Laytime ve Demurrage Uyuşmazlıkları Nasıl Hesaplanır? (Starya, Sürastarya ve Konteyner Demuraj Davalarında Yargıtay ve BAM Kararları Rehberi)

https://pbs.twimg.com/media/HCuHeaobMAAELCk.jpg
https://cdn.prod.website-files.com/649bc60a5baf71dfbdca9fde/67bb59d94b9e40c89daaffd1_Unpacking%20Port%20Congestion_%20How%20Delays%20Disrupt%20Global%20Supply%20Chains%20%282%29.jpg

Deniz ticaretinde en sık uyuşmazlık konularından biri laytime (starya / serbest süre) ve demurrage (sürastarya / gecikme ücreti) hesaplamalarıdır. Özellikle dökme yük taşımacılığı ve konteyner taşımacılığında taraflar arasında gecikme süreleri, liman yoğunluğu, hava koşulları veya gümrük işlemleri nedeniyle ciddi ihtilaflar ortaya çıkmaktadır.

Türk yargı kararları incelendiğinde bu uyuşmazlıkların sefer çarteri (voyage charter) sözleşmeleri ile konteyner taşımacılığı sözleşmelerinde farklı hukuki dinamiklere sahip olduğu görülmektedir. Bu yazıda laytime ve demurrage kavramları, Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararları ışığında ayrıntılı biçimde incelenmektedir.

Laytime ve Demurrage Kavramları Nedir?

Deniz taşıma sözleşmelerinde laytime (starya), yükleme veya boşaltma işlemlerinin tamamlanması için taşıyana tanınan sözleşmesel serbest süreyi ifade eder. Bu süre tarafların çarter sözleşmesi veya konşimento hükümleri ile belirlenir ve genellikle limanın operasyon kapasitesi, yük türü ve gemi özellikleri dikkate alınarak hesaplanır.

Laytime süresi içerisinde yükleme veya boşaltma işlemlerinin tamamlanamaması durumunda ise demurrage (sürastarya) gündeme gelir. Demurrage, laytime süresinin aşılması halinde geminin limanda beklemesi nedeniyle taşıyana ödenen ek gecikme ücretidir. Yargı kararlarında bu ücretin, taşıyanın gemiyi kullanamaması nedeniyle doğan ticari kaybı telafi etmeyi amaçladığı vurgulanmaktadır.

Konteyner taşımacılığında ise demurrage kavramı genellikle “konteyner işgaliye bedeli” olarak ortaya çıkar. Bu durumda taşıtana belirli bir free time (serbest süre) tanınır ve konteynerin limanda veya sahada bu sürenin üzerinde tutulması halinde ek ücret talep edilir.

Sefer Çarteri Sözleşmelerinde Laytime Hesaplaması

Sefer çarteri sözleşmelerinde laytime hesaplaması, çoğunlukla Statement of Facts (SOF) adı verilen olay çizelgesi ve liman kayıtları üzerinden yapılmaktadır. Mahkemeler, özellikle gemi kaptanı tarafından imzalanan SOF kayıtlarını güçlü delil olarak kabul etmektedir.

Örneğin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 2022/655 E. sayılı kararında, starya süresinin draft ölçümünün yapılmasıyla başladığı kabul edilmiştir. Aynı kararda liman yoğunluğu, talimat beklenmesi veya hava koşulları gibi nedenlerle yaşanan gecikmelerin starya süresi içinde değerlendirilebileceği belirtilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2015/8017 E. sayılı kararında ise “weather working day” şartı bulunan sözleşmelerde laytime hesabı yapılırken emsal gemilerin kayıtlarının değil doğrudan uyuşmazlığa konu geminin SOF kayıtlarının esas alınması gerektiği vurgulanmıştır.

1. Giriş ve Temel Kavramlar 

İncelenen yargı kararları doğrultusunda, deniz taşıma sözleşmelerinde laytime (starya / serbest süre) ve demurrage (sürastarya / gecikme ücreti) uyuşmazlıkları, sözleşme türüne (sefer çarteri veya konteyner taşımacılığı) göre farklı dinamiklere sahiptir. Kararlarda laytime, kanunen beklenen veya sözleşme ile kararlaştırılan yükleme/boşaltma süresi; demurrage ise bu sürenin aşılması halinde taşıyana ödenen fazladan bekleme ücreti (konteyner taşımacılığında “konteyner işgaliye bedeli”) olarak tanımlanmıştır.

2. Charterparty (Sefer Çarteri) Uyuşmazlıklarında Laytime ve Demurrage Hesaplaması 

Dökme yük ve sefer çarteri sözleşmelerinde laytime süresinin başlangıcı, kesintileri ve demuraja dönüşmesi mahkemelerce sıkı şekil şartlarına ve somut delillere (Statement of Facts – SOF, meteoroloji kayıtları) bağlanmıştır.

Sürenin Başlangıcı ve İstisnalar (Hava Koşulları ve Liman Yoğunluğu): 

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 14. Hukuk Dairesi’nin 2022/655 E.  sayılı kararında, starya süresinin draft ölçümüyle başladığı kabul edilmiş; liman yoğunluğu, talimat bekleme, yağış ve sis gibi hava koşulları ile sahil kaynaklı gecikmeler starya (laytime) süresi içinde değerlendirilmiştir. Yargıtay 11. HD’nin 2015/8017 E.  sayılı kararında ise “hava müsadeli” (weather working) şartı öngörülen sözleşmelerde, emsal gemi kayıtları yerine doğrudan uyuşmazlığa konu geminin kaptanı tarafından imzalanan olaylar çizelgesinin (SOF) esas alınacağı hükme bağlanmıştır.

“Bir Kere Demuraja Düşüldüğünde Hep Demurajda Olunur” Kuralı: Yargıtay 11. HD’nin 2018/4053 E.  sayılı kararında, laytime süresi bittikten ve gemi demuraja düştükten sonra meydana gelen yağmur ve kar gibi hava muhalefetlerinin demuraj süresini kesmeyeceği, bu sürelerin de hesaplamaya dahil edileceği açıkça belirtilmiştir.

Taşıyanın Kusuru ve Süreden İndirim: Aynı Yargıtay kararında (2018/4053 E. ), geminin 30 yaşın üzerinde olması sebebiyle Rus yetkililerin izin vermemesi sonucu oluşan 6 gün 19 saatlik gecikme davacı taşıyanın kusuru kabul edilmiş ve bu süre demuraj hesabından düşülmüştür.

Sözleşme İhlalleri ve Pişmanlık Navlunu: Yargıtay 11. HD’nin 2014/13825 E.  sayılı kararında, yükün starya süresi içinde getirilmemesi nedeniyle 13 gün 5 saatlik demuraj alacağının yanı sıra, tam navlunun 2/3’üne tekabül eden pişmanlık navlununa da hükmedilmiştir.

3. Konteyner Taşımacılığında Demuraj (Free Time) Uyuşmazlıkları Konteyner taşımacılığında demuraj, TTK m. 1207 uyarınca “navlunun teferruatı” niteliğinde olup, dolu konteynerin tahliyesinden boş iadesine kadar geçen sürenin “serbest süreyi” (free time) aşması durumunda doğmaktadır.

Serbest Süre (Free Time) ve Tarife Uyuşmazlıkları: Konşimentolarda yer alan standart tarifeler ile taraflar arasındaki e-posta yazışmaları sıklıkla çelişmektedir. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (ATM) 2018/329 E.  ve BAM 13. HD 2021/39 E.  sayılı kararlarda, konşimentoda serbest süre 7 gün yazmasına rağmen, davacının e-posta ile 25 gün serbest süre tanıması ve davalının buna göre ödeme yapması bağlayıcı kabul edilmiş, taşıyanın sonradan “sistemsel hata” diyerek süreyi 21 güne çekme talebi reddedilmiştir.

Rücu Hakkı ve Kar Marjı Yasağı: Taşıma işleri komisyoncuları (forwarder) veya akdi taşıyanlar, fiili taşıyana ödedikleri demuraj bedellerini taşıtana/gönderilene rücu edebilirler. Ancak İstanbul 17. ATM’nin 2020/419 E.  sayılı kararında vurgulandığı üzere, akdi taşıyanın fiili taşıyandan gelen demuraj faturasının üzerine “kar marjı” koyarak davalıya yansıtması hukuka aykırıdır; yalnızca fiili olarak ödenen tutar talep edilebilir.

Grace Period (Ödemesiz Dönem): İstanbul 17. ATM 2020/446 E.  sayılı kararında, navlun sözleşmesinde kararlaştırılan “grace period 48 hrs” (48 saatlik serbest süre) toplam bekleme süresinden düşülmüş ve navlun ödemesindeki gecikmelerin tek başına demuraj işlemeyeceği belirtilmiştir.

4. İstisna Hükümleri, Mücbir Sebepler ve Gecikme Nedenleri

Mücbir Sebep (Savaş ve Liman Kapanması): İstanbul 17. ATM’nin 2015/524 E. , 2015/521 E.  ve 2015/520  E. sayılı kararlarında, Libya’nın Bingazi limanına tahliye edilen konteynerler için tanınan 10 günlük serbest süre henüz dolmadan limanın iç savaş nedeniyle faaliyete kapanması “mücbir sebep” kabul edilmiş ve taşıtanın demuraj sorumluluğu ortadan kalkmıştır.

Gümrük, Ambargo ve El Koyma Süreçleri: Taşıtanlar sıklıkla gümrük gecikmeleri veya el koyma kararlarını savunma olarak sunmaktadır. Ancak İstanbul 17. ATM 2021/452 E.  sayılı kararında, emtiaya gümrük ve sulh ceza mahkemesince el konulmasında taşıyanın kusuru bulunmadığı gerekçesiyle demuraj sorumluluğu davalıya yüklenmiştir. Benzer şekilde, ambargo savunmaları da “basiretli tacir” ilkesi gereği reddedilmiştir (İstanbul 17. ATM 2023/119 E. ).

Ortak Kusur: BAM 14. HD’nin 2022/824 E.  sayılı kararında, davacı acentenin özet beyanı sehven yanlış vermesi ve davalının gümrük tescilindeki gecikmeleri “ortak ihmal” kabul edilerek demuraj faturası yarı oranında indirilmiştir.

5. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlamlar Karar metinlerinde sınırlı bilgi bulunan bazı hususlara ilişkin [İkincil Kaynak] niteliğindeki kararlardan elde edilen ek bağlamlar şunlardır:

Geçmiş Ticari Teamüllerin Etkisi: [İkincil Kaynak] İstanbul 17. ATM 2015/265 E.  sayılı kararına göre, taraflar arasında geçmiş yıllarda sözlü anlaşmayla demuraj yansıtılmamış olması, güncel konşimento tarifesine dayalı demuraj taleplerini geçersiz kılmaz.

Tehlikeli Madde (IMO) Bildirim Eksikliği: [İkincil Kaynak] İstanbul 17. ATM 2022/143 E.  sayılı kararında, taşıtanın yükün tehlikeli madde statüsünü taşıyana bildirmemesi (TTK m. 1145 ihlali) nedeniyle konteynerlerin limanda beklemesi sonucu oluşan demurajdan taşıtan sorumlu tutulmuştur. Bu durum, laytime istisnalarında yükleten kusuruna somut bir örnektir.

Gümrük ve Test İşlemlerinin Uzaması: [İkincil Kaynak] İstanbul 17. ATM 2021/484 E.  sayılı kararında, gümrük, kimyahane ve test işlemlerinin 60 gün sürmesi taşıtanı demuraj ödemekten kurtarmamış; liman sonrası resmi işlemlerden doğan gecikme riski taşıtana yüklenmiştir.

Görevli Mahkeme: [İkincil Kaynak] Yargıtay 11. HD 2015/326 E.  sayılı kararı, yükleme limanına emtianın geç getirilmesinden doğan demuraj uyuşmazlıklarının TTK m. 1119 vd. kapsamında deniz ticareti sözleşmelerine girdiğini ve Asliye Ticaret Mahkemelerinin değil, Denizcilik İhtisas Mahkemelerinin görev alanında olduğunu vurgulamaktadır.

Aktif Husumet Yokluğu: [İkincil Kaynak] BAM 13. HD 2020/1299 E.  sayılı kararı, acentelerin taşıyıcı adına oluşan demuraj alacakları için kendi adlarına doğrudan dava açamayacaklarını, davanın taşıyıcıya “izafeten” açılması gerektiğini usuli bir kural olarak ortaya koymuştur.

Sık Sorulan Sorular

Laytime (starya) nedir?

Laytime, geminin yükleme veya boşaltma işlemlerini tamamlayabilmesi için sözleşme ile belirlenen serbest süredir. Bu süre geminin limana varmasından sonra başlar ve sözleşmede belirtilen süre boyunca devam eder. Laytime süresi içinde yükleme veya boşaltma işlemlerinin tamamlanması halinde taşıtan herhangi bir gecikme ücreti ödemez.

Demurrage (sürastarya) nasıl hesaplanır?

Demurrage, laytime süresinin aşılması halinde geminin limanda beklemesi nedeniyle oluşan gecikme ücretidir. Hesaplama yapılırken genellikle SOF kayıtları, liman operasyon kayıtları ve meteoroloji verileri dikkate alınır. Laytime süresi dolduktan sonra gemi demuraja düşer ve gecikme süresi günlük demuraj tarifesi üzerinden hesaplanır.

Konteyner taşımacılığında demuraj nedir?

Konteyner taşımacılığında demuraj, dolu konteynerin tahliye edilmesinden sonra boş konteynerin belirlenen free time süresi içinde iade edilmemesi halinde ödenen gecikme ücretidir. Bu ücret genellikle liman tarifeleri veya konşimento şartlarına göre hesaplanır.

Gümrük işlemleri demuraj sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?

Genellikle hayır. Mahkeme kararlarına göre gümrük işlemleri veya test süreçleri nedeniyle yaşanan gecikmeler çoğu zaman taşıtanın sorumluluğunda kabul edilmektedir. Bu nedenle gümrük işlemleri çoğu durumda demuraj sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Demuraj davalarında hangi mahkeme görevlidir?

Deniz taşıma sözleşmelerinden doğan demuraj uyuşmazlıkları deniz ticareti sözleşmesi kapsamında değerlendirilir ve genellikle Denizcilik İhtisas Mahkemelerinde görülür.

Neden Uzman Deniz Ticaret Hukuku Avukatı Desteği Gerekli?

Deniz taşımacılığı uyuşmazlıkları hem teknik hem de hukuki açıdan oldukça karmaşıktır. Laytime ve demurrage hesaplamaları çoğu zaman SOF kayıtları, liman operasyon verileri, meteorolojik kayıtlar ve çarter sözleşmesi hükümlerinin birlikte değerlendirilmesini gerektirir.

Bu nedenle deniz taşımacılığı davalarında uzman bir deniz ticaret hukuku avukatı ile çalışmak büyük önem taşır. Özellikle gemi sahipleri, armatörler, taşıma işleri organizatörleri ve lojistik şirketleri için bu tür davalar ciddi mali riskler doğurabilir.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, deniz ticaret hukuku alanındaki deneyimi ile laytime ve demurrage uyuşmazlıklarında profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Özellikle İstanbul deniz ticaret hukuku avukatı, İstanbul deniz ticaret avukatı, Tuzla deniz hukuku avukatı, Gebze deniz ticareti avukatı ve Yalova deniz hukuku avukatı arayan şirketler için deniz taşımacılığı sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda etkin danışmanlık ve dava hizmeti sağlanmaktadır.

Deniz ticareti davalarında doğru hukuki stratejinin belirlenmesi, sözleşme hükümlerinin doğru yorumlanması ve teknik delillerin doğru şekilde sunulması davanın sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle deniz taşımacılığı alanında ortaya çıkan uyuşmazlıklarda uzman bir deniz ticaret hukuku avukatı ile hareket edilmesi hak kayıplarını önlemek açısından kritik önem taşımaktadır.

What Are the Concepts of Laytime and Demurrage?

In maritime transport contracts, laytime refers to the contractually agreed free time granted to the charterer for completing loading or discharge operations. This period is determined by the parties through the charterparty agreement or bill of lading provisions and is generally calculated by taking into account the operational capacity of the port, the type of cargo, and the characteristics of the vessel.

If loading or discharge operations cannot be completed within the laytime period, demurrage arises. Demurrage is the additional delay fee paid to the carrier for the time the vessel remains at the port beyond the laytime period. Court decisions emphasize that this fee aims to compensate the carrier for the commercial loss resulting from the vessel being unable to operate elsewhere during the waiting period.

In container transportation, the concept of demurrage usually appears as “container detention or terminal storage charges.” In such cases, the consignee is granted a certain free time, and if the container remains at the terminal or yard beyond this period, additional charges are imposed.

Calculation of Laytime in Voyage Charter Agreements

In voyage charter agreements, the calculation of laytime is generally based on the Statement of Facts (SOF) and port records. Courts consider the SOF, especially when signed by the vessel’s master, as a strong evidentiary document.

For instance, in the decision of the 14th Civil Chamber of the Istanbul Regional Court of Appeal (BAM), File No. 2022/655, it was accepted that the laytime period commenced upon the completion of draft survey measurements. The same decision stated that delays caused by port congestion, waiting for instructions, rainfall, fog, and other weather conditions or shore-related delays may be considered within the laytime period.

Similarly, in the decision of the 11th Civil Chamber of the Court of Cassation, File No. 2015/8017, it was emphasized that in contracts containing a “weather working day” clause, the laytime calculation should be based not on records of comparable vessels but on the Statement of Facts signed by the master of the vessel involved in the dispute.

1. Introduction and Fundamental Concepts

Based on the examined court decisions, disputes concerning laytime (free time for loading/discharge) and demurrage (delay compensation) in maritime transport contracts have different dynamics depending on the type of contract, particularly whether the contract is a voyage charter or involves container transportation.

Court decisions define laytime as the legally expected or contractually agreed period for loading and unloading, whereas demurrage is defined as the additional waiting fee payable to the carrier if this period is exceeded (referred to as “container detention charges” in container transportation).

2. Calculation of Laytime and Demurrage in Charterparty (Voyage Charter) Disputes

In voyage charter contracts for bulk cargo transportation, the commencement of laytime, interruptions to laytime, and its transition into demurrage are evaluated by courts based on strict procedural requirements and concrete evidence, particularly the Statement of Facts (SOF) and meteorological records.

Commencement of Laytime and Exceptions (Weather Conditions and Port Congestion)

In the decision of the 14th Civil Chamber of the Istanbul Regional Court of Appeal (File No. 2022/655), it was held that laytime begins with the draft survey measurement. Delays due to port congestion, waiting for instructions, rainfall, fog, and other weather conditions, as well as shore-related delays, were considered to fall within the laytime period.

In another decision of the 11th Civil Chamber of the Court of Cassation (File No. 2015/8017), it was ruled that where the contract includes a “weather working day” clause, the laytime calculation must rely on the Statement of Facts signed by the master of the vessel concerned, rather than records of comparable vessels.

The Rule: “Once on Demurrage, Always on Demurrage”

According to the decision of the 11th Civil Chamber of the Court of Cassation (File No. 2018/4053), once the laytime period has expired and the vessel has entered into demurrage, subsequent weather interruptions such as rain or snow do not suspend the demurrage period, and such periods are also included in the calculation.

Carrier’s Fault and Deduction from Demurrage

In the same decision (File No. 2018/4053), the vessel being over 30 years old resulted in Russian authorities refusing permission for the vessel to operate. The resulting delay of 6 days and 19 hours was considered the fault of the carrier, and therefore this period was deducted from the demurrage calculation.

Breach of Contract and Deadfreight

In the decision of the 11th Civil Chamber of the Court of Cassation (File No. 2014/13825), where the cargo was not delivered within the laytime period, the court awarded 13 days and 5 hours of demurrage in addition to deadfreight amounting to two-thirds of the full freight.

3. Demurrage (Free Time) Disputes in Container Transportation

In container transportation, demurrage is considered an accessory to freight under Article 1207 of the Turkish Commercial Code (TCC) and arises when the time between the discharge of the loaded container and the return of the empty container exceeds the granted free time.

Free Time and Tariff Disputes

Bills of lading often contain standard tariffs, but these may conflict with email correspondence between the parties. In the decisions of the Istanbul 17th Commercial Court of First Instance (File No. 2018/329) and the 13th Civil Chamber of the Istanbul Regional Court of Appeal (File No. 2021/39), although the bill of lading indicated a 7-day free time, the claimant had granted 25 days of free time via email, and the defendant had made payment accordingly. The court held that the carrier could not later reduce the period to 21 days by claiming a “system error.”

Right of Recourse and Prohibition of Profit Margin

Freight forwarders or contractual carriers may seek recourse from the shipper or consignee for demurrage amounts paid to the actual carrier. However, the Istanbul 17th Commercial Court (File No. 2020/419) ruled that the contractual carrier cannot add a profit margin to the demurrage invoice issued by the actual carrier, and may only claim the amount actually paid.

Grace Period

In the decision of the Istanbul 17th Commercial Court (File No. 2020/446), a contractual 48-hour grace period was deducted from the total waiting time, and it was held that delays in freight payment alone do not automatically trigger demurrage.

4. Exceptions, Force Majeure, and Causes of Delay

Force Majeure (War and Port Closure)

In the decisions of the Istanbul 17th Commercial Court (Files No. 2015/524, 2015/521, and 2015/520), containers discharged at the port of Benghazi in Libya were granted 10 days of free time, but the port ceased operations due to civil war before the free time expired. The court accepted this situation as force majeure and ruled that the shipper was not liable for demurrage.

Customs, Embargoes, and Seizure

Shippers often argue that customs delays or seizure decisions should exempt them from demurrage. However, in the Istanbul 17th Commercial Court decision (File No. 2021/452), demurrage liability was imposed on the defendant because the seizure of goods by customs authorities and the criminal court did not involve any fault of the carrier. Similarly, embargo defenses were rejected under the principle of the prudent merchant (Istanbul 17th Commercial Court, File No. 2023/119).

Contributory Fault

In the decision of the 14th Civil Chamber of the Istanbul Regional Court of Appeal (File No. 2022/824), the claimant’s agent submitted an incorrect summary declaration while the defendant delayed customs registration. The court found joint negligence and reduced the demurrage invoice by 50 percent.

5. Additional Context from Secondary Sources

Due to limited information in some court decisions, additional context from secondary source decisions reveals the following:

Effect of Past Commercial Practices

According to the Istanbul 17th Commercial Court decision (File No. 2015/265), the fact that demurrage had not been charged in previous years based on verbal agreements does not invalidate current demurrage claims based on bill of lading tariffs.

Failure to Notify Dangerous Cargo (IMO)

In the Istanbul 17th Commercial Court decision (File No. 2022/143), the shipper’s failure to inform the carrier that the cargo was classified as dangerous goods (violation of TCC Article 1145) caused the containers to remain at the port. As a result, the shipper was held responsible for the demurrage.

Prolonged Customs and Testing Procedures

In the Istanbul 17th Commercial Court decision (File No. 2021/484), customs, laboratory, and testing procedures lasted 60 days, but this delay did not exempt the shipper from demurrage liability. The court ruled that delays caused by post-port official procedures fall within the risk of the shipper.

Competent Court

According to the Court of Cassation 11th Civil Chamber decision (File No. 2015/326), disputes arising from demurrage due to late delivery of cargo to the loading port fall under maritime transport contracts pursuant to TCC Articles 1119 et seq., and therefore fall within the jurisdiction of Specialized Maritime Courts rather than general Commercial Courts.

Lack of Active Standing

The 13th Civil Chamber of the Istanbul Regional Court of Appeal (File No. 2020/1299) held that shipping agents cannot file demurrage claims in their own name, but must file the lawsuit on behalf of the carrier, establishing an important procedural rule regarding standing.

Read More

Gemiler İçin Yetkilendirilmiş Kuruluşlar Yönetmeliği: Türk Bayraklı Gemilerin Sörvey, Denetim ve Sertifikalandırma Sistemi

https://www.nautilusshipping.com/_next/image?q=75&url=https%3A%2F%2Fdocs.nautilusshipping.com%2Fwp-content%2Fuploads%2F2025%2F09%2FiStock-1090193316.jpg&w=1200
https://images.marinelink.com/images/maritime/bureau-veritas-9309.jpg

Denizcilik faaliyetleri, yüksek risk içeren ve uluslararası standartlara sıkı biçimde bağlı olan bir sektördür. Gemilerin güvenli şekilde işletilmesi yalnızca gemi sahiplerinin sorumluluğunda değildir; aynı zamanda devletler de bayrak devleti sorumluluğu kapsamında gemilerin teknik güvenliğini ve uluslararası sözleşmelere uygunluğunu denetlemekle yükümlüdür. Türkiye’de bu denetim sistemi büyük ölçüde “Gemiler İçin Yetkilendirilmiş Kuruluşlar Yönetmeliği” ile düzenlenmiştir.

Bu yönetmelik; Türk bayraklı gemilerin inşa, tadilat, bakım ve işletme süreçlerinde uygulanacak teknik standartların kontrol edilmesi, sörveylerin yapılması, sertifikaların düzenlenmesi ve klas işlemlerinin yürütülmesi için Bakanlık adına faaliyet gösterecek kuruluşların belirlenmesi ve denetlenmesine ilişkin ayrıntılı kuralları içermektedir. Yönetmelik ayrıca bu kuruluşların sorumluluklarını, denetim süreçlerini ve yetkilerinin askıya alınması veya iptali gibi yaptırım mekanizmalarını da düzenlemektedir.

Aşağıda yönetmeliğin tüm önemli hükümleri ayrıntılı şekilde ve ilgili maddeleri belirtilerek incelenmiştir.

Yönetmeliğin Amacı

Gemiler İçin Yetkilendirilmiş Kuruluşlar Yönetmeliği’nin temel amacı, ulusal ve uluslararası sularda denizde can ve mal emniyetinin sağlanması ile deniz kirliliğinin önlenmesine yönelik teknik denetim sisteminin oluşturulmasıdır. Denizcilik sektöründe gemilerin güvenli şekilde işletilebilmesi için gemilerin belirli teknik standartlara uygun olması zorunludur. Bu standartlar hem ulusal mevzuatta hem de Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde düzenlenmiştir.

Bu kapsamda yönetmelik, Türk bayraklı gemilerin yapım, onarım, tadilat ve kullanım aşamalarında uygulanması gereken asgari güvenlik ve yeterlik kriterlerinin denetlenmesi amacıyla test, sörvey, plan onayı ve sertifikalandırma hizmetlerinin yürütülmesini sağlayacak kuruluşların seçilmesi ve yetkilendirilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektedir. Bu kuruluşlar Bakanlık adına hareket eder ve gemilerin uluslararası denizcilik standartlarına uygunluğunu denetler. Yönetmelik ayrıca bu kuruluşların nasıl denetleneceğini, hangi şartlarda yetkilerinin iptal edileceğini ve faaliyetlerinin nasıl yürütüleceğini de düzenler. (Yönt. m.1)

Yönetmeliğin Kapsamı

Yönetmelik, Türk bayraklı gemilerin teknik denetimi ve sertifikalandırılması için Bakanlık tarafından yetkilendirilen Türk veya yabancı tüzel kişileri kapsamaktadır. Bu kuruluşlar genellikle uluslararası alanda faaliyet gösteren klas kuruluşlarıdır ve gemilerin teknik standartlara uygunluğunu denetleyen uzman kurumlardır.

Bu kapsamda yönetmelik; gemilerin doğrudan işletilmesini değil, gemiler üzerinde denetim yapan kuruluşların yetkilendirilmesi, görevleri, sorumlulukları ve denetim mekanizmalarını düzenlemektedir. Yetkilendirilmiş kuruluşlar, gemilerin uluslararası sözleşmelere uygunluğunu kontrol eder ve bu doğrultuda gerekli sertifikaları düzenler. Bu sistem sayesinde devlet, denetim görevini tamamen kendisi yürütmek yerine teknik kapasitesi yüksek uluslararası kuruluşlardan yararlanarak bayrak devleti denetimini daha etkin bir şekilde yerine getirir. (Yönt. m.2)

Yönetmeliğin Hukuki Dayanağı

Yönetmelik, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına denizcilik alanında düzenleme yapma yetkisi veren çeşitli mevzuat hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır. Bu kapsamda özellikle 655 sayılı Ulaştırma ve Altyapı Alanına İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yönetmeliğin temel hukuki dayanağını oluşturmaktadır.

Bu düzenlemeler, Bakanlığa denizcilik faaliyetlerinin düzenlenmesi, gemi güvenliğinin sağlanması, uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve gemi denetim sisteminin kurulması konusunda geniş idari yetkiler tanımaktadır. Yönetmelik de bu yetkiler çerçevesinde hazırlanarak yürürlüğe konulmuştur. (Yönt. m.3)

Yönetmelikte Yer Alan Temel Tanımlar

Yönetmeliğin uygulanmasında kullanılan bazı kavramların doğru anlaşılması büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle yönetmelikte çok sayıda teknik kavram ayrıntılı şekilde tanımlanmıştır.

Örneğin “gemi”, yalnızca kendi kendine hareket edebilen araçları değil, suda hareket etmesi gereken ve yüzme özelliğine sahip tüm deniz araçlarını kapsayacak şekilde tanımlanmıştır. Bu tanım, platformlar, çeşitli hizmet gemileri ve bazı özel deniz araçlarını da kapsam içine almaktadır.

Bunun yanında yönetmelikte “sörvey”, gemilerin ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmelere uygunluğunu belirlemek amacıyla yapılan teknik inceleme ve denetimleri ifade eder. Sörvey işlemleri geminin yapısal durumu, makine sistemleri, güvenlik ekipmanları ve çevre koruma sistemleri gibi birçok unsuru kapsar.

Yönetmelikte ayrıca “klas sertifikası”, bir geminin yapısal ve teknik özelliklerinin belirli klas kurallarına uygun olduğunu gösteren belge olarak tanımlanmıştır. Bu sertifika, geminin uluslararası standartlara uygun şekilde inşa edildiğini ve işletildiğini gösteren önemli bir teknik belgedir.

Yönetmelikte ayrıca Tanınmış Kuruluş (Recognized Organization) kavramı da düzenlenmiştir. Tanınmış kuruluşlar, IMO tarafından kabul edilen Tanınmış Kuruluşlar Kodu (Recognized Organizations Code) kapsamında faaliyet gösteren ve bayrak devletleri tarafından yetkilendirilen kuruluşlardır. (Yönt. m.4)

Yetkilendirilme Talebi ve Başvuru Süreci

Bakanlık adına gemi denetimi ve sertifikalandırma hizmeti yürütmek isteyen kuruluşların öncelikle yetkilendirilme talebinde bulunmaları gerekmektedir. Bu talep kapsamında kuruluşların teknik yeterliliklerini, organizasyon yapılarını ve personel kapasitelerini gösteren çeşitli bilgi ve belgeleri Bakanlığa sunmaları zorunludur.

Başvuru dosyasında genellikle kuruluşun organizasyon yapısı, kalite yönetim sistemi, teknik altyapısı, sörveyör kadrosu, uluslararası standartlara uygunluğu ve denizcilik alanındaki deneyimi gibi unsurlar yer alır. Bu belgeler, kuruluşun gemi denetimi ve sertifikalandırma faaliyetlerini güvenilir şekilde yürütüp yürütemeyeceğinin değerlendirilmesi açısından önem taşır.

Sınırlı yetkili kuruluş olmak isteyen kuruluşların ise ayrıca Bakanlık tarafından belirlenen özel kriterleri karşılamaları gerekmektedir. (Yönt. m.5)

Başvuruların Denetlenmesi ve İnceleme Süreci

Yetkilendirilme talebinde bulunan kuruluşlar yalnızca belge üzerinden değerlendirilmez. Bakanlık tarafından oluşturulan İnceleme, Tespit ve Denetim Komisyonu (İTDK) başvuru sürecinde önemli bir rol oynar.

Bu komisyon, kuruluşların sunduğu belgeleri incelemekle kalmaz; aynı zamanda kuruluşun merkez ofisini ve varsa bölge ofislerini yerinde denetleyerek teknik kapasitesini değerlendirir. Denetimler sırasında kuruluşun teknik ekipmanı, personel yeterliliği ve organizasyon yapısı incelenir.

Komisyonun hazırladığı rapor daha sonra Bakanlığa sunulur ve yetkilendirme kararının verilmesinde esas alınır. (Yönt. m.6)

Yetkilendirme Kararı ve Karar Komisyonu

Yetkilendirme kararları Bakanlık bünyesinde oluşturulan Karar Komisyonu tarafından verilir. Bu komisyonun yapısı oldukça üst düzey yöneticilerden oluşmaktadır ve kararlar çoğunlukla alınır.

Komisyon; Bakan Yardımcısı, Denizcilik Genel Müdürü, Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü ve Tersaneler ve Kıyı Yapıları Genel Müdürü gibi üst düzey yöneticilerden oluşur. Bu yapı, yetkilendirme kararlarının hem teknik hem de hukuki açıdan titizlikle değerlendirilmesini sağlamaktadır.

Komisyonun verdiği karar doğrultusunda kuruluşun yetkilendirilip yetkilendirilmeyeceği belirlenir. (Yönt. m.7)

Yetkilendirme Protokolü

Yetkilendirme kararı olumlu olan kuruluşlar ile Bakanlık arasında yetkilendirme protokolü imzalanır. Bu protokol, kuruluşun Bakanlık adına hangi görevleri yerine getireceğini ve tarafların karşılıklı sorumluluklarını belirleyen temel hukuki belgedir.

Protokol hazırlanırken IMO tarafından yayımlanan Recognized Organizations Code hükümleri ve uluslararası denizcilik standartları dikkate alınır. Yetkilendirme protokolünün süresi en fazla on yıl olabilir. (Yönt. m.8)

Türk Bayraklı Gemilerin Kayıt Sistemi

Yetkilendirilmiş kuruluşlar, kayıt altına aldıkları Türk bayraklı gemilere ilişkin tüm teknik bilgileri kaydetmek zorundadır. Bu kayıt sistemi, gemilerin teknik geçmişinin izlenmesi ve denetim süreçlerinin şeffaf şekilde yürütülmesi açısından büyük önem taşır.

Kayıt sisteminde geminin sörvey geçmişi, tespit edilen eksiklikler, yapılan düzeltmeler, düzenlenen sertifikalar ve teknik değişiklikler gibi bilgiler yer alır. Bu bilgiler hem Bakanlığın incelemesine hem de liman devleti denetimlerinde yabancı idarelerin incelemesine açık tutulur. (Yönt. m.9)

Liman Devleti Denetimleri ve Yükümlülükler

Yetkilendirilmiş kuruluşlar, kayıtları altında bulunan gemilerin liman devleti denetimlerinde tespit edilen eksikliklerini takip etmekle yükümlüdür. Liman devleti denetiminde geminin tutulması veya ciddi eksiklikler tespit edilmesi halinde kuruluşun Bakanlığı derhal bilgilendirmesi gerekir.

Bu kapsamda kuruluşlar, liman devleti denetimlerinde ortaya çıkan eksikliklerin giderilip giderilmediğini takip etmek ve gerekli raporları Bakanlığa sunmakla yükümlüdür. (Yönt. m.16)

Mali Sorumluluk ve Sigorta Yükümlülüğü

Yetkilendirilmiş kuruluşların yaptığı sörvey ve sertifikalandırma işlemlerinden doğabilecek zararlar nedeniyle hukuki sorumlulukları bulunmaktadır. Bu nedenle yönetmelik kapsamında kuruluşların mesleki sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur.

Uluslararası sefer yapan gemiler için sörvey hizmeti veren kuruluşların en az 5 milyon TL tutarında mesleki sorumluluk sigortası yaptırması gerekmektedir. Bu sigorta, kuruluşların faaliyetleri sonucunda doğabilecek zararların karşılanmasını amaçlamaktadır. (Yönt. m.22)

Yetkilendirilmiş Kuruluşların Denetimi

Bakanlık, yetkilendirilmiş kuruluşların faaliyetlerini düzenli olarak denetler. Bu denetimler genellikle iki yılda bir yapılır ancak gerekli görüldüğünde daha sık da gerçekleştirilebilir.

Denetimler sırasında kuruluşların sörvey faaliyetleri, sertifikalandırma işlemleri, personel yeterliliği ve teknik prosedürleri incelenir. Ayrıca gemiler üzerinde yapılan planlı denetimlerin bir kısmına Bakanlık personeli de katılabilir. (Yönt. m.25)

Yetkilendirilmiş kuruluş nedir?

Yetkilendirilmiş kuruluş, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından gemiler üzerinde teknik denetim, sörvey ve sertifikalandırma işlemlerini gerçekleştirmek üzere yetkilendirilen kuruluştur. Bu kuruluşlar genellikle uluslararası klas kuruluşlarıdır ve gemilerin ulusal mevzuat ile uluslararası sözleşmelere uygunluğunu denetler. Geminin yapımından işletilmesine kadar birçok teknik inceleme bu kuruluşlar tarafından gerçekleştirilir.

Klas sertifikası neden önemlidir?

Klas sertifikası, bir geminin yapısal ve teknik özelliklerinin belirli klas kurallarına uygun olduğunu gösteren önemli bir teknik belgedir. Uluslararası sefer yapan birçok geminin klas sertifikasına sahip olması zorunludur. Bu sertifika sayesinde geminin uluslararası güvenlik standartlarına uygun olduğu kabul edilir ve gemi uluslararası limanlarda faaliyet gösterebilir.

Sörvey işlemleri hangi konuları kapsar?

Sörvey işlemleri geminin gövdesi, makine sistemi, güvenlik ekipmanları, yangın önleme sistemleri, çevre koruma sistemleri ve navigasyon ekipmanları gibi birçok teknik unsuru kapsar. Bu denetimler geminin ulusal ve uluslararası kurallara uygunluğunu belirlemek amacıyla yapılır ve sonucunda gerekli sertifikalar düzenlenir.

Neden Uzman Denizcilik Hukuku Avukatı Desteği Gerekli?

Denizcilik mevzuatı yalnızca ulusal düzenlemelerden oluşmaz; aynı zamanda IMO sözleşmeleri, uluslararası denizcilik kodları ve klas kuralları gibi çok sayıda teknik düzenlemeyi içerir. Bu nedenle gemi sahipleri, işletmeciler ve denizcilik şirketleri çoğu zaman karmaşık hukuki sorunlarla karşılaşabilmektedir.

Özellikle klas sertifikalarının iptali, liman devleti denetimlerinde geminin tutulması, gemi kazaları ve yetkilendirilmiş kuruluşların sorumluluğu gibi durumlarda uzman denizcilik hukuku avukatlarından destek alınması büyük önem taşır. Uzman hukuki destek sayesinde gemi sahipleri hem idari yaptırımlardan korunabilir hem de uluslararası denizcilik mevzuatına uygun şekilde faaliyetlerini sürdürebilir.

Read More

Gemiye Verilen Hangi Hizmetler ve Malzemeler “Deniz Alacağı” Sayılır?

Yasal Çerçeve ve Deniz Alacağı Tanımı 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1352/1-l maddesi uyarınca; geminin işletilmesi, yönetimi, korunması veya bakımı için sağlanan eşya, malzeme, kumanya, yakıt, konteynerler dâhil teçhizat ve bu amaçlarla verilen hizmetlerden doğan istemler “deniz alacağı” olarak kabul edilmektedir. Yargı kararları, bu hükmün kapsamını geniş bir yelpazede ele alarak; geminin denize, yola ve yüke elverişli şekilde ticari faaliyetlerini sürdürebilmesi için yapılan her türlü mal teslimi ve hizmet ifasını bu kapsamda değerlendirmektedir.

2. Hizmet ve Teçhizat Türlerine Göre Somut Uygulamalar

Kumanya ve İhtiyaç Malzemeleri: İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2025/713 E. K) ve İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi (2016/745 E. K) kararlarında; gemiye teslim edilen meyve, sebze, et, gıda ve dayanıklı tüketim malzemeleri gibi kumanya tedarik hizmetleri doğrudan TTK m. 1352/1-l kapsamında deniz alacağı olarak nitelendirilmiştir. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2016/710 E. K) de mürettebata verilen yemek hizmetini bu kapsamda değerlendirmiştir.

Yakıt ve Akaryakıt Tedariki: İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi (2020/418 E. K ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (2018/384 E. K) kararlarında, geminin işletilmesi için sağlanan yakıt ve akaryakıt bedellerinin deniz alacağı olduğu ve bu alacakların gemi alacaklısı hakkı verebileceği teyit edilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (1998/8202 E.) de finansal kiralama konusu gemilerde dahi yakıt alacağının gemi alacağı niteliğinde olduğunu ve kanuni rehin hakkı doğurduğunu belirtmiştir.

Bakım, Onarım ve Yedek Parça: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi (2024/1905 E. ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2023/1806 E.  tersanede verilen bakım, onarım ve tamir hizmetlerini deniz alacağı olarak kabul etmiştir. İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/949 E. K) gemiye sağlanan yedek parçaları, İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi (2024/683 E. ise gemi için üretilen “towing pin” gibi özel ekipman ve sistemleri TTK m. 1352/1-l kapsamında değerlendirmiştir.

Bağlama, Koruma ve Liman Hizmetleri: İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi (2025/894 E. , yat bağlama sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri geminin korunması ve bakımı kapsamında deniz alacağı saymıştır. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2019/435 E. ) ise geminin tersanede bağlı kaldığı sürede sağlanan iskele kirası, elektrik temini, iş güvenliği personeli, yangın önleme ve palamar hizmetlerini geminin emniyetle korunması için zorunlu hizmetler olarak kabul ederek bedellerine hükmetmiştir. Rekabet Kurulu’nun bir kararında (20-48/666-291 da römorkaj, pilotaj ve atık alım gibi hizmetlerin geminin güvenli seyri için zorunlu olduğu vurgulanmıştır.

3. Görevli Mahkeme ve Usuli Değerlendirmeler

 İncelenen kararların büyük çoğunluğunda (Örn: İstanbul 1. ATM 2018/408 E. Kaynak, İstanbul 18. ATM 2020/247 E. ), uyuşmazlığın TTK m. 1352/1-l kapsamında bir deniz alacağı olması durumunda, davanın Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla hareket eden Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmesi gerektiği vurgulanarak görevsizlik kararları verilmiştir. Ancak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi (2023/1415 E.), tersanede meydana gelen bir zararın tazmini istemini deniz ticaretinden ziyade genel “eser sözleşmesi” kapsamında görerek genel mahkemelerin görevli olduğuna işaret etmiştir.

4. Sorumluluk ve İstisnalar

Donatan ve Kiracı Ayrımı: Bandırma 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (2014/596 E. K) ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2018/5342 E. kararlarında, “Gencon Charter Party” gibi sözleşmeler uyarınca tamir, bakım ve personel giderlerinden donatanın değil, kiracının sorumlu olduğu durumlarda, bu alacakların donatana karşı deniz alacağı/rehin hakkı doğurmayabileceği hükme bağlanmıştır.

Zaruret Şartı: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin bazı kararlarında (2014/17666 E.  2023/556 E. kaptanın yaptığı harcamaların gemi alacağı niteliği kazanabilmesi için “zaruret” halinin bulunması ve bu harcamaların geminin muhafazası veya yolculuğun tamamlanması için zorunlu olması gerektiği, günlük tüketim veya yeni sefer hazırlığına yönelik malzemelerin bu kapsamda değerlendirilemeyebileceği belirtilmiştir.

Somut Bağlam: Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi (2023/23 E. gemiye özgü olmayan, sadece bir “motor bloğu satışı”na ilişkin uyuşmazlığı, geminin bakımı veya korunması kapsamında görmeyerek deniz alacağı saymamıştır.

5. İkincil Kaynaklar İkincil kaynaklar, karar metinlerinde sınırlı bilgi olduğunda şu ek bağlamları sağlamaktadır:

TUGS ve Vergi İstisnası: Bir özelgede (08.01.2018), çıplak kira sözleşmelerinde yakıt, yağ, bakım-onarım ve personel giderlerinin kiracı tarafından karşılanmasının işletme kazancı ve vergi istisnası bağlamındaki önemi vurgulanmıştır.

Hizmetlerin Kapsamı: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/344 E. ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesi (2021/1382 E.  dosyalarında; elektrik, su, yangın gözcüsü, havuzlama ve rıhtım bekleme ücreti gibi kalemlerin geminin korunması için zorunlu olduğu iddia edilmiş, ancak bu davalar usuli nedenlerle (açılmamış sayılma veya bilirkişi raporundaki eksiklikler) esastan nihayete ermemiştir.

Arıza Sonrası Giderler: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2009/3591 E. ), ana makine arızası sonrası yapılan römorkör, motor servisi ve sörvey raporu giderlerini donatanın ödemesi gereken zorunlu harcamalar olarak kabul etmiş, ancak bunların kanuni rehin hakkı verip vermediği hususunda ispat durumuna göre farklı değerlendirmeler yapmıştır.

Bu rapor, sunulan yargı kararları ve yanıtlar çerçevesinde hazırlanmış olup, TTK m. 1352/1-l kapsamındaki alacakların geniş bir hizmet ve malzeme grubunu kapsadığını, ancak sorumluluk ve rehin hakkı noktasında sözleşme şartları ile zaruret halinin mahkemelerce titizlikle incelendiğini göstermektedir.

Gemiye verilen kumanya, yakıt ve günlük ihtiyaçlar deniz alacağı mıdır?

Evet. Yargı kararlarında; gemiye teslim edilen gıda, kumanya, meyve–sebze, et ürünleri, mürettebat yemek hizmeti, ayrıca yakıt ve akaryakıt tedariki açık şekilde deniz alacağı kabul edilmiştir. Hatta finansal kiralama konusu gemilerde dahi yakıt alacağı için gemi alacaklısı hakkı ve kanuni rehin tanınmıştır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Deniz alacağı dosyaları; İstanbul, Tuzla, Tuzla Tersanesi, Haydarpaşa, Ambarlı, Pendik, Aliağa gibi limanlar özelinde çok teknik uyuşmazlıklar doğurur.
Yanlış hukuki nitelendirme yapılırsa:

Görevli mahkeme hatalı seçilir,

Deniz alacağı varken rehin hakkı kaybedilir,

İhtiyati haciz ve teminat süreçleri boşa düşer,

Alacak tahsili yıllarca gecikir. Bu nedenle, deniz ticareti uygulamasına hâkim, liman–tersane pratiğini bilen ve içtihatları yakından takip eden bir hukuk ekibiyle çalışmak kritik önemdedir. Özellikle İstanbul ve Tuzla merkezli deniz uyuşmazlıklarında, 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz alacakları, gemi ihtiyati haczi ve tersane kaynaklı uyuşmazlıklarda uzmanlaşmış yaklaşımıyla sürecin doğru yönetilmesini sağlar.

Read More

Müşterek Avarya ve Garame Payı Nedir? Deniz Sigortası, Kira Kaybı ve Dispeç Sürecinde Haklarınızı Biliyor Musunuz?

Deniz ticaretinde büyük hasar olayları, çatmalar, yangınlar, makine arızaları veya karaya oturma gibi durumlarda ortaya çıkan zararların paylaşımı özel bir hukuki rejime tabidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.1272–1285 hükümleri uyarınca müşterek avarya, ortak bir deniz sergüzeştine katılan gemi, yük ve navlunu tehdit eden tehlikeyi bertaraf etmek amacıyla bilinçli ve makul şekilde yapılan olağanüstü fedakârlık ve giderleri ifade eder. Bu giderlerin taraflar arasında değerleri oranında paylaştırılmasına ise garame denir.

Örneğin 100 milyon TL değerinde bir gemi, 200 milyon TL değerinde yük ve 20 milyon TL navlun ile sefere çıkmışken şiddetli fırtınaya yakalansın. Batma tehlikesi doğması üzerine kaptan, gemiyi ve kalan yükü kurtarmak amacıyla 30 milyon TL değerindeki bazı konteynerleri denize attırmış ve ayrıca 10 milyon TL tutarında römorkör-kurtarma gideri yapmış olsun. Bu 40 milyon TL’lik olağanüstü zarar, ortak tehlikeyi önlemek amacıyla yapıldığı için müşterek avarya sayılır.

Bu durumda zarar yalnızca denize atılan yük sahibine yüklenmez. Toplam sergüzeşt değeri 320 milyon TL olduğundan, 40 milyon TL’lik müşterek avarya gideri taraflar arasında değerleri oranında paylaştırılır (garame). Oransal olarak herkes yaklaşık %12,5 katkı yapar: gemi sahibi 12,5 milyon TL, yük sahipleri toplam 25 milyon TL, navlun alacağı ise 2,5 milyon TL katkıda bulunur. Böylece fedakârlık yapan tek bir yük sahibi tüm zararı üstlenmez; zarar kolektif olarak paylaşılır.

Sonuç olarak müşterek avarya sistemi, ortak tehlike altında verilen bilinçli bir kurtarma kararının ekonomik yükünü tüm menfaat sahiplerine dağıtan özel bir deniz hukuku rejimidir. Amaç, sergüzeşti kurtarmak için yapılan fedakârlığın adil biçimde paylaştırılması ve fedakârlık yapan tarafın tek başına mağdur edilmemesidir; bu paylaştırma işlemine de “garame” denir.

Uygulamada müşterek avarya; dispeç raporları, York-Antwerp Kuralları (YAK), sigorta poliçeleri, kira kaybı ve kar mahrumiyeti talepleri ile birlikte çok katmanlı bir hukuki inceleme gerektirir. Özellikle İstanbul ve Tuzla tersaneler bölgesinde görülen davalarda; liman masrafları, geçici tamir giderleri, kurtarma ücretleri, yakıt ve personel giderleri, dispeççi ücretleri gibi kalemlerin hangi kategoriye gireceği ayrıntılı teknik ve hukuki değerlendirmeye tabi tutulmaktadır.

1. Müşterek Avarya ve Garame Payının Hukuki Niteliği

Yargı kararları ışığında müşterek avarya; ortak bir deniz sergüzeştine atılmış olan gemiyi, yükü ve navlunu tehdit eden bir tehlikeden korumak amacıyla, makul bir hareket tarzı oluşturacak şekilde, bilerek ve olağanüstü bir fedakarlık yapılması veya gidere katlanılması durumudur (6102 sayılı TTK m. 1272-1285). Bu kapsamda oluşan zararların ve masrafların gemi, yük ve navlun ilgilileri arasında değerleri oranında paylaştırılmasına “garame” denilmektedir.

Dispeç Raporu ve Onay Süreci: Müşterek avarya paylaştırması dispeççi tarafından hazırlanan dispeç raporu ile belirlenir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2018/4685 E. ), mahkemece denetlenerek onaylanan dispeç raporunun ilam niteliği kazandığını ve doğrudan icraya konulabileceğini vurgulamıştır. Dispeç raporuna itirazların en geç ilk celsede öne sürülmesi gerekmektedir.

Geçersizlik Halleri: Eğer yapılan harcama “müşterek selamet” amacı taşımıyorsa veya York-Antwerp Kuralları’ndaki (YAK) şartları (Kural A ve VI) karşılamıyorsa, müşterek avarya hükümleri uygulanmaz. Örneğin, gemi adamı kusuruna dayalı karaya oturma olaylarında, dispeç raporu usulüne uygun tanzim edilmemişse paylaştırma geçersiz sayılabilir (İstanbul 17. ATM-2014/572 ).

2. Müşterek Avarya (GA) ve Hususi Avarya (PA) Ayrımı

Mahkemeler, dispeç raporlarında yer alan masrafları YAK (özellikle 1994 ve 2004 kuralları) çerçevesinde ayrıştırmaktadır. Temel ilke; gemi kati bir şekilde tamir edilmemiş olsaydı hiç yapılmayacak olan ödemelerin müşterek avaryaya dahil edilmeyip “hususi avarya” (particular average) olarak kabul edilmesidir.

Liman Masrafları: Barınma limanına giriş masrafları kural olarak müşterek avaryaya dahil edilirken, tamir süresince yapılan liman harçları (shifting vb.) hususi avarya olarak değerlendirilmektedir (İstanbul BAM 14. HD-2020/568 ).

Acentelik Ücretleri: Uygulamada acentelik ücretlerinin belirli bir yüzdesi (örneğin %20’si) müşterek avaryaya, kalan kısmı (%80’i) hususi avaryaya dahil edilebilmektedir (İstanbul 17. ATM-2022/130 ).

Tamir Giderleri: Geçici tamirler müşterek avarya kapsamında değerlendirilebilirken, kalıcı tamir faturası genellikle hususi avarya kapsamında bırakılmaktadır.

3. Kira Kaybı ve Kar Mahrumiyeti Talepleri

İncelenen kararların büyük çoğunluğunda kira kaybına ilişkin ayrıntılı bir analiz bulunmamakla birlikte, bu taleplerin ispat yükü ve illiyet bağı noktasında katı kriterlere tabi olduğu görülmektedir.

İspat Yetersizliği: Geminin tamir süresince çalışamamasından doğan kira kaybı taleplerinde, o süre zarfına ilişkin somut bir iş bağlantısını gösterir belge sunulmaması durumunda talepler reddedilmektedir (Yargıtay 11. HD-2016/13815 ).

İhtimale Dayalı Zararlar: İkinci parti siparişlerin iptali nedeniyle talep edilen kar mahrumiyeti davalarında, siparişin verilmesinin kesin olmayıp ihtimale bağlı olması durumunda tazminat talebi reddedilmektedir (Yargıtay 11. HD-2024/1439 ).

Çatma Kaynaklı Kar Kaybı: Çatma kazalarında balıkçı gemileri için sezonluk avcılık verileri üzerinden günlük kazanç hesabı yapılarak kar kaybına hükmedilebildiği görülmektedir (İstanbul 17. ATM-2020/172 ).

4. Sair Masraflar ve Tazminat Kalemleri

Müşterek avarya ve bağlantılı tazminat davalarında kabul edilen diğer masraf kalemleri şunlardır:

Kurtarma ve Yardım Ücretleri: Müşterek avaryanın en temel kalemi olarak kabul edilir.

Yakıt ve Personel Giderleri: Geminin barınma limanında veya tersanede beklediği süre içindeki yakıt (Gaz Oil), personel maaşları ve iaşe bedelleri makul süreler dahilinde tazminata dahil edilebilmektedir (İstanbul 17. ATM-2021/179 ).

Dispeççi ve Ekspertiz Ücretleri: Müşterek avarya sürecinin yönetimi için ödenen ücretler garameye dahil edilir.

5. Sigorta Hukuku ve Garameten Paylaştırma İlkesi

Sigorta poliçeleri kapsamında müşterek avarya garame payı teminat altına alınmışsa, sigortacı bu tutarı ödemekle yükümlüdür. Ancak İngiliz Deniz Sigortaları Kanunu (MIA) m. 66/7 uyarınca sigortacı, sigortalının diğer ilgililerden (örneğin yük sigortacılarından) tahsil ettiği veya sulh yoluyla vazgeçtiği tutarları tazminattan indirebilir (İstanbul 17. ATM-2021/245 ).

Poliçe Limiti ve Garame: Birden fazla zarar görenin olduğu ve toplam zararın poliçe limitini aştığı yangın veya trafik kazası gibi durumlarda, “garameten paylaştırma” (pro-rata) ilkesi uygulanarak her bir alacaklıya limit oranında ödeme yapılır (İstanbul 18. ATM-2019/342 ). Yargıtay, bu hesaplama yapılmadan kurulan hükümleri eksik inceleme nedeniyle bozmaktadır (Yargıtay 11. HD-2015/6553 ).

6. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya savunma olarak yer aldığından ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

Tahkim Şartı: Konişmentoda yer alan müşterek avarya ve tahkim şartlarının, sigortacının halefiyeti durumunda da geçerli olduğu ve mahkemenin görevsizliğine yol açabileceği belirtilmiştir (Yargıtay 11. HD-2016/3454 ).

Sebepsiz Zenginleşme: Sigorta poliçesi kapsamı dışında kalan bir garame payının sigortacı tarafından ödenmesi durumunda, bu tutarın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre donatandan geri talep edilebileceği kabul edilmektedir (Yargıtay 11. HD-2015/14861 ).

https://images.openai.com/static-rsc-3/kvvI7wB1q3DnkujU6B4LnqmB4s0UlVJYfnQ1WlimH6fRIfKq9MAaQ6nqDGzUAh-i6lywf35vPvmnKqMPcBAIBtiO4tcgbPlejKHtBydJdUc?purpose=fullsize&v=1

Kur Farkı Uyuşmazlıkları: Garame payı ödemelerinde poliçedeki sabit kur ile ödeme günü kuru arasındaki farkın, poliçe genel şartları ve teminat süresi çerçevesinde değerlendirildiği, eksik sigorta bulunmadığı sürece sigortacının kur farkı iadesi talep edemeyeceği vurgulanmıştır (İstanbul 17. ATM-2024/94 ).

Çatma ve Sorumluluk Sınırı: Çatma olaylarında müşterek avarya ilanı yapılsa dahi, sorumluluğun 1976 Londra Konvansiyonu (LLMC) uyarınca SDR bazında sınırlandırılabileceği savunulmaktadır (İstanbul 17. ATM-2023/548 ).

Sık Sorulan Sorular

Müşterek avarya ile hususi avarya arasındaki temel fark nedir?

Müşterek avarya (General Average – GA), ortak bir tehlikeyi bertaraf etmek amacıyla bilerek yapılan fedakârlık ve olağanüstü giderleri kapsar. Örneğin; barınma limanına giriş masrafları, kurtarma ücretleri, geçici tamir giderleri genellikle müşterek avarya kapsamına alınabilir.
Buna karşılık hususi avarya (Particular Average – PA), yalnızca belirli bir menfaat sahibinin zararına ilişkin kalemleri ifade eder. Kalıcı tamir faturaları, tamir süresince yapılan bazı liman harçları (örneğin shifting ücretleri), gemiye özgü hasar giderleri çoğu zaman hususi avarya olarak değerlendirilir.
Mahkemeler özellikle York-Antwerp Kuralları çerçevesinde masraf kalemlerini ayrıştırmakta; “gemi tamir edilmemiş olsaydı yapılmayacak giderler” ilkesini esas almaktadır. Yanlış sınıflandırma, ciddi tutarda ödeme yükümlülüklerine yol açabilir.

Dispeç raporu bağlayıcı mıdır ve nasıl icra edilir?

Müşterek avarya paylaştırması dispeççi tarafından hazırlanan dispeç raporu ile belirlenir. Rapor mahkeme denetiminden geçip onaylandığında ilam niteliği kazanabilir ve doğrudan icraya konu edilebilir.
Ancak dispeç raporuna yönelik itirazların süresinde ve usulüne uygun şekilde ileri sürülmesi gerekir. Raporun usulsüz hazırlanması, müşterek selamet şartının bulunmaması veya YAK kurallarına aykırılık gibi hallerde paylaştırma geçersiz sayılabilir.
Özellikle gemi adamı kusuruna dayalı karaya oturma olaylarında veya teknik inceleme eksikliğinde dispeç raporları mahkemece iptal edilebilmektedir. Bu nedenle teknik bilirkişi incelemesi ile hukuki değerlendirme birlikte yürütülmelidir.

Kira kaybı ve kar mahrumiyeti talepleri hangi şartlarda kabul edilir?

Gemi tamir süresince çalışamıyorsa donatan kira kaybı talep edebilir; ancak bu talep soyut değil somut belgelerle ispatlanmalıdır. Mahkemeler; o döneme ait bağlanmış navlun sözleşmesi, charter party, yük kontratı veya sezonluk kazanç verileri gibi belgeler aramaktadır. İhtimale dayalı sipariş iptalleri veya kesinleşmemiş gelir beklentileri genellikle tazminat kapsamına alınmaz. Çatma gibi hallerde ise balıkçı gemileri için sezonluk ortalama kazanç üzerinden günlük hesaplama yapılabildiği görülmektedir.
İlliyet bağı, kusur ve zarar miktarı birlikte ispat edilmedikçe kira kaybı ve kar mahrumiyeti talepleri çoğunlukla reddedilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Müşterek avarya ve garame davaları;

Deniz ticareti hukuku

Sigorta hukuku

Milletlerarası konvansiyonlar (LLMC, MIA vb.)

York-Antwerp Kuralları

Dispeç uygulaması

İcra ve teminat prosedürleri gibi birçok teknik alanı aynı anda ilgilendirir. Özellikle İstanbul ve Tuzla tersaneler bölgesinde yürütülen uyuşmazlıklarda, teknik bilirkişi raporlarının doğru analiz edilmesi, masraf kalemlerinin doğru sınıflandırılması ve sigorta poliçesi hükümlerinin stratejik şekilde yorumlanması hayati önem taşır.

Bu nedenle deniz ticareti ve sigorta hukuku alanında uzmanlaşmış bir hukuk bürosu ile çalışmak ciddi mali riskleri önler. İstanbul merkezli ve Tuzla tersaneler bölgesinde yoğun tecrübeye sahip 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, müşterek avarya, garame payı, sigorta rücu davaları ve çatma kaynaklı sorumluluk sınırlandırma süreçlerinde kapsamlı hukuki destek sağlamaktadır.

Deniz ticaretine ilişkin yüksek meblağlı ve teknik uyuşmazlıklarda erken aşamada uzman desteği almak, hem icra hem de sigorta süreçlerinde hak kaybını önlemenin en güvenli yoludur.

Read More

Gemi Yapım ve Onarım Alacağı Ödenmezse Nasıl Tahsil Edilir?

Gemi yapımı, onarımı, modernizasyonu ve donatımına ilişkin alacaklar, Türk Ticaret Kanunu’nda açıkça deniz alacağı olarak tanımlanmasına rağmen, uygulamada en sık tahsil sorunu yaşanan alacak türleri arasında yer almaktadır. Bunun nedeni, bu alacakların sadece maddi değil; teknik, sözleşmesel ve usuli birçok koşula aynı anda bağlı olmasıdır.

1. Giriş ve Hukuki Çerçeve

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1352. maddesinin 1. fıkrasının (m) bendi uyarınca; geminin yapımı, yeniden yapımı, onarımı, donatılması ya da geminin niteliğinde değişiklik yapılmasına ilişkin her türlü istem “deniz alacağı” olarak tanımlanmıştır. Yargı kararları, bu hükmün kapsamını geniş bir perspektifle ele alarak; geminin inşasından modernizasyonuna, teknik arızaların giderilmesinden periyodik bakımlarına kadar uzanan geniş bir hizmet yelpazesini bu statüde değerlendirmektedir.

2. Deniz Alacağı Kapsamına Giren Hizmet ve Harcamalar

Yargı kararları ışığında, aşağıdaki hizmetlerin TTK m. 1352/1-m kapsamında deniz alacağı teşkil ettiği kabul edilmektedir:

Teknik ve Mekanik Onarımlar: Ana makine ve şanzıman tamiri, motor ve deniz suyu sistemleri bakımı, şaft sistemi onarımı, yakıt pompaları, enjektörler ve türbinlerin bakımı (İstanbul BAM 37. HD-2019/1221 K, İstanbul 16. ATM-2018/525 K

Yapısal ve Donanımsal İşlemler: Geminin kaplama işleri, boya, imalat, dümen sökümü ve montajı, elektronik sistemlerin tedariki ve kurulumu (İstanbul BAM 37. HD-2019/1731 K, Bakırköy 3. ATM-2021/447 K, İstanbul 18. ATM-2018/1073 

Özel Operasyonlar: Bir dubanın su altından çıkarılması işlemi, geminin niteliğinde değişiklik veya onarım kapsamında değerlendirilerek deniz alacağı sayılmıştır (Sakarya BAM 7. HD-2022/1358 K).

Yan Giderler ve Zararlar: Onarım sürecine bağlı olarak doğan sörvey masrafları, kira kaybı, yakıt ve yağ bedelleri, gözetimci ücretleri ve klas kuruluşu ödemeleri de deniz alacağı kalemleri arasında sayılmaktadır (İstanbul Anadolu 7. ATM-2014/8 K, Bakırköy 3. ATM-2021/447 ).

3. Görevli Mahkeme ve Yargı Yolu Analizi

Yargı kararlarının büyük çoğunluğu, uyuşmazlığın temelinde bir deniz alacağı (TTK m. 1352/1-m) bulunması durumunda, davanın Denizcilik İhtisas Mahkemeleri (veya bu sıfatla hareket eden Asliye Ticaret Mahkemeleri) tarafından görülmesi gerektiğini vurgulamaktadır (Yargıtay 20. HD-2015/13591 K, İstanbul BAM 37. HD-2023/436 K).

Ancak bu konuda iki farklı yaklaşım mevcuttur:

Geniş Yorum: Alacağın deniz alacağı niteliğinde olması, davanın doğrudan Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nde görülmesi için yeterlidir (İstanbul 21. ATM-2019/269

Dar Yorum: Bazı kararlarda, alacağın deniz alacağı statüsünde olmasının ihtiyati haciz aşamasında önemli olduğu, ancak esasa ilişkin davalarda uyuşmazlığın “eser sözleşmesi” (TBK m. 470 vd.) hükümlerine tabi olması nedeniyle genel ticaret mahkemelerinin görevli olabileceği belirtilmiştir (İstanbul BAM 14. HD-2024/576 , İstanbul 17. ATM-2021/314 

4. İhtiyati Haciz ve İspat Koşulları

Deniz alacaklısı, alacağını güvence altına almak için gemi üzerinde ihtiyati haciz talep edebilir.

Yaklaşık İspat: TTK m. 1362 uyarınca, alacağın deniz alacağı olduğunun ve miktarının “yaklaşık ispatı” yeterlidir. Ancak soyut iddialar veya içeriği netleşmemiş faturalar yaklaşık ispat için yeterli görülmeyebilir (Adana BAM 9. HD-2025/2133 

Teminat: Karşı tarafın teminat yatırması durumunda, gemi üzerindeki haciz kaldırılarak teminat üzerine kaydırılabilir (İzmir BAM 14. HD-2023/1806 K

5. Sorumluluk ve Gemi Alacaklısı Hakkı Ayrımı

Her deniz alacağı, sahibine otomatik olarak “gemi alacaklısı hakkı” (kanuni rehin hakkı) vermez.

Kaptan ve Donatan İlişkisi: Bakım ve onarım sözleşmesinin gemi kaptanı tarafından yapıldığına dair belge bulunmaması durumunda, alacak sabit olsa dahi TTK m. 1235/6 (eski kanun) veya ilgili güncel hükümler uyarınca gemi alacaklısı hakkı tanınmayabilir (Yargıtay 11. HD-2012/13790 

Sözleşmesel Sorumluluk: Eğer çarter sözleşmesi (Gencon vb.) uyarınca tamir ve bakım giderlerinden kiracı sorumlu tutulmuşsa, bu alacaklar gemi maliki veya donatan açısından deniz alacağı niteliği taşımayabilir ve gemi alacaklısı hakkı doğurmayabilir (Yargıtay 11. HD-2018/5342 

6. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, gemi yapımı ve onarımı süreçlerindeki pratik uyuşmazlıklara dair ek bağlam sunmaktadır:

Tersane Hizmetleri: Tersanede bekleyen gemiler için verilen elektrik, su ve yangın gözcüsü gibi hizmetlerin geminin muhafazası için zorunlu olduğu ve bu giderlerin de onarım süreciyle bağlantılı olarak talep edildiği görülmektedir (İstanbul 17. ATM-2017/344 

Borç İkrarı: Onarım bedeline ilişkin düzenlenen “Ödeme Garanti Mektupları”, sebepten mücerret soyut borç ikrarı olarak kabul edilmekte ve ispat yükünü borçluya yüklemektedir (İstanbul 13. ATM-2022/528 K).

Uluslararası Boyut: Yabancı mahkemelerden alınan kararların tenfizi veya yabancı limanlardaki ihtiyati haciz uygulamaları, gemi onarım alacaklarının uluslararası deniz hukukundaki takibine örnek teşkil etmektedir (İstanbul 17. ATM-2020/189 K, İstanbul 14. ATM-2023/697 K).

Modernizasyon Masrafları: Geminin modernizasyonu için yapılan büyük ölçekli harcamaların (örneğin 351.000 USD) işletme masrafı veya gemi alacağı olup olmadığı tartışılmakta, ancak bu tür taleplerin sıklıkla usuli eksiklikler veya husumet itirazları ile karşılaştığı gözlemlenmektedir (İstanbul BAM 13. HD-2021/2056 

Sonuç: Yargı pratiği, TTK m. 1352/1-m uyarınca gemi yapımı ve onarımından doğan alacakları net bir şekilde “deniz alacağı” olarak nitelendirmekte; bu statünün özellikle ihtiyati haciz ve görevli mahkemenin tayini noktalarında belirleyici olduğunu teyit etmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Gemiye onarım yaptım, fatura kestim ama param ödenmedi: Neden doğrudan tahsil edemiyorum?

Çünkü gemi yapım ve onarım alacaklarında fatura tek başına yeterli delil değildir. Mahkemeler; yapılan işin gerçekten TTK m. 1352/1-m kapsamında olup olmadığını, yani geminin yapımı, yeniden yapımı, onarımı, donatılması veya niteliğinin değiştirilmesi ile doğrudan bağlantılı bulunup bulunmadığını inceler. Yapılan iş bu kapsamda net biçimde ispatlanamazsa, alacak sıradan bir eser sözleşmesi alacağı olarak değerlendirilir ve deniz alacağına özgü güvencelerden yararlanılamaz.

Deniz alacağıysa neden ihtiyati haciz her zaman kabul edilmiyor?

Deniz alacağı varlığı, ihtiyati haciz için tek başına yeterli değildir. TTK m. 1362 uyarınca mahkeme, alacağın hem deniz alacağı niteliğini hem de miktarını yaklaşık ispat seviyesinde görmek ister. Eksik sözleşmeler, muğlak keşif raporları, teknik içeriği açıklanmamış faturalar veya işin kapsamını net göstermeyen belgeler, ihtiyati haczin reddine yol açabilir. Bu durumda gemi limandan ayrılırsa, alacak fiilen takipsiz hâle gelebilir.

Her deniz alacağı gemi üzerinde rehin (gemi alacaklısı hakkı) verir mi?

Hayır. En kritik nokta burasıdır. Her deniz alacağı, otomatik olarak gemi alacaklısı hakkı (kanuni rehin) doğurmaz. Özellikle bakım ve onarım işlerinde; sözleşmenin kaptan tarafından mı yapıldığı, harcamanın zaruret kapsamında mı olduğu, çarter sözleşmesi gereği giderlerden kiracının mı sorumlu tutulduğu detaylı biçimde incelenir. Bu unsurlardan biri eksikse, alacak deniz alacağı sayılsa bile gemi üzerinde rehin hakkı tanınmayabilir.

Gemiye takılan ayıplı parçadan doğan zararlar deniz alacağı sayılır mı ve hangi zarar kalemleri talep edilebilir?

Söz konusu kararda davacı; ayıplı olduğu iddia edilen şaft keçeleri nedeniyle geminin onarım bedeli (yaklaşık 50.000 USD), tersanede kalınan süreye ilişkin ticari faaliyet kaybı, yakıt ve yağ giderleri, kumanya, kılavuzluk ve acentelik ücretleri, onarıma nezaret eden gözetimci ücreti, ABS klas ücreti ile ayıplı keçeler için ödenen bedel dahil olmak üzere toplam 195.680,05 USD talep etmiştir. Mahkeme, uyuşmazlığın temel konusunun gemi ve geminin ticari faaliyetinden kaynaklanan zarar olduğunu, TTK m.931 ve devamı ile özellikle m.1352’de düzenlenen deniz alacakları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Yargıtay 17. HD’nin 26.06.2014 tarihli kararına da atıf yapılarak, görev belirlenirken taraf sıfatından ziyade uyuşmazlığın esas konusunun dikkate alınacağı ifade edilmiştir. Bu nedenle gemiye monte edilen ayıplı ekipmandan doğan ve geminin işletilmesini etkileyen zarar kalemleri, somut olayda deniz ticareti hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken deniz alacağı niteliğinde kabul edilmiştir.

Şaft keçelerinin ayıplı olduğu iddiasıyla açılan tazminat davasında hangi mahkeme görevlidir?

İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin E. 2014/8, K. 2014/523 sayılı ve 12.11.2014 tarihli kararında, EFENDİ BABA isimli geminin maliki ve donatanı olan davacı, gemiye monte edilen şaft keçelerinin gizli ayıplı olduğunu, bu nedenle stern tube yağına su karıştığını ve geminin 21 gün tersanede kalması sonucu toplam 195.680,05 USD zarara uğradığını ileri sürerek tazminat talep etmiştir. Ancak mahkeme, uyuşmazlığın gemi, donatan sıfatı ve deniz ticaretinden kaynaklanan zarar kalemlerine ilişkin olduğunu; taleplerin 6102 sayılı TTK’nın Deniz Ticareti hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. TTK m.5/2 uyarınca deniz ticareti ve deniz sigortalarından doğan davalara bakmakla görevli mahkemeler Denizcilik İhtisas Mahkemeleridir. Bu nedenle mahkeme, görev kamu düzenine ilişkin olduğundan davayı esastan incelememiş, görevsizlik nedeniyle usulden reddine ve talep halinde dosyanın İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne (Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla) gönderilmesine karar vermiştir.

Gemi onarımından kaynaklanan zarar taleplerinde hangi mahkeme görevlidir?

Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin E. 2021/447, K. 2021/781 sayılı ve 23.09.2021 tarihli kararında; davacı donatan, geminin davalı tersanede yapılan kuru havuzlama ve dümen onarımı sonrası arızalandığını, bu nedenle farklı para birimlerinde yüksek tutarlı zararlar doğduğunu ileri sürerek alacak talebinde bulunmuştur. Ancak mahkeme, uyuşmazlığın geminin onarımından kaynaklandığını ve 6102 sayılı TTK m.1352/1-m uyarınca “geminin yapımı, onarımı veya donatılması”na ilişkin istemlerin deniz alacağı sayıldığını vurgulamıştır. Ayrıca terditli talep kapsamında müşterek avarya hükümlerinin de uygulanmasının gündeme geleceği belirtilmiştir. İstanbul’da Denizcilik İhtisas Mahkemeleri bulunduğundan, bu tür davaların genel ticaret mahkemesinde değil, deniz ticaretine özgü ihtisas mahkemesinde görülmesi gerektiği sonucuna varılmış ve dava, HMK 114/1-c ve 115/2 uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilmiştir.

Gemi onarımındaki ayıplı iş nedeniyle doğan zararlar “deniz alacağı” sayılır mı?

Mahkeme kararında açıkça belirtildiği üzere, geminin onarımı sırasında yapılan hatalı işlemlerden doğan zararlar 6102 sayılı TTK m.1352 kapsamında deniz alacağı niteliğindedir. Somut olayda gemi, 2017 yılında davalı tersanede kuru havuza alınmış; dümen sökülüp bakımdan geçirildikten sonra yeniden monte edilmiştir. Teslimden 36 gün sonra gemi seyir halindeyken dümenin komut almaması nedeniyle gemi hareket kabiliyetini kaybetmiştir. Davacı; onarım hatası nedeniyle 27.199,60 USD, 553.816,55 Euro ve 44.361,98 TL doğrudan zarar talep etmiş, ayrıca kabul edilmemesi halinde müşterek avarya garame payı, kira kaybı ve sair masrafları içeren 600.205,71 USD + 6.425,80 Euro tutarında terditli talepte bulunmuştur. Mahkeme, bu taleplerin niteliği itibarıyla deniz alacağı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.İstanbul BAM 37. HD-2023/436

Müşterek avarya talepleri de Denizcilik İhtisas Mahkemesinin görev alanına girer mi?

Evet. Kararda, davacının terditli talebi kapsamında 6102 sayılı TTK m.1272 ve devamında düzenlenen müşterek avarya hükümlerine dayandığı belirtilmiştir. Müşterek avarya; gemi, yük ve navlunu tehdit eden ortak bir tehlikeden kurtulmak için yapılan olağanüstü fedakârlık ve giderleri ifade eder. Somut olayda davacı, dümen arızası nedeniyle yük ilgililerinden tahsil edemediğini ileri sürdüğü müşterek avarya garame payı ile kira kaybı ve diğer masrafları da davalıdan talep etmiştir. Mahkeme, uyuşmazlığın deniz alacağı ve müşterek avarya hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerektiğini belirterek, davanın Denizcilik İhtisas Mahkemesinde görülmesi gerektiğine karar vermiş ve görevsizlik nedeniyle usulden ret hükmü kurmuştur.İstanbul BAM 37. HD-2023/436

“Payment Guarantee Letter” (Ödeme Garanti Mektubu) hukuken ne ifade eder?

Ödeme garanti mektubu, taraflardan birinin belirli bir borcu ödemeyi taahhüt ettiğini gösteren yazılı bir belgedir. Eğer belge, borcun sebebini ayrıntılı açıklamasa bile, Türk Borçlar Kanunu m.18 uyarınca “soyut borç ikrarı” niteliğinde kabul edilebilir. Bu durumda borçlu, borcun geçersiz olduğunu ancak güçlü ve kesin delillerle ispat edebilir. İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin anılan kararında, 22.04.2022 tarihli ödeme garanti mektubu, mahkeme tarafından soyut borç ikrarı olarak değerlendirilmiştir. Davalı taraf, hizmetin gereği gibi sunulmadığını savunmuş; ancak bu iddiasını kesin delillerle kanıtlayamadığından mahkeme belgeyi geçerli kabul etmiştir.

Gemi yapım ve onarım alacakları, kâğıt üzerinde güçlü, uygulamada ise en kırılgan alacak türlerindendir. Yanlış mahkemede açılan dava, hatalı muhatap seçimi, eksik ihtiyati haciz talebi veya yanlış hukuki nitelendirme; alacağın tamamen boşa düşmesine neden olabilir.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Tuzla Tersanesi, Pendik, Yalova gibi tersane ve liman yoğunluğu yüksek bölgelerde; geminin limanda kalma süresi çok kısa olduğundan, dakikalarla yarışılan hukuki refleks gerekir. Bu süreçte yapılacak tek bir usul hatası, geminin yurtdışına çıkmasıyla birlikte alacağı ulaşılamaz hâle getirir.

Ayrıca bu dosyalar:

TTK (Deniz Ticareti),

TBK (Eser sözleşmesi),

Çarter sözleşmeleri,

Yargıtay ve BAM içtihatları,

Uluslararası haciz ve tenfiz kuralları

birlikte değerlendirilmeden yönetilemez.

Bu nedenle gemi yapım ve onarım alacaklarında, deniz hukuku pratiği olan, tersane ve liman uygulamalarına hâkim, ihtiyati haciz süreçlerini fiilen yöneten bir ofisle çalışmak zorunludur. Bu noktada, İstanbul merkezli deniz alacakları ve gemi ihtiyati haczi alanında yoğun uygulama tecrübesi bulunan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, özellikle Tuzla tersane bölgesi ve büyük limanlarda bu tür alacakların güvence altına alınmasında öne çıkan hukuk büroları arasında yer almaktadır.

Read More

Yük Tahliye Sırasında Gemiye Zarar Verilirse Kim Sorumlu Olur? Liman İşletmesi, Stevedor ve Kaptanın Hukuki Durumu Nedir?

1. Zararın Meydana Gelişi ve Sorumluluk Analizi

Gemideki yükün tahliyesi sırasında yükün ambar tavan sacına (tank top) veya ambar kapaklarına hızla vurması sonucu meydana gelen hasarlarda sorumluluk; liman işletmecisi, tahliyeyi üstlenen müteahhit firma (stevedor) ve gemi personeli arasında kusur oranlarına göre paylaştırılmaktadır.

Liman İşletmecisinin Sorumluluğu: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2014/9068 E. K sayılı kararında, rulo sac yükünün tahliyesi sırasında zemine hızlı çarpması sonucu ambar tavan sacında meydana gelen hasardan, liman işletmecisi BK m.100 (yeni TBK m.116) uyarınca yardımcı şahıslarının ve alt yüklenicilerinin fiillerinden sorumlu tutulmuştur.

Alt İşveren ve Müteahhit Firmanın Sorumluluğu: Tahliye işlemini fiilen gerçekleştiren şirketler, operasyon sırasındaki hatalı hareketleri (örneğin kargo telinin vurması, zincir kopması veya uygunsuz ekipman kullanımı) nedeniyle “asli ve tam kusurlu” bulunabilmektedir (Yargıtay 11. HD, 2017/4097 E. K).

Gemi Personelinin Gözetim ve Özen Yükümlülüğü: TTK m.1091 ve m.1178 uyarınca kaptan, yükleme ve boşaltma işlemlerine nezaret etmekle yükümlüdür. Yargıtay 11. HD’nin 2014/9068 E. K sayılı kararında, tahliye sırasında gerekli özeni göstermeyen gemi personeli %10 oranında kusurlu bulunmuştur. Benzer şekilde, FIOS (Free In and Out Stowed) kaydı bulunsa dahi, kaptanın nezaret görevi ve işçileri gözetim yükümlülüğü devam etmektedir (Yargıtay 11. HD, 2013/8167 E. K).

2. Zararın Hukuki Niteliği ve Gemi Alacağı Tartışması

İncelenen kararlarda, gemiye verilen bu tür zararlar genellikle “tazminat alacağı” veya “haksız fiil/sözleşmeye aykırılık alacağı” olarak nitelendirilmiş, doğrudan “gemi alacağı” (maritime lien) olarak tanımlanmamıştır.

3. Dava Yolları: Kim, Kime, Nerede Dava Açabilir?

Gemide meydana gelen hasarlar nedeniyle aşağıdaki dava yolları izlenebilmektedir:

Gemi Sahibi/Donatan vs. Liman İşletmecisi/Stevedor: Gemi sahibi, tahliye sırasında gemisine zarar veren liman işletmecisine veya istifçi şirkete karşı Asliye Ticaret Mahkemesi’nde (Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla) tazminat davası veya icra takibine itirazın iptali davası açabilir (Yargıtay 11. HD, 2014/4749 E. K; 2022/2389 E. K).

Sigorta Şirketi vs. Sorumlu Taraflar: Hasarı ödeyen sigorta şirketi, TTK m.1472 (halefiyet) uyarınca sigortalısının haklarına dayanarak liman işletmecisine veya alt işverene rücu davası açabilir (Yargıtay 11. HD, 2021/3052 E. Ka).

Donatan vs. Gemi Kaptanı: Donatan, kaptanın kişisel kusuru veya nezaret görevini ihmal etmesi nedeniyle meydana gelen zararlar için kaptana rücu edebilir (TTK m.1089).

Yetkili Mahkeme: Bu davalar genellikle Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmektedir. Ancak bazı durumlarda (örneğin liman vinci ile gemi vincinin çarpışması) uyuşmazlık genel ticari nitelikte sayılarak genel Asliye Ticaret Mahkemelerine yönlendirilebilmektedir (İkincil Kaynak: İstanbul 17. ATM, 2022/255 E. 

4. Mahkeme Kararlarından Somut Örnekler

Ambar Tavan Sacı Hasarı: Rulo sacın tahliyesi sırasında zemine hızlı çarpması sonucu oluşan hasarda, liman işletmecisi sorumlu tutulmuş, gemi personeline %10 kusur verilmiştir (Yargıtay 11. HD, 2014/9068 E. 

Ambar Taban Sacı Hasarı: Profil demir tahliyesinde zincirin kopması sonucu düşen emtianın ambar taban sacına zarar vermesi olayında, asli kusur alt işverene verilmiştir (Yargıtay 11. HD, 2017/4097 E. K).

Ambar Kapakları Hasarı: İstifçi işçilerin hatalı hareketleri sonucu 3 ve 4 numaralı ambar kapaklarına verilen zarar nedeniyle istifçi şirket tazminata mahkum edilmiştir (Yargıtay 11. HD, 2014/4749 E. K).

Vinç ve Gövde Hasarı: Sahil vincinin kepçesinin geminin kıç perdesine çarpması sonucu yakıt tankının delinmesi olayında, liman işletmecisi TBK m.71 uyarınca “tehlike sorumluluğu” çerçevesinde sorumlu bulunmuştur (Yargıtay 11. HD, 2022/7315 E. Ka).

5. İkincil Kaynaklardan Ek Bağlam

Kaptanın Nezaret Görevi: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2021/441 KE. ve 2022/376 K E.) kararlarında, kaptanın tahliye sırasındaki yanlışlıkları “protesto mektupları” ile bildirmesinin özen yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair bir kanıt olarak kabul edildiği ve bu durumda taşıyanın sorumluluktan kurtulabildiği vurgulanmıştır.

Sorumluluk Sınırlandırmaları: Bazı müteahhitlik sözleşmelerinde, işçilerin gemiye vereceği hasarlar için “işçinin o günkü kazancının belirli bir katı” gibi sorumluluk sınırlamaları öngörülebilmekte ve bu hükümler sigortacıya karşı da ileri sürülebilmektedir (İstanbul BAM 43. HD, 2021/85 E. K).

Sık Sorulan Sorular

Tahliye sırasında yükün ambar tabanına veya kapaklara çarpması halinde kim sorumlu tutulur?

Tahliye sırasında meydana gelen hasarlarda sorumluluk; liman işletmecisi, tahliyeyi fiilen yapan stevedor (alt işveren) ve gemi personeli arasında kusur oranına göre paylaştırılır. Yargıtay uygulamasında, hatalı tahliye manevraları nedeniyle çoğu zaman asli kusur stevedor veya liman işletmesine yüklenmekte, kaptanın nezaret görevini ihmal etmesi halinde ise gemi personeline tali kusur verilebilmektedir.

FIO veya FIOS kaydı varsa kaptan ve taşıyan sorumluluktan kurtulur mu?

Hayır. FIO veya FIOS kaydı bulunsa dahi, kaptanın yükleme ve boşaltmaya nezaret etme yükümlülüğü devam eder. Yargıtay kararlarında, kaptanın tahliye sırasında gerekli uyarıları yapmaması veya operasyonu denetlememesi halinde kusurlu sayıldığı açıkça kabul edilmektedir. Bu nedenle FIOS kaydı, taşıyanın sorumluluğunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Tahliye sırasında gemiye verilen zarar “gemi alacağı” sayılır mı?

Uygulamada bu tür hasarlar çoğunlukla genel tazminat alacağı veya haksız fiil/sözleşmeye aykırılık alacağı olarak nitelendirilmektedir. Yargı kararlarında, yükün gemiye verdiği zararların doğrudan “gemi alacağı” olduğu yönünde yerleşik bir kabul bulunmamaktadır. Ancak hasarın niteliğine ve olayın özelliklerine göre bu tartışma her somut olayda yeniden değerlendirilmelidir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Tahliye sırasında gemiye verilen zararlar, klasik bir hasar davasından çok daha karmaşık bir hukuki yapıya sahiptir. Bu tür uyuşmazlıklarda yalnızca zararın varlığı değil; zararın kim tarafından, hangi aşamada ve kimin fiili hakimiyet alanında meydana geldiği belirleyici olmaktadır. Liman işletmecisi, stevedor, alt işveren, kaptan ve donatan arasındaki çok taraflı sorumluluk ilişkileri, yanlış husumet kurulması halinde davanın tamamen kaybedilmesine yol açabilmektedir.

Özellikle kusur oranlarının belirlenmesi, kaptanın nezaret yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediği, protesto mektuplarının süresinde ve usulüne uygun tutulup tutulmadığı gibi hususlar; bilirkişi raporları ve yerleşik Yargıtay içtihatları ışığında değerlendirilmelidir. Bu noktada yapılacak tek bir usul hatası, tazminat talebinin reddine veya sorumluluğun tamamen gemi sahibine yüklenmesine neden olabilir.

Ayrıca bu tür davalarda görevli ve yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi, davanın Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla mı yoksa genel ticari dava olarak mı görüleceğinin tespiti büyük önem taşır. Yanlış mahkemede açılan davalar, uzun süreli yargılamalara ve ciddi zaman kayıplarına yol açmaktadır.

Bu nedenle tahliye sırasında gemiye verilen zararlarla ilgili uyuşmazlıklarda, deniz ticareti hukuku ve Yargıtay uygulamasına hâkim uzman bir avukat desteği, hem sorumluluğun doğru kişilere yöneltilmesi hem de tazminatın etkin şekilde tahsili açısından vazgeçilmezdir.

Read More

Gemi Sigorta Primleri Ödenmezse Ne Olur?

Gemi kasko, P&I (Protection & Indemnity) ve karşılıklı sigorta kulübü aidatları, Türk Ticaret Kanunu’na göre açıkça deniz alacağı sayılmasına rağmen; uygulamada bu alacakların önemli bir kısmı ya geç tahsil edilmekte ya da tamamen tahsil edilememektedir. Bunun temel nedeni, sigorta primlerinin hukuki niteliğinin doğru kurgulanmaması ve yanlış muhataba yönelinmesidir.

Hull insurance, P&I (Protection & Indemnity) premiums, and mutual insurance club contributions are explicitly recognized as maritime claims under the Turkish Commercial Code. However, in practice, a significant portion of these receivables is either collected late or cannot be collected at all. The main reason for this is the improper legal characterization of insurance premiums and directing claims against the wrong party.

1. Kanuni Dayanak ve Deniz Alacağı Niteliği 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1352/1-r maddesi uyarınca, “geminin maliki tarafından veya onun hesabına ödenecek, karşılıklı sigorta aidatları da dâhil sigorta primleri” açıkça deniz alacağı olarak tanımlanmıştır. Yargı kararları, bu hükmü geminin işletilmesi için vazgeçilmez bir mali yükümlülük olarak değerlendirmektedir. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/611 E., 2019/818 K K.), teknelerin denizde faaliyet göstermeleri sırasında kaza riskine karşı sigorta poliçesi yaptırılmasını “zorunlu bir harcama” ve “akıllıca bir ticari gereklilik” olarak nitelendirmiştir. Mahkeme, bu kapsamda ödenen kasko bedellerini deniz alacağı hesaplamasına dâhil ederek itirazın iptaline hükmetmiştir.

Pursuant to Article 1352/1-r of the Turkish Commercial Code No. 6102 (TCC), “insurance premiums, including mutual insurance contributions, payable by or on behalf of the shipowner” are explicitly defined as maritime claims. Judicial decisions consider this provision as an indispensable financial obligation for the operation of a vessel.

The Antalya 1st Commercial Court of First Instance (File No. 2017/611 E., Decision No. 2019/818 K.) characterized the procurement of insurance policies against accident risks during the maritime operation of vessels as a “mandatory expense” and a “prudent commercial necessity.” Within this scope, the court included the hull insurance premiums paid in the calculation of maritime claims and ruled for the annulment of the objection.

2. Sigorta Primlerinin Ticari Zorunluluğu ve İşletme Sözleşmeleri 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, sigorta primlerinin geminin denize açılması ve yük kabul edebilmesi için “ticari bir zorunluluk” olduğunu vurgulamıştır (2012/7604 E., 2012/12075 K K.). Bu zorunluluk, gemi işletme sözleşmelerinde de karşılık bulmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin bir kararında (2014/9401 E., 2014/17531 K K.), gemi işletmecisinin sigorta primlerini ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle geminin sigorta güvencesinden yoksun kalması ve batması durumunda, işletmecinin oluşan zarardan sorumlu tutulacağı belirtilmiştir. Benzer bir olayda, prim ödemesindeki gecikme nedeniyle sigorta tazminatının alınamaması, işletmecinin %50 oranında kusurlu bulunmasına ve tazminat ödemesine gerekçe gösterilmiştir (2018/3642 E., 2018/5710  K.).

The 11th Civil Chamber of the Court of Cassation has emphasized that insurance premiums constitute a “commercial necessity” for a vessel to put to sea and accept cargo (File No. 2012/7604 E., Decision No. 2012/12075 K.). This obligation is also reflected in ship management agreements.

In one of its decisions (File No. 2014/9401 E., Decision No. 2014/17531 K.), the 11th Civil Chamber of the Court of Cassation held that where a ship operator fails to fulfill the obligation to pay insurance premiums, resulting in the vessel being deprived of insurance coverage and subsequently sinking, the operator shall be held liable for the resulting damage.

In a similar case, the failure to obtain insurance compensation due to delayed payment of premiums was deemed to constitute 50% fault on the part of the operator, forming the basis for an award of damages (File No. 2018/3642 E., Decision No. 2018/5710 K.).

3. P&I (Koruma ve Tazmin) Sigortaları ve Karşılıklı Sigorta Aidatları

 Deniz alacağı kapsamında değerlendirilen bir diğer önemli kalem, karşılıklı sigorta kulüplerine (P&I Kulüpleri) ödenen aidatlardır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2016/10458 E., 2018/2781 K K.), gemi işleteni tarafından üstlenilen koruma ve tazmin sigortası primlerinin ödenmemesi durumunda, sigorta şirketinin fesih hakkını kullanabileceğini ve bakiye prim alacağını icra yoluyla talep edebileceğini teyit etmiştir. P&I sigortaları, donatanın mali sorumluluklarını (mürettebat tazminatları, çevre kirliliği, üçüncü kişi zararları) fonlamak amacıyla karşılıklı sigorta ilkelerine göre işlemektedir (2013/4536 E., 2013/21540 K K.).

4. Prim Alacaklarının Tahsili, Broker Yetkisi ve Zamanaşımı 

Sigorta primlerinin tahsilinde broker ve acentelerin yetkisi yargılamalarda sıklıkla tartışılmaktadır. Yargıtay, brokerların prim tahsil edebilmesi için sigorta şirketinden alınmış açık bir temlik veya yetkinin bulunması gerektiğini belirtmektedir (2016/2832 E., 2017/1694 K K.). Trakya gemisine ilişkin bir uyuşmazlıkta, brokerın temlik sözleşmesine dayanarak prim alacağı davası açabileceği kabul edilmiş, ancak fesih tarihleri ve prim revizyonları hesaplamada dikkate alınmıştır (2023/1538 E., 2024/1145 K K.). Ayrıca, sigorta prim alacakları için TTK m. 1268 uyarınca 2 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür (2008/12607 E., 2010/3712 K.).

5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bağlamsal Bilgiler

 Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi olması nedeniyle ikincil kaynaklar üzerinden değerlendirilmiştir:

Görevli Mahkeme: Sigorta primleri ve deniz sigortasından doğan uyuşmazlıklarda, TTK m. 1352 ve m. 5/2 uyarınca Denizcilik İhtisas Mahkemeleri görevlidir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2024/1636 E. ) ve İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/129 E. K), sigorta tazminatı ve enkaz kaldırma gibi deniz sigortası kaynaklı taleplerde görevsizlik kararı vererek dosyaları ihtisas mahkemelerine göndermiştir.

P&I Kulübü Mekanizması: P&I kulüp sigortalarında “Pay To Be Paid” (Öde ki Ödensin) kuralı geçerli olup, üyenin (donatanın) tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle zararı kendisinin karşılamış olması veya aidat yükümlülüklerini yerine getirmiş olması beklenmektedir (BAM 43. HD, 2024/1636).

İpotekli Alacaklı Menfaati: Gemi ipoteği alacaklısı olan bankalar, gemi malikinin sigorta yaptırmaması durumunda kendi menfaatlerini korumak amacıyla “sigorta ettiren” sıfatıyla prim ödeyebilmekte ve bu harcamalar deniz ticareti hukuku bağlamında değerlendirilmektedir (BAM 13. HD, 2024/859 

İhtiyati Haciz Şartları: Sigorta poliçesi kapsamındaki muafiyet (deductible) tutarlarının donatandan rücuen tahsili taleplerinde, alacağın likit ve muaccel olduğunun tam olarak ispatlanamaması durumunda ihtiyati haciz talepleri reddedilebilmektedir (Yargıtay 11. HD, 2014/15126 Kaynak).

Sonuç Yargı kararları, TTK m. 1352/1-r uyarınca sigorta primlerini ve karşılıklı sigorta aidatlarını geminin işletilmesi için zorunlu maliyetler olarak görmekte ve bu kalemleri deniz alacağı olarak kabul etmektedir. Primlerin ödenmemesi yalnızca alacak davasına konu olmakla kalmayıp, geminin sigorta güvencesini yitirmesi nedeniyle donatan veya işleten için ağır tazminat sorumluluklarına yol açabilmektedir.

Sık Sorulan Sorular

P&I kulübü aidatları gerçekten gemi alacağı sayılır mı?

Evet. Yargıtay içtihatlarına göre, karşılıklı sigorta kulüplerine (P&I Clubs) ödenen aidatlar geminin işletilmesi için zorunlu ve vazgeçilmez maliyetlerdir. Ancak P&I sisteminde geçerli olan “Pay to be Paid” (Öde ki Ödensin) kuralı nedeniyle, donatan aidatını ödemeden kulüpten tazminat talep edemez. Bu da prim ödenmediğinde hem sigorta korumasının hem de ticari faaliyetin durmasına yol açar

Sigorta brokeri prim alacağını doğrudan tahsil edebilir mi?

Hayır, her zaman değil. Yargıtay’a göre brokerin prim tahsil edebilmesi için sigorta şirketinden açık bir temlik veya yetki belgesi bulunmalıdır. Aksi halde broker tarafından açılan davalar husumet yokluğu nedeniyle reddedilir. Uygulamada birçok prim alacağının tahsil edilememesinin nedeni, brokerin yetkisinin dava dosyasında ispatlanamamasıdır.

Gemi sigorta primlerinde zamanaşımı ne kadar?

Sigorta prim alacakları için TTK m. 1268 uyarınca 2 yıllık zamanaşımı uygulanır. Bu süre, çoğu zaman yanlış hesaplanmakta veya fesih–revizyon tarihleri dikkate alınmadan dava açılmaktadır. Zamanaşımı süresinin kaçırılması, alacağın tamamen ortadan kalkmasına neden olur.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Sigorta primleri ve P&I aidatları, teoride “en net deniz alacakları” arasında yer alsa da; pratikte en sık dava kaybedilen kalemlerden biridir. Bunun nedeni;

Yanlış donatan / işleten ayrımı

Broker yetkisinin ispatlanamaması

Zamanaşımı hataları

Yanlış görevli mahkemede dava açılması

İhtiyati haciz koşullarının eksik hazırlanması gibi teknik ama ölümcül hatalardır.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Tuzla Tersanesi, Ambarlı, Pendik, Aliağa gibi liman bölgelerinde; gemiler kısa sürede el değiştirebilmekte, işletme yapıları hızla değişmekte ve sigorta borçları zincirleme şekilde uyuşmazlığa dönüşmektedir. Bu nedenle sigorta primi alacakları genel icra mantığıyla değil, deniz ticareti hukukuna özgü reflekslerle takip edilmelidir.

Bu noktada, deniz alacakları, gemi ihtiyati haczi ve sigorta primi uyuşmazlıkları alanında yoğun uygulama tecrübesine sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul ve Tuzla liman bölgesinde bu tür alacakların hızlı güvence altına alınması ve tahsili bakımından öne çıkan hukuk büroları arasında yer almaktadır.

Read More

Gemi İhtiyati Haczi Talep Dilekçesi Nasıl Hazırlanır? (What Are the Reasons for Rejection of a Ship Arrest Request?)

Gemi İhtiyati Haciz Talebinin Reddedilme Sebepleri Nelerdir?

1. Giriş ve Hukuki Çerçeve

Deniz ticaretinde yük hasarı nedeniyle doğan alacaklar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352/1-(h) bendi uyarınca “deniz alacağı” niteliğindedir. Bu alacakların temini amacıyla geminin ihtiyati haczi, TTK m. 1353 ve devamı hükümleri ile İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) ilgili maddelerine tabidir. Yargı kararları, ihtiyati haciz talep dilekçesinin hem usul hem de esas bakımından belirli standartları karşılaması gerektiğini, aksi takdirde talebin reddedileceğini ortaya koymaktadır.

Claims arising from cargo damage in maritime trade are considered “maritime claims” pursuant to Article 1352/1-(h) of the Turkish Commercial Code No. 6102. The precautionary arrest of a ship to secure such claims is governed by Article 1353 and subsequent provisions of the Turkish Commercial Code and the relevant provisions of the Enforcement and Bankruptcy Law. Judicial decisions establish that a ship arrest petition must meet certain procedural and substantive standards; otherwise, the request will be rejected.

2. Gemi İhtiyati Haciz Talep Dilekçesinde Yer Alması Gereken Unsurlar

Somut dava örnekleri ışığında, bir ihtiyati haciz talep dilekçesinde bulunması gereken temel unsurlar şunlardır: In light of case law examples, the essential elements that must be included in a ship arrest petition are as follows:

Tarafların Sıfatları ve Kimlik Bilgileri: Aleyhine haciz istenen tarafların (donatan, işleten, kiracı veya kaptan) sıfatları açıkça belirtilmelidir. Özellikle TTK m. 1369 uyarınca, gemi malikinin borçlu olduğu veya borçtan sorumlu olduğu durumlar netleştirilmelidir (BAM İzmir 17. HD-2023/471 K).

The legal status of the parties against whom the arrest is sought (shipowner, operator, charterer, or master) must be clearly specified. In particular, under Article 1369 of the Turkish Commercial Code, it must be clarified whether the shipowner is the debtor or responsible for the debt.

Gemi Bilgileri ve Konumu: Geminin adı, bayrağı, IMO numarası ve haciz anındaki güncel konumu (liman veya karasuyu bilgisi) dilekçede yer almalıdır (Yargıtay 11. HD-2013/1820 K).

The vessel’s name, flag, IMO number, and its current location at the time of the arrest request (port or territorial waters) must be stated in the petition.

Alacağın Deniz Alacağı Olduğunun Belirtilmesi: Talebin TTK m. 1352/1-(h) (yük hasarı) veya duruma göre (f), (g) bentlerine dayandığı hukuki gerekçeleriyle sunulmalıdır (BAM İstanbul 43. HD-2022/666 K).

The request must be supported with legal reasoning showing that the claim qualifies as a maritime claim under Article 1352/1-(h) (cargo damage) or, where applicable, subparagraphs (f) or (g) of the Turkish Commercial Code.

Olayın Detaylı Açıklanması: Hasarın oluş şekli (su sızıntısı, hatalı istifleme, çatma vb.), sefer bilgileri, konşimento detayları ve zarar kalemlerinin dökümü (zarar breakdown) ayrıntılı olarak yazılmalıdır (BAM İstanbul 43. HD-2024/1308 K).Örnek uyuşmazlık konusu olayda geminin limanda tahliyesi sırasında konteynerlerin boşaltılması esnasında 34 adet konteyner blok halinde denize düşmüş ve liman işletmesi zarar gördüğünü ileri sürmüştür. Olayın hatalı istifleme ve gemideki stabilite sorunu nedeniyle meydana geldiği iddia edilmiştir.

The manner in which the damage occurred (water leakage, improper stowage, collision, etc.), voyage details, bill of lading information, and breakdown of damages must be explained in detail. In an example dispute, 34 containers fell into the sea in block form during discharge operations at the port, and the port operator claimed damages. It was alleged that the incident resulted from improper stowage and vessel stability issues.

Yaklaşık İspat Delilleri: TTK m. 1362 uyarınca alacağın varlığı ve miktarı hakkında mahkemeye kanaat verecek deliller eklenmelidir. Bunlar arasında; konşimento, fatura, sörvey raporları, gümüş nitrat testi sonuçları, protesto mektupları, fotoğraflar ve banka dekontları yer almaktadır (BAM İstanbul 12. HD-2020/117 , BAM İzmir 17. HD-2023/1206 ).

Pursuant to Article 1362 of the Turkish Commercial Code, evidence sufficient to convince the court regarding the existence and amount of the claim must be submitted. Such evidence includes bills of lading, invoices, survey reports, silver nitrate test results, protest letters, photographs, and bank receipts.

3. Talebin Reddine Yol Açan Eksiklikler ve Somut Örnekler

Yargı kararları, ihtiyati haciz taleplerinin reddine yol açan kritik eksiklikleri şu başlıklar altında toplamaktadır:

A. Yaklaşık İspat Koşulunun Sağlanamaması

Mahkemeler, alacağın varlığının “yargılamayı gerektirmesi” durumunda talebi reddetmektedir.

Belirsiz Hasar Nedeni: Hasarın taşımadan mı yoksa yükün kendi niteliğinden mi kaynaklandığının netleşmediği durumlarda talep reddedilmektedir. Örneğin, konşimentodaki “Weight, measure, quality… unknown” (ağırlık, ölçü, nitelik… bilinmiyor) şerhi, yükün sağlam yüklendiğine dair ispat fonksiyonunu zayıflatabilmektedir (BAM İzmir 17. HD-2023/471 K Yargıtay 11. HD-2014/1347).

Çelişkili Belgeler: Sunulan konşimentoların çelişkili olması veya ciro silsilesindeki belirsizlikler (meşru hamilin tespiti) reddine yol açar (BAM Adana 9. HD-2021/2071).

Delil Yetersizliği: Sadece e-posta yazışmaları veya silik masraf listeleriyle yapılan talepler, alacağın miktarı konusunda yeterli kanaat oluşturmadığı için reddedilmektedir (BAM İstanbul 13. HD-2019/899 ).

B. Usuli ve Şekli Eksiklikler

Harç Eksikliği: İhtiyati haciz başvuru harcının yatırılmaması, talebin esasına girilmeden reddini gerektiren temel bir usul hatasıdır (BAM Denizli 4. HD-2025/518 ).

Sıfat ve Husumet Hataları: İhtiyati haciz talep edilen tarafın (örneğin acentenin) borçlu sıfatıyla gösterilmesi veya gemi maliki ile borçlu arasındaki ilişkinin (TTK m. 1369) kurulamaması reddine neden olur (BAM İzmir 17. HD-2023/471 , Yargıtay 11. HD-2013/12716 

Yetki Sorunu: Geminin talep anında mahkemenin yargı çevresinde bulunmaması (TTK m. 1355), dava açılmadan önceki taleplerde yetkisizlik reddine yol açabilir (BAM İstanbul 14. HD-2019/1063 Kaynak).

C. Alacağın Muaccel Olmaması veya Rehinle Teminat Altına Alınması

Alacağın henüz muaccel hale gelmediği veya hapis hakkına konu emtia bedeli için talep edildiği durumlarda ihtiyati haciz kararı verilememektedir (BAM İstanbul 12. HD-2024/61 K).

4. İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar, doğrudan yük hasarı kararı olmamakla birlikte deniz alacaklarında ihtiyati haciz rejimine ilişkin ikincil bilgi sağlamaktadır:

Delil Çeşitliliği: Denizaltı kablo hasarı veya yakıt alacağı gibi diğer deniz alacaklarında da mahkemeler, sadece fatura ile yetinmeyip sörvey raporu, fiyat teklifleri ve maliyet tabloları gibi destekleyici belgeleri “yaklaşık ispat” için zorunlu görmektedir (BAM İstanbul 12. HD-2023/987 , BAM İstanbul 14. HD-2024/1067 

Önceki Feragatler: Aynı alacak için daha önce yapılan bir icra takibinden feragat edilmiş olması, yeni bir ihtiyati haciz talebinin “yaklaşık ispat” şartını zedeleyerek reddine yol açabilmektedir (BAM İstanbul 14. HD-2024/1067 

5. Sonuç

Yük hasarı nedeniyle geminin ihtiyati haczini talep eden bir avukatın; dilekçesinde gemi ve tarafların kimlik bilgilerini eksiksiz belirtmesi, alacağın TTK m. 1352/1-(h) kapsamındaki niteliğini vurgulaması ve en önemlisi, hasarın miktarını ve oluşumunu (konşimento, sörvey raporu, teknik testler vb. ile) yaklaşık ispat ölçüsünde somutlaştırması gerekmektedir. Harç ödemesi gibi usuli işlemlerin ihmali veya alacağın varlığının tamamen belirsiz (yargılamaya muhtaç) bırakılması talebin reddi ile sonuçlanmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Yük hasarının nedeni belirsizse gemi ihtiyati haczi kararı verilir mi?

Hayır. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nin 25.05.2023 tarihli kararına göre, taşınan yükte meydana gelen hasarın taşıma sırasında mı yoksa yükün kendi niteliğinden veya yükleme öncesi durumundan mı kaynaklandığı açık şekilde ortaya konulamamışsa ihtiyati haciz için gerekli “yaklaşık ispat” şartı gerçekleşmiş sayılmaz.
Somut olayda aspir tohumu yükünde küflenme ve topaklanma tespit edilmiş olmakla birlikte hasarın geminin taşıma faaliyetinden mi yoksa yükün önceden yüksek nem oranına sahip olmasından mı kaynaklandığı net şekilde belirlenememiştir. Ayrıca konşimentoda yer alan “weight, measure, quality, quantity, condition unknown” kaydı taşıyanın yükün niteliğine ilişkin sorumluluğunu sınırlayıcı nitelikte görülmüş ve taşıyana atfedilebilir kusur yaklaşık ispat düzeyinde ortaya konulamadığı için ihtiyati haciz talebinin reddi hukuka uygun bulunmuştur.

Deliller yetersizse gemi ihtiyati haczi kararı verilir mi?

Hayır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 10.07.2019 tarihli kararına göre, ihtiyati haciz talebinde alacağın deniz alacağı niteliğinde olması tek başına yeterli değildir. Alacağın varlığı, miktarı ve muaccel olduğu hususunda mahkemede kanaat oluşturacak nitelikte somut ve güçlü deliller sunulması gerekir.
Somut olayda davacılar gemiye yaptıkları masraflar ve ortaklık ilişkisine dayalı alacaklarını ileri sürmüş; ancak sundukları e-posta yazışmaları, silik masraf listeleri, ödeme dekontları ve ihtarnameler alacağın varlığı ve miktarı konusunda mahkemede yeterli kanaat oluşturacak nitelikte görülmemiştir. Mahkeme, alacağın varlığının ve miktarının yargılamayı gerektirdiğini, yaklaşık ispat şartının sağlanmadığını belirterek ihtiyati haciz talebinin reddine karar vermiştir. Ayrıca sadece alacağın “deniz alacağı” olarak nitelendirilmesi ihtiyati haciz kararı verilmesi için yeterli görülmemiştir.

İhtiyati haciz talebinde yanlış tarafa yöneltme (sıfat ve husumet hatası) talebin reddine neden olur mu?

Evet. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nin 25.05.2023 tarihli kararına göre, gemi ihtiyati haczi talebinde borçlu sıfatının açık şekilde belirlenmemesi ve talebin doğru kişiye yöneltilmemesi ihtiyati haciz talebinin reddine neden olabilir.
Somut olayda ihtiyati haciz talep eden taraf; geminin donatanı, işleteni, şirketler ve kaptan hakkında talepte bulunmuş ancak bu kişilerin hangi hukuki sıfatla sorumlu olduğunu dilekçesinde açıklamamıştır. Oysa Türk Ticaret Kanunu m. 1369 uyarınca ihtiyati haciz talebinin kabul edilebilmesi için deniz alacağının borçlusunun kim olduğu ve bu kişinin geminin maliki veya sorumlusu olduğu açık şekilde ortaya konulmalıdır. Mahkeme, talebin kime ve hangi sıfatla yöneltildiğinin belirsiz olduğunu, gemi maliki ile borç ilişkisi kurulamadığını ve taraf sıfatının somutlaştırılmadığını belirterek yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği sonucuna ulaşmış ve ihtiyati haciz talebinin reddine karar vermiştir. Bu karar, gemi ihtiyati haczi taleplerinde donatan, işleten, kiracı veya kaptanın sorumluluk statüsünün açıkça gösterilmesinin zorunlu olduğunu ortaya koymaktadır.

Hapis hakkına konu alacaklar için geminin ihtiyati haczi istenebilir mi?

Kural olarak hayır. Hapis hakkına konu bir alacağın teminatı için geminin ihtiyati haczi talep edilemez. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 22.02.2024 tarihli kararında, zaman çarter sözleşmesinin feshi sonrası gemide kalan yakıt bedelinin tahsiline ilişkin ihtiyati haciz talebi değerlendirilmiştir. Mahkeme, sözleşme gereği gemide kalan yakıtın kiracıya iadesi gerekse bile bu alacağın Türk Ticaret Kanunu kapsamında hapis hakkına konu edilebilecek bir alacak niteliğinde olduğunu tespit etmiştir. TTK m. 1136/3 hükmüne göre zaman çarteri ilişkisine dayanan bazı alacaklar bakımından tahsis edene, taşınırlar üzerinde hapis hakkı ve alacak rehni gibi ayni teminat imkânı tanınmaktadır. Mahkeme, kanunen hapis hakkı kapsamında güvence altına alınabilecek bir emtia bedeli için ayrıca ihtiyati haciz kararı verilemeyeceğini belirtmiştir. Bu nedenle somut olayda gemide bulunan yakıt bedeline ilişkin alacak bakımından ihtiyati haciz şartlarının oluşmadığı kabul edilerek talep reddedilmiştir. Karar, deniz ticareti uyuşmazlıklarında alacağın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesi gerektiğini, hapis hakkı gibi özel teminat mekanizmalarının bulunduğu durumlarda ihtiyati haciz yoluna başvurulamayacağını ortaya koymaktadır.

Aynı deniz alacağı için daha önce icra takibinden feragat edilmişse geminin ihtiyati haczi yeniden talep edilebilir mi?

Kural olarak aynı alacağa ilişkin önceki icra takibinden feragat edilmiş ve borcun kalmadığı beyan edilmişse, aynı alacak için yeniden geminin ihtiyati haczi talep edilmesi mümkün değildir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 11.07.2024 tarihli kararında, gemiye yakıt tedarikinden doğan alacak nedeniyle ihtiyati haciz talebi incelenmiştir. Dosya kapsamında, alacaklının aynı yakıt faturalarına dayalı alacağı daha önce başka bir mahkemede ihtiyati hacze konu ettiği, ardından icra takibi başlattığı ve icra dosyasına sunduğu dilekçede borcun kalmadığını bildirerek takipten feragat ettiği tespit edilmiştir. Mahkeme, önceki icra dosyasında sunulan faturalar ile yeni ihtiyati haciz talebine dayanak yapılan faturaların aynı olduğunu belirlemiş; alacaklının önceki dosyada borcun kalmadığını beyan etmiş olması nedeniyle alacağın varlığının artık yaklaşık ispat edilemediğini kabul etmiştir. Bu nedenle ihtiyati haciz kararına yapılan itirazın kabulü ve haczin kaldırılması hukuka uygun bulunmuştur. Karar, geminin ihtiyati haczinde alacağın varlığının yaklaşık ispatının zorunlu olduğunu; daha önce tahsil edildiği veya sona erdiği beyan edilen alacaklar bakımından yeniden ihtiyati haciz talep edilemeyeceğini ortaya koymaktadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Deniz Alacağı ve Gemi İhtiyati Haczi Sürecinde Neden Uzman Avukat Desteği Alınmalıdır?

Deniz ticareti uyuşmazlıkları; teknik delil, uluslararası mevzuat, hızlı müdahale gerekliliği ve yüksek ticari riskler nedeniyle uzmanlık gerektiren hukuki süreçlerdir. Yük hasarı nedeniyle gemi ihtiyati haczi taleplerinde yapılacak küçük bir usul hatası dahi talebin reddine ve alacağın tahsil edilememesine yol açabilir.

1. Usuli hata talebin doğrudan reddine yol açabilir

Harç eksikliği, gemi bilgilerinin yanlış yazılması veya yetkili mahkemenin hatalı belirlenmesi talebin esasına girilmeden reddine neden olur.

2. Yaklaşık ispat şartı teknik bilgi gerektirir

Konşimento, sörvey raporu, teknik testler ve hasar analizlerinin doğru sunulması uzman deniz hukuku bilgisi gerektirir.

3. Gemi kısa sürede limandan ayrılabilir

Gemi ihtiyati haczi süreçlerinde zamanlama kritiktir. Hızlı hukuki müdahale yapılmazsa tahsil imkanı ortadan kalkabilir.

4. Uluslararası deniz ticareti kuralları uygulanır

Yabancı bayraklı gemiler, uluslararası sözleşmeler ve P&I sigorta süreçleri özel hukuki bilgi gerektirir.

5. Yüksek ticari zarar ve sorumluluk riskleri vardır

Yanlış hukuki strateji ciddi tazminat sorumluluğu ve hak kaybına yol açabilir.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu ile Deniz Alacağı Sürecinin Güvenli Yönetimi

2M Hukuk Avukatlık Bürosu; İstanbul merkezli, Tuzla Tersaneler Bölgesi, Pendik, Kartal ve Gebze başta olmak üzere İstanbul Anadolu Yakası, Kocaeli – İzmit Körfezi limanları, Ambarlı Limanı, Haydarpaşa Limanı, Zeytinburnu Limanı ve Yalova/Altınova tersaneleri hattında deniz alacakları, yük hasarı uyuşmazlıkları ve gemi ihtiyati haczi süreçlerinde hukuki danışmanlık ve dava temsil hizmeti sunmaktadır.

Deniz ticareti faaliyetlerinin yoğun olduğu liman ve tersane bölgelerinde hızlı aksiyon alan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu; gemi haczi başvuruları, deniz alacağı tahsili, yük hasarı davaları ve uluslararası deniz ticareti uyuşmazlıklarında yerli ve yabancı müvekkillere stratejik hukuki çözümler sağlamaktadır.

2M Law Office is based in Istanbul and provides legal consultancy and litigation services in maritime claims and ship arrest procedures in Tuzla Shipyards Region, Pendik, Kartal, Gebze, Izmit Gulf ports, Ambarlı, Haydarpaşa, and Yalova/Altınova shipyards.

Read More

Gemi Satışlarında Ayıp Bildirim Süreleri, Geçerlilik Şartları ve Hak Kaybı Riskleri (2026 Güncel Rehber)

1. Gemi Satışlarında Ayıp Bildirim Süreleri

Gemi satışlarında ayıba ilişkin bildirim süreleri, işlemin ticari niteliği ve ayıbın türüne (açık veya gizli ayıp) göre Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümleri çerçevesinde belirlenmektedir:

Genel Süreler (TBK m. 223): Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz gözden geçirmek ve satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse bunu satıcıya “uygun bir süre” içinde bildirmekle yükümlüdür.

Ticari Satışlarda Süreler (TTK m. 23/c):

Açık Ayıplar: Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı 2 gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir.

Muayene ile Ortaya Çıkan Ayıplar: Ayıp teslim anında açıkça belli değilse, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda ayıbı tespit ederse aynı süre içinde bildirmekle yükümlüdür.

Gizli Ayıplar: Olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak ayıplar söz konusu olduğunda, bu ayıbın sonradan anlaşılması halinde “derhal” veya “hemen” satıcıya bildirilmesi gerekmektedir (TBK m. 223/2).

Zamanaşımı: Satıcı daha uzun bir süre üstlenmedikçe, ayıptan doğan sorumluluğa ilişkin davalar, ayıp sonradan ortaya çıksa bile malın alıcıya devrinden başlayarak 2 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (İstanbul Anadolu 3. ATM-2020/288 K).

2. Ayıp İhbarının Geçersiz Sayıldığı Durumlar

Yargı kararlarına göre aşağıdaki durumlarda yapılan ayıp ihbarları geçersiz sayılmakta ve alıcı seçimlik haklarını kaybetmektedir:

Süre Aşımı: Teslimden yaklaşık iki ay sonra yapılan ihbarlar (örneğin 04.04.2018 teslim tarihinden sonra 08.06.2018 tarihinde yapılan ihtarname), işlerin olağan akışına göre süresinde yapılmadığı gerekçesiyle geçersiz kabul edilmiştir (İstanbul BAM 13. HD-2022/987 

Sorumsuzluk Kayıtları: Sözleşmede yer alan “as is where is basis” (mevcut haliyle), “teslimatta havuzlama yapılmayacaktır” veya “teslimden sonraki havuzlamalarda tespit edilen hasarlardan satıcı sorumlu değildir” şeklindeki kayıtlar, satıcının sorumluluğunu ortadan kaldırarak ihbarı geçersiz kılabilir.

Alıcının Önceden Bilmesi: Satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan satıcı sorumlu değildir (TBK m. 222).

İnceleme ve Bildirim Külfetinin İhmali: Alıcı uygun sürede gözden geçirme ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmezse, malı ayıplı haliyle kabul etmiş sayılır.

İstisna (Ağır Kusur): Satıcının ağır kusurlu olduğu veya satıcılığı meslek edindiği durumlarda (TBK m. 225), satıcı ayıbın süresinde bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz (İstanbul 17. ATM-2019/347 K

3. Ayıp İhbarının Şekil Şartı

Geçerlilik Şartı: TBK m. 223 kapsamında ayıp ihbarının geçerliliği için özel bir şekil şartı öngörülmemiştir. İçeriği itibarıyla satıcıyı ayıptan haberdar etmeye elverişli her türlü bildirim yeterli görülebilir.

İspat Şartı (TTK m. 18/3): Tacirler arasındaki satışlarda; diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe veya sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarların noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemi ile yapılması ispat kolaylığı açısından önem arz etmektedir. Bazı mahkeme kararlarında bu usulün bir “ispat şartı” olduğu, yazılı delil ile kanıtlanamayan ihbarların geçersiz sayılabileceği vurgulanmıştır (İstanbul Anadolu 3. ATM-2020/288 

4. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler

İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda şu ek hususlar vurgulanmıştır:

İspat Yükü: Tacirler arası işlemlerde TTK m. 18/3’teki şekil şartı bir geçerlilik şartı değil, “ispat şartı” olarak değerlendirilmektedir. İhbarın bu yollarla kanıtlanamaması durumunda hak kaybı yaşanabilir (Gaziantep 2. ATM-2023/309 

Fiili İhbar: Aracın veya makinenin garanti kapsamında yetkili servise götürülmesi, bazı durumlarda “fiili ayıp ihbarı” olarak kabul edilmekte ve süresinde yapılmış sayılmaktadır (İstanbul BAM 13. HD-2020/303 k, Antalya 4. ATM-2018/6

Esneklik: Yargıtay içtihatlarına atıf yapan bazı kararlarda, ayıp ihbarının kural olarak herhangi bir şekle tabi olmadığı, karşı tarafın ayıptan haberdar edilmesini sağlayan her türlü bildirimin (mail, ihtarname vb.) yeterli olabileceği belirtilmiştir (Ankara BAM 22. HD-2021/940 K). Ancak WhatsApp veya sözlü bildirimlerin, muhataba ulaştığı kanıtlanamadığı sürece ispat açısından yetersiz görülebileceği not edilmiştir (Antalya 4. ATM-2022/640 K

Gemi satışında ayıp ihbarı kaç gün içinde yapılmalıdır?

Ayıp ihbar süresi, satışın ticari olup olmamasına ve ayıbın niteliğine göre değişir. Ticari satışlarda açık ayıplar için 2 gün, muayene ile ortaya çıkan ayıplar için 8 gün, gizli ayıplarda ise ayıp öğrenilir öğrenilmez derhal bildirim yapılmalıdır. Bu süreler aşılırsa alıcı ayıptan doğan haklarını kaybedebilir.

“As is where is” kaydı ayıp ihbarını tamamen geçersiz kılar mı?

Çoğu durumda evet. Gemi satış sözleşmesinde yer alan “as is where is” (mevcut haliyle), havuzlama yapılmayacaktır veya teslim sonrası hasarlardan satıcı sorumlu değildir gibi kayıtlar, satıcının ayıptan sorumluluğunu önemli ölçüde sınırlar. Ancak satıcının ağır kusuru veya ayıbı bilerek gizlemesi hâlinde bu kayıtlar geçersiz sayılabilir.

Ayıp ihbarı yazılı yapılmak zorunda mıdır?

Türk Borçlar Kanunu’na göre ayıp ihbarı için zorunlu bir şekil şartı yoktur. Ancak tacirler arasındaki gemi satışlarında, TTK m.18/3 gereği ihbarın noter, taahhütlü mektup veya KEP ile yapılması ispat açısından büyük önem taşır. WhatsApp veya sözlü bildirimler, muhataba ulaştığı ispatlanamadıkça ciddi hak kaybına yol açabilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi satışlarında ayıp bildirimi; sıradan bir mal satışından farklı olarak deniz ticareti, ticari satış hükümleri, sözleşmesel sorumsuzluk kayıtları, klas durumu, havuzlama uygulamaları ve uluslararası denizcilik pratiği ile birlikte değerlendirilir. Yanlış veya geç yapılan bir ayıp ihbarı, alıcının bedel iadesi, onarım, tazminat veya sözleşmeden dönme gibi tüm seçimlik haklarını tamamen kaybetmesine neden olabilir.

Uygulamada en sık yapılan hatalar;

Ayıp ihbar süresinin yanlış hesaplanması,

Yanlış bildirim yöntemiyle ihbar yapılması,

“As is where is” kayıtlarının hukuki etkisinin göz ardı edilmesi,

Ağır kusur–gizli ayıp ayrımının doğru kurulamaması, Zamanaşımı süresinin kaçırılmasıdır.

Bu nedenle gemi satışına ilişkin uyuşmazlıklarda, deniz ticareti ve ticaret hukuku alanında uzmanlaşmış bir avukatla çalışmak kritik önemdedir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, özellikle Tuzla tersaneleri, İstanbul limanları ve ikinci el gemi satışları kaynaklı ayıp uyuşmazlıklarında; doğru ihbar stratejisi, güçlü delillendirme ve yargı içtihatlarına uygun dava yönetimiyle müvekkillerine etkin hukuki koruma sağlamaktadır.

Gemi satışlarında bir gün gecikmiş ayıp ihbarı, milyonlarca liralık hak kaybı anlamına gelebilir. Bu nedenle sürecin en başından itibaren uzman avukat desteğiyle yürütülmesi, telafisi mümkün olmayan zararların önüne geçer.

Read More

Gemi ve Yat Satışlarında Sorumsuzluk Kaydının Temel Geçerlilik Koşulları

Gemi ve Yat Satışlarında Sorumsuzluk Kaydının Geçerlilik Koşulları ve Somut Olay Analizleri

1. Gemi ve Yat Satışlarında Sorumsuzluk Kaydının Temel Geçerlilik Koşulları

Gemi ve yat satış sözleşmelerinde satıcının ayıptan doğan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan “sorumsuzluk kayıtları”, Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümleri çerçevesinde belirli sınırlandırmalara tabidir. İncelenen yargı kararları ışığında, bu kayıtların geçerliliği şu temel şartlara bağlıdır:

Ağır Kusur ve Hile Yasağı: TBK m. 221 (ve mülga BK m. 196) uyarınca, satıcı satılan malı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise veya ayıbı alıcıdan hile ile gizlemişse, sorumluluğu kaldıran her türlü anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.

Alıcının Bilgi Sahibi Olması: TBK m. 222 gereğince, alıcının satış anında bildiği veya bilmesi gereken ayıplardan satıcı sorumlu tutulamaz. Bu durumda sorumsuzluk kaydı, alıcının önceden bildiği veya görme imkanı olan ayıplar için geçerli kabul edilir.

“As Is Where Is” Kaydı: Deniz ticaretinde yaygın kullanılan “mevcut haliyle, olduğu gibi” (as is where is basis) kaydı, yargı tarafından bir sorumsuzluk kaydı olarak kabul edilmektedir. Bu kayıt, satılan geminin tüm ayıpları ile birlikte satın alındığı anlamına gelir.

Tacir Sıfatı ve Basiretli Davranma Yükümlülüğü: Alıcının tacir olduğu durumlarda, TTK m. 18/2 uyarınca “basiretli bir iş adamı” gibi davranarak malı muayene etme ve sözleşme şartlarını inceleme yükümlülüğü, sorumsuzluk kaydının geçerliliğini güçlendiren bir unsurdur.

2. Somut Karar Örnekleri ve Olay Bazlı Analiz

A. Sorumsuzluk Kaydının Geçerli Kabul Edildiği Durum (Gemi Satışı)

İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2018/467 E. – 2021/244 K.) ve İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi (2022/987 E. – 2024/2054 KayK.):

Olay: Tanzanya bayraklı bir geminin satışında, sözleşmeye geminin “mevcut haliyle” (as is where is) teslim edileceği, teslimatta havuzlama yapılmayacağı ve teslimden sonraki hasarlardan satıcının sorumlu olmayacağı maddeleri eklenmiştir. Ayrıca 19. maddede, geminin klas sertifikalarının yenilenmesi için havuzlanması gerektiği bilgisi alıcıya verilmiştir.

Analiz: Mahkeme, alıcının gemiyi görerek ve teknik muayene yaptırarak satın aldığını, klas sertifikasının süresinin dolduğunu bildiğini tespit etmiştir. Satıcının ağır kusuru veya hilesi kanıtlanamadığı için sözleşmedeki sorumsuzluk kayıtları geçerli sayılmış ve alıcının gizli ayıp iddiasına dayalı davası reddedilmiştir.

B. Sorumsuzluk Kaydının Geçersiz Kabul Edildiği Durum (Gemi Makine ve Pervane Satışı)

İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi (2018/1937 E. – 2019/145  K.):

Olay: Gemi makine ve pervane satış sözleşmesinde, satıcının kar kaybı, gelir kaybı ve dolaylı zararlardan hiçbir şekilde sorumlu olmayacağına dair (14. madde) geniş bir sorumsuzluk kaydı yer almıştır.

Analiz: Yapılan incelemede, pervane sisteminin üretim hatasından kaynaklı ağır kusurlu olduğu ve garanti süresi içinde defalarca arıza yaptığı tespit edilmiştir. Mahkeme, satıcının ağır kusuru bulunduğu durumlarda sorumsuzluk kaydının (BK m. 99 ve m. 196 uyarınca) batıl olduğuna hükmederek, satıcının gelir kaybı ve tersane masraflarından sorumlu olduğuna karar vermiştir.

3. İkincil Kaynaklar ve Genel Ticari İlkeler (İkincil Bilgi)

İkincil kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, gemi/yat satışlarına doğrudan emsal teşkil etmese de genel ticari satışlarda şu ilkeler uygulanmaktadır:

Uzmanlık Gerektiren Hizmetler: TBK m. 115/3 uyarınca, uzmanlık gerektiren ve kanunla/yetkili makamlarca verilen izinle yürütülen hizmetlerde (örneğin römorkaj/kılavuzluk hizmetleri) sorumsuzluk kayıtları kesin olarak hükümsüzdür. Bu durum, gemi satışından ziyade denizcilik hizmet sözleşmelerinde (römorkaj gibi) ağır kusur veya hafif kusur ayrımı yapılmaksızın sorumluluğu doğurmaktadır (İstanbul 17. ATM, 2022/378 E. 

İkinci El Ticari Mallar: İkinci el makine veya araç satışlarında, alıcının tacir olması ve malı “hali hazır durumuyla” kabul etmesi, satıcının ağır kusuru ispatlanmadığı sürece sorumsuzluk kaydını geçerli kılmaktadır. Ancak “çalışır durumda teslim” taahhüdü varsa, bu taahhüdün ihlali sorumsuzluk kaydının ötesinde bir borca aykırılık teşkil edebilir (İstanbul Anadolu 9. ATM, 2022/885 E. 

Ağır Kusur Denetimi: Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri, sorumsuzluk kayıtlarını değerlendirirken her zaman “ağır kusur” veya “hile” olup olmadığını denetlemektedir. Eğer bir ayıp, satıcı tarafından biliniyor ve kasten gizleniyorsa (iğfal), sözleşmedeki hiçbir sınırlama satıcıyı sorumluluktan kurtarmamaktadır (İzmir BAM 17. HD, 2020/1935 E. 

4. Sonuç ve Değerlendirme

Gemi ve yat satışlarında sorumsuzluk kayıtlarının geçerliliği mutlak değildir. Sözleşmeye konulan “as is where is” veya benzeri sorumluluk sınırlayıcı hükümler;

Satıcının ağır kusurunun veya hilesinin bulunmaması,

Ayıbın alıcı tarafından biliniyor olması veya basiretli bir inceleme ile bilinebilecek durumda olması,

Sözleşme şartlarının dürüstlük kuralına aykırı genel işlem koşulu niteliğinde olmaması, şartlarıyla geçerlilik kazanmaktadır. Özellikle üretim hatası gibi ağır kusur teşkil eden durumlarda, sözleşmedeki sınırlayıcı hükümler TBK m. 115 ve m. 221 uyarınca geçersiz sayılmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Gemi veya yat satış sözleşmesindeki “as is where is” kaydı her durumda geçerli midir?

Hayır. “As is where is” (mevcut haliyle, olduğu gibi) kaydı, kural olarak satıcının ayıptan sorumluluğunu sınırlandıran bir hüküm olmakla birlikte mutlak geçerliliğe sahip değildir. Satıcının ayıbı bilmesine rağmen gizlemesi (hile) veya ayıbın ağır kusur teşkil etmesi hâlinde, bu tür sorumsuzluk kayıtları Türk Borçlar Kanunu m. 221 uyarınca kesin hükümsüz sayılmaktadır. Yargı kararlarında özellikle üretim hatası, ciddi makine arızaları ve klas sertifikasına etki eden teknik ayıplar bakımından bu kayıtların geçersizliği sıkça kabul edilmektedir.

Alıcı tacir ise sorumsuzluk kaydı satıcıyı tamamen korur mu?

Alıcının tacir olması ve TTK m. 18/2 uyarınca basiretli iş insanı gibi davranma yükümlülüğü, sorumsuzluk kaydının geçerliliğini güçlendiren bir unsurdur; ancak tek başına yeterli değildir. Alıcının gemiyi veya yatı fiilen görmesi, teknik inceleme yaptırması ve ayıpları bilerek kabul etmesi hâlinde satıcının sorumluluğu sınırlanabilir. Buna karşılık, alıcı tacir olsa dahi satıcının ağır kusuru veya ayıbı gizleme kastı varsa, sorumsuzluk kaydı yine geçersiz kabul edilir.

Sorumsuzluk kaydı varken gelir kaybı ve dolaylı zararlar talep edilebilir mi?

Evet, belirli şartlar altında talep edilebilir. Sözleşmede kar kaybı, gelir kaybı veya dolaylı zararlardan sorumluluk dışlanmış olsa bile, satıcının ağır kusurunun bulunması hâlinde bu kayıtlar geçerliliğini yitirir. Uygulamada özellikle gemi makinesi, pervane, ana sistemler gibi hayati unsurlardaki üretim veya imalat hatalarında; tersane masrafları, sefer kaybı ve ticari zararlar bakımından satıcının sorumluluğuna gidildiği görülmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ve yat satışları, klasik taşınır satışlarından farklı olarak deniz hukuku, ticaret hukuku ve uluslararası sözleşme pratiğini birlikte içeren teknik ve çok boyutlu işlemlerdir. Özellikle sorumsuzluk kayıtlarının geçerliliği; sözleşme dili, tarafların sıfatı, ayıbın niteliği, klas durumu, teslim şekli ve fiili kullanım gibi pek çok unsurun birlikte değerlendirilmesini gerektirir.

İstanbul limanları, Tuzla tersanesi ve çevresinde yapılan gemi ve yat satışlarında uyuşmazlıkların büyük bölümü; as is where is kayıtları, gizli ayıp iddiaları, klas sertifikası sorunları ve ağır kusur tartışmaları etrafında şekillenmektedir. Bu tür uyuşmazlıklarda yanlış hukuki strateji izlenmesi, milyonlarca liralık taleplerin tamamen reddiyle sonuçlanabilmektedir.

Bu nedenle İstanbul deniz hukuku avukatı ve özellikle Tuzla deniz hukuku avukatı olarak sektörel tecrübeye sahip bir hukuk bürosu ile çalışmak kritik önemdedir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, gemi ve yat satış sözleşmelerinin hazırlanması, sorumsuzluk kayıtlarının hukuka uygun şekilde kurgulanması ve sonrasında doğabilecek uyuşmazlıklarda İstanbul ve Tuzla merkezli deniz ticareti uygulamasına hâkim yaklaşımıyla müvekkillerine etkin hukuki koruma sağlamaktadır.

Özellikle;

Tuzla tersanesi çıkışlı gemi ve yat satışları,

İstanbul limanları üzerinden teslim edilen deniz araçları,

Uluslararası bayraklı gemilerin satış sözleşmeleri bakımından uzman avukat desteği, yalnızca dava aşamasında değil sözleşme kurulurken de telafisi güç risklerin önüne geçilmesini sağlar.

Read More