Uyuşturucu suçunda telefon incelemesi ve mesajlar delil sayılır mı?

1. Uyuşturucu suçu : Genel Hukuki Çerçeve ve CMK 134. Madde Gerekliliği 

Yargıtay kararları uyarınca, uyuşturucu madde ticareti suçunda şüphelinin cep telefonunun incelenmesi ve içerisindeki mesajların (WhatsApp, SMS vb.) delil olarak kabul edilebilmesi için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 134. maddesindeki usullere uyulması zorunludur. Bu kapsamda, bir cep telefonunun incelenip verilerin kayıt altına alınabilmesi için mutlaka bir hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri bulunmalıdır. Savcı emriyle yapılan incelemelerin de yirmi dört saat içinde hâkim onayına sunulması gerekmektedir (Yargıtay 10. CD-2022/10246, 2023/15758K).

2. Rıza ile Yapılan İncelemelerin Hukuki Niteliği 

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, sanığın rızası bulunsa dahi, hâkim kararı veya savcılık emri olmaksızın kolluk tarafından yapılan telefon incelemeleri hukuka aykırı delil niteliğindedir. Sanığın telefonunu kendi rızasıyla teslim etmesi veya şifresini vermesi, CMK 134. maddedeki usulü ikame etmez. Bu şekilde elde edilen mesajlar ve bu mesajlara dayanılarak ulaşılan tanık beyanları “hukuka aykırı yolla elde edilen delil” olarak kabul edilmekte ve hükme esas alınamamaktadır (Yargıtay 10. CD-2023/15758, 2020/12500K, 2022/15892K). Ancak bazı kararlarda, sanığın rızasıyla yapılan incelemelerin hukuki delil sayılabileceğine dair değişik gerekçeler sunulmuş olsa da, genel eğilim bu delillerin hükme esas alınamayacağı yönündedir (Yargıtay 10. CD-2020/12500).

3. Mesajların ve HTS Kayıtlarının Delil Değeri 

Usulüne uygun olarak elde edilen telefon inceleme tutanakları, WhatsApp yazışmaları, SMS kayıtları ve HTS (iletişim trafiği) verileri, uyuşturucu suçlarında suçun sübutu için önemli birer delil olarak kabul edilmektedir:

Suçun İspatı: Sanıklar arasındaki uyuşturucu madde teminine, pazarlığına veya teslimatına ilişkin mesaj içerikleri, suçun vasfının belirlenmesinde ve mahkûmiyet hükmünde temel dayanaklardan biri olarak değerlendirilmektedir (Yargıtay 8. CD-2024/1931, 2024/2263, 2024/4705).

HTS ve Baz Bilgileri: Sanıkların birbirleriyle olan irtibatlarını ve olay anında aynı bölgede olduklarını gösteren HTS kayıtları ile baz istasyonu sinyalleri, diğer maddi delillerle desteklendiğinde suçun sabit görülmesini sağlamaktadır (Yargıtay 10. CD-2023/633K, 2024/1412K).

İletişimin Tespiti (CMK 135): Hâkim kararıyla yapılan telefon dinlemeleri (tapeler) ve SMS tespitleri, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay tarafından haberleşme hürriyetine yönelik meşru bir müdahale ve hukuka uygun delil olarak kabul edilmektedir (AYM-3/2/2016, Yargıtay 8. CD-2024/821).

4. Delillerin Doğrulanması ve Teknik İnceleme 

Telefon kayıtlarının delil olarak kullanılabilmesi için bazı teknik şartların yerine getirilmesi gerekmektedir:

Ses Analizi: Sanığın telefon görüşmelerindeki sesin kendisine ait olmadığını iddia etmesi durumunda, ses örnekleri alınarak Adli Tıp Kurumu veya uzman kuruluşlarca ses analizi yapılması zorunludur (Yargıtay 10. CD-2023/3928K, 2018/783

Bilirkişi Raporu: Mesajların ve telefon içeriklerinin tespiti için uzman bilirkişi raporu alınması, savunmaların bu kayıtlarla karşılaştırılması gerekmektedir (Yargıtay 10. CD-2020/2435).

Maddi Delillerle Desteklenme: Salt mesaj kayıtları veya telefon görüşmeleri, özellikle içerikleri muğlaksa veya maddi bulgularla (ele geçen uyuşturucu madde, hassas terazi vb.) desteklenmiyorsa mahkûmiyet için tek başına yeterli görülmeyebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu-2020/415, Sakarya BAM-2019/2440).

5. Mahkûmiyet ve Beraat Kriterleri

Beraat Gerekçesi: Mesajların eski tarihli olması, uyuşturucu madde ticaretine dair somut ve kesin ifadeler içermemesi veya hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi durumunda beraat kararı verilmektedir (Sakarya BAM-2019/2440, Yargıtay 8. CD-2024/2686).

Mahkûmiyet Gerekçesi: Mesaj içeriklerinin hayatın olağan akışına aykırı olması (örneğin gece geç saatte yapılan ve ticaretle ilişkilendirilen şifreli konuşmalar), uyuşturucu yakalanmasıyla örtüşmesi ve tanık beyanlarıyla desteklenmesi durumunda mahkûmiyet kararı onanmaktadır (Yargıtay 8. CD-2024/3047, 2024/4180).

6. İkincil Kaynak Değerlendirmesi

 İkincil kaynak olarak sunulan Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2022/13796 sayılı kararında, iletişim tespit tutanaklarının sanıklar arasındaki fikir ve eylem birliğini kanıtlamak için kullanıldığı, ancak sanığın reddettiği görüşmeler için ses analizi yapılmamasının eksik araştırma sayıldığı vurgulanmıştır. Bu kaynak, telefon kayıtlarının genel kabul gördüğünü ancak teknik doğrulamanın zorunlu olduğunu teyit etmektedir.

Sonuç olarak; uyuşturucu suçlarında telefon incelemesi ve mesajlar, CMK 134. maddeye uygun bir hâkim kararı veya savcı emriyle elde edilmiş olmaları kaydıyla delil sayılır. Hukuka uygun elde edilen bu veriler, maddi bulgularla desteklendiği ölçüde hükme esas alınmaktadır.

Uyuşturucu Suçlarında Telefon İncelemesi ve Mesaj Delilleri Neden Uzman Avukat Desteği Gerektirir?

Uyuşturucu madde suçlarında cep telefonu incelemesi, WhatsApp ve SMS mesajlarının delil olarak kullanılması; CMK 134 ve 135 maddelerine sıkı sıkıya bağlı, son derece teknik ve usule duyarlı bir alandır. Hâkim kararı olmaksızın yapılan incelemeler, sanığın rızası bulunsa dahi hukuka aykırı delil sayılabilmekte; bu tür delillere dayanılarak verilen mahkûmiyet kararları Yargıtay tarafından sıklıkla bozulmaktadır.

Uygulamada en sık yapılan hatalar; savcı emrinin hâkim onayına sunulmaması, telefon imajının usulüne uygun alınmaması, mesaj içeriklerinin bilirkişi raporuyla doğrulanmaması ve HTS–baz kayıtlarının maddi delillerle desteklenmemesidir. Bu eksiklikler, sanık aleyhine ağır sonuçlar doğurabildiği gibi, etkin savunma yapılmadığında telafisi güç hak kayıplarına yol açmaktadır.

Özellikle İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Çayırova gibi bölgelerde yürütülen uyuşturucu soruşturmalarında dijital deliller belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle sürecin başından itibaren, telefon incelemesinin hukuka uygunluğu, mesaj içeriklerinin yorumlanması, ses analizi talepleri ve delil yasaklarının ileri sürülmesi uzmanlık gerektirir.

Bu noktada İstanbul Tuzla merkezli 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, uyuşturucu suçlarında telefon incelemesi ve iletişim delillerine ilişkin Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına hâkim yaklaşımıyla; soruşturma ve kovuşturma aşamalarında sanık ve müdafiler açısından etkin, stratejik ve sonuç odaklı hukuki destek sunmaktadır. Usule aykırı delillerin bertaraf edilmesi ve adil yargılanma hakkının korunması açısından uzman ceza avukatı desteği hayati önem taşır.

Read More

Uyuşturucu suçlarında HAGB (hükmün açıklanmasının geri bırakılması) mümkün mü?

Uyuşturucu suçlarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) uygulamasının hukuki imkânı ve şartları.

Uyuşturucu suçlarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) müessesesi, Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) çerçevesinde, özellikle “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçu bakımından özel ve bazı durumlarda zorunlu bir düzenleme olarak yer almaktadır.

1. Kullanmak İçin Uyuşturucu Madde Bulundurma Suçunda (TCK m.191) HAGB

Yargı kararları, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak suçlarında HAGB kararının verilmesinin mümkün olduğunu ve belirli şartlar altında kanuni bir zorunluluk teşkil ettiğini vurgulamaktadır.

Yasal Dayanak ve Zorunluluk: TCK’nın 191/9. maddesi, bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde CMK’nın 231. maddesindeki HAGB hükümlerinin uygulanacağını belirtmektedir. Ayrıca, 6545 sayılı Kanun ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi tedbiri uygulanmayan sanıklar hakkında, CMK 231/6 maddesindeki şartlar aranmaksızın HAGB kararı verilmesi yasal bir zorunluluktur (Yargıtay 10. CD-2022/16211K, 10. CD-2024/4241).

Suç Vasfının Değişmesi Durumunda HAGB: TCK’nın 191/8. maddesi uyarınca; uyuşturucu madde imal ve ticareti (m.188) veya kullanılmasını kolaylaştırma (m.190) suçlarından açılan bir davada, yargılama sonunda eylemin münhasıran “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçunu oluşturduğu anlaşılırsa, sanık hakkında HAGB kararı verilmesi zorunludur (Yargıtay 8. CD-2025/113, 10. CD-2017/5170).

Denetimli Serbestlik ve Tedavi: HAGB kararı ile birlikte sanık hakkında beş yıl süreyle denetim süresi belirlenir. Bu süre zarfında denetimli serbestlik tedbiri uygulanması zorunludur ve mahkeme gerekli görürse sanığın tedaviye tabi tutulmasına da karar verebilir (Yargıtay 10. CD-2021/2104K, 8. CD-2024/12664).

2. Uyuşturucu Madde Ticareti Suçunda (TCK m.188) HAGB

Uyuşturucu madde ticareti suçunda HAGB uygulaması, kullanma suçuna kıyasla çok daha sınırlıdır.

Yargıtay kararlarında, uyuşturucu madde ticareti suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin genellikle onandığı, bu suç tipi için HAGB kararı verilmediği görülmektedir (Yargıtay 20. CD-2019/2545, 20. CD-2016/2034).

Bununla birlikte, bazı ilk derece mahkemelerinin uyuşturucu ticareti suçundan HAGB kararı verdiği, ancak bu kararların itiraz üzerine kaldırıldığı veya usul eksiklikleri nedeniyle bozulduğu örnekler mevcuttur (Yargıtay 20. CD-2017/5102, 10. CD-2020/22712).

3. HAGB Kararı Verilemeyecek Haller ve Kısıtlamalar

Mükerrerlik ve İhlal Durumu: Sanık hakkında daha önce TCK 191/8 uyarınca verilmiş bir HAGB kararı varsa ve bu kararın ihlali nedeniyle mahkûmiyet hükmü kurulmuşsa, sonraki aynı neviden suçlar için yeniden HAGB kararı verilemez (Yargıtay 8. CD-2025/113).

KDAE Kararının Varlığı: Usulüne uygun verilip kesinleşmiş bir Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi (KDAE) kararı varsa, aynı eylem veya süreçle ilgili olarak TCK 191/8 uyarınca HAGB kararı verilemez (Yargıtay 10. CD-2021/2104, 8. CD-2024/13751).

Tedbir İnfazı Sırasında Suç İşlenmesi: Sanık, önceki bir suçtan dolayı verilen tedavi veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında yeni bir uyuşturucu suçu işlemişse, bu durumda HAGB kararı verilemez; davanın düşmesine veya şartları varsa hükmün açıklanmasına karar verilir (Yargıtay 10. CD-2019/9001).

4. HAGB Kararının İhlali ve Hükmün Açıklanması

HAGB kararı verildikten sonra hükmün açıklanabilmesi için sanığın denetim süresi içinde belirli ihlalleri gerçekleştirmesi gerekir. TCK 191/4 uyarınca; sanığın yükümlülüklere uymamakta ısrar etmesi, tekrar uyuşturucu madde satın alması, bulundurması veya kullanması hallerinde hüküm açıklanır. Denetim süresi içinde uyuşturucu suçu dışındaki (örneğin hakaret veya seyirden yasaklılık ihlali gibi) kasıtlı suçların işlenmesi, uyuşturucu suçuna özgü HAGB’nin açıklanması için tek başına yeterli görülmeyebilmektedir (Yargıtay 8. CD-2024/14249, 10. CD-2021/6815).

5. Kanun Yolu

Uyuşturucu suçlarında verilen HAGB kararları, CMK’nın 231/12. maddesi uyarınca temyiz kanun yoluna tabi olmayıp, itiraz kanun yoluna tabidir. Bu nedenle Yargıtay, HAGB kararlarına yönelik temyiz istemlerini incelemeksizin ilgili merciye iade etmektedir (Yargıtay 10. CD-2018/1971, 20. CD-2015/14898K).

Sonuç: Uyuşturucu suçlarında, özellikle “kullanmak için bulundurma” eylemlerinde HAGB kararı verilmesi hem mümkündür hem de ilk kez bu suçu işleyenler veya suç vasfı bu yönde değişenler için yasal bir zorunluluktur. Ancak uyuşturucu ticareti suçunda HAGB uygulaması istisnai olup, genellikle kabul görmemektedir.

Uyuşturucu Suçlarında HAGB Kararlarında Neden Uzman Ceza Avukatı Desteği Şarttır?

Uyuşturucu suçlarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) uygulaması; suçun vasfı, sanığın adli geçmişi, daha önce uygulanmış denetimli serbestlik, KDAE veya tedavi kararları gibi son derece teknik kriterlere bağlıdır. Özellikle TCK m.191 (kullanmak için bulundurma) ile TCK m.188 (uyuşturucu ticareti) ayrımının hatalı yapılması, sanık açısından HAGB zorunluluğunun göz ardı edilmesine ve telafisi güç hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Uygulamada en sık yapılan hatalar; HAGB’nin zorunlu olduğu hâllerde karar verilmemesi, ihlal koşullarının yanlış değerlendirilmesi, denetim süresindeki yükümlülüklerin eksik anlatılması ve kanun yolu (itiraz–temyiz) ayrımının yanlış kullanılmasıdır. Bu hatalar, sanık hakkında doğrudan mahkûmiyet hükmünün açıklanmasına neden olabilmektedir.

Başta İstanbul, Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze ve Anadolu Yakası genelinde uyuşturucu suçlarına ilişkin dosyalarda; güncel Yargıtay Ceza Daireleri içtihatlarına hâkim, uygulamayı yakından takip eden bir ceza avukatıyla hareket edilmesi hayati önem taşır.

Bu kapsamda İstanbul Tuzla merkezli 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, uyuşturucu suçlarında HAGB uygulamaları konusunda;

Suç vasfının doğru belirlenmesi,

HAGB’nin zorunlu olduğu hâllerin etkin şekilde ileri sürülmesi,

Denetimli serbestlik ve ihlal süreçlerinin hukuka uygun yönetilmesi,

İtiraz ve kanun yolu stratejisinin doğru kurulması

konularında uzman ceza hukuku desteği sunarak müvekkillerinin hak kaybı yaşamasını önlemeyi hedeflemektedir.

Read More

TCK 136 Kişisel Verileri Yayma Suçunda Zincirleme Suç Ne Zaman Uygulanır? Yargıtay Uygulaması

1. Kişisel Verileri Yayma Suçunda Zincirleme Suçun Genel Esasları

TCK 136 Kişisel Verileri Yayma Suçunda Zincirleme Suç Ne Zaman Uygulanır? Yargıtay Uygulaması. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve ilgili ceza dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, TCK’nın 136. maddesindeki suç zincirleme şekilde işlenmeye müsaittir. Bu kapsamda iki temel uygulama öne çıkmaktadır:

TCK m. 43/1 (Aynı Mağdura Karşı Farklı Zamanlarda): Aynı suç işleme kararı kapsamında, aynı kişiye ait kişisel verilerin değişik zamanlarda başkalarına verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi durumunda uygulanır. Verilerin aynı nitelikte olması şart değildir. Örneğin; bir kişinin önce fotoğrafının, daha sonra kimlik bilgilerinin paylaşılması durumunda zincirleme suç hükümleri uyarınca tek ceza artırılarak verilir (YCGK-2019/258K).

TCK m. 43/2 (Tek Fiille Birden Fazla Mağdura Karşı): Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda “aynı neviden fikri içtima” hükümleri uyarınca zincirleme suç artırımı yapılır.

2. TCK m. 43/1 Kapsamında Uygulama Örnekleri (Aynı Mağdur)

Yargı kararlarında, aynı mağdura yönelik eylemlerin hangi durumlarda teselsül kapsamında değerlendirildiği şu örneklerle somutlaştırılmıştır:

Farklı Mecralarda Paylaşım: Sanığın aynı mağdura ait fotoğrafı hem bir dergide, hem bir gazetede hem de internet sitesinde yayınlaması durumunda TCK 43/1 uyarınca cezada artırım yapılması gerektiği belirtilmiştir (Yargıtay 4. CD-2011/11771).

Farklı Zamanlarda Paylaşım: Mağdurun rızası dışındaki görüntülerini farklı zamanlarda kendi sosyal medya hesabı üzerinden yayınlayan sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanarak mahkumiyet kararı verilmiştir (Yargıtay 12. CD-2020/1619). Benzer şekilde, mağdurun fotoğrafını ve telefon numarasını içeren kağıt parçalarını dağıtmak ve aynı bilgileri internette yayınlamak eylemleri de zincirleme suç kabul edilmiştir (Yargıtay 12. CD-2015/10835).

Birden Fazla Dilekçe ile Veri Paylaşımı: Sanığın iki ayrı tarihte (03.09.2012 ve 01.11.2012) verdiği dilekçelerde aynı mağdurun T.C. kimlik numarası ve ad-soyad bilgilerine yer vermesi zincirleme suç koşullarını oluşturmaktadır (Yargıtay 12. CD-2015/9422).

3. TCK m. 43/2 Kapsamında Uygulama Örnekleri (Birden Fazla Mağdur)

Tek bir fiil ile birden fazla kişinin verisinin ihlal edildiği durumlarda mahkemeler şu kriterleri esas almaktadır:

Tek Paylaşımda Birden Fazla Kişi: Sanığın, katılanların birlikte çekilmiş fotoğrafını kendi sosyal medya hesabından paylaşması eylemi, tek hareketle birden fazla kişiye karşı gerçekleştirildiği için TCK 43/2 kapsamında değerlendirilmiştir (Yargıtay 12. CD-2023/3439.

Veri Tabanı ve Toplu Kayıtlar: Birçok şahsa ait kredi kartı bilgileri, mail adresleri ve doğum tarihlerinin tek bir eylemle ele geçirilip flash diske kaydedilmesi durumunda, her mağdur için ayrı suç değil, TCK 43/2 uyarınca zincirleme suç hükmü uygulanmalıdır (Bursa BAM 8. CD-2018/1643).

ATM Kopyalama İşlemleri: Aynı ATM cihazına takılan kopyalama düzeneği ile birden fazla mağdurun kart bilgilerinin ele geçirilmesi eylemi, TCK 43/2 yollamasıyla 43/1 uyarınca cezalandırılmayı gerektirir (Yargıtay 8. CD-2020/18328

Kurumsal Verilerin Satılması: Bir telekomünikasyon çalışanı tarafından birden fazla müşteriye ait verilerin tek bir fiille üçüncü bir şahsa satılması durumunda zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır (Yargıtay 12. CD-2017/1636).

4. Teselsülün Uygulanamadığı ve Ayrı Suç Sayılan Haller

Yargıtay, bazı durumlarda eylemlerin hukuki anlamda tek bir fiil olmadığını veya zincirleme suç koşullarının oluşmadığını belirterek her mağdur için ayrı ceza verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır:

Verilerin Farklı Zamanlarda Ele Geçirilmesi: Sanığın farklı kişilere ait kişisel verileri aynı anda ele geçirdiğine dair delil bulunmadığı durumlarda, bu verilerin farklı zamanlarda ele geçirildiği kabul edilerek her mağdur yönünden “ayrı ayrı” suç oluştuğu kabul edilmektedir (YCGK-2019/258).

Mağdur Sayısınca Mahkumiyet Gereği: Sanığın mağdurun adını taşıyan sahte hesap açıp mağdurun resimlerini ve babasının telefon numarasını farklı zamanlarda yayınlaması eyleminde, mağdur sayısınca iki ayrı mahkumiyet kurulması gerektiği, tek bir zincirleme suç hükmünün yetersiz kalacağı belirtilmiştir (Yargıtay 12. CD-2018/8366).

Temadi Eden Tek Suç: Eylemin aynı kasıt altında kesintisiz devam etmesi ve “değişik zamanlarda” kriterinin oluşmaması durumunda zincirleme suç hükmü uygulanamaz (Yargıtay 8. CD-2019/26399).

5. Usul Kuralları ve İspat Kriterleri

Ek Savunma Hakkı: İddianamede TCK 43. maddesinin uygulanması talep edilmemişse, sanığa CMK 226 uyarınca ek savunma hakkı tanınmadan zincirleme suç artırımı yapılamaz (Yargıtay 12. CD-2019/101).

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi: Suç tarihlerinin net olarak tespit edilemediği ve eylemin farklı zamanlarda mı yoksa tek bir fiille mi işlendiğinin anlaşılamadığı durumlarda, sanık lehine yorum yapılarak TCK 43/2 uyarınca tek bir zincirleme suç hükmü kurulmalıdır (Yargıtay 12. CD-2019/10395).

Sonuç: Kişisel verileri yayma suçunda teselsül hükümleri; eylemin aynı mağdura karşı farklı zamanlarda (TCK 43/1) veya birden fazla mağdura karşı tek bir fiille (TCK 43/2) işlenmesine göre değişkenlik göstermektedir. Yargıtay, özellikle verilerin ele geçirilme anı ve yayılma sürecindeki fiil birliğini titizlikle incelemekte, tereddüt halinde sanık lehine zincirleme suç hükmünü uygulamaktadır.

Kişisel Verileri Yayma Suçunda Neden Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Kişisel verileri hukuka aykırı olarak yayma suçu (TCK m.136), uygulamada en çok zincirleme suç (TCK m.43) tartışmalarının yaşandığı ve ceza miktarını doğrudan etkileyen suç tiplerinden biridir. Özellikle aynı mağdura karşı farklı zamanlarda yapılan paylaşımlar ile tek fiille birden fazla mağdurun etkilendiği durumlar arasındaki ayrım, cezanın artırım oranını ve hatta suç sayısını kökten değiştirebilmektedir.

Bu nedenle kişisel veri ihlallerine ilişkin soruşturma ve davalarda alanında uzman bir ceza avukatıyla çalışmak hayati önem taşır. Zira;

Teselsül hükümlerinin (TCK 43/1 – 43/2) yanlış uygulanması, sanık açısından olması gerekenden çok daha ağır cezalara yol açabilmektedir.

İddianamede TCK 43’e açıkça yer verilmemiş olmasına rağmen mahkemece artırım yapılması, CMK 226 kapsamında savunma hakkı ihlali oluşturur ve bu husus ancak uzman bir avukat tarafından etkili şekilde ileri sürülebilir.

Verilerin ele geçirilme zamanı, yayılma biçimi, fiil birliği ve kastın devamlılığı gibi teknik unsurlar, Yargıtay içtihatları ışığında doğru analiz edilmediği takdirde telafisi güç hak kayıpları doğar.

Özellikle sosyal medya paylaşımları, dilekçeler, kurumsal veri sızıntıları ve dijital materyaller söz konusu olduğunda delillerin hukuka uygunluğu ve ispat standardı titizlikle değerlendirilmelidir.

İstanbul ve Tuzla’da Kişisel Veri Suçlarında Uzman Hukuki Destek

İstanbul başta olmak üzere Tuzla, Pendik, Kartal, Gebze ve Anadolu Yakası genelinde kişisel verilerin hukuka aykırı olarak açıklanması, yayılması ve ele geçirilmesi suçlarına ilişkin ceza davalarında uzman avukat desteği, sürecin doğru yönetilmesi açısından belirleyicidir.

Bu noktada, ceza hukuku ve özellikle kişisel veri suçları alanında tecrübeye sahip 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi içtihatlarına dayalı savunma stratejileriyle hem şüpheli/sanık hem de mağdur/katılan vekilliği kapsamında profesyonel hukuki destek sunmaktadır.

Read More

TCK 136 Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Ele Geçirme Suçu: Unsurları, Yargıtay Bozma Nedenleri ve Güncel İçtihatlar

1. Kişisel Verileri Ele Geçirme, Başkasına Verme veya Yayma Suçunun Tanımı ve Unsurları

Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 136/1. maddesinde düzenlenen “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçu; kişisel verilerin hukuka aykırı olarak bir başkasına verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi şeklinde tanımlanmıştır. Suç, seçimlik hareketli bir yapıya sahip olup bu hareketlerden herhangi birinin gerçekleştirilmesiyle tamamlanır.

A. Maddi Unsurlar ve Suçun Konusu

Kişisel Veri Kavramı: Yargıtay içtihatlarında kişisel veri; gerçek kişiyle ilgili her türlü bilgi olarak kabul edilmektedir. Bu kapsamda; T.C. kimlik numarası, ad-soyad, doğum yeri/tarihi, anne-baba adı gibi nüfus bilgileri; telefon numarası, e-posta adresi, yerleşim yeri, adli sicil kaydı, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, parmak izi, DNA, kan grubu gibi biyolojik örnekler; cinsel ve ahlaki eğilim, sağlık bilgileri, etnik köken, siyasi ve dini görüşler kişisel veri niteliğindedir.

Kişisel Verinin Korunma Şartı: Suçun oluşabilmesi için verilerin “kaydedilmiş halde” bulunması ve bu haliyle verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi gerekir. Henüz kaydedilmemiş verilerin öğrenilmesi veya hafızada tutulan bilgilerin açıklanması bu suç kapsamında değil, TCK 134 (Özel hayatın gizliliğini ihlal) kapsamında değerlendirilebilir.

Seçimlik Hareketler:

Verme: Veriyi bir başkasına iletmek, eriştirmek.

Yayma: Veriyi birçok kimseye duyurmak, internet veya sosyal medya gibi mecralarda yayınlamak.

Ele Geçirme: Başkasının hakimiyeti altındaki veriyi hukuka aykırı yollarla kendi hakimiyeti altına almak (fiziki olarak belgenin alınması veya dijital olarak başka bir nesneye aktarılması).

B. Manevi Unsur 

Suçun manevi unsuru genel kasttır. Failin, mağdura ait kişisel verileri hukuka aykırı olarak verdiğini, yaydığını veya ele geçirdiğini bilerek ve isteyerek hareket etmesi yeterlidir; özel bir saik aranmaz.

C. Hukuka Aykırılık Unsuru 

Eylemin suç oluşturması için “hukuka aykırı” olması şarttır. İlgilinin rızası, kanun hükmünü yerine getirme veya hakkın kullanılması gibi hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı suçun oluşmasını engeller.


2. Yargılamada En Çok Rastlanan Bozma Nedenleri ve İçtihat Analizi

Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları incelendiğinde, bu suç tipinde en sık karşılaşılan bozma nedenleri şu başlıklar altında toplanmaktadır:

I. Suç Vasfında Yanılgıya Düşülmesi

Yargılamalarda eylemin TCK 136 yerine başka suç tipleri kapsamında kalmasına rağmen hatalı nitelendirme yapılması en yaygın bozma nedenidir.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal (TCK 134) Ayrımı: Kişinin özel hayatına ilişkin görüntü veya seslerin rıza dışı ifşası TCK 134/2 kapsamında kalır ve TCK 136 kapsamında kişisel veri olarak değerlendirilemez. Ayrıca, verilerin kaydedilmeden sadece öğrenilmesi de TCK 134/1 kapsamındadır. (Yargıtay 12. CD-2019/12886K, 2012/25521)

Bilişim Sistemine Girme (TCK 243) Ayrımı: Sanığın sadece bilişim sistemine girip orada kalması, verileri ele geçirme veya yayma kastı ispatlanamadığı sürece TCK 243/1 suçunu oluşturur. (Yargıtay 12. CD-2013/15369K)

Kişisel Verilerin Kaydedilmesi (TCK 135) Ayrımı: Verilerin sadece kaydedilmesi ile bunların başkasına verilmesi/ele geçirilmesi farklı suçlardır. Örneğin, birinin numarasını kendi telefonundan arayarak ele geçirmek TCK 136’dır, TCK 135 değildir. (Yargıtay 8. CD-2020/5899K)

Bilişim Sistemleri Aracılığıyla Hırsızlık (TCK 142/2-e): Kimlik bilgilerinin kullanılarak banka hesabından para aktarılması eylemi TCK 136 değil, bilişim yoluyla hırsızlık suçunu oluşturur. (Bursa BAM 10. CD-2019/434K)

II. “Ele Geçirme” Unsurunun Hatalı Yorumlanması (Salt Okuma/Sorgulama)

Özellikle kamu görevlilerinin (polis, nüfus memuru vb.) yetkileri dahilindeki sistemlerde yaptıkları sorgulamalarla ilgili önemli bir içtihat değişikliği söz konusudur.

Bozma Gerekçesi: Kamu görevlisinin kendisine verilen şifre ile sisteme girip verileri sadece okuması, ancak bunları bir yere kaydetmemesi veya paylaşmaması durumunda “ele geçirme” unsuru oluşmaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve 12. Ceza Dairesi, salt duyu organları ile vakıf olunan (okunan) bilgilerin TCK 136 anlamında ele geçirme sayılamayacağına hükmederek beraat kararları vermektedir. (Yargıtay CGK-2021/384K, 12. CD-2022/7038K)

III. Verinin “Herkes Tarafından Biliniyor Olması” Yanılgısı

Bozma Gerekçesi: Yerel mahkemelerin, mağdurun sosyal medya (Facebook, Instagram) hesaplarında herkese açık paylaştığı fotoğrafların veya bilgilerinin “kişisel veri” vasfını yitirdiği gerekçesiyle verdiği beraat kararları Yargıtay tarafından bozulmaktadır.

İçtihat: Bir verinin herkes tarafından bilinmesi veya kolayca ulaşılabilir olması (örneğin internette olması), o verinin kişisel veri olma özelliğini değiştirmez ve üçüncü kişilere bu veriyi rıza dışı yayma hakkı tanımaz. (Yargıtay 12. CD-2018/8186K, 2022/4834, 2020/1085K)

IV. Zincirleme Suç ve Fikri İçtima Hükümlerinin Uygulanmaması

Zincirleme Suç (TCK 43): Aynı fiil ile birden fazla kişiye ait verilerin ele geçirilmesi veya yayılması durumunda TCK 43/2 uyarınca artırım yapılması gerekirken bu hususun gözetilmemesi bozma nedenidir. (Yargıtay 12. CD-2019/12869)

Fikri İçtima (TCK 44): Tek bir fiil ile hem özel hayatın gizliliğini ihlal hem de kişisel verileri yayma suçu oluşmuşsa, en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulmalıdır. (Yargıtay CGK-2015/708Kaynak)

V. Usulü Hatalar ve Kanun Değişiklikleri

6352 Sayılı Kanun Geçici 1. Madde: Basın ve yayın yoluyla işlenen suçlarda kovuşturmanın ertelenmesi hükümlerinin değerlendirilmemesi. (Yargıtay 12. CD-2013/29366)

İzin Şartı: Noterlik veya kamu göreviyle ilgili eylemlerde gerekli idari izinlerin (Adalet Bakanlığı vb.) alınmadan dava açılması. (Yargıtay 12. CD-2020/1085)

Gerekçe Yetersizliği: Hükmün gerekçesi ile fıkrası arasında çelişki bulunması veya uygulanacak kanun maddesinin (örneğin TCK 136 yerine sehven TCK 141 yazılması) yanlış gösterilmesi. (Yargıtay 12. CD-2013/15369)


Neden TCK 136 Kapsamında Uzman Avukat Desteği Gereklidir?

Kişisel Veri Suçlarında Yargıtay İçtihatlarına Hakim 2M Hukuk Avukatlık Bürosu (Tuzla / İstanbul)

TCK 136 kapsamında düzenlenen kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme, başkasına verme veya yayma suçu, uygulamada son derece teknik ayrımlar ve sürekli değişen Yargıtay içtihatları nedeniyle ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir. Suçun TCK 134, 135, 243 veya 142 gibi diğer suç tipleriyle sıkça karıştırılması, “ele geçirme” unsurunun hatalı yorumlanması, zincirleme suç ve fikri içtima hükümlerinin yanlış uygulanması hem sanık hem de mağdur açısından telafisi güç sonuçlar doğurmaktadır.

Özellikle dijital delillerin değerlendirilmesi, hukuka aykırılık–hukuka uygunluk sınırının belirlenmesi, kamu görevlilerinin sorgu ve erişim yetkileri, sosyal medya verilerinin kişisel veri niteliği gibi konular; genel ceza hukuku bilgisinin ötesinde, kişisel veriler ve bilişim suçları alanında uzmanlaşmış bir avukatlık pratiğini zorunlu kılmaktadır.

Bu nedenle, İstanbul Tuzla merkezli 2M Hukuk Avukatlık Bürosu, TCK 136 yargılamalarında:

Güncel Yargıtay ve AYM içtihatlarını esas alan savunma stratejileri,

Dijital delillerin hukuka uygunluğu ve denetlenebilirliği konusunda etkin itirazlar,

Yanlış suç vasıflandırmalarına karşı etkili hukuki nitelendirme,

Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında usul hatalarının önlenmesi

konularında müvekkillerine uzman avukat desteği sunmaktadır.

Kişisel veri suçlarında yapılacak küçük bir hukuki hata, telafisi güç ceza ve adli sicil sonuçlarına yol açabileceğinden; TCK 136 kapsamında profesyonel ve uzman bir hukuk desteğiyle hareket edilmesi hayati önem taşır.

Read More

Uyuşturucu suçlarında tutuklama neye göre verilir, itiraz edilebilir mi?

1. Uyuşturucu Suçlarında Tutuklama Kriterleri

Yargı kararları ve ilgili mevzuat hükümleri (CMK m.100 vd.) uyarınca, uyuşturucu suçlarında tutuklama kararı verilebilmesi için temel olarak “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin” ve bir “tutuklama nedeninin” bulunması gerekmektedir. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (TCK m.188), 5271 sayılı CMK’nın 100/3-a-8 maddesi kapsamında yer alan katalog suçlardan biridir. Bu durum, suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeninin kanunen var sayılabileceğine işaret etmektedir.

Kararlarda vurgulanan temel kriterler şunlardır:

Kuvvetli Suç Şüphesi ve Somut Deliller: Tutuklama için suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtilerin bulunması şarttır. Mahkemeler; iletişim tespit tutanakları (tapeler), fiziki takip tutanakları, arama ve el koyma tutanakları, uyuşturucu madde yakalama ve muhafaza altına alma tutanakları, ekspertiz raporları ve şüpheli/sanık beyanlarını kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller olarak değerlendirmektedir.

Suçun Vasıf ve Mahiyeti: İşlenen suçun kanundaki ceza alt ve üst sınırları, suçun toplum üzerindeki etkisi ve ciddiyeti göz önünde bulundurulur.

Kaçma ve Delilleri Karartma Şüphesi: Sanığa verilmesi muhtemel ceza miktarının yüksekliği, kaçma şüphesini doğuran bir olgu olarak kabul edilmektedir. Ayrıca delillerin henüz tam olarak toplanmamış olması, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ihtimali de tutuklama gerekçesi yapılmaktadır.

Ölçülülük ve Adli Kontrolün Yetersizliği: Tutuklama tedbirinin hedeflenen gaye bakımından ölçülü olması ve CMK m.109’da düzenlenen adli kontrol tedbirlerinin (imza, yurt dışı çıkış yasağı vb.) bu aşamada yetersiz kalacağı kanaatinin oluşması gerekir.

Uluslararası Standartlar: Bazı Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında, tutukluluk halinin devamının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5. ve 6. maddelerindeki koşullara uygun olması gerektiği belirtilmektedir.

2. Tutuklama Kararına İtiraz Süreci ve Usulü

Uyuşturucu suçları kapsamında verilen tutuklama veya tutukluluk halinin devamı kararlarına karşı itiraz yolu açıktır. İtiraz süreci şu esaslara dayanmaktadır:

İtiraz Süresi: Kararın tefhiminden (yüze karşı okunmasından) veya tebliğinden itibaren 7 gün içinde itiraz edilmelidir.

İtiraz Mercileri:

Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) Ceza Daireleri tarafından verilen tutukluluk devam kararlarına karşı, kararı veren daireyi takip eden numaralı daireye (örneğin 3. Ceza Dairesi kararına karşı 4. Ceza Dairesine) itiraz edilir.

Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından verilen kararlara karşı bir üst merciye (Asliye Ceza veya Ağır Ceza Mahkemesi) itiraz edilebilir.

İtiraz Yöntemi: İtiraz, kararı veren mahkemeye sunulacak bir dilekçe ile veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Tutuklu bulunan kişiler, ceza infaz kurumu müdürüne beyanda bulunarak veya dilekçe vererek de itiraz haklarını kullanabilirler (CMK m.263).

İnceleme Usulü: İtiraz incelemesi kural olarak duruşmasız, dosya üzerinden yapılır. Ancak mahkeme gerekli gördüğünde Cumhuriyet savcısını, müdafii veya vekili dinleyebilir. Anayasa Mahkemesi, itiraz incelemesinin duruşmasız yapılmasını tek başına bir hak ihlali olarak görmemektedir.

3. İkincil Kaynaklar ve Genel İlkeler

İkincil bilgi sağlayan kaynaklar ve genel yargı pratikleri ışığında aşağıdaki hususlar önem arz etmektedir:

Tutukluluk Süreleri: Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresi en çok 2 yıldır. Zorunlu hallerde gerekçeli olarak uzatılabilir; ancak bu süre toplamda 5 yılı geçemez. Makul sürenin aşılması durumunda CMK m.141 uyarınca tazminat hakkı doğabilmektedir.

Gerekçe Zorunluluğu: Katalog suçlarda dahi tutuklama kararlarının; kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerini ve tedbirin ölçülü olduğunu gösteren somut olgularla gerekçelendirilmesi zorunludur. Anayasa Mahkemesi, somut delil gösterilmeden veya sadece soyut gerekçelerle (suçun katalog suç olması gibi) verilen tutuklama kararlarında hak ihlali tespiti yapabilmektedir.

Adli Kontrol Alternatifi: Tutuklama kararı verilirken, adli kontrol hükümlerinin neden yetersiz kalacağının kararda açıkça belirtilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Sonuç: Uyuşturucu suçlarında tutuklama; kuvvetli suç şüphesi, katalog suç karinesi, kaçma şüphesi ve ölçülülük kriterlerine göre verilir. Bu kararlara karşı 7 gün içinde ilgili yargı merciine itiraz edilmesi mümkündür. Av. Meryem Günay’ın bir makalesinin önerisi.


4. Uyuşturucu Suçlarında Neden Uzman Ceza Avukatı Desteği Gerekli?

Uyuşturucu veya uyarıcı madde suçları, gerek ceza miktarlarının ağırlığı, gerekse tutuklama tedbirinin sık uygulanması nedeniyle savunmanın en teknik yürütülmesi gereken ceza yargılamaları arasındadır. Özellikle TCK m.188 kapsamında imal ve ticaret isnadı bulunan dosyalarda yapılacak tek bir usul hatası, uzun süreli tutukluluk ve yüksek hapis cezaları ile sonuçlanabilmektedir.

Bu nedenle uyuşturucu suçlarında uzman ceza avukatı desteği hayati önem taşır.

Tutuklama ve İtiraz Sürecinin Teknik Niteliği

Tutuklama kararlarına karşı yapılacak itirazlarda,

Kuvvetli suç şüphesinin gerçekten somut delillere dayanıp dayanmadığı,

İletişim tespitleri (HTS, tape) ile fiili hâkimiyetin karıştırılıp karıştırılmadığı,

Ele geçirilen maddenin kullanım mı, ticaret mi kapsamında değerlendirilmesi,

Adli kontrolün neden yetersiz sayıldığına ilişkin gerekçenin bulunup bulunmadığı,

gibi hususların Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatlarıyla birlikte ileri sürülmesi gerekir. Bu değerlendirmeler, ceza yargılaması pratiği olmayan kişiler açısından teknik ve karmaşıktır.

Delillerin Hukuka Uygunluğu ve Savunma Stratejisi

Uyuşturucu dosyalarında en sık karşılaşılan sorunlar şunlardır:

Arama kararının usule aykırı olması,

İhbar ve gizli tanık beyanlarının tek başına delil yapılması,

Telefon mesajlarının bağlamından koparılarak yorumlanması,

Ele geçen maddenin miktarına göre yanlış suç vasfı tayini.

Uzman bir ceza avukatı, bu tür hukuka aykırılıkları erken aşamada tespit ederek tutukluluğun sona erdirilmesi, adli kontrole çevrilmesi veya beraat yönünde etkili bir savunma kurabilir.

Yerel Uygulamalar ve Mahkeme Pratiklerinin Önemi

Uyuşturucu suçlarında uygulamalar;

İstanbul (Anadolu – Avrupa Yakası), Tuzla, Pendik, Kartal, Maltepe, Gebze, Çayırova
gibi bölgelerde görev yapan Sulh Ceza Hâkimlikleri ve Ağır Ceza Mahkemeleri arasında dahi farklılık gösterebilmektedir. Bu nedenle dosyanın görüldüğü adli çevreyi ve yerel yargı pratiğini bilen bir avukatla çalışmak, tutuklama ve itiraz sürecinde ciddi avantaj sağlar.

2M Hukuk Avukatlık Bürosu ile Profesyonel Ceza Savunması

2M Hukuk Avukatlık Bürosu (Tuzla / İstanbul), uyuşturucu ve uyarıcı madde suçları başta olmak üzere ceza yargılamalarında; Tutuklama ve tutukluluk itirazları, Adli kontrol talepleri, TCK m.188 – m.191 ayrımına ilişkin savunmalar, Etkin pişmanlık uygulamaları, Anayasa Mahkemesi ve AİHM başvuruları alanlarında uzmanlaşmış savunma hizmeti sunmaktadır.

Uyuşturucu suçlarında erken aşamada alınan nitelikli hukuki destek, çoğu zaman dosyanın seyrini kökten değiştirebilmekte; özgürlük hakkı, adil yargılanma ve ölçülülük ilkesi bakımından telafisi güç zararların önüne geçmektedir.

Read More

Adli sicil (sabıka kaydı) nasıl silinir veya temizlenir?

Giriş

Bu çalışma, “Adli sicil (sabıka kaydı) nasıl silinir veya temizlenir?” sorusuna yanıt olarak sunulan Yargıtay ve Danıştay kararlarının analiziyle hazırlanmıştır. Çalışma, adli sicil ve arşiv kayıtlarının silinmesi süreçlerini, bu süreçleri düzenleyen temel mevzuat olan 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu çerçevesinde, suçun tarihi, niteliği ve yetkili makamlar gibi kritik unsurları dikkate alarak detaylı bir şekilde incelemektedir.

İncelenen yargı kararları, adli sicil kaydının silinmesi sürecinin tek aşamalı bir işlem olmadığını ortaya koymaktadır. Süreç temel olarak iki ana adımdan oluşmaktadır:

Adli Sicil Kaydının Silinerek Arşiv Kaydına Alınması: Belirli yasal şartların gerçekleşmesiyle, mahkûmiyet bilgileri aktif adli sicil kaydından çıkarılarak arşiv kaydına nakledilir.

Arşiv Kaydının Tamamen Silinmesi: Arşiv kaydına alınan bilgilerin tamamen ortadan kaldırılması ise daha farklı ve uzun sürelere tabi koşullara bağlanmıştır.

Sürecin işleyişi; suçun işlendiği tarih (özellikle 01.06.2005 öncesi ve sonrası ayrımı), suçun niteliği (Anayasa’nın 76. maddesi ve özel kanunlarda sayılan suçlar) ve başvurulacak yetkili makam (Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü veya mahkemeler) gibi faktörlere göre önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Ayrıca, “yasaklanmış hakların geri verilmesi” (memnu hakların iadesi) kurumu, bazı arşiv kayıtlarının silinebilmesi için bir ön koşul olarak karşımıza çıkmaktadır.

1. Adli Sicil Kaydının Silinmesi ve Arşiv Kaydına Alınması

Yargı kararlarında en sık atıf yapılan düzenleme, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 9. maddesidir. Bu maddeye göre, adli sicildeki bilgiler belirli şartların gerçekleşmesiyle kendiliğinden silinerek arşiv kaydına alınır. Bu işlem için yetkili makam Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’dür. Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2016/9354 sayılı kararında bu şartlar şöyle özetlenmiştir: “…’cezanın veya güvenlik tedbirinin infazının tamamlanması’, ‘ceza mahkûmiyetini bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıran şikayetten vazgeçme veya etkin pişmanlık’, ‘ceza zamanaşımının dolması’ ve ‘genel af’ bulunmaktadır. Bu durumlarda, ‘Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce silinerek, arşiv kaydına alınır.'” Bu aşama, kaydın tamamen yok olması anlamına gelmemekte, sadece aktif sicilden pasif bir kayıt olan arşive aktarılmasını ifade etmektedir.

2. Arşiv Kaydının Silinmesi

Arşiv kaydına alınan bilgilerin silinmesi, Kanun’un 12. maddesinde daha sıkı koşullara bağlanmıştır. Bu koşullar, suçun niteliğine göre değişen süreler öngörmektedir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2018/9412 sayılı kararına göre: “…Anayasanın 76. maddesi ile Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunlarda bir hak yoksunluğuna neden olan mahkûmiyetler bakımından kaydın arşive alınma koşullarının oluştuğu tarihten itibaren, yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşuluyla on beş yıl geçmesiyle veya bu kararın alınması koşulu aranmaksızın otuz yıl geçmesiyle tamamen silinir. Diğer mahkûmiyetler için ise bu süre beş yıldır.” Ayrıca Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 2013/6535 sayılı kararında belirtildiği gibi, ilgilinin ölümü veya kaydın girildiği tarihten itibaren seksen yıl geçmesi gibi istisnai durumlarda da arşiv kaydı silinebilmektedir.

3. Suç Tarihine ve Niteliğine Göre Farklılaşan Uygulamalar

Kararlarda dikkat çeken en önemli ayrımlardan biri, suçun işlendiği tarihe ve niteliğine göre uygulanan prosedürün değişmesidir.

Suç Tarihi: 5352 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 01.06.2005’ten önce işlenen suçlar için Kanun’un Geçici 2. maddesi ve mülga 3682 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2010/93 sayılı kararına göre, bu tarihten önceki suçlara ilişkin arşiv kayıtlarının silinmesinde yetki mahkemelerdedir. 01.06.2005’ten sonra işlenen suçlarda ise yetki, kural olarak Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü’ndedir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2019/579 sayılı kararı bu durumu, “…suç tarihinin 01/06/2005 tarihinden sonrasına ilişkin olması karşısında, hükümlünün talebinin değerlendirilmesi için dilekçenin Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğüne gönderilmesi gerekir” şeklinde açıklamıştır.

Suçun Niteliği: Yargı kararlarında ısrarla vurgulanan bir diğer husus, bazı suçlara ilişkin kayıtların silinmesinin neredeyse imkânsız olmasıdır. Anayasa’nın 76. maddesinde sayılan (zimmet, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik vb.) ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu gibi özel kanunlarda belirtilen suçlar, affa uğramış olsalar dahi arşiv kaydına alınır ve Kanun’un 12. maddesindeki çok uzun süreli şartlar gerçekleşmedikçe silinmezler. Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2012/13348 sayılı kararında bu durum, “…affa uğramış olsalar bile başta Anayasanın 76. maddesi ile özel kanunlarda sayılan suç ve cezaların ise 5352 sayılı Yasanın 10. maddesine göre istenildiğinde verilmek üzere arşiv kaydına alındığı, aynı Kanunun 12. maddesinde sayılan koşullar dışında silinmesine yasal olarak bulunmadığı” şeklinde ifade edilmiştir.

4. Yasaklanmış Hakların Geri Verilmesi (Memnu Hakların İadesi)

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında değinilen 5352 sayılı Kanun’un 13/A maddesi, “yasaklanmış hakların geri verilmesi” kurumunu düzenlemektedir. Bu, adli sicil kaydının silinmesinden farklı bir hukuki yoldur. Ancak, cezanın infazından sonra üç yıl geçmesi ve kişinin bu sürede iyi halli olması gibi şartlara bağlı olan bu karar, bazı arşiv kayıtlarının (özellikle hak yoksunluğuna neden olanların) silinebilmesi için bir ön koşul niteliği taşımaktadır.

Sonuç

Yargı kararlarının bütüncül analizi, adli sicil kaydının silinmesi sürecinin basit bir idari başvuruyla sonuçlanmadığını; aksine, kanunla belirlenmiş katı, aşamalı ve karmaşık bir prosedür olduğunu göstermektedir. Sürecin temelini 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu oluşturmakla birlikte, bir kaydın silinip silinemeyeceği;

Kaydın adli sicilde mi yoksa arşivde mi olduğu,

Suçun 01.06.2005 tarihinden önce mi sonra mı işlendiği,

Suçun niteliğinin Anayasa’nın 76. maddesi veya özel kanunlar kapsamında olup olmadığı

gibi faktörlere bağlı olarak değişmektedir. Özellikle yüz kızartıcı suçlar ve belirli kamu görevlerine engel teşkil eden suçlara ilişkin kayıtların arşivden tamamen silinmesi, çok uzun sürelere ve özel şartlara tabi olup, çoğu zaman yasal olarak mümkün değildir. Bu nedenle her bir vakanın, ilgili kanun maddeleri ve güncel yargı içtihatları ışığında ayrı ayrı değerlendirilmesi zorunludur. Bir yazı önerisi.

Neden Tuzla Uzman Avukat Desteği Gerekli?

Adli sicil kaydının silinmesi veya arşivden tamamen kaldırılması süreci, yalnızca bir dilekçe veya başvuru ile tamamlanabilen basit bir işlem değildir. 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun öngördüğü şartlar, suçun tarihi, niteliği ve ilgili hakların iadesi gibi faktörler dikkate alındığında süreç aşamalı, teknik ve hukuki uzmanlık gerektiren bir prosedür haline gelmektedir.

Tuzla’da, özellikle İstanbul’un yoğun nüfus ve iş hacmi nedeniyle, adli sicil başvurularında uygulamada farklılıklar görülebilmektedir. Bu nedenle bölgesel tecrübeye sahip bir avukatın katkısı önemlidir. Tuzla uzman avukatları:

Başvurunun hangi mercilere yapılacağını ve hangi belgelerin eklenmesi gerektiğini net olarak belirler.

Adli sicil kaydının türüne (aktif sicil veya arşiv kaydı) ve suçun niteliğine göre uygulanacak süre ve prosedürleri doğru şekilde uygular.

Yasaklanmış hakların geri verilmesi gibi, ön koşullu veya uzun süreli süreçlerin takibini sağlar ve hak kaybını önler.

Yargı kararları ve mevzuat ışığında, ret riski taşıyan başvurular için önleyici stratejiler geliştirir.

Bu nedenle, adli sicil kaydının silinmesi veya arşivden tamamen kaldırılması sürecinde Tuzla’da deneyimli bir avukattan profesyonel destek almak, hem sürecin doğru yürütülmesini sağlar hem de olası hukuki riskleri minimize eder.

Read More

Kendi Adına Banka Hesabı Açıp Başkalarına Kullandırmanın Cezai Sorumluluğu

Giriş

Kendi adınıza banka hesabı açıp, bu hesabı başka kişilerin kullanımına sunmak, günümüzde özellikle dolandırıcılık, yasa dışı para transferleri ve kara para aklama gibi durumlarda sıkça karşılaşılan bir eylemdir. Bu tür davranışlar, hem 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 15. maddesi kapsamında hem de Türk Ceza Kanunu (TCK) çerçevesinde çeşitli suç tiplerine yol açabilir. Önemli olan nokta, bu tür işlemlerde suçun oluşması için paranın kaynağı veya kullanılma amacı hakkında kesin bir delil bulunmasına gerek olmamasıdır. Yani, kişinin kendi adına açtığı bir banka hesabını, başkaları kullanımına sunması ve bunu yetkili kuruma bildirmemesi fiilen suç teşkil eder.

5549 Sayılı Kanun’un 15. Maddesi Kapsamında Sorumluluk

5549 sayılı Kanun, madde 15 şöyle düzenlenmiştir: “Yükümlüler nezdinde veya aracılığıyla yapılacak kimlik tespitini gerektiren işlemlerde, kendi adına ve fakat başkası hesabına hareket eden kimse, bu işlemleri yapmadan önce kimin hesabına hareket ettiğini yükümlülere yazılı olarak bildirmediği takdirde altı aydan bir yıla kadar hapis veya beşbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.” Bu kanun maddesi, “başkası hesabına işlem yapıldığının beyan edilmemesi” suçunu düzenler ve bu suçun şekli bir suç olduğunu açıkça ortaya koyar. Yani, işleme konu paranın suç geliri olup olmadığı araştırılmaz; suç, işlemin başkası hesabına yapıldığının bildirilmemesi durumunda tamamlanmış olur. Suçun oluşması için gerekli olan unsurlar arasında, işlem yapılan kişinin kimlik bilgilerinin tespitini gerektiren bir işlem olması ve işlemin banka veya yetkili yükümlü kurum nezdinde yapılması sayılır. Mahkemeler, özellikle hesap sahibinin kendi adına fakat başkası hesabına hareket etmesi ve bu durumu işlemden önce yazılı olarak bildirmemesi fiilini suçun temel unsuru olarak kabul etmektedir.

Pratikte en sık karşılaşılan durum, “hesap kiralama” olarak bilinen eylemdir. Kendi adına açılmış banka hesabı, herhangi bir bildirim yapılmadan başka kişiler veya şirketler tarafından kullanılır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Ceza Dairesi’nin 2023/3979 sayılı kararında, sanığın şirket adına açtığı banka hesabını başkalarının kullanımına sunması, suçun unsurlarını oluşturduğu gerekçesiyle mahkumiyet kararı onanmıştır. Bunun yanında, mahkemeler suçun oluşup oluşmadığını belirlerken sadece hesap hareketlerinin yoğunluğuna bakmaz; işlemin kimlik tespiti gerektirip gerektirmediğini uzman bilirkişi raporlarıyla tespit eder. İstanbul BAM 15. Ceza Dairesi’nin 2024/1952 sayılı kararında da, yoğun para trafiğinin tek başına mahkumiyet için yeterli olmadığı vurgulanmıştır.

Türk Ceza Kanunu Açısından Sorumluluk

Kendi adına açılan bir hesabın başkasına kullandırılması, hesabın hangi suçta ve nasıl kullanıldığına bağlı olarak farklı cezai sonuçlar doğurabilir.

Dolandırıcılık Suçu (TCK m. 157-158)

TCK madde 157: “Başkasını aldatmak suretiyle haksız bir menfaat temin eden kişi dolandırıcılık suçunu işlemiş olur.” TCK madde 158: Nitelikli dolandırıcılık hallerini düzenler; örneğin, banka veya kredi kurumlarını dolandırmak, sahte belge kullanmak gibi. Hesabın, mağdurları aldatmaya yönelik hileli eylemlerde bir araç olarak kullanılması durumunda, hesap sahibi dolandırıcılık suçuna iştirakten sorumlu tutulur. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi’nin kararında, sanığın kendisini banka görevlisi olarak tanıtan bir kişi aracılığıyla başkasının hesabından kendi hesabına para aktarılması dolandırıcılık kapsamında değerlendirilmiş ve hesap sahibi sorumlu tutulmuştur. Yargıtay 11. Ceza Dairesi de benzer durumlarda sanığın dolandırıcılık suçuna yardım ettiğini kabul ederek mahkumiyet kararı vermiştir.

Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçu (TCK m. 245)

TCK madde 245: “Başkasına ait kredi veya banka kartını rıza dışı kullanmak veya başkasının bilgileri ile kart almak suçtur.” Hesap, başkasına ait banka veya kredi kartı bilgilerinin rıza dışı kullanımına aracılık etmişse, dolandırıcılık yerine bu suç oluşur. Yargıtay 15. Ceza Dairesi, mağdura ait kimlik ve kart bilgileriyle yapılan işlemlerin nitelikli dolandırıcılık yerine TCK m. 245 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Bilişim Sistemleri Yoluyla Hırsızlık Suçu (TCK m. 142/2-e, m. 141/1)

TCK madde 142/2-e: “Bilişim sistemleri yoluyla malvarlığına zarar vermek.” TCK madde 141/1: “Hileli davranışlarla elde edilen malın rızasız alınması hırsızlık suçunu oluşturur.” Mağdurun bilgisi ve rızası olmadan internet bankacılığı veya mobil uygulamalar üzerinden hesap kullanılmışsa, eylem bilişim yoluyla hırsızlık olarak nitelendirilir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi’nin kararında, mağdurun internet bankacılığı şifresinin ele geçirilmesi ve hesabından rızası dışında para aktarılması hırsızlık suçu olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da benzer durumlarda, hileli davranış sonucu elde edilen rıza ile paranın teslim edilmemesi durumunda dolandırıcılık oluşmadığını, ancak parayı rıza olmadan alan kişinin hırsızlık suçunu işlediğini belirtmiştir.

Resmi veya Özel Belgede Sahtecilik (TCK m. 204, 207)

TCK madde 204: Resmi belgede sahtecilik suçunu, TCK madde 207: Özel belgede sahtecilik suçunu düzenler. Hesap açma veya kullanım sürecinde sahte kimlik, vekaletname veya diğer belgeler kullanılmışsa, fail belgede sahtecilik suçundan da sorumlu tutulur. Yargıtay 23. Ceza Dairesi, sahte belgelerle banka işlemi yapan sanıkların hem nitelikli dolandırıcılık hem de belgede sahtecilik suçundan sorumlu tutulabileceğini vurgulamıştır.

Banka Hesabı Açıp Başkalarının Kullanımına Sunma Eylemi Açısından Pratik Öneriler ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Kendi adına açılan banka hesabını başkalarının kullanımına sunmak ciddi riskler taşır ve farkında olunmasa bile cezai sorumluluk doğurabilir. Hesap sahiplerinin, hesaplarını başka kişilere kullandırmadan önce bu durumun hukuki sonuçlarını mutlaka değerlendirmesi gerekir. Eğer bir işlem başkası hesabına yapılıyorsa, yetkili kuruma yazılı olarak bildirim yapmak, hem suç oluşumunu önler hem de ileride oluşabilecek hukuki sorunları azaltır.

Mahkemeler, dolandırıcılık, hırsızlık veya banka kartı suçları arasındaki ayrımı titizlikle inceler. Bu nedenle, işlem kayıtlarının detaylı tutulması, şüpheli veya olağandışı hareketlerin hemen banka tarafından bildirilmesi önemlidir. Ayrıca, mahkeme sürecinde, işlemin kimlik tespiti gerektirip gerektirmediğini belirlemek için alanında uzman bilirkişi raporu alınması zorunlu bir usul kuralıdır.

Sonuç

Kendi adına açılan bir banka hesabını başkalarının kullanımına sunmak, hem 5549 sayılı Kanun hem de TCK kapsamında ciddi cezai sorumluluk doğurur. Suçun oluşması için paranın kaynağı veya kullanılma amacı önemli değildir; yeterli olan, işlemin başkası hesabına yapıldığının yetkili kuruma bildirilmemesidir. Hesabın hangi suçta kullanıldığı, failin kastı ve fiilin işleniş şekli cezai sorumluluğu belirler. Dolandırıcılık, banka kartı kötüye kullanımı, bilişim yoluyla hırsızlık veya sahtecilik gibi farklı suç tipleri söz konusu olabilir. Bu nedenle, avukatların savunma stratejilerini belirlerken müvekkilin kastını, hesabın kullanım şekli ve mağdurun iradesinin aldatılıp aldatılmadığını detaylı şekilde analiz etmeleri kritik öneme sahiptir. Bir yazı önerisi.

Tuzla Avukat Desteği Neden Gerekli?

Kendi adına açılan banka hesabını başkalarının kullanımına sunmak, karmaşık hukuki sonuçlar doğurabilen bir eylemdir. Bu noktada Tuzla avukat desteği almak kritik önem taşır. Sebeplerini şöyle özetleyebiliriz:

Hukuki Soruşturma ve Savunma Stratejisi: Mahkemeler, bu tür dosyalarda hem 5549 sayılı Kanun hem de TCK hükümlerini birlikte değerlendirir. Hesabın hangi amaçla kullanıldığı, suçun unsurları ve failin kastı titizlikle incelenir. Tuzla’da deneyimli bir avukat, müvekkilin kastını ve fiilin niteliğini doğru analiz ederek etkili bir savunma stratejisi geliştirir.

Bilirkişi Raporlarının Takibi: Yargı kararlarında sıkça vurgulandığı gibi, bankacılık işlemlerinin kimlik tespiti gerektirip gerektirmediği ve başkası hesabına yapılıp yapılmadığı, alanında uzman bilirkişilerce raporlanır. Avukat desteği, bu süreçte gerekli uzman raporlarının hazırlanmasını ve dosyaya sunulmasını sağlar.

Cezai Sorumluluğun Belirlenmesi: Hesabın kullanım şekline göre dolandırıcılık, banka kartını kötüye kullanma, bilişim yoluyla hırsızlık veya sahtecilik suçları oluşabilir. Avukat, müvekkilin sorumluluk sınırlarını net bir şekilde belirleyip olası cezaları minimize etmeye çalışır.

Yasal Süreçlerde Hakların Korunması: Suç isnat edildiğinde, kişi hem soruşturma hem de yargılama süreçlerinde hak kaybına uğrayabilir. Tuzla avukatı, tüm süreç boyunca müvekkilin haklarını korur, belgelerin ve delillerin doğru şekilde sunulmasını sağlar.

Özetle, kendi adına açılan banka hesabının başkaları tarafından kullanılmasına izin verilmesi ciddi hukuki riskler taşır. Bu nedenle İstanbul, Tuzla avukat, Pendik avukat, Kartal avukat, Maltepe avukat, Aydınlı avukat, Orhanlı avukat, Gebze avukat, Çayırova avukat, Tepeören avukat, Darıca avukat, Bayramoğlu avukat gibi bölgelerde uzman bir avukatın rehberliği, suç isnatları karşısında müvekkilin haklarının korunması ve olası cezaların azaltılması açısından kritik öneme sahiptir.

Read More

Açığa Atılan İmzanın Kötüye Kullanılması Suçunun Unsurları Nelerdir?

Giriş

Bu yazı, “açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suçunun unsurları nelerdir?” sorusuna yanıt vermek amacıyla, sunulan Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi ve İlk Derece Mahkemesi kararlarının analiziyle hazırlanmıştır. Yazı, suçun yasal dayanağını, temel unsurlarını, ispat koşullarını ve diğer suç tiplerinden ayrıldığı noktaları, ilgili yargı kararlarından alıntılarla destekleyerek ortaya koymaktadır. Amaç, farklı kararlardaki bilgileri sentezleyerek bütüncül bir bakış açısı sunmaktır.

1. Açığa Atılan İmzanın Kötüye Kullanılması Suçunun Yasal Dayanağı ve Tanımı

İncelenen tüm kararlar, açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suçunun yasal dayanağının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 209. maddesinin 1. fıkrası (TCK 209/1) olduğu konusunda hemfikirdir. Yargı kararlarında suçun tanımı tutarlı bir şekilde şu ifadelerle yapılmaktadır: “Belirli bir tarzda doldurulup kullanılmak üzere kendisine teslim olunan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı, verilme nedeninden farklı bir şekilde dolduran kişi…” (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2021/38005; Ceza Genel Kurulu, 2017/51)

2. Suçun Konusu: İmzalı ve Kısmen veya Tamamen Boş Kâğıt 

Suçun işlenebilmesi için ortada, hukuki bir sonuç doğuracak şekilde doldurulmaya elverişli, üzerinde gerçek bir imza bulunan ancak içeriği kısmen veya tamamen boş olan bir kâğıt bulunmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu durumu, “…‘belge’ oluşturmayan, tamamlanmış bir hukuki işlemi ifade etmeyen imzalı ve fakat kısmen veya tamamen boş bir kâğıt” olarak nitelendirmiştir (2016/1347). İmzanın gerçek olması zorunludur; aksi halde belgede sahtecilik suçu gündeme gelir (Ceza Genel Kurulu, 2017/51).

Ancak, Yargıtay 23. Ceza Dairesi’nin bir kararı bu unsura önemli bir sınırlama getirmektedir. Karara göre, mağdur tarafından imzalanan belgenin “boş bir kağıt olmayıp bono olması” durumunda, belgenin unsurları tam olmasa bile, açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun unsurları oluşmaz (2015/8932). Bu, suçun konusunun, kambiyo senedi gibi belirli bir hukuki niteliği haiz belgelerden ziyade, içeriği serbestçe doldurulabilecek nitelikteki “boş kâğıtlar” olduğunu göstermektedir.

3. Fail ve Mağdur İlişkisi: Güvene Dayalı Teslim 

Suçun en ayırt edici özelliklerinden biri, imzalı boş kâğıdın faile güvene dayalı olarak teslim edilmesidir. Mağdur, bu kâğıdı faile “belirli bir tarzda doldurulup kullanılmak üzere” kendi rızasıyla vermektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun vurguladığı gibi: “Burada imza sahibi suça konu olan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kâğıdı kendi isteği ile ‘belirli bir tarzda doldurup kullanmak üzere’ faile teslim etmekte ancak fail bunu ‘verilme nedeninden farklı bir şeklide’ doldurmaktadır.” (2016/1347)

Bu güven ilişkisi, suçu TCK m. 209/2’de düzenlenen ve belgenin hukuka aykırı ele geçirilmesi durumunda oluşan belgede sahtecilik suçundan ayırır.

4. Eylem: Anlaşmaya Aykırı Doldurma ve Kullanma 

Failin cezalandırılan eylemi, kendisine duyulan güveni kötüye kullanarak, teslim edilen imzalı boş kâğıdı, taraflar arasındaki anlaşmaya (verilme nedenine) aykırı olarak ve hukuki sonuç doğuracak şekilde doldurmasıdır. Örneğin, “teminat olması için kendisine boş bir şekilde imzalı olarak verilen suça konu senedi” alacak senedi olarak doldurup icra takibi başlatmak (Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 2017/13847) veya “işe başlamış göstermek için” alınan boş kâğıdı “alacağım yoktur” şeklinde doldurmak (Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2010/12747) bu suçu oluşturur.

5. Suçun İspatı: Yazılı Delil Zorunluluğu 

İncelenen kararlarda en sık vurgulanan ve suçun ispatı açısından kritik öneme sahip olan husus, anlaşmaya aykırılık iddiasının yazılı delille ispat edilmesi zorunluluğudur. Birden fazla Yargıtay kararı ve İlk Derece Mahkemesi kararı, bu kuralı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun kararlarına dayandırmaktadır. “Açığa atılan imzanın kötüye kullanıldığı yani imzanın üzerinin veriliş amacına aykırı olarak doldurulduğu iddiasının ispatı bakımından da Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun kararı ile ispat sorunu çözümlenmiştir.” (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, 2022/1563) Bu kurala göre, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun izin verdiği istisnai durumlar dışında, iddianın tanık beyanlarıyla ispatı mümkün değildir. Mağdurun, belgenin anlaşmaya aykırı doldurulduğuna dair yazılı bir delil (örneğin bir sözleşme, protokol, mektup vb.) sunamaması durumunda, suçun unsurları oluşmamış kabul edilmekte ve genellikle beraat kararı verilmektedir (Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 2014/23223; İlk Derece-İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2017/878).

6. TCK 209/1 ve 209/2 Ayrımı: Belgenin Ele Geçirilme Şekli 

Kararlarda altı çizilen bir diğer önemli ayrım, belgenin faile teslim edilme şekliyle ilgilidir:

TCK 209/1 (Açığa İmzanın Kötüye Kullanılması): Belge, mağdur tarafından faile güvene dayalı olarak ve rızayla teslim edilmiştir. Failin zilyetliği başlangıçta hukuka uygundur.

TCK 209/2 (Belgede Sahtecilik): Fail, imzalı boş kâğıdı hukuka aykırı olarak ele geçirmiş veya elinde bulundurmaktadır. Bu durumda fail, meydana gelen belgenin niteliğine göre (resmî/özel) belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bir kararında, imza sahibinin belgeyi teslim ettiği kişinin zilyetlikten vazgeçerek başka birine vermesi halinde, yeni zilyet açısından “esasen kendisine tevdi ve teslim olunmayan kağıdı bertakrip (hukuka aykırı) ele geçirme” durumunun oluşacağını ve eylemin TCK 209/2 kapsamında değerlendirileceğini belirtmiştir (Anayasa Mahkemesi kararında atıf yapılan Yargıtay 21. CD kararı).

Sonuç

Yargı kararlarının bütüncül analizi sonucunda, açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suçunun (TCK 209/1) temel unsurları şu şekilde özetlenebilir:

Suçun Konusu: Üzerinde gerçek bir imza bulunan ancak içeriği kısmen veya tamamen boş olan ve “belge” niteliği taşımayan bir kâğıdın varlığı.

Güven İlişkisi: Bu kâğıdın, mağdur tarafından faile belirli bir amaçla kullanılması için rızayla ve güvene dayalı olarak teslim edilmesi.

Anlaşmaya Aykırılık: Failin, bu güveni kötüye kullanarak kâğıdı, taraflar arasındaki anlaşmaya (verilme nedenine) aykırı bir şekilde doldurup hukuki sonuç doğuracak şekilde kullanması.

Bu unsurların yanı sıra, suçun ispatı için en kritik koşul, anlaşmaya aykırılık iddiasının yazılı delillerle kanıtlanması zorunluluğudur. Tanık beyanları kural olarak yeterli görülmemektedir. Son olarak, bu suçun, belgenin hukuka aykırı ele geçirilmesi halinde oluşan belgede sahtecilik suçundan (TCK 209/2) ayrıldığı ve takibinin şikâyete ve uzlaştırmaya tabi olduğu unutulmamalıdır. Bir yazı önerisi.

Neden Tuzla Avukat Desteği Gerekli?

Taraflar arasında güvene dayalı olarak boş bırakılan bir belgenin, sonradan anlaşmaya aykırı şekilde doldurulması ve kullanılması ciddi hukuki sonuçlar doğurur. Bu gibi durumlarda, belgenin neden ve nasıl verildiğinin ispatı büyük önem taşır. Özellikle senetler, taahhütler veya sözleşmelerle ilgili anlaşmazlıklarda, maddi delillerin sunulması, tanıkların doğru şekilde dinlenmesi ve dava sürecinin usulüne uygun yürütülmesi gerekir.

Bu tür karmaşık hukuki süreçlerde, Tuzla avukat, Pendik avukat, Maltepe avukat, Kartal avukat, Gebze avukat, Aydınlı avukat, Orhanlı avukat, Tepeören avukat, Darıca avukat, Bayramoğlu avukat ve Çayırova avukat bölgelerinde deneyim sahibi bir Tuzla avukatı ile çalışmak, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem taşır.

Alanında uzman bir Tuzla ceza avukatı ya da borç-alacak davalarında deneyimli bir avukat, belgenin anlaşmaya aykırı şekilde doldurulduğunu ispatlamak için gerekli süreci yürütür, delilleri toplar ve savunmanızı en güçlü biçimde hazırlar.

Bu nedenle, taraflar arasında güven ilişkisine dayalı olarak verilen belgelerde yaşanacak kötüye kullanım durumlarında profesyonel bir avukattan destek almak, hukuki sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından elzemdir.

Read More