Anlaşmalı Boşanmada Velayet Kime Verilir?Tarafların Anlaşması Hakimi Bağlar mı? (Yargıtay Kararlarıyla)

1. Genel Esaslar ve Yasal Çerçeve 

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3. maddesi uyarınca, anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için tarafların boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda bir düzenleme üzerinde mutabık kalmaları ve bu düzenlemenin hâkim tarafından uygun bulunması şarttır. Anlaşmalı boşanmada velayet, kural olarak tarafların ortak iradesine ve hazırladıkları protokole göre belirlenir. Ancak hâkim, tarafların sunduğu bu anlaşmayı aynen kabul etmek zorunda değildir; tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak gerekli gördüğü değişiklikleri yapma yetkisine sahiptir.

2. Velayetin Belirlenmesinde Temel Kriter: Çocuğun Üstün Yararı 

Anlaşmalı boşanma protokolünde velayetin anneye veya babaya bırakılması tarafların serbest iradesine bağlı olsa da, nihai kararda “çocuğun üstün yararı” esas alınır. Yargıtay kararlarına göre, çocuğun bedeni, fikri ve ahlaki gelişimine aykırı bir düzenleme taraflarca kabul edilmiş olsa dahi hâkim tarafından onaylanmaz. Örneğin, haklı ve kabul edilebilir bir gerekçe bulunmadıkça kardeşlerin birbirinden ayrılması, çocukların aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına müdahale ve menfaatlerine aykırı bir durum olarak değerlendirilmektedir.

3. Yargı Kararlarından Örnek Uygulamalar

Babanın Velayeti: Silivri Aile Mahkemesi (2020/619 E. k) ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2014/15044 E. K) kararlarında, tarafların protokol uyarınca müşterek çocukların velayetini babaya bırakma iradeleri, mahkemece çocukların menfaatine uygun bulunarak onaylanmıştır.

Annenin Velayeti: Silivri Aile Mahkemesi (2021/820 E. ) ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2023/3015 E. K) kararlarında, tarafların anlaşması doğrultusunda velayetin anneye verilmesine hükmedilmiştir. Özellikle anne bakım ve şefkatine muhtaç yaştaki çocukların velayetinin anneye bırakılması, çocuğun gelişimi açısından uygun görülmektedir.

Anlaşmanın Değişmesi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2016/19196 E. K), tarafların boşanma kararı kesinleşmeden önce velayet konusunda yeni bir anlaşmaya varmaları halinde, mahkemenin bu yeni iradeyi bizzat duruşmada teyit ederek değerlendirmesi gerektiğini belirtmiştir.

4. Usulü Şartlar ve Hâkimin Müdahalesi 

Anlaşmalı boşanma sürecinde velayet düzenlemesinin geçerli olabilmesi için hâkimin tarafları bizzat dinlemesi ve iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi gerekir. Eğer velayet konusunda tam bir anlaşma sağlanamazsa veya hâkimin önerdiği değişiklikler taraflarca kabul edilmezse, dava anlaşmalı boşanma olarak sonuçlandırılamaz ve çekişmeli boşanma hükümlerine göre devam edilir. Ayrıca velayet kendisine verilen eşe, çocuğun mal varlığı varsa bunun dökümünü içeren bir defter vermesi ve önemli değişiklikleri mahkemeye bildirmesi hususunda ihtar yapılması yasal bir zorunluluktur.

5. İkincil Kaynaklar

İkincil kaynak niteliğindeki Yargıtay kararlarında, velayet düzenlemelerinin kamu düzenine ilişkin olduğu ve hâkimin re’sen (kendiliğinden) araştırma yükümlülüğü bulunduğu vurgulanmaktadır. Bu kapsamda:

İdrak Çağındaki Çocuklar: Belirli bir olgunluğa erişmiş çocukların (idrak çağı), nerede yaşamak istedikleri konusunda bizzat görüşlerinin alınması ve eğitim, kültür, yaşam tercihleri hakkında bilgilendirilmeleri gerektiği belirtilmektedir.

Uzman Raporları: Velayet kararı verilirken psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacılardan oluşan uzman heyetinden sosyal inceleme raporu alınması, ebeveynlerin barınma, gelir ve psikolojik durumlarının araştırılması gerekliliği ifade edilmektedir.

Üstün Yarar Denetimi: Tarafların iradesi ne yönde olursa olsun, çocukla ana-baba yararının çatışması halinde çocuğun yararına üstünlük tanınacağı ve ekonomik durumun tek başına velayet için belirleyici olmayacağı hatırlatılmaktadır.

Sonuç Anlaşmalı boşanmada çocuk, tarafların protokolde uzlaştığı tarafa verilir; ancak bu kararın kesinleşmesi için hâkimin, düzenlemenin çocuğun bedensel ve ruhsal gelişimine (üstün yararına) uygun olduğunu onaylaması şarttır. Anlaşmalı boşanma sonrasında dahi, değişen koşullar altında velayetin değiştirilmesi her zaman talep edilebilir; zira velayet kararları kesin hüküm teşkil etmez.

Anlaşmalı boşanmada velayeti anne ve baba serbestçe belirleyebilir mi?

Kural olarak evet, ancak bu serbesti sınırsız değildir. Taraflar velayeti protokolde anneye veya babaya bırakabilir; fakat hâkim, bu düzenlemeyi çocuğun üstün yararına aykırı bulursa onaylamayabilir. Yargıtay’a göre tarafların iradesi, hâkimi bağlamaz; nihai belirleyici kriter çocuğun bedensel, ruhsal ve ahlaki gelişimidir.

Hakim, anlaşmalı boşanma protokolündeki velayet düzenlemesini değiştirebilir mi?

Evet. TMK 166/3 ve yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca hâkim; velayet, kişisel ilişki ve iştirak nafakasına ilişkin düzenlemelerde re’sen (kendiliğinden) müdahale edebilir.
Hakimin önerdiği değişiklik taraflarca kabul edilmezse, dava anlaşmalı boşanma olarak sonuçlanmaz ve çekişmeli boşanma hükümlerine göre devam eder.

Anlaşmalı boşanma kesinleştikten sonra velayet değiştirilebilir mi?

Evet, her zaman. Velayet kararları kesin hüküm teşkil etmez. Boşanma sonrası koşulların değişmesi (çocuğun yaşı, ihtiyaçları, ebeveynin yaşam koşulları, eğitim durumu vb.) halinde, çocuğun üstün yararı gerektiriyorsa velayetin değiştirilmesi davası açılabilir. Bu hak, anlaşmalı boşanma yapılmış olmasıyla ortadan kalkmaz.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Anlaşmalı boşanma, yüzeyde hızlı ve kolay bir süreç gibi görünse de özellikle velayet düzenlemeleri bakımından ciddi ve telafisi güç hukuki sonuçlar doğurabilmektedir. Uygulamada en sık karşılaşılan hak kayıpları, tarafların protokolü avukat desteği almadan hazırlaması nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

Velayet Kamu Düzenine İlişkindir

Velayet, yalnızca tarafların özel iradesine bırakılmış bir konu değildir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre velayet kamu düzenine ilişkin olup hâkim tarafından re’sen denetlenir. Bu nedenle

Protokolde yazılı olsa bile

Taraflarca açıkça kabul edilse dahi çocuğun üstün yararına aykırı düzenlemeler mahkemece reddedilebilir. Bu durum, anlaşmalı boşanmanın çekişmeli boşanmaya dönüşmesine yol açabilir.

En Sık Yapılan Hatalar

Uzman anlaşmalı boşanma avukatı desteği alınmadığında uygulamada şu riskler sıkça görülür

Velayet düzenlemesinin hâkim tarafından uygun bulunmaması

Kardeşlerin hukuka aykırı şekilde ayrılması

Çocuğun görüşünün hiç alınmaması

Nafaka ve kişisel ilişki düzenlemelerinin eksik veya muğlak olması

Boşanma kesinleştikten sonra uzun ve yıpratıcı velayet değiştirme davaları açılmak zorunda kalınması

Bu hatalar, kısa sürede bitmesi beklenen süreci yıllara yayabilmektedir.

Tuzla – Anadolu Yakası Odaklı Uzmanlık

Özellikle Tuzla boşanma avukatı, Tuzla anlaşmalı boşanma avukatı, Kartal, Pendik, Tepeören, Gebze ve genel olarak İstanbul Anadolu Yakası bölgesinde açılan aile hukuku davalarında, mahkemelerin uygulama farklılıkları ve yerleşik içtihatları iyi bilinmelidir.

Her Aile Mahkemesi;

Velayet,

Çocukla kişisel ilişki,

Nafaka ve protokol dili konularında farklı hassasiyetler gösterebilmektedir. Bu nedenle dosyanın, bölge pratiğine hâkim bir İstanbul anlaşmalı boşanma avukatı tarafından yürütülmesi büyük önem taşır.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Süreç

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, anlaşmalı boşanma ve velayet dosyalarında;

TMK m.166/3’e uygun,

Yargıtay içtihatlarıyla uyumlu,

Hâkim denetiminden geçebilir,

İleride dava riskini minimize eden sağlam ve öngörülü protokoller hazırlayarak müvekkillerinin hak kaybı yaşamasının önüne geçmektedir. Anlaşmalı boşanma sonrasında dahi velayet kararları kesin hüküm oluşturmaz. Ancak yanlış kurulan bir protokol; Gereksiz davalara, Psikolojik yıpranmaya, Çocuk açısından istikrarsızlığa neden olabilir. Bu sebeple velayet içeren her anlaşmalı boşanma dosyasında uzman avukat desteği bir tercih değil, gerekliliktir.

Read More

Noter Onaylı Tahliye Taahhüdüne Rağmen Çıkmayan Kiracıya Ne Yapılır?

1. İcra Takibinin Başlatılması (Süre ve Usul)

Kiracının noterden alınmış geçerli bir tahliye taahhüdüne rağmen taşınmazı boşaltmaması durumunda, kiralayanın izlemesi gereken ilk adım icra dairesine başvurarak tahliye talepli icra takibi başlatmaktır.

Yasal Süre: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 352/1 maddesi ve İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 272. maddesi uyarınca, taahhüt edilen tahliye tarihinden itibaren bir ay içinde icra takibi başlatılmalı veya dava açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.

Takip Yolu: Kiralayan, noter onaylı taahhütnameyi icra dairesine ibraz ederek İİK 272 ve devamı maddeleri uyarınca tahliye takibi başlatır. Bu kapsamda kiracıya “Örnek 14″ tahliye emri gönderilir.

Tahliye Emri: Tahliye emri ile kiracıya taşınmazı on beş gün içinde tahliye ve teslim etmesi, bir itirazı varsa yedi gün içinde bildirmesi ihtar edilir.

2. Kiracının İtirazı ve Takibin Durması

Tahliye emri tebliğ edilen kiracı, yedi günlük yasal süresi içinde icra dairesine itirazda bulunabilir.

İtirazın Etkisi: Kiracının süresinde yapacağı itiraz, tahliye takibini kendiliğinden durdurur.

İtirazın Kapsamı: Noter onaylı taahhütlerde imza ve tarih noterlikçe tasdik edildiği için kiracı, imzayı veya tarihi kolaylıkla inkar edemez. Ancak kira sözleşmesinin yenilendiği veya uzatıldığı gibi iddialarla itirazda bulunabilir.

3. İtirazın Kaldırılması ve Tahliye Davası Süreci

Kiracının itirazı üzerine kiralayan, takibin devamını sağlamak amacıyla yargı yoluna başvurmalıdır. Noter onaylı taahhütler, kiralayana seçimlik haklar tanır:

İcra Mahkemesinde İtirazın Kaldırılması: Taahhütname noterlikçe resen tanzim edilmiş veya imzası tasdik edilmişse, kiralayan İİK 275. maddesi uyarınca İcra Mahkemesinden itirazın kaldırılmasını ve tahliye kararı verilmesini talep edebilir.

İspat Yükü: İİK 275/2 maddesi gereğince, noter onaylı bir belgeye karşı kiracı, kira ilişkisinin yenilendiğini veya uzatıldığını ancak noter onaylı veya imzası kiralayan tarafından ikrar edilmiş aynı kuvvet ve mahiyette bir belge ile ispat etmek zorundadır. Adi yazılı belgelerle yapılan uzatma savunmaları, kiralayan tarafından kabul edilmedikçe geçerli sayılmaz.

Sulh Hukuk Mahkemesinde İtirazın İptali: Kiralayan, dilerse İcra Mahkemesi yerine Sulh Hukuk Mahkemesinde genel hükümlere göre itirazın iptali ve tahliye davası da açabilir.

4. Tahliyenin İnfazı ve Zorla Çıkarma

Yargılama sonucunda mahkemece itirazın kaldırılmasına veya iptaline ve taşınmazın tahliyesine karar verilmesi durumunda infaz aşamasına geçilir.

Zorla Tahliye: İtirazın kaldırılması kararı kesinleşmese dahi (tahliye emrindeki sürenin geçmesi şartıyla) icra müdürlüğü aracılığıyla taşınmazın zorla tahliyesi ve kiralayana teslimi gerçekleştirilir.

Hukuki Yarar: Eğer takip kesinleşmişse (itiraz edilmemişse), ayrıca bir tahliye davası açmakta hukuki yarar bulunmamaktadır; bu durumda doğrudan icra müdürlüğünden zorla tahliye talep edilmelidir.

5. Üçüncü Kişilerin Durumu

Tahliyesi istenen taşınmazda kiracıdan başka bir şahsın bulunması halinde, bu kişi işgalde haklı olduğuna dair resmi bir vesika gösteremezse derhal tahliye edilir. Ancak, bu kişi kira sözleşmesinden önceki bir tarihten beri orada olduğunu beyan eder ve bu durum yerinde yapılan tahkikatla doğrulanırsa, icra müdürü tahliyeyi tehir ederek durumu İcra Mahkemesine bildirir.

İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bilgiler:

Dava Açma Süresinin Korunması: Taahhüt edilen tarihten itibaren bir ay içinde icra takibi başlatılmış olması, daha sonra açılacak tahliye davası için yasal süreyi korur. Yani icra takibi süresinde yapılmışsa, bir aylık süre geçtikten sonra da tahliye davası açılabilir.

Harç Hususu: Sulh Hukuk Mahkemelerinde açılacak tahliye davalarında, dava değerinin son dönemde ödenen bir yıllık kira bedeli üzerinden hesaplanması ve nispi harcın bu miktar üzerinden yatırılması gerekmektedir. Harç eksikliği durumunda mahkemece ikmal için süre verilmesi zorunludur.

Geçerlilik Şartı: Tahliye taahhüdünün kira sözleşmesiyle aynı gün imzalanmış olması veya boş kağıda imza atılması gibi iddialar, noter onaylı belgeler karşısında genellikle geçersiz sayılmaktadır. Yargıtay içtihatlarına göre, boş kağıda imza atan kişi bunun hukuki sonuçlarına katlanmak zorundadır. Bir yazı önerisi.

Noter onaylı tahliye taahhüdü varsa kiracı mutlaka çıkar mı?

Evet. Noter onaylı tahliye taahhüdü, hukuken en güçlü tahliye sebeplerinden biridir. Kiracı, taahhüt edilen tarihte taşınmazı boşaltmazsa, kiralayan 1 ay içinde icra takibi başlatabilir veya dava açabilir. Süre kaçırılırsa tahliye hakkı düşer.

Kiracı icra takibine itiraz ederse ne olur?

Kiracının 7 gün içinde yaptığı itiraz, tahliye takibini durdurur. Ancak noter onaylı taahhütlerde kiracının itiraz imkânı oldukça sınırlıdır. İcra Mahkemesinde itirazın kaldırılması talep edilerek tahliye kararı alınabilir.

Tahliye taahhüdü varsa tahliye için mutlaka dava mı açmak gerekir?

Hayır. Kiracı itiraz etmezse, dava açmaya gerek yoktur; doğrudan icra müdürlüğünden zorla tahliye istenir. İtiraz varsa, İcra Mahkemesi veya Sulh Hukuk Mahkemesi yolu tercih edilir. Yanlış yol seçimi, aylarca zaman kaybına neden olabilir.

Tahliye kararından sonra kiracı zorla çıkarılabilir mi?

Evet. Tahliye kararı verildiğinde (itirazın kaldırılması veya iptali), karar kesinleşmeden dahi icra müdürlüğü aracılığıyla zorla tahliye mümkündür. Taşınmazda üçüncü kişiler varsa, resmi belge ibraz edemeyenler derhal tahliye edilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Noter onaylı tahliye taahhüdüne dayalı icra ve tahliye süreçleri, basit gibi görünse de uygulamada en sık hak kaybı yaşanan alanlardan biridir. Özellikle Tuzla, Kartal, Pendik ve Tepeören bölgesinde icra daireleri ve mahkeme uygulamaları arasında ciddi pratik farklar bulunmaktadır.

Uzman bir Tuzla tahliye avukatı / Tuzla kira avukatı / Tuzla icra avukatı ile çalışmanın önemi: 1 aylık hak düşürücü sürenin kaçırılmasının önlenmesi,

Yanlış takip yolu (icra mı dava mı?) nedeniyle dosyanın reddedilmemesi,

Kiracının “kira yenilendi” gibi geçersiz itirazlarının etkisiz kılınması,

Tahliye kararının en hızlı şekilde infaz edilmesi,

Üçüncü kişilerle ilgili tahliye engellerinin doğru yönetilmesi,

Harç, masraf ve süre hatalarından kaynaklı usulden ret riskinin ortadan kaldırılması bu alanda İstanbul Anadolu Yakası özelinde yoğun uygulama tecrübesine sahip, icra ve kira hukuku odaklı çalışan bir ofisle ilerlemek, aylar sürebilecek süreci haftalara indirgeyebilir.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, Tuzla – Kartal – Pendik – Tepeören bölgelerinde tahliye taahhüdüne dayalı icra takibi, kira uyuşmazlıkları ve zorla tahliye konularında profesyonel destek sunmaktadır.

Read More

Usulsüz Yapılan Kat Malikleri Genel Kurulu ve Alınan Kararlar Nasıl İptal Edilir?

Usulsüz Genel Kurul, Hak Düşürücü Süreler, İhtiyati Tedbir, Durdurma Talebi ve Kayyum Atanması

1. Dava Türü ve Görevli Mahkeme 

Toplu yapı kat malikleri genel kurulu toplantısında yaşanan usulsüzlüklere (çağrı usulü, divan oluşumu, vekaletlerin geçersizliği vb.) karşı açılacak dava, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 33. maddesi uyarınca “Kat Malikleri Kurulu Kararının İptali” davasıdır. KMK’nın Ek-1. maddesi uyarınca, bu kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık Sulh Hukuk Mahkemelerinde çözümlenir. Dolayısıyla, ada/parsel temsilcileri seçiminin iptali talebiyle taşınmazın bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurulmalıdır.

2. Başvuru Ehliyeti ve Hak Düşürücü Süreler

 KMK’nın 33. maddesi uyarınca dava açma hakları ve süreleri şu şekildedir:

Toplantıya Katılanlar: Kurul toplantısına katılan ancak alınan karara aykırı oy kullanarak bu durumu tutanağa geçirten (muhalefet şerhi düşen) her kat maliki, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde dava açabilir. Toplantıya katılıp da aykırı oy kullanmayan veya tutanakta muhalefeti belirtilmeyen maliklerin dava açma hakkı bulunmamaktadır (Yargıtay 18. HD, 2014/13512 E.).

Toplantıya Katılmayanlar: Toplantıya katılmayan her kat maliki, kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay ve her halde karar tarihinden başlayarak altı ay içinde iptal davası açabilir.

Yokluk ve Mutlak Butlan Halleri: Kararların yok hükmünde veya mutlak butlanla malul olduğu (örneğin emredici hükümlere aykırılık) durumlarda süre koşulu aranmaz (Yargıtay 20. HD, 2017/10382 E. ). Ancak Yargıtay, çağrı usulsüzlüğü gibi durumları genellikle mutlak butlan değil, iptal edilebilir nitelikte görerek süre şartına tabi tutmaktadır.

3. Örnek İptal Sebepleri ve Usul Usulsüzlükleri 

Çağrı Usulü: Olağanüstü toplantılar için en az 15 gün önceden tüm kat maliklerine çağrı yapılması emredici bir kuraldır. Bu kurala uyulmaması, kararların salt bu nedenle iptalini gerektirir (Yargıtay 20. HD, 2019/334 E. ).

Vekaletlerin Gerçekliği: Vekaleten oy kullananların vekaletnamelerinin usulüne uygun olup olmadığı mahkemece titizlikle incelenmelidir. Bağımsız bölüm hissedarlarının tamamını temsil etmeyen veya usulüne uygun ibraz edilmeyen vekaletlerle oy kullanılması iptal sebebidir (Yargıtay 20. HD, 2017/10382 E.).

Divan Kurulu ve Seçimler: Divan kurulunun usulüne uygun oluşturulmaması ve seçimlerdeki nisap (sayı ve arsa payı çoğunluğu) hataları mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılarak tespit edilmelidir.

4. İhtiyati Tedbir ve Durdurma Talebi 

Genel kurul kararlarının iptali davası ile birlikte, alınan kararların (örneğin seçilen yönetimin yetkilerinin) uygulanmasının tedbiren durdurulması talep edilebilir. Yargı kararlarında bu taleplerin “yürütmenin durdurulması” veya “ihtiyati tedbir” adı altında ileri sürüldüğü görülmektedir. Mahkemeler, “yaklaşık ispat” koşulunun gerçekleşmesi durumunda kararların uygulanmasını durdurabilmektedir (Yargıtay 20. HD, 2017/930 E.). Ancak, somut delil sunulmadığı veya telafisi güç bir zarar ispatlanamadığı durumlarda tedbir talepleri reddedilmektedir.

5. Kayyum Atanması ve Seçimin Yenilenmesi

Kayyum/Yönetici Atanması: KMK’nın 34. maddesi uyarınca, kat malikleri anagayrimenkulün yönetiminde anlaşamaz veya toplanıp bir yönetici atayamazlarsa, mahkemece bir yönetici (kayyum sıfatıyla) atanabilir. İptal davası sürerken yönetim boşluğu oluşması ihtimaline binaen “geçici yönetici/kayyum” atanması talep edilebilir (Yargıtay 20. HD, 2017/4875 E.).

Seçimin Yenilenmesi: Mahkeme doğrudan seçim yapmaz; ancak yönetici seçimini iptal ettiğinde, yeni bir yönetim seçilene kadar geçici bir yönetici atayabilir veya olağanüstü genel kurul çağrısı yapmak üzere bir temsilci görevlendirebilir (Yargıtay 20. HD, 2017/3417 E.).

6. Husumet (Davalı Taraf)

 İptal davası, kat maliklerini temsilen seçilen yöneticiye karşı açılabileceği gibi, karara olumlu oyları ile katılan tüm kat maliklerine karşı da açılabilir. Yargıtay, sadece yöneticiye husumet yöneltilmesini taraf teşkilinin sağlanması için yeterli görmektedir (Yargıtay 18. HD, 2014/3773 E.).

7. İkincil Kaynaklar ve Analojik Değerlendirmeler 

Aşağıdaki hususlar, doğrudan kat mülkiyeti kararı olmamakla birlikte benzer süreçler için ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

Tedbir Şartları: İkincil kaynaklarda, genel kurul kararlarının durdurulması için mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişimin hakkın elde edilmesini zorlaştıracağına dair somut delil aranmaktadır (İzmir BAM 11. HD, 2024/1014 E. )

Sonuç: Kat maliki olarak, usulsüz yapılan genel kurul ve temsilci seçimlerinin iptali için bir aylık hak düşürücü süre içinde Sulh Hukuk Mahkemesi’nde dava açabilir; bu davada kararların durdurulmasını ve yönetim boşluğu oluşmaması adına mahkemece bir yönetici/kayyum atanmasını talep edebilirsiniz. Mahkeme usulsüzlüğü tespit ederse seçimi iptal edecek ve yasal süreci (yeni seçim veya atama) işletecektir. Bir yazı önerisi.

Kat malikleri kurulu kararının iptali için hangi dava açılır?

Toplu yapı veya site genel kurulunda alınan usulsüz kararlara karşı açılacak dava, Kat Malikleri Kurulu Kararının İptali Davasıdır. Bu dava, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu m.33 uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesi’nde açılır.

Genel kurula katıldım ama muhalefet şerhi koymadım, dava açabilir miyim?

Hayır. Toplantıya katılan kat malikinin dava açabilmesi için karara açıkça karşı oy kullanması ve muhalefetini tutanağa yazdırması zorunludur. Muhalefet şerhi yoksa dava hakkı da yoktur.

Toplantıya katılmadıysam iptal davası açma sürem nedir?

Toplantıya katılmayan kat maliklerinin süresi:
Kararı öğrendikleri tarihten itibaren 1 ay,
Her hâlde karar tarihinden itibaren 6 aydır.
Bu süreler hak düşürücü olup kaçırılması hâlinde dava reddedilir.

Genel kurul kararları dava süresince durdurulabilir mi?

Evet. İptal davası ile birlikte ihtiyati tedbir talep edilerek; yönetici seçimi, temsilci ataması veya alınan kararların uygulanması geçici olarak durdurulabilir. Ancak bunun için yaklaşık ispat ve telafisi güç zarar somut delillerle ortaya konulmalıdır.

Yönetici seçimi iptal edilirse site yönetimsiz mi kalır?

Hayır. Mahkeme, yönetim boşluğu oluşmaması için geçici yönetici (kayyum) atayabilir veya olağanüstü genel kurul yapılmasını sağlamak üzere temsilci görevlendirebilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Kat malikleri kurulu kararlarının iptali, uygulamada en çok usul hatası yapılan ve hak düşürücü süreler nedeniyle telafisi imkânsız sonuçlar doğuran dava türlerinden biridir. Bu davalar yalnızca “dava açmak” değil; toplantı sürecinin başından itibaren hukuki denetim ve doğru strateji kurulmasını gerektirir.

Kat mülkiyeti uyuşmazlıklarında karşılaşılan temel zorluklar şunlardır:

Hak düşürücü süreler (1 ay / 6 ay) nedeniyle en küçük gecikmenin davayı sona erdirmesi

Usul kurallarına mutlak bağlılık (çağrı, gündem, nisap, divan oluşumu)

Delil ve ispat tekniğinin doğru kurgulanmaması

Tedbiren durdurma ve kayyum atanması taleplerinin yanlış hukuki zeminde ileri sürülmesi

Çağrı, vekâlet veya seçim hatalarının “yokluk” mu yoksa “iptal edilebilirlik” mi olduğunun yanlış değerlendirilmesi Bu nedenle kat malikleri kurulu kararlarına ilişkin davalar, standart dava pratiğiyle yürütülemez.

Uygulamada En Sık Yapılan Hatalar, 1 aylık sürenin kaçırılması, Muhalefet şerhinin toplantı tutanağına yazdırılmaması, Yanlış kişi veya kişilere husumet yöneltilmesi, Tedbir talebinin somut delil olmadan yapılması, Divan başkanlığı seçimi, vekâlet kullanımı ve oy sayımındaki hataların hukuki sonuçlarının yanlış değerlendirilmesi, bu hatalar çoğu zaman davanın esasa girilmeden reddi ile sonuçlanmakta ve kat maliklerinin yönetim üzerindeki tüm denetim imkânını ortadan kaldırmaktadır.

Sadece Dava Değil, Önleyici Hukuki Danışmanlık

Kat mülkiyeti hukukunda en doğru ve kalıcı çözüm, uyuşmazlık doğmadan önce alınan önleyici hukuki tedbirlerdir. Bu nedenle uzman avukat desteği yalnızca dava açıldıktan sonra değil; genel kurul toplantısı öncesinde, toplantı sırasında ve kararların alınma aşamasında da kritik önem taşır. Usule uygun yürütülmeyen her toplantı, ileride iptal davalarına ve yönetim krizlerine zemin hazırlamaktadır.

Bu kapsamda uzmanlık gerektiren başlıca hizmet alanları; site yönetim danışmanlığı, kat malikleri genel kurul toplantı danışmanlığı, olağan ve olağanüstü genel kurul çağrı usullerinin Kat Mülkiyeti Kanunu’na uygun hazırlanması, divan başkanlığı seçimi yöntemi ile toplantı tutanaklarının hukuki geçerliliğinin sağlanmasıdır. Ayrıca vekâletlerin hukuki denetimi, gündem maddelerinin iptale yol açmayacak şekilde oluşturulması ve yönetici ile denetçi seçimlerinde nisap ve oy hesaplamalarının doğru yapılması da profesyonel hukuki destek gerektiren teknik konular arasında yer almaktadır.

Bu hizmetlerin toplantı öncesinde ve toplantı sırasında sağlanması sayesinde, sonradan açılabilecek kat malikleri kurulu kararlarının iptali davalarının, uzun süren yargılamaların ve ciddi yönetim sorunlarının büyük ölçüde önüne geçilmesi mümkündür.

İstanbul – Anadolu Yakası Odaklı Uzmanlık

İstanbul genelinde, özellikle Tuzla, Pendik, Kurtköy, Kartal, Maltepe ve Anadolu Yakası’nda; site ve apartman yönetimi ihtilafları, kat malikleri genel kurul iptali davaları, temsilci ve yönetici seçimlerine ilişkin uyuşmazlıklar ile tedbiren durdurma ve kayyum atanması talepleri uygulamada sıklıkla karşılaşılan hukuki sorunlardır.

Bu tür uyuşmazlıklarda; Tuzla kat mülkiyeti avukatı, Tuzla avukat, İstanbul avukat veya Kat Mülkiyeti Kanunu uzman avukatı arayışında olan kat malikleri ve site yönetimleri açısından, hem yerel mahkeme uygulamasını hem de Yargıtay içtihatlarını yakından takip eden bir hukuk bürosu ile çalışmak sürecin sağlıklı yürütülmesi bakımından belirleyici rol oynar.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu ile Güvenli Hukuki Süreç

Bu kapsamda, kat mülkiyeti hukuku başta olmak üzere çok sayıda teknik ve usule dayalı dava alanında tecrübeye sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu; site yönetim danışmanlığı, kat malikleri genel kurul toplantı danışmanlığı, genel kurul kararlarının iptali, tedbiren durdurma ve kayyum atanması konularında müvekkillerine kapsamlı hukuki destek sunmaktadır.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, Tuzla, Pendik, Kurtköy, Kartal ve İstanbul Anadolu Yakası genelinde; uyuşmazlık doğmadan önce önleyici danışmanlık, dava aşamasında ise etkin, hızlı ve sonuç odaklı dava takibi ile müvekkillerinin hak ve menfaatlerini güvence altına almaktadır.

Read More

Mal Paylaşımı Davası Boşanmayla Birlikte Açılmak Zorunda mı?

Mal paylaşımı davasının boşanma davasıyla birlikte açılma zorunluluğu ve usulü

1. Genel Kural ve Davanın Niteliği 

Yargıtay kararları uyarınca, mal rejiminin tasfiyesi (mal paylaşımı) davasının boşanma davasıyla birlikte açılması zorunlu değildir. Mal rejiminin tasfiyesi, boşanma davasının eki (fer’îsi) niteliğinde bir dava değildir. Bu nedenle eşler, tasfiyeyi boşanma davası ile birlikte talep edebilecekleri gibi, boşanma kararı kesinleştikten sonra zamanaşımı süresi içerisinde ayrı bir dava olarak da açabilirler (Yargıtay HGK-2019/335 K, 2024/7 .

2. Birlikte Açılma Durumunda Usul ve “Bekletici Mesele” Uygulaması 

Mal paylaşımı davası boşanma davasıyla birlikte açıldığında veya boşanma davası derdest iken açıldığında, mahkemelerin izlemesi gereken usul Yargıtay içtihatlarıyla netleştirilmiştir:

Tefrik Zorunluluğu: Boşanma davası ile mal rejimi davası birlikte açılmışsa, mal rejimi davasının tefrik edilerek (ayrılarak) ayrı bir esasa kaydedilmesi gerekmektedir (Yargıtay HGK-2017/1673 , 2. HD-2009/7767).

Görülebilirlik Ön Koşulu: Mal rejiminin tasfiyesine karar verilebilmesi için eşler arasındaki mal rejiminin sona ermiş olması şarttır. TMK m. 225/2 uyarınca, boşanma kararı verilmesi halinde mal rejimi dava tarihinden itibaren sona erer. Ancak tasfiyenin yapılabilmesi için boşanma hükmünün kesinleşmesi bir “görülebilirlik ön koşulu”dur (Yargıtay 3. HD-2024/2885 , 8. HD-2013/23669 K).

Bekletici Mesele: Tefrik edilen mal rejimi davasında, boşanma davasının sonucu “bekletici mesele” yapılmalıdır. Boşanma davası reddedilirse mal rejimi sona ermeyeceğinden tasfiye davası da reddedilir; boşanma kabul edilir ve kesinleşirse tasfiye davasının esasına girilir (Yargıtay 8. HD-2013/11522 K, 2. HD-2022/8976).

3. Zamanaşımı Süreleri 

Yargıtay kararlarında zamanaşımı konusunda iki farklı yaklaşım görülmekle birlikte, güncel ve baskın görüş 10 yıllık süreyi esas almaktadır:

10 Yıllık Genel Zamanaşımı: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerin güncel kararlarına göre, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davaları TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Bu süre, boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar (Yargıtay HGK-2017/1673 K, 8. HD-2016/6818 K, 2. HD-2022/11249 K).

1 Yıllık Süre (Eski Uygulama/İstisnai Kararlar): Bazı kararlarda TMK m. 178’e atıfla 1 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmışsa da (Yargıtay 8. HD-2009/6109 , 2009/4306), güncel içtihatlar bu sürenin mal rejimi davalarını kapsamadığı yönündedir.

4. Anlaşmalı Boşanma ve Mal Paylaşımı 

Eşler, anlaşmalı boşanma davasında mal rejiminin tasfiyesi konusunda da anlaşma yapabilirler. Ancak tarafların sadece anlaşmalı olarak boşanmış olmaları, aralarındaki mal rejimini tasfiye ettikleri anlamına gelmez. Eğer boşanma protokolünde veya duruşmadaki beyanlarda mal rejimine ilişkin açık bir feragat veya düzenleme yoksa, boşanma sonrası tasfiye davası açılması mümkündür (Yargıtay HGK-2024/78. HD-2016/21959 .

5. İkincil Kaynaklar ve Özel Durumlar

 Aşağıdaki hususlar karar metinlerindeki sınırlı bilgiler ve özel durumlar kapsamında ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

Yabancı Mahkeme Kararları ve Tanıma/Tenfiz: Yabancı mahkemelerden alınan boşanma kararlarında, mal rejimi tasfiyesi davası için 10 yıllık zamanaşımı süresi, yabancı ilamın kesinleşme tarihinden değil, Türkiye’deki “tanıma veya tenfiz” kararının kesinleştiği tarihten itibaren başlar. Tanıma/tenfiz süreci tamamlanmadan Türkiye’de tasfiye davası açılması durumunda, tanıma davasının sonucu bekletici mesele yapılmalıdır

Dava Tarihinin Belirlenmesi: Boşanma davası ile birlikte açılıp sonradan tefrik edilen davalarda, zamanaşımı ve hak doğumu açısından esas alınan tarih, tefrik tarihi değil, boşanma davası ile birlikte talebin ileri sürüldüğü ilk dava tarihidir (Yargıtay 2. HD-2022/11249 ).

Hukuki Yarar Yokluğu: Henüz açılmış bir boşanma davası yokken veya evlilik birliği devam ederken açılan mal rejimi tasfiyesi davaları, hukuki yarar yokluğu veya görülebilirlik ön koşulu oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmektedir (Yargıtay 17. HD-2016/2835

Mal paylaşımı davası boşanma davasıyla birlikte açılmak zorunda mı?

Hayır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre mal rejiminin tasfiyesi davasının boşanma davasıyla birlikte açılması zorunlu değildir. Mal paylaşımı davası, boşanma davasının fer’îsi (eki) değildir. Boşanma kesinleştikten sonra, zamanaşımı süresi içinde ayrı bir dava olarak da açılabilir.

Boşanma davası devam ederken mal paylaşımı davası açılırsa ne olur?

Bu durumda mahkeme, mal paylaşımı davasını tefrik eder ve boşanma davasının sonucunu bekletici mesele yapar. Boşanma davası reddedilirse → mal rejimi sona ermeyeceği için tasfiye davası da reddedilir. Boşanma kabul edilip kesinleşirse → mal paylaşımı davasının esasına girilir.

Mal paylaşımı davası için zamanaşımı süresi kaç yıldır?

Güncel ve baskın Yargıtay uygulamasına göre 10 yıllık genel zamanaşımı uygulanır. Bu süre, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Eski bazı kararlarda geçen 1 yıllık süre, artık mal rejimi tasfiyesi davaları için geçerli kabul edilmemektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Mal paylaşımı davaları, uygulamada en teknik ve hata kaldırmayan aile hukuku davaları arasındadır. Özellikle şu riskler söz konusudur:

Mal paylaşımı davasının yanlış zamanda açılması nedeniyle hukuki yarar yokluğu

Tefrik, bekletici mesele ve kesinleşme süreçlerinin hatalı yönetilmesi

Zamanaşımı süresinin yanlış hesaplanması

Anlaşmalı boşanma protokolündeki muğlak feragat ifadeleri nedeniyle hak kaybı

Boşanma davası ile mal paylaşımı davası arasındaki stratejik bağın kurulamayışı

Bu nedenle, özellikle Tuzla boşanma avukatı, Tuzla mal paylaşımı avukatı ve Tuzla aile avukatı alanında deneyimli bir hukuk bürosu ile çalışmak, telafisi imkânsız hak kayıplarını önler. İstanbul genelinde, özellikle Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe ve Anadolu Yakası odaklı mal paylaşımı ve boşanma davalarında, bu alana yoğunlaşmış bir ekip tarafından dosyanın yürütülmesi kritik önemdedir. Bu kapsamda, boşanma ve mal rejimi tasfiyesi davalarında uzmanlığıyla öne çıkan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, Yargıtay içtihatlarına uygun stratejik dava yönetimi ile süreci güvenli şekilde yürütmektedir.

Mal paylaşımı davası boşanmayla birlikte açılmak zorunda değildir

Birlikte açılırsa tefrik + bekletici mesele uygulanır

10 yıllık zamanaşımı boşanma kesinleşmesiyle başlar

Yanlış usul = ciddi hak kaybı

Uzman aile hukuku avukatıyla çalışmak zorunluluk niteliğindedir

Read More

Krediyle Alınan Ev ve Araç Boşanmada Nasıl Paylaşılır?

1. Genel Paylaşım Esasları ve Malın Niteliği 

Kredi kullanılarak satın alınan ev veya araçların boşanma aşamasındaki tasfiyesinde temel kural, ödemelerin yapıldığı dönemlere göre malın “kişisel mal” veya “edinilmiş mal” olarak ayrıştırılmasıdır. Yargıtay yerleşik içtihatlarına göre:

Evlilik Öncesi Ödemeler: Evlilik birliği kurulmadan önce ödenen peşinat ve kredi taksitleri, ilgili eşin kişisel malı kabul edilir.

Evlilik İçi Ödemeler: Mal rejiminin devamı süresince (evlilik birliği içinde) yapılan kredi geri ödemeleri, aksi ispatlanmadığı sürece çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle yapıldığı varsayıldığından “edinilmiş mal” niteliğindedir.

Boşanma Sonrası (Sarkan) Ödemeler: Boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla mal rejimi sona erer. Bu tarihten sonraya sarkan taksitler, borçlu eşin kişisel borcu kabul edilir ve tasfiye hesabında malın pasifi (borcu) olarak değerlendirilir.

2. Hesaplama Metodolojisi: Oranlama Yöntemi 

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ve 2. Hukuk Dairesi kararlarında, krediyle alınan malların tasfiyesinde “oranlama yöntemi”nin kullanılması gerektiği vurgulanmaktadır. Hesaplama şu aşamalardan oluşur:

Oran Tespiti: Evlilik birliği içinde ödenen taksit sayısının (veya miktarının), toplam kredi taksit sayısına (veya toplam kredi miktarına) oranı bulunur.

Rayiç Değer Esası: Tasfiyeye konu malın (ev veya araç), karar tarihine en yakın tarihteki piyasa sürüm (rayiç) değeri belirlenir.

Artık Değerin Belirlenmesi: Tespit edilen “evlilik içi ödeme oranı”, malın güncel rayiç değeri ile çarpılır. Bu işlem sonucunda elde edilen miktar “artık değer” olarak kabul edilir.

Katılma Alacağı: Hesaplanan artık değerin yarısı (1/2), diğer eşin katılma alacağı olarak hüküm altına alınır.

3. Borçların ve Kişisel Katkıların Denkleştirilmesi 

Tasfiye sürecinde malın borçları ve kişisel mal katkıları hesaplamadan düşülmelidir:

Kredi Borcunun Düşülmesi: Mal rejiminin sona erdiği tarihte henüz vadesi gelmemiş olan kredi borç miktarının toplam krediye oranı bulunur. Bu oran, malın tasfiye tarihindeki rayiç değeriyle çarpılarak “borç miktarı” tespit edilir ve bu miktar toplam değerden düşülür.

Peşinat ve Kişisel Mal Katkısı: Malın alımında kullanılan peşinatın bir eşin kişisel malından (örneğin evlilik öncesi birikim, ziynet eşyası satışı veya miras) karşılanması durumunda, bu miktar için “değer artış payı” veya “denkleştirme” hesabı yapılır. Kişisel maldan yapılan ödemenin malın alım değerine oranı bulunur ve bu oran güncel değerle çarpılarak ilgili eşe iade edilir.

Aktif-Pasif Dengesi: Eğer boşanma tarihi itibarıyla kalan kredi borcu, aracın veya evin güncel değerinden fazlaysa (pasif aktiften fazla ise), ortada dağıtılacak bir artık değer kalmadığından katılma alacağına hükmedilemez.

4. Araçlara İlişkin Özel Durumlar 

Araçların paylaşımında da taşınmazlarla aynı ilkeler geçerlidir. Ancak araçların değer kaybı veya kredi borcunun yüksekliği nedeniyle hesaplama farklılık gösterebilir. Örneğin, evlilik öncesi krediyle alınan bir aracın taksitlerinin bir kısmının evlilik içinde ödenmesi durumunda, sadece evlilik içine isabet eden taksitlerin toplam taksitlere oranı üzerinden bir hesaplama yapılır. Eğer araç evlilik içinde alınıp takas usulüyle eski bir araç verilmişse, takas edilen aracın kişisel mal olup olmadığı araştırılmalı ve denkleştirme buna göre yapılmalıdır.

5. İkincil Kaynak Değerlendirmesi

 İkincil kaynak olarak sunulan kooperatif ödemelerine ilişkin kararlarda, kredi taksitlerine benzer bir mantık yürütüldüğü görülmektedir. Kooperatif hisselerinde, evlilik öncesi yapılan aidat ödemeleri ile evlilik içi ödemelerin birbirine oranlanması ve bu oran üzerinden tasfiye tarihindeki rayiç değerle çarpım yapılarak katılma alacağının hesaplanması gerektiği belirtilmektedir. Bu durum, kredi taksitlerindeki “oranlama” ilkesiyle paralellik göstermektedir.

Sonuç olarak; krediyle alınan mallarda eşlerin alacak hakları, sadece evlilik birliği içinde ödenen taksitlerin toplam ödemeye olan oranı üzerinden ve malın boşanma davası sonundaki güncel değeri esas alınarak hesaplanmaktadır. Bir yazı önerisi.

Krediyle alınan ev veya araç tapuda kimin adına olursa olsun paylaşılır mı?

Evet. Tapunun kimin adına kayıtlı olduğu tek başına belirleyici değildir. Evlilik birliği içinde ödenen kredi taksitlerine isabet eden kısım edinilmiş mal sayılır ve bu oran üzerinden katılma alacağı hesaplanır. Evlilik öncesi ödemeler ise kişisel mal olarak değerlendirilir.

Boşanmadan sonra ödenen kredi taksitleri paylaşılır mı?

Hayır. Boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla mal rejimi sona erer. Bu tarihten sonra ödenen kredi taksitleri, borçlu eşin kişisel borcu kabul edilir ve paylaşım hesabında malın pasifi (borcu) olarak dikkate alınır.

Peşinat kişisel maldan (miras, ziynet, evlilik öncesi birikim) ödenmişse ne olur?

Peşinatın kişisel maldan karşılandığı ispatlanırsa, bu tutar için değer artış payı veya denkleştirme alacağı hesaplanır. Peşinatın malın alım bedeline oranı bulunur ve bu oran, malın tasfiye tarihindeki rayiç değeriyle çarpılarak ilgili eşe iade edilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Krediyle alınan ev ve araçların paylaşımı, boşanma davalarında en teknik ve en sık hata yapılan alanlardan biridir. Yanlış yapılan bir hesaplama;

evlilik öncesi–evlilik içi ödeme ayrımının karıştırılması,

rayiç değer yerine alım bedelinin esas alınması,

kişisel mal katkısının göz ardı edilmesi,

aktif–pasif dengesinin yanlış kurulması gibi nedenlerle ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle özellikle Tuzla boşanma avukatı, Tuzla mal paylaşımı avukatı ve Tuzla aile avukatı arayışında olan kişiler için, Yargıtay içtihatlarına hâkim uzman desteği büyük önem taşır.

İstanbul Anadolu Yakası’nda; Tuzla, Kartal, Pendik, Maltepe, Ataşehir ve Kadıköy başta olmak üzere krediyle alınan malların paylaşımı, katılma alacağı ve değer artış payı davalarında 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, Yargıtay uygulamasına dayalı stratejik dava planlaması, bilirkişi sürecinin etkin yönetimi ve hak kaybını önleyici hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktadır. Krediyle alınan mallarda yapılan tek bir hesaplama hatası, davanın sonucunu tamamen değiştirebilir.

Read More

Anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan “tarafların birbirinden mal talebi yoktur” şeklindeki ibare geçerli midir?

Anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan “tarafların birbirinden mal talebi yoktur” şeklindeki ibarelerin mal rejiminin tasfiyesi bakımından bağlayıcılığı ve hukuki niteliği.

1. Genel Hukuki Çerçeve ve Temel İlkeler

Yargıtay kararları uyarınca, anlaşmalı boşanma protokolünde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme yapılması mümkündür ve buna yönelik bir yasal engel bulunmamaktadır. Ancak, mal rejiminin tasfiyesi boşanmanın fer’i (eki) niteliğinde bir hak değildir. Bu nedenle, tarafların sadece anlaşmalı olarak boşanmış olmaları, aralarındaki mal rejimini de tasfiye ettikleri anlamına gelmez. Protokolde yer alan feragat beyanlarının bağlayıcı olabilmesi için bu beyanların somutlaştırılmış bir hakka yönelik, kayıtsız, şartsız ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde açık olması gerekmektedir.

2. İfadenin Bağlayıcı Kabul Edildiği Durumlar

Yargıtay, protokoldeki ifadelerin mal rejiminin tasfiyesini kapsadığının “duraksamaya yer vermeyecek şekilde” açık olduğu durumlarda bu beyanları bağlayıcı kabul etmektedir.

Mahkeme İçi İkrar Niteliği: Protokolde yer alan ve duruşmada tutanağa geçirilerek imzalanan “mal rejiminden kaynaklanan alacak talebi yoktur”, “katkı payı ve katılma alacağı talebim yoktur” gibi ifadeler mahkeme içi ikrar ve kesin delil olarak kabul edilmektedir (2. HD-2022/6019, 2. HD-2023/1955 K)

Kapsamlı ve Net Beyanlar: “Tarafların birbirlerinden katkı payı, ziynet eşyası, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan başkaca herhangi bir hak istemeyecekleri” yönündeki ifadeler, tarafların hür iradeleriyle yapılmış bağlayıcı düzenlemeler olarak görülmektedir (2. HD-2023/7565).

Dürüstlük Kuralı: Protokolde “mal varlığı ile ilgili talebi olmadığını” beyan eden tarafın, boşanma kesinleştikten sonra taşınmaz üzerinden tasfiye talep etmesi “hakkın kötüye kullanılması” ve dürüstlük kuralına aykırılık olarak nitelendirilmektedir (8. HD-2015/21775, 8. HD-2010/4983 ).

Onaylanmış Protokoller: Mahkemece uygun bulunan ve hüküm fıkrasına dahil edilen veya kararın eki sayılan protokollerdeki “başkaca mal talebi yoktur” hükümleri, tarafları bağlamaktadır (2. HD-2022/9474 K, 2. HD-2023/2541).

3. İfadenin Bağlayıcı Kabul Edilmediği Durumlar (Muğlaklık ve Belirsizlik)

Yargıtay’ın birçok dairesi, “mal” tabirinin dar kapsamlı bir kavram olduğunu ve her zaman tüm taşınır/taşınmazları kapsamayabileceğini vurgulamaktadır.

Muğlak ve Genel İfadeler: “Paylaşılacak bir malımız ve eşya talebim yoktur” veya “mali konularda karşılıklı talebimiz yoktur” şeklindeki genel ifadeler, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan “değer artış payı” veya “katılma alacağı” haklarından feragat edildiği anlamına gelmeyebilir (2. HD-2021/5382 Kaynak, 8. HD-2014/11754).

Fer’i Nitelikteki Taleplerle Sınırlılık: Protokoldeki “maddi talep yoktur” ifadesi, bazen sadece boşanmanın fer’isi olan maddi-manevi tazminat ve nafakaya yönelik bir feragat olarak yorumlanmakta; mal rejimini kapsamadığı kabul edilmektedir (8. HD-2016/2660 ).

Açıkça Sayılma Zorunluluğu: Bazı kararlarda, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin anlaşmanın geçerli olabilmesi için tasfiyeye konu malların “tek tek ve ismen sayılmak suretiyle” belirlenmiş olması gerektiği ifade edilmiştir (8. HD-2013/827, 8. HD-2013/12778 K).

Onaylanmayan veya Duruşmada Teyit Edilmeyen Protokoller: Protokolde mal rejimine dair hüküm olsa dahi, bu hüküm duruşmada beyan edilmemişse veya mahkemece onaylanmamışsa bağlayıcı kabul edilmeyebilir (2. HD-2022/10451 K, 8. HD-2018/9159 K).

4. Görüş Ayrılıkları ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Yaklaşımı

Yargıtay daireleri arasında “mal talebi yoktur” ifadesinin kapsamı konusunda görüş ayrılıkları mevcuttur. 8. Hukuk Dairesi’nin bazı kararlarında “mal” kavramının dar yorumlanması gerektiği ve taşınmazları kapsamayacağı savunulurken (8. HD-2012/3587 , Hukuk Genel Kurulu bir kararında “tarafların mal talepleri yoktur” ifadesinin mal rejiminden kaynaklanan alacakları da kapsadığını belirterek yerel mahkemenin ret kararını onamıştır (HGK-2013/185  Ancak HGK’nın daha güncel bir kararında, feragatin “hiçbir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta” olması gerektiği, soyut ve müphem ifadelerin mal rejimini tasfiye etmiş sayılmak için yeterli olmadığı vurgulanmıştır (HGK-2024/7 k).

5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, protokoldeki belirsizliklerin yargılama sürecindeki diğer delillerle nasıl yorumlandığına dair ek bağlam sunmaktadır

İkincil Kaynak (2. HD-2022/7207 : Protokolde taşınmazlara özgü açık bir ibra olmasa dahi, duruşma tutanağına yansıyan beyanlar ve protokoldeki diğer mali düzenlemeler (ödeme taahhütleri vb.) bir bütün olarak mal rejiminin tasfiye edildiğine dair kesin delil teşkil edebilir.

İkincil Kaynak (2. HD-2024/2137 : Protokolde yer alan “başka bir alacağı ve hakkının olmadığı” şeklindeki feragat beyanları, belirli bir şartın (örneğin taşınmazın satılması) gerçekleşmesine bağlanmışsa, bu şartın dürüstlük kuralına aykırı şekilde engellenmesi durumunda feragat hükmü sınırlı olarak uygulanabilir.

İkincil Kaynak (Silivri Aile Mahkemesi-2020/619 : İlk derece mahkemesi uygulamasında, tarafların duruşmada “katkı payı, katılma alacağı, değer artış payı talebim yoktur” şeklindeki spesifik beyanları, protokolün aynen tasdiki ile birlikte mal rejimi davasını engelleyen kesin bir feragat olarak kabul edilmektedir.

İkincil Kaynak (2. HD-2023/4736  Anlaşmalı boşanma protokolündeki feragat beyanları, karar kesinleşinceye kadar tarafların bu iradeden dönmesi halinde geçerliliğini yitirebilir ve dava çekişmeli boşanmaya dönüşebilir.

Sonuç: Anlaşmalı boşanma protokolündeki “mal talebi yoktur” ifadesi; eğer duruşmada “mal rejimi tasfiyesi, katkı payı veya katılma alacağı” gibi terimlerle somutlaştırılmışsa veya protokolde tasfiyeye konu mallar net bir şekilde belirtilmişse bağlayıcıdır. Ancak ifade soyut, muğlak ve sadece boşanmanın fer’ilerini çağrıştıracak nitelikteyse, mal rejimi tasfiyesi davası açılmasına engel teşkil etmemektedir.

Anlaşmalı boşanmada “mal talebi yoktur” yazıyorsa mal paylaşımı davası açılamaz mı?

Yargıtay’a göre bu ifadenin bağlayıcı olabilmesi için, mal rejiminin tasfiyesini açık, net ve tereddüde yer vermeyecek şekilde kapsaması gerekir. Soyut ve genel ifadeler, sonradan mal paylaşımı davası açılmasına engel olmayabilir.

Hangi ifadeler mal paylaşımı hakkından kesin feragat sayılır?

“Katılma alacağı, katkı payı, değer artış payı talebim yoktur” gibi somut, açık ve duruşmada teyit edilmiş ifadeler Yargıtay tarafından kesin feragat ve mahkeme içi ikrar olarak kabul edilmektedir.

Protokol mahkemece onaylanmadıysa yine de bağlayıcı olur mu?

Hayır. Protokolde mal rejimine ilişkin düzenleme olsa bile, bu beyanlar duruşmada tutanağa geçirilmemiş veya mahkemece onaylanmamışsa, bağlayıcılığı tartışmalı hâle gelir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Anlaşmalı boşanma protokollerinde yapılan tek bir cümlelik hata, yıllar sonra yüksek tutarlı mal paylaşımı haklarının tamamen kaybedilmesine yol açabilmektedir. Özellikle Tuzla boşanma avukatı, Tuzla avukat, mal paylaşımı avukatı veya aile avukatı arayan kişilerin büyük kısmı, protokol aşamasında yeterli hukuki destek almadıkları için sonradan geri dönüşü olmayan sonuçlarla karşılaşmaktadır.

Uygulamada En Sık Karşılaşılan Riskler

“Mal talebi yoktur” gibi muğlak ifadelerin kullanılması

Mal rejimi tasfiyesi ile nafaka ve tazminatın karıştırılması

Protokolde katılma alacağı / değer artış payı kavramlarının hiç yer almaması

Duruşmada protokolün aynen teyit edilmemesi

Feragat iradesinin bilinçli ve özgür şekilde açıklanmaması

Bu durumlarda Yargıtay, bazen feragati bağlayıcı kabul ederken bazen de mal paylaşımı davasına izin verebilmektedir. Sonuç, dosyanın nasıl kurgulandığına ve hangi ifadelerin kullanıldığına doğrudan bağlıdır.

Neden Bu Konu Uzmanlık Gerektirir?

Çünkü bu dosyalarda;

Mal rejiminin boşanmanın fer’i mi yoksa bağımsız bir hak mı olduğu,

Feragat beyanının mahkeme içi ikrar sayılıp sayılmayacağı,

“Mal”, “mali talep”, “hak ve alacak” kavramlarının Yargıtay içtihatlarına göre yorumu,

HGK ve daireler arasındaki görüş ayrılıklarının stratejik kullanımı,

Protokol–duruşma tutanağı–hüküm fıkrası arasındaki bağlantının doğru kurulması son derece teknik hukuki değerlendirmeler gerektirir.

İstanbul – Tuzla ve Anadolu Yakası Odaklı Hukuki Destek

İstanbul’da, özellikle Tuzla boşanma avukatı ve Tuzla avukat arayışında olan kişiler için bu tür dosyalarda deneyim belirleyici faktördür. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli olarak Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy ve Anadolu Yakası’nın diğer önemli ilçelerinde;

Anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanması

Mal paylaşımı ve mal rejiminin tasfiyesi

Katılma alacağı ve değer artış payı davaları

Hatalı protokollerden doğan hak kayıplarının önlenmesi konularında Yargıtay içtihatlarına dayalı, stratejik ve koruyucu hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Read More

Aileden Gelen Para Boşanmada Paylaşılır mı?

1. Genel Hukuki Çerçeve ve İspat Yükümlülüğü 

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 220/2. maddesi uyarınca, bir eşin miras ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri kanun gereği kişisel mal sayılmaktadır. Ancak TMK m. 222/3 gereğince, bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. Bu nedenle, aileden (anne, baba, kardeş) gelen paranın kişisel mal olduğunun ispatı, bu iddiayı ileri süren eşin üzerindedir. Yargıtay kararlarında, yalnızca banka üzerinden “havale yapılmış olması” bağış iradesini kanıtlamak için yeterli görülmemekte; bağış iradesinin somut delillerle desteklenmesi aranmaktadır.

2. Anne ve Babadan Gelen Malvarlığı Devirlerinde Fiili Karine 

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre (2015/2558 E., 2019/2221 E. K, 2017/9954 E. K), anne ve baba gibi yakınlar tarafından eşlere yapılan temlik işlemleri, resmi kayıtta “satış” veya “bedelli” olarak gösterilse dahi, hayatın olağan akışına göre karşılıksız kazandırma (bağış) niteliğinde kabul edilir. Bu durum bir “fiili karine” olarak değerlendirilmekte ve bu malvarlığının kişisel mal olduğu varsayılmaktadır. Bu karinenin aksini, yani işlemin gerçek bir satış olduğunu iddia eden taraf, satış bedelinin ödendiğine dair güçlü ve inandırıcı deliller (ödeme kayıtları vb.) sunmakla yükümlüdür. Soyut tanık beyanları bu karineyi çürütmek için yeterli görülmemektedir.

3. Bağış İradesinin İspatı ve Tanıklık 

Aileden gelen paranın kişisel mal sayılabilmesi için bağış iradesinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde ispatlanması gerekir.

Tanık Beyanları: Yargıtay, parayı gönderen aile bireylerinin bizzat tanık olarak dinlenmesini ve paranın “borç değil, bağış” olarak verildiğini beyan etmelerini kritik bir delil olarak kabul etmektedir (2013/18308 E. K, 2011/128 E. K, 2015/7311 E.).

Somut Delil Zorunluluğu: Sadece tanık beyanlarına dayanılması, paranın kaynağının (hangi hesaptan çekildiği, nasıl aktarıldığı) somutlaştırılmaması durumunda kişisel mal iddiası reddedilmektedir (2016/12628 E. K, 2013/3753 E. K).

Banka Kayıtları: Havale makbuzları ve banka dekontları, tanık beyanlarıyla desteklendiğinde güçlü delil teşkil etmektedir (2012/5755 E. , 2014/19955 E.).

4. Miras ve Kardeşlerden Gelen Yardımlar 

Miras yoluyla intikal eden paralar veya miras kalan bir malın satışından elde edilen bedeller, TMK m. 220 uyarınca kişisel maldır. Bu paranın müşterek hesaba yatırılmış olması, onun kişisel mal niteliğini değiştirmez (3. HD 2020/10206 E.). Kardeşlerden gelen yardımlar veya ziynet eşyaları da (örneğin kardeşin verdiği altın bilezikler) bağış niteliğinde ispatlandığı takdirde kişisel mal olarak kabul edilmekte ve tasfiyede değer artış payı veya kişisel mal alacağı olarak dikkate alınmaktadır (2010/5750 E., 2013/19806 E.).

5. İspat Edilemeyen Durumların Sonucu 

Aileden gelen katkı iddiası; banka dekontu, ödeme kaydı veya inandırıcı tanık beyanı gibi delillerle kanıtlanamazsa, söz konusu malvarlığı edinilmiş mal kabul edilerek tasfiyeye dahil edilir (2012/2636 E. , 2012/11340 E.  2012/11057 E.. Ayrıca, eşler arasındaki para intikallerinde “bağış iradesi” açıkça ispatlanmadıkça, bu durumun “dayanışma ve ortak gelecek” amacıyla yapıldığı varsayılarak bağış olarak nitelendirilmesi güçleşmektedir (2013/5325 E.  2013/2260 E. 

6. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, aileden gelen paranın kişisel mal sayılmasına ilişkin şu ek bağlamları sunmaktadır:

Havale Niteliği: Havale kural olarak bir ödeme aracıdır; bağışlama iradesi dekontta açıkça belirtilmedikçe veya kanıtlanmadıkça tek başına bağış sayılmaz (Samsun ATM 2017/408 E

Eşler Arası Transferler: Eşlerin birbirine para vermesi hayatın olağan akışına uygun olup, bağışı çağrıştıracak açık bir beyan yoksa bu durum bağış değil, katkı olarak nitelendirilebilir (8. HD 2011/7695 E

Tapu Kayıtları: Tapu kaydında işlemin “bağış” olarak tescil edilmesi, kişisel mal niteliğinin ispatı için kesin delil kabul edilmektedir (8. HD 2015/12675 E. 

Düğün Takıları: Düğünde takılan ziynetler ve paralar, aksine bir anlaşma yoksa kadına bağışlanmış sayılır ve onun kişisel malı niteliğini kazanır (HGK 2018/345 E. Kaynak).

Anne veya babadan gelen para boşanmada paylaşılır mı?

Hayır, ispatlandığı takdirde paylaşılmaz. Anne-babadan karşılıksız olarak (bağış veya miras) gelen para kişisel mal sayılır. Ancak bu durumun somut delillerle ispat edilmesi şarttır. İspatlanamazsa edinilmiş mal kabul edilir ve mal paylaşımına dahil edilir.

Banka havalesi aileden geldiği için otomatik olarak bağış sayılır mı?

Hayır. Yargıtay’a göre sadece banka havalesi yapılmış olması, bağış iradesini tek başına kanıtlamaz. Havalenin bağış olduğunun; tanık beyanı, dekont, gönderici iradesi gibi delillerle birlikte ispatlanması gerekir.

Miras parası ortak hesaba yatırılırsa kişisel mal olmaktan çıkar mı?

Hayır. Miras yoluyla gelen para, ortak hesaba yatırılmış olsa dahi kişisel mal niteliğini kaybetmez. Ancak bu paranın harcanma şekli ve nereye aktarıldığı, tasfiye sırasında ayrıca değerlendirilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Aileden gelen para, miras, bağış ve katkı iddiaları; boşanma davalarında en çok uyuşmazlık çıkan ve en zor ispat edilen konuların başında gelir. Özellikle Tuzla boşanma avukatı, Tuzla avukat veya mal paylaşımı avukatı arayan kişilerin büyük bölümü, şu kritik hatalar nedeniyle ciddi hak kayıpları yaşamaktadır:

En Sık Yapılan Hatalar

“Banka dekontu var, yeterlidir” düşüncesi

Bağış iradesini tanıkla desteklememek

Anne-babanın tanık olarak dinletilmemesi

Miras veya bağış parasının izinin sürülmemesi

Yanlış dava türü (katılma alacağı yerine yanlış talep)

Bu hatalar sonucunda, aileden gelen paralar edinilmiş mal sayılarak paylaşılmakta ve telafisi mümkün olmayan maddi kayıplar ortaya çıkmaktadır.

Neden Bu Dosyalar Uzmanlık Gerektirir?

Çünkü bu davalarda;

TMK 220 – 222 hükümlerinin birlikte yorumlanması

Yargıtay’ın fiili karine uygulamalarının doğru okunması

Tanık + banka kayıtlarının ispat zinciri hâline getirilmesi

Bağış mı, borç mu, katkı mı olduğunun hukuken ayrıştırılması

Kişisel mal – değer artış payı – katılma alacağı farkının doğru kurulması gerekmektedir. Bu teknik ayrımlar, ancak aile hukuku ve mal rejimi tasfiyesi konusunda uzman bir avukat tarafından sağlıklı şekilde yapılabilir.

İstanbul – Tuzla ve Anadolu Yakası İçin

İstanbul’da, özellikle Tuzla boşanma avukatı, Tuzla avukat, aile avukatı ve mal paylaşımı avukatı arayışında olan kişiler için deneyim, bu dosyalarda belirleyicidir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli olarak Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy ve Anadolu Yakası’nın tüm önemli ilçelerinde;

Aileden gelen para ve miras iddiaları

Boşanmada mal paylaşımı davaları

Katılma alacağı ve değer artış payı alacağı

Kişisel mal ispatına dayalı uyuşmazlıklar konularında Yargıtay içtihatlarına dayalı, delil odaklı ve sonuç merkezli hukuki hizmet sunmaktadır.

Read More

Ev Kimin Üzerine Kayıtlıysa Boşanmada Ona mı Aittir?

1. Temel Hukuki Karine ve Tapu Kaydının Niteliği 

Yargıtay kararları uyarınca, bir taşınmazın tapuda kimin adına kayıtlı olduğu, mal rejiminin tasfiyesi ve mal paylaşımı noktasında tek başına belirleyici bir kriter değildir. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 222/3. maddesi uyarınca, “bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.” Bu yasal karine gereği, tapu kaydı eşlerden biri adına olsa dahi, eğer mal edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde (01.01.2002 sonrası) edinilmişse, kural olarak paylaşılması gereken “edinilmiş mal” niteliğindedir (Yargıtay 8. HD-2015/11447, 2010/529).

2. Edinilmiş Mal ve Kişisel Mal Ayrımı 

Yargı kararlarında malın niteliği belirlenirken tapu kaydındaki isimden ziyade, malın edinilme tarihi ve edinme kaynağı esas alınmaktadır:

Edinilmiş Mal: Evlilik birliği içinde, karşılığı verilerek elde edilen varlıklar edinilmiş maldır. Tapuda “satış” olarak görünen ve evlilik birliği içinde alınan taşınmazlar, aksine bir ispat sunulmadıkça katılma alacağına konu olur (Yargıtay 8. HD-2012/14238, 2015/21784 K).

Kişisel Mal: Evlilik öncesi edinilen mallar, miras yoluyla intikal eden varlıklar veya karşılıksız kazandırma (bağış) yoluyla gelen mallar kişisel mal sayılır ve paylaşım dışı tutulur (TMK 220). Örneğin, bir eşe babasından miras kalan veya bağışlanan taşınmaz, tapuda o eş adına kayıtlı olduğu sürece kişisel malıdır ve diğer eşin bu mal üzerinde hak iddiası kural olarak mümkün değildir (Yargıtay 8. HD-2010/5450 2018/1030).

3. İspat Yükümlülüğü ve Karinenin Aksinin Kanıtlanması 

TMK 6 ve 222/1 maddeleri uyarınca, bir malın kişisel mal olduğunu iddia eden eş, bu iddiasını somut delillerle ispat etmek zorundadır. Tapu kaydının “satış” olarak gözükmesi durumunda, bunun aslında bir “bağış” veya “miras payı karşılığı” olduğunu iddia eden tarafın bu durumu güçlü delillerle kanıtlaması gerekir. Soyut tanık beyanları, resmi kayıtlara karşı tek başına yeterli görülmemektedir (Yargıtay 8. HD-2013/3753 , 2014/17066 K). Ayrıca, kişisel bir malın satılarak yerine yeni bir mal alınması durumunda (ikame), yeni malın da kişisel mal sayılabilmesi için satış bedellerinin ve aktarımın net bir şekilde ispatlanması şarttır (Yargıtay 8. HD-2010/3421 Ka, 2012/14554 ).

4. Alacak Hakkının Niteliği: Ayni Hak vs. Şahsi Hak 

Mal rejiminin tasfiyesinde, tapu kaydı üzerinde hak sahibi olmayan eşin talebi “ayni” (mülkiyetin devri) değil, “şahsi” (alacak) niteliktedir. Yargıtay, eşlerin birbirine ait mallar üzerinde doğrudan mülkiyet veya tapu iptal-tescil talep edemeyeceğini, ancak malın değeri üzerinden “katılma alacağı” veya “değer artış payı alacağı” isteyebileceğini vurgulamaktadır (Yargıtay 8. HD-2016/18052 , 2013/11336). Bu kapsamda, tapu kimin üzerineyse mülkiyet onda kalmaya devam eder; ancak diğer eşe, malın tasfiye tarihindeki değerinin yarısı oranında nakdi bir ödeme yapılmasına hükmedilir (Yargıtay 2. HD-2022/10910).

5. Özel Durumlar ve İstisnalar

Eşler Arası Devirler: Bir eşin, adına kayıtlı malı diğer eşe tapuda satış göstererek devretmesi durumunda, bu işlem “gizli bağış” olarak nitelendirilebilirse (bağış kastı ispatlanırsa), mal artık devralan eşin kişisel malı sayılır ve devreden eş alacak talep edemez (Yargıtay 8. HD-2013/3394 ).

Üçüncü Kişiler Adına Kayıt: Malın bedeli evlilik birliği içinde ödenmişse, malın şeklen üçüncü bir kişi adına kayıtlı olması dahi o malın edinilmiş mal niteliğini değiştirmeyebilir (Yargıtay 8. HD-2014/1952 ).

6. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

İkincil kaynak niteliğindeki bilgiler ışığında şu hususlar dikkat çekmektedir:

Vergi ve Harç Uygulamaları: Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bir özelgesinde, evlilik öncesi edinilen malların kişisel mal olduğu, ancak mahkeme kararıyla bir eşten diğerine yapılan tescillerin “tazminat niteliğinde ivazlı bir işlem” sayılarak tapu harcına tabi olabileceği belirtilmiştir (Özelge-04.01.2017).

Değer Artışı ve İyileştirmeler: Bir mal kişisel mal olsa dahi (örneğin miras kalan ev), evlilik birliği içindeki gelirlerle bu mala yapılan iyileştirmeler (pimapen takılması, balkon kapatılması vb.) veya dikilen ağaçlar nedeniyle diğer eşin “değer artış payı” talep etme hakkı doğabilmektedir (Yargıtay 8. HD-2012/12531 K).

Usuli Unsurlar: Mal rejimi davalarında feragat gibi usuli işlemlerin kesin hüküm doğuracağı ve davanın esasına girilmesini engelleyebileceği hatırlatılmaktadır (Yargıtay 8. HD-2013/1230 ).

Sonuç olarak; ev kimin üzerine kayıtlı olursa olsun, evlilik birliği içinde edinilmişse ve kişisel mal olduğu ispatlanamıyorsa, mal paylaşımına (katılma alacağına) konu edilir. Tapu sahibi mülkiyeti korusa da, diğer eşe malın değerinin yarısını nakden ödemekle yükümlü tutulmaktadır.

Ev eşlerden birinin üzerineyse boşanmada paylaşım olur mu?

Evet. Yargıtay uygulamasına göre, tapu kimin adına kayıtlı olursa olsun, taşınmaz evlilik birliği içinde edinilmişse ve kişisel mal olduğu ispatlanamazsa edinilmiş mal sayılır ve katılma alacağına konu olur.

Boşanmada tapu kaydı kişisel mal olduğunu otomatik olarak ispatlar mı?

Hayır. Tapu kaydı tek başına yeterli değildir. Bir taşınmazın kişisel mal sayılabilmesi için; miras, bağış veya evlilik öncesi edinim gibi kişisel mal kaynaklarının somut delillerle ispatlanması gerekir.

Boşanmada diğer eş evin tapusunu isteyebilir mi, yoksa sadece para mı alır?

Mal rejimi tasfiyesinde talep ayni hak (tapu devri) değil, şahsi alacak hakkıdır. Yani tapu sahibinde kalır; ancak diğer eşe, evin tasfiye tarihindeki değerinin yarısı oranında katılma alacağı ödenir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Tapu kimin adına kayıtlı olduğu konusu, boşanma davalarında en çok yanlış bilinen ve bu nedenle en fazla hak kaybına yol açan alanlardan biridir. Özellikle;

TMK 222/3 kapsamındaki edinilmiş mal karinesinin doğru uygulanması

Bir malın kişisel mal mı edinilmiş mal mı olduğunun ispatı

Gizli bağış, ikame mal ve değer artış payı iddialarının teknik şekilde ileri sürülmesi

Tapu iptali mi yoksa katılma alacağı davası mı açılacağının doğru belirlenmesi

Yanlış dava türü nedeniyle hukuki yarar yokluğu riski son derece teknik değerlendirmeler gerektirir.

Yanlış kurgulanan bir mal paylaşımı davası; Tapu iptal talebinin reddine, Katılma alacağının hiç ya da eksik hesaplanmasına, Geri dönüşü olmayan ciddi maddi kayıplara neden olabilir.

Bu nedenle İstanbul’da, özellikle Tuzla boşanma avukatı, mal paylaşımı avukatı ve aile hukuku alanında uzman bir avukatla çalışmak hayati önemdedir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli olarak Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy ve Anadolu Yakası’nın diğer önemli ilçelerinde;

Boşanma davaları

Tapu kayıtlı taşınmazların mal paylaşımı

Katılma alacağı ve değer artış payı alacağı

Miras, bağış ve kişisel mal ispatına dayalı uyuşmazlıklar konularında Yargıtay içtihatlarına dayalı, stratejik ve sonuç odaklı hukuki hizmet sunmaktadır.

Read More

Boşanma davası açıldıktan sonra alınan ev veya araç mal paylaşımına girer mi?

1. Temel Hukuki İlke: Mal Rejiminin Sona Erme Anı

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 225/son maddesi uyarınca, boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla eşler arasındaki mal rejimi sona erer. Yargıtay kararlarında bu husus, “Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir” şeklinde istikrarlı bir şekilde vurgulanmaktadır (Yargıtay 8. HD., 2015/539 E., 2016/7611 K.; 2019/6000 E., 2019/10813 K.). Bu kural gereğince, evlilik tarihinden boşanma davasının açıldığı tarihe kadar olan dönem “edinilmiş mallara katılma rejimi” kapsamında değerlendirilirken, dava açıldıktan sonraki dönem bu rejimin dışındadır.

2. Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Edinilen Malların Durumu

Boşanma davası açıldıktan sonra edinilen mallar, kural olarak mal rejiminin tasfiyesine dahil edilmez. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin çeşitli kararlarında bu durum şu şekilde somutlaştırılmıştır:

Taşınmazlar ve Araçlar: Boşanma davası açıldıktan sonra satın alınarak tescil edilen taşınmazlar ve araçlar, mal rejimi sona erdikten sonra edinildikleri gerekçesiyle tasfiye dışı bırakılır (Yargıtay 8. HD., 2015/7981 E., 2015/17457 K.; 2015/8570 E., 2015/18663 K K.).

Gelirler: Dava açıldıktan sonra edinilen taşınmazlardan elde edilen kira gelirleri de aynı gerekçeyle tasfiyeye konu edilemez (Yargıtay 8. HD., 2015/8570 E., 2015/18663 K.).

Yurt Dışı Davaları: Mal rejiminin sona erme tarihi, yurt dışında açılan bir boşanma davasının tarihi de olabilir. Bu tarihten sonra alınan mallar paylaşım dışı kalır (Yargıtay 2. HD., 2022/8558 E., 2024/170 K.; 2022/4909 E., 2023/1235 K.).

3. Tasfiyede Esas Alınan Kriterler ve İstisnalar

Tasfiyeye konu edilecek malların belirlenmesinde “mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olma” kriteri esastır (TMK m. 235/1).

Mevcut Malların Değerlemesi: Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye tarihindeki (karar tarihine en yakın) sürüm değerleri üzerinden hesaba katılır (Yargıtay 8. HD., 2011/5844 E., 2012/1995 K.; 2015/911 E., 2016/8977 K.).

Eklenecek Değerler (TMK m. 229): Mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan karşılıksız kazandırmalar veya katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler, mal rejimi sona erdiği anda mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir (Yargıtay 8. HD., 2014/11735 E., 2015/19622 K.; 2016/5631 E., 2018/14565K.).

Edinme Tarihinin Tespiti: Bir malın tapu tescili dava tarihinden sonra olsa bile, eğer asıl edinme (satın alma) tarihi dava tarihinden önceyse, bu mal tasfiyeye dahil edilir (Yargıtay 8. HD., 2014/25884 E., 2015/21128K.).

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda, boşanma davası açıldıktan sonraki sürece ilişkin şu ek detaylar yer almaktadır:

Kredi Ödemeleri: Mal rejimi devam ederken krediyle alınan bir malın, boşanma davası açıldıktan sonraki dönemine sarkan kredi borçları, tasfiye sırasında borç olarak dikkate alınmalı ve malın toplam değerinden oranlanarak düşülmelidir (Yargıtay 8. HD., 2015/8149 E., 2016/16471K.).

Dava Sonrası Satışlar: Mal rejimi sona erdiği sırada mevcut olan bir mal, dava açıldıktan sonra ancak tasfiyeden önce elden çıkarılmışsa; bu malın evlilik birliği giderleri için harcandığı ispatlanmadıkça, tasfiyede hala mevcutmuş gibi hesaba dahil edilmesi gerekir (Yargıtay 8. HD., 2014/20957 E., 2016/1791 K.).

Dürüstlük Kuralı: Bazı özel durumlarda, ilk açılan boşanma davasının reddedilmesine rağmen tarafların bir araya gelmediği ve hakkın kötüye kullanıldığı tespit edilirse, mal rejiminin sona erme tarihi olarak ilk dava tarihi esas alınabilir (Yargıtay 8. HD., 2012/5100 E., 2013/352 K.).

Sonuç: Yargı kararları uyarınca, boşanma davası açıldıktan sonra edinilen mallar kural olarak paylaşıma girmez; zira mal rejimi dava açılış tarihiyle kesin olarak sona ermektedir. Paylaşım, yalnızca dava tarihinde mevcut olan veya TMK 229 kapsamında “eklenecek değer” niteliği taşıyan varlıklarla sınırlıdır.

Boşanma davası açıldıktan sonra alınan ev veya araç mal paylaşımına girer mi?

Hayır. Türk Medeni Kanunu m.225 uyarınca mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer. Bu tarihten sonra edinilen ev, araba veya diğer mallar kural olarak mal paylaşımına dahil edilmez.

Tapu veya tescil boşanmadan sonra yapıldıysa mal paylaşımı tamamen dışlanır mı?

Her zaman hayır. Eğer bir malın asıl edinme tarihi (satın alma, bedel ödeme) boşanma davasından önceyse, tapu veya tescil daha sonra yapılmış olsa bile bu mal tasfiyeye dahil edilebilir.

Boşanma davasından sonra satılan mallar paylaşım dışında mı kalır?

Hayır. Dava açıldığı tarihte mevcut olan bir mal, tasfiye tamamlanmadan satılmışsa; satış bedelinin evlilik birliği giderlerinde harcandığı ispatlanmadıkça, mal tasfiyede hala mevcutmuş gibi hesaba katılır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Boşanma davalarında mal rejiminin sona erme tarihi, uygulamada en sık yanlış değerlendirilen ve yüksek tutarlı hak kayıplarına yol açabilen kritik bir noktadır. Özellikle;

Malın edinme tarihi mi yoksa tescil tarihi mi esas alınacak?

Dava sonrası alınan mallar gerçekten paylaşım dışı mı, yoksa istisna mı?

TMK 229 kapsamındaki eklenecek değerler doğru şekilde ileri sürülmüş mü?

Dava sonrası ödenen krediler doğru oranda borç indirimi yapılmış mı?

Satılan mallar için karar tarihine en yakın sürüm değeri esas alınmış mı?

gibi son derece teknik ve hata kaldırmayan hususlar bulunmaktadır.

Yanlış kurulan bir dava veya eksik yapılan bir hukuki değerlendirme; Mal paylaşımı talebinin tamamen reddine, Katılma alacağının eksik hesaplanmasına, Yıllar süren yargılamalara ve ciddi maddi kayıplara
neden olabilir. Bu nedenle İstanbul’da, özellikle Tuzla boşanma avukatı, mal paylaşımı avukatı ve aile hukuku alanında deneyimli bir avukatla çalışmak hayati önemdedir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu,
İstanbul merkezli olarak Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy ve Anadolu Yakası’nın diğer önemli ilçelerinde;

Boşanma davaları

Mal rejiminin tasfiyesi

Dava sonrası edinilen mallar

Katılma alacağı ve değer artış payı davaları konularında Yargıtay içtihatlarına dayalı, stratejik ve sonuç odaklı hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Read More

Boşanma Davasında Satılan Araç Mal Paylaşımına Girer mi? Araç Satıldıysa Hak Kaybı Olur mu?

1. Genel İlke ve Hukuki Dayanak 

Türk Medeni Kanunu (TMK) ve Yargıtay yerleşik içtihatları uyarınca, bir aracın satılmış veya elden çıkarılmış olması, o araç üzerinde mal paylaşımı (katılma alacağı veya değer artış payı alacağı) talep edilmesine engel teşkil etmez. Mal rejimi tasfiyesi sırasında malvarlığı unsuru fiilen mevcut olmasa dahi, kanuni şartların varlığı halinde bu değerler “eklenecek değer” olarak tasfiye hesabına dahil edilir. Bu kapsamda TMK m. 227/2, 229, 232 ve 235/2 hükümleri temel dayanakları oluşturmaktadır.

2. Satışın Zamanlaması ve Değerleme Esasları 

Aracın satış tarihine göre uygulanacak değerleme yöntemleri farklılık göstermektedir:

Mal Rejimi Sona Ermeden Önce Yapılan Satışlar: Bir eşin, diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla (mal kaçırma amacıyla) yaptığı devirler veya mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde rıza dışı yapılan olağan dışı bağışlamalar, mal rejimi sona erdiği sırada mevcutmuş gibi hesaba katılır (TMK m. 229). Bu durumda, aracın devir tarihindeki sürüm (rayiç) değeri esas alınır (TMK m. 235/2).

Mal Rejimi Sona Erdikten Sonra Yapılan Satışlar: Mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcut olan ancak tasfiye süreci tamamlanmadan elden çıkarılan araçlar için tasfiye tarihindeki (karara en yakın tarihteki) sürüm değeri esas alınarak hesaplama yapılır.

3. Yargıtay’ın “Mal Kaçırma” ve “Eklenecek Değer” Yaklaşımı 

Yargıtay kararlarında, boşanma davasından kısa bir süre önce (örneğin 9 gün, 3 hafta veya 1 ay önce) yapılan araç satışları, hayatın olağan akışı ve taraflar arasındaki geçimsizlik durumları gözetilerek genellikle “katılma alacağını azaltma kastı” olarak değerlendirilmektedir.

Satış bedelinin düşük gösterilmesi durumunda, mahkemece bu bedele itibar edilmeyerek uzman bilirkişiler aracılığıyla aracın piyasa rayiç değeri tespit ettirilir.

Aracın satışından elde edilen gelirin borç ödemesinde kullanıldığı veya harcandığı iddia ediliyorsa, bu durumun somut delillerle ispatlanması gerekir; aksi halde satış bedeli tasfiye hesabına dahil edilir. Bir yazı önerisi.

4. Kişisel Mal ve Denkleştirme Durumları 

Eğer satılan araç, başka bir malın (örneğin bir taşınmazın) alımında sermaye olarak kullanılmışsa, “ikame mal” veya “denkleştirme” kuralları devreye girer.

Evlilik öncesi edinilen bir aracın satılıp parasının evlilik birliği içinde alınan bir konutun ödemelerinde kullanılması halinde, aracın satış tarihindeki rayiç değeri belirlenerek ilgili eş lehine kişisel mal denkleştirmesi yapılır.

Aracın satış bedeli ile yeni alınan malın bedeli karşılaştırılarak, katkı oranları üzerinden hakkaniyete uygun bir alacak hesabı gerçekleştirilir.

5. Özel Durumlar ve İstisnalar

Ekonomik Ömür: Aracın çok eski model olması (örneğin 1988 model) ve ekonomik ömrünü tamamladığı iddiası, paylaşım talebini doğrudan reddetmek için yeterli değildir. Bu durumda aracın hurda değeri üzerinden dahi olsa bir hesaplama yapılması gerekmektedir.

Mevcut Olmayan Malın Reddi: Bazı Yargıtay kararlarında, mal rejiminin sona ermesinden çok uzun süre önce (örneğin 14 yıl önce) satılan ve yerine yeni bir mal alındığı ispatlanamayan durumlarda, tasfiye tarihinde mevcut mal bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddedilebileceği belirtilmiştir.

6. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda şu hususlar vurgulanmıştır:

Aracın mülkiyeti yerine bedelinin talep edildiği durumlarda, ziynet eşyalarının araç alımında kullanıldığı iddiaları titizlikle incelenmeli ve mükerrer tahsilata yol açmayacak şekilde karar verilmelidir.

Elden çıkarılan taşınmazlar veya araçlar için “keşif tarihi” değil, “karar tarihine en yakın tarihteki sürüm değeri” esas alınmalıdır.

Tapusuz veya tescilsiz varlıkların (örneğin yayla evleri) satılarak bedelinin harcanması durumunda dahi, bu varlıkların evlilik birliği içinde edinildiği sabitse, elden çıkarılan malın değeri üzerinden katılma alacağı hesaplanabilmektedir.

Aracın terk edilmiş veya hasarlı olması durumunda, rejim sona erdiği tarihteki durumu gözetilerek tasfiye tarihindeki değeri belirlenmelidir.

Boşanmadan önce satılan araç için mal paylaşımı talep edilebilir mi?

Evet. Türk Medeni Kanunu ve Yargıtay içtihatlarına göre, aracın satılmış olması mal paylaşımı (katılma alacağı veya değer artış payı) talebine engel değildir. Şartları varsa, satılan araç “eklenecek değer” olarak tasfiye hesabına dahil edilir.

Araç boşanma davasından kısa süre önce satıldıysa ne olur?

Boşanma davasından günler veya haftalar önce yapılan araç satışları, Yargıtay uygulamasında çoğu zaman mal kaçırma amacı ile değerlendirilir. Bu durumda satış bedeline değil, aracın rayiç (sürüm) değerine göre hesaplama yapılır.

Araç satıldı, parası harcandıysa yine de alacak doğar mı?

Evet. Aracın satış bedelinin borç ödemesinde kullanıldığı veya harcandığı iddia ediliyorsa, bunun somut ve yazılı delillerle ispatlanması gerekir. İspatlanamazsa, araç bedeli mal rejimi tasfiyesinde hesaba katılır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Boşanma davalarında satılan araçlar, elden çıkarılan mallar ve mal kaçırma iddiaları, uygulamada en çok hata yapılan ve geri dönüşü olmayan hak kayıplarına yol açan alanlardandır. Özellikle;

Satışın mal rejimi sona ermeden mi sonra mı yapıldığının tespiti

Satışın mal kaçırma kastı içerip içermediğinin hukuken ispatı

Rayiç değer – satış bedeli ayrımının doğru yapılması

Araç bedelinin başka bir mala aktarılması halinde denkleştirme ve ikame mal hesapları

Yanlış tarihin (keşif tarihi yerine karar tarihine yakın sürüm değeri) esas alınması riski bu dosyaları teknik ve stratejik hale getirmektedir.

Yanlış açılan veya eksik delille yürütülen bir dava; Katılma alacağının tamamen reddine, Eksik hesaplama nedeniyle ciddi maddi kayıplara, Yıllarca süren yargılamalara neden olabilir. Bu nedenle İstanbul’da, özellikle Tuzla boşanma avukatı, mal paylaşımı avukatı ve aile hukuku alanında uzman bir avukatla çalışmak hayati önemdedir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli olarak Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy ve Anadolu Yakası’nın diğer önemli ilçelerinde;

Boşanma davaları

Satılan araç ve taşınmazlara ilişkin mal paylaşımı davaları

Katılma alacağı ve değer artış payı alacağı

Mal kaçırma ve eklenecek değer davaları konularında Yargıtay içtihatlarına dayalı, sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Read More