
Anlaşmalı boşanma davalarında nafaka ödenmesi kural olarak zorunlu değildir. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 166/3 çerçevesinde gerçekleşen boşanmalarda taraflar, nafaka konusunu serbest iradeleriyle düzenleyebilir veya nafakadan tamamen feragat edebilirler. Ancak yargı kararları, nafakanın türüne (yoksulluk veya iştirak nafakası) göre bu serbestinin sınırlarını ve sonuçlarını farklılaştırmaktadır.
1. Yoksulluk Nafakası ve Feragat
Yargıtay kararlarına göre, yoksulluk nafakası tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir haktır. Anlaşmalı boşanma protokolünde tarafların birbirlerinden nafaka talep etmeyeceklerini kararlaştırmaları veya duruşma sırasında bu taleplerinden vazgeçtiklerini beyan etmeleri bağlayıcıdır.
Bağlayıcılık: Anlaşmalı boşanma davasında nafaka istemediğini beyan eden veya bu haktan feragat eden taraf, boşanma kesinleştikten sonra yoksulluğa düşse dahi yeniden yoksulluk nafakası talep edemez (YHGK-2012/836 K, 3. HD-2015/10651 ).
Açık Beyan Şartı: Nafakadan feragatin geçerli olabilmesi için bu iradenin protokolde veya mahkeme tutanağında “açıkça” yer alması gerekir. “Nafaka ve tazminat talebi bulunmamaktadır” şeklindeki genel ifadeler bazı durumlarda feragat olarak kabul edilirken, ifadenin muğlak olması halinde mahkemenin delilleri toplayarak yoksulluk nafakası miktarını belirlemesi gerektiği de hüküm altına alınmıştır (3. HD-2011/136493. HD-2012/22724 K).
Kesinleşme Sonrası Talep Yasağı: Anlaşmalı boşanma kararı kesinleştikten sonra, boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin yeni bir istekte bulunulamaz (2. HD-2019/3351).
2. İştirak Nafakası ve Kamu Düzeni
Çocuklar lehine hükmedilen iştirak nafakası, yoksulluk nafakasından farklı olarak kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle, tarafların protokolde iştirak nafakası istememiş olmaları, bu hakkın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Sonradan Talep Edilebilirlik: Protokolde iştirak nafakası talep edilmemiş olsa veya bu haktan feragat edilmiş olsa dahi; çocuğun üstün yararı, değişen koşullar ve artan ihtiyaçlar gözetilerek her zaman iştirak nafakası davası açılabilir (YHGK-2017/2613 K, 3. HD-2010/12845 K).
Hâkimin Denetim Yetkisi: TMK m. 182/2 uyarınca velayeti kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Bu yükümlülük tarafların iradesine tam olarak bırakılmamıştır; hâkim, protokoldeki iştirak nafakası düzenlemesini çocuğun menfaatine uygun bulmazsa müdahale edebilir (3. HD-2014/6752 K).
Toplu Ödeme Durumu: Protokol ile çocuk için toplu bir tazminat veya ödeme yapılmış olması, babayı/anneyi ileride doğabilecek iştirak nafakası yükümlülüğünden tamamen kurtarmaz (YHGK-2017/2613 K
3. Protokolde Kararlaştırılan Nafakanın Uyarlanması
Taraflar protokolde bir nafaka miktarı belirlemiş ve bu mahkemece onaylanmışsa, bu düzenleme genel sözleşme hükümlerine tabidir. Ancak bu durum, nafakanın değiştirilemez olduğu anlamına gelmez.
Artırım ve Azaltım: TMK m. 176/4 ve m. 331 uyarınca, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde, protokolde kararlaştırılan nafaka miktarı hâkim tarafından artırılabilir, azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir (3. HD-2016/4646 K, 3. HD-2013/18856 K).
Hakkın Kötüye Kullanılması: Yasada aranan şartlar (olağanüstü ekonomik değişiklikler vb.) gerçekleşmeden, sırf protokolden dönmek amacıyla nafakanın indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir (BAM İstanbul 10. HD-2017/25 K).
4. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlam
İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, yukarıdaki esasları destekleyici nitelikte ek bilgiler sunmaktadır:
Feragat ve Usul: Dava dilekçesinde nafaka talebinin bulunmadığının beyan edilmesi, feragat niteliğinde kabul edilerek mahkemenin resen nafaka hükmetmesinin önüne geçer (2. HD-2008/2079 ).
Protokolün Netliği: Protokolde nafakanın türünün (yoksulluk/iştirak) net belirtilmemesi karmaşaya yol açabilir; ancak mahkemeler genellikle protokolün lafzına sadık kalarak hüküm kurmaktadır (3. HD-2015/18556 K).
Hâkimin Müdahalesi: Bazı yerel mahkeme uygulamalarında, taraflar nafaka istemediklerini beyan etseler dahi, hâkimin sosyal ve ekonomik durum araştırması yaparak yoksulluk nafakasına hükmedebildiği, ancak bu durumun tarafların açık feragati ile çelişebildiği görülmektedir (Silivri Aile Mahkemesi-2020/619 K).
Tedbir Nafakası: Anlaşmalı boşanma davası kesinleşinceye kadar, tarafların barınma ve geçimine yönelik tedbir nafakasının hâkim tarafından değerlendirilmesi gerektiği, protokolde yer almasa dahi dava tarihinden kesinleşme tarihine kadar olan süreç için talep edilebileceği vurgulanmaktadır (2. HD-2014/14277 , 3. HD-2011/18354
Anlaşmalı boşanmada nafaka istemezsem sonradan talep edebilir miyim?

Anlaşmalı boşanma protokolünde yoksulluk nafakasından açıkça feragat edilmesi veya duruşmada nafaka talep edilmediğinin beyan edilmesi halinde, boşanma kesinleştikten sonra sonradan yoksulluk nafakası talep edilmesi mümkün değildir. Yargıtay uygulamasında bu feragat, tarafların serbest iradesiyle kullandığı ve bağlayıcı sonuç doğuran bir hak olarak kabul edilir. Sonradan yoksulluğa düşülmesi dahi bu sonucu değiştirmez. Bu nedenle protokolde yer alan her ifade ileride geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir.
Anlaşmalı boşanmada çocuk için nafaka yazılmadıysa tamamen ortadan kalkar mı?

Hayır. Çocuk lehine hükmedilen iştirak nafakası, yoksulluk nafakasından farklı olarak kamu düzenine ilişkindir. Protokolde iştirak nafakasına yer verilmemiş veya taraflar bu haktan feragat etmiş olsa bile, çocuğun ihtiyaçları ve üstün yararı gözetilerek her zaman iştirak nafakası davası açılabilir. Hâkim, çocuğun bakım ve eğitim giderlerini dikkate alarak protokoldeki düzenlemeye müdahale edebilir. Bu nedenle çocukla ilgili nafaka hükümleri kesin ve değiştirilemez nitelikte değildir.
Anlaşmalı boşanmada belirlenen nafaka sonradan değiştirilebilir mi?

Evet. Anlaşmalı boşanma protokolünde belirlenen nafaka miktarı mahkemece onaylanmış olsa bile, tarafların ekonomik durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde nafakanın artırılması, azaltılması ya da kaldırılması mümkündür. Ancak sırf protokolden dönmek amacıyla, şartlar oluşmadan yapılan değişiklik talepleri hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle nafaka uyarlama davaları ciddi hukuki gerekçelere dayanmalıdır.
Anlaşmalı Boşanmada Nafaka Konusunda Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
Anlaşmalı boşanma davaları pratikte hızlı sonuçlanıyor gibi görünse de, özellikle nafaka hükümleri bakımından telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilir. İstanbul, Tuzla, Kartal, Pendik ve Gebze gibi yoğun dosya yükü olan bölgelerde aile mahkemeleri, protokoldeki ifadeleri birebir bağlayıcı kabul edebilmekte; tek bir cümleyle yoksulluk nafakasından kalıcı olarak feragat edilmiş sayılabilmektedir.
Bir boşanma avukatı veya anlaşmalı boşanma avukatı desteği olmadan hazırlanan protokollerde, “nafaka talebi yoktur” gibi genel ifadeler ileride ciddi mağduriyetlere neden olabilir. Özellikle yoksulluk nafakası ile iştirak nafakasının birbirine karıştırılması, hâkimin müdahale alanı ve kesinleşme sonrası talep yasağı gibi teknik konular, uygulamada en sık hata yapılan alanlardır. Bir yazı önerisi.

İstanbul ve çevresinde, özellikle Tuzla, Kartal, Pendik ve Gebze hattında faaliyet gösteren uzman bir aile hukuku avukatı;
Protokolün açık, net ve geri dönülemez sonuçlar doğurmayacak şekilde hazırlanmasını,
Nafaka türlerinin doğru ayrılmasını,
Hâkimin müdahale edebileceği ve edemeyeceği alanların doğru belirlenmesini,
İleride açılabilecek uyarlama veya iştirak nafakası davalarına zemin bırakılmasını
sağlar. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, anlaşmalı boşanma ve nafaka düzenlemelerinde yalnızca davayı sonuçlandırmaya değil, müvekkilin ileride karşılaşabileceği riskleri önceden bertaraf etmeye odaklanan bir yaklaşım benimsemektedir. Anlaşmalı boşanma, doğru hukuki stratejiyle yönetilmediğinde en hızlı görünen davanın bile en ağır sonuçlar doğuran dava haline gelmesi mümkündür.



