlemiştir.

İzmir BAM 17. HD (2024/619 ): 25.12.2023 tarihli kur üzerinden 10.000 SDR karşılığı olan 392.092,00-TL’nin yatırılması üzerine ihtiyati haciz kararı tesis edilmiştir. Benzer şekilde aynı dairenin 2023/2367  sayılı kararında, 270.372,00-TL tutarındaki yükümlülük için 300.000,00-TL’lik banka teminat mektubu sunulması yeterli kabul edilmiştir.

İstanbul BAM 15. HD (2023/609 K): Mahkemece verilen 3 günlük kesin süre içerisinde 243.500,00-TL nakit teminatın yatırılması üzerine ihtiyati haciz talebi kabul edilmiştir.

2. Teminat Miktarının Artırılması Talepleri ve Değerlendirme Kriterleri (TTK m. 1363/2) 

Borçlu, ihtiyati haciz sürecinin her aşamasında teminat miktarının artırılmasını talep edebilir. Bu talep değerlendirilirken geminin seferden alıkonulduğu süre, günlük işletme giderleri ve yoksun kalınan kazançlar esas alınır.

Antalya BAM 11. HD (2023/1192 K): Borçlu, gemi değerinin yüksekliğini (100 Milyon TL üzeri) gerekçe göstererek teminatın artırılmasını istemiştir. Ancak mahkeme, geminin henüz yapım aşamasında olması nedeniyle işletme gideri veya kazanç kaybı oluşmadığı gerekçesiyle artırım talebini reddetmiştir. BAM, gemi tamamlandığında yeniden artırım istenebileceğini belirterek bu kararı onamıştır.

İstanbul BAM 13. HD (2019/1297 K): Borçlu, günlük 3.100 USD zarara uğradığını iddia ederek teminat artırımı talep etmiş; ancak bu zararı kanıtlayacak somut delil sunamadığı için talebi reddedilmiştir.

Antalya 4. ATM (2024/350 K): Mahkeme, alacaklı tarafından yatırılan teminatın donatanın uğrayacağı muhtemel zararları ve muhafaza giderlerini güvence altına aldığını vurgulamıştır.

3. Teminat Miktarının Azaltılması ve Muafiyet Durumları (TTK m. 1363/3-4)

 Alacaklı, teminat miktarının azaltılmasını talep edebilir. Ayrıca TTK m. 1320/1-a bendinde sayılan gemi alacaklıları teminat yükümlülüğünden muaftır.

İstanbul BAM 12. HD (2025/293 K): Mahkeme, alacaklının talebinin muafiyet kapsamında (TTK m. 1320/1-a) olmadığını tespit ederek teminatsız haciz kararını usule aykırı bulmuştur. Ancak TTK m. 1363/4 uyarınca hak ve menfaat dengesini gözeterek, 10.000 SDR yerine 100.000-TL teminatın yeterli olacağına hükmetmiştir.

İstanbul BAM 15. HD (2023/609 ): Alacaklının 10.000 SDR tutarındaki teminatın azaltılması yönündeki talebi ilk derece mahkemesince reddedilmiştir.

Ankara BAM 21. HD (2024/370 K): Kamu bankalarının özel kanunlar kapsamındaki teminat muafiyeti talebi, ihtiyati haciz sürecinde ilgili düzenleme kapsamında bulunmadıkları gerekçesiyle reddedilmiş ve teminat yatırılması zorunlu tutulmuştur.

4. Teminat Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesinin Sonuçları 

Teminatın belirlenen sürede yatırılmaması veya ek teminatın tamamlanmaması durumunda ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar.

Antalya BAM 7. HD (2024/1082 K): Mahkeme, alacağın %15’i oranında belirlenen teminatın 10 günlük kesin süre içinde yatırılmaması halinde ihtiyati haciz kararının kendiliğinden kalkacağını açıkça ihtar etmiştir.

İstanbul BAM 12. HD (2025/293 ): İndirilen teminat tutarının 3 gün içinde tamamlanmaması halinde haczin kendiliğinden kalkacağı hükme bağlanmıştır.

Sonuç: Yargı kararları, TTK m. 1363/1 uyarınca 10.000 SDR tutarındaki teminatın deniz alacakları için kural olarak zorunlu olduğunu, bu miktarın mahkemece somut olayın özelliklerine göre (TTK m. 1363/4) azaltılabileceğini veya borçlunun ispatlanan zararları doğrultusunda (TTK m. 1363/2) artırılabileceğini istikrarlı bir şekilde uygulamaktadır. Teminatın yatırılması haczin infaz şartı olup, eksikliğinde haciz kendiliğinden ortadan kalkmaktadır.

Deniz alacaklarında neden mutlaka 10.000 SDR teminat istenir?

Türk Ticaret Kanunu m. 1363/1 uyarınca, deniz alacağına dayalı ihtiyati haciz talep eden alacaklının 10.000 SDR tutarında teminat göstermesi emredici bir kuraldır. Bu teminat, haksız haciz ihtimaline karşı gemi maliki veya işletenin uğrayabileceği zararları güvence altına almak amacıyla öngörülmüştür. Mahkemeler bu tutarı, karar tarihindeki TCMB SDR kuru üzerinden Türk Lirası’na çevirerek belirlemektedir.

10.000 SDR teminat artırılabilir mi? Borçlu bunu nasıl ister?

Evet. TTK m. 1363/2 gereğince borçlu, ihtiyati haciz sürecinin her aşamasında teminatın artırılmasını talep edebilir. Ancak mahkemeler soyut iddialarla değil;
geminin seferden alıkonulma süresi,
günlük işletme giderleri,
fiilen yoksun kalınan kazanç
gibi somut ve belgeli zararları esas alır. Bu zararlar ispatlanamazsa teminat artırımı talepleri reddedilmektedir.

Alacaklı teminatın azaltılmasını isteyebilir mi?

Kural olarak hayır; ancak istisnai durumlar vardır. TTK m. 1363/4 uyarınca mahkeme, hakkaniyet ve menfaat dengesini gözeterek teminatı 10.000 SDR’nin altında belirleyebilir. Bununla birlikte bu bir otomatik hak değildir; alacaklı, somut olayda yüksek teminatın orantısız zarar doğurduğunu ikna edici şekilde ortaya koymalıdır.

Hangi alacaklılar teminat yatırmadan haciz alabilir?

Sadece TTK m. 1320/1-a kapsamında yer alan gemi alacaklıları (özellikle mürettebat ücretleri gibi) teminat yükümlülüğünden muaftır. Bunun dışındaki yakıt, onarım, sigorta primi, tersane, satış bedeli gibi deniz alacaklarında teminatsız haciz mümkün değildir.

Teminat süresinde yatırılmazsa ne olur?

Teminat, ihtiyati haczin infaz şartıdır. Mahkemece verilen kesin süre içinde teminat yatırılmaz veya eksik tamamlanmazsa, ihtiyati haciz kararı kendiliğinden ortadan kalkar. Bu durumda yeniden haciz talebi için baştan başvuru yapılması gerekir ve gemi çoğu zaman limanı terk etmiş olur.

Gemi ihtiyati haczinde 10.000 SDR teminat hangi durumlarda artırılır?

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 10.07.2019 tarihli, E.2019/1297 – K.2019/975 sayılı kararına göre; gemi ihtiyati haczinde 10.000 SDR teminat ancak borçlu tarafından, ihtiyati haciz nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararın soyut beyanlarla değil, somut, ölçülebilir ve belgeye dayalı olarak ispat edilmesi halinde artırılabilir; bu kapsamda yalnızca “gemi sefer yapamıyor”, “günlük zarar ediliyor” veya “teminat yetersiz kalıyor” şeklindeki iddialar yeterli görülmemekte, günlük gelir kaybı, işletme gideri, navlun veya charter gelirinin kaybı gibi zarar kalemlerinin sözleşme, muhasebe kaydı veya fatura gibi delillerle ortaya konulması gerekmekte olup, somut olayda borçlu bu yönde herhangi bir delil sunamadığından teminat artırım talebi reddedilmiştir.

Gemi ihtiyati haczinde 10.000 SDR teminat hangi hâllerde artırılabilir? Somut olay üzerinden nasıl örneklendirilir?

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 10.07.2019 tarihli, E.2019/1297 – K.2019/975 sayılı kararına konu somut olayda teminat artışı, borçlu tarafın ihtiyati haciz nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü günlük 3.100 USD zararı somut, ölçülebilir ve belgeye dayalı olarak ispat etmesi hâlinde mümkün olabilirdi; örneğin geminin haciz nedeniyle iptal edilen seferlerine ilişkin charter sözleşmeleri, kaybedilen navlun gelirini gösterir ticari kayıtlar, haciz süresince katlanılan günlük işletme giderlerini gösteren muhasebe belgeleri veya faturalar dosyaya sunulmuş olsaydı mahkeme TTK m.1363/2 kapsamında 10.000 SDR teminatın yetersiz kaldığı sonucuna vararak artırıma gidebilirdi; ancak borçlu bu zarar iddialarını yalnızca soyut beyanlarla ileri sürmüş, hiçbir somut delil sunamamış olduğundan teminat artırım talebi reddedilmiştir.

Bedensel zarar ve manevi tazminat talepleri için gemi ihtiyati haczi istenebilir mi?

Evet. Bu karara göre, gemilerin çatması sonucu yolcuların yaralanmasından doğan maddi ve manevi tazminat talepleri, TTK m.1352/1-b kapsamında “geminin işletilmesi ile doğrudan bağlantılı bedensel zarar” niteliğinde olup deniz alacağıdır ve bu alacaklar bakımından gemi hakkında ihtiyati haciz talep edilebilir. Mahkeme, manevi tazminatın miktarının yargılama sonunda belirlenecek olmasının, ihtiyati hacze engel oluşturmadığını açıkça kabul etmiştir.

Bu tür bedensel zarar alacaklarında ihtiyati haciz teminatsız verilebilir mi?

Hayır. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi, bedensel zarar ve manevi tazminat alacaklarının TTK m.1320/1-a kapsamında teminattan muaf alacaklar arasında yer almadığını açıkça belirtmiştir. Bu nedenle, alacak ilama veya ilam niteliğinde belgeye dayanmadığı sürece TTK m.1363 gereğince teminat yatırılmadan ihtiyati haciz kararı verilemez. İlk derece mahkemesinin teminatsız ihtiyati haciz kararı bu gerekçeyle hukuka aykırı bulunmuş ve kaldırılmıştır.

Neden Deniz Alacaklarında Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Deniz alacaklarına ilişkin ihtiyati hacizlerde teminat meselesi, uygulamada en çok hata yapılan ve en ağır sonuç doğuran alanlardan biridir. Alacaklılar çoğu zaman haklı olmalarına rağmen yalnızca teminatı yanlış yönettikleri için haciz korumasını kaybetmektedir.

Uzman avukat desteği şu nedenlerle kritik hâle gelir:

Teminat yanlış belirlenirse haciz fiilen anlamsızlaşır
Yanlış SDR kuru, eksik tutar, hatalı banka teminat mektubu veya süresinde yatırılmayan nakit depo, alınmış haczi bir anda hükümsüz hâle getirebilir.

Artırım–azaltım talepleri teknik içtihat bilgisi gerektirir
Mahkemeler her talebi kabul etmez. Hangi durumda teminat artırılır, hangi durumda azaltılır; hangi deliller ikna edicidir, hangileri reddedilir — bunlar tamamen BAM ve Yargıtay içtihat pratiği ile belirlenmektedir.

Zamanlama hatası geminin kaçmasına yol açar
Gemi bugün Tuzla, Ambarlı veya Aliağa limanındayken; teminat süresindeki bir gecikme nedeniyle yarın yabancı bir bayrak altında başka bir ülkede olabilir. Bu risk, deniz hukukuna özgüdür.

Borçlunun teminata kaydırma hamlesi doğru yönetilmelidir. TTK m. 1371 uyarınca borçlu haczi teminata kaydırdığında, alacaklının ilk yatırdığı teminatın durumu, iadesi ve korunması ayrı bir uzmanlık gerektirir. Bu nedenle İstanbul merkezli, özellikle Tuzla Tersaneler Bölgesi, liman ve gemi ihtiyati haczi uygulamalarında tecrübeli bir deniz ticareti hukuku ekibiyle çalışmak, alacağın tahsili açısından lüks değil zorunluluktur. Bu alanda 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz alacakları, gemi ihtiyati haczi, teminat yönetimi ve haczin teminata kaydırılması süreçlerinde İstanbul ve liman uygulamalarına hâkim uzman yaklaşımıyla öne çıkmaktadır.

Read More

Gemi Çıplak Kira ile Kiraya Verildiyse Donatan Borçlardan Kurtulur mu? | Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Çıplak Kira, Donatan Sorumluluğu ve Acenteye Ödeme Savunması

Bu rehber; İstanbul, özellikle Tuzla tersaneler bölgesi, Ambarlı Limanı, Haydarpaşa Limanı ve Tuzla tersanelerinde faaliyet gösteren gemi sahipleri, kiracılar ve acenteler için hazırlanmıştır.
Uygulamada en sık karşılaşılan savunma olan “çıplak kira nedeniyle malik sorumlu değildir” iddiası, yargı kararları ışığında ele alınmaktadır.

1. Çıplak Kira Sözleşmesi (TTK m. 1127) ve Donatan Sıfatının Devri

Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1061 ve m. 1127 uyarınca, bir geminin çıplak kira sözleşmesi (bareboat charter) ile kiraya verilmesi durumunda, geminin işletilmesiyle ilgili sorumlulukların mülkiyet sahibinden (malik) kiracıya geçtiği yargı kararlarında istikrarlı bir şekilde kabul edilmektedir.

Donatan Sıfatının Belirlenmesi: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2018/222 E., 2020/25 K.) ve (2017/180 E., 2020/222 K K.) sayılı kararlarında, geminin çıplak kira sözleşmesi ile gemi adamlarından ari olarak kiraya verilmesi durumunda, sicilde kayıtlı malikin “donatan” olarak addolunamayacağına hükmetmiştir. TTK m. 1127 uyarınca, çıplak kira sözleşmesi akdedildiğinde gemi adamları ile ilgili borç ve yükümlülüklerin kiracıya ait olduğu vurgulanmıştır.

Zilyetliğin Devri ve İşletme Müteahhitliği: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2020/581 E., 2021/1339 Kaynak K.), “Barecon 89” tipi sözleşmelerde geminin teknik ve ticari yönetiminin kiracıya devredilmesiyle, kiracının TTK m. 1061(2) anlamında “gemi işletme müteahhidi” sıfatını kazandığını ve üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde donatan sayıldığını belirtmiştir. Bu durumda, gemi sahibi donatan sıfatını yitirmekte ve işletme giderlerinden sorumlu tutulamamaktadır.

2. İşletme Giderleri ve Acentelik Ücretlerinden Sorumluluk

Yargı kararları, çıplak kira sözleşmesi varlığında gemi adamı ücretleri, yakıt, kumanya ve acentelik ücreti gibi harcamalardan malikin sorumlu tutulamayacağını somut örneklerle ortaya koymaktadır.

Acentelik ve İşletme Masrafları: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2018/222 E.), geminin çıplak kira sözleşmesi ile kiraya verilmiş olması ve sözleşmede işletme masraflarının kiracıya ait olduğunun düzenlenmesi nedeniyle; yağ, yakıt, kumanya ve acentelik ücreti gibi harcamalardan dolayı davalı gemi malikinin sorumlu tutulamayacağına karar vermiştir.

Hizmet Faturaları ve Nispilik İlkesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi (2021/1003 E. , 2024/47 K.  faturaların düzenlendiği dönemde geminin kiracı tarafından işletildiğinin sabit olması durumunda, malikin borçtan sorumlu tutulmasını “sözleşmelerin nispiliği ilkesine” aykırı bulmuştur. Mahkeme, gemi kiralayanı tarafından yaptırılan işlerden dolayı malikin şahsi sorumluluğunun bulunmadığını teyit etmiştir.

Yakıt Tedariki: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2014/437 E., 2021/182 K K.), yakıt tedarik sözleşmesi çerçevesinde borçlu sıfatının zilyet/kiracı üzerinde olduğunu, bu nedenle malik aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.

3. Zaman Çarteri ve Çıplak Kira Ayrımı

Savunmanın geçerliliği, sözleşmenin niteliğine sıkı sıkıya bağlıdır. Eğer sözleşme “çıplak kira” değil de “zaman çarteri” niteliğindeyse, donatanın sorumluluğu devam edebilmektedir.

Teknik Yönetimin Devredilmemesi: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2018/168 E., 2024/365 K K.), sözleşmede geminin “sadece ticari yönetiminin kiracıya ait olduğu” ve gemi adamlarının kiraya veren tarafından istihdam edileceği şartı varsa, bu sözleşmenin TTK m. 1131 uyarınca “zaman çarteri” sayılacağına ve malikin donatan sıfatıyla sorumlu kalacağına hükmetmiştir.

4. Acenteye Yapılan Ödemelerin Sorumluluğa Etkisi

Ödemenin acenteye yapılmış olması, donatanın sorumluluğunu her zaman ortadan kaldırmamaktadır.

Müteselsil Sorumluluk: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2014/15674 E., 2015/11140  K.), kılavuzluk ve fener ücretleri gibi kalemlerde acentenin donatan ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğunu, paranın acenteye yatırılmasının donatanın borcunu sona erdirmediğini kabul etmiştir.

Acenteye Ödeme Savunmasının Reddi: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2014/15124 E., 2015/11141 K K.), donatanın kılavuzluk ücretlerini acentenin banka hesabına gönderdiği yönündeki savunmasını yerinde bulmayarak, hizmeti veren kuruma ödeme yapılmadığı sürece donatanın sorumluluğunun devam ettiğine dair ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi sağlayan ikincil kaynaklar olarak değerlendirilmiştir:

Gemi Yöneticisi (Manager) Ayrımı: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/16 E. ), gemi yöneticisinin (manager) gemiyi kendi nam ve hesabına işletmediği sürece donatan sayılmayacağını, borçların donatana ait olduğunu vurgulamıştır.

Sigorta ve Halefiyet: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2019/415 E. ), çıplak kira sözleşmesinde kiracının donatan sıfatı taşıması nedeniyle sigorta tazminatını talep etme hakkının da kiracıya ait olduğunu, malikin sorumluluğunun bu kapsamda sınırlanabileceğini dolaylı olarak işaret etmiştir.

Navlun İadesi: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/123 E. K), navlun ödemesinin acenteye yapılmasının acenteye “taşıyan” sıfatı kazandırmadığını, navlun iadesinden donatanın sorumlu olduğunu belirtmiştir.

Liman Masrafları ve Konşimento: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi (2023/83 E. K), acentenin taşıyan adına yaptığı masrafların tahsilinde konşimento kayıtlarının (CY-CY, CFS vb.) esas alınacağını, çıplak kira ilişkisinin ispatlanamadığı durumlarda bu savunmanın zayıf kalabileceğini göstermiştir.

Alt Kira İlişkisi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (2021/1057 E. K), malikin yazılı izni olmaksızın yapılan alt kira veya işletme hakkı devrinin, donatanın üçüncü kişilere (liman işletmesi gibi) karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmayabileceğini vurgulamıştır.

Sonuç: Yargı kararları uyarınca, geminin çıplak kira sözleşmesiyle kiraya verilmesi ve bu durumun sicile tescil edilerek aleniyet kazanması halinde, malikin TTK m. 1127 uyarınca işletme giderlerinden sorumlu olmadığı savunması güçlü bir şekilde kabul görmektedir. Ancak, ödemenin sadece acenteye yapılmış olması, asıl alacaklıya karşı borcu her zaman sona erdirmemekte; ayrıca sözleşmenin teknik yönetimi de devreden gerçek bir çıplak kira sözleşmesi olması şartı aranmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Gemi çıplak kira (bareboat charter) ile kiraya verilmişse donatan kim sayılır?

Çıplak kira sözleşmesinde, gemi gemi adamlarından ari şekilde kiracıya teslim edilmiş ve teknik–ticari yönetim kiracıya devredilmişse, TTK m. 1127 uyarınca donatan sıfatı kiracıya geçer. Bu durumda sicilde malik olarak görünen kişi, üçüncü kişilere karşı işletme giderlerinden sorumlu tutulamaz.

Yakıt, kumanya ve acentelik ücretlerinden gemi maliki sorumlu olur mu?

Hayır, kural olarak olmaz. Yargı kararlarına göre; gemi gerçek bir çıplak kira kapsamında kiracı tarafından işletiliyorsa, yakıt, yağ, kumanya, acentelik ve benzeri işletme giderleri kiracıya aittir. Bu tür alacaklar için gemi malikine yöneltilen talepler çoğu zaman pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmektedir.

Sözleşme çıplak kira değil de zaman çarteri ise sonuç değişir mi?

Evet, tamamen değişir. Eğer sözleşmede gemi adamları malikte kalmış, sadece ticari yönetim kiracıya bırakılmışsa, bu ilişki TTK m. 1131 kapsamında zaman çarteri sayılır. Bu durumda malik donatan sıfatını korur ve üçüncü kişilere karşı sorumluluk devam eder. Uygulamada savunmanın kaderi, sözleşmenin bu ayrımına bağlıdır.

Borcun acenteye ödenmiş olması donatanın sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?

Her zaman hayır. Özellikle kılavuzluk, fener ve liman hizmetleri gibi kalemlerde Yargıtay; acenteye yapılan ödemenin, hizmeti sunan asıl alacaklıya ödeme yapılmadıkça donatanın borcunu sona erdirmeyeceğini kabul etmektedir. Bu nedenle “acenteye ödedim” savunması her olayda geçerli değildir.

Somut Örnek Olay

Çıplak Kira (Bareboat Charter) ve Gemi İşletme Müteahhidinin Sorumluluğu

Bir gemi sahibi şirket (malik), aralarında Chalna gemisinin de bulunduğu bazı gemilerini çıplak kira sözleşmesi (Barecon 89) ile dava dışı bir şirkete kiralamıştır. Bu sözleşme kapsamında gemilerin zilyetliği, teknik ve ticari yönetimi tamamen kiracıya devredilmiş; kiracı ayrıca bir gemi yöneticisi (manager) atamıştır. Kiracı döneminde, gemilere uydu haberleşme sistemi (Iridium / Inmarsat) hizmeti sağlandığı iddiasıyla, hizmet sağlayıcı şirket tarafından faturalara dayalı icra takibi başlatılmıştır. Takip, gemi maliki (eski donatan) aleyhine yöneltilmiştir. Malik ise;

Söz konusu hizmetlerin kendi döneminde alınmadığını,

Gemilerin çıplak kira ile kiracı tarafından işletildiğini,

Kiracının kendi gemileri için yaptığı harcamaları malike fatura ettirdiğini, ileri sürerek menfi tespit davası açmıştır.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Bölge Adliye Mahkemesi, dosya kapsamındaki Barecon 89 tipi çıplak kira sözleşmesini ayrıntılı biçimde incelemiş ve şu tespitleri yapmıştır:

Çıplak kira sözleşmesiyle geminin zilyetliği kiracıya geçmiştir.

Bu zilyetlik devriyle birlikte kiracı, TTK m. 1061/2 anlamında “gemi işletme müteahhidi” sıfatını kazanmıştır.

Gemi işletme müteahhidi olan kiracı, üçüncü kişilerle ilişkilerinde donatan gibi sorumlu kabul edilir.

Bu aşamadan sonra gemi sahibi malik donatan sıfatını kaybeder ve geminin işletilmesinden doğan giderlerden sorumlu tutulamaz. Mahkeme ayrıca, fatura ve ticari defter kayıtlarının tek başına alacağın varlığını ispatlamaya yetmeyeceğini, hizmetin gerçekten verildiğinin ve kime verildiğinin somut delillerle ispatlanması gerektiğini vurgulamıştır. Somut olayda;

Faturaların kiracı adına düzenlendiği,

Hizmetin kiracının işletme dönemine ait olduğu,

Gemi malikinin, gemiyi denize elverişli şekilde teslim etme borcunu zaten ifa ettiği tespit edilmiştir.

Sonuç (Gemi İşletme Müteahhidi Açısından Net İlke)

Bu karar, gemi işletme müteahhidi bakımından şu somut sonucu ortaya koymaktadır: Çıplak kira sözleşmesiyle gemiyi fiilen işleten kiracı, gemi işletme müteahhididir. Gemi işletme müteahhidi, geminin işletilmesine ilişkin yakıt, kumanya, haberleşme, bakım ve benzeri giderlerden sorumludur. Sicilde malik görünen gemi sahibi, bu aşamadan sonra donatan sayılmaz ve bu tür alacaklardan sorumlu tutulamaz. Hizmet sağlayanlar, alacaklarını doğru muhataba (kiracı/gemi işletme müteahhidi) yöneltmek zorundadır

Bu karar;

Çıplak kira savunmasının teorik değil, fiilî işletme ve zilyetlik devriyle ispatlanması gerektiğini,

Gemi işletme müteahhidinin, alacaklılar açısından asıl muhatap olduğunu,

Yanlışlıkla gemi malikine yöneltilen takiplerin menfi tespit yoluyla bertaraf edilebileceğini açık ve net biçimde göstermektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

(2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul / Tuzla Deniz Hukuku Uygulaması)

Çıplak kira savunması, deniz hukukunda en teknik ve en sık yanlış uygulanan savunmalardan biridir. Yanlış kurulan bir savunma;

Malikin hiç sorumlu olmadığı bir borçtan dolayı hacze maruz kalmasına,

Acenteye ödeme yapılmasına rağmen borcun devam ettiğinin kabul edilmesine,

Zaman çarteri–çıplak kira ayrımının yanlış yapılması nedeniyle donatan sıfatının hatalı belirlenmesine

yol açabilir. Özellikle İstanbul, Tuzla tersaneleri, Ambarlı ve Haydarpaşa limanları gibi yoğun deniz ticareti bölgelerinde;

Sözleşmenin niteliğinin doğru tespiti,

Sicil kayıtlarının ve fiilî işletmenin birlikte değerlendirilmesi,

Hangi alacaklarda acenteye ödemenin borcu sona erdirip erdirmediğinin ayırt edilmesi ancak deniz ticareti içtihatlarına hâkim uzman avukatlık ile mümkündür. Bu nedenle, çıplak kira savunmasının ileri sürülmesi veya bu savunmaya karşı hareket edilmesi gereken durumlarda, 2M Hukuk Avukatlık Ofisi gibi İstanbul ve Tuzla merkezli deniz hukuku pratiği bulunan bir hukuk bürosu ile çalışmak, hak kaybı riskini ortadan kaldırır ve sürecin doğru stratejiyle yürütülmesini sağlar.

Read More

Gemiye Verilen Yedek Parça Ücreti Ödenmezse Ne Yapılır? | Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Deniz Alacağı, Gemi Haczi ve Tahsilat Yolları

Gemiye sağlanan yedek parça, teknik servis ve bakım hizmetleri karşılığında düzenlenen faturaların ödenmemesi, deniz ticaretinde en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardandır. Bu tür alacakların deniz alacağı sayılıp sayılmadığı, kime karşı takip yapılacağı, gemiye haciz konulup konulamayacağı gibi sorular, tahsilatın kaderini doğrudan belirler.

1. Gemiye Verilen Yedek Parça Ücretinin Tahsil Yöntemleri

Yargı kararları incelendiğinde, gemiye sağlanan yedek parça ve teknik servis hizmetlerinden doğan alacakların tahsili için temel olarak icra takibi ve dava yollarının kullanıldığı görülmektedir. Tahsilat sürecinde öne çıkan hukuki mekanizmalar şunlardır:

İcra Takibi ve İtirazın İptali: Alacaklılar genellikle faturalara ve teslim belgelerine dayanarak genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatmaktadır. Borçlunun itirazı halinde, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67. maddesi uyarınca “itirazın iptali” davası açılarak alacağın tahsili ve icra inkar tazminatı talep edilmektedir (Yargıtay 11. HD, 2023/5955 E. K; İstanbul 17. ATM, 2016/148 E.

Deniz Alacağı ve Gemi Alacaklısı Hakkı: Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352/1-(l) uyarınca, geminin işletilmesi, bakımı ve korunması için sağlanan malzeme ve teçhizat (yedek parça dahil) “deniz alacağı” niteliğindedir. Bazı durumlarda bu alacaklar, TTK m. 1320 ve m. 1235 (Eski TTK m. 946) kapsamında “gemi alacaklısı hakkı” bahşeder. Bu hak, alacaklıya gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tanır (Bursa 1. ATM, 2018/1560 E. K; Yargıtay 11. HD, 2019/3544 E.

Gemi Üzerinde Haciz ve Seferden Men: Alacağın güvence altına alınması amacıyla gemi üzerine haciz konulması ve geminin seferden men edilmesi kararları alınabilmektedir (İstanbul 17. ATM, 2015/504 E. ; İstanbul 17. ATM, 2015/502 E. 

İspat Araçları: Alacağın varlığının ispatında; gemi kaptanı veya yetkilileri tarafından mühürlenip imzalanmış sevk irsaliyeleri, iş teslim belgeleri, servis raporları ve faturalar temel delil kabul edilmektedir (Bursa 1. ATM, 2018/1560 E. ; İstanbul 17. ATM, 2015/506 E. 

2. Acentanın Sorumluluğu ve Husumet Durumu

Yedek parçaların acenta aracılığıyla gemiye verilmesi durumunda acentanın sorumluluğu, acentanın işlemi kendi adına mı yoksa donatanı temsilen mi yaptığına göre değişmektedir:

Temsilci Sıfatı ve Pasif Husumet Yokluğu: 

Kararların çoğunda, acentanın donatan adına ve hesabına hareket ettiği, faturaların gemiye izafeten veya “C/O” (care of) ibaresiyle acentaya düzenlendiği durumlarda, acentanın şahsi sorumluluğunun bulunmadığı vurgulanmıştır. Bu tür durumlarda acentaya karşı açılan davalar “pasif husumet yokluğu” nedeniyle reddedilmektedir (İstanbul 17. ATM, 2019/387 E. K; İstanbul 17. ATM, 2016/148 E.  İstanbul Anadolu 1. ATM, 2024/763 E. K

Akdi Taraf Olma Durumu: 

Eğer acenta, donatanın acentası olduğunu ispatlayamazsa veya doğrudan akdi ilişkinin tarafı olarak fatura muhatabı olmuşsa, borcun şahsi sorumlusu olarak kabul edilebilmektedir (İstanbul BAM 12. HD, 2021/1003 E. 

3. Müteselsil Sorumluluk

Müteselsil sorumluluk konusu, taraflar arasındaki hukuki ilişkiye ve hizmetin niteliğine göre farklılık göstermektedir:

Donatan ve Kiracı Sorumluluğu: Gemiye verilen yedek parça veya tamir hizmeti geminin “denize ve yola elverişliliği” için yapılmışsa, bu işlerden dolayı donatan ile kiracının müteselsilen sorumlu olduğu kabul edilmektedir (İstanbul 17. ATM, 2015/504 E. K; İstanbul 17. ATM, 2015/502 E. K).

Gemiye Verilen Yedek Parça ve Tamir Hizmetleri – Donatanın Sorumluluğu somut örnek:

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 16.07.2018 tarihli kararına konu olayda; bir gemi donatanı, kendisine ait gemileri çıplak kira (bareboat charter) sözleşmesiyle üçüncü bir şirkete kiralamıştır. Daha sonra kiracının, kendi gemileri için aldığı yedek parça, tamir-bakım ve teknik hizmetleri, donatanın mülkiyetindeki gemilere verilmiş gibi göstererek fatura ettirdiği iddiası ortaya çıkmıştır. Bu faturalar gerekçe gösterilerek donatan aleyhine icra takibi başlatılmış, ödeme emrine itiraz edilmemesi üzerine takip kesinleşmiş ve gemi üzerine haciz ile seferden men kararı uygulanmıştır. Donatan ise, söz konusu hizmetlerin kendi gemisine verilmediğini, faturaların muvazaalı olduğunu ileri sürerek menfi tespit davası açmıştır. Mahkemece yapılan yargılamada;

Faturalar acenteye hitaben düzenlenmiş olsa dahi, İş teslim belgelerinde gemi kaşesi, mühür ve kaptan imzasının bulunması, Yapılan işlerin şaft, balast pompası, kaplin tamiri gibi geminin denize ve yola elverişliliğini doğrudan etkileyen tamir-bakım işleri olması hususları birlikte değerlendirilmiştir. Mahkeme; bu nitelikteki yedek parça ve tamir hizmetlerinin deniz alacağı olduğunu, hizmeti fiilen kiracı almış olsa bile, geminin denize ve yola elverişliliği için yapılmış işler bakımından donatan ile kiracının müteselsilen sorumlu olduğunu kabul etmiştir.

Bu karar somut olarak şunu göstermektedir:

Yedek parça ve tamir hizmetleri, geminin elverişliliğine ilişkinse deniz alacağıdır

Fatura acenteye kesilmiş olsa bile, hizmetin gemiye verildiği ispatlanırsa donatan sorumludur

Kiracı hizmeti almış olsa dahi, bu tür işler bakımından donatan müteselsil sorumluluktan kaçamaz

Ancak fazla veya hatalı fatura varsa, menfi tespit yoluyla bu kısım bertaraf edilebilir. Bu yönüyle karar, gemiye verilen yedek parça ve teknik servis bedellerinin tahsili bakımından uygulamada yol gösterici bir emsal niteliğindedir.

Donatan ve Gemi Yöneticisi: 

Bazı kararlarda gemi yöneticisi ile donatanın müteselsil sorumluluğuna gidilmişse de, Yargıtay bu durumda sorumluluğun her bir davalı için ayrı ayrı irdelenmesi gerektiğini belirterek müteselsil sorumluluk kararlarını bozabilmektedir (Yargıtay 11. HD, 2019/3544 E.

Acenta ile Müteselsil Sorumluluk: 

Genel kural olarak yedek parça tedarikinde acenta ile donatan arasında müteselsil sorumluluk öngörülmemiştir. Ancak acentanın akdi ilişkiye doğrudan girdiği veya özel düzenlemelerin bulunduğu haller istisnadır.

Gemiye Mal ve Hizmet Tedarikinde Acentanın Sorumluluğu somut örnek :

(İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi – 10.11.2020)

Bir tedarikçi şirket, gemilere verilen mal ve hizmet bedellerinin tahsili amacıyla, faturaların muhatabı olarak görünen denizcilik acentesi aleyhine icra takibi başlatmış; borçlu acentenin itirazı üzerine itirazın iptali davası açmıştır. Davacı;

Faturaların acente adına düzenlendiğini, Faturalarda acentenin kaşe ve imzasının bulunduğunu, Bu nedenle bedellerden acentenin sorumlu olduğunu ileri sürmüştür. Davalı acente ise;

Kendilerinin yalnızca denizcilik acentesi olduklarını,

Faturalarda yer alan “C/O (Care Of)” ibaresinin “vasıtasıyla” anlamına geldiğini,

Malların doğrudan gemiler/donatanlar adına satın alındığını,

Kendilerinin sözleşmenin tarafı olmayıp sadece aracılık yaptıklarını savunarak pasif husumet yokluğu itirazında bulunmuştur. Mahkemece yapılan incelemede;

Faturalarda gemi ve donatan isimlerinin açıkça yer aldığı,

“C/O” ibaresinin ticari teamüllerde acentenin temsilci/aracı olduğunu gösterdiği,

Davacının da malları yabancı gemilere sattığını bildiği,

Acentenin, malı kendi adına satın aldığına veya akdi taraf olduğuna dair herhangi bir delil bulunmadığı

tespit edilmiştir. Bu gerekçelerle mahkeme; acente sıfatıyla hareket eden davalının, fatura bedellerinden şahsen sorumlu tutulamayacağına, alacağın doğrudan gemi/donatanlara ait olduğuna hükmetmiş ve davayı pasif husumet yokluğu nedeniyle reddetmiştir.

Sık Sorulan Sorular

Gemiye verilen yedek parça ve teknik servis bedeli “deniz alacağı” mıdır?

Evet. Türk Ticaret Kanunu m. 1352 uyarınca, geminin işletilmesi, bakımı ve denize elverişliliği için sağlanan yedek parça ve teknik hizmetler deniz alacağı niteliğindedir. Bu nitelik, alacaklıya gemi üzerinde haciz, ihtiyati haciz ve bazı hâllerde kanuni rehin (gemi alacaklısı hakkı) talep etme imkânı verir. Ancak her yedek parça alacağı otomatik olarak gemi alacaklısı hakkı doğurmaz; hizmetin niteliği somut olaya göre değerlendirilir.

Yedek parça acenta aracılığıyla teslim edilmişse acenta borçtan sorumlu olur mu?

Kural olarak hayır. Yargı kararlarında ağırlıklı görüş; acentanın donatan adına ve hesabına hareket eden temsilci olduğu, bu nedenle doğrudan sözleşme tarafı olmadığı sürece şahsi sorumluluğunun bulunmadığı yönündedir. Bu tür davalarda acentaya yöneltilen talepler çoğu zaman pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmektedir.
Ancak acenta, sözleşmenin doğrudan tarafı gibi hareket etmişse veya temsil yetkisini ispatlayamazsa, istisnai olarak sorumlu tutulabilir.

Yedek parça bedeli için gemi haczi ve seferden men kararı alınabilir mi?

Evet, mümkündür. Alacağın deniz alacağı niteliği taşıması hâlinde, gemi üzerine haciz veya ihtiyati haciz konulabilir. Uygulamada bu yol, alacağın tahsili açısından en etkili baskı aracıdır. Özellikle geminin sefer hazırlığında olması, haczin fiilî etkisini artırır. Gemi satılsa dahi, haciz veya haciz yerine yatırılan teminat korunur.

4. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler

Raporun bu bölümünde yer alan bilgiler, karar metinlerinde sınırlı bilgi olduğunda ek bağlam sağlayan ikincil kaynaklar olarak değerlendirilmelidir:

Görevli Mahkeme: İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/949 E. K), gemiye yedek parça tedarikini “deniz alacağı” (TTK m. 1352) olarak nitelendirmiş ve bu tür davalarda Deniz İhtisas Mahkemelerinin görevli olduğuna hükmederek görevsizlik kararı vermiştir.

Hizmet Bedellerinde Müteselsil Sorumluluk Örneği: Yargıtay 11. HD (2014/12251 E.  ve (2014/15674 E. K) kararlarında, fener ve kılavuzluk gibi belirli hizmet bedelleri için tarife hükümleri uyarınca donatan ve acentenin müteselsilen sorumlu olduğu belirtilmiştir. Ancak bu durumun yedek parça tedariki gibi genel ticari satışlara doğrudan teşmil edilip edilemeyeceği hususu, ilgili hizmetin özel mevzuatına bağlıdır.

İhtiyati Haciz: Gemiye sağlanan hizmet ve malzemelerden doğan deniz alacaklarının tahsilinde, geminin seferden men edilmesi ve ihtiyati haciz yolunun etkili bir yöntem olduğu, bu süreçte gemi yöneticilerinin donatan namına hareket edebileceği belirtilmiştir (İstanbul BAM 14. HD, 2017/103 E. K

İspat Zorluğu: Yedek parça satışlarında faturaların tek taraflı düzenlenmesi, servis raporlarının eksikliği veya gemi kaptanının imzasının bulunmaması durumunda davanın ispat yetersizliğinden reddedilebileceği görülmektedir (İstanbul 21. ATM, 2024/335 E. 

Sonuç: Gemiye verilen yedek parça ücreti, donatan aleyhine başlatılacak icra takibi veya gemi alacağı hakkına dayalı kanuni rehin/haciz yollarıyla tahsil edilebilir. Acenta genellikle temsilci sıfatıyla hareket ettiğinden, doğrudan sözleşme tarafı olmadığı sürece şahsen sorumlu tutulmamakta ve müteselsil sorumluluk genellikle donatan ile kiracı arasında, hizmetin geminin elverişliliğine etkisi bağlamında doğmaktadır.

Neden Uzman Deniz Hukuku Avukatı Desteği Gerekli?

Gemiye verilen yedek parça ve teknik servis alacakları, klasik ticari alacaklardan farklı olarak çok katmanlı bir hukuki yapı içerir: Yanlış Taraf Riski

Uygulamada en sık yapılan hata, acenta aleyhine dava veya icra takibi başlatılmasıdır. Oysa birçok dosyada acentanın yalnızca temsilci olduğu kabul edilmekte ve davalar usulden reddedilmektedir. Bu durum hem zaman hem de ciddi maliyet kaybına yol açar.

Deniz Alacağı – Gemi Alacaklısı Hakkı Ayrımı

Her deniz alacağı, otomatik olarak gemi alacaklısı hakkı doğurmaz. Yanlış hukuki nitelendirme; haczin reddine, hatta teminat yükümlülüklerine sebep olabilir. Bu ayrım, ancak deniz ticareti içtihatlarına hâkim uzmanlıkla doğru yapılabilir.

Müteselsil Sorumluluk Karmaşası

Donatan, kiracı, gemi yöneticisi ve acenta arasındaki ilişkiler çoğu zaman iç içedir. Yargıtay, müteselsil sorumluluğu her somut olayda ayrı ayrı değerlendirmektedir. Hatalı şekilde herkese birlikte dava açılması, davanın bozulmasına veya reddine neden olabilir.

İspat ve Delil Sorunları

Yedek parça alacaklarında;

Kaptan imzası olmayan teslim belgeleri,

Eksik servis raporları,

Tek taraflı düzenlenmiş faturalar nedeniyle davalar ispat yetersizliğinden kaybedilebilmektedir. Delillerin dava öncesinde doğru şekilde toplanması kritik önemdedir.

Süreler ve Usul Hataları

İhtiyati haciz sonrası açılması gereken davalar, hak düşürücü sürelere tabidir. Bir günlük gecikme dahi, alınmış haczin kendiliğinden hükümsüz kalmasına yol açabilir. Bu nedenle gemiye verilen yedek parça ve teknik servis alacaklarında sürecin; deniz ticareti hukuku, gemi haczi pratiği ve yerleşik Yargıtay içtihatlarını bilen uzman bir avukat tarafından yürütülmesi, alacağın gerçekten tahsil edilebilmesinin en önemli şartıdır.

Read More

Gemiye Verilen Kumanya, Yakıt ve İhtiyaç Malzemeleri Bedeli Ödenmezse| Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Deniz Alacağı, Gemi Haczi ve Tahsilat Yolları (Uygulamalı Hukuki Rehber)

Bu rehber; İstanbul limanları, özellikle Tuzla tersaneler bölgesi ile Kocaeli limanlarında faaliyet gösteren kumanya, yakıt ve gemi ihtiyaç tedarikçileri için hazırlanmıştır.

1. Alacağın Hukuki Niteliği 

Gemiye teslim edilen meyve, sebze, et, gıda ve dayanıklı tüketim malzemeleri (kumanya) ile mürettebata sağlanan yemek hizmetlerinden doğan alacaklar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1352/1-(l) maddesi uyarınca “geminin işletilmesi, yönetimi, korunması veya bakımı için sağlanan eşya, malzeme, kumanya, yakıt, konteynerler dâhil teçhizat ve bu amaçlarla verilen hizmetler” kapsamında değerlendirilmektedir. Bu tür alacaklar hukuk tekniği açısından birer “Deniz Alacağı” niteliğindedir. Ayrıca, gemi adamlarının sefer ihtiyaçlarını karşılayan bu tür malların teslimi, TTK m. 1235 ve 1236 uyarınca alacaklıya gemi üzerinde kanuni rehin hakkı (gemi alacaklısı hakkı) tanıyabilmektedir.

2. Tahsilat İçin Başvurulabilecek Hukuki Yollar Yargı kararları ışığında, bu bedellerin tahsili için izlenebilecek en etkili yollar şunlardır:

İhtiyati Haciz: TTK m. 1353/4 uyarınca, alacağın bir deniz alacağı olması doğrudan ihtiyati haciz sebebidir. Geminin borç teminatı altına alınması için en etkili geçici hukuki koruma yolu budur. Ancak bu yolda geminin seferden men edilmesi istenemez, sadece ihtiyati haciz kararı verilebilir.

İcra Takibi: Alacaklı, fatura ve sevk irsaliyelerine dayanarak borçlu (donatan, işletmeci veya acente) aleyhine ilamsız icra takibi başlatabilir. Bazı durumlarda “Taşınır Rehninin Paraya Çevrilmesi Yolu ile Takip” (Örnek 8) de tercih edilmektedir.

İtirazın İptali Davası: İcra takibine itiraz edilmesi halinde, alacağın varlığını ispat ederek takibin devamını sağlamak amacıyla açılan davadır.

Kardeş Gemi Haczi: TTK m. 1369/2 uyarınca, asıl borçluya ait olan diğer gemiler (kardeş gemiler) üzerine de ihtiyati haciz konulması mümkündür.

3. Görevli ve Yetkili Mahkeme

 Bu tür uyuşmazlıklar TTK’nın “Deniz Ticareti” başlıklı 5. kitabında düzenlendiği için münhasıran Denizcilik İhtisas Mahkemeleri görevlidir.

İstanbul’da: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla) yetkilidir.

Diğer İllerde: Deniz ihtisas mahkemesi kurulmamış yerlerde, HSK tarafından bu sıfatla görevlendirilen Asliye Ticaret Mahkemeleri görevlidir (Örneğin; Mersin veya Ünye’deki ilgili mahkemeler).

Yetki: İhtiyati haciz için İİK m. 258 ve 50. madde uyarınca yetkili mahkemeye başvurulmalıdır.

4. Başvuru Süreleri ve Usul

İhtiyati Haciz İnfaz Süresi: İhtiyati haciz kararı alındıktan sonra, kararın verildiği tarihten itibaren 3 iş günü içinde icra dairesinden infazı talep edilmelidir.

Dava Açma Süresi (İhtiyati Haciz Sonrası): Deniz alacaklarında ihtiyati hacizden sonra, icra takibine itirazın tebliğinden itibaren TTK m. 1376 uyarınca 1 ay içinde itirazın kaldırılması veya itirazın iptali davası açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü olup, geçirilmesi halinde haciz hükümsüz kalır.

Genel İtirazın İptali Süresi: İhtiyati haciz bulunmayan durumlarda, itirazın tebliğinden itibaren 1 yıl içinde dava açılmalıdır.

Görevsizlik Kararı Sonrası: Mahkemenin görevsizlik kararı vermesi halinde, kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmelidir; aksi halde dava açılmamış sayılır.

Teminat Şartı: Deniz alacakları için ihtiyati haciz talep edilirken TTK m. 1363/1 uyarınca genellikle 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında teminat yatırılması zorunludur.

5. İkincil Kaynaklardan Ek Bağlam ve Değerlendirmeler Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya taraf iddiası olarak yer aldığından ikincil kaynak bilgisi olarak değerlendirilmelidir:

Sorumluluk Karmaşası: Gemi “çıplak kira sözleşmesi” (bareboat charter) ile kiralanmışsa, işletme giderlerinden (kumanya dahil) donatan değil, kiracı sorumlu olabilir. Bu durumda alacağın doğrudan gemi malikinden tahsili zorlaşabilir.

İspat Araçları: Teslimatın ispatı için gemi kaptanı veya yetkilisi tarafından mühürlenip imzalanmış sevk irsaliyeleri, faturalar, teslim tutanakları ve e-posta yazışmaları kritik öneme sahiptir.

Arabuluculuk: Dava açılmadan önce arabuluculuk sürecinin tamamlanmış olması bir dava şartı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Noter İhtarnamesi: Dava veya icra öncesinde borçluya noter aracılığıyla ihtarname gönderilmesi, temerrüt oluşması ve iyi niyetin ispatı açısından uygulamada başvurulan bir yoldur.

Gemiye verilen kumanya ve yakıt bedeli gerçekten “deniz alacağı” sayılır mı?

Evet. Gemiye teslim edilen kumanya, yakıt ve ihtiyaç malzemeleri, TTK m. 1352 kapsamında deniz alacağıdır. Bu nitelik sayesinde alacaklı, gemi hakkında ihtiyati haciz talep edebilir ve alacağını güçlü teminat altına alır.

Gemi satılırsa veya el değiştirirse kumanya alacağı yanar mı?

Hayır. Gemi satılsa dahi, ihtiyati haciz veya haciz yerine yatırılan teminat korunur. Yeni gemi maliki, eski borçtan sorumlu olmasa bile teminat iade edilmez; alacak sonuçlanıncaya kadar güvence devam eder.

Neden Uzman Deniz Hukuku Avukatı Desteği Gerekli?

Kumanya ve yakıt alacakları;

Deniz alacağı – ticari alacak ayrımı,

Gemi maliki / donatan / kiracı sorumluluğu,

Kardeş gemi haczi,

İstanbul, Tuzla ve Kocaeli limanlarında fiilî infaz pratiği,

Hak düşürücü süreler ve teminat şartları gibi teknik detaylar içerir. Özellikle Tuzla bölgesinde, tersanelerde bakım-onarım gören veya sefer hazırlığında olan gemiler bakımından bir günlük gecikme dahi, geminin limanı terk etmesine ve alacağın fiilen tahsil edilememesine yol açabilir. Bu nedenle sürecin, deniz ticareti ve gemi haczi pratiğini bilen uzman bir avukat tarafından yürütülmesi;

En hızlı haciz yolunun seçilmesini,

Doğru mahkemede işlem yapılmasını,

Alacağın teminatla güvence altına alınmasını sağlar ve hak kaybı riskini ortadan kaldırır.

Read More