Türkiye’de Kaçak Yabancılara Af Var mı? 2025–2026’da Af Devam Edecek Mi? Güncel Durum ve Detaylı Açıklama

Türkiye’de ikamet izni süresi dolan, vizesi sona eren ya da herhangi bir nedenle yasal statüsünü kaybeden yabancıların en çok merak ettiği sorulardan biri şudur: “Kaçak yabancılara af var mı, devam ediyor mu? 2026 da devam edecek mi?” Bu yazıda, kamuoyunda “kaçak yabancılara af” olarak bilinen uygulamanın gerçekte ne anlama geldiğini, kimleri kapsadığını ve 2025–2026 döneminde durumun ne olduğunu sade ve anlaşılır bir dille ele alıyoruz

Kaçak Yabancılara Af Ne Demektir?

Öncelikle önemli bir noktayı netleştirmek gerekir: Türkiye’de yürürlükte olan genel bir kaçak yabancılar affı yasası bulunmamaktadır. Ancak buna rağmen, özellikle son yıllarda uygulanan bazı idari düzenlemeler, belirli şartları taşıyan yabancıların ülkeden çıkmadan yeniden yasal statü kazanmasına imkân tanımaktadır. Bu nedenle halk arasında bu uygulamalar “af” olarak adlandırılmaktadır. Yani burada söz konusu olan şey, klasik anlamda bir af değil; yasal statüye dönüş imkânı sağlayan istisnai bir uygulamadır.

2025 Yılında Bu Uygulama Devam Ediyor mu?

Evet. 2025 yılı itibarıyla, özellikle ev hizmetlerinde çalışan yabancılar açısından bu uygulama fiilen devam etmektedir. İkamet izni süresi dolmuş, vize ihlali yapmış ya da daha önce ikamet başvurusu reddedilmiş yabancılar için; doğru koşullar sağlandığında, çalışma izni üzerinden yeniden yasal statü elde etmek mümkündür. Bu uygulama sayesinde: Yabancı kişinin ülkeden çıkması gerekmez, Deport (sınır dışı) riski büyük ölçüde ortadan kalkar, Çalışma izni alındığında ikamet hakkı da kazanılır.

Kimler Bu “Af” Kapsamından Yararlanabilir?

Uygulamanın kapsamı sanıldığı kadar geniş değildir. En kritik nokta, çalışma alanıdır. Bu imkândan genellikle şu kişiler yararlanabilir: Çocuk bakıcısı olarak çalışan yabancılar, Yaşlı veya hasta bakımı yapan yabancılar. Restoran, kafe, fabrika, mağaza, ofis gibi ticari işletmelerde çalışan yabancılar bu kapsamda değerlendirilmez.

Başvuru İçin Ülkeden Çıkmak Gerekir mi?

Hayır. Aksine, çoğu durumda ülkeden çıkış yapmak süreci daha da zorlaştırabilir. Doğru strateji, Türkiye’den ayrılmadan önce başvurunun yapılması ve sürecin hukuka uygun şekilde yürütülmesidir.

Hangi Durumlarda Başvuru Reddedilir?

Her başvuru otomatik olarak kabul edilmez. Özellikle şu durumlar risklidir: Güvenlik veya tahdit kodu bulunması, Gerçekte ev hizmeti olmadığı hâlde bu şekilde başvuru yapılması, İşverenin ekonomik yeterliliğinin olmaması, Yanlış veya eksik beyan. Bu nedenle başvuruların hukuki zemini doğru kurulmadan yapılması ciddi sonuçlara yol açabilir.

2026 Yılında Kaçak Yabancılara Af Devam Eder mi?

Mevcut uygulamalar dikkate alındığında, 2026 yılında da benzer bir sistemin devam etmesi kuvvetle muhtemeldir. Ancak unutulmamalıdır ki bu tür düzenlemeler: Kanundan çok idari uygulamalara dayanır. Şartlar ve kapsam zamanla değişebilir. Bu nedenle her somut olayın güncel mevzuat çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Sonuç olarak Gerçekten Af Var mı?

Özetle: ✔ Genel bir af yasası yok, ✔ Ancak ev hizmetlerinde çalışan yabancılar için fiilî bir yasal statüye dönüş imkânı var, ✔ 2025’te uygulama devam ediyor, ✔ 2026 için beklenti olumlu, ancak dikkatli olunmalı. Bir yazı önerisi.

Kaçak Yabancılara Af Sürecinde Uzman Avukat Desteği Neden Hayati Öneme Sahiptir?

Kamuoyunda “kaçak yabancılara af” olarak bilinen uygulama, her başvuru için otomatik olarak sonuç doğuran bir hak değildir. Aksine bu süreç; idarenin takdir yetkisine, başvurunun içeriğine ve somut olayın özelliklerine göre farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle sürecin hukuki açıdan doğru kurgulanması son derece önemlidir.

Özellikle İstanbul gibi yabancı nüfusun yoğun olduğu şehirlerde; ikamet ihlali, vize aşımı, kaçak çalışma ve deport riski iç içe geçmiş durumdadır. Uygulamada en sık karşılaşılan dosyalar; Fatih, Esenyurt, Küçükçekmece, Başakşehir, Zeytinburnu, Bağcılar, Avcılar, Sultanbeyli, Pendik ve Tuzla gibi ilçelerde yaşayan yabancılara ilişkindir. Bu bölgelerde yapılan hatalı başvurular, çoğu zaman doğrudan tahdit kodu tanımlanması ve sınır dışı işlemleriyle sonuçlanabilmektedir.

Bu kapsamda;

Yabancı hakkında G, Ç, N gibi tahdit kodlarının bulunup bulunmadığının önceden tespiti,

Başvurunun gerçekten ev hizmetleri kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin hukuken analiz edilmesi,

İşverenin maddi ve hukuki yeterliliğinin mevzuata uygun şekilde ortaya konulması,

Eksik, çelişkili veya gerçeğe aykırı beyanların deport ve giriş yasağına yol açmaması,

Ret hâlinde itiraz, yeni başvuru veya dava yolunun doğru belirlenmesi

ancak yabancılar hukuku alanında uzman bir avukat tarafından sürecin baştan sona yönetilmesiyle mümkündür.

Bu noktada, İstanbul Tuzla merkezli olarak faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yabancılar hukuku, ikamet ve çalışma izni başvuruları, deport işlemleri ve tahdit kodlarının kaldırılması alanlarında; özellikle İstanbul’un yabancı nüfusunun yoğun olduğu ilçelerde yaşayan müvekkillere etkin ve güncel hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Unutulmamalıdır ki; bu süreçte yapılan hatalar yalnızca başvurunun reddiyle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda sınır dışı edilme, uzun süreli Türkiye’ye giriş yasağı ve ileride yapılacak tüm ikamet ve çalışma izni başvurularının olumsuz etkilenmesi sonucunu doğurabilmektedir.

Bu nedenle 2025–2026 döneminde “kaçak yabancılara af” kapsamında değerlendirilen her somut olayın, kişiye özel olarak ve güncel mevzuat ışığında, uzman avukat desteğiyle ele alınması hayati önem taşımaktadır.

Read More

Yurt Dışı Borçlanması ile Türkiye’den Emekli Olmak Mümkün mü? Kimler Yararlanabilir, Şartlar Nelerdir?

1. Yurt Dışı Borçlanması : Genel Değerlendirme ve Yasal Dayanak 

3201 sayılı “Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun” uyarınca, yurt dışında geçen çalışma, işsizlik ve ev kadınlığı sürelerinin borçlanılması yoluyla Türkiye’den emekli olunması mümkündür. Bu hak, 18 yaşını doldurmuş Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup çıkma izniyle vatandaşlığı kaybedenlere (Mavi Kart sahipleri) tanınmıştır. Borçlanılan süreler; malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde Türkiye’deki sosyal güvenlik sistemine tabi geçmiş hizmet gibi değerlendirilir.

2. Borçlanma Şartları ve Kapsamı 

Yurtdışı borçlanması yapabilmek için temel şartlar şunlardır:

Vatandaşlık Şartı: Borçlanılmak istenen sürelerde Türk vatandaşı olunması esastır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (2005/682-2005/618Ka), çalışmanın geçtiği dönemde Türk vatandaşı olmayanların (sonradan vatandaşlığa alınanlar dahil) bu haktan yararlanamayacağını teyit etmiştir. Ancak, Türk vatandaşlığından izinle çıkanların vatandaşlık dönemindeki süreleri borçlanma hakkı saklıdır (Yargıtay 21. HD, 2014/14402K).

Borçlanılabilecek Süreler: 18 yaşın ikmalinden sonra yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri, bu süreler arasındaki bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ve kadınlar için yurt dışında ev hanımı olarak geçen süreler borçlanılabilir.

Belgelendirme: Borçlanma talebinde bulunanların yurt dışı hizmetlerini ispatlayıcı belgelerle (hizmet cetveli, ikamet belgesi, vergi dairesi kayıtları vb.) kuruma sunması zorunludur. Yargıtay 10. HD (2024/9323K), belgenin niteliği konusundaki eksikliklerin emekli aylığının iptaline yol açabileceğini, ancak geçerli belgelerin (örneğin Büyükelçilik onaylı hizmet belgesi) sunulmasıyla bu durumun düzeltilebileceğini belirtmiştir.

3. Emeklilik (Aylık Bağlanma) Şartları

 Borçlanma yapılmış olması tek başına emeklilik için yeterli değildir. Yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:

Prim ve Yaş Şartı: Borçlanılan süreler ve varsa Türkiye’deki primlerle birlikte ilgili mevzuattaki (4/a, 4/b veya 4/c) yaş ve gün şartlarının tamamlanması gerekir.

Borcun Tamamen Ödenmesi: Tahakkuk ettirilen borç tutarının tamamının ödenmiş olması şarttır.

Yurda Kesin Dönüş Şartı: 3201 sayılı Kanun m. 6 uyarınca en kritik şartlardan biri “yurda kesin dönüş” yapılmış olmasıdır. Yargıtay 10. HD (2024/12551Kaynak) ve Anayasa Mahkemesi (2019/101K) kararlarına göre kesin dönüş; yurt dışındaki çalışmaların sona ermesi, ikamete dayalı bir sosyal sigorta ya da sosyal yardım ödeneği alınmaması durumunu ifade eder. Kesin dönüş, mutlak anlamda Türkiye’ye yerleşmek veya yurt dışına çıkmamak anlamına gelmez; ancak yabancı ülke mevzuatına tabi çalışmak veya ikamete dayalı ödenek almak aylığın bağlanmasına engeldir veya bağlanan aylığın kesilmesine neden olur.

4. Başvuru Usulü ve Borç Hesaplama

Başvuru Mercisi: Türkiye’de sigortalılığı olanlar en son tabi oldukları kuruma (SGK, Emekli Sandığı vb.), sigortalılığı olmayanlar ise Sosyal Güvenlik Kurumu’na yazılı olarak başvurmalıdır. Yargıtay 21. HD (2009/13070K), son defa Emekli Sandığı’na tabi olan bir kişinin SSK’ya yaptığı başvurunun geçersiz sayılacağına hükmetmiştir.

Borç Tutarı ve Ödeme: Borç tutarı, başvuru tarihindeki prime esas günlük kazanç alt ve üst sınırları arasında seçilecek tutarın %45’i (bazı kararlarda %32 olarak belirtilse de güncel uygulamada %45 vurgulanmıştır) üzerinden hesaplanır (Yargıtay 10. HD, 2022/11594K). Tahakkuk eden borç, tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde ödenmelidir. Bu süre içinde ödenmeyen borçlar için yeniden başvuru yapılması gerekir.

Sigortalılık Başlangıcı: Türkiye’de sigortalılık varsa, borçlanılan süre kadar geriye gidilerek başlangıç tarihi belirlenir. Türkiye’de hiç çalışma yoksa, borç ödenen tarihten borçlanılan süre kadar geriye gidilerek sigorta başlangıcı tespit edilir (Yargıtay 10. HD, 2022/10534Kaynak).

5. Özel Durumlar: Zorunlu Göç (Bulgaristan Örneği) 

3201 sayılı Kanun’un Geçici 6. maddesi uyarınca, 01.01.1989 – 08.05.2008 tarihleri arasında zorunlu göçe tabi tutularak Türk vatandaşlığına geçenlerin, geldikleri ülkedeki çalışma sürelerini borçlanma hakları mevcuttur. Danıştay İDDK (2019/3102), bu haktan yararlanmak için İskan Kanunu kapsamında vatandaşlığa alınma şartının aranmasının hukuka aykırı olduğunu ve zorunlu göçün belgelenmesinin yeterli olduğunu belirtmiştir. Ayrıca bu hak, sadece yaşlılık aylığı için değil, hak sahipleri tarafından ölüm aylığı için de kullanılabilir (Yargıtay 21. HD, 2016/8143K).

6. İkincil Kaynaklar ve Tamamlayıcı Bilgiler 

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi veya usuli tartışmalar içermesi nedeniyle ikincil kaynak olarak değerlendirilmiştir:

Görevli Yargı Yolu: 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu kapsamındaki borçlanma uyuşmazlıklarında idari yargı (İdare Mahkemeleri/Danıştay) görevliyken, 506 veya 5510 sayılı Kanun kapsamındaki uyuşmazlıklarda adli yargı (İş Mahkemeleri) görevldir (Yargıtay 10. HD, 2013/1190; Uyuşmazlık Mahkemesi, 2013/1704K).

Fiili Çalışma Şartı: Bazı durumlarda borçlanma öncesi Türkiye’de yapılan kısa süreli çalışmaların “fiili ve gerçek” olup olmadığı SGK tarafından denetlenmekte; sahte sigortalılık tespit edilmesi halinde borçlanma ve buna bağlı emeklilik iptal edilebilmektedir (Yargıtay 10. HD, 2024/4656).

Vatandaşlık Şartına İlişkin Farklı Görüşler: Danıştay 11. Dairesi (2009/8062K) bir kararında, kanunda hizmetin geçtiği tarihte Türk vatandaşı olma şartının açıkça yazmadığını belirterek farklı bir yorum getirmişse de, Yargıtay içtihatları genel olarak çalışma döneminde vatandaşlık şartını aramaktadır.

Teknik Hizmet Borçlanması: Bulgaristan’dan gelenlerin teknik hizmetlerde geçen sürelerinin (borçlanma yapılmaksızın) derece ve kademe intibakında değerlendirilebileceğine dair 657 sayılı Kanun hükümleri de uygulama alanı bulabilmektedir (Danıştay 12. Daire, 2018/5344K). Bir makale önerisi.

Yurt Dışı Borçlanması ile Emeklilikte Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Yurt dışı borçlanması, yalnızca prim ödemesinden ibaret olmayıp; vatandaşlık statüsü, belgelendirme, kesin dönüş, sigortalılık başlangıcı ve borcun doğru hesaplanması gibi birçok teknik unsurun birlikte değerlendirilmesini gerektiren karmaşık bir süreçtir. Bu alan, uygulamada en sık emeklilik iptali ve aylık kesilmesi ile sonuçlanan uyuşmazlıkların yaşandığı sosyal güvenlik konularından biridir.

Özellikle;

Borçlanılacak sürelerde Türk vatandaşlığı şartının yanlış değerlendirilmesi,

Yurt dışı hizmetlerin eksik veya hatalı belgelerle borçlanılması,

Yurda kesin dönüş” şartının yanlış yorumlanması,

Yanlış kuruma başvuru yapılması veya sigorta başlangıcının hatalı tespiti,

Sahte veya fiili olmayan çalışmalar nedeniyle SGK denetimleri sonucu emekliliğin iptali,

gibi hususlar, geri dönülmesi güç hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla şekillenen bu alanda, her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi ve başvurunun en baştan doğru stratejiyle yapılması büyük önem taşır. Aksi halde yıllarca bağlanan emekli aylıkları dahi geriye dönük olarak iptal edilebilmektedir.

İstanbul Anadolu Yakası’nda ve özellikle Tuzla bölgesinde sosyal güvenlik hukuku alanında faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, yurt dışı borçlanması, emeklilik başvuruları ve SGK kaynaklı uyuşmazlıklarda müvekkillerine önleyici danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır.

Yurt dışı borçlanması ile emeklilik sürecinde hata yapmamak ve emeklilik hakkınızı güvence altına almak için süreci mutlaka uzman bir avukat eşliğinde yürütün. Tuzla / İstanbul – 2M Hukuk Avukatlık Bürosu

Read More

İşe İade Davalarında Arabuluculuk Zorunlu mu? Güncel Yargıtay ve AYM Uygulaması

1. İşe İade Davası Yasal Dayanak ve Arabuluculuğun Dava Şartı Niteliği

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması bir dava şartıdır. Bu düzenleme 01.01.2018 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, bu tarihten itibaren açılan işe iade davalarında arabuluculuk süreci tüketilmeden doğrudan dava açılması hukuken mümkün değildir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesi de bu zorunluluğu teyit ederek; iş sözleşmesi feshedilen işçinin, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı iddiasıyla, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurmak zorunda olduğunu hükme bağlamıştır.

2. Başvuru Süreleri ve Usulü

Yargı kararları ve ilgili mevzuat çerçevesinde işe iade sürecine ilişkin süreler şu şekilde belirlenmiştir:

Arabulucuya Başvuru Süresi: Fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde yapılmalıdır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında, bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ve bu süre geçtikten sonra yapılan başvuruların dava şartı yokluğu nedeniyle reddedileceği vurgulanmıştır.

Dava Açma Süresi: Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılmalıdır.

Belge Sunma Zorunluluğu: Davacı, arabuluculuk son tutanağının aslını veya onaylı bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Tutanağın eklenmemesi halinde mahkemece bir haftalık kesin süre verilir; bu süre içinde de sunulmazsa dava usulden reddedilir. Hiç başvurulmadan dava açılması durumunda ise herhangi bir işlem yapılmaksızın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden ret kararı verilir.

3. Asıl İşveren-Alt İşveren İlişkisinde Özel Durum

7036 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 15. fıkrası, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın sağlanabilmesi için her iki işverenin de görüşmelere birlikte katılması ve iradelerinin birbirine uygun olması gerektiğini düzenlemiştir.

Yargıtay Uygulaması: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, bu hüküm gereğince asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte arabulucuya başvurulmasını zorunlu görmekte; sadece birine başvurulması durumunda dava şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın reddi gerektiğini belirtmektedir.

Anayasa Mahkemesi İptal Kararı (AYM-2024/157K): Anayasa Mahkemesi, 03.06.2025 tarihli kararıyla bu fıkrayı (m.3/15) iptal etmiştir. Mahkeme, işçiye “asıl işveren-alt işveren ilişkisini araştırma yükümlülüğü” yüklenmesinin mahkemeye erişim hakkını orantısız sınırladığına ve ölçülülük ilkesini ihlal ettiğine karar vermiştir.

4. Anayasa Mahkemesi’nin “Aşırı Şekilcilik” ve “Erişim Hakkı” Değerlendirmeleri

Anayasa Mahkemesi, işe iade davalarında arabuluculuk şartının yorumlanmasına ilişkin önemli kriterler belirlemiştir:

Başvuru Formu vs. Son Tutanak: AYM, arabuluculuk başvuru formunda “işe iade” kutucuğunun işaretlenmemiş olmasını tek başına ret sebebi sayan yerel mahkeme kararlarını “aşırı şekilci” bulmuştur. Önemli olanın, son tutanak içeriğinden işe iade konusunun müzakere edilip edilmediğinin anlaşılması olduğu belirtilmiştir.

Süre Başlangıcı: AYM, arabuluculuğa başvuru süresinin (bir ay) başlangıcında, sözleşme türünün ve fesih usulünün titizlikle incelenmesi gerektiğini, bu inceleme yapılmadan davanın süre aşımından reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade etmiştir.

5. Arabuluculuk Sürecinin Sonuçları ve Ücretlendirme

Anlaşma Durumu: Arabuluculukta işe iade veya işe başlatmama tazminatı konusunda anlaşma sağlanması halinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında dava açılamaz. Bu tutanak ilam niteliğindedir.

Anlaşamama Durumu: Taraflar anlaşamazsa, iki saatlik arabuluculuk ücreti Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Bu ücret, ileride yargılama gideri olarak davanın haksız çıkan tarafından tahsil edilir.

Hukuki Yarar: İşverenin arabuluculukta işe iadeyi kabul etmesine rağmen işçinin diğer şartlarda (boşta geçen süre vb.) anlaşamaması durumunda, işçinin dava açmakta halen hukuki yararının bulunduğu kabul edilmektedir.

6. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar uyarınca aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurulmalıdır:

Karşı Davalar: Asıl davada arabuluculuk süreci yürütülmüşse ve karşı davadaki talep (örneğin işverenin ihbar tazminatı talebi) arabuluculuk görüşmelerinde açıkça müzakere edilip tutanağa bağlanmışsa, karşı dava için ayrıca arabulucuya başvurulması gerekmediği değerlendirilmektedir.

Tutanak İçeriği: 02.07.2018 tarihinden sonraki başvurularda, son tutanakta hangi alacak kalemlerinin (işe iade, kıdem, ihbar vb.) müzakere edildiğinin açıkça belirtilmesi şarttır. Soyut ifadeler içeren tutanaklar, dava şartının gerçekleşmediği şeklinde yorumlanabilmektedir.

İhtiyari Arabuluculuk ve İptal Davaları: İhtiyari arabuluculuk tutanağının irade fesadı gibi nedenlerle iptali isteniyorsa, bu durumun asıl işe iade davasında bir ön sorun olarak mı inceleneceği yoksa müstakil bir dava konusu mu olacağı hususunda yargı kararları arasında usuli tartışmalar bulunmaktadır.

Ticari Davalarla Farkı: Ticari uyuşmazlıklarda (örneğin çek istirdadı) arabuluculuk şartı Türk Ticaret Kanunu’na dayanırken, işe iade davalarında bu şart doğrudan İş Mahkemeleri Kanunu ve İş Kanunu’ndan kaynaklanmaktadır.

Sonuç: İşe iade davaları, 7036 sayılı Kanun uyarınca mutlak surette dava şartı olan arabuluculuğa tabidir. Fesih bildiriminden itibaren bir ay içinde arabulucuya başvurulması ve anlaşamama halinde iki hafta içinde davanın açılması usuli bir zorunluluktur. Bu şartların ihlali, davanın esasına girilmeden usulden reddine sebebiyet vermektedir. Bir yazı önerisi.

İşe İade Davalarında Arabuluculuk Sürecinde Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

İşe iade davalarında arabuluculuk, mutlak dava şartı olup; süreler, usul kuralları ve tutanak içeriğine ilişkin en küçük hata dahi davanın esasa girilmeden usulden reddine yol açabilmektedir. Bu nedenle arabuluculuk sürecinin, başvuru aşamasından son tutanağın düzenlenmesine kadar uzman bir iş hukuku avukatı eşliğinde yürütülmesi hayati önem taşır.

Özellikle;

1 aylık arabulucuya başvuru süresinin yanlış hesaplanması,

Arabuluculuk başvurusunda işe iade talebinin açıkça ortaya konulmaması,

Son tutanakta müzakere edilen taleplerin soyut veya eksik yazılması,

Asıl işveren–alt işveren ilişkisinde yanlış muhataba başvuru yapılması,

AYM ve Yargıtay’ın “aşırı şekilcilik” ve “erişim hakkı” kriterlerinin göz ardı edilmesi,

işçilerin haklı oldukları halde davayı kaybetmelerine neden olabilmektedir.

Uygulamada sıkça görüldüğü üzere, arabuluculuk süreci usulüne uygun yürütülmediğinde mahkemeler, feshin geçerliliğini hiç incelemeden dava şartı yokluğu gerekçesiyle ret kararı vermektedir. Bu nedenle arabuluculuk, yalnızca şekli bir ön aşama değil; davanın kaderini belirleyen stratejik bir süreçtir.

İstanbul Anadolu Yakası’nda ve özellikle Tuzla bölgesinde iş hukuku alanında faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, işe iade davaları ve zorunlu arabuluculuk süreçlerini; güncel Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatları ışığında, hak kaybı yaşanmaması amacıyla titizlikle yürütmektedir. İşe iade davası açmadan önce arabuluculuk sürecini doğru yönetmek, davayı kazanmanın ilk ve en önemli adımıdır. Tuzla / İstanbul – 2M Hukuk Avukatlık Bürosu

Read More

SGK Çıkış Kodu 49 Nedir? Kıdem–İhbar Tazminatı, İşe İade ve Açılabilecek Davalar

1. SGK Çıkış Kodu 49’un Mahiyeti ve Hukuki Dayanağı

SGK çıkış kodu 49, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-(h) bendi uyarınca “işçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı hâlde yapmamakta ısrar etmesi” durumunu ifade eder. Bu kod, işverene iş sözleşmesini haklı nedenle ve tazminatsız olarak derhal feshetme yetkisi veren “Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Aykırılık” halleri kapsamında değerlendirilmektedir. Yargıtay kararlarında bu kod, işçinin performans düşüklüğü veya verimsizliğinden ziyade, kendisine hatırlatılan görevleri yerine getirmeme konusundaki “ısrarı” üzerine temellenmektedir.

2. SGK Çıkış Kodu 49 Açılabilecek Davalar

SGK çıkış kodu 49 ile işten çıkarılan bir işçinin başvurabileceği hukuki yollar şunlardır:

Kıdem ve İhbar Tazminatı Davaları: İşçi, feshin haksız olduğunu ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer işçilik alacaklarının (yıllık izin, fazla mesai vb.) tahsilini talep edebilir.

İşe İade Davası: İş güvencesi kapsamında olan işçiler, feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade talebiyle dava açabilirler. Feshin şekli şartlara (yazılı bildirim, savunma alma) veya içerik şartlarına (haklı/geçerli neden) aykırı olması durumunda bu dava kabul edilmektedir.

Çıkış Kodunun Düzeltilmesi (Tespit) Davası: (İkincil Kaynak) İşçi, SGK kayıtlarındaki hatalı veya gerçeğe aykırı çıkış kodunun (örneğin 49 yerine 04 veya 25 olarak) düzeltilmesi için tespit davası açabilir. Bu dava, özellikle işsizlik ödeneğinden yararlanma ve yeni iş başvurularında engel teşkil etmemesi açısından önem arz eder.

İşsizlik Ödeneğine İlişkin Davalar: (İkincil Kaynak) Kod 49 bildirimi nedeniyle işsizlik ödeneği başvurusu reddedilen işçi, feshin aslında işçi tarafından haklı nedenle yapıldığını veya işverenin feshinin haksız olduğunu ispatlayarak bu işlemin iptalini ve ödeneğe hak kazandığının tespitini isteyebilir.

3. SGK Çıkış Kodu 49’da İspat Yükü Dağılımı

Yargı kararlarında ispat yükü konusunda yerleşik ilkeler şunlardır:

İşverenin İspat Yükü: İş akdinin haklı nedenle feshedildiğine ilişkin ispat yükü tamamen işveren üzerindedir. İşveren, işçinin görevlerini yapmadığını ve bu konuda kendisine hatırlatma yapılmasına rağmen ısrarını sürdürdüğünü somut delillerle kanıtlamalıdır.

Kodla Bağlılık İlkesi: İşveren, SGK’ya bildirdiği çıkış kodu ile bağlıdır ve fesih nedenini sonradan değiştiremez. Eğer bildirim “haklı neden bildirilmeden fesih” (Kod 04) olarak yapılmışsa, işverenin mahkemede haklı fesih savunması yapması zorlaşmaktadır.

İşçinin İspat Yükü: Feshin sendikal bir nedene dayandığı iddia ediliyorsa, bu iddianın ispat yükü işçiye aittir. Ayrıca, ücret alacaklarının ödendiğini ispat yükü işverende iken; fazla çalışma, hafta tatili gibi alacakların varlığını ispat yükü işçidedir.

4. İşverenin Fesih Öncesi Yapması Gerekenler ve Uyarı Prosedürü

Kod 49 kapsamında yapılacak bir feshin hukuka uygun sayılabilmesi için işverenin şu prosedürleri izlemesi gerekmektedir:

Görevlerin Hatırlatılması ve Israrın Tespiti: İşçiye yapması gereken görevler açıkça hatırlatılmalı ve işçinin bu görevleri yapmamakta “ısrar ettiği” tutanaklarla belgelenmelidir.

Savunma Alma Zorunluluğu: İş Kanunu md. 19 uyarınca, işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle fesih yapılmadan önce mutlaka işçinin savunması alınmalıdır. Savunma alınmadan yapılan fesihler, Yargıtay tarafından “şeklen geçersiz” kabul edilmektedir.

Yazılı Bildirim ve Açıklık: Fesih bildirimi yazılı yapılmalı ve fesih sebebi “açık ve kesin” bir şekilde belirtilmelidir. “Vb. nedenler” gibi muğlak ifadeler feshin geçersizliğine yol açabilir.

Ölçülülük İlkesi ve Son Çare Olması: (İkincil Kaynak) Fesih, başvurulacak son çare olmalıdır. İşçiye davranışını düzeltmesi için makul bir süre tanınmalı, ihtar ve uyarı mekanizmaları işletilmelidir. İlk eylemde doğrudan fesih yoluna gidilmesi ölçülülük ilkesine aykırı bulunabilir.

5. Somut Örnek Analizleri

Örnek 1 (Savunma Eksikliği): Bir işçinin “verilen işi yapmak istememesi ve verimsiz çalışması” gerekçesiyle işten çıkarıldığı olayda, işverenin fesih öncesi savunma almadığı tespit edilmiştir. Yargıtay, savunma alınmamasını doğrudan feshin geçersizliği ve işe iade nedeni saymıştır.

Örnek 2 (Görev Alanı Dışı İşler): Forklift operatörü olarak çalışan bir işçinin, görev alanı olmayan yerlerde çalışması ve işyeri düzenini bozması nedeniyle uyarılmasına rağmen bu davranışlarını sürdürmesi üzerine yapılan fesih, somut tutanaklar ve savunma kayıtları ile desteklendiğinde haklı bulunabilmektedir.

Örnek 3 (Performans ve İhtar): (İkincil Kaynak) Sentetik elyaf üretim işçisinin düşük performans göstermesi üzerine işverenin savunma aldığı, ihtar verdiği ve ertesi gün verimsizliğin devam ettiğini tespit ettiği durumda, usulüne uygun ihtar ve savunma süreci işletildiği için Kod 49 bildirimi hukuka uygun değerlendirilmiştir.

Örnek 4 (İşverenin İspat Yetersizliği): İşverenin, işçinin makineler zarar verdiği iddiasıyla yaptığı fesihte, zarara ilişkin somut belge veya tutanak sunamaması durumunda, mahkeme “ispat yükünün yerine getirilmediği” gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatına hükmetmektedir.

6. İkincil Kaynaklardan Ek Notlar

Tespit Davasında Hukuki Yarar: İşten çıkış kodunun düzeltilmesi için açılan tespit davalarında, işçinin bu davayı açmakta “güncel bir hukuki yararının” (örneğin işsizlik maaşı alamama veya yeni iş bulamama) bulunması şarttır.

Arabuluculuk Etkisi: Arabuluculuk anlaşma belgesi ile işçiye kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi kararlaştırılmışsa, SGK genelgeleri uyarınca bu belgeye dayanarak çıkış kodunun değiştirilmesi mümkündür.

Disiplin Kurulu Süreci: Toplu iş sözleşmesi olan işyerlerinde, disiplin kurulu kararı ve savunma süreci işletilmeden yapılan fesihler, hak düşürücü süreler içinde olsa dahi usulden iptal edilebilmektedir.Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | SGK Çıkış Kodu 49’da Hak Kaybı Yaşamamak İçin

SGK çıkış kodu 49, uygulamada en sık haksız veya hatalı fesih iddialarına konu olan çıkış kodlarından biridir. Bu kodla yapılan fesihlerde; kıdem ve ihbar tazminatının tamamen kaybedilmesi, işsizlik ödeneğinden yararlanamama ve işe iade davasının reddi gibi son derece ağır sonuçlar doğabilmektedir. Bu nedenle sürecin başından itibaren uzman avukat desteği alınması hayati önem taşır.

Özellikle;

İşverenin, işçinin görevini yapmadığını ve hatırlatmaya rağmen ısrar ettiğini somut ve yazılı delillerle ispatlayamaması,

Savunma alınmadan veya usule aykırı şekilde yapılan fesihler,

SGK’ya bildirilen çıkış kodu ile mahkemede ileri sürülen fesih nedeninin birbiriyle örtüşmemesi,

Kod 49’un gerçekte performans düşüklüğü, kişisel uyuşmazlık veya sendikal neden gibi sebeplerin örtülmesi amacıyla kullanılması,

Çıkış kodunun düzeltilmesi davalarında hukuki yararın doğru kurulmamış olması,

gibi hususlar, davanın kaderini doğrudan etkilemektedir.

Uygulamada sıkça görüldüğü üzere; işverenin ispat yükünü yerine getirememesi halinde Kod 49’a rağmen kıdem ve ihbar tazminatına hükmedilmekte, hatta şartları varsa işe iade kararı verilebilmektedir. Ancak bu sonuca ulaşılabilmesi, Yargıtay içtihatlarına hâkim, delil stratejisini doğru kuran ve süreci usule uygun yöneten bir avukatla mümkündür.

Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul Tuzla merkezli ofisiyle; SGK çıkış kodları, haksız fesih, işe iade ve işçilik alacakları davalarında işçi ve işveren müvekkillerine profesyonel hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmeti sunmaktadır. SGK Çıkış Kodu 49 ile işten çıkarıldıysanız veya bu kodla fesih yapmayı planlıyorsanız, telafisi güç hak kayıpları yaşamamak için süreci mutlaka uzman bir avukatla yürütün. Tuzla / İstanbul – 2M Hukuk Avukatlık Bürosu

Read More

İşe iade davası ne kadar sürer ve dava sürecinde işçi maaş alır mı?

1. İşe İade Davasının Süresi

İşe iade davası ne kadar sürer ve dava sürecinde işçi maaş alır mı? 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca, işe iade davaları için kanun koyucu tarafından belirli süreler öngörülmüştür. İlgili maddeye göre; işçi fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde dava açmalı, ilk derece mahkemesi davayı seri yargılama usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırmalı ve temyiz halinde Yargıtay bir ay içinde kesin karar vermelidir. Kanuni düzenleme, yargılamanın toplamda en geç dört ay içinde tamamlanmasını hedeflemektedir (Yargıtay 10. HD., 2009/10508 E.; 22. HD., 2012/17965 E.K).

Ancak Yargıtay kararlarında, uygulamadaki iş yoğunluğu nedeniyle bu süreler içinde davanın karara bağlanmasının mümkün olmadığı ve sürecin dört ayı aştığı sıklıkla vurgulanmaktadır. Somut dosya örneklerinde dava sürelerinin değişkenlik gösterdiği görülmektedir:

Bazı uyuşmazlıklarda fesih tarihi ile kararın kesinleşmesi arasında yaklaşık 1,5 yıl (Yargıtay HGK, 2015/1035 E.K) veya 2,5 yıl (Yargıtay 10. HD., 2009/10508 E.) gibi süreler geçtiği tespit edilmiştir.

İstisnai durumlarda, davanın açılmasından kısa süre sonra işverenin işçiyi işe başlatması halinde sürecin yaklaşık bir ay gibi kısa bir sürede sonuçlandığı da görülmüştür (Yargıtay 9. HD., 2016/21600 E.).

2. İşe İade Dava Sürecinde Maaş ve Ücret Hakları

İşe iade davası devam ederken işçiye düzenli bir maaş ödemesi yapılmaz. Ancak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21/3. maddesi, feshin geçersizliğine karar verilmesi durumunda işçiye “boşta geçen süre ücreti” adı altında bir ödeme yapılmasını düzenlemektedir.

Boşta Geçen Süre Ücreti: Mahkeme feshin geçersizliğine karar verdiğinde, kararın kesinleşmesine kadar işçinin çalıştırılmadığı süre için en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarının ödenmesine hükmeder. Bu dört aylık süre bir üst sınırdır; eğer yargılama süreci dört aydan kısa sürerse, sadece fiili boşta geçen süre kadar ücret ödenir (Yargıtay 22. HD., 2016/25331 E.K; 9. HD., 2010/2987 E.K).

Ödeme Zamanı: Bu ücret dava sürecinde peşin olarak ödenmez. İşçinin, kesinleşen kararın tebliğinden itibaren on iş günü içinde işe başlamak için işverene başvurması şartına bağlıdır. İşçi süresinde başvurmazsa veya başvurusu samimi bulunmazsa bu ücrete hak kazanamaz (Yargıtay 10. HD., 2009/10508 E.; HGK, 2015/1035 E.).

Sigorta ve Primler: Çalışılmış gibi kabul edilen en çok dört aylık süre için iş kazaları, meslek hastalıkları ve işsizlik sigortası dahil tüm sigorta primlerinin işverence ödenmesi ve bu sürenin hizmetten sayılması zorunludur (Yargıtay 10. HD., 2008/13819 E.).

Dava Sırasında İşe Başlatma: Eğer işçi dava devam ederken işe başlatılırsa, fesih tarihi ile işe başlama tarihi arasındaki süre (yine en çok 4 ay ile sınırlı olmak üzere) için ücret ve diğer hakları tespit edilerek işçiye ödenir (Yargıtay 9. HD., 2015/11668 E.).

3. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Bilgiler

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararları, dava süreçlerinin ve ücret haklarının somut olaylardaki görünümüne dair ek bağlam sunmaktadır:

Süreç Örnekleri: Bir olayda fesih ile kesinleşme arasının 7 ay sürdüğü (HGK, 2018/176 E.), bir diğerinde ise yaklaşık 2,5 yıl sürdüğü (HGK, 2013/428 E.) görülmektedir. Temyiz ve direnme kararlarıyla birlikte toplam sürecin 4 yılı aşabildiği vakalar mevcuttur.

Ücretin Muacceliyeti: Boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklar, işçinin işe iade için işverene başvurduğu anda muaccel hale gelir (Yargıtay 9. HD., 2008/21859 E.).

Samimiyet Şartı: İşçinin işe başlama başvurusunun samimi olması gerektiği, işverenin davetine rağmen işe başlamayan işçinin “gerçek amacının işe başlamak olmadığı” kabul edilerek boşta geçen süre ücreti talebinin reddedilebileceği vurgulanmıştır (Yargıtay 22. HD., 2011/15161 E.).

Dava Sırasında İşe İade: Yargılama devam ederken işe başlatılma durumunda, işe iade ve işe başlatmama tazminatı talepleri konusuz kalmakla birlikte, o tarihe kadar geçen boşta süre için (maksimum 4 ay) ücret hakkı saklı kalmaktadır (Yargıtay 9. HD., 2016/27391 E.; 9. HD., 2015/27438 E.). Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | İşe İade Davalarında Hak Kaybı Yaşamamak İçin

İşe iade davaları; kesin süreler, samimiyet şartı, boşta geçen süre ücreti, sigorta primleri ve usul kuralları bakımından teknik ayrıntılar içeren, hataya toleransı olmayan dava türlerindendir. Sürecin herhangi bir aşamasında yapılacak küçük bir usul hatası; işçinin boşta geçen süre ücretini tamamen kaybetmesine, işveren açısından ise öngörülemeyen mali yükümlülüklerle karşılaşılmasına yol açabilmektedir.

Özellikle;

Bir aylık dava açma süresinin kaçırılması,

Kesinleşen karar sonrası 10 iş günü içinde yapılması gereken işe başlama başvurusunun usule uygun ve samimi olmaması,

Boşta geçen süre ücretinin en fazla 4 ayla sınırlı olduğunun göz ardı edilmesi,

Sigorta primleri ve ücret alacaklarının muacceliyet anının yanlış belirlenmesi,

Yargıtay içtihatlarına aykırı taleplerle davanın zayıflatılması

gibi durumlar, geri dönüşü olmayan hak kayıplarına neden olabilmektedir.

Bu nedenle işe iade sürecinin, baştan sona iş hukuku alanında deneyimli bir avukat tarafından yönetilmesi büyük önem taşır. İstanbul Tuzla merkezli 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, işe iade davaları ve işçilik alacakları konusunda güncel Yargıtay ve HGK kararlarını esas alan uygulamalarıyla; hem işçi hem de işveren müvekkillerine güvenilir ve etkin hukuki destek sunmaktadır.

Read More

İşe iade davasında boşta geçen süre ücreti ve tazminat ne kadardır?

1. İşe iade davası Yasal Çerçeve ve Genel Esaslar 

4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca, feshin geçersizliğine ve işçinin işe iadesine karar verildiğinde, işverenin işçiyi bir ay içinde işe başlatmaması durumunda ödemekle yükümlü olduğu iki temel mali sonuç düzenlenmiştir:

Boşta Geçen Süre Ücreti: Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarıdır.

İşe Başlatmama Tazminatı: İşverenin işçiyi başvurusu üzerine bir ay içinde işe başlatmaması halinde ödemesi gereken, en az dört ve en fazla sekiz aylık ücreti tutarında belirlenen tazminattır.

2. İşe İade Boşta Geçen Süre Ücreti ve Kapsamı 

Yargıtay kararlarına göre, boşta geçen süre ücreti “en çok dört ay” ile sınırlandırılmış emredici bir düzenlemedir. Mahkemelerin bu sınırı aşarak 5, 6 veya 7 ay gibi süreler üzerinden hüküm kurması yasanın açık hükmüne aykırılık teşkil eder ve bozma nedenidir.

Kapsamı: Bu alacak kalemine sadece çıplak ücret değil; ikramiye, gıda yardımı, yol yardımı, yakacak yardımı ve servis hizmeti gibi para ile ölçülebilen tüm haklar dâhil edilmelidir. Ancak fazla mesai gibi fiili çalışmaya bağlı haklar bu hesaplamaya dâhil edilmez.

Hesaplama Esası: Boşta geçen süre ücreti, geçersiz sayılan feshi izleyen dönem ücretlerine göre hesaplanmalıdır. Bu süre zarfında ücret zammı veya yeni bir toplu iş sözleşmesi yürürlüğe girerse, hesaplamada bu artışlar dikkate alınmalıdır.

Sigorta Primleri: Bu süre hizmet süresine eklenir ve iş kazaları, meslek hastalıkları ile işsizlik sigortası dâhil tüm sigorta primlerinin işverence ödenmesi gerekir.

3. İşe Başlatmama Tazminatı ve Belirlenmesi 

İşe başlatmama tazminatı, işçinin kıdemi ve fesih nedeni dikkate alınarak mahkemece takdir edilir.

Miktar: Yasal sınır en az 4, en çok 8 aylık ücret tutarıdır. Yargıtay, işçinin kıdeminin az olduğu veya emekliliğe hak kazandığı durumlarda tazminatın alt sınır olan 4 ay olarak belirlenmesini isabetli bulmaktadır.

Sendikal Tazminat İstisnası: Feshin sendikal nedene dayanması durumunda, 6356 sayılı Kanun uyarınca işe başlatmama tazminatı işçinin başvurusu veya işverenin başlatıp başlatmaması şartına bakılmaksızın en az bir yıllık (12 aylık) brüt ücret tutarında belirlenir.

Hesaplama Zamanı: İşe başlatmama tazminatı, işçinin işe başlatılmadığı (feshin kesinleştiği) tarihteki emsal işçi ücreti üzerinden hesaplanmalıdır.

4. Usul ve Uygulama Esasları

Tespit Niteliği: İşe iade davası bir tespit davası niteliğinde olduğundan, boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatının miktar belirtilmeksizin (sadece ay olarak) hüküm altına alınması ve ödenmesi gerektiğinin tespiti ile yetinilmesi gerekir. Miktar belirtilerek tahsil kararı verilmesi Yargıtay tarafından hatalı bulunmaktadır.

Mahsup Durumu: İşçinin işe başlatılması halinde, daha önce ödenen bildirim süresine ait ücret (ihbar tazminatı) ve kıdem tazminatı, boşta geçen süre ücretinden mahsup edilir.

Başvuru Şartı: Bu haklara kazanılması için işçinin kesinleşen kararın tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işverene işe başlama niyetini içeren samimi bir başvuruda bulunması şarttır. Sırf tazminat almak amacıyla yapılan gayrisamimi başvurular bu hakların doğumuna engel teşkil eder.

5. Kararlardan Somut Örnekler

Bir dosyada 4 aylık boşta geçen süre alacağı 83.666,10 TL, 4 aylık işe başlatmama tazminatı ise 100.734,67 TL olarak hesaplanmış ve kabul edilmiştir.

Başka bir örnekte, kesinleşen karar sonrası ödenen brüt tutarlar; 13.775,44 TL boşta geçen süre ücreti ve 14.126,40 TL işe başlatmama tazminatı olarak kayıtlara geçmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin bir onama kararında 51.269,01 TL net boşta geçen süre ücreti ve 59.485,06 TL net işe başlatmama tazminatı hüküm altına alınmıştır.

6. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararları, hesaplama hataları ve emsal ücret araştırmasının önemine dikkat çekmektedir:

Emsal Ücret Araştırması: Boşta geçen süre ve tazminat hesaplamalarında, işçinin gerçek ücretinin tespiti için sadece işyeri kayıtları değil; sendikalar, ilgili meslek odaları ve emsal işçi bordrolarının titizlikle incelenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Hesaplama Hataları: Boşta geçen süre ücretinin brüt hesaplanması gerektiği, ancak yapılan ödemelerin net olması durumunda mahsuplaşma sırasında brüt-net ayrımına dikkat edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

İkramiye ve Sosyal Yardımlar: İkramiye uygulamasının temel ücrete yansıtılıp yansıtılmadığı netleştirilmeden mükerrer ödemeye yol açacak şekilde hesaplama yapılmaması gerektiği hatırlatılmıştır.

Faiz Başlangıcı: Kıdem tazminatı farkı için faizin işe başlatmama tarihinden itibaren yürütülmesi gerektiği, boşta geçen süre ücreti için ise özel faiz oranlarının uygulanabileceği ifade edilmiştir. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | İşe İade Davalarında Kritik Hukuki Destek

İşe iade davaları; boşta geçen süre ücreti, işe başlatmama tazminatı, sigorta primleri, faiz başlangıcı ve mahsup işlemleri gibi birbirine bağlı çok sayıda teknik hesaplama ve usul kuralını bünyesinde barındıran, hata kaldırmayan dava türlerindendir. Uygulamada yapılan küçük bir usul hatası dahi, işçinin aylarca süren emeğinin karşılığı olan alacaklarını kaybetmesine veya işveren açısından beklenmedik yüksek tazminat yükleriyle karşılaşılmasına yol açabilmektedir.

Özellikle;

Boşta geçen süre ücretinin en fazla 4 ay ile sınırlı emredici bir hüküm olduğu,

İşe başlatmama tazminatının emsal ücret araştırmasına dayalı olarak belirlenmesi gerektiği,

Hüküm fıkrasında miktar değil ay sayısı belirtilmesi zorunluluğu,

Sigorta primleri, brüt–net ayrımı ve faiz başlangıcına ilişkin Yargıtay içtihatlarının doğru uygulanması,

gibi konular, alanında uzman bir iş hukuku avukatının desteğini zorunlu kılmaktadır.

Bu noktada, 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul Tuzla merkezli ofisiyle; işe iade davaları, işçilik alacakları ve işveren–işçi uyuşmazlıklarında Yargıtay uygulamalarına hâkim, güncel içtihatları yakından takip eden uzman kadrosuyla müvekkillerine profesyonel hukuki destek sunmaktadır.

İşe iade sürecinde hak kaybı yaşamamak, dava stratejisinin baştan doğru kurulması ve alacakların eksiksiz ve usule uygun şekilde talep edilebilmesi için, sürecin mutlaka uzman bir avukat eşliğinde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

Read More

İşe iade davası nedir, kimler işe iade davası açabilir?

1. İşe İade Davasının Tanımı ve Mahiyeti

İşe iade davası, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18, 20 ve 21. maddeleri uyarınca, iş sözleşmesi geçerli bir neden gösterilmeksizin veya gösterilen nedenin geçersiz olduğu iddiasıyla feshedilen işçinin, feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iadesi talebiyle açtığı bir dava türüdür. Yargıtay kararlarında bu dava, feshin geçersizliğinin tespiti ile işçinin işe başlatılmasını, işe başlatılmaması halinde ise tazminat ödenmesini hedefleyen bir hukuki süreç olarak tanımlanmaktadır.

Davanın temel amacı, işverenin fesih bildiriminde sebep göstermemesi veya gösterdiği sebebin geçerli olmadığını saptayarak iş ilişkisinin devamını sağlamaktır. Mahkemece feshin geçersizliğine karar verilmesi durumunda, işçinin işe başlatılması için işverene başvuru hakkı doğar. İşverenin işçiyi bir ay içinde işe başlatmaması halinde, işçiye en az dört, en çok sekiz aylık ücreti tutarında “işe başlatmama tazminatı” ve kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için en çok dört aya kadar “boşta geçen süre ücreti” ve diğer haklarının ödenmesi söz konusu olur.

2. İşe İade Davası Açabilmenin Şartları

Yargı kararları uyarınca, bir işçinin işe iade davası açabilmesi ve iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmesi için belirli ön koşulların (dava şartlarının) birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:

Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi: İşçinin iş sözleşmesinin “belirsiz süreli” olması şarttır. Belirli süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçiler kural olarak işe iade davası açamazlar. Ancak zincirleme yapılan belirli süreli sözleşmelerde objektif bir neden yoksa, sözleşme belirsiz süreli kabul edilerek dava hakkı tanınabilir.

Altı Aylık Kıdem Şartı: İşçinin fesih bildiriminin yapıldığı tarihte ilgili işyerinde en az altı aylık kıdeminin bulunması gerekir. Bu sürenin hesabında, işçinin aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreleri birleştirilerek dikkate alınır. Altı aylık kıdemi doldurmayan işçilerin iş güvencesinden yararlanma hakkı bulunmamaktadır.

Otuz veya Daha Fazla İşçi Çalıştırılması: İşverenin aynı işkolundaki tüm işyerlerinde toplamda en az 30 işçi çalışıyor olmalıdır. 30 işçi sayısının belirlenmesinde; belirli-belirsiz, tam-kısmi veya mevsimlik sözleşme ayrımı yapılmaksızın tüm işçiler hesaba katılır. Alt işveren işçileri bu sayıya dahil edilmez; ancak muvazaalı bir taşeronluk ilişkisi varsa bu işçiler de sayıya dahil edilir. Ayrıca uluslararası şirketlerin yurt dışındaki işçi sayıları da belirli koşullarda dikkate alınabilmektedir.

İşveren Vekili Olmama: İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma/işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri işe iade davası açamazlar.

3. Dava Açma Süresi ve Usulü

İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içerisinde dava açmak zorundadır. Bu süre hak düşürücü süre olup, mahkemelerce resen (kendiliğinden) dikkate alınır. Süre, işverenin fesih bildirimini tebliğ ettiği tarihte başlar; ihbar öneli verilmiş olması sürenin başlangıcını önelin sonuna ertelemez. Eylemli fesih (bildirim yapılmaksızın işten çıkarma) durumunda ise süre feshin gerçekleştiği tarihten itibaren işler.

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararları ve değerlendirmeler ışığında aşağıdaki hususlar ek bağlam sağlamaktadır:

Sendikal Nedenlerle Fesih: Sendika yöneticilerinin görevleri sona erdiğinde bir ay içinde işe iade talep etme hakları bulunmaktadır. Ayrıca, iş güvencesi kapsamında olsun veya olmasın, sendikal nedenle yapılan fesihlerde feshin geçersizliği ve işe iade talep edilebilir.

İspat Yükümlülüğü: Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. Eğer işçi feshin başka bir sebebe (örneğin sendikal neden veya ayrımcılık) dayandığını iddia ediyorsa, bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür.

Ayrımcılık Yasağı: Hamilelik gibi ayrımcılık içeren nedenlerle yapılan fesihlerde, kıdem şartı gibi unsurlar tartışmalı olsa da yargı mercileri feshin geçersizliğine ve işe iadeye hükmedebilmektedir.

Kamu ve Belediye Çalışanları: Belediye iştiraklerinde veya alt işverenler nezdinde çalışan işçiler de gerekli şartları taşıdıkları takdirde asıl işveren veya alt işverene karşı işe iade davası açabilmektedir.

Davanın Konusuz Kalması: Yargılama devam ederken işverenin işçiyi işe davet etmesi, feshin geçersizliğinin kabulü anlamına gelir ve bu durumda dava konusuz kalabilir.

Sonuç: İşe iade davası; 30 ve üzeri işçi çalıştıran işyerlerinde, en az 6 aylık kıdemi olan ve belirsiz süreli sözleşmeyle çalışan işçilerin, fesih bildiriminden itibaren 1 ay içinde açabileceği, feshin geçersizliğini hedefleyen bir dava türüdür. Bir yazı önerisi.

İşe İade Davasında Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

İşe iade davaları, hak düşürücü süreler, ispat yükü, usul kuralları ve Yargıtay içtihatları bakımından teknik ve hata kaldırmayan dava türlerindendir. Bu nedenle sürecin başından itibaren uzman bir iş hukuku avukatıyla yürütülmesi, hak kaybı yaşanmaması açısından kritik önem taşır.

Hak Düşürücü Sürelerin Kaçırılma Riski

İşe iade davasında 1 aylık başvuru süresi hak düşürücüdür ve mahkemelerce re’sen dikkate alınır. Sürenin yanlış hesaplanması veya usule aykırı başvuru yapılması halinde dava esasa girilmeden reddedilir. Uzman avukat desteği, sürecin doğru tarihten ve doğru usulle başlatılmasını sağlar.

Fesih Sebebinin Hukuki Niteliğinin Doğru Tespiti

Her fesih “geçersiz” sayılmaz. Performans, davranış, işletmesel neden, sendikal neden veya ayrımcılık iddialarının hukuki sınıflandırması ve buna uygun dava stratejisinin kurulması gerekir. Aksi halde işçi, işe iade yerine yalnızca tazminatla yetinmek zorunda kalabilir.

İspat Yükü ve Delil Stratejisinin Önemi

İşe iade davalarında kural olarak ispat yükü işverene ait olmakla birlikte, işçinin iddia ettiği özel nedenler (sendikal fesih, ayrımcılık vb.) bakımından delil sunma yükümlülüğü doğar. Uzman avukat, tanık seçimi, yazılı deliller ve SGK kayıtları gibi unsurları Yargıtay kriterlerine uygun şekilde sunar.

Tazminat ve Alacak Haklarının Eksiksiz Talep Edilmesi

İşe başlatmama tazminatı (4–8 aylık ücret), boşta geçen süre ücreti (en fazla 4 ay) ve diğer işçilik alacaklarının eksik veya hatalı talep edilmesi, geri dönülemez hak kayıplarına yol açabilir. Profesyonel hukuki destek, tüm hak kalemlerinin doğru şekilde talep edilmesini sağlar.

Yerel Uygulamalar ve Yargıtay İçtihatlarına Hakimiyet

İşe iade davalarında yerel mahkeme uygulamaları ile Yargıtay’ın güncel içtihatları büyük önem taşır. Özellikle büyükşehirlerde ve sanayi bölgelerinde görülen davalarda bu farklar sonucu doğrudan etkilemektedir.

Tuzla ve İstanbul’da İşe İade Davalarında Profesyonel Hukuki Destek

İstanbul Anadolu Yakası ve özellikle Tuzla bölgesinde işe iade davaları ve iş hukuku uyuşmazlıklarında faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, işe iade davalarını;

Güncel Yargıtay kararları ışığında

Hak kaybı risklerini ortadan kaldıracak şekilde

Stratejik ve sonuç odaklı olarak yürütmektedir.

Read More

TCK 136/1 Suçlarında Temyiz Sınırı: Birden Fazla Mağdurda Cezaların Ayrı Ayrı Kesinleşmesi ve Yargıtay Uygulaması

1. Temyiz Sınırının Belirlenmesi ve Hükümlerin Değerlendirilme Usulü

TCK 136/1 Suçlarında Temyiz Sınırı: Birden Fazla Mağdurda Cezaların Ayrı Ayrı Kesinleşmesi ve Yargıtay UygulamasıYargıtay Ceza Genel Kurulu ve ilgili ceza dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, bir karar içerisinde yer alan cezaların temyiz sınırına tabi olup olmadığı belirlenirken “tek suç” ve “birden çok suç” ayrımı esas alınmaktadır.

Birden Çok Suç/Hüküm Bulunması Halinde: Aynı kararın içerisinde birden çok suça ilişkin hüküm bulunması halinde temyiz sınırı, her hüküm için diğerinden bağımsız olarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir (Yargıtay CGK-2011/41-48, 2. CD-2022/14719-2024/4402.

Tek Suç İçinde Birden Fazla Ceza Bulunması Halinde: Bir suç nedeniyle verilen karar içerisinde yer alan cezalardan her biri ayrı bir hükmü oluşturmayıp, bu cezaların tamamı tek bir hükmü meydana getirmektedir. Bu durumda temyiz sınırının belirlenmesinde cezaların her birinin miktarına değil, toplam ceza miktarına bakılması gerekmektedir (Yargıtay 15. CD-2011/21875-2012/40807K, 4. CD-2013/41032-2014/34484

2. TCK 136/1 Kapsamında Verilen Cezaların Kesinleşme Durumu

Sanığın TCK 136/1 maddesi uyarınca on ayrı kişiye karşı işlediği suçlardan dolayı aldığı her biri 2 yıl 6 ay hapis cezası, yargı kararlarındaki genel eğilime göre ayrı ayrı hükümler olarak kabul edilmektedir.

5 Yıl Sınırı ve Kesinleşme: 5271 sayılı CMK’nın 286/2-a maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları kesin niteliktedir ve temyiz yolu kapalıdır (Yargıtay 12. CD-2023/3543-2025/6391, 11. CD-2023/6026-2024/2387).

Somut Olay Değerlendirmesi: TCK 136/1 maddesi gereğince verilen “iki kez ayrı ayrı 2 yıl 6 ay hapis cezası”na ilişkin bir uyuşmazlıkta Yargıtay, her bir cezanın 5 yılın altında kalması nedeniyle istinaf dairesince verilen esastan ret kararının temyizinin mümkün olmadığına ve hükmün kesinleştiğine karar vermiştir (Yargıtay 12. CD-2023/3543-2025/6391). Benzer şekilde, ayrı ayrı 4 yıl 4 ay 15 gün ve 3 yıl 9 ay hapis cezaları verilen bir başka dosyada da cezaların her biri 5 yılın altında kaldığı için temyiz istemi reddedilmiştir (Yargıtay 12. CD-2024/884-2024/3303).

3. Temyize Tabi Suçlar ve Miktarlar

CMK’nın 286. maddesi uyarınca temyiz edilebilirlik kriterleri şunlardır:

Temyiz Edilemeyen Kararlar: İlk derece mahkemesinden verilen 5 yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez (CMK 286/2-b).

Temyiz Edilebilen Kararlar: İlk derece mahkemesince verilen 5 yılın üzerindeki hapis cezalarına ilişkin istinaf kararları temyiz incelemesine tabidir. Ayrıca, bölge adliye mahkemesinin ilk kez verdiği (beraat kararını kaldırarak verdiği mahkumiyet gibi) belirli miktardaki cezalar da temyiz edilebilir (Yargıtay 1. CD-2022/14955-2024/2523).

4. İkincil Kaynak Değerlendirmeleri

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, birden fazla mağdura yönelik eylemlerde kanun yolu denetiminin nasıl yapılacağına dair ek bağlam sunmaktadır:

Ayrı Ayrı Değerlendirme İlkesi: İstanbul BAM 44. Hukuk Dairesi’nin atıf yaptığı ceza yargılaması örneklerinde, aynı hükümde verilen hapis cezalarının toplamı 5 yılı geçse dahi, her bir suçun cezası ayrı ayrı 5 yılın altında kalıyorsa ve bölge adliye mahkemesi bu cezaları artırmamışsa temyiz yolunun kapalı olduğu vurgulanmıştır (İstanbul BAM 44. HD-2020/1182-2021/1554).

Zincirleme Suç Ayrımı: Eğer mahkeme on ayrı mağdura karşı eylemi tek bir zincirleme suç (TCK 43) kapsamında değerlendirip tek bir ceza tayin ederse ve bu ceza 5 yılı aşarsa temyiz yolu açılabilmektedir. Ancak eylemler “ayrı ayrı suçlar” olarak nitelendirilip her biri için 2 yıl 6 ay gibi 5 yılın altında cezalar verilmişse, her bir hüküm kendi içinde kesinleşme sınırına tabi tutulmaktadır (Yargıtay 12. CD-2023/18-2025/4953, 12. CD-2023/2727-2025/4955).

BAM’ın Hüküm Kurma Şekli: Bölge adliye mahkemesi, ilk derece mahkemesinin ayrı ayrı verdiği cezaları kaldırıp zincirleme suç kapsamında tek bir ceza tayin ederse, bu yeni bir hüküm niteliği taşıyabileceğinden temyiz kabiliyeti tartışmalı hale gelebilmekte; ancak genel uygulama, sonuç cezanın 5 yıl ve altında kalması durumunda temyiz isteminin reddi yönündedir (Yargıtay 2. CD-2024/12548-2024/18166).

Bu Tür Dosyalarda Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

TCK 136/1 kapsamında kişisel verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi veya yayılması suçuna ilişkin yargılamalarda, temyiz sınırının belirlenmesi;
tek suç / birden fazla suç ayrımı,
zincirleme suç (TCK 43) değerlendirmesi,
BAM kararının niteliği,
her bir cezanın ayrı ayrı mı yoksa toplam ceza üzerinden mi ele alınacağı
gibi son derece teknik ve içtihat ağırlıklı kriterlere bağlıdır.

Uygulamada yapılacak en küçük hukuki nitelendirme hatası, temyiz yolunun tamamen kapanmasına, kararın kesinleşmesine ve geri dönülmesi mümkün olmayan sonuçların doğmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle, özellikle 5 yıl sınırına yakın hapis cezalarının söz konusu olduğu dosyalarda, Yargıtay ve BAM içtihatlarını yakından takip eden, ceza yargılaması pratiğine hâkim bir avukatla sürecin yürütülmesi zorunluluk arz etmektedir.

İstanbul – Tuzla merkezli faaliyet gösteren 2M Hukuk Avukatlık Bürosu,
TCK 136 başta olmak üzere kişisel veriler, bilişim suçları ve ceza yargılamalarında kanun yolları konusunda;
– istinaf ve temyiz stratejisinin doğru kurulması,
– hükmün kesinleşme riskinin önceden tespiti,
– zincirleme suç ve temyiz edilebilirlik ayrımının doğru yapılması
hususlarında müvekkillerine profesyonel ve etkin hukuki destek sağlamaktadır.

Ceza yargılamasında “kanun yolunu kaçırmak”, çoğu zaman davayı kaybetmekle eşdeğerdir.
Bu nedenle sürecin başından itibaren uzman avukat desteğiyle hareket edilmesi hayati önemdedir.

Read More

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir? Geçerlilik Şartları, Fesih ve Muvazaa (Yargıtay Kararlarıyla)

1. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Tanım ve Hukuki Niteliği 

Yargıtay kararlarında ölünceye kadar bakma sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 611. maddesi uyarınca; bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği bir sözleşme olarak tanımlanmaktadır. Bu sözleşme, her iki yana borç yükleyen (ivazlı) ve talih ile tesadüfe bağlı sonuçlar doğuran bir nitelik taşır. Bakım borçlusu, bakım alacaklısına ömür boyu bakmayı üstlenirken; bakım alacaklısı da bunun karşılığı olarak bir edim (taşınır, taşınmaz veya intifa hakkı gibi) sunmaktadır.

2. Ölünceye Kadar Bakım Sözleşmesi : Geçerlilik Koşulları ve Şekil Şartı 

Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında, ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin geçerliliği için “resmi şekil” şartı üzerinde önemle durulmaktadır.

Resmi Şekil Zorunluluğu: TBK’nın 612. ve Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 545. maddesi gereğince, bu sözleşmelerin miras sözleşmesi şeklinde (noter huzurunda veya sulh hukuk hâkimi önünde) düzenlenmesi zorunludur. Resmi şekilde düzenlenmeyen sözleşmelere dayanılarak tapu iptali ve tescil hükmü kurulması mümkün değildir.

İstisna: Devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa, geçerliliği için yazılı şekil yeterlidir.

Ehliyet: Sözleşmenin yapıldığı tarihte murisin fiil ehliyetine sahip olması şarttır. Ayırtım gücü bulunmayan kimsenin yaptığı işlemlere sonuç bağlanamaz ve bu durum her zaman ileri sürülebilir.

3. Bakım Borçlusunun Yükümlülükleri

 Bakım borçlusunun yükümlülüğü, aksi kararlaştırılmadığı sürece, bakım alacaklısını ailesi içerisine alıp;

İkametgâh (konut) temini,

Besleme ve giydirme,

Hastalığında tedavi ve gerekli ihtimamı gösterme,

Manevi yönden her türlü yardım ve desteği sağlama ödevlerini kapsar. Bakım borçlusu, aldığı malların kıymetine ve bakım alacaklısının sosyal konumuna göre hakkaniyet kuralları çerçevesinde hareket etmek zorundadır. Bakıp gözetme koşulunun geçerliliği için sözleşme tarihinde alacaklımın özel bakıma muhtaç olması şart değildir; bu ihtiyacın sonradan doğması sözleşmenin geçerliliğini etkilemez.

4. Sözleşmenin Feshi ve İrat Tahsisi 

Sözleşmeden doğan ödevlere aykırılık nedeniyle ilişkinin çekilmez hale gelmesi durumunda taraflara fesih hakkı tanınmıştır (TBK m. 617).

Tek Yanlı Fesih: Bakım borçlusunun kusuruyla bakım yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde, bakım alacaklısı sözleşmeyi feshederek verdiği taşınmazın tapu iptali ve tescilini talep edebilir. Fesih geçmişe etkili sonuç doğurur.

İrat Tahsisi: Hâkim, sözleşmeyi feshetmek yerine, taraflardan birinin talebiyle veya resen, tarafların birlikte yaşamasına son vererek bakım alacaklısına ömür boyu gelir (irat) bağlayabilir. Bu durum genellikle tarafların kusursuz olduğu veya birlikte yaşamanın imkânsızlaştığı hallerde (örneğin bakım alacaklısının evlenmesi veya borçlunun ağır hastalığı) uygulanır.

Mücbir Sebep: Bakım borçlusunun elinde olmayan nedenlerle (ağır sağlık sorunları vb.) edimini yerine getirememesi durumunda doğrudan fesih yerine irat tahsisi yoluna gidilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

5. Muris Muvazaası ve Mal Kaçırma İddiaları 

Yargı kararlarında en sık karşılaşılan uyuşmazlık konusu, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla (muvazaalı) yapıldığı iddiasıdır.

Değerlendirme Kriterleri: Bir temlikin muvazaalı olup olmadığı belirlenirken; murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elindeki mal varlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı ve bu oranın makul olup olmadığı dikkate alınır.

Gerçek İrade: Eğer murisin asıl amacı bakılmak değil de belirli bir mirasçıyı kayırmak veya diğerlerinden mal kaçırmak ise sözleşme muvazaalı kabul edilir ve iptal edilir. Ancak murisin bakılma ihtiyacı gerçekse ve bakım borçlusu bu görevi yerine getirmişse, temlik edilen malın değeri yüksek olsa dahi muvazaa kabul edilmez.

İspat: Bakım alacaklısının sağlığında bakım borcuna aykırılık nedeniyle dava açmamış olması, bakım borcunun yerine getirildiğine dair karine teşkil edebilir.

6. Mirasçıların Hakları ve Dava Ehliyeti

Bakım Borcuna Aykırılık: Bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasıyla sözleşmeyi feshetme hakkı, kural olarak bakım alacaklısına aittir. Bakım alacaklısı sağlığında bu hakkı kullanmamışsa, mirasçıları bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasıyla dava açamazlar.

Muvazaa ve Ehliyetsizlik: Mirasçılar, sözleşmenin muvazaalı olduğu veya murisin sözleşme tarihinde ehliyetsiz olduğu iddialarıyla her zaman dava açabilirler.

Mülkiyeti Geçirme Borcu: Bakım alacaklısı öldüğünde, taşınmazın mülkiyeti henüz devredilmemişse, mirasçılar bu mülkiyeti bakım borçlusuna geçirme borcu altındadır. Aksi halde bakım borçlusu mirasçılara karşı tapu iptal ve tescil davası açabilir.

7. Bakım Borçlusunun Ölümü Bakım borçlusunun ölümü sözleşmeyi kendiliğinden sona erdirmez; bakım borcu mirasçılarına intikal eder. Ancak bakım alacaklısı, borçlunun ölümünden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşmeyi feshetme hakkına sahiptir (TBK m. 618). Bu durumda alacaklı, borçlunun iflası halinde masadan isteyebileceği miktara eşit bir para talep edebilir; malı aynen geri isteyemez.

8. Usuli Hususlar

Ölünceye kadar bakma akdine dayalı tapu iptal ve tescil davalarında verilen hükümler “izhari” (açıklayıcı) niteliktedir; mülkiyet kararın kesinleşmesiyle kütük dışı kazanılır.

Tapu maliki murisin tüm mirasçılarının davada taraf olması, taraf teşkilinin sağlanması bakımından zorunludur.(bir yazı önerisi)

Muvazaa iddiaları zamanaşımına tabi değildir ve her zaman ileri sürülebilir.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmelerinde Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri; miras hukuku, borçlar hukuku ve taşınmaz hukuku alanlarının kesişiminde yer alan, uygulamada en fazla uyuşmazlık çıkan sözleşme türlerinden biridir. Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Anadolu Yakası genelinde açılan davalarda; bu sözleşmelerin muvazaalı olup olmadığı, bakım borcunun gereği gibi yerine getirilip getirilmediği ve tapu devrinin hukuki sonucu sıklıkla yargılamaya konu olmaktadır.

Uygulamada en çok yapılan hatalar; sözleşmenin resmi şekle uygun yapılmaması, murisin ehliyet durumunun yeterince araştırılmaması, bakım borcunun kapsamının somutlaştırılmaması ve mirasçıların yanlış hukuki sebebe dayanarak dava açmasıdır. Bu tür hatalar, telafisi güç hak kayıplarına ve uzun süren davalara yol açabilmektedir.

Özellikle muris muvazaası iddialarında Yargıtay; murisin yaşı, sağlık durumu, aile ilişkileri, devredilen malın tüm malvarlığına oranı ve bakım ilişkisinin fiilen yerine getirilip getirilmediğini titizlikle incelemektedir. Bu nedenle sürecin, güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatlarına hâkim bir avukat tarafından yürütülmesi büyük önem taşır.

Bu noktada İstanbul Tuzla merkezli 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, ölünceye kadar bakma sözleşmelerinden kaynaklanan tapu iptal ve tescil davaları, muris muvazaası davaları ve fesih/irat talepleri konusunda; hem bakım alacaklıları hem de mirasçılar açısından profesyonel ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri, doğru kurgulanmadığında veya yanlış dava stratejisi izlendiğinde geri dönülmesi zor sonuçlar doğurabileceğinden, uzman avukat desteğiyle hareket edilmesi hukuki bir zorunluluk haline gelmektedir.

Read More

Uyuşturucu suçunda telefon incelemesi ve mesajlar delil sayılır mı?

1. Uyuşturucu suçu : Genel Hukuki Çerçeve ve CMK 134. Madde Gerekliliği 

Yargıtay kararları uyarınca, uyuşturucu madde ticareti suçunda şüphelinin cep telefonunun incelenmesi ve içerisindeki mesajların (WhatsApp, SMS vb.) delil olarak kabul edilebilmesi için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 134. maddesindeki usullere uyulması zorunludur. Bu kapsamda, bir cep telefonunun incelenip verilerin kayıt altına alınabilmesi için mutlaka bir hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri bulunmalıdır. Savcı emriyle yapılan incelemelerin de yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulması gerekmektedir (Yargıtay 10. CD-2022/10246, 2023/15758K).

2. Rıza ile Yapılan İncelemelerin Hukuki Niteliği 

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, sanığın rızası bulunsa dahi, hâkim kararı veya savcılık emri olmaksızın kolluk tarafından yapılan telefon incelemeleri hukuka aykırı delil niteliğindedir. Sanığın telefonunu kendi rızasıyla teslim etmesi veya şifresini vermesi, CMK 134. maddedeki usulü ikame etmez. Bu şekilde elde edilen mesajlar ve bu mesajlara dayanılarak ulaşılan tanık beyanları “hukuka aykırı yolla elde edilen delil” olarak kabul edilmekte ve hükme esas alınamamaktadır (Yargıtay 10. CD-2023/15758, 2020/12500K, 2022/15892K). Ancak bazı kararlarda, sanığın rızasıyla yapılan incelemelerin hukuki delil sayılabileceğine dair değişik gerekçeler sunulmuş olsa da, genel eğilim bu delillerin hükme esas alınamayacağı yönündedir (Yargıtay 10. CD-2020/12500).

3. Mesajların ve HTS Kayıtlarının Delil Değeri 

Usulüne uygun olarak elde edilen telefon inceleme tutanakları, WhatsApp yazışmaları, SMS kayıtları ve HTS (iletişim trafiği) verileri, uyuşturucu suçlarında suçun sübutu için önemli birer delil olarak kabul edilmektedir:

Suçun İspatı: Sanıklar arasındaki uyuşturucu madde teminine, pazarlığına veya teslimatına ilişkin mesaj içerikleri, suçun vasfının belirlenmesinde ve mahkûmiyet hükmünde temel dayanaklardan biri olarak değerlendirilmektedir (Yargıtay 8. CD-2024/1931, 2024/2263, 2024/4705).

HTS ve Baz Bilgileri: Sanıkların birbirleriyle olan irtibatlarını ve olay anında aynı bölgede olduklarını gösteren HTS kayıtları ile baz istasyonu sinyalleri, diğer maddi delillerle desteklendiğinde suçun sabit görülmesini sağlamaktadır (Yargıtay 10. CD-2023/633K, 2024/1412K).

İletişimin Tespiti (CMK 135): Hâkim kararıyla yapılan telefon dinlemeleri (tapeler) ve SMS tespitleri, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay tarafından haberleşme hürriyetine yönelik meşru bir müdahale ve hukuka uygun delil olarak kabul edilmektedir (AYM-3/2/2016, Yargıtay 8. CD-2024/821).

4. Delillerin Doğrulanması ve Teknik İnceleme 

Telefon kayıtlarının delil olarak kullanılabilmesi için bazı teknik şartların yerine getirilmesi gerekmektedir:

Ses Analizi: Sanığın telefon görüşmelerindeki sesin kendisine ait olmadığını iddia etmesi durumunda, ses örnekleri alınarak Adli Tıp Kurumu veya uzman kuruluşlarca ses analizi yapılması zorunludur (Yargıtay 10. CD-2023/3928K, 2018/783

Bilirkişi Raporu: Mesajların ve telefon içeriklerinin tespiti için uzman bilirkişi raporu alınması, savunmaların bu kayıtlarla karşılaştırılması gerekmektedir (Yargıtay 10. CD-2020/2435).

Maddi Delillerle Desteklenme: Salt mesaj kayıtları veya telefon görüşmeleri, özellikle içerikleri muğlaksa veya maddi bulgularla (ele geçen uyuşturucu madde, hassas terazi vb.) desteklenmiyorsa mahkûmiyet için tek başına yeterli görülmeyebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu-2020/415, Sakarya BAM-2019/2440).

5. Mahkûmiyet ve Beraat Kriterleri

Beraat Gerekçesi: Mesajların eski tarihli olması, uyuşturucu madde ticaretine dair somut ve kesin ifadeler içermemesi veya hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi durumunda beraat kararı verilmektedir (Sakarya BAM-2019/2440, Yargıtay 8. CD-2024/2686).

Mahkûmiyet Gerekçesi: Mesaj içeriklerinin hayatın olağan akışına aykırı olması (örneğin gece geç saatte yapılan ve ticaretle ilişkilendirilen şifreli konuşmalar), uyuşturucu yakalanmasıyla örtüşmesi ve tanık beyanlarıyla desteklenmesi durumunda mahkûmiyet kararı onanmaktadır (Yargıtay 8. CD-2024/3047, 2024/4180).

6. İkincil Kaynak Değerlendirmesi

 İkincil kaynak olarak sunulan Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2022/13796 sayılı kararında, iletişim tespit tutanaklarının sanıklar arasındaki fikir ve eylem birliğini kanıtlamak için kullanıldığı, ancak sanığın reddettiği görüşmeler için ses analizi yapılmamasının eksik araştırma sayıldığı vurgulanmıştır. Bu kaynak, telefon kayıtlarının genel kabul gördüğünü ancak teknik doğrulamanın zorunlu olduğunu teyit etmektedir.

Sonuç olarak; uyuşturucu suçlarında telefon incelemesi ve mesajlar, CMK 134. maddeye uygun bir hâkim kararı veya savcı emriyle elde edilmiş olmaları kaydıyla delil sayılır. Hukuka uygun elde edilen bu veriler, maddi bulgularla desteklendiği ölçüde hükme esas alınmaktadır.

Uyuşturucu Suçlarında Telefon İncelemesi ve Mesaj Delilleri Neden Uzman Avukat Desteği Gerektirir?

Uyuşturucu madde suçlarında cep telefonu incelemesi, WhatsApp ve SMS mesajlarının delil olarak kullanılması; CMK 134 ve 135 maddelerine sıkı sıkıya bağlı, son derece teknik ve usule duyarlı bir alandır. Hâkim kararı olmaksızın yapılan incelemeler, sanığın rızası bulunsa dahi hukuka aykırı delil sayılabilmekte; bu tür delillere dayanılarak verilen mahkûmiyet kararları Yargıtay tarafından sıklıkla bozulmaktadır.

Uygulamada en sık yapılan hatalar; savcı emrinin hâkim onayına sunulmaması, telefon imajının usulüne uygun alınmaması, mesaj içeriklerinin bilirkişi raporuyla doğrulanmaması ve HTS–baz kayıtlarının maddi delillerle desteklenmemesidir. Bu eksiklikler, sanık aleyhine ağır sonuçlar doğurabildiği gibi, etkin savunma yapılmadığında telafisi güç hak kayıplarına yol açmaktadır.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Çayırova gibi bölgelerde yürütülen uyuşturucu soruşturmalarında dijital deliller belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle sürecin başından itibaren, telefon incelemesinin hukuka uygunluğu, mesaj içeriklerinin yorumlanması, ses analizi talepleri ve delil yasaklarının ileri sürülmesi uzmanlık gerektirir.

Bu noktada İstanbul Tuzla merkezli 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, uyuşturucu suçlarında telefon incelemesi ve iletişim delillerine ilişkin Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına hâkim yaklaşımıyla; soruşturma ve kovuşturma aşamalarında sanık ve müdafiler açısından etkin, stratejik ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır. Usule aykırı delillerin bertaraf edilmesi ve adil yargılanma hakkının korunması açısından uzman ceza avukatı desteği hayati önem taşır.

Read More