Boşanma Davası Nasıl Açılır? Gerekli Belgeler, Usul ve Sık Yapılan Hatalar

1. Boşanma Davasının Açılma Usulü ve Genel Prosedür

 Yargı kararları uyarınca boşanma davaları, Aile Mahkemelerinde (bulunmayan yerlerde Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemelerinde) bir dava dilekçesi ile açılmaktadır. Dava süreci, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 184. maddesinde düzenlenen özel yargılama usullerine tabidir.

Dava Dilekçesinin Verilmesi: Dava, dilekçenin mahkemeye sunulması ve kaydedilmesiyle açılmış sayılır (HMK m. 118/1). Dilekçede davacının ve davalının T.C. kimlik numaraları ile adres bilgilerinin bulunması zorunludur. Eksiklik durumunda mahkemece bir haftalık kesin süre verilir.

Harç ve Gider Avansı: Boşanma davası açılırken gerekli harçların yatırılması zorunludur. Harç yatırılmaması durumunda mahkemece eksikliğin giderilmesi için süre verilir; aksi halde dava usulden reddedilebilir.

Tebligat ve Dilekçeler Aşaması: Dava dilekçesi ve tensip zaptı davalıya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmelidir. Tebligatın usulsüz olması (örneğin tebliğ memurunun adının bulunmaması) savunma hakkını kısıtladığı için bozma nedenidir. Dilekçeler aşaması tamamlanmadan ön inceleme ve tahkikat aşamasına geçilemez.

Vakıaların Somutlaştırılması: Davacı, davanın dayanağı olan tüm vakıaları ve bu vakıaların hangi delillerle ispat edileceğini dilekçesinde açıkça belirtmelidir (HMK m. 119/1-e, f). Usulüne uygun bildirilmeyen vakıalar mahkemece kendiliğinden dikkate alınamaz.

2. Gerekli Belgeler ve Deliller 

Boşanma davası açılırken veya yargılama sürecinde sunulması gereken temel belgeler şunlardır:

Dava Dilekçesi: HMK 119. maddesindeki unsurları taşıyan, iddia ve vakıaları içeren temel belge.

Vekaletname: Davanın avukat aracılığıyla açılması durumunda, boşanma davası açma yetkisini içeren özel vekaletname.

Nüfus Kayıt Örneği: Aile nüfus kayıt tablosu, tarafların evlilik birliğini ve çocukların durumunu tevsik etmek için kullanılır.

Boşanma Protokolü: Anlaşmalı boşanma davalarında (TMK m. 166/3), tarafların mali sonuçlar (nafaka, tazminat) ve çocukların durumu (velayet) üzerinde uzlaştıklarını gösteren imzalı belge.

Delil Listesi ve Belgeler: Tanık isim ve adresleri, tarafların elindeki belgelerin asılları veya örnekleri (tapu kayıtları, araç ruhsatları, fotoğraflar vb.) dilekçeye eklenmelidir. Başka yerlerden getirtilecek belgeler için gerekli açıklamalar dilekçede yer almalıdır.

3. Anlaşmalı Boşanma Davalarına İlişkin Özel Şartlar

 TMK m. 166/3 uyarınca açılan anlaşmalı boşanma davalarında şu hususlar kritik önemdedir:

Süre Şartı: Evliliğin dava tarihi itibarıyla en az bir yıl sürmüş olması gerekir. Bir yıl dolmadan açılan davalarda taraflar anlaşsa dahi anlaşmalı boşanma kararı verilemez; davanın çekişmeli usulde görülmesi gerekir.

İrade Beyanı ve Protokol: Eşlerin mahkemeye birlikte başvurması veya bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi gerekir. Hakim, tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmelidir.

Kapsam: Protokolün boşanmanın tüm fer’ilerini (maddi-manevi tazminat, nafaka, velayet) eksiksiz içermesi şarttır. Taraflardan birinin duruşmada protokolden rücu etmesi durumunda dava çekişmeli hale gelir.

4. Yabancı Unsurlu Boşanma Davaları ve Tenfiz

Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması/Tenfizi: Yabancı bir ülkede verilen boşanma kararının Türkiye’de geçerli olması için açılan davalarda; yabancı mahkeme kararının aslı, tasdikli tercümesi ve nüfus kayıt örneği gereklidir.

Yabancı Uyruklu Taraflar: Tarafların yabancı olması durumunda, mahkemece vatandaşlık belgeleri ve uygulanacak yabancı hukukun ilgili maddelerinin tasdikli tercümeleri talep edilebilir.

5. İkincil Kaynaklara Dayalı Bilgiler 

Aşağıdaki hususlar sunulan karar metinlerinde sınırlı bilgi veya dolaylı atıf içermesi nedeniyle ikincil kaynak bilgisi olarak değerlendirilmiştir:

İkincil Kaynak Notu: Boşanma davası açılırken mal varlığına ilişkin talepler varsa, avukatlar tarafından taşınmazlara ait tapu kayıtları ve araç ruhsat örneklerinin ön hazırlık aşamasında talep edildiği görülmektedir.

İkincil Kaynak Notu: Çekişmeli boşanma davalarında, velayet düzenlemesi yapılabilmesi için mahkemece uzman raporlarının (pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı) alınması zorunlu bir prosedürel adım olarak vurgulanmaktadır.

İkincil Kaynak Notu: Anlaşmalı boşanma talebiyle açılan davalarda, başlangıçta HMK m. 119 anlamında detaylı vakıa ve delil bildirme zorunluluğu aranmasa da, davanın çekişmeliye dönmesi halinde mahkemece bu eksikliklerin giderilmesi için ek süre verilmesi gerektiği belirtilmektedir.

Sonuç: Boşanma davası, HMK standartlarına uygun bir dilekçe, gerekli harçların yatırılması ve nüfus kayıtları, varsa protokol ve delil listesi gibi belgelerin mahkemeye sunulmasıyla Aile Mahkemesi’nde açılır. Anlaşmalı boşanma için bir yıllık evlilik süresi ve tam mutabakat içeren bir protokol şarttır. Eksik belgeler veya usulsüz tebligatlar yargılamanın bozulmasına neden olmaktadır. Bir yazı önerisi.

Boşanma davası açmak için hangi belgeler gereklidir?

Boşanma davası açılırken usule uygun bir dava dilekçesi, nüfus kayıt örneği, varsa anlaşmalı boşanma protokolü, delil listesi ve avukatla açılıyorsa özel yetkili vekaletname sunulmalıdır. Harç ve gider avansının yatırılması da zorunludur.

Anlaşmalı boşanma için evlilik süresi şartı var mı?

Evet. Türk Medeni Kanunu’na göre anlaşmalı boşanma için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerekir. Bir yıl dolmadan açılan davalarda taraflar anlaşmış olsa bile mahkeme anlaşmalı boşanmaya karar veremez.

Boşanma davasında yapılan usul hataları neye yol açar?

Eksik dilekçe, yanlış tebligat, delillerin süresinde bildirilmemesi veya protokoldeki eksiklikler; davanın reddine, uzamasına, çekişmeliye dönüşmesine ya da kararın üst mahkemede bozulmasına neden olabilir. Bu durum ciddi hak kayıpları doğurabilir.

Boşanma Davasında Neden Uzman Avukat Desteği Hayati Önem Taşır?

Boşanma davaları yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesiyle sınırlı olmayıp; nafaka, tazminat, velayet, kişisel ilişki, mal rejimi ve yabancı unsurlar gibi çok sayıda hukuki sonucu beraberinde getirmektedir. Uygulamada yapılan usul hataları, eksik dilekçeler veya yanlış stratejiler, telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Özellikle dilekçede vakıaların somutlaştırılmaması, delillerin süresinde bildirilmemesi, tebligat hataları veya anlaşmalı boşanma protokolünün eksik düzenlenmesi; davanın reddine, çekişmeliye dönüşmesine ya da Yargıtay’dan bozulmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle boşanma davasının daha ilk aşamada hukuka uygun ve stratejik biçimde hazırlanması kritik önemdedir.

Uzman Avukat Desteği Neden Fark Yaratır?

Boşanma dilekçesinin HMK ve TMK’ya uygun şekilde hazırlanması,

Anlaşmalı boşanma protokolünün ileride sorun doğurmayacak şekilde eksiksiz düzenlenmesi,

Nafaka, tazminat ve velayet taleplerinin doğru hukuki zemine oturtulması,

Usulsüz tebligat ve süre kayıplarının önlenmesi,

Yabancı unsurlu boşanmalarda tanıma–tenfiz risklerinin doğru yönetilmesi,

ancak alanında uzman bir avukatın hukuki takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Boşanma Süreci

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davaları, velayet ve nafaka uyuşmazlıkları ile yabancı unsurlu boşanmalarda etkin ve profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Boşanma davasında atılacak tek bir yanlış adım, yıllar sürecek yeni uyuşmazlıklara yol açabilir. Haklarınızı korumak ve süreci doğru yönetmek için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

SGK iş kazası tazminatı nasıl alınır?

1. İş Kazasının Bildirimi ve İdari Tahkikat Süreci

 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca, bir olayın iş kazası olarak kabul edilebilmesi ve SGK’dan tazminat/gelir talep edilebilmesi için öncelikle bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmesi gerekmektedir. İşveren, iş kazasını kolluk kuvvetlerine derhal, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) ise en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirmekle yükümlüdür. Kazanın işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana gelmesi halinde, bu süre kazanın öğrenildiği tarihten itibaren başlar.

Bildirim üzerine SGK, olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağına dair bir inceleme başlatır. Kurum, gerektiğinde denetim memurları veya Bakanlık iş müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yaparak varılan sonucu en geç üç ay içinde ilgililere bildirir. Kurumun bu kararına karşı yetkili mahkemede itiraz edilmesi mümkündür.

2. İş Kazasının Tespiti ve Yargısal Süreç 

Olayın SGK’ya bildirilmediği veya Kurum tarafından iş kazası olarak kabul edilmediği durumlarda, hak sahiplerinin tazminat alabilmesi için “iş kazasının tespiti” davası açması bir ön sorundur. Yargıtay kararlarına göre, tazminat davası devam ederken olayın iş kazası olduğu henüz netleşmemişse, mahkeme davacıya SGK’ya başvurması ve sonuç alamazsa işveren ile SGK’yı hasım göstererek tespit davası açması için “önel” (süre) vermelidir. Bu tespit davası, tazminat davası için bekletici mesele yapılır.

3. SGK Tarafından Sağlanan Ödemeler ve Gelir Bağlanması

 İş kazası neticesinde sigortalıya veya hak sahiplerine sağlanan temel haklar şunlardır:

Geçici İş Göremezlik Ödeneği: Tedavi süresince çalışılamayan günler için ödenir.

Sürekli İş Göremezlik Geliri: Kurum Sağlık Kurulu tarafından meslekte kazanma gücünün en az %10 oranında azaldığı tespit edilen sigortalıya bağlanır. Maluliyet oranı, Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümlerine göre belirlenir.

Ölüm Geliri: İş kazası sonucu vefat eden sigortalının eşine, çocuklarına ve belirli şartlar altında (gelir şartı, yaş şartı vb.) anne ve babasına bağlanır. 5510 sayılı Kanun’un 20. ve 34. maddeleri uyarınca, anne ve babaya gelir bağlanabilmesi için eş ve çocuklardan artan hisse bulunması veya anne-babanın 65 yaş üstü olması gibi kriterler aranır.

Diğer Yardımlar: Cenaze yardımı ve tedavi giderleri de Kurum tarafından karşılanan kalemler arasındadır.

4. Tazminat Davalarında Mahsup İşlemi (Mükerrer Ödemenin Önlenmesi) 

İş kazası nedeniyle açılan maddi tazminat davaları, nitelikçe SGK tarafından karşılanmayan zararların giderilmesine ilişkindir. Haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek amacıyla, SGK tarafından bağlanan gelirin “ilk peşin sermaye değeri” (PSD), hesaplanan toplam tazminat miktarından tenzil edilir (düşülür). Bu hesaplamada, rücu edilebilir miktar dikkate alınır ve hüküm tarihine en yakın veriler esas alınır. Eğer Kurum henüz bir gelir bağlamamışsa, bu durum tazminat hakkını doğrudan etkileyeceğinden, gelirin bağlanması süreci beklenmelidir.

5. SGK’nın İşverene Rücu Hakkı 

SGK, sigortalıya veya hak sahiplerine yaptığı ödemeleri ve bağladığı gelirlerin peşin sermaye değerini, işverenin veya kusurlu üçüncü kişilerin kusuru oranında rücuen tahsil eder. 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca; iş kazası işverenin kastı, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi veya sigortalı bildiriminin süresinde yapılmaması (23. madde) nedeniyle meydana gelmişse, Kurum zararı işverenden tahsil edilir. Üçüncü kişilerin kusuru halinde ise gelirin peşin sermaye değerinin yarısı oranında rücu işlemi uygulanır.

6. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler 

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararlarında şu ek hususlar vurgulanmıştır:

Zamanaşımı: SGK’ya yapılacak müracaatlarda 5 yıllık zamanaşımı süresinin bulunduğu, ancak mahkemece iş kazası tespiti yapılması halinde ilgili işlemlerin başlatılabileceği belirtilmiştir.

Trafik Kazası-İş Kazası İlişkisi: Trafik kazası şeklinde gerçekleşen olaylarda da işveren bildiriminin ve sigortalı müracaatının kritik olduğu, SGK’nın tahkikat yapabilmesi için sigortalının bizzat müracaatının gerekebileceği ifade edilmiştir.

İşçi Lehine Yorum: İş kazası tespitinde çelişkili raporlar bulunması halinde “işçi lehine yorum” ilkesinin gözetilmesi ve tüm hastane kayıtlarının incelenmesi gerektiği hatırlatılmıştır.

Sigorta Şirketlerinin Sorumluluğu: İşverenin yaptırdığı işyeri veya sorumluluk sigortası poliçeleri kapsamında, SGK’nın rücu ettiği tutarların poliçe limitleri dahilinde sigorta şirketlerinden talep edilebileceği görülmektedir. Bir yazı önerisi.

İş kazası SGK’ya bildirilmezse haklar kaybolur mu?

Hayır, tamamen kaybolmaz; ancak süreç zorlaşır. İşverenin bildirim yapmaması veya SGK’nın olayı iş kazası olarak kabul etmemesi hâlinde, işçi veya hak sahipleri iş kazasının tespiti davası açarak bu eksikliği giderebilir. Ancak tespit yapılmadan tazminat davasında sağlıklı bir ilerleme mümkün değildir.

İş kazası tespit davası ne zaman açılır ve neden gereklidir?

SGK’nın olayı iş kazası olarak kabul etmediği veya başvuru yapılmadığı durumlarda, tazminat davasından önce veya tazminat davası sırasında iş kazasının tespiti davası açılması zorunludur. Yargıtay uygulamasına göre bu dava, tazminat davası için bekletici mesele yapılır ve sonucu bağlayıcıdır.

SGK’dan gelir bağlanırsa işverenden tazminat alınamaz mı?

Hayır, alınabilir. SGK tarafından bağlanan sürekli iş göremezlik veya ölüm geliri, işverene karşı açılacak maddi tazminat davasını engellemez. Ancak mükerrer ödeme olmaması için, SGK gelirinin ilk peşin sermaye değeri, hesaplanan tazminattan mahsup edilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

İş kazası dosyaları; SGK bildirimi, idari tahkikat, iş kazası tespiti, kusur ve maluliyet raporları, zamanaşımı süreleri ve tazminat hesaplamaları gibi birçok teknik aşamadan oluşur. Bu süreçlerden herhangi birinin eksik veya hatalı yürütülmesi, işçinin ya da hak sahiplerinin ciddi maddi kayıplar yaşamasına neden olabilir.

Özellikle İstanbul, Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde görülen iş kazalarında; SGK işlemleri ile işverene karşı açılacak davaların eş zamanlı ve koordineli yürütülmesi hayati önem taşır.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

İş kazasının SGK nezdinde doğru şekilde tescilinin sağlanması,

Gerekli hâllerde iş kazasının tespiti davasının açılması,

Maluliyet oranı ve kusur raporlarına etkin itiraz edilmesi,

SGK gelirleri ile tazminat arasındaki mahsup hesabının doğru yapılması,

İşveren ve üçüncü kişilere karşı tam ve eksiksiz tazminat talep edilmesi,

ancak iş ve sosyal güvenlik hukuku alanında uzman bir avukatın takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli İş Kazası Süreci

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; iş kazası tespiti, SGK işlemleri, maddi–manevi tazminat davaları ve rücu süreçlerinde etkin ve profesyonel hukuki destek sunmaktadır. İş kazası sonrası haklarınızın eksiksiz korunması için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

Nafaka Nasıl Belirlenir, Ödenmezse Ne Olur? Yargıtay Kararları Işığında Hukuki Rehber

1. Nafakanın Belirlenme Kriterleri

Yargıtay kararları ve Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümleri uyarınca nafaka miktarı belirlenirken temel alınan kriterler şunlardır:

Genel İlkeler ve Kanuni Dayanak: TMK m. 330 uyarınca nafaka miktarı; çocuğun ihtiyaçları, ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının tayininde çocuğun varsa gelirleri de göz önünde bulundurulur. Ayrıca TMK m. 4’te vurgulanan “hakkaniyet” ilkesi, nafaka miktarının belirlenmesinde temel rehberdir.

İştirak Nafakası: Velayeti kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlüdür (TMK m. 182/2). Mahkemece; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşullarındaki paranın alım gücü, barınma, sağlık, dinlenme ve ulaşım gibi giderleri ile anne ve babanın ekonomik-sosyal durumları arasında bir denge kurulur. Velayet hakkı kendisine verilen tarafın bu görev nedeniyle üstlendiği sorumluluk ve emeğin karşılığı olan harcamalar da dikkate alınır.

Yoksulluk Nafakası: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir (TMK m. 175). Asgari ücret seviyesinde gelire sahip olmak, yoksulluk nafakası bağlanmasına engel teşkil etmez; ancak nafaka miktarının tayininde bir etken olarak değerlendirilir.

Yardım Nafakası: Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan altsoyu, üstsoyu ve kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür (TMK m. 364). Eğitimine devam eden ergin çocuklar için de ana ve babanın bakım borcu, eğitim sona erinceye kadar devam eder (TMK m. 328/2).

Ödeme Biçimi ve Artış Oranları: Nafaka kural olarak her ay peşin ve irat (düzenli ödeme) biçiminde ödenir. Mahkemeler, istem halinde nafakanın gelecek yıllarda ÜFE, TÜFE veya hakkaniyete uygun belirli bir oranda artırılmasına karar verebilir. Boşanma sırasında yapılan toptan ödemeler de hükmedilecek nafaka miktarının tayininde dikkate alınır.

Durumun Değişmesi: Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde, hakim istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirleyebilir, artırabilir, azaltabilir veya nafakayı tamamen kaldırabilir (TMK m. 331, m. 176/4).

2. Nafakanın Ödenmemesi Durumunda Uygulanan Yaptırımlar

Nafaka borcunun yerine getirilmemesi halinde hukuki ve cezai süreçler işletilmektedir:

İcra Takibi ve Haciz İşlemleri: Nafaka borcu ödenmediğinde alacaklı tarafça ilamlı icra takibi başlatılabilir. Birikmiş nafaka alacakları ve işleyen faizler için borçlunun taşınır/taşınmaz mallarına, banka hesaplarına ve araçlarına haciz konulabilir.

Maaş Haczi: Borçlunun emekli maaşı veya ücreti üzerine haciz konulması mümkündür. İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 83 ve 5510 sayılı Kanun m. 93 uyarınca, cari aylık nafaka borçlunun maaşından tam olarak kesildikten sonra, birikmiş nafaka alacakları için de maaşın kalan kısmının en az dörtte biri oranında kesinti yapılır.

Tazyik Hapsi (Disiplin Hapsi): İİK m. 344 uyarınca, nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlu, alacaklının şikayeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılabilir. Borçlu, hapsin tatbiki sırasında borcunu öderse tahliye edilir. Yargıtay kararlarında, nafaka borcunu ödeyemediği için tazyik hapsi alan ve bu nedenle sabıka kaydı oluşmasa da iş bulmakta zorlanan veya cezaevine giren borçlu örnekleri mevcuttur.

İcra İnkar Tazminatı: Nafaka borcuna yapılan itirazın iptali davası sonucunda, borçlu aleyhine hükmolunan meblağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilebilir.

Zamanaşımı: Nafaka alacaklarında zamanaşımı süresi, takip tarihinden geriye doğru 10 yıl olarak dikkate alınmaktadır.

3. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler

Raporun bu bölümünde yer alan bilgiler, sunulan kararlardaki sınırlı veriler ışığında ek bağlam sağlamaktadır:

Ödemelerin Mahsubu: İkincil kaynak niteliğindeki Yargıtay kararlarına göre, banka kanalıyla yapılan ödemelerde “nafaka” açıklaması bulunmasa dahi, ödemelerin düzenli olması ve nafaka miktarıyla örtüşmesi durumunda bu ödemelerin nafaka borcuna mahsup edilmesi hakkaniyet gereği kabul edilmektedir. Ancak “okul ücreti” gibi spesifik açıklamalarla yapılan ödemeler kural olarak nafaka borcundan mahsup edilemez.

Protokollerin Bağlayıcılığı: Anlaşmalı boşanma protokolü ile belirlenen nafaka yükümlülükleri, taraflar arasında haricen düzenlenen adi belgeler veya ibranameler ile kolayca değiştirilemez; nafakanın indirilmesi için kural olarak mahkemede nafaka tenkisi davası açılması gerekmektedir.

İcra Takibinde Usul: Nafaka alacaklarının tahsili için başlatılan icra takiplerinde, borçlunun ödeme iddialarının İİK m. 33 uyarınca noter tasdikli veya ikrarlı belgelerle ispatlanması zorunludur. Aksi takdirde icra işlemlerine devam edilir.

Zamanaşımı Riski: İlamlı icra takiplerinde, ilamın kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde infaz edilmesi gerektiği, aksi halde zamanaşımı def’i ile karşılaşılabileceği vurgulanmaktadır. Bir yazı önerisi.

Nafaka miktarı hangi kriterlere göre belirlenir?

Nafaka belirlenirken; çocuğun veya nafaka alacaklısının ihtiyaçları, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, ödeme gücü ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınır. Asgari ücretle çalışmak, yoksulluk nafakasına engel değildir; ancak nafaka miktarının belirlenmesinde önemli bir ölçüttür. Mahkeme, taraflar arasında denge kurarak karar verir.

Nafaka ödenmezse ne gibi yaptırımlar uygulanır?

Nafaka borcunun ödenmemesi hâlinde ilamlı icra takibi başlatılabilir. Borçlunun maaşına, banka hesaplarına ve mallarına haciz konulabilir. Ayrıca İcra ve İflas Kanunu m. 344 uyarınca, nafaka borcunu ödemeyen borçlu hakkında 3 aya kadar tazyik hapsi uygulanabilir. Borç ödenirse hapis derhal sona erer.

Nafaka artırılabilir, azaltılabilir veya kaldırılabilir mi?

Evet. Tarafların mali durumlarında değişiklik olması veya hakkaniyetin gerektirmesi hâlinde nafaka; artırılabilir, azaltılabilir ya da tamamen kaldırılabilir. Bu durumlarda mutlaka mahkemeye başvurularak nafaka uyarlama (artırım/tenkis) davası açılması gerekir; harici anlaşmalar tek başına yeterli değildir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Nafaka uyuşmazlıkları yalnızca aylık bir ödeme meselesi olmayıp; uzun vadeli mali sonuçlar, icra ve hapis riski, zamanaşımı ve mahsuba ilişkin teknik kurallar içermektedir. Yanlış başlatılan bir icra takibi veya hatalı savunma, borçlu ya da alacaklı açısından ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Özellikle İstanbul, Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde görülen nafaka uyuşmazlıklarında; Yargıtay içtihatlarına uygun strateji belirlenmesi büyük önem taşır.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Nafaka miktarının hukuka ve hakkaniyete uygun belirlenmesi,

Nafaka artırımı, azaltımı veya kaldırılması davalarının doğru zamanda açılması,

Ödenen bedellerin nafakaya mahsup edilip edilmeyeceğinin tespiti,

Hatalı icra ve tazyik hapsi risklerinin önlenmesi,

Zamanaşımı ve icra usulüne ilişkin hak kayıplarının engellenmesi,

ancak aile hukuku alanında uzman bir avukatın takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Nafaka Süreci

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; nafakanın belirlenmesi, icra takibi, tazyik hapsi süreçleri ve nafaka uyarlama davalarında etkin ve profesyonel hukuki destek sunmaktadır. Nafaka uyuşmazlıklarında atılacak yanlış bir adım, yıllarca sürecek mali ve hukuki sorunlara yol açabilir. Hak kaybı yaşamamak için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

Zemin katta bulunan dükkan veya işyeri ortak gider ödemek zorunda mı?

1. Genel Kural ve Yasal Dayanak

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 20. maddesi, kat maliklerinin ortak giderlere katılım borcunu düzenleyen temel hükümdür. Yargıtay kararlarında (20. HD-2019/3963, 18. HD-2012/8590) vurgulandığı üzere; kat malikleri, aralarında başka türlü bir anlaşma (yönetim planı hükmü vb.) bulunmadıkça, anataşınmazın tüm ortak giderlerine ve bu giderler için toplanacak avansa arsa payları oranında katılmakla yükümlüdürler.

KMK’nın 20/c maddesi uyarınca, kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle gider ve avans payını ödemekten kaçınamazlar. Bu hüküm, zemin katta bulunan dükkan ve iş yeri maliklerinin, binanın iç kısmını kullanmadıkları veya asansöre ihtiyaç duymadıkları gerekçesiyle aidat ve ortak gider borcundan muafiyet iddialarının yasal engelini oluşturmaktadır (20. HD-2017/4437, 18. HD-2014/2542K).

2. Yönetim Planının Bağlayıcılığı ve Muafiyet Durumu

Yargıtay uygulamasına göre, ortak giderlere katılımda asıl belirleyici belge tapuda kayıtlı olan yönetim planıdır.

Muafiyet Hükmü Yoksa: Yönetim planında dükkanların ortak giderlerden ayrık tutulmasına dair bir hüküm bulunmadığı sürece, dükkan malikleri tüm genel giderlerden sorumludur. Kat malikleri kurulunun, yönetim planında hüküm olmaksızın dükkanları giderlerden muaf tutan kararları hukuka aykırıdır ve iptali gerekir (18. HD-2011/10563.

Muafiyet Hükmü Varsa: Yönetim planında zemin kat veya dükkan maliklerinin belirli giderlerden (örneğin asansör bakım ve işletme giderleri) muaf tutulacağına dair açık bir hüküm varsa, bu hüküm geçerlidir ve malik bu giderlerden sorumlu tutulamaz (18. HD-2013/2726, 18. HD-2015/3119).

Muafiyetin Sınırı: Yönetim planında dükkan maliklerinin bir kısım ortak giderlerden (merdiven temizliği, otomat elektriği vb.) sorumlu tutulmaması, yasanın emredici hükümlerine aykırılık teşkil etmez (18. HD-2003/320). Ancak yönetim planındaki muafiyetler genellikle “bakım ve işletme” giderlerine yöneliktir; asansörün “yenilenmesi” veya “yapımı” gibi demirbaş niteliğindeki giderler, yönetim planında aksine açık hüküm yoksa KMK m.19 ve 20 uyarınca tüm kat maliklerinin sorumluluğundadır (18. HD-2013/1165, 18. HD-2009/13255).

3. Uygulama Örnekleri ve Teknik Detaylar

Asansör ve Elektrik Giderleri: Zemin kattaki iş yerlerinin asansör ve kapıcı hizmetinden yararlanmadığı, ortak elektrik ve sudan faydalanmadığı yönündeki itirazlar, KMK 20/c maddesi gereği davanın reddi nedenidir (20. HD-2017/4437).

Isınma Giderleri: Bağımsız bölümün depo mahiyetinde olması veya kalorifer tesisatının/peteklerinin bulunmaması, maliki ortak giderlerden ve yönetim planında aksine hüküm yoksa yakıt bedelinden muaf kılmaz (18. HD-2013/18663). Onaylı projede ısınma tesisatı varsa, malik kendi iradesiyle petek taktırmasa dahi giderlere katılmak zorundadır (18. HD-2010/12689).

Yakıt Sistemi Ayrımı: Eğer anataşınmazda dükkan ve meskenlerin yakıt sistemleri onaylı mimari projeye göre tamamen ayrılmışsa, dükkan malikleri yakıt giderinden sorumlu olmayabilir; ancak bu durum aydınlatma, temizlik, kapıcı ve yönetim gideri gibi diğer ortak giderlere katılma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz (18. HD-2011/6693Kaynak).

4. İkincil Kaynak Değerlendirmeleri

İkincil kaynak olarak sunulan kararlar, genel kuralın farklı uyuşmazlık türlerindeki yansımalarını teyit etmektedir:

Mantolama ve Onarım: Dış cephe yalıtımı (mantolama) gibi ortak yerlerin korunmasına yönelik giderler, bağımsız bölümün konumu gözetilmeksizin tüm maliklere arsa payı oranında paylaştırılmalıdır (18. HD-2013/10975, 20. HD-2018/4598).

Ticari Yapılar (AVM): KMK 20. maddesi hükümleri, alışveriş merkezi (AVM) gibi ticari nitelikteki yapılarda bulunan bağımsız bölümler için de geçerli olup, yönetim planında aksi kararlaştırılmadıkça genel giderlere katılım zorunludur (17. HD-2011/11943).

Kapıcı Giderleri: Kapıcı ve kaloriferci giderlerine katılımda, maliklerin bu hizmetlerden faydalanmaya ihtiyaç duymadıklarını ileri sürmeleri geçersizdir; KMK 20/c uyarınca bu giderlerden kaçınılamaz (22. HD-2020/971, 20. HD-2019/465).

Yönetim Planı İncelemesi: Mahkemelerin, dükkan maliklerinin muafiyet iddialarını değerlendirirken mutlaka güncel yönetim planını getirtip, bu maliklerin borçtan bağışık tutulduğuna dair özel bir hüküm olup olmadığını denetlemesi gerekmektedir (18. HD-2014/10598, 20. HD-2017/4236).

Sonuç: Yargı kararları ışığında; zemin kat dükkan ve iş yeri malikleri, yönetim planında açık bir muafiyet hükmü bulunmadığı sürece, binanın iç kısmını veya asansörü kullanmadıkları gerekçesiyle ortak giderlerden kaçınamazlar. Yönetim planındaki muafiyetler ise genellikle işletme giderleriyle sınırlı olup, esaslı onarım ve yapım giderlerini kapsamamaktadır.

Zemin katta bulunan dükkan veya iş yeri ortak gider ödemek zorunda mı?

Evet, kural olarak zorundadır. Yönetim planında açık bir muafiyet hükmü bulunmadıkça, zemin kat dükkan ve iş yeri maliklerinin; temizlik, aydınlatma, kapıcı, yönetim ve benzeri ortak giderlere arsa payı oranında katılması gerekir. Ortak yerlerden fiilen faydalanılmaması, KMK m.20/c gereği muafiyet sağlamaz.

Yönetim planında muafiyet varsa hangi giderler ödenmez?

Yönetim planında açıkça düzenlenmişse, dükkan maliklerinin asansörün bakım ve işletme giderleri gibi bazı giderlerden muaf tutulması mümkündür. Ancak bu muafiyetler çoğunlukla rutin işletme giderleriyle sınırlıdır. Asansörün yenilenmesi, yapımı veya binanın esaslı onarımına ilişkin giderler, yönetim planında açıkça aksi yazılı olmadıkça tüm kat maliklerinden talep edilebilir.

Dükkanım depo olarak kullanılıyor veya kalorifer/petek yok, yine de gider öder miyim?

Evet. Bağımsız bölümün fiili kullanım şekli (depo olması, petek takılmaması, iş yerinin kapalı olması) ortak gider sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Onaylı projede ortak tesis yer alıyorsa, malik kendi iradesiyle bu tesislerden yararlanmasa dahi giderlere katılmak zorundadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Zemin kat dükkan ve iş yerlerine yönelik aidat ve ortak gider uyuşmazlıkları; yönetim planının yorumu, gider türlerinin ayrıştırılması (işletme–yenileme) ve Yargıtay içtihatlarının doğru uygulanması bakımından teknik bilgi gerektirir. Yanlış aidat tahakkukları veya hukuka aykırı muafiyet kararları, ciddi maddi kayıplara yol açabilmektedir.

Özellikle İstanbul, Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde bulunan apartman, site ve ticari yapılarda; dükkan maliklerine yöneltilen aidat talepleri sıkça dava ve icra konusu olmaktadır.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Yönetim planındaki muafiyet hükümlerinin hukuka uygun yorumlanması,

Rutin giderler ile esaslı onarım ve yenileme giderlerinin ayrıştırılması,

Hatalı aidat tahakkuklarına karşı itiraz ve iptal süreçlerinin yürütülmesi,

Ortak gider alacakları için başlatılan icra takiplerinin denetlenmesi,

Geriye dönük haksız tahsilatların iadesinin sağlanması ancak alanında uzman bir avukatın hukuki takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Hukuki Süreç

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; zemin kat dükkan ve iş yeri maliklerine ilişkin aidat, ortak gider ve icra uyuşmazlıklarında etkin ve uzman hukuki destek sunmaktadır. Ortak giderler konusunda hak kaybı yaşamamak ve süreci doğru yönetmek için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

Yurtdışında Askerlik Ertelemesi Nasıl Yapılır? Öğrenci, Çalışan ve Çifte Vatandaşlar İçin Hukuki Rehber

Aşağıdaki rapor, yurtdışında askerlik erteleme prosedürleri ile öğrenci ve çalışan statüsündeki yükümlülerin uyması gereken kurallara ilişkin yargı kararlarından elde edilen veriler ışığında hazırlanmıştır.

1. Genel Başvuru Prosedürü ve Tebligat Esasları

Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarının askerlik erteleme işlemleri temel olarak yurtdışı temsilcilikleri (Başkonsolosluklar) aracılığıyla yürütülmektedir. İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararlarına göre, askerlik celp dönemlerine ilişkin duyurular Milli Savunma Bakanlığı tarafından TRT aracılığıyla ilan edilmekte ve yurtdışı temsilciliklerine bildirilmektedir. Bu ilanlar yükümlülere tebliğ mahiyetindedir.

Başvuru Merci: Erteleme başvuruları, yükümlünün bulunduğu ülkedeki Türk Başkonsolosluklarına yapılmaktadır. Başkonsolosluklar, alınan belgeleri onaylayarak ilgili Askerlik Şubesi’ne iletmekle yükümlüdür.

Belge Onayı: Başvuruda sunulan pasaport ve nüfus cüzdanı fotokopisi gibi belgelerin Başkonsolosluk tarafından onaylanmış olması şarttır; onaylanmamış belgeler nedeniyle işlemlerin gecikmesi veya reddedilmesi söz konusu olabilmektedir.

İdari Sorumluluk: Danıştay kararları, konsoloslukların yurtdışındaki vatandaşların askerlik işlemlerini kolaylaştırmakla yükümlü olduğunu, belge akışındaki makul olmayan gecikmelerin (örneğin 8 aylık bir gecikme) idari hizmet kusuru teşkil edebileceğini vurgulamaktadır.

2. Öğrenci Statüsünde Erteleme Şartları ve Belgeler

Öğrenci statüsündeki yükümlülerin erteleme hakları, eğitim seviyelerine ve yaş sınırlarına göre değişiklik göstermektedir.

Yaş Sınırları ve Süreler:

Lise veya dengi okul mezunlarının askerlikleri 3 yıl süreyle ertelenebilmektedir.

Fakülte veya yüksekokul mezunları ile ilişiği kesilenlerin askerlikleri, 29 yaşını tamamladıkları yılın sonu esas alınarak 2 yıl süreyle ertelenmektedir.

Yüksek lisans (master) eğitimi için yurtiçinde 3 yıllık bir erteleme süresi öngörülmekle birlikte, yurtdışındaki yüksek lisans ve doktora öğrencileri için de benzer statülerin belgelenmesi gerekmektedir.

Gerekli Belgeler: Statünün kanıtlanması için öğrenci belgesi, transkript (not dökümü), pasaport ve emniyetten alınan giriş-çıkış kayıtları gibi belgelerin ibrazı zorunludur.

Özel Durumlar (Burslu Öğrenciler): 1416 sayılı Kanun kapsamında resmi bursla yurtdışına gönderilen öğrencilerin öğrenim süreleri idare tarafından uzatılabilmektedir. Ancak başarısızlık veya eğitimin tamamlanmaması durumunda tazminat yükümlülüğü ve yurda dönüş zorunluluğu doğmaktadır.

3. Çalışan ve İkamet Statüsünde Erteleme

Çalışan statüsündeki yükümlüler ve yurtdışında ikamet edenler için erteleme prosedürleri vatandaşlık durumuna göre farklılık arz etmektedir.

Çifte Vatandaşlık Durumu: Eski 1111 sayılı Kanun ve mevcut 7179 sayılı Askeralma Kanunu çerçevesinde, yurtdışında doğan veya rüşt yaşına kadar yurtdışına giden ve bulunduğu ülke vatandaşlığını da kazanan (çifte vatandaş) Türk vatandaşları, talepleri halinde 38 yaş sonuna kadar askerliklerini erteletebilirler.

Vatandaşlık Şartı: Yalnızca Türk vatandaşlığı bulunan ve yabancı bir ülke vatandaşlığına sahip olmayan kişiler için “otomatik” bir tecil söz konusu değildir; bu kişilerin ikamet veya çalışma durumlarını belgelendirerek başvuru yapmaları gerekmektedir.

İkili Anlaşmalar: Diğer bir ülkede askerlik hizmetini yapmış olan çifte vatandaşların muafiyet veya erteleme işlemleri, Türkiye ile ilgili ülke arasındaki ikili anlaşmalar hükümlerine göre yürütülmektedir.

Emniyet Personeli: Yurtdışı misyon koruma veya eğitim görevinde bulunan emniyet teşkilatı mensuplarının bu süreleri, askerlik muafiyeti için gereken hizmet süresi hesabında dikkate alınmaktadır.

4. Kritik Uyarılar ve Hak Kayıpları

Yargı kararları, erteleme sürecinde ihmal edilen usul işlemlerinin ağır sonuçları olabileceğine dikkat çekmektedir:

Yoklama Kaçağı Riski: Erteleme hakkı bulunmasına rağmen süresi içinde mazeret belgesini askerlik şubesine veya temsilciliğe ibraz etmeyenler “yoklama kaçağı” durumuna düşmektedir. Bu durum, bedelli askerlik başvurularında “ek bedel” ödenmesine veya idari para cezalarına yol açmaktadır.

Vatandaşlık Kaybı: İkincil kaynaklarda belirtilen eski mevzuat hükümlerine göre, yurtdışında bulunup da muvazzaf askerlik görevini yapmak üzere yapılan çağrıya mazeretsiz olarak 3 ay içinde icabet etmeyenlerin vatandaşlıktan çıkarılma riski bulunmaktadır.

Sahte Belge Kullanımı: Erteleme sağlamak amacıyla sahte öğrenci durum belgesi düzenlenmesi veya sunulması, resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturmakta ve hapis cezası ile öğrencilikten çıkarma gibi disiplin cezalarına neden olmaktadır.

Sonuç olarak; yurtdışında askerlik ertelemesi için yükümlülerin statülerini (öğrenci/çalışan/çifte vatandaş) kanıtlayan onaylı belgelerle birlikte bizzat veya resmi kanallar aracılığıyla Başkonsolosluklara başvurmaları, yaş sınırlarını takip etmeleri ve yoklama dönemlerini kaçırmamaları yasal bir zorunluluktur. Bir yazı önerisi.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Yurtdışında askerlik erteleme işlemleri; yaş sınırları, statü farklılıkları (öğrenci, çalışan, çifte vatandaş), konsolosluk işlemleri ve idari süreler nedeniyle uygulamada en sık hata yapılan hukuki süreçlerden biridir. Eksik veya hatalı yapılan başvurular, yükümlülerin yoklama kaçağı durumuna düşmesine, bedelli askerlikte ek bedel ödemesine veya idari yaptırımlarla karşılaşmasına neden olabilmektedir.

Özellikle İstanbul Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı ve Bayramoğlu bölgelerinde yaşayan; yurtdışında eğitim gören veya çalışan yükümlüler açısından, başvuruların doğru mercie, doğru belgelerle ve süresi içinde yapılması hayati önem taşımaktadır. Gebze ve çevresinde ikamet eden yükümlüler bakımından ise çifte vatandaşlık ve ikili anlaşmalara ilişkin hükümler süreci daha da teknik hâle getirmektedir.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Yurtdışında askerlik erteleme hakkının doğru statüye göre belirlenmesi,

Konsolosluk başvurularında sunulacak belgelerin hukuka ve içtihatlara uygun hazırlanması,

Yoklama kaçağı riskinin ve buna bağlı idari para cezalarının önlenmesi,

Bedelli askerlik ve muafiyet haklarının kayba uğramasının engellenmesi,

İdarenin gecikmesi veya hatalı işlemleri nedeniyle doğabilecek hak ihlallerine karşı hukuki başvuru yollarının işletilmesi,

ancak bu alanda uzman bir avukatın hukuki takibi ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Hukuki Süreç

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde; yurtdışında askerlik ertelemesi, bedelli askerlik ve askerlikten doğan idari uyuşmazlıklarda etkin ve uzman hukuki danışmanlık sunmaktadır. Yurtdışında askerlik erteleme sürecinde hak kaybı yaşamamak ve ileride telafisi güç sonuçlarla karşılaşmamak için uzman avukat desteği büyük önem taşımaktadır.

Yurtdışında yaşayanlar askerlik ertelemesini nasıl yapar?

Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları askerlik erteleme başvurularını bulundukları ülkedeki Türk Başkonsoloslukları aracılığıyla yapar. Öğrenci veya çalışan statüsünü gösteren belgelerin (öğrenci belgesi, çalışma izni, pasaport vb.) konsolosluk tarafından onaylanması ve ilgili askerlik şubesine iletilmesi gerekir. Süresi içinde başvuru yapılmaması yoklama kaçağı riskine yol açabilir.

Yurtdışında öğrenci olanların askerlik erteleme süresi ne kadardır?

Erteleme süresi eğitim seviyesine göre değişir. Lise mezunları için genellikle 3 yıl, fakülte veya yüksekokul mezunları için 29 yaş sonuna kadar erteleme mümkündür. Yurtdışında yüksek lisans veya doktora yapanların da öğrenci statülerini resmi belgelerle kanıtlamaları hâlinde askerlikleri ertelenebilir. Yaş sınırlarının aşılması hâlinde erteleme hakkı sona erer.

Askerlik ertelemesini zamanında yapmazsam ne olur?

Erteleme hakkı olduğu hâlde süresi içinde başvuru yapmayanlar yoklama kaçağı sayılır. Bu durum idari para cezasına, bedelli askerlikte ek bedel ödenmesine ve bazı kamu işlemlerinde kısıtlamalara yol açabilir. Ayrıca sahte belge kullanılması hâlinde ceza soruşturması ve hapis cezası riski de doğabilir.

Read More

Zemin Katta Oturanlar Asansör Aidatı Öder mi?

Bina zemin katında oturan kat maliklerinin asansör giderlerine katılım yükümlülüğü ve ödememe durumunda karşılaşılacak hukuki sonuçlar.

1. Genel Kural: Ortak Giderlere Katılım Zorunluluğu

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 20. maddesi uyarınca, kat maliklerinden her biri, aralarında başka türlü bir anlaşma olmadıkça, anataşınmazın ortak yerlerinin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile ortak tesislerin işletme giderlerine arsa payı oranında katılmakla yükümlüdür.

Yargıtay kararlarında (5. HD-2020/7902, 18. HD-2015/9319K, 20. HD-2019/4242K) vurgulandığı üzere; kat malikleri, ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu (zemin katta olması gibi) dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu giderleri ödemekten kaçınamazlar. Bu kapsamda, asansör KMK m. 20/4 uyarınca ortak yer sayıldığından, zemin kat malikleri de kural olarak asansör giderlerinden sorumludur.

2. Yönetim Planındaki Özel Düzenlemeler ve İstisnalar

KMK m. 20’deki “aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça” hükmü, yönetim planındaki özel düzenlemelerin öncelikli olduğunu ifade eder. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre (18. HD-2013/2726, 18. HD-2015/3119K, 20. HD-2017/3604):

Muafiyet Hükmü: Eğer anataşınmazın yönetim planında “zemin/bodrum kat malikleri asansörün bakım ve işletme giderlerine katılmazlar” şeklinde bir hüküm varsa, bu hüküm geçerlidir ve zemin kat maliki bu giderlerden sorumlu tutulamaz.

Yönetim Planına Aykırı Kararlar: Yönetim planında muafiyet olmasına rağmen, kat malikleri kurulu kararıyla zemin kat maliklerinden asansör aidatı talep edilmesi hukuka aykırıdır. Bu durumda zemin kat maliki, fazla yaptığı ödemelerin iadesini isteyebilir veya ilgili kurul kararının iptali için dava açabilir.

3. Rutin Bakım Giderleri ile Yenileme Giderleri Ayrımı

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin (2013/1165) kararına göre, yönetim planındaki muafiyet hükümleri genellikle “rutin bakım ve işletme giderleri” ile sınırlıdır.

Rutin Giderler: Asansörün günlük işletilmesi, elektrik gideri ve periyodik bakımları bu kapsama girer. Yönetim planında muafiyet varsa zemin kat maliki bunları ödemez.

Yenileme Giderleri: Asansörün ve bağlantılı aksamlarının “kaçınılmaz ve zorunlu olarak yenilenmesi” (demirbaş niteliğindeki harcamalar), KMK m. 19 gereğince anayapının korunması ve sağlamlığı kapsamında değerlendirilir. Bu tür yenileme giderlerine, yönetim planında aksine hüküm olsa dahi, tüm kat malikleri (zemin kat dahil) arsa payı oranında katılmak zorundadır.

4. Asansör Giderinin Ödenmemesinin Sonuçları

Asansör giderini veya avans payını ödemeyen kat maliki hakkında aşağıdaki hukuki süreçler işletilebilir:

İcra Takibi ve Dava: Yönetici veya diğer kat maliklerinden her biri, borcunu ödemeyen malik aleyhine icra takibi başlatabilir veya dava açabilir (KMK m. 20).

Gecikme Tazminatı: Gider ve avans payının tamamını ödemeyen kat maliki, ödemede geciktiği günler için aylık yüzde beş (%5) hesabıyla gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür.

İcra İnkar Tazminatı: Alacağın likit (belirli ve hesaplanabilir) olduğu durumlarda, borçlunun haksız itirazı üzerine icra inkar tazminatına hükmedilebilir (20. HD-2017/987).

Kanuni İpotek: (İkincil kaynaklarda belirtildiği üzere) Borcun ödenmemesi durumunda bağımsız bölüm üzerine ipotek tescili talep edilebilir.

5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bilgiler

Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi bulunması nedeniyle ikincil bağlam olarak değerlendirilmiştir:

Dükkan ve İş Yerleri: Zemin katta bulunan dükkan veya iş yeri malikleri de, binanın iç kısmını kullanmadıklarını veya asansöre ihtiyaç duymadıklarını ileri sürerek giderlerden kaçınamazlar; yönetim planında muafiyet yoksa genel kurala tabidirler.

Toplu Yapılar ve Site Yönetimleri: Birden fazla parsel üzerine kurulu ve KMK’ya tam tabi olmayan sitelerde, yönetim planı hükümleri sözleşme serbestisi çerçevesinde bağlayıcıdır. Bu durumlarda gecikme tazminatı oranı genel hükümlere (yasal faiz) göre belirlenebilir.

Kiracıların Sorumluluğu: KMK m. 22 uyarınca, kat malikinin ortak gider borcundan, bağımsız bölümde kira akdine dayanarak oturanlar da (kira miktarı ile sınırlı olmak kaydıyla) malik ile birlikte müteselsilen sorumludur.

Sonuç: Bina zemin katında oturan malik, yönetim planında açık bir muafiyet hükmü bulunmadığı sürece asansör giderlerine katılmak zorundadır. Muafiyet olsa dahi, asansörün zorunlu yenileme giderlerinden sorumluluk devam etmektedir. Ödeme yapılmaması durumunda aylık %5 gecikme tazminatı ve icra takibi ile karşı karşıya kalınması yasaldır.

Zemin katta oturan kat maliki asansör aidatı ödemek zorunda mı?

Evet, kural olarak zorundadır. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca, yönetim planında açık bir muafiyet hükmü bulunmadıkça, zemin katta oturan kat malikleri de asansörün bakım, onarım ve işletme giderlerine arsa payı oranında katılmakla yükümlüdür. “Asansörü kullanmıyorum” iddiası, giderlerden kaçınmak için hukuken geçerli bir gerekçe değildir.

Yönetim planında muafiyet varsa yine de asansör gideri ödenir mi?

Rutin bakım ve işletme giderleri açısından ödenmez; ancak zorunlu yenileme giderleri için sorumluluk devam eder. Yönetim planında zemin kat maliklerinin asansör giderlerinden muaf tutulduğuna dair açık bir hüküm varsa, günlük işletme ve periyodik bakım giderleri talep edilemez. Buna karşılık, asansörün zorunlu ve kaçınılmaz yenilenmesine ilişkin harcamalara tüm kat malikleri (zemin kat dahil) arsa payı oranında katılmak zorundadır.

Asansör aidatını ödemezsem ne gibi hukuki sonuçlarla karşılaşırım?

İcra takibi, gecikme tazminatı ve dava riski doğar. Asansör giderini veya avans payını ödemeyen kat maliki hakkında yönetici veya diğer kat malikleri tarafından icra takibi başlatılabilir. Ayrıca ödenmeyen tutar için aylık %5 gecikme tazminatı uygulanabilir. Borca haksız itiraz edilmesi hâlinde icra inkâr tazminatı ve bağımsız bölüm üzerine ipotek tesis edilmesi de gündeme gelebilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul Anadolu Yakası

Zemin katta oturan kat maliklerinin asansör giderlerine katılımı, Kat Mülkiyeti Kanunu, yönetim planı hükümleri ve Yargıtay içtihatlarının birlikte değerlendirilmesini gerektiren teknik bir hukuki konudur. Uygulamada yapılan küçük usul hataları dahi, haklı olan tarafın ciddi maddi kayıplar yaşamasına neden olabilmektedir.

Özellikle İstanbul Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı ve Bayramoğlu bölgelerinde bulunan apartman ve sitelerde; yönetim planının yanlış yorumlanması, muafiyet hükümlerinin göz ardı edilmesi veya asansör giderlerinin hatalı kalemlendirilmesi sıkça uyuşmazlığa yol açmaktadır. Gebze başta olmak üzere çevre ilçelerde ise toplu yapı ve site yönetimlerine özgü sözleşmesel düzenlemeler, süreci daha da karmaşık hâle getirmektedir.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Zemin kat maliklerinin asansör aidatı sorumluluğunun doğru tespiti,

Yönetim planındaki muafiyet hükümlerinin hukuka uygun yorumlanması,

Rutin bakım giderleri ile zorunlu yenileme giderlerinin ayrıştırılması,

Hatalı aidat taleplerine karşı itiraz, iptal ve iade süreçlerinin yürütülmesi,

Ödenmeyen aidatlar için başlatılan icra ve dava süreçlerinin hukuka uygun yönetilmesi, ancak bu alanda uzman bir avukatın hukuki rehberliği ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Hukuki Süreç

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Anadolu Yakası, Tuzla, Pendik, Kartal, Aydınlı, Bayramoğlu ve Gebze bölgelerinde kat mülkiyeti uyuşmazlıkları kapsamında;

Apartman ve site yönetimlerine hukuki danışmanlık,

Asansör ve ortak gider alacaklarına ilişkin icra ve dava süreçleri,

Kat malikleri kurulu kararlarının iptali ve denetlenmesi,

Yönetim planı uyuşmazlıklarının çözümü alanlarında etkin ve uzman hukuki destek sunmaktadır. Asansör giderleri ve ortak aidat uyuşmazlıklarında hak kaybı yaşamamak ve süreci doğru yönetmek için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

Mobbing Davalarında İspat Yükü Kime Aittir? Yaklaşık İspat ve Yükün Yer Değiştirmesi

İncelenen yargı kararları ve yüksek mahkeme içtihatları doğrultusunda, mobbing (psikolojik taciz) iddiasında ispat yükünün dağılımı, genel ispat kuralları, “yaklaşık ispat” ilkesi ve yükün yer değiştirmesi prensipleri çerçevesinde aşağıda detaylandırılmıştır.

1. Genel Kural: İspat Yükü İddia Eden Taraftadır

Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarının büyük çoğunluğunda, mobbing iddiasında ispat yükünün kural olarak iddia sahibine (genellikle işçiye/mağdura) ait olduğu belirtilmiştir.

Temel Prensip: Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi ve genel hukuk prensipleri gereği, iddia sahibi iddiasını ispatla yükümlüdür. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin (2010/38293K, 2016/16456, 2019/7243) ve Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin (2014/2157) kararlarında, mobbinge maruz kaldığını iddia eden işçinin bu durumu kanıtlaması gerektiği açıkça vurgulanmıştır.

İspatın Niteliği: İspat yükünü taşıyan tarafın; eylemlerin sistematik olduğunu, süreklilik arz ettiğini, kişiliğini ve sağlığını hedef aldığını somut delillerle (tanık, sağlık raporu, e-posta vb.) ortaya koyması gerekmektedir. Soyut iddialar, genel duyumlar veya tutarsız beyanlar ispat yükünün yerine getirilmesi için yeterli görülmemiştir (Yargıtay 9. HD 2016/4860, Yargıtay 7. HD 2015/37812).

İdari Yargı ve AYM Yaklaşımı: Danıştay 12. Daire (2024/98) ve Anayasa Mahkemesi (15/11/2023), mobbing iddiasında bulunan başvurucunun, iddiasını somut ve hukuki kanıtlarla desteklemesi gerektiğini, aksi halde iddianın soyut kalacağını belirtmiştir.

2. İspat Kolaylığı ve “Yaklaşık İspat” İlkesi

Mobbingin doğası gereği ispatının zor olması nedeniyle, yargı kararlarında “kesin ispat” yerine “yaklaşık ispat” ve “vicdani kanaat” ilkeleri benimsenmiştir.

Yüzde Yüz İspat Aranmaz: Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (2014/2157) ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2016/36185), mobbing gibi ispatı güç konularda kesin ve mutlak bir ispatın (yüzde yüzlük ispat) aranmayacağını belirtmiştir. Şüpheden uzak kesin delil arama kuralı ceza yargılamasına ait olup, özel hukuk ve iş hukukunda vicdani kanaat yeterlidir.

Emare ve Tutarlılık: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi (2015/37812) ve Yargıtay 10. Hukuk Dairesi (2022/5692), işçinin anlattığı olayların tutarlılık teşkil etmesi ve kuvvetli bir emarenin bulunmasının ispat için yeterli olabileceğini vurgulamıştır. Olayların tipik akışı ve tecrübe kuralları göz önüne alınarak sonuca gidilmesi, “yaklaşık ispat” olarak adlandırılmaktadır.

İşçi Lehine Yorum: Delillerin sıhhat ve kuvvetinde tereddüt edilmesi halinde, işçi lehine yorum ilkesinin uygulanması gerektiği ve işçi lehine ispat kolaylığı sağlanmasının hakkaniyete uygun olduğu ifade edilmiştir (Yargıtay 22. HD 2014/2157).

3. İspat Yükünün Yer Değiştirmesi

Belirli koşullar altında, ispat yükü iddia eden taraftan (işçiden) karşı tarafa (işverene) geçmektedir. Bu durum, yargı kararlarında mobbing ispatının en kritik aşaması olarak değerlendirilmektedir.

Kuşku Uyandıran Olgular: Yargıtay 22. Hukuk Dairesi (2013/293ve Anayasa Mahkemesi (10/3/2016) kararlarına göre; davacı işçinin, kendisine mobbing uygulandığına dair “kuşku uyandıracak olguları” ileri sürmesi yeterlidir.

İşverenin Yükümlülüğü: İşçi, mobbingin varlığına dair güçlü emareler veya kuşku uyandırıcı olgular sunduğunda (örneğin sağlık raporları, e-postalar), işyerinde mobbingin gerçekleşmediğini veya yapılan muamelenin haklı sebeplere dayandığını ispat külfeti davalı işverene (veya kamu makamına) geçer (Yargıtay 9. HD 2021/12218, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/3017

Sonuç: Eğer işveren, işçinin sunduğu güçlü olgular karşısında mobbing uygulanmadığını kanıtlayamazsa, mobbing iddiası ispatlanmış sayılır.

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

Aşağıdaki kararlar, ana metinlerdeki bilgileri destekleyen veya dolaylı yoldan ispat yüküne değinen ikincil kaynaklardır:

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (2019/1136): Mobbing davalarında kesin ispat koşulu aranmadığını, yaklaşık ispatın yeterli olduğunu teyit etmiş, ancak somut olayda davacının bu standardı bile karşılayamadığını belirtmiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (2015/12093): Üniversite ortamındaki mobbing iddiasında, olayların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamış, ispat yüküne doğrudan değinmese de eylemlerin “bütüncül” ağırlığının ispatta önemli olduğunu ima etmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (2015/27868): İşe iade davalarında feshin geçerli nedene dayandığını ispat yükünün işverende olduğunu (İş Kanunu m.20/2), ancak mobbing iddiasının soyut kalması durumunda bu iddianın ispatlanmamış sayılacağını dolaylı olarak göstermiştir.

Sonuç Değerlendirmesi: Yargı kararları bütünüyle incelendiğinde; mobbing iddiasında ilk ispat yükü iddia eden taraftadır (işçi/mağdur). Ancak bu yük, “yüzde yüz kesinlik” gerektirmez. Mağdurun, mobbingin varlığına dair tutarlı, inandırıcı ve kuşku uyandıracak “güçlü emareler” (yaklaşık ispat) sunması halinde, ispat yükü yer değiştirerek mobbingin yapılmadığını kanıtlama sorumluluğu işverene geçmektedir.

Mobbing davasında ispat yükü kime aittir?

Kural olarak mobbing iddiasında ispat yükü iddia eden tarafa, yani işçiye aittir. Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi gereği, mobbinge maruz kaldığını ileri süren işçi bu iddiasını somut olgularla ortaya koymalıdır. Ancak bu ispat, kesin ve yüzde yüz bir kanıt anlamına gelmez; yaklaşık ispat yeterli kabul edilmektedir.

Mobbing davalarında kesin delil şart mı, nasıl ispatlanır?

Hayır, kesin delil şart değildir. Yargıtay içtihatlarına göre mobbingin doğası gereği gizli ve sistematik olması nedeniyle, yüzde yüz kesin ispat aranmaz. Tanık beyanları, sağlık raporları, e-postalar, mesaj kayıtları ve olayların tutarlılığı gibi güçlü emareler, hâkimin vicdani kanaatini oluşturmaya yeterlidir. Bu yaklaşım “yaklaşık ispat” olarak adlandırılmaktadır.

İspat yükü ne zaman işverene geçer?

İşçi, mobbinge ilişkin kuşku uyandıran olguları ortaya koyduğunda ispat yükü işverene geçer. İşçi tarafından sunulan güçlü emareler karşısında, işverenin mobbing uygulanmadığını veya yapılan işlemlerin haklı ve objektif nedenlere dayandığını ispat etmesi gerekir. İşveren bu yükümlülüğü yerine getiremezse, mobbing iddiası ispatlanmış sayılır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul, Tuzla, Gebze, Pendik, Aydınlı, Kartal, Çayırova, Bayramoğlu

Mobbing (psikolojik taciz) davaları, ispat yükünün dağılımı, yaklaşık ispat standardı ve ispat yükünün yer değiştirmesi gibi teknik hukuki kriterler nedeniyle en karmaşık iş hukuku uyuşmazlıkları arasında yer almaktadır. Uygulamada, doğru delillerin zamanında toplanmaması veya yanlış dava stratejisi izlenmesi hâlinde, haklı olan taraflar dahi telafisi güç hak kayıpları yaşayabilmektedir.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Gebze, Pendik ve Aydınlı bölgelerinde açılan mobbing davalarında; Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına uygun şekilde delillendirme yapılmaması, davaların reddiyle sonuçlanabilmektedir. Tanık anlatımlarının çerçevesi, sağlık raporlarının hukuki niteliği, yazışmaların dosyaya sunulma şekli ve olayların sistematikliğinin doğru kurgulanması büyük önem taşımaktadır.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Mobbing iddiasında yaklaşık ispat eşiğinin doğru kurulması,

İspat yükünün işverene geçmesini sağlayacak kuşku uyandıran olguların tespiti,

Delillerin hukuka uygun şekilde toplanması ve sunulması,

İşveren savunmalarının Yargıtay içtihatları doğrultusunda bertaraf edilmesi,

Davanın reddi riskinin en aza indirilmesi, ancak bu alanda uzman bir avukatın hukuki rehberliği ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Etkin Hukuki Destek

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak Tuzla, Gebze, Pendik ve Aydınlı başta olmak üzere mobbing ve iş hukuku uyuşmazlıklarında; dava ve arabuluculuk süreçleri, delil stratejisi oluşturulması ve yüksek yargı içtihatlarına uygun dosya yönetimi konularında etkin ve uzman hukuki destek sunmaktadır. Mobbing iddialarında hak kaybı yaşamamak ve süreci doğru yönetmek için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

“Kullanmıyorum” Demek Yeterli mi? Ortak Alan Giderlerinde Kat Maliklerinin Sorumluluğu

Kat maliklerinin ortak yer ve tesislere (su tankı vb.) ilişkin giderlere katılma zorunluluğu ve faydalanmama iddiasının hukuki geçerliliği.

1. Ortak Giderlere Katılma Yükümlülüğünün Yasal Çerçevesi

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun (KMK) 20. maddesi uyarınca, kat malikleri arasında aksine bir sözleşme veya anlaşma bulunmadıkça, her bir kat maliki anataşınmazın ortak giderlerine katılmakla yükümlüdür. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi (2011/6693 E., 2011/10421 K.) ve 20. Hukuk Dairesi (2017/3037 E., 2017/6497 K.) Kkararlarında vurgulandığı üzere; bakım, koruma, güçlendirme, onarım ve ortak tesislerin işletme giderleri kat maliklerinin sorumluluğundadır. Bu giderler kural olarak arsa payı oranında paylaştırılır.

2. “Faydalanmama” veya “İhtiyaç Duymama” İddiasının Geçersizliği

Kat maliklerinin, yapılacak bir yenilikten veya tesisten şahsen faydalanmak istememeleri, onları giderlere katılma borcundan kurtarmamaktadır. KMK’nın 20. maddesinin (c) bendi ve yerleşik Yargıtay içtihatları (Yargıtay 18. HD 2014/10598 E., 2014/11446 K.K; Yargıtay 3. HD 2023/5500 E., 2024/3146 K.) uyarınca:

Kat malikleri, ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçtiklerini ileri süremezler.

Kendi bağımsız bölümlerinin durumu nedeniyle bu tesislerden faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç olmadığını iddia ederek gider ve avans payını ödemekten kaçınamazlar.

Örneğin, merkezi ısıtma sisteminden faydalanmayan veya asansörün bulunduğu zemin katta oturan maliklerin dahi, yönetim planında aksine bir hüküm yoksa, bu tesislerin yapım ve bakım giderlerinden sorumlu oldukları kabul edilmektedir (Yargıtay 18. HD 2010/6097 E., 2010/8413 K.).

3. Karar Alma Süreci ve Zorunluluk

İkincil kaynak niteliğindeki Yargıtay kararları, su tankı gibi tesislerin kurulumuna ilişkin karar alma süreçlerine dair ek bağlam sunmaktadır:

Yenilik ve İlaveler: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (2012/547 E., 2013/209 K.) kararında belirtildiği üzere, ortak yerlerin daha rahat kullanılmasını veya elde edilecek faydanın artırılmasını sağlayan yenilik ve ilaveler (KMK md. 42), kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile alacakları karar üzerine yapılır. Bu şekilde usulüne uygun alınmış bir kurul kararı, karara katılmayan malikler için de bağlayıcıdır.

Proje Değişikliği: Eğer su tankı kurulumu ortak alanın projesinde gösterilen amaç dışında kullanılmasını gerektiriyorsa (örneğin sığınağın işgali), KMK md. 19 uyarınca kat maliklerinin beşte dördünün yazılı rızası gerekebilir (Yargıtay 18. HD 2008/10436 E., 2009/701 K.).

Yönetim Planı: Kat malikinin giderlerden muaf tutulabilmesi için yönetim planında açık bir hüküm bulunması gerekir. Yönetim planında muafiyet yoksa, genel kurul kararıyla belirlenen giderlere katılım zorunludur (Yargıtay 20. HD 2017/4503 E., 2017/9245 K.)

4. Sonuç ve Değerlendirme

Sunulan yargı kararları ışığında, binada su kesintilerine karşı su tankı takılması yönünde usulüne uygun bir kat malikleri kurulu kararı alınması halinde, bu tesisi kullanmak istemediğinizi veya ihtiyacınız olmadığını ileri sürerek giderlere katılmaktan kaçınmanız hukuken mümkün görülmemektedir. KMK md. 20/c hükmü, bu tür “faydalanmama” gerekçelerini kesin bir dille reddetmektedir. Giderlerin ödenmemesi durumunda, yönetici veya diğer kat malikleri tarafından icra takibi başlatılması veya dava açılması söz konusu olabilmektedir.

Su tankı giderini kullanmıyorsam ödemek zorunda mıyım?

Evet. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 20. maddesi uyarınca, ortak yer ve tesislerden fiilen faydalanılmaması, kat malikini giderlere katılma yükümlülüğünden kurtarmaz. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, “kullanmıyorum” veya “ihtiyacım yok” iddiası hukuken geçerli bir gerekçe değildir.

Ortak tesis giderlerinden muaf tutulmak mümkün mü?

Sadece yönetim planında açık bir muafiyet hükmü varsa mümkündür. Yönetim planında böyle bir düzenleme bulunmadığı sürece, kat malikleri kurulu kararıyla belirlenen ortak giderlere tüm kat malikleri arsa payı oranında katılmak zorundadır. Sonradan alınan genel kurul kararları, tek başına muafiyet yaratmaz.

Ortak gideri ödemezsem hakkımda ne yapılabilir?

İcra takibi ve dava yolu açıktır. Ortak gider ve avans paylarını ödemeyen kat maliki hakkında yönetici veya diğer kat malikleri tarafından icra takibi başlatılabilir. Ödeme yapılmaması hâlinde gecikme tazminatı uygulanabileceği gibi, alacak davası yoluna da gidilebilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? | 2M Hukuk Avukatlık Ofisi – İstanbul, Tuzla, Gebze, Pendik, Aydınlı

Kat maliklerinin ortak giderlere katılma yükümlülüğü, uygulamada en sık uyuşmazlık yaşanan Kat Mülkiyeti Hukuku konularından biridir. Özellikle su tankı, asansör, merkezi sistem ve benzeri ortak tesis giderlerinde; “faydalanmıyorum”, “ihtiyacım yok” veya “oy vermedim” gibi gerekçelerle ödeme yapılmaması, ciddi hukuki sonuçlar doğurabilmektedir.

İstanbul genelinde, özellikle Tuzla, Gebze, Pendik ve Aydınlı bölgelerinde bulunan site ve apartmanlarda açılan davalar ve başlatılan icra takipleri incelendiğinde; sürecin usulüne uygun yürütülmemesi hâlinde haklı olan tarafın dahi mağdur olabildiği görülmektedir.

Uzman Avukat Desteği Neden Önemlidir?

Kat Mülkiyeti Kanunu’nun doğru uygulanması ve Yargıtay içtihatlarının dosyaya etkin şekilde yansıtılması,

Alınan kat malikleri kurulu kararlarının iptal riskine karşı denetlenmesi,

Ortak gider alacakları için başlatılacak icra takibi veya dava sürecinin hukuka uygun şekilde yürütülmesi,

Yönetim planı hükümlerinin doğru yorumlanarak muafiyet iddialarının bertaraf edilmesi,

Sürecin gereksiz uzamasının ve masraf artışının önüne geçilmesi, ancak bu alanda uzman bir avukatın hukuki desteği ile mümkündür.

2M Hukuk Avukatlık Ofisi ile Güvenli Hukuki Süreç

2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli olarak; Tuzla, Gebze, Pendik ve Aydınlı başta olmak üzere Kat Mülkiyeti Hukuku kapsamındaki ortak gider uyuşmazlıklarında;

Apartman ve site yönetimlerine danışmanlık,

Ortak gider alacaklarına ilişkin icra ve dava süreçleri,

Kat malikleri kurulu kararlarının hukuki denetimi,Yönetim planı uyuşmazlıklarının çözümü alanlarında uzman ve etkin hukuki destek sunmaktadır. Ortak giderler konusunda hak kaybı yaşamamak ve süreci doğru yönetmek için uzman avukat desteği hayati önem taşımaktadır.

Read More

Şirket Ortağının Şahsi Borcu Nedeniyle Şirket Malları Haczedilebilir mi?

1. Temel İlke: Tüzel Kişilik Ayrılığı ve Şirket Mallarının Korunması 

Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, sermaye şirketleri (Limited ve Anonim Şirketler) ortaklarından ayrı ve bağımsız bir tüzel kişiliğe ve mal varlığına sahiptir (Yargıtay 17. HD-2011/11730K, 8. HD-2015/24137K). Türk Medeni Kanunu’nun 47/1. maddesi uyarınca tüzel kişilerin mal varlıkları, ortaklarının mal varlığından ayrıdır. Bu nedenle, bir ortağın şahsi borcu nedeniyle şirketin taşınır veya taşınmaz mallarına, araçlarına veya üçüncü kişilerdeki alacaklarına doğrudan haciz konulması kural olarak mümkün değildir (Yargıtay 12. HD-2006/8747, 17. HD-2010/8571). Ortakların şahsi alacaklıları, şirket mal varlığı üzerinde doğrudan hak iddia edemezler (Yargıtay 17. HD-2011/11730).

2. Borçlu Ortağın Şirketteki Hak ve Paylarının Haczi

 Borçlunun şirket ortağı veya sahibi olması durumunda, alacaklıların başvurabileceği yasal yollar Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve İcra ve İflas Kanunu (İİK) çerçevesinde sınırlandırılmıştır:

Kâr ve Tasfiye Payı Haczi: Ortağın kişisel alacaklısı, borçlu ortağın şirketteki kâr payına ve şirket feshedilmişse tasfiye payına haciz koydurabilir (TTK m. 133/2, Yargıtay 8. HD-2016/2406).

Hisse (Pay) Haczi: Sermaye şirketlerinde borçluya ait senede bağlanmış veya bağlanmamış payların haczi mümkündür. Anonim şirketlerde hisse senedi çıkarılmışsa İİK m. 88 uyarınca muhafaza altına alınarak; hisse senedi veya ilmuhaber çıkarılmamışsa (çıplak pay) İİK m. 94/1 uyarınca şirkete haciz bildirisi tebliğ edilerek haciz gerçekleştirilir (Yargıtay 12. HD-2013/36079, 8. HD-2016/15039).

Kamu Alacakları Bakımından: 6183 sayılı Kanun uyarınca, ortağın şahsi borcu için şirketteki hak ve alacaklarına haciz bildirisi gönderilebilir. Ancak bu işlemin yapılabilmesi için ortağın şirket nezdinde doğmuş bir hak veya alacağının (örneğin kâr payı) somut olarak tespit edilmesi gerekmektedir (Danıştay VDDK-2020/1593).

3. Adi Ortaklıklarda Haciz Rejimi 

Adi ortaklıklarda, ortaklığı oluşturan şirketlerden veya kişilerden birinin şahsi borcu için ortaklık malları üzerine doğrudan haciz konulamaz (Yargıtay 8. HD-2014/17288K). Borçlar Kanunu (BK m. 534) ve Türk Borçlar Kanunu (TBK m. 638) uyarınca, bir ortağın alacaklıları haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki hissesi veya yıl sonu bilançosuyla netleşen kâr payı üzerinde kullanabilirler (Yargıtay 12. HD-2012/28532K, 12. HD-2023/1912. Adi ortaklığın üçüncü kişilerdeki alacaklarına da doğrudan haciz konulması mümkün görülmemiştir (Yargıtay 12. HD-2013/33719).

4. İstisnai Durumlar: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ve Muvazaa 

Yargıtay, bazı özel durumlarda tüzel kişilik ayrılığı ilkesinin kötüye kullanıldığı gerekçesiyle şirket mallarına haciz konulmasını hukuka uygun bulabilmektedir:

Perdenin Aralanması Teorisi: Şirket ile ortağı arasında mutlak bir şahıs ve mal ayrılığı ilkesinin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kötüye kullanıldığı, organik bağın bulunduğu veya tüzel kişiliğin paravan olarak kullanıldığı durumlarda “tüzel kişilik perdesinin aralanması” yoluyla şirket mallarına haciz uygulanabilir (Yargıtay 8. HD-2015/24137, İstanbul BAM 43. HD-2024/1713).

Mülkiyet Karinesi (İİK m. 97/a): Haciz, borçlunun ödeme emrini tebliğ aldığı adreste veya borçlu ile şirketin birlikte faaliyet gösterdiği mahalde yapılmışsa, mülkiyet karinesi borçlu (dolayısıyla alacaklı) yararına sayılabilir. Bu durumda, şirket malları haczedilebilir ve ispat yükü malın kendisine ait olduğunu kanıtlaması gereken üçüncü kişi şirkete geçer (Yargıtay 8. HD-2018/11965, 17. HD-2010/8166).

Borcun Şirketle İlişkisi: Takibe konu borcun aslında şahsi olmayıp şirket faaliyetiyle ilgili olduğunun veya borçlunun hakim ortak sıfatıyla şirketi borçlandırdığının anlaşıldığı durumlarda, şirket mallarına hisse oranında haciz konulması bazı kararlarda onanmıştır (Yargıtay 17. HD-2010/12565, 17. HD-2012/11864).

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda, asıl sorunun tersi olan “şirket borcu için ortağa haciz” senaryoları üzerinden tüzel kişilik ayrılığına dair şu ek bilgiler sunulmuştur:

Limited şirketlerde ortağın şirkete olan sermaye borcu, şirketin alacaklıları tarafından İİK m. 89 uyarınca haczedilebilir; zira ortak, sermaye borcu bakımından şirkete göre “üçüncü kişi” konumundadır (Yargıtay 12. HD-2017/5864, HGK-2014/1078).

Kollektif şirketlerde, şirket borcu için ortakların mal varlığına gidilebilmesi için öncelikle şirket aleyhindeki takibin semeresiz kalması ve ortak hakkında yeni bir takip yapılması gerektiği vurgulanmıştır (Yargıtay 12. HD-2010/22413).

Limited şirket ortaklarının şirket borçlarından sorumluluğu kural olarak koymayı taahhüt ettikleri sermaye payı ile sınırlıdır; ancak kamu alacakları (vergi borcu vb.) söz konusu olduğunda 6183 sayılı Kanun m. 35 uyarınca ortağın şahsi mal varlığına belirli şartlarla haciz uygulanabilmektedir (Ankara 3. ATM-2022/286, Danıştay 9. Daire-2019/1687).

Ortağın şahsi borcu nedeniyle şirket mallarına haciz konulabilir mi?

Kural olarak hayır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre limited ve anonim şirketler, ortaklarından ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir. Bu nedenle bir ortağın şahsi borcu için şirketin taşınırları, taşınmazları, araçları veya üçüncü kişilerdeki alacakları doğrudan haczedilemez. Ortağın alacaklıları, şirket mal varlığı üzerinde hak iddia edemez.

Alacaklı, borçlu ortağın şirketteki hangi haklarını haczettirebilir?

Alacaklı, şirket mallarına değil; borçlu ortağın şirketteki hak ve paylarına başvurabilir. Bu kapsamda borçlu ortağın kâr payı, şirket tasfiye edilirse tasfiye payı ve hisse/payları haczedilebilir. Ancak bu haciz, şirketin faaliyetlerini durduracak veya mal varlığına doğrudan el koyacak şekilde uygulanamaz.

Hangi durumlarda şirket mallarına haciz istisnai olarak mümkün olur?

Yargıtay, tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanıldığı durumlarda istisnai olarak şirket mallarına haczi kabul etmektedir. Şirketin borçlunun mal kaçırmak amacıyla paravan olarak kullanılması, borçlu ile şirket arasında organik bağ bulunması veya haczin borçlu ile şirketin birlikte faaliyet gösterdiği adreste yapılması hâlinde, tüzel kişilik perdesi aralanabilir ve şirket malları haczedilebilir.

İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal

Şirket Ortağının Borcu ve Haciz Uygulamaları

İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal’da şirket ortağının şahsi borcu için şirket mallarına haciz konulabilir mi?

Kural olarak hayır. İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal’daki icra ve yargı uygulamalarında da geçerli olduğu üzere, limited ve anonim şirketler ortaklarından ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir. Bu nedenle bir ortağın şahsi borcu nedeniyle şirketin araçları, taşınmazları veya banka hesapları doğrudan haczedilemez. Şirket mal varlığı, ortağın kişisel borçlarından hukuken korunmaktadır.

İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal’da alacaklılar şirket ortağının hangi haklarını haczettirebilir?

Alacaklılar, şirket mallarına değil; borçlu ortağın şirketteki şahsi haklarına başvurabilir. Bu kapsamda İstanbul ve çevresindeki icra dairelerinde en sık uygulanan haciz türleri; kâr payı haczi, tasfiye payı haczi ve şirketteki hisse/pay haczidir. Ancak bu hacizler, şirketin faaliyetlerini durduracak veya şirket mal varlığına fiilen el koyacak şekilde uygulanamaz.

İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal’da hangi hâllerde şirket mallarına istisnai olarak haciz konulabilir?

Yargıtay ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına göre;

Şirketin mal kaçırma amacıyla paravan olarak kullanılması,

Borçlu ile şirket arasında organik bağ bulunması,

Haczin, borçlu ile şirketin aynı adreste birlikte faaliyet gösterdiği yerde yapılması

hâllerinde tüzel kişilik perdesi aralanabilir. Bu gibi istisnai durumlarda, İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal’da şirket mallarına haciz uygulanması mümkün hâle gelir.

İstanbul, Tuzla, Çayırova, Gebze, Pendik ve Kartal’da şirket mallarına haciz konulursa şirket nasıl itiraz edebilir?

Şirket, kendisine ait mallar üzerine konulan hacze karşı istihkak iddiasında bulunabilir. Bu durumda, haczedilen malın borçlu ortağa değil, şirkete ait olduğunu ispatlama yükü şirkete aittir. İstanbul ve çevre ilçelerdeki icra mahkemelerinde bu tür itirazlar; belgeler, fiili kullanım ve ticari kayıtlar esas alınarak değerlendirilir.

Read More

Kira Ödenmezse Tahliye Nasıl Yapılır? Temerrüt Nedeniyle Tahliyede Süreler ve Kritik Hatalar

1. Temerrüt Nedeniyle Tahliye Prosedürünün Ön Şartları

Kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibi ve tahliye süreci, İcra ve İflas Kanunu (İİK) ve Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümlerine göre belirli ön şartlara tabidir. Yargıtay kararlarında bu şartlar şu şekilde sıralanmıştır:

Geçerli bir kira sözleşmesine dayanan bir kira alacağının bulunması,

İcra dairesine sunulan takip talebinde (Örnek 1) hacizle birlikte açıkça “tahliye” talebinin de yer alması,

Borçluya/kiracıya haciz ve tahliye istemli “Örnek 13” ödeme emrinin tebliğ edilmesi,

Borçluya, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal ödeme süresinin (ihtar müddeti) tanınması,

Yasal ödeme süresi içinde borcun ödenmemesi veya takibe itiraz edilmemesi/itirazın kaldırılması.

2. Uygulanacak Yasal Süreler

Tahliye prosedüründe süreler hak düşürücü nitelikte olup, mahkemelerce re’sen (kendiliğinden) gözetilmektedir:

Ödeme Süreleri (İhtar Müddeti): TBK 315. maddesi uyarınca, ödeme emri ile kiracıya verilmesi gereken asgari süreler şöyledir:

Konut ve çatılı işyeri kiralarında: 30 gün,

Hasılat (ürün) kiralarında: 60 gün,

Diğer kira ilişkilerinde: 10 gün.

İtiraz Süresi: Kiracı, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içinde takibe itiraz edebilir.

Tahliye Davası Açma Süresi (6 Aylık Süre): İİK 269/a maddesi uyarınca; borçlu itiraz etmez ve yasal ödeme süresi (30 veya 60 gün) içinde borcunu ödemezse, alacaklı bu sürenin bitiminden itibaren 6 ay içinde icra mahkemesinden tahliye talep etmelidir. Bu 6 aylık süre hak düşürücü niteliktedir.

Dava Açmak İçin Bekleme Süresi: Tahliye davası açılabilmesi için mutlaka 30 günlük (veya ilgili yasal süre) ödeme süresinin dolması beklenmelidir. Bu süre dolmadan açılan tahliye davaları, temerrüt koşulu oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmektedir.

3. İtiraz Durumunda ve İtirazsız Kesinleşmede İşleyiş

İtiraz Edilmemesi Durumunda: Borçlu 7 gün içinde itiraz etmez ve 30 günlük sürede ödeme yapmazsa takip kesinleşir. Alacaklı, 30 günlük sürenin bitimini takip eden 6 ay içinde icra mahkemesine başvurarak tahliye kararı alır.

İtiraz Edilmesi Durumunda: Borçlu takibe itiraz ederse, alacaklı icra mahkemesinden “itirazın kaldırılması ve tahliye” talebinde bulunur. Bu durumda da tahliye kararı verilebilmesi için 30 günlük ödeme süresinin geçmesi ve borcun ödenmemiş olması şarttır.

Ödeme Emrinin Tebliği: Tahliye prosedürünün ve sürelerin işlemeye başlaması için ödeme emrinin kiracıya usulüne uygun tebliğ edilmesi zorunludur. Kiracıya tebliğ edilemeyen ödeme emri üzerinden süreler işlemez ve temerrüt gerçekleşmez.

4. Kira Süresinin Bitimi Nedeniyle Tahliye (İİK 272-274)

Yazılı sözleşme ile kiralanan taşınmazlarda, kira süresinin bitmesi nedeniyle başlatılan tahliye prosedürü farklı sürelere tabidir:

Takip Süresi: Kiralayan, kira sözleşmesinin bitiminden itibaren 1 ay içinde icra dairesine başvurarak tahliye takibi başlatmalıdır. Bu süre hak düşürücüdür.

İtiraz ve Tahliye: Kiracı, tahliye emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içinde itiraz edebilir. İtiraz edilmezse takip kesinleşir ve kiracının taşınmazı 15 gün içinde boşaltması gerekir.

Zorla Tahliye: Kiracı 15 gün içinde boşaltmazsa, kiralayanın talebiyle icra dairesi tarafından taşınmazdan zorla çıkarılır. Bu prosedürde, itiraz edilmemesi halinde ayrıca icra mahkemesinden tahliye kararı alınmasına gerek yoktur.

5. Yargı Kararlarında Vurgulanan Kritik Hususlar

Erken Açılan Davalar: Yargıtay, 30 günlük yasal ödeme süresi dolmadan (örneğin tebliğden 15-20 gün sonra) açılan tahliye davalarının, temerrüt oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır.

Süre Aşımı: 6 aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra açılan tahliye talepleri, borçlu itiraz etmemiş olsa dahi reddedilmektedir.

Ödeme Emri İçeriği: Ödeme emrinde yasal sürelerin (30 gün vb.) açıkça belirtilmemesi veya yanlış belirtilmesi (örneğin 30 gün yerine 7 gün verilmesi) ödeme emrini geçersiz kılar ve bu emre dayalı tahliye kararı verilemez. Bir yazı önerisi.

Kira ödenmezse kiracı ne zaman tahliye edilebilir?

Kira bedelinin ödenmemesi tek başına tahliye için yeterli değildir. Kiracının tahliye edilebilmesi için icra yoluyla haciz ve tahliye talepli ödeme emri gönderilmesi, bu ödeme emrinde 30 günlük yasal ödeme süresinin tanınması ve bu süre içinde borcun ödenmemesi gerekir. 30 gün dolmadan açılan tahliye davaları, Yargıtay uygulamasına göre temerrüt oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmektedir.

Temerrüt nedeniyle tahliye davası için 6 aylık süre ne zaman başlar?

İcra takibine konu ödeme emrinde yer alan 30 günlük yasal ödeme süresinin sona erdiği tarihten itibaren başlar. Kiracı bu süre içinde ödeme yapmaz ve itiraz etmezse, alacaklı 30 günün bitimini takip eden tarihten itibaren 6 ay içinde icra mahkemesinden tahliye talep etmelidir. Bu süre hak düşürücü olup, kaçırılması halinde tahliye talebi reddedilir.

Ödeme emrinde 30 gün yerine 7 gün yazarsa tahliye mümkün olur mu?

Hayır. Ödeme emrinde TBK 315’e uygun şekilde 30 günlük yasal sürenin açıkça belirtilmesi zorunludur. Sürenin eksik ya da yanlış gösterilmesi (örneğin 30 gün yerine 7 gün yazılması), ödeme emrini geçersiz hale getirir. Bu durumda, bu ödeme emrine dayanılarak tahliye kararı verilmesi mümkün değildir.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu – Kira Tahliyesi

İstanbul’da kira ödenmezse tahliye nasıl yapılır?

İstanbul’da kira bedelinin ödenmemesi halinde tahliye, icra yoluyla gerçekleştirilir. Kiracıya haciz ve tahliye talepli ödeme emri gönderilir ve 30 günlük yasal ödeme süresi tanınır. Bu süre içinde ödeme yapılmazsa, sürenin bitimini takip eden 6 ay içinde icra mahkemesinden tahliye talep edilmesi gerekir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul genelinde bu süreci baştan sona profesyonel şekilde yürütmektedir.

Tuzla’da temerrüt nedeniyle tahliye davası ne zaman açılabilir?

Tuzla’da temerrüt nedeniyle tahliye davası açılabilmesi için, öncelikle 30 günlük ödeme süresinin dolması zorunludur. Bu süre dolmadan açılan davalar, Yargıtay uygulamasına göre erken açılmış dava sayılarak reddedilmektedir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, Tuzla’daki kira uyuşmazlıklarında süre hatası yapılmadan süreci takip eder.

Gebze’de icra yoluyla tahliyede en sık yapılan hata nedir?

Gebze’de icra yoluyla tahliyede en sık yapılan hata, 6 aylık hak düşürücü sürenin kaçırılmasıdır. Ödeme süresi bittikten sonra 6 ay içinde tahliye talep edilmezse, kiracı itiraz etmemiş olsa bile tahliye talebi reddedilir. Ayrıca ödeme emrinde 30 günlük sürenin yanlış gösterilmesi de tahliye sürecini tamamen geçersiz hale getirir. Bu tür hataların önüne geçmek için 2M Hukuk Avukatlık Bürosu uzman desteği sunmaktadır.

Kira süresi biten kiracı İstanbul’da icra yoluyla nasıl çıkarılır?

Yazılı kira sözleşmesi bulunan taşınmazlarda, kira süresi sona erdiğinde kiraya veren 1 ay içinde icra dairesine başvurmalıdır. Bu süre hak düşürücüdür. Kiracı itiraz etmezse, taşınmaz 15 gün içinde zorla tahliye edilir. Bu süreçte ayrıca dava açılmasına gerek yoktur. İstanbul, Tuzla ve Gebze’de bu işlemler 2M Hukuk Avukatlık Bürosu tarafından hızlı şekilde yürütülmektedir.

Tahliye sürecinde avukatla çalışmak neden önemlidir?

Tahliye davalarında yapılan küçük bir süre veya usul hatası, davanın tamamen reddedilmesine neden olabilir. Özellikle 30 gün – 6 ay – 1 ay gibi hak düşürücü süreler mahkemece re’sen dikkate alınır. İstanbul, Tuzla ve Gebze’de kira tahliyesi süreçlerinde uzman avukat desteği, hak kaybı yaşanmaması açısından kritik öneme sahiptir.

Read More