Bir Gemi Kurtarma Faaliyetinde Talep Edilebilecek Kurtarma Ücreti (Tazminat) Ne’ye Göre Belirlenir?

Giriş

Deniz ticaretinde kurtarma faaliyetleri, sıradan bir hizmet ilişkisi olarak değerlendirilemeyecek kadar yüksek risk, yüksek değer ve kamu güvenliği boyutu içeren özel hukuki işlemlerdir. Bu nedenle kurtarma faaliyeti karşılığında talep edilebilecek tazminat (kurtarma ücreti), tarafların serbest iradesine veya sabit tarifelere bırakılmamış; Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) ayrıntılı ölçütlerle düzenlenmiştir.

Uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlık, bir olayın refakat (cer) hizmeti mi yoksa kurtarma faaliyeti mi olduğu ve kurtarma faaliyeti kabul edilmesi hâlinde talep edilebilecek tazminat miktarının hangi esaslara göre belirleneceği noktasında toplanmaktadır. Bu makalede, kurtarma tazminatının belirlenmesinde esas alınan hukuki kriterler ortaya konulacak, ardından bu kriterler somut bir mahkeme kararı üzerinden uygulanarak değerlendirilecektir.

I. Kurtarma Ücretinin Hukuki Niteliği

Kurtarma ücreti, klasik anlamda bir zarar tazmini değildir. Aynı şekilde, kurtarılan malvarlığı değerlerine bağlı olarak otomatik doğan bir alacak da değildir. Kurtarma ücreti; tehlike altındaki gemi, yük veya diğer eşyanın kurtarılması karşılığında, kurtaran lehine tanınmış, kendine özgü (sui generis) bir alacak türüdür.

TTK m.1298 uyarınca, seyrüsefere elverişli sularda tehlikeye uğramış bulunan bir geminin veya eşyanın kurtarılması için yapılan her fiil kurtarma faaliyeti sayılır. Ancak kurtarma faaliyetinin varlığı tek başına yeterli olmayıp, TTK m.1304 gereğince faydalı bir neticenin elde edilmesi zorunludur. Başka bir ifadeyle, kurtarma faaliyeti sonuçsuz kalmışsa, kural olarak kurtarma ücreti talep edilemez.

II. Kurtarma Tazminatının Belirlenmesinde Genel Hukuki Kriterler

Taraflar arasında önceden kararlaştırılmış bir kurtarma ücreti bulunmadığı hâllerde, ücretin belirlenmesi hâkimin takdirine bırakılmıştır. Ancak bu takdir yetkisi sınırsız değildir. TTK m.1305, hâkimin göz önünde bulundurması gereken kriterleri açıkça saymıştır.

1. Kurtarılan Değerin Büyüklüğü

Kurtarma ücretinin belirlenmesinde en temel kriter, kurtarılan geminin, yükün ve varsa yakıtın kurtarma sonrası ekonomik değeridir. Kurtarma ücreti, kurtarılan toplam değeri aşamaz ve bu değerle orantılı olmalıdır. Bu nedenle, kurtarılan değer ne kadar yüksekse, kurtarma tazminatının da o ölçüde artması hukuka uygundur.

2. Tehlikenin Gerçekliği ve Ağırlığı

Geminin karşı karşıya kaldığı tehlikenin soyut veya varsayımsal değil, gerçek ve yakın olması gerekir. Makine arızası, enerji kesilmesi (black-out), manevra kabiliyetinin kaybı, karaya oturma veya çevre felaketi riski gibi unsurlar, tehlikenin ağırlığını artıran başlıca faktörlerdir.

3. Kurtarma Faaliyetinin Başarısı (Faydalı Netice)

Kurtarma faaliyeti sonucunda geminin, yükün veya her ikisinin emniyet altına alınmış olması, kurtarma ücretinin doğması için zorunludur. Elde edilen faydanın derecesi, kurtarma tazminatının miktarını doğrudan etkiler.

4. Kurtaranın Çabası, Hızı ve Organizasyonu

Kurtaranın müdahale süresi, kullandığı ekipman, teknik kapasitesi, personel sayısı ve organizasyon becerisi kurtarma ücretinin belirlenmesinde dikkate alınır. Özellikle boğazlar gibi dar ve yoğun trafik alanlarında yapılan kurtarma faaliyetlerinde bu kriter daha belirleyici hâle gelir.

5. Üstlenilen Risk ve Sorumluluk

Kurtarma faaliyeti sırasında kurtaranın kendi gemisi, personeli ve çevre açısından üstlendiği riskler de ücretin belirlenmesinde göz önünde bulundurulur. Kurtarma faaliyeti ne kadar riskliyse, talep edilebilecek tazminat da o ölçüde artar.

III. Somut Olayın Yukarıdaki Kriterler Işığında Değerlendirilmesi

İncelenen somut olayda, LNG yüklü bir gemi boğaz geçişi sırasında tam enerji kesilmesi (black-out) yaşamış; ana makine ve jeneratörlerin devre dışı kalması sonucu gemi kumanda edilemez hâle gelmiştir. Bu durum, boğaz gibi dar ve yoğun bir suyolunda geminin sürüklenmesine, karaya oturmasına ve ciddi bir çevresel felaket yaşanmasına yol açabilecek niteliktedir.

Başlangıçta gemiye verilen hizmet bir refakat hizmeti olmakla birlikte, makine arızasının meydana geldiği andan itibaren gemi tehlikeye maruz kalmış, bu noktadan sonra verilen hizmet hukuki niteliğini değiştirerek kurtarma faaliyetine dönüşmüştür. Bu yönüyle olay, refakat ile kurtarma arasındaki sınırın somut bir örneğini oluşturmaktadır.

Mahkeme, kurtarılan değerleri ayrı ayrı tespit etmiştir. Geminin ekonomik ömrünü doldurmuş olması nedeniyle değeri hurda esasına göre değerlendirilmiş; ancak geminin LNG taşımasına özgü özel tank yapısı dikkate alınarak gemi değeri 13.000.000 USD olarak kabul edilmiştir. Gemideki yakıtın değeri 1.162.385 USD, taşınan LNG yükünün değeri ise 33.892.606,94 USD olarak belirlenmiştir.

Bu veriler dikkate alındığında, kurtarılan toplam değer yaklaşık 48 milyon USD’dir. Mahkeme, TTK m.1305’te yer alan tüm kriterleri birlikte değerlendirerek, somut olay bakımından kurtarma ücretinin kurtarılan değerlerin yaklaşık %5’i oranında olmasını hakkaniyete uygun bulmuştur. Bu oran, sabit ve genel bir kural olarak değil; olayın riski, çevresel tehlike boyutu ve kurtarma faaliyetinin başarısı dikkate alınarak benimsenmiştir. Bir yazı önerisi.

Sonuç

Kurtarma faaliyetlerinde talep edilebilecek tazminat miktarı, harcanan emek veya kullanılan araç sayısına göre değil; kurtarılan değer, tehlikenin ağırlığı ve elde edilen faydalı netice esas alınarak belirlenir. İncelenen somut olay, TTK m.1305’te öngörülen kriterlerin uygulamada nasıl somutlaştırıldığını açıkça göstermektedir.

Bu karar, kurtarma hukukunda ölçülülük ilkesinin ve somut olay değerlendirmesinin önemini vurgulamakta; refakat hizmetinin belirli şartlar altında kurtarma faaliyetine dönüşebileceğini ve buna bağlı olarak ciddi tutarlarda kurtarma tazminatı talep edilebileceğini ortaya koymaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Gemi Refakat (cer) hizmeti hangi aşamada kurtarma faaliyetine dönüşür?

Refakat hizmeti, geminin kumanda altında olduğu ve olağan seyir güvenliği kapsamında verilen destektir. Ancak gemide makine arızası, black-out, manevra kaybı veya çevresel felaket riski doğması hâlinde gemi artık fiilen tehlike altına girer. Bu andan itibaren verilen müdahale, hukuki niteliğini değiştirir ve kurtarma faaliyeti olarak değerlendirilir. Bu dönüşüm, özellikle İstanbul Boğazı gibi dar ve yoğun trafik alanlarında çok daha kolay gerçekleşir.

Gemi kurtarma ücretinin belirlenmesinde yüzde veya sabit bir oran var mıdır?

Hayır. Kurtarma ücretinin belirlenmesinde sabit bir yüzde veya tarife uygulanmaz. Türk Ticaret Kanunu m.1305 uyarınca hâkim; kurtarılan değer, tehlikenin ağırlığı, kurtarma faaliyetinin başarısı, kurtaranın çabası ve üstlenilen riskleri birlikte değerlendirir. Bir somut olayda olduğu gibi %5 oranı, genel bir kural değil; yalnızca o olaya özgü hakkaniyet değerlendirmesinin sonucudur.

Gemi kurtarma ücreti yalnızca gemi sahibi tarafından mı ödenir?

Hayır. Kurtarma faaliyeti sonucunda gemi, yük ve yakıt birlikte kurtarılmışsa, sorumluluk kurtarılan değerler oranında paylaştırılır. Gemi sahibi, gemi ve bunker payından; yük sahibi ise kurtarılan yük payı bakımından sorumludur. Bu sorumluluk sözleşmeden değil, doğrudan kanundan doğar.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? (İstanbul – Kocaeli Limanları Perspektifi)

Kurtarma faaliyetlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, deniz ticareti hukukunun en teknik ve en yüksek mali risk içeren alanlarından biridir. Özellikle İstanbul Limanı, Haydarpaşa Limanı, Ambarlı Limanları, Tuzla Tersaneler Bölgesi ile Kocaeli Körfezi’nde yer alan Derince Limanı, Evyap Limanı, Yarımca Limanı, Dilovası ve Gebze liman sahaları, bu tür ihtilafların en sık yaşandığı bölgeler arasında yer almaktadır.

Bu bölgelerde meydana gelen olaylarda;

Refakat–kurtarma ayrımının doğru yapılması,

Kurtarma ücretinin hangi değerler üzerinden ve hangi oranla belirleneceği,

Gemi sahibi ile yük sahibi arasındaki sorumluluğun paylaştırılması,

Bilirkişi raporlarının teknik ve hukuki açıdan doğru okunması,

Menfi tespit davaları ile kurtarma alacağına ilişkin eda davalarının birlikte ve stratejik biçimde yürütülmesi

hayati öneme sahiptir. Yanlış hukuki nitelendirme yapılması hâlinde, gemi sahipleri milyonlarca dolarlık kurtarma ücretleriyle karşı karşıya kalabilmekte; yük ilgilileri hiç öngörmedikleri alacak taleplerinin muhatabı olabilmektedir. Ayrıca gemi alacağı ve kanuni rehin hakkı niteliği taşıyan kurtarma ücretleri, gemi satılsa dahi gemiyi takip ettiğinden, ihtiyati haciz, teminat mektubu ve sıra cetveli süreçleri profesyonel şekilde yönetilmediği takdirde telafisi güç hak kayıpları doğmaktadır.

Bu nedenle, İstanbul ve Kocaeli limanlarında meydana gelen kurtarma uyuşmazlıklarında; deniz ticareti hukuku, TTK uygulaması ve yerleşik mahkeme içtihatlarına hâkim, bilirkişi raporlarını teknik derinliğiyle değerlendirebilen bir uzman avukat desteği zorunludur.

Bu kapsamda 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli yapısıyla İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Kocaeli Körfezi limanlarında ortaya çıkan kurtarma, refakat, gemi alacağı ve kanuni rehin uyuşmazlıklarında; gemi sahipleri, donatanlar, yük ilgilileri ve sigorta şirketleri bakımından stratejik, sonuç odaklı ve uygulamaya hâkim hukuki destek sunmaktadır.

Read More

Tersane Kusuru Nedeniyle Meydana Gelen Arıza ve Kazalarda Yapılan Kurtarma Ücretinden Kim Sorumludur? Sigorta Kimlere Rücu Edebilir?

Deniz ticaretinde gemilerin tersaneye bakım ve onarım amacıyla girmesi, teknik risklerin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Aksine, yapılan işlerin hatalı veya eksik ifası hâlinde, geminin tersaneden ayrıldıktan hemen sonra dahi ciddi arızalar, kontrol kaybı ve kurtarma müdahalesi gerektiren kazalar meydana gelebilir. İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 05.11.2025 tarihli ve E.2023/569, K.2025/941 sayılı kararı, bu tür durumlarda kurtarma ücretinden kimin sorumlu olacağını ve rücu ilişkilerinin nasıl kurulacağını açık biçimde ortaya koyan güncel ve öğretici bir karardır.

Olayın Kısa Özeti: Kurtarma Ücretine Giden Süreç Nasıl Doğdu?

Somut olayda gemi, tersanede bakım ve onarım gördükten sonra deneme seyrine çıkarılmış; ancak deneme seyrinin başlamasından kısa süre sonra ana makine aşırı ısınmış ve gemi tamamen kumanda dışı kalmıştır. Bu kontrol kaybı, geminin sürüklenmesine yol açmış ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü tarafından kurtarma hizmeti verilmesini zorunlu hâle getirmiştir. Geminin emniyete alınabilmesi ve serbest bırakılabilmesi için 250.000 USD kurtarma ücreti ödenmiştir.

Teknik tespit ve bilirkişi incelemeleri sonucunda, arızanın temel nedeninin tersane tarafından sökülüp yeniden takılan 3 yollu termostatik valfin hatalı (ters) bağlanması olduğu ortaya konulmuştur. Bu hata, deneme seyrinden önce fark edilmesi mümkün olmayan nitelikte gizli ayıp olarak değerlendirilmiştir.

Kurtarma Ücretinin İlk Muhatabı Kimdir?

Mahkemenin de açıkça kabul ettiği üzere, kurtarma faaliyeti sırasında Kıyı Emniyeti’ne karşı sorumlu olan kişi, o an için gemiyi fiilen sevk ve idare eden ve donatanı temsil eden gemi kaptanı / donatandır. Kurtarma ücreti, kamu gücü kullanan yetkili otorite tarafından verildiğinden, öncelikle:

Kurtarılan geminin donatanı,

Gemi adına hareket eden kaptan veya işletici tarafından ödenir. Bu yönüyle kurtarma ücretinin, kusurdan bağımsız olarak önce donatan üzerinde doğan bir borç olduğu açıktır.

Tersane Kusuru Varsa Kurtarma Ücretinin Yükü Kimde Kalır?

Kararın en önemli noktası, ödenen kurtarma ücretinin nihai olarak kimde kalacağı sorusuna verdiği cevaptır. Mahkeme, bilirkişi raporlarına dayanarak:

Arızanın esas sebebinin tersanenin hatalı montajı olduğunu,

Tersanenin bu nedenle %80 oranında kusurlu bulunduğunu,

Donatanın ise kontrol yükümlülüğünü yeterince yerine getirmemesi sebebiyle %20 oranında kusurlu olduğunu kabul etmiştir. Bu tespit doğrultusunda, donatan tarafından ödenen kurtarma ücretinin, tersanenin kusuru oranında rücu edilebilir bir zarar teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. Mahkeme, tersaneyi 200.000 USD tutarında kurtarma ücreti zararından sorumlu tutmuştur.

Sigorta Bu Durumda Kime Rücu Edebilir?

Uygulamada bu tür kurtarma ücretleri çoğu zaman:

P&I sigortası,

Hull & Machinery (Tekne-Makine) sigortası kapsamında sigortacı tarafından ödenmektedir.

P&I Sigortası (Protection & Indemnity)

P&I, gemi işletilmesinden doğan üçüncü kişilere karşı sorumlulukları teminat altına alan bir sorumluluk sigortasıdır. Klasik anlamda “hasar sigortası” değil, hukuki sorumluluk sigortasıdır ve çoğunlukla P&I kulüpleri aracılığıyla yürütülür.

Başlıca Teminatlar

Yük hasarı ve yük kaybı (yük sahibine karşı sorumluluk)

Çevre kirliliği (yakıt sızıntısı, temizleme masrafları)

Can kaybı ve bedeni zararlar (mürettebat, yolcu, üçüncü kişiler)

Çatma (collision) sorumluluğunun karşı tarafa düşen kısmı

Kurtarma, yardım ve enkaz kaldırma giderleri (sorumluluk boyutuyla)

Liman, rıhtım, şamandıra, altyapı hasarları

Para cezaları ve idari yaptırımlar (belirli şartlarla)

Kurtarma Ücreti ile İlişkisi

Kurtarma ücretinin yük payı ve üçüncü kişilere yansıyan kısmı genellikle P&I teminatı kapsamına girer.

P&I, ödeme yaptıktan sonra kusurlu tersane, bakım-onarım firması, charterer gibi sorumlulara rücu edebilir.

Hull & Machinery (Tekne–Makine) Sigortası

H&M, geminin kendi fiziksel varlığını teminat altına alan klasik bir mal sigortasıdır. Gemi gövdesi, makineleri ve teknik ekipmanlar bu poliçenin konusudur.

Başlıca Teminatlar

Çatma, karaya oturma, batma

Yangın, patlama

Makine arızaları (poliçe şartlarına göre)

Fırtına, ağır hava şartları

Kurtarma (salvage) masrafları – gemiyi kurtarmaya yönelik

Ortak avarya katkıları (geminin payı)

Kurtarma Ücreti ile İlişkisi

Kurtarma faaliyeti sonucunda gemi kurtarılmışsa, gemi payına düşen kurtarma ücreti H&M tarafından karşılanır.

Sigortacı, ödediği tutar kadar kusurlu üçüncü kişilere (örneğin tersane hatası varsa tersaneye) rücu edebilir.

P&I ile H&M Arasındaki Temel Farklar

KriterP&I SigortasıHull & Machinery
Sigorta TürüSorumluluk sigortasıMal sigortası
Teminat KonusuÜçüncü kişilere karşı sorumlulukGeminin kendisi
Yük Hasarı
Çevre Kirliliği
Makine/Gövde Hasarı
Kurtarma ÜcretiYük/3. kişi payıGemi payı
Rücu HakkıKusurlu üçüncü kişilereKusurlu üçüncü kişilere

Kararın ortaya koyduğu hukuki çerçeveye göre:

Sigortacı, sigortalısına (donatana) ödediği kurtarma ücreti veya tazminat bedeli kadar,

zarara kusuruyla sebep olan tersaneye rücu edebilir. Mahkeme kararında açıkça benimsendiği üzere, kurtarma ücretinin doğrudan tersane kusurundan kaynaklanan bir zarar niteliği taşıması hâlinde, sigortacının rücu hakkı hem sözleşmeye hem de genel hükümlere dayalı olarak doğmaktadır.

Gizli Ayıp – Teslim – Deneme Seyri İlişkisi

Kararda özellikle vurgulanan bir diğer husus, tersane savunmalarında sıkça ileri sürülen “teslim alındı, test edildi” iddialarının her durumda sorumluluğu ortadan kaldırmayacağıdır. Mahkeme, hatalı bağlantının:

Deneme seyrinden önce fark edilmesi mümkün olmayan, Ancak fiilî kullanım sırasında ortaya çıkan bir gizli ayıp olduğunu kabul etmiştir. Bu da tersanenin, işin teslim edilmiş olmasına rağmen ayıptan doğan sorumluluktan kurtulamayacağını göstermektedir.

Sonuç: Kurtarma Ücreti Kimin Üzerinde Kalır?

Bu karar ışığında özetlemek gerekirse:

Kurtarma ücreti, ilk aşamada donatan tarafından ödenir. Ancak kurtarma ihtiyacına yol açan olay, tersanenin kusurlu bakım veya onarımından kaynaklanıyorsa, donatan (veya sigortacı) bu bedeli tersaneye rücu edebilir. Sigorta şirketleri, ödedikleri kurtarma bedelleri bakımından kusurlu tersanelere rücu hakkına sahiptir. Teslim alınmış olması veya ön testlerin yapılmış olması, gizli ayıp hâlinde tersane sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu yönüyle karar, tersane–donatan–sigorta üçgeninde kurtarma ücretinin nihai yükünün kusur esasına göre paylaştırılacağını net biçimde ortaya koymakta ve uygulama açısından güçlü bir emsal teşkil etmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Kurtarma ücreti neden önce donatan tarafından ödenir, kusur daha sonra mı değerlendirilir?

Kurtarma ücreti, kamu gücü kullanan yetkili bir idare (örneğin Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü) tarafından verilen acil bir hizmetin karşılığıdır. Bu nedenle, hizmetin verildiği anda muhatap, gemiyi fiilen sevk ve idare eden ve donatanı temsil eden kişi olarak donatan veya kaptandır. Kurtarma ücretinin ödenmesi, geminin serbest bırakılması ve seyrine devam edebilmesi için zorunludur. Kusur değerlendirmesi ise sonradan, özel hukuk ilişkisi kapsamında yapılır ve bu aşamada rücu imkânı devreye girer.

Kurtarma ücretinin tamamı tersaneden talep edilebilir mi?

Hayır, her somut olayda bu mümkün değildir. İncelenen kararda olduğu gibi, mahkeme teknik bilirkişi raporlarına dayanarak kusur oranlaması yapar. Eğer kurtarma ihtiyacına yol açan olay tersanenin kusurlu bakım veya onarımından kaynaklanıyorsa, tersane yalnızca kendi kusuru oranında sorumlu tutulur. Donatanın kontrol ve gözetim yükümlülüğünü ihlal etmesi hâlinde, kurtarma ücretinin bir kısmı donatan üzerinde kalabilir.

Sigorta şirketi kurtarma ücretini ödedikten sonra hangi taraflara rücu edebilir?

Sigorta şirketi (P&I veya Hull & Machinery), sigortalısına ödediği kurtarma ücreti veya tazminat tutarı kadar, zararın doğmasına kusuruyla sebep olan üçüncü kişilere rücu edebilir. Bu kişiler; tersane, bakım-onarım firması, teknik servis veya sözleşmeye aykırı davranan başka bir ilgilidir. Kararda da açıkça kabul edildiği üzere, kurtarma ücretinin tersane kusurundan kaynaklanan bir zarar niteliği taşıması hâlinde sigortacının rücu hakkı hem sözleşmeye hem de genel hükümlere dayalı olarak doğmaktadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Tersane kusurundan kaynaklanan arızalar ve bu arızaların tetiklediği kurtarma faaliyetleri, deniz ticareti hukukunun en teknik ve en yüksek riskli alanlarından biridir. Bu tür uyuşmazlıklarda sorun yalnızca kurtarma ücretinin kim tarafından ödendiği değil; kimin hangi aşamada, hangi hukuki sıfatla ve hangi oranlarda sorumlu tutulacağıdır.

Öncelikle, refakat–kurtarma ayrımı, gizli ayıp kavramı, teslim ve deneme seyri arasındaki hukuki ilişki gibi konular, genel borçlar hukuku bilgisiyle çözülebilecek meseleler değildir. Bu alan, Türk Ticaret Kanunu, denizcilik uygulamaları ve yerleşik içtihatların birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Özellikle bilirkişi raporlarının teknik içeriğinin doğru okunması, kusur oranlarının hukuka uygun şekilde tartışılması ve raporlara etkin itirazların yapılması davanın sonucunu doğrudan belirler.

Ayrıca kurtarma ücretinin çoğu zaman yüksek meblağlı olması, geminin haczi, teminat mektubu verilmesi, sigortanın devreye girmesi ve sonrasında rücu davalarının açılması gibi çok aşamalı bir süreci beraberinde getirir. Bu süreçte yapılacak bir usul hatası, donatanın veya sigortacının geri dönülmesi güç mali kayıplarla karşılaşmasına yol açabilir.

Öte yandan, sigorta boyutunda P&I ile Hull & Machinery poliçeleri arasındaki sınırın doğru çizilmemesi; hangi ödemenin hangi sigorta kapsamında olduğu, sigortacının kime ve hangi gerekçeyle rücu edebileceği gibi konuların yanlış değerlendirilmesi, hem sigortalı hem de sigortacı açısından ciddi uyuşmazlıklar doğurur.

Bu nedenlerle, tersane–donatan–sigorta üçgeninde ortaya çıkan kurtarma ücretine ilişkin ihtilaflarda, deniz ticareti hukuku alanında uzman, yargı uygulamasını ve teknik denizcilik raporlarını yakından bilen bir avukatla çalışmak, yalnızca bir tercih değil, çoğu zaman zorunluluktur. Doğru hukuki strateji, sürecin başında kurulmadığı takdirde, sonradan telafisi mümkün olmayan hak kayıpları ortaya çıkabilmektedir.

Read More

Gemi limandan ayrılmak üzereyse veya seferdeyse ihtiyati haciz nasıl uygulanır?

Deniz Alacağı Nedeniyle Gemiye İhtiyati Haciz Konulması ve Seferden Men Süreci

1. Alacaklının İzlemesi Gereken Yasal Yol ve Hak Düşürücü Süreler 

Deniz alacağı nedeniyle gemi hakkında ihtiyati haciz kararı alan alacaklı, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1364 uyarınca, kararın verildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde kararın infazını istemek zorundadır. Bu talep, kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki veya geminin bulunduğu yerdeki icra dairesine yapılmalıdır. Bu sürenin geçirilmesi halinde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar (BAM-İstanbul 12. HD-2023/604 K, Yargıtay 12. HD-2016/6938 K).

2. İcra Müdürlüklerinin İzlemesi Gereken Prosedür ve Seferden Men 

İcra müdürlüğü, alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararını derhal uygulamakla yükümlüdür. TTK m. 1366/1 uyarınca, ihtiyati haczine karar verilen gemiler, bayrağına veya siciline bakılmaksızın icra müdürü tarafından seferden men edilerek muhafaza altına alınır. Yargıtay içtihatlarına göre, seferden men işlemi ihtiyati haczin infazının doğal ve zorunlu bir sonucudur; alacaklının ayrıca seferden men talep etmesine gerek yoktur, icra müdürü bu işlemi resen gerçekleştirmelidir (Yargıtay 12. HD-2023/79 K, 2016/25597).

3. Hareket Halindeki ve Karasularından Çıkmakta Olan Gemilere Özgü İnfaz (TTK m. 1367)

Gemi fiilen hareket etmişse veya seferde bulunuyorsa, TTK m. 1367/1-a maddesindeki özel prosedür uygulanır:

Tebligat ve İhtar: İhtiyati haciz kararı; malike, malik olmayan donatana veya borçtan şahsen sorumlu kişiye tebliğ edilir.

Teminat Süresi: Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2015/3161, K. 2015/12109, T. 04.05.2015: “TTK.’nun 1366/1. maddesinde; ”İhtiyati haczine karar verilen bütün gemiler, bayrağı ve hangi sicile kayıtlı oldukları dikkate alınmaksızın, icra müdürü tarafından seferden menedilerek muhafaza altına alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanun’un 1367/1-a maddesinde de; ”İhtiyati haciz kararı uygulanacağı sırada, gemi fiilen hareket etmiş veya seferde bulunuyorsa…Türk Bayraklı gemilerde ihtiyati haciz kararı, malike, malik olmayan donatana ve borçtan şahsen sorumlu bulunan kişiye tebliğ edilir ve deniz alacağı için on gün içinde teminat verilmesi, aksi hâlde geminin izleyen ilk seferinde icra dairesine teslim olunması ihtar olunur, geminin teslim edilmemesi hâlinde, fail hakkında Türk Ceza Kanununun 289 uncu maddesine göre cezaya hükmolunur.” düzenlemesi yer almaktadır. İlgili kişilere, deniz alacağı için on gün içinde teminat vermeleri, aksi takdirde geminin izleyen ilk seferinde icra dairesine TTK.’nun 1370/1. maddesine göre ise; ‘‘İhtiyaten haczolunan gemi, istenildiği zaman icra dairesine teslim edilmek ve bunu sağlamak amacıyla geminin değeri depo edilmek veya icra memuru tarafından kabul edilecek taşınmaz rehni, gemi ipoteği veya itibarlı bir banka kefaleti gösterilmek şartıyla borçluya ve gemi üçüncü kişi elinde iken ihtiyaten haczolunmuşsa, bir taahhüt senedi alınarak, bu kişiye bırakılabilir.”“teslim edilmesi ihtar olunur.

Cezai Müeyyide: Geminin teslim edilmemesi halinde, sorumlular hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 289. maddesi (muhafaza görevini kötüye kullanma) uyarınca cezai işlem yapılacağı bildirilir (Yargıtay 12. HD-2015/3161 

4. Fiili İnfazda Kurumlar Arası Koordinasyon ve Somut Örnekler 

İcra müdürlükleri, geminin fiilen durdurulması ve seferden men edilmesi için ilgili liman ve güvenlik birimlerine ivedilikle müzekkere yazmalıdır. Yerel mahkeme kararlarına yansıyan somut uygulama örnekleri şunlardır:

Gebze 1. İcra Müdürlüğü Örneği: Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Kocaeli Liman Başkanlığı ve Kocaeli Sahil Güvenlik Komutanlığına müzekkere yazılarak geminin seferden meni sağlanmıştır (Yargıtay 12. HD-2016/10721 

İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi Örneği: Gümrük Müdürlüğü, Sahil Güvenlik ve Liman Başkanlıklarına yazılan müzekkerelerin yanı sıra gemi kaptanına ve geminin bağlı olduğu Başkonsolosluğa bildirim yapılarak fiilen el koyma gerçekleştirilmiştir (İzmir 5. ATM-2023/109

İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi Örneği: Transit seferdeki bir gemi için Liman Başkanlığına yazılan müzekkere neticesinde gemi durdurulmuş ve Zeyport limanına demirletilerek seferden men edilmiştir (İstanbul Anadolu 6. ATM-2018/147

Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesi Örneği: “Transit geçişler dahil” seferden men kararı verilerek Trabzon ve Bandırma Liman Başkanlıkları ile Kıyı Emniyeti üzerinden tedbir uygulanmıştır (Trabzon ATM-2015/389 

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi olması nedeniyle ikincil kaynaklardan elde edilen verilerle vurgulanmıştır:

Sahil Güvenlik Müdahalesi ve Kaçış Riski: Hareket halindeki geminin durdurulması için Sahil Güvenlik botlarının devreye sokulabileceği, telsiz ve megafonla “dur” ihtarı yapılabileceği belirtilmektedir. Ancak geminin AIS (Otomatik Tanımlama Sistemi) cihazını kapatarak ve iletişimi keserek Türk karasularından çıkması durumunda fiili infazın imkansızlaşabileceği somut olaylarda gözlemlenmiştir (İstanbul 17. ATM-2020/164 

Zaman Baskısı: Geminin limandan ayrılmak üzere olduğu durumlarda, alacaklının yaklaşık ispat belgeleriyle (fatura, kaptan imzalı tutanak vb.) mahkemeden çok hızlı karar alması ve icra dairesinin “geminin bulunduğu yer” sıfatıyla derhal liman otoriteleriyle koordinasyona geçmesi hayati önem taşımaktadır (BAM-İstanbul 13. HD-2022/909 

Sicil Şerhi Yetersizliği: Geminin sadece Bağlama Kütüğü’ne veya siciline haciz şerhi işlenmesi “fiili haciz” yerine geçmez; geminin mutlaka seferden men edilerek muhafaza altına alınması gerekir (Yargıtay 12. HD-2022/6825 

Sonuç: Alacaklı, 3 iş günü içinde icra dairesine başvurmalı; icra dairesi ise Liman Başkanlığı, Kıyı Emniyeti ve Sahil Güvenlik birimlerine eş zamanlı talimatlar göndererek geminin hareketini engellemelidir. Gemi karasularını terk etmek üzereyse, TTK 1367 uyarınca cezai ihtar içeren muhtıraların tebliği ve güvenlik birimlerinin fiziki müdahalesi talep edilmelidir.

Sık Sorulan Sorular

Gemi ihtiyati haczi kararından sonra seferden men otomatik mi uygulanır?

Evet. TTK m. 1366/1 uyarınca, ihtiyati haczine karar verilen gemi ayrıca talep aranmaksızın icra müdürü tarafından seferden men edilir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararlarına göre seferden men, ihtiyati haczin doğal ve zorunlu sonucu olup icra müdürlüğü tarafından resen yapılmalıdır.

Türk Bayraklı Gemi limandan ayrılmak üzereyse veya seferdeyse ihtiyati haciz uygulanabilir mi?

Evet. TTK m. 1367 özel bir prosedür öngörmektedir. Bu durumda gemi malikine veya donatana teminat ihtarı yapılır; teminat verilmezse geminin ilk sefer sonunda icra dairesine teslim edilmesi istenir.
Aksi davranış halinde Türk Ceza Kanunu m. 289 kapsamında cezai sorumluluk doğar.

Gemi siciline haciz şerhi işlenmesi tek başına yeterli midir?

Hayır. Yargıtay uygulamasına göre yalnızca Bağlama Kütüğü veya gemi siciline şerh verilmesi, fiili haciz yerine geçmez. Geminin fiziken durdurulması, seferden men edilmesi ve muhafaza altına alınması zorunludur. Aksi halde gemi Türk karasularını terk edebilir ve alacak fiilen tahsil edilemez hale gelir.

Neden Uzman Deniz Ticaret Hukuku Avukatı Desteği Gerekli?

Deniz alacaklarına dayalı gemi ihtiyati haczi ve seferden men işlemleri, klasik icra hukukundan farklı olarak çok kısa süreler, yüksek teknik bilgi ve kurumlar arası eş zamanlı koordinasyon gerektirir.

Özellikle;

3 iş günü gibi hak düşürücü sürelerin kaçırılması riski

Liman Başkanlığı, Kıyı Emniyeti ve Sahil Güvenlik ile aynı gün içinde yazışma zorunluluğu

İstanbul, Tuzla ve Gebze gibi yoğun liman bölgelerinde geminin kaçış riskinin yüksek olması

Hareket halindeki gemilerde TTK 1367 prosedürünün hatasız uygulanması gerekliliği

Yanlış icra işlemi nedeniyle ihtiyati haczin kendiliğinden düşmesi ihtimali

nedeniyle bu alanda uzman deniz ticaret hukuku avukatı ile çalışmak kritik öneme sahiptir.

Uygulamada yapılan en küçük bir usul hatası;

geminin yurtdışına çıkmasına,

alacağın fiilen tahsil edilememesine,

alacaklının telafisi mümkün olmayan hak kaybına yol açabilmektedir. Bu nedenle özellikle İstanbul, Tuzla, Gebze ve Kocaeli limanları çevresinde yürütülen gemi haczi dosyalarında, deniz ticaret hukuku ve icra hukuku tecrübesi birlikte olan bir avukatla sürecin yönetilmesi zorunluluktur.

Read More

Somut Olay Üzerinden Bir Gemi Kurtarma Faaliyetinde Talep Edilebilecek Kurtarma Ücreti Nasıl ve Neye Göre Belirlenir?

Somut olay, Cezayir bayraklı ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) yüklü bir geminin Çanakkale Boğazı’ndan geçişi sırasında yaşanan teknik arıza ile başlamıştır. Gemi, boğaz geçişi öncesinde ve geçiş esnasında idareye ait römorkörler ve kılavuz kaptanlar refakatinde seyretmekte olup, bu aşamada verilen hizmet hukuken bir römorkaj refakati (cer) hizmeti niteliği taşımaktaydı. Gemi kumanda altında olup, olağan boğaz geçiş prosedürleri çerçevesinde ilerlemekteydi.

Geçiş sırasında gemide ani bir makine arızası meydana gelmiş, ana makine ve jeneratörlerin devre dışı kalması sonucu gemide tam enerji kesilmesi (black-out) yaşanmıştır. Bu durum geminin manevra kabiliyetini tamamen ortadan kaldırmış, gemi boğaz içinde rüzgâr ve akıntının etkisine açık hâle gelmiştir. LNG yüklü olması nedeniyle ortaya çıkan risk, sadece geminin emniyetiyle sınırlı kalmamış; çevre güvenliği ve kamu düzeni bakımından da ciddi bir tehlike oluşturmuştur.

Makine arızasının ardından, başlangıçta refakat eden römorkörlere ek olarak ilave römorkörler olay yerine sevk edilmiştir. Bu aşamadan itibaren verilen hizmet, planlı bir refakat hizmeti olmaktan çıkmış; tehlike altındaki bir geminin emniyete alınmasına yönelik aktif bir müdahale, yani fiilen bir kurtarma faaliyeti hâlini almıştır. Römorkörlerin müdahalesiyle gemi boğaz trafiğinden çıkarılmış, uygun bir noktada demirletilmiş ve kontrol altına alınmıştır. Daha sonra arızanın giderilmesi üzerine gemi, yine römorkörler eşliğinde boğaz geçişini tamamlamış ve varış limanına ulaşarak yükünü tahliye etmiştir.

Bu süreçten sonra taraflar arasında ciddi bir hukuki uyuşmazlık doğmuştur. Gemi acentesi tarafından menfi tespit davası açılarak, verilen hizmetin kurtarma değil refakat hizmeti olduğu, bu nedenle kurtarma ücreti talep edilemeyeceği ileri sürülmüştür. Aynı davada, daha önce başka bir mahkemece verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılması ve bu haciz nedeniyle sunulan teminat mektubunun iadesi de talep edilmiştir.

Buna karşılık, hizmeti veren idare tarafından kurtarma alacağına ilişkin bir alacak (eda) davası açılmıştır. Bu dava, ana dosya ile birleştirilmiş olup uygulamada “birleşen dava” niteliği taşımaktadır. Birleşen davada idare, verilen hizmetin kurtarma faaliyeti olduğunu, gemi, yük ve gemide bulunan yakıt (bunker) bakımından kurtarma ücreti alacağı doğduğunu ileri sürmüş; gemi donatanı, yük sahibi ve ilgili diğer taraflar aleyhine kurtarma ücretinin tahsilini talep etmiştir. Böylece dosyada, bir yandan kurtarma borcunun bulunmadığının tespitine yönelik menfi tespit davası, diğer yandan kurtarma ücretinin tahsiline yönelik eda davası birlikte görülmüştür.

Yargılama sürecinde uyuşmazlığın çözümü için birden fazla bilirkişi raporu alınmıştır. İlk bilirkişi raporunda, olayın teknik boyutu ayrıntılı biçimde ele alınmış; gemide meydana gelen black-out’un, denizcilik uygulamaları bakımından geminin tamamen kontrolsüz hâle gelmesi anlamına geldiği, özellikle boğaz gibi dar ve yoğun trafikli bir suyolunda bu durumun gemiyi fiilen ve ciddi şekilde tehlikeye soktuğu belirtilmiştir. Bu raporda, makine arızasından sonra römorkörlerin yalnızca refakat eden unsurlar olmaktan çıkıp, gemiyi emniyete alma amacıyla aktif müdahalede bulundukları; bu nedenle verilen hizmetin hukuki niteliğinin kurtarma faaliyeti olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca kurtarma ücretinin, kurtarılan değerler esas alınarak belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

İkinci bilirkişi raporunda ise, ağırlıklı olarak kurtarılan değerlerin tespiti üzerinde durulmuştur. Bu raporda geminin yaşı, teknik durumu ve ekonomik ömrü değerlendirilmiş; olay tarihinde geminin ekonomik ömrünü büyük ölçüde tamamladığı, bu nedenle serbest piyasada ikinci el bir ticari değerinin bulunmadığı, gemi değerinin esasen hurda bedeli üzerinden hesaplanmasının uygun olacağı belirtilmiştir. Aynı raporda, gemide bulunan yakıtın (bunker) ve taşınan LNG yükünün parasal karşılığı ayrıca hesaplanmış; kurtarma ücretinin yalnızca gemi değil, yük ve yakıt değerleri de dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.

Taraf itirazları üzerine alınan ek rapor ve ardından düzenlenen üçüncü bilirkişi raporunda ise, önceki raporlardaki tespitler birlikte değerlendirilmiş ve özellikle geminin LNG taşımaya özgü özel tank yapısının, geminin hurda değerini artıran önemli bir unsur olduğu ayrıntılı şekilde açıklanmıştır. Bu nedenle gemi değerinin yalnızca çelik hurda ağırlığı üzerinden belirlenmesinin eksik olacağı, LNG tanklarının teknik ve maddi değerinin de hesaba katılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu raporda, gemi, yük ve yakıt için kurtarılan değerler daha dengeli biçimde tespit edilmiş; kurtarma ücretinin, somut olayın tehlike düzeyi, kurtarma faaliyetinin başarısı ve kurtarılan toplam değer dikkate alınarak belirli bir oran üzerinden hesaplanmasının uygun olacağı yönünde kanaat bildirilmiştir.

Tüm bu teknik ve hukuki değerlendirmeler sonucunda uyuşmazlık, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından karara bağlanmıştır. Mahkeme, olayın başlangıcında verilen hizmetin refakat niteliğinde olduğunu; ancak makine arızasının meydana geldiği andan itibaren geminin açık ve ciddi bir tehlike altına girdiğini, bu aşamadan sonra verilen hizmetin kurtarma faaliyeti sayılması gerektiğini kabul etmiştir. Bu kabul doğrultusunda, menfi tespit davası reddedilmiş; birleşen alacak davası ise kısmen kabul edilerek, gemi, yük ve yakıt bakımından kurtarma ücretine hükmedilmiştir. Bir yazı önerisi.

Sık Sorulan Sorular

Refakat (cer) hizmeti ne zaman kurtarma faaliyetine dönüşür?

Refakat hizmeti, geminin kumanda altında olduğu ve olağan seyir güvenliği kapsamında verilen destekle sınırlıdır. Ancak gemide makine arızası, black-out veya benzeri bir teknik sorun meydana gelip gemi kumanda edilemez hâle gelirse ve bu durum gemiyi, yükü veya çevreyi ciddi bir tehlikeye sokarsa, bu andan itibaren verilen müdahale refakat olmaktan çıkar. Somut olayda da olduğu gibi, ilave römorkörlerin aktif şekilde gemiyi emniyete almak üzere devreye girmesiyle hizmet hukuken kurtarma faaliyeti niteliği kazanır.

Kurtarma ücreti yalnızca gemi sahibinden mi talep edilir?

Hayır. Kurtarma ücreti, kurtarılan değerler esas alınarak belirlenir. Bu kapsamda yalnızca gemi değil; gemide bulunan yük ve yakıt (bunker) da kurtarılan değer kabul edilir. Bu nedenle kurtarma ücreti, gemi donatanından gemi ve yakıt için; yük sahibi veya gönderilenden ise yük için talep edilebilir.

Kurtarma ücretinin miktarı nasıl belirlenir?

Kurtarma ücreti, taraflar arasında önceden kararlaştırılmamışsa, Türk Ticaret Kanunu’nda yer alan ölçütler esas alınarak belirlenir. Bilirkişi raporlarında da görüldüğü üzere; geminin ve yükün kurtarıldıktan sonraki değeri, tehlikenin ağırlığı, kurtarma faaliyetinin başarısı, çevresel riskler, harcanan emek ve zaman gibi unsurlar birlikte değerlendirilir. Somut olayda, bu kriterler ışığında kurtarma ücretinin kurtarılan toplam değer üzerinden belirli bir oran esas alınarak hesaplanmasının uygun olduğu kabul edilmiştir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? (İstanbul – Tuzla – Gebze – Dilovası – Pendik Limanları)

Gemi kurtarma faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıklar, klasik alacak davalarından farklı olarak deniz ticareti hukukuna özgü derin teknik ve hukuki uzmanlık gerektirir. Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Gebze ve Dilovası gibi yoğun liman trafiğine sahip bölgelerde; refakat (cer) hizmeti ile kurtarma faaliyeti arasındaki ayrımın doğru yapılması, kurtarma ücretinin kapsamının belirlenmesi ve gemi, yük ve yakıt (bunker) bakımından sorumluluğun kimlere ait olduğunun netleştirilmesi kritik öneme sahiptir.

Bu tür dosyalarda bilirkişi raporlarının doğru okunması ve itirazların teknik gerekçelerle yapılandırılması, davanın kaderini doğrudan etkiler. Ayrıca menfi tespit davaları ile kurtarma alacağına ilişkin eda davalarının birlikte ve eş zamanlı yürütülmesi, usul hukuku bakımından titiz bir strateji ve güçlü bir dava yönetimi gerektirir. Liman uygulamaları, Kıyı Emniyeti süreçleri, ihtiyati haciz ve teminat mektupları gibi konular da sürecin ayrılmaz parçalarıdır.

Bu nedenle, Marmara Bölgesi limanları ekseninde oluşan kurtarma ve deniz alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda; yerel uygulamalara hâkim, denizcilik terminolojisini ve teknik raporları etkin şekilde yorumlayabilen uzman avukat desteği hayati önemdedir. 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli tecrübesiyle Tuzla, Pendik, Gebze ve Dilovası limanlarını kapsayan bölgede; gemi sahipleri, donatanlar, yük ilgilileri ve sigorta şirketleri için hak kaybını önleyen, sonuç odaklı ukuki çözümler sunmaktadır.

Read More

Kurtarma Faaliyetlerinden Doğan Alacaklar Deniz Alacağı Sayılır mı? Kurtarma ücreti için gemi ihtiyaten haczedilebilir mi?

(TTK m.1352/1-c Kapsamında Kurtarma Ücreti, Kanuni Rehin ve İhtiyati Haciz)

Bu yazı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.1352/1-c uyarınca kurtarma faaliyetlerinden doğan alacakların neden ve hangi şartlarda “deniz alacağı” sayıldığını, bu alacaklara bağlı kanuni rehin hakkı, ihtiyati haciz ve cebri icra mekanizmalarını yargı kararları ışığında ele almaktadır.

1. Hukuki Dayanak ve Deniz Alacağı Niteliği 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1352/1-c maddesi uyarınca; bir geminin veya gemideki eşyanın kurtarılması, çevre zararı tehdidi oluşturan bir gemi veya eşya ile ilgili kurtarma faaliyetleri ve bu faaliyetler sonucunda talep edilen özel tazminatlar “deniz alacağı” olarak kabul edilmektedir. Bu faaliyetler yalnızca malvarlığının korunmasını değil, petrol sızıntısı gibi çevresel risklerin önlenmesini de kapsar. Yargı kararlarında (Örn: İstanbul 17. ATM-2014/1419 ), kurtarma hizmeti bedelinin TTK m. 1320/1-c uyarınca “gemi alacaklısı hakkı” verdiği ve bu alacağın gemi üzerinde kanuni rehin hakkı doğurduğu vurgulanmaktadır.

Kurtarma ücreti, sıradan bir alacak olmayıp “gemi alacağı” niteliğinde, kanundan doğan güçlü bir aynî teminat hakkıdır. Kurtarma ücreti, Türk Ticaret Kanunu uyarınca tescile gerek olmaksızın kendiliğinden doğan bir kanuni rehin hakkı sağlar ve bu hak, geminin mülkiyeti el değiştirmiş olsa dahi gemiyi takip eder. Başka bir ifadeyle, gemi kurtarma alacağı, geminin eski malikine karşı doğmuş olsa bile, sonraki malik gemiyi iyi niyetle edinmiş olsa dahi bu alacağın ileri sürülmesine engel olmaz. Kurtarma ücreti, rehinle veya ipotekle teminat altına alınmış ya da alınmamış diğer tüm alacaklara önceliklidir ve gemiye zilyet olan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Bu yönüyle kurtarma ücreti, yalnızca bir hizmet bedeli değil; deniz serveti üzerinde doğrudan ve üstün bir hak sağlayan, kamu düzeni ağırlıklı bir alacak türü olarak kabul edilmektedir.

2. Alacaklının Başvurabileceği Tahsilat ve Güvence Yolları

A. İhtiyati Haciz ve Teminat Talebi Kurtarma faaliyetinden doğan alacağın tahsilini güvence altına almak için en sık başvurulan yol geminin ihtiyaten haczidir.

Uygulama Örneği: Bir olayda davacı kurum, 9.000.000 USD üzerinden ihtiyati haciz talep etmiş, mahkemece 1.560.000 USD üzerinden haciz kararı verilmiş ve bu karar daha sonra teminat mektubu üzerine kaydırılmıştır (İstanbul 17. ATM-2014/1419).

Şartlar: TTK m. 1362 uyarınca, alacaklının alacağın bir deniz alacağı olduğunu kanıtlaması ve parasal değeri hakkında mahkemeye kanaat getirecek delil (yaklaşık ispat) sunması gerekir (İstanbul BAM 12. HD-2021/181 

B. Kanuni Rehin ve Hapis Hakkı 

TTK m. 1315 ve 1321 uyarınca, kurtarma ücreti alacaklısı, kurtarılan gemi üzerinde “kanuni rehin hakkı”na ve kurtarılan eşya üzerinde “hapis hakkı”na sahiptir.

Rehin Hakkının Tesisi: Mahkemeler, belirlenen alacak tutarı ve fer’ileri ile sınırlı olmak üzere gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tesis edilmesine karar verebilmektedir (İstanbul 17. ATM-2014/723 

Öncelik: Bu hak, gemiye zilyet olan herkese karşı ileri sürülebilir ve tescilsiz kazanılan bir hak olup, diğer birçok alacaktan önce gelir (Yargıtay 17. HD-2010/3790 

C. Alacak Davası ve İtirazın İptali Alacaklı, kurtarma ücretinin tespiti ve tahsili için doğrudan alacak davası açabileceği gibi, başlattığı icra takibine itiraz edilmesi durumunda itirazın iptali davası da açabilir.

Ücretin Belirlenmesi: Mahkeme, TTK m. 1305 (veya eski TTK m. 1226) kriterlerini (kurtarılan değer, tehlikenin derecesi, harcanan emek, başarı oranı) esas alarak bilirkişi incelemesi yaptırır.

Tahsilat Hükmü: Belirlenen tutarın, olay veya dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun m. 4/a uyarınca devlet bankalarınca USD üzerinden uygulanan en yüksek faizle tahsiline karar verilir (İstanbul 17. ATM-2021/446 Bir yazı önerisi.

3. Sorumlu Taraflar ve Tahsilatın Kapsamı

Gemi Maliki ve Donatan: TTK m. 1306 uyarınca kurtarma ücretinin asıl borçlusu gemi malikidir. Ancak donatan da TTK m. 1321/5 uyarınca sorumlu tutulabilmektedir.

Yük Alıcısı: TTK m. 1307/1 uyarınca, yük alıcısı eşyayı teslim alırken kurtarma ücreti ödeneceğini biliyorsa, kendi payına düşen kısımdan sorumlu olur (İstanbul 17. ATM-2014/1419 

Müteselsil Sorumluluk: Bazı durumlarda donatan ve yük sahibinin alacaktan müteselsilen sorumlu olduğuna hükmedilmektedir (İstanbul 17. ATM-2023/436 

4. Cebri İcra ve Paraya Çevirme 

Alacaklı, mahkemeden aldığı ilamı “taşınır rehninin paraya çevrilmesi” yoluyla ilamlı icra takibine konu edebilir (TTK m. 1380, İİK m. 150/h). Gemi alacağı hakkı sahipleri, geminin satış bedelinden öncelikli olarak pay alırlar. Sıra cetvelinde kurtarma alacakları genellikle I. derece kanuni rehin alacaklısı olarak yer alır (İstanbul 17. ATM-2016/289 

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam İkincil kaynaklardan edinilen bilgilere göre;

Kurtarma faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme münhasıran Deniz İhtisas Mahkemeleridir (İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi gibi). Görevsiz mahkemede açılan davalar usulden reddedilmektedir (İstanbul Anadolu 9. ATM-2016/745 

Kurtarma ücretinin sigortacıdan rücuen talep edilmesi durumunda, kurtarma işleminin resmi makamlara bildirilmiş olması ve somut delillerle (jurnal kayıtları, liman belgeleri) ispatlanması şarttır; aksi halde ispat yükü yerine getirilmediği gerekçesiyle talepler reddedilebilmektedir (İstanbul BAM 13. HD-2019/154 

Çevre kirliliği riski içeren durumlarda kamu kurumları (Örn: Çevre Bakanlığı), Çevre Kanunu m. 28 uyarınca kusursuz sorumluluk esasına dayanarak müdahale masraflarını ve tazminatları gemi seferden men edilerek alınan teminatlar üzerinden tahsil edebilmektedir (İstanbul 17. ATM-2020/2 

Tersane kusuru nedeniyle meydana gelen arızalarda, ödenen kurtarma ücreti için tersaneye karşı rücu davası açılması mümkündür (İstanbul Anadolu 1. ATM-2023/569 

Sık Sorulan Sorular

Kurtarma faaliyeti her durumda deniz alacağı sayılır mı?

Hayır. Kurtarma faaliyetinin geminin veya gemideki eşyanın kurtarılmasına yahut çevre zararı tehdidinin önlenmesine yönelik olması gerekir. Bu şartlar mevcutsa, kurtarma ücreti TTK m.1352/1-c kapsamında açıkça deniz alacağı olarak kabul edilir.

Kurtarma ücreti için gemi ihtiyaten haczedilebilir mi?

Evet. Kurtarma ücretinden doğan deniz alacağı, gemi hakkında ihtiyati haciz talebine elverişlidir. Mahkeme, alacağın yaklaşık ispat edilmesi hâlinde hacze karar verebilir ve uygulamada bu haciz çoğu zaman teminat mektubuna kaydırılmaktadır.

Kurtarma alacağı gemi satışında öncelikli midir?

Evet. Kurtarma alacakları, kanuni rehin hakkı doğurduğundan, geminin cebri icra yoluyla satışında üst sıralarda yer alır. Uygulamada çoğu kez I. derece kanuni rehin alacağı olarak sıra cetveline yazılmaktadır.

Kurtarma ücreti, gemi satıldıktan sonra yeni gemi sahibine karşı da talep edilebilir mi?

Kurtarma ücreti, sıradan bir alacak olmayıp “gemi alacağı” niteliğinde, kanundan doğan güçlü bir aynî teminat hakkıdır. Kurtarma ücreti, Türk Ticaret Kanunu uyarınca tescile gerek olmaksızın kendiliğinden doğan bir kanuni rehin hakkı sağlar ve bu hak, geminin mülkiyeti el değiştirmiş olsa dahi gemiyi takip eder. Başka bir ifadeyle, gemi kurtarma alacağı, geminin eski malikine karşı doğmuş olsa bile, sonraki malik gemiyi iyi niyetle edinmiş olsa dahi bu alacağın ileri sürülmesine engel olmaz. Kurtarma ücreti, rehinle veya ipotekle teminat altına alınmış ya da alınmamış diğer tüm alacaklara önceliklidir ve gemiye zilyet olan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Bu yönüyle kurtarma ücreti, yalnızca bir hizmet bedeli değil; deniz serveti üzerinde doğrudan ve üstün bir hak sağlayan, kamu düzeni ağırlıklı bir alacak türü olarak kabul edilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir? (İstanbul )

Kurtarma faaliyetlerinden doğan alacaklar, klasik bir alacak–borç ilişkisi değildir. Bu alacaklar;

Deniz alacağı niteliğinin doğru tespiti,

TTK m.1352 – 1320 – 1315 – 1321 zincirinin birlikte uygulanması,

Yaklaşık ispat standardı,

Gemiye özgü ihtiyati haciz prosedürü,

Teminat mektubuna kaydırma,

Sıra cetvelinde öncelik tartışmaları,

Yabancı bayraklı gemilerde yetki ve yabancılık teminatı,

Çevre kirliliği riski içeren olaylarda kamu idareleriyle paralel süreçler gibi son derece teknik ve hata kabul etmeyen alanları kapsar. Özellikle İstanbul ve Tuzla bölgesinde;

liman kurtarma operasyonları,

boğaz geçişlerinde acil müdahaleler,

tersane kaynaklı arızalar sonrası kurtarma masrafları,

çevre kirliliği riski içeren olaylar sıklıkla Denizcilik İhtisas Mahkemeleri önüne taşınmaktadır. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, kurtarma alacaklarının:

doğru hukuki nitelendirilmesi,

kanuni rehin hakkının etkin şekilde korunması,

geminin zamanında haczedilmesi,

teminatın eksik belirlenmesinin önüne geçilmesi,

satış ve sıra cetveli aşamasında alacağın önceliğinin kaybedilmemesi bakımından uzmanlaşmış hukuki destek sunulmasının kritik olduğunu vurgulamaktadır. Yanlış strateji;

ihtiyati haczin reddine,

teminatın yetersiz belirlenmesine,

geminin elden çıkmasına,

alacağın sıra cetvelinde alt sıralara düşmesine ve nihayetinde milyon dolarlık kurtarma bedellerinin tahsil edilememesine yol açabilmektedir.

Read More

Geminin İşletilmesinden Doğan Zıya ve Hasarlardan Kim, Ne Zaman ve Hangi Şartlarda Sorumlu Olur?

(TTK m.1352 Kapsamında Liman Manevraları, Deniz Trafiği ve Yükleme-Tahliye Zararları)

Bu yazı, Türk Ticaret Kanunu m.1352/1-a kapsamında geminin işletilmesinden kaynaklanan maddi zararların hangi hallerde donatan, işleten ve kaptana yükletildiğini, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları ışığında açıklamaktadır.

Giriş 

Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352/1-a uyarınca, geminin işletilmesinin sebep olduğu zıya veya hasarlar; gemi işletim faaliyetleri sırasında geminin kendisine, yüke veya üçüncü kişilere (iskele, rıhtım, diğer gemiler vb.) verilen maddi zararları kapsamaktadır. Aşağıdaki analiz, bu zararları liman manevraları, deniz trafiği ve yükleme-boşaltma süreçleri bazında somut yargı kararlarıyla incelemektedir.

1. Liman Manevraları Kaynaklı Zıya ve Hasarlar

Geminin limana yanaşması, rıhtımdan ayrılması veya bağlama noktasına girişi sırasında meydana gelen çarpma ve çatlamalar, yargı kararlarında en sık rastlanan gemi işletim kusurlarıdır.

Rıhtım ve İskele Hasarları: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2012/14912 E., 2014/4299 K K.) bir geminin yanaşma manevrası sırasında beton rıhtıma çarpması sonucu oluşan hasarı gemi işletimi kaynaklı bir riziko olarak kabul etmiştir. Benzer şekilde, bir tankerin yanaşma sırasında iskele kazıklarına zarar vermesi (Yargıtay 7. HD 2012/1795 E. K), bir geminin hızlı yanaşma sonucu yalının iskelesine ve aydınlatma sistemine zarar vermesi (Yargıtay 11. HD 2015/7972 E. ) ve manevra sırasında iskeledeki usturmaçaların parçalanması (Yargıtay 11. HD 2011/3479 E. K) bu kapsamda değerlendirilmiştir.

Liman Ekipmanlarına Verilen Zararlar: Gemi işletim faaliyetleri sadece sabit yapılara değil, limandaki araçlara da zarar verebilmektedir. Yargıtay 11. HD (2011/10687 E. ) kararında, hatalı manevra yapan bir geminin rıhtımdaki yükleyiciye çarpması; bir başka kararda (2015/2399 E. ) ise yanaşma sırasında liman vincine yaslanarak hasar vermesi donatanın sorumluluğunda kabul edilmiştir. Özellikle 2023/1262  E. sayılı kararda, limandan ayrılma manevrası sırasında iki dev vincin (CB-4 ve CB-5) devrilmesine ve liman taşıyıcı sisteminin ağır hasar görmesine neden olan olay, gemi işletiminin sebep olduğu çok büyük ölçekli bir maddi hasar örneğidir.

Diğer Gemilere Verilen Zararlar: Manevra sırasında limanda bağlı bulunan diğer gemilere çarpılması da bu kapsamdadır. Yargıtay 11. HD (2019/213 E. ) ve (2016/14147 E.  kararlarında, “Gagarin” isimli geminin hatalı yanaşma manevrası sırasında rıhtımda bağlı olan “Sea Mild” isimli gemiye çarpması sonucu oluşan hasarlar tazminat konusu yapılmıştır. Ayrıca, bir motor yatın marinada bağlama noktasına girişi sırasında motorunun stop etmesi sonucu başka bir yata çarpması da gemi işletimi kusuru olarak nitelendirilmiştir (BAM 12. HD 2022/1705 E.).

2. Deniz Trafiği ve Seyir Faaliyetleri Kaynaklı Zararlar

Geminin seyir halindeyken veya boğaz geçişleri gibi yoğun trafik bölgelerindeki faaliyetleri sırasında oluşan zararlar bu başlık altında toplanmaktadır.

Çatma ve Çevre Kirliliği: Yargıtay 11. HD (2015/7089 E.  ve (2020/6988 E. ) kararlarına konu olan olayda, “Gotia” isimli geminin İstanbul Boğazı geçişi sırasında Emirgan İskelesi’ne çarpması sonucu hem iskelede maddi hasar oluşmuş hem de geminin yakıt tankının delinmesiyle denize akan yakıt çevre kirliliğine yol açmıştır. Mahkeme, bu durumu geminin işletilmesinden doğan bir zarar olarak kabul ederek donatan ve kaptanı müteselsilen sorumlu tutmuştur.

Navigasyon Hataları: Boğazdaki akıntılar veya kaptanın sevk ve idare kusuru nedeniyle kıyıdaki yapılara (yalı iskeleleri vb.) verilen zararlar, gemi işletiminin doğrudan bir sonucu olarak görülmektedir (Yargıtay 11. HD 2011/311 E. ).

3. Yükleme ve Boşaltma Süreçleri Kaynaklı Hasarlar

Yükleme ve tahliye operasyonları sırasında geminin stabilitesinin bozulması veya ekipmanların hatalı kullanımı sonucu oluşan zararlar bu kapsamdadır.

Gemi Yapısında Oluşan Hasarlar: Yargıtay 11. HD (2014/9068 E. ) kararında, rulo sac yükünün tahliyesi sırasında yükün ambar tavan sacına hızla vurması sonucu gemide meydana gelen hasar, gemi personelinin gözetim ve özen yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmiştir. İstanbul 17. ATM (2021/23 E.) kararında ise tahliye sırasında konteynerin içindeki yükün denize düşmesi ve gemi gövdesinin hasarlanması gemi işletim faaliyetiyle ilişkilendirilmiştir.

Stabilite ve Balast Hataları: İstanbul 17. ATM (2015/21 E. ) kararında, yük tahliyesi sırasında gemi kaptanının balast ayarını yanlış yapması sonucu geminin yan yatması ve iskeledeki usturmaçaların kauçuk kaplamalarına zarar vermesi, gemi işletiminden kaynaklanan spesifik bir hasar türü olarak kaydedilmiştir.

Emtia Hasarları: Yükleme ve boşaltma süreçlerinde emtianın ıslanması veya ambar sintine kuyularından su sızması sonucu zarar görmesi, taşıyanın (işletenin) özen borcu kapsamında zıya ve hasar olarak kabul edilmektedir (İstanbul 17. ATM 2020/69 E.).

4. İkincil Kaynaklar

Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi bulunması veya usuli nedenlerle kesinleşmemiş olması sebebiyle ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

Liman İşletmesinin Gemiye Verdiği Zararlar: Bazı olaylarda hasar geminin işletilmesinden değil, liman vinci operatörünün hatalı manevrasından kaynaklanmaktadır. Örneğin, tahliye sırasında liman vincinin gemi vincine çarpması (Yargıtay 11. HD 2018/129 E.) veya liman forkliftinin yükü hasarlaması (Yargıtay 11. HD 2011/11590 E.) durumlarında sorumluluk liman işletmesine atfedilebilmektedir.

Mücbir Sebep Savunmaları: Gemi işletenleri, fırtına veya şiddetli rüzgar gibi durumları mücbir sebep olarak ileri sürerek sorumluluktan kurtulmaya çalışmaktadır (Yargıtay 11. HD 2016/14252 E. ). Ancak mahkemeler, bu durumun kazanın oluşumundaki etkisini bilirkişi raporlarıyla titizlikle incelemektedir.

Görev ve Yetki Tartışmaları: Birçok liman manevrası hasarında mahkemeler, uyuşmazlığın “Deniz Ticareti” hükümlerine tabi olduğu gerekçesiyle Denizcilik İhtisas Mahkemelerini görevli bulmaktadır (İzmir 3. ATM 2025/962 E.; İstanbul 2. ATM 2023/230 E. K).

Yükleme Sırasındaki Kazalar: Boruların gemiye yüklenmesi sırasında yuvarlanarak rıhtıma ve denize zarar vermesi olayında, sorumluluğun gemi ekipmanındaki (babadalyalar) ayıp mı yoksa istifleme yapan firmanın kusuru mu olduğu tartışma konusu olmuştur (Yargıtay 11. HD 2017/2383 E.).

Sonuç Yargı kararları; limana yanaşma/ayrılma manevraları, boğaz geçişleri ve yükleme-tahliye operasyonları sırasında meydana gelen her türlü çarpma, devrilme, sızma ve stabilite bozukluğu kaynaklı zararları “geminin işletilmesinin sebep olduğu zıya veya hasarlar” kapsamında mütalaa etmektedir. Sorumluluk tayininde gemi adamlarının sevk ve idare kusuru, teknik ekipmanların durumu ve operasyonel hatalar belirleyici kriterler olarak öne çıkmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Limana yanaşma sırasında rıhtıma veya vinçlere verilen zarar geminin işletiminden sayılır mı?

Evet. Yargıtay içtihatlarına göre, geminin yanaşma-ayrılma manevraları doğrudan gemi işletim faaliyeti kabul edilir. Bu sırada rıhtım, iskele, vinç, yükleyici veya diğer liman ekipmanlarına verilen zararlar TTK m.1352 kapsamında donatanın sorumluluğundadır.

Boğaz geçişinde meydana gelen çarpma ve çevre kirliliğinden kim sorumlu olur?

Boğaz geçişleri, yüksek dikkat ve özen gerektiren seyir faaliyetleridir. Navigasyon hatası, sevk-idare kusuru veya teknik yetersizlik sonucu oluşan çarpma ve yakıt sızıntıları, geminin işletilmesinden doğan zarar sayılır ve donatan ile kaptan müteselsilen sorumlu tutulabilir.

Yükleme veya tahliye sırasında geminin stabilitesinin bozulması hasar doğurursa sorumluluk kime aittir?

Balast ayarının hatalı yapılması, yükün yanlış istiflenmesi veya gözetim eksikliği sonucu meydana gelen hasarlarda, gemi personelinin özen ve gözetim yükümlülüğü esas alınır. Somut olayın özelliklerine göre donatan, işleten veya yükleme firmasının sorumluluğu değerlendirilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir? (İstanbul )

Gemi işletiminden doğan zıya ve hasarlar, sıradan bir tazminat davası niteliğinde değildir. Bu tür uyuşmazlıklar;

Deniz Ticareti Hukuku,

Gemi alacakları ve rehin hakkı,

İhtiyati haciz – geminin tutuklanması,

Bilirkişi raporları (kaptanlık, manevra, stabilite, balast, AIS kayıtları),

Liman başkanlığı, sahil güvenlik ve trafik hizmetleri kayıtları gibi çok katmanlı teknik ve hukuki değerlendirme gerektirir. Özellikle İstanbul ve Tuzla bölgesinde görülen uyuşmazlıklarda;

Boğaz geçişleri,

Yoğun liman trafiği,

Tersaneler ve rıhtım alanları,

Yabancı bayraklı gemiler nedeniyle dosyalar çoğu zaman Denizcilik İhtisas Mahkemeleri önüne gelmektedir. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, gemi işletiminden doğan zıya ve hasarlar, gemi alacakları ve ihtiyati haciz süreçlerinde İstanbul merkezli ve Tuzla ağırlıklı uygulama tecrübesiyle süreci baştan sona doğru kurgulamanın önemini ortaya koymaktadır.

Yanlış hukuki nitelendirme;

Yanlış mahkemede dava açılmasına,

Gemi alacağı hakkının kaybına,

İhtiyati haczin reddine veya düşmesine,

Yüksek tutarlı maddi zararların tahsil edilememesine neden olabilmektedir.

Read More

Gemi İhtiyati Haczinin Teminata Kaydırılması ve Teminat Üzerinde Kanuni Rehin Hakkı

Deniz Alacaklarında Uygulama, Yargıtay İçtihatları ve Kritik Hukuki Süreçler

Gemi üzerine konulan ihtiyati haczin teminat karşılığında kaldırılması, alacaklının hakkını ortadan kaldırmaz; aksine haczin konusu gemiden teminat mektubu veya nakit teminat üzerine taşınır. Bu aşamadan sonra asıl kritik süreç, teminat üzerinde kanuni rehin hakkının tesis edilmesi ve alacağın bu teminat üzerinden tahsil edilmesidir. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları, bu sürecin son derece teknik ve hataya açık olduğunu göstermektedir.

Giriş ve Kanuni Dayanak 

Gemi ihtiyati haczinin teminatla kaldırılması ve bu teminat üzerinde kanuni rehin hakkının tesis edilmesi süreci, Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümlerinin deniz hukuku prensipleriyle birleştiği özel bir usulü ifade eder. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre (2012/5290 E. – 2013/5238 K K.), gemi alacaklısı hakkı bir “kanuni rehin hakkı” mahiyetindedir. Bu hak, kanundan doğduğu için tescile ve teslime gerek olmaksızın hüküm ifade eder ve ayni bir hak olarak gemi ile navlunu takip eder (mülga TTK m.1236/2, güncel TTK m.1321).

İhtiyati Haczin Teminata Kaydırılması Prosedürü 

Gemi hakkında verilen seferden men veya ihtiyati haciz kararı, borçlu veya donatan tarafından yeterli teminat gösterilmesi durumunda gemi üzerinden kaldırılarak teminat üzerine “kaydırılır”.

Teminatın Niteliği: TTK m.1371 uyarınca; geminin maliki veya borçlu, geminin değerini geçmemek kaydıyla deniz alacağının tamamı, faizi ve giderleri için yeterli teminat (nakit veya banka teminat mektubu) göstererek haczin kaldırılmasını isteyebilir.

Haczin Devamı: Teminat yatırıldığında ihtiyati haciz sona ermez; sadece haczin konusu gemiden teminata geçer. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin (2023/1567 E. K) vurguladığı üzere, ihtiyati haciz teminat üzerinde devam eder ve bu haciz kalkmadığı sürece teminatın iadesi mümkün değildir.

Teminat Üzerinde Kanuni Rehin Hakkının Tesisi ve Esas Dava 

Gemi üzerindeki tedbirin teminata kaydırılması, alacaklının kanuni rehin hakkını fiilen uygulayabilmesi için bir ara aşamadır. Bu hakkın nihai olarak tesis edilebilmesi için yasal sürede açılan esas davanın Türk mahkemelerinde sonuçlandırılması zorunludur.

Yargı Yetkisi ve Tahkim: Yargıtay, kanuni rehin hakkının ayni bir hak olması ve kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle, taraflar arasında tahkim şartı olsa dahi, rehin hakkının tesisi ve takibi için davanın Türk mahkemelerinde görülmesini yasal bir zorunluluk olarak kabul etmektedir (Yargıtay 11. HD 2012/5290 E.).

İnceleme ve İspat: Mahkeme, davanın esasına girerek alacağın TTK kapsamında “gemi alacağı” (mülga m.1235, güncel m.1320) niteliğinde olup olmadığını inceler. Eğer alacak bu nitelikteyse, mahkeme teminat üzerinde kanuni rehin hakkının bulunduğunun tespitine ve alacağın bu rehin hakkının paraya çevrilmesi suretiyle tahsiline karar verir.

Örneklendirme ve Uygulama Analizi

Yük Eksikliği Örneği: İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin (2014/419 E. K) incelediği olayda, 800 Mton eksik yük iddiasıyla gemi seferden men edilmiş, 336.000 USD teminat mektubu sunulmasıyla tedbir teminata kaydırılmıştır. Mahkeme, davanın teminat üzerinden görülmesine devam etmiş; ancak yapılan incelemede (draft survey hatası vb.) alacak miktarının kanıtlanamaması nedeniyle rehin hakkı tesis edilmemiştir.

Çatma Zararı Örneği: İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin (2016/458 E. K) bir başka kararında, çatma nedeniyle oluşan zarar için gemi üzerine konulan ihtiyati haciz 197.984,60 USD bedelli teminat mektubuna kaydırılmıştır. Mahkeme, alacağın TTK m.1320/1-e uyarınca gemi alacağı olduğunu tespit ederek, teminatla ikame edilen süreç sonunda “kanuni rehin hakkının bulunduğunun tespiti ile alacağın bu rehin hakkının paraya çevrilerek tahsiline” hükmetmiştir.

Gemi Malzemesi Alacağı Örneği: Yargıtay 11. HD (2022/3921 E. K) ve HGK (2017/2223 E. K) kararlarında, gemiye verilen parçalar için rehin hakkı talep edilmiş; ancak kaptanın zorunlu ve acil nedenlerle bizzat sipariş verdiğine dair belge bulunmadığından rehin hakkı talebi reddedilmiştir. Bu, teminat üzerinde rehin tesisi için alacağın niteliğinin ispatının ön şart olduğunu göstermektedir.

İkincil Kaynak Analizi İkincil kaynaklar, teminatın haciz yerine geçmesi ve usulü hakkında ek detaylar sunmaktadır:

Teminat Miktarı: İstanbul BAM 13. HD (2024/1666 E. K) ve (2024/689 E. ) kararlarına göre, teminat miktarı genellikle asıl alacak tutarına %15 faiz ve gider payı eklenerek (örneğin; 1.769.164 USD alacak için 2.034.539 USD teminat) belirlenmektedir.

Yetki Kayması: Yargıtay 11. HD (2016/7449 E. ) uyarınca, ihtiyati haciz infaz edildikten ve esas takibe geçildikten sonra haczin teminata kaydırılması yetkisi mahkemeden icra mahkemesine geçmektedir.

Hapis Hakkı İlişkisi: Yargıtay 11. HD (2013/8121 E. Kaynak), gemi alacaklısı hakkının yanı sıra İİK m.23/2 delaletiyle hapis hakkının da gündeme gelebileceğini, teminatın bu hakların fiilen uygulanabilirliğini koruduğunu belirtmektedir.

İade Yasağı: İstanbul BAM 43. HD (2023/1567 E. K), teminat üzerine kaydırılan haczin, asıl dava sonuçlanana veya haciz kalkana kadar teminatın iadesine engel teşkil ettiğini kesin bir dille vurgulamaktadır.

Sonuç Gemi ihtiyati haczinin teminatla kaldırılması durumunda, kanuni rehin hakkı teminat üzerinde varlığını sürdürür. Bu hakkın hukuken tesis edilmesi; alacağın gemi alacağı niteliğinde olduğunun mahkemece tespiti, Türk mahkemelerinin münhasır yargı yetkisinin kullanılması ve nihai hükümde rehin hakkının tanınarak paraya çevrilmesine karar verilmesi usulüyle gerçekleşmektedir. Alacağın varlığı veya niteliği ispatlanamazsa, teminat üzerindeki rehin hakkı talebi de reddedilmektedir

Sık Sorulan Sorular

Gemi ihtiyati haczi teminata kaydırılınca alacaklı haciz hakkını kaybeder mi?

Hayır. Teminat yatırılmasıyla ihtiyati haciz sona ermez, yalnızca konu değiştirir. Haciz, gemi üzerinden kalkar ancak nakit teminat veya banka teminat mektubu üzerinde aynen devam eder.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin yerleşik kararlarına göre, bu haciz kaldırılmadıkça teminatın borçluya iadesi mümkün değildir. Bu nedenle teminat, alacaklı açısından geminin yerine geçen hukuki bir güvence niteliğindedir.

Teminat üzerine kaydırılan hacizde kanuni rehin hakkı kendiliğinden mi doğar?

Hayır. Gemi alacaklısı hakkı kanundan doğan bir kanuni rehin hakkıdır, ancak teminat üzerinde fiilen uygulanabilir hâle gelmesi için mutlaka esas davanın açılması ve sonuçlandırılması gerekir.
Mahkeme, alacağın gerçekten TTK m.1320 kapsamında bir gemi alacağı olup olmadığını esas davada inceler. Bu nitelik ispatlanamazsa, teminat yatırılmış olsa bile rehin hakkı tesis edilmez.

Taraflar arasında tahkim şartı varsa kanuni rehin hakkı tahkimde ileri sürülebilir mi?

Hayır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, kanuni rehin hakkı ayni hak niteliğindedir ve kamu düzenini ilgilendirir.
Bu nedenle taraflar arasında geçerli bir tahkim şartı bulunsa dahi, teminat üzerinde kanuni rehin hakkının tesisi ve paraya çevrilmesi yalnızca Türk mahkemelerinde talep edilebilir. Tahkim yargılaması, bu ayni hakkı bertaraf etmez.

Neden Uzman Deniz Ticaret Avukatı Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczinin teminata kaydırılması sonrası süreç, deniz ticaret hukukunun en teknik ve en riskli alanlarından biridir. Bu aşamada yapılacak tek bir usul hatası, milyonlarca dolarlık teminatın borçluya iadesiyle sonuçlanabilir.

Özellikle;

Teminat üzerinde kanuni rehin hakkının doğru hukuki zemine oturtulamaması,

Esas davanın yanlış mahkemede veya yanlış taleple açılması,

Tahkim–mahkeme yetkisi ayrımının hatalı yapılması,

Alacağın TTK m.1320 kapsamına girdiğinin yeterince ispatlanamaması

alacaklı açısından telafisi imkânsız hak kayıplarına yol açmaktadır.

İstanbul limanları, Tuzla tersaneleri ve Türkiye genelindeki deniz ticareti uyuşmazlıklarında, deniz ticaret hukuku ve gemi alacakları konusunda deneyimli bir avukat ile çalışmak; hem teminatın korunmasını hem de alacağın güvenli şekilde tahsilini sağlar.

Bu nedenle, gemi ihtiyati haczi, teminata kaydırma ve kanuni rehin hakkı süreçlerinde 2M Hukuk Avukatlık Bürosu gibi deniz ticaret hukuku alanında uzmanlaşmış bir ekipten profesyonel destek alınması, sürecin en başından doğru yönetilmesi açısından kritik önemdedir.

Read More

Gemi İhtiyati Haczinde Seferden Men Nasıl Uygulanır?

Seferden Men İşleminin Hukuki Dayanağı, Adım Adım Prosedürü ve Uygulamadaki Kritik Noktalar

1. Seferden Men İşleminin Hukuki Niteliği ve Dayanağı 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1366. maddesi uyarınca, ihtiyati haczine karar verilen tüm gemiler, bayrağına veya hangi sicile kayıtlı olduklarına bakılmaksızın icra müdürü tarafından seferden menedilerek muhafaza altına alınır. Yargıtay kararlarında (Yargıtay 12. HD, 2022/5590 E., 2022/13683 K K.; 2022/6527 E., 2023/79 K.), seferden men işleminin ihtiyati haczin icrası kapsamında icra müdürlüğünün yapması gereken zorunlu görevlerden biri olduğu ve ihtiyati haczin “doğal bir sonucu” olduğu vurgulanmıştır. Bu kapsamda, alacaklının ihtiyati haciz talep ederken ayrıca seferden men talep etmesine veya mahkemenin bu yönde müstakil bir karar vermesine gerek bulunmamaktadır.

2. Adım Adım Seferden Men Prosedürü 

Yargı kararlarında yer alan somut olaylar ve yasal atıflar ışığında seferden men süreci şu adımlarla gerçekleştirilir:

İhtiyati Haciz Kararının Alınması: Yetkili mahkemeden (genellikle Asliye Ticaret Mahkemesi) gemi hakkında ihtiyati haciz kararı alınır.

İcra Müdürlüğüne Başvuru ve İnfaz Talebi: Alacaklı, ihtiyati haciz kararının infazı için üç iş günü içinde icra müdürlüğüne başvurmalıdır (TTK m. 1364). İcra müdürlüğü, infaz talebi üzerine derhal işlem başlatır.

İcra Müdürlüğü Kararı: İcra müdürü, mahkeme kararında açıkça belirtilmese dahi, TTK m. 1366 uyarınca geminin seferden menine ve muhafaza altına alınmasına karar verir.

İlgili Kurumlara Müzekkere Yazılması: İcra müdürlüğü, geminin fiilen tutulması ve hareketinin engellenmesi için ilgili Liman Başkanlığına, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne, Sahil Güvenlik Komutanlığına ve Gümrük Müdürlüğüne müzekkere yazar.

Fiili Haciz ve Muhafaza: Gemilerin haczinde sadece sicile şerh verilmesi yeterli olmayıp, fiili haciz şarttır (Yargıtay 12. HD, 2022/2986 E., 2022/6825  K.). Gemi, icra memuru eliyle fiilen haczedilir ve seferden menedilerek muhafaza altına alınır.

Tebligat ve Tutanak Düzenlenmesi: Geminin haczedilerek seferden menedildiği; kaptana, malike, malik olmayan donatana veya bunların temsilcisine tebliğ edilir. Düzenlenen ihtiyati haciz tutanağında gemi ismiyle belirtilir.

Sicile Bildirim: İhtiyati haciz kararı, uygulandığı ilk iş gününde geminin kayıtlı olduğu sicile bildirilir.

3. Özel Durumlar ve İstisnalar

Geminin Seferde Olması: Gemi seferdeyse TTK m. 1367 hükümleri uygulanır. Bu durumda malike veya donatana tebligat yapılarak deniz alacağı için on gün içinde teminat verilmesi, aksi halde geminin ilk seferinde icra dairesine teslim edilmesi ihtar olunur (Yargıtay 12. HD, 2015/3161 E., 2015/12109 K.).

Teminat Karşılığı Kaldırma: Borçlu veya üçüncü kişiler tarafından mahkemece belirlenen teminatın depo edilmesi halinde, seferden men kararı kaldırılabilir ve ihtiyati haciz bu teminat üzerine kaydırılabilir.

4. İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bilgiler

 Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi olması nedeniyle ikincil kaynak niteliğindeki verilerle desteklenmiştir:

Muhafaza Giderleri: İcra müdürlüğü, geminin muhafazası için gerekli olan giderlerin (örneğin günlük masraflar üzerinden hesaplanan 1 yıllık gider) alacaklı tarafından peşin olarak depo edilmesini isteyebilir. Bu giderlerin yatırılmaması durumunda muhafaza tedbirinin akıbeti tartışmalı olmakla birlikte, TTK’nın özel hükümlerinin önceliği vurgulanmaktadır (Antalya 4. ATM, 2024/350 E.).

Operasyonel Müdahale: Geminin kaçma girişimi durumunda Sahil Güvenlik botlarının devreye girdiği, telsiz ve megafonla uyarı yapıldığı, gemilerin AIS (Otomatik Tanımlama Sistemi) cihazlarını kapatarak takipten kurtulmaya çalışabildiği pratik örneklerde görülmüştür (İstanbul 17. ATM, 2018/156 E. K).

Yabancı Bayraklı Gemiler: Yabancı bayraklı gemilerde Sahil Güvenlik yardımı ve karasuları sınırlamaları infaz sürecinde kritik rol oynamaktadır.

Sonuç: Seferden men, ihtiyati haciz kararının infazı aşamasında icra müdürünün yasal bir görevi olarak doğrudan uyguladığı, geminin fiilen alıkonulmasını sağlayan bir muhafaza tedbiridir. İşlem; icra dairesine başvuru, ilgili liman ve güvenlik birimlerine bildirim, fiili el koyma ve sicile şerh adımlarıyla tamamlanır.

Sık Sorulan Sorular

Seferden men için mahkemenin ayrıca karar vermesi gerekir mi?

Hayır. Seferden men, ihtiyati haczin doğal ve zorunlu bir sonucudur.
TTK m. 1366 açık hükmü gereği, ihtiyati haciz kararı icra müdürlüğüne intikal ettiğinde, icra müdürü ayrıca bir mahkeme kararı aramaksızın gemiyi seferden men ederek muhafaza altına almakla yükümlüdür. Yargıtay içtihatlarında da (Yargıtay 12. HD, 2022/5590 E.; 2023/79 K.) seferden menin, haczin icrası kapsamında re’sen uygulanması gereken bir işlem olduğu vurgulanmaktadır.

Seferden men yalnızca sicile şerh verilmesiyle tamamlanmış sayılır mı?

Hayır. Sicile şerh tek başına yeterli değildir. Yargıtay’a göre gemi haczinde esas olan fiili hacizdir. Bu nedenle icra memurunun gemiye fiilen el koyması, geminin hareketinin engellenmesi ve muhafaza altına alınması gerekir. Sadece sicile kayıt düşülmesiyle yetinilmesi, haczin hukuken geçerli şekilde uygulanması için yeterli kabul edilmemektedir (Yargıtay 12. HD, 2022/2986 E.).

Gemi seferdeyken ihtiyati haciz ve seferden men nasıl uygulanır?

Gemi seferdeyse TTK m. 1367 devreye girer. Bu durumda icra müdürlüğü tarafından malike veya donatana tebligat yapılarak, on gün içinde teminat verilmesi, aksi halde geminin ilk varacağı limanda icra dairesine teslim edilmesi ihtar olunur. Yani gemi açık denizde zorla durdurulmaz; ancak teminat verilmezse gemi ilk limanda fiilen haczedilerek seferden men edilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi ve seferden men işlemleri, çok kısa süreler içinde, yüksek ekonomik değerler ve uluslararası boyut içeren son derece teknik süreçlerdir. Yanlış mahkeme seçimi, infaz süresinin kaçırılması, icra müdürlüğüne eksik talimat verilmesi veya ilgili kurumlara (Liman Başkanlığı, Kıyı Emniyeti, Sahil Güvenlik) zamanında bildirim yapılmaması, haczin fiilen uygulanamamasına ve geminin kaçmasına yol açabilir.

Özellikle İstanbul limanları, Tuzla tersaneleri ve yabancı bayraklı gemiler söz konusu olduğunda; TTK – İİK – liman uygulamaları – kolluk koordinasyonu birlikte yürütülmelidir. Seferden menin yalnızca “kâğıt üzerinde” kalmaması, fiili el koyma ve muhafaza aşamasının eksiksiz tamamlanması gerekir.

Bu nedenle gemi ihtiyati haczi süreçlerinde, deniz ticaret hukuku pratiğine hâkim, icra ve liman uygulamalarını bilen uzman bir avukatla çalışmak, alacağın güvence altına alınması ve telafisi imkânsız hak kayıplarının önlenmesi açısından kritik öneme sahiptir.

Read More

Gemi Kaptanı İmzalı Teslim ve Servis Belgeleri Alacağı İspat Etmek İçin Yeterli midir?

Giriş ve Genel Hukuki Çerçeve 

Gemi kaptanı tarafından mühürlenmiş ve imzalanmış yakıt teslim belgeleri (Bunker Delivery Note), iş teslimi ve servis formları, deniz ticareti hukukunda alacağın ispatı açısından temel delil niteliği taşımaktadır. Yargı kararları, bu belgelerin özellikle yakıtın gemiye teslim edildiğini ve hizmetin ifa edildiğini kanıtlamada yüksek ispat gücüne sahip olduğunu, ancak tam bir alacak ispatı için genellikle fatura, ticari defter kayıtları ve gümrük belgeleriyle desteklendiğini göstermektedir.

1. Teslim Belgelerinin İspat Gücü ve Kaptanın Yetkisi 

Yargıtay ve bölge adliye mahkemeleri, gemi kaptanının Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1104 uyarınca bağlama limanı dışında geminin ihtiyaçları için işlem yapma yetkisini vurgulayarak, kaptan imzalı belgeleri belirleyici delil kabul etmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2021/4174 E., 2022/6152 : Mahkeme, sipariş onayı ve yakıt ikmal belgeleri altında gemi mührü ve kaptan imzasının bulunmasını, yakıt talebinin kaptan tarafından yapıldığının ve teslimatın gerçekleştiğinin ispatı için yeterli görmüştür.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi (2020/1470 E., 2021/300  K.): Kaptan imzalı sipariş formlarının “izin prosedürü” olduğu iddiasını reddederek, bu belgelerin TTK m. 1104 kapsamında alacağın ispatı için yeterli olduğunu ve donatanın sorumluluğunu doğurduğunu onamıştır.

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/397 E., 2020/242 K K.): Yakıt teslim tutanağı üzerindeki kaptan/baş mühendis imzası ve mührünü, karşı delil sunulmadığı sürece teslimatın gerçekleştiğini kanıtlayan yeterli delil olarak kabul etmiştir.

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2023/348 E., 2024/303  K.): Davalının ticari defterlerinde kayıt bulunmamasına rağmen, gemi kaşesi ve kaptan imzalı belgeleri teslimatın ispatı için yeterli görerek alacağa hükmetmiştir.

2. İş Teslimi ve Servis Formlarının Değerlendirilmesi 

Servis formları ve iş teslim belgeleri, özellikle gemiye verilen teknik hizmetlerin ve bakımların ispatında kullanılmaktadır.

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2015/502 E., 2019/497 K K.): Kaptan kaşe ve imzalı servis fişlerinin bulunduğu faturalar için hizmetin verildiği kabul edilmiş; ancak bu belgelerin bulunmadığı kalemler için ispatın yetersiz olduğu sonucuna varılmıştır. Bu durum, servis formlarının işin yapıldığını teyit etmede kritik bir role sahip olduğunu göstermektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2013/2434 E., 2013/3921 K K.): Gemi mührünü havi sevk irsaliyesini yakıt tesliminin ispatı ve ihtiyati haciz kararı verilmesi için yeterli görmüştür.

3. Belgelerin Tek Başına Yeterliliği ve Destekleyici Unsurlar 

Kararların genelinde, kaptan imzalı belgelerin “teslimatı” ispatladığı, ancak “alacağın miktarını ve hukuki niteliğini” tam olarak belirlemek için diğer belgelerle birlikte değerlendirildiği görülmektedir.

Resmi Kayıtlarla Destekleme: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2019/166 E. ), teslim belgelerini gümrük yazıları, Liman Başkanlığı teyidi ve Transit Refakat Belgeleri ile birlikte değerlendirerek “şüpheye yer vermeyecek şekilde” ispatın sağlandığını belirtmiştir.

Ticari Defterler: Birçok kararda (Örn: İstanbul 17. ATM 2021/111 E. K), kaptan imzalı makbuzların yanı sıra faturaların davalının ticari defterlerine işlenmiş olması alacağın kesinleşmesinde anahtar rol oynamıştır.

İmza ve Mühür Eksikliği: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2020/357 E.), belgelerde imza olmasa dahi gemi mührünün bulunmasını ve davalının temel ilişkiyi inkar etmemesini alacağın ispatı için yeterli saymıştır.

Sonuç Yargı kararları uyarınca; gemi kaptanı tarafından mühürlenmiş yakıt teslim belgeleri ve servis formları, teslimatın ve hizmet ifasının gerçekleştiğine dair kuvvetli bir karine teşkil eder. Özellikle davalının temel ilişkiyi inkar etmediği veya kaptanın yetkisine dayalı işlemlerin söz konusu olduğu durumlarda bu belgeler ispat için yeterli görülmektedir. Ancak alacağın likitliği ve tam miktarı konusunda uyuşmazlık varsa, mahkemeler bu belgeleri fatura, gümrük kayıtları ve ticari defterlerle bir bütün olarak değerlendirme eğilimindedir.

Sık Sorulan Sorular

Kaptan imzalı Bunker Delivery Note (BDN) alacağı ispatlamak için yeterli midir?

Çoğu durumda evet, ancak tek başına her zaman kesin sonuç doğurmaz.
Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri, gemi kaptanının imzasını ve gemi mührünü taşıyan BDN’leri, yakıtın gemiye fiilen teslim edildiğinin güçlü bir karinesi olarak kabul etmektedir. Özellikle karşı taraf teslimatı açıkça inkâr edemiyorsa veya güçlü bir karşı delil sunamıyorsa, bu belgeler alacağın varlığı için yeterli görülmektedir. Bununla birlikte, alacağın tam miktarı, faiz hesapları ve ticari ilişki açısından fatura ve ticari defter kayıtlarıyla desteklenmesi ispat gücünü artırmaktadır.

Fatura veya ticari defter kaydı yoksa kaptan imzalı belgeler yine de geçerli olur mu?

Belirli koşullarda evet. Bazı yargı kararlarında, davalının ticari defterlerinde kayıt bulunmamasına rağmen, gemi kaşesi ve kaptan imzasını taşıyan belgeler teslimatın ispatı için yeterli kabul edilmiştir. Mahkemeler, deniz ticaretinin doğası gereği fiili teslimi esas almakta; özellikle gemi mührü, kaptan imzası ve temel ilişkinin inkâr edilmemesi halinde, salt defter kaydı yokluğunu alacağın reddi için yeterli görmemektedir.

Gemi kaptanının yakıt siparişi verme ve teslim belgelerini imzalama yetkisi var mıdır?

Evet. Türk Ticaret Kanunu m. 1104 uyarınca gemi kaptanı, bağlama limanı dışında geminin zorunlu ihtiyaçları için işlem yapmaya yetkilidir. Yakıt ikmali, geminin seyrini ve işletilmesini doğrudan ilgilendiren zorunlu bir ihtiyaçtır. Bu nedenle kaptan tarafından imzalanan yakıt teslim belgeleri, donatanı ve işleteni bağlayıcı nitelik taşır. Uygulamada “kaptan sadece prosedür imzaladı” savunması çoğu kez kabul edilmemektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Yakıt teslim belgeleri (BDN), servis ve iş teslim formları her ne kadar yüksek ispat gücüne sahip olsa da, bu belgelerin deniz alacağı niteliği taşıyıp taşımadığı, gemi alacaklısı hakkı doğurup doğurmadığı ve donatan mı yoksa başka bir tarafın mı sorumlu olduğu her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilir. Yanlış hukuki nitelendirme, alacağın reddine veya ihtiyati haciz talebinin başarısız olmasına yol açabilir.

Özellikle İstanbul limanları ve Tuzla bölgesinde görülen yakıt ve teknik hizmet uyuşmazlıklarında; kaptan yetkisi, imza–mühür geçerliliği, yaklaşık ispat eşiği ve destekleyici delillerin doğru kurgulanması uzmanlık gerektirir. Deniz ticaret hukuku alanında deneyimli bir avukat, hem alacağın doğru şekilde ispat edilmesini hem de gemi üzerinde etkili hukuki koruma (ihtiyati haciz, kanuni rehin hakkı) sağlanmasını mümkün kılar.

Read More

Gemi İhtiyati Haczi Kararları Nasıl ve Hangi Usulle Verilir?

Dosya Üzerinden İnceleme, Duruşma Zorunluluğu ve Teminata Dönüştürme Süreçleri

Gemi ihtiyati haczi uygulamalarında en çok merak edilen konuların başında, mahkemenin duruşma yapıp yapmayacağı, itirazların nasıl inceleneceği ve haczin teminata dönüştürülmesi sürecinin hangi usulle yürütüldüğü gelmektedir. Yargı kararları incelendiğinde, bu süreçlerin her aşamasında farklı ve bağlayıcı usul kuralları uygulandığı görülmektedir. Yanlış usulle verilen kararlar ise istinaf veya temyizde sıklıkla

1. Gemi İhtiyati Haczi Kararının Alınması Usulü

 Yargı kararları incelendiğinde, gemi ihtiyati haczi kararlarının genellikle dosya üzerinden (evrak üzerinden) inceleme yapılarak verildiği görülmektedir. İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 258/2. maddesi uyarınca, ihtiyati haciz talebini inceleyen mahkeme iki tarafı dinleyip dinlememekte serbest bırakılmıştır. Bu kapsamda:

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2024/1067  ve 2024/1068 ) kararlarında, gemi ihtiyati haczi taleplerinin dilekçeye eklenen fatura, sipariş fişi ve irsaliye gibi belgelerin incelenmesiyle, karşı tarafa haber verilmeden dosya üzerinden karara bağlandığı belirtilmiştir.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2023/1806 Karaında da gemi üzerine ihtiyati haciz konulması kararının İİK m. 258 çerçevesinde dosya üzerinden alınması usul ve yasaya uygun bulunmuştur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2013/5611 K) kararında, tekne üzerine ihtiyati haciz konulması kararının dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda verildiği kaydedilmiştir.

2. İhtiyati Haciz Kararına İtiraz ve Kararın Kaldırılması Usulü 

İhtiyati haciz kararına karşı yapılan itirazların ve bu doğrultuda kararın kaldırılması taleplerinin incelenmesinde duruşma açılması yasal bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir. İİK’nın 265/4. maddesi uyarınca mahkeme, itiraz üzerine iki tarafı davet edip gelenleri dinlemek zorundadır. Ancak iki taraf da gelmezse evrak üzerinden inceleme yapılabilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2013/10557 K, 2014/18429 , 15. Hukuk Dairesi (2013/5869) ve 14. Hukuk Dairesi (2009/10962  kararlarında, ihtiyati hacze itirazın duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karara bağlanması, hukuki dinlenilme hakkına ve İİK 265/4 maddesine aykırı bulunarak bozma nedeni sayılmıştır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi (2021/1325 ), dosya üzerinden verilen ihtiyati haciz kararına yapılan itirazın duruşma açılarak incelenmesinin kanunen zorunlu olduğunu vurgulamıştır.

Somut uygulamalarda, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2024/1067 2024/1068, 2020/1336 ) ve 43. Hukuk Dairesi (2024/481 , 2020/2041 nezdindeki dosyalarda, ilk derece mahkemelerinin itirazları değerlendirmek üzere duruşma açtığı ve tarafları dinlediği görülmektedir.

3. İhtiyati Haczin Teminata Dönüştürülmesi Usulü 

Gemi ihtiyati haczinin teminata dönüştürülmesi (teminat üzerine kaydırılması) kararları, yargı kararlarında genellikle dosya üzerinden alınan ek kararlar ile gerçekleştirilmektedir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2024/1067 K, 2024/1068, 2020/1336 ) kararlarında, borçlu vekilinin başvurusu üzerine Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1371. maddesi uyarınca ihtiyati haczin nakit veya banka teminat mektubu üzerine kaydırılmasına dosya üzerinden karar verildiği belirtilmiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2023/1567 , teminat mektubu sunulması üzerine ihtiyati haczin teminat üzerine kaydırılması işleminin dosya üzerinden bir ara karar ile yapıldığını kaydetmiştir.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2023/1806 bir kararında, teminata dönüştürme kararının başlangıçta dosya üzerinden verilmesini usulen eksik bulsa da, bu eksikliğin daha sonra yapılan duruşmalı itiraz incelemesiyle giderilebileceğine işaret etmiştir.

4. Üst Derece Mahkemelerinin İnceleme Usulü 

Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay tarafından yapılan istinaf ve temyiz incelemeleri, kural olarak dosya üzerinden gerçekleştirilmektedir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2024/1067 , 43. Hukuk Dairesi (2024/481 Kaynak) ve 12. Hukuk Dairesi (2023/604  kararlarında, istinaf incelemesinin HMK 353/1-b ve İİK 265/son maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapıldığı açıkça ifade edilmiştir.

Sık Sorulan Sorular

Gemi ihtiyati haczi kararı duruşma yapılmadan verilebilir mi?

Evet. Gemi ihtiyati haczi kararları, kural olarak dosya (evrak) üzerinden verilmektedir. İcra ve İflas Kanunu m. 258/2 uyarınca mahkeme, tarafları dinleyip dinlememe konusunda serbesttir. Uygulamada mahkemeler; fatura, sipariş fişi, irsaliye, sözleşme ve kaptan onaylı belgeleri inceleyerek, karşı tarafa önceden bildirim yapmaksızın haciz kararı verebilmektedir. Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay kararları, bu yöntemi usule uygun kabul etmektedir.

İhtiyati hacze itiraz edilirse mahkeme duruşma açmak zorunda mı?

Evet. İhtiyati hacze itiraz edilmesi halinde duruşma açılması zorunludur. İİK m. 265/4 açık hüküm içermekte olup, mahkeme itiraz üzerine tarafları davet ederek dinlemek zorundadır. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri, itirazın duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden karara bağlanmasını hukuki dinlenilme hakkının ihlali saymakta ve bu durumu kesin bozma nedeni olarak değerlendirmektedir.

Gemi haczi teminata kaydırılırken duruşma yapılır mı?

Uygulamada çoğunlukla hayır. Gemi ihtiyati haczinin teminata dönüştürülmesi talepleri, genellikle dosya üzerinden verilen ara kararlarla sonuçlandırılmaktadır. Borçlu tarafından yeterli nakit veya banka teminat mektubu sunulması halinde, mahkemeler TTK m. 1371 uyarınca haczi gemi üzerinden kaldırarak teminata kaydırabilmektedir. Ancak bazı yargı kararlarında, bu işlemin sonradan yapılan duruşmalı itiraz incelemesiyle denetlenmesi gerektiği de vurgulanmaktadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi süreçleri, usul hatasına en açık alanlardan biridir. Hangi aşamada duruşma yapılması gerektiği, hangi kararlarda dosya üzerinden incelemenin mümkün olduğu ve teminata dönüştürme sürecinin nasıl yürütüleceği, tamamen teknik ve içtihat ağırlıklı konulardır. Yanlış usulle alınan veya eksik savunulan bir karar, haczin kaldırılmasına, teminatın iadesine veya dosyanın bozulmasına yol açabilir.

Özellikle deniz ticareti uyuşmazlıklarında;

İİK–TTK–HMK hükümlerinin birlikte uygulanması,

BAM ve Yargıtay içtihatlarının yakından takibi,

itiraz ve teminat aşamalarında doğru usul stratejisinin belirlenmesi,

liman, icra ve mahkeme süreçlerinin eş zamanlı yönetilmesi uzmanlık gerektirir. Bu nedenle gemi ihtiyati haczi dosyalarında, deniz ticareti hukuku pratiğine hâkim, içtihatları bilen ve acil haciz süreçlerini yönetebilen uzman bir avukatla çalışmak, alacağın korunması açısından kritik öneme sahiptir.

Read More