Ziynet eşyaları mal paylaşımına dahil midir?

1. Ziynet Eşyalarının Hukuki Niteliği ve Kişisel Mal Karinesi

Yargıtay yerleşik içtihatları ve Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 220/1. maddesi uyarınca, eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyalar “kişisel mal” kabul edilmektedir. Bu kapsamda ziynet eşyaları, kural olarak kadının kişisel malı sayılır ve mal rejimi tasfiyesine dahil edilmez.

Bağışlama Niteliği: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 2. Hukuk Dairesi kararlarına göre; düğünde takılan ziynet eşyaları, kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun, aksine bir anlaşma veya yerel adet bulunmadıkça kadın eşe bağışlanmış sayılır ve onun kişisel malı niteliğini kazanır (YHGK-2017/1040 K, Y. 2. HD-2023/5704 K).

Kişisel Kullanıma Özgülük: Takılar, değeri ne kadar yüksek olursa olsun kişisel kullanıma özgü olduğu sürece kanun gereği kişisel maldır (Y. Ceza Genel Kurulu-2017/275 ).

Kadına Özgü Olma Ayrımı: Bazı güncel kararlarda (Y. 8. HD-2020/949 ), bilezik gibi “kadına özgü” ziynetler doğrudan kişisel mal kabul edilirken; tam, yarım veya çeyrek altın gibi yatırım aracı niteliğindeki takıların, hangi eşe ait olduğu ispat edilemediği durumlarda eşlerin paylı mülkiyetinde (TMK m. 222/2) sayılması gerektiği belirtilmiştir.

2. Mal Rejimi Tasfiyesinde Ziynet Eşyaları: Değer Artış Payı ve Katkı Payı

Ziynet eşyaları doğrudan mal paylaşımına (artık değere katılma alacağına) konu edilmese de, bu eşyaların bozdurularak ev, araç veya iş yeri gibi bir malın ediniminde kullanılması durumunda hukuki mahiyet değişmektedir.

Kişisel Malın Yerine Geçen Değer: TMK m. 220/4 uyarınca, kişisel malın (ziynetlerin) satılmasıyla elde edilen para, kişisel mal yerine geçen değerdir. Bu bedel bir malın alımında kullanılmışsa, tasfiye sırasında “değer artış payı alacağı” (TMK m. 227) gündeme gelir (Y. 8. HD-2011/1029 ).

Hesaplama Yöntemi: Ziynetlerin bozdurularak bir taşınmaz veya araç alımına katkı sağladığı ispatlanırsa; ziynetlerin bozdurulduğu tarihteki değeri, malın alım değerine oranlanır. Bu “katkı oranı”, malın tasfiye (karar) tarihindeki rayiç değeri ile çarpılarak davacı eşin alacağı belirlenir (Y. 8. HD-2014/5677 Kaynak, Y. 8. HD-2015/19788).

Mükerrer Tahsilat Yasağı: Ziynet eşyalarının hem aynen iadesine/bedeline hem de aynı ziynetler üzerinden değer artış payına hükmedilemez. Ziynetlerin mal ediniminde kullanıldığı sabitse, iade talebi yerine değer artış payı hesaplanmalıdır (Y. 8. HD-2015/3147 Y. 8. HD-2014/14664).

3. İspat Kuralları ve Yargıtay Kriterleri

Ziynet eşyalarına ilişkin taleplerde ispat yükü ve karineler büyük önem taşımaktadır:

Zilyetlik Karinesi: Ziynet eşyaları niteliği gereği rahatlıkla taşınabilen ve saklanabilen eşyalar olduğundan, kural olarak kadının zilyetliğinde (üzerinde) olduğu kabul edilir. Kadın, bu eşyaların rızası dışında elinden alındığını veya iade edilmemek üzere bozdurulduğunu ispatlamakla yükümlüdür (Y. 2. HD-2012/14425, Y. 8. HD-2013/11053).

İspat Vasıtaları: Ziynetlerin varlığı ve mal alımında kullanıldığı; düğün fotoğrafları, video kayıtları, tanık beyanları, banka kayıtları veya mal bildirim formları ile ispatlanabilir. Ancak Yargıtay, “soyut tanık beyanlarını” tek başına yeterli görmemekte, somut ve maddi deliller aramaktadır (Y. 8. HD-2019/3560, Y. 8. HD-2017/12680).

Bağışlama Karinesinin Aksi: Ziynetlerin kocaya verilmiş olması, kural olarak bunların bağışlandığı anlamına gelmez; ziynetlerin iade edilmemek üzere verildiğini ispat yükü kocaya aittir (Y. 2. HD-2010/12763).

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynaklardan elde edilen bilgilere göre;

Ziynetlerin bozdurularak mal ediniminde kullanıldığı iddiası ispatlanamazsa, mahkemeler yemin deliline başvurulup başvurulmayacağını taraflara sormalıdır (Y. 8. HD-2013/19022

Bazı mahkeme kararlarında çeyrek, yarım ve tam altınların “süs eşyası” değil “yatırım aracı” olduğu gerekçesiyle ziynet sayılmadığı görülse de, Yargıtay bu yaklaşımı hatalı bulmakta ve düğünde takılan her türlü altının kural olarak kadına bağışlanmış kişisel mal olduğunu vurgulamaktadır (Y. 3. HD-2015/6528 K

Ziynetlerin bozdurulup ev alındığı sabitse, kadın eş ziynet alacağını başlı başına bir dava konusu yapmak yerine, bu talebi mal rejiminin tasfiyesi davası içinde “değer artış payı” olarak ileri sürmelidir (Y. 2. HD-2021/9241

Sonuç

Ziynet eşyaları, TMK uyarınca kadının kişisel malı olup doğrudan mal paylaşımına dahil edilmez. Ancak bu eşyaların bozdurularak edinilmiş bir malın (taşınmaz, araç vb.) finansmanında kullanıldığı somut delillerle ispat edilirse, kadın eş bu katkısı oranında değer artış payı alacağı talep etme hakkına sahip olur. İspat edilemeyen durumlarda ise ziynetlerin kadının uhdesinde olduğu kabul edilerek mal paylaşımı hesaplamasına dahil edilmemektedir.

Düğünde takılan altınlar boşanmada paylaşılır mı?

Hayır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre düğünde takılan ziynet eşyaları, kim tarafından takılmış olursa olsun kadına bağışlanmış sayılır ve kadının kişisel malıdır. Bu nedenle doğrudan mal rejimi tasfiyesine (katılma alacağına) konu edilmez.

Ziynet eşyaları bozdurularak ev veya araç alındıysa ne olur?

Ziynetlerin bozdurularak bir taşınmaz, araç veya iş yeri alımında kullanıldığı somut delillerle ispatlanırsa, kadın eş bu katkısı oranında değer artış payı alacağı talep edebilir. Bu durumda ziynetlerin aynen iadesi veya bedeli ayrıca istenemez.

Çeyrek, yarım ve tam altınlar da ziynet sayılır mı?

Evet. Bazı yerel mahkeme kararlarında bu altınlar “yatırım aracı” olarak değerlendirilmiş olsa da, Yargıtay’a göre düğünde takılan her türlü altın ziynet eşyasıdır ve kural olarak kadının kişisel malı kabul edilir.

Ziynetlerin kocaya verildiği iddia edilirse kim ispatlar?

Ziynetlerin iade edilmemek üzere kocaya bağışlandığını iddia eden taraf (çoğunlukla koca) bu durumu ispatlamak zorundadır. Ziynetlerin kocaya verilmiş olması tek başına bağış anlamına gelmez.

Ziynetlerin bozdurulup kullanılmadığı ispatlanamazsa ne olur?

Ziynetlerin mal ediniminde kullanıldığı ispatlanamazsa, ziynetlerin kadının uhdesinde olduğu kabul edilir. Bu durumda mal rejimi tasfiyesinde ziynetler hesaba katılmaz; ayrıca değer artış payı da talep edilemez. Gerekirse mahkeme yemin deliline başvurulup başvurulmayacağını taraflara sorar

Read More

Şirket hisseleri boşanma da nasıl paylaştırılır?

1. Boşanmada Şirket Hisselerinin Hukuki Niteliği ve Paylaşım Esasları

 Yargıtay kararlarına göre, evlilik birliği içinde edinilen şirket hisseleri kural olarak “edinilmiş mal” sayılır (TMK m. 219). Bir eşin sahip olduğu şirket hisselerinin kişisel mal olduğu ispatlanamadığı sürece, bu hisseler üzerinde diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı bulunmaktadır (TMK m. 222, 236/1). Şirket hisselerinin paylaşımında temel kural, şirketin kendisinin veya hisselerin aynen bölünmesi değil, talep edilen hakkın “parasal bir alacak” (katılma alacağı) olmasıdır. Alacaklı eşe tanınan hak şahsi bir alacak hakkı olup, mülkiyet veya ayni hak talebi söz konusu olamaz; ancak borçlu eşin rızasıyla ödeme ayın (hisse devri) olarak da yapılabilir (TMK m. 239/1).

2. Boşanmada Kişisel Mal ve Edinilmiş Mal Ayrımı

Evlilik Öncesi ve Karşılıksız Edinmeler: Evlilikten önce edinilen veya miras/bağış gibi karşılıksız kazandırma yoluyla geçen hisseler “kişisel mal” kabul edilir. Kişisel mal niteliğindeki hisselerin ana değeri üzerinde diğer eşin alacak hakkı bulunmamaktadır.

Kişisel Malın Geliri: Aksi kararlaştırılmadıkça, kişisel mal niteliğindeki şirket hisselerinden elde edilen kâr payları (temettü), gelirler ve bu gelirlerin yatırıma dönüştürülmüş halleri “edinilmiş mal” sayılır ve tasfiyeye konu edilir.

Sermaye Artırımları: Evlilik birliği içinde yapılan sermaye artırımlarının, aksi ispat edilmedikçe edinilmiş mallardan karşılandığı kabul edilir. Bu durumda, sermaye artışı oranında bir katılma alacağı hesaplanması gerekir.

3. Şirket Değerinin Tespiti ve Hesaplama Yöntemi

 Şirket hisselerinin değer tespiti, mal rejiminin sona erdiği andaki (boşanma dava tarihi) durumuna göre, tasfiye (karar) tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınarak yapılır. Değerleme yapılırken şu kriterler göz önünde bulundurulur:

Şirketin bilanço değerleri, varlık ve sermaye yapısı, öz kaynakları.

Sektörün konumu, büyüme hızı ve şirketin pazar payı.

Kullanılan teknoloji, makine-teçhizat durumu ve AR-GE faaliyetleri.

Müşteri portföyü, organizasyon yapısı ve yönetim kadrosu.

Geleceğe ilişkin nakit akışları, kâr potansiyeli ve kâr dağıtım politikaları.

Ekonominin genel arz-talep kuralları ve genel gidişatı.

Hesaplamada, belirlenen sürüm değeri üzerinden TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) kullanılarak karar tarihine en yakın güncel değer bulunur. Bu değerden şirkete ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan “artık değerin” yarısı üzerinden katılma alacağı hesaplanır.

4. Bilirkişi İncelemesi Zorunluluğu 

Şirket hisselerinin değerinin tespiti teknik bir konu olduğundan, mahkemelerin uzman bilirkişi heyetinden rapor alması zorunludur. Bu heyet genellikle mali müşavirler, şirket değerleme uzmanları, iktisatçılar ve hukukçulardan oluşur. Bilirkişiler, şirket defterleri, bilançolar, kâr-zarar cetvelleri ve ticaret sicil kayıtları üzerinde detaylı inceleme yaparak; kârın sermayeye eklenip eklenmediğini, dağıtılmayan kâr paylarını ve şirketin reel piyasa değerini saptamakla yükümlüdür.

5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler 

Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi bulunması nedeniyle ikincil kaynaklar üzerinden değerlendirilmiştir:

Ticari Uyuşmazlıklarla Bağlantı: Şirket ortaklığından çıkarma veya miras ortaklığı gibi ticari davalarda, aile mahkemelerinde devam eden mal rejimi tasfiyesi davaları bekletici mesele yapılabilmekte veya bu davalardaki değer tespitleri (gayrimenkul rayiçleri gibi) ticari uyuşmazlıklara veri sağlayabilmektedir.

Hisse Oranlarına Etki: Vefat durumunda sağ kalan eşin mal rejimi alacağı, miras payından önce değerlendirilmekte ve bu durum şirketin ortaklık yapısını veya hisse oranlarını dolaylı olarak etkileyebilmektedir.

Muvazaalı Devirler: Eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla şirket hisselerini üçüncü kişilere (örneğin kardeşine) devretmesi durumunda, bu devirler “eklenecek değer” olarak tasfiye hesabına dahil edilmektedir.

Sonuç: Şirket hisseleri boşanmada fiziki olarak paylaştırılmaz; hisselerin mal rejiminin sona erdiği tarihteki durumu esas alınarak, karar tarihine en yakın piyasa değeri üzerinden hesaplanan bedelin yarısı “katılma alacağı” olarak diğer eşe nakden ödenir. Bir makale önerisi.

Boşanmada şirket hisseleri eşler arasında aynen bölünür mü?

Hayır. Yargıtay’ın istikrarlı uygulamasına göre, şirket hisseleri boşanmada aynen bölünmez veya devredilmez. Paylaşım, hisselerin mülkiyeti üzerinden değil; parasal değerleri üzerinden katılma alacağı şeklinde yapılır. Diğer eş, şirket ortağı sıfatı kazanamaz; yalnızca artık değerin yarısı oranında şahsi alacak hakkına sahip olur.

Evlilikten önce kurulan şirketteki hisseler de paylaşıma girer mi?

Genel kural olarak hayır. Evlilikten önce edinilen şirket hisseleri kişisel mal kabul edilir. Ancak bu hisselerden evlilik süresince elde edilen kâr payları (temettü), dağıtılmamış kârlar veya bu gelirlerle yapılan yatırımlar edinilmiş mal sayılır ve tasfiyeye dahil edilir. Bu nedenle “şirket evlilikten önce kuruldu” savunması her zaman yeterli değildir.

Şirket sermaye artırımı yapılmışsa katılma alacağı nasıl hesaplanır?

Evlilik birliği içinde yapılan sermaye artırımlarının, edinilmiş mallardan karşılandığı karine olarak kabul edilir. Aksi ispatlanamazsa, sermaye artışı oranında şirket değerine eklenen kısım üzerinden katılma alacağı hesaplanır. Yargıtay, bu noktada özellikle şirket kayıtlarının ve banka hareketlerinin incelenmesini zorunlu görmektedir.

Şirket hisseleri üçüncü kişilere devredilirse katılma alacağı ortadan kalkar mı?

Hayır. Eşin, diğer eşin katılma alacağını azaltmak amacıyla şirket hisselerini kardeşine, akrabasına veya yakın çevresine devretmesi halinde, bu devirler muvazaalı işlem olarak değerlendirilir. Yargıtay uygulamasında bu tür işlemler “eklenecek değer” kabul edilmekte ve tasfiye hesabına dahil edilmektedir.

Şirket değerini kim ve nasıl belirler?

Şirket hisselerinin değeri, hakim tarafından değil, bilirkişi heyeti tarafından belirlenir. Bilirkişi raporunda; bilanço, kâr-zarar durumu, sektör analizi, pazar payı, geleceğe dönük nakit akışları ve şirketin sürüm (rayiç) değeri dikkate alınır. Bu rapor, davanın sonucunu doğrudan etkilediği için en kritik aşamadır.

İstanbul’da Şirket Hisseleri ilgili Mal Rejimi Davalarında Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Şirket hisselerine ilişkin mal rejimi tasfiyesi davaları, boşanma sonrası uyuşmazlıklar içinde en karmaşık ve teknik dosyalar arasında yer alır. Bu tür davalarda kişisel mal–edinilmiş mal ayrımının doğru yapılması, evlilik süresinde gerçekleşen sermaye artırımlarının ve dağıtılmayan kârların tespiti, şirket değerinin belirlenmesine esas bilirkişi raporlarının teknik yönden denetlenmesi, katılma alacağını bertaraf etmeye yönelik muvazaalı hisse devirlerinin ortaya çıkarılması ve tüm bu veriler ışığında katılma alacağının hatasız şekilde hesaplanması gerekir. Bu aşamaların her biri, ciddi uzmanlık gerektirir ve yapılacak küçük bir hata dahi çok yüksek meblağlarda hak kaybına yol açabilir. Bu nedenle, şirket hisseleri içeren boşanma ve mal rejimi tasfiyesi davalarında, hem aile hukuku hem de ticaret hukuku alanına hâkim uzman bir avukatla çalışmak adeta bir zorunluluk niteliği taşır.

İstanbul’da, özellikle Anadolu Yakası’nda görülen mal rejimi tasfiyesi davalarında şirket hisseleri en sık uyuşmazlık konusu olan malvarlığı unsurlarının başında gelmektedir. Tuzla, Kartal, Pendik, Maltepe, Ataşehir, Ümraniye ve Kadıköy başta olmak üzere İstanbul’un önemli ilçelerinde açılan bu davalarda; şirketin gerçek piyasa değerinin ortaya konulması, Yargıtay’ın güncel içtihatlarına uygun bir hukuki strateji belirlenmesi ve bilirkişi raporlarının etkin şekilde yönlendirilmesi davanın sonucunu doğrudan etkilemektedir.

Bu alanda yoğun tecrübeye sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, şirket hisselerinin boşanmada paylaşımı, katılma alacağı ve mal rejimi tasfiyesi davalarında; dava stratejisinin en baştan doğru şekilde kurulması, bilirkişi raporlarına karşı güçlü ve teknik itirazların hazırlanması, muvazaalı hisse devirlerinin tespiti ve yüksek meblağlı katılma alacaklarının tahsili konularında sonuç odaklı ve yüksek teknik düzeyde hukuki destek sunmaktadır.

Read More

Emekli ikramiyesi ve kıdem tazminatı boşanmada paylaşıma dahil midir?

Bu çalışma, evlilik birliği içerisinde veya sonrasında elde edilen kıdem tazminatı ve emekli ikramiyesinin mal rejimi tasfiyesindeki hukuki niteliği ve paylaşım esaslarına ilişkin Yargıtay kararları doğrultusunda hazırlanmıştır.

1. Kıdem Tazminatının Paylaşım Esasları

Yargıtay kararlarına göre kıdem tazminatı, kural olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 219/1. maddesi uyarınca “çalışmanın karşılığı olan edinimler” kapsamında edinilmiş mal sayılmaktadır. Ancak bu tazminatın tamamı her durumda paylaşıma konu edilmez; çalışılan dönemlerin tabi olduğu mal rejimine göre bir ayrım yapılması zorunludur:

Dönemsel Ayrım: 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi (TKM) dönemine (01.01.2002 öncesi) isabet eden çalışma süresi karşılığında hak edilen kıdem tazminatı “kişisel mal” (TKM m.170, 189) kabul edilir. 01.01.2002 tarihinden sonraki çalışma dönemine isabet eden kısım ise “edinilmiş mal” (TMK m.219/1) grubuna girer.

Oranlama Yöntemi: Eşin çalışma süresi her iki döneme (mal ayrılığı ve edinilmiş mallara katılma rejimi) yayılıyorsa, her bir döneme isabet eden çalışma süresi ve gelir durumu esas alınarak oranlama yapılmalı, kişisel ve edinilmiş mal miktarları ayrı ayrı belirlenmelidir.

Tasfiye Koşulu: Kıdem tazminatının tasfiyeye konu edilebilmesi için mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olması (TMK m.235/1) veya bu tazminat kullanılarak başka bir malvarlığına (taşınmaz, araç vb.) sahip olunmuş olması gerekir.

Ölüm Halinde Durum: Mal rejimi eşlerden birinin ölümüyle sona ermişse, ölen eşin kıdem tazminatının tamamı edinilmiş mal kabul edilir. Bu durumda, mal rejimi sona erdikten sonra kalan bir yaşam süresi olmayacağından TMK m.228/2’deki peşin sermaye değeri hesabı yapılmaz ve tazminatın tamamı artık değer olarak tasfiyeye dahil edilir.

2. Emekli İkramiyesinin Paylaşım Esasları

Emekli ikramiyesi, TMK m.219/2 uyarınca sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılan ödemeler kapsamında “edinilmiş mal” olarak kabul edilmekle birlikte, tasfiyesinde TMK m.228/2 maddesindeki özel hesaplama yöntemi uygulanır:

Kişisel ve Edinilmiş Mal Ayrımı: Emekli ikramiyesi gibi toptan ödemelerde, ilgili kurumca toplu ödeme yerine ömür boyu irat (maaş) bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, o miktar “kişisel mal” olarak ayrılır. Toplam ödemeden bu kişisel mal miktarı çıkarıldıktan sonra kalan kısım “edinilmiş mal” (artık değer) kabul edilir.

Hesaplama Kriterleri: Bu hesaplama yapılırken TRH 2010 veya PMF yaşam tabloları kullanılarak eşin ortalama bakiye yaşam süresi belirlenir. Mal rejiminin sona erdiği (boşanma dava tarihi) tarihten sonraki döneme isabet eden peşin sermaye değeri kişisel mal sayılarak tasfiye dışı bırakılır.

Zamanlama: Emekli ikramiyesinin mal rejiminin devamı sırasında alınmış olması esastır. Bazı kararlarda, emeklilik tarihinin mal rejiminin sona ermesinden sonraya rastlaması durumunda, diğer eşin bu ikramiye üzerinde hak iddia edemeyeceği belirtilmiştir.

3. OYAK ve Benzeri Kurum Ödemeleri

OYAK gibi kurumlardan alınan emeklilik yardımları, ön birikim fonu rezervleri ve benzeri ödemeler de TMK m.219 ve m.228/2 kapsamında değerlendirilir. Evlilik birliği içinde alınan ve olağan ihtiyaçlar için harcandığı ispatlanan ödemeler tasfiye dışı tutulabilirken, sistemde mevcut olan veya malvarlığına dönüşen kısımlar için yukarıda belirtilen peşin sermaye değeri hesabı yapılarak edinilmiş mal kısmı üzerinden katılma alacağına hükmedilir.

4. İkincil Kaynak Değerlendirmesi

İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda şu ek hususlar vurgulanmıştır:

Emekli ikramiyesinin taşınmaz veya araç alımında kullanılması durumunda, bu ödemenin yapıldığı tarih ile malın edinim tarihi arasındaki ilişki incelenmelidir. Hayatın olağan akışına göre, taşınmaz ediniminden kısa süre önce alınan emekli ikramiyesinin alımda kullanıldığı kabul edilmeli ve bu miktar “kişisel mal” veya “edinilmiş mal” ayrımı yapılarak katkı payı/katılma alacağı hesabında dikkate alınmalıdır.

Anlaşmalı boşanma protokollerinde yer alan “mali konularda birbirimizden talebimiz yoktur” şeklindeki genel ifadelerin, mal rejiminin tasfiyesine ve emeklilik ikramiyelerine ilişkin açık bir feragat içermediği sürece bu alacakların talep edilmesine engel teşkil etmeyeceği değerlendirilmektedir.

Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde alınan emekli ikramiyesi ile bir mal edinilmişse, bu durum “bağışlama” olarak değil, birliğin dayanışması kapsamında yapılan bir katkı olarak görülmeli ve katkı payı alacağı hesaplanırken ikramiyeyi alan eşin kişisel malı olarak hesaba dahil edilmelidir.

Sonuç olarak; hem kıdem tazminatı hem de emekli ikramiyesi evlilik süresine ve tabi olunan mal rejimine isabet eden kısımları oranında paylaşıma (katılma alacağına) konu olur. Kıdem tazminatında 2002 öncesi/sonrası ayrımı yapılırken; emekli ikramiyesinde mal rejiminin sona ermesinden sonraki yaşam süresine isabet eden değerin (kişisel mal) düşülmesi yöntemi uygulanmaktadır.

Kıdem tazminatının tamamı boşanmada paylaşıma girer mi?

Hayır. Kıdem tazminatının tamamı her durumda paylaşıma konu edilmez. Yargıtay uygulamasına göre, tazminatın hangi dönemdeki çalışmaya karşılık kazanıldığı esas alınır. 01.01.2002 öncesine (mal ayrılığı dönemi) isabet eden kısım kişisel mal, bu tarihten sonraki çalışma süresine isabet eden kısım ise edinilmiş mal kabul edilir. Bu nedenle kıdem tazminatında dönemsel oranlama yapılması zorunludur.

Boşanma davasından sonra alınan emekli ikramiyesi paylaşılır mı?

Genel kural olarak hayır. Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, emeklilik tarihi ve ikramiyenin fiilen alındığı tarih, mal rejiminin sona ermesinden sonraya denk geliyorsa, diğer eş bu ikramiye üzerinde hak iddia edemez. Ancak emekli ikramiyesi, evlilik süresinde alınmış ve malvarlığına dönüştürülmüşse (örneğin taşınmaz alımı), tasfiye hesabına dolaylı olarak dahil edilebilir.

Emekli ikramiyesi hesaplanırken neden “peşin sermaye değeri” düşülüyor?

Çünkü TMK m.228/2 gereğince, emekli ikramiyesi gibi toptan ödemeler, ömür boyu maaş bağlanması varsayımı üzerinden değerlendirilir. Mal rejiminin sona erdiği tarihten sonraki yaşam süresine isabet eden maaşın peşin sermaye değeri, kişisel mal sayılır ve tasfiye dışı bırakılır. Bu yöntem, Yargıtay tarafından hakkaniyete uygun zorunlu bir hesaplama yöntemi olarak kabul edilmektedir.

Anlaşmalı boşanma protokolünde “mali taleplerimiz yoktur” yazıyorsa sonradan tazminat veya ikramiye istenebilir mi?

Evet, mümkündür. Yargıtay kararlarına göre; anlaşmalı boşanma protokollerinde yer alan genel nitelikli “mali konularda talebimiz yoktur” ifadeleri, mal rejimi tasfiyesi, kıdem tazminatı veya emekli ikramiyesi bakımından açık ve bilinçli bir feragat içermedikçe, bu alacakların sonradan talep edilmesine engel değildir. Feragatın geçerli olabilmesi için açık, net ve tereddütsüz olması gerekir.

NEDEN UZMAN AVUKAT DESTEĞİ GEREKLİ?

Kıdem tazminatı ve emekli ikramiyesinin mal rejimi tasfiyesindeki durumu, aile hukukunun en teknik ve hata kaldırmayan alanlarından biridir.

Bu dosyalarda;

2002 öncesi / sonrası çalışma sürelerinin doğru ayrılması

TRH 2010 veya PMF yaşam tablolarına göre peşin sermaye değeri hesabı

Kişisel mal – edinilmiş mal ayrımının hatasız yapılması

Yargıtay’ın sürekli değişen içtihatlarının yakından takip edilmesi zorunludur. Yanlış yapılan bir hesaplama veya eksik bir talep, telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Bu nedenle özellikle İstanbul, Tuzla ve Anadolu Yakası’nda görülen mal rejimi tasfiyesi davalarında, sürecin başından itibaren uzman bir aile hukuku avukatıyla çalışılması büyük önem taşır.

İstanbul – Tuzla – Anadolu Yakası’nda Mal Rejimi ve Tasfiye Davalarında Hukuki Destek

İstanbul Anadolu Adliyesi başta olmak üzere Tuzla, Kartal, Pendik, Maltepe ve çevre ilçelerde görülen boşanma ve mal rejimi tasfiyesi davalarında, teknik hesaplama ve Yargıtay içtihatlarına dayalı savunma belirleyici rol oynamaktadır.

Bu alanda yoğun tecrübeye sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Ofisi;

Kıdem tazminatı ve emekli ikramiyesi kaynaklı tasfiye davaları

Katılma alacağı ve katkı payı alacağı hesaplamaları

Bilirkişi raporlarına itiraz ve rapor denetimi

Anlaşmalı boşanma sonrası açılan mal rejimi davaları konularında sonuç odaklı ve titiz hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Read More

Eşlerden biri üzerine kayıtlı banka hesabındaki para paylaşılır mı?

1. Temel Hukuki Karine ve Edinilmiş Mal Esası

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 222. maddesi uyarınca, bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar “edinilmiş mal” kabul edilir. Yargıtay kararlarında (8. HD. 2014/17630, 2015/22086, 2010/2909 K), evlilik birliği devam ederken açılan ve para yatırılan banka hesaplarının kural olarak edinilmiş mal sayılacağı ve tasfiyeye tabi tutulacağı vurgulanmaktadır. Hesabın sadece bir eş adına kayıtlı olması, o paranın edinilmiş mal olma niteliğini değiştirmez.

2. İspat Yükümlülüğü ve Kişisel Mal İddiası

Belirli bir malın kendisine ait kişisel mal olduğunu iddia eden eş, bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür (TMK m. 222/1).

Kişisel Mal Sayılan Durumlar: Miras yoluyla gelen paralar, karşılıksız kazandırma (hibe/bağış) yoluyla elde edilen değerler veya evlilik öncesi sahip olunan varlıklar kişisel mal kabul edilir (3. HD. 2020/10206 K, 8. HD. 2013/18308 ).

İspat Araçları: Kişisel mal iddiası; banka kayıtları, hesap hareketleri, mirasçılık belgeleri veya somut delillerle desteklenen tanık beyanlarıyla ispatlanmalıdır. Soyut tanık beyanları tek başına ispat için yeterli görülmemektedir (8. HD. 2014/4585, 2013/19825 K).

Kişisel Malın Geliri: Kişisel malın (örneğin miras kalan paranın) evlilik süresince elde edilen faiz veya kar payı gelirleri, TMK 219/2 uyarınca edinilmiş mal sayılır ve paylaşıma tabidir (2. HD. 2022/4994 , 8. HD. 2011/44 ).

3. Tasfiye Tarihi ve Mevcut Değerin Belirlenmesi

Mal rejiminin tasfiyesinde, boşanma davasının açıldığı tarih (mal rejiminin sona erdiği tarih) esas alınır.

Mevcut Varlık: Kural olarak, boşanma davası tarihinde banka hesabında bulunan bakiye üzerinden katılma alacağı hesaplanır (8. HD. 2014/17121).

Eklenecek Değerler (TMK 229): Eşlerden birinin, diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla boşanma davasından kısa bir süre önce hesaptan para çekmesi veya hesabı kapatması durumunda, bu miktarlar “eklenecek değer” olarak kabul edilir ve sanki hesapta mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir (8. HD. 2014/17630 , 2012/10826, 2. HD. 2024/6166 K).

Harcama Savunması: Hesaptan çekilen paranın evlilik birliğinin giderleri için harcandığını iddia eden eş, bu harcamayı ispatlamak zorundadır. Hayatın olağan akışına aykırı miktardaki çekimler, harcama ispatlanamadığı sürece eşin uhdesinde (elinde) kabul edilir (8. HD. 2014/14937, 2014/4585).

4. Paylaşım Oranı ve Katılma Alacağı

Edinilmiş mal niteliğindeki banka hesabındaki paranın tasfiyesinde, diğer eşin “artık değerin” yarısı oranında katılma alacağı hakkı bulunmaktadır (TMK m. 231, 236/1). Mahkemece, banka hesap hareketleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, paranın kaynağı (kişisel/edinilmiş ayrımı) ve mal rejiminin sona erdiği tarihteki değeri belirlenerek karar verilir (8. HD. 2014/2068, 2014/494 K).

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynaklardan elde edilen bilgilere göre:

Müşterek (ortak) hesaplarda, aksi ispatlanmadıkça payların eşit olduğu kabul edilir. Eşlerden birinin müşterek hesaptaki paranın tamamını çekmesi, o paranın tamamının kendisine ait olduğu anlamına gelmez (13. HD. 2012/13698 , 8. HD. 2013/223

Evlilik birliği içinde alınan bir taşınmazın bedelinin, eşlerden birinin banka hesabındaki birikimle ödenmesi durumunda, o banka hesabındaki paranın niteliği (kişisel veya edinilmiş olması) taşınmaz üzerindeki hak sahipliği oranını doğrudan etkiler (Özelge 16.01.2019, 8. HD. 2017/12599 ).

Maaş hesapları da dahil olmak üzere tüm birikimlerin bir eşin hesabında toplanması durumunda, bu paraların evlilik birliği için harcandığının ispat yükü parayı elinde bulunduran eştedir (2. HD. 2023/2149 ).

Sonuç: Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, eşlerden biri adına kayıtlı banka hesabındaki para, evlilik birliği içinde edinilmiş gelirlerden oluşuyorsa veya kaynağı ispatlanamıyorsa edinilmiş mal kabul edilerek yarı oranında paylaşıma tabi tutulur. Kişisel mal iddiası ancak somut ve denetlenebilir delillerle ispatlandığında paylaşım dışı bırakılabilir.

Banka hesabı sadece eşlerden birinin adına ise boşanmada paylaşılır mı?

Evet. Banka hesabının yalnızca bir eş adına kayıtlı olması, paranın paylaşım dışı kalmasını sağlamaz. Yargıtay’a göre, evlilik birliği içinde edinilen ve kaynağı kişisel mal olarak ispatlanamayan tüm banka birikimleri edinilmiş maldır ve mal rejimi tasfiyesinde yarı oranında paylaşıma tabidir.

Hesaptaki paranın miras veya bağış olduğunu kim ispatlamak zorundadır?

Paranın kişisel mal olduğunu iddia eden eş bu durumu ispatlamakla yükümlüdür. Sadece “ailem gönderdi” veya “miras parasıydı” şeklindeki beyanlar yeterli değildir. Banka dekontları, mirasçılık belgeleri, bağış iradesini ortaya koyan somut deliller gerekir. İspat edilemeyen hallerde para edinilmiş mal kabul edilir.

Boşanmadan hemen önce hesaptan para çekilirse ne olur?

Boşanma davası açılmadan kısa süre önce, diğer eşin hakkını azaltmak amacıyla yapılan para çekimleri TMK m. 229 kapsamında “eklenecek değer” sayılır. Yani para çekilmiş olsa bile, sanki hesapta duruyormuş gibi tasfiye hesabına dahil edilir. “Ev masrafları için harcadım” savunmasını yapan eş, bu harcamayı somut delillerle ispatlamak zorundadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Banka hesapları, mal rejimi tasfiyesinde en sık uyuşmazlık çıkan ve ispat hatalarının en pahalı sonuçlar doğurduğu alanlardan biridir.
Hesap hareketlerinin yanlış yorumlanması, kişisel mal–edinilmiş mal ayrımının doğru yapılamaması veya boşanma öncesi para transferlerinin hatalı savunulması; yüksek tutarlı katılma alacaklarının kaybedilmesine yol açabilir.

Özellikle;

Miras ve bağış paralarının ispatı

Maaş ve birikim hesaplarının ayrıştırılması

Boşanma öncesi çekilen paraların “eklenecek değer” sayılıp sayılmayacağı

Bilirkişi incelemesinin doğru yönlendirilmesi gibi konular Yargıtay içtihatlarına hâkim uzmanlık gerektirir.

İstanbul Anadolu Yakası’nda; Tuzla, Kartal, Pendik ve Maltepe başta olmak üzere banka hesapları, mal paylaşımı ve katılma alacağı davalarında 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, güncel Yargıtay uygulamasına dayalı etkin dava stratejisi, delil yönetimi ve hak kaybını önleyici hukuki danışmanlık sunmaktadır. Banka hesaplarında yapılan tek bir hata, mal paylaşımının tamamını değiştirebilir.

Read More

Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Edinilmiş Mallar, Katılma Alacağı ve Yargıtay Uygulaması

1. Yasal Mal Rejimi ve Temel İlkeler 

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 202. maddesi uyarınca, eşler arasında başka bir mal rejimi sözleşmeyle seçilmediği sürece “edinilmiş mallara katılma rejimi” geçerlidir. Bu rejimde, evlilik birliği içinde edinilen mallar üzerinde her iki eşin de hak iddia etme yetkisi bulunmaktadır. Mal paylaşımının esası, evlilik süresince edinilen malların tasfiyesidir. Ancak, eşlerin evlenmeden önce sahip oldukları mallar ile miras yoluyla (intikalen) geçen veya karşılıksız kazandırma yoluyla elde edilen varlıklar “kişisel mal” sayılmakta ve paylaşım dışı tutulmaktadır (TMK m. 218, 219, 220).

2. Mal Rejiminin Sona Erme Zamanı ve Tasfiye Koşulları 

Mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona erer (TMK m. 225/2). Ancak mal rejiminin tasfiyesine karar verilebilmesi için boşanma davasının olumlu sonuçlanarak kesinleşmesi bir ön koşuldur. Boşanma kararı kesinleşmeden tasfiye talebi esastan incelenemez; bu durumda mahkemeler genellikle boşanma davasının sonucunu bekletici mesele yapar veya davayı tefrik ederek kesinleşmeyi bekler.

3. Zaman Bakımından Uygulanacak Kurallar 

Türkiye’deki yasal değişiklikler nedeniyle mal paylaşımında ikili bir dönem ayrımı yapılmaktadır:

01.01.2002 Öncesi: Bu tarihe kadar olan dönemde “mal ayrılığı” rejimi geçerlidir (743 sayılı TKM m. 170). Bu dönemde edinilen mallar üzerinde hak iddia edebilmek için eşin, malın edinilmesine parasal veya para ile ölçülebilen maddi bir katkıda bulunmuş olması gerekir (Katkı Payı Alacağı).

01.01.2002 Sonrası: Bu tarihten itibaren “edinilmiş mallara katılma rejimi” geçerlidir. Bu dönemde edinilen mallar için katkı ispatı aranmaksızın, yasa gereği “artık değerin” yarısı üzerinde hak sahipliği doğar (Katılma Alacağı).

4. Alacak Türleri ve Hesaplama Yöntemleri

Katılma Alacağı: Eklenecek değerler ve denkleştirmeler dahil olmak üzere, edinilmiş malların toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan “artık değerin” yarısıdır (TMK m. 231, 236/1).

Değer Artış Payı Alacağı: Bir eşin, diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunması durumunda, tasfiye anındaki değer artışı üzerinden sahip olduğu alacak hakkıdır (TMK m. 227).

Katkı Payı Alacağı: Özellikle 2002 öncesi mal ayrılığı döneminde, eşin çalışarak veya birikimleriyle malın edinilmesine yaptığı katkının, malın dava tarihindeki sürüm değeri ile çarpılmasıyla hesaplanan alacaktır.

5. Tasfiye Usulü ve Değerleme 

Mal rejiminin tasfiyesinde kural olarak “ayın” (malın mülkiyeti) istenemez; talep edilen hak bir “kişisel alacak hakkı”dır. Borçlu eş, borcunu ayın veya para olarak ödeyebilir. Hesaplamalarda, malın rejim sona erdiği andaki (boşanma dava tarihi) durumu esas alınır ancak değerleme “tasfiye anındaki” (karar tarihine en yakın) sürüm (rayiç) değerleri üzerinden yapılır. Kredi ile alınan mallarda, evlilik birliği içinde ödenen taksitlerin toplam kredi miktarına oranı üzerinden bir hesaplama yapılarak artık değer belirlenir.

6. İspat Yükü ve Mal Kaçırma Durumu 

TMK m. 222 uyarınca, bir malın kendisine ait olduğunu iddia eden eş bunu ispatlamakla yükümlüdür. Aksi ispatlanana kadar tüm mallar edinilmiş mal sayılır. Boşanma davası açılmadan önce, diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler (mal kaçırma), mal rejimi sona erdiği anda mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir (TMK m. 229).

7. Anlaşmalı Boşanma ve Protokoller

 Eşler, anlaşmalı boşanma protokolü ile mal paylaşımı konusunda mutabakata varabilirler. Protokolde yer alan “mal paylaşımı yapılmıştır” veya “tarafların birbirlerinden talebi yoktur” gibi ibareler, açık ve kesin bir feragat içermesi durumunda bağlayıcıdır. Ancak “doğmayan haktan feragat olmaz” ilkesi gereği, henüz doğmamış bir alacaktan feragat edilip edilemeyeceği hususu yargı kararlarında protokolün kapsamına ve irade beyanının netliğine göre değerlendirilmektedir.

8. İkincil Kaynaklar ve Özel Durumlar

İkincil Kaynak Notu: Bazı yargı kararlarında, aile üyeleri (örneğin kardeş veya baba) tarafından yapılan ödemelerin veya havalelerin tek başına “bağış” (kişisel mal) sayılmayabileceği, bağış iradesinin ispatlanması gerektiği vurgulanmaktadır. İspatlanamadığı takdirde bu varlıklar edinilmiş mal olarak tasfiyeye dahil edilebilir.

İkincil Kaynak Notu: Mal rejimi tasfiyesi davalarında zamanaşımı süresi konusunda tartışmalar bulunmakla birlikte, genel eğilim 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması yönündedir.

İkincil Kaynak Notu: Boşanma protokolünde mal rejimine dair hüküm bulunmaması durumunda, boşanma kesinleştikten sonra ayrı bir dava ile tasfiye talep edilebilir. Bu davalarda bilirkişi incelemesi, banka kayıtları ve tapu dökümleri üzerinden delil araştırması yapılması esastır. Bir yazı önerisi.

Boşanmada her mal otomatik olarak yarı yarıya mı paylaşılır?

Hayır. Yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında yalnızca evlilik süresince edinilen mallar tasfiyeye dahildir. Evlilikten önce sahip olunan mallar, miras yoluyla kazanılanlar ve bağışlar kişisel mal sayılır ve paylaşıma girmez. Bu ayrımın doğru yapılmaması ciddi hak kayıplarına yol açabilir.

2002 yılından önce evlenen eşler için mal paylaşımı nasıl yapılır?

01.01.2002 öncesi dönemde mal ayrılığı rejimi geçerlidir. Bu dönemde edinilen mallar için otomatik bir paylaşım yoktur. Hak iddia eden eşin, malın edinilmesine parasal veya para ile ölçülebilen somut katkısını ispatlaması gerekir (katkı payı alacağı). 2002 sonrası dönem için ise katkı ispatı aranmaksızın katılma alacağı doğar.

Eş boşanmadan önce mal kaçırırsa ne olur?

Boşanma davası açılmadan önce, diğer eşin katılma alacağını azaltmak amacıyla yapılan devirler, satışlar veya bağışlar, TMK m. 229 uyarınca mal kaçırma sayılır ve tasfiye anında mevcutmuş gibi hesaba katılır. Bu tür işlemler, çoğu zaman bilirkişi incelemesi ve banka–tapu kayıtlarıyla ortaya çıkarılır.

Anlaşmalı boşanma protokolünde “tarafların birbirinden mal talebi yoktur” denmesi bağlayıcı mıdır?

Evet, ancak ancak açık ve kesin bir irade beyanı varsa bağlayıcıdır. Yargıtay uygulamasına göre; protokolde yer alan bu tür ifadeler, tarafların mal rejimi tasfiyesinden açıkça feragat ettiğini gösteriyorsa sonradan mal paylaşımı davası açılamaz. Ancak protokol belirsizse veya sadece boşanmanın fer’ileri düzenlenmişse, boşanma kesinleştikten sonra ayrıca mal rejimi tasfiyesi davası açılabilir.

Krediyle alınan ev veya araç boşanmada nasıl paylaştırılır?

Krediyle alınan mallarda paylaşım, evlilik süresi içinde ödenen taksitlerin toplam krediye oranı esas alınarak yapılır.
Evlilikten önce ödenen taksitler → kişisel mal
Evlilik içinde ödenen taksitler → edinilmiş mal
Bu oran üzerinden malın tasfiye tarihindeki rayiç değeri esas alınarak katılma alacağı hesaplanır. En sık hata yapılan konulardan biridir.

Aileden gelen para (anne, baba, kardeş) kişisel mal sayılır mı?

Her zaman hayır. Aileden gelen paranın bağış (hibe) olduğunun ispatı gerekir. Yargıtay’a göre yalnızca “havale yapılmış olması” bağış için yeterli değildir. Bağış iradesi ispatlanamazsa, bu parayla alınan mal edinilmiş mal kabul edilerek tasfiyeye dahil edilebilir. Bu konu uygulamada ciddi uyuşmazlıklara yol açmaktadır.

Mal paylaşımı davası boşanma davasıyla birlikte mi açılmalı?

Hayır, zorunlu değildir. Mal rejimi tasfiyesi davası: Boşanma davasıyla birlikte açılabilir (çoğu zaman tefrik edilir), Ya da boşanma kararı kesinleştikten sonra ayrı bir dava olarak açılabilir. Uygulamada genellikle boşanma davası sonuçlandıktan sonra açılması tercih edilir. Zamanaşımı bakımından genel kabul, 10 yıllık sürenin uygulanması yönündedir.

Ev kimin üzerine kayıtlıysa mal paylaşımı ona mı aittir?

Hayır. Tapunun kimin adına kayıtlı olduğu tek başına belirleyici değildir. Mal, evlilik birliği içinde edinilmişse ve kişisel mal niteliği ispatlanamıyorsa, tapu kimin adına olursa olsun edinilmiş mal sayılır ve katılma alacağına konu olur.

Çalışmayan eş mal paylaşımında hak kaybına uğrar mı?

Hayır. Ev işleri, çocuk bakımı ve evlilik birliğine katkı emek katkısı olarak kabul edilir. Çalışmayan eşin gelir elde etmemesi, katılma alacağı hakkını ortadan kaldırmaz. Bu husus Yargıtay’ın yerleşik içtihadıdır.

Ziynet eşyaları mal paylaşımına dahil midir?

Genel kural olarak ziynet eşyaları kadının kişisel malıdır ve mal rejimi tasfiyesine dahil edilmez. Ancak ziynetlerin bozdurularak ev, araç gibi bir mal alımında kullanıldığı ispatlanırsa, bu durumda değer artış payı veya katkı payı alacağı gündeme gelebilir.

Şirket hisseleri boşanmada nasıl paylaştırılır?

Şirket hisseleri evlilik süresince edinilmişse edinilmiş mal sayılır. Ancak şirketin kendisi bölünmez; talep edilen hak parasal alacaktır. Hisse değerinin tespiti için çoğu zaman bilirkişi incelemesi yapılır.

Eşlerden biri üzerine kayıtlı banka hesabındaki para paylaşılır mı?

Evet, eğer para evlilik süresi içinde elde edilmiş gelirlerden oluşuyorsa edinilmiş maldır. Hesabın tek eş adına olması sonucu değiştirmez. Paranın kişisel mal olduğunu iddia eden eş, bunu ispatlamakla yükümlüdür.

Emekli ikramiyesi ve kıdem tazminatı paylaşılır mı?

Evlilik süresi içinde kazanılan kıdem tazminatı ve emekli ikramiyesi, evlilik süresine isabet eden kısmı oranında edinilmiş mal sayılır. Evlilik öncesi çalışmaya karşılık gelen kısım kişisel maldır.

Boşanma davası açıldıktan sonra alınan mallar paylaşıma girer mi?

Hayır. Mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer. Bu tarihten sonra edinilen mallar kural olarak tasfiyeye dahil edilmez. Ancak mal kaçırma kastı varsa istisna uygulanabilir.

Araç satılmışsa mal paylaşımı talep edilebilir mi?

Evet. Mal tasfiye sırasında mevcut olmasa bile, elden çıkarılan malın tasfiye tarihindeki değeri esas alınarak katılma alacağı hesaplanır. Satış bedelinin düşük gösterilmesi hâlinde bilirkişi rayiç değer tespiti yapar.

Eş, mal paylaşımı davasında borçları düşebilir mi?

Evet. Edinilmiş mallara ilişkin mevcut borçlar, artık değer hesabında düşülür. Ancak kişisel borçlar (örneğin kumar borcu, kişisel kredi) tasfiyede dikkate alınmaz.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Mal rejimi tasfiyesi davaları, boşanma davalarından daha teknik ve hesaplamaya dayalı uyuşmazlıklardır.
Yanlış dönem ayrımı yapılması, kişisel mal–edinilmiş mal ayrımının hatalı kurulması, krediyle alınan malların yanlış oranlanması veya protokoldeki tek bir ifade; yüz binlerce liralık hak kaybına neden olabilir.

Özellikle:

2002 öncesi–sonrası ayrımı

Aileden gelen paraların bağış mı katkı mı olduğu

Kredi ödemelerinin evlilik içi–öncesi oranlanması

Anlaşmalı boşanma protokollerindeki feragat ifadeleri gibi hususlar uzmanlık gerektirir ve Yargıtay içtihatları yakından takip edilmeden güvenli şekilde yönetilemez. İstanbul Anadolu Yakası’nda; Tuzla, Kartal, Pendik ve Maltepe başta olmak üzere boşanmada mal paylaşımı, katılma alacağı, değer artış payı ve katkı payı davalarında 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, Yargıtay uygulamasına dayalı önleyici danışmanlık, dava stratejisi ve etkin yargılama takibi hizmeti sunmaktadır.

Read More

Alım Satımlarda Cayma Parası Nedir ve Cayma Parası İade edilir mi?

İncelenen yargı kararları ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda, alım satım sözleşmelerinde “cayma parası”nın hukuki niteliği, tanımı ve geçerlilik şartlarına ilişkin tespitler aşağıda sunulmuştur.

1. Cayma Parasının Tanımı ve Hukuki Niteliği

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 178. maddesi uyarınca cayma parası; sözleşme yapılırken taraflardan birinin diğerine verdiği ve parayı verene verdiği parayı bırakmak, parayı alana ise aldığının iki katını iade etmek suretiyle sözleşmeden tek taraflı ve serbestçe dönme yetkisi tanıyan bir paradır. Yargı kararlarında bu kavram “cayma akçesi”, “zamanı rücu” veya “pişmanlık akçesi” olarak da adlandırılmaktadır.

Bağlanma Parası (Pey Akçesi) ile Ayrımı: Mahkeme kararlarında sıklıkla vurgulandığı üzere, cayma parası ile TBK m. 177’de düzenlenen “bağlanma parası” (kapora/pey akçesi) birbirinden farklıdır:

Bağlanma Parası (TBK m. 177): Sözleşme yapılırken verilen para, kural olarak cayma parası değil, sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır. Aksine bir anlaşma veya yerel adet yoksa, bu para esas alacaktan düşülür.

Cayma Parası (TBK m. 178): Sözleşmeden dönmenin bir yaptırımı veya bedeli olarak kararlaştırılır.

2. Cayma Parasının Geçerlilik Şartları

Yargı kararlarına göre, bir ödemenin cayma parası olarak kabul edilebilmesi ve hukuken geçerli sayılabilmesi için aşağıdaki şartların varlığı gerekmektedir:

A. Açıkça Kararlaştırılmış Olması

TBK m. 177’deki karine gereği, verilen paranın cayma parası olduğunun kabul edilebilmesi için taraflar arasında bu yönde açık bir anlaşma veya sözleşme hükmü bulunmalıdır.

İspat Yükü: Verilen paranın pey akçesi değil de cayma parası olduğunu iddia eden taraf, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Sözleşme İfadesi: Sözleşmede veya makbuzda sadece “kapora” ifadesinin yer alması, o paranın cayma parası olduğu anlamına gelmez. Tarafların anlaşma metninden, paranın cayma hakkı karşılığında verildiğinin anlaşılması gerekir. Açıkça cayma tazminatı olduğu şart edilmedikçe, verilen paralar bağlanma parası sayılır ve sözleşme bozulduğunda (haklı veya haksız olsun) iadesi gerekir.

B. Asıl Sözleşmenin Geçerliliği (Fer’i Nitelik)

Cayma parası, asıl sözleşmeye bağlı fer’i (yan) bir borçtur. Bu nedenle, cayma parasının geçerli olabilmesi için asıl sözleşmenin de hukuken geçerli olması zorunludur.

Resmi Şekil Şartı: Tapulu taşınmaz satışları veya trafik siciline kayıtlı araç satışları gibi resmi şekil şartına tabi sözleşmeler, noterde veya tapuda resmi şekilde yapılmadıkça geçersizdir (harici sözleşmeler).

Geçersizliğin Sonucu: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daire kararlarına göre; asıl sözleşme şekil eksikliği nedeniyle geçersizse, bu sözleşmede yer alan cayma parası veya cezai şart hükümleri de geçersizdir. Bu durumda taraflar, cayma parası hükümlerine (iki katı iade veya parayı yakma) dayanamaz; sadece sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde verdikleri paranın aynen iadesini talep edebilirler.

C. Sözleşmenin Kurulması Sırasında Verilmesi

Cayma parası, sözleşmenin yapılması (kurulması) sırasında diğer tarafa verilmelidir. Henüz sözleşme kurulmamışsa veya para sözleşme anında verilmemişse cayma parası niteliği kazanmayabilir.

3. Cayma Hakkının Kullanılması ve Sonuçları

Geçerli bir cayma parası anlaşması varsa:

Parayı Veren Cayarsa: Verdiği parayı karşı tarafa bırakır (geri isteyemez).

Parayı Alan Cayarsa: Aldığı paranın iki katını karşı tarafa geri verir.

İfa Durumu: Sözleşme gereği gibi ifa edilirse, verilen cayma parası iade edilir veya borçtan düşülür.

Tacirler Arası Durum: Tacirler arası sözleşmelerde basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü esas alındığından, sözleşmede açıkça kararlaştırılan cayma bedelleri (genel işlem koşulu sayılmadığı sürece) bağlayıcı kabul edilmektedir.

İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bilgiler

Aşağıdaki bilgiler, karar metinlerinde sınırlı bağlamda geçen veya dolaylı yoldan ilgili olan ikincil nitelikteki verilerdir:

Tüketici Hukuku ve Mesafeli Sözleşmeler: Reklam Kurulu kararı ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin (2025/3882) kararına göre; tüketicilerin mesafeli sözleşmelerde veya devre tatil sözleşmelerinde yasal cayma süresi (örneğin 14 gün) içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart (veya cayma parası) ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkı bulunmaktadır. Bu süre içinde satıcının tüketiciden ödeme alması veya borçlandırıcı belge düzenlemesi mevzuata aykırıdır.

Simsarlık (Emlakçı) Sözleşmeleri: İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi kararına göre, emlak alım-satımına aracılık edenlerle yapılan sözleşmelerde “cayma akçesi” adı altında hizmet bedeli talep edilebilmesi için, simsarlık sözleşmesinin yazılı olması ve ilgili tarafın imzasını taşıması gerekmektedir. Bir yazı önerisi.

Kapora ile cayma parası arasındaki fark nedir?

Kapora (bağlanma parası), sözleşmenin kurulduğunun ispatı niteliğindedir ve aksi açıkça kararlaştırılmadıkça cayma hakkı vermez. Cayma parası ise taraflara, belirli bir bedel karşılığında sözleşmeden tek taraflı dönme hakkı tanır. Yargıtay uygulamasında, sözleşmede açıkça “cayma parası” olarak düzenlenmeyen ödemeler kapora sayılmaktadır.

Cayma parası her sözleşmede geçerli midir?

Hayır. Cayma parası, asıl sözleşmeye bağlı fer’i bir haktır. Asıl sözleşme geçersizse (örneğin tapulu taşınmazın noter/tapu dışında yapılan satışı gibi), cayma parası da geçersiz olur. Bu durumda taraflar yalnızca sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanabilir.

Cayma parası iade edilir mi, iki katı ne zaman istenir?

Geçerli bir cayma parası kararlaştırılmışsa; cayma hakkını parayı veren kullanırsa verdiği bedeli geri alamaz, parayı alan kullanırsa aldığı bedelin iki katını iade etmekle yükümlüdür. Ancak sözleşme ifa edilirse, cayma parası iade edilir veya borçtan düşülür.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Cayma parası; uygulamada kapora (bağlanma parası) ile en çok karıştırılan hukuki kurumlardan biridir ve bu karışıklık, taraflar açısından iade edilemeyen bedeller, iki kat ödeme yükümlülüğü veya hak kaybı gibi ciddi sonuçlar doğurabilir. Sözleşmede yer alan tek bir kelime, ödemenin cayma parası mı yoksa kapora mı sayılacağını belirleyebilir. Bu nedenle, özellikle taşınmaz ve araç satışları, tüketici sözleşmeleri, emlakçı (simsarlık) sözleşmeleri ve tacirler arası ticari ilişkilerde; Yargıtay içtihatlarına uygun, açık ve ispatı mümkün sözleşme metinlerinin hazırlanması büyük önem taşır. Aksi hâlde, şekil şartına aykırılık, fer’i hakların geçersizliği veya yanlış nitelendirme nedeniyle taraflar beklemedikleri mali yüklerle karşılaşabilir.

İstanbul Anadolu Yakası’nda Tuzla, Kartal, Pendik ve Maltepe başta olmak üzere cayma parası, kapora ve sözleşmeden dönme kaynaklı uyuşmazlıklarda 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, Yargıtay uygulamasına dayalı önleyici hukuki danışmanlık, sözleşme hazırlama ve revizyon, uzlaşma yönetimi ve etkin dava takibi hizmetleri sunmaktadır. Sözleşme aşamasında alınacak profesyonel hukuki destek; sonradan doğabilecek ihtilafları azaltır, maddi kayıpları önler ve hakların en güçlü şekilde korunmasını sağlar.

Read More

Yurtdışında Yapılan Evlilikler Türkiye’de Geçerli mi? Bildirim ve Tescil Şartları

1. Yurtdışında Yapılan Evliliklerin Hukuki Geçerliliği ve Otomatik Tanınma

Yargıtay kararları ve ilgili mevzuat hükümleri uyarınca, yurtdışında yetkili yabancı makamlar önünde yapılan evlenmeler Türk hukukunda otomatik olarak tanınmaktadır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un (MÖHUK) 13/2 maddesi gereğince, “evliliğin şekline yapıldığı ülke hukuku uygulanır.” Bu ilke uyarınca, evlenmenin şekli şartları evliliğin gerçekleştiği ülke hukukuna uygunsa, bu evlilik Türkiye’de de geçerli kabul edilir (Yargıtay HGK-2023/470).

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ve 18. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, yurtdışında yapılan bir evliliğin Türkiye’de geçerli sayılabilmesi için şu şartlar aranmaktadır:

Evlenmenin yapıldığı ülke mevzuatına (şekil yönünden) uygun olması,

4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine aykırı olmaması,

Butlanla batıl olmayı gerektiren bir sebebin bulunmaması (Yargıtay 2. HD-2007/6488, 2022/1299K, 2023/5764).

2. Bildirim ve Nüfus Siciline Tescil Şartı

Yargı kararlarında açıkça vurgulandığı üzere, yurtdışında gerçekleşen evliliklerin Türk nüfus siciline tescil edilmemiş olması veya resmi makamlara bildirilmemesi, evliliğin geçerliliğine etki etmez.

Geçerlilik Bakımından: Evlenme iradesinin yetkili yabancı makam önünde açıklanmasıyla evlilik akdi hukuken oluşur. Nüfus kaydının yapılmaması bu akdi geçersiz kılmaz veya “yok” sayılmasını gerektirmez (Yargıtay 2. HD-2008/3494, 2012/1614.

İspat ve Usul Bakımından: Bildirim yapılmaması durumunda evlilik nüfus kayıtlarında görünmese dahi, mahkemeler istinabe yoluyla veya resmi belgelerle evliliğin varlığını tespit ettiğinde bu evliliği hukuken geçerli kabul ederek işlem yapmaktadır (Yargıtay 2. HD-2023/141, 2021/8121).

İdari Yükümlülük: 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. ve 24. maddeleri ile ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca, dış temsilciliklerce yapılan evlenmelerin 30 gün içinde bildirilmesi bir idari yükümlülüktür. Ancak bu bildirim, evliliğin kurucu bir unsuru değil, mevcut durumun idari yoldan tescili niteliğindedir (Uyuşmazlık Mahkemesi-2024/113).

3. Yabancılar ve Mülteciler İçin Özel Durum

Yabancı uyruklu kişilerin veya Türkiye’de geçici koruma/sığınmacı statüsünde bulunanların yurtdışındaki evlilikleri söz konusu olduğunda, 5490 sayılı Kanun’un 8/1 maddesi uyarınca yabancılar kütüğüne tescil zorunluluğu bulunmaktadır. Bu kişilerin evlilik gibi nüfus olaylarını nüfus müdürlüğüne beyan etmeleri ve evliliğin ilgili ülke büyükelçiliklerinden alınacak resmi belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir (Yargıtay 2. HD-2010/2037).

4. Evlilik ve Boşanma Arasındaki Fark

Yurtdışında yapılan evlilikler MÖHUK 13/2 uyarınca otomatik tanınırken, yurtdışında verilen boşanma kararları için durum farklıdır. Yabancı bir mahkemeden alınan boşanma kararının Türkiye’de sonuç doğurabilmesi için Türk mahkemelerinde “tanıma ve tenfiz” davası açılması veya yetkili idari makamlarca tescil edilmesi şarttır (Yargıtay 2. HD-2012/3521).

5. İkincil Kaynak Değerlendirmeleri

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, konuya ilişkin şu ek bağlamları sağlamaktadır:

İdari Tescil Süreci: Danıştay, yurtdışındaki evliliğin nüfus kaydına işlenmesinin “yanlış bir kaydın düzeltilmesi” değil, “var olan durumun idari yoldan tescili” olduğunu ve bunun için mutlaka bir mahkeme kararına gerek olmadığını, idari başvuruyla yapılabileceğini belirtmiştir (Danıştay 10. Daire-2020/6376).

Belge İbrazı Zorunluluğu: Otomatik tanınma ilkesine rağmen, bir dava sürecinde evliliğin varlığına dayanılıyorsa, ilgili yabancı makamlardan alınmış resmi evlilik belgesinin (apostilli ve tercümeli) mahkemeye sunulması ispat açısından zorunludur. Sadece beyan veya Göç İdaresi kayıtları evliliğin ispatı için yeterli görülmeyebilir (Yargıtay 2. HD-2025/1941, 2024/4284).

Tanıma-Tenfiz Usulü: Yabancı aile hukuku kararlarının (özellikle boşanma ve buna bağlı nüfus düzeltmeleri) tescili için MÖHUK 50-59 maddeleri uyarınca kesinleşmiş şerhi, apostil ve noter onaylı tercüme gibi katı usul şartlarının yerine getirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (Yargıtay 2. HD-2024/5813, 2023/2152).

Sonuç: Yurtdışında yetkili makamlar önünde yapılan evlilikler, Türk kamu düzenine aykırı olmamak kaydıyla yapıldığı andan itibaren Türkiye’de geçerlidir ve otomatik olarak tanınır. Nüfus siciline bildirim yapılması evliliğin geçerlilik şartı değil, idari bir tescil işlemidir; ancak hak kayıplarının önlenmesi ve resmi işlemlerin yürütülebilmesi için bildirim yapılması ve resmi belgelerin muhafazası önem arz etmektedir.

Yurtdışında yapılan evlilik Türkiye’de otomatik olarak geçerli midir?

Evet. Yetkili yabancı makam önünde ve yapıldığı ülke hukukuna uygun şekilde yapılan evlilikler, Türk Medeni Kanunu’na ve kamu düzenine aykırı bir durum bulunmadığı sürece Türkiye’de otomatik olarak tanınır. Bu tür evlilikler için ayrıca mahkeme kararı alınması gerekmez.

Yurtdışındaki evliliğin nüfusa bildirilmemesi evliliği geçersiz kılar mı?

Hayır. Evliliğin nüfus siciline tescil edilmemesi, evliliğin hukuki geçerliliğini etkilemez. Bildirim yükümlülüğü idari niteliktedir. Ancak bildirim yapılmaması; miras, vatandaşlık, ikamet, sosyal güvenlik ve boşanma gibi işlemlerde ciddi sorunlara neden olabilir.

Yurtdışında evlilik ile yurtdışında boşanma arasında fark var mı?

Evet, önemli bir fark vardır. Yurtdışında yapılan evlilikler otomatik olarak tanınırken, yurtdışında verilen boşanma kararlarının Türkiye’de hüküm ve sonuç doğurabilmesi için tanıma ve/veya tenfiz işlemi yapılması zorunludur. Aksi hâlde nüfus kayıtları değiştirilemez.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Yurtdışında yapılan evliliklerin Türkiye’de tanınması ve nüfus siciline tescili, her ne kadar “otomatik tanınma” ilkesine tabi olsa da uygulamada apostil, tercüme, konsolosluk işlemleri, yabancılar kütüğü ve nüfus kayıtları bakımından ciddi teknik sorunlar içermektedir. Özellikle bildirim yapılmayan evliliklerde, hak sahipliği ve ispat sorunları sıkça yaşanmaktadır.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde;

Yurtdışında yapılan evliliklerin nüfusa tescili,

Yabancılar ve geçici koruma statüsündekilerin evlilik işlemleri,

Tanıma–tenfiz davaları ve idari başvurular,

Apostil ve belge ispatına ilişkin uyuşmazlıklar

konularında uzman ve etkin hukuki destek sunmaktadır. Yurtdışı evliliklerde ileride telafisi güç hak kayıpları yaşamamak için uzman avukat desteği büyük önem taşımaktadır.

Read More

Boşanma Davası Nasıl Açılır? Gerekli Belgeler, Usul ve Sık Yapılan Hatalar

1. Boşanma Davasının Açılma Usulü ve Genel Prosedür

 Yargı kararları uyarınca boşanma davaları, Aile Mahkemelerinde (bulunmayan yerlerde Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemelerinde) bir dava dilekçesi ile açılmaktadır. Dava süreci, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 184. maddesinde düzenlenen özel yargılama usullerine tabidir.

Dava Dilekçesinin Verilmesi: Dava, dilekçenin mahkemeye sunulması ve kaydedilmesiyle açılmış sayılır (HMK m. 118/1). Dilekçede davacının ve davalının T.C. kimlik numaraları ile adres bilgilerinin bulunması zorunludur. Eksiklik durumunda mahkemece bir haftalık kesin süre verilir.

Harç ve Gider Avansı: Boşanma davası açılırken gerekli harçların yatırılması zorunludur. Harç yatırılmaması durumunda mahkemece eksikliğin giderilmesi için süre verilir; aksi halde dava usulden reddedilebilir.

Tebligat ve Dilekçeler Aşaması: Dava dilekçesi ve tensip zaptı davalıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmelidir. Tebligatın usulsüz olması (örneğin tebliğ memurunun adının bulunmaması) savunma hakkını kısıtladığı için bozma nedenidir. Dilekçeler aşaması tamamlanmadan ön inceleme ve tahkikat aşamasına geçilemez.

Vakıaların Somutlaştırılması: Davacı, davanın dayanağı olan tüm vakıaları ve bu vakıaların hangi delillerle ispat edileceğini dilekçesinde açıkça belirtmelidir (HMK m. 119/1-e, f). Usulüne uygun bildirilmeyen vakıalar mahkemece kendiliğinden dikkate alınamaz.

2. Gerekli Belgeler ve Deliller 

Boşanma davası açılırken veya yargılama sürecinde sunulması gereken temel belgeler şunlardır:

Dava Dilekçesi: HMK 119. maddesindeki unsurları taşıyan, iddia ve vakıaları içeren temel belge.

Vekaletname: Davanın avukat aracılığıyla açılması durumunda, boşanma davası açma yetkisini içeren özel vekaletname.

Nüfus Kayıt Örneği: Aile nüfus kayıt tablosu, tarafların evlilik birliğini ve çocukların durumunu tevsik etmek için kullanılır.

Boşanma Protokolü: Anlaşmalı boşanma davalarında (TMK m. 166/3), tarafların mali sonuçlar (nafaka, tazminat) ve çocukların durumu (velayet) üzerinde uzlaştıklarını gösteren imzalı belge.

Delil Listesi ve Belgeler: Tanık isim ve adresleri, tarafların elindeki belgelerin asılları veya örnekleri (tapu kayıtları, araç ruhsatları, fotoğraflar vb.) dilekçeye eklenmelidir. Başka yerlerden getirtilecek belgeler için gerekli açıklamalar dilekçede yer almalıdır.

3. Anlaşmalı Boşanma Davalarına İlişkin Özel Şartlar

 TMK m. 166/3 uyarınca açılan anlaşmalı boşanma davalarında şu hususlar kritik önemdedir:

Süre Şartı: Evliliğin dava tarihi itibarıyla en az bir yıl sürmüş olması gerekir. Bir yıl dolmadan açılan davalarda taraflar anlaşsa dahi anlaşmalı boşanma kararı verilemez; davanın çekişmeli usulde görülmesi gerekir.

İrade Beyanı ve Protokol: Eşlerin mahkemeye birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi gerekir. Hakim, tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmelidir.

Kapsam: Protokolün boşanmanın tüm fer’ilerini (maddi-manevi tazminat, nafaka, velayet) eksiksiz içermesi şarttır. Taraflardan birinin duruşmada protokolden rücu etmesi durumunda dava çekişmeli hale gelir.

4. Yabancı Unsurlu Boşanma Davaları ve Tenfiz

Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması/Tenfizi: Yabancı bir ülkede verilen boşanma kararının Türkiye’de geçerli olması için açılan davalarda; yabancı mahkeme kararının aslı, tasdikli tercümesi ve nüfus kayıt örneği gereklidir.

Yabancı Uyruklu Taraflar: Tarafların yabancı olması durumunda, mahkemece vatandaşlık belgeleri ve uygulanacak yabancı hukukun ilgili maddelerinin tasdikli tercümeleri talep edilebilir.

5. İkincil Kaynaklara Dayalı Bilgiler 

Aşağıdaki hususlar sunulan karar metinlerinde sınırlı bilgi veya dolaylı atıf içermesi nedeniyle ikincil kaynak bilgisi olarak değerlendirilmiştir:

İkincil Kaynak Notu: Boşanma davası açılırken mal varlığına ilişkin talepler varsa, avukatlar tarafından taşınmazlara ait tapu kayıtları ve araç ruhsat örneklerinin ön hazırlık aşamasında talep edildiği görülmektedir.

İkincil Kaynak Notu: Çekişmeli boşanma davalarında, velayet düzenlemesi yapılabilmesi için mahkemece uzman raporlarının (pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı) alınması zorunlu bir prosedürel adım olarak vurgulanmaktadır.

İkincil Kaynak Notu: Anlaşmalı boşanma talebiyle açılan davalarda, başlangıçta HMK m. 119 anlamında detaylı vakıa ve delil bildirme zorunluluğu aranmasa da, davanın çekişmeliye dönmesi halinde mahkemece bu eksikliklerin giderilmesi için ek süre verilmesi gerektiği belirtilmektedir.

Sonuç: Boşanma davası, HMK standartlarına uygun bir dilekçe, gerekli harçların yatırılması ve nüfus kayıtları, varsa protokol ve delil listesi gibi belgelerin mahkemeye sunulmasıyla Aile Mahkemesi’nde açılır. Anlaşmalı boşanma için bir yıllık evlilik süresi ve tam mutabakat içeren bir protokol şarttır. Eksik belgeler veya usulsüz tebligatlar yargılamanın bozulmasına neden olmaktadır. Bir yazı önerisi.

Boşanma davası açmak için hangi belgeler gereklidir?

Boşanma davası açılırken usule uygun bir dava dilekçesi, nüfus kayıt örneği, varsa anlaşmalı boşanma protokolü, delil listesi ve avukatla açılıyorsa özel yetkili vekaletname sunulmalıdır. Harç ve gider avansının yatırılması da zorunludur.

Anlaşmalı boşanma için evlilik süresi şartı var mı?

Evet. Türk Medeni Kanunu’na göre anlaşmalı boşanma için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerekir. Bir yıl dolmadan açılan davalarda taraflar anlaşmış olsa bile mahkeme anlaşmalı boşanmaya karar veremez.

Boşanma davasında yapılan usul hataları neye yol açar?

Eksik dilekçe, yanlış tebligat, delillerin süresinde bildirilmemesi veya protokoldeki eksiklikler; davanın reddine, uzamasına, çekişmeliye dönüşmesine ya da kararın üst mahkemede bozulmasına neden olabilir. Bu durum ciddi hak kayıpları doğurabilir.

Boşanma Davasında Neden Uzman Avukat Desteği Hayati Önem Taşır?

Boşanma davaları yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesiyle sınırlı olmayıp; nafaka, tazminat, velayet, kişisel ilişki, mal rejimi ve yabancı unsurlar gibi çok sayıda hukuki sonucu beraberinde getirmektedir. Uygulamada yapılan usul hataları, eksik dilekçeler veya yanlış stratejiler, telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Özellikle dilekçede vakıaların somutlaştırılmaması, delillerin süresinde bildirilmemesi, tebligat hataları veya anlaşmalı boşanma protokolünün eksik düzenlenmesi; davanın reddine, çekişmeliye dönüşmesine ya da Yargıtay’dan bozulmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle boşanma davasının daha ilk aşamada hukuka uygun ve stratejik biçimde hazırlanması kritik önemdedir.

Uzman Avukat Desteği Neden Fark Yaratır?

Boşanma dilekçesinin HMK ve TMK’ya uygun şekilde hazırlanması,

Anlaşmalı boşanma protokolünün ileride sorun doğurmayacak şekilde eksiksiz düzenlenmesi,

Nafaka, tazminat ve velayet taleplerinin doğru hukuki zemine oturtulması,

Usulsüz tebligat ve süre kayıplarının önlenmesi,

Yabancı unsurlu boşanmalarda tanıma–tenfiz risklerinin doğru yönetilmesi,

ancak alanında uzman bir avukatın hukuki takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Boşanma Süreci

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davaları, velayet ve nafaka uyuşmazlıkları ile yabancı unsurlu boşanmalarda etkin ve profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Boşanma davasında atılacak tek bir yanlış adım, yıllar sürecek yeni uyuşmazlıklara yol açabilir. Haklarınızı korumak ve süreci doğru yönetmek için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

SGK iş kazası tazminatı nasıl alınır?

1. İş Kazasının Bildirimi ve İdari Tahkikat Süreci

 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca, bir olayın iş kazası olarak kabul edilebilmesi ve SGK’dan tazminat/gelir talep edilebilmesi için öncelikle bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmesi gerekmektedir. İşveren, iş kazasını kolluk kuvvetlerine derhal, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) ise en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirmekle yükümlüdür. Kazanın işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana gelmesi halinde, bu süre kazanın öğrenildiği tarihten itibaren başlar.

Bildirim üzerine SGK, olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağına dair bir inceleme başlatır. Kurum, gerektiğinde denetim memurları veya Bakanlık iş müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yaparak varılan sonucu en geç üç ay içinde ilgililere bildirir. Kurumun bu kararına karşı yetkili mahkemede itiraz edilmesi mümkündür.

2. İş Kazasının Tespiti ve Yargısal Süreç 

Olayın SGK’ya bildirilmediği veya Kurum tarafından iş kazası olarak kabul edilmediği durumlarda, hak sahiplerinin tazminat alabilmesi için “iş kazasının tespiti” davası açması bir ön sorundur. Yargıtay kararlarına göre, tazminat davası devam ederken olayın iş kazası olduğu henüz netleşmemişse, mahkeme davacıya SGK’ya başvurması ve sonuç alamazsa işveren ile SGK’yı hasım göstererek tespit davası açması için “önel” (süre) vermelidir. Bu tespit davası, tazminat davası için bekletici mesele yapılır.

3. SGK Tarafından Sağlanan Ödemeler ve Gelir Bağlanması

 İş kazası neticesinde sigortalıya veya hak sahiplerine sağlanan temel haklar şunlardır:

Geçici İş Göremezlik Ödeneği: Tedavi süresince çalışılamayan günler için ödenir.

Sürekli İş Göremezlik Geliri: Kurum Sağlık Kurulu tarafından meslekte kazanma gücünün en az %10 oranında azaldığı tespit edilen sigortalıya bağlanır. Maluliyet oranı, Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümlerine göre belirlenir.

Ölüm Geliri: İş kazası sonucu vefat eden sigortalının eşine, çocuklarına ve belirli şartlar altında (gelir şartı, yaş şartı vb.) anne ve babasına bağlanır. 5510 sayılı Kanun’un 20. ve 34. maddeleri uyarınca, anne ve babaya gelir bağlanabilmesi için eş ve çocuklardan artan hisse bulunması veya anne-babanın 65 yaş üstü olması gibi kriterler aranır.

Diğer Yardımlar: Cenaze yardımı ve tedavi giderleri de Kurum tarafından karşılanan kalemler arasındadır.

4. Tazminat Davalarında Mahsup İşlemi (Mükerrer Ödemenin Önlenmesi) 

İş kazası nedeniyle açılan maddi tazminat davaları, nitelikçe SGK tarafından karşılanmayan zararların giderilmesine ilişkindir. Haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek amacıyla, SGK tarafından bağlanan gelirin “ilk peşin sermaye değeri” (PSD), hesaplanan toplam tazminat miktarından tenzil edilir (düşülür). Bu hesaplamada, rücu edilebilir miktar dikkate alınır ve hüküm tarihine en yakın veriler esas alınır. Eğer Kurum henüz bir gelir bağlamamışsa, bu durum tazminat hakkını doğrudan etkileyeceğinden, gelirin bağlanması süreci beklenmelidir.

5. SGK’nın İşverene Rücu Hakkı 

SGK, sigortalıya veya hak sahiplerine yaptığı ödemeleri ve bağladığı gelirlerin peşin sermaye değerini, işverenin veya kusurlu üçüncü kişilerin kusuru oranında rücuen tahsil eder. 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca; iş kazası işverenin kastı, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi veya sigortalı bildiriminin süresinde yapılmaması (23. madde) nedeniyle meydana gelmişse, Kurum zararı işverenden tahsil edilir. Üçüncü kişilerin kusuru halinde ise gelirin peşin sermaye değerinin yarısı oranında rücu işlemi uygulanır.

6. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler 

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararlarında şu ek hususlar vurgulanmıştır:

Zamanaşımı: SGK’ya yapılacak müracaatlarda 5 yıllık zamanaşımı süresinin bulunduğu, ancak mahkemece iş kazası tespiti yapılması halinde ilgili işlemlerin başlatılabileceği belirtilmiştir.

Trafik Kazası-İş Kazası İlişkisi: Trafik kazası şeklinde gerçekleşen olaylarda da işveren bildiriminin ve sigortalı müracaatının kritik olduğu, SGK’nın tahkikat yapabilmesi için sigortalının bizzat müracaatının gerekebileceği ifade edilmiştir.

İşçi Lehine Yorum: İş kazası tespitinde çelişkili raporlar bulunması halinde “işçi lehine yorum” ilkesinin gözetilmesi ve tüm hastane kayıtlarının incelenmesi gerektiği hatırlatılmıştır.

Sigorta Şirketlerinin Sorumluluğu: İşverenin yaptırdığı işyeri veya sorumluluk sigortası poliçeleri kapsamında, SGK’nın rücu ettiği tutarların poliçe limitleri dahilinde sigorta şirketlerinden talep edilebileceği görülmektedir. Bir yazı önerisi.

İş kazası SGK’ya bildirilmezse haklar kaybolur mu?

Hayır, tamamen kaybolmaz; ancak süreç zorlaşır. İşverenin bildirim yapmaması veya SGK’nın olayı iş kazası olarak kabul etmemesi hâlinde, işçi veya hak sahipleri iş kazasının tespiti davası açarak bu eksikliği giderebilir. Ancak tespit yapılmadan tazminat davasında sağlıklı bir ilerleme mümkün değildir.

İş kazası tespit davası ne zaman açılır ve neden gereklidir?

SGK’nın olayı iş kazası olarak kabul etmediği veya başvuru yapılmadığı durumlarda, tazminat davasından önce veya tazminat davası sırasında iş kazasının tespiti davası açılması zorunludur. Yargıtay uygulamasına göre bu dava, tazminat davası için bekletici mesele yapılır ve sonucu bağlayıcıdır.

SGK’dan gelir bağlanırsa işverenden tazminat alınamaz mı?

Hayır, alınabilir. SGK tarafından bağlanan sürekli iş göremezlik veya ölüm geliri, işverene karşı açılacak maddi tazminat davasını engellemez. Ancak mükerrer ödeme olmaması için, SGK gelirinin ilk peşin sermaye değeri, hesaplanan tazminattan mahsup edilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

İş kazası dosyaları; SGK bildirimi, idari tahkikat, iş kazası tespiti, kusur ve maluliyet raporları, zamanaşımı süreleri ve tazminat hesaplamaları gibi birçok teknik aşamadan oluşur. Bu süreçlerden herhangi birinin eksik veya hatalı yürütülmesi, işçinin ya da hak sahiplerinin ciddi maddi kayıplar yaşamasına neden olabilir.

Özellikle İstanbul, Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde görülen iş kazalarında; SGK işlemleri ile işverene karşı açılacak davaların eş zamanlı ve koordineli yürütülmesi hayati önem taşır.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

İş kazasının SGK nezdinde doğru şekilde tescilinin sağlanması,

Gerekli hâllerde iş kazasının tespiti davasının açılması,

Maluliyet oranı ve kusur raporlarına etkin itiraz edilmesi,

SGK gelirleri ile tazminat arasındaki mahsup hesabının doğru yapılması,

İşveren ve üçüncü kişilere karşı tam ve eksiksiz tazminat talep edilmesi,

ancak iş ve sosyal güvenlik hukuku alanında uzman bir avukatın takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli İş Kazası Süreci

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; iş kazası tespiti, SGK işlemleri, maddi–manevi tazminat davaları ve rücu süreçlerinde etkin ve profesyonel hukuki destek sunmaktadır. İş kazası sonrası haklarınızın eksiksiz korunması için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

Nafaka Nasıl Belirlenir, Ödenmezse Ne Olur? Yargıtay Kararları Işığında Hukuki Rehber

1. Nafakanın Belirlenme Kriterleri

Yargıtay kararları ve Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümleri uyarınca nafaka miktarı belirlenirken temel alınan kriterler şunlardır:

Genel İlkeler ve Kanuni Dayanak: TMK m. 330 uyarınca nafaka miktarı; çocuğun ihtiyaçları, ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının tayininde çocuğun varsa gelirleri de göz önünde bulundurulur. Ayrıca TMK m. 4’te vurgulanan “hakkaniyet” ilkesi, nafaka miktarının belirlenmesinde temel rehberdir.

İştirak Nafakası: Velayeti kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlüdür (TMK m. 182/2). Mahkemece; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşullarındaki paranın alım gücü, barınma, sağlık, dinlenme ve ulaşım gibi giderleri ile anne ve babanın ekonomik-sosyal durumları arasında bir denge kurulur. Velayet hakkı kendisine verilen tarafın bu görev nedeniyle üstlendiği sorumluluk ve emeğin karşılığı olan harcamalar da dikkate alınır.

Yoksulluk Nafakası: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir (TMK m. 175). Asgari ücret seviyesinde gelire sahip olmak, yoksulluk nafakası bağlanmasına engel teşkil etmez; ancak nafaka miktarının tayininde bir etken olarak değerlendirilir.

Yardım Nafakası: Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan altsoyu, üstsoyu ve kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür (TMK m. 364). Eğitimine devam eden ergin çocuklar için de ana ve babanın bakım borcu, eğitim sona erinceye kadar devam eder (TMK m. 328/2).

Ödeme Biçimi ve Artış Oranları: Nafaka kural olarak her ay peşin ve irat (düzenli ödeme) biçiminde ödenir. Mahkemeler, istem halinde nafakanın gelecek yıllarda ÜFE, TÜFE veya hakkaniyete uygun belirli bir oranda artırılmasına karar verebilir. Boşanma sırasında yapılan toptan ödemeler de hükmedilecek nafaka miktarının tayininde dikkate alınır.

Durumun Değişmesi: Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde, hakim istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirleyebilir, artırabilir, azaltabilir veya nafakayı tamamen kaldırabilir (TMK m. 331, m. 176/4).

2. Nafakanın Ödenmemesi Durumunda Uygulanan Yaptırımlar

Nafaka borcunun yerine getirilmemesi halinde hukuki ve cezai süreçler işletilmektedir:

İcra Takibi ve Haciz İşlemleri: Nafaka borcu ödenmediğinde alacaklı tarafça ilamlı icra takibi başlatılabilir. Birikmiş nafaka alacakları ve işleyen faizler için borçlunun taşınır/taşınmaz mallarına, banka hesaplarına ve araçlarına haciz konulabilir.

Maaş Haczi: Borçlunun emekli maaşı veya ücreti üzerine haciz konulması mümkündür. İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 83 ve 5510 sayılı Kanun m. 93 uyarınca, cari aylık nafaka borçlunun maaşından tam olarak kesildikten sonra, birikmiş nafaka alacakları için de maaşın kalan kısmının en az dörtte biri oranında kesinti yapılır.

Tazyik Hapsi (Disiplin Hapsi): İİK m. 344 uyarınca, nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlu, alacaklının şikayeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılabilir. Borçlu, hapsin tatbiki sırasında borcunu öderse tahliye edilir. Yargıtay kararlarında, nafaka borcunu ödeyemediği için tazyik hapsi alan ve bu nedenle sabıka kaydı oluşmasa da iş bulmakta zorlanan veya cezaevine giren borçlu örnekleri mevcuttur.

İcra İnkar Tazminatı: Nafaka borcuna yapılan itirazın iptali davası sonucunda, borçlu aleyhine hükmolunan meblağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilebilir.

Zamanaşımı: Nafaka alacaklarında zamanaşımı süresi, takip tarihinden geriye doğru 10 yıl olarak dikkate alınmaktadır.

3. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler

Raporun bu bölümünde yer alan bilgiler, sunulan kararlardaki sınırlı veriler ışığında ek bağlam sağlamaktadır:

Ödemelerin Mahsubu: İkincil kaynak niteliğindeki Yargıtay kararlarına göre, banka kanalıyla yapılan ödemelerde “nafaka” açıklaması bulunmasa dahi, ödemelerin düzenli olması ve nafaka miktarıyla örtüşmesi durumunda bu ödemelerin nafaka borcuna mahsup edilmesi hakkaniyet gereği kabul edilmektedir. Ancak “okul ücreti” gibi spesifik açıklamalarla yapılan ödemeler kural olarak nafaka borcundan mahsup edilemez.

Protokollerin Bağlayıcılığı: Anlaşmalı boşanma protokolü ile belirlenen nafaka yükümlülükleri, taraflar arasında haricen düzenlenen adi belgeler veya ibranameler ile kolayca değiştirilemez; nafakanın indirilmesi için kural olarak mahkemede nafaka tenkisi davası açılması gerekmektedir.

İcra Takibinde Usul: Nafaka alacaklarının tahsili için başlatılan icra takiplerinde, borçlunun ödeme iddialarının İİK m. 33 uyarınca noter tasdikli veya ikrarlı belgelerle ispatlanması zorunludur. Aksi takdirde icra işlemlerine devam edilir.

Zamanaşımı Riski: İlamlı icra takiplerinde, ilamın kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde infaz edilmesi gerektiği, aksi halde zamanaşımı def’i ile karşılaşılabileceği vurgulanmaktadır. Bir yazı önerisi.

Nafaka miktarı hangi kriterlere göre belirlenir?

Nafaka belirlenirken; çocuğun veya nafaka alacaklısının ihtiyaçları, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, ödeme gücü ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınır. Asgari ücretle çalışmak, yoksulluk nafakasına engel değildir; ancak nafaka miktarının belirlenmesinde önemli bir ölçüttür. Mahkeme, taraflar arasında denge kurarak karar verir.

Nafaka ödenmezse ne gibi yaptırımlar uygulanır?

Nafaka borcunun ödenmemesi hâlinde ilamlı icra takibi başlatılabilir. Borçlunun maaşına, banka hesaplarına ve mallarına haciz konulabilir. Ayrıca İcra ve İflas Kanunu m. 344 uyarınca, nafaka borcunu ödemeyen borçlu hakkında 3 aya kadar tazyik hapsi uygulanabilir. Borç ödenirse hapis derhal sona erer.

Nafaka artırılabilir, azaltılabilir veya kaldırılabilir mi?

Evet. Tarafların mali durumlarında değişiklik olması veya hakkaniyetin gerektirmesi hâlinde nafaka; artırılabilir, azaltılabilir ya da tamamen kaldırılabilir. Bu durumlarda mutlaka mahkemeye başvurularak nafaka uyarlama (artırım/tenkis) davası açılması gerekir; harici anlaşmalar tek başına yeterli değildir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Nafaka uyuşmazlıkları yalnızca aylık bir ödeme meselesi olmayıp; uzun vadeli mali sonuçlar, icra ve hapis riski, zamanaşımı ve mahsuba ilişkin teknik kurallar içermektedir. Yanlış başlatılan bir icra takibi veya hatalı savunma, borçlu ya da alacaklı açısından ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Özellikle İstanbul, Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde görülen nafaka uyuşmazlıklarında; Yargıtay içtihatlarına uygun strateji belirlenmesi büyük önem taşır.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Nafaka miktarının hukuka ve hakkaniyete uygun belirlenmesi,

Nafaka artırımı, azaltımı veya kaldırılması davalarının doğru zamanda açılması,

Ödenen bedellerin nafakaya mahsup edilip edilmeyeceğinin tespiti,

Hatalı icra ve tazyik hapsi risklerinin önlenmesi,

Zamanaşımı ve icra usulüne ilişkin hak kayıplarının engellenmesi,

ancak aile hukuku alanında uzman bir avukatın takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Nafaka Süreci

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; nafakanın belirlenmesi, icra takibi, tazyik hapsi süreçleri ve nafaka uyarlama davalarında etkin ve profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Nafaka uyuşmazlıklarında atılacak yanlış bir adım, yıllarca sürecek mali ve hukuki sorunlara yol açabilir. Hak kaybı yaşamamak için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More