Borçlu Mal Kaçırmak İçin Ev veya Araba Satarsa Satış İptal Edilebilir mi? Tasarrufun İptali Davası Hangi Şartlarda Açılır? (İİK 277 Rehberi)

Borçluların alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla ev, arsa veya araba gibi mallarını yakınlarına devretmesi, uygulamada sıkça karşılaşılan bir durumdur. Türk hukukunda bu tür işlemler İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen “tasarrufun iptali davası” ile denetlenmektedir.

Bu dava sayesinde alacaklı, borçlunun malvarlığını azaltmak amacıyla yaptığı satışların iptalini sağlayarak, devredilen mal üzerinde haciz ve satış işlemi yapma hakkı elde edebilir. Ancak tasarrufun iptali davasının açılabilmesi ve mahkemenin davayı inceleyebilmesi için kanunda belirlenen bazı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.

1. Davanın Dinlenebilmesi İçin Ön Koşullar

Borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı taşınır (araba) veya taşınmaz (ev) satışlarının iptali, İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 277 vd. hükümlerine tabidir. Yargı kararları ve mevzuat uyarınca, davanın esasına girilebilmesi için aşağıdaki ön koşulların kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekir:

Gerçek Bir Alacak ve Takip: Davacının borçludan gerçek bir alacağı olmalı ve bu alacağa ilişkin icra takibi kesinleşmiş olmalıdır.

Borcun Önceliği: İptali istenen tasarruf (satış), takip konusu borcun doğumundan sonra yapılmış olmalıdır (İİK m. 284). Yargıtay, borcun doğum tarihinin tespitinde sadece bono/çek tarihlerine bakılmaması gerektiğini, temel ilişkinin (fatura, cari hesap vb.) tasarruftan önce doğup doğmadığının titizlikle araştırılması gerektiğini vurgulamaktadır [İçtihat 7, 15, 21].

Aciz Belgesi: Alacaklının elinde borçlu hakkında alınmış geçici veya kesin aciz belgesi bulunmalıdır (İİK m. 277, 105). Haciz sırasında borçlunun haczi kabil malının bulunmaması durumu da geçici aciz belgesi hükmündedir [İçtihat 3, 29].

Hak Düşürücü Süre: Dava, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl içinde açılmalıdır (İİK m. 284).

2. İptal Sebepleri ve Karine Teşkil Eden Durumlar

Kanun, üç ana başlık altında iptal nedenlerini düzenlemiştir:

A. İvazsız Tasarruflar ve Bağışlamalar (İİK m. 278):

Akrabalık: Altsoy, üstsoy, eş, 3. dereceye kadar kan ve kayın hısımları arasındaki satışlar bağışlama hükmünde sayılır ve iptale tabidir. Örneğin, borçlunun taşınmazını yeğenine, kayınpederine veya kuzenine satması bu kapsamdadır [İçtihat 6, 17, 20].

Bedel Farkı: Satış bedeli ile malın gerçek değeri arasında “pek aşağı bir fiyat” (fahiş fark) varsa, bu işlem bağışlama sayılır. Değer farkı hesaplanırken taşınmaz üzerindeki ipotek ve haciz kayıtları da dikkate alınmalıdır [İçtihat 8, 9, 14].

B. Aciz Halinde Yapılan Tasarruflar (İİK m. 279):

Borçlunun ödeme güçlüğü içindeyken yaptığı; vadesi gelmemiş borç ödemeleri veya mutat olmayan ödeme vasıtaları iptal edilebilir. Özellikle bir taşınmazın veya aracın “borca mahsuben” devredilmesi, mutat ödeme vasıtası sayılmadığından iptal nedenidir [İçtihat 5, 16].

C. Zarar Verme Kastı (İİK m. 280):

Borçlunun alacaklılarını zarara uğratma kastıyla yaptığı işlemler, karşı tarafın (alıcının) bu durumu bildiği veya bilmesini gerektiren emarelerin varlığı halinde iptal edilir.

Karine: Alıcı; borçlunun eşi, yakın akrabası, iş ortağı veya aynı adreste faaliyet gösteren/ticari ilişkisi bulunan kişi/şirket ise borçlunun kötü niyetini bildiği varsayılır [İçtihat 1, 16, 23].

3. Ev ve Araba Satışlarında Özel Durumlar

Ev (Taşınmaz) Satışları: Tapudaki satış bedeli ile bilirkişice belirlenen rayiç değer arasındaki fark en önemli kriterdir. Ayrıca, borçlunun evi satmasına rağmen içinde oturmaya devam etmesi veya kira ödediğini ispatlayamaması “hayatın olağan akışına aykırı” kabul edilerek mal kaçırma kastına delil sayılır [İçtihat 1, 17, 25].

Araba (Taşınır) Satışları: Araç satışlarının noter huzurunda yapılması zorunludur (KTK m. 20/d). İptal davasında aracın kasko değeri ile satış bedeli karşılaştırılır. Taraflar arasındaki tanışıklık, adres yakınlığı ve ticari ilişki araştırılır [İçtihat 6, 28].

4. Davanın Sonuçları (İİK m. 283)

Dava kazanıldığında, satış işlemi tamamen geçersiz sayılmaz; ancak alacaklıya o mal (ev veya araba) üzerinde cebri icra yetkisi tanınır. Alacaklı, kaydın düzeltilmesine gerek olmaksızın malı haczettirip sattırabilir.

Nakden Tazminat: Eğer üçüncü kişi malı elinden çıkarmışsa (dördüncü kişiye satmışsa), malın elden çıkarıldığı tarihteki gerçek değeri oranında alacaklıya nakden tazminat ödemeye mahkum edilir [İçtihat 11, 12, 18].

İyi niyetli dördüncü kişilerin hakları, kötü niyetleri ispatlanmadıkça korunur (İİK m. 282).

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Değerlendirmeler

Aşağıdaki hususlar yargı kararlarında ek bağlam sağlayan ikincil kaynaklar olarak not edilmiştir:

İkincil Kaynak: Tasarrufun iptali davası basit yargılama usulüne tabidir. Davanın değeri, takip konusu alacak ile tasarruf konusu malın değerinden hangisi az ise ona göre belirlenir [İçtihat 32, 33].

İkincil Kaynak: Borçlunun üzerine kayıtlı başka taşınmazların bulunması ve bunların borcu karşılayabilecek nitelikte olması durumunda, aciz hali gerçekleşmediği gerekçesiyle dava reddedilebilir [İçtihat 31].

İkincil Kaynak: Satış bedelinin banka kanalıyla ödendiğinin ispatlanması ve ödeme miktarının gerçek değere yakın olması, taraflar arasında akrabalık olsa dahi tasarrufun gerçek bir satış olduğunu kanıtlayabilir ve iptali engelleyebilir [İçtihat 35].

İkincil Kaynak: Borçlunun kendi ismini gizleyerek bir yakını adına tescil yaptırması (nam-ı müstear) durumunda da muvazaa nedeniyle iptal davası açılabilir [İçtihat 27].

Sıkça Sorulan Sorular

Borçlu borcunu ödememek için evini veya arabasını başkasına satarsa bu satış iptal edilebilir mi?

Evet. Eğer satış işlemi alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yapılmışsa, alacaklı tasarrufun iptali davası açarak bu işlemin kendisine karşı hükümsüz sayılmasını sağlayabilir. Mahkeme satışın kötü niyetle yapıldığına karar verirse, satış tamamen geçersiz sayılmaz ancak alacaklıya o mal üzerinde haciz ve satış yetkisi tanınır.

Tasarrufun iptali davası açabilmek için aciz belgesi şart mı?

Genel kural olarak evet. Tasarrufun iptali davası açılabilmesi için alacaklının elinde geçici veya kesin aciz belgesi bulunmalıdır. Ancak haciz sırasında borçlunun haczedilebilir malının bulunmadığının tutanakla tespit edilmesi de geçici aciz belgesi hükmünde kabul edilmektedir.

Borçlunun malı akrabasına satması tasarrufun iptali sebebi midir?

Çoğu durumda evet. Kanuna göre borçlunun eşine, altsoyuna, üstsoyuna veya üçüncü dereceye kadar kan veya kayın hısımlarına yaptığı satışlar, bağışlama niteliğinde kabul edilebilir ve iptale tabi olabilir. Ayrıca satış bedeli ile malın gerçek değeri arasında ciddi bir fark bulunması da mahkemeler tarafından mal kaçırma karinesi olarak değerlendirilmektedir.

Borçlunun Mal Kaçırma Amaçlı Tasarruflarının İptali Bilgi Notu

Borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı taşınır (araba) veya taşınmaz (ev) satışlarının iptali, İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 277 vd. hükümlerine tabidir. Bu davanın başarıyla sonuçlanması için belirli ön koşulların ve iptal sebeplerinin varlığı aranır.

1. Davanın Dinlenebilmesi İçin Ön Koşullar

Gerçek Bir Alacak ve Takip: Davacının borçludan gerçek bir alacağı olmalı ve bu alacağa ilişkin icra takibi kesinleşmiş olmalıdır.

Borcun Önceliği: İptali istenen tasarruf (satış), takip konusu borcun doğumundan sonra yapılmış olmalıdır (İİK m. 284; İçtihat [8], [15]).

Aciz Belgesi: Alacaklının elinde borçlu hakkında alınmış geçici veya kesin aciz belgesi bulunmalıdır (İİK m. 277, 105). Haciz sırasında borçlunun haczi kabil malının bulunmaması durumu da geçici aciz belgesi hükmündedir (İçtihat [29]).

Hak Düşürücü Süre: Dava, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl içinde açılmalıdır (İİK m. 284).

2. İptal Sebepleri ve Karine Teşkil Eden Durumlar

Kanun, üç ana başlık altında iptal nedenlerini düzenlemiştir:

İvazsız Tasarruflar ve Bağışlamalar (İİK m. 278):

Akrabalık: Altsoy, üstsoy, eş, 3. dereceye kadar kan ve kayın hısımları arasındaki satışlar bağışlama hükmünde sayılır ve iptale tabidir.

Bedel Farkı: Satış bedeli ile malın gerçek değeri arasında “pek aşağı bir fiyat” (fahiş fark) varsa, bu işlem bağışlama sayılır (İçtihat [9], [14]).

Aciz Halinde Yapılan Tasarruflar (İİK m. 279):

Borçlunun ödeme güçlüğü içindeyken yaptığı; vadesi gelmemiş borç ödemeleri, mutat olmayan ödeme vasıtaları (örneğin borca karşılık araba devri) veya mevcut bir borç için sonradan verilen rehinler iptal edilebilir.

Zarar Verme Kastı (İİK m. 280):

Borçlunun alacaklılarını zarara uğratma kastıyla yaptığı işlemler, karşı tarafın (alıcının) bu durumu bildiği veya bilmesini gerektiren emarelerin varlığı halinde iptal edilir.

Karine: Alıcı; borçlunun eşi, yakın akrabası veya iş ortağı ise borçlunun kötü niyetini bildiği varsayılır.

3. Ev ve Araba Satışlarında Özel Durumlar

Ev (Taşınmaz) Satışları: Tapudaki satış bedeli ile bilirkişice belirlenen rayiç değer arasındaki fark en önemli kriterdir. Ayrıca, borçlunun evi satmasına rağmen içinde oturmaya devam etmesi veya kira ödememesi “hayatın olağan akışına aykırı” kabul edilerek mal kaçırma kastına delil sayılır (İçtihat [1], [17]).

Araba (Taşınır) Satışları: Araç satışlarının noter huzurunda yapılması zorunludur (KTK m. 20/d). İptal davasında aracın kasko değeri ile satış bedeli karşılaştırılır ve taraflar arasındaki tanışıklık/ticari ilişki araştırılır (İçtihat [7], [28]).

4. Davanın Sonuçları (İİK m. 283)

Dava kazanıldığında, satış işlemi tamamen geçersiz sayılmaz; ancak alacaklıya o mal (ev veya araba) üzerinde cebri icra yetkisi tanınır.

Alacaklı, mal üçüncü kişinin üzerinde kayıtlı kalsa bile, kaydın düzeltilmesine gerek olmaksızın malı haczettirip sattırabilir.

Eğer üçüncü kişi malı elinden çıkarmışsa, malın elden çıkarıldığı tarihteki değeri oranında nakden tazminat ödemeye mahkum edilir.

Dikkat Edilmesi Gerekenler:

İptal davası sadece davayı açan alacaklı lehine sonuç doğurur.

İyi niyetli dördüncü kişilerin (alıcıdan alan kişi) hakları, kötü niyetleri ispatlanmadıkça korunur (İİK m. 282).

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Tasarrufun iptali davaları, icra hukuku bakımından en teknik ve ispatı en zor davalar arasında yer almaktadır. Davanın kabul edilebilmesi için aciz belgesi, borcun doğum tarihi, tasarruf tarihi, bedel farkı, akrabalık ilişkileri ve kötü niyet karinesi gibi birçok hukuki unsurun birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Uygulamada çoğu dava, aciz belgesi bulunmaması, borcun tasarruftan sonra doğması veya kötü niyetin ispat edilememesi gibi nedenlerle reddedilebilmektedir. Bu nedenle tasarrufun iptali davası açılmadan önce dosyanın hukuki açıdan ayrıntılı şekilde incelenmesi büyük önem taşır.

Bu süreçlerin doğru şekilde yürütülmesi için deneyimli bir İstanbul avukat tarafından hukuki değerlendirme yapılması önemlidir. İcra hukuku alanında çalışan bir avukat, borçlunun yaptığı satış işlemlerinin gerçekten mal kaçırma amacı taşıyıp taşımadığını ve dava şartlarının oluşup oluşmadığını tespit edebilir.

İcra hukuku ve ticari uyuşmazlıklar alanında faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, alacak tahsili, tasarrufun iptali davaları ve borçlunun mal kaçırmasına karşı açılan davalarda hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktadır. Ofis bünyesinde görev yapan İstanbul avukat ve Tuzla avukat ekibi; özellikle icra takibi sonrası borçlunun yaptığı taşınmaz ve araç satışlarının hukuki niteliğinin değerlendirilmesi ve tasarrufun iptali davalarının yürütülmesi konusunda müvekkillerine destek sağlamaktadır.

Borçlunun mallarını yakınlarına devretmesi gibi durumlarda zaman kaybetmeden hukuki süreç başlatılması büyük önem taşıdığından, sürecin deneyimli bir Tuzla avukat veya İstanbul avukat tarafından yürütülmesi alacaklının haklarının korunması açısından kritik öneme sahiptir.

Read More

Tehiri İcra Nedir? İcranın Geri Bırakılması Hangi Şartlarda Alınır? (İİK 36 Rehberi)

İlamlı icra takiplerinde borçluların en çok başvurduğu hukuki yollardan biri tehiri icra (icranın geri bırakılması) kurumudur. Özellikle bir mahkeme kararına karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurulması halinde, borçlular çoğu zaman icra işlemlerinin otomatik olarak duracağını düşünmektedir. Ancak Türk hukukunda bu durum farklıdır.

Genel kural olarak bir ilamın temyiz veya istinaf edilmesi icra işlemlerini kendiliğinden durdurmaz. Borçlunun icra işlemlerinin durmasını sağlayabilmesi için İcra ve İflas Kanunu’nun 36. maddesi kapsamında icranın geri bırakılması kararı alması gerekir.

1. Tehiri İcranın Temel Şartları

İİK m. 36, HMK m. 350 ve 367 uyarınca icranın geri bırakılabilmesi için belirli temel şartların bir arada bulunması gerekmektedir:

Kanun Yoluna Başvuru: Borçlunun, takibe konu ilama karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurmuş olması zorunludur (AYM 2025/92 , Yargıtay 8. HD 2014/9373 ). Kesinleşmeden icraya konulabilen ilamların temyiz edilmiş olması, kendiliğinden icrayı durdurmaz; ayrıca tehiri icra kararı alınması şarttır (Yargıtay HGK 2017/1882 ).

Teminat Gösterilmesi: Borçlu, hükmolunan para veya eşyayı karşılayacak miktarda teminat göstermelidir. Teminat türleri; nakit depo edilmesi, icra mahkemesince kabul edilecek taşınır/taşınmaz rehni, hisse senedi (esham), tahvil veya muteber banka kefaleti olabilir. Ayrıca borçlunun malının haczedilmiş olması da bu kapsamda değerlendirilir (AYM 2025/92 ).

Teminatın Kapsamı ve Niteliği: Sunulan teminatın dosya borcunu ve kararda belirtilen tüm alacakları fazlasıyla karşılayacak nitelikte olması gerekir (BAM Erzurum 3. HD 2017/98 ). Yabancı para alacaklarında teminat miktarı, alacağın fiili ödeme tarihindeki Türk Lirası karşılığı esas alınarak belirlenir (Yargıtay 6. HD 2025/3279 ). Taşınmaz teminat olarak gösterildiğinde, taşınmazın satış bedelinin dosya borcu ve ferilerini karşılayıp karşılamayacağı belirsiz ise, bu teminat mevcut hacizlerin kaldırılmasını sağlamaz (Yargıtay 12. HD 2022/9066 ).

İstisnalar ve Muafiyetler:

Devlet veya adli yardımdan yararlanan borçlular teminat göstermekten muaftır (AYM 17/11/2014).

Nafaka hükümlerinde icranın geri bırakılması kararı verilemez (İİK m. 36/4).

Taşınmazın aynına, aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar gibi kesinleşmeden icra edilemeyen kararlar için tehiri icra prosedürüne gerek yoktur; bunlar kanun gereği kesinleşmedikçe icra edilemez.

2. Uygulama Usulü ve Aşamaları

Tehiri icra süreci, kanunda öngörülen katı usul kurallarına tabidir. 24/11/2021 tarihli 7343 sayılı Kanun ile yapılan yetki değişikliği uyarınca, karar merci artık üst mahkemeler (Yargıtay/BAM) değil, takibin yapıldığı yer icra mahkemesidir (AYM 2025/92 , Yargıtay 12. HD 2025/3381 ). Eski tarihli kararlarda (örn. Yargıtay 8. HD 2015/9402) kararın Yargıtay veya BAM’dan alınacağına dair ifadeler yer alsa da, güncel mevzuat ve yeni tarihli kararlar icra mahkemesinin yetkisini teyit etmektedir.

İcra Emrinin Tebliği ve Süre: İlam icra dairesine verilince borçluya icra emri tebliğ edilir ve 7 gün içinde ödeme yapması veya tehiri icra kararı getirmesi ihtar edilir (Yargıtay 6. HD 2025/3279 ). Ancak İİK 36’da tehiri icra talebi için kesin bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir; takibin her aşamasında (paralar alacaklıya ödeninceye kadar) talep edilebilir (Yargıtay 8. HD 2014/9373 , Yargıtay 8. HD 2013/16390 ).

Mehil Vesikası Alınması: Borçlu, kanun yoluna başvurduğuna dair derkenar ve teminat ile icra dairesine başvurur. İcra müdürü, icra mahkemesinden karar getirilmesi için borçluya “uygun bir süre” (mehil vesikası) verir. Bu süre ancak zorunluluk halinde uzatılabilir (İlk Derece Ankara 14. ATM 2023/187 ).

İcra Mahkemesi Kararı ve Bildirim: Borçlu, mehil vesikası ile takibin yapıldığı yer icra mahkemesine başvurur. Mahkeme teminatı uygun bulursa icranın geri bırakılmasına karar verir. Karar, hükmü veren mahkemeye ve icra dairesine bildirilir ve icra işlemleri durur.

Hukuka Aykırı Memur İşlemleri: İcra müdürü, borçluya usulüne uygun bir mehil vesikası vermeden veya ortada bir icra mahkemesi kararı olmadan, sırf “tehiri icra süreci başladı” gibi keyfi gerekçelerle mevcut paranın alacaklıya ödenmesini durduramaz; bu durum açıkça hukuka aykırıdır (Yargıtay 12. HD 2025/3381 ). Ayrıca, teminat mektubu ibraz edilmesi borcun ödendiği (itfa) anlamına gelmediğinden, sırf teminat sunulduğu için dosyadaki mevcut hacizler fek edilemez (Yargıtay 12. HD 2011/19585 ).

3. Üst Mahkeme Kararının Etkisi ve Teminatın Akıbeti

İstinaf veya temyiz incelemesinin sonucuna göre tehiri icra kararının ve teminatın durumu şekillenir:

Onama veya Esastan Red: Bölge Adliye Mahkemesi’nin istinafı esastan reddetmesi veya Yargıtay’ın kararı onaması halinde, alacaklının istemi üzerine başkaca işleme gerek kalmaksızın teminata konu para doğrudan alacaklıya ödenir; mal ve haklar ise paraya çevrilir (BAM İstanbul 21. HD 2017/1959 ). İlam alacaklısının teminat üzerinde rüçhan hakkı vardır. Yargıtay onaması sonrası icra müdürlüğünün teminatı paraya çevirmek yerine ipotek fekki yapması hukuka aykırıdır (Yargıtay 12. HD 2018/995 ).

Temyiz Sürecinin Etkisi: BAM’ın esastan ret kararına karşı temyiz yolu açıksa, temyiz yoluna başvurma süresinin dolmasına kadar icranın geri bırakılması kararının etkisi devam eder (AYM 2025/92 ). Bu durumda borçlu, Yargıtay aşaması için yeniden mehil vesikası talep etmelidir (Yargıtay 12. HD 2019/12672 ).

Bozma veya Kaldırma: İlamın bozulması halinde icra işlemleri olduğu yerde durur (İİK m. 40/1). Teminatın iade edilip edilmeyeceğine, bozmanın mahiyetine göre bozma sonrası esası inceleyecek mahkemece kesin olarak karar verilir (Yargıtay 12. HD 2022/8725 ). İlam icra edildikten sonra bozulur ve borçsuzluk kesinleşirse, icra işlemleri eski haline iade edilir (İlk Derece Ankara 3. ATM 2022/706 ).

4. Özel Durumlar ve Farklı Hukuk Dallarındaki Uygulamalar

Zamanaşımı Nedeniyle İcranın Geri Bırakılması (İİK m. 71 ve 33/a) Takibin kesinleşmesinden sonraki devrede borç zamanaşımına uğrarsa, borçlu icra mahkemesine başvurarak icranın geri bırakılmasını isteyebilir. Mahkeme, resmi vesikalara dayanarak inceleme yapar. Bu durumda mahkemenin “takibin iptaline” değil, yasa gereği “icranın geri bırakılmasına” karar vermesi gerekir (Yargıtay 12. HD 2013/22004 , 2014/12569 ). Alacaklı, bu kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde genel mahkemelerde dava açma hakkına sahiptir (İlk Derece Ankara 11. ATM 2022/807 ). Haklarında takip kesinleşmeyen borçlular yönünden ise bu madde uyarınca icranın geri bırakılmasına karar verilemez (Yargıtay 12. HD 2009/22647 ).

5. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlamlar

Karar metinlerinde sınırlı bilgi sunan ikincil kaynaklardan elde edilen tamamlayıcı bilgiler aşağıda sunulmuştur:

İlamlı ve İlamsız Takip Ayrımı: Yargıtay İçtihatları Birleştirme HGK (2017/2-2017/3 ) kararına göre, tehiri icra (İİK m. 36) kurumu yalnızca ilamlı icra takiplerinde uygulanabilir. İlamsız takipte borçlunun teminat göstererek icranın geri bırakılması yoluna başvurma imkanı bulunmamaktadır; ilamsız takipte koruma ancak ödeme emrine itiraz (İİK m. 62) ile sağlanır.

Mehil Süresinin Koruyucu Etkisi: İcra müdürlüğünce tehiri icra kararı getirilmesi için verilen mehil süresi içinde takip durur ve hiçbir icra takip işlemi yapılamaz. Bu süre zarfında alacaklının üçüncü kişilere haciz ihbarnamesi (İİK m. 89/2) gönderme talepleri reddedilir (Yargıtay 12. HD 2016/19385 ).

Kararın İbraz Edilmemesi: Borçlu, mehil vesikası almasına ve üst mahkemeden tehiri icra kararı çıkartmasına rağmen, verilen mehil süresi (örn. 90 gün) içinde bu kararı icra dosyasına sunmazsa, alacaklı sürenin bitiminde yatırılan teminatı paraya çevirip alacağını tahsil edebilir (Yargıtay 12. HD 2022/8876 ).

Harç ve Bildirim Usulü: İcra mahkemesine yapılan tehiri icra başvurularında maktu harç (peşin) alınır ve verilen geri bırakma kararları İİK m. 39/3 kıyasen UYAP üzerinden ilgili mahkeme ve icra müdürlüğüne bildirilir (İlk Derece İstanbul 11. İHM 2022/79 ).

İcra Mahkemesi Kararlarına Karşı Tehiri İcra: İcra mahkemelerinin kendi kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulduğunda İİK m. 36’nın uygulanıp uygulanamayacağı hususunda yerel mahkemeler arasında uygulama farklılıkları (bazı mahkemelerin reddetmesi, bazılarının kabul etmesi) yaşanabilmektedir (Uyuşmazlık Mahkemesi 2025/142 ).

Sık Sorulan Sorular

Mahkeme kararına karşı istinaf veya temyiz başvurusu yapılması icra işlemlerini durdurur mu?

Hayır. Türk hukukunda bir mahkeme kararına karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurulması icra işlemlerini kendiliğinden durdurmaz. İcra işlemlerinin durdurulabilmesi için borçlunun İİK m.36 kapsamında icranın geri bırakılması (tehiri icra) kararı alması gerekir. Bu karar alınmadıkça icra müdürlüğü haciz ve satış işlemlerine devam edebilir.

Tehiri icra kararı alabilmek için teminat göstermek zorunlu mudur?

Genel kural olarak evet. Borçlu, hükmolunan para veya eşyayı karşılayacak miktarda teminat göstermek zorundadır. Teminat nakit olarak yatırılabileceği gibi banka teminat mektubu, taşınmaz rehni veya bazı durumlarda haczedilmiş mallar da teminat olarak kabul edilebilir. Ancak devlet veya adli yardımdan yararlanan kişiler teminat göstermekten muaf tutulabilir.

Tehiri icra hangi icra takiplerinde uygulanabilir?

Tehiri icra kurumu yalnızca ilamlı icra takiplerinde uygulanabilir. Yani mahkeme kararına dayanan icra takiplerinde kullanılabilir. İlamsız icra takiplerinde ise borçlunun teminat göstererek icranın durdurulmasını istemesi mümkün değildir. İlamsız takiplerde borçlunun başvurabileceği temel yol ödeme emrine itirazdır.

Tehiri İcra (İcranın Geri Bırakılması) Bilgi Notu

1. Temel Şartlar (İİK m. 36, HMK m. 350, 367)

Kanun Yoluna Başvuru: Borçlunun ilama karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurmuş olması gerekir.

Teminat Gösterilmesi: Borçlu, hükmolunan para veya eşyayı karşılayacak miktarda teminat göstermelidir. Teminat; nakit, banka teminat mektubu, taşınmaz rehni, hisse senedi veya tahvil olabilir.

İstisnalar:

Nafaka hükümleri için icranın geri bırakılması kararı verilemez (İİK m. 36/4).

Devlet veya adli yardımdan yararlananlar teminat göstermekten muaftır (İİK m. 36/2).

Kesinleşmeden icra edilemeyen ilamlar (taşınmazın aynına, aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar vb.) için tehiri icra prosedürüne gerek yoktur; bu kararlar kanun gereği kesinleşmedikçe icra edilemez (HMK m. 350/2, 367/2).

2. Uygulama Usulü ve Aşamaları

Mehil Vesikası Alınması: Borçlu, kanun yoluna başvurduğuna dair belgeyi (derkenar) ve teminatı icra dairesine sunar. İcra müdürü, icra mahkemesinden karar alınması için borçluya “uygun bir süre” (mehil vesikası) verir (İİK m. 36/1).

İcra Mahkemesi Kararı: Borçlu, aldığı mehil vesikası ile takibin yapıldığı yer icra mahkemesine başvurarak icranın geri bırakılmasına karar verilmesini talep eder. Mahkeme, teminatın uygunluğunu denetleyerek kararı verir.

Kararın Bildirilmesi: İcra mahkemesi kararı, hükmü veren mahkemeye ve icra dairesine bildirilir. Bu aşamadan sonra üst mahkeme kararına kadar icra işlemleri durur.

3. Üst Mahkeme Kararının Etkisi ve Teminatın Akıbeti

Onama/Esastan Red Kararı: Bölge Adliye Mahkemesi’nin istinafı esastan reddetmesi veya Yargıtay’ın kararı onaması halinde, teminat doğrudan alacaklıya ödenir (İİK m. 36/5). Temyiz yolu açıksa, temyiz süresi dolana kadar icranın geri bırakılması etkisi devam eder.

Bozma/Kaldırma Kararı: İlamın bozulması veya kaldırılması halinde, icra işlemleri olduğu yerde durur (İİK m. 40/1). Teminatın iade edilip edilmeyeceğine, bozma sonrası esası inceleyecek mahkemece karar verilir (İİK m. 36/5).

İcranın İadesi: İlam icra edildikten sonra bozulur ve borçlunun borcu olmadığı kesinleşirse, icra işlemleri ayrıca hükme hacet kalmaksızın eski haline iade edilir (İİK m. 40/2).

4. Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Yetki Değişikliği: 24/11/2021 tarihli 7343 sayılı Kanun ile karar merci artık üst mahkemeler değil, icra mahkemeleridir.

Süre Sınırı: İİK 36’da tehiri icra talebi için kesin bir hak düşürücü süre öngörülmemiştir; takibin her aşamasında (paralar alacaklıya ödeninceye kadar) talep edilebilir.

Zamanaşımı: Takibin kesinleşmesinden sonraki devrede zamanaşımı oluşursa, İİK 33/a ve 71 uyarınca icra mahkemesinden icranın geri bırakılması istenebilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Tehiri icra prosedürü, icra hukuku bakımından oldukça teknik ve çok aşamalı bir süreçtir. Uygulamada borçlular çoğu zaman teminatın türü, mehil vesikası süresi, icra mahkemesine başvuru zamanı veya teminatın kapsamı gibi konularda hatalar yapabilmektedir. Bu tür hatalar, icra işlemlerinin durdurulamamasına ve borçlunun mallarının haczedilmesine yol açabilir.

Bu nedenle icra takiplerine karşı yapılacak tehiri icra başvurularının deneyimli bir İstanbul avukat tarafından değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Özellikle icra hukuku alanında çalışan bir avukat, dosya borcunun hesaplanması, teminatın belirlenmesi ve icra mahkemesine yapılacak başvuruların doğru şekilde hazırlanmasını sağlayabilir.

İcra hukuku ve ticari uyuşmazlıklar alanında faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, ilamlı icra takipleri, haciz işlemleri ve icranın geri bırakılması taleplerinde hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktadır. Ofis bünyesinde görev yapan İstanbul avukat ve Tuzla avukat ekibi; istinaf ve temyiz aşamasında icra işlemlerinin durdurulması, teminat işlemleri ve icra mahkemesi süreçlerinin yürütülmesi konusunda müvekkillerine destek sağlamaktadır.

İcra dosyalarında yapılacak hatalı işlemler, borçlunun malvarlığı üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğinden sürecin deneyimli bir Tuzla avukat veya İstanbul avukat tarafından yürütülmesi hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Read More

Sınır Dışı (Deport) Kararına Karşı Nasıl Dava Açılır? 7 Günlük Süre, Otomatik Durdurma ve Göç İdaresi İşlemlerine Karşı Haklarınız Neler?

Sınır Dışı (Deport) Kararına Karşı Başvuru Yolu, Makam ve Süreler

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (YUKK) 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, yabancılar hakkında verilen sınır dışı etme (deport) kararına karşı yargı yolu açık olup belirli süre ve usullere tabidir.

1. Sınır Dışı (Deport) Kararına Karşı Başvuru Yolu, Makam ve Süreler

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (YUKK) 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, yabancı hakkında tesis edilen sınır dışı etme kararına karşı yargı yolu ve süreleri şu şekildedir:

Başvuru Makamı: Sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren İdare Mahkemesine başvurulması gerekmektedir.

Başvuru Süresi: Güncel yargı kararları ve kanun değişiklikleri uyarınca başvuru süresi, kararın tebliğinden itibaren 7 (yedi) gündür. Bazı kararlarda (örneğin Danıştay 10. Daire ve bazı Bölge İdare Mahkemesi kararları) 15 günlük sürelerden bahsedilse de, Anayasa Mahkemesi ve güncel ilk derece mahkemesi kararları 7196 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası sürenin 7 gün olduğunu vurgulamaktadır.

Bildirim Yükümlülüğü: Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama (ilgili Valilik/Göç İdaresi) bu başvurusunu bildirmekle yükümlüdür.

Yargılama Süreci: Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır. İdare mahkemesinin bu konuda vermiş olduğu karar kesin niteliktedir; dolayısıyla bu karara karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurulması mümkün değildir.

2. Sınır Dışı Kararının Durdurulması (Otomatik Askı Mekanizması)

Sınır dışı etme kararının uygulanması, dava açılmasıyla birlikte kanun gereği kendiliğinden durmaktadır. YUKK 53/3 maddesinde yer alan “Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilmez” hükmü bu güvenceyi sağlamaktadır.

Dava Açma Süresi İçinde Koruma: 7 günlük dava açma süresi boyunca idare, yabancıyı sınır dışı edemez.

Yargılama Süresince Koruma: Dava açıldığı andan itibaren mahkeme kararı kesinleşinceye kadar sınır dışı işlemi askıda kalır.

İstisnaların Kaldırılması: Geçmişte 54. maddenin 1. fıkrasının (b), (d) ve (k) bentleri (terör örgütü ilişkisi, kamu güvenliği tehdidi vb.) kapsamındakiler için dava açmanın işlemi durdurmayacağına dair istisnalar bulunmaktaydı. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin pilot kararları ve 7196 sayılı Kanun değişikliği ile bu istisnalar büyük oranda kaldırılmış; dava açılması durumunda işlemin otomatik olarak duracağı kuralı genel bir güvence haline getirilmiştir.

3. 7 Günlük Süre Beklemeden Sınır Dışı Yapılabilmesi Durumu ve Analizi

Göç İdaresi’nin 7 günlük dava açma süresini beklemeden işlem yapıp yapamayacağı hususu yargı kararlarında şu şekilde analiz edilmiştir:

Genel Kural: İdare, yabancının rızası olmaksızın 7 günlük dava açma süresini beklemek zorundadır. Kanun, dava açma süresi içinde sınır dışı etmeyi açıkça yasaklamıştır.

Rıza İstisnası (Gönüllü Geri Dönüş): Yabancının kendi rızasıyla (Gönüllü Geri Dönüş İstek Formu imzalayarak) ülkeden ayrılmak istemesi durumunda 7 günlük süre beklenmeksizin sınır dışı işlemi gerçekleştirilebilir.

Rızanın Sakatlanması Riski: Anayasa Mahkemesi (2/5/2023 tarihli karar), matbu formların imzalatılması, avukatın haberdar edilmemesi veya menşe ülkedeki riskin varlığı durumunda rızanın “bilinçli” olmadığını değerlendirerek, 7 günlük süre beklenmeden yapılan sınır dışı işlemlerinde hak ihlali kararı verebilmektedir.

48 Saatlik Karar Süresi ile Karıştırılmamalıdır: YUKK 57. maddesinde yer alan “değerlendirme ve karar süresinin 48 saati geçemeyeceği” hükmü, sınır dışı etme kararının alınma süresine ilişkindir; bu karar alındıktan sonra uygulama için yine 7 günlük dava açma süresine riayet edilmesi gerekmektedir.

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya dolaylı bağlam sağladığı için ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

İkincil Kaynak (AYM 2018/11825 ): Irak vatandaşlarına ilişkin bir kararda, 2019 değişikliği öncesi dönemde kamu güvenliği tehdidi (54/d) gerekçesiyle dava açılsa dahi sınır dışı icra yetkisinin geniş olduğu ima edilmiş; ancak Anayasa Mahkemesi’nin tedbir kararlarıyla bu sürecin durdurulabildiği ve risk araştırması yapılmadan icra edilen işlemlerin kötü muamele yasağını ihlal ettiği vurgulanmıştır.

İkincil Kaynak (Danıştay 10. Daire 2022/8353 ): Sınır dışı işlemlerine karşı açılan davalarda yetkili mahkemenin, işlemin tesis edildiği yerdeki idare mahkemesi olduğu (yetki uyuşmazlığı bağlamında) teyit edilmiştir.

İkincil Kaynak (AYM 22/11/2022): Suçluların iadesi (extradition) süreçlerinde, iade kararının kesinleşmesinden itibaren belirli süreler içinde teslim alınmayan kişiler hakkındaki koruma tedbirlerinin kaldırılacağı belirtilmiş; bu süreçlerin genel sınır dışı prosedüründen farklı usullere tabi olduğu görülmüştür.

Sonuç olarak; yabancı hakkında verilen sınır dışı kararı, tebliğden itibaren 7 gün içinde İdare Mahkemesine başvurularak durdurulur. Bu başvuru yapıldığında ve idareye bildirildiğinde, yargılama sonuna kadar sınır dışı işlemi kanun gereği otomatik olarak durur. Yabancının açık ve bilinçli rızası (gönüllü geri dönüş) olmadığı müddetçe, Göç İdaresi’nin 7 günlük dava açma süresini beklemeden işlem yapması hukuka aykırıdır.

Sık Sorulan Sorular

Deport kararına karşı dava açınca sınır dışı edilir miyim?

Hayır. YUKK m.53/3 uyarınca dava açılmasıyla birlikte sınır dışı işlemi otomatik olarak durur ve mahkeme kararına kadar uygulanamaz.

Deport kararına karşı dava açma süresi kaç gündür?

Bu süre hak düşürücü olduğu için kaçırılması halinde dava açma hakkı ortadan kalkabilir.

Deport davasına hangi mahkeme bakar?

Yetkili mahkeme, sınır dışı kararını veren idarenin bulunduğu yerdeki İdare Mahkemesidir. Örneğin İstanbul’da verilen bir karar için İstanbul İdare Mahkemeleri yetkilidir.

Geri Gönderme Merkezinde olan kişi dava açabilir mi?

Evet. Geri Gönderme Merkezi’nde bulunan yabancılar da avukat aracılığıyla deport kararına karşı dava açabilir. Bu davalar genellikle çok kısa süre içinde açılması gereken acil davalardır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Sınır dışı (deport) işlemleri, göç hukuku ve idare hukuku alanında uzmanlık gerektiren oldukça teknik süreçlerdir. Özellikle Tuzla Geri Gönderme Merkezi süreçleri, kısa dava süreleri ve hızlı idari işlemler nedeniyle profesyonel hukuki destek gerektirir.

Sınır dışı (deport) işlemleri, hem göç hukuku hem de idare hukuku açısından teknik ve hızlı yürüyen süreçler olduğundan, çoğu zaman uzmanlık gerektiren hukuki değerlendirmeler içerir. Özellikle Geri Gönderme Merkezi (GGM) süreçlerinde dava açma sürelerinin kısa olması ve idari işlemlerin hızlı uygulanabilmesi nedeniyle, yabancıların haklarını koruyabilmesi için profesyonel hukuki destek büyük önem taşır. Bu nedenle İstanbul’da deport kararlarına karşı açılan davalarda genellikle İstanbul göçmen avukatı, Tuzla geri gönderme merkezi avukatı, Tuzla göçmen avukatı veya Tuzla avukat gibi göç hukuku alanında deneyimli hukukçuların desteğine başvurulmaktadır. Çünkü sınır dışı işlemlerinde yapılacak küçük bir usul hatası dahi dava açma süresinin kaçırılmasına, sınır dışı işleminin kesinleşmesine veya yabancı hakkında Türkiye’ye giriş yasağı uygulanmasına yol açabilir. Bu sebeple deport kararına karşı açılacak davaların deneyimli bir göç hukuku avukatı tarafından yürütülmesi, yabancının Türkiye’de kalma hakkının korunması açısından kritik bir rol oynar. İstanbul ve Türkiye genelinde göç hukuku alanında faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deport kararlarına karşı açılan davalar, geri gönderme merkezi işlemleri ve yabancıların hukuki haklarının korunması konusunda profesyonel hukuki destek sunmaktadır.

Read More

Gemiye Verilen Hangi Hizmetler ve Malzemeler “Deniz Alacağı” Sayılır?

Yasal Çerçeve ve Deniz Alacağı Tanımı 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1352/1-l maddesi uyarınca; geminin işletilmesi, yönetimi, korunması veya bakımı için sağlanan eşya, malzeme, kumanya, yakıt, konteynerler dâhil teçhizat ve bu amaçlarla verilen hizmetlerden doğan istemler “deniz alacağı” olarak kabul edilmektedir. Yargı kararları, bu hükmün kapsamını geniş bir yelpazede ele alarak; geminin denize, yola ve yüke elverişli şekilde ticari faaliyetlerini sürdürebilmesi için yapılan her türlü mal teslimi ve hizmet ifasını bu kapsamda değerlendirmektedir.

2. Hizmet ve Teçhizat Türlerine Göre Somut Uygulamalar

Kumanya ve İhtiyaç Malzemeleri: İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2025/713 E. K) ve İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi (2016/745 E. K) kararlarında; gemiye teslim edilen meyve, sebze, et, gıda ve dayanıklı tüketim malzemeleri gibi kumanya tedarik hizmetleri doğrudan TTK m. 1352/1-l kapsamında deniz alacağı olarak nitelendirilmiştir. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2016/710 E. K) de mürettebata verilen yemek hizmetini bu kapsamda değerlendirmiştir.

Yakıt ve Akaryakıt Tedariki: İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi (2020/418 E. K ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (2018/384 E. K) kararlarında, geminin işletilmesi için sağlanan yakıt ve akaryakıt bedellerinin deniz alacağı olduğu ve bu alacakların gemi alacaklısı hakkı verebileceği teyit edilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (1998/8202 E.) de finansal kiralama konusu gemilerde dahi yakıt alacağının gemi alacağı niteliğinde olduğunu ve kanuni rehin hakkı doğurduğunu belirtmiştir.

Bakım, Onarım ve Yedek Parça: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi (2024/1905 E. ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2023/1806 E.  tersanede verilen bakım, onarım ve tamir hizmetlerini deniz alacağı olarak kabul etmiştir. İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/949 E. K) gemiye sağlanan yedek parçaları, İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi (2024/683 E. ise gemi için üretilen “towing pin” gibi özel ekipman ve sistemleri TTK m. 1352/1-l kapsamında değerlendirmiştir.

Bağlama, Koruma ve Liman Hizmetleri: İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi (2025/894 E. , yat bağlama sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri geminin korunması ve bakımı kapsamında deniz alacağı saymıştır. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2019/435 E. ) ise geminin tersanede bağlı kaldığı sürede sağlanan iskele kirası, elektrik temini, iş güvenliği personeli, yangın önleme ve palamar hizmetlerini geminin emniyetle korunması için zorunlu hizmetler olarak kabul ederek bedellerine hükmetmiştir. Rekabet Kurulu’nun bir kararında (20-48/666-291 da römorkaj, pilotaj ve atık alım gibi hizmetlerin geminin güvenli seyri için zorunlu olduğu vurgulanmıştır.

3. Görevli Mahkeme ve Usuli Değerlendirmeler

 İncelenen kararların büyük çoğunluğunda (Örn: İstanbul 1. ATM 2018/408 E. Kaynak, İstanbul 18. ATM 2020/247 E. ), uyuşmazlığın TTK m. 1352/1-l kapsamında bir deniz alacağı olması durumunda, davanın Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla hareket eden Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmesi gerektiği vurgulanarak görevsizlik kararları verilmiştir. Ancak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi (2023/1415 E.), tersanede meydana gelen bir zararın tazmini istemini deniz ticaretinden ziyade genel “eser sözleşmesi” kapsamında görerek genel mahkemelerin görevli olduğuna işaret etmiştir.

4. Sorumluluk ve İstisnalar

Donatan ve Kiracı Ayrımı: Bandırma 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (2014/596 E. K) ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2018/5342 E. kararlarında, “Gencon Charter Party” gibi sözleşmeler uyarınca tamir, bakım ve personel giderlerinden donatanın değil, kiracının sorumlu olduğu durumlarda, bu alacakların donatana karşı deniz alacağı/rehin hakkı doğurmayabileceği hükme bağlanmıştır.

Zaruret Şartı: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin bazı kararlarında (2014/17666 E.  2023/556 E. kaptanın yaptığı harcamaların gemi alacağı niteliği kazanabilmesi için “zaruret” halinin bulunması ve bu harcamaların geminin muhafazası veya yolculuğun tamamlanması için zorunlu olması gerektiği, günlük tüketim veya yeni sefer hazırlığına yönelik malzemelerin bu kapsamda değerlendirilemeyebileceği belirtilmiştir.

Somut Bağlam: Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi (2023/23 E. gemiye özgü olmayan, sadece bir “motor bloğu satışı”na ilişkin uyuşmazlığı, geminin bakımı veya korunması kapsamında görmeyerek deniz alacağı saymamıştır.

5. İkincil Kaynaklar İkincil kaynaklar, karar metinlerinde sınırlı bilgi olduğunda şu ek bağlamları sağlamaktadır:

TUGS ve Vergi İstisnası: Bir özelgede (08.01.2018), çıplak kira sözleşmelerinde yakıt, yağ, bakım-onarım ve personel giderlerinin kiracı tarafından karşılanmasının işletme kazancı ve vergi istisnası bağlamındaki önemi vurgulanmıştır.

Hizmetlerin Kapsamı: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/344 E. ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesi (2021/1382 E.  dosyalarında; elektrik, su, yangın gözcüsü, havuzlama ve rıhtım bekleme ücreti gibi kalemlerin geminin korunması için zorunlu olduğu iddia edilmiş, ancak bu davalar usuli nedenlerle (açılmamış sayılma veya bilirkişi raporundaki eksiklikler) esastan nihayete ermemiştir.

Arıza Sonrası Giderler: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2009/3591 E. ), ana makine arızası sonrası yapılan römorkör, motor servisi ve sörvey raporu giderlerini donatanın ödemesi gereken zorunlu harcamalar olarak kabul etmiş, ancak bunların kanuni rehin hakkı verip vermediği hususunda ispat durumuna göre farklı değerlendirmeler yapmıştır.

Bu rapor, sunulan yargı kararları ve yanıtlar çerçevesinde hazırlanmış olup, TTK m. 1352/1-l kapsamındaki alacakların geniş bir hizmet ve malzeme grubunu kapsadığını, ancak sorumluluk ve rehin hakkı noktasında sözleşme şartları ile zaruret halinin mahkemelerce titizlikle incelendiğini göstermektedir.

Gemiye verilen kumanya, yakıt ve günlük ihtiyaçlar deniz alacağı mıdır?

Evet. Yargı kararlarında; gemiye teslim edilen gıda, kumanya, meyve–sebze, et ürünleri, mürettebat yemek hizmeti, ayrıca yakıt ve akaryakıt tedariki açık şekilde deniz alacağı kabul edilmiştir. Hatta finansal kiralama konusu gemilerde dahi yakıt alacağı için gemi alacaklısı hakkı ve kanuni rehin tanınmıştır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Deniz alacağı dosyaları; İstanbul, Tuzla, Tuzla Tersanesi, Haydarpaşa, Ambarlı, Pendik, Aliağa gibi limanlar özelinde çok teknik uyuşmazlıklar doğurur.
Yanlış hukuki nitelendirme yapılırsa:

Görevli mahkeme hatalı seçilir,

Deniz alacağı varken rehin hakkı kaybedilir,

İhtiyati haciz ve teminat süreçleri boşa düşer,

Alacak tahsili yıllarca gecikir. Bu nedenle, deniz ticareti uygulamasına hâkim, liman–tersane pratiğini bilen ve içtihatları yakından takip eden bir hukuk ekibiyle çalışmak kritik önemdedir. Özellikle İstanbul ve Tuzla merkezli deniz uyuşmazlıklarında, 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz alacakları, gemi ihtiyati haczi ve tersane kaynaklı uyuşmazlıklarda uzmanlaşmış yaklaşımıyla sürecin doğru yönetilmesini sağlar.

Read More

Mürettebat Ücretleri Ödenmezse Ne Olur? Bu Alacaklar Nasıl Tahsil Edilebilir?

Gemi adamı ücretleri, geri getirilme giderleri ve sosyal sigorta payları, Türk Ticaret Kanunu’nda en güçlü korumaya sahip deniz alacakları arasında yer almasına rağmen; uygulamada bu alacaklar da sıklıkla gecikmekte veya tamamen tahsil edilememektedir. Bunun nedeni, hukuki statünün güçlü olmasına karşın sözleşme yapısı, ispat rejimi ve sorumlu kişinin yanlış belirlenmesi gibi kritik hatalardır.

1. Yasal Çerçeve ve Deniz Alacağı Tanımı

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1352/1-o maddesi uyarınca; gemi adamlarına gemide çalışmaları dolayısıyla ödenecek ücretler, ülkelerine geri getirilme giderleri ve onlar adına ödenmesi gereken sosyal sigorta katılma payları “deniz alacağı” olarak kabul edilmiştir. Bu alacaklar aynı zamanda TTK m. 1320/1-a kapsamında “gemi alacaklısı hakkı” veren alacaklar arasında sayılmış olup, gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tanımaktadır.

2. Mürettebat Alacaklarının Kapsamı ve Sınırları

Yargı kararları, deniz alacağı kavramının kapsamını fiili çalışma ve buna bağlı yasal yükümlülüklerle sınırlandırmaktadır:

Ücret ve Diğer Ödemeler: Gemi adamlarının maaş, ikramiye ve gemide çalışmaya bağlı diğer parayla ölçülebilen hakları bu kapsamdadır (İstanbul 17. ATM-2019/284 K).

Geri Getirilme ve Sosyal Sigorta: Ülkelerine getirilme giderleri ve sosyal sigorta katılma payları deniz alacağı tanımına açıkça dahildir (Yargıtay 9. HD-2022/6018 K).

Kapsam Dışı Durumlar: Adana BAM 9. HD (2022/1376 K) kararında, iş akdinin haksız feshinden sonraki “çalışılmayan aylara ilişkin ücret taleplerinin” TTK m. 1352/1-o kapsamında deniz alacağı sayılamayacağı ve bu nedenle ihtiyati hacze konu edilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Benzer şekilde, yıllık izin ücreti gibi yargılamayı gerektiren alacaklar “yaklaşık ispat” koşulunu sağlamadığı gerekçesiyle ihtiyati haciz aşamasında reddedilebilmektedir (İstanbul BAM 12. HD-2019/207 Kaynak).

3. İhtiyati Haciz ve Yaklaşık İspat Koşulu

Deniz alacağı niteliğindeki mürettebat ücretleri, geminin ihtiyati haczine imkan tanır (TTK m. 1353). Mahkemeler bu aşamada “tam ispat” yerine “yaklaşık ispat” aramaktadır:

İspat Araçları: Gemi kaptanı tarafından düzenlenen ve gemi mührünü içeren “List of Sum Which Owner Must to Pay” (Malikin Ödemesi Gereken Tutarlar Listesi), “Crew List” (Mürettebat Listesi), iş sözleşmeleri ve hizmet belgeleri yaklaşık ispat için yeterli görülmektedir (Yargıtay 11. HD-2015/12940 K, İstanbul BAM 14. HD-2022/221 K).

Kaptan Yetkisi: TTK m. 1109/1 uyarınca kaptanın donatanı temsilen imzaladığı alacak teyit belgeleri donatanı bağlayıcı kabul edilmektedir (İstanbul BAM 43. HD-2022/275 K).

Kardeş Gemi Haczi: Mürettebat alacakları için TTK m. 1369/2 uyarınca borçluya ait “kardeş gemiler” üzerine de ihtiyati haciz konulabilmektedir (İstanbul BAM 43. HD-2022/267 K).

4. Sorumluluk ve Donatanın Durumu

Gemi adamı ücretlerinden kural olarak donatan sorumludur. Ancak somut olaydaki sözleşme ilişkileri bu durumu değiştirebilir:

Çıplak Gemi Kirası (Bareboat Charter): TTK m. 1127 uyarınca, geminin çıplak olarak kiraya verilmesi durumunda gemi adamlarının çalıştırılmasından doğan borçlar kiracıya aittir. Bu durumda gemi maliki (donatan sıfatı yoksa) ücret alacaklarından sorumlu tutulamaz (İstanbul BAM 43. HD-2020/1498 K, İstanbul 17. ATM-2018/51 

Gemi İşletme Müteahhidi: Gemi yönetim sözleşmelerinde (Shipman98 vb.), işletmecinin personel idaresi yetkisi yoksa ve hizmet sözleşmesi doğrudan malikle yapılmışsa, işletmeci ücretlerden sorumlu tutulmamaktadır (Yargıtay 11. HD-2012/361 

5. Görevli Mahkeme ve Bayrak Devleti Ayrımı

Uyuşmazlığın çözüleceği mahkeme, geminin bayrağına ve kanun kapsamına göre belirlenmektedir:

Türk Bayraklı Gemiler: 854 sayılı Deniz İş Kanunu kapsamında (100 grostonilatodan büyük gemiler) uyuşmazlıklar İş Mahkemelerinde görülür (İstanbul BAM 43. HD-2024/481 

Yabancı Bayraklı Gemiler: Deniz İş Kanunu uygulanmaz; uyuşmazlık hizmet akdi çerçevesinde genel hükümlere tabidir. Yargıtay 11. HD ve 17. HD kararlarına göre, bu alacaklar gemi alacağı/deniz alacağı niteliğinde olduğundan Deniz İhtisas Mahkemeleri (veya bu sıfatla Asliye Ticaret Mahkemeleri) görevlidir (Yargıtay 17. HD-2014/14640 , Yargıtay 11. HD-2013/13472. Ancak bazı güncel BAM kararlarında, yabancı bayraklı gemilerdeki hizmet ilişkisinin Borçlar Kanunu kapsamında olduğu ve İş Mahkemelerinin görevli olduğu yönünde değerlendirmeler de mevcuttur (Adana BAM 9. HD-2024/278 

Sonuç: TTK m. 1352/1-o uyarınca mürettebat ücretleri, geri getirilme masrafları ve sosyal sigorta payları tartışmasız birer deniz alacağıdır. Bu alacaklar, gemi üzerinde kanuni rehin hakkı sağlar ve yaklaşık ispat koşuluyla geminin (veya kardeş gemilerin) ihtiyati haczine dayanak oluşturur. Ancak çıplak kira sözleşmelerinde sorumluluğun kiracıya geçmesi ve görevli mahkemenin geminin bayrağına göre değişkenlik gösteresi uygulamada dikkat edilmesi gereken kritik unsurlardır.

Yabancı bayraklı gemide çalışan mürettebat alacağı nerede takip edilir?

Yabancı bayraklı gemilerde en sık yapılan hata yanlış mahkemede dava açılmasıdır. Türk Bayraklı gemilerde Deniz İş Kanunu ve İş Mahkemeleri gündeme gelirken; yabancı bayraklı gemilerde uyuşmazlık çoğu zaman deniz alacağı niteliğiyle Denizcilik İhtisas Mahkemelerinde görülür. Ancak bazı BAM kararları Borçlar Kanunu–İş Mahkemesi yönünde değerlendirme yapabildiğinden, görev hatası davanın usulden reddine neden olabilir.

Mürettebat maaşı deniz alacağıysa neden hâlâ ödenmiyor?

TTK m. 1352/1-o uyarınca mürettebat ücretleri açıkça deniz alacağıdır ve TTK m. 1320 kapsamında gemi alacaklısı hakkı (kanuni rehin) verir. Ancak uygulamada sorun, alacağın varlığından değil; kimin sorumlu olduğunun yanlış tespit edilmesinden kaynaklanır. Özellikle çıplak gemi kira sözleşmelerinde (bareboat charter), maaş borcu donatanda değil kiracıda olabilir. Yanlış kişiye yöneltilen talepler, alacağın fiilen sonuçsuz kalmasına yol açar.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Mürettebat alacakları teoride en güçlü alacaklar arasında yer alsa da, uygulamada en hızlı eriyen alacaklardandır. Çünkü bu alacaklarda:

Yanlış donatan / kiracı ayrımı

Eksik yaklaşık ispat

Hatalı ihtiyati haciz stratejisi

Yanlış görevli mahkeme seçimi tek başına alacağı tamamen sonuçsuz bırakabilir.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Tuzla Tersanesi, Ambarlı, Pendik ve büyük limanlarda; gemilerin limanda kalma süresi kısa, personel değişimleri hızlı ve bayrak–şirket yapıları karmaşıktır. Bu nedenle mürettebat alacakları klasik işçilik alacağı mantığıyla değil, deniz ticareti hukukuna özgü reflekslerle takip edilmelidir.

Bu noktada, deniz alacakları, gemi ihtiyati haczi ve mürettebat ücretleri konusunda yoğun uygulama tecrübesi bulunan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul ve Tuzla liman bölgesinde bu tür alacakların hızlı güvence altına alınması ve tahsili açısından öne çıkan hukuk büroları arasında yer almaktadır.

Read More

İdari Gözetim Kararı Nasıl Kaldırılır? Sulh Ceza Hakimliğine Başvuruda Hangi Belgeler Gerekli? (YUKK 57 Rehberi)

Türkiye’de yabancılar hakkında verilen idari gözetim kararları, çoğunlukla sınır dışı işlemleri sırasında uygulanmaktadır. Ancak 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) uyarınca idari gözetim kararı mutlak değildir ve Sulh Ceza Hakimliğine yapılacak itiraz ile kaldırılması mümkündür.

Uygulamada özellikle Tuzla Geri Gönderme Merkezi gibi idari gözetim merkezlerinde tutulan yabancılar hakkında verilen kararların hukuka uygun olup olmadığı mahkemeler tarafından denetlenmektedir. Bu başvuruların başarılı olabilmesi için dilekçeye eklenecek belgeler ve hukuki gerekçeler büyük önem taşımaktadır.

1. İdari Gözetimin Kaldırılması İçin Sulh Ceza Hakimliğine Sunulacak Dilekçeye Eklenecek Evraklar

Yargı kararları incelendiğinde, idari gözetim kararına itiraz dilekçesine eklenmesi gereken spesifik evraklar hakkında kanuni bir liste sunulmamakla birlikte, mahkemelerin inceleme aşamasında dikkate aldığı ve başvurucular tarafından sunulan belgeler şunlardır:

İdari Karar Belgeleri: Hakkında itiraz edilen “İdari Gözetim Kararı” ve varsa “Sınır Dışı Etme Kararı”nın aslı veya sureti.

Kimlik ve Pasaport Bilgileri: Yabancıya ait pasaport fotokopisi, vize giriş-çıkış kayıtları veya geçerli kimlik belgeleri.

Adli Kararlar: Varsa ilgili suçtan alınan “Beraat Kararı”, “Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar” (KYOK) veya tahliye kararları.

İdari Yargı Belgeleri: Sınır dışı etme kararının iptali için açılan davaya ilişkin derkenar, yürütmenin durdurulması kararları veya iptal ilamları.

Uluslararası Koruma Belgeleri: Uluslararası koruma başvurusu yapıldığına dair belge veya mülteci kabul belgeleri.

İkamet ve Aile Durum Belgeleri: Türkiye’de sabit bir ikametgahının olduğunu gösteren kira sözleşmesi veya yerleşim yeri belgesi; Türk vatandaşı eş veya çocuklara ilişkin aile nüfus kayıt örneği ve evlilik cüzdanı.

Sağlık Raporları: Gözetim altında tutulmaya engel teşkil edebilecek kronik hastalıkları veya mevcut sağlık durumunu gösteren hastane raporları.

2. İdari Gözetim Kararının Kaldırılmasına Etki Eden Durumlar

Mahkemelerin idari gözetim kararını kaldırma gerekçesi olarak kabul ettiği temel durumlar şunlardır:

Usul Eksiklikleri: İdari gözetim kararının her ay düzenli olarak gözden geçirilmemesi, uzatma kararlarının gerekçesiz olması veya bu kararların yabancıya/vekiline usulüne uygun tebliğ edilmemesi.

Süre Aşımı: 6458 sayılı Kanun’un 57/3 maddesinde belirtilen azami 6+6 aylık (toplam 1 yıl) sürenin dolmuş olması.

Somut Delil Eksikliği: “Kamu düzeni veya güvenliği için tehdit oluşturma” ya da “kaçma ve kaybolma riski” gerekçelerinin somut bilgi ve belgeye dayanmaması, sadece soyut iddialardan ibaret olması.

Alternatif Tedbirlerin Yeterliliği: İdari gözetimin “son çare” olması ilkesi gereği; yabancının sabit adresinin bulunması, aile düzeninin olması veya adli kontrol (imza yükümlülüğü vb.) tedbirlerinin yeterli görülmesi.

Sınır Dışı İşleminin İmkansızlığı: Anayasa Mahkemesi veya AİHM tarafından verilen geçici tedbir kararları nedeniyle sınır dışı işleminin fiilen uygulanamaz hale gelmesi ve gözetimin işlevsizleşmesi.

Kişisel Durumlar: Yabancının Türkiye’de yasal yollarla bulunması, çalışma izninin olması, öğrenci statüsünün devam etmesi veya hakkında herhangi bir adli soruşturma/suç unsurunun bulunmaması.

3. Durumları İspatlayan Belgeler

Gözetimin kaldırılmasına esas teşkil eden durumları ispatlamak için kullanılan belgeler şunlardır:

İdari Yazışmalar: İdarenin mahkemeye gönderdiği müzekkere cevapları, aylık değerlendirme formları ve tebliğ-tebellüğ tutanakları (usul ihlallerini ispat için).

Resmi Kayıtlar: UYAP kayıtları, Göç İdaresi (GİGM) sistem kayıtları, giriş-çıkış (Pol-Net) kayıtları.

Statü Belgeleri: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan alınan çalışma izni, üniversite öğrenci belgesi, BMMYK mülteci belgesi.

Adli Kontrol Belgeleri: Başka bir soruşturma kapsamında verilen ve yabancının ulaşılabilir olduğunu kanıtlayan adli kontrol (imza atma) kararları.

Uluslararası Kayıtlar: Interpol kayıtlarındaki isim benzerliği veya hatalı bilgileri çürüten pasaport ve kimlik doğrulama belgeleri.

4. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararları, yukarıdaki hususlara ek olarak şu bağlamları sağlamaktadır:

Soyut Gerekçe Vurgusu: İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği, kanun maddesinin aynen ve soyut olarak yazılmasını, somut delil sunulmamasını kaldırma gerekçesi saymıştır.

Adli Kontrol ve Sabit Adres: Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarında, yabancının ulaşılabilir bir adresinin bulunması ve adli kontrol altında olması, kaçma riskinin bulunmadığına dair güçlü bir karine olarak değerlendirilmiştir.

Eğitim ve İyi Hal: Mısır uyruklu bir öğrenci vakasında, üniversite kaydı ve pasaporttaki öğrenci statüsü, idari gözetimin imza yükümlülüğüne çevrilmesinde etkili olmuştur.

Mazeret Olarak Gözetim: Yargıtay, idari gözetim altında bulunmayı, denetimli serbestlik yükümlülüklerini yerine getirememek için “irade dışı fiili imkansızlık” ve geçerli bir mazeret olarak kabul etmiştir.

İdari Şerhler: Pasaport üzerindeki idari şerhlerin veya savcılık soruşturmalarının devam etmesi, idare tarafından gözetimin devamı için gerekçe gösterilse de, mahkemelerce bu durumların somut tehlike boyutu incelenmektedir.

Gönüllü Dönüş: Yabancının gönüllü geri dönüş beyanında bulunması, gözetim şartlarını değiştiren bir unsur olarak kaydedilmiştir.

Sık Sorulan Sorular

İdari gözetim kararı ne kadar süreyle uygulanabilir?

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’na göre idari gözetim süresi en fazla 6 ay olarak uygulanabilir. Ancak sınır dışı işlemlerinin tamamlanamaması halinde bu süre 6 ay daha uzatılabilir. Böylece toplam azami süre 12 ay olmaktadır.
Ancak bu sürelerin uygulanabilmesi için idarenin her ay düzenli olarak değerlendirme yapması ve gözetimin devamını gerektiren somut gerekçeleri ortaya koyması gerekir. Eğer bu değerlendirmeler yapılmazsa veya uzatma kararları gerekçesiz verilirse, idari gözetim kararı hukuka aykırı hale gelebilir ve Sulh Ceza Hakimliğine yapılan başvuru ile kaldırılabilir.

İdari gözetim kararına kimler itiraz edebilir?

İdari gözetim kararına yabancının kendisi, yasal temsilcisi veya avukatı tarafından itiraz edilebilir. Başvuru doğrudan Sulh Ceza Hakimliğine yapılmaktadır ve bu başvurular genellikle hızlı şekilde incelenir.
Mahkeme, başvuru sırasında hem idarenin sunduğu belgeleri hem de başvurucu tarafından sunulan delilleri değerlendirir. Sabit adres, aile bağları, öğrenci statüsü, çalışma izni veya sağlık durumu gibi unsurlar mahkemenin değerlendirmesinde önemli rol oynar.

İdari gözetim yerine başka tedbirler uygulanabilir mi?

Evet. YUKK kapsamında idari gözetim son çare olarak uygulanması gereken bir tedbirdir. Eğer kişinin kaçma riski bulunmuyorsa veya ulaşılabilir bir adresi varsa, mahkemeler idari gözetim yerine alternatif tedbirler uygulanmasına karar verebilir.
Bu tedbirler arasında imza yükümlülüğü, belirli bir adreste ikamet zorunluluğu veya bildirim yükümlülüğü gibi uygulamalar bulunmaktadır. Özellikle aile bağları bulunan, öğrenci olan veya çalışma izni bulunan kişiler açısından bu alternatif tedbirler daha sık uygulanabilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

İdari gözetim kararlarına karşı yapılacak başvurular teknik ve hızlı ilerleyen hukuki süreçlerdir. Sulh Ceza Hakimliğine yapılacak itirazların çoğu dosya üzerinden ve kısa süre içerisinde değerlendirildiği için dilekçenin hukuki gerekçelerinin güçlü olması büyük önem taşır.

Uygulamada birçok yabancı, eksik belge veya yanlış hukuki gerekçeler nedeniyle başvuru yapmasına rağmen gözetim kararını kaldıramamaktadır. Özellikle Tuzla Geri Gönderme Merkezi gibi merkezlerde bulunan kişiler için zaman kritik olduğundan, başvurunun doğru hazırlanması gerekir.

Bu nedenle sürecin bir İstanbul göçmen avukatı tarafından yürütülmesi çoğu zaman belirleyici olmaktadır. Göç hukuku alanında çalışan bir İstanbul avukat, idari gözetim kararının hukuka aykırı olup olmadığını değerlendirerek doğru strateji ile başvuru hazırlayabilir.

Bu alanda faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, özellikle sınır dışı kararları, idari gözetim itirazları ve geri gönderme merkezlerindeki yabancıların hukuki süreçlerinde danışmanlık sağlamaktadır. Ofis bünyesinde çalışan Tuzla göçmen avukatı ekibi; Tuzla Geri Gönderme Merkezi’ndeki dosyalar başta olmak üzere İstanbul genelinde yabancıların özgürlüklerine ilişkin hukuki başvuruların yürütülmesinde destek sunmaktadır.

Yanlış veya eksik yapılan başvuruların ciddi hak kayıplarına yol açabileceği düşünüldüğünde, idari gözetim kararına karşı başvuruların deneyimli bir İstanbul göçmen avukatı tarafından hazırlanması önemlidir.

Read More

Türkiye’de Vize, İkamet veya Çalışma İzni İhlali Yapan Yabancıya Giriş Yasağı Uygulanır mı? Kaçak Kalışta Kaç Ay ya da Kaç Yıl Giriş Yasağı Verilir?

Türkiye’de yabancıların vize, vize muafiyeti, ikamet izni, çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti kapsamında sahip oldukları yasal kalış hakkını aşmaları, uygulamada en çok karşılaşılan göç hukuku sorunlarından biridir. Özellikle “kaçak kalış”, “deport yasağı”, “giriş yasağı”, “ikamet ihlali”, “vize ihlali” ve “çalışma izni olmadan kalış” gibi başlıklarda yabancıların en çok merak ettiği soru şudur: Yasal kalış hakkı ihlal edildiğinde Türkiye’ye giriş yasağı otomatik olarak mı uygulanır, yoksa ihlalin süresine ve çıkış şekline göre mi değerlendirme yapılır?

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi uygulamasına esas alınan 09.06.2020 tarihli açıklamaya göre, Türkiye’de yasal kalış hakkı ihlalinde bulunan her yabancıya aynı sonuç uygulanmamaktadır. Giriş yasağının olup olmayacağı; ihlalin kaç ay sürdüğüne, yabancının kendiliğinden mi çıktığına, ihlalin yetkili makamlarca tespit edilip edilmediğine, idari para cezasının ödenip ödenmediğine, ayrıca kişi hakkında sınır dışı etme kararı alınıp alınmadığına göre değişmektedir. Bu nedenle konu, tek cümlelik cevap verilebilecek kadar basit değil; aksine, her bir ihtimalin ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken teknik bir göç hukuku meselesidir.

Yasal Kalış Hakkı İhlali Nedir? Hangi Durumlar Bu Kapsama Girer?

Yasal kalış hakkı ihlali; yabancının Türkiye’de vize, vize muafiyeti, ikamet izni, çalışma izni veya çalışma izni muafiyetiyle kendisine tanınmış kalış süresini aşması anlamına gelir. Başka bir ifadeyle, kişinin ülkede hukuken kalabileceği süre sona erdiği halde Türkiye’de bulunmaya devam etmesi, “yasal kalış hakkı ihlali” olarak kabul edilir.

Bu ihlaller sadece klasik anlamda vize süresini aşma şeklinde ortaya çıkmaz. Uygulamada;

vize süresinin aşılması,

vize muafiyeti süresinin aşılması,

ikamet izni bittikten sonra ülkede kalmaya devam edilmesi,

çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti şartlarına aykırı kalış,

ikamet izni veya çalışma izni talebi reddedildiği halde tanınan sürede ülkeden çıkılmaması,

iptal edilen ikamet veya çalışma izni sonrasında süresinde çıkış yapılmaması gibi haller de aynı çerçevede değerlendirilmektedir.

Bu noktada en kritik husus şudur: Her yasal kalış ihlali doğrudan aynı süreyle giriş yasağına yol açmaz. Bakanlık açıklaması, bazı durumlarda hiç giriş yasağı uygulanmayacağını; bazı durumlarda ise 1 aydan 5 yıla kadar değişen sürelerde Türkiye’ye giriş yasağı kararı alınacağını açıkça ortaya koymaktadır.

3 Aydan Az İhlalde Giriş Yasağı Hiç Uygulanmayabilir mi?

Evet. Bakanlık açıklamasına göre, 3 aya kadar değil, 3 ay dâhil olmamak üzere 3 aydan az yasal kalış hakkı ihlalinde bulunan yabancılar bakımından bazı durumlarda Türkiye’ye giriş yasağı kararı alınmamaktadır.

Ancak bunun için her kısa süreli ihlal yeterli değildir. Giriş yasağı uygulanmamasının şartları vardır. Bunlardan ilki, yabancının durumunun yetkili makamlarca tespit edilmesinden önce kendi iradesiyle sınır kapısına giderek çıkış yapmak istemesidir. İkincisi ise, 492 sayılı Harçlar Kanunundan kaynaklanan idari para cezasının ödenmiş olmasıdır.

Bu kapsamda iki temel ihtimal öngörülmüştür:

1. Yetkililer Tespit Etmeden Kendiliğinden Çıkış

Yabancı, 3 aydan az süreyle yasal kalış hakkını ihlal etmişse ve bu durum resmi makamlar tarafından tespit edilmeden önce kendiliğinden sınır kapısına gidip Türkiye’den çıkış yaparsa, ayrıca idari para cezasını da öderse, hakkında giriş yasağı kararı alınmaz.

2. Hakkında Sınır Dışı Kararı Alınmış Olsa Bile Tanınan Sürede Çıkış

Yabancı yine 3 aydan az süreyle ihlal içindeyse, hakkında sınır dışı etme kararı verilmiş ve Türkiye’yi terk etmesi için kendisine süre tanınmışsa; bu süre içinde sınır kapısına gidip çıkış yapar ve idari para cezasını öderse, yine giriş yasağı uygulanmaz.

Burada görüldüğü gibi kısa süreli ihlal tek başına yeterli değildir. Çıkışın zamanlaması ve idari para cezasının ödenmesi belirleyicidir.

3 Ay ve Üzeri İhlalde, Yetkililer Tespit Etmeden Çıkış Yapılsa Bile Giriş Yasağı Uygulanır mı?

Evet. Bakanlık açıklamasının en önemli noktalarından biri budur. Uygulamada birçok kişi, “Ben kendim çıkarsam giriş yasağı almayırım” diye düşünmektedir. Oysa bu her durumda doğru değildir.

Eğer yabancı 3 ay veya daha fazla yasal kalış ihlalinde bulunmuşsa ve henüz yetkili makamlar bu durumu tespit etmeden önce kendiliğinden sınır kapısına gidip ülkeden çıkmak istiyorsa, ayrıca idari para cezasını da ödüyorsa; bu durumda yine de hakkında 1 aydan 5 yıla kadar Türkiye’ye giriş yasağı kararı alınmaktadır.

Bu gruptaki yabancılar için ihlal süresine göre öngörülen giriş yasağı süreleri şöyledir:

3 ay – 6 ay arası ihlal: 1 ay süreli giriş yasağı

6 ay – 1 yıl arası ihlal: 3 ay süreli giriş yasağı

1 yıl – 2 yıl arası ihlal: 1 yıl süreli giriş yasağı

2 yıl – 3 yıl arası ihlal: 2 yıl süreli giriş yasağı

3 yıldan fazla ihlal: 5 yıl süreli giriş yasağı

Dolayısıyla burada çok net bir ayrım vardır: 3 aydan az ihlalde, gerekli şartlar varsa giriş yasağı hiç uygulanmayabilir. 3 ay ve üzeri ihlalde ise yabancı kendiliğinden çıkış yapmış ve para cezasını ödemiş olsa dahi giriş yasağı gündeme gelir.

Hangi Hallerde Daha Ağır Sonuç Doğar? 3 Aydan 5 Yıla Kadar Giriş Yasağı Uygulanan Durumlar Nelerdir?

Bakanlık açıklaması, bazı halleri daha ağır değerlendirmektedir. Bu hallerde yabancı hakkında 3 aydan 5 yıla kadar Türkiye’ye giriş yasağı kararı alınmaktadır. Bu grup, uygulamada en çok ihtilaf çıkan dosyalardır.

1. Para Cezasını Ödemeden Çıkış Yapılması

Yabancı, yasal kalış ihlali yetkililerce tespit edilmeden önce kendiliğinden sınır kapısına gitmiş olsa bile, 492 sayılı Harçlar Kanunundan doğan idari para cezasını ödemezse, daha ağır giriş yasağı uygulanır. Burada gönüllü çıkış tek başına yeterli koruma sağlamaz.

2. 3 Aydan Az İhlalde Terke Davete Uymama veya Para Cezasını Ödememe

Yabancı 3 aydan az süreyle ihlalde bulunmuş olabilir. Ancak hakkında sınır dışı etme kararı verilip Türkiye’yi terk etmesi için süre tanındığı halde bu süre içinde çıkış yapmazsa veya para cezasını ödemezse, daha ağır yaptırımla karşılaşır.

3. 3 Ay ve Üzeri İhlalde Terke Davet Edilenler

Yasal kalış ihlali 3 ay veya daha fazlaysa ve yabancı hakkında sınır dışı etme kararı alınarak ülkeyi terk etmesi için süre tanınmışsa, para cezasını ödeyip ödemediğine bakılmaksızın hakkında daha ağır giriş yasağı uygulanır.

4. İkamet İzni Talebi Reddedilen veya İkamet İzni İptal Edilenler

Bakanlık açıklamasına göre, ikamet izni talebi reddedildiği veya ikamet izni iptal edildiği halde, yabancı kendisine tanınan süre içinde Türkiye’den çıkış yapmazsa, para cezasını ödeyip ödemediğine bakılmaksızın hakkında giriş yasağı kararı alınır.

5. Çalışma İzni Talebi Reddedilen veya Çalışma İzni İptal Edilenler

Aynı şekilde, çalışma izni başvurusu reddedilmiş veya çalışma izni iptal edilmiş bir yabancı, verilen sürede ülkeden çıkmazsa, yine daha ağır yaptırımla karşılaşır.

6. 180 Günde 90 Gün Kuralı Sonrası Tanınan 10 Günlük Sürede Başvuru Yapmayanlar

Bakanlık açıklamasında özel olarak sayılan hallerden biri de budur. Vize veya vize muafiyetinin sağladığı kalış süresinin tamamı kullanıldıktan sonra, 10 gün içinde ikamet iznine başvurma şartıyla girişine izin verilen yabancı, bu başvuruyu yapmazsa hakkında giriş yasağı uygulanabilir.

7. İdari Gözetimi Sonlandırılıp Alternatif Yükümlülüğe Tabi Tutulanlar

İdari gözetim tedbiri sonlandırılıp yabancı alternatif yükümlülüklere tabi tutulduğunda, bu durum da açıklamada giriş yasağı uygulanabilecek haller arasında sayılmıştır.

8. Görevli Personel Refakatinde Sınır Dışı Edilenler

Refakatli sınır dışı işlemi, uygulamada daha ağır değerlendirilen hallerden biridir. Böyle bir durumda para cezasının ödenip ödenmediğine bakılmaksızın giriş yasağı uygulanabilir.

Bu Daha Ağır Kategoride Giriş Yasağı Süreleri Ne Kadardır?

Yukarıda sayılan ağırlaştırıcı hallerde, ihlal süresine göre uygulanacak giriş yasağı süreleri şöyledir:

3 aya kadar ihlal: 3 ay süreli giriş yasağı

3 ay – 6 ay arası ihlal: 6 ay süreli giriş yasağı

6 ay – 1 yıl arası ihlal: 1 yıl süreli giriş yasağı

1 yıl – 2 yıl arası ihlal: 2 yıl süreli giriş yasağı

2 yıldan fazla ihlal: 5 yıl süreli giriş yasağı

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bu tablo, önceki gönüllü çıkış tablosundan daha ağırdır. Çünkü yabancının davranışı artık idare tarafından daha olumsuz değerlendirilmektedir. Özellikle terke davete uymama, cezayı ödememe, ret veya iptal sonrası çıkmama ve refakatle sınır dışı edilme gibi olgular idarenin yaptırımı artırmasına neden olmaktadır.

Giriş Yasağı Süresi Bittiğinde Türkiye’ye Otomatik Giriş Yapılabilir mi?

Hayır, her zaman değil. Bakanlık açıklamasının çok önemli ama çoğu zaman gözden kaçan kısmı budur.

Açıklamaya göre, giriş yasağı süresi sona ermiş olsa bile, yabancının 492 sayılı Harçlar Kanunundan doğan idari para cezalarını ve diğer mevzuattan kaynaklanan amme alacaklarını ödememiş olması halinde, bu borçlar ödenmedikçe Türkiye’ye girişine izin verilmemektedir.

Yani uygulamada şu iki aşama birbirinden ayrılmalıdır:

Birincisi, yabancı hakkında verilen giriş yasağı süresinin dolmasıdır.
İkincisi ise, girişe engel oluşturan idari para cezası ve kamu alacaklarının tamamen ödenmiş olmasıdır.

Bu nedenle birçok yabancı, “Benim yasağım doldu ama yine de ülkeye alınmadım” şeklinde sorun yaşayabilmektedir. Bunun sebebi çoğu zaman eski para cezalarının veya kamu borçlarının sistemde açık görünmesidir.

Göç İdaresi Başkanlığı’nın Bu Konudaki Resmi Açıklaması :

Yasal Kalış Hakkı İhlalinde Bulunan Yabancılara Uygulanacak Giriş Yasaklarına İlişkin Açıklama

09.06.2020

Ülkemizde yasal kalış hakkı ihlalinde yani vize, vize muafiyeti, ikamet izni, çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti ihlallerinde bulunan yabancılara 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun Türkiye’ye giriş yasağı başlıklı 9 uncu maddesi kapsamında uygulanan giriş yasakları, aşağıdaki esaslar çerçevesinde gerçekleştirilmektedir.

1. Yasal kalış hakkı ihlalinde bulunmasına rağmen,aşağıdaki şartlar çerçevesinde ülkeden çıkış yapan yabancılara Türkiye’ye giriş yasağı kararı alınmamaktadır.

a. 3 aya kadar (3 ay dâhil değil) yasal kalış hakkı ihlalinde bulunan, bu durumları yetkili makamlarca tespit edilmeden önce Türkiye dışına çıkmak için kendiliğinden sınır kapılarına gelen ve 492 sayılı Harçlar Kanunundan kaynaklanan idari para cezalarını ödeyen yabancılar

b. 3 aya kadar (3 ay dâhil değil) yasal kalış hakkı ihlalinde bulunan, hakkında sınır dışı etme kararı alınarak Türkiye’yi terk edebilmeleri için kendilerine tanınan süre içinde çıkış yapmak üzere sınır kapılarına gelen ve 492 sayılı Harçlar Kanunundan kaynaklanan idari para cezalarını ödeyen yabancılar

2. Yasal kalış hakkı ihlalinde bulunmasına rağmen,aşağıdaki şartlar çerçevesinde ülkeden çıkış yapan yabancılara 1 aydan 5 yıla kadar Türkiye’ye giriş yasağı kararı alınmaktadır.

a. 3 aydan fazla (3 ay dâhil) yasal kalış hakkı ihlalinde bulunan, bu durumları yetkili makamlarca tespit edilmeden önce Türkiye dışına çıkmak için kendiliğinden sınır kapılarına gelen ve 492 sayılı Harçlar Kanunundan kaynaklanan idari para cezalarını ödeyen yabancılar

Bu kapsamdaki yabancılar için ihlal sürelerine karşılık gelen giriş yasağı süreleri aşağıdaki gibidir:

3 ay – 6 ay arası ihlal  : 1 ay süreli giriş yasağı

6 ay – 1 yıl arası ihlal  : 3 ay süreli giriş yasağı

1 yıl – 2 yıl arası ihlal  : 1 yıl süreli giriş yasağı

2 yıl – 3 yıl arası ihlal  : 2 yıl süreli giriş yasağı

3 yıldan fazla ihlal      : 5 yıl süreli giriş yasağı

3. Yasal kalış hakkı ihlalinde bulunup aşağıda sayılan hallerde ülkeden çıkış yapan veya sınır dışı edilen yabancılara ise 3 aydan 5 yıla kadar Türkiye’ye giriş yasağı kararı alınmaktadır.

a. Yasal kalış hakkı ihlalleri yetkili makamlarca tespit edilmeden önce Türkiye dışına çıkmak için kendiliğinden sınır kapılarına gelse de 492 sayılı Harçlar Kanunundan kaynaklanan idari para cezalarını ödemeyen yabancılar

b. 3 aya kadar (3 ay dâhil değil) yasal kalış hakkı ihlalinde bulunan ve hakkında sınır dışı etme kararı alınarak Türkiye’yi terke davet edilenlerden kendilerine tanınan süre içinde çıkış yapmayan ve/veya 492 sayılı Harçlar Kanunundan kaynaklanan idari para cezalarını ödemeyen yabancılar

c. 492 sayılı Harçlar Kanunundan kaynaklanan idari para cezalarını ödeyip ödemediğine bakılmaksızın 3 aydan fazla (3 ay dâhil) yasal kalış hakkı ihlalinde bulunan ve hakkında sınır dışı etme kararı alınarak Türkiye’yi terke davet edilen yabancılar

ç. 492 sayılı Harçlar Kanunundan kaynaklanan idari para cezalarını ödeyip ödemediğine bakılmaksızın ikamet izni talepleri reddedildiği veya ikamet izinleri iptal edildiği halde kendilerine tanınan süre içinde çıkış yapmayan yabancılar

d. 492 sayılı Harçlar Kanunundan kaynaklanan idari para cezalarını ödeyip ödemediğine bakılmaksızın çalışma izni talepleri reddedildiği veya çalışma izinleri iptal edildiği halde kendilerine tanınan süre içinde çıkış yapmayan yabancılar

e.  492 sayılı Harçlar Kanunundan kaynaklanan idari para cezalarını ödeyip ödemediğine bakılmaksızın “180 günde 90 gün” kuralı çerçevesinde vizenin veya vize muafiyetinin kendisine sağladığı kalış hakkının tümünü kullandığı halde, 10 gün içinde ikamet iznine başvurma şartı ile ülkemize girişine izin verilmesine rağmen ikamet iznine başvurmayan yabancılar

f. 492 sayılı Harçlar Kanunundan kaynaklanan idari para cezalarını ödeyip ödemediğine bakılmaksızın idari gözetim kararı sonlandırılarak alternatif yükümlülüklere tabi tutulan yabancılar

g. 492 sayılı Harçlar Kanunundan kaynaklanan idari para cezalarını ödeyip ödemediğine bakılmaksızın görevli personel refakatinde sınır dışı edilen yabancılar

Bu kapsamdaki yabancılar için ihlal sürelerine karşılık gelen giriş yasağı süreleri aşağıdaki gibidir:

3 aya kadar ihlal         : 3 ay süreli giriş yasağı

3 ay – 6 ay arası ihlal  : 6 ay süreli giriş yasağı

6 ay – 1 yıl arası ihlal  : 1 yıl süreli giriş yasağı

1 yıl – 2 yıl arası ihlal  : 2 yıl süreli giriş yasağı

2 yıldan fazla ihlal      : 5 yıl süreli giriş yasağı

4. Tesis edilen giriş yasağı kararının süresi sona ermiş olsa dahi 492 sayılı Harçlar Kanundan ve diğer mevzuat hükümlerinden doğan idari para cezalarını ve diğer amme alacaklarını ödemeyen yabancıların söz konusu para cezalarını ve amme alacaklarını ödemedikleri müddetçe ülkemize girişlerine 6458 sayılı Kanunun 7 nci ve 15 inci maddeleri kapsamında izin verilmemektedir.

Sık Sorulan Sorular

Türkiye’de kaçak kalan her yabancıya giriş yasağı uygulanır mı?

Hayır. Bakanlık açıklamasına göre her ihlal aynı sonucu doğurmaz. Özellikle 3 aydan az ihlalde, yetkililer tespit etmeden gönüllü çıkış yapılması ve idari para cezasının ödenmesi halinde giriş yasağı uygulanmayabilir.

3 aydan az kaçak kalan yabancı Türkiye’den kendiliğinden çıkarsa yasak alır mı?

Şartlara bağlıdır. Yetkili makamlar tespit etmeden önce sınır kapısına gelmişse ve idari para cezasını ödemişse giriş yasağı uygulanmaması mümkündür.

3 ayı geçen ihlalde kişi kendi çıkış yaparsa yine de giriş yasağı olur mu?

Evet. 3 ay ve üzeri ihlalde, yabancı yetkililer tespit etmeden önce gönüllü olarak çıkış yapmış ve para cezasını ödemiş olsa dahi, ihlal süresine göre 1 aydan 5 yıla kadar giriş yasağı uygulanabilir.

İdari para cezası ödenmezse ne olur?

Para cezasının ödenmemesi, giriş yasağının daha ağır uygulanmasına neden olabilir. Ayrıca giriş yasağı süresi bitse bile ceza ve kamu alacakları ödenmeden Türkiye’ye girişe izin verilmeyebilir.

İkamet izni reddedilen yabancı hemen deport edilir mi?

Her dosyada otomatik ve aynı şekilde işlem yapılmaz. Ancak ikamet izni talebi reddedildiği halde kişiye tanınan çıkış süresi içinde ülkeden ayrılınmazsa, giriş yasağı ve sınır dışı süreci gündeme gelebilir.

İkamet izni iptal edilen yabancıya giriş yasağı uygulanır mı?

Evet, uygulanabilir. Bakanlık açıklamasına göre, ikamet izni iptal edildiği halde verilen süre içinde çıkış yapılmazsa, para cezasının ödenip ödenmediğine bakılmaksızın giriş yasağı kararı alınabilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Yasal kalış hakkı ihlali, deport kararı, giriş yasağı, ikamet izni iptali ve çalışma izni kaynaklı çıkış yükümlülükleri, uygulamada çoğu zaman basit bir “kaç gün ihlal var” hesabından ibaret değildir. Çünkü dosyanın sonucu; ihlalin tespit şekline, yabancının hangi statüde bulunduğuna, kendisine terke davet süresi verilip verilmediğine, idari para cezasının ödenip ödenmediğine, çıkışın gönüllü mü yoksa refakatli mi olduğuna göre değişmektedir. Yanlış değerlendirilen tek bir detay, yabancının aylarca hatta yıllarca Türkiye’ye giriş yapamamasına sebep olabilir.

Bu nedenle özellikle deport, giriş yasağı, ikamet izni iptali, çalışma izni reddi, geri gönderme merkezi işlemleri ve idari gözetim kararlarında dosyanın bir uzman göç hukuku avukatı tarafından incelenmesi büyük önem taşır. 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, yabancılar hukuku ve idare hukuku alanında; İstanbul göçmen avukatı, İstanbul deport avukatı, Tuzla avukat ve Tuzla Geri Gönderme Merkezi avukatı olarak, giriş yasağına itiraz, sınır dışı kararının iptali, ikamet ve çalışma izni kaynaklı uyuşmazlıklar ile geri gönderme merkezi süreçlerinde hukuki destek sunmaktadır. Özellikle İstanbul ve Tuzla çevresinde yürütülen dosyalarda, sürelere bağlı hak kaybı yaşanmaması için başvuruların ve davaların teknik olarak doğru kurgulanması gerekir.

Read More

Restoranda, Kafe veya Eğlence Sektöründe Çalışma İzni Olmadan Yakalanan Yabancının İkamet İzni Otomatik İptal Edilir mi?

Türkiye’de özellikle restoran, kafe veya eğlence sektöründe çalışma izni olmadan çalıştığı tespit edilen yabancılar hakkında idari işlemler sıkça uygulanmaktadır. Uygulamada çoğu yabancı, bu durumda ikamet izninin otomatik olarak iptal edildiğini düşünmektedir.

Ancak İstanbul İdare Mahkemeleri, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararları incelendiğinde; çalışma izni ihlalinin ikamet iznini kendiliğinden düşüren otomatik bir sonuç doğurmadığı, idarenin ayrıca bir işlem tesis etmesi gerektiği görülmektedir.

Bu yazıda, restoranda çalışma izni olmadan yakalanan yabancıların Geri Gönderme Merkezi (GGM) süreci, sınır dışı kararı ve ikamet izninin iptali konuları İstanbul özelindeki yargı kararları ışığında analiz edilmektedir.

Çalışma izni olmaksızın çalışırken yakalanan ve Geri Gönderme Merkezi’ne (GGM) sevk edilen yabancıların mevcut ikamet izinlerinin otomatik iptali hususunun İstanbul İdare Mahkemesi kararları ışığında analizi.

1. Çalışma İzni İhlali ve İkamet İzni İlişkisi 

Yargı kararlarına yansıyan somut olaylar, çalışma izni olmaksızın bir restoranda veya benzeri bir iş yerinde yakalanan yabancılar hakkında tesis edilen işlemlerin genellikle iki aşamalı olduğunu göstermektedir: 6458 sayılı Kanun’un 54/1-(ğ) maddesi uyarınca sınır dışı etme kararı ve mevcut ikamet izninin iptali. Ancak kararlar, bu iptalin bir “otomatik sonuç” olmaktan ziyade, idarenin ayrı bir işlemi veya sınır dışı kararına bağlı bir hukuki değerlendirmesi olarak tezahür ettiğini ortaya koymaktadır.

İstanbul Özelindeki Somut Olaylar: Anayasa Mahkemesi’nin 16/3/2022 tarihli bir kararında, İstanbul’da bir restoranda izinsiz çalıştığı tespit edilen Kazakistan vatandaşı hakkında doğrudan sınır dışı kararı alındığı, ancak bu kararın ikamet izninin iptaline dair otomatik bir hüküm içermediği görülmektedir. İstanbul 1. İdare Mahkemesi, bu olayda izinsiz çalışma olgusunu sabit bularak davayı reddetmiş, fakat ikamet izninin iptal mekanizmasına dair müstakil bir analiz yapmamıştır.

İdari Uygulama Örnekleri: İstanbul 10. İdare Mahkemesi’ne yansıyan bir başka olayda (AYM 7/7/2015), bir gece kulübünde “çalışma amacı dışında çalışma” şüphesiyle yakalanan yabancının sınır dışı edilmesi gündeme gelmiş; mahkeme, izinsiz çalışmanın somut delillerle ortaya konulamadığı gerekçesiyle sınır dışı işlemini iptal etmiştir. Bu durum, ikamet izni üzerindeki tasarrufların da somut delil şartına bağlı olduğunu ve kendiliğinden (otomatik) bir süreç işletilmediğini ima etmektedir.

2. İkamet İzninin İptal Prosedürü ve Yargısal Denetim 

Kararlar, ikamet izninin iptalinin genellikle 6458 sayılı Kanun’un 33. maddesi (kısa dönem için) veya 36. maddesi (aile ikamet izni için) çerçevesinde, “kamu düzeni” veya “iznin veriliş amacı dışında kullanılması” gerekçeleriyle yapıldığını göstermektedir.

Sınır Dışı Kararıyla Bağlantı: Danıştay 10. Dairesi’nin 20.02.2024 tarihli bir kararında, İstanbul Valiliği’nin hem sınır dışı etme hem de ikamet iznini iptal etme işlemlerini iki ayrı idari işlem olarak tesis ettiği görülmektedir. Bu durum, iptalin bir sistem çıktısı olarak otomatik gerçekleşmediğini, idarenin bu yönde irade beyanında bulunması gerektiğini teyit etmektedir.

GGM Süreci ve İkamet Durumu: İstanbul’da ikamet izni uzatma başvurusu sırasında tahdit kaydı tespit edilerek GGM’ye sevk edilen yabancılarla ilgili olaylarda (AYM 22/9/2016), idari gözetim altına alınma işleminin mevcut ikamet iznini doğrudan ve hukuken sona erdirmediği, ancak fiilen ikamet hakkının kullanımını engellediği anlaşılmaktadır.

3. İkincil Kaynaklar ve Genel Hukuki Yaklaşım 

Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi bulunan alanlarda ek bağlam sağlaması amacıyla ikincil kaynaklar üzerinden değerlendirilmiştir:

İkincil Kaynak Notu (Danıştay 10. Daire – 2016/2078 ): Antalya’da geçen bir olayda, izinsiz çalışma nedeniyle alınan sınır dışı kararının kesinleşmesi üzerine aile ikamet izninin 6458 sayılı Kanun 36/1-(c) maddesi uyarınca iptal edildiği belirtilmiştir. Bu karar, ikamet izni iptalinin sınır dışı kararına “dayanılarak” yapıldığını, yani sınır dışı kararının iptal için bir hukuki sebep teşkil ettiğini ancak işlemin ayrı bir idari tasarruf olduğunu göstermektedir.

İkincil Kaynak Notu (Danıştay 10. Daire – 2016/989 ): İzmir’de görülen bir davada, çalışma izni iptal edilen bir yabancının “çalışma amaçlı ikamet izninin” de idarece iptal edilmek istenmesi, mahkemece hukuka aykırı bulunmuştur. Bu, çalışma statüsündeki değişikliğin ikamet iznini her zaman otomatik olarak düşürmediğini kanıtlamaktadır.

İkincil Kaynak Notu (AYM – 15/3/2022): Bursa’da bir masaj salonunda yakalanan yabancı örneğinde, 6735 sayılı Kanun uyarınca çalışma izninin ikamet izni yerine geçtiği, ancak mevcut bir aile ikamet izni varken yapılan çalışma ihlalinin, aile hayatına saygı hakkı kapsamında orantılılık denetimine tabi tutulması gerektiği vurgulanmıştır.

4. Sonuç ve Analiz 

İstanbul İdare Mahkemesi kararlarına ve ilgili yüksek yargı içtihatlarına göre; bir restoran, kafe gibi yerlerde çalışma izni olmaksızın yakalanan yabancının mevcut ikamet izni otomatik olarak iptal edilmemektedir. İdare, 6458 sayılı Kanun uyarınca sınır dışı kararı alırken eş zamanlı veya bağlantılı olarak ikamet iznini iptal etme yetkisine sahiptir; ancak bu iptal işlemi:

Ayrı bir idari işlem veya gerekçelendirilmiş bir karar gerektirir.

İzinsiz çalışma olgusunun somut delillerle (kolluk tutanağı, işveren beyanı vb.) ispatlanmasına dayanmalıdır.

Yargı denetimine tabi olup, özellikle aile birliği veya uzun süreli ikamet gibi durumlarda “orantılılık” ilkesi çerçevesinde iptal edilebilir.

Raporlanan kararlar, İstanbul Valiliği’nin izinsiz çalışma tespitini takiben ikamet izni iptali yönünde irade gösterdiğini ancak mahkemelerin bu işlemlerin dayanağı olan tahkikatların yeterliliğini (komşu ifadeleri, iş yeri denetim tutanaklarının imzalı olup olmaması vb.) titizlikle incelediğini göstermektedir.

Çalışma izni olmadan restoran, kafe gibi yerlerde yakalanan yabancı doğrudan deport edilir mi?

Hayır. Çalışma izni olmadan çalışmak tek başına otomatik deport sebebi değildir. İdare çoğu zaman 6458 sayılı Kanun’un 54. maddesi kapsamında sınır dışı kararı tesis etmektedir; ancak bu kararın alınabilmesi için izinsiz çalışmanın somut delillerle ispatlanması gerekir.
Mahkemeler, yalnızca polis tutanağı veya soyut iddialarla verilen sınır dışı kararlarını birçok dosyada iptal edebilmektedir. Özellikle iş yeri denetim tutanaklarının imzasız olması, tanık beyanlarının bulunmaması veya yabancının fiilen çalıştığını gösteren delillerin yetersiz olması durumunda mahkemeler deport işlemlerini hukuka aykırı bulabilmektedir.

Geri Gönderme Merkezi’ne gönderilen yabancının ikamet izni otomatik iptal olur mu?

Hayır. Bir yabancının Geri Gönderme Merkezi’ne sevk edilmesi ikamet iznini hukuken otomatik olarak sona erdirmez.
Ancak idare, sınır dışı kararı ile birlikte veya sonrasında ikamet iznini iptal edebilir. Bu durumda iptal işlemi ayrı bir idari işlem niteliğindedir ve idare mahkemesinde dava konusu yapılabilir.
Dolayısıyla GGM’ye gönderilmek, ikamet izninin otomatik olarak ortadan kalktığı anlamına gelmez; ancak fiilen kişinin Türkiye’de kalma imkanını ciddi şekilde kısıtlar.

Çalışma izni ihlali nedeniyle iptal edilen ikamet izni geri alınabilir mi?

Evet. İkamet izni iptali idari bir işlem olduğu için idare mahkemesinde iptal davası açılabilir.
Mahkemeler bu davalarda özellikle şu hususları incelemektedir:
izinsiz çalışmanın gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediği
işlemin somut delillere dayanıp dayanmadığı
yabancının Türkiye’de aile hayatının bulunup bulunmadığı
işlemin orantılı olup olmadığı
Bu nedenle bazı durumlarda mahkemeler, çalışma izni ihlali iddiasına rağmen ikamet izni iptalini hukuka aykırı bularak işlemi iptal edebilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Çalışma izni olmadan çalıştığı iddiasıyla yakalanan yabancılar hakkında uygulanan işlemler çoğu zaman sınır dışı kararı, idari gözetim ve ikamet izni iptali gibi birden fazla idari işlemi içermektedir. Bu işlemlerin her biri ayrı dava ve itiraz yollarına tabidir.

Uygulamada birçok yabancı, haklarını bilmediği için sınır dışı kararına veya ikamet izni iptaline karşı yasal süreler içinde başvuru yapamamaktadır. Özellikle Tuzla Geri Gönderme Merkezi gibi merkezlerde tutulan yabancılar açısından süreler oldukça kısadır ve hukuki destek alınması kritik önem taşır.

Bu nedenle sürecin deneyimli bir İstanbul göçmen avukatı tarafından değerlendirilmesi önemlidir. Göç hukuku alanında çalışan bir İstanbul avukat, idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadığını inceleyerek sınır dışı kararının iptali, idari gözetimin kaldırılması ve ikamet izni iptali davalarının doğru şekilde yürütülmesini sağlayabilir.

Göç hukuku alanında faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, özellikle İstanbul ve çevresinde yabancılar hakkında verilen sınır dışı kararları, idari gözetim işlemleri ve ikamet izni iptali davalarında hukuki danışmanlık sağlamaktadır. Ofis bünyesinde görev yapan Tuzla göçmen avukatı ekibi, özellikle Tuzla Geri Gönderme Merkezi dosyalarında yabancıların hukuki haklarının korunmasına yönelik çalışmalar yürütmektedir.

Yanlış veya eksik yapılan başvurular yabancılar açısından deport, giriş yasağı veya ikamet haklarının kaybedilmesi gibi ciddi sonuçlar doğurabileceğinden, sürecin deneyimli bir İstanbul göçmen avukatı tarafından yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

Read More

2025 – 2026 Ev Hizmetleri Affı: Kaçak Yabancılar İçin Yasal Çalışma İmkânı

Af Uygulaması Neyi Kapsıyor?

Türkiye’de yabancıların ikamet ve çalışma süreçleri, yürürlükteki göç mevzuatına bağlı olarak sürekli güncellenmektedir. Göç İdaresi Başkanlığı tarafından 2025 yılı itibarıyla getirilen yeni düzenleme kamuoyunda “yabancılara af” olarak anılsa da, bu uygulama aslında genel bir af niteliği taşımamaktadır. Düzenleme yalnızca belirli koşulları sağlayan ve ev hizmetlerinde çalışacak yabancılar için sınırlı bir kolaylık sağlamaktadır.

Bu kapsamda, belirli şartları taşıyan ve Türkiye’de vize veya ikamet ihlali nedeniyle kaçak duruma düşmüş bazı yabancılar, idari para cezası ödemeden çalışma izni ve ikamet izni alarak statülerini yasallaştırabilmektedir. Ancak uygulamanın kapsamı oldukça sınırlıdır ve her yabancı bu düzenlemeden yararlanamamaktadır.

2026 Yılında Kaçak Yabancılara Genel Af Var mı?

Resmî Gazete’de yayımlanmış ve tüm yabancıları kapsayan genel bir af düzenlemesi bulunmamaktadır. Ancak 30 Aralık 2024 tarihli düzenlemeler çerçevesinde, ev hizmetlerinde çalışacak yabancılar için özel bir uygulama getirilmiştir.

Bu uygulamaya göre; 2024 yılı ve öncesinde ikamet başvurusu reddedilen veya vize ihlali nedeniyle kaçak duruma düşen yabancılar, belirli şartları sağlamaları halinde ev hizmetlerinde çalışma amacıyla başvuru yaparak idari para cezası ödemeden yasal statü kazanabilmektedir.

Ancak 2025 yılında yapılan ikamet veya çalışma izni başvurusu reddedilen yabancılar bu uygulamadan yararlanamamaktadır.

İnternette yer alan “genel af çıktı” şeklindeki birçok haber doğru değildir. Yanlış veya eksik başvuru yapılması halinde kişi deport edilebilir veya yeniden giriş yasağı alabilir. Bu nedenle başvuru yapılmadan önce hukuki durumun uzmanlar tarafından değerlendirilmesi önemlidir.

Ev Hizmetleri Affı Şartları: Kimler Başvuru Yapabilir?

Ev hizmetleri kapsamında getirilen bu düzenlemeden yararlanabilmek için yabancıların bazı temel koşulları sağlaması gerekmektedir. Öncelikle kişinin Türkiye’ye yasal yollarla giriş yapmış olması gerekir. Yani kaçak giriş yapan kişiler bu uygulamadan yararlanamaz.

Bunun yanında kişinin Türkiye’de kalış süresinin bitmesi nedeniyle vize veya ikamet ihlali sonucunda kaçak duruma düşmüş olması gerekir. Ayrıca yapılacak başvurunun ev hizmetlerinde çalışma amacıyla yapılması zorunludur.

Başvuru sırasında yabancının en az 8 ay geçerli bir pasaporta sahip olması da şartlar arasında yer almaktadır. Bu şartları sağlayan bazı yabancılar, idari para cezası ödemeden ikamet izni ve çalışma izni alma imkanına sahip olabilmektedir

2024 ve Öncesi ile 2025 Başvurularının Durumu

Düzenlemede en önemli ayrım 2024 yılı ve öncesi ile 2025 yılı başvuruları arasında yapılmıştır. Buna göre, 2025 yılında ikamet veya çalışma izni başvurusu yapıp ret alan yabancılar, bu uygulamadan yararlanamamaktadır.

Buna karşılık 2024 yılı ve öncesinde başvurusu reddedilen ve sonrasında kaçak kalan yabancılar bu düzenleme kapsamına girebilmektedir. Aynı şekilde daha önce hiç ikamet başvurusu yapmadan yalnızca vize ihlali nedeniyle kaçak duruma düşmüş olan kişiler de başvuru yapabilmektedir.

Bu nedenle kişinin kaçak duruma düşme tarihi ve daha önce yaptığı başvurular, başvurunun kabul edilip edilmeyeceğini doğrudan etkilemektedir.

Ev Hizmetleri Kapsamına Giren İşler

Düzenleme yalnızca ev hizmetleri kapsamında yapılacak işler için geçerlidir. Ev hizmetleri; aile içinde yürütülen ve ev ortamında gerçekleştirilen bakım veya destek faaliyetlerini ifade etmektedir.

Bu kapsamda değerlendirilen başlıca işler şunlardır:

Çocuk bakımı (bebek veya çocuk bakıcılığı)

Yaşlı bakımı ve refakat hizmetleri

Evde hasta bakımı (temel bakım hizmetleri)

Ev içi gündelik destek işleri (temizlik, yemek, ütü vb.)

Bunun dışında kalan ofis temizliği, kafe veya restoran çalışanı, fabrika işçisi, kuaför çalışanı veya işyeri personeli gibi meslekler bu düzenlemenin kapsamına girmemektedir. Dolayısıyla başvurunun mutlaka ev hizmetleri kapsamında yapılması gerekmektedir.

Kimler Bu Uygulamadan Yararlanamaz?

Ev hizmetleri affı olarak bilinen bu düzenleme her yabancıyı kapsayan bir af değildir. Bazı kişiler bu uygulamadan kesin olarak yararlanamaz.

Örneğin Türkiye’ye kaçak yollarla giriş yapan yabancılar, bu düzenleme kapsamına girmemektedir. Ayrıca geçerli pasaportu bulunmayan veya pasaport süresi yetersiz olan kişiler de başvuru yapamaz.

Ev hizmetleri dışında bir işte çalışmak isteyen yabancılar da bu düzenlemeden yararlanamaz. Bunun yanında 2025 yılında ikamet veya çalışma izni başvurusu yapıp ret alan kişiler de kapsam dışındadır.

Ayrıca deport edilmiş yabancılar için bu düzenleme tek başına yeterli değildir. Bu kişilerin Türkiye’ye yeniden giriş yapabilmeleri için mahkeme kararı veya meşruhatlı vize gibi ek hukuki süreçlerin tamamlanması gerekebilir.

Başvuru Süreci Nasıl İşler?

Ev hizmetleri kapsamında yapılacak başvurular genellikle iki aşamalı bir süreçten oluşmaktadır ve ortalama yaklaşık iki hafta içerisinde tamamlanabilmektedir.

1. Aşama: Yabancının İlk Başvurusu

İlk aşamada başvuru, yabancı tarafından şahsen yapılmaktadır ve bu aşamada işverenin gelmesine gerek yoktur. Başvuru sırasında yabancının biyometrik fotoğrafları, pasaport fotokopisi, son giriş kaşesi, bakımı yapılacak kişinin kimlik bilgileri ve yerleşim yeri belgesi sunulmalıdır.

Bunun yanında ev hizmetlerinde çalışılacağını gösteren noter onaylı ev hizmetleri taahhütnamesi hazırlanmalıdır. Ayrıca başvuru için gerekli dilekçeler ve bazı teknik belgeler genellikle uzmanlar tarafından hazırlanarak dosyaya eklenmektedir.

2. Aşama: İşveren ile Birlikte Başvuru

İlk başvurunun ardından ikinci aşamada yabancı ve işveren birlikte başvuru merkezine gitmektedir. Bu aşamada işverenin mali durumunu ve yabancı çalıştırma kapasitesini gösteren bazı belgeler ibraz edilmelidir.

Özellikle işverenin son 6 aylık banka hesap dökümü, adına kayıtlı elektrik veya su faturası, SGK hizmet dökümü, vukuatlı nüfus kayıt örneği ve yabancı için yaptırılmış 1 yıllık sağlık sigortası gibi belgeler talep edilmektedir.

Başvuru sırasında ayrıca ikamet harcı, tek giriş vize harcı ve kart bedeli gibi bazı resmi harçlar ödenmektedir. Bu harçların miktarı yabancının vatandaşlığına göre Dışişleri Bakanlığı tarafından mütekabiliyet esasına göre belirlenmektedir.

Yanlış Bilgilere Karşı Dikkat

Son dönemde sosyal medya ve internet sitelerinde “herkese af çıktı” veya “genel yabancı affı ilan edildi” gibi başlıklar sıkça yer almaktadır. Ancak bu tür haberlerin büyük kısmı gerçeği yansıtmamaktadır.

Ev hizmetleri kapsamında getirilen bu düzenleme yalnızca belirli şartları taşıyan yabancılar için geçerlidir ve her başvuru otomatik olarak kabul edilmemektedir. Eksik veya hatalı başvurular doğrudan reddedilebilmekte ve bazı durumlarda yabancı hakkında sınır dışı işlemleri başlatılabilmektedir.

Bu nedenle başvuru yapılmadan önce kişinin hukuki durumunun ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi ve başvurunun doğru şekilde hazırlanması büyük önem taşımaktadır.

Ev hizmetleri affı kapsamında başvuru yapan herkes otomatik olarak çalışma izni alabilir mi?

Hayır. Ev hizmetleri kapsamında getirilen düzenleme otomatik bir hak sağlamamaktadır. Başvuru yapan kişinin Türkiye’ye yasal yollarla giriş yapmış olması, pasaportunun geçerli olması ve kaçak duruma düşme tarihinin düzenlemenin kapsamına uygun olması gerekir. Ayrıca kişinin daha önce yaptığı ikamet veya çalışma izni başvurularının tarihi de değerlendirmede önemli rol oynar.
Göç İdaresi başvuru sırasında yabancının geçmiş kayıtlarını, varsa hakkında konulmuş tahdit kodlarını ve deport kararlarını incelemektedir. Eğer kişinin hakkında aktif bir giriş yasağı veya sınır dışı kararı bulunuyorsa başvuru reddedilebilir. Bu nedenle başvuru yapılmadan önce kişinin sistem kayıtlarının kontrol edilmesi ve başvurunun doğru hukuki kategori altında yapılması gerekir. Aksi halde başvuru reddedilebildiği gibi yabancı hakkında yeni bir deport kararı da verilebilir.

2025 yılında ikamet başvurusu reddedilen yabancılar bu uygulamadan yararlanabilir mi?

Mevcut uygulamaya göre en önemli ayrım 2024 ve öncesi başvurular ile 2025 yılı başvuruları arasında yapılmaktadır. 2025 yılında yapılan ikamet veya çalışma izni başvurusu reddedilen kişiler, çoğu durumda bu düzenleme kapsamı dışında kalmaktadır.
Buna karşılık 2024 yılı ve öncesinde başvurusu reddedilen veya yalnızca vize ihlali nedeniyle kaçak duruma düşmüş kişiler belirli şartları sağladıkları takdirde ev hizmetleri kapsamında başvuru yapabilmektedir. Ancak her dosya kendi içinde ayrı değerlendirilir. Kişinin sistem kayıtlarında tahdit kodu bulunup bulunmadığı, daha önce deport edilip edilmediği ve Türkiye’ye giriş şekli başvurunun sonucunu doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle başvuru yapılmadan önce kişinin hukuki durumunun ayrıntılı biçimde incelenmesi önemlidir.

Deport edilmiş veya hakkında giriş yasağı bulunan yabancılar ev hizmetleri affından yararlanabilir mi?

Deport edilmiş yabancılar için durum daha karmaşıktır. Eğer kişi hakkında verilmiş bir giriş yasağı (tahdit kodu) bulunuyorsa, ev hizmetleri düzenlemesi tek başına Türkiye’ye yeniden giriş yapma hakkı sağlamaz. Bu durumda kişinin giriş yasağının kaldırılması veya meşruhatlı vize alınması gibi ek hukuki süreçlerin tamamlanması gerekebilir.
Uygulamada birçok kişi, deport kararı veya tahdit kodu bulunduğunu bilmeden başvuru yapmakta ve başvurusu reddedilmektedir. Hatta bazı durumlarda kişi başvuru sırasında tespit edilerek idari gözetim altına alınabilmektedir. Bu nedenle özellikle daha önce deport edilmiş veya giriş yasağı bulunan yabancıların başvuru yapmadan önce mutlaka hukuki durumlarını değerlendirmeleri ve gerekli işlemleri doğru sırayla gerçekleştirmeleri gerekir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Ev hizmetleri kapsamında getirilen bu düzenleme her ne kadar kamuoyunda “yabancılara af” olarak anılsa da, uygulama teknik olarak oldukça karmaşık bir başvuru sürecine sahiptir. Başvurunun kabul edilip edilmeyeceği; yabancının Türkiye’ye giriş şekline, kaçak duruma düşme tarihine, daha önce yapılan ikamet veya çalışma izni başvurularına ve kişinin hakkında uygulanmış olabilecek tahdit kodlarına bağlı olarak değişmektedir. Bu nedenle başvuru yapılmadan önce kişinin hukuki durumunun ayrıntılı biçimde analiz edilmesi gerekir.

Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar; yanlış başvuru kategorisinin seçilmesi, eksik belge sunulması, daha önce verilmiş deport kararlarının göz ardı edilmesi veya kişinin sistemde tahdit kodu bulunmasına rağmen başvuru yapılmasıdır. Bu tür hatalar, başvurunun reddedilmesine ve bazı durumlarda yabancının Tuzla Geri Gönderme Merkezi’ne sevk edilmesine kadar varan ciddi sonuçlar doğurabilmektedir.

Bu nedenle sürecin deneyimli bir İstanbul avukat veya özellikle göç hukuku alanında çalışan bir İstanbul göçmen avukatı tarafından değerlendirilmesi önem taşır. Başvuru yapılmadan önce yabancının sistem kayıtlarının incelenmesi, olası tahdit kodlarının kontrol edilmesi, uygun başvuru stratejisinin belirlenmesi ve başvuru dosyasının doğru hazırlanması, sürecin sorunsuz ilerlemesi açısından kritik öneme sahiptir.

Göç hukuku alanında faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, özellikle İstanbul ve çevresinde yürütülen yabancı ikamet ve çalışma izni başvurularında danışmanlık sağlamaktadır. Ofis bünyesinde görev yapan Tuzla göçmen avukatı ekibi; deport, giriş yasağı, ikamet ihlalleri ve ev hizmetleri kapsamında yapılacak çalışma izni başvurularında hukuki destek sunmaktadır. Yanlış veya eksik başvuru yapılması halinde ortaya çıkabilecek riskler göz önünde bulundurulduğunda, sürecin profesyonel bir İstanbul göçmen avukatı tarafından yürütülmesi yabancıların hak kaybı yaşamaması açısından büyük önem taşımaktadır.

Read More

6306 sayılı Kanun Uygulama Yönetmeliği Madde 7 kapsamında riskli yapı tespiti nasıl yapılır, itiraz süresi nedir, tapuya şerh nasıl işlenir?

1) Amaç, kapsam ve “riskli yapı tespiti”nin sınırları

MADDE 7, riskli yapı tespitinin Ek-2 esaslarına göre ve Başkanlıkça geliştirilen/belirlenen elektronik yazılım programı kullanılarak yapılacağını düzenleyerek tespiti standartlaştırmayı hedefler. (Yön. m.7/1)
Tespitin hangi yapı türleri hakkında yapılabileceği açıkça sayılarak “kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü, insanların içine girebildiği” ve insan faaliyetlerine veya hayvan/eşya korunmasına yarayan yapılar kapsama alınır. (Yön. m.7/1)
Buna karşılık inşaat halinde olup ikamet edilmeyen yapılar ile metrukluk veya başka sebeple statik bütünlüğü bozulmuş yapılar riskli yapı tespitine konu edilemez. (Yön. m.7/1) Bu ayrım, uygulamada “riskli yapı tespiti” yolunun her problemli bina için değil, yönetmeliğin tarif ettiği işlevsel ve değerlendirilebilir yapı stoğu için işletileceğini gösterir. (Yön. m.7/1)

2) Riskli yapı tespitini kim yaptırır ve başvuru nasıl yapılır?

Riskli yapı tespiti kural olarak öncelikle malikler veya kanuni temsilcileri tarafından ve masrafları kendilerine ait olmak üzere yaptırılır. (Yön. m.7/2-a) Tespit talebinin elektronik yazılım sistemi üzerinden yapılması zorunlu kılınarak başvuru usulü dijital ortama bağlanmıştır. (Yön. m.7/2-a) Kat irtifakı/kat mülkiyeti kurulmamış ve arsa paylı tapu mevcutsa, fiilen bulunan yapının riskli yapı tespiti yapının sahibi olan arsa payı sahibi tarafından yaptırılır. (Yön. m.7/2-a) Arsa üzerindeki yapının başkasına ait olması ve bunun tapu kütüğünde belirtilmiş olması halinde tespit, lehine şerh olan taraf tarafından yaptırılır. (Yön. m.7/2-a) Bu düzenleme, malik sıfatı ile fiili yapı sahipliği/şerh ilişkisini esas alarak başvuru ehliyetini netleştirir. (Yön. m.7/2-a)

3) İdarenin/Başkanlığın resen tespit yetkisi ve masraf rejimi

Başkanlık veya İdare riskli yapı tespitini resen yapabileceği gibi, maliklere süre vererek tespitin yaptırılmasını da isteyebilir. (Yön. m.7/2-b) Verilen süre içinde tespit yaptırılmazsa tespit işlemi Başkanlıkça veya İdarece yapılır veya yaptırılır. (Yön. m.7/2-b) Başkanlık, belirlediği alanlardaki riskli yapıların tespitini süre vererek İdareden isteme yetkisine de sahiptir. (Yön. m.7/2-b) Maliklerce yaptırılmadığı için Başkanlık/İdare tarafından yapılan veya yaptırılan tespitin masraflarından malikler hisseleri oranında sorumludur. (Yön. m.7/2-b) Masraflar, ilgiliye yapılacak tebligatı takip eden bir ay içinde ödenir. (Yön. m.7/2-b)
Süresinde ödenmeyen masraflar, tespit Başkanlıkça yapılmışsa ilgili vergi dairesi aracılığıyla; İdarece yapılmışsa İdarece, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edilir. (Yön. m.7/2-b)

4) Tespitin engellenmesi hâlinde kolluk marifetiyle giriş ve tespit

Yapıya/bağımsız bölüme girilmesine izin verilmemesi, kapıların kilitlenmesi/açılmaması, tehdit, cebir ve şiddet gibi fiillerle tespitin engellenmesi hâlinde Kanunun 3/1 hükmü uyarınca kolluk marifetiyle tespit yolu açılmıştır. (Yön. m.7/2-c) Bu durumda Başkanlık/İdare, mülki idare amirinden yazılı izin ve yeterli kolluk kuvveti talep eder. (Yön. m.7/2-c) Mülki idare amirinin yazılı iznine istinaden, kapalı kapıların/alanların açılması veya açtırılması suretiyle resen tespit yapılır veya yaptırılır. (Yön. m.7/2-c)
Uygulamada bu hüküm, “erişim engeli” sebebiyle sürecin kilitlenmesini önleyen güçlü bir idari araçtır. (Yön. m.7/2-c)

5) “Her yapı için tek rapor” ilkesi ve istisnaları

Kural olarak her yapı için yalnızca bir adet riskli yapı tespit raporu düzenlenebilir. (Yön. m.7/3)
Bu kuralın istisnaları; itiraz veya yargı kararı üzerine yeniden rapor gerekmesi, raporun gerçeğe aykırı düzenlendiğinin tespiti ve yapının risk durumunu etkileyebilecek kasti müdahale dışında somut bir hadisenin gerçekleşmesidir. (Yön. m.7/3) Lisanslı kurum/kuruluşlar, tespit talebi üzerine ilgili yapı hakkında daha önce rapor düzenlenip düzenlenmediğini elektronik yazılım sistemi üzerinden kontrol etmek zorundadır. (Yön. m.7/3) Elektronik sistem üzerinden yapı kaydı oluşturulduktan sonra tespit iki ay içinde yapılmazsa, maliklerden herhangi birinin talebi üzerine sistem kaydı silinir. (Yön. m.7/3)
Altı ay içinde tespit yapılmazsa bu kez Başkanlıkça resen sistem kaydı silinir. (Yön. m.7/3)
Riskli yapı tespit raporunda, binanın Ulusal Adres Veri Tabanındaki adresi ve bina kodunun bulunması zorunludur. (Yön. m.7/3)

6) Raporun gönderilmesi, inceleme, tapuya şerh ve tebligat yerine geçen ilan sistemi

Riskli yapı tespit raporları, tespiti yapan İdarece veya lisanslı kurum/kuruluşça, yapının bulunduğu ildeki Müdürlüğe (veya yetki devri varsa İdareye) elektronik sistem üzerinden gönderilir. (Yön. m.7/4)
Raporlar Başkanlıkça belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde incelenir ve eksiklik varsa düzeltme için raporu düzenleyen kuruma iade edilir. (Yön. m.7/4) Eksiklik yoksa riskli yapı bilgisi en geç on işgünü içinde tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenmek üzere tapu müdürlüğüne bildirilir. (Yön. m.7/4) Ayrıca Ek-6’daki tutanak düzenlenerek ayni ve şahsi hak sahiplerine tebliğ yerine kaim olmak üzere yapıya asma, e-Devlet bildirimi ve muhtarlıkta 15 gün ilan yapılır. (Yön. m.7/4) Muhtarlıkta yapılan ilanın son günü, ayni ve şahsi hak sahiplerine tebliğ edilmiş sayılma tarihidir. (Yön. m.7/4) Riskli yapılar ayrıca Başkanlığın internet sayfasında 15 gün süreyle ilan edilir. (Yön. m.7/4) Bu sistem, klasik tebligatın yerine “ilan + e-Devlet + asma” kombinasyonunu getirerek sürecin hızlanmasını amaçlar. (Yön. m.7/4)

7) Riskli yapı tespitine itiraz: süre, merci ve ehliyet denetimi

Riskli yapı tespitine karşı malikler veya kanuni temsilciler, muhtarlık ilanının son gününden itibaren 15 gün içinde dilekçe ile itiraz edebilir. (Yön. m.7/5) İtiraz, yapının bulunduğu yerdeki Müdürlüğe veya yetki devri yapılmışsa İdareye yapılır. (Yön. m.7/5) Müdürlük/İdare, itirazın süresinde yapılıp yapılmadığını ve itiraz edenin malik/kanuni temsilci olup olmadığını kontrol eder. (Yön. m.7/5) Süresinde yapılmayan itirazlar ile malikçe yapılmayan veya malik vefat etmişse mirasçılarca yapılmayan itirazlar işleme alınmaz. (Yön. m.7/5)

8) Teknik heyet yoksa dosyanın yetkili İle gönderilmesi

Yapının bulunduğu ilde itirazı değerlendirecek teknik heyet kurulmamışsa itiraz dilekçesi ve raporlar, o il için yetkilendirilmiş teknik heyetin bulunduğu ildeki Müdürlüğe gönderilir. (Yön. m.7/6)
Bu hüküm, teknik inceleme kapasitesi yetersiz illerde itiraz mekanizmasının işlemesini sağlar. (Yön. m.7/6)

9) İtiraz veya yargı kararıyla tespit değişirse tapu kaydının düzeltilmesi

Riskli yapı tespiti sonucu itiraz üzerine veya yargı kararı ile değişirse durum ilgili tapu müdürlüğüne bildirilir. (Yön. m.7/7) Bu bildirim, tapu beyanlar hanesindeki riskli yapı kaydının güncellenmesi/terkini açısından kritik sonuç doğurur. (Yön. m.7/7)

10) Koruma mevzuatına tabi yapılar: 2863 sayılı Kanun bağlantısı

2863 sayılı Kanun kapsamında olan yapıların riskli yapı tespiti, yapı maliklerinin talebine istinaden yapılır. (Yön. m.7/8) Tespitin kesinleşmesinden sonra durum ilgili kültür varlıklarını koruma bölge kuruluna bildirilir ve uygulama kurul kararına göre yürütülür. (Yön. m.7/8) Bu düzenleme, kentsel dönüşüm mevzuatı ile kültür varlıklarını koruma rejimi arasında öncelik/uyum mekanizması kurar. (Yön. m.7/8)

11) Eksikliklerin tamamlanması: 30 gün kuralı ve ek süre

Müdürlük/İdare/teknik heyet tarafından tespit edilen teknik inceleme eksikliklerinin tamamı raporu düzenleyen kuruma bildirildiğinde, bu eksikliklerin 30 gün içinde düzeltilmesi zorunludur. (Yön. m.7/9)
Lisanslı kurum/kuruluşun 30 gün içinde gerekçeli talebi üzerine eksikliklerin giderilmesi için ek süre verilebilir. (Yön. m.7/9) Bu hüküm, rapor kalitesini artırırken sürecin sürüncemede kalmasını engellemeyi hedefler. (Yön. m.7/9)

6306 Sayılı Kanun Uygulama Yönetmeliği Madde 7

Riskli Yapı Tespit Süreci (İlgililer – Kuruluşlar – Süreler)

🔎 AŞAMA👤 İLGİLİ KİŞİ / KURUM🏢 İŞLEM / YETKİ⏱️ SÜRE
🏠 BaşvuruYapı malikleri / kanuni temsilciRiskli yapı tespiti için lisanslı kuruluşa başvuru (elektronik sistem üzerinden)Süre sınırlaması yok
🧪 Teknik incelemeLisanslı kurum / kuruluşYapıdan numune alınması, statik analiz, Ek-2’ye göre risk analiziEn geç 2 ay içinde tespit yapılmalı
📄 Riskli yapı raporuLisanslı kurum / kuruluşRiskli yapı tespit raporunun hazırlanması ve elektronik sistem üzerinden Müdürlüğe gönderilmesiTespit sonrası hemen
🔍 Rapor incelemeİl Müdürlüğü / İdareRaporun usul ve teknik yönden incelenmesiİnceleme sonrası
🏛️ Tapuya bildirimİl Müdürlüğü / İdareRiskli yapı bilgisinin tapu müdürlüğüne gönderilmesiEn geç 10 iş günü içinde
📌 Tapuya şerhTapu MüdürlüğüTapu kütüğü beyanlar hanesine “riskli yapı” şerhi işlenmesiBildirim sonrası
📢 Tebligat yerine ilanİl Müdürlüğü / İdareYapıya asma + e-Devlet bildirimi + muhtarlık ilanı15 gün ilan süresi
⚖️ İtiraz hakkıMalik / kanuni temsilciRiskli yapı tespitine dilekçe ile itiraz15 gün (muhtarlık ilanının son gününden itibaren)
🧑‍🔬 Teknik heyet incelemesiTeknik heyet (üniversite + Bakanlık temsilcileri)İtirazın teknik incelemesiSüre belirli değil
🔄 Tapu kaydının düzeltilmesiİl Müdürlüğü / Tapu Müdürlüğüİtiraz veya mahkeme kararıyla riskli yapı kaydının güncellenmesiKarar sonrası

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Hukuki uyuşmazlıklar, yalnızca mevzuat bilgisi ile değil; uygulama deneyimi, içtihat bilgisi ve stratejik süreç yönetimi gerektiren teknik süreçlerdir. Özellikle kentsel dönüşüm, gayrimenkul, deniz ticareti, kat mülkiyeti ve ticari uyuşmazlıklar gibi çok boyutlu hukuki alanlarda yapılan usul hataları telafisi güç hak kayıplarına ve ciddi ekonomik zararlara yol açabilmektedir.

Bu nedenle hukuki süreçlerin başından itibaren uzman avukat desteği alınması, hakların etkin korunması ve sürecin doğru yönetilmesi açısından kritik öneme sahiptir.

Uzman avukat desteği özellikle şu konularda belirleyici rol oynar:

Hukuki risklerin önceden tespit edilmesi ve önleyici stratejilerin geliştirilmesi

Hak kaybına yol açabilecek usul hatalarının önlenmesi

Delil ve belge sürecinin doğru yönetilmesi

İdari ve yargısal başvuruların hukuka uygun şekilde yürütülmesi

Sözleşmelerin müvekkil menfaatlerini koruyacak şekilde hazırlanması

Tazminat ve alacak haklarının etkin şekilde korunması

Uyuşmazlıkların en hızlı ve en doğru yöntemle çözüme kavuşturulması

2M Hukuk Avukatlık Bürosu olarak İstanbul merkezli faaliyet göstermekle birlikte özellikle Tuzla, Kartal, Maltepe, Pendik ve Gebze bölgelerinde; kat mülkiyeti hukuku, kentsel dönüşüm, deniz ticareti hukuku, gayrimenkul hukuku, AYM/AİHM bireysel başvuru ve ticari uyuşmazlıklar başta olmak üzere birçok alanda müvekkillerimize kapsamlı hukuki danışmanlık ve temsil hizmeti sunmaktayız.

Akademik çalışmalarımız, kitap yayınlarımız ve düzenli hukuki analizlerimiz ile teori ve uygulamayı bir araya getirerek müvekkillerimizin haklarını en güçlü şekilde korumayı hedeflemekteyiz.

Read More