Yasa Dışı Bahis Davalarında Bilirkişi Raporu Neden Zorunlu? Dijital Deliller, Eksik Kovuşturma ve Yargıtay Kriterleri

7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesi kapsamında tanımlanan suçlarda, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi bakımından dijital materyaller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması yargı kararlarında vazgeçilmez bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir.

1. Bilirkişi Raporunun Hukuki Zorunluluğu ve Eksik Kovuşturma

Yargıtay 19. Ceza Dairesi ve 7. Ceza Dairesi ile Bölge Adliye Mahkemelerinin yerleşik içtihatlarına göre; sanıklardan 5271 sayılı CMK’nın 134. maddesine uygun olarak el konulan bilgisayar, harddisk (kütük), flash bellek ve diğer dijital eşyalar üzerinde uzman bilirkişi incelemesi yaptırılmadan hüküm kurulması “eksik araştırma ve kovuşturma” olarak değerlendirilmektedir. Yargı mercileri, teknik inceleme içermeyen veya uzmanlığı anlaşılamayan kişilerce hazırlanan yetersiz raporlara dayanılarak verilen mahkumiyet kararlarını, Yargıtay denetimine imkan vermediği gerekçesiyle bozmaktadır.

2. Bilirkişi İncelemesinde Araştırılması Gereken Teknik Hususlar

Mahkemelerce alınacak bilirkişi raporlarının ayrıntılı, açıklayıcı ve tereddüte mahal bırakmayacak nitelikte olması gerekmektedir. Kararlarda, bilirkişi raporunun şu hususları kapsaması gerektiği vurgulanmıştır:

Erişim Yoğunluğu ve Sıklığı: Yasa dışı bahis sitelerine hangi tarihlerde, günde kaç kez ve ne kadar süreyle girildiğinin tespiti.

Kupon ve Bahis Miktarları: Bilgisayar üzerinden bahis kuponu düzenlenip düzenlenmediği, oluşturulan kupon sayısı ve oynanan toplam bahis miktarlarının belirlenmesi.

Yazıcı ve Donanım Kontrolü: İş yerinde bulunan kupon yazdırma cihazının (yazıcı/barkod yazıcısı) bilgisayara yüklü olup olmadığı ve bu cihazdan çıktı alınıp alınmadığı.

Giriş Yöntemi: Bahis sitelerine “bayi yönetici girişi” yapılıp yapılmadığı, hangi kullanıcı adları ve numaraları ile erişim sağlandığı.

İçerik Analizi: Erişilen sitelerin sadece bahis amaçlı mı olduğu, yoksa bahis dışında içerikler barındırıp barındırmadığı; sitelerin bahis oynanmasına ilişkin kısımlarına fiilen erişilip erişilmediği.

3. Suç Vasfının Tayini ve Yurt Dışı Bağlantısının Tespiti

7258 sayılı Kanun’un 5/1-a ve 5/1-b maddeleri arasındaki ayrımın yapılabilmesi için erişim sağlanan sitelerin yurt dışı kaynaklı olup olmadığının tespiti kritiktir. Yargıtay kararlarında, sanığın yurt içinde mi yoksa yurt dışında oynatılan bahis oyunlarına mı imkan sağladığının bilirkişi raporuyla netleştirilmesi gerektiği, bu tespit yapılmadan kurulan hükümlerin hukuka aykırı olduğu belirtilmektedir.

4. Sanık Savunmalarının Değerlendirilmesindeki Rolü

Sanıkların genellikle “bahis oynatmadıkları, sadece kendilerinin kişisel olarak bahis oynadıkları” yönündeki savunmalarının doğruluğu ancak bilirkişi raporuyla denetlenebilmektedir.

Erişimlerin sadece belli tarihlerde yoğunlaşması veya sayısının az olması durumunda, bu veriler “bahis oynatıldığını kabule yeterli” görülmeyerek beraat kararı verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Buna karşılık, on binlerce kez login (giriş) yapıldığının ve yoğun kupon düzenlendiğinin tespit edildiği durumlarda, sanığın “kendim oynuyorum” savunması hayatın olağan akışına aykırı bulunarak mahkumiyet hükmü tesis edilmektedir.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak olarak değerlendirilen kararlarda şu ek hususlar dikkat çekmektedir:

Hukuka Aykırı Delil Durumu: Bilgisayar üzerinde yapılan inceleme sonucunda bahis oynatıldığına dair bulgular (örneğin “Polo Club v1.0” programı, “Bayi=Fener” ibareli kuponlar) tespit edilse dahi, arama kararı usulüne uygun değilse (hâkim kararı veya savcı izni yoksa), bilirkişi raporu dahil elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir.

Ekran Görüntüleri: Soruşturma aşamasında alınan ekran görüntülerinin veya yüzeysel incelemelerin tek başına yeterli olmadığı, harddisk imajı üzerinden yapılacak derinlemesine teknik analizin zorunlu olduğu ifade edilmiştir.

Yazıcı Bağlantısı: Bilgisayara bağlı bir yazıcının bulunması ve bu yazıcı üzerinden kupon çıktısı alındığının teknik olarak saptanması, “başkalarına bahis oynatma imkanı sağlama” suçunun ispatında güçlü bir delil olarak kabul edilmektedir.

Sonuç olarak; spor müsabakalarına dayalı yasa dışı bahis suçlarında, dijital materyallerin uzman bilirkişilerce incelenerek erişim trafiği, kupon trafiği ve donanım kullanımının raporlanması, sanığın hukuki durumunun belirlenmesi için yargılamanın temel şartıdır. Bir yazı önerisi.

Sık Sorulan Sorular

Yasa dışı bahis suçunda bilirkişi raporu neden zorunludur?

7258 sayılı Kanun’un 5. maddesi kapsamında yürütülen yasa dışı bahis soruşturmalarında, suçun işlendiğinin kabulü büyük ölçüde dijital delillere dayanmaktadır. Bilgisayar, harddisk ve diğer dijital materyaller üzerinde CMK m.134’e uygun şekilde yapılan bilirkişi incelemesi olmadan hüküm kurulması, Yargıtay içtihatlarına göre eksik kovuşturma sayılmaktadır. Bu nedenle bilirkişi raporu, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve adil yargılama için zorunludur

Yasa dışı bahis dosyasında bilirkişi raporu hangi teknik konuları incelemelidir?

Mahkemelerce alınacak bilirkişi raporlarının;
bahis sitelerine erişim sıklığı ve yoğunluğunu,
kupon düzenlenip düzenlenmediğini ve bahis miktarlarını,
bilgisayara bağlı yazıcı veya kupon çıktısı alınıp alınmadığını,
bayi veya yönetici girişi yapılıp yapılmadığını,
erişilen sitelerin fiilen bahis oynatmaya yönelik olup olmadığını
ayrıntılı ve teknik olarak ortaya koyması gerekmektedir. Yüzeysel veya teknik açıklama içermeyen raporlar Yargıtay tarafından yeterli kabul edilmemektedir.

“Sadece kendim bahis oynadım” savunması beraat için yeterli midir?

Hayır. Sanığın “bahis oynatmadım, sadece kişisel bahis oynadım” savunmasının doğruluğu bilirkişi raporuyla desteklenmediği sürece tek başına yeterli değildir. Erişimlerin sınırlı ve düzensiz olması halinde beraat kararı verilebilmekteyken; on binlerce giriş, yoğun kupon trafiği ve yazıcı çıktıları gibi teknik verilerin tespiti durumunda bu savunma hayatın olağan akışına aykırı kabul edilerek mahkumiyet kararı verilebilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

(7258 Sayılı Kanun Kapsamında Yasa Dışı Bahis Suçlarında)

7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesi kapsamında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda, dosyaların büyük ölçüde dijital delillere dayanması, bu suç tipini teknik ve hukuki açıdan son derece karmaşık hale getirmektedir. Bu nedenle, yasa dışı bahis suçlarında uzman ceza avukatı desteği hayati önemdedir.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe ve Gebze çevresinde görülen uygulamalarda; çoğu dosyada CMK m.134 kapsamında yapılan dijital el koyma işlemleri, bilirkişi raporlarının yeterliliği, hukuka aykırı delil iddiaları ve suç vasfının yanlış tayini ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Bu noktada uzman bir ceza avukatı tarafından yapılacak hukuki değerlendirme şu başlıklarda belirleyici rol oynar:

Bilirkişi raporlarının denetlenmesi:
Teknik raporların yüzeysel mi yoksa Yargıtay içtihatlarına uygun, derinlemesine bir analiz içerip içermediğinin tespiti.

Eksik kovuşturma ve usul hatalarının tespiti:
Dijital materyaller üzerinde imaj alma, inceleme yöntemi ve raporu hazırlayan bilirkişinin uzmanlığı gibi hususlarda eksiklik bulunup bulunmadığının ortaya konulması.

Hukuka aykırı delil itirazları:
Arama, el koyma ve dijital inceleme işlemlerinin hâkim kararı veya usulüne uygun savcı izni olmaksızın yapılması halinde, elde edilen tüm delillerin hukuka aykırı sayılmasının sağlanması.

Suç vasfının doğru belirlenmesi:
Sanığın eyleminin 7258 sayılı Kanun m.5/1-a mı yoksa m.5/1-b kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiğinin, yurt dışı bağlantı ve erişim türü esas alınarak netleştirilmesi.

Savunma stratejisinin teknik verilerle desteklenmesi:
“Kişisel bahis oynama” savunmasının, erişim sıklığı, kupon trafiği ve donanım kullanımı verileriyle çürütülüp çürütülmediğinin bilimsel şekilde ortaya konulması.

İstanbul Anadolu Yakası’nda, özellikle Tuzla ve çevre ilçelerde yürütülen yasa dışı bahis soruşturmalarında, teknik detaylara hâkim olmayan savunmaların mahkumiyetle sonuçlanma ihtimali oldukça yüksektir. Bu nedenle, dijital delil okuması ve Yargıtay uygulamalarına hakim uzman ceza avukatı desteği, adil yargılanma hakkının korunması açısından zorunludur.

Bu alanda, 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, 7258 sayılı Kanun kapsamındaki yasa dışı bahis suçlarıyla ilgili soruşturma ve davalarda; bilirkişi raporlarının hukuki denetimi, usule aykırı işlemlerin tespiti ve etkin savunma stratejisinin oluşturulması konularında İstanbul / Tuzla merkezli olarak profesyonel hukuki destek sunmaktadır.

Read More

Uyuşturucu suçlarında etkin pişmanlık nedir, cezayı nasıl etkiler?

1. Uyuşturucu Suçlarında Etkin Pişmanlığın Tanımı ve Yasal Çerçevesi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 192. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık; uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188) ile kullanmak için uyuşturucu madde satın alma, kabul etme veya bulundurma (madde 191) suçlarını işleyen faillerin, suçun ortaya çıkmasına veya suç ortaklarının yakalanmasına katkı sağlamaları durumunda cezalandırılmamalarını veya cezalarında indirim yapılmasını öngören bir müessesedir. Yargıtay kararlarında bu durum, failin duyduğu pişmanlık ve eylemin sonuçlarının bertaraf edilmesi nedeniyle cezayı kaldıran veya azaltan bir şahsi sebep olarak nitelendirilmektedir. Bu konuda Av. Meryem Günay’ın “Uyuşturucu Suçlarında Etkin Pişmanlık” konulu makalesinden de faydalanılabilir.

2. Etkin Pişmanlığın Uygulanma Koşulları ve Türleri

TCK’nın 192. maddesi uyarınca etkin pişmanlık dört farklı fıkrada, suçun aşamasına ve failin yardımının niteliğine göre düzenlenmiştir:

Resmi Makamlarca Haber Alınmadan Önce (Cezasızlık Hali – TCK 192/1-2):

İmal ve Ticaret Suçlarında (192/1): Suça iştirak etmiş kişinin, resmi makamlar durumu öğrenmeden önce diğer suç ortaklarını veya maddelerin saklandığı yerleri bildirmesi ve bu bilginin yakalanmayı veya maddelerin ele geçirilmesini sağlaması halinde ceza verilmez.

Kullanma ve Bulundurma Suçlarında (192/2): Kişinin, maddeyi kimden, nerede ve ne zaman temin ettiğini resmi makamlar öğrenmeden önce haber vererek suçluların yakalanmasını veya maddenin ele geçirilmesini kolaylaştırması halinde ceza verilmez.

Resmi Makamlarca Haber Alındıktan Sonra (İndirim Hali – TCK 192/3): 

Suç haber alındıktan sonra gönüllü olarak suçun meydana çıkmasına veya fail/suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişinin cezası indirilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına göre bu fıkranın uygulanması için şu altı şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir:

Fail TCK 188 veya 191. maddelerindeki suçlardan birini işlemiş olmalıdır.

Hizmet ve yardım bizzat fail tarafından yapılmalıdır.

Yardım, soruşturma veya kovuşturma makamlarına (polis, savcılık, mahkeme) yapılmalıdır.

Yardım, suç haber alındıktan sonra ancak mahkemece hüküm verilmeden önce gerçekleşmelidir.

Fail, suçun ortaya çıkmasına veya suç ortaklarının yakalanmasına “önemli ölçüde” katkı sağlamalıdır.

Verilen bilgiler doğru, sonuca etkili ve yararlı olmalıdır.

Soruşturma Başlamadan Önce Tedavi Talebi (TCK 192/4): Uyuşturucu kullanan kişinin, hakkında soruşturma başlatılmadan önce resmi makamlara veya sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi edilmesini istemesi halinde cezaya hükmolunmaz.

3. Etkin Pişmanlığın Cezaya Etkisi

Cezasızlık: TCK 192/1, 192/2 ve 192/4 maddelerindeki koşullar oluştuğunda fail hakkında “cezaya hükmolunmaz”.

Ceza İndirimi: TCK 192/3 uyarınca, resmi makamlarca suç haber alındıktan sonra yapılan yardımlarda ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı oranında indirilir. Yargıtay kararlarında, bu indirimin takdirinde yardımın sonuca etkisi ve sağlanan faydanın derecesinin esas alınması gerektiği vurgulanmaktadır.

4. Yargısal İçtihatlarda Öne Çıkan Hususlar

Denklik İlkesi: Failin indirimden yararlanabilmesi için kendi suçuna eş değer veya kendi suçundan daha ağır bir suçu/faili ortaya çıkarması gerekmektedir. Örneğin, uyuşturucu ticareti suçunda, infaz kurumuna yasak eşya sokma suçuyla ilgili bilgi verilmesi denklik şartını sağlamadığı için indirim nedeni sayılmamıştır.

Suç Ortağı Kavramı: Bu kavram geniş yorumlanmakta; uyuşturucu madde suçuna katılan veya başka bir uyuşturucu suçu işleyen herkesi kapsamaktadır. “Yakalanma” ise kişinin kimliğinin belirlenmesi olarak kabul edilmektedir.

Kendi Suçunu Ortaya Çıkarma: Failin, aleyhinde yeterli delil bulunmadığı bir aşamada suçunu ikrar etmesi veya maddelerin yerini göstermesi de etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilmektedir. Ancak, genel bir asayiş uygulamasında kaba üst aramasıyla bulunabilecek bir maddenin teslim edilmesi “ele geçirmeyi kolaylaştırma” olarak kabul edilmemektedir.

5. İkincil Kaynak Değerlendirmeleri

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararlarında şu ek bağlamlar sunulmuştur:

Somut Katkı Şartı: Sanığın ikrarından önce, ailesinin beyanları veya teknik takip (telefon incelemesi) gibi yöntemlerle suçun veya suç ortağının zaten belirlenmiş olması durumunda, sanığın sonradan verdiği bilgiler “suçun ortaya çıkmasına hizmet ve yardım” kapsamında görülmemekte ve indirim uygulanmamaktadır.

Uygulama Hataları: Bazı kararlarda, sanığın sadece uyuşturucu kullandığını söylemesinin veya üzerinde bulunan maddeyi teslim etmesinin her zaman etkin pişmanlık oluşturmayacağı, mahkemelerin bu hükmü uygularken “eksik ceza tayini” yapabildiği ve bu durumun bozma nedeni sayıldığı belirtilmiştir.

Soruşturma ve Kovuşturma Aşaması: Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen sanığın bildirdiği kişiler hakkında somut bir soruşturma açılmamış olması veya bu kişilerin mahkum olmaması, bazı durumlarda etkin pişmanlığın reddine gerekçe gösterilse de; Yargıtay’ın bir kısmına göre bilginin sonuca etkili ve yararlı olması indirim için yeterli görülebilmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Uyuşturucu suçlarında etkin pişmanlık her durumda cezasızlık sağlar mı?

Hayır. Etkin pişmanlık hükümleri her beyanla otomatik olarak uygulanmaz. TCK 192 kapsamında cezasızlık veya indirim sağlanabilmesi için, verilen bilginin doğru, somut, sonuca etkili ve Yargıtay içtihatlarında belirlenen şartları karşılaması gerekir.

Etkin pişmanlıktan yararlanmak için ne zaman ve kime başvurulmalıdır?

Etkin pişmanlık beyanı; suçun resmi makamlarca öğrenilmesinden önce veya sonra yapılmasına göre farklı sonuçlar doğurur. Beyanın polis, savcılık veya mahkeme gibi yetkili mercilere ve hüküm verilmeden önce yapılması gerekmektedir. Yanlış aşamada yapılan beyanlar hak kaybına yol açabilir.

Uyuşturucu suçlarında sadece ikrar etmek etkin pişmanlık için yeterli midir?

Hayır. Yalnızca suçu kabul etmek veya ele geçirilmesi zaten mümkün olan bir maddeyi teslim etmek etkin pişmanlık sayılmaz. Etkin pişmanlık için failin, suçun ortaya çıkmasına veya suç ortaklarının yakalanmasına önemli ölçüde katkı sağlaması şarttır.

Uyuşturucu Suçlarında Etkin Pişmanlıkta Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Uyuşturucu suçlarında etkin pişmanlık hükümleri, fail lehine sonuç doğurabilen en önemli ceza hukuku müesseselerinden biri olmakla birlikte, uygulamada en sık hatalı değerlendirilen ve yanlış uygulanan alanlardan biridir. Etkin pişmanlığın sağladığı cezasızlık veya ceza indirimi, her beyanla otomatik olarak uygulanmamakta; Yargıtay içtihatlarında belirlenen katı şartların eksiksiz şekilde gerçekleşmesi aranmaktadır.

Özellikle hangi aşamada, kime, ne şekilde ve ne zaman yapılan açıklamanın etkin pişmanlık kapsamında değerlendirileceği; suçun türüne (TCK 188 veya 191), soruşturmanın hangi evrede olduğuna ve verilen bilginin sonuca etkili olup olmadığına göre değişmektedir. Yanlış zamanda veya hatalı içerikte yapılan beyanlar, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma imkânını tamamen ortadan kaldırabileceği gibi, sanık aleyhine delil olarak da kullanılabilmektedir.

Yargıtay uygulamalarında; denklik ilkesinin sağlanmaması, verilen bilgilerin zaten kollukça biliniyor olması, yardımın somut ve yararlı kabul edilmemesi veya sadece ikrarla yetinilmesi hâllerinde etkin pişmanlığın reddedildiği görülmektedir. Bu nedenle, failin hangi bilgiyi açıklayacağı, hangi bilgiyi açıklamaması gerektiği ve bu beyanların hukuki strateji çerçevesinde nasıl sunulacağı hayati önem taşır.

Uzman bir ceza avukatı; etkin pişmanlık şartlarının somut olaya uygunluğunu analiz eder, beyanın doğru aşamada ve doğru mercie yapılmasını sağlar, Yargıtay içtihatlarına uygun savunma stratejisi kurar ve sanığın hak kaybı yaşamadan en lehe sonuca ulaşmasını hedefler.

Sonuç olarak, uyuşturucu suçlarında etkin pişmanlık hükümleri, bilinçsiz ve yönlendirmesiz şekilde uygulanabilecek basit bir indirim mekanizması değil; ciddi teknik bilgi ve tecrübe gerektiren bir savunma aracıdır. Bu nedenle etkin pişmanlıktan gerçek anlamda yararlanabilmek için uzman avukat desteği almak, telafisi mümkün olmayan hak kayıplarının önüne geçilmesi açısından zorunludur.

Read More

İşe iade davası açma süresi kaç gündür, süre kaçırılırsa ne olur?

1. İşe İade Davası Açma Süresi ve Başlangıcı

4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca, iş sözleşmesi feshedilen işçinin, feshin geçersizliği ve işe iade istemiyle dava açabilmesi için belirlenen yasal süre bir aydır. Yargıtay kararlarında bu sürenin başlangıcına ilişkin şu esaslar belirlenmiştir:

Fesih Bildiriminin Tebliği: Süre, fesih bildiriminin işçiye tebliğ edildiği tarihten itibaren başlar. Bu tarih, belgenin düzenlenme tarihi değil, işçiye fiilen ulaştığı veya tebliğ edildiği tarihtir.

Eylemli Fesih: İşverenin yazılı bir bildirim yapmaksızın iş sözleşmesini eylemli olarak sonlandırması halinde, bir aylık süre feshin yapıldığı tarihten itibaren işler.

Önel Verilerek Fesih: İş sözleşmesinin ihbar öneli verilerek feshedilmesi durumunda, dava açma süresi önelin sona ereceği tarihte değil, işverenin fesih bildirimini işçiye tebliğ ettiği tarihte başlar.

Arabuluculuk Süreci: Anayasa Mahkemesi ve ilgili yargı kararlarında belirtildiği üzere, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılması gerekmektedir.

2. İşe İade Davası Süresinin Hukuki Niteliği

Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, işe iade davası açmak için öngörülen bir aylık süre hak düşürücü süre niteliğindedir. Bu niteliği gereği: Sürenin geçip geçmediği mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen (kendiliğinden) dikkate alınır. Bu süre bir dava şartı olup, taraflar ileri sürmese dahi hakim tarafından gözetilmesi zorunludur.

3. İşe İade Dava Süresinin Kaçırılmasının Sonuçları

İşe iade davası açma süresinin (bir ay) veya arabuluculuk sonrası dava açma süresinin (iki hafta) geçirilmesi halinde aşağıdaki hukuki sonuçlar doğmaktadır:

Davanın Reddi: Süre geçtikten sonra açılan davalar, mahkemece işin esasına girilmeksizin, hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle reddedilir.

Dava Hakkının Kaybı: Hak düşürücü sürenin dolmasıyla birlikte işçinin feshin geçersizliğini iddia etme ve işe iade talep etme hakkı ortadan kalkar. Yargıtay, süresinde açılmayan davalarda yerel mahkemelerin verdiği kabul kararlarını, sürenin hak düşürücü olması nedeniyle bozmakta ve davanın reddine hükmetmektedir.

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak olarak değerlendirilen yargı kararlarında, işe iade davası sonuçlandıktan sonraki sürece ilişkin şu ek bilgiler yer almaktadır:

İşverene Başvuru Süresi: Kesinleşen işe iade kararının işçiye tebliğinden itibaren on iş günü içinde işçinin işe başlamak için işverene başvurması zorunludur. Bu süre de hak düşürücü niteliktedir.

Başvuru Süresinin Kaçırılması: Eğer işçi kesinleşen kararın tebliğinden itibaren on iş günü içinde başvuruda bulunmazsa, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bu durumda işçi, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti haklarını kaybeder; yalnızca şartları varsa ihbar ve kıdem tazminatı talep edebilir.

Tebligatın Önemi: On iş günlük başvuru süresi, kararın kesinleşmesinden değil, kesinleşmiş kararın işçiye usulüne uygun tebliğinden itibaren başlar. İşçinin kararı haricen öğrenmesi süreyi başlatmaz.

Sonuç olarak; işe iade davasının fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde açılması zorunlu olup, bu sürenin kaçırılması davanın usulden reddine yol açan kesin bir hak kaybı nedenidir. Bir yazı önerisi.

İşe iade davası açma süresi kaç gündür?

İş sözleşmesinin fesih bildiriminin işçiye tebliğinden itibaren işe iade davası açma süresi 1 aydır.

Arabuluculuk sonrası işe iade davası süresi ne kadardır?

Arabuluculuk süreci anlaşmazlıkla sonuçlanırsa, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren 2 hafta içinde dava açılmalıdır.

İşe iade davası süresi kaçırılırsa ne olur?

Bu süre hak düşürücü nitelikte olup kaçırılması hâlinde dava usulden reddedilir ve işe iade hakkı tamamen kaybedilir.

İşe İade Davalarında Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

İşe iade davaları, 4857 sayılı İş Kanunu’nda öngörülen kısa ve hak düşürücü süreler nedeniyle, uygulamada en sık hak kaybı yaşanan dava türlerinden biridir. Özellikle fesih bildiriminin tebliğ tarihi, eylemli fesih halleri, ihbar öneli verilen fesihler ve arabuluculuk süreci sonrasında dava açma süresinin doğru hesaplanamaması, işçinin dava hakkını tamamen kaybetmesine yol açabilmektedir.

Yargıtay içtihatları uyarınca işe iade davası açma süresi hak düşürücü nitelikte olup, mahkeme tarafından re’sen dikkate alınır. Bu nedenle sürenin kaçırılması, davanın esasına girilmeksizin reddi sonucunu doğurur. Ayrıca arabuluculuk sonrasında açılacak davalarda iki haftalık dava süresi, kesinleşen işe iade kararından sonra ise on iş günlük işverene başvuru süresi gibi ayrı ve bağımsız süreler bulunmaktadır. Bu sürelerin her biri farklı başlangıç anlarına sahip olup, yanlış yorumlanmaları ciddi hak kayıplarına neden olmaktadır.

Uzman bir iş hukuku avukatı; fesih türünün doğru tespit edilmesi, sürelerin hatasız hesaplanması, arabuluculuk sürecinin usule uygun yürütülmesi ve dava stratejisinin Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde belirlenmesi bakımından kritik rol oynar. Ayrıca dava sonrasında işe başvuru süreci ve işe başlatmama tazminatı gibi hakların korunması da profesyonel hukuki takip gerektirir.

Sonuç olarak, işe iade davaları yalnızca dava açmakla sınırlı olmayıp, sürelere sıkı sıkıya bağlı çok aşamalı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle işe iade hakkının kaybedilmemesi ve sürecin doğru şekilde yönetilmesi için uzman avukat desteği almak, hukuki güvenliğin vazgeçilmez bir unsurudur.

Read More

Yurtdışından Türkiye’de Ev ve Arsa Satışı Nasıl Yapılır? Hukuki Çerçeve ve Yargıtay Kararları

1. Yurtdışından Türkiye’de Ev ve Arsa Satışı : Yasal Çerçeve ve Temel Sınırlamalar

Türkiye’de taşınmaz edinimi ve devri, 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35. maddesi ile düzenlenmiştir. Yabancı uyruklu gerçek kişilerin taşınmaz edinebilmesi, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen ülke listesinde yer almalarına ve kanuni sınırlamalara uyulmasına bağlıdır.

Alan Sınırlaması: Yabancı uyruklu gerçek kişiler, özel mülkiyete konu ilçe yüzölçümünün %10’unu ve kişi başına ülke genelinde 30 hektarı geçmemek kaydıyla taşınmaz edinebilirler.

Askeri ve Güvenlik Bölgeleri: 2565 sayılı Kanun uyarınca, yabancıların birinci derece askeri yasak bölgelerde taşınmaz edinmesi yasaktır. İkinci derece askeri yasak bölgelerde ve güvenlik bölgelerinde ise Genelkurmay Başkanlığı veya valilik izni şarttır. Tapu kayıtlarındaki güvenlik şerhleri, tasarruf haklarını kısıtlayabilir.

Proje Zorunluluğu: Yapısız taşınmaz (arsa) satın alan yabancılar, geliştirecekleri projeyi iki yıl içinde ilgili Bakanlığın onayına sunmak zorundadır; aksi halde taşınmazın tasfiyesi söz konusu olabilir.

2. Güvenli Satış ve Devir Yöntemleri

Yargı kararları, yurtdışından yapılan işlemlerde “resmi şekil” şartına uyulmamasının en büyük risk faktörü olduğunu göstermektedir.

Resmi Şekil Şartı: Taşınmaz mülkiyetinin devri ancak tapu sicil müdürlüklerinde yapılacak resmi senetle mümkündür. “Adi yazılı” veya “harici” satış sözleşmeleri mülkiyeti devretmez ve hukuken geçersizdir.

Noter Onaylı Sözleşmeler ve İnançlı İşlemler: Mevzuat engelleri nedeniyle taşınmazın bir başkası adına tescil edildiği “inançlı işlemlerde”, hakların korunması için noter huzurunda yazılı sözleşme yapılması kritik önemdedir. Yargıtay, bu tür iddiaların 05.02.1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yazılı delille kanıtlanması gerektiğini vurgulamaktadır.

Vekaletname Kullanımı: Yurtdışından işlem yaparken noter onaylı vekaletnameler temel araçtır. Ancak vekilin “sadakat ve özen borcu” (TBK m. 506) kapsamında, vekaletnamenin sınırlarının net çizilmesi, satış bedelinin alt sınırının belirtilmesi ve işlemlerin düzenli denetimi kötüye kullanımı önlemek açısından elzemdir.

3. Finansal Güvenlik ve Vergi Avantajları

Tapu Takas Sistemi: Gayrimenkul bedelinin el değiştirmesi ile mülkiyetin devrini eş zamanlı sağlayan Takasbank (Tapu Takas) sistemi, paranın çalınması veya satıcının tapuya gelmemesi gibi riskleri bertaraf eden güvenli bir ödeme yöntemidir.

KDV İstisnası: Yurtdışında 6 aydan fazla yaşayan Türk vatandaşları ve yabancı uyruklular, Türkiye’de inşa edilen konut/iş yerlerinin ilk tesliminde KDV’den istisna tutulabilir. Bunun için bedelin döviz olarak Türkiye’ye getirilmesi ve banka dekontu ile tevsik edilmesi şarttır.

4. Mavi Kart Sahiplerinin Durumu

Mavi kart sahipleri (izinle Türk vatandaşlığından çıkanlar), taşınmaz iktisabı ve ferağı işlemlerinde Türk vatandaşlarına uygulanan mevzuat çerçevesinde işlem yaparlar. Bu kişiler için yabancılara uygulanan kısıtlamalar (alan sınırı, askeri bölge yasağı vb.) kural olarak uygulanmaz.

5. İkincil Kaynak Analizi ve Uygulama Örnekleri

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya dolaylı bağlam sunan ikincil kaynaklar olarak değerlendirilmiştir:

Güven İlişkisine Dayalı Riskler: Emlakçı veya yakın tanıdıklar aracılığıyla “yabancıların doğrudan alım yapamayacağı” iddiasıyla taşınmazın başkası üzerine tescil edilmesi (inançlı işlem), vekilin kötü niyetli devirleri veya ipotek tesis etmesi durumunda ciddi mülkiyet kayıplarına yol açmaktadır.

İspat Zorlukları: Elden yapılan ödemelerin ispatlanamaması, tapu iptal davalarında en büyük engellerden biridir. Banka transferleri ve dekontlarda alıcı/taşınmaz bilgilerine yer verilmesi güvenliğin temelidir.

Kira İşlemleri: Kira işlemlerinde vekaletname ile yetkilendirilen kişilerin, kira gelirlerini zimmetine geçirmesi “güveni kötüye kullanma” suçunu oluşturabilir. Kira sözleşmelerinin ve yetki sınırlarının noter onaylı belgelerle kayıt altına alınması önerilmektedir.

Karşılıklılık (Mütekabiliyet) Araştırması: Yabancı uyrukluların miras veya satış yoluyla edinimlerinde, Türkiye ile ilgili ülke arasında fiili ve hukuki karşılıklılığın bulunup bulunmadığı Adalet ve Dışişleri Bakanlıkları üzerinden araştırılmalıdır.

Sonuç: Yurtdışından yapılacak işlemlerde; resmi tapu tescili, noter onaylı sınırlı yetki içeren vekaletnameler, Tapu Takas sistemi üzerinden banka aracılığıyla ödeme ve taşınmazın askeri/güvenlik bölgesi durumunun önceden sorgulanması en güvenli yöntemler olarak öne çıkmaktadır. Bir yazı önerisi.

Yurtdışından Türkiye’de Ev ve Arsa Satışında Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yurtdışından Türkiye’de ev veya arsa satışı, yalnızca tapu devrinden ibaret olmayıp; tapu hukuku, yabancılar hukuku, vergi mevzuatı ve uluslararası işlemlerin birlikte değerlendirilmesini gerektiren çok boyutlu bir süreçtir. Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar; hatalı vekaletnameler, geçersiz sözleşmeler, güven ilişkisine dayalı inançlı işlemler ve ispat güçlüklerinden kaynaklanmaktadır.

Özellikle yurtdışından yapılan işlemlerde resmi şekil şartına aykırılıklar, telafisi mümkün olmayan mülkiyet kayıplarına yol açabilmektedir. Tapu Takas sisteminin doğru kullanılmaması, bedelin elden ödenmesi veya banka kayıtlarının eksik olması, ileride açılacak tapu iptal ve tescil davalarında ciddi risk oluşturur. Ayrıca askeri ve güvenlik bölgesi şerhleri, proje zorunluluğu ve KDV istisnası gibi teknik hususlar, işlem öncesinde mutlaka hukuki denetime tabi tutulmalıdır.

Bu nedenle, yurtdışından Türkiye’de taşınmaz satışı sürecinin başından sonuna kadar uzman bir avukat tarafından yürütülmesi, hem mülkiyet hakkının korunması hem de ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi açısından büyük önem taşır. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, başta İstanbul olmak üzere Anadolu Yakası genelinde ve özellikle Tuzla bölgesinde; yurtdışından yapılan ev ve arsa satışlarında kapsamlı hukuki danışmanlık ve işlem güvenliği hizmeti sunmaktadır.

Sonuç olarak, yurtdışından Türkiye’de taşınmaz satışı gibi yüksek ekonomik değer içeren işlemlerde, uzman avukat desteği almak bir tercih değil, hukuki güvenliğin zorunlu bir parçasıdır.

Read More

Yasa Dışı Bahis Suçu Nedir? 7258 Sayılı Kanun Kapsamında Suçun Unsurları, Deliller ve Yargılama Süreci

1. Yasa dışı bahis suçunun kanuni çerçevesi ve tanımı

Yasa Dışı Bahis Suçu Nedir? 7258 Sayılı Kanun Kapsamında Suçun Unsurları, Deliller ve Yargılama Süreci  7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesi, spor müsabakalarına dayalı yasa dışı bahis ve şans oyunlarıyla ilgili fiilleri suç olarak tanımlamıştır. Kanun metnine göre suç teşkil eden eylemler şunlardır:

Madde 5/1-a: Kanunun verdiği yetkiye dayalı olmaksızın spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli ve müşterek bahis veya şans oyunlarını oynatmak ya da oynanmasına yer veya imkân sağlamak.(üç yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası)

Madde 5/1-b: Yurt dışında oynatılan spor müsabakalarına dayalı bahis veya şans oyunlarının internet yoluyla ve sair suretle erişim sağlayarak Türkiye’den oynanmasına imkân sağlamak.(dört yıldan altı yıla kadar hapis cezası)

Madde 5/1-c: Bu oyunlarla bağlantılı olarak para nakline aracılık etmek.(üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası)

Madde 5/1-ç: Kişileri reklam vermek ve sair surette bu oyunları oynamaya teşvik etmek.(bir yıldan üç yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası)

Madde 5/1-d: Spor müsabakalarına dayalı yasa dışı bahis veya şans oyunlarını oynamak (Bu fiil idari para cezasını gerektiren bir kabahat olarak düzenlenmiştir).

2. Yasa dışı bahis suçunun Maddi ve Manevi Unsurlarına İlişkin Analiz 

Yargı kararları ışığında suçun unsurları şu şekilde somutlaştırılmıştır:

Yetkisizlik Unsuru: Suçun oluşması için temel şart, fiilin “kanunun verdiği yetkiye dayalı olmaksızın” gerçekleştirilmesidir. Türkiye’de bu alandaki yetki münhasıran Spor Toto Teşkilat Başkanlığı‘na aittir.

Ticari Kazanç Şartı: Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, yasa dışı bahis oynatan kişinin bu faaliyetten ticari bir kazanç sağlaması suçun unsurları arasında yer almamaktadır. Önemli olan, yetkisiz şekilde bahis oynatılması veya buna imkân sağlanmasıdır.

Oynatma ve İmkân Sağlama Ayrımı: Suçun oluşması için kişinin başkalarına bahis oynatması veya oynamaları için gerekli teknik/fiziki altyapıyı (yer, internet erişimi, kupon vb.) sağlaması gerekir. Sadece yurt dışı bağlantılı bahis sitelerine bireysel olarak girmek, “oynatma” veya “imkân sağlama” suçunu oluşturmaz.

Yurt İçi ve Yurt Dışı Ayrımı (5/1-a ve 5/1-b): Fiilin hangi bent kapsamına gireceğinin tespitinde ayırt edici unsur, bahis oynanan müsabakanın yeri değil, bahis organizasyonunun veya erişim sağlanan internet sitesinin bulunduğu yerdir. Eğer bahis sitesi yurt dışı kaynaklıysa eylem 5/1-b maddesi kapsamında değerlendirilir.

3. Yargılama Usulü ve Delillerin Değerlendirilmesi 

Yargılama sürecinde maddi gerçeğe ulaşılması için belirli usuli işlemlerin eksiksiz yapılması gerektiği vurgulanmıştır:

Bilirkişi İncelemesi: El konulan bilgisayar, hard disk, cep telefonu ve yazıcılar üzerinde uzman bilirkişi incelemesi yapılması zorunludur. İncelemede; hangi sitelere girildiği, erişim yoğunluğu, kullanıcı adı ve şifrelerin varlığı, kupon oluşturulup oluşturulmadığı, para hareketleri ve bakiye durumu netleştirilmelidir.

İkrarın Niteliği: Sanığın yasa dışı bahis oynattığına dair soyut ikrarı tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir; bu ikrarın teknik delillerle (bilirkişi raporu, kupon suretleri vb.) desteklenmesi gerekir.

Hukuka Aykırı Deliller: Usulüne uygun bir adli arama kararı olmaksızın yapılan aramalar veya gizli soruşturmacı sıfatı taşımayan kolluk görevlilerinin müşteri gibi davranarak elde ettiği deliller hukuka aykırı kabul edilmekte ve hükme esas alınamamaktadır.

Zincirleme Suç: Suç tarihlerinin ve eylem sıklığının tespiti, TCK 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından kritiktir.

4. Görevli Mahkeme ve İdari Yaptırımlar

Adli Yargı: 7258 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde düzenlenen fiiller hapis cezasını gerektiren suçlar olup, yargılama yetkisi Asliye Ceza Mahkemelerine aittir.

İdari Yaptırımlar ve İtiraz: Kanun kapsamında verilen idari para cezaları (oynayanlar için) ve işyeri kapatma cezalarına karşı, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca adli yargı bünyesindeki Sulh Ceza Hâkimlikleri görevlidir. Danıştay kararları, bu tür idari yaptırımların iptali istemiyle açılan davalarda idari yargının değil, adli yargının görevli olduğunu istikrarlı bir şekilde belirtmektedir.

İşyeri Kapatma ve Ruhsat İptali: Suçun işlendiği işyerleri mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından üç ay süreyle mühürlenir ve ruhsatları iptal edilir.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

 İkincil kaynaklar (RTÜK ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararları), suçun “teşvik” ve “reklam” boyutuna ilişkin ek bağlam sunmaktadır:

RTÜK Kararları: Medya hizmet sağlayıcılarının spor müsabakası yayınları sırasında sanal reklam teknikleriyle yasa dışı bahis sitelerinin reklamlarına yer vermesi, izleyiciyi kumar oynamaya özendirme ve teşvik etme kapsamında değerlendirilmektedir. Bu durum, 6112 sayılı Kanun uyarınca ağır idari para cezalarını ve program durdurma yaptırımlarını beraberinde getirmektedir.

Uyuşmazlık Mahkemesi: Yasa dışı bahis oynayanlara verilen idari para cezalarına karşı açılacak davalarda görevli merciin Sulh Ceza Hakimlikleri olduğunu teyit etmektedir.

İdari ve Cezai Yargılama İlişkisi: İdari yargı mercileri, bir işyerinin kapatılması veya ruhsatının iptaliyle ilgili davalarda, o işyeri hakkında yürütülen ceza yargılamasının sonucunu beklemeli veya ceza mahkemesi dosyalarındaki somut delilleri (bilirkişi raporları gibi) dikkate almalıdır.

Sonuç: Spor müsabakalarında bahis ve şans oyunları oynatma suçu, teknik inceleme ve uzmanlık gerektiren bir yargılama sürecine tabidir. Suçun vasıflandırılmasında bahis organizasyonunun merkezi (yurt içi/yurt dışı) belirleyici olup, mahkûmiyet hükmü kurulabilmesi için sadece sanık beyanı yeterli görülmemekte; dijital materyaller üzerinde kapsamlı bilirkişi incelemesi yapılması şart koşulmaktadır. Bir yaz önerisi.

Yasa Dışı Bahis Suçlarında Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yasa dışı bahis soruşturması mı geçiriyorsunuz? Hakkınızda 7258 sayılı Kanun kapsamında işlem mi yapıldı? Bu sorulara “evet” diyorsanız, süreci uzman ceza avukatı desteği olmadan yürütmek ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

Yasa Dışı Bahis Dosyaları Neden Risklidir? 7258 sayılı Kanun kapsamında yürütülen soruşturma ve davalar, klasik ceza dosyalarından farklı olarak dijital delillere, bilirkişi raporlarına ve teknik incelemelere dayanmaktadır. Yanlış bir savunma stratejisi;

İdari para cezasıyla sonuçlanabilecek bir fiilin hapis cezasına dönüşmesine,

Hukuka aykırı delillerin dosyada kalmasına,

İşyeri kapatma ve ruhsat iptali gibi telafisi güç yaptırımlara neden olabilir.

Suçun Türü Doğru Belirlenmezse Ne Olur?

Uygulamada en sık yapılan hata, fiilin oynama, oynatma, imkân sağlama veya para transferine aracılık ayrımının doğru yapılmamasıdır. Oysa Yargıtay içtihatlarına göre:

Sadece oynama → idari para cezası

Oynatma / imkân sağlama → hapis cezası Bu ayrımı doğru kuramayan savunmalar, sanık aleyhine sonuçlar doğurmaktadır.

Dijital Delillerde Uzmanlık Hayati Önem Taşır

Yasa dışı bahis dosyalarında;

Telefon ve bilgisayar imajları

IP ve log kayıtları

Para transferleri

Site erişim yoğunluğu bilirkişi raporlarıyla değerlendirilir. Bu raporların hukuka uygunluğu, çelişkileri ve sanık lehine teknik detayları ancak alanında uzman bir ceza avukatı tarafından ortaya konulabilir.

Hukuka Aykırı Arama ve Deliller Davayı Bitirebilir

Usulsüz arama, elkoyma veya yetkisiz kolluk işlemleriyle elde edilen deliller, CMK’ya aykırı olup hükme esas alınamaz. Bu itirazların zamanında ve doğru şekilde ileri sürülmemesi, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurur.

İdari Para Cezası, İşyeri Kapatma ve İtiraz Süreleri

İdari para cezalarına Sulh Ceza Hakimliği itirazları

İşyeri mühürleme ve ruhsat iptali işlemleri

Ceza yargılaması ile idari süreçlerin birlikte takibi uzmanlık ve tecrübe gerektirir. Süre kaçırılması halinde hak kaybı kaçınılmazdır.

Read More

Türkiye’de boşanma davası açılırsa yurtdışındaki eş mahkemeye gelmek zorunda mı?

Türkiye’de açılan boşanma davalarında yurtdışında ikamet eden eşin mahkemeye fiziken gelme zorunluluğu ve bu süreçteki usul kurallarına ilişkin yargı kararları analizi aşağıdadır:

1. Boşanma Davası : Fiziki Katılım Zorunluluğu ve Temsil İmkanı

İncelenen yargı kararları, yurtdışında yaşayan eşin Türkiye’deki boşanma davası duruşmalarına bizzat katılmasının mutlak bir zorunluluk olduğuna dair bir hüküm içermemektedir. Aksine, kararlar tarafların savunma haklarını vekil (avukat) aracılığıyla kullanabileceğini veya usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen duruşmaya katılmamaları durumunda davanın yokluklarında (gıyaben) yürütülebileceğini göstermektedir.

Vekaletle Temsil: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin bir kararında (2023/4309 E.), yurtdışında bulunan davalı kadının duruşmalara katılmadığı ancak vekili aracılığıyla istinaf ve temyiz yollarına başvurduğu görülmektedir. Benzer şekilde, Rusya’da görülen bir davaya ilişkin tanıma kararında (2023/4533 E.), tarafın mahkemeye bizzat gelmeksizin vekaleten temsilcisi olan avukatı aracılığıyla savunma yaptığı ve bunun savunma hakkının kullanımı için yeterli görüldüğü belirtilmiştir.

İstinabe Yoluyla Delil Toplanması: Yurtdışındaki tarafın veya tanıkların beyanlarının alınması gerektiğinde, fiziki katılım yerine uluslararası adli yardımlaşma (istinabe) usulü kullanılabilmektedir. Hukuk Genel Kurulu kararında (2013/2225 E.), ABD’de bulunan tanıkların beyanlarının ABD adli makamları aracılığıyla (istinabe yoluyla) alınması gerektiği vurgulanmıştır.

2. Tebligat Usulü ve Savunma Hakkının Önceliği

Yargı kararlarının büyük çoğunluğu, yurtdışındaki eşin mahkemeye gelmesinden ziyade, davanın kendisine usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine odaklanmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 27 uyarınca “hukuki dinlenilme hakkı” kapsamında, yurtdışındaki eşe tebligat yapılmadan yargılama yapılması bozma nedenidir.

Yurtdışı Tebligat Kanalları: Tebligat Kanunu m. 25 ve 25/a uyarınca, yurtdışındaki Türk vatandaşlarına konsolosluk veya büyükelçilik aracılığıyla, yabancı uyruklulara ise o ülkenin yetkili makamları vasıtasıyla tebligat yapılması zorunludur (2009/827 E., 2012/17326 E.).

Usulsüz Tebligatın Sonuçları: Yurtdışında yaşayan eşe, Türkiye’deki eski adresi üzerinden veya birlikte yaşamadığı akrabalarına yapılan tebligatlar geçersiz sayılmaktadır (2014/15109 E., 2011/12270 E.). Usulüne uygun tebligat yapılmadan kurulan hükümler, savunma hakkının kısıtlanması gerekçesiyle Yargıtay tarafından bozulmaktadır.

3. Duruşmaya Katılmamanın Sonuçları

Eğer yurtdışındaki eşe usulüne uygun tebligat yapılmış ve savunma yapması için yeterli süre tanınmışsa, eşin duruşmaya gelmemesi davanın görülmesine engel teşkil etmez.

Gıyabi Yargılama: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2013/935 E.), usulüne uygun çağrı yapılmasına rağmen duruşmaya gelmeyen tarafın yokluğunda karar verilebileceğini, bu durumun tek başına savunma hakkının ihlali sayılmayacağını belirtmiştir. Ancak bu durum, tebligatın “hükmü veren mahkemenin usulüne” (Lex fori) uygun yapılmış olması şartına bağlıdır.

İkincil Kaynak Verileri

Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi olması nedeniyle ikincil kaynaklardan elde edilen ek bağlamları içermektedir:

Tanıma ve Tenfiz Davaları: Sunulan kararların bir kısmı doğrudan Türkiye’de açılan boşanma davalarına değil, yurtdışında verilmiş kararların Türkiye’de tanınmasına ilişkindir. Bu kararlarda, yabancı mahkemenin davalıyı usulüne uygun çağırıp çağırmadığı (MÖHUK m. 54) denetlenmektedir. Bu durum, Türkiye’de açılacak davalarda da yurtdışındaki eşe yapılacak çağrının (tebligatın) davanın geçerliliği için en kritik aşama olduğunu teyit etmektedir.

Adres Bildirimi: Yurtdışındaki eşin Türkiye’de bir adres beyan etmesi durumunda tebligatın bu adrese yapılabileceği, ancak eşin fiilen yurtdışında olduğunun tespiti halinde yurtdışı tebligat usullerinin işletilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (2022/10551 E.).

Sonuç olarak; Türkiye’de açılan bir boşanma davasında yurtdışındaki eşin mahkemeye fiziken gelme zorunluluğu bulunmamaktadır. Eş, davanın kendisine usulüne uygun tebliğ edilmesi şartıyla, bir avukat aracılığıyla temsil edilebilir veya tebligata rağmen katılım sağlamazsa dava gıyabında sonuçlandırılabilir. Ancak, usulüne uygun tebligatın yapılması ve savunma hakkının tanınması davanın hukuki geçerliliği için zorunludur. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir? (Yurtdışında Eş – Boşanma Davaları)

Yurtdışında ikamet eden eşe karşı Türkiye’de açılan boşanma davaları, uygulamada en fazla usul hatasının yapıldığı dava türleri arasında yer almaktadır. Bu davalar; yurtdışı tebligat usulleri, vekâletle temsil, gıyabi yargılama, istinabe yoluyla delil toplanması ve savunma hakkının korunması gibi teknik alanları içermesi nedeniyle, mutlaka uzmanlık gerektirir. Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy ve Kurtköy gibi yoğun nüfuslu ve uluslararası hareketliliğin fazla olduğu bölgelerde bu tür davalar sıklıkla açılmakta; yapılan küçük bir usul hatası dahi davanın yıllar sonra bozulmasına yol açabilmektedir.

Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar; yurtdışında yaşayan eşe Türkiye’deki eski adresi üzerinden tebligat yapılması, konsolosluk veya adli yardımlaşma (istinabe) yolları işletilmeden yargılamaya devam edilmesi ya da eşin duruşmaya gelmemesinin otomatik olarak savunma hakkından feragat sayılmasıdır. Oysa Yargıtay içtihatları açıkça göstermektedir ki, usulüne uygun tebligat yapılmadan, yurtdışında bulunan eş hakkında verilen kararlar kesin bozma nedeni teşkil etmektedir. Bu riskler, ilk derece mahkemesinde fark edilmese dahi istinaf ve temyiz aşamasında ciddi sonuçlar doğurmaktadır.

Bu nedenle, Tuzla merkezli olarak İstanbul genelinde (Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy ve Kurtköy dâhil) yurtdışında yaşayan eşe karşı açılacak boşanma davalarında, sürecin en başından itibaren milletlerarası özel hukuk ve aile hukuku alanında deneyimli bir avukat ile yürütülmesi hayati önemdedir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yurtdışında ikamet eden eşe karşı açılan boşanma davalarında; doğru tebligat stratejisinin belirlenmesi, vekâletle temsilin usule uygun şekilde sağlanması, gerekirse istinabe yoluyla delil toplanması ve yargılamanın hak kaybı doğurmadan sonuçlandırılması konusunda Tuzla ve Anadolu Yakası genelinde etkin hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Sonuç olarak; yurtdışında ikamet eden eşin bulunduğu ülkeden bağımsız olarak, Türkiye’de açılan boşanma davasının hukuken geçerli ve sürdürülebilir olabilmesi, ancak sürecin başından itibaren uzman avukat desteğiyle ve doğru usul stratejisiyle yürütülmesiyle mümkündür. Aksi hâlde, dava kazanılmış olsa dahi, usul hataları nedeniyle kararın iptali veya bozulması riski her zaman gündemdedir.

Read More

AİHM’in meslekten ihraç başvurularına ilişkin 1 Ocak 2026 tarihi itibariyle başlattığı “kapak sayfası” uygulaması hakkında değerlendirme ve hatırlatma:

AİHM, 1 Ocak 2026 tarihinden sonra Türkiye’den yapılan meslekten ihraç kaynaklı bireysel başvurular bakımından zorunlu hâle getirdiği “kapak sayfası” uygulaması, salt usule ilişkin teknik bir yenilik olmaktan ziyade, Mahkeme’nin bu dosyaları hangi metodolojiyle, hangi sınırlar içinde ve hangi önceliklerle inceleyeceğini açık biçimde ortaya koyan yapısal bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Kapak sayfasının resmî başvuru formunun yerine geçmediğinin özellikle vurgulanmasına rağmen, başvurunun en önüne eklenmesinin zorunlu tutulması, AİHM’in ilk aşamada dosyaları bu kapak üzerinden ön incelemeye tabi tutacağını ve şikâyetleri bu çerçevede filtreleyeceğini açıkça göstermektedir.

Kapakta yer verilen “ileri sürülen şikâyetler bölümünün, klasik başvuru formundan farklı olarak önceden tanımlanmış, sınırlı ve standartlaştırılmış şikâyet başlıklarından oluşması dikkat çekicidir. Bu yapı, AİHM’in 15 Temmuz sonrası meslekten ihraç başvurularını artık olay bazlı uzun anlatımlar üzerinden değil, tipik ihlal kalıpları (patterns of complaints) üzerinden ele alacağını ortaya koymaktadır. Mahkeme, kitlesel başvuru gerçeğini açıkça kabul etmekte, “hangi deliller kullanıldı, yargılama nasıl yürütüldü ve hangi usulî güvenceler işletilmedi” sorularını, başvurucular tarafından işaretlenecek bu standart başlıklar üzerinden hızlı, toplulaştırılmış ve karşılaştırmalı biçimde değerlendirmeyi hedeflemektedir. Bu durum, ayrıntılı bireysel vakıa anlatılarından ziyade, şikâyetin hukuki niteliğinin belirleyici olacağına dair güçlü bir yönlendirme içermektedir.

Kapak uygulamasının en kritik yönü ise, “yalnızca hem Anayasa Mahkemesi’ne hem de AİHM’e yöneltilmiş olan şikâyetlerin işaretlenebileceği” yönündeki açık sınırlamadır. Bu düzenleme, AİHM’in ikincillik (subsidiarity) ilkesini son derece katı bir biçimde uygulayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Buna göre, Anayasa Mahkemesi önünde açık, somut ve maddi olarak ileri sürülmemiş bir ihlal iddiası, AİHM aşamasında artık telafi edilebilir nitelikte görülmeyecektir. Aksine, bu durumun Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından “iç hukukta ileri sürülmeyen şikâyet” gerekçesiyle bir ön itiraz ve savunma argümanı olarak sistematik biçimde ileri sürülmesi kuvvetle muhtemeldir.  Bu yönüyle kapak uygulaması, yalnızca AİHM önündeki başvuruların değil, geriye dönük olarak Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak bireysel başvuruların içeriğini de fiilen belirleyen normatif bir etki doğurmaktadır.

Bu çerçevede, kapakta listelenen şikâyet başlıklarının —örneğin ceza mahkûmiyeti sonrasında idari yargının deliller bakımından bağımsız değerlendirme yapmaksızın otomatik onama yoluna gitmesi, delillere erişim ve itiraz imkânlarının kısıtlanması, duruşma yapılmaması, “irtibat/iltisak” gibi muğlak kavramlara dayanılması, kararların gerekçesizliği veya özel hayata saygı hakkına müdahale— Anayasa Mahkemesi önünde de açık, sistematik ve maddelendirilmiş biçimde ileri sürülmesi artık zorunlu hâle gelmiştir. Aksi hâlde, bu şikâyetlerin AİHM başvurusunda kapakta işaretlenememesi, Türk Hükümeti açısından güçlü bir savunma zemini yaratacak ve başvurunun daha ilk aşamada kabul edilemezlik riskiyle karşılaşmasına yol açacaktır.

Sonuç olarak kapak uygulaması, adını açıkça koymasa da, AİHM’in Türkiye kaynaklı meslekten ihraç başvurularında “standart ihlal tipleri üzerinden toplulaştırılmış ve hızlandırılmış bir inceleme rejimine geçtiğini” göstermektedir. Bu nedenle hem Anayasa Mahkemesi’ne hem de AİHM’e yapılacak başvuruların, kapakta öngörülen şikâyet başlıkları esas alınarak, önceden kurgulanmış, paralel, tutarlı ve eksiksiz bir ihlal seti üzerinden hazırlanması artık bir tercih değil, zorunlu bir usul stratejisi hâline gelmiştir. Aksi yaklaşım, ihlalin esası hiç tartışılmadan başvurunun elenmesi riskini beraberinde getirecektir.

Read More

Yabancı Mahkeme Velayet Kararı Türkiye’de Nasıl İcra Edilir?

Tenfiz Şartları, Kamu Düzeni Denetimi ve Yargıtay Uygulaması

1. Genel Esaslar ve Hukuki Dayanak 

Yargıtay kararları uyarınca, yabancı bir mahkeme tarafından verilen velayet kararının Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Bu husus, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 50/1. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Tenfiz kararı alınmadıkça, yabancı ilamın Türkiye’de hukuki sonuç doğurması veya icra edilmesi mümkün değildir. Velayet kararlarının tenfizinde MÖHUK’un genel hükümlerinin yanı sıra, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler (özellikle 1980 tarihli Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi/Lüksemburg Sözleşmesi) öncelikle dikkate alınmaktadır.

2. Tenfiz Şartlarının Analizi 

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, bir velayet ilamının tenfizi için MÖHUK’un 54. maddesinde yer alan şu şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekir:

Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma, kanun hükmü veya fiili uygulamanın bulunması şarttır (MÖHUK m. 54/1-a). Yargıtay, özellikle ABD’nin farklı eyaletlerinden (New Jersey, North Carolina, Arkansas, Texas) verilen kararlarda, o eyalet özelinde Türk mahkemesi kararlarının tenfiz edilip edilmediğinin Adalet Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla ayrıntılı araştırılmasını aramaktadır.

Münhasır Yetki ve İlişki: İlamın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması gerekir. Ayrıca davalının itirazı halinde, ilamın taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmayan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması şarttır.

Kamu Düzenine Aykırı Olmama: Hükmün Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gerekir. Yargıtay, kamu düzeni denetiminin “yerindelik denetimi” (révision au fond) olmadığını, yabancı kararın maddi doğruluğunun incelenemeyeceğini vurgulamaktadır.

Savunma Hakkına Riayet: Davalının, hükmü veren mahkemeye usulüne uygun çağrılmış olması, temsil edilmiş olması ve gıyabında kanuna aykırı bir hüküm verilmemiş olması gerekir (MÖHUK m. 54/1-ç).

3. Velayet Kararlarına Özgü Özel Durumlar

Ortak Velayet ve Kamu Düzeni: Yargıtay’ın eski tarihli kararlarında (örn. 2006 ve 2014 tarihli kararlar), Türk Medeni Kanunu m. 336 uyarınca boşanma halinde velayetin eşlerden birine verilmesi gerektiği, “ortak velayet” düzenlemesinin Türk kamu düzenine aykırı olduğu kabul edilmekteydi. Ancak güncel içtihatlarda (AYM ve Yargıtay 2. HD’nin 2017 ve sonrası kararları), AİHS Ek 7 Nolu Protokol ve Anayasa m. 90/son uyarınca, çocuğun üstün yararına aykırı olmadıkça ortak velayetin Türk kamu düzenine aykırı sayılmayacağı kabul edilmektedir.

Kısmi Tenfiz: Yabancı ilamın velayete ilişkin kısmı Türk hukukuna veya kamu düzenine aykırı bulunsa dahi, ilamın diğer kısımlarının (örneğin boşanma) tenfizi mümkündür (MÖHUK m. 56).

Yaş Sınırı: Avrupa Konseyi Sözleşmesi uyarınca, 16 yaşını dolduran çocuklar hakkında sözleşme hükümlerinin uygulanması mümkün değildir; bu durumda mahkemenin yeniden değerlendirme yapması gerekir.

Derdestlik Engeli: Tenfiz talebinden önce Türkiye’de açılmış ve devam eden bir velayet davası varsa, Avrupa Sözleşmesi m. 10/b uyarınca tenfiz işlemleri talik edilebilir veya reddedilebilir.

4. Usul ve Gerekli Belgeler 

Tenfiz davası basit yargılama usulüne tabidir ve duruşma yapılması zorunludur. MÖHUK m. 53 uyarınca dilekçeye şu belgeler eklenmelidir:

Yabancı mahkeme ilamının usulen onanmış aslı veya örneği.

İlamın kesinleştiğini gösteren ve usulen onanmış yazı veya belge (Kesinleşme şerhi).

Apostil şerhi.

Tüm belgelerin usulen onanmış Türkçe tercümeleri.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

İkincil kaynak niteliğindeki ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararları ile bazı Yargıtay daire kararları, velayet tenfizi sürecine dair şu ek bağlamları sunmaktadır:

Nafaka ile İlişki: Nafaka ve velayet kararları genellikle aynı ilamda yer alsa da, nafaka kararlarının icrası için de MÖHUK m. 50 uyarınca tenfiz kararı alınması zorunludur; uluslararası sözleşmeler (1956 New York, 1958/1973 Lahey) doğrudan icraya izin vermez, tenfiz usulünü şart koşar.

Tebligat Usulü: Ticari nitelikli tenfiz kararlarında da vurgulandığı üzere, yabancı mahkemedeki yargılamanın tebligatlarının usulüne uygun yapılması (özellikle 1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi çerçevesinde) savunma hakkının korunması açısından kritiktir. Posta yoluyla yapılan tebligatlar, Türkiye’nin çekincesi nedeniyle bazı durumlarda geçersiz sayılabilmektedir.

Taraf Teşkili: Tenfiz davasında, yabancı ilamda yer alan tüm tarafların Türkiye’deki davada da taraf olarak gösterilmesi, taraf teşkilinin sağlanması açısından zorunludur; aksi halde dava usulden reddedilebilmektedir.

Sonuç: Yargıtay içtihatları, velayet tenfizini sıkı şekli şartlara ve kamu düzeni denetimine tabi tutmaktadır. Özellikle karşılıklılık araştırması ve çocuğun üstün yararı çerçevesinde kamu düzeni analizi, yargılamanın merkezinde yer almaktadır. Karşılıklılığın bulunmadığı veya savunma hakkının ihlal edildiği durumlarda tenfiz talebi reddedilmektedir. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yabancı mahkemelerce verilen velayet kararlarının tenfizi, uygulamada en sık hata yapılan ve en çok usulden ret ile karşılaşılan dava türlerinden biridir. Tenfiz süreci yalnızca bir mahkeme kararının tanıtılması değil; karşılıklılık araştırması, kamu düzeni denetimi, savunma hakkının korunup korunmadığı, uluslararası sözleşmelerin önceliği ve çocuğun üstün yararı gibi çok katmanlı hukuki değerlendirmeleri içermektedir.

Özellikle;

Kararın verildiği ülke veya eyalet bazında mütekabiliyetin doğru araştırılmaması,

Ortak velayet, nafaka veya tedbir hükümlerinin kısmi mi tam tenfize mi elverişli olduğunun yanlış değerlendirilmesi,

Tebligat usulündeki eksikliklerin kamu düzeni ihlali olarak ele alınamaması,

Türkiye’de devam eden bir dava nedeniyle derdestlik itirazının gözden kaçırılması,

tenfiz talebinin reddine ve telafisi güç hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Bu nedenle velayet tenfizi davalarının, güncel Yargıtay içtihatlarına ve uluslararası sözleşmelere hâkim, uygulama tecrübesi bulunan bir avukat tarafından yürütülmesi büyük önem taşır. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi, uluslararası aile hukuku ve velayet uyuşmazlıkları alanında müvekkillerine stratejik, güncel ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; velayet tenfizi dosyalarında yapılacak tek bir usul hatası, çocuğun hukuki statüsünü ve ebeveyn–çocuk ilişkisini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sürecin, uzman avukat desteğiyle ve Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde yürütülmesi, hem hukuki güvenlik hem de çocuğun üstün yararı açısından vazgeçilmezdir.

Read More

Yabancı Velayet Kararları Türkiye’de Nasıl Tanınır?

Uluslararası Sözleşmeler, Tenfiz Engelleri ve Yargıtay Uygulaması

1. Velayet Kararlarının Tanınması ve Tenfizinde Temel Uluslararası Sözleşmeler

Yargıtay kararları uyarınca, yabancı mahkemelerden alınan velayet kararlarının Türkiye’de hüküm doğurabilmesi için tanıma ve tenfiz süreçlerinde öncelikle Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin dikkate alınması zorunludur. Bu kapsamda öne çıkan temel metinler şunlardır:

1980 Lüksemburg Sözleşmesi: “Çocukların Velayetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velayetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi” (20.05.1980), velayet kararlarının tenfizinde en sık uygulanan uluslararası belgedir. Yargıtay, bu sözleşmeye taraf olan devletlerden (örneğin Fransa, Almanya, Avusturya) alınan kararlarda sözleşme hükümlerinin doğrudan uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır (2. HD., 2012/15213; 2015/787).

1996 Lahey Sözleşmesi: “Velayet Sorumluluğu ve Çocukların Korunması Hakkında Tedbirler Yönünden Yetki, Uygulanacak Hukuk, Tanıma, Tenfiz ve İşbirliğine Dair Sözleşme” (19.10.1996), özellikle ihtiyati tedbir niteliğindeki velayet düzenlemelerinde uygulama alanı bulmaktadır (2. HD., 2023/8407).

AİHS’e Ek 7 Nolu Protokol: Eşlerin evliliğin bitmesi halinde çocuklarıyla olan ilişkilerinde eşit hak ve sorumluluklara sahip olduğunu düzenleyen bu protokol, “ortak velayet” kararlarının Türk kamu düzenine aykırı sayılmamasında temel dayanak teşkil etmektedir (2. HD., 2016/18674; AYM, 06/10/2021).

İkili Adli Yardım Sözleşmeleri: Türkiye ile Kazakistan arasındaki 13.06.1995 tarihli “Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımı Kapsayan Sözleşme” gibi ikili anlaşmalar, MÖHUK m. 54/1-a çerçevesinde karşılıklılık ve tenfiz şartlarının değerlendirilmesinde esas alınmaktadır (2. HD., 2023/7233).

2. Sözleşmelerin Uygulanma İlkeleri ve Esastan İnceleme Yasağı

Uluslararası sözleşmelerin uygulanmasında “esastan inceleme yasağı” (révision au fond) temel ilkedir. Lüksemburg Sözleşmesi’nin 7. ve 9/3. maddeleri uyarınca, yabancı mahkeme kararı hiçbir şekilde esastan inceleme konusu yapılamaz; mahkeme delilleri yeniden değerlendiremez veya kararın doğruluğunu denetleyemez (2. HD., 2004/10683).

3. Tanıma ve Tenfiz Engelleri ile Kısıtlamalar

Sözleşmeler ve yargı içtihatları çerçevesinde tenfiz talebinin reddine yol açabilecek temel hususlar şunlardır:

Tebligat ve Savunma Hakkı: Lüksemburg Sözleşmesi m. 9/1-a uyarınca, davalının gıyabında verilen kararlarda, savunma yapmasına imkan verecek sürede tebligat yapılmamış olması tenfiz talebinin reddi sebebidir (2. HD., 2014/19749K).

Kamu Düzeni İstisnası: Sözleşmenin 10/1-a maddesi, kararın etkilerinin talep edilen devletin aile ve çocuk hukukuna ilişkin temel ilkeleriyle açıkça bağdaşmaması durumunda tenfizin reddedilebileceğini öngörür. Ancak Yargıtay, “ortak velayet” gibi düzenlemelerin artık Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığını kabul etmektedir (2. HD., 2016/18674).

Derdestlik (Lis Pendens): Lüksemburg Sözleşmesi m. 10/2-b uyarınca, tenfiz isteminden önce Türkiye’de açılmış ve devam eden bir velayet davası varsa, tenfiz işlemleri talik edilebilir veya reddedilebilir (2. HD., 2022/10198).

Yaş Sınırı: Lüksemburg Sözleşmesi hükümleri, 16 yaşını dolduran çocuklar hakkında uygulanamaz. Temyiz incelemesi sırasında çocuğun 16 yaşını doldurması halinde mahkemenin bu durumu yeniden değerlendirmesi gerekir (18. HD., 2015/7759).

4. Görevli Mahkeme ve Usul

Velayet kararlarının tanınması ve tenfizinde görevli mahkeme kural olarak Aile Mahkemeleridir. Ancak yabancı ilamın velayet dışında “vasi atanması” gibi hükümleri de içermesi durumunda, vasiye ilişkin kısmın tanınması ve tenfizinde Asliye Hukuk Mahkemeleri görevli olabilmektedir (2. HD., 2009/9739; 2010/1513). Ayrıca, çocukların Türkiye’de nüfusa kayıtlı olmaması, velayete ilişkin yabancı ilamın tanınmasına engel teşkil etmez; zira nüfus kayıtları kurucu değil bildirici etkiye sahiptir (2. HD., 2015/787).

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, uluslararası sözleşmelerin bulunmadığı veya doğrudan atıf yapılmadığı durumlarda 5718 sayılı MÖHUK hükümlerinin (m. 50, 54, 58) nasıl uygulandığına dair ek bağlam sunmaktadır:

Sözleşme Olmayan Durumlar (Örn. ABD): Türkiye ile arasında velayet konusuna ilişkin ikili veya çok taraflı sözleşme bulunmayan devletlerden (örneğin ABD’nin bazı eyaletleri) alınan kararlarda, MÖHUK m. 54/1-a uyarınca “kanuni veya fiili karşılıklılık” (mütekabiliyet) araştırması yapılmaktadır (2. HD., 2015/17869; 2024/1712).

Kamu Düzeni Değerlendirmesi: Hollanda ve Belçika gibi ülkelerden alınan kararlarda, yabancı ilamda velayet konusunda hüküm bulunmamasının veya anlaşmalı boşanmada tarafların aynı avukatla temsil edilmesinin Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olmadığı ve tanımaya engel teşkil etmediği belirtilmiştir (2. HD., 2023/6109; 2022/9092).

Kısmi Tenfiz: Yabancı ilamın velayet kısmının Türk hukukuna (örneğin o dönemki ortak velayet yasağına) aykırı bulunması durumunda, ilamın boşanmaya ilişkin kısmının kısmen tenfiz edilmesinin mümkün olduğu vurgulanmıştır (2. HD., 2014/7356).

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Uluslararası sözleşmeler çerçevesinde yabancı velayet kararlarının tanınması ve tenfizi, yalnızca dilekçe verilmesiyle sonuçlanan basit bir yargılama süreci değildir. Lüksemburg Sözleşmesi, 1996 Lahey Sözleşmesi, AİHS Ek 7 No’lu Protokol ve MÖHUK hükümleri birlikte değerlendirilmekte; her dosya bakımından tenfiz engelleri, kamu düzeni denetimi, derdestlik, savunma hakkı ve karşılıklılık gibi son derece teknik kriterler ayrı ayrı incelenmektedir.

Özellikle;

Hangi uluslararası sözleşmenin öncelikle uygulanacağının tespiti,

Esastan inceleme yasağına rağmen kamu düzeni itirazının doğru sınırda kurulması,

Ortak velayet, tedbir veya geçici koruma kararlarının güncel Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde sunulması,

Yanlış başvuru nedeniyle tenfizin reddi ya da velayetin askıda kalması riskinin önlenmesi,

ancak bu alanda deneyimli bir avukat tarafından sağlıklı biçimde yönetilebilir.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli çalışmalarıyla Tuzla, Pendik, Kartal, Kadıköy ve Gebze başta olmak üzere;
yabancı velayet kararlarının tanınması, tenfiz davaları, uluslararası aile hukuku ve çocuk hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar alanlarında müvekkillerine güncel içtihatlara dayalı, stratejik ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; uluslararası velayet dosyalarında yapılacak tek bir usul hatası, çocuğun hukuki statüsünü ve ebeveyn–çocuk ilişkisini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sürecin, uzman avukat desteğiyle ve Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde yürütülmesi hem hukuki güvenlik hem de çocuğun üstün yararı açısından zorunludur.

Read More

Yabancı Mahkemelerin Ortak Velayet Kararları Türkiye’de Geçerli mi?

Kamu Düzeni Tartışması, Yargıtay–AYM İçtihatları ve Güncel Uygulama

Yabancı Mahkemelerce Verilen Ortak Velayet Kararlarının Türk Kamu Düzeni Açısından Geçerliliği ve Uygulanabilirliği. Bu çalışma, yabancı mahkemeler tarafından hükmedilen “ortak velayet” kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi süreçlerinde Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) geliştirdiği içtihatlar çerçevesinde hazırlanmıştır. İnceleme, yargı kararlarındaki kronolojik ve doktrinel değişimi esas almaktadır.

1. Geleneksel Yaklaşım: Ortak Velayetin Kamu Düzenine Aykırılığı

Yargıtay’ın geçmiş tarihli kararlarında, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 336. maddesi uyarınca boşanma halinde hakimin velayeti eşlerden birine verme zorunluluğu olduğu, bu düzenlemenin kamu düzeni ile ilgili olduğu vurgulanmıştır.

TMK m. 336 ve MÖHUK m. 38/c İlişkisi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2003, 2006 ve 2014 tarihli kararlarında (2003/3889 K.2006/13638 K., 2014/13375 K.K), yabancı mahkemelerin ortak velayet düzenlemelerinin Türk Medeni Kanunu’na aykırı olduğu ve bu durumun kamu düzenini ihlal ettiği gerekçesiyle tenfiz taleplerinin reddedildiği görülmektedir.

Velayetin “Boşta” Kalması: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi (2012/11131 K.) ve 20. Hukuk Dairesi (2016/9660 K.K, 2017/3841 K.K) kararlarında, ortak velayet hükmünün tenfiz edilmemesi nedeniyle küçüğün velayet hakkının “boş bırakıldığı” tespit edilmiştir. Bu durumda velayetin Türk aile mahkemelerince yeniden düzenlenmesi veya küçüğün vesayet altına alınması gerektiği hükme bağlanmıştır.

Kısmen Tenfiz İmkanı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2016/11377 K.), velayet hükmü kamu düzenine aykırı bulunsa dahi, yabancı ilamın boşanma ve mal paylaşımı gibi diğer kısımlarının MÖHUK m. 56 uyarınca kısmen tenfiz edilebileceğini belirtmiştir.

2. Modern Yaklaşım: Uluslararası Sözleşmeler ve “Açıkça Aykırılık” Kriteri

2017 yılından itibaren Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında, ortak velayetin Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olmadığı yönünde bir içtihat değişikliği yaşanmıştır.

Anayasa m. 90 ve AİHS Ek 7. Protokol: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (2017/1737 K., 2017/13800 K.), AİHS Ek 7 No’lu Protokol’ün 5. maddesindeki “eşlerin hak ve sorumluluklarda eşitliği” ilkesini ve Anayasa’nın 90. maddesini esas almıştır. Bu çerçevede, ortak velayetin Türk toplumunun temel yapısını veya temel çıkarlarını ihlal etmediği, dolayısıyla kamu düzenine “açıkça” aykırı sayılamayacağı sonucuna varılmıştır.

AYM Değerlendirmesi: Anayasa Mahkemesi (06/10/2021 tarihli karar), Yargıtay’ın bu yeni yaklaşımını referans göstererek, taraflar arasında çekişme bulunmaması durumunda ortak velayetin tanınmasının iç hukuka uygun olduğunu teyit etmiştir.

Güncel Uygulama: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2023 tarihli kararlarında (2023/4605 K., 2023/978 K.), yabancı mahkemelerce verilen ortak velayet kararlarının tanınması ve tenfizi onaylanmıştır. Özellikle tarafların aynı vekille temsil edilmesinin dahi tek başına kamu düzenine aykırılık teşkil etmeyeceği vurgulanmıştır.

3. Tenfiz ve Tanıma Şartları

Yabancı ortak velayet kararlarının Türkiye’de geçerlilik kazanması için MÖHUK m. 50-58 arasındaki şartların varlığı aranmaktadır:

Karşılıklılık (Mütekabiliyet): Almanya gibi ülkelerle yapılan sözleşmeler (Lüksemburg Sözleşmesi vb.) çerçevesinde karşılıklılık esası gözetilmektedir (2015/11581 K.).

Kesinleşme ve Apostil: İlamın o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya örneğinin sunulması zorunludur (2015/24938 K.).

Savunma Hakkı: Kararın gıyapta verilmiş olması durumunda, usulüne uygun tebligat yapılıp yapılmadığı kamu düzeni denetiminin bir parçasıdır.

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki hususlar sunulan kararlarda sınırlı bilgi içermesi nedeniyle ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

Velayet Eksikliği: Yabancı boşanma ilamında velayete dair hiçbir hüküm bulunmamasının, ilamın boşanma yönünden tanınmasına engel teşkil etmediği belirtilmiştir (Yargıtay 2. HD, 2023/6305 K.).

Derdestlik İtirazı: Türkiye’de devam eden bir boşanma veya velayet davasının varlığı, yabancı velayet kararının tenfizinde engelleyici bir unsur olarak değerlendirilebilmektedir (Yargıtay 2. HD, 2023/980 K.).

Usul Hukuku ve Kamu Düzeni: Kamu düzeni denetiminin sadece maddi hukukla sınırlı olmadığı, savunma hakkının ihlali gibi usulî hataların da bu kapsamda incelendiği; ancak her usul hatasının “açıkça aykırılık” teşkil etmediği vurgulanmıştır (Yargıtay 11. HD, 2013/4530 K.; Yargıtay 2. HD, 2024/1916 K.).

Sonuç: Güncel yargı pratiğinde, yabancı mahkemelerce verilen ortak velayet kararları, çocuğun üstün yararına aykırı bir durum veya taraflar arasında şiddetli bir çekişme bulunmadığı sürece, uluslararası sözleşmeler ve eşlerin eşitliği ilkesi gereği Türk kamu düzenine aykırı kabul edilmemekte; tanıma ve tenfize konu edilebilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yabancı mahkemelerce verilen ortak velayet kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi, yalnızca şekli bir tanıma süreci olmayıp; kamu düzeni denetimi, uluslararası sözleşmelerin iç hukuka etkisi, AYM–Yargıtay içtihat uyumu, çocuğun üstün yararı ve açıkça aykırılık kriteri gibi son derece teknik değerlendirmeleri içermektedir. Bu nedenle sürecin hatasız yürütülmesi, alanında uzman bir avukat desteğini zorunlu kılar.

Özellikle;

Yabancı ortak velayet kararının eski mi, yeni içtihatlara mı tabi olduğunun doğru analiz edilmesi,

Kararın kısmi mi yoksa tam tenfize mi elverişli olduğunun tespiti,

Kamu düzenine aykırılık iddiasının soyut değil, “açıkça aykırılık” kriteri üzerinden değerlendirilmesi,

Taraflar arasındaki fiilî durumun (çekişme, şiddet iddiası, çocukla kişisel ilişki) dosyaya doğru yansıtılması,

Tenfiz sonrası doğabilecek velayetin askıda kalması, yeni velayet davası açılması veya tedbir talepleri gibi sonuçların öngörülmesi, ancak güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi uygulamalarına hâkim bir hukukçu tarafından sağlıklı biçimde yönetilebilir.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli çalışmalarıyla özellikle Tuzla, Pendik, Kartal ve Tepeören bölgelerinde;

Yurtdışı boşanma kararlarının tanınması,

Ortak velayet kararlarının tenfizi,

Velayetin askıda kalması sonrası açılan aile mahkemesi davaları,

Uluslararası aile hukuku ve yabancılar hukuku uyuşmazlıkları

alanlarında müvekkillerine stratejik, güncel ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; ortak velayet gibi hassas konularda yapılacak tek bir usul hatası, çocuğun hukuki statüsünü, ebeveyn–çocuk ilişkisini ve tarafların uzun vadeli haklarını doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle sürecin, uzman avukat eşliğinde ve güncel içtihatlara uygun şekilde yürütülmesi, hem hukuki güvenlik hem de çocuğun üstün yararı açısından vazgeçilmezdir.

Read More