Konkordato talebinde sunulması zorunlu olan ve birer “dava şartı” niteliği taşıyan belgeler nelerdir?

Giriş

İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 286. maddesi ve bu maddeye dayanılarak hazırlanan “Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkında Yönetmelik” uyarınca, konkordato talebinde bulunan borçlunun dava dilekçesine eklemesi gereken belgeler, yargı kararlarında istikrarlı bir şekilde “özel dava şartı” olarak nitelendirilmektedir. Bu belgelerin eksiksiz, gerçeğe uygun ve usulüne uygun bir şekilde sunulması, talebin ciddiyetini, hazırlığın tamlığını ve borçlunun iyi niyetini göstermesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Mahkemeler, bu belgelerin varlığını ve tamlığını geçici mühlet kararı vermeden önce re’sen incelemekte olup, eksiklik tespiti halinde talebin Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 115/2 uyarınca usulden reddine karar vermektedir. Bu çalışma, incelenen yargı kararları ışığında, konkordato talebinin esasına girilebilmesi için sunulması zorunlu olan belgeleri ve bu konudaki yargısal yaklaşımları detaylı bir şekilde analiz etmektedir.

Konkordato talebinde Sunulması Zorunlu Belgeler ve Ekler

Yargı kararlarında İİK m. 286’ya atıfla detaylı olarak listelenen ve dava şartı kabul edilen belgeler şunlardır:

Konkordato Ön Projesi (İİK m. 286/1-a): Talebin temelini oluşturan bu proje, borçlunun mali durumunu iyileştirme ve borçlarını ödeme niyetini somutlaştıran en önemli belgedir. Kararlarda projenin içeriğine dair şu unsurların bulunması gerektiği vurgulanmaktadır:

Borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceği.

Alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacakları.

Ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağı.

Borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve ödemeleri yapabilmesi için gerekli mali kaynağın nasıl sağlanacağı (sermaye artırımı, kredi temini veya başka bir yöntem).

Borçlunun Malvarlığı Durumunu Gösterir Belgeler (İİK m. 286/1-b): Borçlunun mali fotoğrafını çekmeyi amaçlayan bu belgeler, projenin dayandığı finansal temeli gösterir. Defter tutmaya mecbur borçlular için zorunlu olanlar şunlardır:

Türk Ticaret Kanunu’na göre hazırlanan son bilanço, gelir tablosu ve nakit akım tablosu.

Hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden hazırlanan ara bilançolar. Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/523 E. sayılı kararında, “rayiç değerler üzerinden hazırlanan ara bilançonun sunulmaması” dava şartı eksikliği olarak kabul edilmiştir.

Ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri ile e-defter berat bilgileri.

Maddi ve maddi olmayan duran varlıklara ait olup defter değerlerini içeren listeler.

Tüm alacak ve borçları vadeleri ile birlikte gösteren liste ve belgeler.

İİK m. 286/3 uyarınca, sunulan mali tabloların tarihi başvuru tarihinden en fazla 45 gün öncesine ait olmalıdır.

Alacaklılar Listesi (İİK m. 286/1-c): Bu liste, konkordato sürecinden etkilenecek tüm tarafları ve alacakların niteliğini göstermelidir. Listede “Alacaklıları, alacak miktarlarını ve alacaklıların imtiyaz durumunu gösteren” bilgiler yer almalıdır.

Karşılaştırmalı Tablo (İİK m. 286/1-d): Alacaklıların menfaatini korumaya yönelik en önemli belgelerden biridir. Bu tabloda, “Konkordato ön projesinde yer alan teklife göre alacaklıların eline geçmesi öngörülen miktar ile borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı olarak” gösterilmesi zorunludur.

Makul Güvence Veren Denetim Raporu (İİK m. 286/1-e): Projenin uygulanabilirliğine dair objektif bir değerlendirme sunar. Bu raporun;

Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yetkilendirilen bir bağımsız denetim kuruluşu tarafından,

Türkiye Denetim Standartlarına göre yapılacak denetim kapsamında hazırlanması,

Konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceğine dair “makul güvence” vermesi ve dayanaklarını içermesi gerekmektedir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi’nin 2024/794 E. sayılı kararında, “sunulan makul güvence raporunun davacı adına düzenlenmediği, davacının ortağı olduğu şirket hakkında düzenlenen makul güvence raporunun davacı gerçek kişi için geçerli olamayacağı” belirtilerek, raporun talebe özgü olması gerektiği vurgulanmıştır.

1. Belgelerin “Dava Şartı” Niteliği ve Sonradan Giderilememesi

    İncelenen tüm kararlarda, İİK m. 286’da sayılan belgelerin sunulmasının bir “dava şartı” olduğu konusunda tam bir fikir birliği mevcuttur. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi bu durumu, “…söz konusu belgelerin dava dilekçesine eklenmesi iflas dışı konkordato davası yönünden özel dava şartı niteliğinde olduğu” şeklinde ifade etmiştir. Bu nitelendirme, belgelerin eksikliği halinde mahkemenin davanın esasına giremeyeceği ve talebi usulden reddetmek zorunda kalacağı anlamına gelir. Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/721 E. sayılı kararında yer alan “söz konusu dava şartının da sonradan giderilmesi mümkün dava şartlarından olmayışı” ifadesi, bu konuda katı bir yoruma işaret etmektedir. Ancak Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2023/4010 E. sayılı kararı ve birçok ilk derece mahkemesi kararı, mahkemelerin eksikliklerin giderilmesi için HMK m. 115/2 uyarınca borçluya “kesin süre” verdiğini göstermektedir. Bu durum, dava şartı eksikliğinin mutlak anlamda giderilemez olmadığını, ancak mahkemece verilen kesin süreye riayet edilmemesinin davanın usulden reddiyle sonuçlanacağını ortaya koymaktadır.

    2. Belgelerin Sadece Sunulması Değil, İçerik Olarak da Gerçeği Yansıtması Zorunluluğu

    Yargı kararları, belgelerin sadece şeklen sunulmasının yeterli olmadığını, aynı zamanda içerik olarak doğru, tutarlı ve gerçeği yansıtan veriler içermesi gerektiğini vurgulamaktadır. Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/332 E. sayılı kararında bu husus net bir şekilde ortaya konulmuştur: “İİK 286 maddesi gereğince konkordato talebine maddede sayılan belgelerin eklenmesi gerektiği, sunulan bilgilere göre gerçek verileri içermeyen belgelerin konkordato talebine eklenmiş olmasının İİK 287/1 maddesi kapsamında belgelerin sunulmuş olmasından söz edilemeyeceği, 286. Maddede sayılan belgelerin sunulmuş olmasının konkordato talebinde dava şartı olduğu…” Bu yaklaşım, mahkemenin geçici mühlet aşamasında dahi belgeler üzerinde asgari bir içerik denetimi yaptığını, yanıltıcı veya çelişkili belgelerle yapılan başvuruların ciddiyetten uzak kabul edilerek reddedileceğini göstermektedir.

    3. Borçlunun Niteliğine Göre Farklılaşan Yükümlülükler

    Kanun ve yönetmelik, borçlunun hukuki statüsüne göre sunulacak belgelerde bazı farklılıklar öngörmektedir:

    Küçük İşletmeler: İİK m. 286/1-e bendinde yer alan makul güvence raporu sunma zorunluluğu küçük işletmeler için uygulanmaz. Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/642 E. sayılı kararında küçük işletme tanımı, ilgili KOBİ Yönetmeliği’ne atıfla “50 kişiden az yıllık işçi istihdam eden ve yıllık net satış hasılatı veya mali bilançosundan herhangi biri 25.000.000,00.-TL’yi aşmayan işletmeler” olarak belirtilmiştir. Bu kriterleri aşan borçluların raporu sunması zorunludur.

    İflasa Tabi Olmayan Gerçek Kişiler: Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2025/195 E. sayılı kararında belirtildiği üzere, iflasa tabi olmayan borçluların “konkordato ön projesi” ve “alacaklı ve alacak listesi” ile “uygun düştüğü ölçüde malvarlığının durumunu gösterir belgeleri” sunması yeterli görülmektedir.

    Sonuç

    Konkordato talebinin mahkeme tarafından ciddiye alınması ve geçici mühlet kararı verilebilmesi için İİK m. 286 ve ilgili yönetmelikte belirtilen belgelerin eksiksiz, güncel, gerçeğe uygun ve usulüne uygun olarak dava dilekçesi ekinde sunulması mutlak bir zorunluluktur. Yargı kararları, bu belgelerin “özel dava şartı” niteliğinde olduğunu, eksikliklerinin ise talebin esasına girilmeksizin usulden reddine neden olacağını istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır. Başvurunun hazırlık aşamasında, özellikle konkordato ön projesinin kanunun aradığı tüm unsurları içermesi, mali tabloların güncel ve tutarlı olması ve borçlunun niteliğine uygun olarak (küçük işletme, tacir olmayan vb.) tüm belgelerin temin edilmesi, sürecin sağlıklı bir şekilde başlayabilmesi için hayati önem taşımaktadır. Belgelerin sadece şeklen değil, içerik olarak da talebin ciddiyetini ve projenin uygulanabilirliğini destekler nitelikte olması, yargı mercileri nezdinde olumlu bir ilk izlenim bırakılması açısından kritiktir. Bir yazı önerisi.

    Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gereklidir?

    Konkordato süreci, hem hukuki hem de finansal açıdan yüksek teknik bilgi gerektiren, hata kabul etmeyen bir yargısal süreçtir. İşte bu nedenle, bir konkordato talebinin doğru hazırlanması ve başarıya ulaşması için uzman konkordato avukatı desteği zorunluluktur.

    1. Belgelerin Eksiksiz ve Usule Uygun Hazırlanması Teknik Uzmanlık Gerektirir

    Konkordato talebinde sunulması zorunlu belgelerin her biri, mahkemeler tarafından özenle incelenir. Eksik veya yanlış hazırlanmış bir bilanço, hatalı alacaklı listesi, tarih kriterine uymayan tablolar veya yanlış düzenlenmiş bir denetim raporu, konkordato talebinin HMK m. 115/2 gereğince reddiyle sonuçlanır. Uzman bir konkordato avukatı, hem İİK m. 286’da hem de yargı içtihatlarında aranan tüm kriterlere uygun bir dosyanın hazırlanmasını sağlar.

    2. Sürecin Stratejik Yönetimi ve Mahkeme/Komiser İletişimi Profesyonellik Gerektirir

    Konkordato, yalnızca belge sunmaktan ibaret değildir; sürecin her aşamasında mahkeme, komiser ve alacaklılarla doğru iletişim kurmak gerekir. Denetim raporunun kapsamı, projenin ekonomik gerçeklerle uyumu ve karşılaştırmalı tablonun hazırlanışı, hukuki ve mali tecrübe gerektirir. Bu aşamalarda yapılacak stratejik hatalar, konkordato projesinin başarı şansını ortadan kaldırabilir.

    3. Yargı Kararlarında Aranan Kriterlere Uygun Plan Oluşturmak Profesyonel Destek Olmadan Mümkün Değildir

    Mahkemeler, konkordato projelerini değerlendirirken “kaynaklarla orantılılık”, “eşitlik”, “gerçekleştirilebilirlik”, “iyi niyet” ve “iflas halinde alacaklıların elde edeceği tutardan daha iyi bir sonuç sağlama” gibi kriterleri dikkate almaktadır. Bu kriterleri karşılamayan projeler reddedilmekte veya üst mahkemelerde bozulmaktadır. Uzman konkordato avukatları, projenin tüm unsurlarını yargı içtihatlarında belirlenen standartlara uygun şekilde hazırlayarak ret riskini en aza indirir.

    2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Tepeören bölgelerinde konkordato başvurusu, mühlet ve tasdik süreçlerinde profesyonel hukuki danışmanlık sunmaktadır. Deneyimli konkordato avukatlarımız, dava şartı niteliğindeki belgelerin hazırlanmasından projenin kurgusuna, denetim raporunun uyumluluğundan mahkeme sürecinin yönetimine kadar tüm aşamalarda işletmelere destek vererek konkordatonun başarıya ulaşmasını sağlar.

    Read More

    Konkordato projeleri kapsamında alacaklılara sunulan ödeme planlarının içermesi gereken zorunlu hususlar nelerdir?

    Giriş

    Bu çalışma, konkordato projeleri kapsamında alacaklılara sunulan ödeme planlarının içermesi gereken zorunlu hususları, İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri ve güncel yargı kararları ışığında analiz etmektedir. Analiz, imtiyazsız alacaklılara yönelik tenzilat, vade, taksitlendirme ve ödeme periyotları gibi temel unsurların mahkemeler tarafından nasıl değerlendirildiğini ortaya koymaktadır. Çalışma İİK m. 305’te düzenlenen tasdik şartları olan; teklifin iflasa göre avantajlı olması, borçlunun kaynaklarıyla orantılılık, alacaklılar arasında eşitlik ve projenin nitelikli çoğunlukla kabulü gibi zorunlu unsurların uygulamadaki yansımalarını incelemektedir.

    Planların Çeşitliliği: Yargı kararları, “tenzilat konkordatosu”, “vade konkordatosu” ve bu ikisinin birleşiminden oluşan “karma konkordato” olmak üzere çeşitli ödeme planı yapılarını ortaya koymaktadır. Planlar, %0’dan %50’ye varan tenzilat oranları, faiz eklemeleri, faizden feragat, birkaç aydan on yıla yayılan vadeler ve farklı ödeme periyotları (aylık, üçer aylık, altı aylık) gibi geniş bir yelpazede çeşitlilik göstermektedir.

    Temel Tasdik Şartları (İİK m. 305): Mahkemeler, bir ödeme planını tasdik ederken değişmez olarak şu kümülatif şartları aramaktadır:

    İflasa Göre Avantajlı Olma: Teklif edilen tutarın, borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olması zorunludur.

    Kaynaklarla Orantılılık: Plan, borçlunun mevcut ve gelecekteki nakit akış projeksiyonları ile uyumlu, yani gerçekleştirilebilir olmalıdır.

    Alacaklılar Arasında Eşitlik: Plan, benzer hukuki durumdaki tüm alacaklılara adil, dengeli ve eşit muamele sağlamalıdır.

    Mahkemenin Re’sen Düzeltme Yetkisi: Mahkemeler, alacaklılar tarafından kabul edilmiş olsa dahi, bir ödeme planını İİK m. 305/son fıkrası uyarınca re’sen düzeltme yetkisine sahiptir. Özellikle vadenin uzunluğu, ödemesiz dönemin hakkaniyete aykırılığı veya enflasyonist ortamda alacaklı aleyhine oluşan “örtülü tenzilat” gibi durumlarda mahkemeler, vadeyi kısaltarak, ödeme periyodunu sıklaştırarak veya ödeme başlangıç tarihini öne çekerek plana müdahale etmektedir.

    Red ve Bozma Gerekçeleri: Planların reddedilmesinin veya istinaf/temyiz aşamasında bozulmasının en yaygın nedenleri; alacaklılar arasında eşitlik ilkesinin ihlali, teklifin borçlunun kaynaklarıyla orantısız olması, aşırı uzun vadelerle konkordatonun “ucuz kredi aracı” olarak kullanılması ve projenin gerçekleştirilebilirliğine dair ciddi şüpheler bulunmasıdır.

    1. Konkordato Projesindeki Tenzilat Oranı ve Faiz Uygulamaları

    Yargı kararları, tenzilat oranının borçlunun mali durumuna göre esneklik gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bazı kararlarda %20 (Bakırköy 1. ATM – 2020/447), %30 (Ankara Batı ATM – 2019/785) veya %50 (Bakırköy 1. ATM – 2022/215) gibi net tenzilat oranları kabul edilirken, birçok projede %0 tenzilat ile anaparanın tamamının ödenmesi taahhüt edilmektedir.

    Ancak faizsiz ve uzun vadeli ödeme planları, mahkemeler tarafından “örtülü tenzilat” olarak değerlendirilmektedir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi, bu durumu “yıllık bazda borçlardan faiz oranı kadar örtülü tenzilat yapıldığı” şeklinde ifade ederek, borca batık olmayan bir şirketin bu yola başvurmasının kaynaklarla orantılılık ilkesine aykırı olduğuna hükmetmiştir (Antalya BAM – 2024/345). Benzer şekilde Yargıtay, yüksek enflasyon ortamında teklif edilen düşük faiz oranlarını menfaat dengesini bozucu nitelikte bularak eleştirmiştir: “ülkemizdeki enflasyon oranı dikkate alınarak yüksek seyreden enflasyona rağmen alacaklıların zararına olacak şekilde aylık %1 faiz işletilmesi ve 4 yıl gibi uzun bir sürede ve her yıl bir taksit olmak üzere ödemenin kararlaştırılmış olması (Yargıtay 6. HD – 2025/2139).

    Buna karşılık, bazı mahkemeler anaparanın %100’üne ek olarak faiz ödenmesini öngören planları tasdik ederek alacaklı lehine bir denge kurmuştur. Örneğin, bir kararda Konkordatoya tabi borçların %100’ünün, ek olarak %20 faiz ile ödenmesi” şeklindeki teklif, borçlunun kaynaklarıyla orantılı bulunarak kabul edilmiştir (Bakırköy 1. ATM – 2024/366).

    2. Vade, Ödemesiz Dönem ve Taksit Yapısı

    Ödeme planlarındaki vade süreleri, projenin niteliğine göre büyük farklılıklar göstermektedir. 15 aylık kısa vadelerden (Bakırköy 1. ATM – 2024/366), 10 yıllık uzun vadelere (İstanbul BAM 45. HD – 2021/560) kadar geniş bir aralık mevcuttur. Ancak mahkemeler, özellikle uzun vadeleri alacaklıların aleyhine bir durum olarak görme eğilimindedir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, 60 aylık faizsiz bir ödeme planını şu gerekçeyle reddetmiştir: “Yargıtay’ın istikrar kazanan uygulamasına göre bu kadar uzun ödeme süresi konkordatonun amacına aykırı olup, alacaklıları zararlandıracak niteliktedir.” (Ankara BAM 23. HD – 2024/1607).

    Ödemesiz dönemler de sıkça karşılaşılan bir unsurdur. 6 ay, 1 yıl veya 24 aya varan ödemesiz dönemler teklif edilebilmektedir. Ancak mahkemeler, bu dönemlerin alacaklı-borçlu menfaat dengesini bozmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi, 6 ay ödemesiz ve 48 ay faizsiz bir planı “alacaklılar ile borçlu arasındaki menfaat dengesini borçlu lehine bozar mahiyettedir” diyerek reddetmiştir (Bursa BAM 5. HD – 2024/1358).

    Taksit yapıları ise genellikle eşit aylık, üçer aylık veya altı aylık periyotlar şeklinde düzenlenmektedir. Bununla birlikte, şirketin nakit akışına uygun olarak kademeli artan ödeme planları da (örneğin, ilk yıl %10, ikinci yıl %20, üçüncü yıl %30, dördüncü yıl %40) kabul görmektedir (Bursa 1. ATM – 2022/153).

    3. Alacaklılar Arasında Eşitlik İlkesi

    Eşitlik ilkesi, ödeme planlarının en kritik zorunlu unsurudur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun belirttiği gibi, “konkordatoda alacaklılar arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın benzer durumda bulunan bütün alacaklıları kapsayan adil ve dengeli bir ödeme planının ortaya konulması” esastır (YHGK – 2023/620).

    Bu ilkenin ihlali, planın reddi için tek başına yeterli bir sebeptir. Özellikle küçük alacaklılara erken veya tam ödeme teklif edilip büyük alacaklıların uzun vadeye yayılması, mahkemelerce “eşitlik ilkesine aykırı” ve “kabul nisabını etkilemeye yönelik” bir manevra olarak görülmektedir. Yargıtay bu durumu şöyle ifade etmiştir: “Somut olayda, tasdik edilen konkordato projesinde davacı şirketten düşük oranda alacağı bulunan ile yüksek oranda alacağı bulunan alacaklılar arasında ayrım yaratacak şekilde bir ödeme planı öngörüldüğü ve eşitlik ilkesine aykırı davranıldığı görülmektedir.” (Yargıtay 6. HD – 2022/1994).

    Benzer şekilde, bazı alacaklılarla özel protokoller yaparak onlara daha avantajlı ödeme koşulları sunmak da eşitlik ilkesinin açık bir ihlali olarak kabul edilmekte ve projenin kötü niyetli olduğu sonucuna varılabilmektedir (Ankara BAM 23. HD – 2023/309).

    4. Kaynaklarla Orantılılık ve Gerçekleştirilebilirlik

    Bir ödeme planının tasdik edilebilmesi için borçlunun mali tabloları, nakit akış projeksiyonları ve faaliyet potansiyeli ile uyumlu olması şarttır. Mahkemeler bu değerlendirmeyi komiser ve bilirkişi raporlarına dayanarak yapar. Raporlarda, “teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması şartının sağlanmış olacağı” (Bakırköy 1. ATM – 2024/366) veya “projedeki ödeme planı davacı şirketin işletme potansiyeli ve nakit akım öngörüsüne uygun hazırlanmıştır” (Bursa 1. ATM – 2022/153) gibi tespitler, planın gerçekleştirilebilirliğini teyit eder.

    Tersine, şirketin borca batık olması, mali tablolarının çelişkili olması veya hedeflenen kârların yakalanamaması gibi durumlar, planın kaynaklarla orantısız olduğuna işaret eder ve talebin reddine yol açar (İstanbul Anadolu 1. ATM – 2021/918; Ankara Batı ATM – 2019/785).

    Sonuç

    Alacaklılara sunulan bir konkordato ödeme planının tasdik edilebilmesi için, İİK m. 305’te belirtilen kümülatif şartları eksiksiz olarak karşılaması zorunludur. Yargı kararları, bu şartlar arasında özellikle “alacaklılar arasında eşitlik” ve “kaynaklarla orantılılık” ilkelerine büyük önem atfedildiğini göstermektedir. Bir ödeme planı, sadece alacaklıların çoğunluğu tarafından kabul edilmesiyle değil, aynı zamanda adil, dengeli, ekonomik gerçeklerle uyumlu ve gerçekleştirilebilir olmasıyla hukuki geçerlilik kazanır. Mahkemeler, konkordato kurumunun amacından saptırılarak borçluya haksız avantaj sağlayan veya alacaklıları aşırı zarara uğratan planları re’sen düzeltme veya reddetme yetkisini aktif olarak kullanarak menfaatler dengesini korumaktadır. Bu nedenle, bir ödeme planı hazırlanırken tüm bu zorunlu hususların titizlikle gözetilmesi, projenin başarısı için hayati önem taşımaktadır. Bir makale önerisi.

    Neden uzman konkordato avukatı desteği gereklidir?

    Bu çalışma, konkordato projeleri kapsamında alacaklılara sunulan ödeme planlarının içermesi gereken zorunlu unsurları, İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri ve güncel yargı kararları çerçevesinde incelemektedir. Mahkemelerin konkordato planlarını değerlendirirken özellikle tenzilat oranı, vade, faiz, eşitlik ilkesi, kaynaklarla orantılılık ve planın gerçekleştirilebilirliği gibi kriterlere sıkı şekilde bağlı kaldığı görülmektedir. Uygulamada birçok konkordato talebi, yalnızca bu unsurlardan birinin eksikliği nedeniyle reddedilmekte veya tasdik edilse dahi üst mahkemelerde bozulmaktadır.

    Yargı kararları açıkça göstermektedir ki, konkordato planının başarısı teknik ve stratejik bir hukuk bilgisini gerektirir. Her konkordato planı yalnızca borç ödeme takvimi değil, aynı zamanda borçlunun ekonomik varlığını sürdürme iradesini hukuken geçerli bir zemine oturtan bir projedir. Bu süreçte yapılan küçük bir hesap hatası, eksik belge ya da eşitlik ilkesine aykırı bir düzenleme, konkordato talebinin tamamen reddine neden olabilir. Bu nedenle, hem borçluların hem de alacaklıların menfaatlerini koruyacak şekilde hazırlanacak bir konkordato planının, uzman konkordato avukatlarının gözetiminde oluşturulması zorunluluk haline gelmiştir.

    2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul, Tuzla, Pendik, Maltepe, Umraniye, Kartal, Maltepe, Gebze ve Tepeören bölgelerinde faaliyet gösteren işletmelere konkordato sürecinin her aşamasında profesyonel danışmanlık sağlamaktadır. Deneyimli konkordato avukatlarımız, ödeme planlarının yasal şartlara uygun hazırlanması, mahkeme ve komiser denetiminde kabul edilebilir bir yapı oluşturulması ve tasdik sürecinin başarıyla tamamlanması için kapsamlı hukuki destek sunmaktadır. Doğru yapılandırılmış bir ödeme planı, sadece borçtan kurtulmanın değil, aynı zamanda işletmenin yeniden yapılanmasının da temel adımıdır — bu nedenle konkordato sürecinin her aşamasında uzman avukat desteği hayati önem taşır.

    Read More

    “Konkordato Ön Projesi” ile bu projenin gerçekleşebilirliğine dair “Makul Güvence Veren Denetim Raporu”nun içermesi gereken unsurlar nelerdir?

    Giriş

    Bu çalışma, konkordato talebinde bulunan borçluların mahkemeye sunmakla yükümlü olduğu “Konkordato Ön Projesi” ile bu projenin gerçekleşebilirliğine dair “Makul Güvence Veren Denetim Raporu”nun içermesi gereken unsurları, İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 286 hükümleri çerçevesinde ve yargı kararları ışığında analiz etmektedir. İncelenen kararlar, bu belgelerin konkordato talebinin esası için vazgeçilmez birer “dava şartı” olduğunu ve hem şekil hem de içerik yönünden belirli standartları karşılaması gerektiğini ortaya koymaktadır. Çalışma, bu iki temel belgenin zorunlu içeriklerini, denetim standartlarını ve mahkemeler tarafından usulden ret sebebi sayılan eksiklikleri detaylandırmaktadır.

    Yargı kararlarının incelenmesi neticesinde, konkordato ön projesi ve makul güvence veren denetim raporu için aranan temel unsurlar şu şekilde özetlenmiştir:

    Konkordato Ön Projesinin Zorunlu Unsurları:

    Ödeme Teklifi: Borçlunun borçlarını hangi oranda (tenzilat) veya hangi vadede ödeyeceği, alacaklıların alacaklarından ne oranda feragat edeceği açıkça belirtilmelidir.

    Finansal Kaynak Planı: Ödemelerin yapılabilmesi için gerekli mali kaynağın nasıl sağlanacağı (mevcut malların satışı, sermaye artırımı, kredi temini veya diğer yöntemler) somut verilerle açıklanmalıdır.

    Mali Tablolar ve Listeler: Borçlunun malvarlığı durumunu gösteren güncel belgeler (son bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu, ara bilançolar), alacaklıları, alacak miktarlarını ve imtiyaz durumlarını gösteren listeler eksiksiz sunulmalıdır.

    Karşılaştırmalı Tablo: Alacaklıların konkordato projesinin kabulü halinde ellerine geçecek miktar ile borçlunun iflası halinde ellerine geçebilecek muhtemel miktarın karşılaştırmalı olarak gösterilmesi zorunludur.

    Makul Güvence Veren Denetim Raporunun Nitelikleri:

    Yetkili Kuruluş: Rapor, mutlaka Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca (KGK) yetkilendirilmiş bir bağımsız denetim kuruluşu tarafından hazırlanmalıdır. Serbest muhasebeci mali müşavir tarafından hazırlanan raporlar geçersiz sayılmaktadır.

    Uygulanacak Standartlar: Denetim, Türkiye Denetim Standartlarına (TDS) uygun olarak yapılmalıdır. Kararlarda özellikle Bağımsız Denetim Standardı (BDS) 805, Güvence Denetimi Standardı (GDS) 3000 ve GDS 3400’e atıf yapılmaktadır.

    Temel Amaç ve İfade: Raporun en kritik unsuru, sonuç bölümünde “konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence” verdiğini açık ve net bir şekilde ifade etmesidir. Şartlı görüş bildiren veya bu güvenceyi vermeyen raporlar yetersiz kabul edilmektedir.

    Dayanaklar ve Kanıtlar: Rapor, soyut ifadelere değil, denetim sırasında toplanan yeterli ve uygun denetim kanıtlarına (defter kayıtları, mutabakatlar, değerleme raporları vb.) dayanmalı ve bu dayanak belgeler mahkemeye sunulmalıdır.

      1. Konkordato Ön Projesinin İçeriği ve Mahkemelerce Aranan Nitelikler

      Yargı kararları, konkordato ön projesinin borçlunun mali durumunu iyileştirme niyetini ortaya koyan somut, uygulanabilir ve denetlenebilir bir yol haritası olması gerektiğini vurgulamaktadır. İİK m. 286/1-a’da yer alan temel unsurlar, mahkemeler tarafından titizlikle incelenmektedir.

      İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nin 2021/914 E. sayılı kararında da belirtildiği gibi, projede; “Borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, bu kapsamda alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacaklarını, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağını, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli malî kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanılarak sağlanacağını gösteren” unsurların bulunması zorunludur.

      Mahkemeler, projenin sadece bu unsurları listelemesini yeterli görmemekte, aynı zamanda projenin kendi içinde tutarlı olmasını da aramaktadır. Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/720 E. sayılı kararında, sermaye artışı taahhüdü ile nakit akış tablosundaki verilerin çelişmesi projenin revize edilmesi gereken bir eksiklik olarak görülmüştür. Benzer şekilde, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2025/278 E. sayılı kararında, birden fazla şirket için hazırlanan konsolide projenin her bir şirket için ayrı hedef ve önlemler içermemesi eleştirilmiştir. Kefillerin sunduğu projelerin de asıl borçludan bağımsız, kendilerine özgü hedef ve tedbirler içermesi gerektiği Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nin 2024/659 E. sayılı kararında vurgulanmıştır.

      2. Makul Güvence Veren Denetim Raporunun Standartları ve Önemi

      7155 sayılı Kanun ile İİK m. 286/1-e’de yapılan değişiklikle zorunlu hale gelen makul güvence raporu, konkordato sürecinin en önemli belgelerinden biri haline gelmiştir. Bu rapor, mahkemeye projenin hayal ürünü bir plan olmadığını, bağımsız bir göz tarafından denetlendiğini ve gerçekleşme olasılığının bulunduğunu teyit eder.

      Danıştay 13. Dairesi’nin 2020/1497 E. sayılı kararında atıf yapılan Yönetmelik hükümleri uyarınca denetimin kapsamı netleştirilmiştir: “Borçlunun malvarlığının durumunu gösteren belgeler ile alacaklı ve alacak listesi, Bağımsız Denetim Standardı 805’e; konkordato ön projesi ile karşılaştırma tablosu, Güvence Denetimi Standardı 3000 ve Güvence Denetimi Standardı 3400’e uygun olarak denetlenir.” Bu standartlara uygunluk, raporun geçerliliği için esastır.

      Mahkemeler, raporun şekli unsurlarının yanı sıra maddi içeriğini de sıkı bir şekilde denetlemektedir. Raporun, KGK tarafından yetkilendirilmiş bir bağımsız denetim kuruluşu tarafından hazırlanması mutlak bir şarttır. İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2025/110 E. sayılı kararında, Bağımsız Denetçi Serbest Muhasebeci Mali Müşavir tarafından hazırlanan raporun yasal standartlara uymadığı gerekçesiyle dava şartının sağlanmadığına hükmedilmiştir.

      Raporun en kritik yönü, “makul güvence” vermesidir. İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/42 E. sayılı kararında, denetim firmasının doğrulama mektupları temin edememesi gibi nedenlerle “şartlı görüş” bildirmesi, makul güvence verilmediği şeklinde yorumlanmış ve talep reddedilmiştir. Ayrıca, raporun dayanak belgelerle desteklenmesi zorunludur. Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/35 E. sayılı kararında, “denetim raporuna esas dayanak belgelerin bağımsız denetim firması tarafından rapora eklenmediği hususu, raporun yetersizliğinin bir göstergesi olarak kabul edilmiştir.

      Sonuç

      Yargı kararları ışığında, konkordato talebinin başarıya ulaşabilmesi için sunulacak ön proje ve denetim raporunun İİK m. 286’da belirtilen şekil ve içerik şartlarına eksiksiz uyması gerektiği açıktır. Konkordato ön projesi, borçlunun mali durumunu iyileştirme planını somut, gerçekçi ve tutarlı verilerle ortaya koyan detaylı bir iş planı niteliğinde olmalıdır. Makul güvence veren denetim raporu ise, bu projenin uygulanabilirliğini KGK tarafından yetkilendirilmiş bir kuruluşun, belirlenmiş denetim standartları çerçevesinde ve yeterli kanıtlara dayanarak teyit ettiği objektif bir belge olmak zorundadır. Mahkemeler, bu belgelerdeki en küçük bir usuli veya esasa ilişkin eksikliği dahi “dava şartı yokluğu” sebebiyle talebin reddi için yeterli görmektedir. Bu nedenle, konkordato sürecine hazırlanan borçluların ve vekillerinin bu iki belgeyi hazırlarken azami özeni göstermeleri kritik öneme sahiptir. Bir makale önerisi.

      Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gerekli?

      Konkordato başvurusu, yalnızca mali bir düzenleme değil, hukuki açıdan titizlikle yürütülmesi gereken çok aşamalı bir süreçtir. Belgelerdeki eksiklik veya yanlış düzenleme, davanın baştan reddine neden olabilir. Bu nedenle sürecin her aşamasında, hem borçlunun hem de alacaklıların menfaatlerini koruyacak şekilde hazırlık yapılması gerekir.

      2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Tepeören bölgelerinde konkordato ön projesi hazırlanması, denetim raporlarının hukuka uygunluğu, mühlet ve tasdik süreçlerinde profesyonel hukuki danışmanlık sağlamaktadır.
      Deneyimli konkordato avukatlarımız, işletmelerin mali yapılarını koruyarak sürecin usulüne uygun yürütülmesini ve konkordato taleplerinin başarıyla sonuçlanmasını hedeflemektedir.

      Read More

      Konkordatonun Tasdiki Nedir? İİK m.305’e Göre Tasdik Şartları ve Mahkeme Denetimi

      Giriş

      Bu çalışma, konkordatonun tasdikine ilişkin literatürdeki görüşleri ve yasal şartları analiz etmektedir. Konkordato sürecinin nihai ve en önemli aşaması olan tasdik, alacaklılar tarafından kabul edilen projenin mahkeme tarafından onaylanarak tüm alacaklılar için bağlayıcı hale gelmesini ifade eder. Literatürdeki genel kanı, tasdik kararının verilebilmesi için İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 305. maddesinde belirtilen şartların kümülatif olarak gerçekleşmesinin zorunlu olduğu yönündedir. Bununla birlikte, doktrin ve Yargıtay kararları, kanunda açıkça sayılmayan ancak kurumun özünden kaynaklanan bazı ek şartların da varlığını kabul etmektedir. Mahkemenin bu süreçteki rolü, yalnızca alacaklı çoğunluğunun iradesini onaylamak değil, aynı zamanda projenin kanuni şartlara uygunluğunu, adil olup olmadığını ve başarıya ulaşma potansiyelini re’sen denetlemektir.

      Konkordatonun Tasdik Şartları

      Literatürdeki kaynaklar, konkordatonun tasdik şartlarını temel olarak iki ana başlık altında incelemektedir: İİK m. 305’te açıkça düzenlenen şartlar ve kanunda açıkça yer almamakla birlikte konkordato kurumunun ruhundan ve genel hukuk ilkelerinden doğan şartlar.

      1. İcra ve İflas Kanunu Madde 305’te Düzenlenen Şartlar

      İİK m. 305, konkordatonun tasdiki için “hep birlikte bulunması gereken beş şarta” yer vermektedir. Bu şartlar kümülatif nitelikte olup, birinin dahi eksikliği tasdik talebinin reddine neden olur.

      Teklif Edilen Tutarın, Borçlunun İflası Halinde Alacaklıların Eline Geçecek Muhtemel Miktardan Fazla Olması: Bu şart, konkordatonun alacaklılar için iflastan daha avantajlı olmasını temin eder. Bu bakımdan teklif edilen tutarın, borçlunun iflâsı halinde her bir alacaklının eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olacağının anlaşılması, tasdik şartı olarak düzenlenmektedir. Gerek adî konkordato bakımından yeni getirilen bu şart, gerekse malvarlığının terki suretiyle konkordatoda var olan bu şart, borçlunun gerçekte iflâsa tâbi bir kimse olmasını gerektirmeyip, varsayımsal olarak, borçlu iflâs etseydi, alacaklılarının elde edeceği payın hangi miktarda olacağını tespite yöneliktir.

      Teklif Edilen Tutarın Borçlunun Kaynakları ile Orantılı Olması: Bu koşul, borçlunun mali durumu ile sunduğu teklif arasında makul bir denge kurulmasını amaçlar. Borçlunun ödeme kapasitesini aşan veya kaynaklarının çok altında kalan bir teklifin tasdiki mümkün değildir.

      Konkordato Projesinin İİK m. 302’de Öngörülen Çoğunlukla Kabul Edilmiş Bulunması: Konkordato projesinin tasdik edilebilmesi için öncelikle alacaklılar toplantısında kanunun aradığı nisapta kabul edilmesi gerekir. Konkordato projesinin Kanunda öngörülen çoğunlukla kabul edilmiş bulunması mevcut düzenlemedekinin aksine, açıkça konkordatonun tasdik şartlarından birisi olarak sayılmaktadır.

      İmtiyazlı Alacakların Tamamen Ödenmesinin ve Mühlet İçinde Doğan Borçların İfasının Güvence Altına Alınması: Konkordato, kural olarak adi alacaklıları etkiler. Bu nedenle imtiyazlı alacakların ve komiser onayıyla mühlet içinde doğan borçların tam olarak ödeneceğine dair yeterli teminatın gösterilmesi zorunludur. Bu koşulun öngörülmesi ile konkordatonun tasdik edilen koşullara göre yerine getirilmesini mümkün kılmak ve bu sayede borçluyu ifa edemeyeceği taahhütlerde bulunmaktan alıkoymak hem de bazı alacaklılara ödeme garantisi sağlamak amaçlanmaktadır.

      Gerekli Giderlerin ve Harçların Mahkeme Veznesine Depo Edilmesi: Tasdik yargılaması ile ilgili masrafların ve konkordato tasdik harcının borçlu tarafından peşin olarak ödenmesi bir tasdik şartıdır.

      2. İİK Madde 305 Dışında Kalan ve Kurumun Özünden Doğan Şartlar

      Literatür, İİK m. 305’te sayılanların dışında, konkordato kurumunun temel mantığından ve genel hukuk prensiplerinden kaynaklanan başka tasdik şartlarının da bulunduğunu kabul etmektedir. Konkordatonun tasdiki için gerekli şartlar 305. maddede beş bent halinde sıralanmışsa da konkordatonun tasdiki şartları bu bentlerde sıralananlardan ibaret değildir. Konkordatoya ilişkin diğer hükümlerden ve konkordato kurumunun özünden de çıkarılabilecek tasdik şartları bulunmaktadır.

      Borçlunun Dürüst Olması: Kanunda açıkça bir tasdik şartı olarak sayılmasa da, dürüstlük ilkesi konkordato müessesesinin temelini oluşturur. Yargıtay da güncel tarihli kararlarında “Konkordato dürüst bir borçlunun belli bir zaman kesiti içerisindeki bütün adi alacaklarını yetkili makamın onayı ve alacaklı çoğunluğunun kabulü ile tasfiyesinin sağlandığı bir icra biçimidir.” ifadelerine yer vermek suretiyle, konkordatonun dürüst borçlular için getirilmiş bir müessese olduğuna işaret etmektedir.” Mahkeme, borçlunun mühlet içindeki faaliyetlerini ve niyetini bu çerçevede değerlendirmelidir.

      Konkordatonun Başarıya Ulaşmasının Mümkün Olması: Kesin mühlet verilebilmesi için aranan bu şartın, sürecin nihai aşaması olan tasdikte de aranması gerektiği kabul edilmektedir. Başarıya ulaşma ihtimali kalmamış bir projenin tasdik edilmesinde hukuki bir yarar yoktur. Ahmet Karakaya (2022) bu konuda, “Kesin mühlet için gerekli bu şartın, konkordatonun nihai aşaması olan tasdik aşamasında da dikkate alınması gerektiği açıktır. Zira başarıya ulaşması mümkün görülmeyen konkordatonun tasdikinde hiçbir fayda yoktur” demektedir.

      Konkordatonun tasdiki sürecinde mahkemenin rolü kritik bir öneme sahiptir. Mahkeme, tasdik şartlarının varlığını re’sen araştırmakla yükümlüdür, zira bu şartlar kamu düzenine ilişkindir. Bu süreçte konkordato komiserinin hazırladığı gerekçeli rapor önemli bir delil niteliği taşır, ancak mahkeme bu raporla bağlı değildir. Mahkeme, komiseri dinledikten ve varsa itirazları değerlendirdikten sonra kararını verir.

      Şartların kümülatif olması, bir tanesinin bile eksikliği halinde mahkemenin tasdik talebini reddetmek zorunda olduğu anlamına gelir. Tasdik talebinin reddi durumunda, eğer borçlu iflasa tabi kişilerden ise ve doğrudan doğruya iflas nedenlerinden biri mevcutsa, mahkeme borçlunun iflasına karar verebilir.

      Mahkemenin takdir yetkisi de bulunmaktadır. Örneğin, projeyi yetersiz bulması halinde re’sen veya talep üzerine gerekli düzeltmenin yapılmasını isteyebilir. Bu durum, mahkemenin sadece bir onay makamı olmadığını, aynı zamanda projenin adil ve uygulanabilir hale getirilmesinde aktif bir rol üstlendiğini göstermektedir.

      Sonuç

      Literatürdeki kaynaklar ışığında, konkordatonun tasdiki, alacaklılar tarafından kabul edilen bir projenin basitçe onaylanmasından çok daha fazlasını ifade eden, kapsamlı bir yargısal denetim sürecidir. Bu denetim, İİK m. 305’te sayılan beş kümülatif şartın yanı sıra, borçlunun dürüstlüğü ve projenin başarıya ulaşma potansiyeli gibi kurumun özünden doğan ilkeleri de içerir. Mahkeme, komiser raporu, alacaklıların iradesi ve varsa itirazları dikkate alarak, tüm bu şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini re’sen araştırır. Şartların tamamının varlığı halinde tasdik kararı verilirken, birinin dahi eksikliği talebin reddini ve iflasa tabi borçlular için iflas sonucunu doğurabilir. Bu süreç, konkordato müessesesinin amacına uygun olarak, dürüst borçluların mali durumlarını düzeltmelerine imkân tanırken, alacaklıların haklarının da iflasa nazaran daha avantajlı bir şekilde korunmasını sağlamayı hedefler. Bir yazı önerisi.

      Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gerekli?

      Konkordato tasdik süreci, teknik, mali ve hukuki yönleri iç içe geçmiş son derece karmaşık bir süreçtir. Tasdik şartlarının eksiksiz yerine getirilmemesi, tüm sürecin reddine ve borçlunun doğrudan iflasına yol açabilir. Bu nedenle, borçlunun mali yapısını doğru analiz edecek, projenin yasal dayanaklarını sağlamlaştıracak ve mahkeme önünde etkin temsil sağlayacak uzman konkordato avukatı desteği hayati önem taşır.

      2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Tepeören bölgelerinde faaliyet gösteren işletmeler için konkordato başvuru, mühlet, komiser ve tasdik süreçlerinde profesyonel danışmanlık sunmaktadır. Deneyimli ekibimiz, dürüst borçluların ticari faaliyetlerini sürdürmesini sağlarken, alacaklıların menfaatlerinin de korunmasını hedeflemektedir.

      Read More

      Konkordato Başvuru Dilekçesi Nasıl Hazırlanır? Mahkeme Süreci, Belgeler ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Nelerdir?

      Ekonomik dalgalanmalar, döviz kurlarındaki sert artışlar ve tedarik zinciri sorunları birçok işletmenin mali dengesini bozmakta, borç ödeme gücünü geçici olarak zayıflatmaktadır. Bu durumda konkordato, borçluya faaliyetlerini sürdürme ve alacaklılara daha yüksek oranda tahsil imkânı tanıyan en etkili hukuki koruma mekanizmasıdır. Ancak konkordato sürecinin başarısı, sürecin ilk adımı olan başvuru dilekçesinin doğru, eksiksiz ve stratejik biçimde hazırlanmasına bağlıdır. Aşağıda, 2M Hukuk Avukatlık Bürosu tarafından uygulamada edinilmiş deneyim ve yargı kararları ışığında, örnek konkordato başvuru dilekçesinde yer alması gereken tüm unsurlar ayrıntılı şekilde açıklanmıştır.

      1. Şirketin Mali Durumunun ve Faaliyetlerinin Gerçekçi Sunumu

      Konkordato talebi, dürüstlük kuralına (TMK m.2) uygun, samimi bir iyileştirme iradesine dayanmalıdır. Dilekçede;

      Şirketin kuruluş yılı, faaliyet alanı, ekonomik katkısı ve istihdam ettiği kişi sayısı açıkça belirtilmelidir.

      Şirketin karşılaştığı ekonomik zorluklar somut verilerle açıklanmalıdır: döviz kuru artışı, hammadde fiyatlarındaki yükselme, büyük bir müşterinin iflası, beklenmedik proje iptalleri gibi sebepler gerçekçi biçimde gerekçelendirilmelidir.

      Şirketin borca batık durumda olmadığı, sadece geçici likidite sıkıntısı yaşadığı belirtilmelidir. Bu husus konkordato için yeterli dayanak oluşturur. Amaç, mahkemeyi konkordato talebinin kötü niyetli olmadığa, tersine ekonomik olarak kurtarılabilir bir işletmeye ait olduğuna ikna etmektir.

      2. Konkordato Talebinin Hukuki Niteliği ve Amacı

      Konkordato, yalnızca icra takiplerinden kaçış aracı değil, alacaklıların menfaatini koruyan bir kamusal denetim sürecidir. Bu nedenle dilekçede şu hususlar açıkça yer almalıdır:

      Talebin dayanağı: İİK m.285–309 hükümleri, ayrıca HMK ve TTK’nın ilgili düzenlemeleri,

      Konkordatonun amacının alacaklıları korumak ve işletmenin sürdürülebilirliğini sağlamak olduğu,

      Sürecin şeffaf şekilde, mahkeme denetiminde yürütüleceği,

      Alacaklıların, iflas durumuna göre daha avantajlı koşullarda alacaklarına kavuşacağı,

      Başvurunun dürüstlük kuralına uygun olarak yapıldığı.

      3. Konkordato Ön Projesi ve Başarı Kriterleri

      Konkordato ön projesi, dilekçenin çekirdeğidir. Mahkemelerce yalnızca niyet beyanı değil, uygulanabilir bir “finansal iyileşme planı” olarak değerlendirilir. Bu nedenle proje, İstanbul BAM 45. HD – 2020/1450 E. kararında belirtildiği şekilde “sürekli ve kalıcı iyileşme olasılığını inanılır kılmalıdır.”

      Projenin içermesi gereken unsurlar:

      Mali Durumun Şeffaf Beyanı: Tüm borçlar, kefaletler ve garantörlükler tam olarak beyan edilmelidir. Eksik veya yanıltıcı bilgi konkordato talebini geçersiz kılar.

      Finansman Kaynakları: Sermaye artırımı, atıl varlıkların satışı, yatırımcı katkısı veya yeni finansman kredileri gibi kaynaklar belgelerle desteklenmelidir.

      Sermaye Artırımı: Ortaklar tarafından taahhüt edilen sermaye tutarları dilekçede belirtilmeli ve taahhüt belgeleri eklenmelidir.

      Varlık Satışı: Şirketin faaliyetlerini etkilemeyecek taşınmaz veya ekipman satış planı, rayiç değerler ve takyidat durumu ile açıklanmalıdır.

      Ödeme Planı: İmtiyazsız alacaklıların alacaklarından yapılacak indirim oranı, taksit sayısı, başlangıç süresi ve periyotlar açıkça belirtilmelidir. Plan, mali projeksiyonlarla uyumlu olmalıdır.

      4. İİK m.286 Gereği Sunulması Zorunlu Belgeler

      Konkordato talebine eklenmesi zorunlu belgeler, dava şartı niteliğindedir. Eksik sunulmaları halinde mahkeme konkordato talebini doğrudan reddeder. Bu belgeler şunlardır:

      Konkordato Ön Projesi, Bağımsız Denetim Raporu ve Dayanak Belgeleri, Bilanço, Gelir ve Nakit Akım Tabloları, Ticari Defter Açılış/Kapanış Tasdikleri veya e-Defter Beratları, Alacaklı Listesi, Alacak Miktarları ve İmtiyaz Durumları, Konkordato Projesi ve İflas Halindeki Karşılaştırmalı Tablo, Maddi ve Maddi Olmayan Duran Varlık Listeleri, Vergi Levhası, Ticaret Sicil Gazetesi, İmza Sirküleri vb.

      Bu belgeler, şirketin finansal durumunun tam, doğru ve denetlenebilir biçimde mahkemeye sunulmasını sağlar.

      5. Geçici Mühlet Talebi ve Komiser Atanması

      Konkordato dilekçesinde mutlaka geçici mühlet kararı talebi bulunmalıdır.
      İİK m.287’ye göre mahkeme, talebin başarıya ulaşma ihtimalini görürse borçluya üç aylık geçici mühlet verir. Bu sürede:

      Borçlu aleyhine yeni icra takibi başlatılamaz,

      Devam eden takipler durur,

      Borçlunun malvarlığı koruma altına alınır,

      Mahkeme bir veya birden fazla geçici konkordato komiseri atar.

      Komiser, mahkemenin “uzanan eli” olarak süreci denetler; borçlunun ticari faaliyetlerini kontrol eder, alacaklılarla iletişimi sağlar ve raporunu mahkemeye sunar. Bu nedenle dilekçede, komiser atanmasının gerekliliği, sürecin şeffaflığı ve malvarlığının korunması bakımından hukuki gerekçeleriyle açıklanmalıdır.

      6. Tasdik Süreci ve Başarı Ölçütü

      Kesin mühlet aşamasında, komiserin hazırladığı rapor doğrultusunda alacaklılar toplantısı yapılır.
      Projeye, alacaklı sayısı ve alacak miktarı bakımından İİK’da öngörülen çoğunlukla onay verilirse, mahkeme tasdik yargılaması yapar. Mahkeme;

      Teklif edilen ödeme oranının, borçlunun iflası hâlinde alacaklıların elde edeceği tutardan fazla olup olmadığını,

      Projenin borçlunun kaynaklarıyla orantılı olup olmadığını re’sen inceler.

      Şartlar sağlanmışsa konkordato tasdik edilir ve karar, tüm alacaklılar için bağlayıcı hale gelir.

      7. Dilekçede Talep Edilmesi Gereken Hususlar

      Başvuru dilekçesinin sonunda, mahkemeden şu kararlar talep edilmelidir:

      Adi konkordato talebinin kabulü,

      Derhal 3 aylık geçici mühlet verilmesi,

      Geçici mühlet süresince icra-iflas takiplerinin durdurulması, ihtiyati hacizlerin uygulanmaması,

      Bir veya birden fazla konkordato komiserinin atanması,

      Geçici mühletin kesin mühlete çevrilmesi ve konkordato projesinin tasdiki,

      Kararın Ticaret Sicil Gazetesi ve Basın-İlan Kurumu portalında ilan edilmesi.

      Bu taleplerin eksiksiz ve sistematik biçimde belirtilmesi, mahkeme açısından dilekçenin ciddiyetini ve hazırlığın profesyonelliğini gösterir. Bir makale önerisi.

      Sonuç: Başarılı Bir Konkordato, Titiz Hazırlanmış Bir Dilekçeyle Başlar

      Konkordato süreci, mali, hukuki ve idari unsurların iç içe geçtiği karmaşık bir yapıdır. Bu nedenle başarı, sadece finansal planın değil, dilekçenin stratejik bütünlüğünün de doğru kurgulanmasına bağlıdır. Her ifade, her belge ve her atıf, mahkemenin güvenini pekiştirmelidir.

      2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Çayırova, Darıca, Gebze ve Tepeören bölgelerinde konkordato başvuru, mühlet, komiser ve tasdik süreçlerinde hem borçlular hem de alacaklılar için uzman hukuki danışmanlık sunmaktadır. Deneyimli konkordato avukatlarımız, her dosyada mali dengenin korunması, yargısal gerekliliklerin eksiksiz yerine getirilmesi ve işletmenin sürdürülebilirliğinin sağlanması için titizlikle çalışmaktadır.

      Read More

      Konkordato Süreci Nasıl İşler? Başvuru, Mühlet, Tasdik ve Komiser Aşamaları Nelerdir?

      Giriş

      Konkordato Süreci Nasıl İşler? Başvuru, Mühlet, Tasdik ve Komiser Aşamaları Nelerdir?Literatürdeki kaynaklara göre konkordato, borçlarını ödemede zorluk yaşayan bir borçlunun, mahkeme denetiminde alacaklılarıyla bir anlaşma yaparak borçlarını yeniden yapılandırması ve muhtemel bir iflastan kurtulmasını amaçlayan bir cebri icra kurumudur. Temel amacı, mali durumu bozulmuş ancak iyileştirilme potansiyeli bulunan borçluların ticari faaliyetlerine devam etmelerini sağlamaktır. Konkordato “borçlunun kanunda öngörülen şartları karşılamak kaydıyla alacaklılarıyla ödeme şekli konusunda anlaşarak borçlarını tasfiye etmesi” olarak tanımlanabilir.

      Konkordato Sürecinin Aşamaları

      Literatürdeki bilgiler ışığında, iflas dışı adi konkordato süreci temel olarak aşağıdaki aşamalardan oluşmaktadır:

      1. Başvuru Aşaması Konkordato süreci, yetkili ve görevli mahkemeye (Asliye Ticaret Mahkemesi) yapılan bir taleple başlar. Bu talep, borçlu veya iflas talebinde bulunabilecek alacaklılardan biri tarafından yapılabilir. Başvuru sırasında mahkemeye sunulması gereken temel belgelerden biri konkordato ön projesidir. Ön proje, borçlunun konkordato sürecinin başında sunduğu geçici bir proje olup, konkordato prosedürü devam ederken borçlu tarafından re’sen veya alacaklıların talebi üzerine değiştirilebilmesi mümkündür. Bu proje, borçlunun mali durumunu nasıl düzelteceğini ve borçlarını hangi koşullarda ödemeyi planladığını içerir.

      2. Geçici Mühlet Aşaması Mahkeme, başvuruyu ve ekindeki belgeleri inceledikten sonra, talebin başarılı olma ihtimalini görürse borçluya üç aylık bir “geçici mühlet” kararı verir. Bu aşamanın amacı, kesin mühlet için bir hazırlık ve değerlendirme süreci oluşturmaktır.

      Amacı:  “borçlunun konkordato teklifinin tasdik edilip edilmeyeceği veya süreç sonunda borçlunun mali durumunu iyileştirip iyileştiremeyeceğini ilk aşamada açıklığa kavuşturacak” bir temel oluşturmaktır.

      İşlevi: Borçlunun malvarlığının tespitinin yapıldığı ve mahkemeye ibraz ettiği belgelerin gerçeğe uygun olup olmadığının incelendiği bir aşamayı oluşturur.

      Sonuçları: Geçici mühlet kararıyla birlikte borçlu aleyhine başlatılmış takipler durur, yeni takip yapılamaz ve borçlunun malvarlığı koruma altına alınır. Mahkeme ayrıca süreci denetlemek üzere bir “geçici konkordato komiseri” atar.

      3. Kesin Mühlet Aşaması Geçici mühlet içerisinde yapılan incelemeler olumlu sonuçlanırsa ve konkordatonun başarıya ulaşma ihtimali görülürse, mahkeme borçluya genellikle bir yıllık “kesin mühlet” verir. Bu süre, zorunlu hallerde altı ay daha uzatılabilir.

      Amacı: Bu aşama, konkordato projesinin olgunlaştırıldığı ve alacaklılarla müzakerelerin yürütüldüğü asıl süreçtir. Kesin mühlet aşamasında ise borçlu, ön projede yer alan bütün tedbirleri alarak malî durumunu iyileştirmeye ve alacaklılarla uzlaşmaya çalışmaktadır.

      Önemli İşlemler: Alacaklıların alacaklarını bildirmesi, alacaklılar toplantısının organize edilmesi ve konkordato projesinin alacaklıların oyuna sunulması gibi kritik işlemler bu dönemde gerçekleşir.

      Hukuki Koruma: Konkordato mühleti içinde takip yasağı getirilmek suretiyle, borçlunun rahatsız edilmeden konkordato için gerekli hazırlıkları yapabilmesi amaçlanmıştır. Bu koruma, borçlunun işletmesini ayakta tutarak iyileşme sürecine odaklanmasını sağlar.

      4. Alacaklılar Toplantısı ve Projenin Kabulü Kesin mühlet içerisinde konkordato komiseri tarafından organize edilen toplantıda, alacaklılar borçlunun sunduğu konkordato projesini oylarlar. Projenin kabulü için İİK’da belirtilen kayıtlı alacaklı sayısı ve alacak miktarı çoğunluğunun sağlanması gerekir.

      5. Tasdik Yargılaması ve Karar Aşaması Alacaklılar tarafından kabul edilen proje, konkordato komiserinin gerekçeli raporuyla birlikte mahkemeye sunulur. Ticaret mahkemesi konkordatonun tasdiki yargılaması yaparak konkordato talebine ilişkin nihai kararını verir. Mahkeme, projenin İİK’da aranan tasdik şartlarını (örneğin, teklif edilen tutarın borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçecek tutardan fazla olması, projenin borçlunun kaynaklarıyla orantılı olması vb.) taşıyıp taşımadığını re’sen inceler. Şartların sağlandığına kanaat getirirse “konkordatonun tasdikine” karar verir. Bu karar, projeyi kabul etmeyen alacaklılar için de bağlayıcı hale gelir.

      Konkordato Komiserinin Rolü Konkordato komiseri, sürecin merkezinde yer alan kilit bir aktördür. Borçlu ile alacaklıların ve hatta kamunun menfaatlerini korumak ve dengelemekle görevlendirilmiş bir kamu görevlisidir. Komiser, borçlunun faaliyetlerini denetler, projenin geliştirilmesine katkı sağlar, alacaklılar toplantısını düzenler ve mahkemeye rapor sunar. Mahkemenin “uzayan kolu” olarak nitelendirilen komiser, sürecin şeffaf ve kanuna uygun ilerlemesini temin eder.

      “Başarıya Ulaşma” Kavramının İkili Anlamı Literatür, konkordatonun “başarıya ulaşması” kavramının iki farklı anlama gelebileceğini vurgulamaktadır. Başarıya ulaşma kavramından kastedilen hususun konkordato neticesinde mali durumun düzelmesinin mümkün olup olmadığı veya konkordatonun tasdiki şartlarının yerine gelip gelmeyeceği olduğu ifade edilmiştir. Buradan çıkan sonuç da konkordato ile ya iyileşmenin ya da konkordatonun tasdik edilmesinin amaçlanabileceğidir. Buna göre, borçlunun mali durumu tam olarak iyileşmese bile, alacaklıların çoğunluğunun kabul ettiği ve kanuni şartları taşıyan bir projenin tasdik edilmesi de sürecin başarıya ulaştığı anlamına gelebilir.

      Konkordato Türleri ve Süreç Farklılıkları Sürecin işleyişi, konkordato türüne göre farklılık gösterebilir.

      İflas Dışı (Adi) Konkordato: Yukarıda detaylandırılan standart süreçtir.

      İflas İçi Konkordato: Borçlu iflas ettikten sonra başvurulan bir yoldur. İflâs içi konkordatoda konkordato mühleti ve konkordato komiseri gibi kavramlar bulunmamaktadır. Bu süreçte iflas tasfiyesi devam ederken, sadece malların paraya çevrilmesi ertelenir.

      Malvarlığının Terki Suretiyle Konkordato: Borçlunun, malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisini alacaklılara veya üçüncü bir kişiye devrederek borçlarından kurtulmasını amaçlar. Bu türde, tasdik sonrası iflas tasfiyesine benzer bir süreç işler.

      Sonuç

      Literatürdeki kaynaklar, konkordato sürecinin; başvuru, geçici mühlet, kesin mühlet ve tasdik yargılaması olmak üzere yapılandırılmış ve mahkeme denetiminde ilerleyen aşamalardan oluştuğunu göstermektedir. Sürecin temel amacı, borçluya mali durumunu düzeltmesi için bir “moratoryum” sağlamak, bu süreçte alacaklıların haklarını korumak ve nihayetinde borçların yeniden yapılandırılmasını sağlayarak hem borçlunun ticari varlığını sürdürmesine hem de alacaklıların alacaklarını iflasa göre daha avantajlı koşullarda tahsil etmesine olanak tanımaktır. Konkordato komiserinin denetleyici ve düzenleyici rolü, sürecin adil ve etkin bir şekilde yürütülmesinde kritik bir öneme sahiptir. “Başarıya ulaşma” kavramının hem işletmenin fiili iyileşmesi hem de projenin hukuken tasdik edilmesi anlamlarına gelmesi, kurumun esnekliğini ve borç tasfiyesi amacını da ortaya koymaktadır. Bir yazı.

      Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?
      Konkordato, ciddi mali ve hukuki riskler içeren karmaşık bir süreçtir. Belgelerin eksiksiz hazırlanması, sürelere dikkat edilmesi ve komiserle uyumlu şekilde hareket edilmesi gerekir. Bu nedenle sürecin her aşamasında İstanbul, Tuzla, Kartal, Pendik, Gebze ve Tepeören bölgelerinde faaliyet gösteren deneyimli konkordato avukatlarından profesyonel destek alınması hayati önemdedir.

      2M Hukuk Avukatlık Ofisi, konkordato başvurularının hazırlanmasından tasdik aşamasına kadar tüm süreçte borçlulara, alacaklılara ve işletmelere kapsamlı hukuki danışmanlık sunmaktadır. Uzman ekibimizle, mali dengenin korunmasını ve en uygun yeniden yapılandırma stratejisinin uygulanmasını sağlıyoruz.

      Read More

      Yüklenicinin İnşaata Hiç Başlamaması, Geç Başlaması veya İnşaatı Yavaş İlerletmesi Hâlinde Arsa Sahibi Hangi Haklara Sahip Olur?

      Giriş

      Yüklenicinin İnşaata Hiç Başlamaması, Geç Başlaması veya İnşaatı Yavaş İlerletmesi Hâlinde Arsa Sahibi Hangi Haklara Sahip Olur? Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri, yüklenicinin bir arsa üzerinde bağımsız bölümler inşa etme, arsa sahibinin ise buna karşılık belirli arsa paylarını yükleniciye devretme borcu altına girdiği çift taraflı sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerde yüklenicinin “inşaata zamanında başlama ve işi sürdürme borcu” asli edim yükümlülüklerinden biridir. Literatürdeki kaynaklar, yüklenicinin bu borcuna aykırı davranarak inşaata hiç başlamaması, geç başlaması veya inşaatı makul bir hızda ilerletmemesi durumunda arsa sahibi için önemli hakların doğduğunu belirtmektedir. Bu durum, genel olarak yüklenicinin temerrüdü olarak nitelendirilmekte ve hukuki sonuçları ağırlıklı olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 473. maddesi çerçevesinde ele alınmaktadır.

      1. Yüklenicinin Temerrüdünün Kapsamı: İşe Başlamama ve Gecikme

      Literatür, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde yüklenicinin temerrüdünü yalnızca eserin teslim tarihine yetişmemesi olarak değil, inşaat sürecindeki aksaklıkları da kapsayan geniş bir çerçevede ele almaktadır. Yüklenicinin asli borçları arasında işe zamanında başlamak ve inşaatı sözleşmeye uygun bir tempoda sürdürmek yer alır.

      Temerrüdün Tanımı: Yüklenicinin temerrüdü, en genel tanımıyla “inşaatın tamamlanmayarak tesliminin geciktirilmesi” olarak ifade edilmektedir. Bu durum, inşaata hiç başlanmaması, geç başlanması veya başlanan inşaatın sözleşmede öngörülen sürede bitirilemeyeceğinin açıkça anlaşılması gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Yüklenicinin binayı bitirememesi veya binayı bitirmekle birlikte, tesliminde gecikmesi yüklenicinin temerrüdüne yol açar.

      İşe Başlama ve Sürdürme Borcu: Yüklenicinin inşaata zamanında başlaması ve devam ettirmesi, özen borcunun bir gereği olarak kabul edilir. Sözleşmede işe başlama için belirli bir tarih kararlaştırılmamış olsa dahi, yüklenicinin sözleşmenin kurulmasıyla birlikte derhal hazırlıklara ve inşaata başlaması beklenir

      2. Arsa Sahibinin Hakları: Teslim Süresini Beklemeden Sözleşmeden Dönme (TBK m. 473/1)

      İnşaata başlanmaması veya gecikmesi durumunda arsa sahibine tanınan en temel ve en önemli hak, teslim süresini beklemeden sözleşmeden dönme hakkıdır. Bu hak, TBK’nın 473. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiştir.

      İlgili Kanun Hükmü: Literatürde sıklıkla atıf yapılan bu hüküm şu şekildedir:”Yüklenicinin işe zamanında başlamaması veya sözleşme hükümlerine aykırı olarak işi geciktirmesi ya da iş sahibine yüklenemeyecek bir sebeple ortaya çıkan gecikme yüzünden bütün tahminlere göre yüklenicinin işi kararlaştırılan zamanda bitiremeyeceği açıkça anlaşılırsa, iş sahibi teslim için belirlenen günü beklemek zorunda olmaksızın sözleşmeden dönebilir.

      Erken Dönme Hakkının Şartları: Bu hakkın kullanılabilmesi için belirli koşulların bir arada bulunması gerekmektedir:

      Yüklenicinin Gecikmesi: Yüklenicinin işe zamanında başlamamış olması, sözleşmeye aykırı şekilde işi geciktirmesi veya işin ilerleyişine göre teslim tarihinde bitirilemeyeceğinin kesin olarak anlaşılması gerekir.

      Gecikmenin Arsa Sahibine Yüklenememesi: Gecikmenin, arsa sahibinin bir eyleminden veya ihmalinden kaynaklanmaması esastır.

      İşin Zamanında Bitirilemeyeceğinin Açıkça Anlaşılması: Bu durumun “bütün tahminlere göre” açıkça anlaşılabilir olması gerekir. Bu, somut verilere dayalı bir öngörüyü ifade eder.

      Uygulamadan Örnekler: Literatürde yer alan dava özetleri, bu hükmün uygulanışını somutlaştırmaktadır:

      -Bir davada, ruhsat alındıktan sonra 2 yıl geçmesine rağmen yüklenicinin projeyi tamamlayamaması ve yarım bırakması

      -Başka bir davada, 40 aylık sözleşme süresinde inşaatın sadece %7 seviyesine getirilebilmesi,

      -Sözleşme tarihinden itibaren 7 yıl geçmesine rağmen imar planı tadilatı çalışmalarının başarısız olması ve inşaata hiç başlanamaması

      -Yüklenicinin inşaatı 1. kat betonarmesi seviyesinde bırakıp işe devam etmemesi

      Bu örnekler, mahkemelerin sadece takvimdeki gecikmeye değil, aynı zamanda işin ilerleme hızına bakarak da inşaatın zamanında bitirilemeyeceği kanaatine vardığını göstermektedir.

      3. Yüklenicinin Sorumluluğunu Ortadan Kaldıran Haller

      Yüklenicinin inşaata başlayamamasının veya gecikmesinin her durumda temerrüt anlamına gelmeyeceği, literatürde önemle vurgulanmaktadır. Gecikmenin haklı bir sebebe dayanması durumunda yüklenici sorumlu tutulamaz.

      Arsa Sahibinden Kaynaklanan Sebepler: Eğer gecikme arsa sahibinin kendi yükümlülüklerini yerine getirmemesinden kaynaklanıyorsa, yüklenicinin temerrüdünden bahsedilemez. Bu duruma “alacaklı temerrüdü” de denilmektedir.”TBK m. 473 incelendiğinde gecikme arsa sahibinden kaynaklanıyorsa, yüklenicinin edimi belirlenmiş vadede teslim edememesi halinde temerrüdü gerçekleşmeyecektir.” Literatürde bu duruma şu örnekler verilmektedir:

      Arsa sahibinin, tapuda devretmesi gereken arsa payını devretmemesi

      İnşaat ruhsatı için gerekli başvuruları yapmaması veya vekaletname gibi belgeleri vermemesi

      Arsadaki kiracıların tahliyesini sağlamaması

      Arsayı inşaata elverişli bir şekilde (örneğin üzerindeki engelleri kaldırarak) teslim etmemesi

      Arsa sahibinin talebi üzerine projede değişiklik yapılması

      Objektif Sebepler ve Mücbir Haller: Yüklenicinin elinde olmayan ve öngörülemeyen nedenlerle işin gecikmesi durumunda da temerrüt oluşmayabilir. Örneğin, “yapılan inşaatın temelinde önceden öngörülemeyecek şekilde su veya kaya çıkması sonucu, işin gecikmesi durumunda erken dönme hakkı kullanılamayacaktır” . Bu gibi durumlarda yüklenicinin ek süre talep etme hakkı doğabilir.

      4. Kusur Şartı ve Diğer Hususlar

      Kusur Aranmaması: TBK m. 473’ün uygulanması için yüklenicinin gecikmede kusurlu olması şart değildir. “Yüklenicinin işe başlamaması ya da işin kararlaştırılan tarihte yetişmeyeceğinin anlaşılması durumlarında işsahibinin dönme hakkını kullanabilmesi için yüklenicinin kusurlu olması aranmamaktadır. Kanun hükmünde… bu hususta sözleşmeye aykırı davranışı aramıştır. Temerrüdün oluşması için “gecikmenin objektif şekilde teslim borcuna aykırılığı gerekmektedir”.

      Geç Başlamaya Rağmen İşi Zamanında Bitirme Olasılığı: Yüklenici inşaata geç başlasa bile, işi sözleşmede belirlenen sürede tamamlama imkanı varsa, arsa sahibinin sırf geç başlama nedeniyle sözleşmeden dönme hakkı bulunmamaktadır. Önemli olan, gecikmenin işin zamanında bitirilmesini imkansız kılıp kılmadığıdır.

      Sonuç

      Literatürdeki görüşler ve yargı kararları ışığında, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde yüklenicinin inşaata zamanında başlamaması veya işi sözleşmeye aykırı olarak geciktirmesi, arsa sahibi için ciddi hukuki sonuçlar doğuran bir temerrüt halidir. Bu durumda arsa sahibinin en temel hakkı, TBK m. 473/1 uyarınca, inşaatın bitmesi için kararlaştırılan teslim tarihini beklemeden sözleşmeden dönmektir.

      Bu hakkın kullanılabilmesi için, gecikmenin arsa sahibine atfedilemeyecek bir sebepten kaynaklanması ve mevcut duruma göre inşaatın zamanında bitirilemeyeceğinin açıkça anlaşılması gerekmektedir. Ancak, gecikmenin arsa sahibinin kendi edimlerini yerine getirmemesi (arsa payını devretmemek, arsayı teslim etmemek vb.) veya öngörülemeyen objektif nedenlerden kaynaklanması halinde yüklenicinin temerrüdü söz konusu olmayacak ve arsa sahibinin sözleşmeden dönme hakkı doğmayacaktır. Dolayısıyla her somut olay, kendi koşulları içinde, özellikle gecikmenin nedenleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bir yazı önerisi.

      Neden Avukat Desteği Gerekli?

      Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde yüklenicinin temerrüdü, özellikle İstanbul, Tuzla, Kartal, Bayramoğlu, Tepeören, Pendik ve Gebze gibi gayrimenkul projelerinin yoğun olduğu bölgelerde en sık karşılaşılan hukuki uyuşmazlıklardan biridir. İnşaata hiç başlanmaması, geç başlanması veya inşaatın makul hızda ilerlememesi gibi durumlarda arsa sahibinin sözleşmeden dönme hakkını kullanabilmesi, yalnızca gecikmenin tespitine değil; aynı zamanda gecikmenin nedenlerinin hukuken doğru şekilde değerlendirilmesine bağlıdır. Bu noktada yapılacak küçük bir hata bile arsa sahibinin ciddi hak kayıpları yaşamasına neden olabilir.

      Örneğin; gecikmenin yükleniciden değil, arsa sahibinden kaynaklanması halinde erken dönme hakkı doğmayacağı gibi, gecikmenin mücbir sebep veya objektif imkânsızlıktan kaynaklanması halinde de sözleşmenin feshi mümkün olmayabilir. Ayrıca, erken dönme hakkının kullanılabilmesi için gerekli delillerin zamanında toplanmaması, noter ihtarlarının usulüne uygun yapılmaması veya arsa sahibinin yükümlülüklerini eksik yerine getirmesi hâlinde, açılacak dava olumsuz sonuçlanabilir.

      Bu nedenle, İstanbul, Tuzla, Kartal, Bayramoğlu, Tepeören, Pendik ve Gebze gibi bölgelerde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesiyle ilgili uyuşmazlıklarda deneyimli bir gayrimenkul ve inşaat hukuku avukatı ile çalışmak büyük önem taşır. Avukat; sözleşmenin detaylarını inceleyerek temerrüt şartlarının oluşup oluşmadığını değerlendirir, arsa sahibinin haklarını koruyacak stratejiyi belirler, noter ihtarlarını ve fesih bildirimlerini hukuka uygun şekilde düzenler ve gerekirse dava sürecini yürütür. Özellikle yüksek değerli arsa ve projelerde profesyonel avukat desteği, maddi ve zamansal kayıpları önlemenin ve arsa sahibinin haklarını en güçlü şekilde savunmanın en etkili yoludur.

      Read More

      Alacaklının konkordato komiserine yaptığı alacak kaydı başvurusunun reddedilmesi veya borçlu tarafından itiraza uğraması durumunda ne yapılabilir?

      Giriş

      Bu çalışma, konkordato sürecine ilişkin temel hukuki soruları yanıtlamak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışma, Bölge Adliye Mahkemeleri, İlk Derece Ticaret Mahkemeleri ve Yargıtay tarafından verilmiş çeşitli kararların analizine dayanmaktadır. İncelemenin odak noktası; alacaklının konkordato komiserine yaptığı başvurunun reddedilmesi halinde ortaya çıkan hukuki durum, konkordatoya dahil edilebilecek borç ve alacak türleri, konkordatonun tasdiki sonrası ödeme planının işleyişi ve bu karmaşık süreçte hukuki danışmanlık almanın önemi gibi konulardır.

      1. Alacaklının Konkordato Komiserine Başvurusunun Reddi

      İncelenen kararlarda, alacaklının komiserliğe yaptığı alacak kaydının borçlu tarafından kabul edilmemesi veya komiser tarafından reddedilmesi durumunda, alacağın “çekişmeli alacak” haline geldiği açıkça belirtilmektedir. Bu durum, alacaklının hakkının sona erdiği anlamına gelmez. Aksine, alacaklı için yeni bir hukuki süreç başlar.

      Dava Hakkı: Çekişmeli hale gelen alacaklar için alacaklıların dava açma hakkı bulunmaktadır. Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bir kararında bu durum şöyle ifade edilmiştir: “bu alacaklının İİK 308/b maddesi uyarınca çekişmeli alacak yönünden tasdik kararının ilanından itibaren 1 ay içerisinde dava açma hakkı da saklıdır.” Benzer şekilde, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi de “çekişmeli alacakların ayrıca dava konusu edilebilirler (İİK m.308/b)” hükmünü vurgulamıştır. Alacaklı, bu davayı kazanması halinde, alacağının konkordato projesinde belirtilen koşullar çerçevesinde ödenmesini talep edebilir.

      Nisaba Katılım: Alacaklılar toplantısında oy hakkı (nisap) açısından ise mahkeme, çekişmeli alacağın hesaba katılıp katılmayacağına ve hangi oranda katılacağına karar verir (İİK m. 302/VI). Ancak mahkemenin bu kararı, alacağın esasına ilişkin maddi anlamda kesin bir hüküm teşkil etmez.

      2. Konkordatoya Dahil Olabilecek Borç ve Alacak Türleri

      Konkordatonun temel ilkesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında belirtildiği gibi, “Bağlayıcı hâle gelen konkordato, konkordato talebinden önce veya komiserin izni olmaksızın mühlet içinde doğan bütün alacaklar için mecburidir.” Ancak bu genel kuralın önemli istisnaları ve farklı uygulamaları mevcuttur.

      Adi Alacaklar: Konkordatonun ana konusunu adi (teminatsız) alacaklar oluşturur. Bunlar arasında banka kredileri, çek ve senet borçları, ticari faaliyetlerden doğan borçlar, kefalet borçları ve kira alacakları gibi çok çeşitli borç türleri yer almaktadır.

      Rehinli Alacaklar: Rehinli alacaklar konkordato sürecinin bir parçasıdır ancak özel bir statüye sahiptir. Rehinli alacaklıların rehnin kıymetini karşılayan miktardaki alacakları için konkordato projesindeki indirim veya vade hükümleri doğrudan uygulanmaz. Ancak İİK m. 308/h uyarınca, borçlunun bu alacaklılarla müzakere ederek borçlarını yapılandırması ve bu yapılandırmanın mahkemece tasdik edilmesi mümkündür. Birçok kararda, rehinli alacaklılarla özel protokoller imzalandığı görülmektedir.

      İmtiyazlı ve Kamu Alacakları: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin bir kararında belirtildiği üzere, 206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar, rehinli alacaklıların rehnin kıymetini karşılayan miktardaki alacakları ve 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacakları hakkında bu maddenin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz.” Bu, özellikle işçilik alacakları gibi imtiyazlı alacakların tam olarak ödenmesi veya teminata bağlanması gerektiğini, kamu alacaklarının ise genellikle kendi yapılandırma kanunlarına tabi olduğunu göstermektedir.

      3. Onaylanan Konkordato Sonrası Ödeme Planının İşleyişi

      Konkordatonun tasdikiyle birlikte, borçlunun borçlarını ödeme şekli ve takvimi, mahkemenin onayladığı projeye göre belirlenir. İncelenen kararlar, ödeme planlarının büyük çeşitlilik gösterebildiğini ortaya koymaktadır.

      Planın Yapısı: Planlar genellikle bir ödemesiz dönemle başlar. Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bir kararında, “ilk 6 ay ödemesiz dönemden sonra” ödemelerin başladığı bir plan örneği sunulmuştur. Taksitler, projenin niteliğine göre aylık, üçer aylık veya altışar aylık periyotlarla ve 36, 48 veya 60 ay gibi farklı vadelerle düzenlenebilmektedir. Bazı planlarda taksitler eşitken, bazılarında yıllara göre artan oranlı ödemeler öngörülmüştür.

      Denetim Mekanizması: Ödeme planının uygulanması borçlunun insafına bırakılmaz. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararında belirtildiği gibi, “tasdik edilen konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için gerekli gözetim, yönetim ve tasfiye tedbirlerini alması amacıyla” bir kayyım atanır. Kayyım, borçlunun mali durumunu ve ödemeleri zamanında yapıp yapmadığını denetleyerek iki ayda bir mahkemeye rapor sunar.

      Planın İhlali: Ödeme planına uyulmaması, alacaklıya konkordatonun feshini isteme hakkı verir. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi kararında, konkordatoya tabi borcun projede yazılı taksitlerden birinin gününde ödenmemesi” durumunda alacaklının “eski hale dönerek tüm alacağına geri kavuştuğu” belirtilmiştir.

      4. Hukuki Danışmanlığın Süreçteki Önemi

      Kararların hiçbiri hukuki danışmanlığın önemini doğrudan bir başlık altında ele almasa da, kararların içeriği ve gerekçeleri bu önemi dolaylı olarak ve güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır.

      Usul Kurallarının Hassasiyeti: Konkordato, katı usul kurallarına tabidir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi’nin bir kararında, alacaklıların itirazlarını belirli bir süre içinde ve usulüne uygun yapmamaları nedeniyle temyiz haklarını kaybettikleri vurgulanmıştır: “İİK’nın 304.maddesi uyarınca usulüne uygun olarak itiraz edilmediğinden, tasdik kararına karşı istinaf hakkı bulunmadığı…” Bu gibi usul hataları, telafisi imkansız hak kayıplarına yol açabilir.

      Dava Şartları ve Temsil Yetkisi: Bir başka kararda, konkordato talebinin, şirketi temsil yetkisi olmayan bir yönetim kurulu başkanı tarafından verilen vekaletname ile açıldığı için usulden reddedildiği görülmüştür. Bu durum, dava ehliyeti ve temsil yetkisi gibi temel hukuki şartların doğru bir şekilde sağlanmasının, davanın esasına girilebilmesi için zorunlu olduğunu göstermektedir.

      Sürecin Karmaşıklığı: Konkordato süreci, finansal analizler, hukuki yorumlar ve alacaklılarla müzakereler gibi çok katmanlı bir yapıya sahiptir. İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında, uyuşmazlığın çözümü için “konkordato hukukçusu uzmanı bilirkişi heyetinden” rapor alınması, konunun ne denli uzmanlık gerektirdiğinin bir göstergesidir.

      Sonuç

      Yapılan inceleme, konkordato kurumunun borçlular için bir yeniden yapılandırma fırsatı sunarken, alacaklıların haklarını da belirli usul ve esaslar çerçevesinde korumayı amaçlayan karmaşık bir hukuki mekanizma olduğunu göstermektedir. Alacak kaydı reddedilen bir alacaklının dava yoluyla hakkını arayabilmesi, bu koruma mekanizmalarından biridir. Konkordato projesinin kapsamı geniştir ancak rehinli, imtiyazlı ve kamu alacakları gibi özel statüdeki borçlar için farklı kurallar geçerlidir. Onaylanan ödeme planları, kayyım denetiminde titizlikle uygulanmak zorundadır. Tüm bu süreçlerin merkezinde ise, usul kurallarının ve yasal sürelerin hayati önemi bulunmaktadır. Bu nedenle, konkordato sürecinin herhangi bir aşamasında yer alan tarafların, hak kayıplarını önlemek ve süreci etkin bir şekilde yönetmek adına nitelikli hukuki danışmanlık hizmeti alması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bir yazı önerisi.

      Neden Konkordato Uzmanı Avukat Desteği Gerekli?

      Konkordato süreci, hem borçlular hem de alacaklılar açısından teknik ve usule ilişkin karmaşık bir hukuki mekanizmadır. Alacaklının konkordato komiserine yaptığı alacak kaydı başvurusunun reddedilmesi veya borçlu tarafından itiraza uğraması durumunda, hak kaybı yaşanmaması için sürelere ve İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 308/b gibi özel hükümlerine dikkat edilmesi gerekir. Bu noktada konkordato uzmanı avukat desteği, sürecin doğru yönetilmesi açısından hayati önem taşır.

      İstanbul, Tuzla, Gebze, Kartal, Pendik, Maltepe, Çayırova ve Tepeören gibi bölgelerde faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, konkordato dosyalarında alacak kaydı, borç yapılandırması ve dava süreçlerinde müvekkillerine profesyonel danışmanlık sunmaktadır. Uzman ekibimiz, mahkeme kararlarını, ödeme planlarını ve alacaklı haklarını titizlikle değerlendirerek en uygun stratejiyi belirler.

      Konkordato sürecinde yapılan bir usul hatası veya gecikme, hem alacaklı hem de borçlu için telafisi güç sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle her aşamada konkordato hukukunda deneyimli bir avukat ile çalışmak, sürecin başarıyla sonuçlanması ve hukuki güvenliğin sağlanması için vazgeçilmezdir.

      Read More

      Konkordatonun onaylandıktan sonra ödeme planı nasıl işler ?

      Giriş

      Bu çalışma, konkordatonun mahkeme tarafından tasdik edilmesinin ardından borçların ödenmesine ilişkin ödeme planının nasıl işlediğini, yargı kararları ışığında analiz etmektedir. İncelenen mahkeme kararları, ödeme planının hukuki niteliğini, içeriğini, çeşitliliğini, uygulanmasının denetimini ve plana uyulmamasının sonuçlarını ortaya koymaktadır. Çalışma, borçlu ve alacaklılar için bağlayıcı olan bu sürecin temel dinamiklerini ve mahkemelerin uygulamadaki farklı yaklaşımlarını özetlemektedir.

      Ana Bulgular

      Yargı kararlarının incelenmesi sonucunda konkordato sonrası ödeme planının işleyişine dair temel bulgular şunlardır:

      Hukuki Bağlayıcılık: Ödeme planı, mahkemenin konkordatoyu tasdik kararı ile birlikte hukuken bağlayıcı hale gelir. Birçok kararda bu bağlayıcılığın, kararın kesinleşmesi beklenmeksizin derhal başladığı vurgulanmaktadır.

      Planın İçeriği: Ödeme planları; borcun ödenecek miktarını (tenzilatlı veya tam), ödeme vadesini, taksit sayısını, taksit sıklığını (aylık, üçer aylık vb.), ödemelerin başlangıç tarihini ve faiz uygulanıp uygulanmayacağını detaylı bir şekilde içerir. Bu plan, mahkeme kararının ayrılmaz bir eki olarak kabul edilir.

      Uygulamada Çeşitlilik: Mahkeme kararları, borçlunun mali durumuna ve projenin niteliğine göre oldukça çeşitli ödeme planlarının onaylandığını göstermektedir. Bazı planlar ödemesiz dönemler içerirken, bazıları borçları faizli veya faizsiz olarak yapılandırmakta, bazıları ise artan oranlı taksitler öngörmektedir.

      Denetim ve Gözetim: Konkordatonun tasdikinden sonra, ödeme planının uygulanmasını denetlemek ve borçlunun faaliyetlerini gözetmek amacıyla genellikle bir kayyım atanır. Kayyım, belirli periyotlarla mahkemeye rapor sunarak sürecin işleyişi hakkında bilgi verir.

      Plana Uymamanın Yaptırımı: Borçlunun tasdik edilen ödeme planına uymaması, taksitleri zamanında ödememesi halinde, alacaklıya İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 308/e maddesi uyarınca kendisi yönünden konkordatonun feshini talep etme hakkı doğurur.

      Kararların Bozulması: İlk derece mahkemesince tasdik edilen bir konkordato projesi ve ödeme planı, istinaf incelemesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kaldırılabilir. Bu durumda, onaylanan ödeme planı fiilen yürürlüğe girmemiş olur.

      1.Konkordato Ödeme Planının Hukuki Niteliği ve Yürürlüğe Girmesi

      İncelenen kararlarda ortak ve en temel nokta, ödeme planının mahkemenin tasdik kararıyla birlikte alacaklılar ve borçlu için bağlayıcı bir hukuki metne dönüşmesidir. Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin belirttiği gibi, “konkordato mahkemenin tasdik kararı ile bağlayıcı hale gelir ve gerekli çoğunluğun sağlanması ile tasdik edilen konkordato projesi kapsamında sunulan ödeme planına alacaklıların uymak zorunda olduğunu” kabul etmek gerekir.

      Bu bağlayıcılığın ne zaman başlayacağı kritik bir detaydır. Konya ve İstanbul Anadolu mahkemelerinin kararlarında bu husus net bir şekilde vurgulanmıştır. Konya Bölge Adliye Mahkemesi kararında, “tasdik kararının gerekçeli kararın kesinleşmesi beklenilmeksizin derhal (13/01/2020 tarihi itibariyle) bağlayıcı hale gelmesine karar verildiği” belirtilerek, sürecin hızla işlemeye başladığı görülmektedir. Bu durum, alacaklıların haklarına bir an önce kavuşması ve borçlunun da yükümlülüklerine başlaması açısından önem taşımaktadır.

      2. Ödeme Planlarının İçeriği ve Çeşitliliği

      Yargı kararları, “tek tip” bir ödeme planı olmadığını, her konkordato dosyasının kendi özel koşullarına göre şekillendiğini göstermektedir.

      Ödeme Miktarı ve Tenzilat: Planlar, borcun tamamının (%100) ödenmesini (vade konkordatosu) veya belirli bir oranda indirim yapılmasını (tenzilatlı konkordato) öngörebilir. Örneğin, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi bir kararında borçların %100’ünün faizsiz ödeneceğini belirtirken, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi bir başka dosyada “…tüm borçlarının %39,56 indirim ve kalan bakiye %60,44 bir yıl ödemesiz… 36 ay vade ile… ödenmesine” karar vermiştir.

      Vade ve Taksitlendirme: Ödeme süreleri ve taksit sıklığı büyük farklılıklar göstermektedir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi kararında görülen “3 ay süre ile 3 eşit taksit” gibi kısa vadeli planlardan, Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararındaki “toplam 72 taksit” gibi uzun vadeli planlara kadar geniş bir yelpaze mevcuttur. Ödemeler aylık, üçer aylık, altı aylık veya yıllık periyotlarla düzenlenebilmektedir.

      Ödemesiz Dönem: Birçok projede, borçlunun mali durumunu toparlamasına olanak tanımak amacıyla ödemesiz dönemler öngörülmektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin incelediği bir dosyada “1 yıl ödemesiz, faizsiz” bir dönemden sonra ödemelerin başlayacağı kararlaştırılmıştır.

      Faiz Uygulaması: Planlar faizli veya faizsiz olabilmektedir. Faizsiz ödeme yaygın bir uygulama olmakla birlikte, bazı kararlarda borca faiz işletildiği görülmektedir. Örneğin, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi bir kararında “anaparanın %5 faizi ile birlikte (%100+%5 faiz) eşit taksitler halinde” ödeme yapılmasına hükmetmiştir. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi ise bir kararında “yıllık %24 faizi ile birlikte” ödeme öngörmüştür.

      Rehinli ve Adi Alacaklı Ayrımı: Bazı kararlarda rehinli alacaklılar ile adi alacaklılar için farklı ödeme planları oluşturulduğu görülmektedir. Rehinli alacaklılarla genellikle İİK m. 308/h uyarınca ayrı protokoller imzalanarak borçlar yapılandırılmaktadır.

      3. Uygulamanın Denetimi ve Kayyımın Rolü

      Konkordatonun tasdikinden sonra ödeme planına uyulup uyulmadığının denetlenmesi kritik bir aşamadır. Bu amaçla mahkemeler, genellikle bir kayyım atamaktadır. İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında kayyımın görevi, “borçlunun işletme faaliyet durumu ve proje uyarınca borçlarını ödeme kabiliyetini muhafaza edip etmediği konusunda her iki ayda bir mahkememize rapor sunulması” şeklinde tanımlanmıştır. Kayyım raporları, ödeme planının ihlal edilip edilmediğinin tespitinde önemli bir delil niteliği taşır.

      4. Ödeme Planına Uymamanın Hukuki Sonuçları

      Borçlunun tasdik edilen ödeme planına riayet etmemesi, konkordato kurumunun en hassas noktalarından biridir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararında bu durum net bir şekilde ifade edilmiştir: “projede yazılı taksitlerden birinin gününde ödenmemesi yeterli olacağı” ve “ademi ifayı takiben yeni bir mühlete yahut borçlunun ayrıca temerrüde düşürülmesine ihtiyaç duyulmayacağı” belirtilmiştir.

      Ödemesini alamayan alacaklı, İİK m. 308/e uyarınca konkordatoyu tasdik eden mahkemeye başvurarak kendisi hakkında konkordatonun feshini talep edebilir. Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bir kararında, borçlunun ödemeleri aksatması üzerine konkordatonun kısmen feshedildiği ve alacaklının “konkordato uyarınca kazanmış olduğu yeni hakları muhafaza etmekle birlikte konkordatoyu tasdik eden mahkemeye başvurarak kendisi hakkında konkordatoyu feshettirebileceği” ilkesi uygulanmıştır.

      Sonuç

      Yargı kararları, konkordato onaylandıktan sonraki ödeme planının, borçlunun mali rehabilitasyonunu ve alacaklıların haklarını dengeleyen, mahkeme denetiminde yürütülen yapılandırılmış bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Ödeme planı, tasdik kararı ile birlikte derhal bağlayıcı hale gelen, vade, taksit, faiz ve ödemesiz dönem gibi unsurları detaylıca düzenleyen ve borçlunun mali geleceğini şekillendiren temel belgedir. Planların içeriği dosyadan dosyaya büyük farklılıklar gösterse de, hepsinin ortak amacı borçların öngörülebilir bir takvim dahilinde ödenmesini sağlamaktır. Kayyım denetimi altında yürütülen bu sürecin başarısı, borçlunun ödeme planına sadakatine bağlı olup, plana uyulmaması alacaklılara konkordatoyu feshetme hakkı tanıyarak sistemin etkinliğini güvence altına almaktadır. Bir yazı önerisi.

      Neden Uzman Konkordato Avukatı Desteği Gereklidir?

      Konkordato süreci, teknik bilgi ve hukuki tecrübe gerektiren, hataya yer bırakmayan bir yeniden yapılandırma mekanizmasıdır. Özellikle tasdik sonrası ödeme planlarının hazırlanması, uygulanması ve denetlenmesi aşamalarında yapılacak küçük bir hata, hem borçlunun mali rehabilitasyonunu hem de alacaklıların alacaklarını tehlikeye atabilir. Bu nedenle, sürecin başından sonuna kadar uzman bir konkordato avukatı ile çalışmak büyük önem taşır.

      İstanbul, özellikle de Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Çayırova gibi ticari ve sanayi faaliyetlerinin yoğun olduğu bölgelerde konkordato davaları sıkça görülmektedir. Bu bölgelerde faaliyet gösteren işletmeler, deneyimli bir konkordato avukatının desteğiyle ödeme planlarını mevzuata uygun biçimde hazırlayabilir, mahkeme ve alacaklı ilişkilerini profesyonelce yönetebilir ve sürecin başarıyla sonuçlanmasını sağlayabilir.

      Kısacası, konkordato süreci yalnızca bir borç erteleme değil; doğru yönetildiğinde şirketin yeniden doğuşunu sağlayan bir fırsattır. Bu fırsatın hukuken güvenli bir şekilde yürütülebilmesi için konkordato alanında uzman bir avukatın rehberliği zorunludur.

      Read More

      Kasım 2025 Kira Artış Oranı Belli Oldu! Zam Ne Kadar?

      Kiralık konut veya işyeri olan milyonlarca kişi için merakla beklenen açıklama geldi.
      Kasım 2025 kira artış oranı belli oldu! TÜİK’in Ekim ayı enflasyon rakamlarını açıklamasıyla birlikte, bu ay kiralara uygulanabilecek yasal zam oranı da netleşti.

      Kasım 2025 Kira Artış Oranı Ne Kadar Oldu?

      Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre:

      Ekim 2025 yıllık enflasyon oranı: %32,87

      12 aylık ortalama TÜFE (kira artışında esas alınan oran): % 37,15

      TÜİK verileriyle Kasım 2025 kira artış oranı açıklandı. Ev ve iş yerlerine yapılacak yasal zam oranı % 37,15 oldu. Buna göre, Kasım 2025 ayında yenilenecek kira sözleşmelerinde ev sahipleri en fazla % 37,15 oranında zam yapabilecek. Bu oran hem konut kiraları hem işyeri kiraları için geçerli.

      Önemli Not: Ev sahipleri bu oranın altında artış yapabilir, ancak üzerinde zam yasal olarak geçerli değildir.

      Kira Artış Hesaplama (Kasım 2025)

      Formül: Yeni kira = Eski kira + (Eski kira × %37,15)

      Örnekler:

      Mevcut Kira (TL)Artış OranıYeni Kira (TL)
      20.000% 37,1527.430 TL
      30.000% 37,1541.145 TL

      Bu yöntem, Kasım 2025 döneminde yenilenecek tüm kira sözleşmeleri için geçerlidir.

      Kira Zammı Nasıl Belirleniyor?

      Kira artış oranı, Türk Borçlar Kanunu ve güncel düzenlemelere göre her ay TÜİK tarafından açıklanan TÜFE’nin 12 aylık ortalaması üzerinden hesaplanır.
      2022–2024 döneminde uygulanan %25 üst sınır artık sona erdi; dolayısıyla 2025’te kira zamları yeniden TÜFE ortalamasına bağlanmıştır.

      Ev sahipleri, yalnızca TÜFE’nin 12 aylık ortalamasını aşmamak koşuluyla zam yapabilir.
      Sözleşmede “TÜFE + X%” gibi hükümler bulunsa bile toplam oran bu sınırı geçemez.

      Kasım 2025 Kira Artışında En Çok Merak Edilenler

      Kasım 2025 kira artış oranı yüzde kaç?
      37,15 % (TÜFE 12 aylık ortalaması)

      Bu oran sadece konut için mi, işyeri için de geçerli mi?
      Evet, her ikisi için de geçerlidir.

      Ev sahibi %40 zam isterse ne olur?
      Yasal sınır %37,15 ’dır; fazlası geçerli olmaz, kiracı itiraz edebilir.

      Kira sözleşmemde ‘TÜFE + %5’ yazıyor, ne olacak?
      Toplam artış % 37,15’yı geçemez; bu oran üst sınırdır.

      Kira artışı her ay değişiyor mu?
      Evet, her ay TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerine göre 12 aylık ortalama güncellenir.

      Kira tespit davasında bu oran geçerli midir?
      Mahkeme, TÜFE 12 aylık ortalamasını dikkate alır; bu oran üst sınırdır.

      Ev sahibi zam yapmazsa sorun olur mu?
      Hayır, zam yapmak zorunlu değildir; taraflar anlaşarak sabit kira belirleyebilir.

      Kiracı zammı kabul etmezse ne olur?
      Ev sahibi yazılı ihtar gönderebilir; ancak yasal sınırı aşan artış dava konusu yapılabilir.

      Sonuç: Kasım 2025’te Kira Artışı Üst Sınır %

      TÜİK’in açıkladığı son verilerle, Kasım 2025’te ev ve işyeri kiralarında yapılabilecek en yüksek artış oranı % 37,15 olmuştur. Ev sahip leri bu sınırı aşamaz, kiracılar da bu oran üzerinden artış yapılmasını talep edebilir. Yeni dönemde kira sözleşmenizi yenilemeden önce, sözleşme maddelerinizi ve TÜİK verilerini mutlaka kontrol edin.

      Read More