Gemi Sigorta Primleri Ödenmezse Ne Olur?

Gemi kasko, P&I (Protection & Indemnity) ve karşılıklı sigorta kulübü aidatları, Türk Ticaret Kanunu’na göre açıkça deniz alacağı sayılmasına rağmen; uygulamada bu alacakların önemli bir kısmı ya geç tahsil edilmekte ya da tamamen tahsil edilememektedir. Bunun temel nedeni, sigorta primlerinin hukuki niteliğinin doğru kurgulanmaması ve yanlış muhataba yönelinmesidir.

Hull insurance, P&I (Protection & Indemnity) premiums, and mutual insurance club contributions are explicitly recognized as maritime claims under the Turkish Commercial Code. However, in practice, a significant portion of these receivables is either collected late or cannot be collected at all. The main reason for this is the improper legal characterization of insurance premiums and directing claims against the wrong party.

1. Kanuni Dayanak ve Deniz Alacağı Niteliği 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1352/1-r maddesi uyarınca, “geminin maliki tarafından veya onun hesabına ödenecek, karşılıklı sigorta aidatları da dâhil sigorta primleri” açıkça deniz alacağı olarak tanımlanmıştır. Yargı kararları, bu hükmü geminin işletilmesi için vazgeçilmez bir mali yükümlülük olarak değerlendirmektedir. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/611 E., 2019/818 K K.), teknelerin denizde faaliyet göstermeleri sırasında kaza riskine karşı sigorta poliçesi yaptırılmasını “zorunlu bir harcama” ve “akıllıca bir ticari gereklilik” olarak nitelendirmiştir. Mahkeme, bu kapsamda ödenen kasko bedellerini deniz alacağı hesaplamasına dâhil ederek itirazın iptaline hükmetmiştir.

Pursuant to Article 1352/1-r of the Turkish Commercial Code No. 6102 (TCC), “insurance premiums, including mutual insurance contributions, payable by or on behalf of the shipowner” are explicitly defined as maritime claims. Judicial decisions consider this provision as an indispensable financial obligation for the operation of a vessel.

The Antalya 1st Commercial Court of First Instance (File No. 2017/611 E., Decision No. 2019/818 K.) characterized the procurement of insurance policies against accident risks during the maritime operation of vessels as a “mandatory expense” and a “prudent commercial necessity.” Within this scope, the court included the hull insurance premiums paid in the calculation of maritime claims and ruled for the annulment of the objection.

2. Sigorta Primlerinin Ticari Zorunluluğu ve İşletme Sözleşmeleri 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, sigorta primlerinin geminin denize açılması ve yük kabul edebilmesi için “ticari bir zorunluluk” olduğunu vurgulamıştır (2012/7604 E., 2012/12075 K K.). Bu zorunluluk, gemi işletme sözleşmelerinde de karşılık bulmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin bir kararında (2014/9401 E., 2014/17531 K K.), gemi işletmecisinin sigorta primlerini ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle geminin sigorta güvencesinden yoksun kalması ve batması durumunda, işletmecinin oluşan zarardan sorumlu tutulacağı belirtilmiştir. Benzer bir olayda, prim ödemesindeki gecikme nedeniyle sigorta tazminatının alınamaması, işletmecinin %50 oranında kusurlu bulunmasına ve tazminat ödemesine gerekçe gösterilmiştir (2018/3642 E., 2018/5710  K.).

The 11th Civil Chamber of the Court of Cassation has emphasized that insurance premiums constitute a “commercial necessity” for a vessel to put to sea and accept cargo (File No. 2012/7604 E., Decision No. 2012/12075 K.). This obligation is also reflected in ship management agreements.

In one of its decisions (File No. 2014/9401 E., Decision No. 2014/17531 K.), the 11th Civil Chamber of the Court of Cassation held that where a ship operator fails to fulfill the obligation to pay insurance premiums, resulting in the vessel being deprived of insurance coverage and subsequently sinking, the operator shall be held liable for the resulting damage.

In a similar case, the failure to obtain insurance compensation due to delayed payment of premiums was deemed to constitute 50% fault on the part of the operator, forming the basis for an award of damages (File No. 2018/3642 E., Decision No. 2018/5710 K.).

3. P&I (Koruma ve Tazmin) Sigortaları ve Karşılıklı Sigorta Aidatları

 Deniz alacağı kapsamında değerlendirilen bir diğer önemli kalem, karşılıklı sigorta kulüplerine (P&I Kulüpleri) ödenen aidatlardır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2016/10458 E., 2018/2781 K K.), gemi işleteni tarafından üstlenilen koruma ve tazmin sigortası primlerinin ödenmemesi durumunda, sigorta şirketinin fesih hakkını kullanabileceğini ve bakiye prim alacağını icra yoluyla talep edebileceğini teyit etmiştir. P&I sigortaları, donatanın mali sorumluluklarını (mürettebat tazminatları, çevre kirliliği, üçüncü kişi zararları) fonlamak amacıyla karşılıklı sigorta ilkelerine göre işlemektedir (2013/4536 E., 2013/21540 K K.).

4. Prim Alacaklarının Tahsili, Broker Yetkisi ve Zamanaşımı 

Sigorta primlerinin tahsilinde broker ve acentelerin yetkisi yargılamalarda sıklıkla tartışılmaktadır. Yargıtay, brokerların prim tahsil edebilmesi için sigorta şirketinden alınmış açık bir temlik veya yetkinin bulunması gerektiğini belirtmektedir (2016/2832 E., 2017/1694 K K.). Trakya gemisine ilişkin bir uyuşmazlıkta, brokerın temlik sözleşmesine dayanarak prim alacağı davası açabileceği kabul edilmiş, ancak fesih tarihleri ve prim revizyonları hesaplamada dikkate alınmıştır (2023/1538 E., 2024/1145 K K.). Ayrıca, sigorta prim alacakları için TTK m. 1268 uyarınca 2 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür (2008/12607 E., 2010/3712 K.).

5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bağlamsal Bilgiler

 Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi olması nedeniyle ikincil kaynaklar üzerinden değerlendirilmiştir:

Görevli Mahkeme: Sigorta primleri ve deniz sigortasından doğan uyuşmazlıklarda, TTK m. 1352 ve m. 5/2 uyarınca Denizcilik İhtisas Mahkemeleri görevlidir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2024/1636 E. ) ve İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/129 E. K), sigorta tazminatı ve enkaz kaldırma gibi deniz sigortası kaynaklı taleplerde görevsizlik kararı vererek dosyaları ihtisas mahkemelerine göndermiştir.

P&I Kulübü Mekanizması: P&I kulüp sigortalarında “Pay To Be Paid” (Öde ki Ödensin) kuralı geçerli olup, üyenin (donatanın) tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle zararı kendisinin karşılamış olması veya aidat yükümlülüklerini yerine getirmiş olması beklenmektedir (BAM 43. HD, 2024/1636).

İpotekli Alacaklı Menfaati: Gemi ipoteği alacaklısı olan bankalar, gemi malikinin sigorta yaptırmaması durumunda kendi menfaatlerini korumak amacıyla “sigorta ettiren” sıfatıyla prim ödeyebilmekte ve bu harcamalar deniz ticareti hukuku bağlamında değerlendirilmektedir (BAM 13. HD, 2024/859 

İhtiyati Haciz Şartları: Sigorta poliçesi kapsamındaki muafiyet (deductible) tutarlarının donatandan rücuen tahsili taleplerinde, alacağın likit ve muaccel olduğunun tam olarak ispatlanamaması durumunda ihtiyati haciz talepleri reddedilebilmektedir (Yargıtay 11. HD, 2014/15126 Kaynak).

Sonuç Yargı kararları, TTK m. 1352/1-r uyarınca sigorta primlerini ve karşılıklı sigorta aidatlarını geminin işletilmesi için zorunlu maliyetler olarak görmekte ve bu kalemleri deniz alacağı olarak kabul etmektedir. Primlerin ödenmemesi yalnızca alacak davasına konu olmakla kalmayıp, geminin sigorta güvencesini yitirmesi nedeniyle donatan veya işleten için ağır tazminat sorumluluklarına yol açabilmektedir.

Sık Sorulan Sorular

P&I kulübü aidatları gerçekten gemi alacağı sayılır mı?

Evet. Yargıtay içtihatlarına göre, karşılıklı sigorta kulüplerine (P&I Clubs) ödenen aidatlar geminin işletilmesi için zorunlu ve vazgeçilmez maliyetlerdir. Ancak P&I sisteminde geçerli olan “Pay to be Paid” (Öde ki Ödensin) kuralı nedeniyle, donatan aidatını ödemeden kulüpten tazminat talep edemez. Bu da prim ödenmediğinde hem sigorta korumasının hem de ticari faaliyetin durmasına yol açar

Sigorta brokeri prim alacağını doğrudan tahsil edebilir mi?

Hayır, her zaman değil. Yargıtay’a göre brokerin prim tahsil edebilmesi için sigorta şirketinden açık bir temlik veya yetki belgesi bulunmalıdır. Aksi halde broker tarafından açılan davalar husumet yokluğu nedeniyle reddedilir. Uygulamada birçok prim alacağının tahsil edilememesinin nedeni, brokerin yetkisinin dava dosyasında ispatlanamamasıdır.

Gemi sigorta primlerinde zamanaşımı ne kadar?

Sigorta prim alacakları için TTK m. 1268 uyarınca 2 yıllık zamanaşımı uygulanır. Bu süre, çoğu zaman yanlış hesaplanmakta veya fesih–revizyon tarihleri dikkate alınmadan dava açılmaktadır. Zamanaşımı süresinin kaçırılması, alacağın tamamen ortadan kalkmasına neden olur.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Sigorta primleri ve P&I aidatları, teoride “en net deniz alacakları” arasında yer alsa da; pratikte en sık dava kaybedilen kalemlerden biridir. Bunun nedeni;

Yanlış donatan / işleten ayrımı

Broker yetkisinin ispatlanamaması

Zamanaşımı hataları

Yanlış görevli mahkemede dava açılması

İhtiyati haciz koşullarının eksik hazırlanması gibi teknik ama ölümcül hatalardır.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Tuzla Tersanesi, Ambarlı, Pendik, Aliağa gibi liman bölgelerinde; gemiler kısa sürede el değiştirebilmekte, işletme yapıları hızla değişmekte ve sigorta borçları zincirleme şekilde uyuşmazlığa dönüşmektedir. Bu nedenle sigorta primi alacakları genel icra mantığıyla değil, deniz ticareti hukukuna özgü reflekslerle takip edilmelidir.

Bu noktada, deniz alacakları, gemi ihtiyati haczi ve sigorta primi uyuşmazlıkları alanında yoğun uygulama tecrübesine sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul ve Tuzla liman bölgesinde bu tür alacakların hızlı güvence altına alınması ve tahsili bakımından öne çıkan hukuk büroları arasında yer almaktadır.

Read More

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi Tek Taraflı Feshedilebilir mi? Mahkeme Kararı Olmadan Fesih Geçerli mi?

1. Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Fesih Rejimi 

Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri; bünyesinde hem “eser sözleşmesi” hem de “taşınmaz satış vaadi” (arsa payının devri) unsurlarını barındıran karma nitelikli (çift tipli) akitlerdir. Bu sözleşmeler, tapuda pay devrini de içerdiğinden Türk Medeni Kanunu’nun 706, Türk Borçlar Kanunu’nun 237, Noterlik Kanunu’nun 60 ve Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri uyarınca resmi şekle bağlıdır. Bu hukuki nitelikleri gereği, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin tek taraflı irade beyanı ve bu beyanın karşı tarafa ulaşmasıyla feshedilmesi kural olarak mümkün değildir.

2. Tek Taraflı Fesih Hakkının Geçersizliği 

Yargıtay kararlarında, sözleşme metninde taraflara tek taraflı fesih hakkı tanınmış olsa dahi, bu tür hükümlerin genel hukuk kuralları çerçevesinde doğrudan sonuç doğurmayacağı belirtilmektedir. Örneğin, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi (2021/5389 E., 2022/5019 K.) ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi (2024/52 E., 2024/274 K.) kararlarında, sözleşmede kooperatife veya arsa sahibine tek taraflı fesih hakkı tanıyan maddeler bulunsa dahi, bu maddelerin tek taraflı irade beyanıyla sözleşmeyi sona erdirmeye yetmeyeceği, feshin ancak mahkeme kararı veya iradelerin birleşmesiyle mümkün olduğu ifade edilmiştir.

3. Sözleşmenin Sona Erme Koşulları 

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri ancak iki şekilde sona erdirilebilir:

Tarafların İradelerinin Fesih Konusunda Birleşmesi (İkale): Tarafların karşılıklı olarak sözleşmeyi sona erdirme konusunda mutabık kalmaları durumunda sözleşme feshedilmiş sayılır. Yargıtay, arsa sahibinin sözleşmeyi feshettiğini bildirmesinin ardından yüklenicinin de bu feshi kabul etmesini veya arsa sahibinin başka bir yükleniciyle yeni bir sözleşme imzalamasını “iradelerin birleşmesi” olarak kabul etmektedir.

Mahkeme Kararı (Hakim Kararı): Taraflardan biri fesih iradesine karşı çıkıyorsa veya feshi kabul etmiyorsa, sözleşmeden dönmek isteyen tarafın mutlaka mahkemede “sözleşmenin feshi” davası açması ve hakimin fesih kararı vermesi gerekmektedir. Hakim, fesih isteyen tarafın haklı olup olmadığını inceleyerek bir karar verir; aksi takdirde tek taraflı fesih bildirimi hukuki sonuç doğurmaz ve sözleşme yürürlükte kalmaya devam eder.

4. Tek Taraflı Fesih Bildiriminin Hukuki Sonuçları 

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi ve 15. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, karşı tarafın kabulü olmaksızın gönderilen noter ihtarnameleri veya tek yanlı fesih bildirimleri “hukuksal sonuç doğurmaz”. Bu tür bir bildirim yapılmış olsa dahi, mahkemece fesih kararı verilene veya taraflar fesihte uyuşana kadar sözleşme geçerliliğini korur. Sözleşme ayakta kaldığı sürece tarafların edimlerini ifa yükümlülüğü (inşaatın yapımı, kira tazminatı ödenmesi vb.) devam eder.

5. İstisnai Durumlar ve Uygulama Farklılıkları 

Bazı kararlarda (örneğin Yargıtay 6. HD 2024/71 E., 2025/857 K.), bilirkişi raporları ve somut delillerle fesih koşullarının oluştuğu ve arsa sahibinin haklı nedenlerle sözleşmeyi feshettiği durumlarda, mahkemenin bu haklılığı tespit ederek fesihe hükmetmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca, inşaatın fiziki seviyesinin %90 ve üzeri olduğu durumlarda feshin “ileriye etkili” sonuç doğuracağı, bu oranın altındaki durumlarda ise “geriye etkili” (dönme) feshin söz konusu olacağı belirtilmektedir.

Sonuç olarak; arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde taraflara sözleşme ile tek taraflı fesih yetkisi verilmiş olsa dahi, bu yetki karşı tarafın itirazı halinde kendiliğinden sonuç doğurmaz. Sözleşmenin feshi için ya tarafların bu konuda tam bir irade uyuşması içinde olması ya da mahkemece verilmiş kesinleşmiş bir fesih kararının bulunması zorunludur.

Sık Sorulan Sorular

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi tek taraflı feshedilebilir mi?

Hayır. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatlarına göre arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri tek taraflı irade beyanı ile feshedilemez. Fesih ancak tarafların anlaşması (ikale) veya mahkeme kararı ile mümkündür. Karşı tarafın kabulü olmaksızın yapılan fesih bildirimi hukuki sonuç doğurmaz.

Noter ihtarı göndererek inşaat sözleşmesi feshedilebilir mi?

Tek başına noter ihtarı sözleşmeyi sona erdirmez. Noter ihtarı yalnızca fesih iradesini gösterir ve karşı taraf kabul etmezse sözleşmenin feshi için mahkemede dava açılması gerekir.

Mahkeme kararı olmadan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi sona erer mi?

Taraflar fesih konusunda anlaşmamışsa sözleşme mahkeme kararı olmadan sona ermez. Mahkeme, fesih talebinde bulunan tarafın haklı olup olmadığını inceleyerek feshe karar verebilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Neden Uzman Avukat Desteği Alınmalıdır?

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri; eser sözleşmesi, taşınmaz satış vaadi, tapu devri, ayni haklar ve yüksek ekonomik değer içeren karma nitelikli sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerde yapılacak hukuki hatalar telafisi güç zararlar doğurabilir.

Bu nedenle sürecin uzman bir avukat tarafından yürütülmesi büyük önem taşır.

1. Yanlış fesih işlemi sözleşmeyi sona erdirmez

Tek taraflı fesih bildirimi çoğu zaman hukuki sonuç doğurmaz. Yanlış fesih yöntemi nedeniyle sözleşme yürürlükte kalabilir ve taraflar ağır tazminat sorumluluğu ile karşılaşabilir.

2. Tapu devri ve ayni hak riskleri içerir

Arsa payı devri, tapu kayıtları ve taşınmaz üzerindeki hakların korunması teknik hukuki bilgi gerektirir. Yanlış işlem mülkiyet kaybına kadar varan sonuçlar doğurabilir.

3. Fesih şartlarının oluşup oluşmadığı teknik inceleme gerektirir

İnşaatın fiziki seviyesi, sözleşmeye aykırılık, temerrüt durumu ve kusur oranı bilirkişi incelemesi ve hukuki değerlendirme gerektirir.

4. Yüksek tazminat ve kira kaybı riskleri vardır

Fesih sonrası ortaya çıkabilecek zarar, kira tazminatı, değer artışı ve sebepsiz zenginleşme talepleri profesyonel hukuki strateji gerektirir.

5. Mahkeme süreci stratejik yürütülmelidir

Fesih davalarında talep türü, delil sunumu ve hukuki nitelendirme davanın sonucunu doğrudan etkiler.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu

2M Hukuk Avukatlık Bürosu; İstanbul merkezli, özellikle Tuzla, Pendik, Kartal ve Gebze bölgesinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshi, sözleşmeye aykırılık, yüklenici sorumluluğu ve taşınmaz kaynaklı uyuşmazlıklarda hukuki danışmanlık ve dava temsil hizmeti sunmaktadır. İstanbul Anadolu Yakası ve Kocaeli–Gebze hattında faaliyet gösteren ofisimiz, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerine ilişkin uyuşmazlıklarda müvekkillerine stratejik hukuki çözümler sağlamaktadır.

Arsa sahipleri ve yükleniciler arasında ortaya çıkan sözleşme ihlalleri, fesih süreçleri, tapu devri sorunları ve tazminat taleplerinde sürecin doğru hukuki strateji ile yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, sözleşmenin hazırlanmasından fesih sürecine, dava aşamasından hakların tahsiline kadar tüm aşamalarda profesyonel hukuki destek sunarak hak kaybının önlenmesini ve uyuşmazlığın etkin şekilde çözülmesini amaçlamaktadır.

Read More

Gemi Satışlarında Ayıp Bildirim Süreleri, Geçerlilik Şartları ve Hak Kaybı Riskleri (2026 Güncel Rehber)

1. Gemi Satışlarında Ayıp Bildirim Süreleri

Gemi satışlarında ayıba ilişkin bildirim süreleri, işlemin ticari niteliği ve ayıbın türüne (açık veya gizli ayıp) göre Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümleri çerçevesinde belirlenmektedir:

Genel Süreler (TBK m. 223): Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz gözden geçirmek ve satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse bunu satıcıya “uygun bir süre” içinde bildirmekle yükümlüdür.

Ticari Satışlarda Süreler (TTK m. 23/c):

Açık Ayıplar: Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı 2 gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir.

Muayene ile Ortaya Çıkan Ayıplar: Ayıp teslim anında açıkça belli değilse, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda ayıbı tespit ederse aynı süre içinde bildirmekle yükümlüdür.

Gizli Ayıplar: Olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak ayıplar söz konusu olduğunda, bu ayıbın sonradan anlaşılması halinde “derhal” veya “hemen” satıcıya bildirilmesi gerekmektedir (TBK m. 223/2).

Zamanaşımı: Satıcı daha uzun bir süre üstlenmedikçe, ayıptan doğan sorumluluğa ilişkin davalar, ayıp sonradan ortaya çıksa bile malın alıcıya devrinden başlayarak 2 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (İstanbul Anadolu 3. ATM-2020/288 K).

2. Ayıp İhbarının Geçersiz Sayıldığı Durumlar

Yargı kararlarına göre aşağıdaki durumlarda yapılan ayıp ihbarları geçersiz sayılmakta ve alıcı seçimlik haklarını kaybetmektedir:

Süre Aşımı: Teslimden yaklaşık iki ay sonra yapılan ihbarlar (örneğin 04.04.2018 teslim tarihinden sonra 08.06.2018 tarihinde yapılan ihtarname), işlerin olağan akışına göre süresinde yapılmadığı gerekçesiyle geçersiz kabul edilmiştir (İstanbul BAM 13. HD-2022/987 

Sorumsuzluk Kayıtları: Sözleşmede yer alan “as is where is basis” (mevcut haliyle), “teslimatta havuzlama yapılmayacaktır” veya “teslimden sonraki havuzlamalarda tespit edilen hasarlardan satıcı sorumlu değildir” şeklindeki kayıtlar, satıcının sorumluluğunu ortadan kaldırarak ihbarı geçersiz kılabilir.

Alıcının Önceden Bilmesi: Satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan satıcı sorumlu değildir (TBK m. 222).

İnceleme ve Bildirim Külfetinin İhmali: Alıcı uygun sürede gözden geçirme ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirmezse, malı ayıplı haliyle kabul etmiş sayılır.

İstisna (Ağır Kusur): Satıcının ağır kusurlu olduğu veya satıcılığı meslek edindiği durumlarda (TBK m. 225), satıcı ayıbın süresinde bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz (İstanbul 17. ATM-2019/347 K

3. Ayıp İhbarının Şekil Şartı

Geçerlilik Şartı: TBK m. 223 kapsamında ayıp ihbarının geçerliliği için özel bir şekil şartı öngörülmemiştir. İçeriği itibarıyla satıcıyı ayıptan haberdar etmeye elverişli her türlü bildirim yeterli görülebilir.

İspat Şartı (TTK m. 18/3): Tacirler arasındaki satışlarda; diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe veya sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarların noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemi ile yapılması ispat kolaylığı açısından önem arz etmektedir. Bazı mahkeme kararlarında bu usulün bir “ispat şartı” olduğu, yazılı delil ile kanıtlanamayan ihbarların geçersiz sayılabileceği vurgulanmıştır (İstanbul Anadolu 3. ATM-2020/288 

4. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler

İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda şu ek hususlar vurgulanmıştır:

İspat Yükü: Tacirler arası işlemlerde TTK m. 18/3’teki şekil şartı bir geçerlilik şartı değil, “ispat şartı” olarak değerlendirilmektedir. İhbarın bu yollarla kanıtlanamaması durumunda hak kaybı yaşanabilir (Gaziantep 2. ATM-2023/309 

Fiili İhbar: Aracın veya makinenin garanti kapsamında yetkili servise götürülmesi, bazı durumlarda “fiili ayıp ihbarı” olarak kabul edilmekte ve süresinde yapılmış sayılmaktadır (İstanbul BAM 13. HD-2020/303 k, Antalya 4. ATM-2018/6

Esneklik: Yargıtay içtihatlarına atıf yapan bazı kararlarda, ayıp ihbarının kural olarak herhangi bir şekle tabi olmadığı, karşı tarafın ayıptan haberdar edilmesini sağlayan her türlü bildirimin (mail, ihtarname vb.) yeterli olabileceği belirtilmiştir (Ankara BAM 22. HD-2021/940 K). Ancak WhatsApp veya sözlü bildirimlerin, muhataba ulaştığı kanıtlanamadığı sürece ispat açısından yetersiz görülebileceği not edilmiştir (Antalya 4. ATM-2022/640 K

Gemi satışında ayıp ihbarı kaç gün içinde yapılmalıdır?

Ayıp ihbar süresi, satışın ticari olup olmamasına ve ayıbın niteliğine göre değişir. Ticari satışlarda açık ayıplar için 2 gün, muayene ile ortaya çıkan ayıplar için 8 gün, gizli ayıplarda ise ayıp öğrenilir öğrenilmez derhal bildirim yapılmalıdır. Bu süreler aşılırsa alıcı ayıptan doğan haklarını kaybedebilir.

“As is where is” kaydı ayıp ihbarını tamamen geçersiz kılar mı?

Çoğu durumda evet. Gemi satış sözleşmesinde yer alan “as is where is” (mevcut haliyle), havuzlama yapılmayacaktır veya teslim sonrası hasarlardan satıcı sorumlu değildir gibi kayıtlar, satıcının ayıptan sorumluluğunu önemli ölçüde sınırlar. Ancak satıcının ağır kusuru veya ayıbı bilerek gizlemesi hâlinde bu kayıtlar geçersiz sayılabilir.

Ayıp ihbarı yazılı yapılmak zorunda mıdır?

Türk Borçlar Kanunu’na göre ayıp ihbarı için zorunlu bir şekil şartı yoktur. Ancak tacirler arasındaki gemi satışlarında, TTK m.18/3 gereği ihbarın noter, taahhütlü mektup veya KEP ile yapılması ispat açısından büyük önem taşır. WhatsApp veya sözlü bildirimler, muhataba ulaştığı ispatlanamadıkça ciddi hak kaybına yol açabilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi satışlarında ayıp bildirimi; sıradan bir mal satışından farklı olarak deniz ticareti, ticari satış hükümleri, sözleşmesel sorumsuzluk kayıtları, klas durumu, havuzlama uygulamaları ve uluslararası denizcilik pratiği ile birlikte değerlendirilir. Yanlış veya geç yapılan bir ayıp ihbarı, alıcının bedel iadesi, onarım, tazminat veya sözleşmeden dönme gibi tüm seçimlik haklarını tamamen kaybetmesine neden olabilir.

Uygulamada en sık yapılan hatalar;

Ayıp ihbar süresinin yanlış hesaplanması,

Yanlış bildirim yöntemiyle ihbar yapılması,

“As is where is” kayıtlarının hukuki etkisinin göz ardı edilmesi,

Ağır kusur–gizli ayıp ayrımının doğru kurulamaması, Zamanaşımı süresinin kaçırılmasıdır.

Bu nedenle gemi satışına ilişkin uyuşmazlıklarda, deniz ticareti ve ticaret hukuku alanında uzmanlaşmış bir avukatla çalışmak kritik önemdedir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, özellikle Tuzla tersaneleri, İstanbul limanları ve ikinci el gemi satışları kaynaklı ayıp uyuşmazlıklarında; doğru ihbar stratejisi, güçlü delillendirme ve yargı içtihatlarına uygun dava yönetimiyle müvekkillerine etkin hukuki koruma sağlamaktadır.

Gemi satışlarında bir gün gecikmiş ayıp ihbarı, milyonlarca liralık hak kaybı anlamına gelebilir. Bu nedenle sürecin en başından itibaren uzman avukat desteğiyle yürütülmesi, telafisi mümkün olmayan zararların önüne geçer.

Read More

Gemi Satış Bedeli Ödenmezse Ne Olur?

Gemi satış sözleşmeleri, uygulamada en sık uyuşmazlık çıkan ve en çok “yanlış mahkeme / yanlış yol” nedeniyle dava kaybedilen alanlardan biridir. Türk Ticaret Kanunu, gemi satışından doğan uyuşmazlıkları açıkça deniz alacağı olarak tanımlamasına rağmen; satış bedeli, kapora, ayıp ve tescil sorunları çoğu zaman usul hataları nedeniyle çözümsüz kalmaktadır.

1. Gemi Satış Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği ve Görevli Mahkeme

Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352/1-y bendi uyarınca, geminin satışına ilişkin bir sözleşmeden kaynaklanan her türlü uyuşmazlık “deniz alacağı” olarak tanımlanmıştır. Yargı kararları, bu tür uyuşmazlıkların çözümünde Denizcilik İhtisas Mahkemelerinin (İstanbul’da 17. Asliye Ticaret Mahkemesi) münhasıran görevli olduğunu istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır.

Görev Sınırları: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi ve çeşitli ilk derece mahkemesi kararlarında (İstanbul 12. ATM, İstanbul 15. ATM), uyuşmazlığın gemi satış bedeli, kapora iadesi veya ayıplı ifa gibi konulara dayanması fark etmeksizin, TTK m. 1352/1-y ve TTK m. 4/2 kapsamında Denizcilik İhtisas Mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiştir.

Görevsizlik Kararları: Genel ticaret mahkemeleri veya asliye hukuk mahkemeleri, gemi satışından doğan davalarda “göreve ilişkin dava şartı noksanlığı” nedeniyle usulden ret kararı vererek dosyayı görevli ihtisas mahkemesine göndermektedir (İstanbul Anadolu 5. ATM, Samsun BAM 2. HD).

2. Sözleşmenin Geçerliliği ve Şekil Şartı

Gemi siciline kayıtlı olan ve olmayan gemilerin satışında uygulanacak şekil şartları yargı kararlarında temel bir ayrım noktasıdır:

Siciline Kayıtlı Gemiler: TTK m. 1001/2 uyarınca, gemi siciline kayıtlı bir geminin mülkiyetinin devrine ilişkin sözleşmelerin yazılı şekilde yapılması ve imzaların noterce onaylı olması zorunludur. Bu şarta uyulmaması sözleşmenin geçersizliği sonucunu doğurur (Yargıtay 11. HD, 2021/8562 E. ). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 08.05.2023 tarihli, E. 2021/8562, K. 2023/2777 sayılı kararında; gemi siciline kayıtlı bir geminin ve buna bağlı şirket hisselerinin adi yazılı sözleşme ile devrinin, TTK m.1001’de öngörülen noter onaylı yazılı şekil şartına uyulmadığı için kesin hükümsüz olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle geçersiz sözleşmeye dayanılarak düzenlenen bono ve senetlerin hukuki dayanağının bulunmadığı, borçluların bu senetler nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitini (menfi tespit) isteyebilecekleri, icra yoluyla tahsil edilen veya fiilen ödenen bedellerin ise sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iade edilmesi (istirdat) gerektiği sonucuna varılmış; ödemesi ispatlanamayan bedeller yönünden ise iade talebi reddedilmiştir.

Geçersizlik Halinde İade: Sözleşme şekil şartına uyulmadığı için geçersiz olsa dahi, tarafların birbirine verdiği bedellerin (peşinat, taksit) sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iadesi gerekmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 24.10.2011 tarihli, E. 2010/2996, K. 2011/14369 sayılı kararında; taraflar arasında gemi siciline kayıtlı Dilara-3 isimli yolcu gemisinin satışına ilişkin resmî şekilde yapılmamış bir sözleşme bulunduğu, bu nedenle geminin tescilen devrinin talep edilemeyeceği, ancak satış bedeli kapsamında davacı tarafından davalıya fiilen ödendiği ispatlanan bedelin iadesinin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Yargıtay, TTK’nın o tarihte yürürlükte olan 868. maddesi uyarınca gemi mülkiyetinin devrinde şeklin mutlak geçerlilik şartı olarak öngörülmediğini, buna rağmen somut olayda satış bedelinin tamamının ödendiğinin ispatlanamaması nedeniyle mülkiyet devrinin istenemeyeceğini; ancak alınan paranın davalıda kalmasının hukuken korunamayacağını belirterek, yalnızca ödenmiş olduğu sabit olan tutarın iadesine hükmeden yerel mahkeme kararını onamıştır.

Sicil Dışı Gemiler: Sicile kayıtlı olmayan araçlar için Medeni Kanun’un menkul hükümlerinin uygulanacağı belirtilse de, TTK m. 1352/1-y hükmünün geniş yorumlanarak bu tür satışların da deniz alacağı kapsamında değerlendirildiği görülmektedir (Antalya 1. ATM, 2017/611 E. Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin (Denizcilik İhtisas) 17.12.2019 tarihli, E.2017/611, K.2019/818 sayılı kararında; taraflar arasında bir teknenin satışı konusunda yazılı bir satış sözleşmesi/protokolü bulunmadığı, ilişkinin esasen tekne satımı iradesine dayandığı, ancak teknenin 18 gros tonilatodan büyük olması nedeniyle gemi siciline tescilinin zorunlu olduğu, bu durumda satışın TTK m.1001 uyarınca noter huzurunda veya sicil memuru önünde yapılmasının geçerlilik şartı olduğu; bu şekle uyulmadığından taraflar arasındaki satım ilişkisinin geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Bu çerçevede mahkeme, davacının icra takibinde talep ettiği kalemleri ayırarak değerlendirmiş; “çalışma/kaptanlık ücreti” yönünden açılan itirazın iptali davasının tefrik edilip İş Mahkemesi’nde görülerek karara bağlandığı (kesinleştiği) için bu kalem bakımından yeniden karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Geriye kalan harcamalar/ödemeler ve tur ücretleri yönünden ise; satış geçersiz olsa dahi davacının, teknenin fiilen çalıştırılabilmesi için yaptığı zorunlu ve belgelendirilebilen giderleri (bilirkişi raporlarıyla da teyit edilen şekilde özellikle marinaya ödenen gecikmiş borç, yat bağlama ücreti, krom-tik pasarella/merdiven gideri, kasko bedeli gibi kalemler) ile satış avansı/kaparo niteliğindeki ödemeleri, sebepsiz zenginleşme çerçevesinde davalıdan isteyebileceğini; buna karşılık ispatlanamayan veya zorunlu/zaruri niteliği ortaya konulamayan kalemlerin talep kapsamına alınamayacağını belirtmiş ve bu nedenle itirazın iptali davasını kısmen kabul ederek, icra dosyasında davalının itirazını yalnızca ispatlanan toplam tutar kadar iptal edip takibin bu miktar üzerinden devamına karar vermiştir. Ayrıca alacağın varlığının yargılamayı ve bilirkişi incelemesini gerektirmesi sebebiyle davacı lehine icra inkâr tazminatına hükmetmemiş; öte yandan birleştirilen dosyada davalının (karşı tarafın) “teknenin 4 ay kullanıldığı” iddiasıyla kira bedeli talebini, dosyada teknenin bu dönemdeki faaliyetlerinden doğan bedellerin (özellikle vergi mükellefiyeti/ faturalama düzeni nedeniyle) davacıya aktığı ve olayın koşullarında ayrıca kira alacağı doğduğunun kabul edilemediği gerekçesiyle tamamen reddetmiştir.

3. Satış Bedelinin Ödenmemesi ve İspat Sorunları

Gemi satış bedelinin ödenmediği iddiasıyla açılan davalarda ispat yükü ve delillerin niteliği kritik önem taşır:

İspat Yükü: Ödeme iddiası, kural olarak ödemeyi yapan tarafça ispatlanmalıdır. 7.000 TL üzerindeki ödemelerin finansal kurumlar aracılığıyla tevsik edilmesi zorunluluğu vurgulanmaktadır (İstanbul 17. ATM, 2023/100 E. ).

Yazılı Delil Başlangıcı: WhatsApp yazışmaları (örneğin; “tekneyi indirir indirmez halledeceğim”, “telafi edeceğiz” gibi ifadeler), HMK m. 202 uyarınca yazılı delil başlangıcı kabul edilerek tanık dinlenmesine olanak sağlayabilmektedir (İstanbul 17. ATM, 2022/279 E. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 06.06.2023 tarihli, E.2022/279, K.2023/239 sayılı kararında; gemi sicil memuru huzurunda yapılan satış işleminde satıcının bedelin tamamını aldığına dair resmi senet niteliğinde ikrarı bulunmasına rağmen, davacının satış bedelinin 10.000 TL eksik ödendiği iddiası bakımından HMK m.202 kapsamında yazılı delil başlangıcı kabul edilmiştir. Mahkeme, taraflar arasındaki WhatsApp yazışmalarında davalının “eksik ödemenin telafi edileceğini” ifade eden beyanlarının, resmi senedin aksini ileri sürmeye elverişli yazılı delil başlangıcı oluşturduğunu; bu nedenle tanık dinlenmesine imkân bulunduğunu kabul etmiş, dinlenen tanığın da eksik ödeme iddiasını doğrulaması ve davalının bakiye 7.000 TL’nin ödendiğini ispatlayamaması karşısında itirazın iptaline karar vermiştir. Böylece karar, resmi senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde dahi, elektronik mesajlaşma kayıtlarının yazılı delil başlangıcı sayılabileceğini ve bu sayede tanık deliline başvurulabileceğini somut biçimde ortaya koymuştur.

Resmi Senet ve Fatura: Gemi sicil müdürlüğünde düzenlenen resmi senette “bedelin alındığına” dair ibareler bulunsa dahi, taraflar arasındaki ticari defterler, çekler ve banka kayıtları incelenerek gerçekte ödeme yapılıp yapılmadığı araştırılmaktadır (İstanbul BAM 14. HD, 2022/1008 E. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin 04.12.2025 tarihli, E.2022/1008, K.2025/1903 sayılı kararında; taraflar arasında resmî şekilde yapılmış bir gemi satış sözleşmesi bulunmasına ve satıcının sözleşmede bedeli aldığına dair ikrarının yer almasına rağmen, satıcının satış bedelinin fiilen ödenmediği iddiasının peşinen reddedilemeyeceği vurgulanmıştır. Daire, satış bedelinin ödenip ödenmediği hususunda ispat yükünün satıcıda olduğunu, ancak bu ispatın sağlanabilmesi için mahkemece eksiksiz tahkikat yapılmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bu kapsamda; davacının dayandığı ticari defterlerin karşı taraf defterleriyle birlikte TTK m.83 ve HMK m.222 uyarınca incelenmesi, dosyaya sunulan çek ve banka dekontlarının hangi borca ilişkin olduğunun HMK m.31 gereği taraflardan açıklattırılması, bedelin gemi satışına mahsuben verilip verilmediğinin ve tahsil edilip edilmediğinin araştırılması, ayrıca davacının yemin deliline dayanmış olması nedeniyle bu delilin de değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu araştırmalar yapılmadan, yalnızca resmî satış senedindeki ikrara dayanılarak davanın reddedilmesi, ispat hakkını ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal eden eksik inceleme olarak kabul edilmiş; bu nedenle ilk derece mahkemesi kararı ücretin (satış bedelinin) gerçekten ödenip ödenmediği tam olarak araştırılmadan verildiği gerekçesiyle kaldırılarak dosya yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemesine gönderilmiştir.

4. Ayıplı İfa ve Sorumsuzluk Kayıtları

Geminin sözleşmeye uygun teslim edilmemesi veya gizli ayıpların bulunması durumunda tarafların sorumluluğu şu çerçevede değerlendirilmektedir:

Gizli Ayıp İddiaları: Mekanik arızalar veya orijinal parça değişiklikleri gibi gizli ayıplar nedeniyle bedel indirimi ve tazminat talep edilebilmektedir (İstanbul BAM 43. HD, 2023/10 E. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin 11.05.2023 tarihli, E.2023/10, K.2023/506 sayılı kararında; uyuşmazlığın, satın alınan bir yatın ayıplı olduğu iddiasına dayalı bedelde indirim ve zarar tazmini talebinden kaynaklandığı, dolayısıyla meselenin doğrudan gemi satış sözleşmesinden doğduğu kabul edilmiştir. Daire, her ne kadar ayıplı mal hükümleri genel olarak TBK’da düzenlenmiş olsa da, TTK m.1352/1-y hükmü gereğince “geminin satışına ilişkin bir sözleşmeden kaynaklanan her türlü uyuşmazlığın deniz alacağı sayıldığını” ve bu nedenle uyuşmazlığın deniz ticareti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu çerçevede, ayıplı gemi iddiasının; geminin teknik durumu, satış öncesi sörvey raporları, gizli ayıp olup olmadığı ve ayıpların satış anında alıcıdan gizlenip gizlenmediği gibi hususların Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından esastan incelenmesini gerektirdiği belirtilmiştir. İlk derece mahkemesinin, uyuşmazlığın deniz ticaretine girmediği gerekçesiyle verdiği görevsizlik kararı, gemi satışına bağlı ayıp iddialarının deniz ticaretine ilişkin uyuşmazlık niteliğinde olduğu göz ardı edilerek verilmiş bulunduğundan isabetsiz bulunmuş; bu nedenle karar kaldırılarak, dosyanın ayıplı gemi iddiası esas yönünden incelenmek üzere yeniden aynı mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.

Sorumsuzluk Kayıtları: Sözleşmede yer alan “geminin mevcut haliyle kabul edildiği”, “teslimden sonraki hasarlardan satıcının sorumlu olmadığı” veya “alıcının gemiyi görerek aldığı” yönündeki kayıtlar geçerli sorumsuzluk kaydı olarak kabul edilmekte ve alıcının ayıp iddiasını sınırlandırmaktadır (İstanbul 17. ATM, 2018/467 E. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 27.05.2021 tarihli, E.2018/467, K.2021/244 sayılı kararında; taraflar arasında akdedilen gemi satış sözleşmesinde yer alan “mevcut haliyle (as is where is basis) teslim”, “teslimatta havuzlama yapılmayacağı”, “sonraki havuzlamalarda tespit edilecek hasarlardan satıcının sorumlu olmayacağı” ve “klas sertifikasının yenilenmesi gereğinin alıcıya bildirildiği” yönündeki düzenlemeler geçerli birer sorumsuzluk kaydı olarak kabul edilmiştir. Mahkeme, alıcının da armatör ve tacir sıfatına sahip olması, gemiyi teslim öncesinde muayene ederek ve durumunu bilerek satın alması, klas sertifikasının süresinin dolduğunu bilmesi ve bu hususun sözleşmede açıkça düzenlenmiş olması karşısında, sonradan yapılan bakım-onarım ve yenileme giderlerinin satıcıya yüklenemeyeceğini değerlendirmiştir. Ayrıca geminin teslimden sonra sefer yapabilmiş olması, ağır hasarlı ve sefere elverişsiz olmadığını gösterdiği gibi; alıcının teslimden yaklaşık iki ay sonra yaptığı ayıp ihbarının TBK m.223 anlamında süresinde olmadığı, ileri sürülen eksikliklerin de gizli ayıp niteliği taşımadığı kabul edilmiştir. Bu nedenle mahkeme, satıcının ayıptan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümlerinin geçerli olduğu, satıcının ağır kusuru veya hilesinin ispatlanamadığı ve alıcının gemiyi ayıplarıyla kabul etmiş sayıldığı gerekçeleriyle davayı reddetmiştir.

Ayıp İhbar Süresi: Tacirler arası satışlarda ayıp ihbarının TTK m. 23/1-c uyarınca süresinde yapılması şarttır; aksi halde ayıp iddiası dinlenmemektedir (İstanbul BAM 13. HD, 2022/987 E. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi kararında ayıp ihbar süresi bakımından somut olay şu şekilde değerlendirilmiştir: Davacı alıcı, gemiyi 04.04.2018 tarihinde Samsun Limanı’nda teslim almış, gemi 14.04.2018 tarihinde Samsun’dan Tuzla’ya gitmiş ve 17.04.2018’de Tuzla’ya ulaşmıştır. Davacının sunduğu fatura ve belgelerden, gemideki eksiklikler nedeniyle 21.04.2018 tarihinden itibaren bakım ve onarım işlemlerine fiilen başlandığı, yani iddia edilen ayıpların bu tarihte öğrenildiğinin kabulü gerektiği anlaşılmıştır. Buna karşın davacı, ayıba ilişkin ilk yazılı ihbarı ancak 08.06.2018 tarihli noter ihtarnamesiyle, delil tespitini ise 25.07.2018 tarihinde yapmıştır. Mahkeme, tacir ve armatör sıfatına sahip alıcının, TBK m.223 ve TTK m.23 uyarınca ayıbı işlerin olağan akışına göre derhal bildirme yükümlülüğü bulunduğunu; ayıp öğrenildikten sonra yaklaşık iki ay sonra yapılan ihbarın süresinde sayılamayacağını kabul etmiştir. Bu nedenle, iddia edilen ayıpların gizli ayıp olduğu varsayılsa dahi, süresinde ayıp ihbarı yapılmadığından alıcının gemiyi ayıplarıyla kabul etmiş sayılacağı, satıcının ayıptan sorumluluğuna gidilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

5. Dava Yolları ve Geçici Hukuki Korumalar

Gemi satış uyuşmazlıklarında başvurulan temel hukuki yollar şunlardır:

İhtiyati Haciz: TTK m. 1352 ve 1353 uyarınca, deniz alacağı niteliğindeki gemi satış uyuşmazlıklarında alacağın yaklaşık olarak ispatlanması şartıyla geminin ihtiyati haczine karar verilebilmektedir (İstanbul BAM 12. HD, 2023/604 E.

İtirazın İptali Davası: Satış bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takiplerine yapılan itirazların iptali için Denizcilik İhtisas Mahkemelerinde dava açılmaktadır (İstanbul 17. ATM, 2023/100 E. 

Tescil ve İptal Davaları: Satıcının mülkiyeti devretmekten kaçınması durumunda gemi sicil kaydının iptali ve tescil talepli davalar açılmaktadır (Yargıtay 11. HD, 2010/2996 E.

Gemi Sicil Memurluğu Kararına İtiraz: Sicil müdürlüğünün tescil talebini reddetmesi halinde, TTK m. 34 uyarınca bu kararın kaldırılması için dava açılabilmektedir (İstanbul 17. ATM, 2019/159 E. İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (Denizcilik İhtisas Mahkemesi sıfatıyla) kararında somut olay şu şekilde özetlenmiştir: Davacı şirket, 22.07.2009 tarihli noter satış sözleşmesiyle gemiyi satın alıp zilyetliğini devralmış; satış tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK m.868 uyarınca gemi mülkiyetini sicil dışı olarak geçerli biçimde iktisap etmiştir. Davacı, yıllar sonra gemiyi kendi adına tescil ettirmek için Liman Başkanlığı’na başvurduğunda, gemi sicilinde yer alan ve ceza yargılaması kapsamında konulmuş “satılamaz, devredilemez” şerhi gerekçe gösterilerek talep reddedilmiştir. Ancak yargılama sırasında, ilgili ceza dosyasının zamanaşımı nedeniyle düşürüldüğü, Yargıtay Ceza Dairesi kararlarıyla geminin sahibine iadesine hükmedildiği ve bu kararların kesinleştiği, ayrıca söz konusu şerhin de fek edildiği tespit edilmiştir. Bu nedenle mahkeme, sicildeki engelin hukuken ortadan kalktığı ve davacının mülkiyetinin geçerli olduğu sonucuna vararak, Liman Başkanlığı’nın ret kararını iptal etmiş ve geminin davacı adına tesciline karar vermiştir.

Sık Sorulan Sorular

Noterde yapılmayan gemi satış sözleşmesi geçerli mi?

Sicile kayıtlı gemilerde hayır.
TTK m. 1001/2 gereği, gemi siciline kayıtlı bir geminin satışında:
Yazılı sözleşme, Noter onaylı imzalar, zorunludur. Bu şartlara uyulmazsa sözleşme geçersizdir. Ancak bu, paranın tamamen kaybedildiği anlamına gelmez. Yargıtay’a göre; geçersiz sözleşmede dahi ödenen kapora veya satış bedeli sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri istenebilir. Bu talep de yine Denizcilik İhtisas Mahkemesinde ileri sürülmelidir.

Gemi ayıplı çıktıysa satıcı hiç sorumlu değil mi?

Hayır, ancak sınırlar çok nettir. Gizli ayıplar (motor, mekanik sistemler, orijinal parça değişiklikleri gibi) ispatlanırsa: Bedel indirimi, Tazminattalep edilebilir.
Fakat sözleşmede yer alan: “Mevcut haliyle satılmıştır”, “Alıcı gemiyi görerek kabul etmiştir” “Teslim sonrası hasarlardan satıcı sorumlu değildir”
gibi kayıtlar, geçerli sorumsuzluk kaydı sayılmakta ve ayıp iddialarını ciddi biçimde sınırlamaktadır. Ayrıca tacirler arası satışlarda ayıp ihbar süresi kaçırılırsa, talep tamamen düşer.

Gemi siciline kayıtlı bir geminin adi yazılı sözleşmeyle satılması geçerli midir?

Hayır. Bu kararda Yargıtay, TTK m.1001/2 uyarınca gemi siciline kayıtlı bir geminin mülkiyet devrinin, yazılı şekilde ve imzaları noterce onaylı bir sözleşme ile yapılmasının geçerlilik şartı olduğunu açıkça vurgulamıştır. Somut olayda taraflar arasında yapılan 11.05.2018 tarihli adi yazılı sözleşme, gemi siciline kayıtlı bir geminin satışını konu aldığı hâlde noter onaylı olmadığı için kesin hükümsüz (geçersiz) kabul edilmiştir. Bu nedenle sözleşme hiç doğmamış sayılmış, taraflar açısından hak ve borç doğurmamıştır.

Geçersiz gemi satış sözleşmesine dayanılarak verilen senetler icraya konulabilir mi?

Hayır. Yargıtay bu kararında, geçersiz sözleşmeye dayanılarak düzenlenen senetler nedeniyle borç doğmayacağını net biçimde kabul etmiştir. Somut olayda:
Gemi satışı geçersiz sayılmış, Satış bedeli karşılığı verilen bono/senetlerin hukuki dayanağı ortadan kalkmıştır, Bu nedenle borçlular lehine menfi tespit kararı verilmiş, Senetlere dayalı icra takiplerinin haksız olduğu kabul edilmiştir. Sonuç olarak, geçersiz sözleşmeye bağlı senetler geçerli bir borç ilişkisi yaratmaz ve borçlu borçlu olmadığının tespitini isteyebilir.

Gemi satışında geçersiz sözleşme hâlinde ödenen paralar geri alınabilir mi?

Evet, ancak sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında. Yargıtay, bu kararda geçersiz sözleşmelerde tarafların yalnızca verdiklerini geri isteyebileceğini kabul etmiştir. Buna göre: Geçersiz sözleşmeye dayanılarak ödenmiş senet bedelleri ve temlik edilen tutarlar, Sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince istirdat edilebilir (geri alınabilir). Ancak somut olayda dikkat çekici bir ayrım yapılmıştır:
Fiilen ödendiği ispatlanan bedellerin iadesine karar verilmiş, Sözleşmede kararlaştırılmış olmakla birlikte ödendiği ispatlanamayan peşin bedelin iadesi reddedilmiştir. Yani her ödeme otomatik olarak iade edilmez; ödemenin varlığı ve miktarı ispatlanmalıdır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi satışından doğan alacaklar, kâğıt üzerinde “net” görünse de pratikte en çok usulden kaybedilen dava türlerindendir. Bunun başlıca nedenleri:

Yanlış görevli mahkemede dava açılması

Gemi siciline kayıt / kayıt dışı ayrımının gözden kaçırılması

Noter şekil şartının ihmal edilmesi

Ayıp ihbar sürelerinin kaçırılması

İhtiyati haciz talebinin eksik ispatla yapılması. Özellikle İstanbul, Tuzla, Tuzla Tersanesi, Pendik, Ambarlı, Aliağa gibi liman ve tersane bölgelerinde gemiler çok hızlı el değiştirdiğinden; satış bedeline ilişkin alacaklar gecikmeye toleranslı değildir. Birkaç haftalık yanlış strateji, geminin üçüncü kişilere devriyle birlikte alacağı fiilen ortadan kaldırabilir.

Bu nedenle gemi satış sözleşmelerinden doğan alacaklar; Genel sözleşme hukuku refleksiyle değil Deniz ticareti hukukuna özgü ihtiyati haciz – sicil – görev üçgeni içinde yönetilmelidir.

Bu alanda, özellikle gemi satışları, deniz alacakları ve gemi ihtiyati haczi konularında yoğun uygulama tecrübesine sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul ve Tuzla ekseninde yürütülen gemi satış uyuşmazlıklarında hızlı koruma ve etkin tahsil bakımından öne çıkan bürolar arasında yer almaktadır.

Read More

Gemiye Verilen Kumanya Bedeli Ödenmezse Ne Yapılır? Kumanya Alacağı Nasıl Tahsil Edilir, Gemiye Haciz Konulabilir mi? | Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

1. Alacağın Hukuki Niteliği: Deniz Alacağı

 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352/1-l bendi uyarınca; geminin işletilmesi, yönetimi, korunması veya bakımı için sağlanan eşya, malzeme, kumanya, yakıt ve teçhizat ile bu amaçlarla verilen hizmetlerden doğan alacaklar açıkça “deniz alacağı” olarak tanımlanmıştır. Meyve, sebze, et ve benzeri gıda maddelerinin (kumanya) gemiye tedarik edilmesi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Yargı kararları, bu tür alacakların deniz ticareti hukukuna özgü usullerle takip edilmesi gerektiğini istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır (Antalya BAM 11. HD-2017/556 K, İstanbul Anadolu 2. ATM-2025/713 K).

2. Başvurulabilecek Temel Hukuki Yollar

A. İhtiyati Haciz ve Geminin Seferden Men Edilmesi 

TTK m. 1353 uyarınca, deniz alacaklarının teminat altına alınması için geminin ihtiyati haczine karar verilebilir. Kumanya alacaklısı, alacağının varlığına ve miktarına dair mahkemeye kanaat getirecek delil (fatura, sevk irsaliyesi, teslim tutanağı vb.) sunduğunda gemi üzerine ihtiyati haciz koydurabilir (Antalya BAM 11. HD-2017/556 ).

Somut Örnek: M/V INA isimli gemiye kumanya sağlayan alacaklı, dava açmadan önce geminin seferden men kararını aldırmış; geminin yoluna devam edebilmesi için acentesi tarafından icra dosyasına teminat yatırılması sağlanmıştır (Yargıtay 11. HD-2012/1298 K).

B. İcra Takibi ve İtirazın İptali Davası 

Alacaklı, ödenmeyen kumanya bedelleri için ilamsız icra takibi başlatabilir. Borçlunun (donatan veya işleten) takibe itiraz etmesi durumunda, İİK m. 67 uyarınca “itirazın iptali davası” açılması gerekmektedir.

Somut Örnek: MV … ve MV … isimli gemilere kuru kumanya tedarik eden bir firma, faturaların ödenmemesi üzerine başlattığı icra takibine yapılan itirazı, Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nde açtığı itirazın iptali davası ile gidermiş; mahkeme %20 icra inkar tazminatına ve asıl alacağın tahsiline hükmetmiştir (İstanbul 17. ATM-2019/160 K).

Somut Örnek: Gemi malzemesi satışından doğan alacak için başlatılan “Örnek 7” ilamsız takipte, ticari defterler ve faturaların delil kabul edilmesiyle itiraz iptal edilmiş ve takibin devamına karar verilmiştir (İstanbul 11. ATM-2018/913 K).

C. Alacak Davası ve Kanuni Rehin Hakkı Talebi 

Alacaklı, doğrudan bir alacak davası açarak kumanya bedelinin tahsilini talep edebilir. Bazı durumlarda alacaklılar, alacağın “gemi alacağı” niteliği gereği gemi üzerinde “kanuni rehin hakkı” tanınmasını da talep etmektedir. Ancak güncel yargı pratiğinde, kredili işlemlere dayanan kumanya satışlarında kanuni rehin hakkı talebi genellikle reddedilmekte, sadece alacağın tahsiline hükmedilmektedir (Yargıtay 11. HD-2013/15215 K, 2011/8125 K).

3. Usuli Gereklilikler ve Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Görevli Mahkeme: Kumanya alacağı TTK m. 1352 kapsamında bir deniz alacağı olduğundan, uyuşmazlıkların çözümünde “Denizcilik İhtisas Mahkemeleri” (veya bu sıfatla hareket eden Asliye Ticaret Mahkemeleri) görevlidir. Genel ticaret mahkemelerinde açılan davalar görevsizlik nedeniyle reddedilmektedir (İstanbul Anadolu 9. ATM-2016/745 , İstanbul 14. ATM-2016/278 

Husumet (Doğru Borçlu): Alacak davası veya icra takibi doğrudan gemi donatanına veya işletenine yöneltilmelidir. Gemi acentesi, TTK m. 119/2 uyarınca mal bedellerinden şahsen sorumlu tutulamaz; bu nedenle acenteye karşı açılan davalar husumet yokluğu nedeniyle reddedilebilir (Yargıtay 19. HD-2014/4441 

İspat Araçları: Teslimatın yapıldığını gösteren kaptan imzalı makbuzlar, sevk irsaliyeleri, e-arşiv faturaları ve ticari defter kayıtları en kritik delillerdir. Faturalara 8 gün içinde itiraz edilmemesi, içeriğinin kabul edildiğine dair karine teşkil eder (İstanbul 17. ATM-2019/160 İstanbul 11. ATM-2018/913 

4. İkincil Kaynak Analizi İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, kumanya tedarikçilerinin alacaklarını güvence altına almak için izleyebileceği ek stratejileri şu şekilde örneklendirmektedir:

İhtiyati Haciz Şartları: Yabancı bayraklı gemilerin karasularını terk etme riski varsa, “telafisi imkansız zarar” riski öne sürülerek acil ihtiyati haciz talep edilebilir. Ancak bu taleplerde borçlunun (malik/işleten) net tespiti ve yaklaşık ispat kuralı uyarınca güçlü delil sunulması şarttır; aksi halde haciz kararı itiraz üzerine kaldırılabilir (Samsun BAM 3. HD-2025/833 , İstanbul BAM 12. HD-2021/501 

Arabuluculuk ve İhtisas Mahkemesi: Deniz ticaretinden doğan bu tür alacaklarda dava açılmadan önce arabuluculuk sürecinin tamamlanmış olması ve davanın mutlaka yetkili ihtisas mahkemesinde açılması usuli bir zorunluluktur (Bakırköy 4. ATM-2023/1216 

Sebepsiz Zenginleşme: Eğer taraflar arasında doğrudan bir sözleşme ilişkisi ispatlanamıyorsa ancak malın gemiye teslim edildiği sabitse, alacak “sebepsiz zenginleşme” hükümlerine dayalı olarak da talep edilebilir (Yargıtay 19. HD-2015/1861 

Sonuç: Gemiye kumanya sağlayan kişi; öncelikle ihtiyati haciz yoluyla gemiyi seferden men ederek alacağını güvenceye alabilir, ardından Denizcilik İhtisas Mahkemesi’nde icra takibi veya itirazın iptali davası açarak alacağını faizi ve icra inkar tazminatı ile birlikte tahsil edebilir.

Sık Sorulan Sorular

Gemiye verdiğim kumanya bedeli gerçekten “deniz alacağı” mıdır?

Evet. TTK m. 1352/1-l uyarınca geminin işletilmesi, yönetimi ve bakımı için sağlanan kumanya, yakıt ve benzeri ihtiyaç malzemelerinden doğan alacaklar açıkça deniz alacağıdır. Meyve, sebze, et ve kuru gıda tedariki bu kapsamda değerlendirilmekte; yargı kararları bu alacakların deniz ticaretine özgü usullerle takip edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Kumanya alacağı için gemiye ihtiyati haciz koydurabilir miyim?

Evet. TTK m. 1353 uyarınca kumanya alacakları için gemi üzerinde ihtiyati haciz talep edilebilir. Fatura, sevk irsaliyesi, teslim tutanağı gibi belgelerle alacağın varlığı ve miktarı yaklaşık ispat düzeyinde ortaya konulduğunda, geminin seferden men edilmesi mümkündür. Uygulamada çoğu dosyada geminin yoluna devam edebilmesi için acente veya donatan tarafından teminat yatırıldığı görülmektedir.

Gemiye verdiğim kumanya bedelini ihtiyati haciz dışında hangi yollarla tahsilat yapabilirim?

Kumanya alacaklarında en sık başvurulan yollar şunlardır:
İlamsız icra takibi ve borçlu itiraz ederse itirazın iptali davası,
Doğrudan alacak davası,
Şartları varsa kanuni rehin hakkı talebi (uygulamada kredili kumanya satışlarında çoğunlukla reddedilmektedir).
Mahkemeler, itirazın haksız bulunması hâlinde %20 icra inkâr tazminatına da hükmedebilmektedir.

Gemiye verilen kumanya alacağını ispatlamak için hangi belgeler gereklidir?

Uygulamada mahkemelerin özellikle önem verdiği deliller şunlardır:
Kaptan imzalı teslim makbuzları ve eşya teslim listeleri
Sevk irsaliyeleri ve e-arşiv faturalar
Ticari defter kayıtları ve cari hesap dökümleri
Siparişe ilişkin e-posta veya yazışmalar
Faturalara 8 gün içinde itiraz edilmemesi, içeriğinin kabul edildiği yönünde güçlü bir karine oluşturur.

Neden Kumanya Alacaklarında Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Kumanya alacakları teoride “net ve güçlü” görünse de, uygulamada en sık kaybedilen deniz alacağı türlerinden biridir. Bunun sebebi çoğunlukla hukuki hatalardır.

Yanlış borçluya dava açılması
Acenteye karşı açılan davalar neredeyse istisnasız reddedilmektedir. Donatan–işleten–kiracı ayrımı uzmanlık gerektirir.

Yanlış mahkemede açılan dava
Denizcilik İhtisas Mahkemesi yerine genel mahkemede açılan davalar aylar sonra görevsizlikle sonuçlanır. Bu sürede gemi limanı terk edebilir.

İhtiyati haciz fırsatının kaçırılması
Yabancı bayraklı gemilerde haciz çoğu zaman tek seferliktir. Deliller eksik sunulursa haciz reddedilir veya itirazla kaldırılır.

Rehin hakkının yanlış kurgulanması
Kumanya alacaklarında kanuni rehin her zaman otomatik doğmaz. “Zorunluluk” unsuru yanlış ileri sürülürse talep tamamen reddedilebilir.

Bu nedenle özellikle İstanbul limanları, Tuzla Tersaneler Bölgesi, yabancı bayraklı gemiler ve acil ihtiyati haciz süreçlerinde, deniz ticareti hukuku pratiğine hâkim bir avukatla çalışmak alacağın tahsili açısından kritik ve çoğu zaman belirleyicidir.

Bu alanda, İstanbul merkezli deniz alacağı ve gemi haczi uygulamalarında yoğun tecrübeye sahip 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, kumanya ve gemi ihtiyaç malzemesi alacaklarının hızlı ve etkin tahsili konusunda uzman desteği sunmaktadır.

Read More

Deniz Alacaklarında İhtiyati Haciz İçin Hangi Deliller Gerekir? (Yaklaşık İspat Rehberi)

1. Kanuni Dayanak ve İspat Standardı 

Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1362. maddesi ve İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 258. maddesi uyarınca, deniz alacaklarına ilişkin ihtiyati haciz taleplerinde alacaklının, alacağın varlığı ve miktarı konusunda mahkemeye kanaat getirecek delilleri sunması zorunludur. Yargı kararlarında bu ispat yükümlülüğü “yaklaşık ispat” (approximate proof) olarak adlandırılmakta; tam ve kesin bir ispat aranmamakla birlikte, alacağın varlığının “kuvvetle muhtemel” gösterilmesi veya “kanaat verici kuvvetli emarelerin” sunulması yeterli kabul edilmektedir (Yargıtay 11. HD-2014/13476 K, BAM İstanbul 12. HD-2023/987 K).

2. Deniz Alacaklarının Türlerine Göre Sunulan Delillerin Analizi

Eşyanın Zıyaı veya Hasarı (TTK m. 1352/1-f, g, h):

Kabul Edilen Deliller: Konşimentolar (özellikle “Clean On Board” kayıtlı), faturalar, sörvey raporları, gemi acentesi yazışmaları, bilirkişi raporları, hasar tespit tutanakları, gümüş nitrat testi fotoğrafları ve banka dekontları yaklaşık ispat için yeterli görülmüştür (Yargıtay 11. HD-2014/13476 K, BAM İstanbul 43. HD-2022/666 K).

Reddedilen Durumlar: Konşimentoda yer alan “ağırlık, miktar ve değer bilinmiyor” (unknown) şerhleri nedeniyle zarar miktarının belirlenememesi veya hasarın taşıma sırasında oluştuğuna dair yeterli emare bulunmaması durumunda talepler reddedilebilmektedir (BAM İstanbul 12. HD-2020/117 K). Ayrıca, konşimentoların çelişkili olması ve meşru hamilin belirsizliği de red gerekçesidir (BAM Adana 9. HD-2021/2071 K).

Gemi Adamı Ücretleri ve İşçilik Alacakları (TTK m. 1352/1-o):

Kabul Edilen Deliller: Gemi adamı iş sözleşmeleri (özellikle gemi mührü taşıyanlar), hizmet belgeleri, pasaport kayıtları, SGK işten çıkış kayıtları ve kaptan tarafından düzenlenen alacak teyidi belgeleri yaklaşık ispat için yeterli kabul edilmiştir (BAM İstanbul 14. HD-2021/2135 K, BAM İstanbul 13. HD-2022/1202 Ka).

Reddedilen Durumlar: İş sözleşmesinin devam edip etmediğinin belirlenememesi veya ek ödemelerin (taban ücret dışındaki alacaklar) hesaplanmasının yargılamayı gerektirmesi durumunda ihtiyati haciz talebi reddedilmektedir (BAM İstanbul 12. HD-2021/1141 K, BAM İstanbul 12. HD-2021/62 K).

Yakıt, Malzeme ve Hizmet Tedariki (TTK m. 1352/1-l):

Kabul Edilen Deliller: Yakıt faturaları, yakıt teslim makbuzları (bunker delivery receipts), sevk irsaliyeleri, teslim tutanakları, yakıt alım defteri kayıtları ve ödeme dekontları mahkemede yeterli kanaat oluşturmaktadır (BAM İstanbul 13. HD-2019/253 K, BAM Antalya 11. HD-2017/561 K).

Reddedilen Durumlar: Taraflar arasında süregelen bir “cari hesap” ilişkisinin bulunması ve yapılan peyderpey ödemeler nedeniyle net alacak miktarının ancak yargılama ile belirlenebileceği durumlarda yaklaşık ispat koşulunun sağlanmadığı kabul edilmiştir (BAM İstanbul 12. HD-2021/501 K).

Gemi Onarımı, Bakımı ve Tersane Hizmetleri (TTK m. 1352/1-m, n):

Kabul Edilen Deliller: Onarım sözleşmeleri, servis raporları, iş teslim tutanakları ve faturalar deniz alacağı niteliğini ve miktarını kanıtlamada yeterli bulunmuştur (BAM İstanbul 14. HD-2018/66 K, BAM Antalya 11. HD-2022/134 K).

Çatma ve Altyapı Hasarları (TTK m. 1352/1-a, d):

Kabul Edilen Deliller: Kaptan raporları, deniz kaza raporları, sörvey ve kamera inceleme raporları, maliyet tabloları ve yüklenici firmalardan alınan fiyat teklifleri yaklaşık ispat için yeterli delil teşkil etmektedir (BAM İstanbul 12. HD-2023/987 K, BAM İstanbul 12. HD-2020/751 K).

3. Mahkemelerin Delil Değerlendirme Kriterleri

Yargılamayı Gerektirme Olgusu: Alacağın varlığına ilişkin sunulan belgeler arasında ciddi çelişkiler bulunması veya alacağın likit olmayıp karmaşık hesaplamalar gerektirmesi durumunda mahkemeler “yargılamayı gerektiren durum” gerekçesiyle talebi reddetmektedir (BAM İstanbul 13. HD-2021/38 K, BAM İstanbul 13. HD-2024/831 K).

Belgelerin Niteliği: Tek taraflı düzenlenen faturalar, eğer teslim fişleri, yazışmalar veya diğer yan delillerle (örneğin WhatsApp kayıtları veya e-postalar) desteklenmiyorsa, mahkemelerce yaklaşık ispat için yetersiz görülebilmektedir (BAM İstanbul 13. HD-2019/899 K, BAM İstanbul 43. HD-2022/693 K).

İtirazların Sınırı: İhtiyati hacze itiraz aşamasında sunulan “sahtecilik” veya “borcun esasına ilişkin” iddialar, genellikle İİK m. 265 kapsamındaki sınırlı itiraz nedenleri arasında görülmeyip asıl davanın konusu olarak değerlendirilmektedir (BAM İstanbul 43. HD-2022/266 K).

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

Aşağıdaki hususlar, doğrudan deniz alacağı raporlarına dayanmayan ancak genel ihtiyati haciz ve delil sunumu prensiplerine ışık tutan ikincil kaynaklar olarak değerlendirilmiştir:

Harç Prosedürü: İhtiyati haciz taleplerinde alacağın varlığına ilişkin delillerden önce, başvuru harcının tam olarak yatırılması bir dava şartı olarak vurgulanmıştır (BAM Denizli 4. HD-2025/518 K).

Ticari Defter ve Kayıtlar: Genel ticari alacaklarda fatura ve cari hesap ekstrelerinin yanı sıra BA/BS formları ve imzasız mutabakat mektuplarının da yaklaşık ispatı destekleyen yan deliller olarak kullanılabileceği belirtilmiştir (BAM İstanbul 12. HD-2024/1221 K).

Lojistik ve Depolama: Deniz ticareti dışında kalan lojistik hizmetlerinde, e-arşiv faturaların tek başına sunulmasının, karşı tarafın delilleri toplanmadan “duraksamasız” bir kanaat oluşturmaya yetmeyebileceği ifade edilmiştir (BAM İstanbul 12. HD-2023/1578 K).

Sık Sorulan Sorular

Sonuç: TTK m. 1362 uyarınca deniz alacaklarında ihtiyati haciz kararı alınabilmesi için alacaklının; alacağın TTK m. 1352 kapsamındaki listeye girdiğini ve parasal değerini fatura, sözleşme, sörvey raporu veya teslim belgesi gibi somut verilerle “yaklaşık olarak” ispat etmesi şarttır. Delillerin çelişkili olması veya alacağın varlığının derinlemesine bir yargılamayı gerektirmesi durumunda talep reddedilmektedir.

Deniz alacağı için ihtiyati haciz alırken “yaklaşık ispat” ne demektir?

Deniz alacaklarında ihtiyati haciz talep eden alacaklıdan tam ve kesin ispat beklenmez. TTK m. 1362 ve İİK m. 258 uyarınca aranan ispat standardı **“yaklaşık ispat”**tır. Bu; alacağın gerçekten var olduğunun kuvvetle muhtemel olduğunu, mahkemede kanaat uyandıracak güçlü emarelerle göstermeyi ifade eder. Yani mahkeme, “bu alacak büyük ihtimalle vardır” sonucuna varabilmelidir. Ancak soyut iddialar veya tek başına fatura yeterli değildir.

Yük hasarı veya ziyaı varsa ihtiyati haciz için hangi belgeler yeterlidir?

Eşyanın zıyaı veya hasarına dayanan deniz alacaklarında mahkemeler özellikle şu belgelere önem verir:
Clean On Board konşimento
Sörvey (survey) raporları
Hasar tespit tutanakları
Gemi acentesi yazışmaları
Banka dekontları ve ticari faturalar
Fotoğraflar (örneğin korozyon, su teması, gümüş nitrat testi)
Buna karşılık; konşimentoda “unknown” (ağırlık/değer bilinmiyor) kaydı varsa veya hasarın taşıma sırasında oluştuğu net gösterilemiyorsa, yaklaşık ispat sağlanamadığı gerekçesiyle ihtiyati haciz reddedilebilmektedir.

Mürettebat ücretleri için ihtiyati haciz almak kolay mı?

Evet, doğru belgeler varsa mürettebat alacakları ihtiyati hacze en elverişli deniz alacakları arasındadır.
Yaklaşık ispat için genellikle yeterli görülen belgeler:
Gemi adamı iş sözleşmesi
Gemi kaptanı tarafından imzalanmış alacak teyitleri
Crew List (mürettebat listesi)
Pasaport ve giriş-çıkış kayıtları
SGK veya benzeri sosyal güvenlik belgeleri
Ancak; çalışılmayan dönem ücretleri, fazla mesai, ikramiye gibi hesaplama gerektiren kalemler söz konusuysa, mahkeme “yargılamayı gerektirir” diyerek ihtiyati haczi reddedebilir.

Yakıt, kumanya veya tersane faturası tek başına yeterli mi?

Çoğu durumda hayır. Mahkemeler tek taraflı düzenlenmiş faturaları, aşağıdaki belgelerle desteklenmediği sürece yetersiz görmektedir:
Teslim tutanakları
Bunker Delivery Receipt (BDR)
Sevk irsaliyeleri
E-posta / WhatsApp yazışmaları
Ödeme dekontları
Özellikle taraflar arasında cari hesap ilişkisi varsa ve net alacak miktarı açık değilse, ihtiyati haciz talebi “alacak yargılamayı gerektiriyor” gerekçesiyle reddedilir.

Çatma, rıhtım, iskele veya altyapı hasarında yaklaşık ispat için hangi deliller aranır?

Bu tür olaylarda mahkemeler şu belgelere ağırlık verir:
Kaptan raporları
Deniz kazası tespit raporları
Kamera kayıtları
Sörvey raporları
Onarım bedeline ilişkin fiyat teklifleri veya keşif raporları
Bu belgelerle zararın olayla illiyet bağı kurulabiliyorsa, yaklaşık ispat şartı sağlanmış kabul edilir.

Neden Deniz Alacaklarında Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Deniz alacaklarında ihtiyati haciz süreci, klasik ticari alacak davalarından köklü biçimde farklıdır. Uygulamada alacaklıların en sık yaşadığı sorun, alacak gerçekten mevcut olmasına rağmen ihtiyati haczin reddedilmesidir. Bunun temel nedeni, “yaklaşık ispat” kavramının yanlış veya eksik kurgulanmasıdır.

Uzmanlık gereksinimi özellikle şu noktalarda ortaya çıkar:

Yanlış delille doğru alacak kaybedilebilir
Mahkemeler deniz alacaklarında tek başına fatura, tek taraflı tutanak veya eksik yazışmalarla ihtiyati haciz kararı vermemektedir. Hangi alacak türünde hangi belgenin kritik delil olduğu, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatlarıyla şekillenmiştir. Bu içtihat bilgisi olmadan yapılan başvurular, çoğu zaman “yargılamayı gerektirir” gerekçesiyle reddedilir.

Alacağın yanlış sınıflandırılması haczi tamamen düşürür
Bir alacak gerçekten mevcut olsa bile;
– yanlış TTK maddesine dayandırılması,
– deniz alacağı ile gemi alacaklısı hakkının karıştırılması,
– cari hesap – tekil alacak ayrımının doğru yapılmaması
ihtiyati haczin reddiyle sonuçlanabilir. Bu hatalar sonradan telafi edilemez zaman kaybına yol açar.

İtiraz aşaması teknik bir “savunma savaşıdır”
İhtiyati haciz alındıktan sonra borçlu taraf genellikle derhal itiraz eder. Bu aşamada yapılacak küçük bir usul hatası, alınmış haczin kaldırılmasına neden olabilir. Özellikle sahtecilik, borcun esası, ödeme iddiaları gibi konuların hangi aşamada ileri sürülebileceğini bilmek kritik önemdedir.

Yanlış mahkeme, yanlış şehir, yanlış zamanlama riski vardır
Deniz alacaklarında görevli mahkeme, yetkili liman, geminin fiilen bulunduğu yer ve bayrak durumu büyük önem taşır. İstanbul, Tuzla, Ambarlı, Aliağa, Mersin gibi limanlarda uygulama farklılıkları bulunmaktadır. Yanlış yerde yapılan başvuru, geminin seferden çıkmasına ve haczin fiilen imkânsız hâle gelmesine yol açabilir.

Deniz alacakları “hız işidir”
Gemi bugün limandayken yarın başka bir ülkede olabilir. Bu nedenle ihtiyati haciz başvurusu, saatler içinde hazırlanıp doğru şekilde sunulmalıdır. Eksik veya hatalı dilekçeler geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur.

Bu nedenle deniz alacaklarında;
Yargıtay ve BAM içtihatlarına hâkim,
liman ve tersane uygulamalarını bilen,
ihtiyati haciz pratiği olan
bir deniz ticareti hukuku avukatıyla çalışmak, çoğu zaman alacağın varlığı kadar önemli hâle gelir.

Bu kapsamda, İstanbul merkezli ve özellikle Tuzla Tersaneler Bölgesi, liman ve gemi alacakları konusunda yoğun tecrübeye sahip 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz alacaklarında ihtiyati haciz, gemi haczi ve alacak tahsili süreçlerinde uzmanlıkla destek alınabilecek sayılı ofisler arasındadır.

Read More

Olağanüstü Genel Kurul Çağrı Yazısında Bulunması Gereken Zorunlu Unsurlar Nelerdir?

Giriş 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 29. maddesi uyarınca düzenlenen olağanüstü kat malikleri kurulu toplantıları, kanunda öngörülen sıkı şekil şartlarına tabidir. Yargıtay kararları ışığında, bu toplantılara ilişkin çağrı yazılarında bulunması gereken unsurlar ve dikkat edilmesi gereken usuli kurallar aşağıda detaylandırılmıştır.

1. Çağrı Yazısında Bulunması Gereken Zorunlu Unsurlar

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 18. Hukuk Dairesi ve 5. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, bir olağanüstü genel kurul çağrı yazısı şu bilgileri içermelidir:

Toplantı Sebebi (Gündem): Olağanüstü toplantı çağrısında toplantı sebebi açıkça belirtilmelidir. Toplantı sebebinin bildirilmesi emredici bir koşuldur ve bu sebep dışında (gündem dışı) konuların ele alınıp karara bağlanması mümkün değildir.

Toplantı Tarihi, Saati ve Yeri: Toplantının nerede ve ne zaman yapılacağı tereddüde yer vermeyecek şekilde yazılmalıdır.

İkinci Toplantı Bilgileri: İlk çağrı yapılırken, birinci toplantıda yeter sayının sağlanamaması halinde ikinci toplantının nerede ve hangi tarihte yapılacağı da belirtilmelidir.

Toplantı Arasındaki Süre: İlk toplantı ile ikinci toplantı arasında bırakılacak zamanın yedi günden az olamayacağı hususuna dikkat edilmelidir.

2. Çağrı Usulü ve Tebligat Şartları

Olağanüstü toplantı çağrısının geçerli olabilmesi için kanunun öngördüğü tebliğ yöntemlerine uyulması zorunludur:

Tebliğ Yöntemi: Çağrı, bütün kat maliklerine “imza karşılığı” veya “taahhütlü mektup” yoluyla yapılmalıdır. İlan panosuna asılan duyurular veya apartman girişine asılan ilanlar, kanunda aranan şekil şartını sağlamaz ve toplantının iptaline sebebiyet verir.

Tebliğ Süresi: Çağrının, toplantı için istenilen tarihten en az 15 gün önce bütün kat maliklerine ulaştırılmış olması gerekir. Bu 15 günlük süre emredici niteliktedir; yönetim planında bu süreyi kısaltan hükümler bulunsa dahi kanuni süre esas alınır.

Muhatap: Çağrı doğrudan “kat malikine” yapılmalıdır. Kat malikinin bağımsız bölümünde oturan kiracıya yapılan tebligatlar geçersizdir ve kat malikine yapılmış sayılmaz.

3. Dikkat Edilmesi Gereken Kritik Hususlar

Sıkı Şekil Şartları: Olağanüstü toplantılar, olağan toplantılara göre daha sıkı şekil kurallarına tabidir. Bu kurallara (süre, yöntem, içerik) uyulmaması, alınan kararların diğer hususlar incelenmeksizin salt bu nedenle iptaline yol açar.

Çağrı Yetkisi: Olağanüstü toplantı; yöneticinin, denetçinin veya kat maliklerinin 1/3’ünün istemi üzerine “önemli bir sebebin” çıkması halinde çağrılabilir.

İspat Yükü: Çağrının usulüne uygun yapıldığının ispatı ancak yazılı belgelerle (imzalı çağrı listesi, PTT kayıtları, taahhütlü mektup alındısı) mümkündür. Dosyada bu belgelerin sunulamaması iptal gerekçesidir.

Katılımın Etkisi: Bazı kararlarda, usulüne uygun çağrı yapılmasa dahi kat malikinin toplantıya katılmış olması durumunda iptal talebinin değerlendirilmesinde bu hususun dikkate alındığı görülmektedir.

4. İkincil Kaynak Değerlendirmeleri

İkincil kaynak olarak değerlendirilen kararlarda şu ek bağlamlar sunulmuştur:

Olağanüstü toplantı çağrılarında yönetim planı hükümlerine uyumun kritik olduğu, ancak yönetim planındaki sürelerin KMK’nın emredici hükümlerine aykırı olamayacağı vurgulanmıştır.

Toplantı çağrı belgelerinin, hazirun listelerinin, gündemin ve vekaletnamelerin mahkemece eksiksiz incelenmesi gerektiği, çağrı usulündeki eksikliğin “yokluk” veya “mutlak butlan” hallerine yol açabileceği ve bu durumda dava açma sürelerinin aranmayabileceği ifade edilmiştir.

Çağrı kağıdında birinci toplantının yer ve zamanının belirtilmemesinin veya toplantı niteliğinin (olağan/olağanüstü) karıştırılmasının iptal nedeni olabileceği belirtilmiştir.

Sonuç: Olağanüstü genel kurul çağrı yazısı; toplantı sebebini, yerini, saatini ve olası ikinci toplantı bilgilerini içermeli; tüm kat maliklerine en az 15 gün önceden imza karşılığı veya taahhütlü mektupla tebliğ edilmelidir. Bu usullere uyulmaması, toplantıda alınan tüm kararların yargı yoluyla iptal edilmesi riskini doğurmaktadır. Bir yazı önerisi.

Sık Sorulan Sorular

1) Olağanüstü kat malikleri kurulu çağrı yazısında neler mutlaka yer almalıdır?

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre olağanüstü toplantı çağrı yazısında toplantı sebebi (gündem) açıkça belirtilmeli; toplantının tarihi, saati ve yeri tereddüde yer vermeyecek şekilde yazılmalı; ayrıca ilk toplantıda çoğunluk sağlanamazsa yapılacak ikinci toplantının yer ve zamanı da gösterilmelidir. Toplantı sebebi bildirilmeden yapılan çağrılar geçersiz sayılmakta ve gündem dışı kararlar iptal edilmektedir.

Olağanüstü toplantı çağrısı ilan panosuna asılarak yapılabilir mi?

Hayır. Olağanüstü toplantı çağrısı, tüm kat maliklerine imza karşılığı veya taahhütlü mektupla yapılmalıdır. Apartman girişine veya ilan panosuna asılan duyurular kanuni tebligat yerine geçmez. Yargıtay uygulamasında, bu şekilde yapılan çağrılarla toplanan genel kurullarda alınan kararlar salt çağrı usulsüzlüğü nedeniyle iptal edilmektedir.

15 günlük çağrı süresine uyulmazsa toplantı ve kararlar geçerli olur mu?

Hayır. Olağanüstü kat malikleri kurulu toplantılarında 15 günlük çağrı süresi emredici niteliktedir. Bu sürenin yönetim planı ile kısaltılması mümkün değildir. Çağrının kat maliklerine toplantıdan en az 15 gün önce ulaştırılmadığı ispatlanırsa, toplantıda alınan kararlar başka bir husus incelenmeden iptal edilebilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Olağanüstü kat malikleri kurulu toplantıları, olağan toplantılara kıyasla çok daha sıkı şekil şartlarına tabidir.

Çağrı yazısında tek bir unsurun eksik olması,

15 günlük sürenin yanlış hesaplanması,

Tebligatın kiracıya yapılması,

İkinci toplantı bilgilerinin yazılmaması gibi hatalar, toplantıda oybirliğiyle alınmış olsa dahi tüm kararların iptal edilmesine yol açabilmektedir. Ayrıca çağrının usulüne uygun yapıldığını ispat yükü çağrıyı yapan tarafta olduğundan, eksik belge veya kayıtlar telafisi mümkün olmayan hak kayıpları doğurur.

Bu nedenle olağanüstü genel kurul sürecinin; çağrı metninin hazırlanmasından, tebligatın yapılmasına ve olası iptal davalarına kadar kat mülkiyeti hukuku ve Yargıtay içtihatlarına hâkim bir avukat eşliğinde yürütülmesi, sürecin geçerliliği ve alınacak kararların hukuki güvenliği açısından kritik önem taşır.

Read More

Gemi İhtiyati Haczinde Hangi Deniz Alacakları İçin Teminat Gerekmez? Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca, deniz alacaklarını teminat altına almak amacıyla gemiler hakkında ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için kural olarak alacaklının teminat yatırması zorunludur.
TTK m.1363/1 hükmü gereğince, ihtiyati haciz isteyen alacaklıdan 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR / ÖÇH) tutarında teminat alınması emredici niteliktedir.

Ancak kanun koyucu, gemi adamlarının korunması amacıyla belirli alacak türlerini bu genel kuralın dışında tutmuş ve teminatsız ihtiyati haciz imkânı tanımıştır. Uygulamada en çok hata yapılan alan da bu istisnaların yanlış yorumlanmasıdır.

Giriş ve Genel Hukuki Çerçeve 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca, deniz alacaklarını teminat altına almak amacıyla gemiler hakkında ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için kural olarak alacaklının teminat yatırması zorunludur. TTK m. 1363/1 uyarınca, ihtiyati haciz kararı verilmesini isteyen alacaklının, 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR/ÖÇH) tutarında teminat vermesi emredici bir hüküm olarak düzenlenmiştir. Ancak kanun koyucu, belirli deniz alacağı kalemlerini bu genel kuraldan istisna tutarak teminatsız ihtiyati haciz imkânı tanımıştır.

Teminat Alınmayacak Deniz Alacağı Kalemleri 

Yargı kararları ve TTK hükümleri analiz edildiğinde, ihtiyati haciz talebinde teminat yatırma yükümlülüğünden muaf tutulan temel alacak grubu “gemi adamı alacakları”dır.

Gemi Adamı Ücretleri ve Bağlı Haklar (TTK m. 1320/1-a): 

TTK m. 1363/3 hükmü, TTK m. 1320/1-a bendinde sayılan gemi alacaklılarının teminat yatırma yükümlülüğünden muaf olduğunu açıkça düzenlemektedir. Bu kapsamda teminat alınmayacak kalemler şunlardır:

Gemi adamlarına, gemide çalıştırılmakta olmaları dolayısıyla ödenecek ücretler. Gemi adamlarının ülkelerine getirilme (repatriation) giderleri. Gemi adamları adına ödenmesi gereken sosyal sigorta katılma payları.Gemi adamlarına ödenmesi gereken diğer tüm tutarlar (kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri gibi işçilik alacakları).

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi (2019/1897-2019/1368 K) ve 14. Hukuk Dairesi (2022/2109-2022/1570 K) kararlarında, gemi adamının bakiye ücret alacağı ve diğer işçilik hakları için TTK m. 1363/3 uyarınca teminatsız olarak ihtiyati haciz kararı verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (2022/1568-2022/1563 K) de bakiye gemi adamı alacağının gemi alacaklısı hakkı doğurduğunu ve bu alacaklar için teminat zorunluluğunun bulunmadığını teyit etmiştir.

İlam veya İlam Niteliğinde Belgeye Dayanan Alacaklar: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi (2025/293-2025/443 K) kararında, TTK m. 1320/1-a kapsamındaki hal dışında, alacağın bir ilama veya ilam niteliğinde belgeye dayanması durumunda da teminat aranmayabileceği ifade edilmiştir. Bu istisna dışında kalan hallerde teminat yatırılması zorunludur.

Teminat Zorunluluğu Olan Diğer Deniz Alacakları Aşağıdaki deniz alacağı kalemleri için yapılan ihtiyati haciz taleplerinde 10.000 SDR tutarındaki teminatın yatırılması zorunlu görülmektedir:

Geminin işletilmesinin sebep olduğu zıya veya hasarlar (TTK m. 1352/1-a).

Geminin bakımı, onarımı ve muhafazasına ilişkin giderler (TTK m. 1352/1-l, m).

Gemiye sağlanan yakıt ve malzeme bedelleri (TTK m. 1352/1-n).

Sigorta primleri (TTK m. 1352/1-r).

Geminin mülkiyeti veya zilyetliğine ilişkin uyuşmazlıklar (TTK m. 1352/1-t).

Gemi rehni veya ipoteğinden doğan alacaklar (TTK m. 1352/1-v).

İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

 İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda, teminat muafiyetine ilişkin şu ek hususlar belirtilmiştir:

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2023/1512-2023/1397 K): Gemi alacakları (maritime liens) ve kanundan veya sözleşmeden doğan rehin hakkına sahip alacaklar dışındaki deniz alacakları için 10.000 SDR teminatın mutlak surette yatırılması gerektiği, sigorta primi alacaklarının (TTK m. 1352/1-r) bu istisna kapsamında olmadığı ve teminata tabi olduğu belirtilmiştir.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (2022/2299-2023/145 K): Geminin mülkiyeti veya zilyetliğine ilişkin uyuşmazlıklarda (TTK m. 1352/1-t, u), geminin zilyedine bırakılabilmesi için “yeterli teminatın” verilmesi gerektiği, bu tür uyuşmazlıklarda teminatsız bir sürecin işletilmediği vurgulanmıştır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2022/2109-2022/1570 K: Kaptan ve gemi adamlarının hizmet akdinden doğan alacakları için TTK m. 1363/3 uyarınca teminat gösterilmeksizin ihtiyati haciz isteme hakkının bulunduğu, bu durumun gemi adamlarını koruma amacı taşıdığı ifade edilmiştir.

Sonuç Gemi ihtiyati haczinde teminat alınmayacak yegane deniz alacağı grubu, TTK m. 1320/1-a bendinde tanımlanan gemi adamı ücretleri, sosyal sigorta payları ve yurda dönüş giderleridir. Bunun dışındaki tüm deniz alacakları (yakıt, tamir, çatma, sigorta vb.) için 10.000 SDR tutarında teminat yatırılması yasal bir zorunluluktur. Alacağın bir ilama dayanması hali de teminat muafiyeti için bir diğer istisnai durum olarak kabul edilmektedir.

Gemi ihtiyati haczinde 10.000 SDR teminat her zaman zorunlu mu?

Hayır. Sadece gemi adamı alacaklarında (TTK m.1320/1-a) ve kanunda açıkça belirtilen sınırlı hallerde teminat aranmaz. Bunun dışındaki tüm deniz alacaklarında teminat zorunludur.

Yakıt, bakım veya tersane alacağı için teminatsız haciz konulabilir mi?

Hayır. Yakıt, bakım ve onarım alacakları deniz alacağıdır, ancak teminattan muaf değildir. Bu tür taleplerde 10.000 SDR yatırılmadan ihtiyati haciz kararı verilmesi hukuka aykırıdır.

Gemi adamı alacağı için 10.000 SDR teminat yatırmadan ihtiyati haciz alınabilir mi?

Evet. TTK m.1363/3, TTK m.1320/1-a kapsamındaki gemi adamı alacakları için teminat yükümlülüğünü kaldırır. Yani gemi adamının ücret alacağı, yurda dönüş (repatriation) gideri, sosyal sigorta katılma payları ve ücretle bağlantılı diğer işçilik alacakları (kıdem/ihbar, yıllık izin, fazla çalışma, UBGT vb.) bakımından teminatsız ihtiyati haciz mümkündür. Bu istisna, kanunun gemi adamlarını koruma amacının doğrudan sonucudur.

Gemi adamı alacağı kapsamında “hangi kalemler” teminatsız hacze girer? (Ücret mi, tazminatlar mı?)

Ücret ve ücretle bağlantılı tüm işçilik kalemleri bu kapsama girer. Sizin metninizde saydığınız gibi; yalnızca “çıplak maaş” değil, gemide çalıştırılma nedeniyle doğan bakiye ücret, fazla mesai, yıllık izin, ulusal bayram-genel tatil, kıdem/ihbar tazminatı, ayrıca yurda dönüş masrafları ve gemi adamı adına ödenmesi gereken SGK/prim payları teminat aranmadan ihtiyati haciz talebine konu edilebilir. Özetle: Gemi adamının hizmet akdinden doğan para alacakları teminat istisnasının ana gövdesidir.

Neden Uzman Deniz Hukuku Avukatı Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi;

Yanlış teminat tutarı,

Yanlış alacak türü tespiti,

Yanlış mahkeme veya icra dairesi seçimi nedeniyle telafisi güç hak kayıplarına yol açabilir. Özellikle İstanbul ve Tuzla bölgesindeki tersaneler, marinalar ve ticari gemiler bakımından, deniz alacağının doğru sınıflandırılması ve teminat rejiminin eksiksiz uygulanması kritik önemdedir. Bu nedenle süreçlerin, İstanbul deniz hukuku avukatı ve özellikle Tuzla deniz hukuku avukatı tecrübesine sahip uzmanlarca yürütülmesi gerekir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz alacakları, gemi ihtiyati haczi, tersane ve yakıt alacakları ile Tuzla merkezli deniz uyuşmazlıklarında uygulamaya hâkim yaklaşımıyla süreci en hızlı ve güvenli şekilde yönetmektedir.

Read More

Gemi İhtiyati Haczi İçin 10.000 SDR Teminat Zorunlu mu? | Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Teminat Ne Zaman Artırılır, Azaltılır veya Haciz Kendiliğinden Düşer?

1. Teminat Gösterme Yükümlülüğünün Niteliği ve 10.000 SDR Kuralı 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1363/1 maddesi uyarınca, deniz alacağını teminat altına almak amacıyla ihtiyati haciz kararı verilmesini isteyen alacaklının, 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında teminat vermesi emredici bir yükümlülüktür. Yargı kararlarında bu tutarın, karar tarihindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre Türk Lirası’na çevrilerek hüküm altına alındığı görülmektedir.

Sakarya BAM 7. HD (2023/846): Mahkeme, yakıt tedariki alacağına ilişkin ihtiyati haciz talebinde 10.000 SDR karşılığı olan 222.563,00-TL’nin nakit depo edilmesi veya banka teminat mektubu sunulması koşuluyla haciz kararı vermiştir.

Antalya BAM 11. HD (2017/556 ): 10.000 SDR tutarındaki teminatın yatırılmasını “emredici hüküm” olarak nitelendirilmiş ve bu teminatın yatırılmasını ihtiyati haciz kararının infazı için bir ön şart olarak belirlemiştir.

İzmir BAM 17. HD (2024/619 ): 25.12.2023 tarihli kur üzerinden 10.000 SDR karşılığı olan 392.092,00-TL’nin yatırılması üzerine ihtiyati haciz kararı tesis edilmiştir. Benzer şekilde aynı dairenin 2023/2367  sayılı kararında, 270.372,00-TL tutarındaki yükümlülük için 300.000,00-TL’lik banka teminat mektubu sunulması yeterli kabul edilmiştir.

İstanbul BAM 15. HD (2023/609 K): Mahkemece verilen 3 günlük kesin süre içerisinde 243.500,00-TL nakit teminatın yatırılması üzerine ihtiyati haciz talebi kabul edilmiştir.

2. Teminat Miktarının Artırılması Talepleri ve Değerlendirme Kriterleri (TTK m. 1363/2) 

Borçlu, ihtiyati haciz sürecinin her aşamasında teminat miktarının artırılmasını talep edebilir. Bu talep değerlendirilirken geminin seferden alıkonulduğu süre, günlük işletme giderleri ve yoksun kalınan kazançlar esas alınır.

Antalya BAM 11. HD (2023/1192 K): Borçlu, gemi değerinin yüksekliğini (100 Milyon TL üzeri) gerekçe göstererek teminatın artırılmasını istemiştir. Ancak mahkeme, geminin henüz yapım aşamasında olması nedeniyle işletme gideri veya kazanç kaybı oluşmadığı gerekçesiyle artırım talebini reddetmiştir. BAM, gemi tamamlandığında yeniden artırım istenebileceğini belirterek bu kararı onamıştır.

İstanbul BAM 13. HD (2019/1297 K): Borçlu, günlük 3.100 USD zarara uğradığını iddia ederek teminat artırımı talep etmiş; ancak bu zararı kanıtlayacak somut delil sunamadığı için talebi reddedilmiştir.

Antalya 4. ATM (2024/350 K): Mahkeme, alacaklı tarafından yatırılan teminatın donatanın uğrayacağı muhtemel zararları ve muhafaza giderlerini güvence altına aldığını vurgulamıştır.

3. Teminat Miktarının Azaltılması ve Muafiyet Durumları (TTK m. 1363/3-4)

 Alacaklı, teminat miktarının azaltılmasını talep edebilir. Ayrıca TTK m. 1320/1-a bendinde sayılan gemi alacaklıları teminat yükümlülüğünden muaftır.

İstanbul BAM 12. HD (2025/293 K): Mahkeme, alacaklının talebinin muafiyet kapsamında (TTK m. 1320/1-a) olmadığını tespit ederek teminatsız haciz kararını usule aykırı bulmuştur. Ancak TTK m. 1363/4 uyarınca hak ve menfaat dengesini gözeterek, 10.000 SDR yerine 100.000-TL teminatın yeterli olacağına hükmetmiştir.

İstanbul BAM 15. HD (2023/609 ): Alacaklının 10.000 SDR tutarındaki teminatın azaltılması yönündeki talebi ilk derece mahkemesince reddedilmiştir.

Ankara BAM 21. HD (2024/370 K): Kamu bankalarının özel kanunlar kapsamındaki teminat muafiyeti talebi, ihtiyati haciz sürecinde ilgili düzenleme kapsamında bulunmadıkları gerekçesiyle reddedilmiş ve teminat yatırılması zorunlu tutulmuştur.

4. Teminat Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesinin Sonuçları 

Teminatın belirlenen sürede yatırılmaması veya ek teminatın tamamlanmaması durumunda ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar.

Antalya BAM 7. HD (2024/1082 K): Mahkeme, alacağın %15’i oranında belirlenen teminatın 10 günlük kesin süre içinde yatırılmaması halinde ihtiyati haciz kararının kendiliğinden kalkacağını açıkça ihtar etmiştir.

İstanbul BAM 12. HD (2025/293 ): İndirilen teminat tutarının 3 gün içinde tamamlanmaması halinde haczin kendiliğinden kalkacağı hükme bağlanmıştır.

Sonuç: Yargı kararları, TTK m. 1363/1 uyarınca 10.000 SDR tutarındaki teminatın deniz alacakları için kural olarak zorunlu olduğunu, bu miktarın mahkemece somut olayın özelliklerine göre (TTK m. 1363/4) azaltılabileceğini veya borçlunun ispatlanan zararları doğrultusunda (TTK m. 1363/2) artırılabileceğini istikrarlı bir şekilde uygulamaktadır. Teminatın yatırılması haczin infaz şartı olup, eksikliğinde haciz kendiliğinden ortadan kalkmaktadır.

Deniz alacaklarında neden mutlaka 10.000 SDR teminat istenir?

Türk Ticaret Kanunu m. 1363/1 uyarınca, deniz alacağına dayalı ihtiyati haciz talep eden alacaklının 10.000 SDR tutarında teminat göstermesi emredici bir kuraldır. Bu teminat, haksız haciz ihtimaline karşı gemi maliki veya işletenin uğrayabileceği zararları güvence altına almak amacıyla öngörülmüştür. Mahkemeler bu tutarı, karar tarihindeki TCMB SDR kuru üzerinden Türk Lirası’na çevirerek belirlemektedir.

10.000 SDR teminat artırılabilir mi? Borçlu bunu nasıl ister?

Evet. TTK m. 1363/2 gereğince borçlu, ihtiyati haciz sürecinin her aşamasında teminatın artırılmasını talep edebilir. Ancak mahkemeler soyut iddialarla değil;
geminin seferden alıkonulma süresi,
günlük işletme giderleri,
fiilen yoksun kalınan kazanç
gibi somut ve belgeli zararları esas alır. Bu zararlar ispatlanamazsa teminat artırımı talepleri reddedilmektedir.

Alacaklı teminatın azaltılmasını isteyebilir mi?

Kural olarak hayır; ancak istisnai durumlar vardır. TTK m. 1363/4 uyarınca mahkeme, hakkaniyet ve menfaat dengesini gözeterek teminatı 10.000 SDR’nin altında belirleyebilir. Bununla birlikte bu bir otomatik hak değildir; alacaklı, somut olayda yüksek teminatın orantısız zarar doğurduğunu ikna edici şekilde ortaya koymalıdır.

Hangi alacaklılar teminat yatırmadan haciz alabilir?

Sadece TTK m. 1320/1-a kapsamında yer alan gemi alacaklıları (özellikle mürettebat ücretleri gibi) teminat yükümlülüğünden muaftır. Bunun dışındaki yakıt, onarım, sigorta primi, tersane, satış bedeli gibi deniz alacaklarında teminatsız haciz mümkün değildir.

Teminat süresinde yatırılmazsa ne olur?

Teminat, ihtiyati haczin infaz şartıdır. Mahkemece verilen kesin süre içinde teminat yatırılmaz veya eksik tamamlanmazsa, ihtiyati haciz kararı kendiliğinden ortadan kalkar. Bu durumda yeniden haciz talebi için baştan başvuru yapılması gerekir ve gemi çoğu zaman limanı terk etmiş olur.

Gemi ihtiyati haczinde 10.000 SDR teminat hangi durumlarda artırılır?

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 10.07.2019 tarihli, E.2019/1297 – K.2019/975 sayılı kararına göre; gemi ihtiyati haczinde 10.000 SDR teminat ancak borçlu tarafından, ihtiyati haciz nedeniyle uğranıldığı iddia edilen zararın soyut beyanlarla değil, somut, ölçülebilir ve belgeye dayalı olarak ispat edilmesi halinde artırılabilir; bu kapsamda yalnızca “gemi sefer yapamıyor”, “günlük zarar ediliyor” veya “teminat yetersiz kalıyor” şeklindeki iddialar yeterli görülmemekte, günlük gelir kaybı, işletme gideri, navlun veya charter gelirinin kaybı gibi zarar kalemlerinin sözleşme, muhasebe kaydı veya fatura gibi delillerle ortaya konulması gerekmekte olup, somut olayda borçlu bu yönde herhangi bir delil sunamadığından teminat artırım talebi reddedilmiştir.

Gemi ihtiyati haczinde 10.000 SDR teminat hangi hâllerde artırılabilir? Somut olay üzerinden nasıl örneklendirilir?

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nin 10.07.2019 tarihli, E.2019/1297 – K.2019/975 sayılı kararına konu somut olayda teminat artışı, borçlu tarafın ihtiyati haciz nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü günlük 3.100 USD zararı somut, ölçülebilir ve belgeye dayalı olarak ispat etmesi hâlinde mümkün olabilirdi; örneğin geminin haciz nedeniyle iptal edilen seferlerine ilişkin charter sözleşmeleri, kaybedilen navlun gelirini gösterir ticari kayıtlar, haciz süresince katlanılan günlük işletme giderlerini gösteren muhasebe belgeleri veya faturalar dosyaya sunulmuş olsaydı mahkeme TTK m.1363/2 kapsamında 10.000 SDR teminatın yetersiz kaldığı sonucuna vararak artırıma gidebilirdi; ancak borçlu bu zarar iddialarını yalnızca soyut beyanlarla ileri sürmüş, hiçbir somut delil sunamamış olduğundan teminat artırım talebi reddedilmiştir.

Bedensel zarar ve manevi tazminat talepleri için gemi ihtiyati haczi istenebilir mi?

Evet. Bu karara göre, gemilerin çatması sonucu yolcuların yaralanmasından doğan maddi ve manevi tazminat talepleri, TTK m.1352/1-b kapsamında “geminin işletilmesi ile doğrudan bağlantılı bedensel zarar” niteliğinde olup deniz alacağıdır ve bu alacaklar bakımından gemi hakkında ihtiyati haciz talep edilebilir. Mahkeme, manevi tazminatın miktarının yargılama sonunda belirlenecek olmasının, ihtiyati hacze engel oluşturmadığını açıkça kabul etmiştir.

Bu tür bedensel zarar alacaklarında ihtiyati haciz teminatsız verilebilir mi?

Hayır. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi, bedensel zarar ve manevi tazminat alacaklarının TTK m.1320/1-a kapsamında teminattan muaf alacaklar arasında yer almadığını açıkça belirtmiştir. Bu nedenle, alacak ilama veya ilam niteliğinde belgeye dayanmadığı sürece TTK m.1363 gereğince teminat yatırılmadan ihtiyati haciz kararı verilemez. İlk derece mahkemesinin teminatsız ihtiyati haciz kararı bu gerekçeyle hukuka aykırı bulunmuş ve kaldırılmıştır.

Neden Deniz Alacaklarında Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Deniz alacaklarına ilişkin ihtiyati hacizlerde teminat meselesi, uygulamada en çok hata yapılan ve en ağır sonuç doğuran alanlardan biridir. Alacaklılar çoğu zaman haklı olmalarına rağmen yalnızca teminatı yanlış yönettikleri için haciz korumasını kaybetmektedir.

Uzman avukat desteği şu nedenlerle kritik hâle gelir:

Teminat yanlış belirlenirse haciz fiilen anlamsızlaşır
Yanlış SDR kuru, eksik tutar, hatalı banka teminat mektubu veya süresinde yatırılmayan nakit depo, alınmış haczi bir anda hükümsüz hâle getirebilir.

Artırım–azaltım talepleri teknik içtihat bilgisi gerektirir
Mahkemeler her talebi kabul etmez. Hangi durumda teminat artırılır, hangi durumda azaltılır; hangi deliller ikna edicidir, hangileri reddedilir — bunlar tamamen BAM ve Yargıtay içtihat pratiği ile belirlenmektedir.

Zamanlama hatası geminin kaçmasına yol açar
Gemi bugün Tuzla, Ambarlı veya Aliağa limanındayken; teminat süresindeki bir gecikme nedeniyle yarın yabancı bir bayrak altında başka bir ülkede olabilir. Bu risk, deniz hukukuna özgüdür.

Borçlunun teminata kaydırma hamlesi doğru yönetilmelidir. TTK m. 1371 uyarınca borçlu haczi teminata kaydırdığında, alacaklının ilk yatırdığı teminatın durumu, iadesi ve korunması ayrı bir uzmanlık gerektirir. Bu nedenle İstanbul merkezli, özellikle Tuzla Tersaneler Bölgesi, liman ve gemi ihtiyati haczi uygulamalarında tecrübeli bir deniz ticareti hukuku ekibiyle çalışmak, alacağın tahsili açısından lüks değil zorunluluktur. Bu alanda 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, deniz alacakları, gemi ihtiyati haczi, teminat yönetimi ve haczin teminata kaydırılması süreçlerinde İstanbul ve liman uygulamalarına hâkim uzman yaklaşımıyla öne çıkmaktadır.

Read More

Gemi Çıplak Kira ile Kiraya Verildiyse Donatan Borçlardan Kurtulur mu? | Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Çıplak Kira, Donatan Sorumluluğu ve Acenteye Ödeme Savunması

Bu rehber; İstanbul, özellikle Tuzla tersaneler bölgesi, Ambarlı Limanı, Haydarpaşa Limanı ve Tuzla tersanelerinde faaliyet gösteren gemi sahipleri, kiracılar ve acenteler için hazırlanmıştır.
Uygulamada en sık karşılaşılan savunma olan “çıplak kira nedeniyle malik sorumlu değildir” iddiası, yargı kararları ışığında ele alınmaktadır.

1. Çıplak Kira Sözleşmesi (TTK m. 1127) ve Donatan Sıfatının Devri

Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1061 ve m. 1127 uyarınca, bir geminin çıplak kira sözleşmesi (bareboat charter) ile kiraya verilmesi durumunda, geminin işletilmesiyle ilgili sorumlulukların mülkiyet sahibinden (malik) kiracıya geçtiği yargı kararlarında istikrarlı bir şekilde kabul edilmektedir.

Donatan Sıfatının Belirlenmesi: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2018/222 E., 2020/25 K.) ve (2017/180 E., 2020/222 K K.) sayılı kararlarında, geminin çıplak kira sözleşmesi ile gemi adamlarından ari olarak kiraya verilmesi durumunda, sicilde kayıtlı malikin “donatan” olarak addolunamayacağına hükmetmiştir. TTK m. 1127 uyarınca, çıplak kira sözleşmesi akdedildiğinde gemi adamları ile ilgili borç ve yükümlülüklerin kiracıya ait olduğu vurgulanmıştır.

Zilyetliğin Devri ve İşletme Müteahhitliği: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi (2020/581 E., 2021/1339 Kaynak K.), “Barecon 89” tipi sözleşmelerde geminin teknik ve ticari yönetiminin kiracıya devredilmesiyle, kiracının TTK m. 1061(2) anlamında “gemi işletme müteahhidi” sıfatını kazandığını ve üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde donatan sayıldığını belirtmiştir. Bu durumda, gemi sahibi donatan sıfatını yitirmekte ve işletme giderlerinden sorumlu tutulamamaktadır.

2. İşletme Giderleri ve Acentelik Ücretlerinden Sorumluluk

Yargı kararları, çıplak kira sözleşmesi varlığında gemi adamı ücretleri, yakıt, kumanya ve acentelik ücreti gibi harcamalardan malikin sorumlu tutulamayacağını somut örneklerle ortaya koymaktadır.

Acentelik ve İşletme Masrafları: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2018/222 E.), geminin çıplak kira sözleşmesi ile kiraya verilmiş olması ve sözleşmede işletme masraflarının kiracıya ait olduğunun düzenlenmesi nedeniyle; yağ, yakıt, kumanya ve acentelik ücreti gibi harcamalardan dolayı davalı gemi malikinin sorumlu tutulamayacağına karar vermiştir.

Hizmet Faturaları ve Nispilik İlkesi: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi (2021/1003 E. , 2024/47 K.  faturaların düzenlendiği dönemde geminin kiracı tarafından işletildiğinin sabit olması durumunda, malikin borçtan sorumlu tutulmasını “sözleşmelerin nispiliği ilkesine” aykırı bulmuştur. Mahkeme, gemi kiralayanı tarafından yaptırılan işlerden dolayı malikin şahsi sorumluluğunun bulunmadığını teyit etmiştir.

Yakıt Tedariki: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2014/437 E., 2021/182 K K.), yakıt tedarik sözleşmesi çerçevesinde borçlu sıfatının zilyet/kiracı üzerinde olduğunu, bu nedenle malik aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.

3. Zaman Çarteri ve Çıplak Kira Ayrımı

Savunmanın geçerliliği, sözleşmenin niteliğine sıkı sıkıya bağlıdır. Eğer sözleşme “çıplak kira” değil de “zaman çarteri” niteliğindeyse, donatanın sorumluluğu devam edebilmektedir.

Teknik Yönetimin Devredilmemesi: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2018/168 E., 2024/365 K K.), sözleşmede geminin “sadece ticari yönetiminin kiracıya ait olduğu” ve gemi adamlarının kiraya veren tarafından istihdam edileceği şartı varsa, bu sözleşmenin TTK m. 1131 uyarınca “zaman çarteri” sayılacağına ve malikin donatan sıfatıyla sorumlu kalacağına hükmetmiştir.

4. Acenteye Yapılan Ödemelerin Sorumluluğa Etkisi

Ödemenin acenteye yapılmış olması, donatanın sorumluluğunu her zaman ortadan kaldırmamaktadır.

Müteselsil Sorumluluk: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2014/15674 E., 2015/11140  K.), kılavuzluk ve fener ücretleri gibi kalemlerde acentenin donatan ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğunu, paranın acenteye yatırılmasının donatanın borcunu sona erdirmediğini kabul etmiştir.

Acenteye Ödeme Savunmasının Reddi: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (2014/15124 E., 2015/11141 K K.), donatanın kılavuzluk ücretlerini acentenin banka hesabına gönderdiği yönündeki savunmasını yerinde bulmayarak, hizmeti veren kuruma ödeme yapılmadığı sürece donatanın sorumluluğunun devam ettiğine dair ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi sağlayan ikincil kaynaklar olarak değerlendirilmiştir:

Gemi Yöneticisi (Manager) Ayrımı: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2022/16 E. ), gemi yöneticisinin (manager) gemiyi kendi nam ve hesabına işletmediği sürece donatan sayılmayacağını, borçların donatana ait olduğunu vurgulamıştır.

Sigorta ve Halefiyet: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2019/415 E. ), çıplak kira sözleşmesinde kiracının donatan sıfatı taşıması nedeniyle sigorta tazminatını talep etme hakkının da kiracıya ait olduğunu, malikin sorumluluğunun bu kapsamda sınırlanabileceğini dolaylı olarak işaret etmiştir.

Navlun İadesi: İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi (2017/123 E. K), navlun ödemesinin acenteye yapılmasının acenteye “taşıyan” sıfatı kazandırmadığını, navlun iadesinden donatanın sorumlu olduğunu belirtmiştir.

Liman Masrafları ve Konşimento: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi (2023/83 E. K), acentenin taşıyan adına yaptığı masrafların tahsilinde konşimento kayıtlarının (CY-CY, CFS vb.) esas alınacağını, çıplak kira ilişkisinin ispatlanamadığı durumlarda bu savunmanın zayıf kalabileceğini göstermiştir.

Alt Kira İlişkisi: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi (2021/1057 E. K), malikin yazılı izni olmaksızın yapılan alt kira veya işletme hakkı devrinin, donatanın üçüncü kişilere (liman işletmesi gibi) karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmayabileceğini vurgulamıştır.

Sonuç: Yargı kararları uyarınca, geminin çıplak kira sözleşmesiyle kiraya verilmesi ve bu durumun sicile tescil edilerek aleniyet kazanması halinde, malikin TTK m. 1127 uyarınca işletme giderlerinden sorumlu olmadığı savunması güçlü bir şekilde kabul görmektedir. Ancak, ödemenin sadece acenteye yapılmış olması, asıl alacaklıya karşı borcu her zaman sona erdirmemekte; ayrıca sözleşmenin teknik yönetimi de devreden gerçek bir çıplak kira sözleşmesi olması şartı aranmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Gemi çıplak kira (bareboat charter) ile kiraya verilmişse donatan kim sayılır?

Çıplak kira sözleşmesinde, gemi gemi adamlarından ari şekilde kiracıya teslim edilmiş ve teknik–ticari yönetim kiracıya devredilmişse, TTK m. 1127 uyarınca donatan sıfatı kiracıya geçer. Bu durumda sicilde malik olarak görünen kişi, üçüncü kişilere karşı işletme giderlerinden sorumlu tutulamaz.

Yakıt, kumanya ve acentelik ücretlerinden gemi maliki sorumlu olur mu?

Hayır, kural olarak olmaz. Yargı kararlarına göre; gemi gerçek bir çıplak kira kapsamında kiracı tarafından işletiliyorsa, yakıt, yağ, kumanya, acentelik ve benzeri işletme giderleri kiracıya aittir. Bu tür alacaklar için gemi malikine yöneltilen talepler çoğu zaman pasif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmektedir.

Sözleşme çıplak kira değil de zaman çarteri ise sonuç değişir mi?

Evet, tamamen değişir. Eğer sözleşmede gemi adamları malikte kalmış, sadece ticari yönetim kiracıya bırakılmışsa, bu ilişki TTK m. 1131 kapsamında zaman çarteri sayılır. Bu durumda malik donatan sıfatını korur ve üçüncü kişilere karşı sorumluluk devam eder. Uygulamada savunmanın kaderi, sözleşmenin bu ayrımına bağlıdır.

Borcun acenteye ödenmiş olması donatanın sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?

Her zaman hayır. Özellikle kılavuzluk, fener ve liman hizmetleri gibi kalemlerde Yargıtay; acenteye yapılan ödemenin, hizmeti sunan asıl alacaklıya ödeme yapılmadıkça donatanın borcunu sona erdirmeyeceğini kabul etmektedir. Bu nedenle “acenteye ödedim” savunması her olayda geçerli değildir.

Somut Örnek Olay

Çıplak Kira (Bareboat Charter) ve Gemi İşletme Müteahhidinin Sorumluluğu

Bir gemi sahibi şirket (malik), aralarında Chalna gemisinin de bulunduğu bazı gemilerini çıplak kira sözleşmesi (Barecon 89) ile dava dışı bir şirkete kiralamıştır. Bu sözleşme kapsamında gemilerin zilyetliği, teknik ve ticari yönetimi tamamen kiracıya devredilmiş; kiracı ayrıca bir gemi yöneticisi (manager) atamıştır. Kiracı döneminde, gemilere uydu haberleşme sistemi (Iridium / Inmarsat) hizmeti sağlandığı iddiasıyla, hizmet sağlayıcı şirket tarafından faturalara dayalı icra takibi başlatılmıştır. Takip, gemi maliki (eski donatan) aleyhine yöneltilmiştir. Malik ise;

Söz konusu hizmetlerin kendi döneminde alınmadığını,

Gemilerin çıplak kira ile kiracı tarafından işletildiğini,

Kiracının kendi gemileri için yaptığı harcamaları malike fatura ettirdiğini, ileri sürerek menfi tespit davası açmıştır.

Mahkemenin Değerlendirmesi

Bölge Adliye Mahkemesi, dosya kapsamındaki Barecon 89 tipi çıplak kira sözleşmesini ayrıntılı biçimde incelemiş ve şu tespitleri yapmıştır:

Çıplak kira sözleşmesiyle geminin zilyetliği kiracıya geçmiştir.

Bu zilyetlik devriyle birlikte kiracı, TTK m. 1061/2 anlamında “gemi işletme müteahhidi” sıfatını kazanmıştır.

Gemi işletme müteahhidi olan kiracı, üçüncü kişilerle ilişkilerinde donatan gibi sorumlu kabul edilir.

Bu aşamadan sonra gemi sahibi malik donatan sıfatını kaybeder ve geminin işletilmesinden doğan giderlerden sorumlu tutulamaz. Mahkeme ayrıca, fatura ve ticari defter kayıtlarının tek başına alacağın varlığını ispatlamaya yetmeyeceğini, hizmetin gerçekten verildiğinin ve kime verildiğinin somut delillerle ispatlanması gerektiğini vurgulamıştır. Somut olayda;

Faturaların kiracı adına düzenlendiği,

Hizmetin kiracının işletme dönemine ait olduğu,

Gemi malikinin, gemiyi denize elverişli şekilde teslim etme borcunu zaten ifa ettiği tespit edilmiştir.

Sonuç (Gemi İşletme Müteahhidi Açısından Net İlke)

Bu karar, gemi işletme müteahhidi bakımından şu somut sonucu ortaya koymaktadır: Çıplak kira sözleşmesiyle gemiyi fiilen işleten kiracı, gemi işletme müteahhididir. Gemi işletme müteahhidi, geminin işletilmesine ilişkin yakıt, kumanya, haberleşme, bakım ve benzeri giderlerden sorumludur. Sicilde malik görünen gemi sahibi, bu aşamadan sonra donatan sayılmaz ve bu tür alacaklardan sorumlu tutulamaz. Hizmet sağlayanlar, alacaklarını doğru muhataba (kiracı/gemi işletme müteahhidi) yöneltmek zorundadır

Bu karar;

Çıplak kira savunmasının teorik değil, fiilî işletme ve zilyetlik devriyle ispatlanması gerektiğini,

Gemi işletme müteahhidinin, alacaklılar açısından asıl muhatap olduğunu,

Yanlışlıkla gemi malikine yöneltilen takiplerin menfi tespit yoluyla bertaraf edilebileceğini açık ve net biçimde göstermektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

(2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul / Tuzla Deniz Hukuku Uygulaması)

Çıplak kira savunması, deniz hukukunda en teknik ve en sık yanlış uygulanan savunmalardan biridir. Yanlış kurulan bir savunma;

Malikin hiç sorumlu olmadığı bir borçtan dolayı hacze maruz kalmasına,

Acenteye ödeme yapılmasına rağmen borcun devam ettiğinin kabul edilmesine,

Zaman çarteri–çıplak kira ayrımının yanlış yapılması nedeniyle donatan sıfatının hatalı belirlenmesine

yol açabilir. Özellikle İstanbul, Tuzla tersaneleri, Ambarlı ve Haydarpaşa limanları gibi yoğun deniz ticareti bölgelerinde;

Sözleşmenin niteliğinin doğru tespiti,

Sicil kayıtlarının ve fiilî işletmenin birlikte değerlendirilmesi,

Hangi alacaklarda acenteye ödemenin borcu sona erdirip erdirmediğinin ayırt edilmesi ancak deniz ticareti içtihatlarına hâkim uzman avukatlık ile mümkündür. Bu nedenle, çıplak kira savunmasının ileri sürülmesi veya bu savunmaya karşı hareket edilmesi gereken durumlarda, 2M Hukuk Avukatlık Ofisi gibi İstanbul ve Tuzla merkezli deniz hukuku pratiği bulunan bir hukuk bürosu ile çalışmak, hak kaybı riskini ortadan kaldırır ve sürecin doğru stratejiyle yürütülmesini sağlar.

Read More