Boşanma Davasında Mal Paylaşımı: Borçlar Düşülür mü? Artık Değer Nasıl Hesaplanır? (Yargıtay Kararlarıyla)

1. Genel İlke ve Yasal Çerçeve

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 231. maddesi uyarınca, edinilmiş mallara katılma rejiminde “artık değer”; eklemelerden (TMK m. 229) ve denkleştirmeden (TMK m. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. Yargıtay yerleşik içtihatlarında (8. HD. 2015/21752, 2. HD. 2007/1097  katılma alacağının hesaplanabilmesi için öncelikle edinilmiş mallardan bu mallara ilişkin borçların düşülmesi gerektiğini açıkça belirtmektedir.

2. Borçların Düşülme Esasları ve Hesaplama Yöntemi

Mal paylaşımı davalarında borçların düşülmesi belirli usullere tabidir:

Mala İlişkin Borçların Önceliği: Sadece tasfiyeye konu olan edinilmiş mala ilişkin borçlar artık değerden düşülür. Örneğin, bir taşınmazın veya aracın alımında kullanılan banka kredileri “mala ilişkin borç” kabul edilir (8. HD. 2013/18177 

Boşanma Davası Sonrasına Sarkan Borçlar: Mal rejiminin sona erdiği (boşanma davasının açıldığı) tarihten sonraya sarkan kredi taksitleri ve faizleri, borçlu eşin kişisel borcu kabul edilir. Bu borçlar, malın tasfiye tarihindeki sürüm değerinden düşülerek artık değer belirlenir (8. HD. 2013/17841, 8. HD. 2014/21623 

Sürüm Değeri Esası: Borçlar düşülürken malın tasfiye tarihindeki (karar tarihine en yakın) sürüm değeri esas alınır. Borç miktarı, toplam kredi borcunun ödenmemiş kısmının toplam borca oranlanması ve bu oranın güncel sürüm değeriyle çarpılması yoluyla hesaplanır (8. HD. 2015/9219 , 8. HD. 2016/14161 

Denkleştirme: Bir eşin kişisel malından edinilmiş mala yapılan ödemeler (örneğin babadan gelen miras veya bağışla kredi ödenmesi), tasfiye sırasında denkleştirme hesabı ile borç gibi dikkate alınarak değerden düşülür (8. HD. 2015/21752, 8. HD. 2020/2692).

3. Düşülemeyecek Borçlar (Kişisel Borçlar)

Her borç, ilgili olduğu mal kesimini yükümlülük altına sokar. Bu bağlamda:

Şahsi Ticari Borçlar: Eşin şahsi ticari faaliyetlerinden doğan vergi, SGK veya banka borçları, eğer tasfiyeye konu malın edinilmesiyle doğrudan ilgili değilse, malın değerinden düşülemez (2. HD. 2023/5357 

Kişisel Krediler: Evlilik birliği içinde olağan ihtiyaçlar veya kredi kartı borçları için çekilen tüketici kredileri, mal paylaşımında genel kişisel borç olarak değerlendirilir ve belirli bir malın değerinden düşülmez (8. HD. 2011/4378

Üçüncü Kişilere Ait Borçlar: Taşınmazın alımında kullanılan ancak taşınmazın kendi borcu sayılmayan şahsi borçlar (örneğin Oyak kredisi gibi şahsi borçlar) sürüm değerinden düşülemez (2. HD. 2009/650 

4. Şirket Tasfiyesinde Borç Durumu

Şirketlerin tasfiyesinde, şirketin öz varlığı hesaplanırken pasifte yer alan banka kredileri, borç senetleri, ticari borçlar, vergi ve SGK borçları toplam değerden düşülür. Ancak bu borçlar düşüldükten sonra kalan “öz sermaye” üzerinden katılma alacağı hesaplanır (2. HD. 2023/5357 , 8. HD. 2015/3085 

5. İkincil Kaynak Değerlendirmesi

 Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2014/25256 E.  sayılı kararında, mal rejimi tasfiyesinin ayni bir hak değil, nakdi bir alacak hakkı olduğu vurgulanmıştır. Bu kapsamda, tarafların karşılıklı borçlarını düzenleyebileceği belirtilmekle birlikte; davalı tarafın “satış parası ile davacının borçlarının ödendiği” yönündeki savunmalarının, borcun niteliği (kişisel veya edinilmiş mala ilişkin) netleştirilmeden tasfiye hesabında doğrudan bir indirim kalemi olarak kabul edilmediği görülmektedir.

Sonuç

Eş, mal paylaşımı davasında edinilmiş mallara ilişkin mevcut borçları (kredi, ipotek vb.) artık değer hesabından düşebilir. Hesaplama yapılırken malın karar tarihine en yakın sürüm değerinden, boşanma davası sonrasına sarkan borç yükü ve kişisel mal katkıları (denkleştirme) çıkarılır; kalan net miktar (artık değer) üzerinden diğer eşin yarı oranında katılma alacağı hakkı doğar. Ancak malın edinilmesiyle ilgisi olmayan şahsi ticari borçlar, kumar borçları veya genel tüketici kredileri bu hesaplamada indirim konusu yapılamaz. Bir yazı önerisi.

Boşanma davasında kredi borçları mal paylaşımında düşülür mü?

Evet, yalnızca edinilmiş mala doğrudan bağlı olan kredi borçları (örneğin ev veya araç kredisi) artık değer hesabından düşülür. Boşanma davası açıldıktan sonra ödenen taksitler ise kişisel borç sayılır ve indirim konusu yapılamaz.

Eşin ticari borçları veya kredi kartı borçları mal paylaşımını etkiler mi?

Hayır. Şahsi ticari borçlar, vergi–SGK borçları, kredi kartı ve tüketici kredileri, belirli bir mala bağlı değilse mal paylaşımında düşülemez. Yargıtay, bu borçları kişisel borç olarak kabul etmektedir.

Artık değer nasıl hesaplanır, hangi tarih esas alınır?

Artık değer; malın karar tarihine en yakın sürüm değerinden, mala ilişkin borçlar ve denkleştirme kalemleri düşülerek hesaplanır. Bu net tutarın yarısı, diğer eşin katılma alacağıdır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Boşanma davalarında mal paylaşımı, uygulamada en çok hata yapılan ve telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilen dava türlerinden biridir. Özellikle; Hangi borcun edinilmiş mala, hangisinin kişisel borca girdiğinin ayırt edilmesi, Boşanma davası tarihinden sonraki borçların doğru şekilde mahsup edilmesi, Sürüm değeri, denkleştirme ve ekleme kalemlerinin bilirkişi raporlarıyla teknik olarak denetlenmesi, Şirket hisseleri, ticari işletmeler ve taşınmazlar bakımından yanlış borç indirimi yapılmasının önlenmesi uzmanlık gerektirir.

Yanlış kurulan bir dava veya eksik yapılan bir itiraz; Yıllarca süren yargılamalara, Yüksek harç ve masraflara, Yüz binlerce hatta milyonlarca TL tutarında katılma alacağı kaybına neden olabilir.

Bu nedenle İstanbul’da, özellikle Tuzla boşanma avukatı, mal paylaşımı avukatı ve aile hukuku alanında deneyimli bir ekiple çalışmak kritik önemdedir. 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, İstanbul merkezli olarak Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Kadıköy ve Anadolu Yakası’nın tüm ilçelerinde; Boşanma davaları, Mal paylaşımı ve katılma alacağı davaları, Şirket hisseleri ve taşınmaz içeren tasfiye dosyaları alanlarında Yargıtay içtihatlarına dayalı, stratejik ve teknik dava yönetimi sunmaktadır.

Read More

Çalışmayan (ev hanımı) eş boşanmada mal paylaşımından pay alabilir mi?

1. Genel Hukuki Mevcut Durum ve Temel İlke

 Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca, çalışmayan eşin mal paylaşımında hak kaybına uğraması söz konusu değildir. Ev işleri, çocuk bakımı ve evlilik birliğine sağlanan emek, malvarlığına yapılan bir katkı olarak kabul edilmektedir. Eşlerden birinin gelir elde etmemesi, yasal mal rejimi çerçevesinde tanınan haklarını ortadan kaldırmaz.

2. Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi (01.01.2002 Sonrası) 

01.01.2002 tarihinden sonraki edinimlerde geçerli olan “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi” kapsamında, çalışmayan eşin hakları şu esaslara dayanmaktadır:

Yasal Hak Niteliği: Katılma alacağı, doğrudan yasadan (TMK m. 231, 236/1) kaynaklanan bir haktır. Bu hakkın talep edilebilmesi için eşin bir gelirinin olması veya malın edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına somut bir maddi katkıda bulunması şart değildir (Yargıtay 8. HD. 2017/3986 2013/16653 K, 2016/9813).

Çalışma Durumunun Etkisizliği: Yargıtay kararlarında açıkça belirtildiği üzere, katılma alacağı bakımından eşin çalışıp çalışmamasının veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi yoktur (Yargıtay 8. HD. 2012/12529 K, 2012/11719).

Artık Değer Üzerinden Hak Sahipliği: Evlilik birliği içinde edinilen malların toplam değerinden borçlar çıkarıldıktan sonra kalan “artık değer”in yarısı üzerinde diğer eşin alacak hakkı bulunmaktadır. Bu hak, eşin ev hanımı olması veya işsiz olması durumunda da aynen korunur (Yargıtay 8. HD. 2012/8516, 2014/17066 K).

3. Emek Katkısı ve Ev İşlerinin Değerlendirilmesi 

Yargıtay, çalışmayan eşin evlilik birliği içindeki faaliyetlerini “emek katkısı” olarak nitelendirmektedir:

Hizmet Değeri: TMK’nın 186. maddesi gereğince ev işlerinin yapılması sebebiyle sarf edilen emek, bir malvarlığı değeri olarak kabul edilir. Aksi kanıtlanmadıkça, ev hanımı olan eşin de diğer eşin sahip olduğu malvarlığına tasarruf oranında katkıda bulunduğu kabul edilir (Yargıtay 8. HD. 2019/5275 ).

Hayatın Olağan Akışı: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi (2006/11169 ), ev hanımı olan eşin evin sorumluluğunu üstlenmesini ve emeğini sunmasını bir katkı olarak görmüş; bu emeğin göz ardı edilerek malın sadece çalışan eşin geliriyle edinildiğinin kabul edilmesini “hayatın olağan akışına aykırı” bulmuştur.

4. Mal Ayrılığı Rejimi Dönemi (01.01.2002 Öncesi) 

01.01.2002 öncesi dönemde geçerli olan “Mal Ayrılığı Rejimi”nde kurallar daha katıdır:

Maddi Katkı Şartı: Bu dönemde bir eşin diğerinin malına katkı payı alacağı isteyebilmesi için kural olarak para veya para ile ölçülebilen maddi bir değer koyması gerekir (Yargıtay 8. HD. 2010/3594).

İstisnai Durumlar: Kadın çalışmasa dahi, ev işleri dışındaki faaliyetleri (hayvan bakma, bağ-bahçe işleri, dükkan işletme yardımı vb.) ev ekonomisine katkı sayılarak lehine katkı payı alacağına hükmedilebilir (Yargıtay 8. HD. 2015/2837). Ayrıca Hukuk Genel Kurulu (2007/787 ), çalışmayan kadının yaptığı diğer işler nedeniyle katkı payı isteyebileceğini teyit etmiştir.

5. İkincil Kaynaklar ve Özel Durumlar 

İkincil bilgi sağlayan kaynaklar, çalışmayan eşin haklarını ispat ve kapsam bakımından şu şekilde detaylandırmaktadır:

Ziynet Eşyaları ve Maddi Katkı: Ev hanımı olan eşin, düğünde takılan ziynetlerini veya miras kalan varlıklarını mal ediniminde kullanması durumunda “değer artışı payı” veya “katkı payı” alacağı doğmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (2022/1273), ev hanımı olan kadının var olan ziynetleri ile taşınmaz edinimine katkı yapmasını “olağan bir durum” olarak kabul etmiştir.

Ekonomik Menfaat Kaybı: Boşanma tazminatları bağlamında, çalışmayan eşin ev işleri ve sosyal desteği bir ekonomik değer olarak görülmekte ve boşanma ile bu destekten mahrum kalınması maddi tazminat hesabında dikkate alınmaktadır (Yargıtay HGK 2013/1156 K).

İspat Yükü: Katkı payı alacağı taleplerinde, çalışmayan eşin ziynet veya miras gibi somut bir varlığı mala özgülediğini ispatlaması gerekebilir; ancak 2002 sonrası “katılma alacağı” taleplerinde bu ispat yükü aranmaz, hak doğrudan yasadan doğar (Yargıtay 2. HD. 2022/4534).

Sonuç Yargı kararları bütünüyle incelendiğinde; çalışmayan eşin, özellikle 2002 sonrası edinilen mallar üzerinde hiçbir maddi katkı ispatlamasına gerek kalmaksızın yasal olarak %50 oranında katılma alacağı hakkı bulunduğu, 2002 öncesi dönem için ise ev işlerini aşan faaliyetleri veya ziynet/miras gibi varlıklarıyla katkısını ispatlaması durumunda hak sahibi olduğu görülmektedir. Çalışmama durumu, tek başına bir hak kaybı sebebi değildir.

Çalışmayan (ev hanımı) eş boşanmada mal paylaşımından pay alabilir mi?

Evet. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre çalışmayan eş, özellikle 01.01.2002 sonrası edinilen mallar bakımından hiçbir maddi katkı ispatlamaksızın artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkına sahiptir. Çalışmama durumu tek başına bir hak kaybı nedeni değildir.

Ev işleri ve çocuk bakımı mal paylaşımında dikkate alınır mı?

Evet. Yargıtay, ev işleri ve çocuk bakımını emek katkısı olarak kabul etmektedir. Bu emek, evlilik birliğine yapılan ekonomik katkı sayılır. Malın yalnızca çalışan eşin geliriyle edinildiğinin kabulü, hayatın olağan akışına aykırı görülmektedir.

. 2002 öncesi dönemde çalışmayan eş hiç hak talep edemez mi?

Hayır. 01.01.2002 öncesi mal ayrılığı rejimi döneminde kural olarak maddi katkı aranır. Ancak çalışmayan eş; ziynet eşyaları, miras kalan varlıklar, ev işlerini aşan fiilî katkılar (tarla, dükkân, hayvan bakımı vb.)
ile katkısını ispatlarsa katkı payı alacağı talep edebilir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Çalışmayan eşin mal paylaşımı hakları, uygulamada en çok yanlış bilinen ve en fazla hak kaybı yaşanan alanlardan biridir. Yanlış mal rejimi dönemi esas alınması, katkı–katılma ayrımının hatalı yapılması veya ispat yükünün yanlış kurulması; yasal olarak %50’ye varan alacakların kaybedilmesine yol açabilmektedir.

Özellikle;

2002 öncesi ve sonrası dönem ayrımının doğru yapılması

Katılma alacağı mı, katkı payı mı isteneceğinin belirlenmesi

Ziynet ve miras katkılarının doğru hukuki nitelendirilmesi

Emek katkısının Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde ileri sürülmesi uzmanlık gerektirir.

İstanbul’da, özellikle Tuzla, Kartal, Pendik, Maltepe, Ataşehir ve Kadıköy başta olmak üzere çalışmayan eşin mal paylaşımı, katılma alacağı ve katkı payı davalarında 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, güncel Yargıtay uygulamasına dayalı stratejik dava yönetimi ve hak kaybını önleyici hukuki danışmanlık hizmeti sunmaktadır. “Çalışmadım, hakkım yok” düşüncesi hukuken yanlıştır. Doğru zamanda, doğru hukuki taleple açılan bir dava; telafisi mümkün olmayan kayıpların önüne geçer.

Read More

Boşanma davası açılmadan hemen önce yapılan taşınmaz satışı geçerli midir?

1. Giriş ve Genel Hukuki Çerçeve 

Boşanma davası öncesinde veya sırasında eşlerden birinin mal kaçırma amacıyla yaptığı taşınmaz devirleri, Yargıtay uygulamasında temel olarak iki farklı hukuki dayanakla ele alınmaktadır: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 19. maddesi (eski BK m. 18) uyarınca “genel muvazaa” ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 229. maddesi uyarınca “eklenecek değer” kavramı. Yargıtay kararları, bu tür satışların geçerliliğini ve mal paylaşımına dahil edilme usulünü somut olayın özelliklerine ve açılan davanın niteliğine göre belirlemektedir.

2. Satışların Geçerliliği ve Muvazaa İddiası 

Yargıtay uygulamasına göre, bir eşin boşanma davasından hemen önce veya dava sırasında taşınmazlarını devretmesi, eğer tarafların gerçek iradesini yansıtmıyorsa ve yalnızca diğer eşin haklarını engelleme amacı taşıyorsa “muvazaalı” (danışıklı) kabul edilir.

Muvazaa Kriterleri: Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ve 4. Hukuk Dairesi kararlarında; satışın boşanma davasından çok kısa süre önce veya dava sürerken yapılması, satış bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasındaki fahiş fark, devrin yakın akrabalara (kardeş, enişte, anne vb.) veya yakın arkadaşlara yapılması muvazaanın güçlü delilleri olarak kabul edilmektedir (Yargıtay 17. HD-2017/1923 K, 4. HD-2020/1738, 17. HD-2016/14276).

Geçersizlik: Muvazaa ispatlandığı takdirde, yapılan işlem temelde geçersiz sayılır. Ancak Yargıtay, bu geçersizliğin tapu kaydının tamamen iptali ve eski malik adına tescili şeklinde değil, alacaklı eşin hakkını koruyacak sınırlı bir etkide olması gerektiğini vurgulamaktadır.

3. Satış İptal Edilmeden Değerlerin Mal Paylaşımına Dahil Edilmesi (TMK m. 229) 

Yargıtay kararlarında, satışların iptal ettirilmesine gerek kalmaksızın, devredilen taşınmazların değerlerinin mal paylaşımı (katılma alacağı) hesabına dahil edilebileceği açıkça kabul edilmektedir.

Eklenecek Değer Kavramı: TMK m. 229/2 uyarınca, bir eşin diğerinin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler, tasfiyede “eklenecek değer” olarak dikkate alınır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, bu durumda tapu iptali ve tesciline karar verilemeyeceğini, ancak devredilen malın değerinin mal rejimi sona erdiği anda mevcutmuş gibi hesaba katılacağını belirtmektedir (Yargıtay 4. HD-2011/8323, 8. HD-2016/20857).

Hesaplama Usulü: Bu tür devirlerde, taşınmazın devir tarihindeki nitelikleri esas alınarak tasfiye (karar) tarihindeki sürüm (rayiç) değeri üzerinden hesaplama yapılır (Yargıtay 8. HD-2017/12991, 2. HD-2023/5632

İspat Yükü: Boşanma davasına çok yakın tarihteki devirlerde mal kaçırma kastı karine olarak kabul edilebilmekte ve aksini ispat yükü devreden eşe yüklenmektedir (Yargıtay 8. HD-2018/10352).

4. Tasarrufun İptali ve İİK m. 283/1 Kıyasen Uygulanması

 Yargıtay, muvazaa nedeniyle açılan tapu iptal davalarında, mülkiyetin tamamen el değiştirmesi yerine alacaklı eşin alacağını tahsil etmesine yönelik bir çözüm benimsemiştir.

Haciz ve Satış Yetkisi: Eğer davacı eşin bir katkı payı veya katılma alacağı olduğu sabitse, Yargıtay 17. ve 4. Hukuk Daireleri, tapu kaydının iptaline gerek olmaksızın, İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 283/1 maddesinin kıyasen uygulanması gerektiğini belirtmektedir. Bu kapsamda, taşınmazın mülkiyeti üçüncü kişide kalmaya devam eder ancak davacı eşe, hükmedilen alacak miktarıyla sınırlı olarak o taşınmaz üzerinde “haciz ve satış isteme yetkisi” verilir (Yargıtay 17. HD-2015/13050, 4. HD-2013/3286, 17. HD-2018/4903).

Hukuki Yarar Şartı: Bu davanın açılabilmesi için davacı eşin boşanma davası sonucunda kesinleşmiş veya derdest bir alacağının (tazminat, nafaka, katılma alacağı) bulunması şarttır. Alacağın varlığı saptanmadan muvazaa nedeniyle iptal kararı verilemez; bu nedenle mal rejimi davası genellikle “bekletici mesele” yapılır (Yargıtay 17. HD-2017/1923 , HGK-2023/618).

5. Görevli Mahkeme ve Usul

Görev Ayrımı: Genel muvazaa (TBK m. 19) hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davaları genel mahkemelerde (Asliye Hukuk Mahkemesi) görülmelidir. Buna karşılık, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davaları Aile Mahkemesi’nin görev alanındadır (Yargıtay 8. HD-2011/3625  4. HD-2020/1290).

Şahsi Hak Niteliği: Katılma alacağı ve katkı payı alacağı “şahsi hak” niteliğinde olup, doğrudan mülkiyet hakkı (ayni hak) vermez. Bu nedenle, mal kaçırma iddiası olsa dahi doğrudan tapu iptali yerine alacağın tahsiline yönelik hüküm kurulması esastır (Yargıtay 17. HD-2016/811).

6. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, konuya ilişkin şu ek bağlamları sağlamaktadır:

Boşanma davası sırasında yapılan satışlarda muvazaa iddiası ileri sürüldüğünde, mahkemelerin öncelikle usul eksikliklerini (adres bildirimi, harç tamamlama vb.) incelediği ve bu eksiklikler giderilmeden esasa girilemediği vurgulanmıştır (Yargıtay 4. HD-2021/18247, 8. HD-2015/22053).

Bazı durumlarda, eşin taşınmazı devretmesi “bağış” veya “evlilik birliğini kurtarma amacıyla yapılan karşılıksız kazandırma” olarak nitelendirilirse, bu mal kişisel mal sayılmakta ve mal paylaşımı davasının reddine neden olabilmektedir (Yargıtay HGK-2014/46 

Muvazaa iddiasıyla açılan davalarda, davacı eşin mal rejimi tasfiyesinden kaynaklanan haklarından feragat etmesi durumunda, satışın iptali davasında “hukuki yarar” kalmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiği görülmektedir (Yargıtay 4. HD-2020/854 ).

Sonuç: Yargıtay uygulamasına göre, boşanma sürecinde mal kaçırmak amacıyla yapılan satışlar muvazaa nedeniyle geçersiz kılınabilir; ancak bu geçersizlik genellikle tapu iptali yerine alacaklı eşe İİK 283/1 uyarınca haciz ve satış yetkisi verilmesi şeklinde uygulanır. Diğer yandan, satış iptal ettirilmeden de TMK 229 uyarınca taşınmazın değeri “eklenecek değer” olarak mal paylaşımı hesabına dahil edilebilir ve bu değer üzerinden nakdi bir alacağa hükmedilebilir. Her iki durumda da davacı eşin somut bir alacağının varlığı ve karşı tarafın mal kaçırma kastının ispatı temel şarttır.

Boşanma davası açılmadan hemen önce yapılan taşınmaz satışı geçerli midir?

Hayır, her durumda geçerli kabul edilmez. Eğer satış, diğer eşin mal paylaşımından doğan haklarını engelleme amacıyla ve gerçek iradeyi yansıtmadan yapılmışsa, Yargıtay uygulamasında muvazaalı işlem olarak değerlendirilir ve hukuki sonuç doğurmaz.

Taşınmaz üçüncü kişiye satıldıysa tapu iptal edilir mi?

Genellikle hayır. Yargıtay, çoğu durumda tapu iptali yerine TMK m.229 kapsamında “eklenecek değer” kabulüyle taşınmazın bedelinin mal paylaşımına dahil edilmesini veya İİK m.283/1 kıyasen uygulanarak haciz ve satış yetkisi verilmesini tercih etmektedir.

Taşınmazın değeri hangi tarihe göre hesaplanır?

Taşınmazın devir tarihindeki nitelikleri, ancak tasfiye (karar) tarihindeki rayiç değeri esas alınır. Bu yöntem, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir.

Mal kaçırma kastını kim ispatlamak zorundadır?

Boşanma davasına çok yakın tarihte yapılan devirlerde mal kaçırma kastı karine olarak kabul edilir. Bu durumda, aksini ispat yükü taşınmazı devreden eşe aittir.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Boşanma sürecinde mal kaçırma, muvazaa ve mal rejimi tasfiyesi iddiaları; TMK m.229 (eklenecek değer) ile TBK m.19 (muvazaa) ayrımının doğru yapılmasını, davanın Aile Mahkemesi mi yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi’nde mi açılacağının isabetle belirlenmesini ve tapu iptali yerine alacak davası ya da İİK 283/1 kıyasen haciz–satış yetkisi gibi doğru hukuki stratejilerin kurulmasını gerektiren, son derece teknik dava türleridir. Yanlış dava türü nedeniyle hukuki yarar yokluğu, hatalı ispat stratejisi, bekletici mesele kararlarının yanlış yönetilmesi veya bilirkişi raporlarına zamanında ve doğru itiraz edilmemesi; yıllarca süren davalara, yüksek harç ve masraflara ve telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilmektedir. Bu nedenle özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Ataşehir, Kadıköy, Bakırköy, Beşiktaş, Üsküdar gibi büyük ve yoğun yargı çevrelerinde yürütülen boşanma ve mal paylaşımı dosyalarında; Yargıtay içtihatlarına hâkim, aile ve ticaret hukuku bilgisini birlikte kullanan uzman bir avukatla çalışmak hayati önem taşır. Nitekim uygulamada, bu alanda tecrübesiyle öne çıkan 2M Hukuk Avukatlık Bürosu gibi bürolarla hareket edilmesi, sürecin hızlı, güvenli ve hak kaybı yaşanmadan sonuçlanmasını sağlamaktadır.

Read More

Ziynet eşyaları mal paylaşımına dahil midir?

1. Ziynet Eşyalarının Hukuki Niteliği ve Kişisel Mal Karinesi

Yargıtay yerleşik içtihatları ve Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 220/1. maddesi uyarınca, eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyalar “kişisel mal” kabul edilmektedir. Bu kapsamda ziynet eşyaları, kural olarak kadının kişisel malı sayılır ve mal rejimi tasfiyesine dahil edilmez.

Bağışlama Niteliği: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 2. Hukuk Dairesi kararlarına göre; düğünde takılan ziynet eşyaları, kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun, aksine bir anlaşma veya yerel adet bulunmadıkça kadın eşe bağışlanmış sayılır ve onun kişisel malı niteliğini kazanır (YHGK-2017/1040 K, Y. 2. HD-2023/5704 K).

Kişisel Kullanıma Özgülük: Takılar, değeri ne kadar yüksek olursa olsun kişisel kullanıma özgü olduğu sürece kanun gereği kişisel maldır (Y. Ceza Genel Kurulu-2017/275 ).

Kadına Özgü Olma Ayrımı: Bazı güncel kararlarda (Y. 8. HD-2020/949 ), bilezik gibi “kadına özgü” ziynetler doğrudan kişisel mal kabul edilirken; tam, yarım veya çeyrek altın gibi yatırım aracı niteliğindeki takıların, hangi eşe ait olduğu ispat edilemediği durumlarda eşlerin paylı mülkiyetinde (TMK m. 222/2) sayılması gerektiği belirtilmiştir.

2. Mal Rejimi Tasfiyesinde Ziynet Eşyaları: Değer Artış Payı ve Katkı Payı

Ziynet eşyaları doğrudan mal paylaşımına (artık değere katılma alacağına) konu edilmese de, bu eşyaların bozdurularak ev, araç veya iş yeri gibi bir malın ediniminde kullanılması durumunda hukuki mahiyet değişmektedir.

Kişisel Malın Yerine Geçen Değer: TMK m. 220/4 uyarınca, kişisel malın (ziynetlerin) satılmasıyla elde edilen para, kişisel mal yerine geçen değerdir. Bu bedel bir malın alımında kullanılmışsa, tasfiye sırasında “değer artış payı alacağı” (TMK m. 227) gündeme gelir (Y. 8. HD-2011/1029 ).

Hesaplama Yöntemi: Ziynetlerin bozdurularak bir taşınmaz veya araç alımına katkı sağladığı ispatlanırsa; ziynetlerin bozdurulduğu tarihteki değeri, malın alım değerine oranlanır. Bu “katkı oranı”, malın tasfiye (karar) tarihindeki rayiç değeri ile çarpılarak davacı eşin alacağı belirlenir (Y. 8. HD-2014/5677 Kaynak, Y. 8. HD-2015/19788).

Mükerrer Tahsilat Yasağı: Ziynet eşyalarının hem aynen iadesine/bedeline hem de aynı ziynetler üzerinden değer artış payına hükmedilemez. Ziynetlerin mal ediniminde kullanıldığı sabitse, iade talebi yerine değer artış payı hesaplanmalıdır (Y. 8. HD-2015/3147 Y. 8. HD-2014/14664).

3. İspat Kuralları ve Yargıtay Kriterleri

Ziynet eşyalarına ilişkin taleplerde ispat yükü ve karineler büyük önem taşımaktadır:

Zilyetlik Karinesi: Ziynet eşyaları niteliği gereği rahatlıkla taşınabilen ve saklanabilen eşyalar olduğundan, kural olarak kadının zilyetliğinde (üzerinde) olduğu kabul edilir. Kadın, bu eşyaların rızası dışında elinden alındığını veya iade edilmemek üzere bozdurulduğunu ispatlamakla yükümlüdür (Y. 2. HD-2012/14425, Y. 8. HD-2013/11053).

İspat Vasıtaları: Ziynetlerin varlığı ve mal alımında kullanıldığı; düğün fotoğrafları, video kayıtları, tanık beyanları, banka kayıtları veya mal bildirim formları ile ispatlanabilir. Ancak Yargıtay, “soyut tanık beyanlarını” tek başına yeterli görmemekte, somut ve maddi deliller aramaktadır (Y. 8. HD-2019/3560, Y. 8. HD-2017/12680).

Bağışlama Karinesinin Aksi: Ziynetlerin kocaya verilmiş olması, kural olarak bunların bağışlandığı anlamına gelmez; ziynetlerin iade edilmemek üzere verildiğini ispat yükü kocaya aittir (Y. 2. HD-2010/12763).

4. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynaklardan elde edilen bilgilere göre;

Ziynetlerin bozdurularak mal ediniminde kullanıldığı iddiası ispatlanamazsa, mahkemeler yemin deliline başvurulup başvurulmayacağını taraflara sormalıdır (Y. 8. HD-2013/19022

Bazı mahkeme kararlarında çeyrek, yarım ve tam altınların “süs eşyası” değil “yatırım aracı” olduğu gerekçesiyle ziynet sayılmadığı görülse de, Yargıtay bu yaklaşımı hatalı bulmakta ve düğünde takılan her türlü altının kural olarak kadına bağışlanmış kişisel mal olduğunu vurgulamaktadır (Y. 3. HD-2015/6528 K

Ziynetlerin bozdurulup ev alındığı sabitse, kadın eş ziynet alacağını başlı başına bir dava konusu yapmak yerine, bu talebi mal rejiminin tasfiyesi davası içinde “değer artış payı” olarak ileri sürmelidir (Y. 2. HD-2021/9241

Sonuç

Ziynet eşyaları, TMK uyarınca kadının kişisel malı olup doğrudan mal paylaşımına dahil edilmez. Ancak bu eşyaların bozdurularak edinilmiş bir malın (taşınmaz, araç vb.) finansmanında kullanıldığı somut delillerle ispat edilirse, kadın eş bu katkısı oranında değer artış payı alacağı talep etme hakkına sahip olur. İspat edilemeyen durumlarda ise ziynetlerin kadının uhdesinde olduğu kabul edilerek mal paylaşımı hesaplamasına dahil edilmemektedir.

Düğünde takılan altınlar boşanmada paylaşılır mı?

Hayır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre düğünde takılan ziynet eşyaları, kim tarafından takılmış olursa olsun kadına bağışlanmış sayılır ve kadının kişisel malıdır. Bu nedenle doğrudan mal rejimi tasfiyesine (katılma alacağına) konu edilmez.

Ziynet eşyaları bozdurularak ev veya araç alındıysa ne olur?

Ziynetlerin bozdurularak bir taşınmaz, araç veya iş yeri alımında kullanıldığı somut delillerle ispatlanırsa, kadın eş bu katkısı oranında değer artış payı alacağı talep edebilir. Bu durumda ziynetlerin aynen iadesi veya bedeli ayrıca istenemez.

Çeyrek, yarım ve tam altınlar da ziynet sayılır mı?

Evet. Bazı yerel mahkeme kararlarında bu altınlar “yatırım aracı” olarak değerlendirilmiş olsa da, Yargıtay’a göre düğünde takılan her türlü altın ziynet eşyasıdır ve kural olarak kadının kişisel malı kabul edilir.

Ziynetlerin kocaya verildiği iddia edilirse kim ispatlar?

Ziynetlerin iade edilmemek üzere kocaya bağışlandığını iddia eden taraf (çoğunlukla koca) bu durumu ispatlamak zorundadır. Ziynetlerin kocaya verilmiş olması tek başına bağış anlamına gelmez.

Ziynetlerin bozdurulup kullanılmadığı ispatlanamazsa ne olur?

Ziynetlerin mal ediniminde kullanıldığı ispatlanamazsa, ziynetlerin kadının uhdesinde olduğu kabul edilir. Bu durumda mal rejimi tasfiyesinde ziynetler hesaba katılmaz; ayrıca değer artış payı da talep edilemez. Gerekirse mahkeme yemin deliline başvurulup başvurulmayacağını taraflara sorar

Read More

Şirket hisseleri boşanma da nasıl paylaştırılır?

1. Boşanmada Şirket Hisselerinin Hukuki Niteliği ve Paylaşım Esasları

 Yargıtay kararlarına göre, evlilik birliği içinde edinilen şirket hisseleri kural olarak “edinilmiş mal” sayılır (TMK m. 219). Bir eşin sahip olduğu şirket hisselerinin kişisel mal olduğu ispatlanamadığı sürece, bu hisseler üzerinde diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı bulunmaktadır (TMK m. 222, 236/1). Şirket hisselerinin paylaşımında temel kural, şirketin kendisinin veya hisselerin aynen bölünmesi değil, talep edilen hakkın “parasal bir alacak” (katılma alacağı) olmasıdır. Alacaklı eşe tanınan hak şahsi bir alacak hakkı olup, mülkiyet veya ayni hak talebi söz konusu olamaz; ancak borçlu eşin rızasıyla ödeme ayın (hisse devri) olarak da yapılabilir (TMK m. 239/1).

2. Boşanmada Kişisel Mal ve Edinilmiş Mal Ayrımı

Evlilik Öncesi ve Karşılıksız Edinmeler: Evlilikten önce edinilen veya miras/bağış gibi karşılıksız kazandırma yoluyla geçen hisseler “kişisel mal” kabul edilir. Kişisel mal niteliğindeki hisselerin ana değeri üzerinde diğer eşin alacak hakkı bulunmamaktadır.

Kişisel Malın Geliri: Aksi kararlaştırılmadıkça, kişisel mal niteliğindeki şirket hisselerinden elde edilen kâr payları (temettü), gelirler ve bu gelirlerin yatırıma dönüştürülmüş halleri “edinilmiş mal” sayılır ve tasfiyeye konu edilir.

Sermaye Artırımları: Evlilik birliği içinde yapılan sermaye artırımlarının, aksi ispat edilmedikçe edinilmiş mallardan karşılandığı kabul edilir. Bu durumda, sermaye artışı oranında bir katılma alacağı hesaplanması gerekir.

3. Şirket Değerinin Tespiti ve Hesaplama Yöntemi

 Şirket hisselerinin değer tespiti, mal rejiminin sona erdiği andaki (boşanma dava tarihi) durumuna göre, tasfiye (karar) tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınarak yapılır. Değerleme yapılırken şu kriterler göz önünde bulundurulur:

Şirketin bilanço değerleri, varlık ve sermaye yapısı, öz kaynakları.

Sektörün konumu, büyüme hızı ve şirketin pazar payı.

Kullanılan teknoloji, makine-teçhizat durumu ve AR-GE faaliyetleri.

Müşteri portföyü, organizasyon yapısı ve yönetim kadrosu.

Geleceğe ilişkin nakit akışları, kâr potansiyeli ve kâr dağıtım politikaları.

Ekonominin genel arz-talep kuralları ve genel gidişatı.

Hesaplamada, belirlenen sürüm değeri üzerinden TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) kullanılarak karar tarihine en yakın güncel değer bulunur. Bu değerden şirkete ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan “artık değerin” yarısı üzerinden katılma alacağı hesaplanır.

4. Bilirkişi İncelemesi Zorunluluğu 

Şirket hisselerinin değerinin tespiti teknik bir konu olduğundan, mahkemelerin uzman bilirkişi heyetinden rapor alması zorunludur. Bu heyet genellikle mali müşavirler, şirket değerleme uzmanları, iktisatçılar ve hukukçulardan oluşur. Bilirkişiler, şirket defterleri, bilançolar, kâr-zarar cetvelleri ve ticaret sicil kayıtları üzerinde detaylı inceleme yaparak; kârın sermayeye eklenip eklenmediğini, dağıtılmayan kâr paylarını ve şirketin reel piyasa değerini saptamakla yükümlüdür.

5. İkincil Kaynaklardan Edinilen Bilgiler 

Aşağıdaki hususlar, karar metinlerinde sınırlı bilgi bulunması nedeniyle ikincil kaynaklar üzerinden değerlendirilmiştir:

Ticari Uyuşmazlıklarla Bağlantı: Şirket ortaklığından çıkarma veya miras ortaklığı gibi ticari davalarda, aile mahkemelerinde devam eden mal rejimi tasfiyesi davaları bekletici mesele yapılabilmekte veya bu davalardaki değer tespitleri (gayrimenkul rayiçleri gibi) ticari uyuşmazlıklara veri sağlayabilmektedir.

Hisse Oranlarına Etki: Vefat durumunda sağ kalan eşin mal rejimi alacağı, miras payından önce değerlendirilmekte ve bu durum şirketin ortaklık yapısını veya hisse oranlarını dolaylı olarak etkileyebilmektedir.

Muvazaalı Devirler: Eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla şirket hisselerini üçüncü kişilere (örneğin kardeşine) devretmesi durumunda, bu devirler “eklenecek değer” olarak tasfiye hesabına dahil edilmektedir.

Sonuç: Şirket hisseleri boşanmada fiziki olarak paylaştırılmaz; hisselerin mal rejiminin sona erdiği tarihteki durumu esas alınarak, karar tarihine en yakın piyasa değeri üzerinden hesaplanan bedelin yarısı “katılma alacağı” olarak diğer eşe nakden ödenir. Bir makale önerisi.

Boşanmada şirket hisseleri eşler arasında aynen bölünür mü?

Hayır. Yargıtay’ın istikrarlı uygulamasına göre, şirket hisseleri boşanmada aynen bölünmez veya devredilmez. Paylaşım, hisselerin mülkiyeti üzerinden değil; parasal değerleri üzerinden katılma alacağı şeklinde yapılır. Diğer eş, şirket ortağı sıfatı kazanamaz; yalnızca artık değerin yarısı oranında şahsi alacak hakkına sahip olur.

Evlilikten önce kurulan şirketteki hisseler de paylaşıma girer mi?

Genel kural olarak hayır. Evlilikten önce edinilen şirket hisseleri kişisel mal kabul edilir. Ancak bu hisselerden evlilik süresince elde edilen kâr payları (temettü), dağıtılmamış kârlar veya bu gelirlerle yapılan yatırımlar edinilmiş mal sayılır ve tasfiyeye dahil edilir. Bu nedenle “şirket evlilikten önce kuruldu” savunması her zaman yeterli değildir.

Şirket sermaye artırımı yapılmışsa katılma alacağı nasıl hesaplanır?

Evlilik birliği içinde yapılan sermaye artırımlarının, edinilmiş mallardan karşılandığı karine olarak kabul edilir. Aksi ispatlanamazsa, sermaye artışı oranında şirket değerine eklenen kısım üzerinden katılma alacağı hesaplanır. Yargıtay, bu noktada özellikle şirket kayıtlarının ve banka hareketlerinin incelenmesini zorunlu görmektedir.

Şirket hisseleri üçüncü kişilere devredilirse katılma alacağı ortadan kalkar mı?

Hayır. Eşin, diğer eşin katılma alacağını azaltmak amacıyla şirket hisselerini kardeşine, akrabasına veya yakın çevresine devretmesi halinde, bu devirler muvazaalı işlem olarak değerlendirilir. Yargıtay uygulamasında bu tür işlemler “eklenecek değer” kabul edilmekte ve tasfiye hesabına dahil edilmektedir.

Şirket değerini kim ve nasıl belirler?

Şirket hisselerinin değeri, hakim tarafından değil, bilirkişi heyeti tarafından belirlenir. Bilirkişi raporunda; bilanço, kâr-zarar durumu, sektör analizi, pazar payı, geleceğe dönük nakit akışları ve şirketin sürüm (rayiç) değeri dikkate alınır. Bu rapor, davanın sonucunu doğrudan etkilediği için en kritik aşamadır.

İstanbul’da Şirket Hisseleri ilgili Mal Rejimi Davalarında Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Şirket hisselerine ilişkin mal rejimi tasfiyesi davaları, boşanma sonrası uyuşmazlıklar içinde en karmaşık ve teknik dosyalar arasında yer alır. Bu tür davalarda kişisel mal–edinilmiş mal ayrımının doğru yapılması, evlilik süresinde gerçekleşen sermaye artırımlarının ve dağıtılmayan kârların tespiti, şirket değerinin belirlenmesine esas bilirkişi raporlarının teknik yönden denetlenmesi, katılma alacağını bertaraf etmeye yönelik muvazaalı hisse devirlerinin ortaya çıkarılması ve tüm bu veriler ışığında katılma alacağının hatasız şekilde hesaplanması gerekir. Bu aşamaların her biri, ciddi uzmanlık gerektirir ve yapılacak küçük bir hata dahi çok yüksek meblağlarda hak kaybına yol açabilir. Bu nedenle, şirket hisseleri içeren boşanma ve mal rejimi tasfiyesi davalarında, hem aile hukuku hem de ticaret hukuku alanına hâkim uzman bir avukatla çalışmak adeta bir zorunluluk niteliği taşır.

İstanbul’da, özellikle Anadolu Yakası’nda görülen mal rejimi tasfiyesi davalarında şirket hisseleri en sık uyuşmazlık konusu olan malvarlığı unsurlarının başında gelmektedir. Tuzla, Kartal, Pendik, Maltepe, Ataşehir, Ümraniye ve Kadıköy başta olmak üzere İstanbul’un önemli ilçelerinde açılan bu davalarda; şirketin gerçek piyasa değerinin ortaya konulması, Yargıtay’ın güncel içtihatlarına uygun bir hukuki strateji belirlenmesi ve bilirkişi raporlarının etkin şekilde yönlendirilmesi davanın sonucunu doğrudan etkilemektedir.

Bu alanda yoğun tecrübeye sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, şirket hisselerinin boşanmada paylaşımı, katılma alacağı ve mal rejimi tasfiyesi davalarında; dava stratejisinin en baştan doğru şekilde kurulması, bilirkişi raporlarına karşı güçlü ve teknik itirazların hazırlanması, muvazaalı hisse devirlerinin tespiti ve yüksek meblağlı katılma alacaklarının tahsili konularında sonuç odaklı ve yüksek teknik düzeyde hukuki destek sunmaktadır.

Read More

Emekli ikramiyesi ve kıdem tazminatı boşanmada paylaşıma dahil midir?

Bu çalışma, evlilik birliği içerisinde veya sonrasında elde edilen kıdem tazminatı ve emekli ikramiyesinin mal rejimi tasfiyesindeki hukuki niteliği ve paylaşım esaslarına ilişkin Yargıtay kararları doğrultusunda hazırlanmıştır.

1. Kıdem Tazminatının Paylaşım Esasları

Yargıtay kararlarına göre kıdem tazminatı, kural olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 219/1. maddesi uyarınca “çalışmanın karşılığı olan edinimler” kapsamında edinilmiş mal sayılmaktadır. Ancak bu tazminatın tamamı her durumda paylaşıma konu edilmez; çalışılan dönemlerin tabi olduğu mal rejimine göre bir ayrım yapılması zorunludur:

Dönemsel Ayrım: 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi (TKM) dönemine (01.01.2002 öncesi) isabet eden çalışma süresi karşılığında hak edilen kıdem tazminatı “kişisel mal” (TKM m.170, 189) kabul edilir. 01.01.2002 tarihinden sonraki çalışma dönemine isabet eden kısım ise “edinilmiş mal” (TMK m.219/1) grubuna girer.

Oranlama Yöntemi: Eşin çalışma süresi her iki döneme (mal ayrılığı ve edinilmiş mallara katılma rejimi) yayılıyorsa, her bir döneme isabet eden çalışma süresi ve gelir durumu esas alınarak oranlama yapılmalı, kişisel ve edinilmiş mal miktarları ayrı ayrı belirlenmelidir.

Tasfiye Koşulu: Kıdem tazminatının tasfiyeye konu edilebilmesi için mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olması (TMK m.235/1) veya bu tazminat kullanılarak başka bir malvarlığına (taşınmaz, araç vb.) sahip olunmuş olması gerekir.

Ölüm Halinde Durum: Mal rejimi eşlerden birinin ölümüyle sona ermişse, ölen eşin kıdem tazminatının tamamı edinilmiş mal kabul edilir. Bu durumda, mal rejimi sona erdikten sonra kalan bir yaşam süresi olmayacağından TMK m.228/2’deki peşin sermaye değeri hesabı yapılmaz ve tazminatın tamamı artık değer olarak tasfiyeye dahil edilir.

2. Emekli İkramiyesinin Paylaşım Esasları

Emekli ikramiyesi, TMK m.219/2 uyarınca sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurumlarınca yapılan ödemeler kapsamında “edinilmiş mal” olarak kabul edilmekle birlikte, tasfiyesinde TMK m.228/2 maddesindeki özel hesaplama yöntemi uygulanır:

Kişisel ve Edinilmiş Mal Ayrımı: Emekli ikramiyesi gibi toptan ödemelerde, ilgili kurumca toplu ödeme yerine ömür boyu irat (maaş) bağlanmış olsaydı, mal rejiminin sona erdiği tarihte bundan sonraki döneme ait iradın peşin sermayeye çevrilmiş değeri ne olacak idiyse, o miktar “kişisel mal” olarak ayrılır. Toplam ödemeden bu kişisel mal miktarı çıkarıldıktan sonra kalan kısım “edinilmiş mal” (artık değer) kabul edilir.

Hesaplama Kriterleri: Bu hesaplama yapılırken TRH 2010 veya PMF yaşam tabloları kullanılarak eşin ortalama bakiye yaşam süresi belirlenir. Mal rejiminin sona erdiği (boşanma dava tarihi) tarihten sonraki döneme isabet eden peşin sermaye değeri kişisel mal sayılarak tasfiye dışı bırakılır.

Zamanlama: Emekli ikramiyesinin mal rejiminin devamı sırasında alınmış olması esastır. Bazı kararlarda, emeklilik tarihinin mal rejiminin sona ermesinden sonraya rastlaması durumunda, diğer eşin bu ikramiye üzerinde hak iddia edemeyeceği belirtilmiştir.

3. OYAK ve Benzeri Kurum Ödemeleri

OYAK gibi kurumlardan alınan emeklilik yardımları, ön birikim fonu rezervleri ve benzeri ödemeler de TMK m.219 ve m.228/2 kapsamında değerlendirilir. Evlilik birliği içinde alınan ve olağan ihtiyaçlar için harcandığı ispatlanan ödemeler tasfiye dışı tutulabilirken, sistemde mevcut olan veya malvarlığına dönüşen kısımlar için yukarıda belirtilen peşin sermaye değeri hesabı yapılarak edinilmiş mal kısmı üzerinden katılma alacağına hükmedilir.

4. İkincil Kaynak Değerlendirmesi

İkincil kaynak niteliğindeki kararlarda şu ek hususlar vurgulanmıştır:

Emekli ikramiyesinin taşınmaz veya araç alımında kullanılması durumunda, bu ödemenin yapıldığı tarih ile malın edinim tarihi arasındaki ilişki incelenmelidir. Hayatın olağan akışına göre, taşınmaz ediniminden kısa süre önce alınan emekli ikramiyesinin alımda kullanıldığı kabul edilmeli ve bu miktar “kişisel mal” veya “edinilmiş mal” ayrımı yapılarak katkı payı/katılma alacağı hesabında dikkate alınmalıdır.

Anlaşmalı boşanma protokollerinde yer alan “mali konularda birbirimizden talebimiz yoktur” şeklindeki genel ifadelerin, mal rejiminin tasfiyesine ve emeklilik ikramiyelerine ilişkin açık bir feragat içermediği sürece bu alacakların talep edilmesine engel teşkil etmeyeceği değerlendirilmektedir.

Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde alınan emekli ikramiyesi ile bir mal edinilmişse, bu durum “bağışlama” olarak değil, birliğin dayanışması kapsamında yapılan bir katkı olarak görülmeli ve katkı payı alacağı hesaplanırken ikramiyeyi alan eşin kişisel malı olarak hesaba dahil edilmelidir.

Sonuç olarak; hem kıdem tazminatı hem de emekli ikramiyesi evlilik süresine ve tabi olunan mal rejimine isabet eden kısımları oranında paylaşıma (katılma alacağına) konu olur. Kıdem tazminatında 2002 öncesi/sonrası ayrımı yapılırken; emekli ikramiyesinde mal rejiminin sona ermesinden sonraki yaşam süresine isabet eden değerin (kişisel mal) düşülmesi yöntemi uygulanmaktadır.

Kıdem tazminatının tamamı boşanmada paylaşıma girer mi?

Hayır. Kıdem tazminatının tamamı her durumda paylaşıma konu edilmez. Yargıtay uygulamasına göre, tazminatın hangi dönemdeki çalışmaya karşılık kazanıldığı esas alınır. 01.01.2002 öncesine (mal ayrılığı dönemi) isabet eden kısım kişisel mal, bu tarihten sonraki çalışma süresine isabet eden kısım ise edinilmiş mal kabul edilir. Bu nedenle kıdem tazminatında dönemsel oranlama yapılması zorunludur.

Boşanma davasından sonra alınan emekli ikramiyesi paylaşılır mı?

Genel kural olarak hayır. Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, emeklilik tarihi ve ikramiyenin fiilen alındığı tarih, mal rejiminin sona ermesinden sonraya denk geliyorsa, diğer eş bu ikramiye üzerinde hak iddia edemez. Ancak emekli ikramiyesi, evlilik süresinde alınmış ve malvarlığına dönüştürülmüşse (örneğin taşınmaz alımı), tasfiye hesabına dolaylı olarak dahil edilebilir.

Emekli ikramiyesi hesaplanırken neden “peşin sermaye değeri” düşülüyor?

Çünkü TMK m.228/2 gereğince, emekli ikramiyesi gibi toptan ödemeler, ömür boyu maaş bağlanması varsayımı üzerinden değerlendirilir. Mal rejiminin sona erdiği tarihten sonraki yaşam süresine isabet eden maaşın peşin sermaye değeri, kişisel mal sayılır ve tasfiye dışı bırakılır. Bu yöntem, Yargıtay tarafından hakkaniyete uygun zorunlu bir hesaplama yöntemi olarak kabul edilmektedir.

Anlaşmalı boşanma protokolünde “mali taleplerimiz yoktur” yazıyorsa sonradan tazminat veya ikramiye istenebilir mi?

Evet, mümkündür. Yargıtay kararlarına göre; anlaşmalı boşanma protokollerinde yer alan genel nitelikli “mali konularda talebimiz yoktur” ifadeleri, mal rejimi tasfiyesi, kıdem tazminatı veya emekli ikramiyesi bakımından açık ve bilinçli bir feragat içermedikçe, bu alacakların sonradan talep edilmesine engel değildir. Feragatın geçerli olabilmesi için açık, net ve tereddütsüz olması gerekir.

NEDEN UZMAN AVUKAT DESTEĞİ GEREKLİ?

Kıdem tazminatı ve emekli ikramiyesinin mal rejimi tasfiyesindeki durumu, aile hukukunun en teknik ve hata kaldırmayan alanlarından biridir.

Bu dosyalarda;

2002 öncesi / sonrası çalışma sürelerinin doğru ayrılması

TRH 2010 veya PMF yaşam tablolarına göre peşin sermaye değeri hesabı

Kişisel mal – edinilmiş mal ayrımının hatasız yapılması

Yargıtay’ın sürekli değişen içtihatlarının yakından takip edilmesi zorunludur. Yanlış yapılan bir hesaplama veya eksik bir talep, telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Bu nedenle özellikle İstanbul, Tuzla ve Anadolu Yakası’nda görülen mal rejimi tasfiyesi davalarında, sürecin başından itibaren uzman bir aile hukuku avukatıyla çalışılması büyük önem taşır.

İstanbul – Tuzla – Anadolu Yakası’nda Mal Rejimi ve Tasfiye Davalarında Hukuki Destek

İstanbul Anadolu Adliyesi başta olmak üzere Tuzla, Kartal, Pendik, Maltepe ve çevre ilçelerde görülen boşanma ve mal rejimi tasfiyesi davalarında, teknik hesaplama ve Yargıtay içtihatlarına dayalı savunma belirleyici rol oynamaktadır.

Bu alanda yoğun tecrübeye sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Ofisi;

Kıdem tazminatı ve emekli ikramiyesi kaynaklı tasfiye davaları

Katılma alacağı ve katkı payı alacağı hesaplamaları

Bilirkişi raporlarına itiraz ve rapor denetimi

Anlaşmalı boşanma sonrası açılan mal rejimi davaları konularında sonuç odaklı ve titiz hukuki danışmanlık sunmaktadır.

Read More

Eşlerden biri üzerine kayıtlı banka hesabındaki para paylaşılır mı?

1. Temel Hukuki Karine ve Edinilmiş Mal Esası

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 222. maddesi uyarınca, bir eşin bütün malları aksi ispat edilinceye kadar “edinilmiş mal” kabul edilir. Yargıtay kararlarında (8. HD. 2014/17630, 2015/22086, 2010/2909 K), evlilik birliği devam ederken açılan ve para yatırılan banka hesaplarının kural olarak edinilmiş mal sayılacağı ve tasfiyeye tabi tutulacağı vurgulanmaktadır. Hesabın sadece bir eş adına kayıtlı olması, o paranın edinilmiş mal olma niteliğini değiştirmez.

2. İspat Yükümlülüğü ve Kişisel Mal İddiası

Belirli bir malın kendisine ait kişisel mal olduğunu iddia eden eş, bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür (TMK m. 222/1).

Kişisel Mal Sayılan Durumlar: Miras yoluyla gelen paralar, karşılıksız kazandırma (hibe/bağış) yoluyla elde edilen değerler veya evlilik öncesi sahip olunan varlıklar kişisel mal kabul edilir (3. HD. 2020/10206 K, 8. HD. 2013/18308 ).

İspat Araçları: Kişisel mal iddiası; banka kayıtları, hesap hareketleri, mirasçılık belgeleri veya somut delillerle desteklenen tanık beyanlarıyla ispatlanmalıdır. Soyut tanık beyanları tek başına ispat için yeterli görülmemektedir (8. HD. 2014/4585, 2013/19825 K).

Kişisel Malın Geliri: Kişisel malın (örneğin miras kalan paranın) evlilik süresince elde edilen faiz veya kar payı gelirleri, TMK 219/2 uyarınca edinilmiş mal sayılır ve paylaşıma tabidir (2. HD. 2022/4994 , 8. HD. 2011/44 ).

3. Tasfiye Tarihi ve Mevcut Değerin Belirlenmesi

Mal rejiminin tasfiyesinde, boşanma davasının açıldığı tarih (mal rejiminin sona erdiği tarih) esas alınır.

Mevcut Varlık: Kural olarak, boşanma davası tarihinde banka hesabında bulunan bakiye üzerinden katılma alacağı hesaplanır (8. HD. 2014/17121).

Eklenecek Değerler (TMK 229): Eşlerden birinin, diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla boşanma davasından kısa bir süre önce hesaptan para çekmesi veya hesabı kapatması durumunda, bu miktarlar “eklenecek değer” olarak kabul edilir ve sanki hesapta mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir (8. HD. 2014/17630 , 2012/10826, 2. HD. 2024/6166 K).

Harcama Savunması: Hesaptan çekilen paranın evlilik birliğinin giderleri için harcandığını iddia eden eş, bu harcamayı ispatlamak zorundadır. Hayatın olağan akışına aykırı miktardaki çekimler, harcama ispatlanamadığı sürece eşin uhdesinde (elinde) kabul edilir (8. HD. 2014/14937, 2014/4585).

4. Paylaşım Oranı ve Katılma Alacağı

Edinilmiş mal niteliğindeki banka hesabındaki paranın tasfiyesinde, diğer eşin “artık değerin” yarısı oranında katılma alacağı hakkı bulunmaktadır (TMK m. 231, 236/1). Mahkemece, banka hesap hareketleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, paranın kaynağı (kişisel/edinilmiş ayrımı) ve mal rejiminin sona erdiği tarihteki değeri belirlenerek karar verilir (8. HD. 2014/2068, 2014/494 K).

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam

İkincil kaynaklardan elde edilen bilgilere göre:

Müşterek (ortak) hesaplarda, aksi ispatlanmadıkça payların eşit olduğu kabul edilir. Eşlerden birinin müşterek hesaptaki paranın tamamını çekmesi, o paranın tamamının kendisine ait olduğu anlamına gelmez (13. HD. 2012/13698 , 8. HD. 2013/223

Evlilik birliği içinde alınan bir taşınmazın bedelinin, eşlerden birinin banka hesabındaki birikimle ödenmesi durumunda, o banka hesabındaki paranın niteliği (kişisel veya edinilmiş olması) taşınmaz üzerindeki hak sahipliği oranını doğrudan etkiler (Özelge 16.01.2019, 8. HD. 2017/12599 ).

Maaş hesapları da dahil olmak üzere tüm birikimlerin bir eşin hesabında toplanması durumunda, bu paraların evlilik birliği için harcandığının ispat yükü parayı elinde bulunduran eştedir (2. HD. 2023/2149 ).

Sonuç: Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, eşlerden biri adına kayıtlı banka hesabındaki para, evlilik birliği içinde edinilmiş gelirlerden oluşuyorsa veya kaynağı ispatlanamıyorsa edinilmiş mal kabul edilerek yarı oranında paylaşıma tabi tutulur. Kişisel mal iddiası ancak somut ve denetlenebilir delillerle ispatlandığında paylaşım dışı bırakılabilir.

Banka hesabı sadece eşlerden birinin adına ise boşanmada paylaşılır mı?

Evet. Banka hesabının yalnızca bir eş adına kayıtlı olması, paranın paylaşım dışı kalmasını sağlamaz. Yargıtay’a göre, evlilik birliği içinde edinilen ve kaynağı kişisel mal olarak ispatlanamayan tüm banka birikimleri edinilmiş maldır ve mal rejimi tasfiyesinde yarı oranında paylaşıma tabidir.

Hesaptaki paranın miras veya bağış olduğunu kim ispatlamak zorundadır?

Paranın kişisel mal olduğunu iddia eden eş bu durumu ispatlamakla yükümlüdür. Sadece “ailem gönderdi” veya “miras parasıydı” şeklindeki beyanlar yeterli değildir. Banka dekontları, mirasçılık belgeleri, bağış iradesini ortaya koyan somut deliller gerekir. İspat edilemeyen hallerde para edinilmiş mal kabul edilir.

Boşanmadan hemen önce hesaptan para çekilirse ne olur?

Boşanma davası açılmadan kısa süre önce, diğer eşin hakkını azaltmak amacıyla yapılan para çekimleri TMK m. 229 kapsamında “eklenecek değer” sayılır. Yani para çekilmiş olsa bile, sanki hesapta duruyormuş gibi tasfiye hesabına dahil edilir. “Ev masrafları için harcadım” savunmasını yapan eş, bu harcamayı somut delillerle ispatlamak zorundadır.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Banka hesapları, mal rejimi tasfiyesinde en sık uyuşmazlık çıkan ve ispat hatalarının en pahalı sonuçlar doğurduğu alanlardan biridir.
Hesap hareketlerinin yanlış yorumlanması, kişisel mal–edinilmiş mal ayrımının doğru yapılamaması veya boşanma öncesi para transferlerinin hatalı savunulması; yüksek tutarlı katılma alacaklarının kaybedilmesine yol açabilir.

Özellikle;

Miras ve bağış paralarının ispatı

Maaş ve birikim hesaplarının ayrıştırılması

Boşanma öncesi çekilen paraların “eklenecek değer” sayılıp sayılmayacağı

Bilirkişi incelemesinin doğru yönlendirilmesi gibi konular Yargıtay içtihatlarına hâkim uzmanlık gerektirir.

İstanbul Anadolu Yakası’nda; Tuzla, Kartal, Pendik ve Maltepe başta olmak üzere banka hesapları, mal paylaşımı ve katılma alacağı davalarında 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, güncel Yargıtay uygulamasına dayalı etkin dava stratejisi, delil yönetimi ve hak kaybını önleyici hukuki danışmanlık sunmaktadır. Banka hesaplarında yapılan tek bir hata, mal paylaşımının tamamını değiştirebilir.

Read More

Alım Satımlarda Cayma Parası Nedir ve Cayma Parası İade edilir mi?

İncelenen yargı kararları ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda, alım satım sözleşmelerinde “cayma parası”nın hukuki niteliği, tanımı ve geçerlilik şartlarına ilişkin tespitler aşağıda sunulmuştur.

1. Cayma Parasının Tanımı ve Hukuki Niteliği

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 178. maddesi uyarınca cayma parası; sözleşme yapılırken taraflardan birinin diğerine verdiği ve parayı verene verdiği parayı bırakmak, parayı alana ise aldığının iki katını iade etmek suretiyle sözleşmeden tek taraflı ve serbestçe dönme yetkisi tanıyan bir paradır. Yargı kararlarında bu kavram “cayma akçesi”, “zamanı rücu” veya “pişmanlık akçesi” olarak da adlandırılmaktadır.

Bağlanma Parası (Pey Akçesi) ile Ayrımı: Mahkeme kararlarında sıklıkla vurgulandığı üzere, cayma parası ile TBK m. 177’de düzenlenen “bağlanma parası” (kapora/pey akçesi) birbirinden farklıdır:

Bağlanma Parası (TBK m. 177): Sözleşme yapılırken verilen para, kural olarak cayma parası değil, sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır. Aksine bir anlaşma veya yerel adet yoksa, bu para esas alacaktan düşülür.

Cayma Parası (TBK m. 178): Sözleşmeden dönmenin bir yaptırımı veya bedeli olarak kararlaştırılır.

2. Cayma Parasının Geçerlilik Şartları

Yargı kararlarına göre, bir ödemenin cayma parası olarak kabul edilebilmesi ve hukuken geçerli sayılabilmesi için aşağıdaki şartların varlığı gerekmektedir:

A. Açıkça Kararlaştırılmış Olması

TBK m. 177’deki karine gereği, verilen paranın cayma parası olduğunun kabul edilebilmesi için taraflar arasında bu yönde açık bir anlaşma veya sözleşme hükmü bulunmalıdır.

İspat Yükü: Verilen paranın pey akçesi değil de cayma parası olduğunu iddia eden taraf, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.

Sözleşme İfadesi: Sözleşmede veya makbuzda sadece “kapora” ifadesinin yer alması, o paranın cayma parası olduğu anlamına gelmez. Tarafların anlaşma metninden, paranın cayma hakkı karşılığında verildiğinin anlaşılması gerekir. Açıkça cayma tazminatı olduğu şart edilmedikçe, verilen paralar bağlanma parası sayılır ve sözleşme bozulduğunda (haklı veya haksız olsun) iadesi gerekir.

B. Asıl Sözleşmenin Geçerliliği (Fer’i Nitelik)

Cayma parası, asıl sözleşmeye bağlı fer’i (yan) bir borçtur. Bu nedenle, cayma parasının geçerli olabilmesi için asıl sözleşmenin de hukuken geçerli olması zorunludur.

Resmi Şekil Şartı: Tapulu taşınmaz satışları veya trafik siciline kayıtlı araç satışları gibi resmi şekil şartına tabi sözleşmeler, noterde veya tapuda resmi şekilde yapılmadıkça geçersizdir (harici sözleşmeler).

Geçersizliğin Sonucu: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daire kararlarına göre; asıl sözleşme şekil eksikliği nedeniyle geçersizse, bu sözleşmede yer alan cayma parası veya cezai şart hükümleri de geçersizdir. Bu durumda taraflar, cayma parası hükümlerine (iki katı iade veya parayı yakma) dayanamaz; sadece sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde verdikleri paranın aynen iadesini talep edebilirler.

C. Sözleşmenin Kurulması Sırasında Verilmesi

Cayma parası, sözleşmenin yapılması (kurulması) sırasında diğer tarafa verilmelidir. Henüz sözleşme kurulmamışsa veya para sözleşme anında verilmemişse cayma parası niteliği kazanmayabilir.

3. Cayma Hakkının Kullanılması ve Sonuçları

Geçerli bir cayma parası anlaşması varsa:

Parayı Veren Cayarsa: Verdiği parayı karşı tarafa bırakır (geri isteyemez).

Parayı Alan Cayarsa: Aldığı paranın iki katını karşı tarafa geri verir.

İfa Durumu: Sözleşme gereği gibi ifa edilirse, verilen cayma parası iade edilir veya borçtan düşülür.

Tacirler Arası Durum: Tacirler arası sözleşmelerde basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü esas alındığından, sözleşmede açıkça kararlaştırılan cayma bedelleri (genel işlem koşulu sayılmadığı sürece) bağlayıcı kabul edilmektedir.

İkincil Kaynaklardan Edinilen Ek Bilgiler

Aşağıdaki bilgiler, karar metinlerinde sınırlı bağlamda geçen veya dolaylı yoldan ilgili olan ikincil nitelikteki verilerdir:

Tüketici Hukuku ve Mesafeli Sözleşmeler: Reklam Kurulu kararı ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin (2025/3882) kararına göre; tüketicilerin mesafeli sözleşmelerde veya devre tatil sözleşmelerinde yasal cayma süresi (örneğin 14 gün) içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart (veya cayma parası) ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkı bulunmaktadır. Bu süre içinde satıcının tüketiciden ödeme alması veya borçlandırıcı belge düzenlemesi mevzuata aykırıdır.

Simsarlık (Emlakçı) Sözleşmeleri: İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi kararına göre, emlak alım-satımına aracılık edenlerle yapılan sözleşmelerde “cayma akçesi” adı altında hizmet bedeli talep edilebilmesi için, simsarlık sözleşmesinin yazılı olması ve ilgili tarafın imzasını taşıması gerekmektedir. Bir yazı önerisi.

Kapora ile cayma parası arasındaki fark nedir?

Kapora (bağlanma parası), sözleşmenin kurulduğunun ispatı niteliğindedir ve aksi açıkça kararlaştırılmadıkça cayma hakkı vermez. Cayma parası ise taraflara, belirli bir bedel karşılığında sözleşmeden tek taraflı dönme hakkı tanır. Yargıtay uygulamasında, sözleşmede açıkça “cayma parası” olarak düzenlenmeyen ödemeler kapora sayılmaktadır.

Cayma parası her sözleşmede geçerli midir?

Hayır. Cayma parası, asıl sözleşmeye bağlı fer’i bir haktır. Asıl sözleşme geçersizse (örneğin tapulu taşınmazın noter/tapu dışında yapılan satışı gibi), cayma parası da geçersiz olur. Bu durumda taraflar yalnızca sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanabilir.

Cayma parası iade edilir mi, iki katı ne zaman istenir?

Geçerli bir cayma parası kararlaştırılmışsa; cayma hakkını parayı veren kullanırsa verdiği bedeli geri alamaz, parayı alan kullanırsa aldığı bedelin iki katını iade etmekle yükümlüdür. Ancak sözleşme ifa edilirse, cayma parası iade edilir veya borçtan düşülür.

Neden Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Cayma parası; uygulamada kapora (bağlanma parası) ile en çok karıştırılan hukuki kurumlardan biridir ve bu karışıklık, taraflar açısından iade edilemeyen bedeller, iki kat ödeme yükümlülüğü veya hak kaybı gibi ciddi sonuçlar doğurabilir. Sözleşmede yer alan tek bir kelime, ödemenin cayma parası mı yoksa kapora mı sayılacağını belirleyebilir. Bu nedenle, özellikle taşınmaz ve araç satışları, tüketici sözleşmeleri, emlakçı (simsarlık) sözleşmeleri ve tacirler arası ticari ilişkilerde; Yargıtay içtihatlarına uygun, açık ve ispatı mümkün sözleşme metinlerinin hazırlanması büyük önem taşır. Aksi hâlde, şekil şartına aykırılık, fer’i hakların geçersizliği veya yanlış nitelendirme nedeniyle taraflar beklemedikleri mali yüklerle karşılaşabilir.

İstanbul Anadolu Yakası’nda Tuzla, Kartal, Pendik ve Maltepe başta olmak üzere cayma parası, kapora ve sözleşmeden dönme kaynaklı uyuşmazlıklarda 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, Yargıtay uygulamasına dayalı önleyici hukuki danışmanlık, sözleşme hazırlama ve revizyon, uzlaşma yönetimi ve etkin dava takibi hizmetleri sunmaktadır. Sözleşme aşamasında alınacak profesyonel hukuki destek; sonradan doğabilecek ihtilafları azaltır, maddi kayıpları önler ve hakların en güçlü şekilde korunmasını sağlar.

Read More

Evde bulunan uyuşturucudan tüm aile sorumlu olur mu?

Giriş 

Bu çalışma, bir ikamette ele geçirilen uyuşturucu maddelerden dolayı aynı evde yaşayan aile fertlerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin yargı kararlarının analizini içermektedir. Yargı mercileri, uyuşturucu maddelerin evde bulunması durumunda “tüm ailenin” otomatik olarak sorumlu tutulup tutulmayacağını, ceza hukukunun şahsiliği ve somut delil ilkeleri çerçevesinde değerlendirmektedir.

1. Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği ve Somut Delil Şartı 

Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri kararlarında ortak vurgu, uyuşturucu maddenin bir evde ele geçirilmiş olmasının, o evde yaşayan herkesin suçtan sorumlu tutulması için yeterli olmadığıdır. Ceza sorumluluğu için sanığın uyuşturucu maddeyle ilgisini gösteren, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil aranmaktadır.

Bireysel Sorumluluk: Yargıtay 20. Ceza Dairesi (2015/16295 E.K), evde uyuşturucuyla yakalanan bir sanık hakkında, uyuşturucuyla ilgisini gösteren kesin delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Benzer şekilde, Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2014/9507 E.), sanığın evinde ele geçen maddeyle ilgili diğer aile üyelerinin soyut beyanları dışında delil yoksa beraat kararı verilmesini onamıştır.

Mekânsal Yakınlık Yetersizliği: Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2023/12514 E.), sanığın sırf uyuşturucu bulunan evde olmasının tek başına mahkûmiyete yeterli delil kabul edilemeyeceğine hükmetmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi (2015/1198 E.) de aynı evde ikamet etmenin, diğer sanıkların eylemlerine iştirak edildiğini kanıtlamayacağını vurgulamıştır.

2. “Hayatın Olağan Akışı” Argümanı ve Mahkemelerin Yaklaşımı 

Bazı ilk derece mahkemeleri, evde bulunan yüklü miktardaki uyuşturucudan aile fertlerinin haberdar olmamasının “hayatın olağan akışına aykırı” olduğu gerekçesiyle mahkûmiyet kararı verse de, üst mahkemeler bu yaklaşımı genellikle “tahmin ve yoruma dayalı” bularak bozmaktadır.

Bozma Gerekçeleri: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi (2017/1160 E.), babasıyla aynı evde yaşayan oğulun, evdeki uyuşturucudan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu yönündeki yerel mahkeme gerekçesini reddederek, somut delil yokluğunda beraat kararı vermiştir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2023/2699 E.) de benzer bir olayda, aynı evde kalmanın uyuşturucuyla ilgi kurmak için yeterli olmadığını belirtmiştir.

İstisnai Durumlar: Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2022/848 E.) bir kararında; eş ve çocukların uyuşturucuyu birlikte temin ettikleri, evde hassas terazi bulunduğu ve geçimlerini bu işten sağladıkları anlaşıldığında, ailenin iştirak halinde suç işlediğini kabul ederek mahkûmiyet hükmünü onamıştır.

3. Aile Fertlerinin Konumu ve Delil Değerlendirmesi 

Mahkemeler; parmak izi, iletişim kayıtları (HTS), tanık beyanları ve uyuşturucunun saklandığı yer gibi unsurları her aile ferdi için ayrı ayrı değerlendirmektedir.

Parmak İzi ve Aidiyet: Yargıtay 8. Ceza Dairesi (2024/2906 E.), uyuşturucu bulunan kavanozda parmak izi çıkan aile üyesini sorumlu tutarken, irtibatı tespit edilemeyen suça sürüklenen çocuk hakkında beraat kararı vermiştir. Ancak başka bir kararda (2024/18095 E.), evdeki kaplar üzerinde parmak izi çıkmasının, birlikte yaşayan üvey kızın suça iştirak ettiğini kanıtlamaya tek başına yetmeyeceği belirtilmiştir.

Eşlerin Durumu: Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2021/17131 E.), evde yüklü miktarda uyuşturucu bulunmasına rağmen, eşin bu maddelerle ilgisi olduğuna dair yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle uyuşturucu ticareti suçundan beraat etmesi gerektiğini savunmuştur. Ankara BAM 18. Ceza Dairesi (2019/2325 E.) ise evde bulunan uyuşturucudan dolayı eşi değil, sadece uyuşturucuyu kullandığını kabul eden sanığı sorumlu tutmuştur.

4. Suç Delillerini Yok Etme veya Gizleme (TCK 281) Ayrımı 

Evde uyuşturucu bulunması durumunda, aile fertlerinin uyuşturucuyu yok etmeye veya saklamaya çalışması her zaman “uyuşturucu ticareti” suçuna iştirak olarak kabul edilmemektedir.

Nitelik Değişimi: Yargıtay Ceza Genel Kurulu (2017/511 E.), evdeki uyuşturucuyu sobaya atarak veya banyoya dökerek yok etmeye çalışan kayınpeder ve gelinin eyleminin “uyuşturucu ticareti” değil, TCK 281 kapsamında “suç delillerini yok etme” suçunu oluşturabileceğine hükmetmiştir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2021/17131 E.) de polisin gelmesi üzerine kendisine verilen uyuşturucuyu saklayan eşin eylemini aynı kapsamda değerlendirmiştir.

5. İkincil Kaynaklar ve Ek Bağlam 

İkincil kaynak niteliğindeki kararlar, evde uyuşturucu bulunması durumunda sorumluluğun sınırlarına dair ek bağlam sunmaktadır:

Mekânsal Birliktelik: Yargıtay 20. Ceza Dairesi (2015/221 E.), sanıkların sadece aynı yerde bulunduklarını gösteren HTS kayıtlarının mahkûmiyet için yeterli olmadığını, uyuşturucuyla somut bir bağ kurulması gerektiğini vurgulamıştır.

Ev Sorumluluğu: Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2019/6001 E.), sorumluluğunda bulunan evde uyuşturucu ele geçirilen sanığın, maddelerden haberdar olduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Misafir ve Diğer Kişiler: Yargıtay 10. Ceza Dairesi (2019/4084 E.), sanığa ait olmayan ve içinde dört kişinin daha bulunduğu bir evde ele geçen uyuşturucuyu sanığın üstlenmesi durumunda, diğer kişilerin sorumluluğunun ayrıca incelenmesi gerektiğine işaret etmiştir.

Menfaat Çatışması: Yargıtay 8. Ceza Dairesi (2024/2209 E.), aynı evde yaşayan baba ve oğulun birbirini suçlayan savunmalar yapması durumunda aralarında menfaat çatışması oluşacağını ve ayrı müdafilerle temsil edilmeleri gerektiğini belirtmiştir.

Sonuç Yargı kararları uyarınca, evde uyuşturucu bulunması durumunda tüm aile fertlerinin otomatik olarak sorumlu tutulması söz konusu değildir. Her bir aile ferdi için; uyuşturucu maddeyle doğrudan bağını gösteren somut deliller (parmak izi, ikrar, iştirak iradesi vb.) aranmaktadır. Sadece aynı evde ikamet etmek veya uyuşturucunun varlığından haberdar olmak, uyuşturucu ticareti suçundan mahkûmiyet için yeterli görülmemekte; delil yetersizliği durumunda “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği beraat kararları verilmektedir. Ancak aile fertlerinin uyuşturucuyu saklama veya yok etme yönündeki aktif çabaları, uyuşturucu ticareti yerine “suç delillerini gizleme” suçundan sorumluluk doğurabilmektedir. Bir yazı önerisi.

Evde uyuşturucu bulunursa aynı evde yaşayan herkes tutuklanır mı?

Hayır. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına göre, aynı evde yaşamak tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz. Uyuşturucu maddeyle her bir kişi arasında somut, kesin ve kişisel delil bulunması gerekir. Parmak izi, ikrar, iletişim kayıtları (HTS), fiili hâkimiyet veya iştirak iradesi ortaya konulmadıkça, yalnızca evde bulunmak veya akraba olmak nedeniyle mahkûmiyet kararı verilemez. Delil yoksa “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uygulanır.

Eşim ya da çocuğum uyuşturucu ticareti yapıyorsa ben de sorumlu olur muyum?

Hayır, otomatik olarak sorumlu olunmaz. Ceza hukukunda sorumluluk şahsidir. Eşin veya çocuğun uyuşturucu ticareti yaptığı iddiası, diğer aile fertleri açısından ayrı ayrı ve somut delillerle ispatlanmalıdır. Yargıtay uygulamasında; eş veya çocuk hakkında, uyuşturucu maddeyle bilinçli bağlantı kurulamadığı durumlarda beraat kararları verilmektedir. Sadece aynı evde yaşamak veya akrabalık bağı, iştirak için yeterli kabul edilmemektedir.

Evde bulunan uyuşturucuyu saklamak veya yok etmek hangi suçu oluşturur?

Bu durum her zaman uyuşturucu ticareti suçuna iştirak anlamına gelmez. Yargıtay içtihatlarına göre; aile fertlerinin uyuşturucuyu sobaya atması, banyoya dökmesi veya geçici olarak saklaması, olayın koşullarına göre TCK 281 – suç delillerini yok etme veya gizleme suçunu oluşturabilir. Bu ayrım son derece önemlidir; çünkü TCK 281 kapsamındaki suçun cezası, uyuşturucu ticareti suçuna göre çok daha hafiftir. Yanlış nitelendirme yapılması, ağır ve orantısız cezalarla karşılaşılmasına neden olabilir.

Neden Uzman Ceza Avukatı Desteği Gerekir?

Evde uyuşturucu bulunmasına ilişkin dosyalar, ilk bakışta “basit” gibi görünse de uygulamada en fazla hatalı mahkûmiyet riskinin bulunduğu ceza dosyaları arasındadır. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında görüldüğü üzere, aynı evde yaşamak, akrabalık bağı veya mekânsal yakınlık, tek başına ceza sorumluluğu doğurmamakta; ancak bu ayrımların doğru şekilde ortaya konulmaması halinde ağır sonuçlar doğabilmektedir.

Bu nedenle, sürecin başından itibaren uzman bir ceza avukatı tarafından yürütülmesi hayati önemdedir.

Neden Avukat Desteği Olmadan Risklidir?

Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi, uygulamada çoğu zaman göz ardı edilmekte; kolluk ve ilk derece mahkemeleri “hayatın olağan akışı” gibi soyut gerekçelerle tüm aile fertlerini sanık haline getirebilmektedir.

Parmak izi, HTS, ikrar, tanık beyanı gibi delillerin hukuka uygunluğu ve kişiye aidiyeti, teknik ve hukuki bilgi olmaksızın etkili şekilde tartışılamamaktadır.

Uyuşturucu ticareti (TCK 188) ile suç delillerini gizleme/yok etme (TCK 281) arasındaki ayrım doğru kurulmadığında, çok daha ağır cezalarla karşılaşılması söz konusu olabilmektedir.

Aynı evde yaşayan aile fertleri arasında menfaat çatışması doğması halinde, ayrı savunma stratejileri geliştirilmediği takdirde savunma hakkı zedelenmektedir.

Uzman Ceza Avukatı Ne Sağlar?

Her aile ferdi bakımından ayrı ayrı delil analizi yapılmasını sağlar

“Hayatın olağan akışı” gerekçesine dayalı varsayımsal mahkûmiyetlerin önüne geçer

Yargıtay ve BAM içtihatlarına dayalı beraat odaklı savunma stratejisi kurar

Gerektiğinde suç vasfının TCK 281’e dönüştürülmesini sağlar

Hukuka aykırı delillerin dosyadan çıkarılmasını talep eder

İstanbul – Tuzla – Kartal – Pendik, Gebze, Çayırova Bölgesinde Uzman Destek

Uyuşturucu suçları, teknik delil değerlendirmesi ve güçlü içtihat bilgisi gerektiren özel uzmanlık alanıdır. Bu tür dosyalarda, ceza hukuku alanında yoğun tecrübeye sahip bir avukatla çalışmak, çoğu zaman özgürlük ile mahkûmiyet arasındaki farkı belirler.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu, uyuşturucu suçları ve aile fertlerinin ceza sorumluluğu konusunda;
İstanbul, Tuzla, Kartal ve Çayırova bölgelerinde etkin savunma hizmeti sunmaktadır. Erken hukuki müdahale, telafisi mümkün olmayan sonuçların önüne geçer. Uyuşturucu dosyalarında “herkes sorumlu” anlayışına karşı, hukuka ve somut delile dayalı savunma için mutlaka uzman avukat desteği alınmalıdır.

Read More

İnternetten Yasa Dışı Bahis Suçu Nedir? Yer Sağlayıcıların Sorumluluğu, Delil Şartları ve Yargıtay Uygulaması

1. Genel Hukuki Çerçeve ve Suçun Tanımı 

7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamında, spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli ve müşterek bahis veya şans oyunlarını hukuka aykırı olarak oynatmak, oynanmasına yer veya imkân sağlamak suç olarak düzenlenmiştir. Yargıtay kararları uyarınca, bu suçun oluşabilmesi için failin başkalarına bahis oynama imkânı sunması gerekmekte olup, sadece yurt dışı bağlantılı bahis sitelerine girilmesi suçun oluşumu için yeterli görülmemektedir (Yargıtay 19. CD, 2016/4701 E., 2017/2142 K.). Suçun maddi unsuru, spor müsabakalarına dayalı bahis oyunlarını oynatmak veya buna yer/imkân sağlamak olarak tanımlanmış; özellikle internet yoluyla yurt dışı kaynaklı bahislerin Türkiye’den oynanmasına imkân sağlanması nitelikli bir hal olarak kabul edilmiştir (Yargıtay 7. CD, 2021/15525 E., 2021/10533 K.).

2. Yer ve Servis Sağlayıcıların Sorumluluğu 

Spor müsabakalarına dayalı yasa dışı bahis suçları; fiziksel ortamlarda işlenebileceği gibi telefon, bilgisayar veya internet ortamındaki yer sağlayıcılar vasıtasıyla da gerçekleştirilebilir. Bu noktada, servis sağlayıcıların cezai sorumluluğu “suç işleme kastı” ve “somut suça iştirak” unsurlarına bağlanmıştır. Servis sağlayıcının suç işleme kastına sahip olmadığı ve somut suça iştirak etmediği durumlarda, sırf servis sağlayıcılığı faaliyeti nedeniyle ceza sorumluluğuna tabi tutulması mümkün değildir. Kanunun verdiği yetkiye dayalı olarak internet üzerinden bahis oynatılması ise suç teşkil etmemektedir.

3. İspat Koşulları ve Bilirkişi İncelemesinin Önemi 

Yargıtay içtihatları, internet üzerinden bahis oynatma suçunun sübutu için teknik incelemeyi zorunlu kılmaktadır. Bu kapsamda:

Erişim Yoğunluğu ve Mahiyeti: Bilgisayar sabit diskleri ve dijital materyaller üzerinde uzman bilirkişi incelemesi yaptırılarak; bahis sitelerine erişim yoğunluğu, erişim tarihleri, kupon oluşturulup oluşturulmadığı ve bakiye durumu tespit edilmelidir (Yargıtay 19. CD, 2019/30876 E., 2019/11115 K.).

Yurt Dışı Kaynaklılık Tespiti: Sanığın eyleminin 7258 sayılı Kanun’un 5/1-b maddesi (yurt dışı kaynaklı bahis) kapsamında değerlendirilebilmesi için, erişim sağlanan sitelerin yurt dışı kaynaklı olduğunun tereddütsüz belirlenmesi gerekir (Yargıtay 7. CD, 2022/6829 E., 2022/14266 K.)K.

Bireysel Kullanım Ayrımı: Sanığın sadece kendi adına bahis oynayıp oynamadığı veya başkalarına aracılık edip etmediği (bireysel kullanıcı vs. yasa dışı bahis oynatıcısı ayrımı) teknik verilerle ortaya konulmalıdır (Yargıtay 19. CD, 2016/4701 E.). Sadece yasal sitelere erişim sağlanması veya erişimlerin sayıca yetersiz olması mahkûmiyet için yeterli delil kabul edilmemektedir (Yargıtay 19. CD, 2019/768 E., 2019/5165 K.).

4. İştirak ve Aracılık Faaliyetleri 

Suça iştirak bakımından, iş yeri çalışanlarının veya yer sağlayıcı konumundaki kişilerin somut suça katıldıklarına dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmalıdır. Somut iştirak delili bulunmayan çalışanlar hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği vurgulanmıştır (Yargıtay 19. CD, 2020/4079 E., 2021/3378 K.). Öte yandan, banka hesapları üzerinden yapılan yoğun para transferleri ve bu paraların yasal bahis sitelerine aktarılması, hayatın olağan akışına aykırı bulunarak “aracılık etme” suçu kapsamında değerlendirilebilmektedir (Yargıtay 8. CD, 2021/18703 E., 2023/7850 K.).

5. İkincil Kaynaklar ve İdari Yaptırımlar

 İkincil bilgi sağlayan kaynaklar ve idari yargı kararları çerçevesinde şu hususlar tespit edilmiştir:

İdari Yaptırımlar: Danıştay kararlarına göre, iş yerinde internet üzerinden yasa dışı bahis oynatıldığının bilirkişi raporu veya kolluk tespitiyle sabit olması durumunda, 7258 sayılı Kanun uyarınca iş yerinin kapatılması ve ruhsat iptali gibi idari yaptırımlar uygulanabilmektedir (Danıştay 10. Daire, 2023/6062 E.; Danıştay 2. Daire, 2021/4720 E.). Ancak bu tür kapatma işlemlerine karşı açılan davalarda görevli yargı yerinin adli yargı (Sulh Ceza Hakimliği) olduğu belirtilmiştir (Danıştay 10. Daire, 2023/6142 E.).

Medya ve Yayın Sorumluluğu: RTÜK kararlarında, spor müsabakaları yayınları sırasında sanal reklam teknikleriyle yasa dışı bahis sitelerinin reklamlarının yapılmasının, izleyiciyi illegal bahse teşvik ettiği ve kumar oynamaya özendirdiği kabul edilmektedir. Bu kapsamda medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara, yayına müdahale etme yükümlülükleri nedeniyle idari para cezası ve program durdurma yaptırımları uygulanmaktadır (RTÜK, 09.08.2023 tarihli 27 sayılı karar; 27.11.2024 tarihli 28 sayılı karar).

Kurumsal Zarar ve Katılma: Spor Toto Teşkilat Başkanlığı’nın (STTB) bu suçlardan doğrudan zarar görüp görmediği hususunda yargı kararlarında farklı görüşler mevcuttur; bazı kararlarda STTB’nin davaya katılma ve temyiz yetkisi bulunmadığı belirtilirken, karşı oylarda STTB’nin tek denetleyici kurum olarak suçtan zarar gördüğü savunulmaktadır (Yargıtay 19. CD, 2015/6432 E.).

Sonuç: Yargı kararları, internet üzerinden bahis oynatma ve imkân sağlama suçlarında teknik delillerin (IP adresleri, erişim yoğunluğu, site menşei) bilirkişi marifetiyle eksiksiz tespitini şart koşmaktadır. Servis sağlayıcılar bakımından sorumluluk ancak suç kastı ve iştirakin ispatı ile mümkündür; yasal yetkiye dayalı faaliyetler ise suç kapsamı dışında tutulmaktadır.

Yurt dışı bahis sitelerine girmek tek başına suç mudur?

Hayır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, yalnızca yurt dışı bağlantılı bahis sitelerine erişim sağlanması, 7258 sayılı Kanun kapsamında “bahis oynatma” veya “imkân sağlama” suçunun oluşması için yeterli değildir. Suçun oluşabilmesi için, failin başkalarına bahis oynama imkânı sunması, aracılık etmesi veya bu faaliyeti organize etmesi gerekmektedir. Nitekim Yargıtay 19. Ceza Dairesi, bireysel kullanım niteliğindeki erişimlerin mahkûmiyet için yeterli delil sayılamayacağını açıkça belirtmektedir.

İnternet kafe, iş yeri veya servis sağlayıcılar yasa dışı bahisten ne zaman sorumlu olur?

Servis sağlayıcıların veya iş yeri sahiplerinin cezai sorumluluğu, suç kastı ve somut iştirak şartına bağlıdır.
Sadece internet erişimi sağlamak, bilgisayar bulundurmak veya teknik altyapı sunmak tek başına suç oluşturmaz. Ancak; bahis oynandığını bilerek ve isteyerek bu faaliyete yer sağlanması, aracılık edilmesi ya da maddi menfaat elde edilmesi halinde cezai sorumluluk doğabilir. Bu husus, Yargıtay 19. Ceza Dairesi kararlarında istikrarlı şekilde vurgulanmaktadır.

Yasa dışı bahis dosyalarında bilirkişi raporu olmadan ceza verilebilir mi?

Hayır. Yargıtay içtihatları uyarınca, internet üzerinden bahis oynatma veya imkân sağlama suçlarında bilirkişi incelemesi zorunludur. IP kayıtları, erişim yoğunluğu, site menşei, kupon oluşturulup oluşturulmadığı ve finansal hareketler teknik olarak incelenmeden verilen mahkûmiyet kararları eksik soruşturma sayılmakta ve bozulmaktadır. Bilirkişi raporu olmadan verilen cezalar, savunma hakkının ihlali niteliğindedir.

NEDEN UZMAN AVUKAT DESTEĞİ GEREKLİ?

7258 sayılı Kanun kapsamında yürütülen yasa dışı bahis soruşturmaları, sıradan ceza dosyaları değildir. Bu dosyalar;

Dijital delillere dayanır

Teknik bilirkişi incelemesi gerektirir

IP, log, banka hareketleri ve site altyapısı gibi uzmanlık gerektiren alanlar içerir

Yanlış veya eksik bir savunma stratejisi; Bireysel kullanıcıyken “bahis oynatıcı” gibi değerlendirilmeye, Servis sağlayıcıyken “fail” sıfatıyla cezalandırılmaya yol açabilmektedir.

Bu nedenle, özellikle İstanbul, Tuzla ve Anadolu Yakası’nda yürütülen yasa dışı bahis soruşturmalarında;

Dijital delil analizine hâkim

Yargıtay ve BAM içtihatlarını yakından takip eden

Bilirkişi raporlarına etkin şekilde itiraz edebilen

uzman bir ceza avukatıyla çalışmak hayati önemdedir.

İstanbul – Tuzla – Anadolu Yakası’nda Yasa Dışı Bahis Davalarında Hukuki Destek

İstanbul Anadolu Adliyesi başta olmak üzere Tuzla, Kartal, Pendik, Maltepe ve çevre ilçelerde görülen yasa dışı bahis dosyalarında, savunmanın ilk aşamadan doğru kurulması sonucu doğrudan etkilemektedir.

Bu alanda, ceza hukuku ve dijital delil temelli dosyalarda yoğun tecrübeye sahip olan 2M Hukuk Avukatlık Ofisi, yasa dışı bahis suçlarına ilişkin:

Soruşturma aşaması savunması

Bilirkişi raporlarına itiraz

İstinaf ve temyiz başvuruları

İdari yaptırımlara (iş yeri kapatma, ruhsat iptali) karşı hukuki süreçler

konularında etkin ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır.

Read More