Gemi limandan ayrılmak üzereyse veya seferdeyse ihtiyati haciz nasıl uygulanır?

Deniz Alacağı Nedeniyle Gemiye İhtiyati Haciz Konulması ve Seferden Men Süreci

1. Alacaklının İzlemesi Gereken Yasal Yol ve Hak Düşürücü Süreler 

Deniz alacağı nedeniyle gemi hakkında ihtiyati haciz kararı alan alacaklı, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1364 uyarınca, kararın verildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde kararın infazını istemek zorundadır. Bu talep, kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki veya geminin bulunduğu yerdeki icra dairesine yapılmalıdır. Bu sürenin geçirilmesi halinde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar (BAM-İstanbul 12. HD-2023/604 K, Yargıtay 12. HD-2016/6938 K).

2. İcra Müdürlüklerinin İzlemesi Gereken Prosedür ve Seferden Men 

İcra müdürlüğü, alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararını derhal uygulamakla yükümlüdür. TTK m. 1366/1 uyarınca, ihtiyati haczine karar verilen gemiler, bayrağına veya siciline bakılmaksızın icra müdürü tarafından seferden men edilerek muhafaza altına alınır. Yargıtay içtihatlarına göre, seferden men işlemi ihtiyati haczin infazının doğal ve zorunlu bir sonucudur; alacaklının ayrıca seferden men talep etmesine gerek yoktur, icra müdürü bu işlemi resen gerçekleştirmelidir (Yargıtay 12. HD-2023/79 K, 2016/25597).

3. Hareket Halindeki ve Karasularından Çıkmakta Olan Gemilere Özgü İnfaz (TTK m. 1367)

Gemi fiilen hareket etmişse veya seferde bulunuyorsa, TTK m. 1367/1-a maddesindeki özel prosedür uygulanır:

Tebligat ve İhtar: İhtiyati haciz kararı; malike, malik olmayan donatana veya borçtan şahsen sorumlu kişiye tebliğ edilir.

Teminat Süresi: Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2015/3161, K. 2015/12109, T. 04.05.2015: “TTK.’nun 1366/1. maddesinde; ”İhtiyati haczine karar verilen bütün gemiler, bayrağı ve hangi sicile kayıtlı oldukları dikkate alınmaksızın, icra müdürü tarafından seferden menedilerek muhafaza altına alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanun’un 1367/1-a maddesinde de; ”İhtiyati haciz kararı uygulanacağı sırada, gemi fiilen hareket etmiş veya seferde bulunuyorsa…Türk Bayraklı gemilerde ihtiyati haciz kararı, malike, malik olmayan donatana ve borçtan şahsen sorumlu bulunan kişiye tebliğ edilir ve deniz alacağı için on gün içinde teminat verilmesi, aksi hâlde geminin izleyen ilk seferinde icra dairesine teslim olunması ihtar olunur, geminin teslim edilmemesi hâlinde, fail hakkında Türk Ceza Kanununun 289 uncu maddesine göre cezaya hükmolunur.” düzenlemesi yer almaktadır. İlgili kişilere, deniz alacağı için on gün içinde teminat vermeleri, aksi takdirde geminin izleyen ilk seferinde icra dairesine TTK.’nun 1370/1. maddesine göre ise; ‘‘İhtiyaten haczolunan gemi, istenildiği zaman icra dairesine teslim edilmek ve bunu sağlamak amacıyla geminin değeri depo edilmek veya icra memuru tarafından kabul edilecek taşınmaz rehni, gemi ipoteği veya itibarlı bir banka kefaleti gösterilmek şartıyla borçluya ve gemi üçüncü kişi elinde iken ihtiyaten haczolunmuşsa, bir taahhüt senedi alınarak, bu kişiye bırakılabilir.”“teslim edilmesi ihtar olunur.

Cezai Müeyyide: Geminin teslim edilmemesi halinde, sorumlular hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 289. maddesi (muhafaza görevini kötüye kullanma) uyarınca cezai işlem yapılacağı bildirilir (Yargıtay 12. HD-2015/3161 

4. Fiili İnfazda Kurumlar Arası Koordinasyon ve Somut Örnekler 

İcra müdürlükleri, geminin fiilen durdurulması ve seferden men edilmesi için ilgili liman ve güvenlik birimlerine ivedilikle müzekkere yazmalıdır. Yerel mahkeme kararlarına yansıyan somut uygulama örnekleri şunlardır:

Gebze 1. İcra Müdürlüğü Örneği: Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Kocaeli Liman Başkanlığı ve Kocaeli Sahil Güvenlik Komutanlığına müzekkere yazılarak geminin seferden meni sağlanmıştır (Yargıtay 12. HD-2016/10721 

İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi Örneği: Gümrük Müdürlüğü, Sahil Güvenlik ve Liman Başkanlıklarına yazılan müzekkerelerin yanı sıra gemi kaptanına ve geminin bağlı olduğu Başkonsolosluğa bildirim yapılarak fiilen el koyma gerçekleştirilmiştir (İzmir 5. ATM-2023/109

İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi Örneği: Transit seferdeki bir gemi için Liman Başkanlığına yazılan müzekkere neticesinde gemi durdurulmuş ve Zeyport limanına demirletilerek seferden men edilmiştir (İstanbul Anadolu 6. ATM-2018/147

Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesi Örneği: “Transit geçişler dahil” seferden men kararı verilerek Trabzon ve Bandırma Liman Başkanlıkları ile Kıyı Emniyeti üzerinden tedbir uygulanmıştır (Trabzon ATM-2015/389 

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi olması nedeniyle ikincil kaynaklardan elde edilen verilerle vurgulanmıştır:

Sahil Güvenlik Müdahalesi ve Kaçış Riski: Hareket halindeki geminin durdurulması için Sahil Güvenlik botlarının devreye sokulabileceği, telsiz ve megafonla “dur” ihtarı yapılabileceği belirtilmektedir. Ancak geminin AIS (Otomatik Tanımlama Sistemi) cihazını kapatarak ve iletişimi keserek Türk karasularından çıkması durumunda fiili infazın imkansızlaşabileceği somut olaylarda gözlemlenmiştir (İstanbul 17. ATM-2020/164 

Zaman Baskısı: Geminin limandan ayrılmak üzere olduğu durumlarda, alacaklının yaklaşık ispat belgeleriyle (fatura, kaptan imzalı tutanak vb.) mahkemeden çok hızlı karar alması ve icra dairesinin “geminin bulunduğu yer” sıfatıyla derhal liman otoriteleriyle koordinasyona geçmesi hayati önem taşımaktadır (BAM-İstanbul 13. HD-2022/909 

Sicil Şerhi Yetersizliği: Geminin sadece Bağlama Kütüğü’ne veya siciline haciz şerhi işlenmesi “fiili haciz” yerine geçmez; geminin mutlaka seferden men edilerek muhafaza altına alınması gerekir (Yargıtay 12. HD-2022/6825 

Sonuç: Alacaklı, 3 iş günü içinde icra dairesine başvurmalı; icra dairesi ise Liman Başkanlığı, Kıyı Emniyeti ve Sahil Güvenlik birimlerine eş zamanlı talimatlar göndererek geminin hareketini engellemelidir. Gemi karasularını terk etmek üzereyse, TTK 1367 uyarınca cezai ihtar içeren muhtıraların tebliği ve güvenlik birimlerinin fiziki müdahalesi talep edilmelidir.

Sık Sorulan Sorular

Gemi ihtiyati haczi kararından sonra seferden men otomatik mi uygulanır?

Evet. TTK m. 1366/1 uyarınca, ihtiyati haczine karar verilen gemi ayrıca talep aranmaksızın icra müdürü tarafından seferden men edilir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararlarına göre seferden men, ihtiyati haczin doğal ve zorunlu sonucu olup icra müdürlüğü tarafından resen yapılmalıdır.

Türk Bayraklı Gemi limandan ayrılmak üzereyse veya seferdeyse ihtiyati haciz uygulanabilir mi?

Evet. TTK m. 1367 özel bir prosedür öngörmektedir. Bu durumda gemi malikine veya donatana teminat ihtarı yapılır; teminat verilmezse geminin ilk sefer sonunda icra dairesine teslim edilmesi istenir.
Aksi davranış halinde Türk Ceza Kanunu m. 289 kapsamında cezai sorumluluk doğar.

Gemi siciline haciz şerhi işlenmesi tek başına yeterli midir?

Hayır. Yargıtay uygulamasına göre yalnızca Bağlama Kütüğü veya gemi siciline şerh verilmesi, fiili haciz yerine geçmez. Geminin fiziken durdurulması, seferden men edilmesi ve muhafaza altına alınması zorunludur. Aksi halde gemi Türk karasularını terk edebilir ve alacak fiilen tahsil edilemez hale gelir.

Neden Uzman Deniz Ticaret Hukuku Avukatı Desteği Gerekli?

Deniz alacaklarına dayalı gemi ihtiyati haczi ve seferden men işlemleri, klasik icra hukukundan farklı olarak çok kısa süreler, yüksek teknik bilgi ve kurumlar arası eş zamanlı koordinasyon gerektirir.

Özellikle;

3 iş günü gibi hak düşürücü sürelerin kaçırılması riski

Liman Başkanlığı, Kıyı Emniyeti ve Sahil Güvenlik ile aynı gün içinde yazışma zorunluluğu

İstanbul, Tuzla ve Gebze gibi yoğun liman bölgelerinde geminin kaçış riskinin yüksek olması

Hareket halindeki gemilerde TTK 1367 prosedürünün hatasız uygulanması gerekliliği

Yanlış icra işlemi nedeniyle ihtiyati haczin kendiliğinden düşmesi ihtimali

nedeniyle bu alanda uzman deniz ticaret hukuku avukatı ile çalışmak kritik öneme sahiptir.

Uygulamada yapılan en küçük bir usul hatası;

geminin yurtdışına çıkmasına,

alacağın fiilen tahsil edilememesine,

alacaklının telafisi mümkün olmayan hak kaybına yol açabilmektedir. Bu nedenle özellikle İstanbul, Tuzla, Gebze ve Kocaeli limanları çevresinde yürütülen gemi haczi dosyalarında, deniz ticaret hukuku ve icra hukuku tecrübesi birlikte olan bir avukatla sürecin yönetilmesi zorunluluktur.

Read More

Somut Olay Üzerinden Bir Gemi Kurtarma Faaliyetinde Talep Edilebilecek Kurtarma Ücreti Nasıl ve Neye Göre Belirlenir?

Somut olay, Cezayir bayraklı ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) yüklü bir geminin Çanakkale Boğazı’ndan geçişi sırasında yaşanan teknik arıza ile başlamıştır. Gemi, boğaz geçişi öncesinde ve geçiş esnasında idareye ait römorkörler ve kılavuz kaptanlar refakatinde seyretmekte olup, bu aşamada verilen hizmet hukuken bir römorkaj refakati (cer) hizmeti niteliği taşımaktaydı. Gemi kumanda altında olup, olağan boğaz geçiş prosedürleri çerçevesinde ilerlemekteydi.

Geçiş sırasında gemide ani bir makine arızası meydana gelmiş, ana makine ve jeneratörlerin devre dışı kalması sonucu gemide tam enerji kesilmesi (black-out) yaşanmıştır. Bu durum geminin manevra kabiliyetini tamamen ortadan kaldırmış, gemi boğaz içinde rüzgâr ve akıntının etkisine açık hâle gelmiştir. LNG yüklü olması nedeniyle ortaya çıkan risk, sadece geminin emniyetiyle sınırlı kalmamış; çevre güvenliği ve kamu düzeni bakımından da ciddi bir tehlike oluşturmuştur.

Makine arızasının ardından, başlangıçta refakat eden römorkörlere ek olarak ilave römorkörler olay yerine sevk edilmiştir. Bu aşamadan itibaren verilen hizmet, planlı bir refakat hizmeti olmaktan çıkmış; tehlike altındaki bir geminin emniyete alınmasına yönelik aktif bir müdahale, yani fiilen bir kurtarma faaliyeti hâlini almıştır. Römorkörlerin müdahalesiyle gemi boğaz trafiğinden çıkarılmış, uygun bir noktada demirletilmiş ve kontrol altına alınmıştır. Daha sonra arızanın giderilmesi üzerine gemi, yine römorkörler eşliğinde boğaz geçişini tamamlamış ve varış limanına ulaşarak yükünü tahliye etmiştir.

Bu süreçten sonra taraflar arasında ciddi bir hukuki uyuşmazlık doğmuştur. Gemi acentesi tarafından menfi tespit davası açılarak, verilen hizmetin kurtarma değil refakat hizmeti olduğu, bu nedenle kurtarma ücreti talep edilemeyeceği ileri sürülmüştür. Aynı davada, daha önce başka bir mahkemece verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılması ve bu haciz nedeniyle sunulan teminat mektubunun iadesi de talep edilmiştir.

Buna karşılık, hizmeti veren idare tarafından kurtarma alacağına ilişkin bir alacak (eda) davası açılmıştır. Bu dava, ana dosya ile birleştirilmiş olup uygulamada “birleşen dava” niteliği taşımaktadır. Birleşen davada idare, verilen hizmetin kurtarma faaliyeti olduğunu, gemi, yük ve gemide bulunan yakıt (bunker) bakımından kurtarma ücreti alacağı doğduğunu ileri sürmüş; gemi donatanı, yük sahibi ve ilgili diğer taraflar aleyhine kurtarma ücretinin tahsilini talep etmiştir. Böylece dosyada, bir yandan kurtarma borcunun bulunmadığının tespitine yönelik menfi tespit davası, diğer yandan kurtarma ücretinin tahsiline yönelik eda davası birlikte görülmüştür.

Yargılama sürecinde uyuşmazlığın çözümü için birden fazla bilirkişi raporu alınmıştır. İlk bilirkişi raporunda, olayın teknik boyutu ayrıntılı biçimde ele alınmış; gemide meydana gelen black-out’un, denizcilik uygulamaları bakımından geminin tamamen kontrolsüz hâle gelmesi anlamına geldiği, özellikle boğaz gibi dar ve yoğun trafikli bir suyolunda bu durumun gemiyi fiilen ve ciddi şekilde tehlikeye soktuğu belirtilmiştir. Bu raporda, makine arızasından sonra römorkörlerin yalnızca refakat eden unsurlar olmaktan çıkıp, gemiyi emniyete alma amacıyla aktif müdahalede bulundukları; bu nedenle verilen hizmetin hukuki niteliğinin kurtarma faaliyeti olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca kurtarma ücretinin, kurtarılan değerler esas alınarak belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

İkinci bilirkişi raporunda ise, ağırlıklı olarak kurtarılan değerlerin tespiti üzerinde durulmuştur. Bu raporda geminin yaşı, teknik durumu ve ekonomik ömrü değerlendirilmiş; olay tarihinde geminin ekonomik ömrünü büyük ölçüde tamamladığı, bu nedenle serbest piyasada ikinci el bir ticari değerinin bulunmadığı, gemi değerinin esasen hurda bedeli üzerinden hesaplanmasının uygun olacağı belirtilmiştir. Aynı raporda, gemide bulunan yakıtın (bunker) ve taşınan LNG yükünün parasal karşılığı ayrıca hesaplanmış; kurtarma ücretinin yalnızca gemi değil, yük ve yakıt değerleri de dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği açıkça ortaya konulmuştur.

Taraf itirazları üzerine alınan ek rapor ve ardından düzenlenen üçüncü bilirkişi raporunda ise, önceki raporlardaki tespitler birlikte değerlendirilmiş ve özellikle geminin LNG taşımaya özgü özel tank yapısının, geminin hurda değerini artıran önemli bir unsur olduğu ayrıntılı şekilde açıklanmıştır. Bu nedenle gemi değerinin yalnızca çelik hurda ağırlığı üzerinden belirlenmesinin eksik olacağı, LNG tanklarının teknik ve maddi değerinin de hesaba katılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu raporda, gemi, yük ve yakıt için kurtarılan değerler daha dengeli biçimde tespit edilmiş; kurtarma ücretinin, somut olayın tehlike düzeyi, kurtarma faaliyetinin başarısı ve kurtarılan toplam değer dikkate alınarak belirli bir oran üzerinden hesaplanmasının uygun olacağı yönünde kanaat bildirilmiştir.

Tüm bu teknik ve hukuki değerlendirmeler sonucunda uyuşmazlık, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından karara bağlanmıştır. Mahkeme, olayın başlangıcında verilen hizmetin refakat niteliğinde olduğunu; ancak makine arızasının meydana geldiği andan itibaren geminin açık ve ciddi bir tehlike altına girdiğini, bu aşamadan sonra verilen hizmetin kurtarma faaliyeti sayılması gerektiğini kabul etmiştir. Bu kabul doğrultusunda, menfi tespit davası reddedilmiş; birleşen alacak davası ise kısmen kabul edilerek, gemi, yük ve yakıt bakımından kurtarma ücretine hükmedilmiştir. Bir yazı önerisi.

Sık Sorulan Sorular

Refakat (cer) hizmeti ne zaman kurtarma faaliyetine dönüşür?

Refakat hizmeti, geminin kumanda altında olduğu ve olağan seyir güvenliği kapsamında verilen destekle sınırlıdır. Ancak gemide makine arızası, black-out veya benzeri bir teknik sorun meydana gelip gemi kumanda edilemez hâle gelirse ve bu durum gemiyi, yükü veya çevreyi ciddi bir tehlikeye sokarsa, bu andan itibaren verilen müdahale refakat olmaktan çıkar. Somut olayda da olduğu gibi, ilave römorkörlerin aktif şekilde gemiyi emniyete almak üzere devreye girmesiyle hizmet hukuken kurtarma faaliyeti niteliği kazanır.

Kurtarma ücreti yalnızca gemi sahibinden mi talep edilir?

Hayır. Kurtarma ücreti, kurtarılan değerler esas alınarak belirlenir. Bu kapsamda yalnızca gemi değil; gemide bulunan yük ve yakıt (bunker) da kurtarılan değer kabul edilir. Bu nedenle kurtarma ücreti, gemi donatanından gemi ve yakıt için; yük sahibi veya gönderilenden ise yük için talep edilebilir.

Kurtarma ücretinin miktarı nasıl belirlenir?

Kurtarma ücreti, taraflar arasında önceden kararlaştırılmamışsa, Türk Ticaret Kanunu’nda yer alan ölçütler esas alınarak belirlenir. Bilirkişi raporlarında da görüldüğü üzere; geminin ve yükün kurtarıldıktan sonraki değeri, tehlikenin ağırlığı, kurtarma faaliyetinin başarısı, çevresel riskler, harcanan emek ve zaman gibi unsurlar birlikte değerlendirilir. Somut olayda, bu kriterler ışığında kurtarma ücretinin kurtarılan toplam değer üzerinden belirli bir oran esas alınarak hesaplanmasının uygun olduğu kabul edilmiştir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli? (İstanbul – Tuzla – Gebze – Dilovası – Pendik Limanları)

Gemi kurtarma faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıklar, klasik alacak davalarından farklı olarak deniz ticareti hukukuna özgü derin teknik ve hukuki uzmanlık gerektirir. Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Gebze ve Dilovası gibi yoğun liman trafiğine sahip bölgelerde; refakat (cer) hizmeti ile kurtarma faaliyeti arasındaki ayrımın doğru yapılması, kurtarma ücretinin kapsamının belirlenmesi ve gemi, yük ve yakıt (bunker) bakımından sorumluluğun kimlere ait olduğunun netleştirilmesi kritik öneme sahiptir.

Bu tür dosyalarda bilirkişi raporlarının doğru okunması ve itirazların teknik gerekçelerle yapılandırılması, davanın kaderini doğrudan etkiler. Ayrıca menfi tespit davaları ile kurtarma alacağına ilişkin eda davalarının birlikte ve eş zamanlı yürütülmesi, usul hukuku bakımından titiz bir strateji ve güçlü bir dava yönetimi gerektirir. Liman uygulamaları, Kıyı Emniyeti süreçleri, ihtiyati haciz ve teminat mektupları gibi konular da sürecin ayrılmaz parçalarıdır.

Bu nedenle, Marmara Bölgesi limanları ekseninde oluşan kurtarma ve deniz alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda; yerel uygulamalara hâkim, denizcilik terminolojisini ve teknik raporları etkin şekilde yorumlayabilen uzman avukat desteği hayati önemdedir. 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, İstanbul merkezli tecrübesiyle Tuzla, Pendik, Gebze ve Dilovası limanlarını kapsayan bölgede; gemi sahipleri, donatanlar, yük ilgilileri ve sigorta şirketleri için hak kaybını önleyen, sonuç odaklı ukuki çözümler sunmaktadır.

Read More

Kurtarma Faaliyetlerinden Doğan Alacaklar Deniz Alacağı Sayılır mı? Kurtarma ücreti için gemi ihtiyaten haczedilebilir mi?

(TTK m.1352/1-c Kapsamında Kurtarma Ücreti, Kanuni Rehin ve İhtiyati Haciz)

Bu yazı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.1352/1-c uyarınca kurtarma faaliyetlerinden doğan alacakların neden ve hangi şartlarda “deniz alacağı” sayıldığını, bu alacaklara bağlı kanuni rehin hakkı, ihtiyati haciz ve cebri icra mekanizmalarını yargı kararları ışığında ele almaktadır.

1. Hukuki Dayanak ve Deniz Alacağı Niteliği 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1352/1-c maddesi uyarınca; bir geminin veya gemideki eşyanın kurtarılması, çevre zararı tehdidi oluşturan bir gemi veya eşya ile ilgili kurtarma faaliyetleri ve bu faaliyetler sonucunda talep edilen özel tazminatlar “deniz alacağı” olarak kabul edilmektedir. Bu faaliyetler yalnızca malvarlığının korunmasını değil, petrol sızıntısı gibi çevresel risklerin önlenmesini de kapsar. Yargı kararlarında (Örn: İstanbul 17. ATM-2014/1419 ), kurtarma hizmeti bedelinin TTK m. 1320/1-c uyarınca “gemi alacaklısı hakkı” verdiği ve bu alacağın gemi üzerinde kanuni rehin hakkı doğurduğu vurgulanmaktadır.

Kurtarma ücreti, sıradan bir alacak olmayıp “gemi alacağı” niteliğinde, kanundan doğan güçlü bir aynî teminat hakkıdır. Kurtarma ücreti, Türk Ticaret Kanunu uyarınca tescile gerek olmaksızın kendiliğinden doğan bir kanuni rehin hakkı sağlar ve bu hak, geminin mülkiyeti el değiştirmiş olsa dahi gemiyi takip eder. Başka bir ifadeyle, gemi kurtarma alacağı, geminin eski malikine karşı doğmuş olsa bile, sonraki malik gemiyi iyi niyetle edinmiş olsa dahi bu alacağın ileri sürülmesine engel olmaz. Kurtarma ücreti, rehinle veya ipotekle teminat altına alınmış ya da alınmamış diğer tüm alacaklara önceliklidir ve gemiye zilyet olan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Bu yönüyle kurtarma ücreti, yalnızca bir hizmet bedeli değil; deniz serveti üzerinde doğrudan ve üstün bir hak sağlayan, kamu düzeni ağırlıklı bir alacak türü olarak kabul edilmektedir.

2. Alacaklının Başvurabileceği Tahsilat ve Güvence Yolları

A. İhtiyati Haciz ve Teminat Talebi Kurtarma faaliyetinden doğan alacağın tahsilini güvence altına almak için en sık başvurulan yol geminin ihtiyaten haczidir.

Uygulama Örneği: Bir olayda davacı kurum, 9.000.000 USD üzerinden ihtiyati haciz talep etmiş, mahkemece 1.560.000 USD üzerinden haciz kararı verilmiş ve bu karar daha sonra teminat mektubu üzerine kaydırılmıştır (İstanbul 17. ATM-2014/1419).

Şartlar: TTK m. 1362 uyarınca, alacaklının alacağın bir deniz alacağı olduğunu kanıtlaması ve parasal değeri hakkında mahkemeye kanaat getirecek delil (yaklaşık ispat) sunması gerekir (İstanbul BAM 12. HD-2021/181 

B. Kanuni Rehin ve Hapis Hakkı 

TTK m. 1315 ve 1321 uyarınca, kurtarma ücreti alacaklısı, kurtarılan gemi üzerinde “kanuni rehin hakkı”na ve kurtarılan eşya üzerinde “hapis hakkı”na sahiptir.

Rehin Hakkının Tesisi: Mahkemeler, belirlenen alacak tutarı ve fer’ileri ile sınırlı olmak üzere gemi üzerinde kanuni rehin hakkı tesis edilmesine karar verebilmektedir (İstanbul 17. ATM-2014/723 

Öncelik: Bu hak, gemiye zilyet olan herkese karşı ileri sürülebilir ve tescilsiz kazanılan bir hak olup, diğer birçok alacaktan önce gelir (Yargıtay 17. HD-2010/3790 

C. Alacak Davası ve İtirazın İptali Alacaklı, kurtarma ücretinin tespiti ve tahsili için doğrudan alacak davası açabileceği gibi, başlattığı icra takibine itiraz edilmesi durumunda itirazın iptali davası da açabilir.

Ücretin Belirlenmesi: Mahkeme, TTK m. 1305 (veya eski TTK m. 1226) kriterlerini (kurtarılan değer, tehlikenin derecesi, harcanan emek, başarı oranı) esas alarak bilirkişi incelemesi yaptırır.

Tahsilat Hükmü: Belirlenen tutarın, olay veya dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun m. 4/a uyarınca devlet bankalarınca USD üzerinden uygulanan en yüksek faizle tahsiline karar verilir (İstanbul 17. ATM-2021/446 Bir yazı önerisi.

3. Sorumlu Taraflar ve Tahsilatın Kapsamı

Gemi Maliki ve Donatan: TTK m. 1306 uyarınca kurtarma ücretinin asıl borçlusu gemi malikidir. Ancak donatan da TTK m. 1321/5 uyarınca sorumlu tutulabilmektedir.

Yük Alıcısı: TTK m. 1307/1 uyarınca, yük alıcısı eşyayı teslim alırken kurtarma ücreti ödeneceğini biliyorsa, kendi payına düşen kısımdan sorumlu olur (İstanbul 17. ATM-2014/1419 

Müteselsil Sorumluluk: Bazı durumlarda donatan ve yük sahibinin alacaktan müteselsilen sorumlu olduğuna hükmedilmektedir (İstanbul 17. ATM-2023/436 

4. Cebri İcra ve Paraya Çevirme 

Alacaklı, mahkemeden aldığı ilamı “taşınır rehninin paraya çevrilmesi” yoluyla ilamlı icra takibine konu edebilir (TTK m. 1380, İİK m. 150/h). Gemi alacağı hakkı sahipleri, geminin satış bedelinden öncelikli olarak pay alırlar. Sıra cetvelinde kurtarma alacakları genellikle I. derece kanuni rehin alacaklısı olarak yer alır (İstanbul 17. ATM-2016/289 

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam İkincil kaynaklardan edinilen bilgilere göre;

Kurtarma faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkeme münhasıran Deniz İhtisas Mahkemeleridir (İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi gibi). Görevsiz mahkemede açılan davalar usulden reddedilmektedir (İstanbul Anadolu 9. ATM-2016/745 

Kurtarma ücretinin sigortacıdan rücuen talep edilmesi durumunda, kurtarma işleminin resmi makamlara bildirilmiş olması ve somut delillerle (jurnal kayıtları, liman belgeleri) ispatlanması şarttır; aksi halde ispat yükü yerine getirilmediği gerekçesiyle talepler reddedilebilmektedir (İstanbul BAM 13. HD-2019/154 

Çevre kirliliği riski içeren durumlarda kamu kurumları (Örn: Çevre Bakanlığı), Çevre Kanunu m. 28 uyarınca kusursuz sorumluluk esasına dayanarak müdahale masraflarını ve tazminatları gemi seferden men edilerek alınan teminatlar üzerinden tahsil edebilmektedir (İstanbul 17. ATM-2020/2 

Tersane kusuru nedeniyle meydana gelen arızalarda, ödenen kurtarma ücreti için tersaneye karşı rücu davası açılması mümkündür (İstanbul Anadolu 1. ATM-2023/569 

Sık Sorulan Sorular

Kurtarma faaliyeti her durumda deniz alacağı sayılır mı?

Hayır. Kurtarma faaliyetinin geminin veya gemideki eşyanın kurtarılmasına yahut çevre zararı tehdidinin önlenmesine yönelik olması gerekir. Bu şartlar mevcutsa, kurtarma ücreti TTK m.1352/1-c kapsamında açıkça deniz alacağı olarak kabul edilir.

Kurtarma ücreti için gemi ihtiyaten haczedilebilir mi?

Evet. Kurtarma ücretinden doğan deniz alacağı, gemi hakkında ihtiyati haciz talebine elverişlidir. Mahkeme, alacağın yaklaşık ispat edilmesi hâlinde hacze karar verebilir ve uygulamada bu haciz çoğu zaman teminat mektubuna kaydırılmaktadır.

Kurtarma alacağı gemi satışında öncelikli midir?

Evet. Kurtarma alacakları, kanuni rehin hakkı doğurduğundan, geminin cebri icra yoluyla satışında üst sıralarda yer alır. Uygulamada çoğu kez I. derece kanuni rehin alacağı olarak sıra cetveline yazılmaktadır.

Kurtarma ücreti, gemi satıldıktan sonra yeni gemi sahibine karşı da talep edilebilir mi?

Kurtarma ücreti, sıradan bir alacak olmayıp “gemi alacağı” niteliğinde, kanundan doğan güçlü bir aynî teminat hakkıdır. Kurtarma ücreti, Türk Ticaret Kanunu uyarınca tescile gerek olmaksızın kendiliğinden doğan bir kanuni rehin hakkı sağlar ve bu hak, geminin mülkiyeti el değiştirmiş olsa dahi gemiyi takip eder. Başka bir ifadeyle, gemi kurtarma alacağı, geminin eski malikine karşı doğmuş olsa bile, sonraki malik gemiyi iyi niyetle edinmiş olsa dahi bu alacağın ileri sürülmesine engel olmaz. Kurtarma ücreti, rehinle veya ipotekle teminat altına alınmış ya da alınmamış diğer tüm alacaklara önceliklidir ve gemiye zilyet olan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Bu yönüyle kurtarma ücreti, yalnızca bir hizmet bedeli değil; deniz serveti üzerinde doğrudan ve üstün bir hak sağlayan, kamu düzeni ağırlıklı bir alacak türü olarak kabul edilmektedir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir? (İstanbul )

Kurtarma faaliyetlerinden doğan alacaklar, klasik bir alacak–borç ilişkisi değildir. Bu alacaklar;

Deniz alacağı niteliğinin doğru tespiti,

TTK m.1352 – 1320 – 1315 – 1321 zincirinin birlikte uygulanması,

Yaklaşık ispat standardı,

Gemiye özgü ihtiyati haciz prosedürü,

Teminat mektubuna kaydırma,

Sıra cetvelinde öncelik tartışmaları,

Yabancı bayraklı gemilerde yetki ve yabancılık teminatı,

Çevre kirliliği riski içeren olaylarda kamu idareleriyle paralel süreçler gibi son derece teknik ve hata kabul etmeyen alanları kapsar. Özellikle İstanbul ve Tuzla bölgesinde;

liman kurtarma operasyonları,

boğaz geçişlerinde acil müdahaleler,

tersane kaynaklı arızalar sonrası kurtarma masrafları,

çevre kirliliği riski içeren olaylar sıklıkla Denizcilik İhtisas Mahkemeleri önüne taşınmaktadır. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, kurtarma alacaklarının:

doğru hukuki nitelendirilmesi,

kanuni rehin hakkının etkin şekilde korunması,

geminin zamanında haczedilmesi,

teminatın eksik belirlenmesinin önüne geçilmesi,

satış ve sıra cetveli aşamasında alacağın önceliğinin kaybedilmemesi bakımından uzmanlaşmış hukuki destek sunulmasının kritik olduğunu vurgulamaktadır. Yanlış strateji;

ihtiyati haczin reddine,

teminatın yetersiz belirlenmesine,

geminin elden çıkmasına,

alacağın sıra cetvelinde alt sıralara düşmesine ve nihayetinde milyon dolarlık kurtarma bedellerinin tahsil edilememesine yol açabilmektedir.

Read More

Gemi İhtiyati Haczinin Teminata Kaydırılması ve Teminat Üzerinde Kanuni Rehin Hakkı

Deniz Alacaklarında Uygulama, Yargıtay İçtihatları ve Kritik Hukuki Süreçler

Gemi üzerine konulan ihtiyati haczin teminat karşılığında kaldırılması, alacaklının hakkını ortadan kaldırmaz; aksine haczin konusu gemiden teminat mektubu veya nakit teminat üzerine taşınır. Bu aşamadan sonra asıl kritik süreç, teminat üzerinde kanuni rehin hakkının tesis edilmesi ve alacağın bu teminat üzerinden tahsil edilmesidir. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları, bu sürecin son derece teknik ve hataya açık olduğunu göstermektedir.

Giriş ve Kanuni Dayanak 

Gemi ihtiyati haczinin teminatla kaldırılması ve bu teminat üzerinde kanuni rehin hakkının tesis edilmesi süreci, Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümlerinin deniz hukuku prensipleriyle birleştiği özel bir usulü ifade eder. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre (2012/5290 E. – 2013/5238 K K.), gemi alacaklısı hakkı bir “kanuni rehin hakkı” mahiyetindedir. Bu hak, kanundan doğduğu için tescile ve teslime gerek olmaksızın hüküm ifade eder ve ayni bir hak olarak gemi ile navlunu takip eder (mülga TTK m.1236/2, güncel TTK m.1321).

İhtiyati Haczin Teminata Kaydırılması Prosedürü 

Gemi hakkında verilen seferden men veya ihtiyati haciz kararı, borçlu veya donatan tarafından yeterli teminat gösterilmesi durumunda gemi üzerinden kaldırılarak teminat üzerine “kaydırılır”.

Teminatın Niteliği: TTK m.1371 uyarınca; geminin maliki veya borçlu, geminin değerini geçmemek kaydıyla deniz alacağının tamamı, faizi ve giderleri için yeterli teminat (nakit veya banka teminat mektubu) göstererek haczin kaldırılmasını isteyebilir.

Haczin Devamı: Teminat yatırıldığında ihtiyati haciz sona ermez; sadece haczin konusu gemiden teminata geçer. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin (2023/1567 E. K) vurguladığı üzere, ihtiyati haciz teminat üzerinde devam eder ve bu haciz kalkmadığı sürece teminatın iadesi mümkün değildir.

Teminat Üzerinde Kanuni Rehin Hakkının Tesisi ve Esas Dava 

Gemi üzerindeki tedbirin teminata kaydırılması, alacaklının kanuni rehin hakkını fiilen uygulayabilmesi için bir ara aşamadır. Bu hakkın nihai olarak tesis edilebilmesi için yasal sürede açılan esas davanın Türk mahkemelerinde sonuçlandırılması zorunludur.

Yargı Yetkisi ve Tahkim: Yargıtay, kanuni rehin hakkının ayni bir hak olması ve kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle, taraflar arasında tahkim şartı olsa dahi, rehin hakkının tesisi ve takibi için davanın Türk mahkemelerinde görülmesini yasal bir zorunluluk olarak kabul etmektedir (Yargıtay 11. HD 2012/5290 E.).

İnceleme ve İspat: Mahkeme, davanın esasına girerek alacağın TTK kapsamında “gemi alacağı” (mülga m.1235, güncel m.1320) niteliğinde olup olmadığını inceler. Eğer alacak bu nitelikteyse, mahkeme teminat üzerinde kanuni rehin hakkının bulunduğunun tespitine ve alacağın bu rehin hakkının paraya çevrilmesi suretiyle tahsiline karar verir.

Örneklendirme ve Uygulama Analizi

Yük Eksikliği Örneği: İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin (2014/419 E. K) incelediği olayda, 800 Mton eksik yük iddiasıyla gemi seferden men edilmiş, 336.000 USD teminat mektubu sunulmasıyla tedbir teminata kaydırılmıştır. Mahkeme, davanın teminat üzerinden görülmesine devam etmiş; ancak yapılan incelemede (draft survey hatası vb.) alacak miktarının kanıtlanamaması nedeniyle rehin hakkı tesis edilmemiştir.

Çatma Zararı Örneği: İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin (2016/458 E. K) bir başka kararında, çatma nedeniyle oluşan zarar için gemi üzerine konulan ihtiyati haciz 197.984,60 USD bedelli teminat mektubuna kaydırılmıştır. Mahkeme, alacağın TTK m.1320/1-e uyarınca gemi alacağı olduğunu tespit ederek, teminatla ikame edilen süreç sonunda “kanuni rehin hakkının bulunduğunun tespiti ile alacağın bu rehin hakkının paraya çevrilerek tahsiline” hükmetmiştir.

Gemi Malzemesi Alacağı Örneği: Yargıtay 11. HD (2022/3921 E. K) ve HGK (2017/2223 E. K) kararlarında, gemiye verilen parçalar için rehin hakkı talep edilmiş; ancak kaptanın zorunlu ve acil nedenlerle bizzat sipariş verdiğine dair belge bulunmadığından rehin hakkı talebi reddedilmiştir. Bu, teminat üzerinde rehin tesisi için alacağın niteliğinin ispatının ön şart olduğunu göstermektedir.

İkincil Kaynak Analizi İkincil kaynaklar, teminatın haciz yerine geçmesi ve usulü hakkında ek detaylar sunmaktadır:

Teminat Miktarı: İstanbul BAM 13. HD (2024/1666 E. K) ve (2024/689 E. ) kararlarına göre, teminat miktarı genellikle asıl alacak tutarına %15 faiz ve gider payı eklenerek (örneğin; 1.769.164 USD alacak için 2.034.539 USD teminat) belirlenmektedir.

Yetki Kayması: Yargıtay 11. HD (2016/7449 E. ) uyarınca, ihtiyati haciz infaz edildikten ve esas takibe geçildikten sonra haczin teminata kaydırılması yetkisi mahkemeden icra mahkemesine geçmektedir.

Hapis Hakkı İlişkisi: Yargıtay 11. HD (2013/8121 E. Kaynak), gemi alacaklısı hakkının yanı sıra İİK m.23/2 delaletiyle hapis hakkının da gündeme gelebileceğini, teminatın bu hakların fiilen uygulanabilirliğini koruduğunu belirtmektedir.

İade Yasağı: İstanbul BAM 43. HD (2023/1567 E. K), teminat üzerine kaydırılan haczin, asıl dava sonuçlanana veya haciz kalkana kadar teminatın iadesine engel teşkil ettiğini kesin bir dille vurgulamaktadır.

Sonuç Gemi ihtiyati haczinin teminatla kaldırılması durumunda, kanuni rehin hakkı teminat üzerinde varlığını sürdürür. Bu hakkın hukuken tesis edilmesi; alacağın gemi alacağı niteliğinde olduğunun mahkemece tespiti, Türk mahkemelerinin münhasır yargı yetkisinin kullanılması ve nihai hükümde rehin hakkının tanınarak paraya çevrilmesine karar verilmesi usulüyle gerçekleşmektedir. Alacağın varlığı veya niteliği ispatlanamazsa, teminat üzerindeki rehin hakkı talebi de reddedilmektedir

Sık Sorulan Sorular

Gemi ihtiyati haczi teminata kaydırılınca alacaklı haciz hakkını kaybeder mi?

Hayır. Teminat yatırılmasıyla ihtiyati haciz sona ermez, yalnızca konu değiştirir. Haciz, gemi üzerinden kalkar ancak nakit teminat veya banka teminat mektubu üzerinde aynen devam eder.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nin yerleşik kararlarına göre, bu haciz kaldırılmadıkça teminatın borçluya iadesi mümkün değildir. Bu nedenle teminat, alacaklı açısından geminin yerine geçen hukuki bir güvence niteliğindedir.

Teminat üzerine kaydırılan hacizde kanuni rehin hakkı kendiliğinden mi doğar?

Hayır. Gemi alacaklısı hakkı kanundan doğan bir kanuni rehin hakkıdır, ancak teminat üzerinde fiilen uygulanabilir hâle gelmesi için mutlaka esas davanın açılması ve sonuçlandırılması gerekir.
Mahkeme, alacağın gerçekten TTK m.1320 kapsamında bir gemi alacağı olup olmadığını esas davada inceler. Bu nitelik ispatlanamazsa, teminat yatırılmış olsa bile rehin hakkı tesis edilmez.

Taraflar arasında tahkim şartı varsa kanuni rehin hakkı tahkimde ileri sürülebilir mi?

Hayır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, kanuni rehin hakkı ayni hak niteliğindedir ve kamu düzenini ilgilendirir.
Bu nedenle taraflar arasında geçerli bir tahkim şartı bulunsa dahi, teminat üzerinde kanuni rehin hakkının tesisi ve paraya çevrilmesi yalnızca Türk mahkemelerinde talep edilebilir. Tahkim yargılaması, bu ayni hakkı bertaraf etmez.

Neden Uzman Deniz Ticaret Avukatı Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczinin teminata kaydırılması sonrası süreç, deniz ticaret hukukunun en teknik ve en riskli alanlarından biridir. Bu aşamada yapılacak tek bir usul hatası, milyonlarca dolarlık teminatın borçluya iadesiyle sonuçlanabilir.

Özellikle;

Teminat üzerinde kanuni rehin hakkının doğru hukuki zemine oturtulamaması,

Esas davanın yanlış mahkemede veya yanlış taleple açılması,

Tahkim–mahkeme yetkisi ayrımının hatalı yapılması,

Alacağın TTK m.1320 kapsamına girdiğinin yeterince ispatlanamaması

alacaklı açısından telafisi imkânsız hak kayıplarına yol açmaktadır.

İstanbul limanları, Tuzla tersaneleri ve Türkiye genelindeki deniz ticareti uyuşmazlıklarında, deniz ticaret hukuku ve gemi alacakları konusunda deneyimli bir avukat ile çalışmak; hem teminatın korunmasını hem de alacağın güvenli şekilde tahsilini sağlar.

Bu nedenle, gemi ihtiyati haczi, teminata kaydırma ve kanuni rehin hakkı süreçlerinde 2M Hukuk Avukatlık Bürosu gibi deniz ticaret hukuku alanında uzmanlaşmış bir ekipten profesyonel destek alınması, sürecin en başından doğru yönetilmesi açısından kritik önemdedir.

Read More

Gemi İhtiyati Haczinde Seferden Men Nasıl Uygulanır?

Seferden Men İşleminin Hukuki Dayanağı, Adım Adım Prosedürü ve Uygulamadaki Kritik Noktalar

1. Seferden Men İşleminin Hukuki Niteliği ve Dayanağı 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1366. maddesi uyarınca, ihtiyati haczine karar verilen tüm gemiler, bayrağına veya hangi sicile kayıtlı olduklarına bakılmaksızın icra müdürü tarafından seferden menedilerek muhafaza altına alınır. Yargıtay kararlarında (Yargıtay 12. HD, 2022/5590 E., 2022/13683 K K.; 2022/6527 E., 2023/79 K.), seferden men işleminin ihtiyati haczin icrası kapsamında icra müdürlüğünün yapması gereken zorunlu görevlerden biri olduğu ve ihtiyati haczin “doğal bir sonucu” olduğu vurgulanmıştır. Bu kapsamda, alacaklının ihtiyati haciz talep ederken ayrıca seferden men talep etmesine veya mahkemenin bu yönde müstakil bir karar vermesine gerek bulunmamaktadır.

2. Adım Adım Seferden Men Prosedürü 

Yargı kararlarında yer alan somut olaylar ve yasal atıflar ışığında seferden men süreci şu adımlarla gerçekleştirilir:

İhtiyati Haciz Kararının Alınması: Yetkili mahkemeden (genellikle Asliye Ticaret Mahkemesi) gemi hakkında ihtiyati haciz kararı alınır.

İcra Müdürlüğüne Başvuru ve İnfaz Talebi: Alacaklı, ihtiyati haciz kararının infazı için üç iş günü içinde icra müdürlüğüne başvurmalıdır (TTK m. 1364). İcra müdürlüğü, infaz talebi üzerine derhal işlem başlatır.

İcra Müdürlüğü Kararı: İcra müdürü, mahkeme kararında açıkça belirtilmese dahi, TTK m. 1366 uyarınca geminin seferden menine ve muhafaza altına alınmasına karar verir.

İlgili Kurumlara Müzekkere Yazılması: İcra müdürlüğü, geminin fiilen tutulması ve hareketinin engellenmesi için ilgili Liman Başkanlığına, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğüne, Sahil Güvenlik Komutanlığına ve Gümrük Müdürlüğüne müzekkere yazar.

Fiili Haciz ve Muhafaza: Gemilerin haczinde sadece sicile şerh verilmesi yeterli olmayıp, fiili haciz şarttır (Yargıtay 12. HD, 2022/2986 E., 2022/6825  K.). Gemi, icra memuru eliyle fiilen haczedilir ve seferden menedilerek muhafaza altına alınır.

Tebligat ve Tutanak Düzenlenmesi: Geminin haczedilerek seferden menedildiği; kaptana, malike, malik olmayan donatana veya bunların temsilcisine tebliğ edilir. Düzenlenen ihtiyati haciz tutanağında gemi ismiyle belirtilir.

Sicile Bildirim: İhtiyati haciz kararı, uygulandığı ilk iş gününde geminin kayıtlı olduğu sicile bildirilir.

3. Özel Durumlar ve İstisnalar

Geminin Seferde Olması: Gemi seferdeyse TTK m. 1367 hükümleri uygulanır. Bu durumda malike veya donatana tebligat yapılarak deniz alacağı için on gün içinde teminat verilmesi, aksi halde geminin ilk seferinde icra dairesine teslim edilmesi ihtar olunur (Yargıtay 12. HD, 2015/3161 E., 2015/12109 K.).

Teminat Karşılığı Kaldırma: Borçlu veya üçüncü kişiler tarafından mahkemece belirlenen teminatın depo edilmesi halinde, seferden men kararı kaldırılabilir ve ihtiyati haciz bu teminat üzerine kaydırılabilir.

4. İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bilgiler

 Aşağıdaki hususlar karar metinlerinde sınırlı bilgi olması nedeniyle ikincil kaynak niteliğindeki verilerle desteklenmiştir:

Muhafaza Giderleri: İcra müdürlüğü, geminin muhafazası için gerekli olan giderlerin (örneğin günlük masraflar üzerinden hesaplanan 1 yıllık gider) alacaklı tarafından peşin olarak depo edilmesini isteyebilir. Bu giderlerin yatırılmaması durumunda muhafaza tedbirinin akıbeti tartışmalı olmakla birlikte, TTK’nın özel hükümlerinin önceliği vurgulanmaktadır (Antalya 4. ATM, 2024/350 E.).

Operasyonel Müdahale: Geminin kaçma girişimi durumunda Sahil Güvenlik botlarının devreye girdiği, telsiz ve megafonla uyarı yapıldığı, gemilerin AIS (Otomatik Tanımlama Sistemi) cihazlarını kapatarak takipten kurtulmaya çalışabildiği pratik örneklerde görülmüştür (İstanbul 17. ATM, 2018/156 E. K).

Yabancı Bayraklı Gemiler: Yabancı bayraklı gemilerde Sahil Güvenlik yardımı ve karasuları sınırlamaları infaz sürecinde kritik rol oynamaktadır.

Sonuç: Seferden men, ihtiyati haciz kararının infazı aşamasında icra müdürünün yasal bir görevi olarak doğrudan uyguladığı, geminin fiilen alıkonulmasını sağlayan bir muhafaza tedbiridir. İşlem; icra dairesine başvuru, ilgili liman ve güvenlik birimlerine bildirim, fiili el koyma ve sicile şerh adımlarıyla tamamlanır.

Sık Sorulan Sorular

Seferden men için mahkemenin ayrıca karar vermesi gerekir mi?

Hayır. Seferden men, ihtiyati haczin doğal ve zorunlu bir sonucudur.
TTK m. 1366 açık hükmü gereği, ihtiyati haciz kararı icra müdürlüğüne intikal ettiğinde, icra müdürü ayrıca bir mahkeme kararı aramaksızın gemiyi seferden men ederek muhafaza altına almakla yükümlüdür. Yargıtay içtihatlarında da (Yargıtay 12. HD, 2022/5590 E.; 2023/79 K.) seferden menin, haczin icrası kapsamında re’sen uygulanması gereken bir işlem olduğu vurgulanmaktadır.

Seferden men yalnızca sicile şerh verilmesiyle tamamlanmış sayılır mı?

Hayır. Sicile şerh tek başına yeterli değildir. Yargıtay’a göre gemi haczinde esas olan fiili hacizdir. Bu nedenle icra memurunun gemiye fiilen el koyması, geminin hareketinin engellenmesi ve muhafaza altına alınması gerekir. Sadece sicile kayıt düşülmesiyle yetinilmesi, haczin hukuken geçerli şekilde uygulanması için yeterli kabul edilmemektedir (Yargıtay 12. HD, 2022/2986 E.).

Gemi seferdeyken ihtiyati haciz ve seferden men nasıl uygulanır?

Gemi seferdeyse TTK m. 1367 devreye girer. Bu durumda icra müdürlüğü tarafından malike veya donatana tebligat yapılarak, on gün içinde teminat verilmesi, aksi halde geminin ilk varacağı limanda icra dairesine teslim edilmesi ihtar olunur. Yani gemi açık denizde zorla durdurulmaz; ancak teminat verilmezse gemi ilk limanda fiilen haczedilerek seferden men edilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi ve seferden men işlemleri, çok kısa süreler içinde, yüksek ekonomik değerler ve uluslararası boyut içeren son derece teknik süreçlerdir. Yanlış mahkeme seçimi, infaz süresinin kaçırılması, icra müdürlüğüne eksik talimat verilmesi veya ilgili kurumlara (Liman Başkanlığı, Kıyı Emniyeti, Sahil Güvenlik) zamanında bildirim yapılmaması, haczin fiilen uygulanamamasına ve geminin kaçmasına yol açabilir.

Özellikle İstanbul limanları, Tuzla tersaneleri ve yabancı bayraklı gemiler söz konusu olduğunda; TTK – İİK – liman uygulamaları – kolluk koordinasyonu birlikte yürütülmelidir. Seferden menin yalnızca “kâğıt üzerinde” kalmaması, fiili el koyma ve muhafaza aşamasının eksiksiz tamamlanması gerekir.

Bu nedenle gemi ihtiyati haczi süreçlerinde, deniz ticaret hukuku pratiğine hâkim, icra ve liman uygulamalarını bilen uzman bir avukatla çalışmak, alacağın güvence altına alınması ve telafisi imkânsız hak kayıplarının önlenmesi açısından kritik öneme sahiptir.

Read More

Gemi İhtiyati Haczi Talep Dilekçesi Nasıl Hazırlanır?

Deniz Alacağına Dayalı Hacizde Zorunlu Unsurlar, Deliller ve Uygulama Rehberi

Gemi ihtiyati haczi, deniz ticaretinde alacakların korunması açısından en etkili hukuki araçlardan biridir. Ancak bu yolun başarıyla işletilebilmesi, haciz talep dilekçesinin eksiksiz, doğru hukuki dayanaklara oturtulmuş ve yaklaşık ispat şartını karşılayacak şekilde hazırlanmasına bağlıdır. Uygulamada, şekli eksiklikler veya hatalı kurgulanan dilekçeler nedeniyle çok sayıda haciz talebi reddedilmektedir.

Bu çalışma, bir geminin ihtiyati haczinin talep edildiği dilekçelerde yer alması gereken zorunlu unsurları, hukuki dayanakları ve ispat araçlarını ilgili yargı kararları ışığında analiz etmektedir.

1. Geminin Kimlik Bilgileri ve Teşhisi

Gemi ihtiyati haczi taleplerinde, haczine karar verilecek geminin tereddüde yer bırakmayacak şekilde tanımlanması esastır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (2025/51-2025/80 K) kararına göre, dilekçede geminin tüm kimlik bilgilerine yer verilmelidir. Bu bilgiler şunlardır:

Geminin adı,

IMO numarası,

Bağlama limanı,

Bayrağı,

Tescil limanı ve sicil numarası (varsa). Kararda, bu bilgilerin eksikliğinin hangi geminin haczine karar verildiğinin açıkça gösterilmesi zorunluluğuna aykırı olacağı vurgulanmıştır.

2. Alacağın “Deniz Alacağı” Niteliği ve Hukuki Dayanak

İhtiyati haciz talebi, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 1352 ve devamı hükümlerine dayandırılmalıdır. Dilekçede alacağın, kanunda sayılan 22 kalem deniz alacağından hangisine girdiği açıkça belirtilmelidir. Örnek kararlarda rastlanan deniz alacağı türleri şunlardır:

Gemi İşletilmesinden Doğan Zararlar (Çatma/Hasar): TTK m. 1352/1-a uyarınca geminin sebep olduğu zıya veya hasarlar (Yargıtay 11. HD, 2013/18320 

Yük Hasarı ve Zayiatı: TTK m. 1352/1-g uyarınca taşıma sözleşmesinden doğan yük zararları (Samsun BAM 3. HD, 2023/34 

Yakıt ve Malzeme Tedariki: TTK m. 1352/1-f ve l bentleri uyarınca gemiye sağlanan yakıt ve teçhizat bedelleri (Yargıtay 11. HD, 2013/6720 

Gemi Adamı Ücretleri: TTK m. 1352/1-o uyarınca kaptan ve mürettebatın ücret alacakları (İstanbul BAM 13. HD, 2019/906 

Römorkörcülük ve Liman Hizmetleri: TTK m. 1352/1-n uyarınca verilen hizmet bedelleri (İstanbul BAM 13. HD, 2022/1014 

3. Alacağın Miktarı ve Yaklaşık İspat Koşulu

İİK m. 258 ve TTK m. 1362 uyarınca, alacaklı alacağının varlığı ve miktarı konusunda mahkemeye kanaat getirecek deliller sunmalıdır. Tam ispat aranmamakta, “yaklaşık ispat” yeterli görülmektedir. Dilekçede alacak kalemleri (ana para, faiz, masraflar) ayrıntılı hesaplanmalıdır.

Örnek: İzmir BAM 17. HD (2023/471 K) dosyasında; mal bedeli, tahliye ücreti, depo kirası ve işgal bedeli gibi kalemler tek tek belirtilerek toplam zarar miktarı somutlaştırılmıştır.

Örnek: İstanbul BAM 13. HD (2025/2019 K) dosyasında; yakıt miktarları ile birim fiyatlar çarpılarak (mt x USD) detaylı bir hesap tablosu sunulmuştur.

4. Dilekçeye Eklenmesi Gereken Temel Deliller

Mahkemelerin yaklaşık ispat için yeterli bulduğu ve dilekçeye eklenmesi gereken belgeler şunlardır:

Sözleşmeler: Navlun sözleşmesi, çarter parti, hizmet veya satış sözleşmesi.

Ticari Belgeler: Faturalar, proformalar, ödeme dekontları.

Deniz Ticareti Belgeleri: Konşimento, ordino, gemi sicil kayıtları.

Teslim ve Onay Belgeleri: Gemi kaptanı tarafından mühürlenmiş yakıt teslim belgeleri, servis formları, iş emirleri.

Hasar Tespitleri: Ekspertiz raporları, protesto mektupları, mahkeme tespit dosyaları, fotoğraflar.

5. Teminat ve Seferden Men Talebi

Teminat: TTK m. 1363 uyarınca, deniz alacağı için ihtiyati haciz isteyen alacaklı 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında teminat yatırmak zorundadır. Denizli BAM 4. HD (2024/36) kararı, bu teminatın yatırılmamasını bir red gerekçesi olarak kabul etmiştir. Ancak gemi adamı alacaklarında teminatsız haciz kararı verilebilmektedir (İstanbul BAM 14. HD, 2022/2109

Seferden Men: TTK m. 1353/1 uyarınca deniz alacakları için geminin sadece ihtiyati haczine karar verilebilir; ayrıca ihtiyati tedbir veya seferden men istenemez. Ancak haczin infazı aşamasında geminin muhafaza altına alınması seferden men sonucunu doğurur.

6. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlamlar

Bakım-Onarım Hizmetleri: İkincil kaynak niteliğindeki İstanbul BAM 14. HD (2024/1068) kararına göre, bakım-onarım sözleşmeleri, kaptan onaylı talep formları ve proforma faturalar yaklaşık ispat için kritik öneme sahiptir.

Liman Hizmetleri: Yargıtay 11. HD (2014/9364  kararı, liman hizmetlerinin bedelsiz verilemeyeceği karinesinden hareketle, hizmetin verildiğinin ispatlanmasını yeterli görmüştür.

Kardeş Gemi Hacz: İstanbul BAM 43. HD (2022/266) kararı, borçluya ait başka bir geminin (kardeş gemi) haczinin talep edilmesi durumunda, gemiler arasındaki mülkiyet bağını gösteren sicil kayıtlarının ve “Register” belgelerinin dilekçeye eklenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Muacceliyet Tartışması: Samsun BAM 3. HD (2025/1346 ) kararı, dilekçede alacağın muaccel (ödeme günü gelmiş) olduğunun ve ifanın eksiksiz tamamlandığının net bir şekilde ortaya konulması gerektiğini, aksi halde talebin reddedilebileceğini hatırlatmaktadır.

Sonuç Olarak Dilekçe İçeriği Özeti:

Tarafların Sıfatları: Donatan, işleten, kiracı veya gemi yöneticisi oldukları netleştirilmelidir.

Gemi Bilgileri: Ad, IMO, Bayrak, Bağlama Limanı.

Alacak Detayı: TTK 1352 kapsamındaki türü, miktarı ve hesaplama yöntemi.

Tehlike Unsuru: Geminin limandan ayrılma riski ve alacağın tahsilinin imkansızlaşacağı iddiası.

Delil Listesi: Sözleşme, fatura, kaptan onaylı belgeler ve teknik raporlar.

Hukuki Dayanak: TTK m. 1352, 1353, 1362 ve 1363 hükümleri.

Sık Sorulan Sorular

Gemi ihtiyati haczi dilekçesinde gemi bilgileri neden bu kadar ayrıntılı yazılmalıdır?

Çünkü ihtiyati haciz, belirli ve somut bir gemi üzerinde uygulanır. Gemi adı, IMO numarası, bayrağı, bağlama limanı ve varsa sicil numarası açıkça belirtilmezse, hangi geminin haczedileceği konusunda tereddüt doğar. Yargı kararları, bu bilgilerin eksik olmasını haciz talebinin reddi için yeterli görmektedir. Özellikle aynı isimli veya kardeş gemilerin bulunduğu durumlarda, IMO numarası hayati önemdedir.

Deniz alacağı olduğu dilekçede nasıl ispatlanmalıdır?

Mahkeme, alacağın gerçekten TTK m. 1352’de sayılan deniz alacaklarından biri olup olmadığını açıkça görmek ister. Bu nedenle dilekçede, alacağın hangi bent kapsamına girdiği net biçimde belirtilmelidir. Örneğin yakıt alacağı, gemi adamı ücreti, römorkaj hizmeti veya bakım-onarım bedeli olduğu açıkça yazılmalı; soyut ifadelerden kaçınılmalıdır. Yanlış sınıflandırılan alacaklar, sırf bu nedenle reddedilebilmektedir.

Gemi ihtiyati haczinde “yaklaşık ispat” ne anlama gelir?

Gemi ihtiyati haczinde alacaklının alacağını tam olarak ispat etmesi gerekmez. Mahkemenin, alacağın varlığına ve miktarına dair kanaat oluşturması yeterlidir. Bu nedenle sözleşmeler, faturalar, kaptan onaylı teslim belgeleri, proforma faturalar, e-postalar ve teknik raporlar birlikte sunulmalıdır. Ancak deliller ne kadar düzenli ve tutarlıysa, haciz kararının alınma ihtimali de o kadar yükselir.

Teminat yatırılmazsa gemi ihtiyati haczi kararı verilebilir mi?

Kural olarak hayır. Deniz alacaklarında ihtiyati haciz isteyen alacaklı, 10.000 SDR tutarında teminat yatırmak zorundadır. Bu teminat yatırılmadan verilen haciz talepleri reddedilmektedir. Ancak gemi adamlarının ücret alacakları gibi istisnai durumlarda teminatsız haciz mümkündür. Bu ayrımın dilekçede açıkça belirtilmemesi, talebin reddine yol açabilir.

Gemi İhtiyati Haczi Sürecinde Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi, süre, şekil ve ispat bakımından son derece teknik bir hukuki süreçtir. Yanlış yazılmış tek bir cümle, eksik eklenmiş bir belge veya hatalı hukuki dayanak, alacaklının en güçlü güvencesini daha baştan kaybetmesine neden olabilir. Özellikle geminin limandan ayrılma riski bulunan dosyalarda, zamanla yarışılan bu süreçte hata toleransı yoktur.

Uzman bir deniz ticareti avukatı desteği olmadan yapılan başvurularda sıklıkla şu sorunlar yaşanır:

Alacağın deniz alacağı kapsamında yanlış nitelendirilmesi

Gemi kimlik bilgilerinin eksik veya hatalı yazılması

Yaklaşık ispatı sağlayacak delillerin yeterince yapılandırılmaması

Teminat ve seferden men rejiminin yanlış talep edilmesi

Kardeş gemi haczi imkanının gözden kaçırılması

Özellikle İstanbul ve Tuzla gibi deniz ticaretinin yoğun olduğu bölgelerde, mahkemeler bu talepleri çok sıkı denetlemektedir. Bu nedenle gemi ihtiyati haczi dilekçesinin, içtihatlara hâkim, deniz ticareti hukuku alanında uzman bir avukat tarafından hazırlanması; alacağın kağıt üzerinde kalmaması için kritik önemdir.

Read More

Deniz Alacağına Dayalı Gemi İhtiyati Haczi Nedir?Tuzla Deniz Hukuku Avukatı – 2M Hukuk

Şartlar, Teminat, Seferden Men ve İtiraz Süreci

1. Deniz Alacağı Kavramı ve İhtiyati Haciz Talebinin Temeli 

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca, bir geminin ihtiyati haczine yalnızca TTK m. 1352’de sınırlı olarak sayılan “deniz alacakları” için karar verilebilir. TTK m. 1353 uyarınca, deniz alacaklarını teminat altına almak amacıyla gemi üzerine ihtiyati tedbir konulması veya başka bir surette geminin seferden menedilmesi istenemez; başvurulabilecek tek hukuki yol ihtiyati hacizdir. Deniz alacakları arasında geminin işletilmesi, bakımı, yakıt tedariki, gemi adamı ücretleri, geminin satış sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar ve çevre zararları gibi kalemler yer almaktadır.

2. Başvuru Süreci ve Yaklaşık İspat Koşulu 

Geminin ihtiyati haczini talep eden alacaklı, TTK m. 1362 uyarınca alacağının bir deniz alacağı olduğunu ve alacağın parasal değerini mahkemeye kanaat getirecek delillerle sunmalıdır.

İspat Ölçütü: Tam ispat aranmaz, “yaklaşık ispat” yeterlidir. Alacaklı; sözleşme, fatura, gemi kaptanının imza ve mührünü taşıyan belgeler, sörvey raporları, e-posta yazışmaları veya proforma faturalar gibi delillerle mahkemede kanaat oluşturmalıdır.

Görevli ve Yetkili Mahkeme: Görevli mahkeme deniz ticareti ihtisas mahkemeleridir (Asliye Ticaret Mahkemeleri). Yetki ise geminin bulunduğu yer liman başkanlığına göre tayin edilir.

3. Teminat Yatırma Yükümlülüğü 

TTK m. 1363/1 uyarınca, ihtiyati haciz kararı verilmesini isteyen alacaklı, borçlunun ve üçüncü kişilerin uğrayabileceği zararları karşılamak üzere 10.000 Özel Çekme Hakkı (SDR) tutarında (veya bunun TL karşılığı) nakit veya banka teminat mektubu sunmak zorundadır.(SDR (Özel Çekme Hakkı – Special Drawing Right), IMF’nin USD–EUR–CNY–JPY–GBP para sepetine göre günlük değerlenen uluslararası bir hesap birimidir. 28 Ocak 2026 itibarıyla 1 SDR ≈ 59,87 TL olup, buna göre 10.000 SDR ≈ 598.734 TL’ye karşılık gelmektedir; kur gün içinde değişebileceğinden mahkeme veya infaz günündeki SDR/TL kuru esas alınır.)

İstisna: Gemi adamlarının ücret alacakları ve ülkelerine geri götürülme masrafları için talep edilen ihtiyati hacizlerde alacaklının teminat yatırması gerekmemektedir (TTK m. 1363/2).

Teminatın Artırılması: Borçlu, geminin seferden alıkonulması nedeniyle uğradığı günlük işletme giderleri ve kazanç kayıplarını ileri sürerek teminatın artırılmasını mahkemeden talep edebilir.

4. Kararın İnfazı ve Seferden Men

 İhtiyati haciz kararı alındıktan sonra infaz aşamasında sıkı sürelere ve usullere dikkat edilmelidir:

İnfaz Süresi: Alacaklı, kararın verildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki veya geminin bulunduğu yerdeki icra dairesinden infazı istemelidir. Aksi halde karar kendiliğinden kalkar (TTK m. 1364).

Seferden Men: TTK m. 1366 uyarınca, ihtiyati haczine karar verilen gemiler, bayrağına bakılmaksızın icra müdürü tarafından seferden menedilerek muhafaza altına alınır. Seferden men, ihtiyati haczin doğal bir sonucu ve muhafaza işlemidir; mahkemeden ayrıca talep edilmesine gerek yoktur.

Sicil Bildirimi: İhtiyati haciz kararı, uygulandığı ilk iş gününde geminin kayıtlı olduğu sicile (veya Bağlama Kütüğü’ne) bildirilir. Ancak sadece sicile şerh verilmesi yeterli olmayıp, geminin fiilen haczolunması (seferden men) şarttır.

5. İhtiyati Haczi Tamamlayan Merasim (Tamamlayıcı İşlemler) 

Deniz alacaklarına ilişkin ihtiyati hacizlerde, İcra ve İflas Kanunu’ndaki (İİK) genel sürelerden farklı bir düzenleme mevcuttur. TTK m. 1376 uyarınca, ihtiyati haciz kararının infazından itibaren alacaklı, bir ay içinde esas hakkındaki davasını açmalı veya icra takibine başlamalıdır. İİK m. 264’teki 7 günlük süre deniz alacaklarında uygulanmaz.

6. İtiraz ve Haczin Kaldırılması

İtiraz: Borçlu, haciz tutanağının kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye başvurarak ihtiyati hacze itiraz edebilir (İİK m. 265). İtiraz nedenleri; haczin dayandığı sebepler, mahkemenin yetkisi ve teminat ile sınırlıdır. Alacağın esasına veya kesin miktarına ilişkin maddi hukuk itirazları bu aşamada dinlenmez.

Teminat Karşılığı Kaldırma: TTK m. 1371 uyarınca borçlu, geminin değerini geçmemek kaydıyla alacağın tamamı, faiz ve giderler için yeterli teminat göstererek haczin gemi üzerinden kaldırılarak teminata kaydırılmasını talep edebilir.

7. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bilgiler

 İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararları, geminin ihtiyati haczine ilişkin şu ek bağlamları sunmaktadır:

Kardeş Gemi (Sister Ship) Haczi: TTK m. 1369/2 uyarınca, alacak doğduğunda asıl geminin maliki, kiracısı veya işleteni olan kişiye ait diğer gemilerin (kardeş gemiler) haczine de imkan tanınmaktadır. Bu durumda gemi sicil kayıtları ve donatanlık ilişkisinin yaklaşık ispatı kritik önemdedir.

Görevli Mahkeme Ayrımı: Türk bayraklı ve belirli büyüklükteki gemilerde çalışan gemi adamlarının ücret alacakları Deniz İş Kanunu’na tabi olduğundan, bu tür ihtiyati haciz taleplerinde İş Mahkemeleri görevli olabilmektedir. Görev hususu kamu düzeninden olup mahkemece resen dikkate alınır.

Hapis Hakkı Engeli: Kanunen hapis hakkına konu olabilecek emtialar (örneğin zaman çarteri sözleşmesinden doğan yakıt alacakları) için ihtiyati haciz kararı verilmesi, hapis hakkı önceliği nedeniyle reddedilebilir.

Yabancı Bayraklı Gemiler: Yabancı bayraklı gemilerin haczinde de Türk hukuku (TTK m. 1364-1368) uygulanır ve icra müdürü gemiyi bayrağına bakmaksızın seferden meneder. Bir yazı önerisi.

Sık Sorulan Sorular

Deniz Alacağı Nedir ve Neden Sadece İhtiyati Haciz Yoluna Gidilebilir?

Türk Ticaret Kanunu, hangi alacakların deniz alacağı sayılacağını sınırlı olarak düzenlemiştir. Gemi işletilmesi, bakım ve onarım giderleri, yakıt tedariki, gemi adamı ücretleri, geminin satışından doğan uyuşmazlıklar ve çevre zararları bu kapsamda yer alır. Kanun açıkça şunu söyler: Deniz alacakları için gemi üzerine ihtiyati tedbir konulamaz, gemi başka bir yolla seferden men edilemez.
Tek hukuki yol ihtiyati hacizdir. Bu kural, alacaklının yanlış hukuki yola başvurması halinde talebin reddedilmesine neden olabilecek kadar kesindir.

Gemi ihtiyati haczi için mutlaka deniz alacağı mı gerekir?

Evet. Deniz alacağı dışında kalan alacaklar için gemi ihtiyati haczi talep edilemez. Mahkeme bu hususu re’sen inceler.

Gemi ihtiyati haczinde tam ispat şart mı?

Hayır. Yaklaşık ispat yeterlidir. Mahkemenin kanaat oluşturması yeterli kabul edilir.

Gemi haczi alındıktan sonra seferden men otomatik olarak mı uygulanır?

Evet. Gemi hakkında ihtiyati haciz kararı verildiğinde, seferden men işlemi ayrıca talep edilmesine gerek olmaksızın otomatik olarak uygulanır. Türk Ticaret Kanunu’na göre seferden men, ihtiyati haczin doğal ve zorunlu bir sonucudur. İcra müdürlüğü, haciz kararını infaz ederken geminin fiilen sefer yapmasını engeller ve gemiyi muhafaza altına alır.

Yabancı bayraklı gemiler Türkiye’de ihtiyati hacze konu edilebilir mi?

Evet. Yabancı bayraklı gemiler de Türkiye’de ihtiyati hacze konu edilebilir ve bu gemiler hakkında da Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Geminin Türk bayraklı veya yabancı bayraklı olması, ihtiyati haciz kararı verilmesine engel değildir. Gemi Türkiye limanlarında, karasularında veya Türk liman başkanlığının fiili denetim alanı içindeyse; deniz alacağına dayalı olarak ihtiyati haciz kararı alınabilir ve icra müdürü tarafından gemi bayrağına bakılmaksızın seferden men edilir. Uygulamada yabancı bayraklı gemiler için de sicil bildirimi yapılır, ancak esas olan geminin fiilen haczedilmesi ve hareketinin durdurulmasıdır.

Gemi İhtiyati Haczi Sürecinde Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Gemi ihtiyati haczi, süreye son derece duyarlı, teknik ve uluslararası boyutu olan bir süreçtir. Yanlış mahkeme, eksik delil, hatalı süre hesabı veya yanlış hukuki yol seçimi; alacaklının en güçlü kozunu baştan kaybetmesine yol açabilir. Özellikle İstanbul deniz ticaret avukatı veya Tuzla deniz ticaret avukatı desteği olmadan yürütülen dosyalarda şu riskler sık görülür:

3 iş günlük infaz süresinin kaçırılması

1 aylık tamamlayıcı merasim süresinin yanlış uygulanması

Yanlış teminat stratejisi

Kardeş gemi haczi imkanının kaçırılması

Haczin usulden kaldırılması. Tuzla tersaneler bölgesi, gemi bakım ve onarım alacaklarının merkezidir. Bu bölgede faaliyet gösteren firmalar için deniz ticareti hukukuna hâkim bir avukatla çalışmak hayati önemdedir. Bu noktada 2M Hukuk, gemi ihtiyati haczi, deniz alacağı, kardeş gemi haczi, teminat ve tahsil süreçlerinde stratejik ve önleyici hukuki danışmanlık sunarak alacağın fiilen korunmasını hedefler.

Read More

Anlaşmalı Boşanma İçin 1 Yıl Şart mı?Evlilik Süresi Dolmadan Boşanma Mümkün mü? (Yargıtay ve AYM Kararları)

Anlaşmalı boşanma, Türk hukukunda en hızlı sonuçlanan boşanma türü olsa da, her evlilik için uygulanabilir değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 166/3. maddesi uyarınca, anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması zorunludur. Bu şart, yalnızca şekli bir süre koşulu değil; evlilik birliğinin tarafların birlikte iradesiyle “temelinden sarsılmış sayılabilmesi” için aranan yasal bir karine niteliğindedir.

1. Temel Yasal Şart ve Evlilik Süresi 

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3. maddesi uyarınca, anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması zorunludur. Yargı kararlarında bu süre, eşlerin birlikte başvurması veya bir eşin açtığı davanın diğeri tarafından kabul edilmesi halinde “evlilik birliğinin temelinden sarsılmış sayılacağına” dair yasal karinenin temel unsuru olarak kabul edilmektedir. 1 yıldan kısa süren evliliklerde, tarafların boşanma hususunda tam mutabakata varmış olmaları ve hakimin bu anlaşmayı uygun bulması dahi anlaşmalı boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir.

2. Sürenin Tespit Zamanı ve Usulü

 Yargıtay kararlarında, bir yıllık sürenin hesaplanmasına ilişkin şu teknik detaylar vurgulanmıştır:

Dava Tarihi Esastır: Bir yıllık sürenin davanın açıldığı tarihte dolmuş olması gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre (Örn: 2011/19978 E. , 2013/6610 E.k), dava açıldıktan sonra yargılama aşamasında bir yıllık sürenin dolması, yasal karinenin oluşması için yeterli kabul edilmemektedir.

Dava Şartı Niteliği: Bir yıllık süre şartı teknik anlamda bir “dava şartı” değil, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabulü için aranan bir “yasal karine unsuru”dur. Bu süre dolmadan açılan davalarda, TMK 166/3 maddesi uyarınca boşanma kararı verilemez.

3. Süre Şartının Gerçekleşmemesinin Sonuçları 

Evlilik süresinin bir yılı doldurmadığı durumlarda mahkemelerin izlemesi gereken usul yargı kararlarında şu şekilde belirlenmiştir:

Çekişmeli Boşanmaya Dönüşme: Eğer evlilik bir yılı doldurmamışsa, dava TMK 166/3 (anlaşmalı boşanma) kapsamında görülemez. Bu durumda mahkemenin, davayı TMK 166/1-2 maddeleri uyarınca “çekişmeli boşanma” davası olarak sürdürmesi, taraflara delillerini sunma imkanı tanıması ve toplanan deliller ışığında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını araştırması gerekir.

Bozma Sebebi: Bir yıllık süre dolmadan tarafların kabulüne dayanarak verilen boşanma kararları, Yargıtay tarafından usul ve yasaya aykırı bulunarak bozulmaktadır.

4. Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi 

Anayasa Mahkemesi (2023/109 E., 2024/113 K K.), anlaşmalı boşanma için öngörülen “en az bir yıl sürmüş olma” şartının Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olmadığına karar vermiştir. Mahkeme, bu kuralın eşlerin birlikte başvurusu halinde evlilik birliğinin sarsıldığının kabulü için bir ön şart olduğunu ve mülkiyet hakkı veya özel hayata saygı hakkını ihlal etmediğini belirterek itirazları reddetmiştir.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

İkincil bilgi sağlayan yanıtlar çerçevesinde aşağıdaki hususlar tespit edilmiştir:

Çekişmeli Boşanma İstisnası: Çekişmeli boşanma davalarında (TMK 166/1), evliliğin bir yıl sürmüş olması şartı aranmaz. Evlilik bir yılını doldurmamış olsa dahi, ortak hayatın sürdürülmesinin eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığının ispatlanması durumunda boşanma kararı verilebilir

Uygulamadaki Algı: Bazı dava dilekçelerinde tarafların, “resmi evliliğin üzerinden henüz bir yıl geçmediği için anlaşmalı boşanma davası açamadıklarını” bizzat belirterek doğrudan çekişmeli dava yoluna gittikleri görülmektedir.

Kısıtlılık Durumu: Evlilik süresi bir yılı aşmış olsa dahi, eşlerden birinin akıl hastalığı nedeniyle kısıtlı olması durumunda, iradesi sağlıklı kabul edilmediği için anlaşmalı boşanma prosedürünün uygulanamayacağı ve davanın çekişmeliye dönüştürüleceği belirtilmiştir.

Ayrılık Süresi Karşılaştırması: Anlaşmalı boşanmadaki 1 yıllık süre şartı ile çekişmeli boşanma sonrası reddedilen davalarda aranan 3 yıllık fiili ayrılık süresi (TMK 166/4) farklı hukuki kurumlardır ve birbirine karıştırılmamalıdır. Bir yazı önerisi.

Sık Sorulan Sorular

Evliliğimiz 1 yıl dolmadan anlaşmalı boşanma davası açabilir miyiz?

Hayır. Evlilik süresi 1 yılı doldurmadan anlaşmalı boşanma davası açılamaz. Tarafların tamamen anlaşmış olması ve protokol hazırlamış olması bu sonucu değiştirmez.

Dava açıldıktan sonra 1 yıl dolarsa anlaşmalı boşanmaya döner mi?

Hayır. Bir yıllık sürenin, dava açıldığı tarihte dolmuş olması gerekir. Yargılama sırasında sürenin dolması, anlaşmalı boşanma için yeterli kabul edilmez.

1 yıl dolmadan boşanmak istiyorsak ne yapmalıyız?

Bu durumda tek yol çekişmeli boşanma davası açmaktır. Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının ispatlanması halinde, 1 yıl şartı aranmaksızın boşanma kararı verilebilir.

Anlaşmalı Boşanmada 1 Yıl Şartı Neden Uzman Avukat Desteği Gerektirir?

Anlaşmalı boşanmada 1 yıl şartı, uygulamada en sık hata yapılan ve telafisi zor sonuçlar doğuran konuların başında gelir. Bir İstanbul avukat veya Tuzla avukat desteği olmadan açılan davalarda; Yanlış dava türü seçilmesi, Süre şartının hatalı hesaplanması, Anlaşmalı boşanma umuduyla çekişmeli sürecin uzaması, Zaman ve hak kaybı yaşanması, çok sık görülmektedir. Özellikle Tuzla anlaşmalı boşanma avukatı veya Tuzla boşanma avukatı ile çalışmak; Dosyanın baştan doğru hukuki zeminde açılmasını, 1 yıl dolmamışsa en doğru çekişmeli stratejinin belirlenmesini, Dava süresinin gereksiz yere uzamamasını, Yargıtay içtihatlarına uygun hareket edilmesini sağlar.

Ayrıca Pendik boşanma avukatı arayışında olanlar için de bölgesel uygulamalara hâkim bir avukatla çalışmak ciddi avantaj yaratır. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma davalarında, özellikle 1 yıl şartı, yanlış dava türü riski, bozma ihtimali gibi teknik konularda önleyici hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Anlaşmalı boşanma hızlıdır; ancak her evlilik için uygun değildir. 1 yıl şartı, görmezden gelindiğinde davayı baştan kaybettirebilecek kadar kritik bir unsurdur. Bu nedenle sürecin başında uzman bir boşanma avukatı ile hareket etmek, hem zaman hem de hak kaybını önler.

Read More

Anlaşmalı Boşanmada Mahkemeye Gitmek Zorunlu mu?Taraflar Duruşmaya Katılmadan Boşanabilir mi? (Yargıtay Kararlarıyla)

1. Genel Hukuki Çerçeve ve Temel Zorunluluk

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/3. maddesi uyarınca, anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için tarafların mahkemeye gitmesi ve hâkim huzurunda bizzat bulunması yasal bir zorunluluktur. Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, evlilik en az bir yıl sürmüş olsa ve taraflar her konuda anlaşmış olsa dahi, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi şarttır (2014/6016 E. K, 2012/10613 E., 2010/20339 E. K).

2. Tarafların Bizzat Hazır Bulunma Şartı

Anlaşmalı boşanma davalarında tarafların duruşmada hazır bulunması ve boşanma iradelerini hâkim huzurunda sözlü olarak beyan etmeleri gerekmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin birçok kararında (örneğin 2014/20562 E., 2018/5527 E. belirtildiği üzere:

Tarafların ikisi de duruşmada hazır bulunmalıdır.

Vekaletnamede özel yetki bulunsa dahi, vekilin beyanı asilin yerine geçmez ve tek başına yeterli değildir.

Taraflar yerine sadece vekillerin beyanda bulunması veya imzalı protokol sunulması, “bizzat dinleme” şartını karşılamaz.

3. Protokolün Sunulması ve Hâkimin Onayı

Duruşma dışında hazırlanan ve mahkemeye sunulan boşanma protokolleri, taraflar duruşmada hazır bulunup bu protokolü onayladıklarını bizzat beyan etmedikleri sürece hükme esas alınamaz (2012/22825 E. K). Hâkim, tarafları dinledikten sonra boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumuyla ilgili düzenlemeleri uygun bulmalıdır. Eğer taraflar hazır bulunmaz veya hâkim huzurunda anlaşmalarını teyit etmezlerse, dava anlaşmalı boşanma niteliğini kaybeder ve çekişmeli boşanma prosedürüne (TMK 166/1-2) göre delil toplanarak yürütülür (2012/23821 E. K, 2011/7013 E.k, 2014/9614 E.).

4. İstisnai Durumlar ve Usulü Ayrıntılar

Sonraki Oturumlar: Eğer taraflar ilk oturumda bizzat hazır bulunup beyanlarını vermiş, imzalarını atmış ve hâkimde serbest irade kanaati oluşmuşsa; ancak teknik bir nedenle karar bir sonraki oturuma bırakılmışsa, tarafların sonraki oturumlarda bizzat hazır bulunma zorunluluğu yoktur (2010/9743 E).

Görüntülü Bağlantı: Yargıtay, davacı tarafın duruşmada hazır bulunmayıp görüntülü bağlantı ile beyanının alınmasını, kanunun aradığı “bizzat dinleme” ve “hâkim huzurunda hazır bulunma” şartına aykırı bularak bozma sebebi saymıştır (2021/7601 E. 

Vesayet Durumu: Eşlerden birinin cezaevinde olması ve vasisi aracılığıyla temsil edilmesi durumunda, tarafların mahkeme huzurunda birlikte dinlenmesi şartı gerçekleşemeyeceği için anlaşmalı boşanma kararı verilemez (2015/9033 E.).

5. İkincil Kaynak Değerlendirmeleri

İkincil kaynak niteliğindeki yargı kararları ve incelemeler, yukarıdaki temel prensipleri destekleyen uygulama örnekleri sunmaktadır:

Anayasa Mahkemesi (8/9/2021): Bir başvuruda, tarafların duruşmada birlikte söz alarak “özgür irademiz ile hiçbir zorlama altında kalmaksızın boşanmak istiyoruz” şeklindeki sözlü beyanlarının hâkim tarafından tutanağa geçirilmesi, sürecin standart bir parçası olarak gözlemlenmiştir.

Yargıtay Uygulama Örnekleri: Bazı kararlarda (2014/16466 E.  2014/20177 E.  tarafların adli tatilde dahi bizzat mahkemeye giderek aynı gün içinde duruşma açılmasını sağladıkları ve kimlik tespiti yapılarak beyanlarının alındığı görülmektedir. Bu durum, mahkemeye gitme ve bizzat beyanda bulunma zorunluluğunun fiili uygulamadaki yansıması olarak vurgulanmaktadır.

Gecikmeli Tebligat ve İrade: Bir başka örnekte (2022/10833 E.), taraflar bizzat dinlenmiş olsa dahi, kararın çok uzun süre sonra tebliğ edilmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunması, sürecin her aşamasında iradenin samimiyetinin ve mahkeme denetiminin önemini göstermektedir.

Sonuç olarak; anlaşmalı boşanma davasında tarafların mahkemeye gitmesi ve hâkim huzurunda bizzat beyanda bulunması, davanın kabulü için vazgeçilemez bir usul şartıdır. Vekil aracılığıyla veya sadece yazılı protokol sunularak mahkemeye gitmeden boşanmak mümkün değildir. Bir yazı önerisi.

Anlaşmalı boşanmada mahkemeye gitmeden boşanmak mümkün mü?

Hayır. Anlaşmalı boşanmada tarafların mahkemeye gitmesi ve hâkim huzurunda bizzat boşanma iradelerini açıklaması zorunludur. Taraflar her konuda anlaşmış olsa, protokol imzalamış olsa ve avukatları bulunsa dahi; hâkim, eşleri yüz yüze dinlemeden anlaşmalı boşanma kararı veremez. Yazılı belgeler veya vekil beyanı tek başına yeterli kabul edilmez. Mahkemeye gitmeden anlaşmalı boşanma hukuken mümkün değildir.

Anlaşmalı boşanmada avukat gider ama eşler gitmezse dava kabul edilir mi?

Hayır. Anlaşmalı boşanma davalarında vekilin duruşmaya katılması, eşlerin bizzat duruşmada bulunması zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Vekaletnamede özel yetki olsa dahi, avukatın beyanı eşlerin yerine geçmez. Tarafların her ikisi de duruşmada hazır bulunmalı ve hâkim huzurunda serbest iradeleriyle boşanmak istediklerini sözlü olarak ifade etmelidir. Aksi durumda dava anlaşmalı boşanma niteliğini kaybeder.

Anlaşmalı boşanma duruşmasına görüntülü bağlantı ile katılabilir miyim?

Hayır. Görüntülü bağlantı, telefon veya benzeri uzaktan yöntemlerle duruşmaya katılım anlaşmalı boşanma için yeterli değildir. Hâkimin tarafları “bizzat” dinlemesi ve mahkeme huzurunda iradelerini tespit etmesi gerekir. Uzaktan bağlantı ile alınan beyanlar, yasal şartları karşılamadığı için bozma sebebi sayılmaktadır. Bu nedenle eşlerin fiilen duruşma salonunda bulunması zorunludur.

Anlaşmalı Boşanmada Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Anlaşmalı boşanma davaları çoğu zaman “kolay ve hızlı” olarak algılansa da, usul kurallarına aykırı en küçük hata davanın reddine veya çekişmeli boşanmaya dönüşmesine neden olabilir. Özellikle mahkemeye gitme zorunluluğu, tarafların bizzat dinlenmesi, protokolün hâkim tarafından uygun bulunması ve tutanağa doğru şekilde geçirilmesi, uygulamada en sık sorun yaşanan alanlardır.

İstanbul başta olmak üzere Tuzla, Kartal, Pendik ve Gebze gibi yoğun adliye trafiğine sahip bölgelerde aile mahkemeleri, usule ilişkin şartları çok sıkı denetlemektedir. Bu nedenle bir boşanma avukatı veya anlaşmalı boşanma avukatı desteği olmadan yürütülen dosyalarda, eksik beyan, yanlış protokol veya usul hataları nedeniyle davalar uzayabilmekte ya da tamamen başarısız olabilmektedir.

Uzman bir avukat;

Tarafların duruşmada nasıl beyanda bulunması gerektiğini,

Protokolde hangi ifadelerin bağlayıcı sonuç doğurduğunu,

Hâkimin hangi noktalarda müdahale edebileceğini,

Davanın tek celsede ve sorunsuz şekilde sonuçlanması için gerekli usul adımlarını
başından itibaren doğru şekilde planlar. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, anlaşmalı boşanma davalarında yalnızca dosya hazırlığıyla yetinmeyip, duruşma sürecini ve hâkim önündeki beyan aşamasını da stratejik olarak yöneten bir yaklaşım benimsemektedir. Anlaşmalı boşanmanın gerçekten “anlaşmalı” şekilde ve tek celsede sonuçlanabilmesi, ancak doğru hukuki yönlendirme ile mümkündür.

Read More

Anlaşmalı Boşanmada Nafaka Zorunlu mu?Nafakadan Feragat Sonradan Talep Hakkını Bitirir mi?

Anlaşmalı boşanma davalarında nafaka ödenmesi kural olarak zorunlu değildir. Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 166/3 çerçevesinde gerçekleşen boşanmalarda taraflar, nafaka konusunu serbest iradeleriyle düzenleyebilir veya nafakadan tamamen feragat edebilirler. Ancak yargı kararları, nafakanın türüne (yoksulluk veya iştirak nafakası) göre bu serbestinin sınırlarını ve sonuçlarını farklılaştırmaktadır.

1. Yoksulluk Nafakası ve Feragat

Yargıtay kararlarına göre, yoksulluk nafakası tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir haktır. Anlaşmalı boşanma protokolünde tarafların birbirlerinden nafaka talep etmeyeceklerini kararlaştırmaları veya duruşma sırasında bu taleplerinden vazgeçtiklerini beyan etmeleri bağlayıcıdır.

Bağlayıcılık: Anlaşmalı boşanma davasında nafaka istemediğini beyan eden veya bu haktan feragat eden taraf, boşanma kesinleştikten sonra yoksulluğa düşse dahi yeniden yoksulluk nafakası talep edemez (YHGK-2012/836 K, 3. HD-2015/10651 ).

Açık Beyan Şartı: Nafakadan feragatin geçerli olabilmesi için bu iradenin protokolde veya mahkeme tutanağında “açıkça” yer alması gerekir. “Nafaka ve tazminat talebi bulunmamaktadır” şeklindeki genel ifadeler bazı durumlarda feragat olarak kabul edilirken, ifadenin muğlak olması halinde mahkemenin delilleri toplayarak yoksulluk nafakası miktarını belirlemesi gerektiği de hüküm altına alınmıştır (3. HD-2011/136493. HD-2012/22724 K).

Kesinleşme Sonrası Talep Yasağı: Anlaşmalı boşanma kararı kesinleştikten sonra, boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin yeni bir istekte bulunulamaz (2. HD-2019/3351).

2. İştirak Nafakası ve Kamu Düzeni

Çocuklar lehine hükmedilen iştirak nafakası, yoksulluk nafakasından farklı olarak kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle, tarafların protokolde iştirak nafakası istememiş olmaları, bu hakkın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Sonradan Talep Edilebilirlik: Protokolde iştirak nafakası talep edilmemiş olsa veya bu haktan feragat edilmiş olsa dahi; çocuğun üstün yararı, değişen koşullar ve artan ihtiyaçlar gözetilerek her zaman iştirak nafakası davası açılabilir (YHGK-2017/2613 K, 3. HD-2010/12845 K).

Hâkimin Denetim Yetkisi: TMK m. 182/2 uyarınca velayeti kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Bu yükümlülük tarafların iradesine tam olarak bırakılmamıştır; hâkim, protokoldeki iştirak nafakası düzenlemesini çocuğun menfaatine uygun bulmazsa müdahale edebilir (3. HD-2014/6752 K).

Toplu Ödeme Durumu: Protokol ile çocuk için toplu bir tazminat veya ödeme yapılmış olması, babayı/anneyi ileride doğabilecek iştirak nafakası yükümlülüğünden tamamen kurtarmaz (YHGK-2017/2613 K

3. Protokolde Kararlaştırılan Nafakanın Uyarlanması

Taraflar protokolde bir nafaka miktarı belirlemiş ve bu mahkemece onaylanmışsa, bu düzenleme genel sözleşme hükümlerine tabidir. Ancak bu durum, nafakanın değiştirilemez olduğu anlamına gelmez.

Artırım ve Azaltım: TMK m. 176/4 ve m. 331 uyarınca, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde, protokolde kararlaştırılan nafaka miktarı hâkim tarafından artırılabilir, azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir (3. HD-2016/4646 K, 3. HD-2013/18856 K).

Hakkın Kötüye Kullanılması: Yasada aranan şartlar (olağanüstü ekonomik değişiklikler vb.) gerçekleşmeden, sırf protokolden dönmek amacıyla nafakanın indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir (BAM İstanbul 10. HD-2017/25 K).

4. İkincil Kaynaklardan Elde Edilen Ek Bağlam

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, yukarıdaki esasları destekleyici nitelikte ek bilgiler sunmaktadır:

Feragat ve Usul: Dava dilekçesinde nafaka talebinin bulunmadığının beyan edilmesi, feragat niteliğinde kabul edilerek mahkemenin resen nafaka hükmetmesinin önüne geçer (2. HD-2008/2079 ).

Protokolün Netliği: Protokolde nafakanın türünün (yoksulluk/iştirak) net belirtilmemesi karmaşaya yol açabilir; ancak mahkemeler genellikle protokolün lafzına sadık kalarak hüküm kurmaktadır (3. HD-2015/18556 K).

Hâkimin Müdahalesi: Bazı yerel mahkeme uygulamalarında, taraflar nafaka istemediklerini beyan etseler dahi, hâkimin sosyal ve ekonomik durum araştırması yaparak yoksulluk nafakasına hükmedebildiği, ancak bu durumun tarafların açık feragati ile çelişebildiği görülmektedir (Silivri Aile Mahkemesi-2020/619 K).

Tedbir Nafakası: Anlaşmalı boşanma davası kesinleşinceye kadar, tarafların barınma ve geçimine yönelik tedbir nafakasının hâkim tarafından değerlendirilmesi gerektiği, protokolde yer almasa dahi dava tarihinden kesinleşme tarihine kadar olan süreç için talep edilebileceği vurgulanmaktadır (2. HD-2014/14277 , 3. HD-2011/18354 

Anlaşmalı boşanmada nafaka istemezsem sonradan talep edebilir miyim?

Anlaşmalı boşanma protokolünde yoksulluk nafakasından açıkça feragat edilmesi veya duruşmada nafaka talep edilmediğinin beyan edilmesi halinde, boşanma kesinleştikten sonra sonradan yoksulluk nafakası talep edilmesi mümkün değildir. Yargıtay uygulamasında bu feragat, tarafların serbest iradesiyle kullandığı ve bağlayıcı sonuç doğuran bir hak olarak kabul edilir. Sonradan yoksulluğa düşülmesi dahi bu sonucu değiştirmez. Bu nedenle protokolde yer alan her ifade ileride geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir.

Anlaşmalı boşanmada çocuk için nafaka yazılmadıysa tamamen ortadan kalkar mı?

Hayır. Çocuk lehine hükmedilen iştirak nafakası, yoksulluk nafakasından farklı olarak kamu düzenine ilişkindir. Protokolde iştirak nafakasına yer verilmemiş veya taraflar bu haktan feragat etmiş olsa bile, çocuğun ihtiyaçları ve üstün yararı gözetilerek her zaman iştirak nafakası davası açılabilir. Hâkim, çocuğun bakım ve eğitim giderlerini dikkate alarak protokoldeki düzenlemeye müdahale edebilir. Bu nedenle çocukla ilgili nafaka hükümleri kesin ve değiştirilemez nitelikte değildir.

Anlaşmalı boşanmada belirlenen nafaka sonradan değiştirilebilir mi?

Evet. Anlaşmalı boşanma protokolünde belirlenen nafaka miktarı mahkemece onaylanmış olsa bile, tarafların ekonomik durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde nafakanın artırılması, azaltılması ya da kaldırılması mümkündür. Ancak sırf protokolden dönmek amacıyla, şartlar oluşmadan yapılan değişiklik talepleri hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle nafaka uyarlama davaları ciddi hukuki gerekçelere dayanmalıdır.

Anlaşmalı Boşanmada Nafaka Konusunda Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Anlaşmalı boşanma davaları pratikte hızlı sonuçlanıyor gibi görünse de, özellikle nafaka hükümleri bakımından telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilir. İstanbul, Tuzla, Kartal, Pendik ve Gebze gibi yoğun dosya yükü olan bölgelerde aile mahkemeleri, protokoldeki ifadeleri birebir bağlayıcı kabul edebilmekte; tek bir cümleyle yoksulluk nafakasından kalıcı olarak feragat edilmiş sayılabilmektedir.

Bir boşanma avukatı veya anlaşmalı boşanma avukatı desteği olmadan hazırlanan protokollerde, “nafaka talebi yoktur” gibi genel ifadeler ileride ciddi mağduriyetlere neden olabilir. Özellikle yoksulluk nafakası ile iştirak nafakasının birbirine karıştırılması, hâkimin müdahale alanı ve kesinleşme sonrası talep yasağı gibi teknik konular, uygulamada en sık hata yapılan alanlardır. Bir yazı önerisi.

İstanbul ve çevresinde, özellikle Tuzla, Kartal, Pendik ve Gebze hattında faaliyet gösteren uzman bir aile hukuku avukatı;

Protokolün açık, net ve geri dönülemez sonuçlar doğurmayacak şekilde hazırlanmasını,

Nafaka türlerinin doğru ayrılmasını,

Hâkimin müdahale edebileceği ve edemeyeceği alanların doğru belirlenmesini,

İleride açılabilecek uyarlama veya iştirak nafakası davalarına zemin bırakılmasını
sağlar. Bu noktada 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, anlaşmalı boşanma ve nafaka düzenlemelerinde yalnızca davayı sonuçlandırmaya değil, müvekkilin ileride karşılaşabileceği riskleri önceden bertaraf etmeye odaklanan bir yaklaşım benimsemektedir. Anlaşmalı boşanma, doğru hukuki stratejiyle yönetilmediğinde en hızlı görünen davanın bile en ağır sonuçlar doğuran dava haline gelmesi mümkündür.

Read More