Evlilik Yoluyla Türk Vatandaşlığına Başvuruda En Sık Karşılaşılan Red Sebepleri Nelerdir ve Yargı Bu Kararlara Nasıl Yaklaşıyor?

Giriş

Bu çalışma, evlilik yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin usul ve esasları, idari başvuruların reddine yol açan temel nedenleri ve bu red işlemlerine karşı açılan davalarda yargı mercilerince en sık iptal konusu yapılan hususları, sunulan Danıştay ve Bölge İdare Mahkemesi kararları ışığında analiz etmektedir. Analiz, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun (TVK) 16. maddesinde düzenlenen şartlar, bu şartların idare tarafından yorumlanma biçimi ve idarenin takdir yetkisinin yargısal denetimi ekseninde şekillenmektedir. Çalışma, başvuru sahipleri ve vekilleri için ret kararlarının hukuki dayanaklarını ve yargısal denetimde öne çıkan kritik noktaları ortaya koymayı amaçlamaktadır.

1. Vatandaşlık Kazanımının Usul ve Esas Yönünden Şartları

İncelenen kararlara göre, evlilik yoluyla vatandaşlık kazanımının şartları TVK Madde 16’da açıkça belirtilmiştir. Bunlar:

Süre ve Devamlılık: Bir Türk vatandaşı ile en az üç yıldan beri evli olmak ve başvuruda evliliğin devam ediyor olması.

Esasa İlişkin Şartlar:

a) Aile birliği içinde yaşama: Evliliğin fiilen ve manen bir birliktelik olarak sürdürülmesi, formalite veya menfaat amaçlı olmaması.

b) Evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama: Özellikle fuhuş gibi eylemlerden uzak durulması.

c) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmama: Başvuranın adli sicil durumu ve genel güvenlik açısından sakıncalı bir halinin olmaması.

Bu esasa ilişkin şartların yanı sıra, Danıştay 10. Dairesi’nin 2019/10218 E. sayılı kararında vurgulandığı üzere, başvuru sırasında Türkiye’de yasal olarak bulunulduğunu teyit eden geçerli bir “ikamet tezkeresi (ikamet izni)” sunulması gibi usuli şartların eksikliği de başvurunun reddine neden olabilmektedir.

2. Yargı Kararlarında En Çok İptale Konu Olan Hususlar ve Hukuka Aykırılık Nedenleri

Yargı kararları, idarenin ret işlemlerindeki belirli hukuka aykırılıkları sistematik olarak ortaya koymaktadır.

a. Suçun Niteliğinin Değerlendirilmemesi ve “Milli Güvenlik” Şartının Geniş Yorumlanması İdarenin en sık başvurduğu ret gerekçesi olan “milli güvenlik ve kamu düzenine engel hal”, mahkemeler tarafından en çok denetlenen alandır. Danıştay, kanun koyucunun bu şartla her türlü suçu değil, devletin varlığına ve işleyişine yönelik ciddi tehdit oluşturan suçları (isyan, casusluk, terör, uyuşturucu kaçakçılığı vb.) kastettiğini vurgulamaktadır. Bu doğrultuda, niteliği itibarıyla kamu düzenini ciddi şekilde tehdit etmeyen suçlara dayalı ret kararları iptal edilmektedir.

Danıştay 10. Daire, 2020/6745 E., 2023/7962 K. sayılı kararında “resmi belgede sahtecilik” suçunun, 2021/3093 E., 2022/289 K. sayılı kararında “imar kirliliğine neden olmak” suçunun, İdare Dava Daireleri Kurulu’nun 2023/1055 E., 2023/2179 K. sayılı kararında ise “basit yaralama” suçunun vatandaşlığa engel teşkil etmeyeceğine hükmedilmiştir. Bu kararlarda ortak olan vurgu şudur:”…davacı hakkında yapılan yargılama sonucu işlediği sabit görülen suçun niteliği… birlikte değerlendirildiğinde, anılan suçun davacının Türk vatandaşı olmasına engel teşkil edecek mahiyette olmadığı…”

b. Eylemin Zamanlaması: Evlilik Öncesi Fiillerin Gerekçe Gösterilmesi Mahkemeler, TVK Madde 16/1-b’de yer alan “evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama” şartının, adından da anlaşılacağı üzere, evlilik birliği kurulduktan sonraki dönemi kapsadığına hükmetmektedir. Başvuranın evlilik tarihinden yıllar önce işlediği fiillerin (genellikle fuhuş) bu madde kapsamında ret gerekçesi yapılması hukuka aykırı bulunmaktadır.

Danıştay 10. Dairesi’nin 2016/1358 E., 2020/5616 K. sayılı kararında bu durum net bir şekilde ifade edilmiştir:”5901 sayılı Kanun’un 16. maddesinde yer alan hüküm uyarınca davacının ancak evlilik tarihinden sonra evlilik birliği ile bağdaşmayan bir faaliyetinin bulunduğunun tespit edilmesi halinde vatandaşlık başvurusu bu sebebe dayanılarak reddedilebilecektir.” (Aynı yönde bkz: 2015/2781 E., 2020/3212 K.; 2016/2766 E., 2020/4436 K.; Ankara BİM 10. İDD, 2017/320 E., 2017/353 K.)

c. “Aile Birliği İçinde Yaşama” Şartının Dar ve Şekilci Yorumlanması İdare, eşlerden birinin (genellikle Türk vatandaşı eşin) cezaevinde olması durumunu, “aile birliği içinde yaşama” şartının ortadan kalktığı şeklinde yorumlayarak başvuruları reddetmektedir. Ancak Danıştay, bu yorumu hukuka aykırı bulmaktadır. Mahkemeye göre, eşlerden birinin iradesi dışında zorunlu bir sebeple (tutukluluk/hükümlülük gibi) ayrı kalması, tek başına aile birliğinin sona erdiği anlamına gelmez. Önemli olan, evliliğin manevi bağlarla devam edip etmediğidir.

Danıştay 10. Dairesi’nin 2016/1913 E., 2020/6958 K. sayılı kararında belirtildiği üzere:”…iyi niyetli olan yabancının sırf eşi suç işleyerek hapse girdiği için mağdur edilmesinin, işlemediği bir suçtan ötürü cezalandırılması neticesini doğuracağı…”

Benzer şekilde, 2016/13579 E., 2021/1030 K. sayılı kararda, davacının cezaevindeki eşine maddi destek olması ve ailesiyle ilişkisini sürdürmesi, evlilik birliğinin manevi olarak devam ettiğinin kanıtı olarak kabul edilmiş ve ret işlemi iptal edilmiştir.

d. Yetersiz, Taraflı veya Çelişkili İdari Araştırma Vatandaşlık başvurusunun reddi gibi önemli bir işlemin, somut, objektif ve yeterli bir araştırmaya dayanması zorunludur. Mahkemeler, eksik veya çelişkili delillere dayalı ret işlemlerini iptal etmektedir.

Danıştay 10. Dairesi’nin 2016/13970 E., 2020/4563 K. sayılı kararında, sadece davacının eşiyle husumetli olan tek bir kişinin beyanına dayanılarak yapılan araştırmanın yetersiz olduğuna hükmedilmiştir.

2016/16078 E., 2020/4353 K. sayılı kararda ise, idarenin ret kararına dayanak aldığı mülakat formu ile sosyal inceleme raporu arasında çelişkiler bulunması, işlemin iptal sebebi sayılmıştır.

e. Eşin Durumunun Başvurana Atfedilmesi ve Cezaların Şahsiliği İlkesi İdare, başvuranın kendisi kanuni şartları taşısa dahi, Türk vatandaşı eşinin adli sicil kaydını veya hakkındaki istihbari bilgileri gerekçe göstererek başvuruları reddedebilmektedir. Ancak yargı kararları, bu yaklaşımın “cezaların şahsiliği” ilkesine aykırı olduğunu sıklıkla vurgulamaktadır. Başvuranın, eşinin eylemlerine iştirak ettiğine dair somut bir delil bulunmadıkça, sırf eşin durumu nedeniyle başvurunun reddedilmesi hukuka aykırı bulunmaktadır. (Bkz: Danıştay 10. Daire, 2016/12540 E., 2020/5618 K.; İDDK, 2021/3757 E., 2022/439 K.)

f. Muvazaalı Evlilik İddiasının Yargı Kararı Olmaksızın Tespiti İdarenin, kendi yaptığı soruşturma neticesinde evliliğin formalite olduğu kanaatine vararak “aile birliği içinde yaşama” şartının ihlal edildiği gerekçesiyle başvuruyu reddetmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Ancak Danıştay, bu konuda önemli bir hukuki sınırlama getirmiştir. Danıştay 10. Dairesi’nin 2012/8144 E., 2015/4051 K. sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere:”Evlilik ilişkisinin geçersizliğine hükmedilmesi ancak adli yargı yerince bu konuda verilecek bir karar ile mümkün olduğundan, yargı yerlerince verilmiş bir karar olmadıkça idarece, evliliğin formalite (muvazaalı) olduğu konusunda bir değerlendirme yapılarak idari işlem tesisine hukuken olanak bulunmamaktadır.”

g. Yürürlükten Kaldırılmış Yönetmeliklere Dayanılması İdare Dava Daireleri Kurulu’nun 2020/3097 E., 2021/403 K. sayılı kararında değinildiği üzere, davacının iptalini istediği yönetmelik hükmünün dava açıldığı tarihte yürürlükte olmaması, davanın konusuz kalmasına neden olmaktadır. Bu durum, idari işlemin dayanağı olan mevzuatın güncelliğinin ve dava açılırken doğru hukuki metne dayanılmasının önemini göstermektedir.

Sonuç

Evlilik yoluyla Türk vatandaşlığı kazanımı, kanunda belirtilen objektif şartların yanı sıra, idarenin özellikle “milli güvenlik ve kamu düzeni” ile “aile birliği” konularında sahip olduğu geniş takdir yetkisine tabidir. İncelenen yargı kararları, bu takdir yetkisinin sınırsız olmadığını ve hukukun genel ilkeleriyle (cezaların şahsiliği, orantılılık, somut delile dayanma) sınırlandığını göstermektedir. Yargı mercileri, idarenin varsayımlara, evlilik öncesi olaylara, yetersiz araştırmalara veya kanunun amacını aşan geniş yorumlara dayalı ret işlemlerini istikrarlı bir şekilde iptal etmektedir. Özellikle suçun niteliğinin kamu düzeni açısından yarattığı tehdit, aile birliğinin manevi boyutu ve idari araştırmanın objektifliği, yargısal denetimde belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle, ret kararlarına karşı açılacak davalarda, idarenin gerekçesinin bu hukuki denetim kriterleri çerçevesinde analiz edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Evlilik yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması, yalnızca bir evlilik akdine değil, detaylı hukuki analiz ve idari süreç yönetimine dayanan karmaşık bir prosedürdür. Bu nedenle başvuru sahiplerinin ve yabancı eşlerin süreci vatandaşlık ve yabancılar hukuku alanında uzman bir avukat eşliğinde yürütmeleri büyük önem taşır.

Özellikle İstanbul, Kadıköy, Tuzla, Pendik, Maltepe, Kartal, Gebze ve Tepeören gibi bölgelerde yaşayan yabancı uyruklu bireyler için vatandaşlık başvurularında, idare tarafından yapılan güvenlik araştırmaları, aile birliği tespitleri ve mülakat süreçleri oldukça titiz yürütülmektedir. Bu aşamalarda yapılan küçük hatalar, eksik belgeler veya tutarsız beyanlar, başvurunun reddedilmesine ya da uzun süren dava süreçlerine neden olabilir.

Deneyimli bir vatandaşlık avukatı, sürecin her aşamasında profesyonel rehberlik sunarak:

Başvuru dosyasının eksiksiz ve mevzuata uygun hazırlanmasını sağlar,

“Aile birliği içinde yaşama” ve “milli güvenlik” şartlarına ilişkin olası idari yorumlara karşı etkili savunma geliştirir,

Ret halinde açılacak iptal davalarında, Danıştay ve Bölge İdare Mahkemesi içtihatlarına uygun şekilde hukuki argüman oluşturur,

Mülakat öncesi hazırlık, ifade tutarlılığı ve belge kontrolü konularında kişiye özel danışmanlık verir.

Bu nedenle, evlilik yoluyla Türk vatandaşlığı sürecinde uzman bir avukatın desteği, hem başvurunun olumlu sonuçlanması hem de olası yargı aşamalarında hak kaybı yaşanmaması açısından belirleyici rol oynar.

Read More

Evlilikle Türk Vatandaşlığı Kazanımında Hukuki Şartlar, Red Gerekçeleri ve Mahkeme Kararları

Giriş

Bu bu çalışma, evlilik yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin usul ve esasları, başvuruların reddine neden olan temel eksiklikleri ve bu konudaki idari işlemlere karşı açılan davalarda mahkemelerin en çok iptal kararı verdiği hususları, sunulan literatür verileri ışığında analiz etmektedir. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun (TVK) 16. maddesi uyarınca, bir Türk vatandaşı ile evlenmek, yabancıya doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmamakta; bu hak, kanunda belirtilen şartların yerine getirilmesi ve yetkili makam olan İçişleri Bakanlığı’nın kararı ile elde edilebilen bir statü olarak düzenlenmiştir. Literatür, bu sürecin idarenin takdir yetkisi ile yargı denetimi arasındaki denge üzerine kurulu olduğunu ve mahkeme kararlarının uygulamanın sınırlarını belirlemede kritik bir rol oynadığını göstermektedir.

1. Evlilik Yoluyla Türk Vatandaşlığının Kazanılmasının Şartları

Evlilik yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması, hem usule hem de esasa ilişkin bir dizi şartın bir arada bulunmasını gerektirir.

a. Esasa İlişkin Şartlar

TVK’nın 16. maddesi, evlilik yoluyla vatandaşlık kazanmak isteyen yabancıda aranan temel şartları açıkça belirtmektedir. Bu şartlar kümülatiftir ve birinin eksikliği başvurunun reddi için yeterlidir. Öncelikle geçerli bir evlenme yoluyla Türk vatandaşlığını kazanma başvurusu için, başvuruda bulunan yabancının Türk vatandaşıyla kurduğu evlilik kurumunun üzerinden üç yıl geçmiş olması ve hâlen devam ediyor olması gerekmektedir. Bu şartlara ilave olarak başvuruda bulunan yabancıda; aile birliği içinde yaşama, evlilik birliğiyle bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama ve millî güvenlik ve kamu düzeni açısından engel teşkil edecek bir hâlin bulunmama şartları da aranmaktadır.”

Bu şartlar şunlardır:

En Az Üç Yıl Evli Kalma: Başvuru tarihinde yabancının bir Türk vatandaşı ile en az üç yıldır evli olması ve evliliğin devam ediyor olması gerekmektedir.

Aile Birliği İçinde Yaşama: Eşlerin fiilen birlikte yaşaması ve evliliğin göstermelik (muvazaalı) olmaması esastır. Bu şart, kanun koyucunun gerçek evlilikleri teşvik etme amacını yansıtmaktadır.

Evlilik Birliğiyle Bağdaşmayacak Faaliyette Bulunmama: Başvuranın genel ahlaka aykırı, aile kurumunun saygınlığını zedeleyici veya evlilik birliğinin devamını imkansız kılan faaliyetler içinde olmaması beklenir.

Millî Güvenlik ve Kamu Düzeni Bakımından Engel Teşkil Edecek Bir Hali Bulunmama: Başvuranın kamu düzenini bozacak veya ulusal güvenliği tehdit edecek bir durumunun olmaması gerekir.

b. Usule İlişkin Şartlar

Başvuru süreci belirli bir usule tabidir. Türk vatandaşlığını evlenme yoluyla kazanmak isteyen yabancı, yurt içinde ikamet edilen yer valiliğine, yurt dışında ise dış temsilciliklere başvuru yapabilir. . Evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması istemiyle yapılacak başvurularda, yabancıların başvuru için gerekli şartları taşıyıp taşımadıklarının tespiti, illerde oluşturulan “Vatandaşlık Başvuru İnceleme Komisyonu tarafından yapılacaktır.”

Başvurular, yurt içinde valiliklere, yurt dışında ise konsolosluklara yapılır. Başvuru makamları, ilk incelemeyi yaparak dosyanın eksiksiz olup olmadığını kontrol eder. Eksiklik durumunda başvuru kabul edilmeyebilir. Nihai karar ise İçişleri Bakanlığı tarafından verilir.

2. Başvuruların Reddine ve Yargısal İptale Konu Olan Hususlar

Başvuruların reddedilmesi, genellikle TVK m. 16’da sayılan esasa ilişkin şartların sağlanamamasına dayanmaktadır. Ancak idarenin bu konudaki takdir yetkisi sınırsız olmayıp, mahkemeler tarafından hukuka uygunluk denetimine tabi tutulmaktadır. Mahkeme kararlarında en sık iptale konu olan hususlar şunlardır:

a. Aile Birliği İçinde Yaşama Şartının Yorumu ve Muvazaalı Evlilik İddiaları

İdarenin en sık başvurduğu ret gerekçelerinden biri, evliliğin göstermelik olduğu ve “aile birliği içinde yaşama” şartının sağlanmadığı iddiasıdır. Ancak mahkemeler, bu iddianın soyut beyanlarla değil, somut delillerle ispatlanmasını aramaktadır. Bir Danıştay kararında, idarenin “aile birliği içinde yaşama” şartının sağlanmadığı gerekçesiyle yaptığı ret işlemi, mahkeme tarafından şu gerekçelerle iptal edilmiştir: “…kanun koyucunun hedefinin muvazaalı evliliklerin önüne geçip gerçek evlilikler tesis etmek olduğu, davacının talebi doğrultusunda idarece yapılan soruşturma sonucunda davacının evlendikten sonra aile birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama şartlarını sağlamadığı ile ilgili bir tespitin bulunmadığına… vatandaşlık başvurusunda bulunan yabancı eşin aile birliği içinde yaşama şartını sağlamadığından dolayı vatandaşlık talebinin reddi şeklindeki idari işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı…” Mahkemeler, idarenin yaptığı tahkikatın yetersiz veya varsayımlara dayalı olması durumunda ret kararlarını hukuka aykırı bulmaktadır.

b. Evlilik Birliğiyle Bağdaşmayan Faaliyetler

Bu şartın yorumlanmasında mahkemeler, söz konusu faaliyetlerin zamanlamasına ve niteliğine özel bir önem atfetmektedir. Evlilik birliği gerçekleşmeden uzun zaman önce evlilik birliğiyle bağdaşmayan faaliyetlerde bulunma salt bu nedenle vatandaşlık başvurusunun reddi sebebi sayılmamış, bu faaliyetin evlilik birliğinde de devam ettiğine dair somut deliller ve ifadeler aranmıştır. Evlilik birliği içinde yapılmamış, evlenmeden sonra devam etmemiş veya tekrarlanmamış bu tür faaliyetler birçok mahkeme kararında vatandaşlık başvurusunun reddi sebebi sayılmamıştır.

Bu içtihat, idarenin başvuranın geçmişteki eylemlerini, evlilik birliği üzerindeki güncel bir etkisi olmaksızın mutlak bir ret nedeni olarak kullanamayacağını göstermektedir.

c. Türk Vatandaşı Eşin Durumunun Başvuruya Etkisi

TVK m. 16’da başvuran yabancı eş için şartlar sayılmışken, Türk vatandaşı eşe dair bir şart bulunmamaktadır. Buna rağmen idarenin, Türk vatandaşı eşin adli sicil kaydını veya hükümlülük durumunu gerekçe göstererek başvuruyu reddettiği durumlar yaşanmaktadır. Mahkemeler, bu tür ret kararlarını “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesine aykırı bularak iptal etmektedir. Anayasa’nın 38. maddesindeki ceza sorumluluğunun şahsîliği ilkesi, 66. maddesindeki vatandaşlık hukukuna dair kanunîlik ilkesi ve TVK 16’daki evlenme yoluyla Türk vatandaşlığını kazanma şartları göz önüne alındığında, idarenin Türk vatandaşı eşin adlî sicilini, tutukluluk ve hükümlülük durumunu dikkate alarak yabancı eşin evlenme yoluyla vatandaşlık kazanma başvurusunu reddetmesinin hukuka aykırılık teşkil edeceği görülür. Mahkeme kararlarında da bu husus çokça gündeme gelmiş, yabancı eşin Türk vatandaşı eşin suçuyla bağlantısı görülmezse idarenin vatandaşlık başvurusunun reddi kararları iptal edilmiştir.

d. Millî Güvenlik ve Kamu Düzeni Gerekçesi

Bu gerekçe, idareye en geniş takdir yetkisini tanıyan alandır. Ancak bu yetki de mutlak değildir. Bununla birlikte, MİT Müsteşarlığı gibi istihbarat birimlerinden gelen raporlar söz konusu olduğunda, mahkemelerin idarenin takdirini daha geniş yorumladığı görülmektedir. Bu durum, milli güvenlik gerekçesinin yargısal denetiminin diğer gerekçelere göre daha sınırlı olabildiğini göstermektedir.

e. Yürürlükten Kaldırılmış veya Kanuna Aykırı Yönetmelik Hükümlerine Dayanılması

Vatandaşlık başvurularının reddinde, kanunda yer almayan ancak yönetmeliklerle getirilmiş şartların gerekçe gösterilmesi, “kanunilik ilkesi”ne aykırılık teşkil etmektedir. Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’in (TVKUY) 25. maddesinde yer alan “hakkında soruşturma olması” halinin ret sebebi sayılmasının masumiyet karinesine ve kanunilik ilkesine aykırı olduğunu belirtmektedir. Benzer şekilde, evliliğin butlanı halinde vatandaşlığın kaybına ilişkin bir düzenlemenin kanunda olmamasına rağmen yönetmelikte yer almasının Anayasa’ya aykırıdır. Mahkemeler, bu tür normlar hiyerarşisine aykırı idari işlemleri iptal etme eğilimindedir.

Sonuç

Literatür analizi, evlilik yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasının kanunla belirlenmiş net şartlara bağlı olduğunu, ancak bu şartların yorumlanmasında idarenin takdir yetkisinin bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, bu takdir yetkisi sınırsız değildir ve yargı denetimine tabidir. Mahkeme kararları, özellikle aşağıdaki hususlarda idarenin keyfi uygulamalarına karşı bir güvence oluşturmaktadır:

İspat Külfeti: “Aile birliği içinde yaşama” gibi soyut şartların yokluğunun idare tarafından somut ve şüpheye yer bırakmayacak delillerle ispatlanması gerekmektedir.

Şahsilik İlkesi: Türk vatandaşı eşin durumu, başvuran yabancı eşin durumuyla doğrudan bir bağlantı kurulmadıkça, tek başına bir ret nedeni olarak kullanılamaz.

Zaman Bakımından Sınırlaması: “Evlilik birliğiyle bağdaşmayan faaliyetler”in evlilik süresi içinde gerçekleşmiş olması veya bu süreçte devam ettiğinin kanıtlanması aranır.

Kanunilik İlkesi: İdari işlemler, kanunda açıkça belirtilmeyen veya yürürlükten kaldırılmış yönetmelik hükümlerine dayandırılamaz.

Bu çerçevede, evlilik yoluyla vatandaşlık başvurularında ret kararlarına karşı açılan davalarda, idari işlemin gerekçesinin somut delillere dayanıp dayanmadığı ve hukukun genel ilkelerine (şahsilik, kanunilik, masumiyet karinesi) uygun olup olmadığı, yargısal denetimin odak noktasını oluşturmaktadır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Evlilik yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması süreci, sadece bir evlilik beyanı değil; idari, hukuki ve yargısal aşamaları olan çok katmanlı bir vatandaşlık prosedürüdür. Başvuruların büyük bölümü, eksik belge, aile birliği şartının yanlış değerlendirilmesi veya idarenin takdir yetkisinin hatalı kullanılması nedeniyle reddedilmektedir.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Gebze, Tepeören, Aydınlı ve Orhanlı gibi yabancı nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yapılan vatandaşlık başvurularında, mülakat süreci, evlilik birliğinin fiili olarak sürdürülüp sürdürülmediği ve kamu düzeni incelemeleri özel bir titizlik gerektirir. Bu aşamada yapılacak küçük bir hata, başvurunun reddine veya yıllar sürecek dava süreçlerine yol açabilir.

Bu nedenle, sürecin başından itibaren vatandaşlık ve yabancılar hukuku alanında uzman bir avukatın desteği kritik öneme sahiptir. Uzman bir avukat:

Başvurunun eksiksiz hazırlanmasını sağlar,

İdarenin keyfi veya hatalı değerlendirmelerine karşı etkili savunma geliştirir,

Ret durumunda idari dava sürecini profesyonelce yürütür,

Mülakat öncesi hazırlık, belge kontrolü ve ifade tutarlılığı konularında yönlendirme yapar.

Doğru hukuki stratejiyle hazırlanan bir başvuru, hem başarılı vatandaşlık kazanımını hem de idari sürecin en kısa sürede tamamlanmasını sağlar. Bu nedenle, İstanbul ve çevresinde faaliyet gösteren tecrübeli bir vatandaşlık avukatıyla çalışmak, süreci güvenle yönetmenin en etkili yoludur.

Read More

Evlilik Yoluyla Türk Vatandaşlığı Mülakatında Sık Sorulan Sorular ve Başarılı Olma Tavsiyeleri

Giriş

Evlilik yoluyla Türk vatandaşlığı kazanmak isteyen yabancıların sayısı her geçen yıl artıyor. Ancak bu süreç yalnızca evlenmekle tamamlanmaz; Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda yer alan şartların sağlanması ve özellikle de mülakat aşamasının başarıyla geçilmesi gerekir. Mülakat, evliliğin gerçekliğini ve eşlerin birlikte yaşam düzenini değerlendiren en kritik aşamadır.

Bu yazıda, mülakat sürecinde en sık sorulan soruları, memurların neyi ölçmeye çalıştığını ve başarılı olmak için uygulayabileceğiniz altın tavsiyeleri detaylı şekilde ele aldık. İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Gebze, Tepeören, Aydınlı ve Orhanlı gibi bölgelerde yaşayan birçok yabancının en çok zorlandığı bu aşamaya kapsamlı bir şekilde hazırlanmanız, vatandaşlık başvurunuzun olumlu sonuçlanması açısından kritik öneme sahiptir.

1. Evlilik yoluyla Türk Vatandaşlığı : Mülakatta Sık Sorulan Sorular

Mülakatta sorulan sorular, genel olarak eşinizle ilişkinizin gerçekliğini, birlikte yaşam düzeninizi ve Türkiye’ye uyum seviyenizi ölçmeye yöneliktir. Soru grupları aşağıdaki başlıklar altında toplanır:

Eşiniz Hakkında

Yetkililer eşinizi ne kadar tanıdığınızı anlamak için kişisel bilgiler sorar:

Eşinizin adı, doğum tarihi ve doğum yeri nedir?

Nerede ve ne iş yapıyor?

Aylık geliri ne kadar, ek geliri var mı?

Eşinizin anne ve babasının adları nedir? Nerede yaşıyorlar?

Bu sorular, evliliğin formalite olup olmadığını anlamak için oldukça önemlidir. Gerçek bir birliktelikte bu detayları bilmeniz beklenir.

Ortak Yaşam ve Günlük Hayat

Birlikte yaşadığınızı ve hayatınızı paylaştığınızı kanıtlamanız gerekir:

Nerede yaşıyorsunuz? Ev size mi ait yoksa kirada mı?

Evin açık adresini söyleyebilir misiniz?

Kira ödüyorsanız aylık tutarı ne kadar?

Günlük hayatınızda işleri kim yapıyor? Dün ne yaptınız? Hafta sonu nasıl geçti?

Bu sorularla, memurlar ortak yaşamın gerçekten kurulup kurulmadığını anlamaya çalışır.

İlişkiniz ve Tanışma Hikâyeniz

Evliliğinizin doğal bir süreçte ilerleyip ilerlemediğini ölçmek için ilişkinizin geçmişine dair sorular yöneltilir:

Eşinizle ne zaman ve nasıl tanıştınız?

İlk buluşmanız nerede oldu?

Bu sizin kaçıncı evliliğiniz? Eşinizin daha önce evliliği oldu mu?

Ne zaman nişanlandınız? Düğün yaptınız mı? Kaç kişi katıldı?

Çocuklar

Çocuğunuz var mı? Varsa adları ve yaşları nedir?

Yoksa çocuk sahibi olmama nedeniniz nedir?

Çocuk sahibi olmak zorunlu değildir ancak çocuk sahibi olmamanız durumunda memur sebebini öğrenmek isteyebilir.

Aile ve Sosyal Çevre

Gerçek bir evlilikte çiftler birbirlerinin aile ve arkadaş çevresini tanır:

Eşinizin anne-babasını tanıyor musunuz?

Eşinizin kardeşlerinin isimlerini söyleyebilir misiniz?

Eşinizin yakın arkadaşlarından birkaçının adını söyleyebilir misiniz?

Kültürel Bilgi ve Uyum

Türkiye’ye ve Türk kültürüne ne kadar uyum sağladığınız da değerlendirilir:

Türk kültürü hakkında neler biliyorsunuz?

Türk mutfağından sevdiğiniz yemekler nelerdir?

Türkiye’de en sevdiğiniz şehir neresi?

İstiklal Marşı’nın sözlerini biliyor musunuz?

2. Evlilik Yoluyla Türk Vatandaşlığı : Mülakatta Başarılı Olmak İçin Altın Tavsiyeler

Mülakatta başarılı olmanın yolu yalnızca sorulara doğru yanıt vermekten değil, aynı zamanda bu sürece bütünsel olarak hazırlanmış olmaktan geçer. Aşağıdaki tavsiyeler, başvurunuzun kabul edilme ihtimalini ciddi oranda artırır:

Belgelerinizi Eksiksiz Hazırlayın

Başvuru dosyanızda mutlaka aşağıdaki belgeler eksiksiz bulunmalıdır:

Evlilik cüzdanı

Ortak kira sözleşmesi veya tapu belgesi

Ortak banka hesap dökümleri

Sigorta poliçeleri, faturalar

Ortak seyahat belgeleri ve fotoğraflar

Belgelerinizi düzenli ve tutarlı sunmak, mülakat memuruna güven verir.

Tutarlılık Esastır

Mülakatlar genellikle çiftler ayrı ayrı alınarak yapılır. Bu nedenle verdiğiniz cevapların birbiriyle çelişmemesi gerekir. Küçük detaylarda bile farklılık olması, memurda evliliğin gerçek olmadığı şüphesi uyandırabilir. Eşinizle mülakat öncesi konuşarak temel bilgileri gözden geçirmek faydalı olacaktır.

Doğal ve Dürüst Olun

Ezberlenmiş gibi yanıt vermek yerine, sorulara doğal şekilde cevap verin. Bilmediğiniz bir şey varsa uydurmaya çalışmayın, “bilmiyorum” demek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Yanlış beyan, yalnızca başvurunun reddine değil, gelecekteki oturum ve vize süreçlerinizin de olumsuz etkilenmesine yol açabilir.

Avukat Desteği Almayı Düşünün

Evlilik yoluyla vatandaşlık başvurusu, özellikle mülakat aşamasında tecrübeli bir göç hukuku avukatı ile çok daha güvenli yürütülür. İstanbul, Tuzla gibi yoğun yabancı nüfuslu bölgelerde bu tür başvuruların profesyonel destekle yapılması, hem hak kayıplarını önler hem de süreci hızlandırır.

Sonuç

Evlilik yoluyla Türk vatandaşlığı başvurularında mülakat aşaması, sürecin en belirleyici adımıdır. Yetkililer, evliliğin gerçekliğini ve aile birliğinin kurulup kurulmadığını anlamak için detaylı ve çapraz sorular sorar. Hazırlıklı olmak, belgelerinizi eksiksiz sunmak, doğal davranmak ve mümkünse uzman bir avukatla çalışmak bu süreci başarıyla tamamlamanızı sağlar.

Unutmayın: Bu mülakatın amacı sizi zor durumda bırakmak değil, evliliğinizin samimiyetini ve birlikte yaşam iradenizi doğrulamaktır. Doğru strateji ve titiz bir hazırlıkla Türk vatandaşlığına giden yolda en önemli adımı güvenle geçebilirsiniz. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Evlilik yoluyla Türk vatandaşlığı başvurusu, özellikle mülakat aşamasında hukuki bilgi ve deneyim gerektiren karmaşık bir süreçtir. Eşlerin beyanlarının tutarlılığı, sunulan belgelerin doğruluğu ve evliliğin gerçekliğini kanıtlama yükümlülüğü gibi konular, profesyonel destek olmadan yönetildiğinde çoğu zaman hak kayıplarına yol açabilir. Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Gebze, Tepeören, Aydınlı ve Orhanlı gibi bölgelerde yoğun başvuru trafiği yaşandığından, küçük hatalar bile sürecin uzamasına ya da başvurunun reddedilmesine neden olabilir.

Tecrübeli bir vatandaşlık hukuku avukatı, başvuru dosyanızdaki eksiklikleri önceden tespit eder, mülakat öncesi hazırlık aşamasında size ve eşinize birebir danışmanlık sunar. Ayrıca mülakat sırasında hangi soruların yöneltilebileceğini, bu sorulara nasıl yanıt vermeniz gerektiğini ve olası çapraz sorgulamalarda nelere dikkat etmeniz gerektiğini ayrıntılı olarak açıklar. Böylece hem belgelerin hukuken geçerli şekilde hazırlanması hem de mülakatın güvenle geçilmesi sağlanır.

Unutulmamalıdır ki, evlilik yoluyla Türk vatandaşlığı sadece evlilik akdiyle değil; doğru strateji, eksiksiz evrak, tutarlı beyan ve profesyonel hukuki destekle başarıya ulaşır. Sürecin başından itibaren bir avukatla çalışmak, hak kayıplarını önlemenin ve vatandaşlık yolculuğunu hızlandırmanın en etkili yoludur.

Read More

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshedilmesi durumunda cezai şart talep edilebilir mi?

Giriş

Bu çalışma, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshedilmesi durumunda cezai şart talep edilip edilemeyeceği sorusunu, sunulan yargı kararları ışığında analiz etmektedir. İncelemeler, konunun tek bir kurala indirgenemeyeceğini; talebin geçerliliğinin sözleşmenin hukuki durumu, feshin niteliği, sözleşmedeki özel hükümler ve tarafların kusur durumu gibi birçok faktöre bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, bu faktörleri sistematik bir şekilde ele alarak avukatlar için yol gösterici bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.

1. Genel Kural: Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesini Fesih Halinde Cezai Şart Talep Edilememesi

Yargı kararlarında istikrarlı bir şekilde vurgulanan temel ilke, sözleşmenin feshi ile cezai şart talebinin bir arada bulunamayacağıdır. Yargıtay, cezai şartı “müspet (olumlu) zarar” kapsamında değerlendirmektedir. Fesih ise, sözleşmeyi ortadan kaldıran ve tarafları sözleşme öncesi duruma döndürmeyi amaçlayan bir hukuki işlemdir. Bu nedenle, sözleşme feshedildiğinde, tarafların artık sözleşmenin ifa edileceğine dair bir beklentisi kalmaz. Dolayısıyla, ifaya bağlı bir yaptırım olan cezai şartın talep edilmesi çelişkili bulunmaktadır.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 2013/892 E. sayılı kararında bu durum, “bu tür bir cezanın talep edilebilmesi akdin ayakta bulunmasına bağlıdır” şeklinde ifade edilmiştir. Benzer şekilde, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2023/4155 E. sayılı kararında,sözleşmenin feshi istendiğinden müspet zarar kapsamındaki cezai şartın talep edilemeyeceği ilkesi benimsenmiştir. Fesih yolunu seçen tarafın, bu eylemiyle cezai şart talebinden zımnen feragat ettiği kabul edilmektedir (Yargıtay 23. HD, 2013/5174 E.).

2. Cezai Şart Talebini Engelleyen Temel Sebepler

Genel kuralın ötesinde, cezai şart talebini en başından imkansız kılan veya ortadan kaldıran bazı temel durumlar mevcuttur.

a) Sözleşmenin Başlangıçtan İtibaren Geçersizliği: Cezai şart, asıl sözleşmeye bağlı fer’i nitelikte bir borçtur. Dolayısıyla, asıl sözleşme hukuken geçersiz ise, ona bağlı olan cezai şart hükmü de geçersizdir. Yargı kararlarında en sık rastlanan geçersizlik nedeni, paylı mülkiyete tabi taşınmazlarda tüm paydaşların sözleşmeye taraf olmamasıdır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 2012/1006 E. sayılı kararında bu durum net bir şekilde ortaya konmuştur: “…fesihten sözedilebilmesi için yasal olarak geçerli bir sözleşmenin bulunması gerekir… Bu nedenlerle ortada geçerli bir sözleşme olmadığından kararlaştırılan cezai şartın da istenebilir olduğu kabul edilemez.” Bu kural, TMK’nın 692. maddesi gereğince paylı mal üzerinde inşaat gibi önemli tasarrufların oybirliği ile yapılması zorunluluğundan kaynaklanmaktadır (Bkz. Yargıtay 15. HD, 2009/3771 E.; BAM-İzmir 14. HD, 2017/630 E.).

b) Sözleşmeyi Fesheden Taraf Olmak: Yargı kararları, kural olarak sözleşmeyi fesheden tarafın, kendi fesih beyanına dayanarak karşı taraftan cezai şart talep edemeyeceğini kabul etmektedir. Cezai şart, fesihte kusurlu olan tarafa karşı, sözleşmenin ayakta kalmasını isteyen diğer tarafça ileri sürülebilecek bir haktır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 2018/919 E. sayılı kararında bu ilke, “kararlaştırılan cezai şartın istenebilmesi fesheden değil, diğer tarafça talep edilmesi mümkündür” şeklinde kesin bir dille ifade edilmiştir. Bu nedenle, sözleşmeyi tek taraflı olarak fesheden arsa sahibi veya yüklenici, feshin haklılığına bakılmaksızın, bu feshe dayanarak cezai şart isteyemez (Bkz. İlkDerece-Bakırköy 7. ATM, 2011/298 E.).

3. Cezai Şart Talebinin Mümkün Olduğu İstisnai Durumlar

Yukarıda belirtilen genel kural ve engellere rağmen, belirli durumlarda feshe rağmen cezai şart talep edilmesi mümkündür.

a) Sözleşmede Açık Hüküm Bulunması: Bu, en önemli ve en sık karşılaşılan istisnadır. Taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince, sözleşmenin feshedilmesi durumunda dahi cezai şartın ödeneceğini açıkça kararlaştırabilirler. Eğer sözleşmede bu yönde bir hüküm varsa, mahkemeler bu iradeye üstünlük tanımaktadır. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 2012/6542 E. sayılı kararında bu istisna şu şekilde vurgulanmıştır: “Mevcut sözleşmede fesih halinde dahi ceza ödeneceğine dair hüküm bulunmadığından cezai şart isteminin reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile kabulüne karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.” Bu ifade, aksine bir hüküm olsaydı talebin kabul edileceğini göstermektedir. Bu ilke çok sayıda kararda tekrar edilmiştir (Bkz. Yargıtay 6. HD, 2022/3217 E.; Yargıtay 23. HD, 2016/6000 E.; İlkDerece-Bakırköy 2. ATM, 2021/910 E.).

b) Feshin Niteliği: İleriye Etkili Fesih: İnşaatın önemli bir bölümünün tamamlandığı ancak yüklenicinin temerrüdü nedeniyle tamamlanamadığı durumlarda, mahkemeler sözleşmenin “ileriye etkili” feshine karar verebilmektedir. Bu durumda sözleşme, fesih anına kadar geçerliliğini korur. İleriye etkili feshin sonuçları, geriye etkili fesihten farklıdır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nin 2022/1628 E. sayılı kararında bu ayrım net bir şekilde açıklanmıştır: “…ileriye etkili fesihte yüklenici, inşaatı getirebildiği seviyeye göre tapu payı almaya hak kazanmakta, arsa sahibi de geriye etkili feshin aksine, ifaya ekli cezayı ve ifanın gecikmesine bağlı gecikme (kira) tazminatını… yükleniciden isteyebilmektedir.” Dolayısıyla, feshin ileriye etkili olarak kararlaştırıldığı hallerde, ifaya bağlı cezai şart ve gecikme tazminatı talep edilebilir (Bkz. Yargıtay 15. HD, 2010/2090 E.).

4. Dikkate Alınması Gereken Diğer Hususlar

Tarafların Ortak Kusuru: Feshe yol açan olaylarda her iki tarafın da kusurlu olduğu tespit edilirse, taraflar birbirlerinden cezai şart veya müspet zarar talep edemezler. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 2021/4707 E. sayılı kararına göre, “fesihte taraflar birlikte kusurlu olmaları halinde müspet zarar kapsamında kâr kaybı, gecikme nedenli cezai şart istenmesi… mümkün değildir.

Karşılıklı Fesih (İkale): Taraflar anlaşarak sözleşmeyi sona erdirirlerse (ikale), bu yeni bir sözleşme niteliğindedir. Bu durumda, önceki sözleşmeden kaynaklanan cezai şart gibi hakların talep edilebilmesi için, bu hakların ikale sözleşmesinde açıkça saklı tutulması gerekir (Yargıtay 15. HD, 2018/1410 E.).

Cezai Şartın Kapsamı: Cezai şartın hangi duruma özgü olarak kararlaştırıldığı önemlidir. Örneğin, sadece “inşaata başlanmaması” durumuna özgülenmiş bir ceza, inşaat başladıktan sonraki temerrütler için talep edilemez (Yargıtay 15. HD, 2009/3771 E.).

SONUÇ

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshinde cezai şart talep edilip edilemeyeceği sorusunun yanıtı, sözleşmenin lafzına ve somut olayın koşullarına sıkı sıkıya bağlıdır. Yargı kararları, fesihle birlikte cezai şartın istenemeyeceği yönünde güçlü bir genel kural ortaya koymakla birlikte, bu kuralın önemli istisnaları bulunmaktadır. Özellikle, sözleşmede “fesih halinde dahi cezai şartın ödeneceğine” dair açık bir hükmün varlığı, talebin kabulü için en belirleyici faktördür. Bunun yanı sıra, sözleşmenin baştan itibaren geçerli olması, feshin ileriye etkili olması ve talepte bulunan tarafın feshe kusuruyla sebep olmaması gibi koşullar da talebin sonucunu doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle, hukuki uyuşmazlıklarda öncelikle sözleşme metninin dikkatle incelenmesi ve feshin niteliğinin doğru tespit edilmesi esastır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde cezai şart talepleri, fesih durumunda ortaya çıkabilecek hukuki sonuçlarla iç içe geçmiş karmaşık bir alandır. Cezai şartın talep edilip edilemeyeceği; sözleşmenin geçerliliği, feshin ileriye mi yoksa geriye etkili mi olduğu, tarafların kusur oranı ve sözleşmedeki özel hükümler gibi birçok faktörün birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Bu nedenle, sürecin hatalı yönetilmesi durumunda ciddi hak kayıpları yaşanabilir. Özellikle İstanbul, Tuzla, Kartal, Pendik, Tepeören, Gebze ve Bayramoğlu gibi bölgelerde yaygın olarak görülen arsa payı karşılığı inşaat projelerinde, sözleşmelerin feshi sonrasında cezai şart veya tazminat taleplerinin eksik veya yanlış ileri sürülmesi hem maddi kayıplara hem de uzun yargı süreçlerine yol açabilir.

Yargıtay kararları da göstermektedir ki; cezai şartın talep edilebilmesi için sözleşmenin niteliğinin, tarafların beyanlarının ve feshe ilişkin hukuki sonuçların doğru şekilde analiz edilmesi gerekir. Bu noktada, sözleşmenin detaylı incelenmesi, hangi hükümlerin geçerli olup olmadığının belirlenmesi, fesih sonrası hakların korunması ve dava stratejisinin doğru kurgulanması yalnızca bu alanda tecrübeli bir inşaat hukuku avukatı tarafından sağlanabilir. Profesyonel bir arsa payı sözleşmeleri avukatı ile çalışmak, hem cezai şart taleplerinin hukuken geçerli şekilde ileri sürülmesini sağlar hem de olası itiraz ve savunmalara karşı en güçlü şekilde konumlanmanıza yardımcı olur. Bu nedenle, İstanbul Tuzla Kartal Pendik Tepeören Gebze Bayramoğlu avukat desteğiyle sürecin başından itibaren hareket etmek, hak kayıplarının önüne geçmek açısından kritik önem taşır.

Read More

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde Yüklenici ve Arsa Sahibinin Hak ve Yükümlülükleri

Giriş

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, Yargıtay içtihatlarında sıklıkla “iki tipli-karma bir sözleşme” (Yargıtay HGK, 2018/174) ve “karşılıklı hakları ve borçları içeren tam iki yanlı sözleşmelerden” (Yargıtay 15. HD, 2008/6523) biri olarak tanımlanmaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen eser sözleşmesinin kendine özgü bir türü olan bu sözleşme ile bir taraf (yüklenici), diğer tarafın (arsa sahibi) arsası üzerinde finansmanını kendisi sağlayarak bir yapı inşa etme borcu altına girerken; arsa sahibi de bunun karşılığında arsasının belirli bir payının mülkiyetini yükleniciye devretmeyi taahhüt etmektedir. Bu çalışma, sunulan yargı kararları ışığında tarafların temel hak ve yükümlülüklerini analiz etmektedir.

1. Yüklenicinin Yükümlülükleri

Yargı kararları, yüklenicinin en temel borcunu “eseri (binayı) meydana getirmek” olarak tanımlamaktadır (Antalya BAM, 2021/363). Bu borç, salt bir inşaat faaliyeti olmanın ötesinde, nitelikli bir ifayı gerektirir.

Nitelikli İfa ve Teslim Borcu: Yüklenicinin edimini yerine getirmiş sayılabilmesi için inşaatı “sözleşme ve ekleri ile tasdikli proje ve inşaat ruhsatı ile kamu düzeninden olan imar mevzuatı ve bu doğrultuda çıkartılan Deprem Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak tamamlayıp, arsa sahiplerine teslim etmesi gerekir” (Yargıtay 23. HD, 2015/925). Bu, yapının sadece fiziken değil, hukuken de arsa sahibinin kullanımına hazır hale getirilmesi anlamına gelir.

İskân Ruhsatı Alma Yükümlülüğü: Yargı kararlarında en çok vurgulanan yükümlülüklerden biri, yapı kullanma izin belgesinin (iskân ruhsatı) alınmasıdır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, “iskân alınmayan ve/veya iskân alınmaya uygun olmayan bir binanın ekonomik bir değeri bulunmamaktadır” tespitiyle, bu yükümlülüğün edimin esaslı bir unsuru olduğunu belirtmiştir (2020/766 – 2021/65). Birçok kararda, yüklenicinin tapu tesciline hak kazanmasının son koşulu olarak iskân ruhsatının alınması gösterilmiştir.

Finansman, Vergi ve Masraflar: Yüklenici, “finansı sağlayan arsa malikinin taşınmazı üzerine bina yapma işini üstlenmekte”dir (Yargıtay HGK, 2022/709). Bu, inşaatın tüm maliyetinin yüklenici tarafından karşılanacağı anlamına gelir. Ayrıca, Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesi kararında belirtildiği gibi, “vergi borcunu ödeme yükümlülüğü de inşaatın yapımı ve sonrasında da devri kapsamında gerçekleşen ve tamamıyla yükleniciye ait olan bir edimdir” (2021/913 – 2022/605).

2. Arsa Sahibinin Yükümlülükleri

Arsa sahibinin temel borcu, yüklenicinin karşı edimini oluşturan arsa payı devridir. Arsayı Teslim ve Pay Devri: Arsa sahibinin ilk yükümlülüğü, “sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek”tir. Asli edimi ise, “yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde de edimi karşılığı yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmekle yükümlüdür” (Yargıtay 23. HD, 2015/925). Bu devir borcu, yüklenicinin kendi edimini ifa etmesi koşuluna sıkı sıkıya bağlıdır.

3. Hakların Kullanılması ve Karşılıklılık İlkesi

Sözleşmenin “tam iki tarafa borç yükleyen” niteliği, tarafların haklarını kullanmasında belirleyici bir rol oynar. Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesi uyarınca, kendi edimini ifa etmeyen taraf, karşı taraftan ifa talep edemez.

Yüklenicinin Hakkı ve Koşulları: Yüklenici, arsa payı tescilini ancak “edimini (eseri meydana getirme ve teslim borcunu) yerine getirme ve teslim borcunu” ile “sözleşme hükümlerindeki iskân koşulu (oturma izni) vs. diğer borçlarını ifa etme” koşuluyla talep edebilir (Yargıtay HGK, 2018/174). Yüklenici edimini ifa ettiği oranda şahsi hak elde eder ve inşaat tamamlanmadan yapılan devirler “avans” niteliğindedir (Yargıtay 3. HD, 2012/13401).

Arsa Sahibinin Savunma Hakkı: Yüklenicinin eksik veya ayıplı ifası karşısında arsa sahibinin en önemli hakkı, tapu devrinden kaçınmaktır. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin belirttiği gibi, “yüklenicinin arsa sahibine karşı öncelikli edimini tamamen veya kısmen yerine getirmeden kazanacağı şahsi hakkı üçüncü kişiye temlik etmişse, üçüncü kişi Borçlar Kanununun 81. maddesinden yararlanma hakkı bulunan arsa sahibini ifaya zorlayamaz” (2014/2656 – 2014/6785).

Hakkın Üçüncü Kişilere Devri: Yüklenici, arsa sahibinden olan alacağını (tapu tescil isteme hakkını) üçüncü kişilere devredebilir. Ancak bu devir, alacağın niteliğini değiştirmez. Devralan üçüncü kişi, sadece yüklenicinin haklarına sahip olur ve onun borçlarından kaynaklanan savunmalarla karşılaşır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu durumu, “temliki öğrenen arsa sahibi, temlik olmasaydı önceki alacaklıya (yükleniciye) karşı ne tür def’iler ileri sürebilecekse, aynı def’ileri yeni alacaklıya (temlik alan davacıya) karşı da ileri sürebilir” şeklinde formüle etmiştir (Yargıtay 14. HD, 2016/1660).

Sonuç

Yargı kararları, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesini, tarafların edimlerinin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu karşılıklı bir sözleşme olarak ele almaktadır. Yüklenicinin temel borcu, finansmanını sağlayarak sözleşme ve mevzuata uygun, eksiksiz ve iskânı alınmış bir yapı inşa edip teslim etmektir. Arsa sahibinin temel borcu ise, bu edimin eksiksiz ifası karşılığında kararlaştırılan arsa payının mülkiyetini devretmektir. Yargı içtihatlarının tutarlı bir şekilde vurguladığı en önemli ilke, yüklenicinin bedele (arsa payına) hak kazanmasının, kendi edimini tam ve gereği gibi ifa etmesi ön koşuluna bağlı olduğudur. Bu ilke, arsa sahibini, edimini yerine getirmeyen bir yükleniciye veya onun haklarını devralan üçüncü kişilere karşı koruyan en temel güvenceyi oluşturmaktadır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri, tarafların karşılıklı borç ve yükümlülüklerinin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğu karma ve teknik sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerde yüklenicinin edimini eksiksiz, mevzuata uygun ve iskânı alınmış şekilde yerine getirmesi; arsa sahibinin ise buna karşılık arsa payı devrini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Ancak uygulamada; eksik veya ayıplı ifa, iskân alınmaması, temerrüt, gecikme, üçüncü kişilere devredilen haklar veya tapu tescili gibi çok sayıda hukuki uyuşmazlık ortaya çıkabilmektedir. Bu tür durumlarda yapılacak küçük bir usul hatası dahi ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Gebze, Kartal, Pendik, Tepeören, Bayramoğlu, Aydınlı ve Orhanlı gibi bölgelerde hızla gelişen gayrimenkul projelerinde, sözleşmenin doğru yorumlanması, tarafların edimlerinin değerlendirilmesi, tapu tescil süreçlerinin yönetimi ve olası ihtilafların önlenmesi açısından profesyonel bir avukat desteği hayati önem taşır.

Yargıtay içtihatları da göstermektedir ki, yüklenicinin hak kazanması için gerekli koşulların oluşup oluşmadığının tespiti, sözleşmeden doğan savunma haklarının ileri sürülmesi, üçüncü kişilere yapılan temliklerin geçerliliği veya arsa sahibinin tapu devrinden kaçınma hakkının kullanılması gibi konular derin hukuk bilgisi ve uzmanlık gerektirir. Bu noktada, alanında tecrübeli bir inşaat hukuku avukatı, sürecin her aşamasında tarafların haklarını koruyacak stratejileri belirleyerek hem dava risklerini azaltır hem de uyuşmazlıkların daha kısa sürede çözülmesini sağlar.

Sonuç olarak, İstanbul Tuzla Gebze Kartal Pendik Tepeören Bayramoğlu Aydınlı Orhanlı avukat desteği ile hareket etmek, bu tür karmaşık sözleşmelerde hukuki güvenceyi sağlamak ve maddi kayıpların önüne geçmek açısından büyük önem taşır.

Read More

2025 Yabancı Af Düzenlemesi: Ev Hizmetlerinde Çalışanlar İçin Yeni Çalışma ve Oturma İzni Hakkı

Giriş

Türkiye’de yabancıların ikamet ve çalışma izinlerine ilişkin mevzuat, göç hareketliliği, ekonomik ihtiyaçlar ve işgücü piyasasının dinamikleri doğrultusunda sürekli olarak güncellenmektedir. Özellikle vize veya ikamet izni süresi sona erdikten sonra ülkede kalmaya devam eden, yani halk arasında “kaçak” olarak adlandırılan yabancıların sayısındaki artış; hem kamu otoriteleri açısından kontrol ve denetim sorunlarını artırmış hem de kayıt dışı istihdamı yaygınlaştırmıştır. Bu soruna çözüm üretmek amacıyla 2025 yılı başında “ev hizmetlerinde çalışan yabancılara yönelik özel bir düzenleme” yürürlüğe girmiştir. Kamuoyunda “af” olarak adlandırılan bu düzenleme, aslında genel bir af niteliği taşımamakta; yalnızca belirli koşulları taşıyan yabancılara Türkiye’den çıkış yapmadan oturma ve çalışma izni alma hakkı tanıyan istisnai bir uygulamadır.

1. Düzenlemenin Amacı ve Gerekçesi

2025 Af düzenlemesinin temel amacı, hem yabancıları hem de işverenleri kayıtlı sisteme dâhil ederek kayıt dışı istihdamı azaltmak, hem de ev hizmetleri gibi yoğun emek gerektiren sektörlerde yasal çalışmanın önünü açmaktır. Türkiye’de özellikle çocuk, yaşlı ve hasta bakımı gibi alanlarda yabancı işgücü talebi hızla artmış, buna bağlı olarak binlerce yabancı oturma veya çalışma izni olmaksızın bu alanlarda çalışmaya devam etmiştir. Yeni düzenleme, bu kişilere belirli şartları yerine getirmeleri koşuluyla yasal statüye geçiş fırsatı tanıyarak hem işverenler için hukuki güvenlik sağlamakta hem de kamu denetimini kolaylaştırmaktadır.

2. Af Kapsamı ve Yararlanma Şartları

Af uygulaması, genel anlamda tüm yabancılara yönelik bir hak tanımamaktadır. Yalnızca aşağıdaki şartları taşıyan kişiler düzenlemeden yararlanabilir:

Yasal giriş şartı: Yabancı, Türkiye’ye pasaportla ve resmi sınır kapılarından yasal yollarla giriş yapmış olmalıdır. Kaçak giriş yapanlar kapsam dışıdır.

Pasaport süresi: Başvuru tarihinde pasaportun en az 8 ay daha geçerli olması gerekir.

Kaçaklık durumu: Yabancının geri gönderme merkezine alınmamış, şartlı giriş yapmamış ve tahdit kodu bulunmuyor olması gerekir.

Çalışma alanı: Düzenleme sadece ev hizmetleri için geçerlidir. Yani 12 yaş altı çocuk bakımı, 65 yaş üzeri yaşlı bakımı ve hasta bakımı gibi alanlarda çalışan yabancılar başvuru yapabilir.

Sabıka kaydı: Yabancının adli sicilinde suç kaydı bulunmamalıdır.

Başvuru geçmişi: 2025 yılında reddedilen yeni başvurular aftan yararlanamaz. Ancak 2024 ve öncesinde başvurusu reddedilip kaçak kalan kişiler düzenleme kapsamındadır.

3. İşverene Ait Şartlar ve Yükümlülükler

Af düzenlemesi yalnızca yabancıların değil, işverenlerin de belirli şartları yerine getirmesini gerektirir. Çünkü işveren, yabancının yasal istihdam koşullarının sağlanmasından hukuken sorumludur. İşverenden beklenen temel yükümlülükler şunlardır:

Gelir şartı: İşverenin aylık gelirinin en az asgari ücretin 4 katı olması gerekir. Uygulamada bazı göç idareleri son 6 aylık düzenli gelir (yaklaşık 110.000 TL) beyanı talep etmektedir.

Noter onaylı taahhütname: İşveren, yabancı çalışanın yalnızca ev hizmetlerinde çalıştırılacağını ve tüm yasal yükümlülükleri yerine getireceğini noter huzurunda taahhüt etmelidir.

SGK kaydı: Çalışma izni alındıktan sonra yabancının sosyal güvenlik kaydı yaptırılmalı, primler düzenli olarak ödenmelidir.

Adres ve bildirim yükümlülüğü: Çalışma adresinde değişiklik olması halinde Göç İdaresi’ne yasal süre içinde bildirim yapılmalıdır.

Bakım ihtiyacı belgesi: Yaşlı veya hasta bakımı için başvuru yapılacaksa, ilgili kişinin bakıma muhtaç olduğunu gösteren sağlık raporu sunulmalıdır.

4. Başvuru Süreci ve Aşamalar

Af kapsamında oturma ve çalışma izni almak isteyen yabancılar için başvuru süreci birkaç temel aşamadan oluşur:

Manuel randevu talebi: E-ikamet sistemi üzerinden randevu alınamadığı durumlarda, yabancı veya avukatı, İstanbul’da Fatih İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne şahsen giderek manuel başvuru talebinde bulunur.

Belgelerin hazırlanması: Pasaport, biyometrik fotoğraf, noter taahhütnamesi, dilekçe, giriş kaşesi, gelir belgeleri, fatura ve yerleşim belgeleri gibi tüm evraklar eksiksiz hazırlanmalıdır.

Randevu günü teslim: Belirlenen randevu tarihinde yabancı ve işveren birlikte Göç İdaresi’ne giderek belgeleri teslim eder. Gerekirse parmak izi ve biyometrik işlemler yapılır.

İkamet izni onayı: Belgelerin incelenmesi sonucunda kısa dönem ikamet izni verilir ve kart PTT yoluyla adrese gönderilir.

Çalışma izni başvurusu: İkamet kartı alındıktan sonra işveren, e-Devlet üzerinden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı sistemine başvurarak çalışma izni işlemlerini tamamlar.

5. Başvuru Sürecinde Sık Yapılan Hatalar

Başvuruların önemli bir kısmı, belgelerdeki eksiklikler veya yanlışlıklar nedeniyle reddedilmektedir. En sık karşılaşılan hatalar şunlardır:

Pasaport süresinin 8 aydan kısa olması.

Giriş kaşesinin okunmaması veya fotokopisinin eksik sunulması.

Gelir belgelerinde banka kaşesi, imza veya imza sirkülerinin bulunmaması.

Noter taahhütnamesinin ev hizmetlerine özel düzenlenmemesi veya eş imzasının eksik olması.

Sağlık raporunun eksik sunulması (özellikle erkek çalışan – yaşlı bakımı başvurularında).

Harç dekontlarının zamanında ibraz edilmemesi.

Sonuç: Yasal Statüye Geçişte Stratejik Bir Fırsat

2025 yılında yürürlüğe giren yabancı af düzenlemesi, Türkiye’de ev hizmetlerinde çalışan binlerce yabancı için önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu düzenleme, yalnızca yasal statüye geçişi kolaylaştırmakla kalmamakta, aynı zamanda işverenler açısından da hukuki güvenlik ve sosyal güvenlik yükümlülüklerinin yerine getirilmesi bakımından büyük avantaj sağlamaktadır. Ancak süreç, teknik detaylar ve hukuki şartlarla dolu karmaşık bir prosedürdür. Belgelerde yapılacak en küçük bir hata veya sürelerin kaçırılması başvurunun reddine, hatta sınır dışı edilme riskine yol açabilir. Bu nedenle başvuru sürecinin, özellikle yabancılar hukuku konusunda deneyimli bir avukat aracılığıyla yürütülmesi, hem başvurunun olumlu sonuçlanma ihtimalini artıracak hem de tüm yasal hakların eksiksiz kullanılmasını sağlayacaktır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

2025 yılında yürürlüğe giren ev hizmetlerinde çalışan yabancılara yönelik özel düzenleme, “af” olarak adlandırılsa da aslında yalnızca belirli koşulları sağlayan kişilere Türkiye’den çıkış yapmadan ikamet ve çalışma izni alma hakkı tanıyan teknik ve karmaşık bir süreçtir. Bu süreçte yapılacak en küçük hata — örneğin pasaport süresinin kontrol edilmemesi, giriş kaşesinin eksik veya okunmaz olması, noter taahhütnamesinin yanlış hazırlanması ya da gelir belgelerinin usule uygun sunulmaması — başvurunun reddedilmesine, hatta yabancının sınır dışı edilmesine kadar varan ciddi sonuçlara yol açabilir.

Özellikle İstanbul Fatih Göç İdaresi’nde yürütülen manuel başvuru süreci, yabancılar hukuku, idare hukuku ve çalışma mevzuatının iç içe geçtiği detaylı prosedürlerden oluşur. Başvurunun ilk adımından ikamet kartının teslimine, çalışma izni müracaatından SGK yükümlülüklerine kadar her aşamanın eksiksiz yürütülmesi gerekir. Deneyimli bir avukat, bu sürecin her adımını hatasız planlayarak riskleri en baştan ortadan kaldırır.

İstanbul, Tuzla, Pendik, Kadıköy, Kartal, Gebze, Beykoz, Bayramoğlu ve Tepeören gibi bölgelerde ev hizmetlerinde yabancı çalıştırma talepleri oldukça yaygındır. Bu bölgelerdeki başvurularda her göç idaresi farklı uygulamalar ve prosedür detayları izleyebilir. Uzman bir avukat, yerel uygulamaları ve Göç İdaresi’nin beklentilerini önceden bildiği için başvuru dosyasını buna göre hazırlar; noter taahhütnamesinden gelir belgelerine kadar tüm evrakları hukuka uygun hale getirir.

Sonuç olarak, yabancı çalıştırma başvurusunun başarılı bir şekilde sonuçlanması için sürecin profesyonel şekilde yönetilmesi büyük önem taşır. Avukat desteği, yalnızca başvurunun reddedilme riskini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda sürecin daha hızlı, güvenli ve yasalara uygun şekilde tamamlanmasını sağlar. Özellikle ev hizmetlerinde istihdam planlayan işverenler için bu profesyonel destek, yasal statüye geçişte en etkili ve güvenilir yoldur.

Read More

Ev Hizmetlerinde Çalışacak Kaçak Yabancılar İçin Noter Taahhütnamesi Nasıl Hazırlanır? | İşverenlerin Bilmesi Gereken Tüm Hususlar 2025

İşverenin Noter Taahhütnamesinde Bulunması Gereken Hususlar

Ev hizmetlerinde çocuk, yaşlı veya hasta bakımı amacıyla yabancı uyruklu bir kişiyi istihdam etmek isteyen işverenlerin, çalışma ve ikamet izni başvurularında sunması gereken en önemli belgelerden biri noter onaylı taahhütnamedir. Bu belge, yalnızca idari bir zorunluluk değil, aynı zamanda işverenin yasal yükümlülüklerini açıkça üstlendiğini gösteren ve başvuru sürecinin sonucunu doğrudan etkileyen hukuki bir beyan niteliği taşır. 2025 yılı itibarıyla Göç İdaresi Başkanlığı uygulamalarında taahhütnamenin içeriği daha detaylı hale getirilmiş, eksik veya yanlış düzenlenen belgelerin başvurunun reddine yol açabileceği açıkça belirtilmiştir. Aşağıda, noter taahhütnamesinde mutlaka yer alması gereken başlıca unsurlar ayrıntılı şekilde açıklanmıştır.

1. İşverenin Kimlik ve İletişim Bilgileri

Taahhütnamede ilk olarak işverenin kimlik ve iletişim bilgilerinin eksiksiz şekilde yer alması gerekir. Adı, soyadı, T.C. kimlik numarası, doğum tarihi, ikamet adresi, telefon numarası ve e-posta adresi mutlaka belirtilmelidir. Ayrıca, bakım hizmetinin verileceği konutun açık adresi de yazılmalı ve bu adres ile başvuru evraklarındaki adresin birebir uyuşması sağlanmalıdır. Eğer işveren, bakımı yapılacak kişi değilse, bakım hizmetinden yararlanacak kişinin adı, soyadı ve kimlik bilgileri de ayrıca eklenmelidir. Bu bilgiler, başvurunun kimin adına yapıldığını ve hizmetin nerede verileceğini açıkça ortaya koyar.

2. Yabancı Çalışana Ait Bilgiler

Taahhütnamede, istihdam edilmek istenen yabancı çalışana ait bilgiler de açık ve eksiksiz şekilde yer almalıdır. Yabancının adı, soyadı, uyruğu, pasaport numarası, doğum tarihi, Türkiye’ye son giriş tarihi ve giriş kaşesi bilgileri bu bölümde belirtilmelidir. Bu bilgiler, belgenin belli bir kişi için düzenlendiğini ve başvurunun kişiye özel olduğunu gösterir. Eksik veya hatalı bilgi, dosyanın iade edilmesine veya başvurunun reddedilmesine yol açabilir.

3. Çalışma Alanı ve Hizmet Kapsamı

Taahhütnamede mutlaka yabancı çalışanın istihdam edileceği alan açıkça belirtilmelidir. Uygulama yalnızca ev hizmetleri kapsamındaki işler için geçerlidir. Bunlar; 12 yaş altı çocuk bakımı, 65 yaş üzeri yaşlı bakımı ve her yaşta hasta bakımı hizmetleridir. Erkek çalışanların yalnızca yaşlı bakımı alanında değerlendirilebileceği, bu durumda bakım görecek kişi için sağlık raporunun zorunlu olduğu, 85 yaş üzeri bakım için ise rapor şartının uygulamada aranmayabileceği de ayrıca belirtilmelidir. Bu beyan, çalışma izninin amacına uygunluğunu teyit eden kritik bir unsurdur.

4. Sosyal Güvenlik ve Yasal Yükümlülüklerin Üstlenilmesi

İşveren, taahhütnamede yabancı çalışanın yasal istihdam koşullarına uygun şekilde çalıştırılacağını beyan etmelidir. Bu kapsamda, çalışma izni onaylandıktan sonra yabancının Sosyal Güvenlik Kurumu’na kaydının yapılacağı, sigorta primlerinin düzenli ve eksiksiz şekilde ödeneceği taahhüt edilmelidir. Ayrıca, işverenin yabancı çalışanın tüm haklarına riayet edeceği ve çalışma koşullarını Türk İş Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun şekilde sağlayacağı açıkça belirtilmelidir.

5. Adres ve Bildirim Yükümlülükleri

Yabancının çalışacağı adres taahhütnamede net olarak yer almalı, adres değişikliği olması halinde Göç İdaresi’ne yasal süre içinde bildirim yapılacağı taahhüt edilmelidir. Bu, hem ikamet hem de çalışma izni açısından önemli bir yükümlülüktür. Bildirim yapılmaması durumunda işveren hakkında idari yaptırım uygulanabileceği unutulmamalıdır.

6. Çalışma Alanı Dışında Görev Verilmeyeceği Taahhüdü

Taahhütnamede yabancının yalnızca ev hizmetlerinde çalıştırılacağı ve başka bir sektörde ya da iş kolunda görevlendirilmeyeceği açıkça belirtilmelidir. Bu taahhüt, iznin amacı dışında kullanımını engellemek açısından önemlidir. Aksi halde, hem işveren hem de yabancı hakkında idari para cezası ve çalışma izninin iptali gibi sonuçlar doğabilir.

7. Harç, Ceza ve Masrafların Üstlenilmesi

İşveren, başvuru sürecinde veya sonrasında ortaya çıkabilecek tüm harç, ceza ve idari masrafları karşılayacağını taahhüt etmelidir. Ayrıca yabancının işten ayrılması, çalışma izninin iptali veya sona ermesi gibi durumlarda gerekli bildirimlerin yasal süresinde yapılacağı da belirtilmelidir. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, hem işverenin idari yaptırımlarla karşılaşmasına hem de yabancının sınır dışı edilmesine yol açabilir.

8. Eşin İmzası Gereken Haller

Bazı durumlarda, konutun mülkiyetinin eşlerden birine ait olması veya ortak mülkiyet bulunması halinde uygulamada eşin de taahhütnamede imzası istenebilmektedir. Bu nedenle belge düzenlenmeden önce mülkiyet durumunun kontrol edilmesi ve gerekiyorsa eşin onayının alınması başvurunun reddedilme riskini ortadan kaldırır.

Sonuç

Sonuç olarak noter taahhütnamesi, işverenin yabancı çalışana ve devlete karşı yerine getirmekle yükümlü olduğu tüm yasal sorumlulukların yazılı bir teminatı niteliğindedir. Eksiksiz ve doğru hazırlanmış bir taahhütname, başvurunun olumlu sonuçlanmasının temel anahtarlarından biridir. Eksik veya hatalı düzenlenmiş bir belge, yalnızca başvurunun reddine yol açmakla kalmaz, aynı zamanda işveren açısından idari yaptırımların uygulanmasına da neden olabilir. Bu nedenle taahhütnamenin hazırlanması sürecinde bir yabancılar hukuku avukatının profesyonel desteğiyle hareket edilmesi, tüm yasal unsurların eksiksiz yerine getirilmesini sağlayacak ve çalışma izni sürecinin sorunsuz şekilde tamamlanmasına katkıda bulunacaktır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Ev hizmetlerinde yabancı bir çalışanın istihdamı için hazırlanan noter taahhütnamesi, yalnızca bir belge değil; işverenin İstanbul Göç İdaresi başta olmak üzere tüm resmi kurumlara karşı yasal yükümlülüklerini üstlendiğini gösteren kritik bir hukuki beyandır. Bu nedenle, taahhütnamenin eksiksiz ve mevzuata uygun şekilde düzenlenmesi, başvurunun kabul edilmesi açısından hayati önem taşır. Küçük bir hata –örneğin kimlik bilgilerinin eksik yazılması, adres uyuşmazlığı, çalışma alanının yanlış tanımlanması veya imza eksikliği– başvurunun reddine, hatta idari yaptırımlara yol açabilir.

Uzman bir avukat desteği ile bu riskler en baştan ortadan kaldırılır. Özellikle Tuzla, Pendik, Maltepe, Kartal, Üsküdar, Beykoz ve Kadıköy gibi yabancı istihdamının yoğun olduğu bölgelerde başvuru süreçleri uygulamada farklılık gösterebilir. Deneyimli bir avukat, bu bölgesel farklılıkları ve İstanbul Göç İdaresi uygulamalarını yakından bilir; taahhütnamenin doğru şekilde hazırlanmasını, gerekli tüm unsurların eksiksiz yer almasını ve belgelerin başvuru dosyasıyla uyumlu olmasını sağlar.

Ayrıca avukat desteği, başvuru sürecinde doğabilecek ek taleplerin veya eksiklerin hızla giderilmesini, gerekli bildirimlerin zamanında yapılmasını ve olası ret durumlarına karşı etkin bir hukuki savunma stratejisinin geliştirilmesini mümkün kılar. Sonuç olarak, profesyonel hukuki danışmanlık almak, ev hizmetlerinde yabancı çalışma izni sürecinin sorunsuz ilerlemesini ve olumlu sonuçlanmasını sağlayan en güvenli yoldur.

Read More

2025 Ev Hizmetlerinde Çalışacak Kaçak Yabancılar İçin Göç İdaresine Manuel Başvuru Nasıl Yapılır?Başvuru Süreci Nasıl İşler?

Giriş

Kimler bu düzenlemeden yararlanabilir? 2025 yılında yürürlüğe giren düzenleme, Türkiye’de vize veya ikamet süresi dolduğu hâlde kalan ve “kaçak” durumuna düşen yabancıların çocuk, yaşlı veya hasta bakımı gibi ev hizmetlerinde yasal olarak çalışabilmelerinin önünü açmıştır.
Ancak bu düzenleme genel bir af değildir; yalnızca belirli şartları taşıyan kişiler için geçerlidir. Türkiye’ye pasaportla yasal giriş yapan, geri gönderme merkezine düşmemiş ve ev hizmetlerinde çalışacağını belgeleyen yabancılar bu imkândan yararlanabilir. Bu süreçte en önemli aşama ise, otomatik sistemden randevu alınamadığında yapılması gereken manuel randevu başvurusudur. Bu başvuru, sürecin ilk ve en kritik adımıdır.

A. Randevu Aşaması: Manuel Başvuru Talebi Nasıl Yapılır?

1. E-İkamet Hata Ekranı Alınması

Başvuru sistemi üzerinden online randevu alınamadığında sistem bir hata ekranı gösterir. Bu ekran görüntüsünün alınması zorunludur. Çünkü Göç İdaresi, manuel başvuru talebinde online randevunun gerçekten mümkün olmadığını görmek ister. Ekran görüntüsünü (screenshot) çıktısını alarak dosyaya eklemelisiniz.

2. Manuel Randevu Talep Dilekçesi Nasıl Hazırlanır?

Bu dilekçe, başvurunun resmi talebidir. İçeriğinde şu bilgiler yer almalıdır:

Yabancının adı, soyadı ve pasaport numarası, Türkiye’ye giriş tarihi ve giriş kaşesi bilgisi, İşverenin adresi ve iletişim bilgileri, çalışma amacı (çocuk bakımı, yaşlı bakımı, hasta bakımı gibi), online sistemden neden randevu alınamadığı açıklaması, dilekçenin eksiksiz ve açık yazılması başvurunun olumlu sonuçlanması için önemlidir.

3. Başvuru Yeri: Fatih İl Göç İdaresi

İstanbul’da ev hizmetleri kapsamındaki tüm manuel başvurular sadece Fatih İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne yapılır. Yabancı kişi veya onun vekili olan avukat şahsen başvuruda bulunmalıdır. Posta yoluyla ya da başka ilçe müdürlüklerine yapılan başvurular geçersiz sayılır.

4. Teslim Edilecek Evrak Paketi

Manuel randevu talebi sırasında teslim edilmesi gereken belgeler şunlardır:

Noter onaylı taahhütname (aslı ve fotokopisi)

E-ikamet hata ekranı çıktısı

Randevu talep dilekçesi

Pasaport fotokopisi ve giriş kaşesi

İşveren ve yabancının iletişim bilgileri

Eksik belge verilmesi, başvurunun reddedilmesine yol açabilir.

5. SMS ile Randevu Bildirimi

Başvuru kabul edildiğinde, Göç İdaresi başvuru formunda belirtilen telefon numarasına bir SMS gönderir. Bu SMS’te randevunun tarihi ve saati yer alır. Bu tarih geldiğinde yabancı ve işveren birlikte Göç İdaresi’ne gitmelidir.

B. Randevu Günü: Belgelerin Şahsen Teslimi

1. Kimler Katılmalı?

Randevu gününde hem yabancının hem de işverenin birlikte hazır bulunması gerekir. İşveren gelemeyecekse, uygulamada genellikle 30 gün içinde eksikliği tamamlaması için süre verilir.

2. Dosya Kontrolü: Yabancı ve İşveren Evrakları

Randevu günü iki ayrı dosya hazırlanmalıdır:

Yabancı Dosyası: Pasaportun aslı, Biyometrik fotoğraflar, Özel sağlık sigortası, Yerleşim yeri belgesi, Giriş kaşesi, Başvuru formu

İşveren Dosyası: Noter taahhütnamesi, Dilekçe, Yerleşim belgesi, Fatura, Vukuatlı nüfus kayıt örneği, Gelir belgeleri, SGK hizmet dökümü, Kimlik belgesi

3. Biyometrik İşlemler

Göç İdaresi’nde yabancının parmak izi alınır ve fotoğraf çekilir. Bu işlem, kimlik doğrulamanın bir parçasıdır.

4. Harç ve Ücret Ödemeleri

Başvuru sırasında memur, ikamet harcı, tek giriş vize harcı ve kart bedeli hakkında bilgilendirme yapar. Ödeme çoğunlukla vergi dairesine ya da anlaşmalı bankalara yapılır. Makbuzların dosyaya eklenmesi gerekir.

5. Başvuru Kaydı ve Eksik Evrak Prosedürü

Başvuru tamamlandığında sistemde kayıt oluşturulur ve bir başvuru numarası verilir. Eğer belgelerde eksik varsa tamamlanması için süre verilir. Bu süre içinde eksik tamamlanmazsa başvuru reddedilir.

C. Başvuru Sonrası: İkamet İzni Kararı ve Kart Teslimi

Dosya Göç İdaresi tarafından incelenir.

Uygun bulunursa kısa dönem ikamet izni onaylanır.

İkamet kartı PTT kargo ile adrese gönderilir. Süreç boyunca SMS bilgilendirmesi yapılabilir.

İkamet kartı çıktıktan sonra, işveren e-Devlet üzerinden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı sistemine girerek çalışma izni başvurusunu tamamlar.

Önemli: İkamet izni olmadan çalışma izni başvurusu yapılamaz. Bu nedenle ikamet kartının alınması zorunlu ilk aşamadır.

D. Sık Sorulan Sorular ve Uygulamada Dikkat Edilecek Noktalar

“Online randevu alınamazsa süreç iptal olur mu?” → Hayır, manuel başvuru yapılabilir.

“SMS gelmezse ne olur?” → Göç İdaresi ile iletişime geçilmelidir.

“Eksik belge ile başvuru yapılırsa?” → Belirli bir süre içinde tamamlanmazsa dosya reddedilir.

“İkamet izni olmadan çalışma izni alınır mı?” → Hayır, mutlaka önce ikamet izni onaylanmalıdır.

Sonuç

Ev hizmetlerinde çalışacak yabancılar için manuel Göç İdaresi başvuru süreci, yüzeyde basit görünse de son derece detaylı ve teknik bir prosedürdür. Küçük bir hata bile (örneğin giriş kaşesinin okunmaması, noter taahhütnamesinin eksik imzalanması veya gelir belgesinin kaşesiz sunulması) başvurunun reddine neden olabilir.
Bu nedenle, tüm evrakların eksiksiz hazırlanması ve sürecin baştan sona profesyonel bir yabancılar hukuku avukatı tarafından yürütülmesi en güvenli yöntemdir. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Ev hizmetlerinde yabancı bir çalışan için manuel Göç İdaresi başvurusu yapmak, yalnızca birkaç form doldurmakla sınırlı olmayan; yabancılar hukuku, idare hukuku ve çalışma mevzuatının birlikte uygulandığı karmaşık bir süreçtir. Küçük bir hata —örneğin pasaport süresinin kontrol edilmemesi, giriş kaşesinin okunamaması, noter taahhütnamesinin eksik hazırlanması veya gelir belgesinin usule uygun olmaması— başvurunun reddiyle sonuçlanabilir.

Bu nedenle, sürecin başından sonuna kadar uzman bir avukat tarafından yürütülmesi büyük önem taşır. Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Kadıköy, Beykoz, Üsküdar ve Gebze gibi yabancı istihdamının yoğun olduğu bölgelerde her başvuruda farklı uygulamalar ve prosedürel detaylar ortaya çıkabilir. Deneyimli bir avukat, bu farklılıkları önceden bilir, süreci hatasız planlar ve olası riskleri en baştan ortadan kaldırır.

Avukat desteği ile:

Yabancının yasal giriş, GGM kaydı veya şartlı giriş gibi riskli durumları önceden tespit edilir.

Manuel başvuru dilekçesi, noter taahhütnamesi ve gelir belgeleri hukuka uygun şekilde hazırlanır.

SMS bildirimi, randevu takibi, eksik evrak tamamlama ve itiraz süreçleri profesyonelce yönetilir.

Sonuç olarak, ikamet izni alınması ve ardından çalışma izni başvurusunun sorunsuz yapılabilmesi için uzman bir avukatla çalışmak, yalnızca ret riskini ortadan kaldırmakla kalmaz; sürecin daha hızlı, güvenli ve mevzuata uygun şekilde tamamlanmasını sağlar. Özellikle ev hizmetlerinde yabancı istihdamı planlayanlar için profesyonel hukuki destek, başarılı bir sonuca ulaşmanın en etkili yoludur.

Read More

2025 Yabancıların Ev Hizmetlerinde Çalışma İzni Başvurusu Öncesi Kontrol Listesi ve Gerekli Belgeler Rehberi

Ev hizmetlerinde (çocuk, yaşlı veya hasta bakımı gibi) yabancı bir çalışan istihdam etmek isteyen kişiler için başvuru süreci, yalnızca belgelerin hazırlanmasından ibaret değildir. Başvuru yapılmadan önce yerine getirilmesi gereken yasal ön koşullar ve tamamlanması gereken ayrıntılı belge hazırlığı aşamaları vardır. Bu rehber, başvurunun reddedilmemesi ve sürecin sorunsuz ilerlemesi için gerekli tüm adımları ayrıntılı şekilde açıklar.

A. Başvuru Öncesi Ön Uygunluk Kontrolleri

Başvuru yapılmadan önce aşağıdaki koşulların eksiksiz sağlanması, dosyanın kabul edilmesi açısından kritik öneme sahiptir:

1. Yasal Giriş Şartı

Yabancının Türkiye’ye pasaportla ve resmi yollarla giriş yapmış olması zorunludur. Pasaporttaki giriş kaşesi açıkça görünür ve okunabilir olmalıdır. Kaçak yollarla giriş yapan veya giriş kaydı olmayan kişilerin başvuruları kesinlikle kabul edilmez.

2. Kaçaklık Durumu ve Engeller

Başvuru yapılacak yabancı hakkında herhangi bir idari veya adli engel bulunmamalıdır. Özellikle aşağıdaki durumlar başvurunun reddedilmesine neden olur:

Yabancı daha önce geri gönderme merkezinde tutulmuşsa,

Şartlı giriş kaydı varsa,

Tahdit kodu veya adli sicil engeli bulunuyorsa.

Bu tür durumlar varsa başvuru öncesinde hukuki danışmanlık alınması önerilir.

3. Pasaport Süresi

Başvuru sırasında pasaportun en az 8 ay daha geçerli olması gerekir. Süresi kısa olan pasaportlarla yapılan başvurular işleme alınmaz.

4. Faaliyet Alanı – Sadece Ev Hizmetleri

Af düzenlemesi sadece ev hizmetleri kapsamında yapılan çalışmalara yöneliktir. Aşağıdaki üç alan dışında kalan başvurular reddedilir:

12 yaş altı çocuk bakımı, 65 yaş üzeri yaşlı bakımı ve Her yaşta hasta bakımı.

Erkek çalışanlar için yalnızca 65 yaş üstü bireylerin bakımı kabul edilir. Bu durumda sağlık raporu sunulması zorunludur. 85 yaş ve üzeri bakımında ise sağlık raporu uygulamada istenmeyebilir.

5. İşverenin Gelir Düzeyi

İşverenin yabancıyı istihdam edecek mali yeterliliğe sahip olduğunu ispatlaması gerekir. Bu nedenle gelir düzeyinin asgari ücretin en az 4 katı olması gerekir. Uygulamada bazı göç idareleri son 6 aylık düzenli ~110.000 TL gelir beyanı isteyebilmektedir.

6. Yetkili Başvuru Birimi

İstanbul’da ev hizmetlerinde çalışacak yabancılar için başvurular yalnızca Fatih İl Göç İdaresi Müdürlüğü’ne yapılır. Diğer ilçe müdürlükleri bu tür başvuruları kabul etmez.

B. Belge Hazırlığı Aşaması

Başvuru sürecinin en önemli adımlarından biri de belgelerin eksiksiz hazırlanmasıdır. Belgelerdeki en küçük eksiklik dahi başvurunun reddedilmesine yol açabilir. Belgeler iki ana grupta toplanır: yabancıya ait belgeler ve işverene ait belgeler.

a. Yabancı (Çalışan) Tarafından Hazırlanacak Belgeler

Pasaport ve Son Giriş Kaşesi Fotokopisi : Pasaportun geçerliliği en az 8 ay olmalı. Türkiye’ye giriş sayfası (giriş kaşesi) okunaklı şekilde kopyalanmalıdır.

Biyometrik Fotoğraf : Dijital formatta ve ayrıca 8 adet baskı halinde olmalıdır. Beyaz arka planlı, güncel (son 6 ay içinde çekilmiş) ve biyometrik standartlara uygun olmalıdır.

İkamet Başvuru Formu / Dilekçe : Randevu tarihine göre hazırlanır. Yabancının kimlik bilgileri, adresi ve başvuru amacı detaylı şekilde belirtilir.

Yıllık Özel Sağlık Sigortası : İkamet izni aşamasında zorunlu olarak ibraz edilmelidir. Sigorta süresi en az 1 yılı kapsamalı ve Türkiye’de geçerli olmalıdır.

Yerleşim Yeri Belgesi : Yabancının Türkiye’de nerede ikamet ettiğini gösteren belge. Kira sözleşmesi veya noter onaylı ikamet taahhütnamesi kabul edilir. Noter onaylı ikamet taahhütnamesi, yabancı kişinin Türkiye’de ikamet edeceği adrese ilişkin bir “yerleşim izni beyanı”dır ve bunu ev sahibi ya da konutu kullandıran kişi düzenlemelidir.

Anne – Baba İsimleri : Başvuru formunun ilgili alanlarında mutlaka doldurulmalıdır. Eksik bilgi başvurunun geri çevrilmesine neden olabilir.

Adli Sicil Kaydı(Bazı durumlarda) : Bazı dosyalarda talep edilmektedir. Eğer istenirse, yabancının Türkiye’de işlediği herhangi bir suçun olmadığını gösteren belge sunulmalıdır.

Vekâletname(Avukat aracılığıyla başvuru yapılacaksa) : Yabancı kişinin bir avukata yetki vermesi için noter tasdikli vekâletname düzenlemesi gerekir.

b. İşverenden (Destekleyiciden) İstenen Belgeler

Ev hizmetlerinde çalışacak yabancı için işverenin (destekleyicinin) de hazırlaması gereken belgeler bulunmaktadır. Bu belgeler işverenin mali yeterliliğini, adres uyumunu ve yükümlülüklere bağlılığını kanıtlar:

Noter Onaylı Taahhütname: Ev hizmetlerine özel düzenlenmeli, genellikle eş ile birlikte imzalanır.

Dilekçe: Çalışanın görev tanımı, adres, çalışma süresi ve işyeri bilgilerini içermelidir.

Yerleşim Yeri Belgesi: Hem işveren hem de bakımı yapılacak kişi için.

Fatura (Elektrik/Su/Doğalgaz): Adresin teyidi için sunulur.

Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği: İşveren ve bakılacak kişiye ait.

Gelir Belgeleri (6–12 Ay): Banka hesap ekstresi (şube kaşeli, imzalı + imza sirküleri), Maaş bordrosu ve/veya vergi beyannamesi

Gelir Koşulu: Aylık gelir asgari ücretin 4 katı olmalı (~110.000 TL).

SGK Hizmet Dökümü: Karekodlu olarak ibraz edilmeli.

Kimlik Fotokopisi: Aslı randevu esnasında sunulmalıdır.

Noter Taahhütname İçeriği (Özet):
Çalışma ve ikamet başvurularının yapılacağı, SGK tescil ve prim ödemelerinin zamanında gerçekleştirileceği, adres ve değişiklik bildirimlerinin süresinde yapılacağı, ev hizmeti dışında çalıştırılmayacağı, mevzuat ihlallerinden doğan tüm ceza ve giderlerin üstlenileceği ve Göç İdaresi bildirimlerinin eksiksiz yapılacağı taahhüt edilir.

Sonuç: Başvuru Öncesi Hazırlık Başarının Anahtarıdır

Ev hizmetlerinde çalışacak yabancıların ikamet veya çalışma izni başvurusunun kabul edilmesi, tamamen bu ön koşulların eksiksiz yerine getirilmesine bağlıdır. Yasal girişten pasaport süresine, faaliyet alanından işverenin gelir durumuna kadar her bir unsur titizlikle kontrol edilmelidir. Belgelerin doğru ve eksiksiz hazırlanması, hem başvurunun daha kısa sürede sonuçlanmasını sağlar hem de ret riskini ortadan kaldırır.

Unutulmamalıdır ki, her dosyanın şartları farklı olabilir. Bu nedenle özellikle GGM kaydı, şartlı giriş, gelir belgesi eksikliği veya pasaport süresi gibi riskli durumlarda sürecin profesyonel bir yabancılar hukuku avukatı ile yürütülmesi başvurunun olumlu sonuçlanması açısından büyük önem taşır. bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Ev hizmetlerinde yabancı çalışan istihdamı için yapılan ikamet veya çalışma izni başvuruları, yalnızca belge tesliminden ibaret olmayan; yabancılar hukuku, idare hukuku, iş hukuku ve uluslararası mevzuatın iç içe geçtiği son derece teknik bir süreçtir. Başvuru öncesi uygunluk şartlarının doğru değerlendirilmemesi ya da belgelerde yapılacak küçük bir hata, başvurunun reddedilmesine, yabancının “kaçak statüsüne düşmesine”, hatta sınır dışı edilmesine kadar gidebilecek ciddi sonuçlara yol açabilir.

Bu nedenle sürecin başından sonuna kadar profesyonel bir avukat ile ilerlemek, başvurunun olumlu sonuçlanması açısından kritik öneme sahiptir. Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Gebze, Kartal, Maltepe ve Kadıköy gibi yoğun yabancı nüfusa sahip bölgelerde, başvuru süreci uygulamada farklılıklar gösterebilir. Uzman bir avukat, hem bu yerel uygulamaları yakından bilir hem de dosyanın en doğru stratejiyle ilerlemesini sağlar.

Avukat desteği sayesinde: Yabancının giriş kayıtları, GGM veya şartlı giriş durumu önceden tespit edilir ve olası riskler ortadan kaldırılır. Tüm belgeler hukuka uygun şekilde hazırlanır ve eksiksiz biçimde dosyaya eklenir. Ret durumunda idari itiraz ve dava süreçleri profesyonelce yürütülür.

Sonuç olarak, başvurunun her aşamasında uzman desteği almak, yalnızca ret riskini en aza indirmekle kalmaz, aynı zamanda sürecin daha hızlı ve güvenli şekilde tamamlanmasını da sağlar. Bu nedenle ev hizmetlerinde yabancı çalışan başvurularında uzman bir avukatla çalışmak, en doğru ve güvenli yaklaşımdır.

Read More

2025 Kaçak Yabancılara Af Var mı? | Ev Hizmetlerinde Çalışanlar İçin Yeni İkamet ve Çalışma İzni Düzenlemesi

Giriş
Türkiye’de yabancıların ikamet ve çalışma izinlerine ilişkin düzenlemeler, göç hareketliliği ve ekonomik ihtiyaçlar doğrultusunda sürekli değişmektedir. Özellikle vize veya ikamet süresi sona erdiği hâlde ülkede kalan yabancıların sayısındaki artış, hem kamu otoriteleri açısından kontrol ve denetim sorunları doğurmakta hem de işgücü piyasasında kayıt dışı istihdamı artırmaktadır. Bu durum, uzun süredir üzerinde çalışılan bir çözüm arayışını beraberinde getirmiş ve 2025 yılında ev hizmetlerinde çalışan yabancılara yönelik özel bir düzenlemenin hayata geçirilmesine neden olmuştur. Kamuoyunda “af” olarak adlandırılan bu uygulama, aslında genel bir af niteliği taşımamakta; yalnızca belirli şartları taşıyan yabancılara yasal statüye geçişte kolaylık sağlamayı amaçlayan istisnai bir mekanizma olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygulama, hem işverenleri ve çalışanları kayıt içine almayı hem de çocuk, yaşlı ve hasta bakım hizmetlerinde çalışan yabancılar için daha sürdürülebilir bir yasal çerçeve oluşturmayı hedeflemektedir.

1. Düzenlemenin Gerekçesi ve Amaçları

Türkiye’de ikamet ya da çalışma izni süresi dolmuş olan, süresi bittikten sonra kalışını yasal statü olmadan sürdüren yabancılar (vize veya ikamet ihlali) için çözüm arayışı uzun süredir gündemdedir.

Bu düzenlemenin adı “af” olsa da, pratikte genel bir af değil, yalnızca belli şartları taşıyan yabancılara sınırlı kolaylık sağlayan istisnai bir düzenleme olarak anılmaktadır.

Ana amaç: çalışanları ve işverenleri kayıt içine çekmek; ev hizmetlerinde çalışanların yasal statü kazanmasını kolaylaştırmak; kaçak durumun yol açtığı cezai/uygulama sorunlarını hafifletmek.

2. Düzenlemenin Kapsamı: Kimler Yararlanabilir?

ŞartAçıklama
Ev hizmetlerinde çalışıyor / çalışacak olmaÇocuk bakımı, yaşlı bakımı, hasta bakımı gibi ev işleri ile sınırlı olduğu belirtilmektedir.
Türkiye’ye yasal giriş yapılmış olmasıDüzenlemeden faydalanabilmek için ilk girişin sınır kapısından, pasaportla vs. yasal bir girişle yapılmış olması şart koşulmaktadır.
Pasaport geçerliliğiBaşvuru sırasında pasaportun en az 8 ay geçerli olması şartı yaygın olarak ifade edilmektedir.
Sabıka kaydı / geri gönderme merkezi kaydı olmama/tahdit kodunuzun bulunmamasıAdli sicil kaydı olmamalı ve tahdit kodunuzun bulunmaması
İkamet/çalışma izni başvurusunun daha önce reddedilmiş olması durumu2025 yılında ikamet/çalışma izni başvurusunda bulunmuş ve ret alanların başvuruları aftan yararlanamıyor. Ancak 2024 yılı ve öncesinde başvurusu reddedilen ve sonrasında kaçak kalan yabancılar aftan faydalanabilmektedir.
Ev hizmeti dışındaki alanlarda çalışma isteği olmamasıSadece ev hizmetleri kapsamındaki işlerde çalışacak olma şartı verilmiş; başka sektörlerde çalışan kaçaklara bu düzenlemenin uygulanmayacağı belirtilmiştir.    

3. İşverene Ait İddia Edilen Kriterler

KriterAçıklama / KaynakNotlar / Tartışmalar
Noter onaylı taahhütnameİşverenin, çalıştıracağı yabancıyla ilgili taahhütnameyi noter huzurunda vermesi gerektiği ifade edilmektedir.Bu taahhütnameyle işveren, başvuru sürecindeki yükümlülüklerini kabul ediyor görünmektedir.
Aylık gelir şartıİşverenin aylık geliri en az asgari ücretin dört katı olmalıBu tutarın sabit olup olmadığı, hangi gelir kalemlerinin dikkate alındığı belirsizdir.
SGK yükümlülüğü / prim ödeme garantisiEv hizmetlerinde çalışacak yabancılar için işverenin sosyal güvenlik primlerini tam ve düzenli olarak ödemesi şart olacağı belirtilmektedirBu kriter, işverenin mali yeterliliğini gösterebilmesini amaçlamaktadır.
Bakılacak kişinin sağlık / bakım ihtiyacı belgesiEv hizmeti çalıştırılacak kişinin (yaşlı, hasta, çocuk) bakıma muhtaç olduğunu ispatlayan sağlık raporu gibi belge istenmektedir.Bu belge, hizmetin meşruiyetini gösterme amacı taşır.
İkamet adresi ve işveren / bakım alanı uyumuİşverenin ve çalıştırılacak yabancının ikamet adresi, bakım yapılacak kişiyle aynı il/ilçede olmalı gibi şartlar ileri sürülmektedir.
İşverenin mali güce sahip olmasıBazı kaynaklarda işverenin, asgari ücret düzeyinde ödeme yapabilecek mali güce sahip olması şartı yer alır.
Pasaport / kimlik doğrulama yükümlülükleriİşverenin yabancı çalışana ait pasaport, kimlik ve ikamet bilgilerini sağlaması beklenir.Bu yükümlülük, usule ilişkin doğrulama işlevi taşır.

Sonuç:
Sonuç olarak, 2025 yılında getirilen düzenleme, hem göç hukukunun gelişen ihtiyaçlarına cevap vermekte hem de belirli koşulları sağlayan yabancılar açısından önemli bir fırsat sunmaktadır. Ev hizmetlerinde çalışan yabancıların yasal statüye kavuşması, kayıt dışı istihdamın azaltılması ve işverenlerin hukuki yükümlülüklerinin netleştirilmesi açısından bu düzenleme stratejik bir adım olarak değerlendirilmelidir. Ancak uygulamanın kapsamı oldukça sınırlı olup yalnızca belli niteliklere sahip kişilere yöneliktir; bu nedenle başvuru sürecinde şartların dikkatle incelenmesi ve tüm prosedürlerin eksiksiz yerine getirilmesi büyük önem taşır. Özellikle pasaport geçerliliği, yasal giriş, sabıka durumu ve çalışma alanı gibi kriterlere uyulmadığı takdirde başvuruların reddedilmesi veya geri gönderme riskinin ortaya çıkması mümkündür. Bu nedenle, sürecin uzman bir avukat desteğiyle yürütülmesi hak kayıplarını önleyecek ve düzenlemenin sağladığı avantajlardan en verimli şekilde yararlanılmasını sağlayacaktır. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

2025 yılında yürürlüğe konulan ev hizmetlerinde çalışan yabancılara yönelik düzenleme, görünüşte basit bir “af” uygulaması gibi görünse de, aslında çok katmanlı bir hukukî süreçtir. Başvuru süreci; 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu, ilgili yönetmelikler ve Göç İdaresi’nin iç düzenlemeleriyle doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle, küçük bir eksiklik ya da hatalı belge bile başvurunun reddi, idari para cezası veya geri gönderme merkezine sevk edilme gibi ciddi sonuçlara yol açabilir.

Ayrıca düzenlemenin kapsamı dar ve şartları oldukça teknik olduğundan, her yabancının durumu ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Örneğin; pasaport süresinin yeterli olmaması, ilk girişin yasal yollarla yapılmamış olması, sabıka kaydının bulunması ya da işveren gelirinin yeterli olmaması gibi durumlar doğrudan olumsuz sonuç doğurabilir. Bunlara ek olarak işveren tarafından sunulacak taahhütnamenin hukuka uygun hazırlanması, gelir ve SGK belgelerinin eksiksiz sunulması ve bakım ihtiyacının belgelerle ispatlanması gibi teknik ayrıntılar profesyonel destek gerektirir.

Tüm bu nedenlerle, sürecin başından itibaren yabancılar hukuku alanında uzman bir avukatla çalışmak hem başvurunun reddedilme riskini en aza indirir hem de yasal hakların en geniş şekilde kullanılmasını sağlar. Avukat desteği, başvuru belgelerinin doğru hazırlanmasından itiraz ve dava yollarının zamanında işletilmesine kadar tüm süreçte stratejik bir avantaj sağlar ve yabancıların yasal statüye sorunsuz geçişini mümkün kılar.

Read More