Yabancı Boşanma Kararında Velayet Yoksa Ne Olur? Velayet Askıda Kalır Mı?

1. Yabancı Boşanma Kararı : Velayetin “Askıda” Kalması Kavramı ve Oluşma Koşulları

Yargıtay içtihatları doğrultusunda, yabancı bir mahkeme tarafından verilen boşanma kararının Türkiye’de tanınmış veya tenfiz edilmiş olmasına rağmen, müşterek çocuğun velayetine ilişkin bir hüküm kurulmamış olması veya mevcut hükmün Türk kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemesi durumunda velayet hakkı Türkiye’de “askıda” veya “boşta” kalmış sayılmaktadır.

Hüküm Bulunmaması Durumu: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2009/10927 E., 2010/593 K.) ve 5. Hukuk Dairesi (2024/369 E., 2024/3972 K.) kararlarında, yabancı mahkeme ilamında velayete dair bir düzenleme yer almadığında, boşanma kısmı tanınsa dahi velayet konusunun askıda kaldığı açıkça ifade edilmiştir.

Kamu Düzenine Aykırılık ve Kısmi Tenfiz: Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2016/10693 E., 2016/9660 K.) Kve 17. Hukuk Dairesi (2012/11007 E., 2012/11131 K.) kararlarına göre, yabancı mahkemenin velayeti “anne ve babaya birlikte” (ortak velayet) vermesi, ilgili dönemdeki Türk hukuk tatbikatına aykırı görülerek tenfiz edilmemiştir. Bu durumda boşanma kararı tenfiz edilse de velayet hükmü tenfiz dışı kaldığı için velayet hakkı Türkiye’de “boş bırakılmış” kabul edilmektedir.

2. Velayetin Düzenlenmesinde Kamu Düzeni ve Mahkemenin Re’sen Görevi

Velayete ilişkin kurallar Türk hukukunda kamu düzeniyle doğrudan ilişkilidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2009/11390 E., 2010/1604 K.) Kkararına göre, yabancı ilamda velayet düzenlemesinin bulunmaması boşanmanın tanınmasına engel teşkil etmez; ancak bu eksikliğin Türkiye’de bağımsız bir dava ile giderilmesi zorunludur.

Hakimin Müdahalesi: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2009/10926 E., 2010/592 K.), velayetin askıda olduğu durumlarda mahkemenin ihbar üzerine veya re’sen velayet düzenlemesi yapması gerektiğini vurgulamıştır.

Ön Sorun Niteliği: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2013/20889 E., 2014/5228 K.), velayet askıda iken kişisel ilişki tesisi talep edilmişse, mahkemenin öncelikle velayeti düzenlemesi gerektiğini, velayet karara bağlanmadan kişisel ilişki hükmü kurulamayacağını belirtmiştir. Benzer şekilde, velayet düzenlenmeden iştirak nafakasına hükmedilmesi de usule aykırı bulunmuştur (2. HD, 2014/23797 E., 2015/5663 K.)

3. Görevli ve Yetkili Mahkeme

Velayetin askıda kalması durumunda açılacak bağımsız velayet davasında görev ve yetki kuralları Yargıtay kararlarıyla netleştirilmiştir:

Görevli Mahkeme: 4787 sayılı Kanun’un 6/2-c maddesi uyarınca, velayetin düzenlenmesi davalarında Aile Mahkemeleri görevlidir (20. HD, 2017/5947 E., 2017/3841 K.)K.

Yetkili Mahkeme: Velayetin düzenlenmesi davasında kesin bir yetki kuralı bulunmamaktadır. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi (2020/7579 E., 2020/9110 K.), davanın açıldığı mahkemeye süresinde yetki itirazı yapılmadığı takdirde o mahkemenin yetkili hale geleceğini belirtmiştir. Genel olarak çocuğun Türkiye’deki yerleşim yeri veya tarafların sakin olduğu yer mahkemesi yetkili kabul edilmektedir (17. HD, 2013/1224 E., 2013/8167 K.)

4. Yargılama Usulü ve Çocuğun Üstün Yararı

Velayet düzenlenmesi davası, yabancı boşanma ilamının tanınmasından sonra açılan bağımsız bir dava niteliğindedir.

Hukuki Dinlenilme Hakkı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2018/6976 E., 2018/13405 K.), bu davaların kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle dosya üzerinden karar verilemeyeceğini, duruşma açılarak taraflara delillerini sunma imkanı tanınması gerektiğini hükme bağlamıştır.

Sınırlandırma Yasağı: Mahkemece verilen velayet kararı, çocuğun üstün yararı gereği ülke sınırları ile kısıtlanamaz (2. HD, 2017/3675 E., 2017/10641 K.).

Tanınmanın Kesinleşmesi Şartı: Velayet davasının esasına girilebilmesi için yabancı boşanma ilamının Türkiye’deki tanınma kararının kesinleşmiş olması bir ön koşuldur (2. HD, 2015/15599 E., 2015/24938 K.)Ka.

Sonuç olarak; yabancı mahkeme ilamında velayete dair hüküm bulunmaması veya bu hükmün tenfiz edilmemesi, velayeti Türkiye’de askıda bırakır. Bu durumda yetkili Aile Mahkemesi, çocuğun üstün yararını gözeterek bağımsız bir dava veya ihbar üzerine velayeti yeniden düzenlemekle yükümlüdür.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yurtdışında verilen boşanma kararları sonrasında velayet konusunun Türkiye’de askıda kalması, uygulamada ciddi hak kayıplarına ve telafisi güç sonuçlara yol açabilen teknik bir hukuki durumdur. Bu süreç, yalnızca tanıma ve tenfiz kurallarının bilinmesini değil; kamu düzeni, çocuğun üstün yararı, re’sen araştırma ilkesi, ön sorun–asıl dava ayrımı ve usul hukuku bakımından Yargıtay içtihatlarının doğru yorumlanmasını zorunlu kılar.

Özellikle;

Yabancı ilamda velayet hükmü bulunup bulunmadığının doğru tespiti,

Mevcut velayet düzenlemesinin kısmi tenfize elverişli olup olmadığının değerlendirilmesi,

Velayet askıda iken kişisel ilişki, iştirak nafakası veya geçici tedbir taleplerinin nasıl ileri sürüleceğinin belirlenmesi,

Görevli ve yetkili mahkemenin yanlış seçilmesi halinde doğabilecek usulden ret risklerinin bertaraf edilmesi,

Çocuğun üstün yararı ilkesine uygun delil stratejisinin kurulması

ancak bu alanda deneyimli bir aile hukuku ve yabancılar hukuku uzmanı tarafından sağlıklı şekilde yürütülebilir.

Bu nedenle, yurtdışı boşanma kararları sonrası velayet sorunu yaşayan tarafların, süreci baştan sona profesyonel hukuki destekle yönetmeleri büyük önem taşır. İstanbul’da özellikle Tuzla, Pendik, Kartal ve Tepeören bölgelerinde bu alanda yoğun uygulama tecrübesine sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, velayetin askıda kalması, bağımsız velayet davaları, tanıma–tenfiz süreçleri ve çocuğun üstün yararına dayalı tüm aile hukuku uyuşmazlıklarında müvekkillerine kapsamlı hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; velayet davalarında yapılacak en küçük usul hatası, çocuğun geleceğini doğrudan etkileyen sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sürecin, alanında uzman bir avukat eşliğinde yürütülmesi hukuki bir zorunluluk olduğu kadar, çocuğun menfaatleri açısından da hayati önemdedir.

Read More

Yurtdışında alınan çocuk velayeti kararı Türkiye’de geçerli olur mu?

1. Genel Prensip: Tanıma ve Tenfiz Zorunluluğu

Yurtdışında alınan çocuk velayeti kararı Türkiye’de geçerli olur mu? Yurtdışında alınan çocuk velayeti kararları, Türkiye’de doğrudan geçerli ve icra edilebilir nitelikte değildir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50. maddesi uyarınca, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilen ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından “tenfiz” kararı verilmesine bağlıdır. Tanıma ise, MÖHUK’un 58. maddesi uyarınca yabancı mahkeme kararına kesin delil veya kesin hüküm vasfı kazandırır. Tenfiz kararı alınmadıkça, yabancı bir velayet ilamının Türkiye’de icra edilmesi hukuken mümkün değildir.

2. Tenfiz ve Tanıma Şartları

Yargıtay kararları uyarınca, bir velayet kararının Türkiye’de tenfiz edilebilmesi için MÖHUK’un 54. maddesinde yer alan şu şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekir:

Kesinleşme ve Apostil: Kararın verildiği ülke kanunlarına göre kesinleşmiş olması, kesinleşme şerhini içermesi ve usulüne uygun apostil şerhi ile tercümesinin sunulması zorunludur.

Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma, kanun hükmü veya fiili uygulama bulunmalıdır. Örneğin, Bulgaristan ve Kazakistan ile yapılan adli yardım anlaşmaları bu şartı sağlamaktadır. Ancak ABD (North Carolina) gibi bazı eyaletlerle karşılıklılığın bulunup bulunmadığı mahkemece titizlikle araştırılmalıdır.

Kamu Düzenine Aykırılık Bulunmaması: Kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gerekir. Velayetin düzenlenmesi Türkiye’de kamu düzenine ilişkin bir konu olarak kabul edilmektedir.

Savunma Hakkına Riayet: Kendisine karşı tenfiz istenen tarafın, yabancı mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrılmış olması ve savunma hakkının ihlal edilmemiş olması şarttır. Lüksemburg Sözleşmesi uyarınca, davalıya savunma imkanı tanınmadan gıyabında verilen kararların tenfizi reddedilmektedir.

3. Uluslararası Sözleşmelerin Uygulanması

Velayet kararlarının tanınması ve tenfizinde Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler öncelikli olarak dikkate alınır:

1980 Lüksemburg Sözleşmesi: Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi uyarınca, akit devletlerden birinde verilen velayet kararı, diğer devlette esastan inceleme yapılmaksızın tanınmalı ve tenfiz edilmelidir.

1980 Lahey Sözleşmesi: Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine Dair Sözleşme kapsamında, çocuğun mutat meskenine iadesi davalarında yabancı velayet kararları önemli bir dayanak teşkil eder. Anayasa Mahkemesi, iade prosedüründe yabancı velayet kararının varlığının her zaman şart olmadığını ancak mevcut kararların çocuğun yararı çerçevesinde değerlendirildiğini belirtmiştir.

4. Ortak Velayet ve Kamu Düzeni Denetimi

Yargıtay’ın geçmişteki bazı kararlarında, yabancı mahkemelerce verilen “ortak velayet” kararları Türk hukukundaki “velayetin eşlerden birine verilmesi zorunluluğu” (TMK md. 336) nedeniyle kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemiştir. Ancak güncel içtihatlar ve Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda; 6684 sayılı Kanun ile onaylanan 7 No.lu Protokol uyarınca, ortak velayet düzenlemesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığı ve Türk toplumunun temel yapısını ihlal etmediği kabul edilmektedir. Bu nedenle, tarafların çekişmesi yoksa yabancı mahkemenin ortak velayet kararları Türkiye’de tanınabilmektedir.

5. Velayetin “Askıda” Kalması Durumu

Yabancı mahkemenin boşanma kararı Türkiye’de tanınmış olsa bile, eğer velayet konusunda bir hüküm kurulmamışsa veya velayet hükmü Türk kamu düzenine aykırı bulunarak tenfiz edilmemişse, velayet hakkı Türkiye’de “askıda” kalmış sayılır. Bu durumda, çocuğun Türkiye’deki yerleşim yeri dikkate alınarak yetkili Türk Aile Mahkemelerinde velayetin düzenlenmesi için bağımsız bir dava açılması gerekmektedir.

6. Yargılama Usulü

Tanıma ve tenfiz istemleri basit yargılama usulüne tabidir. Dava dilekçesinin ve duruşma gününün karşı tarafa tebliği zorunludur. Davalıya itiraz hakkı tanınmadan dosya üzerinden karar verilmesi, Yargıtay tarafından bozma sebebi sayılmaktadır.

7. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, velayet kararlarının farklı hukuki süreçlerdeki etkisine dair şu ek bağlamları sunmaktadır:

Çocuk İadesi Davaları: Lahey Sözleşmesi kapsamındaki iade davalarında, yabancı mahkemenin velayet veya ikametgah belirleme hakkına dair kararları, “hukuka aykırı alıkoyma” olgusunun ispatında bağlayıcı delil olarak kullanılmaktadır. Bu süreçte kararın ayrıca tenfiz edilmesi zorunluluğu aranmayabilmektedir.

Nafaka Kararları: Velayetle birlikte hükmedilen iştirak nafakası kararları da MÖHUK 50 vd. maddeleri uyarınca tenfiz edilebilir. Reşit olan çocuklar yönünden nafaka tenfizi taleplerinde hukuki yarar şartı gözetilmektedir.

Ticari Kararlarla Kıyas: Genel tanıma-tenfiz rejimi (MÖHUK 50-58), ticari alacaklardan aile hukukuna kadar geniş bir yelpazede benzer usuli şartlara (kesinleşme, karşılıklılık, kamu düzeni) tabidir; ancak velayet kararlarında “çocuğun üstün yararı” ve “kamu düzeni” denetimi çok daha sıkı uygulanmaktadır. Bir yazı önerisi.

Yurtdışı Velayet Kararlarında Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Yurtdışında verilen çocuk velayeti kararlarının Türkiye’de geçerli hale gelebilmesi, tanıma ve tenfiz gibi teknik ve çok katmanlı hukuki süreçlere bağlıdır. Bu süreçler, yalnızca usuli bir başvurudan ibaret olmayıp; MÖHUK hükümleri, uluslararası sözleşmeler, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ile birlikte Türk kamu düzeni ve çocuğun üstün yararı kriterlerinin birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılar.

Uygulamada en sık karşılaşılan hatalar; kesinleşme ve apostil eksiklikleri, yanlış yetkili mahkemede dava açılması, savunma hakkının ihlal edildiği iddialarının yeterince karşılanamaması ve özellikle ortak velayet kararlarında kamu düzeni denetiminin doğru yönetilememesidir. Bu tür usul ve strateji hataları, davanın reddine veya sürecin aylarca uzamasına neden olabilmektedir.

Özellikle İstanbul gibi yabancılık unsuru içeren aile hukuku uyuşmazlıklarının yoğun olduğu büyük şehirlerde; yurtdışı velayet, çocuk iadesi ve nafaka bağlantılı dosyaların, bu alanda uzmanlaşmış bir avukat tarafından yürütülmesi kritik öneme sahiptir. Her ülke kararının ve her somut olayın farklı hukuki sonuçlar doğurduğu dikkate alındığında, standart dilekçelerle ilerlemek ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Bu nedenle, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi sürecinde; hem uluslararası sözleşmelere hâkim, hem de güncel içtihatları yakından takip eden bir hukuk bürosundan destek alınması, sürecin hızlı, doğru ve çocuğun yararına uygun şekilde sonuçlanmasını sağlar.
2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli olarak, yurtdışı velayet kararlarının tanıma ve tenfizi başta olmak üzere uluslararası aile hukuku alanında profesyonel hukuki destek sunmaktadır.

Read More

Geçici Koruma Hakkında En Çok Merak Edilen Sorular (2025 Güncel – Net, Doğru ve Resmî Bilgilerle)

Geçici koruma sahibi kişiler çalışma iznine başvurabilir mi?

Evet. Geçici koruma sağlanan yabancılar, Geçici Koruma Kimlik Belgesinin düzenlendiği tarihten itibaren 6 ay geçtikten sonra çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti için başvuruda bulunabilirler.

Geçici koruma kapsamındayım, uzun dönem ikamet iznine başvurabilir miyim?

Hayır. Geçici Koruma Kimlik Belgesi, uzun dönem ikamet iznine geçiş hakkı sağlamaz.

Geçici koruma kapsamındayım, sağlık hizmetlerinden yararlanabilir miyim?

Evet. Kayıt altına alınarak Geçici Koruma Kimlik Belgesi düzenlenmiş olan Suriyeliler, ikamet ettikleri il sınırları içinde sağlık hizmetlerinden yararlanabilmektedir.

Geçici koruma kapsamındayım, eğitim hizmetlerinden yararlanabilir miyim?

Evet. Geçici koruma kimlik belgesi bulunan Suriyeliler, Milli Eğitim Bakanlığı düzenlemeleri kapsamında ilk ve ortaöğretim kurumlarına kayıt yaptırabilirler. Ayrıca bu belge ile üniversitelerde öğrenim görebilirler.

Geçici koruma kapsamındayım, barınma merkezlerinde kalabilir miyim?

Evet. Geçici Barınma Merkezlerine yerleştirilmek isteyenler, kayıtlı oldukları ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğü ile görüşerek taleplerini iletebilirler.

Geçici koruma kapsamında çalışma iznim var, Türkiye dışına çıkış–giriş yapabilir miyim?

Hayır. Geçici koruma kapsamında bulunan kişiler, Göç İdaresinden alınan resmî izinler dışında yurt dışına çıkış yaptıkları takdirde Geçici Koruma Kartları iptal edilir.
Ayrıca iller arası seyahat için de kayıtlı olunan ilin İl Göç İdaresinden izin alınması zorunludur.

Üçüncü bir ülkeye çıkış yapılması halinde geçici koruma sona erer mi?

Evet. Geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin üçüncü bir ülkeye çıkış yapmaları veya insani nedenlerle başka bir ülkeye kabul edilmeleri halinde geçici korumaları bireysel olarak sona erer.

Kimler geçici koruma kapsamına alınmaktadır?

28/04/2011 tarihinden itibaren, Suriye Arap Cumhuriyeti’nde meydana gelen olaylar nedeniyle Türkiye’ye kitlesel veya bireysel olarak gelen veya sınırlarımızı geçen Suriye vatandaşları, vatansızlar ve mülteciler geçici koruma altına alınmaktadır.

Geçici koruma kayıt işlemleri nasıl ve nerede yapılır?

Kayıt işlemleri, Başkanlıkça belirlenen Geçici Barınma Merkezleri bünyesindeki sevk merkezlerinde yürütülür. Geçici korumaya ilişkin tüm işlemler bu merkezlerde takip edilir.

Geçici koruma kapsamına alınma kararı nasıl verilir?

Ülkemize kitlesel göç yaşanması halinde, Cumhurbaşkanlığı kararı ile geçici koruma uygulanıp uygulanmayacağına karar verilir.

Irak uyruklu yabancılar geçici koruma kapsamına alınır mı?

Hayır. Geçici koruma uygulaması, Suriye Arap Cumhuriyeti’nden gelen kişiler için uygulanmaktadır.

Geçici koruma uygulaması ne zaman başladı, ne zaman bitecek?

Geçici koruma uygulaması, 22/10/2014 tarihli Geçici Koruma Yönetmeliği’nin yürürlüğe girmesiyle başlamıştır. Bitiş tarihi belirli değildir ve Cumhurbaşkanlığı kararıyla sona erdirilebilir.

Geçici koruma kapsamındaki yabancılar hangi illerde kalabilir?

Kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığı açısından sakınca bulunmaması halinde, Başkanlıkça belirlenen illerde kalmalarına izin verilebilir.

Geçici koruma kapsamında il değiştirmek isteyenler ne yapmalıdır?

Kayıtlı olunan ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğünden izin alınması gerekir. İş, eğitim, sağlık veya akrabalık gibi makul bir gerekçe varsa Yol İzin Belgesi düzenlenebilir.

Gönüllü geri dönüş yapan Suriyeliler için prosedür nasıldır?

Gönüllü geri dönüş yapmak isteyenler, randevu.goc.gov.tr üzerinden randevu alır. İl Göç İdaresindeki işlemler tamamlandıktan sonra 15 gün süreli yol izin belgesi düzenlenir ve sınır kapısından çıkış yapılır.

Gönüllü geri dönüş yaptıktan sonra tekrar Türkiye’ye gelenler ne yapmalıdır?

Tekrar giriş yapan kişi, bulunduğu ilin İl Göç İdaresine başvurur. Mülakat yapılır ve geçici koruma hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilir.

Geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler ikamet izni alabilir mi?

Gerekli şartları sağlamaları halinde, bulundukları ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğüne başvurarak ikamet izni talebinde bulunabilirler.

Türk vatandaşı ile evlenen geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler vatandaşlık alabilir mi?

Geçici koruma kapsamında geçirilen süreler, evlenme yoluyla vatandaşlık kazanımında hesaplamaya dahil edilmez. Ancak 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu uyarınca başvuru yapılabilir. Yetkili kurum Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüdür.

Evlenme ehliyet belgesi nereden alınır?

Geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler, İl Göç İdaresi Müdürlüklerine başvurarak ve E-Devlet üzerinden evlenme ehliyet belgesi alabilirler.

Üniversitede okuyan geçici koruma sahipleri öğrenci ikamet izni alabilir mi?

Mevcut statüleriyle eğitim alma hakları vardır. Öğrenci ikamet izni almak isteyenler, şartları taşıyıp taşımadıkları konusunda İl Göç İdaresinden bilgi almalıdır.

Geçici koruma kimlik belgesini kaybedenler ne yapmalı?

Emniyetten kayıp/çalıntı tutanağı alınmalı ve İl Göç İdaresine başvurulmalıdır. Tutanak yoksa gazete ilanı verilmesi gerekir.

Geçici koruma kapsamındaki bir Suriyeli bebeğin doğum kaydı nasıl yapılır?

Hastaneden veya muhtarlıktan alınan doğum belgesiyle birlikte Nüfus ve Kayıt Merkezine başvurulur. Ebeveynlerin geçici koruma kimlikleri gereklidir.

Geçici koruma kimlik belgesi Türk vatandaşlığına başvuru hakkı sağlar mı?

Hayır. Geçici koruma kimlik belgesi, Türkiye’de kalış hakkı sağlar, ancak doğrudan vatandaşlık başvuru hakkı tanımaz.

Geçici koruma için nereye kayıt yaptırılır?

Bulunduğunuz ilin İl Göç İdaresi Müdürlüğüne başvurabilirsiniz. İstanbul’da Kumkapı ve Sultanbeyli Koordinasyon Merkezleri yetkilidir. Resmi bilgileri teyit için bakınız.

Read More

Ocak 2026 Kira Artış Oranı Ne Kadar Oldu?

Ocak 2026 Kira Artış Oranı Belli Oldu! Zam Ne Kadar? Kiralık konut veya işyeri olan milyonlarca kişi için merakla beklenen açıklama geldi.
Ocak 2026 kira artış oranı belli oldu! TÜİK’in Aralık ayı enflasyon rakamlarını açıklamasıyla birlikte, bu ay kiralara uygulanabilecek yasal zam oranı da netleşti.

Ocak 2026 Kira Artış Oranı Ne Kadar Oldu?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre:

Aralık 2026 yıllık enflasyon oranı: % 30,89

12 aylık ortalama TÜFE (kira artışında esas alınan oran): 34,88

TÜİK verileriyle Ocak 2026 kira artış oranı açıklandı. Ev ve iş yerlerine yapılacak yasal zam oranı 34,88  oldu. Buna göre, Ocak 2026 ayında yenilenecek kira sözleşmelerinde ev sahipleri en fazla % 34,88  oranında zam yapabilecek. Bu oran hem konut kiraları hem işyeri kiraları için geçerli.

Önemli Not: Ev sahipleri bu oranın altında artış yapabilir, ancak üzerinde zam yasal olarak geçerli değildir.

Kira Zammı Nasıl Belirleniyor?

Kira artış oranı, Türk Borçlar Kanunu ve güncel düzenlemelere göre her ay TÜİK tarafından açıklanan TÜFE’nin 12 aylık ortalaması üzerinden hesaplanır.
2022–2024 döneminde uygulanan %25 üst sınır artık sona erdi; dolayısıyla 2026’da kira zamları yeniden TÜFE ortalamasına bağlanmıştır.

Ev sahipleri, yalnızca TÜFE’nin 12 aylık ortalamasını aşmamak koşuluyla zam yapabilir.
Sözleşmede “TÜFE + X%” gibi hükümler bulunsa bile toplam oran bu sınırı geçemez.

Ocak 2026 Kira Artışında En Çok Merak Edilenler

Ocak 2026 kira artış oranı yüzde kaç?
  % 34,88 (TÜFE 12 aylık ortalaması)

Bu oran sadece konut için mi, işyeri için de geçerli mi?
Evet, her ikisi için de geçerlidir.

Ev sahibi %40 zam isterse ne olur?
Yasal sınır % 34.88’dır; fazlası geçerli olmaz, kiracı itiraz edebilir.

Kira sözleşmemde ‘TÜFE + %5’ yazıyor, ne olacak?
Toplam artış %’34.88 geçemez; bu oran üst sınırdır.

Kira artışı her ay değişiyor mu?
Evet, her ay TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerine göre 12 aylık ortalama güncellenir.

Kira tespit davasında bu oran geçerli midir?
Mahkeme, TÜFE 12 aylık ortalamasını dikkate alır; bu oran üst sınırdır.

Ev sahibi zam yapmazsa sorun olur mu?
Hayır, zam yapmak zorunlu değildir; taraflar anlaşarak sabit kira belirleyebilir.

Kiracı zammı kabul etmezse ne olur?
Ev sahibi yazılı ihtar gönderebilir; ancak yasal sınırı aşan artış dava konusu yapılabilir.

Sonuç: Ocak 2026’da Kira Artışı Üst Sınır % 34,88

TÜİK’in açıkladığı son verilerle, Ocak 2026’da ev ve işyeri kiralarında yapılabilecek en yüksek artış oranı % 34,88  olmuştur. Ev sahip leri bu sınırı aşamaz, kiracılar da bu oran üzerinden artış yapılmasını talep edebilir. Yeni dönemde kira sözleşmenizi yenilemeden önce, sözleşme maddelerinizi ve TÜİK verilerini mutlaka kontrol edin. Kira artış oranı hesaplama.

Read More

Yurtdışında Askerlik Ertelemesi Nasıl Yapılır? Öğrenci, Çalışan ve Çifte Vatandaşlar İçin Rehber

1. Genel Hukuki Çerçeve ve Tebligat Usulü

Yurtdışında yaşayan yükümlülerin askerlik işlemlerine ilişkin temel düzenlemeler 1111 sayılı Askerlik Kanunu (ve güncel 7179 sayılı Askeralma Kanunu) çerçevesinde şekillenmektedir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin (2014/5615 E.K) kararına göre, celp ve askerlik işlemlerine ilişkin duyurular Milli Savunma Bakanlığı tarafından TRT aracılığıyla ilan edilir ve yurtdışı temsilciliklerine bildirilir. Bu ilan ve bildirimler, yurtdışındaki yükümlüler için tebliğ mahiyetindedir. Dolayısıyla, yurtdışında bulunan bir yükümlünün celp dönemlerinden haberdar olmadığı iddiası, temsilciliklere bildirim yapılmış olması durumunda hukuken geçerli kabul edilmeyebilir.

2. Askerlik Ertelemesi : Öğrenci Statüsünde Erteleme Şartları

Öğrenci statüsündeki yükümlülerin erteleme hakları, eğitim seviyesine ve yaş sınırına bağlıdır:

Yaş Sınırı ve Süreler: 1111 sayılı Kanun’un 36/1 maddesi uyarınca, lise veya dengi okul mezunlarının askerlikleri 3 yıl; fakülte, yüksekokul mezunları veya ilişiği kesilenlerin askerlikleri ise 29 yaşını tamamladıkları yılın sonuna kadar ertelenebilmektedir (Yargıtay 7. CD, 2014/5615 E.).

Mezuniyet Sonrası Erteleme: Dört yıl ve daha uzun süreli yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar, mezuniyet tarihinden itibaren iki yıla kadar sevk tehir hakkına sahiptir (Yargıtay 7. CD, 2010/9838 E.; 2010/8903 E.).

Belgelendirme Zorunluluğu: Erteleme hakkının kullanılabilmesi için öğrenci belgesi veya mezuniyet belgesi gibi resmi evrakların ilgili askerlik şubesine veya konsolosluğa ibrazı şarttır. Yargıtay 19. Ceza Dairesi (2019/28011 E.), yüksek lisans öğrencisi olduğunu iddia eden ancak enstitüden belge sunamayan yükümlünün cezai sorumluluğunun doğabileceğine işaret etmiştir.

3. Çalışan ve Yurtdışında İkamet Edenlerin Durumu

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararları, yurtdışında yerleşik olan veya çalışan yükümlüler için ek kriterler sunmaktadır:

38 Yaş Sınırı ve Vatandaşlık Şartı: Danıştay 10. Dairesi’nin (2020/2432 E.) kararına göre; yurtdışında doğan, ikamet eden veya reşit olmadan yurtdışına gidip yabancı ülke vatandaşlığı kazanan Türk vatandaşları, talepleri halinde 38 yaşını tamamladıkları yılın sonuna kadar askerliklerini erteleyebilirler. Bu erteleme otomatik olmayıp, yükümlünün başvurusu ve durumunu belgelendirmesine bağlıdır.

Konsolosluk Aracılığıyla Başvuru: Yurtdışındaki erteleme işlemleri esas olarak Türk Başkonsoloslukları üzerinden yürütülür. Danıştay 10. Dairesi (2005/7545 E.), bir yükümlünün konsolosluğa yaptığı erteleme başvurusunun askerlik şubesine geç iletilmesini veya belgelerin eksik gönderilmesini “hizmet kusuru” olarak nitelendirmiş ve idarenin gecikmelerden sorumlu olduğunu belirtmiştir.

Fiilen Yurtdışında Bulunma Şartı: Danıştay 8. Dairesi (2021/6880 E.), yurtdışı eğitim veya ikamet statüsünün geçerliliği için emniyet giriş-çıkış kayıtlarının incelenebileceğini ve kişinin ilgili ülkede fiilen bulunup bulunmadığının denetlenebileceğini vurgulamıştır.

4. Özel Statüler: Resmi Burslu Öğrenciler (YLSY)

1416 sayılı Kanun kapsamında devlet bursuyla (YLSY) yurtdışına gönderilen öğrencilerin durumu, genel erteleme rejiminden farklılık gösterir. İkincil kaynaklara göre (Danıştay 8. Daire, 2019/9233 E.; 2023/1213 E.):

Bu öğrencilerin statüleri Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili kurumlarca takip edilir.

Eğitimin başarısızlıkla sonuçlanması veya statünün (terör iltisakı vb. nedenlerle) kesilmesi durumunda, askerlik ertelemesine dayanak teşkil eden “resmi burslu öğrenci” sıfatı sona erer (AYM, 2018/83 E.).

5. Yargı Kararlarından Önemli Uyarılar

Eksik İnceleme Bozma Sebebidir: Mahkemeler, bir yükümlüye yoklama kaçağı veya bakaya suçundan ceza vermeden önce, kişinin suç tarihinde erteleme hakkının olup olmadığını (öğrencilik, mezuniyet vb.) Askerlik Şubesi’nden titizlikle araştırmalıdır (Yargıtay 7. CD, 2025/2659 E.).

Tebligatın Önemi: Ertelemenin iptal edilmesi durumunda, bu iptal kararı yükümlüye usulüne uygun tebliğ edilmedikçe, yükümlünün bir sonraki celp dönemine tabi olduğunu bilmesi beklenemez (AYM, 2010/105 E. – İkincil Kaynak).

İdari Para Cezaları: Erteleme hakkı olduğu halde süresinde işlem yaptırmayanlara, erteleme sürelerine denk gelen günler için idari para cezası uygulanmayacağı yönünde hükümler mevcuttur (Uyuşmazlık Mahkemesi, 2023/630 E. – İkincil Kaynak).

Sonuç: Yurtdışında askerlik ertelemesi; öğrenci statüsünde genellikle 29 yaşına, yurtdışında yerleşik çalışan veya çifte vatandaş statüsünde ise 38 yaşına kadar mümkündür. İşlemlerin konsolosluklar aracılığıyla başlatılması, gerekli belgelerin (öğrenci belgesi, çalışma izni, pasaport kayıtları) eksiksiz sunulması ve sürecin takip edilmesi, cezai müeyyidelerle (yoklama kaçağı/bakaya) karşılaşmamak adına kritik önem taşımaktadır.

Read More

Yurtdışından Alınan Boşanma Kararı, Vekaletname, Doğum Belgesi Türkiye’de Nasıl Geçerli Olur? Apostil, Tasdik ve Tanıma–Tenfiz Rehberi

1. Genel Tasdik Usulü ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 224 Düzenlemesi 

Yurtdışından Alınan Boşanma Kararı, Vekaletname, Doğum Belgesi Türkiye’de Nasıl Geçerli Olur? Apostil, Tasdik ve Tanıma–Tenfiz Rehberi Yabancı devlet makamlarınca hazırlanan resmi belgelerin (boşanma kararı, vekaletname, doğum belgesi, sağlık raporu vb.) Türkiye’de resmi belge vasfını taşıması ve hukuki sonuç doğurabilmesi, temel olarak belgenin verildiği devletin yetkili makamı veya ilgili Türk konsolosluk makamı tarafından onaylanmasına bağlıdır (HMK m. 224/1). 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 195. maddesi uyarınca da yabancı memleketlerde usulüne uygun yapılan noterlik işlemlerinin altındaki imza ve mühürlerin konsolos tarafından onanması esastır. Bu onay zinciri sağlanmadığı takdirde, sunulan belgeler Türkiye’de “resmi belge” vasfını kazanamaz ve mahkemelerce delil olarak dikkate alınamaz.

2. Lahey Apostil Sözleşmesi Kapsamındaki Tasdik Süreci 

Türkiye’nin taraf olduğu 5 Ekim 1961 tarihli “Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi” (Lahey Apostil Sözleşmesi), sözleşmeye taraf devletler arasında diplomasi ve konsolosluk onayı zorunluluğunu kaldırmaktadır.

Apostil Şerhinin İşlevi: Belge üzerine veya ekli bir kağıda konulan “Apostille” şerhi; belgedeki imzanın doğruluğunu, belgeyi imzalayan kişinin sıfatını ve belge üzerindeki mühür veya damganın aslı ile aynı olduğunu teyit eder.

Uygulama Alanı: Sözleşmeye taraf olan ülkelerden (örneğin Almanya, İtalya, Fransa, Rusya, Yunanistan, Finlandiya, Hollanda) alınan belgelerde Apostil şerhi bulunması durumunda, ayrıca Türk Konsolosluğu onayı aranmaz.

İstisnalar: Kanada gibi bu sözleşmeye taraf olmayan ülkelerden alınan belgelerde, HMK m. 224 uyarınca belgenin verildiği devletin yetkili makamı ve ilgili Türk konsolosluk makamının onayı (tasdik zinciri) zorunludur.

3. Yabancı Mahkeme Kararlarının (Boşanma vb.) Tanınması ve Tenfizi İçin Gerekli Belgeler

 MÖHUK m. 53 (eski 2675 sayılı Kanun m. 37) uyarınca, yabancı mahkeme ilamlarının Türkiye’de tanınması veya tenfizi için dilekçeye şu belgelerin eklenmesi zorunludur:

İlamın Aslı veya Onaylı Örneği: Yabancı mahkeme kararının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilamı veren yargı organı tarafından onanmış örneği.

Kesinleşme Şerhi: Kararın o ülke kanunlarına göre kesinleştiğini gösteren, yetkili makamlarca onanmış yazı veya belge. Bazı durumlarda “istinaf yoluna başvurulmadığına dair belge” de kesinleşme kanıtı olarak kabul edilebilir.

Onaylı Tercümeler: Hem mahkeme kararının hem de kesinleşme belgesinin onanmış Türkçe tercümeleri.

Apostil Zorunluluğu: Tanınması istenen yabancı mahkeme kararında ve kesinleşme şerhinde Apostil bulunması, belgenin güvenilirliği ve “asıl” olduğunun kabulü için zorunludur. Apostil şerhinin de onaylı tercümesinin dosyada bulunması gerekmektedir.

4. Tercüme ve Noter Onay Prosedürü Yabancı dildeki belgelerin Türkiye’de geçerli olması için tercüme süreci şu kurallara tabidir:

Türkiye’de Yapılan Tercümeler: Yerli istekliler veya Türk vatandaşları tarafından sunulan belgelerin tercümelerinin Türkiye’deki yeminli tercümanlarca yapılması ve noter tarafından onaylanması zorunludur.

Yurtdışında Yapılan Tercümeler: Tercüme, belgenin düzenlendiği ülkedeki yeminli tercüman tarafından yapılmışsa ve tercüme üzerinde de “Apostil” şerhi varsa, Türkiye’de ayrıca bir onay aranmaz. Apostil yoksa, tercümedeki imza ve mührün o yerdeki Türk Konsolosluğu tarafından onaylanması gerekir.

Konsolosluk Onayı: Yabancı mahkeme kararının ve kesinleşme belgesinin Türkçe tercümesinin Türk Konsolosluğu tarafından onaylanmış olması, bu belgeleri tanıma ve tenfiz işlemleri için elverişli hale getirir.

5. Eksikliklerin Giderilmesi ve Mahkemelerin Yükümlülüğü 

Yargı kararları, tasdik veya tercüme eksikliği durumunda izlenecek usulü şu şekilde belirlemiştir:

Süre Verilmesi: Mahkeme, sunulan yabancı belgede Apostil şerhi, kesinleşme belgesi veya usulüne uygun onanmış tercüme eksikliği tespit ederse, davacıya bu eksiklikleri tamamlaması için uygun bir mehil (süre) vermelidir.

Adalet Bakanlığı Aracılığı: Gerekli hallerde mahkeme, Apostil şerhi konulması için belgeyi Adalet Bakanlığı aracılığıyla ilgili devlete gönderebilir.

Red Kararı: Verilen süreye rağmen Apostil şerhli asıl belge veya onaylı tercüme sunulmazsa, belgenin resmi vasfı oluşmadığından davanın usulden reddi gerekir. Onaysız fotokopi belgeler üzerinden hüküm kurulamaz.

Özetle: Yurtdışından alınan bir belgenin Türkiye’de geçerli olması için; belgenin aslı (veya onaylı örneği) üzerinde Apostil şerhi bulunmalı, bu belge ve kesinleşme şerhi yeminli tercüman tarafından Türkçeye çevrilmeli ve bu tercüme noter veya konsolosluk tarafından onaylanmalıdır. Ülke Apostil Sözleşmesi’ne taraf değilse, yerel makam onayı sonrası Türk Konsolosluğu tasdiki şarttır. Bir yazı önerisi.

Yabancı Belgelerin Tanınması ve Apostil Sürecinde Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yabancı ülkelerde düzenlenen resmi belgelerin (boşanma kararları, vekâletnameler, doğum belgeleri, mahkeme ilamları vb.) Türkiye’de hukuki sonuç doğurabilmesi; Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.224, MÖHUK m.53 ve Lahey Apostil Sözleşmesi hükümlerinin birlikte ve doğru şekilde uygulanmasına bağlıdır. Bu süreç, uygulamada sanıldığından çok daha teknik ve hata payı yüksek bir alandır.

Özellikle;

Belgenin Apostil Sözleşmesi’ne taraf bir ülkeden mi yoksa taraf olmayan bir ülkeden mi alındığının yanlış değerlendirilmesi,

Apostil şerhinin yanlış belgeye veya eksik içerikle konulması,

Yabancı mahkeme kararlarında kesinleşme şerhinin usulüne uygun olmaması,

Tercümelerin yeminli tercüman / noter / konsolosluk onayı zincirine uygun yapılmaması,

Fotokopi veya eksik onaylı belgelerle tanıma–tenfiz davası açılması,

durumlarında mahkemelerce usulden ret kararları verilebilmekte ve süreç aylarca, hatta yıllarca uzayabilmektedir.

Uygulamada özellikle İstanbul’da Fatih, Şişli, Kadıköy, Beşiktaş, Üsküdar, Ataşehir, Pendik ve Tuzla gibi yabancı nüfusun yoğun olduğu ilçelerde; yabancı boşanma kararlarının tanınması, yurtdışı vekâletnamelerin geçerliliği ve Apostil eksikliği kaynaklı ciddi uyuşmazlıklar sıklıkla yaşanmaktadır.

Bu noktada, İstanbul Tuzla merkezli olarak faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yabancı resmi belgelerin tasdiki, Apostil işlemleri, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi ile konsolosluk onay süreçlerinde uygulamaya hâkim, eksiksiz ve sonuç odaklı hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Read More

Siteye Sonradan Havuz Yapılması: Oy Birliği mi Gerekir, 4/5 Çoğunluk Yeterli mi?

1. Ortak Alanlarda İnşaat ve Tesis Yapılmasına İlişkin Yasal Mevzuat 

Siteye Sonradan Havuz Yapılması: Oy Birliği mi Gerekir, 4/5 Çoğunluk Yeterli mi? 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 19. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, kat maliklerinden biri, tüm kat maliklerinin beşte dördünün (4/5) yazılı rızası olmadıkça ana taşınmazın ortak yerlerinde inşaat, onarım ve tesis yaptıramaz. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi ve 5. Hukuk Dairesi kararlarında vurgulandığı üzere, ortak alan olan bahçeye havuz yapılması bu kapsamda değerlendirilmekte ve kural olarak beşte dört çoğunluğun yazılı rızasını gerektirmektedir. Ayrıca, KMK’nın 19. maddesinin birinci fıkrası, kat maliklerine ana taşınmazın mimari durumunu, güzelliğini ve sağlamlığını titizlikle koruma borcu yüklemektedir.

2. Havuz için Proje Tadilatı ve Tüm Kat Maliklerinin Muvafakati Şartı

 Yargıtay kararlarında, yapılacak tesisin niteliğine göre rıza oranlarının değişebileceği belirtilmiştir. Özellikle proje tadilatı gerektiren, imar mevzuatına aykırılık teşkil edebilecek veya kapalı alan kazanmaya yönelik inşaat ve tesisler için sadece 4/5 çoğunluk yeterli olmayıp, tüm kat maliklerinin (oy birliği) muvafakati ve değişikliğin belediye tarafından onaylanması gerekebilir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2019/3894 E.) ve 18. Hukuk Dairesi (2014/17211 E.K) kararlarında, havuzun yasallaştırılması veya proje tadilatı yoluyla ruhsata bağlanması için tüm kat maliklerinin onayının zorunlu olduğu, 4/5 çoğunlukla alınan kararların bu tür durumlarda geçersiz sayılacağı hükme bağlanmıştır.

3. Komşuluk Hukuku ve Rahatsızlık Verici Faaliyetler 

KMK’nın 18. maddesi uyarınca, kat malikleri bağımsız bölümlerini ve ortak yerleri kullanırken birbirlerini rahatsız etmemek ve haklarını karşılıklı olarak dürüstlük kuralları içinde kullanmakla yükümlüdürler. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi (2013/6217 E.) ve 5. Hukuk Dairesi (2022/4265 E.) kararlarına göre, beşte dört çoğunluk sağlanmış olsa dahi, yapılacak tesisin:

İmar mevzuatına aykırı olmaması,

Diğer kat maliklerinin bağımsız bölümlerini kullanmalarını engellememesi,

Kat maliklerini rahatsız edici nitelikte bulunmaması gerekir.

4. İzlenebilecek Hukuki Yollar

 Yargı kararları ışığında, projeye aykırı veya huzur bozucu bir havuz inşaatına karşı şu yollar izlenebilir:

Kat Malikleri Kurulu Kararının İptali: Havuz yapılmasına dair bir kurul kararı alınmışsa, bu kararın kanunun aradığı nitelikli çoğunluğa (duruma göre 4/5 veya oy birliği) sahip olmadığı gerekçesiyle Sulh Hukuk Mahkemesi’nde iptal davası açılabilir.

Müdahalenin Men’i ve Eski Hale Getirme Davası: Ortak alana rızasız veya projeye aykırı bir müdahale söz konusu ise, inşaatın durdurulması, müdahalenin önlenmesi ve alanın projeye uygun eski haline getirilmesi talebiyle Sulh Hukuk Mahkemesi’nde dava açılabilir.

İdari İtiraz ve İptal Davası: Proje onayı veya ruhsat aşamasında belediyeye itiraz edilebilir. Belediyece onaylanan tadilat projelerinin tüm kat maliklerinin muvafakatini içermemesi durumunda, bu idari işlemin iptali için idare mahkemesinde dava açılması mümkündür.

Sonuç: 30 yıl önceki bir projenin günümüzde uygulanması, mevcut kat maliklerinin güncel rızasını ve imar mevzuatına uygunluğunu gerektirir. Görsel bozulma, gürültü ve koku gibi şikayetler, KMK 18. madde kapsamında “rahatsızlık” olarak ileri sürülerek projenin durdurulması veya eski hale getirilmesi talep edilebilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Siteye veya ortak alanlara havuz yapılması gibi uyuşmazlıklar, yalnızca çoğunluk hesabı ile çözülebilecek basit yönetim meseleleri olmayıp; Kat Mülkiyeti Hukuku, imar hukuku, komşuluk hukuku ve idare hukuku hükümlerinin birlikte değerlendirilmesini gerektiren çok katmanlı hukuki sorunlardır. Yanlış usulle alınan bir karar veya eksik muvafakat, ilerleyen aşamalarda telafisi güç hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Bu tür uyuşmazlıklarda uzman avukat desteği özellikle şu nedenlerle gereklidir:

Doğru Rıza Oranının Tespiti: Somut olayda 4/5 çoğunluğun yeterli olup olmadığı, yoksa proje tadilatı nedeniyle oy birliğinin mi gerektiği, Yargıtay içtihatları ışığında teknik değerlendirme gerektirir. Yanlış çoğunlukla alınan kararlar kesin hükümsüzlük riski taşır.

Proje ve Ruhsat İncelemesi: Belediyeden alınan ruhsat veya tadilat onaylarının, tüm kat maliklerinin muvafakatini içerip içermediği ve imar mevzuatına uygunluğu ancak hukuki ve teknik inceleme ile ortaya konulabilir.

Dava Türünün ve Görevli Mahkemenin Doğru Belirlenmesi: Kat malikleri kurulu kararının iptali, müdahalenin men’i, eski hale getirme, idari iptal davası veya tazminat taleplerinin hangisinin (veya hangilerinin birlikte) açılacağı stratejik önem taşır. Yanlış dava türü veya görevli mahkeme seçimi, davanın usulden reddine yol açabilir.

Komşuluk Hukuku ve Rahatsızlık İddialarının İspatı: Gürültü, koku, görsel bozulma ve değer kaybı gibi hususların hukuken “rahatsızlık” sayılıp sayılmayacağı ve nasıl ispatlanacağı, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına hâkimiyet gerektirir.

Hak Kayıplarının Önlenmesi: Sürelerin kaçırılması, eksik delil sunulması veya yanlış hukuki yol izlenmesi, kat maliklerinin dava hakkını tamamen kaybetmesine neden olabilir.

Sonuç olarak; siteye havuz yapılması gibi ortak alanlara ilişkin uyuşmazlıklarda, hem önleyici hukuki danışmanlık aşamasında hem de dava sürecinde, Kat Mülkiyeti Hukuku alanında deneyimli bir avukattan profesyonel destek alınması, hak kayıplarının önlenmesi ve sürecin etkin şekilde yönetilmesi bakımından zorunludur.

Bu tür uyuşmazlıklarda, Kat Mülkiyeti ve site yönetimi kaynaklı davalarda tecrübeli 2M Hukuk Avukatlık Bürosu tarafından yapılacak hukuki değerlendirme ve temsil, sürecin Yargıtay içtihatlarına uygun ve sonuç odaklı yürütülmesini sağlayacaktır.

Read More

İşe iade davasını kazanan işçi işe dönmek zorunda mı?

Giriş 

İşe iade davasını kazanan işçi işe dönmek zorunda mı? İşe iade davasını kazanan işçinin işe dönme zorunluluğu ve bu sürecin hukuki sonuçları, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesi ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde belirli prosedürlere ve “samimiyet” kriterine bağlanmıştır. İşçi, mahkeme kararını kazandıktan sonra işe başlamak için başvuruda bulunmakla yükümlü olup, bu başvurunun ve sonrasındaki sürecin sonuçları aşağıda detaylandırılmıştır.

1. İş İade Davası : İşe Başlama Başvurusu ve Yasal Süreler 

4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, işe iade davasını kazanan işçi, kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının kendisine tebliğinden itibaren on iş günü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır (Yargıtay 9. HD., 2014/21936 E.K; Yargıtay 22. HD., 2012/2683 E.K). İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bu feshin hukuki sonuçlarından (kıdem ve ihbar tazminatı gibi) sorumlu olur (Yargıtay HGK, 2013/2309 E.; Yargıtay 9. HD., 2024/10252 E.).

2. Başvuruda “Samimiyet” İlkesi 

Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, işçinin işe iade yönündeki başvurusu ciddi ve samimi olmalıdır. İşçinin gerçekte işe başlama niyeti olmadığı halde, sadece işe iade davasının mali sonuçlarından (işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti) yararlanmak amacıyla yaptığı başvurular geçerli kabul edilmez (Yargıtay HGK, 2016/2592 E.K; Yargıtay 22. HD., 2014/17324 E.).

Eğer işçi, işverenin usulüne uygun daveti üzerine işe başlamazsa, gerçek amacının işe başlamak olmadığı kabul edilir ve fesih geçerli hale gelir (Yargıtay 9. HD., 2012/38628 E.).

Başka bir işyerinde çalıştığı için işverenin davetine icabet etmeyen işçinin başvurusunun samimi olmadığı kabul edilmiştir (Yargıtay HGK, 2015/1035 E.).

3. İşverenin Daveti ve İşçinin İşe Başlamama Hakkı 

İşveren, işçinin başvurusundan itibaren bir ay içinde işçiyi işe başlatmak zorundadır. Ancak işçinin işe dönme zorunluluğu, işverenin sunduğu şartların “eski iş koşullarıyla” aynı olmasına bağlıdır:

Eski İş ve Koşullar: İşçi, kural olarak fesih tarihindeki işinde ve işyerinde başlatılmalıdır. İşçiye önceki koşulların tam sağlanması, emsali işçilere yapılan ücret artışlarının yansıtılması gerekir (Yargıtay 9. HD., 2012/31511 E.).

Coğrafi Değişiklik: İşçinin başka bir coğrafyadaki işyerinde işe başlamaya zorlanması mümkün değildir. İşverenin bu yöndeki talebinin reddedilmesi, işçinin işe iade haklarını kaybetmesine neden olmaz (Yargıtay 9. HD., 2015/18035 E.).

Esaslı Değişiklik: İşverenin araç tahsisini kaldırması veya farklı bir pozisyon teklif etmesi gibi iş koşullarında esaslı değişiklik içeren davetler samimi kabul edilmez. Bu durumda işçi işe başlamak zorunda değildir ve işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretine hak kazanır (Yargıtay 9. HD., 2017/18389 E.; Yargıtay 9. HD., 2014/26213 E.).

4. Yargılama Sırasındaki Davetler 

Dava devam ederken işverenin işçiyi işe davet etmesi durumunda, işçinin bu davete icabet etmemesi davanın reddini gerektirmez. İşçi, yargı kararı güvencesiyle işe başlatılmayı isteme hakkına sahiptir ve yargılama sırasındaki daveti kabul etmek zorunda bırakılamaz (Yargıtay 9. HD., 2017/28274 E.; Yargıtay 7. HD., 2015/22463 E.).

5. İşe Başlamamanın Hukuki Sonuçları

 İşçi, işverenin samimi ve usulüne uygun davetine rağmen haklı bir sebep olmaksızın işe başlamazsa:

İşverence yapılan ilk fesih geçerli hale gelir (Yargıtay 9. HD., 2013/11419 E.).

İşçi, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretine hak kazanamaz (Yargıtay 22. HD., 2012/1951 E.; Yargıtay HGK, 2013/681 E.).

Bu durumda işçi yalnızca (şartları varsa) ilk fesih tarihine göre hesaplanacak kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ücretini talep edebilir (Yargıtay 9. HD., 2014/31359 E.).

İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda, işe iade süreciyle ilgili şu ek hususlar gözlemlenmiştir:

İşçinin dava sürerken işe dönmesi durumunda, işe iade ve işe başlatmama tazminatı taleplerinin konusuz kalacağı, ancak işe başlatıldığı tarihe kadar olan boşta geçen süre ücretinin ödenmesi gerektiği belirtilmiştir (Yargıtay 9. HD., 2016/24491 E.).

İşçinin işe iade sonrası işe başlatıldığı ve 6 ay boyunca çalıştırıldığı durumlarda, işverenin işe iade kararını uygulamada samimi olduğu kabul edilmiştir (Yargıtay 9. HD., 2017/3818 E.).

İşverenin “boş kadro bulunmaması” gerekçesiyle işçiyi başlatmaması durumunda, işçinin işe başlama iradesi sabit görülerek işe başlatmama tazminatına hükmedilebileceği ifade edilmiştir (Yargıtay 9. HD., 2014/30454 E.).

İşçinin işe başlama talebiyle işyerine gittiği ancak güvenlik gerekçesiyle içeri alınmadığı veya kargaşa çıktığı iddia edilen durumlarda, fiili işe başlama sürecindeki uyuşmazlıkların ayrıca değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır (Yargıtay 9. HD., 2013/11734 E.). Bir yazı önerisi.

İşe İade Davasında Neden Uzman Avukat Desteği Hayati Öneme Sahiptir?

İşe iade davaları, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesi ile düzenlenmiş olmakla birlikte, uygulamada yalnızca kanun metniyle çözülebilecek basit uyuşmazlıklar değildir. Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen “samimiyet”, usulüne uygun başvuru, eski iş koşulları, esaslı değişiklik ve fiili işe başlama gibi kavramlar; her somut olayda farklı hukuki sonuçlar doğurabilmektedir.

Özellikle işçinin;

10 iş günlük başvuru süresini kaçırması,

Başvurunun samimi olmadığı yönünde değerlendirilmesi,

İşverenin davetinin hukuka uygun olup olmadığının yanlış analiz edilmesi,

Eski iş koşullarına aykırı bir davetin hatalı şekilde kabul veya reddedilmesi,

gibi durumlar, işçinin işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretini tamamen kaybetmesine neden olabilmektedir. Bu tür hak kayıpları, sonradan telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurur.

Uygulamada özellikle İstanbul’da Şişli, Beşiktaş, Kadıköy, Ataşehir, Ümraniye, Pendik, Tuzla ve Beylikdüzü gibi iş yoğunluğunun ve işten çıkarmaların sık yaşandığı ilçelerde, işe iade süreçlerine ilişkin uyuşmazlıklar son derece yaygındır.

Bu noktada, İstanbul Tuzla merkezli olarak faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, işe iade davaları, işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti ve Yargıtay içtihatlarına dayalı samimiyet değerlendirmeleri konusunda müvekkillerine stratejik ve dava sonrası süreci de kapsayan kapsamlı hukuki destek sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki işe iade davası mahkeme kararıyla biten değil, aksine karar sonrası doğru adımlar atılmazsa kaybedilebilen bir dava türüdür. Bu nedenle dava sürecinin ve karar sonrası başvuru–işe başlama aşamalarının, uzman iş hukuku avukatı eşliğinde yürütülmesi, işçinin maddi ve hukuki haklarının korunması açısından zorunludur.

Read More

Uyuşturucu suçları sabıka kaydına işler mi, ne zaman silinir?

1. Uyuşturucu Suçlarının Adli Sicil Kaydına İşlenmesi 

Yargıtay kararları, uyuşturucu madde ticareti yapma ve kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarından verilen mahkûmiyetlerin adli sicil kaydına (sabıka kaydı) işlendiğini açıkça teyit etmektedir.

Uyuşturucu Madde Ticareti:

 Bu suçtan verilen hapis ve adli para cezaları adli sicile kaydedilmektedir (Yargıtay 10. CD-2019/5755, 2. CD-2020/25874). Türk vatandaşlarının yabancı mahkemelerden aldığı kesinleşmiş uyuşturucu ticareti mahkûmiyetleri de Cumhuriyet savcısının istemi üzerine adli sicile işlenmektedir (Yargıtay 10. CD-2016/3266K).

Kullanmak İçin Uyuşturucu Bulundurma: 

TCK’nın 191. maddesi uyarınca verilen mahkûmiyetler ve hapis cezaları da adli sicil kaydında yer almaktadır (Yargıtay 4. CD-2024/7269K, 6. CD-2021/12958K).

2. Adli Sicil Kaydının Silinerek Arşive Alınması

 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca, uyuşturucu suçlarından hükmedilen cezanın veya güvenlik tedbirinin infazının tamamlanması halinde, bu bilgiler adli sicilden silinerek arşiv kaydına alınır (Yargıtay 10. CD-2019/852, 20. CD-2018/5956). İnfazın tamamlanmasıyla birlikte kayıt aktif sicilden çıkarılmakta ancak arşivde muhafaza edilmeye devam edilmektedir.

3. Arşiv Kaydının Silinme Koşulları ve Süreleri 

Uyuşturucu suçlarına ilişkin arşiv kayıtlarının tamamen silinmesi, suçun niteliğine ve hak yoksunluğuna neden olup olmamasına göre farklı sürelere tabidir:

Hak Yoksunluğuna Neden Olan Mahkûmiyetler: Uyuşturucu madde ticareti suçu, Anayasa’nın 76. maddesi ve özel kanunlar (örneğin 3298 sayılı Kanun) kapsamında memuriyetten mahrumiyet veya belirli haklardan yoksun kılınma gibi sonuçlar doğurduğu için “hak yoksunluğuna neden olan mahkûmiyet” olarak değerlendirilmektedir (Yargıtay 10. CD-2020/17819, 2019/4033). Bu kapsamdaki kayıtların silinmesi için:

Yasaklanmış hakların geri verilmesi (memnu hakların iadesi) kararı alınması koşuluyla, kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren 15 yıl geçmesi,

Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı aranmaksızın 30 yıl geçmesi gerekmektedir (Yargıtay 10. CD-2019/852, 9. CD-2013/17188).

    Diğer Mahkûmiyetler: Eğer mahkûmiyet bir hak yoksunluğuna neden olmuyorsa, 5352 sayılı Kanun’un 12/1-c maddesi uyarınca arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren 5 yıl geçmesiyle silinebilir. Danıştay, uyuşturucu madde kullanmak suçunun bazı durumlarda bu kapsamda değerlendirilebileceğini ve 5 yıl sonunda silinmesi gerektiğini belirtmiştir (Danıştay 10. Daire-2015/4996).

    Özel Durumlar: 3298 sayılı Kanun kapsamında sayılan uyuşturucu suçları bakımından bazı kararlarda arşiv kaydının silinmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir (Yargıtay 10. CD-2014/1380, 9. CD-2016/78). Ayrıca, 765 sayılı mülga TCK döneminde verilen ve ertelenen cezalar için deneme süresi sonunda suç işlenmezse mahkûmiyetin “esasen vaki olmamış” sayılacağı ve silinebileceği belirtilmiştir (Yargıtay 10. CD-2006/597, Ceza Genel Kurulu-2015/159K).

    4. Silme İşleminde Yetkili Makam 

    6290 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca, 11.04.2012 tarihinden itibaren adli sicil ve arşiv kayıtlarının silinmesi işlemi münhasıran Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır. Mahkemelerin bu tarihten sonra doğrudan silme kararı vermesi kanuna aykırı kabul edilmektedir (Yargıtay 10. CD-2022/8905, 2021/13941, 20. CD-2019/260).

    5. İkincil Kaynak Değerlendirmesi 

    İkincil kaynak olarak sunulan kararlar, uyuşturucu suçlarına doğrudan odaklanmasa da genel adli sicil rejimine dair şu ek bağlamları sağlamaktadır:

    Anayasa’nın 76. maddesi ve 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde sayılan “yüz kızartıcı” veya hak kısıtlayıcı suçlar (hırsızlık, sahtecilik vb.) için arşivden silinme sürelerinin 15 ve 30 yıl olarak uygulanması gerektiği vurgulanmaktadır (Yargıtay 6. CD-2011/16286, 11. CD-2023/5142).

    Hapis cezasının ertelenmiş olması, memuriyet gibi hak yoksunluklarının doğmasına engel teşkil etmeyebilir; bu durum kaydın arşivde kalma süresini etkileyen bir faktördür (Anayasa Mahkemesi-2019/16656).

    Arşiv kaydı silinse dahi, bazı özel mevzuatlar (örneğin Diyanet İşleri Başkanlığı yönetmelikleri) çerçevesinde kişinin “ortak nitelik” şartını kaybedip kaybetmediğine dair idari incelemelerin yapılabileceği not edilmiştir (Danıştay 12. Daire-2021/297). Bir yazı önerisi.

    Read More

    Yabancıların Çalışma İzni ile İlgili En Çok Sorulan Sorular

    Yabancılar İçin Güncel ve Kapsamlı Rehber

    Türkiye’de çalışan veya çalışmayı planlayan yabancıların en sık karşılaştığı konuların başında çalışma izni ile ikamet izni arasındaki ilişki gelmektedir. Özellikle izin sürelerinin bitimine yaklaşılması, izinlerin iptali veya statü değişiklikleri, ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.

    Bu yazıda; çalışma izni süresi dolmadan yapılabilecek başvurulardan, öğrenci ve mülteci statüsündeki yabancıların çalışma haklarına kadar 2025–2026 dönemi için güncel uygulamaları sade ve anlaşılır şekilde ele alıyoruz.

    Çalışma İznim Bitmek Üzereyken İkamet İzni Başvurusu Yapabilir miyim?

    Evet. Yabancılar, çalışma izni süresinin sona ermesine 60 gün kala ve her hâlükârda çalışma izni geçerliliği devam ederken, durumlarına uygun bir ikamet izni türü için başvuru yapabilirler. Bu süre kaçırıldığında, yabancı ikamet ihlali durumuna düşebilir.

    Çalışma İzni Aldıktan Sonra Ayrıca İkamet İzni Gerekir mi?

    Hayır. Türkiye’de geçerli bir çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti, süresi boyunca ikamet izni yerine geçer. Çalışma izninin bitiş tarihi aynı zamanda ikamet hakkının da sona erdiği tarihtir. Ancak önemli bir istisna vardır: Uluslararası koruma başvuru sahipleri, şartlı mülteciler ve geçici koruma kapsamındaki yabancılara verilen çalışma izinleri, ikamet izni yerine geçmez.

    Çalışma İznim İptal Edilirse İkamet Hakkım da Biter mi?

    Çalışma iznine bağlı olarak Türkiye’de bulunan yabancılar açısından, çalışma izninin geçerliliğini yitirmesi hâlinde ikamet hakkı da sona erer. Buna karşılık, yabancının çalışma izninden bağımsız başka bir ikamet izni (örneğin aile ikameti) varsa, çalışma izninin iptali bu ikamet iznini otomatik olarak geçersiz kılmaz.

    Çalışma İznim Varken Türkiye’de Eğitim Alabilir miyim?

    Evet. Çalışma iznine sahip bir yabancı, öğrenci ikamet izni alma şartlarını da taşıyorsa; çalışma izninin ve öğrenci ikamet izninin sağladığı haklardan birlikte yararlanabilir.

    Türkiye İçinden Çalışma İzni Başvurusu İçin Kaç Ay İkamet Gerekir?

    Türkiye’den yapılacak yurt içi çalışma izni başvurularında, yabancının en az 6 ay süreyle geçerli bir ikamet iznine sahip olması gerekir. Başvurular, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın e-İzin sistemi üzerinden yapılmaktadır.

    Çalışma İzni Alınca Göç İdaresine Bildirim Yapmak Gerekir mi?

    Evet. Çalışma izni ile Türkiye’ye giriş yapan yabancılar, ülkeye giriş tarihinden itibaren 20 iş günü içinde, İl Göç İdaresi Müdürlüğüne başvurarak adres kayıt sistemine kayıt yaptırmak zorundadır.

    Geçici Koruma Kapsamındaysam Çalışma İzni Alabilir miyim?

    Geçici koruma altında bulunan yabancılar (örneğin Suriyeliler), geçici koruma kimlik belgesinin düzenlenmesinden 6 ay sonra çalışma izni veya çalışma izni muafiyeti için başvuruda bulunabilir.

    Mülteci veya İkincil Koruma Statüsündeysem Çalışabilir miyim?

    Evet. Mülteci veya ikincil koruma statüsü sahibi yabancılar, yasaklı meslekler dışında bağımlı veya bağımsız olarak çalışabilir. Bu kişilere verilen kimlik belgeleri, aynı zamanda çalışma izni yerine geçer.

    Öğrenci Olarak Türkiye’deyim, Çalışma İzni Alabilir miyim?

    Türkiye’de örgün öğretime kayıtlı yabancı öğrenciler, çalışma izni almak şartıyla çalışabilir.

    Ön lisans ve lisans öğrencileri: İlk yıl tamamlandıktan sonra, kısmi süreli çalışma

    Lisansüstü öğrenciler: Süre kısıtlaması olmaksızın çalışma hakkı

    Öğrenciler için verilen çalışma izinleri, öğrenci ikamet iznini sona erdirmez.

    Yabancı Futbolcular İçin Çalışma İzni Gerekir mi?

    Profesyonel sporcular ve spor elemanları, Gençlik ve Spor Bakanlığı onayıyla çalışma izni muafiyeti kapsamında değerlendirilir. Bu muafiyet, yabancıya Türkiye’de çalışma ve ikamet hakkı tanır. Bir yazı önerisi.

    Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

    Çalışma izni ve ikamet izni süreçleri; süreler, istisnalar ve statülere göre son derece teknik bir yapıdadır. Yapılan küçük bir hata; ikamet ihlali, tahdit kodu, sınır dışı edilme, Türkiye’ye giriş yasağı
    gibi ağır sonuçlar doğurabilir. Özellikle İstanbul’da Fatih, Esenyurt, Küçükçekmece, Başakşehir, Zeytinburnu, Bağcılar, Avcılar, Pendik ve Tuzla gibi yabancı nüfusun yoğun olduğu ilçelerde bu tür sorunlar çok daha sık yaşanmaktadır. Bu noktada İstanbul Tuzla merkezli olarak faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yabancılar hukuku, çalışma izni, ikamet izni, deport ve tahdit kodları alanlarında müvekkillerine güncel mevzuata uygun ve kişiye özel hukuki danışmanlık sunmaktadır.

    Read More